2018-05-15 08:22:05

Küsmüş Bir Organın Vicdan Azabı

Cafer inanmamıştı ama doktorun söylediğini aynen ona da söylemiştim. Adam bana “penisküs” teşhisi koymuştu. Cafer bilumum yerleriyle gülüp benimle dalga geçti. Ben de gülmedim desem yalan olur.

Tüm bu gülüşmelere rağmen doktora inanıyordum. Çünkü sıkıntıyı yaşayan bendim, Cafer beyin penisi testisine denkti. Yani, illa söylememi istiyorsanız söyleyeyim. Kendi açımdan denklik bozulmuş sertlik berhava olmuştu.

Küsme olayına gelince; hayatım boyunca hiç kimseye küsmedim. Küsmenin ilkel bir şey olduğuna inanmışımdır hep. Ama bir erkeğin en önemli organı saydığı fazlalığın kendisine küsmesi de nedir?

Söyledim ya tamamen doktorun görüşü, o öyle dedi. Doğal olarak Cafer de sordu, “Nedeni neymiş?” Ben de sordum ama doktor bir sonraki randevuya bıraktı dedim. Cafer, “Hassiktir lan!” diyerek tepkisini koydu. Oğlum dedim birkaç test istedi onları yaptıracağım ondan sonra her şeyi açıklayacak.

Caferin ne doktora ne de bana inandığına inanmıyorum. Ben ne kadar mülayim, olayları kabul eden ve akışına bırakan biriysem, Cafer tam benim zıddım biriydi. Konuşmamız aynı fasit dairede devam ederken biraz kızdım tabii. Sabırsızsın, bir süre bekle ve sonucu gör diyerek çıkıştım. Ne halin varsa gör diyerek çıktı odadan. Meğer evden de çıkmış.

Birkaç gün salladım ama sonuçta kaçamayacağım, yüzleşmem gereken bir doktor girmişti hayatıma. Adam çok ilgilenmişti benimle, bir kilo baklava alıp muayenehanesine gittim.

Güler yüzle karşıladı, babacan bir adamdı, test sonuçlarım normal çıkmıştı. Sorunun psikolojik dedi. Çay içip baklava yedik. Beni psikolog Marlon Cahit Uzungeceye yönlendirdi. Yanımda randevu aldı. Öpüşüp ayrıldık. Eve döndüm.

Öğleden sonra Cafer uğradı. Hala “Oğlum penisküs diye teşhis mi olur?” deyip duruyordu. Kendisine uygun bir lisan-ı dille babacan doktorun sonuçlarla ilgili değerlendirmesini aktardım. Cafer anlamıyordu:

“Yahu şuna kuşun ötmüyor, iktidarı kaybetmişsin falan dese neyse. Resmen adam senle kafa buluyor, sen de kek gibi dinliyorsun.”

Cafercim dedim, bak; o güler yüzlü doktor senin gibi öküz olmadığı için beni incitmeden penisimin bana küstüğünü söyledi. Sen de olayın vahametini bıraktın kelimeye taktın. Yeter artık. İçinde bulunduğum durumu ve beni biraz anla.

Bu genç yaşımda şeyim yüzünden psikologlara gitmek zorunda kaldım. Artık adam çocukluğuma mı iner, babamı mı suçlar, içime attığım üzüntüleri mi çıkarmaya çalışır bilemem… biraz gerginim.

Cafer, “Bırak lan bu götünü yediğim ayakları. Ne yani herkesinki gün gelir tekler. Amma büyütüyorsun. Beni dinleseydin birkaç âleme dalar, mesir macunu falan işi hallederdik. Oğlum mesir macunu deyip geçme.

Mesir; uzayan yolların nesridir, şiir gibi duygusal, romantik, canım cicim değildir. Direk mevzuya girer. Onun kitabında kur yapmak yazmaz, ön sevişme asla. Sağa sola bakmadan kana karışır. Ve girdiği vücuda verdiği enerjiyle, kaşlar dâhil bilumum mukaddes organı kaldırır, hoplatır gerekirse zıplatır. Tır olur asfaltı inletirsin oğlum. Yürü be kim tutar seni.

Sen o romantiklerin söylediklerine kulak asma. Sonuçta; sevişmek mekanik bir devinimdir. Mekaniğin şahı Arşimettir. Düşünsene adam suyun kaldırma kuvvetini hamamda çıplakken bulmuştur. Sevişen iki bedene motor diyelim, işte bu motorlar insansa ateşlenmeleri için mesir şarttır. Sonra…

Lan oğlum bırak bu mesir, nesir, kesir işlerini. Sanki denemediğim ot bok kalmış gibi bilgiçlik taslıyorsun. Her şeyi denedim oğlum, bir kıçıma sokmadığım mısır koçanı kaldı. Bırak zevzekliği de arkadaşına destek ol, moral ver.

Madem Cafer kardeşine el uzattın, o da senin için pezevenklik yapmazsa, götün önde gideni demektir.

Artin Reşat H.

Yazar: Editor
2018-05-07 08:00:52

Refakatçi

“Refakatçiyle mı görüşüyorum?”

“Evet benim.”

“Ama bize bayan refakatçi lazım.”

“Ayarlayabilirim.”

“Tamam Bay R. En kısa zamanda sekreterim sizinle ayrıntıları görüşecek. Unutmayın bize Bayan R. Lazım.”

“Haber bekleyeceğim.”

Tek başına çalışan, herhangi bir ekibi olmayan Bay R. kara kara düşünmeye başladı. “Ayarlayabilirim.” Cümlesi ağzından çıkıvermişti. Birkaç gün içinde haber gelmeyince rahatladı. Günlük hayatına devam etti. Aradan bir hafta geçmişti ki sekreter hanım aradı.

Bay R. dürüstçe gerçekleri söyledi ve bu işten affını rica etti. Sekreter nedendir bilinmez duygulanmıştı. Durumu ilgililere aktaracaktı.

Bay R. Şehir Hastanesinden gelen işlerle yoğun bir hafta geçirmişti. Birkaç gün dinlenmek istiyordu. Filmci Ekodan son filmleri USBye atmasını rica etti ve karşılığında sözü edilmez miktarda bir para verdi. Filmci Eko, Bay Ryi severdi. Hem daimî müşterisiydi hem de hiç kimsenin izlemediği, garip filmleri seyrederdi. Bay R. evine geldi. Dünden yaptığı şevketi bostanı soslayıp yedi yanında da iki duble rakı içti. O akşam “TheLobster”ı izledi.

Ertesi gün sekreter aradı ve refakatçinin cinsiyetinin çok da önemli olmadığını vurguladı ve Bay R.nin en kısa zamanda büroya uğraması gerektiğini söyledi. Bay R. birkaç işinin olduğunu ve Çarşamba günü uğrayabileceğini dile getirdi. Çarşamba günü için buluşma ayarlandı. Bay R. telefonu kapattı. Kafasını kaşıdı. Sekreter telefonu kapattı. Saçlarını düzeltti.

Bay R. Çarşamba günü büroda bulunması gereken odada oturması gereken sandalyedeydi. Sekreter hanım bir bardak çay getirdi. Eteğini düzelterek Bay R.’nin karşısına oturdu. Biraz mahcup:

“İşverenim bayan refakatçiyi buldu. Ben sizi kendim için çağırdım. Umarım kızmazsınız.

Telefonda sesiniz müthiş bir huzur hissettirdi. Sizinle tanışmak istedim.  Bir süre bana refakat etmenizi rica ediyorum. Ücreti düşünmeyin. Eski kocam beni öldürecek.

Tabi ki her yere başvurdum. Sadece boş laflar, işe yaramaz evraklar, küçümseyen bakışlar. Beni korumanızı istemiyorum. Yanımda olun ve refakat edin yeter. Siz mi? Onun derdi benimle. Yine de her işte biraz risk vardır.”

Artin Reşat H.

Yazar: Editor