2016-04-14 10:15:32

 

 

Mali’nin Troy Bebekleri

 

Barda oturuyorduk, bar müdavimleri filan… TV’de bir şeyler dönüyor, pek dikkat etmiyoruz. Birden oyuncak bebekler ekrana geldi. Heyecanlandı Mali, benim de Troy Bebeklerim var, biliyor musunuz, dedi?

Tam da o esnada müzik kesilivermişti. Kâinatı saran bir sessizlik anı…

Gür Dev Orso sesi, bir an öylece sessiz kalan barda yankılanıvermişti.

Herkes, hatta güzel kızlar bile Mali’ye dikkat kesilivermişti.

Başını elleri arasına alıp “hay boyum devrilsin emi” dedi Mali.

Bunun üzerine etrafındaki 10 metrekarelik alan boşalıverdi.

Zira ne olur ne olmazdı, o boyun devrilmesi anında altında kalanın iflahı kesilebilirdi.

O akşam Mali hiçbir şey içemedi, tüm gözler üzerinde, evine erken gitti.

Neyse ki olay anında Aydın yoktu, Mali’nin bu mevzuya dair en büyük tesellisi belki buydu. Ama neticede, yaratılışın yahut birkaç genetiğin adaletsiz boy dağılımından intikam alırcasına Aydın bu yazıyı internete kendi elleriyle servis etti. Çok uzaklardaki Seyfi’nin hain kahkahaları duyulur gibi oldu.

 

Crowman

 

 

Yazar: Editor
2016-03-28 17:29:28

Normal İçin Güzelleme

Normal durumlarda normalin yüzüne bile bakmam. Çünkü o zaman yavandır normal, tatsızıdır, sıkıcıdır. Adam yerine koyarsam namerdim.

 

İlerleme dediğimiz şey de her halde işte o normali reddetmekle başlar. Yoksa taş devri hala modern insanın devriydi. Ayrıca, taş devrinin kötü bir devir olup olmadığını da şimdiye kadarki okumalarla henüz çözemedim. Gerçi Fred Çakmaktaş ve Barni Moloztaş’a bakarsak taş devri dünyanın en nezih devri. Neyse, konumuz bu değil.

Ama anormal zamanlarda normali aramayan beri gelmesin, çeksin gitsin. Yani şimdi böyle düşünüyorum, anormal bir hercümercinde. Yahu, diyesi geliyor insanın normal meğer ne güzel bir şeymiş.

Havalar normal, ekonomi normal, dersler normal, hayat normal, sağlık sıhhat normal, dert tasa normal, enflasyon normal, işsizlik normal, futbol normal, Trt normal, basın normal, interâlem normal… Her şey normal oğlu normal… Bunu özlememek anormal. Bazen en işlevsel devrimin, mümkünse, anormalden normale dönüş olacağının düşünüyorum. Tabi bu işin şakası…

On üç, on dört sene evvelki normal günleri kim özlemiyor bre?

Ne bileyim? Bazen normal bir şey olur vatandaşta, hukukta, adalette, etikte, moralde, değerde; bir bakarsın anormalden normale dönülüverir.

Ummak da normal bir şey, değil mi? Ne güzel!

Bakın, normal bir şeyler olmaya başladı bile…

Yazar: Editor
2016-01-02 16:36:51

 

Hadi bakalım, başlasın artık şu nokta birkaç transfer, yine kıpırdanmaya başladık heyecandan. Vakti geldi. Bu kez geç olmasın. Tam yerine denk gelsin. Sevgili Ahmet’in de dediği gibi, bu fırsatı adama babası bile vermez!

O zaman önce transfer edelim, sonra umut edelim. Zira;

Her transfer bir umuttur. Yaşama sevinci verir. Hayata bağlar. Dipdiri tutar futbol sevgini. Takımına daha bir güzel bakarsın. Her transfer bir umuttur.

Güç verir, yazdırır konuşturur.

Kitleye bir başka hava verir. İnancı pekiştirir. Transfer edilen futbolcunun önceki dönemleri pek bir mana taşımaz; sakatlıkları, başarısızlıkları, tatsızlıkları…

İnanırız ki bizle yepyeni bir sayfa açacaktır. Yükselecektir bizle. Gol sevincini yaşayacak, yaşatacaktır.

Şampiyonluk turu atılacaktır hep birlikte.

Bakınca; her transfer adeta bir Messi’dir. Öyle beklenir.

Her transferin bir kredisi vardır tribünde. İlk önce güvenilir. Sonra gelişmeler izlenir. Rakiplere nispettir. Bir fark oluşturacaktır onlarla aramızda, lehimize.

Çok koşacak, çok çalışacak, çok gol atacaktır. Hiç hata yapmayacaktır, kart görmeyecek, hiç sakatlanmayacaktır. Transfer dönemi bir şenlikse her transfer de bu şenliğin en muhteşem havai fişeğidir. Bin bir renkle art arda patlayan, gökyüzünde ışıltılı izler bırakan, seyrine doyum olmayan…

Her transfer bir umuttur. Umut, tribünün biricik ilacı, gıdası, dayanağıdır.

Yazar: Editor
2015-07-08 17:06:14

Seçim biteli 31 gün oldu CB muktediri hükümet kurma yetkisini hala kimselere vermedi. Tamam, Chp veya Bdp'ye direkt vermeyecek bu görevi, ama kendi malum partisine de vermedi, zaten onlar da almak için herhangi bir imada bulunmadı.

CB külliyesi acaba bu görevi neden vermedi, neden bu konuda müşkülpesent davranıyor? Niye? Sebep?

Yarı şaka yarı ciddi bir şeyler sıralayalım bakalım, belki bir tane makul sebep tahmin ederiz bu muammada.

Hükümet kurma görevini kendi partisine bile henüz vermedi, şöyle ki;

  1. Kuluçkaya yatırdığı 258 milletvekilinin bu zaman zarfında en azından 400 adet milletvekiline çıkmasını umuyor.
  2. Payanda partilerinden şu transfer döneminde gerekir sayıda vekil transferi peşindeler, herhangi cansıkıcı bir koalisyona ihtiyaç duyulmadan filan.
  3. 13 senelik sultanlıktan sonra devrilmiş olmayı henüz idrak edemediler.
  4. Memlekete bir de fetret devrini yaşatıyorlar ki tam manasıyla bir evlad-ı osmanlı olduklarını ıspat filan.
  5. Milleti uyutur bir dört sene de böyle geçiririz diye düşünüyorlar.
  6. Böyle enteresan bir sürüncemeden sonra başkanlık sisteminin kendi kendine hayata geçeceğini kurguluyor olabilirler.
  7. Olası bir koalisyonun sorabileceği mecburi hesaplardan tırsıyorlar.
  8. Yasal bir konuma çekilmek zorunda kalma ihtimali bile kanına dokunuyordur.
  9. Kendini Halife ilan etmeye hazırlanıyordur.
  10. Yağmur yağarsa maç tatil edilir diye umuyorlar.
  11. Defansa Fatih T'yi bırakıp maça tek başına çıkmaya hazırlanıyordur.
  12. Hükümet kurma görevini Acun'a vermek için fikir teatilerinde bulunuyordur.
  13. Kahvecinin ışıkları kapayıp açmasını bekliyorlar.
  14. Kardeş partinin verdiği moral motivasyonun tadını çıkarıyor olabilirler.
  15. Ego sorunu yaşıyor olabilirler.
  16. Kibir sorunu yaşıyor olabilirler.
  17. Korku sorunu yaşıyor olabilirler.
  18. Kuşku sorunu yaşıyor olabilirler.
  19. Keyfiyet sorunu yaşıyor olabilirler.
  20. Yüzde 60'lık milli iradeyi yok sayıyor olabilirler.
  21. Meclis başkanlığını ... almanın zafer sarhoşluğu içinde bir balkon konuşmasına hazırlanıyor olabilirler.
  22. Meclis başkanlığının seçim yenilgisini telafi ettiğini ve milli iradenin yine kendilerine döndüğünü tahayyül ediyor olabilirler.
  23. Ama kuzen, 6 Haziran'dan doğruca 8 Haziran'a geçmiş olabilirler ama.
  24. Canı istemiyor olabilir.
  25. Alan memnun veren memnun zannediyorlar.
  26. Belki bize şaka yapıyordur ki en mantıklısı da budur.
Benim aklıma gelen şimdilik bunlar. Dileyen kendi varsayımlarını sıralasın.
Asparagas bir yana, lakin ortada vahim bir tablo olduğu kesin veya tanımlanamayan bir 'tecessüm', bir nevi UFO...
Nasıl bir bekle(t)medir bu?
Yazar: Editor
2015-05-27 10:13:35

Transfer dönemi klişeleri

Şimdi en büyük heyecanımız, transfer haberlerini beklemeye dair olacak. Bence ligin en güzel dönemi transfer haberlerinin veya dedikodularının yayıldığı dönemdir ki eğlencelidir. Şimdi biz bu haberleri bekliyoruz. Aşağıdaki yazı da bir hatırlatma yazısıdır. Transfer olsun da varsın klişesi de olsun...

Mevsimi gelince, aşina olduğumuz sözler bunlar. Biz birkaçını hatırlatalım, devamını siz getirin:

  1. Falanca kulüp der ki: Bize, filanca oyuncu için herhangi bir teklif yok.
  2. Filanca futbolcu der ki: Bana veya menajerime gelen herhangi bir teklif yok.
  3. Falanca kulüp der ki: Filanca oyuncu bizim sözleşmeli futbolcumuzdur, biz izin vermeden hiçbir yere gidemez.
  4. Filanca futbolcu der ki: Ben zaten kundaktan beri falanca takımlıyım. Ebem beni o renklere sarmıştı ilk.
  5. Falanca kulüp der ki: Bu formaya layık transferler yapacağız.
  6. Filanca futbolcu der ki: Kulübüme para kazandırmadan bir yere gitmem.
  7. Falanca kulüp der ki: Bu transfer dedikoduları kulübümüze zarar vermektedir.
  8. Filanca futbolcu der ki: Bu transfer dedikoduları beni yıpratmaktadır.
  9. Falanca kulüp der ki: Taraftarımız bize güvensin.
  10. Filanca futbolcu der ki: Şampiyonluk yaşamaya geldim.
  11. Falanca kulüp der ki: Bu forma her futbolcuya nasip olmaz.
  12. Filanca futbolcu der ki: Burada olmaktan çok mutluyum.
  13. Falanca kulüp der ki: Biz büyük bir camiayız.
  14. Filanca futbolcu der ki: Büyük bir camiaya geldiğimin bilincindeyim.
  15. Falanca kulüp der ki: Alamayacağımız futbolcu yok.
  16. Filanca futbolcu der ki: Hayallerimin takımına geldim.
  17. Falanca kulüp der ki: Taraftarımız bana güvensin.
  18. Filanca futbolcu der ki: Burada ikinci baharımı yaşayacağım.
  19. Falanca kulüp der ki: İstikrardan yanayız.
  20. Filanca futbolcu der ki: Bana inananları mahcup etmeyeceğim.
  21. Falanca kulüp der ki: Transferde çok dikkatli davranıyoruz.
  22. Filanca futbolcu der ki: Takımı layık olduğu yere getirmek için ben ve arkadaşlarım elimizden geleni yapacağız.
  23. Falanca kulüp der ki: Nokta transferler yapacağız.
  24. Filanca futbolcu der ki: Benim için para ikinci planda.
  25. Falanca kulüp der ki: Sokağa atılacak paramız yok.
  26. Filanca futbolcu der ki: Bu sezon tüm kupaları alacağız.
  27. Falanca kulüp der ki: Bu sezon tüm kupaları alacağız.
  28. Diye devam eder...
Yazar: Editor
2015-03-16 14:45:50

Devrim Sandıkta Olur veya Ben Ne Diyeyim Abi ya…

Küba’da Türkiye ruh haliyle kış öğleden sonrası, diyelim ki orada saat 14.30 filan. İki adam Küba’dan, hayattan, sağlıktan, havalardan konuşuyordur. Birinin elinde bir puro olabilir, diğerini bilmiyorum. Laf devrime gelir. İyi mi?

Uzun Adam- Hakkaten nasıl oldu sizin devrim işi?

Kızıl Adam- Anlaman için uzun anlatacağım. İyi dinle ama. Meksika’da 26 Temmuz hareketine katıldığım andan başlayayım. Gruptaki arkadaşlarla farklı düşünüyorduk...

Uzun Adam- Benim de öyle oluyor, gerçi ben bildiğimi okuyorum. Mesele halloluyor.

Kızıl Adam- Burada işler farklı yürüyor. Senin dediğin Batista zamanında oluyordu. Topluma dair görüşlerimiz farklıydı. Ben devrimci bir program önermiştim, bir başkası: “Bizim amacımız darbe yapmak, Batista da hükümet darbesiyle iktidara geçmişti. Onu uzaklaştırmak için biz de bir darbe yapmalıyız. Batista ABD’ye yüz ödün veriyorsa biz yüz bir ödün verelim.” şeklinde bir görüşle gelmişti.

Uzun Adam- Mantıklı aslında...

Kızıl Adam- Mantıklı olan ne?

Uzun Adam- Hem hükümet darbesi hem de ödün vermek konusu. Bana yapılmadığı sürece darbelerle meselem olmayabilir haddizatında. Ne bileyim, şahsen darbeler benim hep işime gelmiştir. Edebiyatını yapmak bile yetiyor bazen. Peki, sen ona ne dedin?

Kızıl Adam- O zaman hükümet darbesinin bir ilke temeline dayanması gerektiğini söyledim. İktidarı ele geçirdikten sonra ne yapacağımızı bilmek zorundaydık. Bizim darbeyle işimiz olmazdı zira. Anlayacağın, onlarla yollarımızı ayırdık muhterem. Birtakım içsel sorunlar yaşadık, işe macera diye katılanlar Granma seferine dâhil olmamak için çeşitli bahaneler bulup ayrıldılar. Neticede 82 kişiyle yola çıktık. Ayaklanma sürecinin başlangıcında, maceracılık eğilimi, karşılaştığımız ilk ve tek güçlüktü. Küba kıyılarına vardığımızda uğradığımız darbeden sonra yeniden birleşip Sierra Maestra dağına çıktık.

Uzun Adam- Bizimkiler galiba o dağın başında bir cami görmüş. Vaktiyle…

Kızıl Adam- Efendim?

Uzun Adam- Sen bunu bilmiyorsun anlaşılan.

Kızıl Adam- Anlamadım ya! Neyse. Dağdaki hayatımız düzensizdi. Hep tırmanıyorduk, kuraklık vardı. Suyumuz bile yoktu. Hayatta kalmak için çok çaba harcıyorduk.

Uzun Adam- Devrim için mi bu kadar zahmet çektiniz?

Kızıl Adam- Evet, başka ne olacaktı?

Uzun Adam- Boş işlerle uğraşmışsınız kuzen.

Kızıl Adam- Efendim? Kim dedin?

Uzun Adam- Yani bu işin kolayı vardı.

Kızıl Adam- Neyse, sonra anlatırsın ne bildiğini. Batista’nın askeri birliklerinin baskısından usanan halk gerilla güçlerine katılıyordu. Birliklerimiz kent kökenliyken, artık özgürlük isteyen köylülerin sayısı aramızda daha fazla olmuştu. Biz de bu durumda bir slogan ortaya attık: Tarım Reformu…

Uzun Adam- Biz de inşaat reformu yaptık.

Kızıl Adam- Bu slogan, Küba’daki ezilen kitleleri seferber etti ve toprağı ele geçirmek için onları savaşmaya itti. Böylece ilk toplumsal proje belirlenmiş oldu ve bu, hareketimizin bayrağı haline geldi.

Uzun Adam- Biz de kömür dağıttık. Süleyman Şah’taki bayrağı da indirmedik.

Kızıl Adam- Bu sırada Santiago de Cuba’da bir olay yaşandı. Yoldaşımız Frank Pais öldürüldü. Öfkeye kapılan halk sokaklara döküldü ve devamında siyasi nitelikli ilk grev gerçekleşti. Bu, hareketimiz için bir dönüm noktasıydı. Grevin bir lideri yoktu ama eylem hayatı felce uğrattı.

Uzun Adam- O ne demek? Ben olsaydım yasaklardım o grevi mrevi.

Kızıl Adam- Dinle. Diktatörlük hükümeti olaya el koydu ve grevi bir şekilde bastırdı.

Uzun Adam- İyi olmuş, benim vatandaşımın yaşam hakkını grevciler gasp edemez.

Kızıl Adam- Efendim?

Uzun Adam- Yani sonra ne oldu?

Kızı Adam- Olaylar durmadı tabi, halk ayağa kalkmıştı bir kere. Oturtabilene aşk olsun. Daha sonra genel bir grev oldu fakat yöneticilerle çalışanlar arasındaki iletişim kopuk olduğu için grev başarısızlığa uğradı.

Uzun Adam- Hım! Bu durumdan benim de bir ders çıkarmam lazım. Demek ki o iletişimin kurulmasına asla izin verilmeyecek…

Kızıl Adam- Tabi biz şunu öğrendik: Devrim kimseye ait değildir, devrim Küba halkının eseri olacaktır.

Uzun Adam- Laf!

Kızıl Adam- Anlamadım?

Uzun Adam- Laf nereye varacak acaba?

Kızıl Adam- Hem dağda hem de düzde daha çok çalışmaya başladık. Temel görevlerimiz aklımızdan çıkmıyordu: Halkın yaşam koşullarını düzeltmek, toprağı ele geçirmek, halk okulları açmak, savaşa katılmak. Tarım reformunu uygulamaya geçirdik. Devrim yöntemleriyle, diktatörlük hükümetinin yüksek görevlilerine ait geniş çiftliklere el koyduk ve devletin bu bölgedeki tüm topraklarını köylülere dağıttık.

Uzun Adam- Ürperdim birden. Üşüdüm mü ne? Soba var mı?

Kızıl Adam- Bu dönemde, tarım reformu bayrağı altında, toprağa sıkıca bağlı bir köylü hareketi meydana geldi.

Uzun Adam- Kömür dağıtımına bir hız verdirmeliyim, sonra bunu yaygınlaştırmalıyım.

Kızıl Adam- Derken, Batista ve hükümeti baskısını artırdı. On bin kişilik bir orduyla üzerimize geldi.

Uzun Adam- Hurra!

Kızıl Adam- Üç yüz kadar Freedom marka tüfekle onları püskürttük. O tarihten sonra stratejimiz de değişti ve savunma durumundan saldırı konumuna geçtik.

Uzun Adam- Benim saraydaki güvenliği artırsam mı acaba?

Kızıl Adam- Diktatörlük hükümeti bu arada boş durmuyor; köylüleri ezmeye, soymaya, öldürmeye, halkı kendi topraklarından kovmaya devam ediyordu. 3 Kasım’da Batista’nın hileli bir seçim düzenlediği gün Sierra Maestra’nın 3 nolu yasasını yayımladık ve tarım devrimini gerçekleştirdik.

Uzun Adam- Niye öyle diyorsun ki?

Kızıl Adam- Neyi?

Uzun Adam- Hileli seçim derken neyi kastettin?

Kızıl Adam- Seçimin hileli olduğunu.

Uzun Adam- Yapma kuzen?

Kızıl Adam- Efendim, bana mı dedin?

Uzun Adam- Adamın günahını alma bence.

Kızıl Adam- Günah almak ne demek?

Uzun Adam- Seçim niye hileli olsun ki? Milli irade orada tecelli eder. Hem siz onca zaman, onca insanla boş yere uğraşmışsınız?

Kızıl Adam- Nasıl yani?

Uzun Adam- Devrim işiyle…

Kızıl Adam- Seni dinliyorum.

Uzun Adam- Asıl devrim sandıkta olur.

Kızıl Adam- Diyorsun…

Uzun Adam- Dedim bile, orası milli iradenin kendisidir. Halk, oyuyla birlikte her şeyini vermiş olur. Ne güzel değil mi?

Kızıl Adam- Boşuna uğraşmışız, diyorsun.

Uzun Adam- Bittabi... O kadar adam da boşuna ölmüş gitmiş. Sandığa gidecektiniz ve halk sizi anlarsa iktidara da getirir, her türlü payeyi de verir.

Kızıl Adam- Bak, bu dediğin aklımıza hiç gelmemişti.

Uzun Adam- Keşke bana bir danışsaydınız daha önce. O kadar da kitap okumuşsunuz ama boşa okumuşsunuz.

Kızıl Adam- Boşu boşuna yani.

Uzun Adam- Ben hiç okumam.

Kızıl Adam- Ne iyi. Kafam rahat diyorsun.

Uzun Adam- Aynen öyle...

Kızıl Adam- Hay Allah.

Uzun Adam- Sizin Çiko olsaydı buna “karamba karambita” derdi.

Kızıl Adam- Bunu okumuşsun ama.

Uzun Adam- Yok, arkadaşlardan duydum… Konu gelmişken, bizim işi nasıl yaparız?

Kızıl Adam- Hangi işi?

Uzun Adam- Cami işini! Nereye yapalım? Siz karışmayın, her şey bana ait. Biliyorsunuzdur, inşaat devrimi yaptık memlekette.

Kızıl Adam- Konu nasıl geldi buraya?

Uzun Adam- “Hay Allah” dedin ya!

Kızıl Adam- Hım! Peki, sandık ne oldu?

Uzun Adam- Her şey sandıktan çıktı.

Kızıl Adam- Ne mübarek şeymiş öyle.

Uzun Adam- Bak çözdün sen de.

Kızıl Adam- Öyle oldu. Peki, şımıntızın var mı?

Uzun Adam- Hı?

Kızıl Adam- Zıııttt Erenköy!

Uzun Adam- Anlamadım ki.

Kızıl Adam- Konuşma keşke buraya kadar gelmeseydi, diyorum.

Uzun Adam- Buraları hep bizim partililer keşfetmiş biliyor musun?

Kızıl Adam- Hay bin kunduz!

Yazar: Editor
2015-02-03 16:35:24

Caz Saatleri

Part II

Bu Ara Transfer Dönemini Fikret Orman mı Yönetti?

Şimdi çıkıp şöyle diyebilir Bayram Akgül;

“Aslında sadece alt yapıyla devam edecektim, ama yapmadım hatta iki tane de topçu aldım, üstelik iyi bir Beşiktaşlı olan bir hoca da getirdim takımın başına. Daha ne istiyorsunuz? Hala razı olmayı öğrenemediniz mi? En kısa zamanda öğrenin o zaman. Duygusal anlamda daha fazla yıpranmayın, son kez söylüyorum; bu Adanaspor’un taraftarıysanız kaderinize razı olun.”

Evet, Bayram Akgül çıkıp böyle bir konuşma yapsa sanırım kimse yadırgamayacak. Zira durumumuz tam olarak böyle…

 Sonra şöyle devam edebilir:

“Beşiktaş’la bir iyi niyet anlaşması yaptık ve bunu uygulayacağız. Federasyon yasaları izin verirse Bjk’ye hissemizin bir kısmını da vereceğiz. Federasyon izin vermese de hisselerimizi vereceğiz ve Bjk’nin pilot takımı olmayı kabul edeceğiz; çünkü benim mali olarak bu takımı bir üst lige çıkarmaya yetecek gücüm yok. Dileyen takımı bu yeni haliyle sever, dilemeyen kendine sevecek bir başka takım bulur. Yerseniz dolma bu!”

Hakikaten yapılmış olsa bu açıklamalar yine bir gram şaşırmam. Çünkü şimdiki durumumuz bu hayali açıklamaların açıklanmamış halinin bir açıklamasıdır. Ben şahsen yukarıda uydurduğum o açıklamalara itibar ediyorum.

Bu arada Güvenç Hoca için “daha ikinci maçında kurtlar sofrasına atmamalı” demiştim. Ama arada şu fıkrayı gireceğim:

Gemi kazazedesi, 
bir tekne kalıntısı üzerinde 
yaralı bacakla kaderine dalgalanırken, 
bir köpekbalığı, adamcağıza yaklaşıp 
biliyor musun
bacağından akan o kan 
köpekbalıklarını çeker, 
istersen ayağını sudan çıkar, der. 
Kazazedemiz çok sevinir, 
teşekkür ederim der, 
ama beni niye uyardın ki 
diye sormaktan kendini alamaz. 
Uyardım, çünkü seni tek başıma yiyeceğim, 
diye kibarca cevaplar.

Öyle. Başkan tam da keyfine göre bir hocayı daha bulup getirmiş, hatta tam itiraf edemedi ama Fikret Orman’ın telkinleriyle geldiğini ağzından kaçırdı bir soru üzerine.

Takıma gereken topçuları aldıramayan Sayın Güvenç Kurtar, dua edin işleriniz rast gitsin, değilse -terbiye sınırları içinde- Adana’da size en ağır muhalefet bu sayfadan olacak. O zaman sizi iyi bir Beşiktaşlı olan Fikret Orman belki geri çağırarak kurtarır.

Sonraki yazımızda başlıktaki

Bu Ara Transfer Dönemini Fikret Orman mı Yönetti

sorusunun cevabı aranacak.

Not:

O Fransız golcüyü "içki içiyor" diye almamışız. Ben Güvenç Hocanın konuşmasındaki cümlelerin yalancısıyım. Geldiğimiz noktaya bakın bre, adam içki içiyormuş. Vay alçak! Niye şerbet içmiyormuş ki? O zaman transfer ederdik. Belki...

Vay be, bu efkar üzerine içerim lan bu akşam.

Yazar: Editor
2014-09-23 14:49:34

Adanaspor Maçlarında Bir Hakemin Ruh Hali 

veya Bir Müessesenin Aşırı Acıklı Hikâyesi 

Kafa Sesi

İç Mekan / Soyunma Odası

1. Plan 1.Sekans

Evet, bu hafta tetik yani düdük benim elimde, nasıl yapsam acaba? Çık çal düdüğü diyorlar, ama dikkat et Adanaspor lehine çalacaksan eften püften çal, rakibi için çalacaksan İsrafil’in suru gibi çal.

Bu benzetmeyi anlamadım ama, neyse.

Dış Mekan / Saha (5 Ocak Stadyumu) 

1. Plan 2.Sekans

Hım, bakayım. Neyse ki burada tribünle saha arasında aşılmaz teller var, Berlin Duvarı gibi. İyi rahatça öttürürüm düdüğümü. Seviyorum bu lafı. Sahaya biri atlayana kadar ben soyunma odasına varırım.

Maratondaki yan hakem ne yaparsa yapsın veya o da iyi kaçsın ne diyeyim, yaymasın götünü.

O teller iyi.

2. Plan 1.Sekans

Şu esame listesine bir bakayım.

Eyvah 10 numara varmış kadroda. Yahu bu adamı nasıl marke edeceğim? Pardon rakipler nasıl marke edecek? Şimdi bir penaltı yaptırır ve ben de o penaltıyı vermek zorunda kalırım. Öyle bir pozisyonda acaba tribüne bakıyor gibi yasam? Hani bir görsel şölen var filan, daldım gittim ve pozisyonu göremedim. Veya akıllı telefonumu yanıma alsam, o esnalarda bir şey oynuyor gibi yapsam, ebeme mesaj atıyordum abi ya, göremedim desem?

Olmaz mı?

2. Plan 2.Sekans

İşe bak tribün de takımı destekliyor, barışmışlar anlaşılan, şansıma sokayım bana denk geldi, işim biraz daha zor şimdi. Neyse, bakacağız. Keşke Osmanlısipor maçına verselerdi beni, ne güzel olurdu, iki kırmızıyla bitirirdim rakibin işini,

Melik başkana bir selam çakar keyfime bakardım.

3. Plan 1.Sekans

Başlatalım artık maçı. Acaba Adanaspor’u soyunma odasından hükmen mağlup ilan etme hakkım yok mu? Olsa ne iyi olurdu.

O kadar eziyet çekmez, uçağa atlar giderdim.

Abi adamlar fena motive! Şu 10 numaraya gözünün üzerinde kaşın var deyip kafadan çaksam kırmızıyı, nasıl olur? Olmaz mı? Deneyeceğim lan, nasıl olsa daha önce olduydu.

(Bu arada hakemin iç sesi, Boluspor deplasman maçımızı ima ediyor.)

3. Plan 2.Sekans

Fena bastırıyor adamlar, lan ne talihsizim ben abi ya, bu gidişle beşlerler adamları, bir şey yapmam lazım? Oğlum girin kademeye, bakın benim koştuğum yöne doğru, hadi gelsin benle bir kişi, ben pas açısını kapatıyorum. Yan hakem uyuyo musun lan, kaldır şu ofsayt bayrağını artık. Kaldırmıyor. Bunlar bana hiç yardımcı olmuyor. Gol gelecek. Ben çalayım bari. Çaldım.

3. Plan 3.Sekans

Daha Çok iç Ses 

Ebemin kulakları çınlıyordur şimdi.

Annem de demişti oğlum hakem olma ne yapacaksın, git simit sat, öyle yaşa diye…

4. Plan 1.Sekans

Bunu atlattık. Aha, bizimkiler atağa kalktı, biri ceza sahasına girse bari, çalacağım penaltıyı, yeter ki girsin, itirazlardan bir de kırmızı üterim, bir taşla iki kuş.

4. Plan 2.Sekans

Benim kitabımda omuz omuza mücadele penaltıdır abi. Bugün 28 çok iyi, onu yollayayım kulübeye. Güle güle. Keh keh. Kaptanmış meğer. Olsun, hocam bunun neresi penaltı, denir mi bir hakeme!

Gol olsa bari.

Geri zekalı, topu avuta attı. Neyse eksik kaldılar elbette pozisyon çıkar.

Bakarız icabına.

4. Plan 3.Sekans

Of yoruldum lan. Kendim için bir su molası vereyim. Maçtan sonra nerede kebap yesek ki? İlk yarı bitmeden hadi deplasman takımı, bir atak. Yok olmayacak.

İkinci yarıya bakacağız.

4. Plan 4.Sekans

Of! Fena iki adam alıyorlar oyuna. Adanaspor kalesine doğru bir rüzgâr çıksa bari. Üfürsem…  Eyvah, 9 numara fena gidiyor fena gidiyor fena gidiyor, lan oğlum yatsın biri önüne, şuut ve gol.

5. Plan 1.Sekans

Dış Ses 

Hassiktir!

5. Plan 2.Sekans

İç Ses 

Vermeyeceğiz golü tabi. Yan hakem niye orta sahaya doğru koşuyor ki? Değil değil, golden önce faul var. Ne bileyim kim kime faul yaptı, pozisyon çok hızlıydı göremedim, akşam Tancu abi yorumlar, nasıl olsa benden yana çıkar.

5. Plan 3.Sekans

İç Ses 

Zavallı ebem…

Anneciğimi dinlemeliydim.

5. Plan 4.Sekans

Maçın temposundan tribünden gelen lafları duymazsın diyorlardı. Duyuyorum amk. Fena şeyler diyorlar. Niye hak ediyorum ki? Ben görev adamıyım abi.

Bir ideal için düdük çalan da çaldıran da kahramandır.

Sonunu düşünen de kahraman değildir.

Ara Mekan / Soyunma Odasına Doğru

5. Plan 5.Sekans

Benim için bu maç burada bitmiştir abi, bir puan da iyidir, önümüzdeki Adanaspor maçlarına başka hakem kardeşlerim baksın. 

Son 

Yazar: Editor
2013-09-13 18:53:17

İstikbal Nerededir? 

 

Zagor- Duydun mu Çiko?

Çiko- Neyi? 

Zagor- Fatih Terim'in adı yakında filan TFF Başkanlığı için geçiyormuş.

Çiko- Deme!

Zagor- Öyle öyle.... Bak ne diyeceğim, adı da belki FTFF diye kısalır oranın.

Çiko- Nerenin? Hem ne demek o?

Zagor- Federasyon... Fatih Terim Futbol Federasyonu...

Çiko- Dedemin sakalları adına! Peki, bu İşin ucu Meksika'ya varır mı ki Zagor abi?

Zagor- Nasıl yani?

Çiko- Ne bileyim Meksika İmparatoru filan.

Zagor- E burada zaten İmparator. Hem hariçten imparator getirme işi ta Maximilian devrinde değil miydi be Çikocuk? Onun için korkma... Acıyan bize acısın...

Çiko- Bilmiyorum artık hiçbir şey, ambale oldum... Zagor!

Zagor- Buyur kuzen.

Çiko- Sahi, biz kuzen miyiz?

Zagor- Sözün gelişi lan. Ne diyordun sen?

Çiko- Şimdi diyorum, olur da TFF'den sonra futbol filan kesmezse siyesete de atılır mı?

Zagor- Siyasete atılmış bir pozisyonda zaten.

Çiko- Bir parti kurup yani.

Zagor- Başbakanımız düşünsün onu.

Çiko- Bak ne diyeceğim Zagor.

Zagor- De güzelim.

Çiko- Sahi, güzel miyim ben?

Zagor- Yav, sözün gelişi o! Hem erkeğin çirkini, güzeli olmaz; harbisi, delikanlısı olur. 

Çiko- Değil mi! 

Zagor- Bir şey diyecektin sen?

Çiko- Diyeceğim ki, eğer bir parti kurup siyasete de atılırsa, Uzanların sonuna bir baksın derim.

Zagor- Hakkaten ha! Nerden aklına geldi lan! 

Çiko- O zaman TFF'yi de kapatırlar mı ki?

Zagor- Bilmem ki. Sence?

Çiko- Bekleyip görelim.

Zagor- Karamba karambita...

Çiko- Onu ben diyecektim.

Zagor- Ne bileyim, ben de ambale oldum. 

Yazar: Editor
2013-06-20 18:27:29

Daha Oturmuş Kadro

Adanaspor transfer planlarını ele geçirdik dostlar.

Polat Alemdar’ın da büyük yardımlarıyla Adanaspor’un transfer planlarına en nihayetinde ulaştık.

  • Meselede 
  • Faiz Lobisinin de 
  • devreye girmiş olduğunu gördük. 
  • Zira,
  • Lobinin faaliyet alanında 
  • futbol transfer piyasasını 
  • manipüle etmek de var imiş, 
  • öğrendik.

İşte dehşetengiz cani plan! Sonumuzu getirecek bir vicdansızlık:

Boştaki tüm futbolcuların isimlerini piyasaya bildirerek onların fiyatlarının artmasını sağlayıp bankalara duyulan ihtiyaçla faizden deli paralar götürmeyi planlayan lobinin bu Adanaspor ilgisi şaşırtmadı değil.

  • Şifreli yazışmalarını çözdüğümüzde 
  • söz konusu lobinin 
  • Adanaspor üzerinden 
  • bir transfer kaosu yaratarak 
  • oturmuş kadro saltanatına son vermeyi de 
  • acımasızca tasarladıkları görüldü.

Takımın bu planları bozacağı ve hiçbir dış mihrakın oyununa gelmeden, Daha Turuncu Adana eylemlilik sürecine destekle de “Daha Oturmuş Kadro” dik duruşunu sergileyeceği bilgisine ulaşıldı.

Yazar: Editor
2013-06-13 15:24:13

Necati Şaşmaz’dan Adanaspor Transfer Politikası Açıklaması

Kurtlar Vadisi fenomeni Sayın Necati Şaşmaz’a ulaştık ve Adanaspor, Adanaspor’un transfer politikası hakkında görüştük. Açıklamaları aşağıda:

“Günlerdir evimde gelişmeleri izliyorum. Tarafsız olarak olaylara bakmaya çalıştım Yolda gelirken okudum, tahammül diye bir şey var. İşallah Allah hepimize tahammül verir. Bence takıma nazar değmiştir. Hepimiz bu gemideyiz, küme düşersek hep beraber düşeriz. Bu arada hepinize iyi akşamlar. Haftalardır belki burada transfer haberleri bekliyorsunuz. Yazım okunuyor mu bu arada? Herkes gibi ben de üzgünüm maalesef takım bunu hak etmiyor demekten başka bir şey demiyorum.

Sanırım bir dinlemeyi az önce bir beyi dinlerken fark ettim tabi kuşaklar arası bir transfer farkı olmakta beklenti sosyolojisi açısında.. Ne güzel tivıtırımız var kameralar var, istersek transferleri tekrar izleriz. Ben transferler konusundaki hassasiyetlerimi Sayın Başkanla görüşmek istedim.

Ben suskunluğunu koruyan biri, o günden bu güne fevri çıkışlar da yapabilirdim, ama ilk transferi bekledim bu transferi onayladığımı söyleyenlerin beni taraf etmeye çalışması hiç hoşuma gitmedi. Memati nerede? Bu mahalle baskısı olmalı. Şu düştüğümüz durumda maalesef futbol camiası gözünde ordan sizin meseleniz ne dediler.

Taraftar emin ve emin olmaya devam edecek biz demokratik söylemlerimizi keşke görselde de versek, elbette iyi transferler istiyoruz işallah olur da bu ortak dil akademisyen sosyologlara ve kandüsyonerlere ve taktisyenlere de ihtiyacımız var bu nasıl transfer politikasıdır? Bu işlerin acil değil ama çabuk çabuk yapılması gerekiyor. Vay Memati! Oradasın ha!

Bu yakınlaşmalar uzlaşım başkan ve yöneticiler bize ne olduğunu anlatabilmelidir, geceden gündüze fosforlu olan kaplan gözlerimizle bize bu transfer yolunu ve politikasını bize göstermelidir.

Ama tarafsız olmalı o akademisyen ve sosyologlar, kulüp başkanımız ve yöneticilerimiz ışık olarak yol göstermeli. Yolda gelirken sabır kelimesini okudum. Rıza ile taşımalıyız bu transferleri ve politikasını işallah bu üzerimizden girsin. İşte o rıza ihtiyacı ile Rıza Çalımbay hoca olabilirdi fosforlu kaplan özleriyle yol gösterirdi. Aydınlanmış olan yoldan takımı şampiyon yapabilirdi. Kombine de alabilirdik ne olacak

Benim söyleyeceklerim Bunlar. Takımı sevelim, transfer için sevmeyelim. Dua okuyalım. güzel şeyler olmakta işallah bunlar da geçecek.”

Yazar: Editor
2013-03-19 09:19:05

Entrikalar Ligi

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, ben kendimi avuturken ileri demokrasi içinde...

Enrtikalar ülkesinin bir ligi varmış, dolayısıyla o lig de entrikalarla doluymuş.

Kralın takımı, temsili kralın takımı, vezirin takımı, nazırların takımı ayrı ayrı yer tutarmış ve her biri itinayla kollanırmış.

Takım, derken futbol takımı kastettik, taklavat manasında değil.

Paralar yağdırılırmış,

Transferler yaptırılırmış,

Bir işaretler Teknik hocalar vazifelendirilirmiş

Hakemler ayartılırmış,

Futbol amirleri kotarılırmış... Mış da mış...

Bir takvime göre her mebusun ama özellikle nazırın takımı, bir üst lige bir şekilde çıkarılırmış.

Becekriksiz olanların ıslahına gidilirmiş.

Olmazsa bir daha aynı süreç tecrübe edilirmiş...

Mübarek şehirlerin mübarek futbol camiaları tanzim edilirmiş...

Elbette buna itiraz eden olamazmış, çünkü itirazı yapacağın mercinin başı da kıçı da zaten kralın adamıymış.

Bir bakmışsın güney deniz kıyısılarından bir takım, bir bakmışsın kuzeyin deniz sahanlığından bir başka takım, iç bölgelerden diğer takım, kralın direkt memleketlisi bir takım veya kendi maneviyatında bir başka takım... Ulan amma çok takım, diyeceksiniz, haklısınız...

Lafın özü dostlar

kimselerin gık diyemediği,

namerdin mert rolü oynadığı,

hak ve de hukukun kuş olup yolunduğu,

ben yaptım oldu, buyurdum halloldu izanının düzeni teslim aldığı bir yerde örneğin bir futbol takımının bile vicdanda yeri yokmuş.

Varın meselenin ötesini siz düşünün.

Yazar: Editor
2013-02-07 18:04:22

De ki Olmuş Muhabbetler

 

Dış Mekân

Güneş puslu bir Ankara akşamı sonrasında Atakule semalarında usul usul kayboluyordur.

Karla karışık bir yağmur, olmazsa açık bir hava da uyar...

Fonda enternasyonal filan çalmıyordur.

Civardaki düğün salonlarından birinden “Gördün mü, Gördün mü” türküsü duyuluyor olabilir.

Beyaz Saçlı Adam ile Tıknaz Adam yan yana, güneşin battığı yöne doğru bakıyorlardır.

Bir binanın terasındadırlar. Üşümüşlerdir; ki elleri ceplerindedir.

Tıknaz Adam- (Biraz sitemli) Ama Ricci ağır konuştun.

Beyaz Saçlı Adam(Dalmıştır) Efendim?

Tıknaz Adam- (Biraz daha sitemli) Diyorum ki ağır konuştun dün.

Beyaz Saçlı Adam – Öyle mi oldu?

Tıknaz Adam – Yani!

Beyaz Saçlı Adam – Ugh…

Tıknaz Adam – Efendim?

Beyaz Saçlı Adam – Hay Allah yani…

Tıknaz Adam – Anladım… (Sessizlik…) Şey diyecektim Ricci.

Beyaz Saçlı Adam – De güzelim.

Tıknaz Adam - Şimdi durumu içte idare etmek içün ben de sana bişeyler dicem, olur mu?

Beyaz Saçlı Adam – Muhavere manasında…

Tıknaz Adam – Aynen öyle… Ne dersin?

Beyaz Saçlı Adam – De güzelim.

Tıknaz Adam – Kızılderililer, buffalolar filan da diyeyim mi?

Beyaz Saçlı Adam – Abartmayalım istersen.

Tıknaz Adam – Okey Ricci, Tenks çok iyisin…

Beyaz Saçlı Adam – Sen de kuzen.

Tıknaz Adam - (Çok şey isteyen birinin mehcubiyetiyle) Şeye çağırsak sonra?

Beyaz Saçlı Adam - Usulen? Anladım. Ne mahsuru var, gelirim tabi. 

Tıknaz Adam – Gidiyorum ben o zaman, gazeteciler bekliyor. Sen adamın dibisin.

Beyaz Saçlı Adam – Git güzelim. Sen de...

Tıknaz Adam – Bye…

Beyaz Saçlı Adam – Bye…

Tıknaz Adam’ın ayak sesleri merdivenlerde kaybolurken Beyaz Saçlı Adam, yavru vatanda olmanın huzuruyla, az önce gelen orta şekerli kahvesini yudumlar.

Yazar: Editor
2012-12-27 16:21:56

Transfer Süreci

Herkesin hemfikir olduğu bir nokta varsa o da transfer süreci şenliğidir. Ben transfer sürecini sevmiyorum diyen bir futbol düşkünü olamaz, varsa da öyle bir taraftar tipi mümkünse görüşmeyelim, heyecanını kaybetmiş demektir: )

  • Transfer dönemi demek 
  • dedikodu demektir, 
  • asparagas demektir, 
  • yoklama çekmek demektir, 
  • yolu inceltmek demektir, 
  • akla düşürmek demektir, 
  • ihtiyaç yaratmak demektir, 
  • bazen piyasayı yükseltmek demektir, 
  • yalan dolan 
  • hile hurda demektir… 
  • Sayın gitsin…

Ama bizim transfer sürecimiz pek sansasyonsuz geçer. Sıkıcıdır yani. Her şey olur biter ve öyle duyarız.

Ama canım, insan bir atraksiyon istiyor işte; falanca geldi, filanca imza attı, öteki kampta, beriki gelmek istiyor, diğeriyle anlaşıldı anlaşılacak…

  • Şahsen böyle haberlere ihtiyaç duyuyorum 
  • yaşama sevinciyle dolarım,
  • hayat daha güzel gelir,
  • bir kadeh daha içerim,
  • sigaranın tadına doyum olmaz,
  • gol atma hazzını verir...
  • hay bin dedikodu, diyeyim yani.
  • Ve hastasıyım 
  • hem transferlerin 
  • hem de dedikodusunun…
  • Varsın transfer olmasın 
  • ama dedikodusu olsun, 
  • belki böylece beklentiler gerçek olur.

adanaturuncudur.com yapmış güzelim dedikodulu haberini. Ne iyi olmuş.

Bakmadıysanız tıklayın ve okuyun.

Transfer dedikodusuna da Vira diyelim…

Not:

Ve İrfan tarzında bir futbolcuya çok ihtiyacımız var.

Naz etmeye gerek yok!

Alalım.

En nihayetinde, kardeş kulüpten filan değil herhangi bir rakipten yapılan bir transfer olur bu.

Helaldir! 

Yazar: Editor
2012-06-19 08:00:54

2010 yılından bir yazı daha. Dostlar, bu yaz sezonunda arada kalan bazı yazıların tekrarına başvuracağız izninizle. Biri de şöyle bir yazı işte: )

Kaybedenler İçin Futbol Terimleri Sözlüğü

Gol: Futbolun meyvesidir, meyvesidir de ulan hep bizim kalede mi yetişir bu meyve? Meşin yuvarlağın kale çizgisini tamamen geçip filelerle buluşmasıdır, diyorlar. Niye sırf bizim kalede buluşuyorlar ki? İzzet ikram çok mu iyi acep? Tamam da niye bu kadar çok buluşuluyor ki? Bak yine bizim kalede… Of ya off…

Penaltı: Ceza sahası içinde 9 kusurlu hareketten birinin yapılması sonucu tecelli eden en büyük ceza. Ama hoca, o penaltının neresi penaltı? Bize olsa çalmazsın tabi! Hem aynı pozisyonu büyüklerin aleyhine de çalabiliyorsan helal sana. Üstelik kusurlu hareket mefhumu izafi olabilir, neden bunu önce oturup tartışmıyoruz, yanına bir ufak da açarız. Olmaz mı? FİFA kuralları mı?

Köşe Vuruşu: Lan oğlum bu da gol olur, bizde bu talihsizlik varken. Adamların köşe vuruşları da penaltı gibi. Aha ıskaladı bizimki. Evet, gol kalemizde... Lanetli bir vuruştur köşe vuruşu, kayıtlara böyle geçebilir.

Frikik: Duran topların ikinci derecede yanık yapanı... Üç senedir rakip kalede gördüğümüz yok. Ama hazret iki haftada bir kalemizde... Barajda mı kalecide mi bir yerde sorun var ya… Lan, lan… Al işte, yine girdi…

Avut: Oh be… Topun rakipten dışarı çıkması, ama taç ve korner olmayanı. Yani iyi olanı, bizim için…

Sarı Kart: Sarı kart, kırmızı kartın efendi olanı. Bizi sindirmek için yapıyor hakem bunu. Biliyorum, herkes biliyor. Yahu 9. dakikada sarı mı olur? Bak bak, üstüne bir sarı daha. Kaldık mı on kişi. Daha 80 dakika var orada! Yahu hoca, o ikinci sarıyı bana gösterseydin, ben terk etseydim tribünü, hiç olmazsa takım 10 kişi kalmazdı. Olmaz değil mi?

Kırmızı Kart: Bir keresinde aynı maçta 4 tane birden görmüştük. Sahada kötü bir şey yapınca hakemin başvurduğu, insan hakları evrensel beyannamesine aykırı bir nesne… Çeşitli haklarımızı elimizden alıyor.

Santra: Sahada merkez bir mekândır. Ama başka anlamı da vardır. Oyuna başlama. İki keresi mecbur da, fazlası canımızı sıkıyor be. 9. golden sonra devre arasında amatör kulüp başkanı sitem ediyor oyuncusuna: Yav Aytaç, seni sahada göremedik. Aytaç’tan el cevap: Olur mu başkanım bütün santraları ben yaptım. Maç 18–0 bitiyor…

Top (yani meşin yuvarlak): Rakibin kendi arasında dolandırdığı yuvarlak nesne. Arada çok dolanınca rakip tribün bir de oley çekmiyor mu! Ah ulan, ahh…

Kale: Hocam, bu maçta biz kalesiz oynasak. Çok mağdur oluyoruz da. Kural kural… Aş kendini, kır zincirlerini, boz ezberleri (ne demekse: )) be hocam… Olamaz diyorsun. Bir de ilaç olsun diye iyi bir şey yapsan ya. Eh, o zaman yine kaybettik. Rakibin topu sokacağı o mekân olmasaydı beraberlik garantiydi ya…

Ofsayt: Rakip kale hattına toptan daha yakın iken yanında rakipten de bir adamın olması icap ediyormuş, ama o kişiyle birlikte kaleci filan da olacakmış, yani iki adamdan önce yakınlaşmayacaksın rakip kaleye. Kızın abileri gibi lan. Ya da teyzesi, bir de evde kalmış büyük ablası gibi kızın. Her yere onlar da gelecek, yoksa ofsayt… Neyse, futboldan bakarsak, ulan bir de ofsayda düşecek kadar yaklaşsak be rakip kale hattına. İyi, adamlar yine ofsayda düştü. Şimdi netice olarak iyi bir şey bu ofsayt...

Ceza Sahası: O bizim sahamız oluyor. Daha göremedik rakip ceza sahasını. Cennete benziyordur. Ah be, oraya doğru bir atak yapsak, rakip ceza sahasına süzülsek…

Altı Pas: Hımm… Şimdi o ceza sahası var ya, bir de onun içinde başka bir saha var. Adamların forvetlerinin mekân tuttuğu yer. O alan da galiba bir bizde var. Evet, kalecimiz altı pasta topu yumruklayamadı, şimdi altı pas içindeki çimleri yumrukluyor.

Hakem: Kalemize giren her toptan sonra orta sahayı gösteren adam...

Taç: Bakın işte bunu tanıyoruz. Arada bir attığımız oluyor. Ama o hakem bazen taç atışını bizden alıyor rakibe veriyor, bilmiyorum neden böyle yapıyor…

Çalım: Bir adam vardı, topu orta sahadan aldı, geldi altı pastan o topu kalemize yuvarladı. İşte o arada bizim topçuları geçerken yaptığı estetik şeylere çalım deniyormuş. İncitici bir şey haddizatında... Ayıp… Bakın gene aynı şeyleri yapıyor. Durdurun onu…

Pas Yapmak: Bizim değil, rakibin aralarında topu dolaştırırken gerçekleştirdiği bileşik eylem… Pas vermek, pas almak gibi farklı kullanımları da varmış. Rakipler söylüyor. Bir de bunu argoda birtakım anlamları vardır. Futbol dışına çıkıp bu konu üzerinde konuşabiliriz aslında. Daha çok şey söyleyebiliriz. Yoksa onu biz sadece santralardan tanıyoruz…

Pres: Top bizdeyken geliyor adamlar, onu ayağımızdan alıyor. O esnadaki işmiş o, pres yapmak. Türkçesi baskı yapmak… Yapmayın, daralıyoruz. İyi bir şey değil… Hem biz size pres yapıyor muyuz? Ha!

Vole: Vallahi de bizim adam yandan gelen topa, vücudunu biraz geri atarak elleriyle adeta havada bir şeylere tutunarak şöyle yandan çarklı bir vuruş yapmıştı. Ve gol olmuştu. Kendi kalemize ama... O olmuştu.

Röveşata: Yaşlılar anlatır, eski tribün… Vaktiyle bizde bir adam varmış ve maçın birinde röveşata da yapmış. Vay be, ne günlermiş onlar. Verin bize o mutlu günlerimizi… Ne gol mü yedik, röveşatadan mı? Hala var mıymış o, yasaklanmamış mı? Niye yasaklanmamış ki? Kapat lan şu televizyonu…

Not: Alıntılarda kaynak belirtilmesi kafidir: ) sevgiler...

Yazar: Editor
2012-06-18 07:03:27

Transfer dönemi klişeleri

(Bu da eski bir yazıdır, ta 2009 Haziranından. Ama yeni gibi işte)

Mevsimi gelince, aşina olduğumuz sözler bunlar. Biz birkaçını hatırlatalım, devamını siz getirin:

  1. Falanca kulüp der ki: Bize, filanca oyuncu için herhangi bir teklif yok.
  2. Filanca futbolcu der ki: Bana veya menajerime gelen herhangi bir teklif yok.
  3. Falanca kulüp der ki: Filanca oyuncu bizim sözleşmeli futbolcumuzdur, biz izin vermeden hiçbir yere gidemez.
  4. Filanca futbolcu der ki: Ben zaten kundaktan beri falanca takımlıyım. Ebem beni o renklere sarmıştı ilk.
  5. Falanca kulüp der ki: Bu formaya layık transferler yapacağız.
  6. Filanca futbolcu der ki: Kulübüme para kazandırmadan bir yere gitmem.
  7. Falanca kulüp der ki: Bu transfer dedikoduları kulübümüze zarar vermektedir.
  8. Filanca futbolcu der ki: Bu transfer dedikoduları beni yıpratmaktadır.
  9. Falanca kulüp der ki: Taraftarımız bize güvensin.
  10. Filanca futbolcu der ki: Şampiyonluk yaşamaya geldim.
  11. Falanca kulüp der ki: Bu forma her futbolcuya nasip olmaz.
  12. Filanca futbolcu der ki: Burada olmaktan çok mutluyum.
  13. Falanca kulüp der ki: Biz büyük bir camiayız.
  14. Filanca futbolcu der ki: Büyük bir camiaya geldiğimin bilincindeyim.
  15. Falanca kulüp der ki: Alamayacağımız futbolcu yok.
  16. Filanca futbolcu der ki: Hayallerimin takımına geldim.
  17. Falanca kulüp der ki: Taraftarımız bana güvensin.
  18. Filanca futbolcu der ki: Burada ikinci baharımı yaşayacağım.
  19. Falanca kulüp der ki: İstikrardan yanayız.
  20. Filanca futbolcu der ki: Bana inananları mahcup etmeyeceğim.
  21. Falanca kulüp der ki: Transferde çok dikkatli davranıyoruz.
  22. Filanca futbolcu der ki: Takımı layık olduğu yere getirmek için ben ve arkadaşlarım elimizden geleni yapacağız.
  23. Falanca kulüp der ki: Nokta transferler yapacağız.
  24. Filanca futbolcu der ki: Benim için para ikinci planda.
  25. Falanca kulüp der ki: Sokağa atılacak paramız yok.
  26. Filanca futbolcu der ki: Bu sezon tüm kupaları alacağız.
  27. Falanca kulüp der ki: Bu sezon tüm kupaları alacağız.
  28. Diye devam eder...
Yazar: Editor
2012-06-10 08:30:07

Memlekette Güzel Şeyler de Oluyor Canım

 

  1. Türkiye yılda 3,9 milyar dolarlı inek sütü üretiyormuş.
  2. 21. yy Türkiye’nin olacakmış.
  3. Türkiye’nin global sermayesi 780 bin kilometrelik bir coğrafyaya yayılmış.
  4. Kafkaslarda kalıcı barışın sağlanacağını söylemişiz.
  5. Nasıl Ordu'nun dereleri yokuşa akmıyorsa Türkiye'nin de demokratikleşme, şeffaflaşma ve zenginleşme süreci ile AB reform süreci geriye dönmezmiş.
  6. Erzurum Büyükşehir Belediyesi'nin, Türkiye'nin en büyük ve modern et entegre tesislerinden birisini yaptırıp, EBK'ya teslim etme kararı besicileri sevindirmiş.
  7. Sivas’a 700 kişi istihdam edecek çağrı merkezi kurulması için çalışmalara başlanmış.
  8. Niğde’ye havaalanı gündeme alınmış.
  9. Yılsonuna kadar 2 milyar fidanı toprakla buluşturacakmışız.
  10. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan Dışişleri Bakanları Üçlü Toplantısı'nın ilki, Trabzon’da yapılmış. Ne güzel.
  11. Bugün eski takvime göre 21 Recep 1433 imiş.
  12. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Denizli’de 438 milyon lira tutarındaki 51 yatırımın resmi açılışına ve il kongresine katılmış.
  13. Şu Suriye’ye de mutlaka bir ayar verilecekmiş.
  14. Türkiye’nin içinden geçtiği süreç bölgemizde tüm ülkelere örnek teşkil edecek bir süreçmiş.
  15. 2011’de Türkiye Çin’den sonra en fazla büyüyen ülke olmuş. 
  16. Ve Kasımpaşaspor süper ligdeki dengeleri değiştirecekmiş.
  17. Say say bitmiyor lan...

Ne hoş değil mi?

Tamam, muhalifiz filan ama gerçekleri göremeyecek kadar da kör değiliz. Memleket çağ üstüne çağ atlarken daha ne kadar eleştireceğiz öyle bodoslamasına?

Ne? Bizim kuzen “Peki, ben niye hala açım?” diye soruyor.

Ne bileyim kuzen, aç gözlülüğünden almasın o açlığın. Bence senin ruhun aç oğlum! Ne, sen de mi 28 bin dolar maaşlı bir iş istiyorsun kayınço? O zaman mı karnın doyar? Seni seni… 

Yazar: Editor
2012-06-05 21:49:25

Osuruktan Tayyare Selam Söyle O Yâre

 

Emmoğlu lan!

Buyur.

On gündür iyi görmüyorum seni.

Diyene bak!

Haklısın. Ben de yeni yeni geliyorum kendime.

Olur öyle şeyler. Daha önümüzde onlarca sezon var.

Doğrusun. Peki, sence nasıl olur yeni dönem? Bu 2012 bize iyi gelmedi.

Soksunlar 2012’ye.

Hani ağzımızı bozmayacaktık emmoğlu!

Olur öyle şeyler arada, anlayışla karşılayacaksın.

Başbakandan mı öğrendin anlayışla karşılamayı.

Eh, mecburiyetten. Davul da onların elinde tokmak da... Kendileri çalıp kendileri oynuyorlar muhteremlerin. Bir de Türkiye’nin başbakanı denmez mi?

İstersen bir nefes al emmoğlu. Önümüzde çok sezon olduğu gibi birçok yıl da var…

Sen de anladın mevzuyu.

Anlaşılmayacak gibi mi? Belediyesinden hükümetine bir büyük adaletsizlik neresinden anlaşılmaz yahu!

Kuzen, sen de pek dolusun yahu!

Sorma, kaç gündür içiyorum efkârımdan.

Vay, bensiz ha!

Değil, ama bazen insan bir başına kalmak istiyor.

Yahu, Adanaspor seni güzelleştirmiş be kuzen. Daha hisli, yiğit bir adam olmuşsun.

Kanımızda var! Ama cevap vermedin bana.

Neye?

Yeni sezon nasıl olur demiştim.

Nasıl olacağı umurumda bile değil. Bu taraftarın şu son günlerdeki o kaplan halini, kemik gibi oluşunu, çeliğin çifte su verilmiş kıvamını hala görüyorum ya, bu bana yeter. Fakat yeni sezonun bizim için tüm zamanların en iyi sezonu olacağını düşünüyorum.

Lig ikincilinden, UEFA mücadelelerinden de mi?

De ki o ayarda… Ama içinde bulunduğumuz koşullar itibariyle manen daha da kıymetli bir sezon olacaktır.

O kadar?

O kadar!

Sen öyle diyorsan…

Öyle diyorum. Bakıyorum hoşuna gitti dediklerim, gülüyorsun. Dikkat et de gülerken osurmayasın kuzen.

Lan emmoğlu! Hakkaten güldürdün beni. Hem öyle olsa kaç yazar. Sen de “osuruktan tayyare, selam söyle o yâre” diye bağlarsın mevzuyu.

Sen çok yaşa emi kuzen!
Yazar: Editor
2012-03-20 06:50:26

Adil Ol Sayın Hocam, Kendin İçin Değil, Adanaspor İçin,

Temalı Bir Yazı 

 

  • Kuzen, ne oldu lan, iki gündür çıkmıyor sesin soluğun.
  • Sorma gitsin. Keyifsizim.
  • Ne oldu ki?
  • Şimdi Hacivat Karagöz oynamaya gerek yok emmoğlu, sebebi biliyorsun.
  • Bir de senden duymak istiyorum belki.Tadım yok!
  • O ne lan kuzen! Tavra bak! Oğlum ben mi yapıyorum kadroyu böyle artistleniyorsun! Git Hocana sitem et.
  • Vay! Kaybedince benim hocam oldu ha?
  • Her lafıma muhalif olan sensin. Ne oldu, geldin mi kinetik enerjilere?
  • Sokturma kinetik enerjine!
  • Hani küfür filan yoktu. Ne bu haller?
  • Öyle!
  • Konuş oğlum konuş, rahatlarsın.
  • Ne konuşacağım yahu! Bu teknik direktörlerin var ya, alayı üç beş bilgiyle gidiyor. Buna kanaat getirdim sonunda. Bildikleri üç beş taktik, ettikleri dört beş laf, o kadar!
  • Bana bunlarla gel kuzen. Bak şimdi aynı lisanı konuşmaya başladık.
  • Bunların futbolu bildikleri bile tartışılır.
  • Bence de! Ne demişti Mourinho, sadece futbol bilen bir teknik adam cahildir, diye. Bunlarda o bilgi bile meçhul asker anıtı. Adamlar kendi futbolcularının özellilerini çözmekten aciz. Sen şimdi örnek de istersin.
  • Gerek yok, ne diyeceğini biliyorum, ama sen yine de söyle.
  • Yani gerçekten bilgili ve tecrübeli bir hoca Rahman’ın sahada hiçbir icraata imza atamadığını görür. Çok tutuyorsa onu, takım galipken rakibi bozsun diye sahaya sürülür. Sonra Barbaros! Yahu ne iş yapar takımda? Bilen, anlayan beri gelsin. Yani birinden kurtuluyoruz, öteki geliyor başımıza sorun olarak. Bu arada has futbolcular faili meçhul olup gidiyor.
  • Evet, şimdi de Talha diyeceksin.
  • Dedim bile! Yahu ötekilere tanıdığı şansın onda birini tanısaydı şu çocuğa elinde zırh gibi bir adam olurdu.
  • Sen bak, bu hoca kalırsa tutar seneye bu çocuğu ilk önce elden çıkarır.
  • Mümkündür. Zira adamın ufku bir maça bile arada bir yetiyor. Yeni sezonu görmesi bu manada sürpriz olur. Düşün bre, Onur Demirtaş’ı arar oldum inan olsun! Misalen…
  • Valla bilmiyorum emmoğlu! Bu hafta bence, haddim olmadan diyorum, Rahman ve Barbaros acilen kızağa çekilmeli. Hatta Mbilla da bekleyebilir kenarda. Yerlerine kim oynar diye sorarsan Burak derim, Talha derim, Fevzi derim, o golü burnunun ucundan kaçırmasına rağmen Okan derim, çünkü ayarı almış takım için oynamaya başlamış gibi görünüyor bana. Ne bileyim yahu! Canım fena sıkkın bu sebepten.
  • Haklısın, ne diyeyim? Bak kuzen, bu akşam ben de sana bir ayar vereyi o zaman. Gider iki tek atarız bir yerde.
  • Bak şimdiden geldim kendime.
  • Hesaplar da benden!
  • Hadi gidelim öyleyse.
  • Ağır gel oğlum! Akşama dedik.
  • Heyecanlandım da.
  • Beleş olunca!
  • Ayıp oluyor ama emmoğlu!
  • Şaka lan kuzen!
  • Vira o zaman!

 

Yazar: Editor
2012-03-16 06:27:11

Uyku Sersemi

 

Emmoğlu!

Zzzzz

Emmoğlu!

Zzzzz

Uyuyor numarası yapıyorsun aklınca!

Şimdi de ölü numarası, yemezler.

Sabah sabah ne yersin ondan verelim.

Vay! Yine ağı bozmalar filan... Sana gazete getirdim?

Ne yapacağız?

Sana okulda böyle lüzumsuz sorular sormayı mı öğrettiler?

İşine gelmeyince sesin de kesiliyor, ses tellerinde bir sorun olmasın.

Susmak bir cevaptır!

Hangi kitaptan bu emmoğlu!

Anonim kuzen! Her yerde bulursun.

Var ya emmoğlu, artistsin ha!

Sebep?

Neydi o kinetik enerji filan. Benden kaçabileceğini mi sandın.

Biliyordum başıma gelecekleri, o yazıyı yazmayacaktım.

Ok yaydan çıktı bir kere!

Hay o ok kaba etine saplansın.

G.tüme yani! Çok kibarsın, ama yetmez! Doğrudan deseydin ya ROK, birader, ileriye doğru koş, topu alıp çevrende dönme, geri gitme. Bak kendinle çeliştin böyle yazmakla!

Nasıl yani?

Sen de ileriye doğru gitmedin, bir kelimenin etrafında döndün durdun.

Çok sıkıcısın be kuzen! O zaman nerede kaldı yazmanın eğlencesi.

O zaman nerede kaldı futbolun eğlencesi, madem öyle diyorsun?

Senle tartışamam şimdi.

Ya! Laf yetmeyince kaçacaksın.

Okudun mu o yazıyı?

Evet, hem de sonuna kadar.

Aldın mı mesajı sonuna kadar?

Yani bu son lafında yine biraz kinaye sezdim, ama olsun, dert değil, uyku sarhoşluğuna veriyorum! Konu gelmişken... Bu akşam?

Ne bu akşam?

Oturup bir yerde Göztepe maçının analizini yapmayacak mıyız? Gümüşat’ta filan.

Sabah sabah düşündüğün bu mu, bay tutarlılık abidesi.

Yav o ayrı o ayrı!

Olmaz!

Niye ki?

Hesabı hep bana kösüyorsun aq!

Ayıp oluyor ama, iki biranın lafını edeceksen hiç görüşmeyelim!

Tamam, olur, okey…

Lan, şşşşt, emmoğlu! Bak, yine ölü numarası yapıyor. Şimdi bir ambulans çağırayım da sabah sabah oradan da 200, 300 kesilsin ki görsün gününü, adi kuzen! Lan!.. Şu gazeteleri geri alır mı bayii? Elde patladı plan! Hay bin… Bir sürü memleket meselesi konuşacaktık oysa...

Yazar: Editor
2012-03-11 07:16:25

Sabah Sabah

 http://img-ipad.lisisoft.com/img/2/8/2837-2-country-mouse-and-town-mouse.jpg

Emmoğlu lan aç kapıyı.

Açmayacam, oradan konuş.

Ne o? Evde misafir mi var?

Say ki var.

Vay, ince iş ha emmoğlu.

Sen bu sabah iyi misin? Ne ince işi? Hem nerden çıktı emmoğlu? Kuzene ne oldu?

Ne kadar özenti bir adamsın. Bizim emmoğlu varken, ne gerek kuzene.

Sen öyle diyorsan…

Hadi aç şu kapıyı.

Açmayacam lan. Sesin gelsin. Ben böyle çok mutluyum.

Ama buradan da seni taciz ederim konuşa konuşa. Hadi kalk da kahvaltıya gidelim.

Ne kahvaltısı?

Cahil misin, bilmiyor musun kahvaltının ne olduğunu? Gidelim bir yerde branç yapalım.

Yani şu saatte? Hem ben sevmem öyle etkinlikleri kuzen. Öyle bir dolu insan, otel gibi. İki zeytin almak için kuyruğa gir.

Sen otur masada, ben alırım. Sosyetesin ya! Oğlum böyle devrimcilik olmaz, gir vatandaşın arasına. Gözle bakalım orada haller ne âlemde?

Bir git başımdan.

Analiz et işte, insan neden evinde yapmaz güzelim kahvaltısını da bunun da hizmetini almaya gider. Nedir bu?

Kapitalizmin hattı sathında bir arz talep meselesidir.

Değil lan, ticarettir bildiğin.

Tamam işte.

Ve gayet sosyal bir olaydır. Hem bir sürü insan oradan ekmek yiyor?

Ekmeği kim yiyor? Yirmi lira yevmiye ile sigortasız çalışan mı?

E olacak o kadar!

Hakkaten bir ittir git be emmoğlu o zaman.

Taciz ederim demiştim. Aç kapıyı.

Anaryaya al vitesi.

Tamam lan gideceğim, ama Sakarya maçı ne olur, öt bakalım.

Handikap olur tarafımıza. Ama adaleti olmayan futbol yine boy gösterdi. Bu sebepten korkuyorum.

Nasıl yani?

Konya gibi bir takım hala galip geliyor, Elazığ gibi bir takım hala lider ve bunlar Kasımpaşa ile birlikte hala hemen hemen her hafta son dakika golü atıyor.

Heye lan! Sırf bu sebepten benim de içesim geliyor.

O zaman o kadeh benim şerefime olsun emmoğlu! Şimdi rahat bırak beni. Siteye yazı yazmam lazım.

Benden de bahset lan.

Vites değiştir…

Yazar: Editor
2012-03-03 07:47:59

Sabahın Körü ve Biz

 http://www.beyondstrengthperformance.com/wp-content/uploads/2011/12/homer-asleep.gif

Pıst lan!

Gene mi sen?

Hadi kuzen, şu güzelim günü uykuya teslim etme istersen...                                         

Ne, holdinglerin seni mi bekliyor? Tatil oğlum, git uyu, aç televizyonu çizgi film seyret, oyalan. Bak belki bir kovboy filmi çıkar, beni rahatsız etme şu saatte.

Sen de kalk halka karış. Bak başbakan, cami çıkışı davet edildiği eve çıkıp bir çay içmiş, telefona bile bakmış. Bakanımız da vatandaşla kartopu oynamış. Anca iç ve uyu!

Ne mutlu. Seni partiden mi gönderdiler lan buraya şu saatte beni taciz et diye! Lan soktuğumun kuzeni, nerdeyiz, uzayda mıyız?

Sıkışınca küfürlü konuşmalar filan, olmuyor ama. Bunu uyku sersemliğine veriyorum.

İki yüzümüz yok oğlum bizim, ne diyor ne yapıyorsak o! Bir yanda ırkçılık ayrımcılık patronculuk emperyalcilik bir yanda vatandaşla çay iç, kartopu oyna! Yemezler. Yoksullaştırdığın evin bir de çayını içmek ancak usta demagoji işidir. Nefretçilik ve kartopu yan yana pek samimiyetsiz duruyor.

Bir de iyi şey söyle dişimi kırayım.

Olunca söyleriz.

Ee, ne olur GBB maçı ona gelsen. Şimdi futbol kitlelerin afyonudur deme gazı almışken.

Öyledir! Ama Adanaspor hariç. Bizim durumumuz farklı, bir tür memleket meselesi mücadelesi bu!

Nasıl da süslersin en olağan halleri, sen de az siyaset yapmıyorsun ama kuzen. Hem, Bayram Başkanın federasyon seçimlerindeki duruşunu da sen gönenerek takip etmişsindir. Sahi bunu konuşmadık.

Bir ara konuşuruz. Ama tabi böyle bir tavır, taraftar olarak elbette mutlu ediyor. Ne kadar temiz kalır ne kadar başı dik durursak o kadar iyi!

Yarınki maç?

Ne diyeyim kuzen! Aynı futbolu oynayalım, ama orta saha ile forvetin bağını futbolun gereken taktikleriyle kuralım, orada Kenan ile Ramazan’a dikkat edelim, erken bir gol bulalım… Bunu yapacak olan Levent Hocadır. Şut çekerek kazanacağımız bir maç olabilir bu. Kaleyi mümkün olduğunca uzaktan şutlarla yoklamalı. Bunun için ben yine Talha diyeceğim fakat Levent Hoca Talha konusunda çok tahammülsüz.

Nasıl?

Nasıl olacak, adamı bir hata ile oyundan aldı 40. dakikada. Acaba TD hayatında kaç futbolcuyu o dakkada oyundan çıkarmış söver gibi? En kötü futbolculara bile yetmiş seksen dakika dayandığını hatırlıyoruz. Neyse deşmeyeyim bunu, ama hoş bir hareket değildi o yaptığı. Ahlaken değilse de vicdanen, o an itibariyle devre beklenmeliydi en kötü ihtimalde.

Sonuç?

Yeneriz kuzen, hatta rahat yeneriz!

O kadar inançlısın!

Her zaman olduğu gibi.

Aldım ben mesajı.

Bas gaza o zaman.

Maçta görüşürüz.

Uza artık!

Vira!

Yazar: Editor
2012-03-02 06:57:46

Sabahın Körü ve Kuzenler

Kuzen, uyan lan!

Ne oğlum bu sabah sabah?

Tamam işte sabah oldu kalk.

Bu saatte ne yapacağız yav?

Yazı yazarız.

Tövbe tövbe, afyonumuz patlamamış…

Sen bu sabah asabisin kuzi.

Senin yüzünden, ne güzel rüyaydı lan, içine ettin.

İnce mevzular mı?

Yok oğlum, sabah sabah, bir git başımdan şöyle bir iki enseyim 5 dakka daha kestireyim.

Hakkaten ne görüyordun rüyanda?

İlk ikiden çıkıyormuşuz: ))

Sıkı bir rüyaymış.

Ama bak o puan 30 değil de 35 olsaydı yemin billâh ilk ikiden çıkardık. Aha şuraya da yazıyorum.

Seni tam uyandıramadım galiba kuzen. Rüya görmede ısrar ediyorsun. Aslında ben senin bu salak yanını sevdim. Bazen denk getirip bira filan ısmarlatıyorum o yanına.

Dur lan, şu saatte bana bira filan deme.

Akşamdan kaldın gene di mi?

Benimki biraz geceden kalma oldu.

Hani söz vermiştin bana içmeyecektin.

Öyle bir şarkı vardı değil mi? Yav bu memlekette içmeyeceksin de ne yapacaksın?

Memleket meselelerine ayıkken kafa yoracaksın.

İçirten sadece memleket meseleleri olsa... Adanaspor da aldı güzel ömrümüzden.

Sana içmeye bahane mi yok! Siz hep öylesini oğlum.

Biz derken?

Başbakanımızın da dediği gibi “Merhum Oğuz Atay'ın çok güzel bir sözü var: Türk Solu geç kalkar, çünkü sabaha kadar içmiştir.”

Bak kuzen uykuluyum ama uyumuyorum! O laf hem Oğuz Atay’a ait değil hem de o söz, eserde “güya bir saptamayı” tescillemekle kullanılmamıştır dikkatini çekerim. İleri bir çarpıt söz konusu.

Diyorsun.

Dedim bile. Hem yeni bir şey mi bu? Ve de kitap okumadığını âleme ilan eden bir insan nasıl alıntı yapsın romanlardan filan, hele Oğuz Atay’dan…

Uyandın bakıyorum.

Oğlum hep uyanığız da biraz uyuyabilelim diye içiyoruz, tabi bu mecazen bir içme; )) Körleşmek için değil daha ayık olmak için…

Vay! Aforizmaların resmigeçidi.

Kuzen benle böyle aforizma bilmem ne konuşma, anlayacağım dilden bahset.

Yani sabahın köründe taşaklı laflar eder oldun.

O sabahın köründe uyandıran sensin.

Peki, içmenin mecazeni nasıl oluyor?

Takıldığı yere bak! İşin muhabbetidir bu yav!

Pek anlamadım ya, neyse. Sen GBB maçından bahset, ne olur?

Dur kuzen, kendimize bir gelelim, onu da yarın konuşuruz.

Yani ikile diyorsun!

Lütfen!

Yazar: Editor
2012-02-25 22:58:32

Tek Tek

 http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/6/6d/Yavru_ile_Katip.jpg

-Ne diyeceğim biliyor musun kuzen?

-Az çok biliyorum, ama yine de söyle, içinde kalmasın.

-Ben bu Akhisar Adana maçını da sevdim. 

-Böyle diyeceğini biliyordum.  Geriden 10 kişi ile gelip beraberliği yakaladık ya, senin keyfine diyecek yok!

-Sahi lan kuzen; )

-Ciğerini bilirim senin. Niye böyle yetinirsin ki anlamıyorum seni. Ama Mbilla o golü kaçırınca seni yoldan topladık, ne bu yaman çelişki öyle?

-Fakat o anlar da maçı sevmemize dahildi. Sen beni ya anlamıyorsun hakkaten, ya da anlamak istemiyorsun. Ya da damarıma basıyorsun. Takımın her şeye rağmen sahada kalma isteğini seviyorum ayrıca. sence de güzel değil mi bu?

-İlle de onayımı alacaksan, tamam, keyfine göre bir iki laf edeyim. Takım Denizli maçında da eksilmişti ve tutunmuştu maça. Bu durum beni de gönendiriyor.

-Tamam işte kuzen, bana bunlarla gel.

-Peki penaltı ve Tolgahan için ne diyeceksin?

-Yahu öncesinde  Fevzi'ye faul yok muydu? Yoksa bana mı öyle geldi öfkemden? Ama fauldü yav.

-Bana da öyle geldi, ama düdük hakemde. hem bizim penaltı da sanki bir santim dışarıdaydı.

-Nedir kuzen, kadastrodan mı ölçtürttün?

-Peki Tolgahan'nın hareketi için nasıl bir savunma geliştireceksin?

-Ben hakem olsam ona penaltı bile çalmazdım: ))

-Şehmuz'a da sarı gösterirdin üstelik.

-Neden olmasın? Şaka bir yana, daha öncesinde kötü bir geri pas vardı yine, Sakarya maçında olduğu gibi. Yani hatalar zinciri biraz öncesinde başladı. Oyun içindeki ruh halini buradan bilemem, o an öyle bir hamleyi makul bulmuştur Tolga ve yapmıştır. Ve fakat o olumsuz durumdan olumlu bir sonuç çıktı kuzen. Hem Zülküf'ün o kaleyi pek ala koruyabileceğini gördük hem de Tolgahan bir süre dinlenme fırsatı bulur. İyi gelir ona bu boşluk. Belki de kalenin alternatifi zaten elimizin altındaydı. Yeter ki Zülküf şu performansı göstersin.

-Kubi'nin de dediği gibi Hocaların vermediği fırsatı Zülküf'ün abisi Şehmuz verdi bir şekilde.

-Evet, hoş bir tesadüf oldu. 

-Katılmamak elde değil.

-Bu, bir tür "aynen öyle" mi?

-Taktın ama bu mevzuya!

-Tamam sustum. Toparlarsak kuzen, kazananı olmayan ama kaybedeni olan bir maçtı sonuçta!

-Anlamadım lan kuzen. Kaybeden kim?

-Bay hakem! Bizi maç boyunca katletti düdük tercihleriyle. Kararlarını çoğu dandikti bre! Pek kötüydü.

-Buna da katılmamak elde değil!

-Kalan maçlarda ne olur peki?

-Hiç hesap yapmadan gidip maç izlemek istiyorum, yeni strateji budur kuzen. Bir de yasak filan denmezse GBB maçını bir fotoğraflayalım. Belki şans getirir.

-Şanstan bahsediyorsun artık kuzen.

-Sözün gelişi kuzen.

-Ben gitti o zaman.

-Durduğun hata!

Yazar: Editor
2012-02-21 20:48:31

Memlekete Dair Bir Sözlük Denemesi

 http://www.paperstone.co.uk/images/NewsImages/2010/old_book.jpg

2.Bölüm 

hukuk: a. Ar. / Toplumu düzenleyen, muhalifleri belli, makul bir hizaya getiren ve devlethükümet yaptırımlarıyla fena güçlendirilmiş bulunan kuralların, yasaların ‘ozalimolangücünü12eylüllerdenalmış bütünü.

Ör. “-Biz hukuğa saygı duyuyoruz.

–Efendim o ‘hukuğa’ değil ‘hukuka’ olacaktı.

– Efendim?

– Hukuka!

–Ne fark eder, bundan sonra benim dediğim gibi olsun.

–Peki efendim!”

medya: a İng. / Görsel, işitsel, yazılı, basılı, tutulu, yatılı, dizili, şimdineyapalımefendimci iletişim organlarının bütünü.

Ör. “Medya neye hizmet eder bre?”

-merkez medya: a. / Kimi zaman laik, kimi zaman, tutucu, kimi zaman vurucu, aslında faşist, panoramik bakınca eyyamcı, neticede hacıyatmaz, iğneler batmaz; kör, bakar kör, katliama kör, şimdineyigörmesemci iletişim organlarının bütünü.

Ör. “Merkez medyanın kaç yüzü vardır acep?” 

-yandaş medya: a. / Hımm. Sözlük burara durur ve düşünür. Siz hangi bağın güzelisiniz öyle? Al yanaklarınız, bal dudaklarınızla ne yazar ne söylersiniz? Siz ne güzel şeylersiniz. Özetle, medyanın arsızamansız hali.

Ör. “Yandaş medya, muktedirin kanalizasyonları mıdır abiler?”

milli irade: a. tam. / Sıfat tamlaması biçiminde oluşmuş, her seçimden sonra kalıplaşmış, milletin iradesini de böylece iradesizleştirmiş öbektir. Sonubalkonavaranirade.

Ör. “Milli irade milli takım gibi bir şey mi hocam?”

özür: a. / Öz’ün hicap edip normalde iç bir ahlaki dürtü ile harekete geçip bir tür af dilemesi. Fakat dilbilimcilerin bu masum sözcüğün bile ‘kullanıldığına’ dair yalancınınözrüyatsıyakadar türü kimi kuşkuları vardır.

Ör. “Önce söveyim, sonra özür dilerim abiler.”

referandum: a. / Fr aslında alınmış olan kararın aslında halk tarafından alındığının zannedilmesini budahalkıniradesiulan ile sağlayan Saltimbanco sirkinin bir başka gösterisidir.

Ör. “Abi, şimdi bu referandumda ben hangi partiye oy vereceğim? Parti yok mu bunda? O zaman bir şey dağıtmayacaklar demek! Hadi ya!”

sağlık: a. / Sağ olma isteğini ima eden, vatandaşın temel gereksinimlerinin en temeliyken sağcı politikalarla ticari bir imgeye tahavvül etme. Sağınticarisağlığı.

Ör. “Sağlığımız kimlerin kumpasındadır abiler?”

seçim: a. / Çeşitli periyotlarla atanmışseçilmişlerin arzı endam ettiği bir tür Saltimbanco sirk gösterisi.

Ör. “Cumhurbaşkanlığı seçimleri 5 yılda bir mi yapılacak, 7 yılda bir mi?”

şike: a. Fr. / Futbolun damarlarında dolaşan kandır. Birçok yan anlamı vardır. Mecazi kullanımlara da müsaittir. Futbol dışına da çıkabilir. Siyasi erk’in elinde pek ala dehşetengizbirsilah’a dönüşebilir.

Ör. “Seçimlerde bir şekilde şike olursa ona da şike denir mi?”

tutuklama: a. / Tutmak fiilinden isim görevli fiil anlamlı bir kaderle türeyip bir infaza dönüşerek anlam kötüleşmesine uğramış sözcük. Şimdi kendi anlamından utanıyor.

Ör. “Yarın kimleri tutuklasak da saklasak efendimiz?”

taş: a. / Fred Çakmaktaş ile Barny Moloztaş’ın atası olup kendi devrinde işlendikten sonra silah olarak kullanılan varlığın adı olan sözcük.

Ör. “Taş at, izi kalsın.”

yargı: a. huk. / Mahkemece, yaslara göre olduğu var sayılıp bir olayın doğuşuna yol açan etkenlerin de göz önüne alınarak değerlendirilmesi sonucu verildiği düşünülüp davayı sonuca bağlayan benefendimiseverim mahiyetinde karar.

Ör. “Bu yargı kimin işaretine göre alınmıştır muhteremler?”

yargıcı: a. huk. / Bir uyuşmazlığı, anlaşmazlığı çözmek için her iki yanın birlikte başvurduğu kimse ya da kendisine böyle bir anlaşmazlığı çözme yetkisi verilmiş muktediregörebilirkişi. Eş. Hakem.

Ör. “İ.ne hakem!”

yeni yargı paketi: a. tam. Akpce / Siyasal erkin keyfiyetinin tecellisini temsil eden babalargibiyaparız paketi. 

Ör. “Bu yeni yargı paketinde nohut da var mı? Yoksa eğer, oy vermem.” 

Yazar: Editor
2012-02-20 19:28:03

Memlekete Dair Bir Sözlük Denemesi

 http://kitaptamiri.com/images/old%20book%206.gif

1.Bölüm

adalet: a. Ar. / Hak ve hukuka uygunluk; hak ve hukuku gözetme ve yerine getirme, olmadığıtecrübeylesabitlenmiş doğruluk.

Ör. “Adaletsiz kalkınmada, ne adalet ne de kalkınma vardır.”

basın: a. / Gazete, dergi gibi işaret edilen zamanlarda çok fena çıkan yayınlarla haber ajansları ve bunların sahipleriyle çalışanlarının ve de haddiniaşanıaşarızların tümü.

Ör. “Bu haberi basın, onu değil bunu basın, basın ulan!”

başmüzakereci: s. Akpce / Lüzumsuz işlerden sorumlu olan ve özellikle ilkokul düzeyinde bir espri anlayışıyla gülmece dünyasının alt yapısında önemli işlere imza atan esprisüperi.

Ör. “Yahu, kafama saç ektireceğim, acaba bunu kimle müzakere etsem?”

-müzakereci: s. Ar. / Bir konuyla ilgili görüşme yapan, danışmacı; bilmeden karışan, görmeden konuşan.

Ör. “Abi, oradan yarım kilo müzakereci tartsana.”

biat etmek: f. / Etsemdeettimdememki bileşik sözcüğü.

Ör. Sayın Bülent Arınç, Sayın Başbakana hiç biat etmedi abiler.” deyip geçiyorum bunu.

demokrasi: a. Fr. / Siyasal denetimin doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla halkın özgürce seçtiği temsilcilerin elinde bulunduğu sanılan, toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun tüm yurttaşların eşit sayıldığı farz edilen adıvarkendiyok bir yönetim biçimi.

Ör. “Bu kadar demokrasi milleti dellendirir mi acaba?”

-ileri demokrasi: a. Akpce / Bir siyasal partinin iktidarı boyunca hayata geçirdiği gelişmiş, ferah, zengin, nezih ve necip projelerin toplamının sağgüdümü.

Ör: “Ülke, partimiz sayesinde ileri demokrasiye geçmiştir.”

-daha ileri demokrasi: a. Yandaşça / Demokrasinin ve ileri demokrasinin yetersiz kaldığı bir keyfiyette acil olarak ihtiyaç duyulan çekyat demokrasi iması.

Ör. “Daha ileri bir demokrasi için acil durumda camı kırınız.”

Dink: a. / Hrant’la anlam kazanan bir sözcüktür. İkisi yan yana gelince bir güvercin olur. Bin bir cins ve şekilde ve de muhtevadaki ‘münferitler’ tarafından birkaç kez vurulur.

Ör. “Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.”

ekonomik kriz: a. tam. / Yandaşın bilmediği, sırdaşın demediği,  medyanın görmediği, iktidarın inkâr ettiği, vatandaşın iflahının gevrediği kriztrik bir memleket hali.

Ör. “Ekonomi olmayınca kriz de olmaz ki! Ne güzel.”

eylül: a. Ar. / Sonbahara mensup bir ay adıdır. Toprak burcundadır. Romantiktir fakat bu dokusunu Anadolu topraklarında kaybetmiştir. Netekim, zamanla anlam daralmasına uğramış 12 sayısı ile bir olup darbelireferandum metaforuna kapılar açmıştır.

Ör. “Alpay, şarkısını 12 Eylül’de Gel, diye söylerse onu yine sevecek miyiz?”

futbol: a. İng. / Çinlilerin icat ettiği, İngilizlerin geliştirdiği, alemin şikesini yaptığı, Akp’nin siyasete çift dalarak soktuğu, yahu kaç kişiyle oynandığı bir türlü belli olmadığı alengirliçiftforvetli bir spor türü.

Ör. “Sayın Bakanım, Valim, Emniyet Müdürüm, Mebusum; Akdeniz’in güzide futbol takımını el birliği ile Süper Lige ne güzel çıkardığınız için şu ‘çubuklu’ formayı size hediye etmek isterdik. Fakat ileri demokrasi oraya kadar bir türlü ilerlemiyor.”

gazeteci: a. İtl. / Kimisi gazete denen yayın organından, kimisi de muktedirin balgamından türemiş; kimisi içeride, kimisi pek dışarıda bir tür meslek grubu mensubunu veya tertipçitetikçi kitleyi karşılayan sözcük.

Ör. “Elimizde bir miktar gazeteci var, nereye salsak efendim?”

günlük: a. / Osmanlıcada ruzname. Günü gününe tutulan ve tarih atılan, aslında ergen kızların hobisi olduğu kabul edilen, derken Başbakanımızın da teşrif ettiği notlar. Neosmanlınınmüştemilatgüncesi

Ör. “Tamam! ‘Sevgili günlük’ diyerek bir başmüzakere düzeyinde espri yapmayacağım.”

Yazar: Editor
2012-02-09 19:16:57

Bu Haftanın Analizi

-Maçları konuşalım mı kuzen?

-Olur. Ama sonra gidip iddaa da oynarsın sen.

-Yemin billah oynamam. Yakalayamıyorum çünkü. Yanından bile geçmiyor canına yandığım.

-O zaman iddaacılar bu konuşmayı ciddiye almasınlar.

-Almasınlar tabi.

-Başla o zaman. Bolu – GBB maçı ne olur?

-Şimdi nasıl cevap vereceğim buna? Adanaspor açısından mı, tarafsız gözle mi?

-Becerebilirsen tarafsız olsun kuzenciğim.

-Hadi ya! Bakalım bir. Şimdi efendime söyleyeyim, Bolu üst üste iyi puanlar aldı. Belli bir hava yakaladılar yeni hocalarıyla.

-Galiba Yılmaz da yardımcısı olmuş Özcan Kızıltan’ın.

-Ben de TV’den gördüm. Evet, bu maçta düşüşte olan GBB karşısında Bolu favori, ama Veysel gibi içi geçmiş bir santraforla şansları biraz azalacak gibi. Ters takım GBB bence en az bir beraberlikle döner.

-Diyorsun.

-Dedim kuzen. Peki, sen söyle Karşıya – Kasımpaşa maçını.

-Karşıyaka kazanamaz!

-Bu kadar net diyorsun?                                  

-Evet, son derece sıradan bir takım, hiçbir özellikleri yok. Çıkabilecekleri yere kadar çıktılar. O kadar. Kasımpaşa bu hafta liderliği alır ve bir daha bırakmaz.

-Hımm. O zaman ben de Güngören – Göztepe maçı için ev sahibi veya beraberlik diyorum ve geçiyorum. Bizim maçı dün zaten konuşmuştuk.  Kartal – Linyit?

-Linyit de ligin çapraz takımlarından biri olmaya aday. Ama bence tipik bir beraberlik maçıdır bu.

-Bence de kuzen. Peki, Rize – Elazığ için ne diyeceksin?

-Banko Rize! Haftanın en sağlam maçı, bizim maçtan da sağlam bence. Hatta Rize handikap yapar.

-O kadar diyorsun!

-Az bile diyorum. Karşıyaka için özelliksiz bir takım demiştim, Elazığ ligin en özelliksiz 4–5 takımından biri. Yerini hak etmeyen tek takım. Tabi diğer anlamda da biziz yerini hak etmeyen takım olarak. Elazığ için ilk 6 bile zor. Lig sonuna kadar galibiyet alamazlarsa hiç şaşırma. Kötü Karşıyaka daha kötü olan Elazığ’ın tekkesini düşürmüş kelini göstermiştir.

-Allah Allah!

-Sana şöyle diyeyim kuzencik, bu ligi Elazığ’ın üzerinde bitireceğiz.

-Ne güzel şeyler söylüyorsun. Aldın gazı. Konya – Buca peki?

-Konya o kabız hocalarıyla aslında olmaları gereken yerden de uzaklar. Başlarında daha basiretli bir gerçek teknik direktör olsaydı kesin ilk adayımdı. Buca isterse bu maç berabere biter. Konya değilse de Osman hocaları o beraberliğe dünden razı.

-Denizli – Erciyes?

-Ev sahibi yenilmez. Erciyes’e güle güle deriz ilk 6 umudu için.

-Sakarya – Akhisar maçı için nedir fikrin?

-Akhisar da abartılı gelen takımlardandı. Onlar da buraya kadar bence. Ve Sakarya’yı yenemezler. Bana sorarsan ilk beşte kapışması gereken takımlar doğru yerleşmemiş zirveye.

-Kimdir onlar?

-Kasımpaşa, Adana, Konya, Rize, Bolu’dur onlar ve işin sonunda Kasımpaşa ve Adana ipi göğüslemeli. İşin hakkaniyetli sonucu bu olurdu!

-Sen şimdi tarafsız yorum mu yaptın kuzen? Hep Adanaspor’a yonttun sonuçları.

-Ne güzel işte. O inanç olmazsa ne işimiz var taraftarlıkta, gazeteci miyiz biz kuzencik! -Memlekette yeterince Hıncal var zaten, bizim bu güzel takımla umuda ihtiyacımız var.

-Umut yoksulun ekmeği yani!

-Böyle diyeceğini biliyordum! Bana eyvallah kuzencik, üşüttüm biraz, ilaç içip uzanacağım.

-Doktor çağırayım mı?

-Yok yahu, dinlensem geçer.

-Ben meşgul etmeyeyim o zaman.

-Lütfen!                              

-Vira: ))

-Sana da: ))

Yazar: Editor
2012-02-08 22:08:11

Keyfe Keder Monodiyaloglar

 http://4.bp.blogspot.com/_N1zJdOuZRqU/SCQ6DHtVCBI/AAAAAAAAAA4/dF70Di4qETQ/s400/Statler_Waldorf.jpg

-İki gündür bir şey yazdığın yok kuzen. Ne oldu, şiştin mi?

-Ne bileyim kuzen, üzerimde bir yorgunluk filan.

-Anlaşılan Güngören galibiyetinin sevinci çabuk geçti.

-Sevinçler ve hüzünler kalıcı olmuyor, hem memlekette gündem o kadar çabuk değişiyor ki. Başladığımız yazı bitene kadar konu eskiyor yahu.

-“Aynen öyle” demeyeceğim kuzen.

-Lütfen!             

-Fakat bizim tarafta şu gündem bir türlü değişmiyor bre.

-Nasıl yani?

-Bir Tolgahan’a vur, dön sıradaki Fevzi’ye vur! Stres topu gibi oldular.

-Sorma yahu! Hakkaten bu meseleden de yoruldum.

-Cem gol attı.

-Evet, güzel oldu. Son on dakika stresini aldı üzerimizden. Aylardır özlediğimiz histi.

-Yedek kulübesinden sonra kaleciye koşmuş.

-Anladım niyetini senin. Vereceksin gazı, konuşturacaksın beni. Zalimsin kuzen. Neyse. Adam futbolcu ve koşmayan futbolcu da bir işe yaramaz. Adam koşacak bir yere. Ne iyi etmiş. Keşke bir de Fevzi’ye koşsaydı.

-Belki yedek kulübesinde Fevzi’ye koşmuştur.

-Yok yahu Fevzi oyundaydı. Ama zaten biz koşan futbolcu istiyoruz, değil mi? Koşsun abi, buna da mı karışacağım ben? Yani!

-Talha da oynadı sonunda. Elin kolun kulübeye mi uzandı nedir kuzen?

-Dur yahu, şakası bile tehlikeli bunun… Aklın yolu birdir derim. Ve fakat kimileri yine memnun olmadı çocuğun o etkili performansından. On dakkada üç ince pas etti yine fayda etmedi.

-Galiba Barselona filan çok fazla izleniyor!

-Zannederim ki sorun biraz da bu.

-Peki, ne olacak şimdi?

-Ne ne olacak?

-Giresun maçı!

-Çok seri geçiyorsun konudan konuya. Ambale ettin lan! Şöyle diyeyim: Adamlar can havliyle mücadele ediyor. Ama lafı uzatmadan bir cevap istiyorsan hemen söyleyeyim, yine handikap yaparız. Gol yemeden kazanırız.

-Ağzından bal damlıyor! Ama seninki analiz değil de bir temenni galiba!

-Sen çözmüşsün mevzuyu, deyip sohbeti bitirsem?

-Ben de vira be derim o zaman kuzen…

Yazar: Editor
2012-01-28 08:02:43

Maç Öncesi Sayıklamaları

 http://blog.businesssocialmediasolutions.com/wp-content/uploads/2010/05/Picture-143-271x300.png

Yahu! Bir deplasman galibiyeti zamanı gelmiş olabilir mi?

Neden olmasın, galiba 3 galibiyet zaten var deplasmanda. Evdeki kadar neredeyse o deplasman puanları.

Sebep ne olabilir?

Sebep, tribünün bazı unsurlarının şu aralar Adanaspor taraftarı gibi davranmamaları olabilir.

Yani iyi günde kötü günde, yemininin unutulması söz konusu.

Evet, kötü anlarda takım birdenbire yalnızlaştırılıyor. Bu da doğaldır ki, futbolcunun kendine olan güvenini yıpratıyor. Hep bir panik hali… Bir an önce gol atma telaşı, gol olunca da onu koruma korkusu filan.

Şimdi de psikolog mu oldun kuzen!

Sahadaki telaşı görmek için bir çift göz yeter yahu. Psikolog olmaya ne gerek var.

Kişisel hatalara ne demeli? Görmezden mi geleceksin onları.

Ona da eyvallah. Çok konuştuk bunu da. Hangi birini sayayım? Özellikle hocanın hataları damgasını vuruyor sezona.

Yani adeta elbirliğiyle heder ettik bu sezonu.

Bak burada “aynen öyle” diyesim geldi kuzen: ))

Tamam, yarına ve sonrasına bakalım. Ne olursa kazanırız?

Levent Hocanın tercihleri belirleyecek maç sonucunu. Örneğin Talha ile başlayıp skor avantajından sonra oyuncu değişikliğine gitmeli, Talha’ya 90 dakika tahammül edemiyorsa. Bir de şunu düşünmeli, ben mi H. Kaplar mı? Bu esnadan artık hocalığını konuşturmalı. Hatırla bak kuzen, geçen sezon o Samsun maçıyla hem Samsun’a hem de Kalpar’a hayat vermiştik. Şimdi Levent hoca adına layık bir taktikle bu maçı Kalpar’ın son maçı yapabilir.

Yani adamı ekmeğinden etsin.

Değil kuzen, onlara her türlü ekmek var, acıyan bize acısın.

Peki, Burak Çalık?

Bize karşı oynadığı futbolu oynasın yeter.

Faydası olur yani?

Dilerim kuzen.

Net konuşamıyorsun.

Ben de kendime güvenimi kaybettim böylece: ))

Sonuçta ne diyorsun Rize maçı için? Adamlar fark istiyormuş tribünde.

Bunun cevabını bu sefer hoca ve futbolcular versin. Top onlarda.

Bekleyip görelim diyeceksin.

Dedim bile!

Yazar: Editor
2012-01-27 09:55:19

Olmayan Diyaloglar

  • Nasıl olur da 
  • demokrasiye 
  • ve özgürlüklere 
  • bu kadar değer veren bir ülkede, 
  • entelektüel ve gazeteciler 
  • parmaklıklar arkasında olabilir, 
  • anlamıyorum. 
  • Türkiye 
  • birinci sınıf demokrasi istiyorsa, 
  • Kopenhag kriterlerine ulaşacaksa 
  • bu standartlara erişmeli.

http://im.haberturk.com/2011/08/11/657870_detay.jpg?1313131620

İyi laf etmişsin kuzen.

- Bunları ben demiyorum.

- Kim diyor?

- 3 Tahmin hakkın var.

- Egemen Bağış?

- Yok canım, daha neler!

- Bülent Arınç olabilir mi?

- Son hakkını kullan!

- Hüseyin Çelik’tir banko!

- Bilemedin.

- Başbakan, cumhurbaşkanı, bakanlar, milletvekilleri, HSYK, CHP, BDP, Gazeteciler Cemiyeti, Odalar ve Borsalar, taraftar grupları, Bakkallar Birliği, muhalifler, ÖSYM, İETT, PTT…

- Amerika Birleşik Devletleri Türkiye Büyükelçisi Francis Ricciardone!

- Evet, Adanasporlu olan Amerikalı! Ne mutlu bize yahu!

- Sence gazetecilerin demir parmaklıklar arkasından kurtulabilmelerinin bir işareti olabilir mi bu?

- Olabilir. Zira işaret mühim bir yerden gelmiş.

- Değil mi! Sağlam laf etmiş ama: “demokrasiye ve özgürlüklere bu kadar değer veren bir ülke” demiş bize.

- Laf sokmuş olabilir mi kuzen?

- Bunlardan her şey beklenir, fakat büyük abiden bir yol göstermedir diye düşünüyorum ben.

- Hımm. Bekleyip görelim o zaman. Peki o Kopenhag Kriterleri ne kuzen?

- Bilmem ki. Ama iyi bir şey benziyor. Okur öğreniriz.

- Bu arada Rize maçını nasıl alırız yazısı olmayacak mı yahu?

- Valla totem motem bitti gitti. Mahir abi yazmazsa ben yazacağım. Bu da yeni totem: ))

- Vira o zaman kuzen.

Yazar: Editor
2011-11-06 17:12:25

 Bayram muhabbetine paylaşsak şöyle bir masalcığı: ))

[Karga ile Tilki Hikâyesi’nin Gerçeğini Hikâye Ederiz]

 
  • Efendim, Karga ile tilkinin hikâyesi hakikatte şöyledir:
  • Bizim Karga rakı masasına gidecektir, ahbaplarla nevale hazır edilmiştir. Bizimki de bakar çilingir  sofrasına, Ezine Peynir eksiktir. 
  • Olmaz, der, bir kanatta gider alır gelirim. Nedir  ki, kuş uçuşu 500 km’dir. 
  • Gider, alır. Lakin dönüşte pek yorgun düşer. Eh, onca senenin Kargasıdır, yaş gelmiştir, kemale de ermiştir, gençliğin körük ciğeri vs haliyle yoktur, bir de son zamanlarda sigarayı filan artırmıştır. 
  • Şu kuru dallarda bir soluklanayım der kendine. 
  • Yakar bir filtresiz bu arada. Tam da o sırada sefil tilki geçiyordur. Her kurnaz gibi sefil bir mahlûk! 
  • Efendime söyleyeyim, görür tabi bizimkini nefis kokulu Ezine ile. Kurar zavallı senaryosunu. Yok şarkıdır, türküdür, sendeki ne güzel bir sestir; olmadı evde çocuklar aç biilaçtır, yengen vallah hastadır, üç gündür eve bir lokma girmemiştir, yani… 
  • Aslında yemez bu numaraları bilge Karga, ama insan evladıdır; ki son zamanlarda eski Yeşilçam filmlerini izlerken gözleri de dolmaktadır. Tamam bre adam, der. Sen al şunu, ama heder etme bak… Döner gider bir yarım kg daha alır. 

Hikâyenin aslı budur. 
O tilki d.mbüğü de âlemde mevzuyu farklı konuşur. 
La Fontaine de ona alet olur… 

Evet, öğrendiniz şimdi işin aslını…

Yazar: Editor
2011-07-30 17:46:38

Açıklamadan Önce Ayıklama (mı)

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-87424/asmn.jpg

Şimdi bir dedikodu üzerinden yazıyorum bu yazıyı. Bakın baştan dedikodu diyorum: ))

  • Şimdi efendim, şike konusunda adı bir türlü geçmeyen ve açıklamayan bir takım var ya…
  • Evet, biz de çokça yazdık meseleyi farklı örnekleriyle,
  • yani başka şehirlerdeki siyasi organizasyonlu örnekleriyle filan.
  • O takımın adı açıklanacak açıklanacak da sorun biraz derin.
  • Açıklamadan önce bir ayıklama icap ediyor;
  • ekâbir isimleri süreçten koparıp da açıklama.
  • Hani belki o isimlerin hürmetine bir şike olayını yok da sayacaklar ya,
  • ama olmuyor anlaşılan,
  • anlaşılan her şey tas gibi ortada…

Dedikoduya göre örneğin eski bir vekil veya bir bakan belki emniyet müdürü ya da vali iyi niyetle hareket etmiş olsalar da : ) bu gelişmeye dâhil oluvermişler. Ekâbirlerden dediğim bu… Hal böyle olunca o takımın adı da gecikiyor doğal olarak. Kim bilir, tüm operasyon belki bu yüzden gecikiyordur; açıklamadan önce bir ince ayıklama için…

  • Ama tüm bunlar dedikodudan ibaret,
  • bu yüzden asparagas kategorisine etiketliyorum bunu.
  • Böyle bir şey vardır, yoktur.
  • Beklentimiz, bir takımın bağlanmış maçlarla sorgulanır olması değildi temelde,
  • siyasetin gücüyle haksız bir rekabetin içinde olmalarıydı hakikatte.
  • Çünkü gizli saklı şike organizasyonlarından çok
  • aleni yapılan işler asıl sorunun kaynağıdır,
  • pervasızca yapılan o işler…
Yazar: Editor
2011-07-17 01:31:28

Koşul Kipiyle İstek Anlamı

http://a.dryicons.com/files/graphics_previews/midnight_dreams.jpg
  • Söz konusu olan o 3 transferi yapsak,
  • sonra hazırlık maçları başlasa,
  • oradan iyi sonuçlarla çıksak
  • çünkü nasıl başlarsak öyle gider,
  • skorlar takıma moral olsa,
  • iyi bir fikstür çeksek,
  • bu kez o Ankaraspor bize dolaylı bir zarar vermese,
  • hatta o Ankaraspor direkt süper ligden başlasa,
  • keyfimizi hiç kaçırmasa,
  • ligler başlasa şu kargaşaya rağmen,
  • çıksak sahalara
  • 3’te 3,
  • hatta 5’te 5 yapsak,
  • evimizde hiç puan vermesek,
  • ilk yarıyı namaglup bitirsek,
  • hatta sezonu öyle tamamlasak,
  • gol atma rekoru kırsak,
  • hiç gol yemesek,
  • tamam abartım az gol yesek,
  • veya şampiyonluğumuza takoz olacak kadar gol yemesek bari,
  • şampiyonluk turunu Adana’da atsak,
  • öncesinde şehri bayraklarla donatsak,
  • şu 1.lige veda edip süpere merhaba desek
  • ve seneye bu günler Süper ligin transfer politikasını tartışsak,
  • bu lig bu kaleciyle şu oyuncuyla olmaz filan desek,
  • Eto’yu isteriz diye yazsak,
  • harbiden de onu transfer etsek,
  • bu transfere inanamazsak
  • veya ben bu yazıyı şuracıkta bitirsem,
  • hayallerimin elinde oyuncak olmasam: ))
  • vira...
Yazar: Editor
2011-07-07 18:41:02

Teşvik Ettiniz Beni Bu Yazıyı Yazmaya

Bu yazıdaki takımlar gerçekse de olay örgüsü tamamen kurmacadır.

http://www.dekortr.com/wp-content/uploads/duvar-saati-dekortr.jpg

‘Adanaspor Kartal ve Adanaspor Altay maçlarında bir soru işareti varsa o zaman soru işareti olmayan yoktur’ üzerine farazi bir çeşitlemedir.”

Son 2 haftaya bakarsak sonuçlar aşağıdaki gibidir.

Sondan Önceki Hafta

Kartalspor 1 – 0 Giresunspor (Bu maça Giresun rahat çıktı, o zaman küme düşme tehlikesi olan takımlar Giresun’a teşvik göndermiş olabilir. Ya da Kartal ve Giresun aralarında anlaşmış olabilir. Yahut Kartal kendi kendini teşvik etmiş olabilir.)

Orduspor 1 – 0 Karşıyaka (Bu maça ilk altı için mücadele eden takımlardan teşvik gelmiş olabilir Karşıyaka’ya. Ya da bu iki takım aralarında anlaşmış olabilir. Ya da Orduspor teşvik olma hakkını kullanmıştır.)

Erciyesspor 1 – 3 Denizlispor (İlk 6 için oynayan takımlardan Denizli’ye teşvik gitmiş anlaşılan.)

Çaykur Rizespor 3 – 1 TKİ Tavşanlı Linyitspor (Hımm. Buradan bir şey çıkmaz, ilk 6 mücadelesinde ikisi de. Ama skora oynamış olabilirler.)

Gaziantep BB 3 – 1 Samsunspor (Samsun bu maça şampiyon olarak çıktı, ama Mersin bir teşvik göndermiş olabilir Samsun’a kendi şampiyonluğunu garantiye almak için.)

Güngören Belediyespor 1 – 0 Diyarbakırspor (Diyarbakır’a küme düşme potasındaki takımlardan teşvik gitmiş olabilir. Ama özellikle 2. devredeki Diyarbakır’ı yenemeyende bir arıza aranmalı.)

M. İdmanyurdu 2 – 0 Boluspor (Bu maçta Bolu kendi futbolcusuna garanti teşvik primi vermiştir. Çünkü ilk 6 tehlikeye girdi bu sonuçla.)

Akhisar Belediyespor 1 – 0 Adanaspor (Bu maçta Adana’ya özellikle Altay’dan bir teşvik gitmiş olabilir, son haftaya rahat girmek için. Ama Adana bu maçtan zaten puan çıkarmak zorundaydı son haftada bir kaza yaşamamak için.)

Son Hafta

TKİ Tavşanlı Linyitspor 3 – 3 Akhisar Belediyespor (Bu maçta Akhisar’a Bolu’dan Tavşanlı’ya da Altay’dan, Güngören’den ve belki Adana’dan teşvik gitmiş olabilir. Ama Adana zaten kendi göbeğini kendi kesmek zorunda. Diğer takımlar gibi…)

Giresunspor 1 – 1 Erciyesspor (Bu maçta beraberlik teşviki olabilir.)

Karşıyaka 1 – 1 Güngören Belediyespor (Bu maçta Karşıyaka’ya düşme potasındaki takımlardan teşvik gitmiş olabilir.)

Adanaspor 4 – 1 Altay (Bu maçta Adana’ya küme düşme potasındaki diğer takımlardan teşvik gitmiş olabilir. Ama Adanaspor kaybederse zaten kendi büyük bir riske girecek, yani olsa olsa Adanaspor kendi kendine, özellikle bir büyük taraftar teşviki sağladığı için suçlanıyor olabilir.)

Samsunspor 1 – 2 Çaykur Rizespor (Mersin B.A.1.lig şampiyonu olmak için Rize’ye teşvik göndermiş olabilir. Öte taraftan ilk 6 umudu olanlar Samsun’a bir teşvik göndermiş olabilir.)

Boluspor 0 – 1 Kartalspor (Bu maçta Kartal kendi topçusuna garanti teşvik primi vermiştir. Ayrıca Tavşanlı da bir teşvik yollamıştır Kartal’a. Bolu ise kendi topçusuna karşı giriştiği teşvik primi konusunda ikinci kez başarısızlığa uğramış oldu. Onları bu beceriksizlikten dolayı cezalandırmalı.)

Diyarbakırspor 0 – 3 Gaziantep BB (Bu maçtan bir şey çıkmaz.)

Denizlispor 0 – 1 Orduspor (Bu maç da antrenman maçı olmuştur.

Alın size bir dizi komplo teorisi.

Ama hakikaten merak ediyorum, bizi ne ile ve nasıl ilişkilendirecekler o maçlarda?

Hani bu kargaşada korkmuyorum da değil, ihale bize kalır diye…

Bir de bazı taraftarların(!) felaket tellallığı söz konusu olunca...
Yazar: Editor
2011-06-19 13:37:57

[Kaplan’ın Penche İle Röportajını Hikâye Eder]

Kendi kendimize soralım bakalım, yani hem çalıp hem oynayalım, üstelik önceden bilinen sorularla. Kaplan sorsun, Penche yanıtlasın: )) Uzatıyoruz mikrofonu:

http://www.vector-eps.com/wp-content/gallery/music-microphone-vectors/music-microphone-vector2.jpg

Kaplan: Merhaba diye başlayalım o zaman.

Penche: Merhaba efendim.

Kaplan: Nerden girelim sorulara?

Penche: İstediğiniz yerden, zaten soruları biliyorum aşağı yukarı.

Kaplan: Arada hesapta olmayan sorular gelirse bozulmak yok ama muhterem Penche.

Penche: Arada ummadığınız cevaplara da kızmak yok o zaman sayın Kaplan.

Kaplan: Geçen sezondan başlasak?

Penche: Bildiğimiz gibi beklentilerimizin pek dışında gelişen bir sezon oldu. Evdeki hesap çarşıya uymadı.

Kaplan: Sebep?

Penche: Önce transferlerin “nokta” olmamasıydı. İşe aramaz topçular da almışız arada.

Kaplan: Sonra?

Penche: Sonra hoca sorunu, daha doğrusu “hocalar” sorunu, bir de Başkanımızın belki de daha profesyonel bir yöntemle çalışması gerekiyor transfer sürecinde. Bilmiyorum, alınacak ve gidecek futbolcular kâğıt üzerinde de olsa örneğin mayıs ayında tamamen belirlenmiş olabilir, ön anlaşmalar yapılmış, hocaya dair kararlar da verilmiş olabilir. Sezon bitmeden yeni sezon proje olarak hazırlanmış olabilir.

Kaplan: Peki, böyle çalışan bir kulüp var mı acaba süper ligde bile?

Penche: Zannetmiyorum, hatta bilmiyorum. Biliyorsunuz Adanaspor dışındaki hiçbir futbol aktivitesi umurumuzda bile değil. Ama bakın bunu bu sene Levent Eriş konusunda yaptık. Devamı ve fazlası neden olmasın?

Kaplan: Ya kaleci mevzusu?

Penche: Orada Tolgahan ne kadar hatalıysa ondan çok daha hatalı olan bir idare var bence.

Kaplan: Yani?

Penche: Yani, Tolgahan’ın kellesini istemeden asıl meseleye bakmalı; önce onu ısrarla oynatıp arena ortasında kaplanların öne bile bile atan hocalardır sorumlu olan böyle bir meselede. Zülküf’ü 3 – 4 hafta oynatacak kadar cesur davranamadılar. Böyle yapsalardı 2 kaleciyi birden kazanmış olurduk. Kaba bir hesapla bu noktada kaleci yüzde 20 filan sorumludur, bu da zaten olağan sorumluluktur. Ötesi hocalarındır. Belki de Başkanın “şu adamcağızı biraz dinlendirin” demesi filan gerekiyordu. Demedi, oynatıldı, hatalar yaptı, bu noktaya gelindi. Tüm bu kargaşada en sağduyulu davranan yine Adanaspor taraftarı oldu. Özellikle son haftalarda takım kötü giderken, kalede Tolgahan’ı görünce hata yapmaması için o kritik dönemde tepki de göstermedi, hatta destekledi, tribüne çağırdı. Nedir? Adamlar Adanaspor’u seviyor canı gönülden, orada bir kaleciye patlatabilecekleri öfkelerinin ardındaki deli egoyu değil, evet Adanaspor’u seviyorlar hem de kendilerinden çok.

Kaplan: Bu konudaki kimi tepkilere ne diyorsunuz?

Penche: Müşteri her zaman haklıdır, mantığıyla taraftarlığa bakamayız. Müşteri istediğini alır gider veya almaz gider. Ama gider. Taraftarlık böyle değildir. Şimdi taraftarlığın ne olduğunu burada tanımlamayacağız uzun uzun. İstanbul takımlarının taraftarı isterse müşteri gibi davranır, çünkü kulüpleri de onları zaten müşteri gibi görüyor, borsaları hisseleri sektörleri ile. Zaten tanıdığım birçok İstanbul takımının taraftarı aynı zamanda sıkı bir Barselona veya Real Madrid ya da Manchester taraftarına dönüşmüş durumda, yani adamların futbol hissiyatında gidecek hep bir ikinci kapısı bir şekilde var, genel olarak, yahut bir müşteri esnaf ilişkisinde müşterinin hoşnutsuzluğunu en zalim tepkiyle dile getirme lüksü (hatırlayınız, adamcağız başkanı olduğu takımın maçlarına gidemediydi) ... Ama bizde böyle mi?

Kaplan: Yani?

Penche: Dostum, amma çok yani dedin: )) Şöyle izah edeyim. Adanaspor ve taraftarının gönül bağı has bir futbol ve memleket sevgisine dayalıdır. Adanaspor ve taraftarı birbirini hem görece bir başarı beklentisiyle sever hem de en kötü günlerin vefasıyla. Yani Adanaspor taraftarı “o zaman ben de bu mağazadan alışveriş yapmıyorum” psikolojisiyle veya kompleksiyle ya da tribal enfeksiyonu ile hareket etmez. Değilse, istedikleri tarzda takımlar da zaten var…

Kaplan: Tribal enfeksiyon ne ola ki?

Penche: Bilmiyorum, konuşulurken duymuştum, arada kullanayım dedim, dilerim uygun düşmüştür: )) Şimdi şöyle diyeyim devamında;

Bilmem hangi hissini veya hesabını biricik Adanaspor’umuz üzerinde görenler de var gibi geliyor, kendince kulüp üzerinde bir baskı oluşturmaya çalışanlar… Baktığımızda şu ifadeleri görüyoruz artık: Onu istemiyorum! “istemiyoruz” gitmiş bir yana, ifade tekile dönmüş. Keyiflerine göre bir gelişmede “ben dedim oldu” hazzını mı yaşayacak o taraftarlar? Tam bu sırada işte o tribün dönüşmeye başlar. Ve bu dönüşme iyi bir dönüşme değildir. Hayırlı bir dönüşme değildir. Faydalı bir dönüşme değildir. Adanaspor’un geleceği için mücadele ediyorum diye işlere bu kadar yakın temas etmek Adanaspor’u hiç haz etmediğimiz bir takıma; taraftarını da hiç haz etmediğimiz bir taraftar tipine dönüştürebilir. Şahsen ben bu lige abone olmuş ve hatta bir alt ligde oynayan ya da sahaya çıkan bir Adanaspor’u orada oluşturulmak istenen Adanaspor’a tercih ederim. Niyet her ne kadar bir Adanaspor’un şampiyonluk meselesi gibi görünse de iş üzüm yemekten çok bağı tarumar etmeye gelmiştir. Ve tekrar ediyorum, kıvamını aşarak çeşitli organizasyonlarla bir protesto sürecine girişmek Adanaspor’a bir başka darbe girişimidir. Taraftarın tepkisini gösterecek daha “Adanasporluca” yöntemler hep vardır. Ama kulübü dışarıdan yönetmeye çalışmak! Tam bu noktada safımız çok net olur!

Kaplan: Nasıl bir netlik?

Penche: Adanaspor, belli bir taraftarın keyfine göre hareket edecek bir takım olmasın! Olduğu an, bittiğimizin ve futbola küstüğümüzün resmidir! Bu konuda alınacak en kötü kulüp kararı bir grup taraftar baskısıyla(!) alınacak en iyi müdahaleli karardan karşılaştırılamayacak kadar iyidir. Kurumsallaşmış kulüplerin işine gerçek taraftar burnunu keyfince sokmaz. Sokmamalı. Bugün bir futbolcunun kellesi istenir yarın bir diğerinin. Herkes keyfine göre bir eylem planı gerçekleştirir ki bunu da herhalde hiçbir Adanasporlu istemez! Şahıslar üzerinden bu takım, bir camia, değerli bir mazi, önemli bir imaj yıpratılmamalı. Böyle işler Adanaspor dokusuna virüs sokar ve sonra bizler, bir fırsattan yararlanıp Adanaspor’un üzerine başka hesaplarla yine yine gelenlerle yine yine mücadele etmek zorunda kalırız, Hayır, mücadele ederiz, ederiz de neden kendi zehrimizi kendimiz yaparız da başka mevzilere süreçte bir malzeme olarak veririz. Gerekirse varsın bu sezon da gitsin boşa, ömrümüz olduğu sürece bekleriz o şampiyonluğu ama dokusu bozulmuş bir Adanaspor’u düşünmek bile istemiyorum.

Kaplan: Peki, şöyle soralım o zaman, küsmek demişken, arada “ben oynamıyorum” şeklinde tribal enfeksiyonlarınız oldu sizin de kaplanpenche olarak, yazmayacağız filan, pardon bunu az önce siz kullandınız diye alıntı yaptık, dileriz doğru kullanılmıştır.

Penche: Tam olarak ifade etmiştir o zamanki ruh halimizi. Şöyle diyeyim o zaman; neticede bir Adanaspor konusunda en duygusal tepkileri veririz. Çünkü şu hayatta en güzel, en çiçekli, en renkli yanımızdır Adanaspor. Ve bazen susmanın konuşmaktan daha yararlı olduğu anlar vardır. Biz de o sıralar bu hakkımızı kullanıyoruz. Kimi zaman demediklerimiz dediklerimizden çok daha önemlidir. Ama hata da yapıyoruz işte, küserek, yılarak, yorularak. Olmaz… Fakat dayanamayınca takvimi bile değiştirip işe yine girişiyoruz. hem arada bu tür tribal durumlar da olur canım: ))

Kaplan: Geçen sezonun taraftarı için nedir yorum?

Penche: Tribünde mükemmel bir performans gösterdiğimizi söylemiştik daha önce.

Kaplan: Bilet fiyatları için ne demeli?

Penche: Bunu da tekrar etmede fayda var: Adanaspor taraftarının ve hatta ülke taraftarının (İstanbul Dukalığını isteyen ayırabilir) bütçesi filan bellidir. Siz bakmayın seçimlerdeki o yüzde elliye. Yoksulluk kırıp geçiriyor memleketi, hele Adana’yı. Bu yüzden o 10 lira örneğin maraton tribün için çoktur. En az yarıya düşmeli bu fiyat. Bu konuda hiçbir açıklama şu ekonomi gerçeğinde tatmin edici olmaz. Tabi, biz beklentimizi dile getiriyoruz, oluru olmazı kulübün bileceği iş. Ama anti parantez Adanaspor’un Adana’nın tek takımı olmadığı da unutulmamalı. Diri ve yoğun bir tribüne, genç taraftarlara fazlasıyla ihtiyacımız olduğu kesin.

Kaplan: Son olarak transferler için ne diyorsun bay Penche? Taraftar pek dertli, malum tek isim dışında bir icraat yok!

Penche: İnan ben de sabırsızlıkla bekliyorum etkili isimleri. Ama ses seda yok. Şöyle yorumluyorum; Ersan’ın o pazarlık sürecindeki kozumuzu galiba bize karşı kullanıyorlar, Adanaspor adını duyan parayı katlıyor. İşler sarpa sarıyor. Bekliyoruz biz de. Lakin yine bir yanımızdaki o Polyannapenche ile tüm iyimserliğimizle bekliyoruz. Hatta küme düşme kaygımızın olmadığı iddiasız bir sezona bile razıyım şahsen, şöyle stressiz sakin bir sezon, saf bir turuncu futbol aşkıyla geçen bir sezon…

Kaplan: Yaşlılık halleri olmasın bu teslimiyet.

Penche: Bu yorum, konuşmamızın sonunu işaret ediyor zannederim. Sağlıcakla kalın efendim. Ben istihare yatsam bir öğle uykusuyla karışık, belki rüyada transfer işaretleri filan alırız: ))

Kaplan: O zaman yeni asparagas sohbetlerde görüşmek üzere, Kaplan olarak sayın Penche’ye veda ediyoruz…

Yazar: Editor
2011-06-13 21:32:34
http://kubradogru.files.wordpress.com/2009/11/dedikodu.gif
  • Bursa’dan Ramazan Sal kamp dönüşü büyük ihtimalle bizde,
  • sonra Ordu’dan bir defans oyuncusu gündemde, frikikleri de iyi olan biri, şut ortalaması da yüksek…
  • Anıl’a bir Karadeniz seyahati görünüyor.
  • Eski topçulardan (şahsen, hakikatte kulüp kapısından bile içeri girmesini hiç mi hiç istemediğim) biri yedek olarak dönebilir takıma, bizi sıkça satıp gidenlerden biri.
  • Veli için çalışmaların devam ettiğini hepimiz biliyoruz.
  • Bir forvet arayışı var, ki Ali Çamdalı son anda kaçmış elden.
  • Geçen sezon “fazlasıyla antrenman eksiği olan” yani çalışmayıp yatan kaleciyi bu sefer ciddi bir çalışma programı beklediği falında da çıkmış.
  • Orta sahaya olan inanç tam, orada fazla oynama olmaz gibi.
  • Ve muhtemelen en fazla 6 transferle yeni sezona vira denecek.
  • GBB'deki Ramazan ne yazık ki büyük ihtimalle Mersin'e gidecek. Oysa bize gelmesini çok isterdik.
  • Manisa'dan Murat bir ara gündemimizdeydi fakat onun futbol oynamaya ilişkin şahsi kararının bu transferi engellemesi söz konusu olmuştur.
  • Böyle şeyler…
Yazar: Editor
2011-03-30 11:53:36

Olayların adamı Emre ile “sanal” bir röportaj yaptık. Güya biz sorduk, o da yanıtladı… Yayınlıyoruz bu asparagas röportajı. (Lütfen ciddiye almadan okuyunuz.)

http://www.bilderkiste.de/galleryscript/gallery/cliparts/fussball_schiri_rot.gif

Emre, bize Adanaspor’a gelişini anlat.

Malatya’daydım, Adanaspor’un dönüşünü ve iddiasını gördüm, birçok teklife rağmen Adanaspor’un o muhteşem havası beni de çok heyecanlandırmıştı ve burayı tercih ettim. Aradaki ‘git/gel’lerime rağmen iyi ettim.

Çıkışını değil de inişini gördük şu 3 senede, sence sebep nedir? Oysa seni de Ersan gibi 3 büyüklerden birinde görmek isterdik.

İnanın ben de isterdim. Ama evdeki hesap çoğunda çarşıya uymuyor. Bende de uymadı. Keşke uysaydı, hepimiz kazanırdık.

Bir konsantrasyon meselesi olabilir mi veya bir camiaya aidiyet duygusunun eksikliği… Sanki futbola değil de bireysel sporlara daha uygun bir halin var senin.

Küçükken judocu olmak isterdim hani. Karate Kit’e hastaydım. O olmadı, futbolcu oldum, arada o tarafa kaçar gibi oluyorum. Yani şu Denizli maçı: ((

Taraftar maça senle başlıyor ama maçı sensiz bitiriyor; yani üçlük çektirerek başlıyorsun, bazen de yuhalarla bitiriyorsun.

Valla ben de ambale olmuş durumdayım. Ama hiçbir şey sebepsiz değildir hayatta. Vardır bunun da bir nedeni. Yaşım daha genç, öğreneceğim incelikler, aşacağım meseleler mutlak var. Ama sahada formam için savaşırım, taraftarı en azında bunu fark etmesini beklerim, örneğin topsuz alanlarda, anlarda neler yaptığımı. Yoksa ben de hoşnut değilim son zamanlardaki performansımdan. Aslında K. Kılıç’ın dediği bir manada doğru, bir takımı 1.Ligde şampiyon yapabilecek çapım var, tabi bir takım oyunu anlayışı içinde. Galiba, 35’ime filan geldiğimde “keşke şimdiki aklım o zamanlar olsaydı” diyeceğim ben de…

Olacak işleri kaçıyor, olmayacak işleri yapıyorsun.

Ne manada?

Hem gol atma-kaçırma, hem de kartlar, desek…

Hakikaten enteresan haller yaşıyorum. Örneğin o Manisa maçında deplasmanda, 9. dakikada 2. sarıdan atıldım. Fakat o maçın tekrarına bakan aslında Fırat Aydınus’un, önceki haftadan üzerinde kalan bir Arda Turan ezikliğini benim cismimde onarmaya çalıştığını görür. Yani o hakem Arda’ya yapamadığını bana yapmıştı. Sonra Karşıyaka maçındaki hakem benim pozisyonumdaki penaltı kararının altında kaldı, o kararını içine sindiremedi ve beni ilk fırsatta attı. Kaçan gollere gelince; sahi, o goller nasıl kaçtı ki? Anlayanın… Galiba bulunduğumuz durumun stresi bana da çöktü, golü bir an önce atayım diye panikleyip bir anlamda çuvalladım. Yani o Samsun maçındaki pozisyonlar aklıma geldikçe kahroluyorum.

Peki, son maçtaki kart?

Adam ense köküme inince galiba bir bilinç kaybı yaşadım, ne bileyim. Hatırlamıyorum bile o anı desem, acaba yırtar mıyım: ))

O röveşata golü?

Aslında önceki maçlarda atacağım bir goldü, kısmet Denizli’ye oldu. Kırmızıdan vaktim kalırsa daha çok atarım böyle goller.

Sahi, 3 sezondur kaç maçta yalnız bıraktın bizi, saydın mı?

Mevzu değiştirsek: ))

Peki taraftar?

Ben onları anlamaya çalışıyorum, onlar da beni anlamaya çalışırsa daha iyi anlaşırız.

Yani?

Yani, maçın içinde kaptırıp gidiyorum o hırsla, duygular belli bir yorgunluktan sonra aklı, sağduyuyu teslim alıyor. Taraftar işte bu sırada beni, bizi hepimizi motive etmeli ki irademizle olan bağımız protestolarla kopmasın tersine, destekle o bağ güçlensin.

Küme düşer miyiz, diye sormuyorum bile.

Söz konusu bile olmaz. İlk oynadığımız maçta affettireceğim kendimi.

Yemin et!

Kartlar çarpsın ki!

Peki, önümüzdeki sezon?

Ayarı sağlam ve gölgesi ağır bir hocayla bu takımın şampiyonluğunda önemli bir payım olur, diyorum.

Teşekkürler o zaman bu hayali sohbet için.

Ne demek! Ben de zaten şekerleme yapıyorum, zahmet olmuyor.

Ben de dördüncü dubleyi devirdim devireceğim, kafam güzel yani…

Maç izlemeye de öyle geldiğin söyleniyor zaten.

Valla iftira: )) Müsadenle ben kendimi alıp kaçayım o zaman;)

Yazar: Editor