2017-12-05 09:14:49

Mütevazı kişiliği ile taraftarın sevgilisi olmuştur.

Adanalıdır.

Gerçek ADANASPORludur.

Hep zor dönemlerde gelmiş.

Zoru da başarmıştır.

Elinde bunu başarabilecek, kadro yapısı fazlasıyla mümkün.

Futbolcu grubundaki, gerçek kapasiteleri, tekrardan ortaya çıkaracaktır.

Taraftar ile köprü olacaktır.

Birlik beraberliğin kıvılcımlarını yakacaktır.

Eyüp ARIN ile yeni bir sayfa açıldı.

ŞİMDİ DESTEK ZAMANI!

Kubilay Arı

Yazar: Editor
2017-11-29 22:13:27
Aynı Gemide Değiliz!
Yazar: Editor
2017-11-25 13:25:55

Kimse bu maçta sürpriz beklemiyordu.

  • Ama aslında sonuç itibariyle sürpriz oldu.
  • Bizim bu oyun plansızlığıyla, 
  • Şu rakip karşısında 
  • hakikaten sürpriz oldu bu 3-2.

Şöyle diyelim:

  1. Zihniyetsiz bir oyun yine maç kazandı.
  2. Hocamız yine paçayı kurtardı.

İyidir hoştur denebilir.

Nasıl olsa o üç puan haneye yazılıyor.

  • Ama işte 
  • o nefis Rize maçından sonra 
  • şu iki hafta 
  • bizi 
  • yine eski kaygılara götürüyor.

Oyuna Yakubu forvet diye almak biraz acıklıydı evet.

Fakat Yakubun o golü atması takımın hücum hattı adına daha acıklıydı.

  • Enteresandır, 
  • sezon boyunca 
  • işini doğru düzgün yapamayan hocanın kumarı sonucu 
  • Yakup işini yaptı 
  • ve 3 puanın yolunu açtı.

Ne diyelim?

Yazarlarımız ayrıntılı bir analiz yapacaklardır.

  • Neticede 
  • oyun, 
  • taktik, 
  • plan, 
  • program, 
  • performans itibariyle 
  • hak etmediğimiz bir 3 puan aldık.
Yazar: Editor
2017-11-14 15:33:09

Güçlü güçsüzden nefret ediyor.

Galiba gücünü böyle daha iyi hissediyor sanki.

Bir haz aracı ve de daha çok yükselmek için alta daha çok insan almak mı lazım?

Onun güçsüzlüğünden de nefret ediyor güçlü, bir olgu olarak... Güçsüzlük olgusu;

Yıkılmış, bitik, aşağılanası, nefret edilesi...

Güçlü kendi gücünü, güçsüzlüğün kendisini de kader zannediyor sanırım.

Bahşedilmiş veya lanet edilmiş bir şey.

Öyle mi acaba? 

Güçsüz de, kendi mantığının sebep sonuç ilişkisi içinde tabi, güçlüden nefret ediyor. Biat ediyor güce, başını kaldıramıyor, pek itiraz edemiyor, seviyor gibi görünüyor ama en nihayetinde nefret ediyor. Galiba o güçsüzlüğüne iyileştirici gücü böyle buluyor.

İtiraz eden kayboluyor zaten...

İnsanlık mazisinin toplamı bu olsa gerek. 

Şöyle bir şey de vardı dünya tarihinin bir nevi özeti için:

İnsanlar;

Doğdular,

Acı çektiler

Ve öldüler.

Bir de nefret ettiler.

Olmasaydı sonumuz böyle diyeceğim ama bu da laftan öteye gitmeyecek galiba. 
Yazar: Editor
2017-11-05 08:01:59

Kazanmak alışkanlık ister.

Geçen yıl neredeyse kasım ayında süper ligden küme düşmüş bir takımın oyuncularından şampiyonluk ve başarı bekliyoruz.

Daha önceleri de yazdım, ne yazık kaliteleri buna müsait değil.

Ve yine ne yazık ki teknik ekibin de kalitesi bu kadroyu daha ileri taşıyacak özelliklere sahip değil.

Hem teknik ekip hem de futbolcu grubu yetersiz olunca başarının gelmesi çok zor.

Takımın eksiklerini, hatalarımız o kadar belli ki rakibin nereden geleceği, ne yapması gerektiğini bilmeyen yok.

Sol kanat yol geçen hani sol bek kanayan yara; savunma yapmayı beceremezken neden hücum yapmaya çalışıyoruz anlamak mümkün değil.

Kim sol bekte oynayacaksa (Gökhan Süzen) LÜTFEN orta sahayı geçmesin!!!!

Diniz sakat değil ise sol ayaklı olarak sol stoperde o oynasın yahu.

Duran topta adam tutuyormuş gibi yapıyoruz.

Sezonun 11. maçları oynanıyor.

Önümüzde 23 maç müsabaka daha var deyip daha kimse bizleri kandırmasın.

Dün oynanan sonuçlarla ilk 2 şekilleniyor ve beklemeyerek oynarsak, Rize eninde sonunda bize gol atacak ve ilk 6dan da uzaklaştıracak.

Üzülerek söylüyorum savunma yapamayan bir takımız ve savunma yapmaya çalışırken düşük konsantrasyonla kalıp kalemizde gol yiyoruz.

Kemal Hoca ve ekibinin bir B planı yok ama önce gol atmak hedeflenmeli ve öne geçtikten sonra oynayan hızlı hücum yapabilenler ile farkı arttırmalıyız.

Savunarak 1 puanı alamayacağız.

Hücum edip 3 puan kovalamalıyız.

Son olarak da oyuncular memur zihniyetinde çıkmalılar.

Hedefsiz, ligi erkenden bitirmiş halleri var.

Maç bitsin de gidelim dedikleri her hallerinden belli oluyor.

Ne olur birileri çıkıp isyan etsin yoksa hepimiz için sezon erkenden bitecek ve sonra yeni hedef olarak kümede kalma hikayesine doğru yelken açacağız.

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2017-10-22 09:23:52

Gol atmak için ceza sahasında daha kalabalık olmak lazım.

Kontra yapamıyoruz, ceza sahasında kalabalık olamıyoruz.

Gol atma üzerine hiç bir planı olmayan takım olarak sahaya çıkıyoruz.

Tek gol atma şansımız ceza sahası dışından vurulan şutların ekstra yerlere gitmesi sonucu oluyor.

Duran topları o kadar kötü kullanıyoruz ki bizdeheyecan SIFIR

Takımın gole ihtiyacı var stoperler son dakika kullanılan duran topta bile çıkmadı, örnek Didi.

Sanırım bizim gibi onlarında gol olacak inancı kalmamış.

Düşündürücü olan ekstra işler yapan çıkmazsa gol atamayacak olmamız.

Guayenin attığı son 3 gol ve Yenerin Manisa maçında kaleciden dönen topu filelerle buluşturması uzaktan atılan şutlar sayesindeydi.

Geçen haftalara göre çok daha iyi kullanılan bir sağ kanadımız vardı.

Hem Oguz Hanın çabası ve son haftalara göre ona ayak uyduran Digaonun kanadı ne kadar etkili ise sol tarafta o kadar etkisiz ve sönüktü.

Çizgiye inilen toplarda gol bulma şansınız diğer pozisyonlara göre daha fazla oluyor ama abartmadan söylüyorum Adanaspor duran toplar haricinde ceza sahasında 3-4 kişi olamıyor.

Kontraya çıkamıyoruz.

Set oyunu yapamıyoruz. Siz Kemal Hocanın lafına bakmayın.

Bunların hiçbiri olmayınca da gol gelmiyor. Golün kendi kendine geldiği futbol tarihi kayıtlarında henüz yok.

Çağdışı şekilde oyuna başlamak düşündürücü.

Kalecilerin uzun aut atışı kullandığı zamanlar bitti ama Kemal Hocanın her hangi planı olmadığı için İrfan hemen hemen bütün topları ileri atıyor.

Sonrası?

Sonrası yok.

Neden topla yan pas olmadan oyun kurmayı denemedik anlaşılır gibi değil.

Kadro yapılanmasının yanlış olduğunu defalarca yazdık.

Buna rağmen kulübeden oyuna ofansif anlamda katkı sağlayacak Yener ve Sercan varken, takımın gole ihtiyacı varken, ofansif orta saha olarak en etkili adam Koman çıkıyor ve Bekir oyuna giriyor.

Hoca ne düşünmüştür, gerçekten bilemiyorum.

Kemal Hocanın söylediği ama 2 maç 4 puan ortalama işi de olmuyor.

9 maçta 14 puan ile 1.55 puan ortalaması başarı değildir.

Evet, kadro yetersiz ama hocasız çıkmış olsa daha fazla puan alacağını düşünmeyen yoktur.

Adanasporlu olmak Adanasporu sevmek daha fazlasını yapmayı gerektirir.

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2017-10-15 14:29:49

Galibiyeti yine düşünmeyen bir kemal kılıç.

Galibiyeti istemeyen bir kemal kılıç.

Oyunu takip edemeyen bir kemal kılıç.

Gökhan Meral ile maçı tutabileceğini zanneden bir kemal kılıç.

Futbolcusunun şahsi disiplinini kontrol edemeyen bir kemal kılıç.

Futbolcusunu tanımayan bir kemal kılıç.

Takıma yük bir kemal kılıç.

Sana diyecek bir laf kalmadı kemal kılıç 

 

Yazar: Editor
2017-10-12 11:56:21

İzmirin Altınordusu TFF 1. Liginde bir başka sahip takımı olup keşkelerimizin birçoğuna sahipler. Adanasporda yapılmayan birçok güzellikler orada var.

Scout ekibipleri, alt yapı hocaları, tesisleri ülke üstü yönetiliş şekli ile takdire şayan.

İşimize dönelim;

bu yıl toplamda 7 maçta yaptılar ve bunlardan içerde 4 maçta 4 puan, dışarıda ise 3 maçta 9 puan alarak ligin en başarılısı ve yine ligde şimdiye kadar 16 golle en çok gol atan takımı ve hiçbiri de penaltı değil.

Takımın gol yükünü Mircan (6),Kerim Avcı (5) ve gen Barış Alıcı (2) üstlenmiş durumdalar.

Puan aldıkları bütün maçların ortak yönleri ilk yarı önde bitirmeleri.

Galip geldikleri maçlarda ilk yarıyı önde kapatıp 2. Yarıya daha güvenli çıkıp bekleyerek kontraya gidip fişi çekiyorlar.

Golleri set oyunu şeklinde attıkları kadar rakip savunmalarında pas hatası yapan takımları çok net şekilde cezalandırmakta üstlerine yok.

Kerim Avcı da uzaktan sutlarıyla çok tehlikeli.

Savunmalarının solu, hücumlarının da sağ kanadını daha iyi kullanıyorlar.

Adanaspora gelecek olursak;

deplasmanda daha gol atamamızı düşünürsek puan ya da puanlar almak için çok daha fazla efor sarf etmeliyiz.

En az onlar kadar koşmalıyız, ayrıca topla çıkarken savunma oyuncularımızın dikkatli olması gerekiyor. Yani işler Kemal Kılıçın dediği gibi değil.

Bol bol gereksiz pas yapmak yerine (ki kendi sahanda 1000 pas yapmanın bize faydası olduğunu düşünmemeli) topu en az pas sayısı ile ileri taşımamız gerekiyor.

Aksi takdirde bunu cezalandıracak, net vuruşlar yapacak etkili ayakları var.

Birkaç kelimede oyunculara olsun ve Kemal Kılıça olsun;

Ligin 8 haftası geride kalırken hala net şekilde sayamadığımız 11 olması Kemal Hoca ve ekibinin düşünmesi gereken en önemli konulardan.

Digaoyu kadroda zorlayacak kimse olmadığı için her geçen hafta daha kötü bir performans sergiliyor. Bunun üzerinde durulmalı. O iyi olmayınca hücumda eksik kalıyoruz.

Yener bu kadar güçsüz iken 11 yapması; diğer arkadaşlarındaki Kemal Hoca hakkında düşünülen adalet duygusunu zayıflatacaktır.

Orta sahada oynayacaklar daha güçlü olmalı ikili mücadele kaybetmemeliler.

6 yabancı içinde 5 tanesinin sahada olacağı sistemi düşünmek lazım.

Yedek kulübesinde yabancı stoper tutmanın bir faydası yok. İyisi ile kötüsü ile Koman en etkili olabilecek orta saha oyuncumuz hep 11 yapmalı.

#ViraAdanaspor

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2017-09-26 14:24:29

Bu kadar mutsuz insan varken bu takım başarılı olmaz.

Maç kadrosuna bakınca en iyi çıkabilecek 11 derken Komanın 18de olmayışı takımın kurulması aşamasındaki yanlışı hatırlamamıza neden oldu.

Yedek kulübesinde oturabilecek yerli stoperi olmayan takım olarak en efektif olabilecek oyuncunun kadroya alınamamasına neden oldu.

Rakibin kadrosu da maçı önce durdurup sonrada nasıl olsa bir gol atarım kadrosuydu ki ilk 45 dakika takım olarak topun arkasına geçip Adanasporun topla oynamasına izin verdiler.

Giray Bulak da biliyordu ki dripling yapmayan bir rakibe karşı oynamanın kolayı savunmada kalmak ve onların hatasını beklemek.

Ve 2. Yarı yapılacak değişiklikler ile maçı almaktı.

Dinizin 11 yapması ile topla beraber çıkmaya çalıştık ve 90. dakika dahi olsa takım disiplininden kopmadan topla çıkmayı denedik ama ne Renan ne de Tevfik yaratıcı olmadıkları için iş Yenere kalıyor.

Oda o kadar güçsüz ki hiçbir ikili mücadelede ayakta kalamıyor. Bu kadar güçsüz olan kimse bu ligde iş yapamaz.

Eğer Koman 18 yapamayacaksa sol bek Diniz oynamalı Gökhan Süzenin karşısında oynayan maçın adamı oluyor ve altın bulsa o kadar sevinir rakiplerde bunu bilerek bütün oyun sistemini buna göre kuruyor.

Böylece rakip takımın sağ kanadı bizim Gökhanın savunamadığı kanadı felç ediyor.

Madem KOMAN olmayacak Dinizi solbek oynat da bari oraya savunalım.

Of hoca of!

Böyle maçlarda pozisyona girmeniz için kanatları zorlamanız ve çizgiye inip oradan yapılan ortalarla rakip savunmayı hataya zorlamalıydık. Maçta bir kaç kez denedik.

Ne Gökhan ne de Digao bu maçta etkili hücum yapabildiler.

Onlar destek olmayınca önlerinde oynayan Oğuzhan ve Bahattin de rakibin savunmasının kucağında kaldı.

Ayrıca, o Guaye en etkili oyuncumuz ise düşünmek lazım.

Kadro yapısından da olabilir ama takımın bir B planı yok.

Geri düştüğümüz maçlarda hamle oyuncusu kulübede yok.

Ve mevcut oyuncularda rakibe baskı kurmayı beceremiyorlar.

Açık bir şekilde futbolcuların yeterince istekli olmadığı net şekilde görünüyor.

Mucizevi bir şeklide, her bölgede oynayabilen(!) Gökhan Meral bir şekilde oyuna giriyor.

İhtiyaç olduğunda sol bek, sol açık hatta sağ açık bile oynayabiliyor. Yani güya oynayabiliyor.

Yani maçı çevirecek kimse yok. Hangi akılla bu kadro kuruldu TEZ konusu.

Kemal Hoca da kadronun yeterli olduğunu ve çok yetenekli oyunculardan kurulu takım olduğunu kabul edip bizleri oyalıyor.

Hocanın bu kadro ile yapabilecekleri daha fazla olmalı ama nafile.

Böyle bir maçta kullanılan duran topların ne kadar önemli olduğunun farkında değiller. Hiçbir organizasyonumuz yok.

Guayenin kullandığı duran toplarda birine çarparsa gol olur mu diye kullanıyoruz.

Nasıl bir takım olduysak düşünün ki Başkanı maça gelmez, taraftar grubu maça gelmez ve tribünde hiç bu kadar gruplaşma olmamıştı ama unutulmamalıdır ki ASLOLAN ADANASPORdur.

Sonuç olarak daha fazla takım olan ve daha fazla isteyen kazandı.

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2017-09-18 14:04:07

İçeride oynayacağımız maç kadrosuna kart cezalılarından eksik ama en olabilecek 11 ile sahaya başladık ve hepimizin aklında olan soru şuydu: Bekleyerek oynayacak mıyız?

Yoksa ilerde basacakmış gibi mi oynayacağız, derken ilk yarı çoğumuzun istediği, düşündüğü gibi oynandı.

Ne pozisyon verdik ne de pozisyon bulabildik.

İrfan Can maç boyunca çok zorlanmasa da en çok ihtiyacımız olan kaleci güvenini verdi.

Eldivenlerin takımdaki ilk sahibidir kendileri.

Onurun cezası nedeniyle uzun aradan sonra sol stoper ile başladık ve hem Didinin performansı daha iyi oldu hem de daha temiz ayaklarla tandemi kurmuş olduk.

Takımın yenisi olmasındandır ki Gökhan Süzen iyi işler yapmaya çalışırken kademe hatası yapıp savunması gereken bölgeyi fazlasıyla boş bıraktı.

Yabancı tercihinden de Komana haksızlık yapılıyor.

Vinicius bir şeyler yapmaya çalışıyor ama biz daha fazlasını bekliyoruz.

Orta saha bildiğimiz gibi bol yan paslıydı.

Bence Renana da haksızlık yapılıyor.

Kendisinden istenen galiba buydu.

Bulunduğu bölgede böyle oynamalı eğer daha fazla inisiyatif almasını isterseniz; bunu yapması için daha dirençli bir orta saha lazım ve Renan hiç ikili mücadelede kaybetmiyor.

Mevcut şartlarda golü attığı halde Yener 11 yapacak kadar güçlü değil.

Digao savunmayı hücumdan fazla önemseyince Aziz sönük kaldı daha fazlası için onun da güçlenmesi gerekli.

Oğuzhanın oyuna girmesi ve Digaounda ofansa katkısı yine sağ kanadımızı tehlikeli kıldı.

Derbide kazanan taraf olmak için yine beklemeli, stoperde Didi ve Dinizi bozmamalı ve ağır stoperlerinin arkasına top atıp Bahattin, Oğuzhan ve cezası bitecek olan Guaye ile kazanan taraf olmalıyız.

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2017-09-11 18:59:53

Âdem Atılgan hayal etti ama bu hayali gerçekleştirmek önce ve en başta, birinci derecede sorumlu biri olarak Bayram Akgül ve sonra kayıp Adanaspor taraftarına kısmet oluyor gibi. Yazık!

Bu zavallı halimizde herkesin büyük ve trajik payı var.

Ruhsuz şuursuz topçularımızdan futbol taktiği veya stratejisi olmayan hocalara kadar.

Bitmiş bir filmin figüranları gibi duruyoruz hepimiz.

Kendi heybetiyle ayakta kalan Adanaspora verdiğimiz zararların telafisi zannettiğimiz kadar kolay olmayacaktır. Bir kuşağı daha korkarım ki kaybettik Adanada.

Not:

Bu arada,

Ufku derin takım yönetimi, takım yönetimi diyoruz, çünkü bunlar Adanaspor yönetimi olamadı, hiçbir zaman olamadıklarını da her geçen gün daha çok kanıtlıyorlar.

Evet, bu takım yönetimi Manisaspor maç biletlerini ne kadar yapacak acaba?

Şaşırtmayacaklar değil mi?

Şaşırtmayacaklar.

Taraftarı takımdan uzaklaştırmak için yeni bir takım yöneticiliği hamlesi daha yapacaklar.

Yazar: Editor
2017-09-09 14:47:44

Saat gecenin üçü, yastığa başımı koyup uyumaya çalışıyorum.

Sonra oynadığı ilk 3 maçta gol dahi atamamış Gazişehirden üstelik hak ederek 4 tane yediğimiz geliyor aklıma.

Ruhum daralıyor kalkıp balkona geçiyor bir sigara daha yakıyorum.

 Kafamda binlerce deli soru var,

Ben bir taraftarım,

Beni hangi oyuncunun bilmem kaç bin Euro ya alındığı değil sahada ilk 2 hedefine katkı koyup koymayacağı ilgilendirir.

Ben bir taraftarım,

Ben sahada kaplanlar gibi mücadele eden oyunculardan kurulu bir takım ve bu takımı maksimum verim alacak şekilde sahaya süren, yöneten bir teknik kadro görmek isterim.

Ortada oynanan ikisi içerde, ikisi dışarıda 4 maç var.

İçerde oynanan 2 maça bakıyorum acaba ilk 2 hedefine ulaşabilir miyiz diye umutlanmaya çalışıyorum.

Sonra dönüyorum deplasmanda oynanan 2 maça bakıyorum acaba küme düşer miyiz diye endişeleniyorum.

Sonra sezon başına dönüyorum;

Ortada küme düşmüş elinde 10 yabancısı olan bir takım var.

Yapılması gerekenler belli,

Bunlardan beşi kalacak diğer beşi gidecek ya da gitmeli.

Sonra, eksik mevkiler belli mi?

Belli

Nedir?

Sol bek yok takımda

Renan dışında ön libero yok takımda

Ofansif orta saha yok takımda

Kiralık yabancımız gitti öyleyse kanat yok takımda

Forvet yani bitirici bir Santrafor yok takımda

Bunlardan başka, gidecek yabancıların kadro planlamasına göre yerlerine alınacak yerli oyuncular.

Biz ne yaptık?

Biz ne yaptık, Hayrullah gidecek madem, oraya Fevzi’yi aldık sonra gönderilmesi planlanan Hayrullah kaldı diye Fevziyi tekrar elden çıkarttık. Bunla da yetinmeyip yabancı fazlalığından dolayı ilk alıcısına Goranı kiralık gönderdik.

2 sol bek aldık alt liglerden. Sonra baktık ki bunlardan ne köy olur ne kasaba apar topar birini gönderdik döndük sezon başlarken Gökhan süzeni aldık.

Stoperlerden Ramosu maliyeti en yüksek oyuncu diye elden çıkarttık o bölgeye sadece Onuru aldık

Digaonun mevkisine alternatif oyuncu olarak onu zorlayamayacak Uğuru aldık.

Ofansif Orta sahaya sadece Yeneri aldık ama o bölgeden gitmesi gerek yabancılardan Koman gönderemedik üstelik Samicanı ve Cemi alıcıları çıkınca sattık.

Kanat oyuncusu Abdulazizi aldık bu mevkiye

Forvet olarak Bahattin Köseyi aldık, sonra Oğuzhanı aldık.

Bu arada bin bir zorlukla yabancı sayımızı yediye kadar düşürdük.

Düşürdük ama onların mevkisinden boşalan yerlere ve takımda kadro derinliğiyle rekabeti yaratacak oyuncu transferlerine ya ihtiyaç duymadık ya da bu transferleri  gerçekleştiremedik.

Sezona kim olduğu nereden bulunduğu belli olmayan bir Azeri Hocayla başlamak sonra onun yerine Nöbetçi Hocamız Eyüp hocayla devam etmek, sonrada Kemal  Hocanın gelmesini saymıyorum bile.

Kemal Hoca sürekli verdiği röportajlarında 3-4 oyuncu transferi gerçekleşecek gibi beyanatlar verse de en son Ankaragücünde sezona başlayan,  yeterli görülmediği veya hazır olmadığı düşünülerek gönderilen Sercan Kayayla transferi noktaladık.

Hedefi ilk 2 olan bir takım için bu transferlerin yeterli olmadığını biz taraftarlar düşünsek de, Sayın Başkanımız ve yöneticilerimiz yeterli olduğunu düşünmüş ki dün itibariyle transfer sezonu sonlandı ve sezona bu şekilde başladık.

Transfer tahtası kapalı, hazır olmayan ve hedefi sadece ligde kalmak olan Denizliyi yendik ve ilk deplasman da ilk ciddi rakibimize 0-3 gibi bir skorla yenildik ki hepimiz bu mağlubiyeti 10 kişi kalmaya bağladık. Megaye ye kızdık Ciddiyetten uzak davranışı nedeniyle.

Ha bu arada takım içi disiplin sorunu olduğu muhakkak ki görülen sarı kartların tamamına yakını pozisyon gereği görülen kartlardan uzak disiplinsizlik ürünü ki, bu konu ayrı bir konu, buna da ayrıca bir başka yazıda değiniriz.

Devam edelim,

İçerdeki Ümraniye Maçımız var sırada,

Kadroya bir baktık, Renan yedek, ilk yarı Allah korudu da fark yememiz gereken maçta korkulan olmadı.

Maçı çevirdik ve umutlandık, kaçanları düşünüp, fark atacağımız maçtı dedik.

Ve bu ruh haliyle verilen araya girip takımın daha oturacağı ve güçleneceğini düşünerek 3 maçta gol dahi atamayan Gazişehir maçı için ümitlenerek oradan alınacak 3 puan sonrası içerde kazanılacak Manisa maçıyla Derbiye çıkacağımız konusunda pembe hayaller kurmaya başladık.

Gazişehir de misafir umduğunu değil bulduğunu yedi ve 4 gol yiyerek acıda olsa gerçekle yüzleştik.

Peki neydi bunun sebebi?

Bu maça mı konsantre olamadık?

Bence evet, en azından rakip bizden daha fazla konsantreydi ve bu maçı bizden daha fazla istedi.

İyi çalışmıyor muyuz?

Bu konuda bir yorum yapmak belki taraftar olarak haddimizi aşar ama görünen o ki, diğer takımlar bizden daha fazla hazır.

Hatalı 11 mi kuruluyor?

Bu soruya naçizane bir taraftar olarak, kendi fikrim evet hatalı kadro kuruyoruz. Vinicius dururken, üstelik yedek bekleterek, kanat görevini G. Merale vermek şapkadan tavşan çıkartmaya çalışmakla eş değer.

Oyun sistemimiz mi oyuncularımızın oyun yapısına uygun değil?

Bence evet, Şahsi fikrime göre;

Şampiyon olduğumuz sene zehirli sarmaşık olarak adlandırılan oyun yapımıza acilen dönmemiz, sabırla bekleyen, rakibe oyuna hâkim olduğunu hissettirirken dikine hızlı kontratağa çıkarak rakipleri yenen oyun yapımıza geri dönmemiz gerekiyor.

Oyuncularımızda disiplin zafiyeti mi var?

Bence kesinlikle var. Sorumluluktan kaçan, koşmayan pres yapmayan durağan futbol oynayan ve üstelik gereksiz itirazlarla kart gören, rakip takım oyuncularına kafa ya da dirsek atan oyuncularımızın uyarılması, futbolun sertliğinin rakibe değil topa olması gerektiğinin anlatılmasının gerektiğini düşünüyorum.

Taraftarımızın küstürülmesi, stada gelmemesi gibi konuları sadece Turbeylere bağlamanın da kolaycılık olduğunu, haklı haksız gibi konulardan bağımsız hepimizin, benim, senin, onun, bizim, hepimizin, Başkanımızın, yöneticilerimizin de dahil şapkamızı önümüze koyarak düşünmemiz gerektiği inancını taşıyorum.

Umarım bundan sonraki yazılarımda daha olumlu konuları yazma fırsatı bulurum.

Necati Katıçelik

Yazar: Editor
2017-09-01 14:09:09

Sözcü gazetesinden Murat Muratoğlunun bu başlıktaki yazısını okuyunca bunun Adanaspor versiyonunu yazayım dedim.

Malum konu Adanaspor olunca Başkan ve Yönetimi Kuzey Kore biz Taraftarlar da CIA elemanı gibi oluyoruz.

Bilgi almak, bilgiye ulaşmak Başkan veya hiç basın açıklaması yapmayan (!) Basın Sözcüsü tarafından olması gerekirken, bizler Twitterda , Facebookta, Instagramda takip ettiğimiz kişi veya sitelerden bilgi bulmaya çalışıyoruz.

Mesela neler bizi ilgilendirmiyor.

Lige Azeri bir hoca ile niye başladık, buradan başlayalım mesela, bizi ilgilendiren bir durum var mı yok. Tam bunu derken paaatt Azeri hoca gitti, niye geldiği bizi ilgilendirmediği gibi niye gittiği de bizi ilgilendirmiyor ki bir açıklama yapılmadı.

Transfere öyle bir başladı ki Başkan bizim ağızlar açık kaldı.

Şaak diye 8 oyuncu alıverdik.

2 solbek aldık mesela, niye 2 tane bizi niye ilgilendirsin.

Digao ve Emre Uğur varken paat diye sağ beke Uğur Daşdemiri aldık.

Derken Emre Uğuru kampa çağırmadık.

Bizi ilgilendiren bir durum hala yok.

Hayrullah gidecek diye kaleye Fevziyi aldık gitmeyince sattık ve transferin son günü patırt diye Goranı kiraladık şimdi 3.kaleciyi arıyoruz, tabii bize ne, ilgilendiriyor mu bizi; ASLA İLGİLENDİRMİYOR.

Lige 10 yabancı ile başlamanın dayanılmaz hazzı ile başladık, bu kadar yabancı sorun olur bak yarın bunlara lisans çıkaramazsınız dedik cevap sizi ilgilendirmez biz 10 yabancıya da lisans çıkarırız dediler, ama Ramosu Rizeye verip, Koman, Reynaldo ve Gorana lisans çıkarmadık.

Eeee bunlar elbet bizi ilgilendirmez.

Bari bizi ilgilendiren kombine ve bilet fiyatı konusuna girelim dedik.

Hooop durun orada dediler bu sene kombine yok.

Yav niye yok bunun ekstra bir maliyeti mi var, açıkla kombine fiyatını alan alır almayan almaz, sizi ilgilendirmez cevabını zımmen aldık.

Maraton bileti 20 Kapalı 30 GKA açmaya bile değmez dediler, itiraz bile edemedik.

Hadi ilk maç bunu yaptı Başkan ama ikinci maçta düzeltir dedik, aynen devam dedi, O bizi ilgilendirmez bu bizi ilgilendirmez diyorduk ki Kemal hoca taraftarın maçlara ilgisinin az olduğuna üzülüyorum dedi.

Bak hocam sen seni ilgilendiren konuları konuş, taraftarı ilgilendiren bir konu yok, çünkü hiç bir konu bizi ilgilendirmez.

Mahir Alev
Yazar: Editor
2017-08-20 22:14:37

Takım halinde kötü başladığımız maçı kötü bir skorla bitirdik.

Süper ligden kadrosunu koruyarak düşen bu takıma 3 gol yemek yakışmadı.

Takım hala Süper ligde olduğunu sanıyor.

Bu ciddiyetsizlik Adanasporu felakete götürür.

Birisi çıkıp Süper ligden düştüğümüzü futbolculara anlatmalı.

Gerçi ilk golde ele çarpan pozisyona hakem devam kararı verdi ve devamında gol oldu.

Defansımız izledi orası ayrı bir ders konusu.

İkinci gol pozisyonu dışarıda olmasına rağmen hakem penaltı verdi Bir diğer pozisyon hiç alakası olmayan pozisyonda Renan kart gördü Recebin faullerini 4e kadar saydım sonrasında vaz geçtim. Maçın sonlarına doğru zoraki bir sarı verdi Recebe.

Giresunspor hakemin yardımıyla da olsa maçı kazandı.

Ama Biz isteksiz ve yetersizdik, Giresunspor hakem olmasa da maçı alabilecek güçteydi.

Üç tane aynı tip orta sahayla oynuyoruz. Yaratıcı sadece Yener var O da hazır değil.

Daha takımdan ayrılan Samican ve Cemin yerini dolduramadık.

Denizli maçı kimseyi yanıltmasın. İrfancanın kaleye giden İki şutu çıkarması belki de faciayı önledi.

İlk haftaların günahı olmaz derler ama görünen köy de kılavuz istemez. Rakipleri izledikçe elimizdeki kadronun çok zayıf olduğunu görmemek için ağma olmak lazım.

Geçen sezondan bu yana eksik olan bölgelere takviye yapılmadı!

Ortasaha çok verimsiz İddiam bu maç için geçerli değil sadece oyunu bozan bir orta sahaya sahibiz.

Üretken, teknik, bir orta sahamız yok.

Sağlam Bir ortasaha oyuncusuna ihtiyacımız var.

Forvet yetersiz. Kanatlar yetersiz. Diniz iki sezondur sol bekte oynuyor, solsek yeni alındı! O da hazır değil. Düşündürücü!

Magayeye Adanaspor büyük ceza vermeli. Profesyonel futbolcu bu hatayı yapmamalı.

Kemal Kılıçın golü yiyene kadar maçı seyretmesi düşündürücü!

Takımın Giresunsporun drencini kırıp topa hâkim olduğu dakikadan itibaren ilerde daha etkili olabilecek zemini oluşturabilirdi.

Yönetim daha vakit varken elini çabuk tutup gerekli takviyeleri yapması lazım...

Faruk Acar

Yazar: Editor
2017-08-13 20:45:26

Arkadaşlık havası, takım ruhu iyi olan,
Fakat eksikleri olan bir takım izledik.
Kalecisinden forvetine kadar ayaklarına sağlık 
Uzun yıllardan beri Adanaspor ilk defa rahat bir maç kazandı.

Takımımız rahat oynadı, 2-0ı yakalayınca bir süre topu Denizlispora bırakıp savunmada kalıp dinlenerek oynamayı tercih etti.
İkinci yarı birçok fırsat yakalandı ama kontra atakları bitirmekte çok sıkıntı çekti takım. 
Bu konuya ciddi şekilde çalışılmalı.

Magayenin kaleci ile karşı karşıya kaldığındaki topu kaleciye nişanlama hastalığı devam ediyor.
Zaten ikinciyi atmasaydı geçerli not alamayacaktı. 
Bahattin gerçekten çok isabetli bir transfer olmuş.
Yenerin pasları insanın ağzını açık bıraktıran cinstendi.
İlerde bize çok maç kazandırır.

Her maç bu taktikle oynamayız sanırım
Ama,
İç saha maçlarında bu sistemi beğendim.
Ahmet Dereli, oyuna girdi isteksiz tavırları ile dikkat çekti.

Maç bitiminde de tüm takım orta sahada birbirini kutlarken Ahmet hemen soyunma odasına doğru gitti. 
Bence sorunu giderilip takımda kalmalı.
İrfancan iki kurtarış yapsa da acemiliğini üzerinden atmış değil.
Azizi istekli fakat güçsüz gördüm.
Diniz solbekte sıkıntı çekiyor 
Acil solbek lazım (ki Gökhan Süzen adı geçti.)
Stoperde sıkıntı çekmedi 
Dinizin bir topu kurtardıktan sonraki reaksiyonu o kadar içtendi ki görülmeye değer cinstendi 
Aynı reaksiyonu bir pozisyon sonrası irfancan da gösterdi.

Onur ve Didi uyumlu özverili çalıştılar 
Didi agresifliği bırakır futboluna dönerse daha bir güzel olacak 
Digao harikaydı ilk golü de kendisi hazırladı.
Renan bir maestro gibi çalıştı.
Bekir eski günlerinden uzak olsa da
İlerleyen haftalarda katkı koyacaktır.
Tevfik çok istekliydi.
Takım arkadaşlarına devamlı moral verdi.
Abdülaziz istekli fakat güçsüz göründü.
Bir kaç takviye ile bu takım tekrar süper lige dönecektir.
Bu galibiyet Miliçe gelsin.

AdanasporNostalji

Yazar: Editor
2017-08-10 18:47:03

Miliç gelmiş ulan. Laf değil...

Evet, haklısınız.

Biletler Miliç hatırına en alt düzeyde tutulmalıydı.

Yönetimin bu saygısızlığına inat, biz Miliç için de oradayız.

Bizi bununla da sınayamayacaklar!

Bu maç Adanaspor-Denizlispor maçı değil.

Bu bir Miliç karşılamasıdır.

Miliç… Miliç…

Mazisini bilmeyen istikbalinin ne bok olacağını bilmez…

Tribünler boş kalırsa, muhtemel acıklı bu sahne, bizim açımızdan köprülerin atılması meselesi olacaktır.

Olası boş tribünlerden hepimiz hicap etmeliyiz.

Ha yönetim, ha taraftar... Aynı unsurlardır.

Fark etmez...

Utanç aynı utanç olacaktır.

  • Bizim için 
  • Ne Turbeyler bir anlam ifade ediyor, 
  • Ne de Bayram Akgül ve yönetimi...

Bizim meselemiz bir Adanaspor meselesidir.

Bu manada mücadelemizi tüm cephelere karşı vermeye hazırız.

Adanaspor, aslolan Adanaspor!

Maç yazımız da budur...

Yazar: Editor
2017-08-08 07:25:18

Bir gazete bazı taraftarlara sormuş, onlar da sonuçta, ama transfer lazım demiş.

Sorular doğru isimlere sorulmuş.

Mesaj şudur başkana:

Bakın sizi tüm iyi niyetleriyle destekleyenler bile, takımın transfere ihtiyacı var, diyor.

Muhalif sese kulak verdiğiniz yok, bari bu sese kulak verin…

Ama başkan hiçbir sese kulak vermez, bu da ayrı bir gerçek.

Bu kompleksin tahlil edilmesi bizi aşan bir vaka durumunda…

Evet.

Borcu harcı olmayan bir kulüp neden transfer yapmaz?

Tahtası suntası kapalı olmayan bir kulüp neden transfer yapmaz?

Acaba sorun, Adanaspor varlığının nereye kullanıldığıyla mı ilgili? Bilmiyoruz.

Kulüp yönetimi ister şirkette olsun, ister şahısta olsun, ister dernekte olsun;

Adanaspor varlığı, Adanasporun varlığıdır.

Cebinizden çıkarıp koyduğunuz da yıllar içinde kazandığınız da…

İşin ahlaki boyutu bu sınırlar içinde tartışılır.

Adanaspor varlığı bir sahip şahsın değil Adanaspor mazisinindir.

Şu sorulara samimi cevaplar verin:

Maziye dönüş projesini neden başlattınız?

Dorde Miliçi neden Adanaya getiriyorsunuz?

Adanasporluluk filan, diyeceksiniz.

Güzel?

Peki neden transfer yapmıyorsunuz?

Adanaspor adına layık transferler ama! Neden, neden, neden, neden, neden?

Bizi bunca senedir neden bu ruh hallerine itiyorsunuz?

Tahta mı kapalı? Transfer yasağımız mı var?

Neden kombine çıkarmıyorsunuz?

Neden kendinizi hiç sorgulamıyorsunuz?

Pardon ama… Çünkü sizin Adanaspor ile uzaktan yakından hiçbir ilginiz yok. ne yazık ki hazin cevap bu!

*Hamza Başkanı tenzih ederiz. Ama onun da artık bir inisiyatif kullanmasını alenen bekleriz. 

Yazar: Editor
2017-08-04 20:33:08

#MaziyeDönüş1954 sloganıyla yeni sezona başlıyoruz.

Mazi deyince akla gelen ilk isim de Miliçtir.

Gerek oyunculuğunda yaşadığımız 2.Lig şampiyonluğu, gerek Birinci ligde Teknik Direktör olarak yaşattıkları ile Miliç tek başına Mazidir.

Elbette 1966tan bugüne kadar Turuncu Beyazlı formayı giyen yüzlerce futbolcunun emeklerini de yok sayamayız. Hepsine şükranlarımı sunarım.

1 yıl süren Süper Lig serüveninden sonra yeniden aşinası ve gediklisi olduğumuz TFF 1.Lige geri geldik. Umarım bu ziyaret kısa sürer ve sezon sonunda yeniden Süper Lige merhaba deriz.

Peki bu kolay mı? Yine yeniden Zehirli Sarmaşık olacak mıyız?

Kadro yapımız biraz karışık bu kez. Bir kere eldeki 10 yabancı sorununu çözüme kavuşturamadık.

Takımdan Cem ve Samican ayrıldı ama gelen 8 futbolcu gidenlerin kalitesinden çok uzakta görünüyor.

Oysa transfer döneminde eksik görülen bölgelere transfer sezonunun son günlerini beklemeden art arda atılan imzalar, bu kez kadro planlaması doğru yapılıyor dedirtti. Fakat gelen oyuncuları hazırlık maçlarında izledikten sonra bu fikrimi değiştirdim.

Kaleye alınan Fevzi tecrübeli bir kaleci ve eldeki 3 genç kalecilere tecrübesini aktarabilirse fayda sağlar. Fakat elde Goran gibi, İrfancan gibi 2 genç yetenek ve bu ligde daha önce kalemizi koruyan Hayrullah olunca, sanki gerek yok gibi geliyor.

Goran veya İrfancan bu takımın 1.kalecisi olacak gibi. Goranı zorlayacak tek şey 18 kişilik kadroda yer bulma zorluğu.

Sağbeke alınan Uğur ve Solbeke alınan Gökhan ve Muharrem bu ligi kaldırabilecek görüntü ve kaliteden çok uzak.

Bundan dolayı da Kemal Kılıç, Dinizi solbekte denedi. Onur Akbay zaten bilinen bir stoper. Süper değilse de kötü değil. Fakat çok da güven vermiyor.

Orta sahaya alınan Yener, daha önce Kayseri ve Altınordu maceraları yaşamış ve başarılı olamayıp Hollandaya gitmişti. Teknik olarak iyi bir görüntü verdi ama oyunu yönetecek kadar güçlü ve hızlı değil.

Forvete alınanlardan Abdülaziz bu ligde kabul gören bir kalitede.

Hazırlık maçlarında uyum sağlamadığı net olarak görüldü. Nerdeyse her hazırlık maçında ilk 11 başladı ama daha gönlümüz fethedemedi.

Geçmişteki Nduka ile kıyaslarsak çok yetersiz kalıyor.

Mümkünse gidin Ankaragücüne rica edin, beş yabancıyı verin Ndukayı geri alın.

Santrfor Bahattin ise Manisadaki formunu yakalarsa en faydalı transferimiz olacak. Fakat orta sahada oynayan Bekir, Renan, Tevfik ve Yener ile kanatlardaki Vinicus ve Abdulaziz ile uyum sağlayamadığını gördük.

Hazırlık maçları lig için ölçü değil elbette ama bizi umutlandıracak bir ışık göremedik.

Transfer dönemi bitmeden bu ligin kalitesinin üstünde bir Solbek, bir 10 numara oynayacak ortasaha, 2 etkili kanat ve bir Golcü Santrfor almazsak ilk sıraları zorlamamız biraz zor görünüyor.

Bu zorluğu kolaylaştıracak sihir ise Teknik Direktör Kemal Kılıçının kendisinde.

#MaziyeDönüş1954 sloganı ile başladığımız sezonu Şam Pi Yon olarak kapatmak dileği ile.

Mahir Alev

Yazar: Editor
2017-07-30 10:37:48

Başkan yine tartışmalı bir hamle mi yaptı acaba?

Öyleyse, ki galiba öyle… etrafındakiler yine bunu ona söyleyemediler.

8 transfer yaptığı için çok sevindik.

Fakat her zaman ki gibi Adanasporun kalitesinden daha düşük kalitede transfer yapıldı.

Genelde transfer tercihleri bu şekilde %20 kazanç sağlıyor geri kalan fiyasko.

Aslında Abdülaziz de Bahattin de İlk 3 hedefi olan takım için yeterli değil.

Ne yazık ki bizde on birin değişmeyen elemanları olacaklar.

Orta sahada görev yapacaklar hepsi aynı karakterde.

Bir tane farklılık yaratacak kimse yok.

Ve size inandırıcı gelmeyebilir ama Bahçıvan en yaratıcı olanı gibi.

Dereli oyuna girmedi. Ya sakat ya da transfer yapacak.

Eğer o da giderse vay halimize.

TD konusuna gelecek olursak...

Bu tercih iyi mi kötü mü bilemedim.

Daha etkili olabilecek hocalar boştaydı ama biz Kemal Hocayı tercih ettik.

Bildiğimiz kadarı ile yeni birkaç yardımcı antrenör var.

Kemal Hoca ekibi ile geldi mi gelmedi mi?

Bunun cevabı sanırım yalnızca benim umurumda.

Ve yine belki de daha faydalı olacağını düşündüklerimiz neden gelmedi sorusunun cevabı bu konunun içinde olabilir...

Geçen yıl SL oynamış kadro dâhil olmak üzere; hala Nduka, hala Ergin, hala Merthan, hatta Sedef ve Uche kalitesi futbolcu ne yazık ki takımda yok.

Transfer yapılırken tabii ki birkaçı gelecek için alınmalı.

Fakat bizdekilerin, ne hikmetse, hemen hiçbiri Adanaspor kalitesinde olmuyor...

Ahmet Gültekin

___________________________

Yazılar için adres:

kaplanpenche@gmail.com 

Yazar: Editor
2017-07-26 12:06:57

Bu süre zarfında, yani Adanaspor için yazmaya başladıktan sonra, daha çok insan tanıdım tribünden, doğaldır.

Eskiden Şehmusu ve Seferbeyoğullarını, mahalleden Kassap Zihniyi, Sarı Sedatı bilirdim. Yakın çevre yani…

Bu yazı site vs işiyle o kadar güzel insanlar tanıdım ki…

Aslında çoğuyla da Adanaspor ve Adanasporluluk konusunda hemfikir de değildim. Değiliz de…

Hatta bu yüzden o güzel insanların bazılarıyla küskünlükler de oldu.

Ne için?

Adanaspor için…

Para pul kariyer kıdem vs için değil…

Son derece masum bir aşk için…

Herkes bu güzel takımı kendi aşkıyla seviyordu çünkü.

Bazı eleştiri veya savunmalarda bence ben haklıydım, ama farklı düşündüğümüz arkadaşlara göre ben haklı değildim…

Ne kadar güzel ve ne kadar doğal…

Mesele budur; yani bu mesele, mesele bile değildir. Çünkü şampiyonlukta hepimiz aynı anda ve aynı yoğunlukta sevindik, küme düşünce de aynı efkârla yıkıldık.

Evet, çocukluk arkadaşım olan; sonradan tanıdığım, tanıştığım Gümüşatta karşılıklı bira tokuşturduğum, sahafta bardakları gizli gizli yuvarladığım, baş başa rakı içtiğim, evine gittiğim, evime davet ettiğim, deplasmanda götümüzün birlikte donduğu, tipileri yararak Adanaya beraberce döndüğüm tüm Adanasporlu arkadaşları tanımış olmaktan mutluyum. Hepsinin ismini sayarım fakat liste çok uzun olur.

Ama!

Şunu yazmadan edemeyeceğim. Tüm Adanasporlu Arkadaşlarım içinde Mahir Alev ismini ayrıca anacağım.

Mahir Alev de yiğit, yürekli, doğru bildiğini söylemekten kaçmayan, Feyk işlerle hiçbir işi veya ilgisi olmayan çok güzel bir abimizdir.

Seveni vardır, sevmeyeni vardır; yazdıklarını, yorumlarını doğru bulmuyorum diyeni vardır ama Mahir Alev doğruluğu tartışılamayacak bir adamdır.

Yazar: Editor
2017-07-22 07:41:58

Kaplanpenche 11. Yılında…

Adanaspor.orgdan doğduk.

İlk yazılar oradaydı.

Sonra yeni bir sayfa olarak devam ettik.

Üç şampiyonluk bir küme düşme gördük.

Çok güzel günler oldu.

Keyfimizin kaçtığı zamanlar da az değildi.

Onlarca farklı yazar sayfalarımızda yer aldı.

Hepsinin eline sağlık.

Farklı düşündük bazen, bazen aynı şeyi savunduk.

Bir fotoğraf arşivi yaptık hala duruyor.

İlerleyen teknoloji ve telefonlar bizim bu işimizi biraz anlamsızlaştırdı veya aslında fotoğraf çekip sayfaya yüklemekten biz yorulduk.

Makinenin arıza vermesi de etken olabilir bunda;))

Ömrümün En Güzel Hikâyesi, adlı bir kitap çıkardık, kaplanpenchedeki yazıları derleyip.

Yine yazarlarımızın katkısıyla bir Adanaspor sözlüğü yaptık. Eksikleri çoktu. Ama bir sözlük sürekli güncellenmek ister bu yüzden çok zordu. Belki de yarına dair tek projemiz hala bu sözlüktür.

O sözlük ulusal çapta yayımlanacak!

De ki Aşktır adlı şiir kitabını yayımladık.

18 şiir Adanaspor temalı.

İçinde Yahyadan Sabotiçe birçok isim vardı.

Şenoli ve Mehmet ile birlikte fanzin ve gazete çıkardık.

Org ekibiyle nefis sloganlarla müthiş pankartlar yaptık.

Arşivde binlerce yazı ve binlerce fotoğraf var.

Kaplanpenche adını bin bir emekle kurduk yani…

Hazıra konmadık.

Emekten yana olmak, soldan yana olmak bunu gerektirir.

Hiçbir şey hasbelkader değildir. 

Başka neler vardı?

Tişörtlerimiz hala giyiliyor.

Mehmet arkadaşımızın yaptırdığı atkılar da harikaydı.

Yayımladığımız yazıların arkasında hala duruyoruz.

Ama arada birkaç berbat işe de imza attık. Döneminin ve koşullarının sonucu ortaya çıkmış, düşünülmeden yollanmış yazılardı.

Özeleştirimizi yaptık. Gerektiğinde yapmaya devam edeceğiz.

Böyleyken böyle.

Dileriz, tadımız kaçmadan daha uzun yıllar devam ederiz sayfamızda.

Vira, Güzel Yurdum Adanasporum…

Yazar: Editor
2017-07-10 14:36:42

9 Temmuzda tamamlanan Adalet Yürüyüşü 

Ülkeye moral ve umut vermiştir.

Başlatana yürüyene destek olana

Teşekkür ederiz hürmet ederiz.

25 gün boyunca

Yürütmediler, yürüdüler...

 Var olun... 

Yazar: Editor
2017-07-04 10:44:59

Karl Marx, dünyanın bütün işçileri birleşin, dediğinde kastettiği tam olarak dünya işçilerinin birleşmesiydi, başka da bir şey değildi. Devamında dediği, neden sonuç ilişkisini en ikna edici bir mantık üzerine oturtur; zincirlerinizden başka kaybedecek hiçbir şeyiniz yok.

Marx, dünya işçilerine, zincirlerinizden başka kaybedecek hiçbir şeyiniz yok, derken de kelimeleri bu kez nezih bir metaforda kullanır. Zincir, zincirden fazlasını anlatıyordu, kaybetmek ise kazanmaya dönüşmüş bir kaybetmekti. Çok uzağa gitmeden, yalın bir şekilde istiare sanatının leziz örneğini verir, zincir diyerek ama köleliği göstererek.

Felsefe yapmadan, olabildiğince düz konuşmak.

Birleşmek de yetmeyebilir. Çünkü bunun nerede gerçekleşeceği ve hangi fikir, amaç altında bir araya gelineceği de önemli

Ülkede bu anlamda daha kritik bir durum var. Bu da köleliğin ekonomi, üretim, tüketim, paylaşım dışında bir dogmayla da tesis edilmesidir.

Kölelik kurumunun en zalim harcını böylece hep karıyorlar. Öyle birleşeceğinize hiç birleşmeyin, bozkır çalıları gibi kalın, diyesi gelmiyor değil insanın.

Geçen gün, Adalet Yürüyüşü esnasında yürüyenlere tepki olarak, elbette hemfikir olunmayabilir bu eylemde, bir grup işçinin elli kollu, göstermeli, hareket içerikli karşı eylemi, birleşmenin doğru yer ve ideolojide gerçekleşmemesi durumunda sahnenin ne kadar acıklı ve ruh karartıcı olduğunun en yakın ve daha somut bir örneğidir diye kaydedildi.

Bu lümpenlikte, konuya dair derdini anlatmakta zorlanan solun bir sorumluluğumuz yok mu? Mutlaka vardır.

Tabi ki bireyin de kendi başına, insan olmaya dair birtakım yükümlülükleri de vardır. Bu gerçekten de kimse kaçamaz, değil mi?

Yazar: Editor
2017-06-17 18:21:15

Aslında dar bir açıdan bakınca, size hak veresimiz geliyor; futbol tarihinde hiçbir izi olmayan bir ülkenin meçhul bir futbol adamının kapısına kadar gitme çaresizliliğinize tanık olunca…

Şu on iki sene içinde o kadar sıradan teknik direktörlerle çalıştınız ki (Engin İpekoğlu hariç) o kadar kolay isimlerle çalıştınız ki, neticede memleket teknik direktörlerine güveniniz kalmadı.

Yerli isimlerle yola çıkmak istemiyorsunuz artık. Haklısınız.

Yoksa haklı değil misiniz?

Haklı değilsiniz.

Çünkü hep ince bir “hesap” içinde oldunuz, İnce Memed olacağınıza…

Bu, Adanaspor gibi heybetli bir kulübün tahammül edemeyeceği, bünyesine uymayacak küçük bir hesaptı!

Yani her defasında kendiniz ettiniz, kendiniz buldunuz?

Ama bu seneki kadar acıklı olmamıştı hiçbiri…

Hangi klas bir isimle çalıştınız da bizim sadece tahmin ettiğimiz o hayal kırıklığını yaşadınız.

Örneğin bir Mustafa Reşit Akçayı göremediniz… Hiç göremediniz.

Sizin görebildikleriniz de hayal kırıklıklarınızın sebeplerinden başka şeyler olamadı.

Sadece temenni edin. Attığınız bu zarın yine hep yek gelmemesi için dua edin ki o çapsızlık kitabına hiç olmazsa bu sefer bir sayfa daha eklememiş olun. Kendi namınıza…

Başarılı olmaktan başka çıkar yolu bulunmayan, kredisi bitmiş bir yönetimin yerinde olmak istemezdik.

Bari bu kez mahcup olmayın, bari bu kez mahcup edin…

Mümkün mü?

İlk hamle olumsuz! 

Devamındaki cevabı sezon verecek. Ama önce, bize ıstırap olan transfer dönemi ilk işareti verecek.

Yazar: Editor
2017-06-12 12:37:58

Geç Bulduk Çabuk Kaybettik Sezonu Üzerine

3.Bölüm

O kadar çok hatamız var ki yazsak bir senelik yazı ayrıca çıkar.

Neyse ki hatalarımızı öğrendik diyorsunuz.  Aynı hataları yapmayacağınızı ümit ediyoruz, sadece bir ümit işte.

Daha önce yapmadığınızı yapabilir misiniz acaba? Örneğin:

  1. Yeni yönetim kurulabilir mi ve bu yönetim etkili, verimli çalışabilir mi?
  2. Bu yönetim liyakat sahibi olabilir mi?
  3. Takımdan “gidecekler, kalacaklar” hemen belirlenebilir mi?
  4. Geleceklerin kimler olacağı en kısa sürede saptanabilir mi?
  5. Öyle son günleri beklemeden?
  6. Boşta kalan futbolcu yerine, ait olduğumuz yere hemen çıkmamızı  sağlayacaklar nitelikli transfer yapılabilecek mi?
  7. Üçe beşe bakmadan?
  8. Adanaspor, olması gerektiği gibi, Çatalan Tesislerinde antre edebilecek mi?
  9. Scout ekibini komple değiştirip Brezilya yerine Türkiyenin her tarafındaki gençler Türk futboluna  kazandırılabilecek mi?
  10. Ülkemizde bu dediğimizin güzel örnekleri var!
  11. Daha sosyal bir kimliğe sahip olacak mıyız?
  12. Web sitemiz, sosyal medya hesaplarımız daha aktif kullanılacak mı?
  13. Adanada artık yalnız kalmayacak mıyız?
  14. Adanaspor hassasiyetleri gözetilebilecek mi?
  15. Taraftarın “Taraftar” olduğu fark edilebilecek mi?
  16. Basın neden bizden uzak?
  17. Hakikaten Adanasporlu basın çalışanları olacak mı?
  18. Adanasporun gerçekten Adanaspor camiasına ait olduğu bu camiaya hissettirilecek mi?

Bunlar gerçekleşir mi acaba?

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2017-06-10 05:14:57

Geç Bulduk Çabuk Kaybettik Sezonu Üzerine

1.Bölüm

EVET biz takımı çıkarmadık ama biz de düşürmedik Adanasporu süper ligden.

Geçen yıl da -yapılan yanlışlara rağmen- takım uzak ara şampiyon oldu.

Yapılan hataları konuşmayı istememek gerçekten de anlaşılabilecek bir şey siz de bıktınız aynı şeyi duymaktan, biz de bıktık aynı şeyleri yazmaktan ama ne yaparsın mücadeleye devam.

Geçen sezonla ilgili;

Eyüp A. ile başlamak sizin tercihinizdi.

Taraftar sadece her zamankinden daha fazla istedi ve deplasman yaptı.  

Eyüp A. ile yollamak sizin tercihinizdi.

Taraftar yine daha fazla deplasman yaptı.

Engin Hocayı getirmek de sizin tercihinizdi.

Devre arasında yaptığınız transferler de sizin tercihinizdi.

Taraftar -içerde dışarıda- maçlara gidip destek verebildi.

2015-16 yılının şampiyonunu ne futbolcular, ne Engin Hoca ve arkadaşları, ne taraftar yaptı.

Sadece SİZ yaptınız.

Sezon bitti;

Bir kağıt parçası dediniz…

Siz dediniz.

İlk 6 dediniz.

Avrupaya gideceğiz  dediniz

2000 tane alt yapı oyuncumuz dediniz

Taraftar sadece dinledi…

Ve adı süper olan lig başladı…

(Devam edecek...) 

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2017-05-31 19:55:50

Mühürlenmiş Zaman

O günlere dair yüzlerce analiz yapıldı ki hepsi de birbirinden çarpıcı, hakiki, nesnel… Buraya bir yenisini ekleyebiliriz. Ama farklı şeyler söyleyeceğimizi sanmıyoruz. Bir dönem tüm unsurlarıyla deşifre edilmiştir; bu, tek başına paha biçilemez bir kazanımdır derim özetle.

Ama bu yazıda başka bir şey yapacağız.

 

Herkes görmüştür bu fotoğrafı, en marjinal direnişçiler dendi, Maskeli Beşler dendi, ne güzel şeyler dendi. Hayatımızda gördüğümüz en güzel fotoğraf diyoruz. 

Direnişi, alışılageldiği gibi kökü dışarıda göstermeye çalışanlar bu fotoğrafa beş dakika baksınlar, bırakın duruma vakıf olmayı inanın kişisel gelişimlerini bile tamamlarlar, öyle üfürükten kitaplar okumaya da gerek kalmaz.

Halkın hangi noktaya geldiğini şu sanat eseri fotoğrafa birazcık bakıp analiz edemiyorlarsa da onlar için yapacak bir şeyimiz yok. Bir dakika saygı duruşu…

Bize göre, bu fotoğrafın asıl gücü içinde doğal olarak barındırdığı masum derinlikten geliyor; en sıradan insanların içinde yatan kaplandan geliyor, en samimi memleket sevgisinden geliyor; ihalelerden, medya, inşaat vs patronluğundan değil.

Ama komplocular, lobiciler, kökü dışarıdacılar, marjinalciler için bir küçük bir analiz yapalım izninizle, mutlu olsun fukaralar.

Açıklıyoruz,

iyi okuna:

  • Duvarın dibinde gördüğünüz kişi en marjinal terör örgütlerinin soğuk savaş dönemi liderlerinden biridir. (Şimdi dönüp de fotoğrafa tekrar bakabilirsiniz.)

Yıllardır sinsice pusuda yatmış ve böyle bir fırsatı kollamıştır. Zaman ve zemin müsait olunca da yeraltından çıkıp o hain planlarını uygulamaya geçirmiştir. Hem anarşist ama hem de komünist bir sosyalistin : ) önde gidenidir ki zaten en önde duruyor. En çok ondan korkulmalı. Beyaz adam bilir, Kızılderili reis bertaraf edilirse kabile direncini kaybeder. İşte o bir eli su şişeli, diğer elinde tanımlanamayan bir cisim (atom bombası olabilir) ve başlatacağı nükleer saldırıda tabi ki korunmak için gaz maskeli adam var ya… Dostlar, şu satırları yazarken tüylerim diken diken oldu. Düştüğüm dehşetten ürperdim bre! Evet, önce onun direnci kırılmalı, çünkü mendebur örgütçülüğüyle bir imparatorluğu sona erdirebilir.

  • Hemen arkasındaki kapüşonlu sakallı ise bildiğiniz bir bölücüdür. 

Sürece zarar vermemek için tekilden ve tebdili kıyafet gelmiş. İşler kızışınca üstündeki hırka örgüt bayrağına dönüşecek ve memleket elden gidecek.

  • Ortadaki o eli bayraklı yok mu o eli bayraklı! Siz onu Türk bayrağı zannediyorsunuz ama değil.

Faiz Lobisinin bayrağı o. Adamın kendisi de en ileri müreffeh demokrasileri yıkıp kendi düzenlerini kurmaya çalışan Faiz Lobisinin bir numaralı ajanı. Bakmayın yaşlı ve ürkek göründüğüne, bunlar fena kılık değiştirir. Zannediyorsunuz ki o bayrağı olası bir TOMA tazyiki veya gaz saldırısı korkusuyla siper ediyor. Nişan alıyor bre! Oradan tek hamleyle (Bahsedilen fosforlu kedigözlerin kendisi olabilir, o ne bakış öyle?) yükselen ekonomiyi yerle bir edecek. (Bu arada hep iyi giden, yükselen, önü açılan, saçılan ekonomiden bahsediliyor ya, rica ediyorum, tanıdıklarımdan bir kişi şu dönemde işleri iyi giden ve makul hayatlardan süren bir ahbabım falan bana bir ses versin ki bir umutla göneneyim. Söz, borç filan istemeyeceğim.) Evet, ifşa ediyorum, Faiz Lobisinin adamı o zattır. Elindeki de bayrak değil bir hokus pokus ile dönüştürüp manipüle edeceği hisse senetleridir. Elinde bayrakla kimseleri kandıramaz.

  • Tam arkasındaki gözlüklü ve maskeli şahıs ise on yıllardır muhterem sağcı edebiyatın ifşa etmeye çalıştığı ama bir türlü bulamadığı dış mihrakın ta kendisidir.

Bakınsanıza hem garip bir gözlüğe bürünmüş hem da güya gaz maskesi takmış. Yemezler! Hem siyaset stratejisi analizi itibariyle durduğu yere bakar mısınız? Evet evet! İpleri elinde olan kuklacı dış mihrak işte o! En marjinal sol örgütleri en önde gördüğünüz liderleriyle yöneten o; bölücü hareketleri nifaklara sevk eden o; Faiz lobisi zaten kankasıdır ki ikiletmez lafını.

  • En arkadaki, amca görünümlü tehlikeyi henüz araştırıyorum;

CHP’nin haklı galeyana getirmek için alana sürdüğü adamı olabilir (yahu, CHP’nin böyle bir çapı olsaydı ülkeyi zaten onlar yönetirdi şimdiki muktedire benzer bir şekilde).  

  • Durun be, durun; yılların teröristlik tecrübesi ile her bir çapulculuğu planlayıp uygulamaya sokan bir gizemli teorisyen olabilir. 
  • En fenası, polisi tahrik edip bu manada su sıktırmaya, gaz fırlattırma çalışan bir tahrikçi de olabilir. 
  • Direnişin kasası olabilir. 
  • Hımm, elindeki de pek ala bir deste paranın ta kendisi olabilir, hem o gözlüğe bakar mısınız kendini gizlemeye çalışan ve yükselen itibarımıza yalan haberleriyle zarar vermeye çalışan yabancı basın temsilcisi olabilir. 
  • Düşündüm de seçim barajını düşürüp hatta kaldırıp böylece keyfi yerinde iktidarın tekerine çomak sokmaya çalışan bir bedbaht olabilir. 
  • Karamba karambita! 
  • Bizim Çiko’nun halk içindeki tecessümü olabilir de olabilir yahu! Ona da dikkat etmeli.

Hatta ona en çok dikkat etmeli.

Zira halkın “yeter ulan” diyen sesinin en baba hali de olabilir.

İşte bu son ihtimal, yeni bir devrin fotoğrafını da veriyor olabilir.

Yazar: Editor
2017-05-30 20:52:58

Ve Türkiye Kupasında final günü... İstanbul Başakşehir ile Konyaspor kozlarını Eskişehirde paylaşacak. Dört büyüklerin olmadığı bir final karşılaşması Türk futbol kamuoyunda sürpriz olarak nitelendirildi ama benim gözümde aslında sürpriz bir final değil. Hatta onların olmaması beni mutlu bile etti açıkçası. 

Süper Ligi ikinci sırada bitirmeyi garantileyen Başakşehir, Abdullah Avcı yönetiminde taraflı tarafsız herkesin takdirini kazandı. İstanbul temsilcisinde son oynanan Adanaspor maçında kırmızı kart gören Brezilyalı Doka, cezalı olması sebebiyle forma giyemeyecek. Ayrıca daha önce ameliyat olduğu için sezonu kapatan Mehmet Batdal ile  tedavisi süren müzmin sakat Egemen Korkmaz da kadroya alınmadı. 

Aykut Kocaman yönetimindeki Konyaspor da gözünü kupaya dikti.  Zaten bu maçı düşündükleri için geçen hafta oynanan Akhisar maçında fazla forma şansı bulamayan isimlerle maça çıktılar. Tamamen bu maça odaklandıkları için farklı yenilgiyle sahadan ayrıldılar. Ama o maç kesinlikle ölçü alınmaması gereken bir müsabaka idi. Konya temsilcisinde yıldız isim Riad Bajic in oynayıp oynamayacağı maç saatinde belli olacak. Son oynanan maçta sakatlanıp oyundan çıkmıştı. Ancak ben bu ismi kadroda göreceğimizi düşünüyorum. Sakatlığı süren Halil İbrahim Sönmez ise kadroda olmayacak. 

İki takım içinde tarihi bir karşılaşma. Çünkü mutlu sona ulaşan takım kupayı ilk kez müzesine götürecek. Başakşehir aslında kupaya daha önce çok ama çok yaklaşmış fakat Kayseride oynanan maçta Beşiktaşa karşı yenilmişlerdi. Bu maç ile ilgili önemli bir ayrıntı da taraftar üstünlüğünün açık ara Konyasporda olacak olması. 

Maç tahminime gelecek olursak... Ben hem Abdullah Hocanın hem de Aykut Hocanın çok fazla riske gireceğini düşünmüyorum. Savunmadan ödün vermeden oynayacaklardır. Dolayısıyla az gollü, kısır bir skor ortaya çıkacaktır. 90 dakika sonunda 0-0,1-0,1-1 gibi skorların ortaya çıkması kuvvetle muhtemeldir.

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-05-27 17:02:59

Kazanabileceğimiz bir maçtı.

Bu sefer takımın önünde bir Eyüp Arın vardı.

Lafı dolandırmaya gerek yok.

Hoca, bu maçı alabilecek bir iradeyi bulunduğu yerden gösteremedi. Hep yaptığı gibi sadece idare etti.

İyi Adanasporlu olmak, çok iyi bir insan olmak yetmiyor, iyi bir hoca olmak şart.

Sağlık olsun. Eyüp Hocaya hürmetimiz sonsuzdur.

Genel olarak güzel bir maçtı. Süper ligde olmanın hazzını giderayak da olsa birazcık daha yaşadık.

Hart diye koparamazdık tabi maçı. Ama galibiyeti cidden düşünseydik on kişi kalıp hücum becerisini eksilten rakibi yenebilirdik.

Bizimki laf! Öyle olsaydı zaten bu civarda olmazdık.

Hay bin keşke…

Keşke yönetimi birileri uyarsaydı da ilk 6 olmasa da ligde kalacak bir takım kurulsaydı biz de Süpere devam etseydik…

Ah bre!

Yazar: Editor
2017-05-23 18:34:16

“Nuriye ve Semihi tutukladılar!

İnsan hakları heykelini gözaltına aldılar!

Sokakları ablukaya aldılar!

Ama yine de... 

Ekmek ve Onur mücadelesi kazanacak!”

Kazanacak!

Yazar: Editor
2017-05-08 22:51:11

Altay-Çorum Belediyespor: İlk maçı Çorum kendi sahasında 2-0 kazanmıştı ama maçın skorundan çok maçtan sonra yaşanan olaylar konuşulmuştu. İlk maçın ardından hemen İzmire dönen Altayda küçükten büyüğe herkes maça konsantre olmuş ve Barcelona-PSG Şampiyonlar Ligi rövanş mücadelesi takıma anlatılmış, izletilmiş ve takım bu şekilde motive edilmişti. Taraftarının da yoğun desteğini arkasına alan Altay ilk yarıda iyi kapanan rakibini ikinci yarıda çözdü ve son dakikada bulduğu golle maçı uzatmaya götürdü. Uzatma dakikalarında da baskısını daha da arttıran Altay farklı skorla finale çıkan ekip oldu. 

 

Ankara Demirspor-Kocaelispor: İlk maçta herkes Kocaeli işi bitirir diye düşündü ama Ankara ekibi evine 0-0 lık skorla dönmüştü. Gerçekten de kadrosu, taraftarı ile Kocaeli nin zaten bu rakibe elenmesi büyük bir sürpriz olurdu. Onlar da gereğini deplasmanda ( gerçi maç her ne kadar Ankara Cebeci İnönü Stadyumunda oynansa da taraftar üstünlüğü Kocaelide idi ) yaptılar ve finalde Altay ile eşleştiler. Final mücadelesi gerçekten çok zor olacak. Hem Altay hem Kocaeli sene boyunca aslında üst lige çıkmayı hak eden taraf oldular. Ama finalde maalesef birisi bu hayallerine veda edecek. Şimdiden iki takımın taraftar grupları organizasyonları yapmaya başladılar. Final maçının sonucunu ben de merakla bekliyorum.

 

Sakaryaspor-Bayrampaşa: İki takım arasında güç ve kalite farkı çok fazlaydı. Daha öncede yazdım turun da şampiyonluğun da en büyük favorisi olan Sakaryaspor, rakibine iki maçta 5 gol attı ve hiç yemedi. Zaten bu maç hakkında uzun uzadıya yazmak bile bence gereksiz. Tebrik ediyorum kendilerini.

 

Darıca Gençlerbirliği-Diyarbekirspor: İlk maçta Darıca, Diyarbakır deplasmanında kazanınca turu geçtik havasına girmiş olacaklar ki bugün etkili olamadılar. Özellikle ikinci yarıda daha iyi oynayan ve tüm riskleri alan Diyarbekirspor, finale kalmanın mutluluğunu yaşadılar. Yalnız finaldeki rakipleri gerçekten çok güçlü. Olduğundan daha fazla mücadele etmeleri gerekecek.

 

* Final öncesi eşleşmeler ve son haberlerle yine beraber olacağız.

 

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-05-06 21:47:36

 bye bye art ile ilgili görsel sonucu

Plakayı yazmaya yazdık da...

Öncesine, yani lig boyunca öncesine ne demeli?

Peki, bugüne... ne demeli? 

Çok şey dedik değil mi?

Tam da, diyecek laf kalmadı, derken, hay bin kunduz bre!

Birçok manada dibi görmüştük.

Lakin şimdi sondaj çlışması başladı galiba...

Dip kesmedi, magma seviyesine ineceğiz!

Nedir?

Vaktinde çekip gitmek müthiş bir iştir.

Gidiniz.

Hepiniz gidiniz.

Bizi biricik Adanaspormuzla baş başa bırakınız.

Lütfen. 

Biz sadece yenilgilere üzülmek istiyoruz.

Böyle t a t s ı z l ı k l a r a değil... 

Evet, gidiniz... 

Yazar: Editor
2017-05-01 15:45:42

desenhos de bola colorida ile ilgili görsel sonucu

Geldik Adanaspora...

Zaten hafta ortasındaki bilet fiyatları pes ettiğimizin göstergesiydi.

Taraftar küstürülmüş, bilet fiyatları da açıkçası küme düşen bir takım için yüksek ve hepsinden önemlisi de Güney Kale Arkası kapatılmıştı.

Hani suçlu suçsuz herkes cezalandırıldı. 

Açıkçası Antalyaspor maçından hiçbir beklentim yoktu.

Geçen hafta Beşiktaş maçındaki performans yanıltıcı oldu.

Küme düşmüş bir takımın futbolcuları herkesin izlediği maçta kapasitelerinden üzerlerinde oynamış ve dikkatleri çekmişlerdi.

Amaç ise tamamen kendilerini transfer piyasasına göstermekti.

O kadar. 

Dolayısıyla uzun uzun yazmaya gerek yok.

Zaten haftalardır ne yazacağımızı bilemez duruma geldik.

Şu berbat sezonun bitmesini iple çekiyoruz. 

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-04-25 19:13:58

24 Nisan 2016 da Gaziantep deplasmanında şampiyon olmuştuk.

Şampiyonluğun senesinde ise ligin son sırasında bir takım olarak Beşiktaş deplasmanına çıktık.

Üzücü bir durum ama yapacak bir şeyimiz maalesef yok.

Gelelim maça;

Türk futbol kamuoyunda Beşiktaşın rahat kazanacağına hatta çok farklı galibiyete imza atacağına inananların sayısı bir hayli fazlaydı.

Hatta işi abartan birtakım yazarlar grubu ( ki o yazarlar grubu dört büyük diye tabir edilen takımlar dışında çoğu takımı bilmez, alt liglerden 3 takım say desen sayamaz) Beşiktaş için antrenman maçı olacağını söylemişlerdi. 

Erken gelen golle fark beklentisi olanlara Adanaspor güzel cevap verdi. 

Evet, yenildik belki ama maçın son dakikasına kadar koşan, mücadele eden bir Adanaspor vardı bugün sahada. 

Matematiksel olarak olmasa da artık bana göre Süper Ligin şampiyonunun dizlerinin bağı çözüldüğü anlar oldu.

 Bunun tek mimarı Eyüp Hocadır.

Haftalar öncesinde yazmıştım. Teknik direktör değişikliği şart diye. Maalesef çok geç oldu. 

Bugünkü oyunu gördükten sonra kaybedilen puanları maalesef mumla arıyoruz.

Demek ki iyi bir teknik adam ve çok değil üç dört iyi isimle ligde kalınabilirdi. Ama kötü yönetim, beceriksiz işler bizi ligin dibine itti. 

Maçın en iyi ismi ise bana göre Beşiktaşlı sağ bek Gökhan Gönüldü.

Sol tarafımızı resmen koridor olarak kullandı. Kadıköyden sonra Vodafone Arenada da Roni ve Magaye boş geçmedi. Özellikle Magayenin golü enfesti. Şimdi rahatça düşebiliriz. Canınız sağolsun.

Bu arada Galatasaray-Fenerbahçe derbisini lig ikinciliği için iki takımdan birisinin kazanmasını istiyordum.

Başakşehir takımına karşı bir sempatim vardı açıkçası onların şampiyon olmasını istiyordum ancak Çaykur Rize deplasmanında maç sonu yaşanan olaylardan sonra o sempati maalesef bende kalmadı. 

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-04-16 19:13:19

Referanduma ilişkin görüşlerimizi

İtirazların durumundan

ve kesin sonuçlardan sonra

belirtiriz elbet.

Yazar: Editor
2017-04-12 18:44:25
İzninizle Birkaç Soru Soralım
  1. Bilmem kaç yıldır kulüp yönetiyorsunuz...
  2. Tesis yapamadınız, neden?
  3. Türkiye liglerinden kaç tane kaliteli futbolcu buldunuz?
  4. Kaç tane futbolcu yetiştirdiniz ki
  5. 2000 alt yapı futbolcumuz nerde antrenman yapıyor demiyorum. antrenman öncesi nerede hazırlanıyor? Neden?
  6. 19 Teknik direktör ile çalışıp nasıl doğrusunu bulamadınız?
  7. Saygın bir insanı, iyi bir Adanasporluyu neden bir nöbetçi hoca konumuna düşürdünüz?
  8. Neden forma sponsoru bulamadınız?
  9. Yöneticilerin size yardımcı olması YASAK mı?
  10. Konuşmaları, açıklama yapmaları izinsiz olmaz mı?
  11. Neden bütün Belediye Başkanları Adanasporun yanında değil de karşısında?
  12. Hatalarınızdan bahsedip aynı hataları neden yaptınız?
  13. Pişman mısınız?
  14. Çevrenizdeki insanlar yanlış yaptığınızı size söylemeye neden korkuyor?
  15. Biz takımı destekleyenler sizce müşteri miyiz? Taraftar mı?
  16. Neden iletişim kuramıyoruz?
  17. Hangi Süper Lig  tecrübenize dayanarak sezonu ilk 6da bitireceğimizi iddia ettiniz?
  18. Şampiyonluk kupasını neden ona kaldırttınız?
  19. Tribünlerimizi neden Bjk ve GSye sattınız?
  20. Taraftardan neden bu kadar koptunuz?
  21. Bu yıl doğru yaptığınız bir tek iş var mı?
  22. Yok mu!
     Ahmet Gültekin
Yazar: Editor
2017-04-09 18:28:03

teatral art ile ilgili görsel sonucu

Taraftar hislidir

Tutkuludur

Mantığı ile değil duyguları ile hareket eder

Kötüye yormaz olayları hep bir iyi tarafını arar

Takım yenilir, umutlanır bundan ders çıkarırlar der

Kötü oynayıp galip geldiğinde takımı, 3 puan bizim olsun isterse takım kötü oynasın der

Ama Başkan ve yöneticiler hisleri ve duyguları ile hareket edemez

Etmemeli de

Mantık ön planda olur, olmalı da

Hele patron Başkansa

Adanaspor özelinde olduğu gibi

Daha ince eleyip sık dokumalı

Yanlışında maddi ve manevi açıdan kaybedeninin de kendi olduğunu unutmamalı

Transfer döneminde de hata yapma lüksü yok

Teknik direktör seçiminde de

Teknik heyetin iyi ve kaliteli bir takım oluşturmasını sağlamalı

Buradan sorumsuzca paraları savursun demiyorum elbet

Hesabını iyi yapmalı, “küçük hesap peşinde olmamalı”

Ucuz oyuncu iyiyse almalı salt ucuz olduğu için değil

Pahalı oyuncuyu da ismi olduğu için değil

Takıma katlı koyacağına inandığı için almalı

Çok dinlemeli insanları

Tek başına kalmamalı...

Mahir Alev

Yazar: Editor
2017-04-03 19:36:04

12 Eylül Referandumu sonrasında yayımlanan bir yazıyı paylaşalım.

Tarih,

13 Eylül 2010.

Tekrar etmede bir ziyan yok.

İş işten geçtikten sonra da konuşmanın bir faydası yok.

Adanasporda sorun kronik olsa da taraftar olarak üstesinden geliriz, ama dileriz ki o referandum aynı şekilde tekrar etmez.

Buyurun, söz konusu yazı aşağıda:

______________________________________________

Hafta sonu istediğimiz gibi geçmedi.

Önce Adanaspordan üzüldük, haliyle.

Sonra da referandum…

Adanaspor başının çaresine bakacaktır, krizin üstesinden geleceğiz.

Lakin aynı şeyi Türkiye için söylemek pek mümkün değil.

Felaket tellallığı değil.

Hakikatin gerçek yüzü kendini kısa zamanda kademe kademe gösterecektir.

Örneğin, ülkenin sadece zaten ciddi bir değişime uğramış olan sosyal hayatı değişmeyecek, doğal hayatı da sermayenin elinde kahrolacak.

Yani, doğal hayatın tahammül edemeyeceği bir santral kurulacak veya bir orman yağmalanacak ya da bir kurum daha peşkeş çekilecek.

Bunu önünde durabilecek hiçbir irade yok artık.

Alın şunu bir daha düşünün, diyecek herhangi bir aklıselim yok artık,

Güçler dengesi yok artık.

Önümüzdeki yol bir tür krallık sistemine gider…

Şenlik ola…

13 Eylül 2010

Yazar: Editor
2017-03-23 19:12:00

Gündem, referandum.

Bizim, Evet, diyenlere hürmet ettiğimiz, ama Evet demeyenlerin adeta vatan haini ilan edildiği, Hayır dedikleri için saldırılara uğradıkları bir dönem...

Peki, Hayır diyenler, niye ve neye hayır diyor.

Maddeler üzerinden incelemeye devam edip bitirelim…

Madde 146da Anayasa Mahkemesinin üye sayısı 17den, 15e düşürülmüştür.

Ve bu üyeler, yine, doğrudan veya dolaylı olarak Cumhurbaşkanı tarafından seçilmektedir.

Şöyle ki:

• 3 Üyesi, Cumhurbaşkanının iktidar partisi genel başkanı olarak kontrol ettiği Meclis tarafından seçilmekte,
• 3 Üyesi, üyelerini Cumhurbaşkanının belirlediği YÖK tarafından önerilmekte ve Cumhurbaşkanı tarafından seçilmekte,
• 4 Üyesi, belli kategori isimleri arasından doğrudan Cumhurbaşkanınca seçilmekte.
• Kalan 5 Üye de Yargıtay ve Danıştayın gösterdiği adaylar arasından yine Cumhurbaşkanı tarafından seçilmektedir.

Görüldüğü üzere, herkes Cumhurbaşkanına, Cumhurbaşkanı da kendi seçtiği üyelere karşı sorumlu oluyor.

İşte Hayır diyenler, bu düzenlemeye bu yüzden karşı çıkıyor.

Yani olayın vatan hainliği ile bir alakası yok.

Evet diyenlerin de maddeler üzerinden hiç bir şekilde açıklama yapmaması da düşündürücü bir nokta.

Bundan sonra da Şu madde bu sorunu çözecek, tarzı bir açıklama duyar mıyız?

Sanmıyoruz.

Yani, vatandaş bu işe hiç razı değildir.

Vatandaş Rıza

Yazar: Editor
2017-03-18 18:18:51

En kritik maçı aldık.

Biraz becerikli olabilsek 4-5 farklı kazanabileceğimiz maçtı.

Rakip kalecinin çıkardıkları, bizim kaçırdıklarımızı üst üste koyunca... rahat bir maç olabilirdi sonuçta.

Takım bu maçta 5 gol atsaydı, atabilirdi...

Bu bile sonraki maçlara bir moral olarak dönerdi. 

Son hatası hariç Koman,

Maç boyunca Magaye,

Kritik noktalarda Roni,

son andaki kurtarışıyla İtange maçın en öne çıkan isimleriydi.

Seyircisin maç takım üzerinde az baskı oluşturdu.

Bu, takım için olumlu geçti.

Keşke o Konya maçını kaybetmeseydik, diyesim geliyor. 

Bu maç yetmez, devamının gelmesi lazım.

On hafta kala lige havlu atmak, gurur kırıcı olurdu.

Ne diyeceğiz?

Önümüzde daha 9 maç var.

Hadi bakalım...

Cem Kaplanoğlu 

Yazar: Editor
2017-03-16 14:44:19

Kurgunun Kurgusu veya Karaya Vuran Balinalar

Bir sanat eserinin amaçlarından biri de galiba bir şeyi, artık o şey ne ise, fark ettirmektir.

Günlük hayatta ilgimizi çekmeyen vaka; bir filmde, romanda, öyküde veya şiirde feleğimizi şaşırtacak bir etkiyle ömrümüze girer oluyor, olabiliyor.

En azından bende öyle oluyor, sizi bilmem.

Yani günlük hayattaki bir “şey”, farklı bir formda karşımıza çıkınca onu yeni düzleminde veya boylamında, neyse ne, daha ışıklı, renkli filan algılıyoruz.

Belki de tam o sekansta komşunun tavuğu kaz görünüyor.

Örneğin balinaların, bir belgeselde, karaya vurması doğanın olağan işlerinden biri gibi görünüyor, muhtemeldir ki öyledir de… Bu yüzden o dram, dikkatimi çekecek bir dramatik doruk oluşturamıyor. Hakikaten öyle oluyor.

Ama bir akşam rakı masasının kurgusunda, henüz ikinci kadehte, Kumcu Yusuf’un, malum sebeplerden dolayı işleri ters giderken, en doğal haliyle, öylece kendi kendine konuşur gibi, içinde olduğu durumu en yalın şekliyle betimlerken, yahu karaya vuran balinalar gibi oldum, deyivermesi bende bir idrak oluşturuverdi ve o belgesellerdeki balinaların hali, işte bir rakı masasının kurgusu içinde, olması gerektiği gibi somut bir gerçeği aldı çıkardı o gerçeklikten.

Vah ki…

Akşam zehir oldu. Aslında beni hemen sonra çarpan şey, Kumcu Yusuf’un bir teşbihle deyiverdiği son durumunun kendisiydiBalinaların haline sonra üzülebilirdim…

Ne diyeceğim…

Geçen akşam, Dr. House’un eski sezonlarından bir bölümüne denk geldim.

Olay kısaca şöyleydi:

Hastanenin sponsoru olan tüccar adam, bir takım parasal gerekçelerle bizim doktoru hastaneden istememektedir. Kafayı takmıştır ve House’u kovacaktır ki bu şey onun için aynı zamanda hastanede bir güç gösterisi, kalanlara bir gözdağı falandır.

Lakin bu kovma için hastane yönetiminin oyçokluğu değil de oybirliği gerekmektedir.

(Çünkü en kritik kararlarda aslolan oyçokluğu değildir, oybirliğidir; muhtemel ki içinde bulunduğumuz dönemin en makul ve adil gerçeği de budur. Gazozuna maç mı yapıyoruz burada, dedi Çiko. Çiko, hoş geldin kuzen.)

Ancak bir engel vardır.

Hastane Müdür Lisa Cuddy, bu duruma itiraz etmektedir.

Çünkü Dr. House orijinal biridir, kendi koşulları içinde bir devrimcidir ve dolayısıyla insancıdır. Olumlu özelliklerini sıralayabiliriz...

Uzatmayayım…

Hastane Müdürü Lisa, bir oybirliğinin(!) sağlaması için; yani bir nevi referandum odasını terk etmeye zorlanır.   Bu süreçte hastane başkanının yoğun tazyikleri söz konusudur. Çünkü operasyon sonunda hem Dr. House’un işi bitecektir hem de hastane yönetimi tamamen ve sonsuza kadar ele geçecektir.  İşte böyle bir plana HAYIR dediği için, Lisa’nın bu muhalefetinin önüne geçilmesi gerekmektedir.

Fakat esas kadın, son sözünü henüz söylememiştir.

Çıkarken, kapının tam önünde durur, kalanlara bakar, yüzünde hafif bir gülümseme vardır. Ne alay ediyordur ne de aşağılıyordur o esnada.

Tam o anda Lisa Cuddy ilahi bir laf eder.

Kayda geçecek, duvarlara yazılacak, belki slogan olacak bir tek cümle, öyle ki yaşadığımız anın gerçek halini, bir gerçeklik içinde yıllar öncesinden verir, şöyle der:

Bir seçim yapacaksınız.

Evet derseniz; bu, özgür iradenizle yapacağınız son seçim olacaktır.

*

Doğrudur, bir şehir efsanesi değildir.

Karaya vuran balinalar gibi oldum, demişti Yusuf Kenan, yani Kumcu Yusuf. Öyleydi, bunu da en iyi kendisi bilirdi.

Karavelli:

Bu arada, bir nevi Adanalı olan Çiko, o portakalların hunharca bıçaklanmasına fena içerledi. Öyle şeyler yapmasınlar, dedi. 

Yazar: Editor
2017-03-12 06:27:42

Ligin yavaş yavaş sonlarına doğru geliyoruz.

Bizim için prestij maçları başladı artık.

Bu doğrultuda da ilk maçımızı Karabük deplasmanında yaptık.

Maçın zaten net favorisi Karabükspordu.

Açıkçası iyi futbol ve puan beklentim de yoktu.

Bu sahada Beşiktaş ve Galatasarayı yenen takım haftalardır çok kötü oynayan, ruhsuz ve her anlamda ligi kafasında bitirmiş takımımızı da elbet yenecekti. 

Yalnız dikkatimi çeken nokta şuydu.

Karabüksporü haftalar sonra çok da iyi görmedim.

Maçın ilk yarım saatinde o Tudor dönemindeki Karabük yoktu.

Ama bize dönüp baktım acaba olur mu dedim.

Ancak bizde de durum geçen haftalardan farksızdı.

Küme düşmeyi kabullenmiş bir takımdan iyi mücadele de beklenemezdi zaten.

Ardından Tanase ile gelen gol direk maçı koparttı.

Maçla ilgili söyleyeceğim tek şey Didinin pozisyonu.

O da atılmaz mıydı?

Bomboş pozisyonda gol atamıyorsan ne diyelim artık.

Bir takım düşünün, en iyisi sezonu neredeyse boş geçmiş bir sol bek, Halil İbrahim idi…

Bu arada istatistiklere bakmadım ama ilk 20 25 dakikada sezonun en fazla pas hatası yapılan maçı olarak kayıtlara geçmiştir. 

Haftaya Akhisar ile oynayacağız.

Artık taraftar da bizler de ligden düşmeyi kabullendik.

Bundan sonraki prestij maçlarına yeni sezonun hocası ile devam edilir umarım. 

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-03-09 16:18:10

*Bundan birkaç hafta önce Kırmızı Grupla ilgili kısa bir değerlendirmede bulunmuştum.

Yarış Gümüşhane ile Ankaragücü arasında kıyasıya devam ediyor. Bakalım sezon sonu gülen taraf kim olacak...

Tabi Kırmızı Grupla ilgili değerlendirme yaptıktan sonra Beyaz Grupta bazı dostlar takımları hakkında da analiz istediler.

Ben de onların isteklerini kırmadım.

Şimdi takımlara geçelim...

*İstanbulspor: Son 11 haftada 8 galibiyet alan Boğalar, şampiyonluğa doğru ilerliyor.  Herhangi bir rehavete girmezlerse mutlu son onları bekliyor bence. Ayrıca futbolun pahalı transferlerle oynanmadığını herkese gösterdiler. Yalçın Koşukavak Hocama ve öğrencilerine tebrikler...

*Erzurumspor: Potansiyeli bakımından grupta rakipsiz. Sezona da net şekilde favori olarak girdiler. Ama son 2 maçta kaybederek kendi ayaklarına sıktılar. Bundan sonra seri galibiyetler alıp, İstanbulsporun puan kaybetmesini beklemekten başka yapacakları bir şey yok.

*Amed Sportif: Sezona Play Off hedefiyle başladılar ama bazı haftalarda liderlik koltuğuna oturunca bir anda hedef büyüdü bu durum kendilerine ters tepti. Arka arkaya başarılı sonuçlar almaları şart. Yoksa sezon başı hedef olan Play Off zaten ceplerinde.

*Kocaeli Birlikspor: Eğer şampiyonluğa oynuyorsan kendi saha ve seyircilerinin önünde Ofspora kaybedemezsin! Resmen ellerine geçen fırsatı değerlendiremeyen takımlardan. Grubu zirvede bitirmelerini beklemiyorum. Onlar için Play Offtan çıkmak daha gerçekçi hedef.

*Keçiörengücü: Sezona fırtına gibi başlayan ama gerisini getiremeyen ekiplerden. Son 4 haftada sadece tek galibiyet alabildiler. Sanki Play Offlara hazırlıklar başlamış gibi.

*Sivas Bld.Spor: Eski oyuncularımızdan Emrah Bedirin formasını giydiği takım arka arkaya iki zorlu maça çıkacak. Emrah Bedir demişken geçen hafta Of deplasmanında oyuna sonradan girip takımı adına golü atmıştı. Sivas ekibinin iki kritik maçı en az hasarla kapatması lazım. Yoksa Play Off hedefleri biter. 

*Ligin alt tarafı ise cadı kazanı.

Birçok takım tehlikeyi yakından hissediyor. Ofspor tam düştü denilirken son iki haftada 4 puan aldılar. Ama en formsuz takım şu an Tepecik olarak görünüyor.

Bir an önce kendilerine gelmeleri gerekiyor yoksa lige veda eden ilk takım olurlar.

Son olarak da Fethiyespor için bir şeyler yazmak istiyorum. Ocak ayı onlar için çok iyi geçti.

Arka arkaya galibiyetler aldılar ligde kalmayı garantiledik ne de olsa dediler.

Kısacası kafa olarak ligi bıraktılar ama bu sefer de seri yenilgiler gelmeye başladı. Bence toparlanmaları lazım bir an önce.

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-03-07 15:22:24

Adanaspor yönetim hataları sebebiyle düşecek takımlar arasındadır.

Halkla ilişkilerdeki eksiklikler,

Karar almada keyfilik,

Adananın takımını Adanalılara açmaması,

Güvensizliği,

  • İşadamı mantığında şirketleşmiş olan takımı 
  • şahsi malı sayması normal görülse bile
  • Kamuya mal olmuş bir armanın sahibi olan Adanasporu 
  • halktan ve Adanadan ayrıştıramazsınız.

Adanaspor taraftarıyla halkıyla sempatizanlarıyla sivil toplum örgütüdür.

Başkan görmek istemese de bu takım için çalışan ve çalışmak isteyen binlerce Adanalı mevcuttur.

  • EĞER 
  • bu takım benim şirketimindir 
  • her şeyiyle ben tek yönetirim,
  • derseniz 
  • şu zamanda 
  • süper lig hatta diğer ligler seviyesinde de 
  • bu mümkün değildir.

Adanada bu takıma 100 bin, 200 bin, 500 bin verecek onlarca kombine alacak çok adam var.

Yönetim seçerken bunlar da gözetilmelidir.

  • Bu takımın adıyla 
  • reklam mı yapsınlar 300-500 verip de dersen,
  • Ben büyüttüm 
  • takımı benimdir dersen 
  • ve bu demeler,
  • takımın düşmesine yol açarsa 
  • küçük olsun benim olsun mantığı
  • iflas etmiş olur ve
  • Futbolun
  • herkes tarafından kabul gören kuralı devreye girer:

FUTBOLDA DÜN YOKTUR BUGÜN VARDIR.

Paylaşmadan olmaz.

Futbolda Adanaspor adıyla yücelecekse 300-500 verenler de yücelsinler bırakınız.

ŞEREFTİR, AŞKTIR ADANASPOR adı. 

Serkan Üstünkokan

Yazar: Editor
2017-03-03 09:57:31

A.Ş olan spor  takımların 2 sahibi var;

1. Hissi Sahipler  (Taraftarlar)

2. Hisse Sahipleri (Başkan)

Hisse sahibi para kazanmak için bu işi yapıyor olabilir ve gayet normal bir davranıştır.

Başkan olaya ticari bakıp takımına para kazandırmak, sürdürülebilir  ve  başarılı olmak istiyorsa ne ala.

Başarılı olamıyorsa yani para kazanamıyorsa, hatta mevcuttan daha az para kazanacak günler yakınsa BAŞARISIZdır.

Para kazandığı günlerde, tek kazanan kendi olmayacağı gibi, gün gelir artık kendi para kazanamazken hissi sahib olan taraftarı da kaybeder.

Hisse sahibi tekrar yatırım yapsa da, hisseleri değerlendirse de hissi sahiplenenler kırılmıştır.

Hisselerin değer kaybettiğinden değil, hissi sahiplerin değersiz olduğunu hissettiğinden öyle hissettirildiğinden kazanmak kolay olmayacaktır.

Bizim yönetilme şeklini  beğenmeme hakkımız var.

Müdahale etme şansımız ne yazık ki yok.

Hisse sahibi kendince en iyisini yapar, en doğrusunu yaptığını düşünür ve biz kabullenmek, bunu bilerek yaşamaya alışmak ve öğrenmek zorunda kalırız.

Hisse sahibinin hatalarından ders alacak ve bizi hak ettiğimiz yere taşıyacak umudu ile  günler, aylar ve yıllar geçirir ve her başlayan yeni sezonda bir ümitle başlar ve başarısızlık sonrasında hatalarını öğrenmiş olması ümidiyle önümüze bakmak zorunda kalırız.

Hisse Sahibi ders almazsa vay halimize.

Hatalarının farkına vardığını söyleyip aynı hatalarda ısrarcı olmak… Herkese kaybettirir.

Başarısız olmak değil sorun olan, hatalarının farkında olduğunu söyleyip aynı şeyleri tekrar tekrar yapmaktır.

Küme düşmek değil sorun olan, hissi sahiplerin gün gelip hisse sahiplerine yenik düşmesidir.

Adanaspor küme düşmeyecek.

Çünkü

Hissi Sahipler Küme Düşmez,

Hisse Sahibi Küme Düşer...

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2017-02-25 15:23:17

Artık

Süper lige çıkmanın da bir hedef olacağına inanmıyorum.

Çünkü aynı sorunlarla karşılaşacağız.

Başkan ya kendine finansal destek bulur ya da kendi yağı ile kavrulan bir takım ve sistem ile yola devam eder.

Tercih kendisinin.

Bizimki en kolayı, sadece taraftarız.

Bu ligde kalmak için en az 7-8 kaliteli oyuncuya ihtiyaç vardı ama sanırım mali durum bu riski almak için uygun değildi. Sağlık olsun diyelim.

Ligin ikinci yarısına 3-4 oyuncu transferi ile başlamayalım bu bizi kurtarmaz diye uyarı yaptım maalesef dikkate alınmadı.

Maalesef Süper Lig, Adanaspor yönetimine biraz büyük geldi.

 Sezon başında yapılan yanlış oyuncu seçimi ligin ikinci yarısı için de devam etti.

Sezona 2016 Nisanda şampiyon olan bir takımın yapması gereken planlama ile değil, amatör bir takım gibi başladık.

Gitmesi gerekenler kaldı.

Takımda kalması gerekenler gitti.

Üst düzey 6-7 oyuncu transfer etmek gerekirken bir sürü Brezilyalı ile başarı bekleme hayalciliğine takıldık.

STSL sadece teknik yönü uygun oyuncuların oynadığı bir lig değildi, anladık ama biraz pahalı bir ders oldu bu bize.

Artık eski defteri kapatıp yeni sayfalara bakacağız.

Hatalardan ders alarak daha da tecrübeli olarak.

Bu saatten sonra gelecek başarı, sistematik bir çalışmanın ürünü değil, tamamen takdiri ilahi olacak.

Yavaş yavaş PTT hazırlığı başlasın.

Mahir Alev

Yazar: Editor
2017-02-14 16:10:12

Uzun süredir daha fazla puana ihtiyacı olan takıma karşı ilk kez oynadığımızı yazmıştım. Bunu sahada da gördük. Bekleyen taraf değil rakibin üzerine gitmek zorunda kalan taraftık.  Son zamanlarda geriye düştüğümüzde reaksiyon verip en azından beraberliği yakalayabiliyorduk ama dün bunu maç başından sonuna kadar yapacak istek yoktu.

Oyun formatı olarak bol bol pas yapmak güzel, ama bunun üçüncü bölgede yapmalıyız kendi sahamızda yan ve geri pasın kimseye faydası yok.

Ortadan rakibi yıpratmakta zorluk çektik, ne yazık ki kanatları kullanmakta daha fazla zorluk çekiyoruz.  Bu oyun formatına bir çözüm bulmamız gerekiyor kapanan takımlara karşı yan pas ve geri pasla pozisyon bulmamız çok zor.

Kanatlara inmek zoruna olduğumuzu söylemeye gerek yok sanırım. Bulduğumuz pozisyonları da daha fazla olumlu sonuçlandırmamız gerekli. pozisyona girmekte bu kadar zorluk çekerken yakaladığını atacaksın.

Koman alışılmışın dışında oyunu defanstan  kurmaya çalışması ne kadar anlaşılabilirse, oyunun her dakikasında kaleci ve savunma oyuncularının uzun topla çıkması o kadar anlaşılmaz.

Daha kümede kalmadık ama kümede kalmış gibi oyun oynuyoruz.

Orta saha da kaybettiğimiz topla kontradan gol yiyeceğimizi söyleselerdi YOK ARTIK derdim.

Maç boyunca 7 orta yapıp hiçbirinde isabet sağlayamamamız düşündürücü, bunun nedeni içeride çoğalamamak mı? Ya da yapılan ortaların kalitesi mi? 

Oyun formatı olarak alıştığımız oyun düzene dönmeliyiz. Oyunumuzu ileri taşıyacak tek oyuncu elimizde Koman iken onu tehlikeli alana daha yakın tutmamız gerekiyor. 

Duran top kullanımı ile ilgilide bir şeyler söylemek istiyorum. Belki de Süper Ligde en etkisiz duran top organizasyona yapan takımız. Aslında organizasyon da yok her seferinde topun başına geçen farklı bir isim; topu en kalabalık yere atıyor. Tribünde, hepsi bu, gibi görünüyor.

Gerekli gereksiz kart yeme alışkanlığından vazgeçilmeli. Takımdaki kadro yeterli değilken bir de üzerine kart cezalılarının olması yarışmacı takım olmasını engellemenin dışında oyuna müdahale etmeyi de güçleştiriyor.

Kaybedeceğimiz maçlar ve puanlar tabii ki olacaktı. Umarım kaybetme hakkımızı kullanmış olduk ve kritik Osmanlıspor maçında bu maçtaki gibi tutuk ve isteksiz olmayız.

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2017-02-12 00:31:25

Daha fazla Brezilyalısı olan kazanacaksa…

Şu ana kadar en fazla mağlup olan (13 maç), en fazla mağlubiyet girdabına takılan (9 Maç) bir Gaziantepspor ile karşılaşacağız.

Sezona İsmail Kartal ile başladılar.

TD serüvenleri malumumuz.

Ara transferde gelenler konusunda listelerii oldukça kabarık sayılır. 9 yeni oyuncusu -ki beşi Brezilyalı- ile 2. Yarıya başladılar.

Her bölgeye neredeyse transfer yapıp o şekilde karşımıza çıkacaklar. Kaleci ve savunma oyuncularının tamamı ilk kez geçen hafta Trabzon karşısında 4-0 mağlubiyetle devreye başlamış oldular.

Hücum yönü olarak sol kanadı daha çok kullanmaya çalışıyorlar.

Ve tabii ki -forma giyerse- Muhammet Demirin kişisel yetenekleri ve duran top kullanımı ile skoru kendi lehlerine değiştirmeye çalışacaklar.

Adanaspor, uzun aradan sonra kendinden daha iyi durumda olmayan ve kendinden daha fazla puana ihtiyacı olan  bir takımlar karşılaşacak.

Belki de uzun süredir ilk kez Adanaspora karşı önlem alan ve bunun üzerine oyun planı sergileyen bir rakip olacak.

Bu maçın Gaziantepspor için başka bir önemi, mağlup olduklarında, geri dönüşün zor olduğu bir yola girecek olmalarıdır.

 Galibiyete mutlak ihtiyaçları var. Bu da tam Adanasporun istediği rakip oyun formatı.

Acele etmeyen -ve gol yemediği her dakika itibariyle- galibiyete daha yakın bir Adanaspor olacaktır sahada.

Levent Şahinin, sol bekte Sami, forvette çok formada Guaye ile başlayacağını düşünüyorum.

Bildiğimiz kadro yapımızla orta sahada üstünlüğümüzü oyuna ve skora yansıtacağımızı söyleyebiliriz.

Ama özellikle duran toplarda çok dikkatli olmamız gerekiyor.  

Bülent Uygun bir haftalık hazırlık sürecinde en çok duran top organizasyonu çalıştığını düşünüyorum. Son olarak:

Uyum sorunu yaşayan defanslarını, hızlı kanat oyuncularımız ile geçerek, hem üç puan alıp hem de iplerini çekebiliriz.

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2017-02-09 17:35:39

Çikonun Şeflik Modelleri

IV

Pasifikteki Niue ve Savage İslandda başkanlık gibi zahmetli bir görevi kabul edecek bir babayiğit bulunamadığından oralarda başkanlık sisteminden vazgeçilmiş denir.

Denir ki başkan seçme hakkına sahip seçkinler, o vakitler, genelde sevmediklerini bu işe aday gösterirlermiş.

Buyurun bakalım.

Başkan adayı kıskıvrak yakalanır, kaçmasın diye hapse atılır, aday olacağını anlayan da kaçarmış veya çarpışmak için tepeden tırnağa silahlanırmış.

Nambikwara toplumunda kabile üyeleri yan gelip yatarken başkan eşek üstünde çalışıp kabilenin kötü durumuna çareler bulmakla uğraşırmış. Bildiğiniz hizmetçi yani…

Darkwoodun kuzeyindeki Kwahiutl kabilesinde bir başkanın üstünlüğünü kanıtlaması zenginliğini saçıp savurup yok etmesiyle mümkündü.  

Aşağı Ginede de kukulu denen başkanın evinde oturması yasaktı, gidip tek başına ormanda yaşayacaktı.

Niokalar da işin başka bir boyutuyla meşgulken başkanlarını iktidarsızlaştırma yoluna gitmişler, cinsel yönden yani. Başkan olduktan sonra eşlerini elinden almışlar, çıkmayan bir penis kılıfıyla da kördüğümü bağlamışlar, hatta kısırlaştırıcı ilaçlarla işi sağlama almışlar.

İlk başkanlar silah tutmazdı, bir şekilde silah tuttuklarında da başkan olmaktan çıkarlardı. Ayrıca o ilk başkanların birer gözbağcı oldukları da başka başka kabilelerde kayıtlara geçmiştir.

Karnından konuşabilen bir kabile üyesinin başkan olabildiği anlatılır.

Thongalarda başkanın dünyevi görevi, tarladaki serçeleri ürkütüp kovalamaktır.

Ne güzel değil mi? Bir başkanlığın binyıllara yayılan sergüzeşti ancak bu kadar isabetli bir şekilde örtüşebilir, kral karikatürü ile yetinen toplumlardan, kralı karikatüre tahavvül etmiş toplumlara geçişte.

Böyle… Örnek çok.

Ama eziyet çeken kraldan eziyet eden krallara geçiş çok uzun ve pek kanlı...

Asayı ve kılıcı ele geçiren kral yani iki ayrı kuvvete dair iktidarı tek yerde birleştiren siyasal konum, barbarlığın en alt döneminden günümüze kadar, insanlık tarihinin tüm mazisindeki en tehlikeli konum olmuş, diye yazıyor kitaplar.

Bu kez Çiko meyhaneden değil, Darkwooddan ve kütüphaneden bildirdi.

Yazar: Editor
2017-02-04 09:39:11

Çiko’nun Şeflik Modelleri

I

Şu fiili krallık veya başkanlık meselesi hakkında birkaç laf edeyim, diyor Çiko; yaşadığım Darkwood ormanlarında tanık olduğum ve Meksika yerlisi ecdadımdan bildiğim bazı tarihsel ayrıntıları paylaşmaktan çifte porsiyon köfte lezzeti alacağım.

İnsaniyetin tarihi boyunca türlü biçimlerde liderlik modelleri ortaya çıkmıştır ki okuyanın şapkasını uçurtur bu liderlik kavramını dileyen krallık, dileyen de başkanlık olarak okuyabilir, mesele değil.

Meksikalı ecdadımın bakir topraklarındaki başkanlar ve başkanlıkları eskiden rıza gösterilmeyen kuvvet kaba kuvvet olarak kalır mevzisine gelmemişti.

Halk saygı duyacağı bir yönetime sahipti, çünkü o yönetimde benimseyebileceği ilkeler vardı; örneğin başkanın sosyal hayata hiçbir şekilde müdahale etmemesi, hatta edememesi…

Nedir?

Sosyal bütünün kuralları bir başkanın kişiselliğine karşıdır ve toplum sosyal denetimi elde tutmak için iktidarın-başkanın farklılaşmasını engeller yani o asa ve kılıcı tek kişiye vermez.

O şefi bir totemden daha öteye geçirmez.

Bilinen en ilkel toplumlardan bahsediyoruz. Totem dedikleri nesne insanın bir enerji kaynağıyla ilişki kurmasını sağlayan araçtan başka bir şey değil.

Başkan da o totemin bir nevi bekçisi, temsilcisi, beden bulmuş ve belki de icap ettiğinde hesap sorulabilir hali.

Böylece soyut güç somut bir biçim kazanır.

Cezalandırılan şefler görüyoruz bir yarıtanrı konumundayken, bir totem formunda.

Örneğin çok yağmur yağıyorsa bunu kontrol edebilmek için totem kral odaya kapatılır ki doğanın o gücü bir şekilde kontrol edilebilsin.

Kuraklık zamanında da kabile meydanına zincire vurulur aynı totem başkan ki o sembolik gücüyle mecburiyetten de olsa bir yağmur yağdırabilsin.

Tabi muhtemelen güneş altında kararmış şefleri kabile tarihi daha çok kaydetmiştir.

Sürecek 

Yazar: Editor
2017-01-25 09:53:36

Basından

“Rıdvan Dilmen

başkanlık referandumu için

"evet" kampanyası başlattı.

Arda Turan ve Burak Yılmazdan da destek alan Dilmen,

daha önce TFF başkanı olmak istediğini

açıklamıştı.

2019 yılında

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığına

aday olacağını açıklayan Dilmen,

adaylığı kesinleşmeden evvel

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşüp

"icazet alacağını" söylemişti.

Dilmen,

başkanlık referandumuna "evet" diyerek,

kendi TFF başkanlığı için yaptığı çalışmalara

başlamış oldu.”

_______________________________

Yazar: Editor
2017-01-17 13:15:57

Tribün Efsaneleri

 

Hakiki İsa veya Ulubatlı İsa

70li yılların bıçkın delikanlısı, futbol sahalarının aranan ofansif kanat oyuncusudur İsa. Ayakta bez ayakkabılar ile kah Milli Mensucat sahasında, kah Pırasa Tarlasında soluğu alan Hakiki İsa, kendi döneminde fırtına gibi esen ancak hayat mücadelesine yenilip futbolu hobiden öteye geçiremeyen yüzlerce efsaneden birisidir.

Hızlı gençlik yıllarında sahadaki enerjisi ve isteği kadar tribün ortamında da racon kesen, ön saflarda her daim kendine yer bulan, korkusuz ve mangal yürekli Hakiki İsa ağabeyimiz Adanaspor tribün emekçilerinin hafızalarında geniş yer tutar. Onu tanımayan ya genç kuşaktır ya da tribünün tozunu yutmamış entelektüel kişilerdir…

1980lerde Arjantin köşeyi kendine mevzi edinmiş, kendince yöntemleriyle Adanaspor tarihine önemli izler bırakmıştır İsa dayımız. Turuncu-Beyazı anlatırken, bir biz varız bir de Hollanda diyen İsa dayı, “Benim milli takımım da turuncu-beyaz”dır diyip, bir Adana derbisi anısını anlatırken nemlenen kirpiklerini gizleyemez:

“Dünyada iki takım var turuncu. Bir biz varız, bir de Hollanda. Onlar da bizim takım, milli takımımız.

Bir Demirspor derbisi günü. Demirspor tribünlerinden birisi santraya bayrak dikti. Yarım metrelik bir bayrak. Stadın bir bölümünde uğultu yükselirken, bir yandan da derin bir sessizlik hâkim. O an tellere tırmanışımla sahaya atlayışım saniyelik olay. Santraya doğru gidiyorum ama polis gelir beni alır falan diye öyle tazı gibi değil! Ağır ağır… Peşimden ne gelen var, ne de bana mani olmayan çalışan birisi. Ağır ağır yaklaştım santra noktasına.

Sessizlik arttı, merak içinde herkes. Elimde kalem gibi bir aparat var, o dönem Hollandadan arkadaşım getirmişti. Santraya geldim, aparatın üzerindeki düğmeye basmamla beraber rengine gurban olduğum 5 Ocakın ortasında süzüle süzüle açıldı. Adamlar yapmışlar baba. Bir anda 5-6 metrelik dev bir bayrak açılıverdi, altındaki diğer bayrağı gözükmeyecek şekilde kapladı. O gururu, o heyecanı nasıl anlatayım ki?”

Sahaya bayrak diken adam olarak ta tanınır İsa dayı. İç saha, deplasman fark etmez, her yerde Adanaspor bayrağını illa santraya dikecek! Hastalıklı bir saplantı gibi…

1996nın sonbaharında Konyada da benzer bir hikâyesi vardır yine Ulubatlı İsanın. Hakiki İsayı, Ulubatlıyı efsane yapan olaylardan birisidir bu aslında. Uzanlar döneminin başlangıcı, galiba ilk deplasman maçı. Yaklaşık 20 otobüslük, geniş katılımlı bir Konya deplasmanı yapılmıştı.

K. Hamdinin penaltı kaçırdığı ve Konyaspora 1-0 kaybettiğimiz sıcak bir pazar günü. Maç henüz başlamamış, takımlar ısınmış, soyunma odasına gitmişti. Statta sakin ve gergin bir bekleyiş hâkim. Stat full dolu.

Elinde bayrak sahaya atladığı gibi kendini santrada buluverdi. O bayrak santraya dikildi, Konyalılar çıldırmış durumda. İsa dayıyı, 4-5 güvenlik görevlisi zor zaptetmiş ve geri tribüne getirmişti.

Aynı İsa bir-iki sene sonra Adanasporun içerisinde olmadığı bir extra play-off maçında Ankarada 19 Mayıs Stadında ekranlara takılmıştı. Yanılmıyorsam bir Diyarbakırspor-Altay maçı. Hakemin yanına kadar koşuşu, sahadaki kovalamacayla son bulmuştu. İsa dayı için artık sahaya atlama, rutin bir hal almıştı.

Yıllarca her deplasmana gitti. İç sahada maç kaçırmadı. Tantana Kemallerle, İbolarla, Arjantin Köşedeki efsanelerle büyüdü ve yaşlandı. Şimdilerde 60larında ihtiyar bir delikanlı.

Elinde gülleriyle güney mahallelerindeki restorantlarda ansızın karşınıza çıkabilir. Bilekten itibaren olmayan bir ayağı ve koltuk değneğiyle ekmek parasının peşinde.

“Rize deplasmanında o kadar gülü naptın?” sorusuna, “Baba deme yaa!” derken, kendisini hatırlayışımızla efsane bir akşam geçirmemize neden oldu İsa dayı. Polise, askere, güvenlikçiye, futbolcuya, taraftara herkese gül dağıtmıştı Rize deplasmanında. “600 gül almıştım oraya giderken.” Diyerek hatırasını paylaşan İsa dayı, artık benim sahaya atlayacak halim yok, güllerimi atıyorum der gibiydi, kendisi de zamanında sahaya atlayışlarını aslında bir gül edasında gerçekleştirdiğini ima edercesine…

Süleyman Demirelde, Mendereste ara ara karşımıza çıkardı, sonraları oralara da gidemez oldu, Kazancılarda, Nuri Has Pasajında gülleriyle devam ediyordu hayatına. Şimdiler de orası da uzak diyar İsa dayıya. Çıkamıyor mahallesinden, gidemiyor oralara. Akkapıda, Hadırlıda kendi küçük dünyasında şimdilerde…

“Fenere gidesim var baba ya?” derken, 20lik ruhuyla, 60lık yorgun bedenine isyan edercesine İstanbul deplasmanını hayal etmesi, istemesi samimiyetinin ve saflığının belgesi adeta! Kulübe ve haliyle başkana da kırgın ve kızgın biraz. “Asansör takım olmasak baba be!” sözündeki içtenliğiyle gecemizi efkârlandıran İsa dayı, seni unutmayız…

Tanıyanı ve seveni çok ama kimsesi yok gibi. Adanaspor için meczup ve mağrur bir ihtiyar delikanlı.  Bir Baba Hindi İsa ve Eskici İsanın ağabeyi, Hakiki İsa Dayı, nam-ı diğer Ulubatlı İsa.

Unutmayız…

Cem Kaplanoğlu

Yazar: Editor
2017-01-11 19:34:48

Nedir?

Şakşakçılık çok öteden beri toplumun hicap edeceğimiz, bazen kurumsallaşmış, zaaflarından biri olarak günümüze dek gelmiştir. Yani süregelmiştir.

  • Osmanlıda bunlar 
  • devletin kadrolu, maaşlı memurları, 
  • görevlileri olarak 
  • devletin bir tür hizmetinde 
  • yer almışlardır. 
  • Bunlar… 
  • Şahıs değil, 
  • işaret zamiri olarak…

Padişahları ve vezirleri alkışlamak üzere görevlendirilen bunlara, bu memurlara, alkış çavuşları denir idi.

Pek dolgun bir ücret alırlardı. Elbette öyle olacaktı. Zira bir izzeti nefis meselesinde yapılan iş kolay mıydı?

Gün itibariyle aklınıza kimler geldi?

Troller; yazar, gazeteci, türkücü, televizyoncu, sporcu, yorumcu, oyuncu, sinemacı vs yarıaydın ekibi…  Evet!

Yaptıkları yegâne iş, padişahları ve vezirleri alkışlamaktı.

  • Bunlar 
  • günün her saatinde 
  • devlet büyüklerini şakşaklayarak 
  • Osmanlı İmparatorluğunun çökmesinde
  • dolaylı yoldan da olsa 
  • sorumlulukları 
  • yani bir manada katkıları olan 
  • muhteremler takımıdır.

Böyleyken böyle.

Uydurma yok, kurgu yok. Ben demiyorum.

Tarih diyor.

Yazar: Editor
2017-01-08 16:46:50

Rüzgârın Oğlu

[Kayhan Kaynak]

 

Meşin yuvarlak yuvarlanınca önüne

Bir uğultudur tribünde

Hermes rüzgârdır şimdi

Alır götürür uzaklara ama yanı başına bırakır

Bilirsin ıslak çimlerin kokusunu

Tribün ve bir mabettir

Önünden gri beyaz fotoğraf kareleri geçer

Rakip ceza sahasına doğru

Sağ haf için bir onmaz keder

Biz Arjantin Köşede

Gole sevinmeye hazır çocuklar

Birazdan oradan bir Kayhan geçer

Rüzgârın bir diğer oğlu

 

Bayraklar dalgalanır, ölü konfetiler yine uçuşur

Bir şenliktir ya bağbozumu

Asma yaprakları kıpırdar

Dalında şaraba keser üzüm

Portakal çiçeği, kokusuyla gelir

Goldür…

 

Bu yeşil sahalardan, turuncu akşamlardan

Şu devrandan, bir şehrin hatırasından

Alkışlarla, tezahüratlarla, şarkılarla

Feyzullah, Razık, Mekik Ahmet

Nejat, İsmail, Mustafalar

Timuçin, Bakir, Eyüp, Ümitle

Bir Kayhan geçmiştir.

 

Sonra bir şarkı yalnızlık makamından

Sonra bir sessizlik

Kayıp bir zamandır, zannedersin ki güzdür

Sonra?

Sonra, formasına ah en çok yakışan adam

Bir  K a y h a n

Gurbette ölmüştür…

_________________

Şimdi Futbol

Bir Gurbet İmgesidir

Adanada

_________________________________

De Ki Aşktır, 18 Adanaspor Şiiri, 4. Şiir 

 

Yazar: Editor
2016-12-29 14:22:45

Tribün Efsaneleri

Bir Tantana Kemal vardı.

Adanaspor tribünlerinin en renkli yüzlerinden biriydi.

Maç boyunca tribünlerde gezerdi.

Pek konuşmazdı.

İnsan irisi bir arkadaştı.

Ve en önemli ayrıntı, Tantana Kemal o iri gövdesiyle, tribün uğultusu eşliğinde müthiş taklalar atardı.

Bacağında şalvarla dolanırdı.

Taraftarı galeyana getireceği zaman ayaklarını yere hızlı hızlı vurur, taraftarı bu ritüele davet ederdi.

Tribünler de bu davete icabet ederdi.

Ve 5 Ocakla sınırlı 4,5 şiddetinde bir deprem yaşanırdı Adanada.

Sonra Kemal de kayboldu tribünlerde deprem hissini veren tantana da.

Hayat değişir, insanlar değişir, tribünler değişir.

Zaman denen hızlı nehir alır her şeyi götürür.

Mevzuumuz futbolken, geriye Adanaspor tribünlerinin efkârlı hikâyeleri yani Adanaspor kalır.

Not:

Yazmak istediğiniz tribün efsanelerini burada paylaşabilirsiniz. 

Yazar: Editor
2016-12-23 14:12:33

Transfer dönemi bitene kadar eleştiri yok demiştik.

Ama bu hoca anlaşması birkaç cümlelik yorumu gerektirdi.

Nedir?

Levent Şahin diye bir isimle anlaşıldığı ilan edildi.

Bu ismi yalvar yakar aldığımız kulüp sitesinde adeta itiraf edilmiş.

Adanaspor, bu kişinin rica minnet çalıştıracağı bir takım, ama aslında yedek takım, çünkü onun asıl görevi milli takımda...

Of! 

Zannedersin ki Morinho geliyor. 

Kim bu?

Kimse bilmiyor kim olduğunu, kariyerini karizmasını...

Biri yine, kafamızda berberlik öğrenmeye geliyor. Adanaspora geliyor...

Darendespora değil, Adanaspora geliyor. Yalvarıyoruz öyle geliyor.

Geliyor mu, gönderildi mi bunu da bilmiyoruz hakikatte.

Bir proje adamı mı, bilmiyoruz. Bizde staj mı görecek?

Ah ulan! 

Karşılığında futbolcu da mı gelecek, bilmiyoruz.

İkinci yarıda hakemler bize iyi mi davranacak bu hoca transferinin karşılığında, bilmiyoruz.

Sen Adanasporu ciddiye almazsan, yani Brezilyanın amatör düzeyde futbolcularıyla takımı doldurursan, yetkin bir teknik direktörle çalışmazsan, kimse de seni ciddiye almaz.

Hakemlerin Adanaspora yaptıkları bundan başka bir şey değildir.

Ciddiye almamak... 

Bu kişinin ne yapacağını bilmiyoruz evet... Jurcicde olduğu gibi. Mustafa Çapanoğlunda olduğu gibi. Cemal Gürsel hocada olduğu gibi. Ercan Albayda olduğu gibi. Ekrem Alda olduğu gibi daha bir sürü, Adanaspor kariyerine denk düşmeyecek hocada olduğu gibi... 

Yine bir kumar ve yine düşeş gelmesini bekleyeceğiz.

Ama tek zarla düşeş gelmez, bizim durumumuz tam olarak bu!

Biz bu filmi şu on senede o kadar çok gördük ki, o kadar çok gördük ki...

Taraftar yine sonu meçhul bir karara razı edilecek.

Çünkü taraftarın başka şansı yok... 

Adanasporun sahibi biri vardır ve bu sahip canının istediğini yapmaktadır.

Ne yazık ki bu durum böyle devam edecektir.

Bir tür müebbet.

Bu zihniyetin yönettiği bir takımın taraftarı olmak... 

Acı verici bir sevda... 

Biricik Adanasporumuz acıklı bir şekilde sıradanlaştırılmıştır.

Son sahne budur. 

Not:

Bu yönetimin Adanasporu ile ilgili son yazımdır, iyi günde veya kötü günde, editör olarak benim başka yazım olmayacaktır.

10 sene öncesinin Adanasporu ile ilgili hatıra yazıları kaleme alırız.

*Bundan sonra takılma ilgili yazıları Halit Gürer yazacaktır. 

Yazar: Editor
2016-12-02 14:35:06

1.Yönetimi eleştirince kimse Adanasporluluğundan olmaz.

2.Tersini iddia etmek acayip bir propagandadır.

2.Adanasporu, yönetimle özdeşleştirmek Adanasporu bilmemekten başka bir şey değildir.

3.Başkanın değil Adanasporun sevdalısı olmak huzur verici bir histir. 

4.Yönetimi değil Adanasporu düşünmek ne güzeldir.

5.Bir yönetimin işini yapmasını ummak, istemek ihanet değildir.

6.Troll olmamak, Adanasporlu olmak ana prensiptir.

7.Yönetimin arkasında hizalanmamak, Adanaspor tribününde Adanasporun kendisi için olmak yeğdir.

8.Yönetimi eleştirmek, Adanasporun kötülüğünü istemek değildir. Bu eleştiriyi Adanaspor düşmanlığı olarak göstermeye çalışmak kalp kırıcı işlerdir. 

9.Eleştirirken itici olmak diye bir şey yoktur. Bunu iddia etmek, başkanımızı ne olur artık eleştirme o bize daha futbolcu alacak, demenin hoş bir yoludur.

10.Adanasporu, mevki makam maddi bir çıkar veya yönetimin sağladığı sağlayabileceği herhangi manevi bir his için sevmiyoruz, anlaşılmak için bunu daha kaç kere söyleyelim, bu takımı tüm sevgilerin ötesinde seviyoruz.

11.Rahatsız olan, bizden gelen yazıları okumasın. 

12.Kışkırtıcılıkla suçlayan, cehaletinin ve yandaşlığının kumunda oynasın. 

Biricik ve güzel yurdum Adanasporum,

Seni desteklemek için yine yanında olacağız. 

Güzel Adanaspor!

Pazar günü sahaya çıksan ve kimse için değil, yüreğini koyup arma için oynasan, ne muhteşem olur.

Sevgiyle kalın. 

Transfer dönemi bitene kadar hiç eleştirmeyeceğiz. Yeter ki yandaşlar çileden çıkaracak sataşmalarda bulunmasın. 

Yazar: Editor
2016-11-29 15:57:38

Aman susalım,

alttan alalım,

ses çıkarmayalım,

eleştirmeyelim,

hocayı hedef gösterelim,

başkana hiçbir sorumluluk yüklemeyelim.

Yoksa bize çok kızar,

transfer yapmaz,

küme düşeriz.

Başkan hariç herkesi suçlayalım, ne olur...

Vah bre!

Düştüğümüz hale bak!

Çoktan yapması gereken işi, devre arasında yapsın diye neredeyse yalvaracağız.

Transfer yapmak zorunda

ve bu takımı kümede tutmak zorunda,

varlık nedeni budur çünkü,

yoksa herhangi birinden ne farkı kalır?

Bu taraftar Adanasporu her durumda destekler,

sonuna kadar destekler.

Resmi görüş öyle istiyor, böyle işaret ediyor diye değil,

has bir Adanasporluluk prensipleriyle destekler! 

Yazar: Editor
2016-11-20 12:42:55

Tarihimizin en dramatik akşamlarından birini yaşadık dün akşam.

Öyle bir travma yaşadık ki nasıl atlatırız; atlatabilir miyiz kestirmek güç.

Galatasaray maçında yapılan hata ısrarla ve inatla tekrarlandı.

Karşı tarafın “yoğun isteği” yönetim nezdinde hemen karşılık bulurken maalesef kendi taraftarının istekleri çok rahat bir şekilde görmezden gelindi.

Kendi evimizde kendi taraftarımızın oturması gereken yerlerden gelen “Adana kümeye!” tezahüratlarını dinlemek zorunda bırakıldık.

Bu gerçekten çok büyük bir yıkım oldu birçoğumuz için.

Adanaspor ismine, armasına gerçekten bağlı herkesin içinden bir parça koptu dün gece.

”Keşke çıkmasaydık.” serzenişleri birçok dudaktan döküldü.

Futbol bir kitle sporudur.

Dolayısıyla bir kitlenin duygularını ve düşüncelerini yok saymanızın sonucu o kitleyi kaybetmektir.

Testi kırılmadan önce de herkes tarafından dile getirildi ancak şu anda sanırım testinin kırıldığı ve geri dönüşün çok zor olduğu bir dönemece girdik.

Adanaspor ismi her şeye rağmen ve taraftarının bugüne kadar yapmış olduğu sosyal etkinlikleri sayesinde hala popüler olmaya devam ediyor, şehrin gençlerinde Adanasporluluk söylemi karşılık buluyordu.

Ancak öyle bir algı yaratıldı ki bu saatten sonra ne reklam yapılırsa yapılsın beyhude.

Bu takımın mazisi ,“büyük “ olarak empoze edilen takımlara karşı dün akşam ezdirilmiş ve bu şehrin gençlerinin kafalarına bu hazin olay kazınmıştır.

Eğer taraftarınızı kaybetmemek ve yenilerini kazanmak istiyorsanız yapmanız gereken iki şey var.

Her zaman “GÜÇLÜ” imajı vermek; sıradan olmayan gönüllere hitap edecek farklı bir söylem geliştirmek.

Elinizde son yıllarda müthiş üretken ve sürekli yeni bir söylemle insanlara hitap eden bir taraftar topluluğu varken size tek düşen “GÜÇLÜ” durmak ve taraftarınıza destek olmaktı halbuki.

Bu kulübün mazisine yakışır şekilde davranmaktı.

Ancak yapılmadı , tercih edilmedi.

Dün “Abdi ağalara karşı İnce Memed ruhu” olan bu taraftar bugün Abdi ağaların bakış açısından bakan bir anlayışla bizatihi bu ağaların ağababalarına karşı ezdirildi.

Kale arkasının tamamımın verilmesinin bile mantık dışı olduğu bir ortamda taraftarın “yoğun” isteğine rağmen Kuzey Kapalı tribünü rakibe tahsis edildi ve bunca yıldır emek emek oturtulmaya çalışılan “Güçlü Adanaspor” imajı yerle yeksan edildi.

Bunun sonuçlarını çok acı bir şekilde tecrübe edecek elbet bunu yapanlar ancak iş işten geçmiş olacak.

Belki de çoktan geçti…

Peki ne için?

Süper lig gelirlerine sahip bir takım için getirisi hiçbir şey ifade etmeyecek rakamlar için.

Kasa her zaman kazanır derler; gene öyle oldu.

Kasa yine kazandı ancak biz kaybettik.

Biz  masaya bile oturmadığımız bu kumarda bizim olan Adanasporumuzu kaybettik.

Sahiplenen devri resmen kapanmış sahip devri başlamıştır.

Buna daha fazla sessiz kalmak namümkündür.

Söylemesi gerçek bir Adanasporlu için çok zor.

Ancak dost olarak acıyı söylemekte yine bizlere düşüyor.

Art k gönül razı gelmiyor bu duruma.

Adanaspor isminin sadece resmi ve fiili olarak değil, gönüllerde de yaşayabilmesin artık sadece bir çözüm yolu vardır.

Bir an önce bu yönetimin ve zihniyetin değiştirilmesi; Adanaspor ismine saygı duyan, bu ismi kâr – zarar kavramlarından uzak görenlerin yönetimi devralmasıdır.

Umarım…

 Orkun Sevik

Yazar: Editor
2016-11-16 16:13:08

Bir kurgu olsaydı şu yaşananlar yani bunu oturup yazmış olsaydım şahsen, masa başında yani ne bileyim, galiba saçma sapan bir gerçeklik bu deyip kimseler okumazdı bile. Kıymeti ve ciddiyeti olmazdı hiçbir satırın.

Hadi oradan derlerdi, kurgunun da bir mantığı vardır kendi kurgusal dünyası içinde. Uyduruyorsan bari adam gibi uydur derlerdi.

Ulan, derlerdi hikâyenin bir yerinde adamın tekine üstadımız filan diyen karakter dönüyor vay terörist diyor. Ne yazdığına hiç mi bakmıyorsun, derlerdi, dönüp okumuyor musun?

Kurgu karakterlerin birtakım işler çeviriyorlar sonra dönüp hayır hiçbir şey yapmadık diyorlar, okuru bu çelişkiye nasıl ikna edeceksin, derlerdi.

Ne yani, kasabayı beraber ele geçiren kovboylar sonra birbirlerine düşünce onu yanlış tanımışım cümlesiyle kurgudaki tüm düğümleri çözebileceğini mi zannediyorsun, derlerdi.

Dünyayı Kurtaran Adam senaryosu böyle bir kurmacanın yanında Ömer Kavur hikâyesi gibi dururdu.

Kötü müteahhit rolünde Ali Şen, milletin a.… koyacağız deseydi örneğin bir Yeşilçam kurgusunda, esefle karşılanırdı böyle bir cümle, gerçekliğin itibarını zedeleyen bir acayip sekans oluştururdu.

Acayip işler. Evet, bu kurgunun adını “Acayip İşler” filan koysaydık da içindeki acayipliği izah edemezdik.

Bu kadar keyfiyet en Spagetti Westernlerde bile görülemez, derlerdi yaşadığımız gerçek keyfiyeti “gerçekliktir” diye anlatmaya kalksaydık.

Veya bir cezaevi müdürüne, burası dünyanın en özgür yeri, dedirtseydik, tarihin hiçbir döneminde bu kadar özgür bir yer,  yeryüzünde hiç olmamıştır, diye ekletseydik kurgumuzda, hiçbir yayımcı böyle bir mantık hatasını görmezden gelip içinde bu cümle geçen bir eseri basmaya yanaşmadı.

Ya da dopingci bir sporcuyu, söz konusu spor teşkilatının başına getirseydik hikâyemizde, daha neler, derdi editörün biri. Haklı olurdu bre! Böyle bir oldurmacada yayımlanmaya değer ne bulabilirdi ki?

Solcu birini sağcılıktan, komünisti faşistlikten, ilericiyi gericilikten, özgürlükçüyü bağnazlıktan içeri tıksaydım o kurgunun ülkesinde, muhtemelen okuruyla buluşmadan kaybolup giderdi olmamış eserler çöplüğünde.

Canına yandığım, bunların hiçbiri kurgu değil işte, acı birer gerçek ve biz bunları yaşıyoruz.

Keşke her şey kurgu filan olsaydı, belki unutur gider, güler geçerdik.

Durum, kaygısızca bakınca, dalga geçilecek kadar komik.

Ama yaşananlara bakınca, ülkenin istikbali için endişe duyulacak kadar vahim, hatta dehşet verici.

Çiko mu? Çiko’nun rakısı var içesi yok, köftesi var yiyesi yok, kurmacadan çıkası yok!

Yazar: Editor
2016-11-11 18:53:41

E d i t ö r ü n    N o t u

4 Eylül tarihli bir Mahir Alev yazısını tekrar yayımlamak icap etti.

Çünkü karşımızda, taraftarı tribünden uzaklaştırmak için elinden ne geliyorsa yapan son derece keyfi bir idare var.

Bu muhteremlere bizim diyecek bir lafımız kalmadı, o yüzden bazı yazıları tekrar yayımlayacağız.

  • Bedeli 
  • ne olursa olsun! 
  • Ama 
  • bu yönetimden 
  • artık 
  • kurtulmak 
  • dileğiyle...

______________________________ 

Futbol asla futbol değildir der Simon Kuper.

Çok doğru bir laf etmiş haşmetli..

Aslında büyük bir ekonomidir futbol.

Yok yok öyle büyük paralarla yapılan transferleri ima etmiyorum.

Halkın ta kendisinin, bir şekilde etkilendiği bir ekonomiden bahsediyorum.

Mesela dolmuşçu veya halk otobüsleri için ekstra bir gelirdir.

Tekel bayii, büfeler, kebabçı, su satan çocuklar, şalgamcı, ayrancı, merdiven altı forma-atkı imalatçıları ve de işporta tarzı satıcılar için büyük bir beklenti ve ekmek kapısıdır.

Maddi durumu daha iyi olanların gittiği lokantalar, kafeler, publar için de durum aynıdır.

Stad çevresinin hayat bulduğu zamanlardır futbol maçları.

Herkes etkilenir iyi ya da kötü.

Adeta yaşam bulur sokaklar caddeler.

Seyircisiz maçın tatsız ve tuzsuzluğu ondadır..

Yaşam olmaz stadın çevresinde.

Sevimsizdir o yüzden.

Mesela dün oynanan Adanaspor-Ş.Urfaspor maçı öncesinde en ufak bir hareket ve heyecan yoktu stadyum çevresinde.

Kaybeden sadece maçı izleyemeyen taraftar değildi, yukarıda saydığım esnaflar ve Halkın ta kendisiydi.

Umarım bundan sonra hiçbir maç seyircisiz oynanmaz...

Mahir Alev

Yazar: Editor
2016-11-08 13:43:01

Adanaspor...

Tanıdığımdan beri hayatımın belli dönemlerinin en önemli öğesi. Öğe kelimesi belki tam anlatamıyor olabilir duygularımı. İlk kez sanırım 1967 senesinde babamdan habersiz gitmiştim 5 Ocak Stadına, 7 veya 8 yaşlarındayım ve sahada Adanaspor -Beykoz maçı vardı.

  • Forma renkleri sarı lacivert miydi yoksa turuncu-beyaz mıydı, hatırlamıyorum. 
  • Sonrasında bir kaç kez daha gittim stada ve son gittiğimde bisikletimi çaldırdım 
  • ve maça tek gitme sevdası son buldu.

Sonrasında babamla gitmeye başladık, zaman zaman kapalıya zaman zaman maratona hatta kale arkasındaki tribünlerden izledik maçları. İlk seneler çok iddialı bir takım yoktu sahada, bazı maçları kaybederdik, üzgün dönerdik o haftalar eve.

  • 1969- 1970 sezonunda Karşıyaka ile çekiştik 
  • ve sonunda Karşıyaka aldı şampiyonluğu.  
  • Artık şampiyonluk kovalayan bir takımdı Adanaspor. 
  • 1970-1971 sezonunda yaşanan şampiyonluk unutulmaz anıların başındadır, 
  • asla yerini başka bir şey tutamaz. 
  • Sonrasında yaşanan inişli çıkışlı seneler, 
  • Balkan kupaları, 
  • UEFA maçları, 
  • unutulmaz İnter maçı, 
  • kılpayı kaçan lig şampiyonluğu, 
  • sonrasında inişler inişler ve küme düşme...

Derken Uzanlar dönemi, kimine göre Adanasporun zirve yaptığı benimse Adanaspordan uzaklaştığım dönem oldu.

Bu dönemden tek hatırladığım Eskişehir maçı.

Sonrası kapanmaya giden süreç.

Devamı haftaya.

Mahir Alev

Yazar: Editor
2016-11-06 12:37:32

Bu maçı 3 puanla kapatabilirdik.

3 puan alamamamızın 3 nedeni vardı.

1.Neden:

Gece gelen telefonun etkisinde kalan hakem.

Neredeyse tüm düdük tercihlerini rakibe kullandı.

Rakibin 2. golü net ofsayttı.

Sebep ise telefon alan rakip futbolcunun ofsayttayken topa müdahalesiydi.

2.Neden:

Jurcic Hoca.

Sahaya kazanmamak için çıkmıştı adeta.

Elinde iyi kötü bir forvetin var, sen gidip sağ bekle ileride macera arıyorsun.

Zor işler.

3.Neden:

Sahaya çıkıp da formanın hakkını veremeyen Emre.

Bu noktada lafı uzatmak istemiyorum. Sadece futbol ciddi bir spordur, notunu düşüyorum. 

Yazar: Editor
2016-11-02 12:27:31

Bir maç gitti ama etkileri devam ediyor.

Nasıl etkiler?

Yönetimde maddi, taraftarda manevi etkiler.

Zira önümüzde bir Bjk maçı var iç sahada.

Ve bu maçın da bir bilet fiyatı olacak.

Olacak değil mi?

Yönetimin bu maçta da bir hesap içinde olacağı aşikar.

Nedir meselemiz?

Bu taraftar ta Kilis, Aksaray, Diyarbakır, Denizli deplasmanlarından bu lige geldi.

Hangi hedefle geldi?

Öncelikle 3 büyüklere karşı sıkı bir tribün yapmak için geldi.

Değilse şimdi Süper ligde olan takımların çoğuyla zaten alt liglerde karşılaştık; Antalya, Alanya, Kasımpaşa, Başakşehir, Konya, Rize, Akhisar… Biliyorsunuz.

Ve fakat…

Bu keyfi taraftarın elinden almak…

Hakikaten bu vahim durum, para kazanma hırsıyla filan izah edilemez!

Üstü örtülecek, halının altına süpürülecek, yok sayılacak, olur öyle şeyler denecek bir vaka değil bu!

Bilet fiyatları zaten çok yüksekken bunu büyük maçlarda çılgınca bir meblağa çekmek ve devamında, yahu şu 3 büyük maçta da taraftar bir fedakârlık yapsın, demek rakı masasında ülke kurtarmaktan farklı olmaz.

Adanasporu sevmeden, Adanasporluları tanımadan, Adanasporluluğu hissetmeden kulüp yönetmek…

Vah, Güzel Yurdum Adanasporum.

Yazar: Editor
2016-10-29 18:41:56

Gerçekçiyiz, kadro itibariyle bu yenilgi normaldi.

Kontrollü oynadık.

Ama güç bitti, maç gitti.

Neyse, maçı geride bıraktık.

Fakat enteresan derecede ayrıntı ötesi bir durum vardı bu maçta.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramında Büyük Adanaspor Taraftarı sahaya YAŞASIN CUMHURİYET pankartıyla çıktı.

Fakat yönetim?

İşgüzar,

Biçare,

Bitik yönetim bugünü göremedi ve sahaya hem ısınma formalarının üzerindeki yazı hem de açtığı pankartta Cumhuriyet Bayramını es geçmeyi bile isteye tercih etti.

Oysa o etkinliğe daha iki hafta vardır.

Sözkonusu duyuruyu, İstanbuldaki bir etkinliği, gelecek haftaya ve hatta daha sonraki haftaya da bırakabilirdi. Tabi ki 13 Kasımdaki etkinlik duyurusu paylaşılsın.

Ama bugün Cumhuriyet Bayramıydı.

Adanaspor yönetimi tercihlerini, samimiyetten uzak bir taktikle yapıyor. 

Bugünün kahramanı yine Adanaspor Taraftarıydı.

Nedir?

Yaşasın Laik Cumhuriyet. 

Yazar: Editor
2016-10-25 13:49:28

Alan Savunması

Geriden pas yaparak çıkamıyoruz, bunun iki nedeni var:

a)Defansta topu oyuna sokma becerisi olan savunma oyuncularımız yok.

b)Orta sahada oynayan futbolcularımız teknik kapasiteleri kısıtlı ve oyunun savunma yönünü ağırlıklı oynayan oyunculardan kurulu.

Bu nedenledir ki bu maçta Edgarı oyunda tutup uzun toplarla onu bulacağız ve yine onun indirdiği toplarla bir şeyler yapmaya çalışacağız.

Neden hızlı bir kanat oyuncusu alınmadı bilemiyorum ama olmasa da en hızlı kimlerse kanatlara onları yerleştirmek ve mutlaka Komanı 4-2-3-1de ilerdeki üçlünün ortasında oynatmalıyız.

Koman şu anda takımımızın en yaratıcı, efektif oyuncusu...

Rakip için hani şu adama dikkat edecek bir durumumuz yok ki zaten Akhisarın skoru değiştirecek tek adamı Rodallegayı tutamadık.

Bilmediğimizden değil sıfır konsantrasyondan dolayı saçma gol yedik ki bu haftaki rakipte kontrol etmemiz gereken futbolcuların çok daha fazlası var.

Duran toplarda İyi alan savunması yapmak zorundayız ve adam paylaşmak yerine doğru alan savunmasını kalenin uzağında yapmak zorundayız.

Bizim de duran topları lütfen biri iyi kullansın ve hep o kullansın.

6 değişik ayağın topu kullanması bana zaaf olarak geliyor, nerdeyse her duran topu başka biri kullanıyor.

Daha önce de sayılara bakmıştık.

Şimdiye kadar rakiplerden sadece galip geldiğimiz maçta Alanya maçında daha fazla koştuk.

İyi oynadığımızı sandığımız, fişimizin 15. dakikada çekildiği Akhisar maçında rakip bizden fazla koştu hem de 10 dakika 10 kişi oynadığı halde.

Daha fazla koşmalıyız.

Daha çok top yapmaya değil daha fazla koşup mücadele etmeye ihtiyacımız var.

Her oyuncu daha fazla koşacak daha fazla mücadele edecek.

Not:

Macar, 10 numara oynamalı.  Koşullar itibariyle en isabetli tercih bu olur.

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2016-10-22 07:36:08

Akhisar Belediyespor geçtiğimiz sezonlardaki performansını fazlasıyla aratıyor. Bugüne kadar hoca tercihlerini çok iyi yapıyorlardı. Reşit Akçay ve Hamza Hamzaoğlunun iyi yerlere gelmesinde ve tecrübe edinmesinde Ege ekibinin katkısı büyüktü. Bu sezonu da Cihat Arslan ile açtılar ki bence başarılı ve mütevazi bir teknik direktördü. Ilk maçın ardından alınan  ayrılık kararının Akhisar Belediyesporu olumsuz  etkilediğini düşünüyorum.

Şu anki teknik direktör Tolunay Kafkasın ise kontrollü bir futbol anlayışı var. Genellikle taktiği gol yememe üzerine kuruyor. Bu taktiğin "gol yememe" kısmında sıkıntı yok fakat sürekli düşük tempoda maçı götürmesi ve gol yollarında üretkenliğin olmaması zevksiz ve golsüz maçlar ortaya çıkardı. Son beş maçlarında gol bulamazlarken son üç maçları da 0-0 sonuçlandı.

Ben bu maçta daha farklı ve daha ofansif bir Akhisar bekliyorum. Gerek golsüz biten maçlar gerek Adanasporu hedef maçı olarak görmeleri bunda etkili olacaktır. Ancak kadrolarında Rodallega haricinde skoru değiştirebilecek veya hücuma çeşitlilik getirebilecek bir isim göremiyorum. Miguel Lopesin arada sırada etkili bindirmeleri oluyor ancak sonuçta o da bir sağ bek. Forvet arkasında oynayan Özer Hurmacı ise şu ana kadar hazır bir görüntü vermedi ve oynadığı maçlarda etkisiz kaldı.

Şahsi görüşüm Adanaspor Rodallegayı kilitleyip standart bir savunma yaparsa Akhisarın bugüne kadar etkisiz kalan hücum hattını durdurma konusunda büyük sıkıntılar yaşamaz. Yeter ki kendi basit hatalarımızdan gol yemeyelim.

Son üç maçında gol yememiş bir Akhisar var. Ancak savunmada hiç gedik vermeyen bir takım da değiller. Kalecileri Fatih Öztürkün bu gol yememe serisindeki payı çok büyük ve son maçlardaki kurtarışları ile takıma direkt olarak iki puan katkı koyduğunu söyleyebiliriz.

Rakipleri tempoyu arttırdığında Akhisar savunması açıklar verebiliyor. Savunmanın dengesini Roni bozabilir. Sürati ve adam eksiltme yeteneği ile fırsatlar oluşturabilir. Ayrıca Akhisar bu kez beraberlikle yetinmek istemeyecektir. Sonuca gidemedikleri her dakika daha fazla risk almalarına ve bu da Adanasporun geride daha fazla geniş alan bulmasına sebep olacaktır.

Yüksek konsantrasyonla başlar ve en azından iki hafta önce oynadığı oyunu sahaya yansıtabilirse Adanasporun Manisadan puansız dönmeyeceğini düşünüyorum.

Halit Gürer

Yazar: Editor
2016-10-17 20:26:03

STSL 7. Hafta sonunda Adanaspor 5 puanda kaldı.

İçeride oynadığı 4 maçtan 1 galibiyet 1 beraberlik ve 2 yenilgi alırken 4 puan topladı.

Yani maç başı 1 puan.

Dışarıda oynadığı 3 maçta ise 2 yenilgi 1 beraberlik alabildi.

Aslında 3 dış saha maçından 3 puan alsaydı 7 maç 7 puan, maç başı 1 puan ortalamasını yakalardı.

Sezon başlarken ne yapacağı merakla beklenen Adanasporda hesaplar ligde bir başarıdan çok düşmeme adı ile yapılmakta.

Kadro yapısındaki oyuncular, teknik direktör, yönetim, yapılan yanlışlar doğrular her Adanaspor mevzusunda konuşuluyor ve konuşulmaya da devam edilecek.

Bunları konuşmak ilk yarı sonuna kadar herhangi bir şeyi değiştirmeyecek.

Ne yapalım bunları konuşmayalım mı?

Eğer Bayram Akgül yapılan yanlışlığın tam olarak farkına varmışsa konuşmayalım.

Ama ya farkına varmamışsa?

Her gün en az 2-3 Adanasporlu ile konuşuyorum bu konuları.

Benim anladığım olayın tam farkında değiliz.

İlk yarıyı 15 puana ne kadar yakın bitireceğimiz kaderimizi belirleyecek.

İyimser olup 15 puanla kapatacağımızı varsayarsak devre arasında ciddi bir kadro takviyesi yapmak zorunda Bayram Akgül.

Bir kere mutlaka tecrübeli bir kaleci almak zorunda…

İyi bir sol bek de olmazsa olmazlardan...

Orta sahaya şu an oynayan oyunculardan en az 2 gömlek daha kaliteli 2 oyuncu almalı.

Forvet ise en fazla takviye gerektiren bölge en az 4 forvet oyuncusu -santrfor, sağ- sol kanat- kadroya dahil edilirse Adanasporu ligde tutacak 35 puana ulaşma şansını elde ederiz.

Bugünden bunları yazalım ki ancak harekete geçilir.

Sakın ola ki 3-4 takviye yeterli gibi bir düşünceye yenilmeyelim.

Bizi sıkıntıya sokan ilk 11 oyuncularımız süper lig kalitesinde değil ama yukarıda bahsettiğim süper lig kalitesinde oyuncu alınırsa, mevcut oyuncular da iyi birer yedek olabilirler.

Kadroda bulunan genç oyuncular Ethem, Ahmet Dereli, Ahmet Bahçıvan, Yusuf Fırat oynayabilecekleri alt lig takımlarına kiraya verilmeli.

Mahir Alev

Yazar: Editor
2016-10-14 04:44:37

Adanaspor ligin en iyi futbol oynayan takımlarından Karabükspor ile karşılaşacak. 

Kaliteli ve uyum yakalamış bir kadroya sahip olan Karabüksporun en iyi bölgesinin hücum hattı olduğunu söylesek yanlış olmaz.

Ligin en çok gol atan takımlarından. Istedikleri tempoyu yakaladıklarında çok etkili oluyorlar. Bu nedenle Adanasporun oyunun temposunu kontrol altında tutması gerekiyor.

Ayrıca başta Traore olmak üzere etkili hücum silahlarını geride alan daraltarak etkisiz hale getirmeye çalışmalı. Ve her şeyden önce disiplini elden bırakmamalı.

Orta sahada oynayan Pokoya da dikkat çekmek isterim. Çok mücadeleci ve takımına çok top kazandıran bir isim. Ayrıca Latovlevicinin sol taraftan bindirmelerinin hücum gücüne katkı koyduğunu da ekleyelim.

En büyük zaaflarının konsantrasyon eksikliği olduğunu düşünüyorum. Basit hatalar yapmaya meyilliler. Savunmanın ortasında yer alan Barış Başdaş ve Dany zaman zaman iyi performans gösterseler de bazen takımı yakacak hatalar da yapabiliyorlar. 

Ayrıca Karabükspor kırmızı kart görmeye de yatkın bir takım. Gençlerbirliği maçının henüz başında Kerim Zenginin gördüğü kırmızı kart maçın gidişatını tamamen değiştirmiş ve Karabükspor sahadan mağlubiyetle ayrılmıştı.

Adanasporun en büyük gücü ise terinin son damlasına kadar mücadele eden oyunculara sahip olması.

Geçen haftanın puansız kapatılması ve taraftarın tesis ziyareti takımı maça iyice motive etmiştir diye düşünüyorum. Yeter ki bu motivasyon olumlu yansısın ve kazanma isteği disiplinden koparmasın.

Edgarın oynayacak duruma gelmiş olması da sevindirici bir gelişme olacaktır. Son vuruş sıkıntısını çözmesi en büyük temennimiz.

Karabükspora karşı Adanadaki son dört maçını da 3 golle kazandı Adanaspor.

Istatistiğin bozulmaması dileğiyle...

Futbol şansı diye bir şey varsa, işte o bizden yana olsun.

Halit Gürer
Yazar: Editor
2016-10-08 05:18:35

Fakat bir şahsın

yönetici namıyla

"Lozana sevinmeyi bir gavatlık olarak yorumlayan

torunluk meselesinde Lozana sevinmeyi

onun bunun torunu olarak özetleyen

ve bu insanları memleketten sürmeyi öneren"

bir tweeti

RT ederek görüşe ortak olması

derin bir yarılmanın sadece bir parçasıdır.

Memleket düzeyinde değil sadece,

taraftar-yönetici seviyesinde de...

U n u t m a y a c a ğ ı z... 

Şahsen İnce Memed, Dadaloğlu torunuyuz...

Ötesi sizin meseleniz muhterem...

Yazar: Editor
2016-10-06 04:46:19

Şu sorulabilir: Göze hoş gelen futbol mu bizim istediğimiz veya modern futbolun istediği, yoksa karakterli futbol mu?

Taktik yok, strateji zaten yok yani olamaz çünkü kadro bir strateji uygulamaya elverişsiz, bu kadroyu elverişli hale getirmek için gerçek bir TD lazım.

Nedir?

Günü kurtarmak için İki üç topçu çıkar, onların hatırına birkaç pas yapılır, sonuç alındı alındı, değilse yeni maçlara bakılır. İşte halı saha futbolu tam olarak böyle bir şeydir. Bir halı saha takımından bahsediyorum yanlış anlaşılmasın.

Ataklar yapılır, hücuma şen şakrak çıkılır, defansa Allahını seven yardım eder, sağ bek sol açık oynar, nasılsa halı sahadayız, güç kontrolsüz kullanılır falan filan...

Bir oyun karakteri olan takım ise halı saha takımı gibi çıkmaz sahaya. Her adımın bir planı vardır. Şans yoktur alın teri vardır. Futbol bilgisi vardır. Maç öngörüsü vardır. Sezon stresinden soyulan avuç içleri vardır.

Kendi sorumluluğunda olmayan bedeller ödenmez, çünkü o takım sorumluluğu aldığı zaman, bir oyun disiplini içinde olumsuzu olumluya çevirir, bedel ödemez rakiplere bedel ödetir.

Ödetmişiliğimiz var, yaşadık, biliyoruz. Üstelik bu bir önceki teknik yönetime laf sokulmadan yapılmıştı. Futbol terbiyesi ve iş ahlakı içinde...

Uzun yıllar sonra bir futbol prensibimiz vardı. Neyapacağımızı biz tribünde biliyorduk, o yüzden taraftar olarak sabırla bekliyorduk. Beklediğini aldı taraftar. Rakip de ne yapacağımızı biliyordu. Ama buna önlem alamıyordu. Önlem alacağım derken maçı kaybediveriyorlardı.

Futbol yazarları bunun için literaüre yeni bir kavram bile sokmuştu, Zehirli Sarmaşık diye...

Şimdi göze hoş gelen bir halı saha futbolu oynuyoruz. 

Kenarın iradesi sıfır, birkaç futbolcunun klası var. O kadar! Gerçi bundan yönetim de memnun. Ne diyelim! Her şey gönüllerine göre olsun!

Ama 6 haftada 5 puan, iddia edilen o güzel futbol için biraz az değil mi? 

Yazar: Editor
2016-10-02 19:55:43

Kulübe farkı...

Hem oyuna giren hem de çıkmak zorunda kalanlara bakınca sadece sonuca üzülüyorsun Jurcic kadar hüzünleniyorsun. Kazanacağımız maçtan puan alamadan ayrıldık.

Orta sahaların çok koşanının ayakta kalacağız hata yapmayanın kazanacağı ve 3 puana daha yakın olacağı maçta darbeye bağlı olmayan 3 sakatlık yaşadık. Bu da sonucu etkiledi.  

Neticede, girenler daha hazır olmalı.

Maçı kazanacak kadar iyi olduğumuz zamanlar oldu ve o zamanlarda da pozisyonlar bulduk ama yine atamadık eksiklerimizle değil iyi yönlerimiz ile ön plana çıktık. Evet, daha fazla tecrübeye ihtiyacımız var. Oyuncularımızın tecrübe kazanmasından başka elimden şimdilik bir şey gelmiyor. 

Top kapma konusunda ligin en iyi 3. takımı olmamıza rağmen pas yüzdesi olarak aşağılarda kalıyoruz. Sayısal olarak daha fazla pas yapıp bu pasları özellikle rakip yarı sahada yapmayı becerip rakibin gardını düşürmeliyiz. Bunu yapamadığımız zaman daha fazla efor harcayan oyuncularımızın son vuruşlarıyla işi beceremiyoruz.

Milli maç arası iyi gelecek.

Jurcic Hoca istediği oyunu oynatmak için daha fazla zamanı olacak, zor gol atan takım olarak görünüyoruz birçok pozisyona giriyoruz sonuçlandırma konusunda şimdilik yeterli değiliz. İlk 2 hafta attığımız golleri duran top oyunundan kazanmıştık daha fazla duran top çalışmalı ve gol atacak varyasyonları arttırmamız gerekli.

Önümüze bakmak zorunda olduğumuz bir hafta daha geçti gitti 

Teşekkürler Adanaspor

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2016-09-30 04:54:14

Maça Dair 25 Madde

  1. Süper lig farklı bir yer.
  2. Yıllardır oynadığımız yere pek benzemiyor.
  3. Rakiplerde oyunun skorunu yoktan var edecek birileri çıkabiliyor.
  4. Cezayı kesecek ayaklara topu bırakmamalı.
  5. Örneğin, topla oynamanın çok düşük kaldığı anlarda bile rakip öyle ya da böyle bir şekilde meşin yuvarlağı fileler ile buluşturuyor.
  6. Aykut Kocaman çalıştırdığı takımlarda topa daha fazla sahip olup bol  bol pas yapmak istiyor.
  7. Bu aşamada  defanstan pasla çıkıyorlar.
  8. Konyaspor, topla oynamaya daha çok çalışan takım olma çabasında.
  9. Buna rağmen, tek galibiyetini aldığı Antalya maçındaki topa sahip olma oranı %41.
  10. Diğer maçlarda (Trabzon hariç, bozuk zeminle ilgili) hep daha fazla topa sahip olup maçlarını beraber bitirip 1 puana razı olmuşlar.
  11. Diago pazar günü hücüm değil daha iyi savunma yapmalı.
  12. Çünkü Konyaspor Douglas, Rangelov, Meha ve Hora ile, ataklarını yoğunlukla kendi sollarından gerçekleştiriyorlar.
  13. Ayrıca, attıkları gollerde köşe vuruşlarını etkili kullanmaları söz konusu. Genel olarak boy ortalamaları yüksek. 
  14. Bajice ve defanstan gelen Jukovice köşe vuruşlarında dikkat etmemiz gerek.
  15. Orta sahada çok koşan takımın, maçı kazanmaya daha yakın taraf olacağını düşünuyorum.
  16. Alanya maçındaki orta saha oyuncularımız en az o maçtaki kadar çok koşmalı ve en az o kadar topla oynamalı.
  17. Alanya maçında rakibe göre daha az topla oynamış  olsak da bu oranın daha fazla düşmesine izin vermemeliyiz.  
  18. Yedikleri gollerde ortak özellik şu: Defansın arasına atılan toplarda, adam paylaşırken, hata yapıyorlar.
  19. Burada önceki maçlara göre  Komana  biraz fazla iş düşecek.
  20. Özellike stoperlerin arasına atılacak toplarda Guayeyi buluşturacağını düşünüyorum.
  21. Orta sahadan sürpriz ataklarda Tevfik ısrarına devam etmeli.
  22. Geriden pasla çıkmaya çalışan Konyaspor defansını ve( Adanaspor alt yapısından çıkıp yıllardır Süper ligde başarılı işlere imza atanSerkan Kırıntılıyı hataya böyle zorlarız.
  23. Kazanmak alışkanlık ister.  
  24. Avrupadan moralsiz gelen Konyaspordan puan ya da puanlar alabiliriz. 
  25. İhtiyacımız olan şey en yüksek şekilde konsante olmak ve acele etmeden oynamayı başarabilmektir.    

#ViraAdanaspor

Ahmet Gültekin
Yazar: Editor
2016-09-24 15:48:03

Eylülde Kazanmak 

Bazen daha çok istersin ya, bu kez daha da fazla isteyen bir Adanaspor olacak.

Yine çok kalabalık olmayacağız tribünde, kazanmayı en az sahadakiler kadar isteyen tutkulu taraftar yerinde olacak,

pazartesi akşamı

5 Ocakta.

Futbolda şans yoktur, ama kısaca ifade edecek olursak, evet şansımız tutuyor Alanyaya.

Oynadığımız 8 resmi  müsabakadan (2. Lig B kategorisi oynanan hükmen onları saymazsan) sadece geçen yıl Şampiyonluk kutlaması öncesi mağlubiyetimiz var.

O da adı üzerinde kutlama olanıydı. 

En son süper lig  galibiyetini Mayıs 2004 tarihinde Denizliye karşı almışız 4-1.

Tam vaktidir uzun zamandan sonra galip gelmenin.

Brezilyalılarımız daha fazla Adanalı oldu artık.

Hoca Adriyatikten sonra alışmıştır Akdenize, geçen aya göre daha iyi biliyor  buraları.

Artık sıcak değil ve futbol oynamak için her şey  Adanasporun koşullarına uygun, her şey Adanasporun galibiyetini çağırıyor...

Sabırlı olalım.

90 dakika sonunda galip gelen taraf olacağız. 
#ViraAdanaspor 

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2016-09-21 12:30:11

Kupa maçıdır,

Lige odaklanalım,

Kadromuz dar,

Yorulmayalım,

Aman sakatlık olmasın,

Ceza vs 

Dikkatimiz dağılmasın çapsızlığı yine sahne aldı ve bir süper lig takımı bir üçüncü lig takımına daha ilk maçta elendi.

Dileyen bu sonucu da sineye çeksin.

Üçüncü lig takımından üç gol yiyerek kupaya el sallıyoruz.

Mücadele yok, konsantrasyon yok, istek yok, ruh yok... yok oğlu yok...

Ama bu kupa maçı...................... 

Adanaspor için her maç önemlidir.

Önce bunu kafanıza sokun veya birbirinize anlatın Macarca, Portekizce, İspanyolca, Fransızca, İngilizce veya Türkçe...

Adanaspor bu!

________________

Not:

Lütfen, özellikle eleştirel yazılarımızı fotoğraf çekerek veya bağlantı vererek paylaşmayınız. 

Yazar: Editor
2016-09-17 14:01:11

On Bir Madde ile Ankara Deplasmanı

Konumuz, ligin en klas hocasının, Mustafa Reşit Akçayın takımı...

  1. Bu yıl oynadıkları 10 resmi maçta sadece 4 gol yediler
  2. Mağlubiyetleri yok
  3. Hiçbir maçlarında geriye düşmediler
  4. Topla oynamayı tercih etmemeli (Sebebini Halit anlattı.)
  5. Topu onlara verip daha çok oynamalarına izin vermeli
  6. Kendi sollarını fazlasıyla iyi kullanıyorlar
  7. Sol bekleri hücuma da çok çıkıyor
  8. Oradan bir şeyler yapmayı denemeli
  9. Her hafta defasın orta ikilisi değişerek oynuyor
  10. Guaye araya atılan toplarda geçen haftalara göre becerikli ve şanslı olursa skoru değiştirebilir
  11. Edgar oynarsa ona da çok daha fazla iş düşecek...

Konumuzun özeti budur.

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2016-09-10 19:36:46

Kazanırdık, kazanabilirdik,

ama oyuna sokacak üçüncü bir futbolcuyu bulabilseydik kazanabilirdik...

Bursa ve Kasımpaşa maçlarında olduğu gibi.

Evet, kazanabilirdik. 

Ne yazık ki yedeksiz bir takım.

Onca emeğe yazık oluyor.

Daha da yazık olacak mı?

Bilinmez.

Dileriz bu takım ilk yarıyı kazasız belasız atlatır.

Dileriz sakatlık olmaz.

Dileriz cezalı oyuncu olmaz.

Dileriz...

Keşke hoca iki ay önce gelseydi, keşkesine şöyle bir karşılık vermek geliyor içimizden yine,

keşke şu takıma birkaç futbolcu daha alınsaydı...

Jurcic Hoca çıkıp oynamadı neticede. 

Şu üç maçta 9 puan, çılgınca bir iddia değildi oysa...

Keşkelerin gücü adına... 

Not:

Şu Volkan Bayarslanı Trabzonda boşuna dövmemişler, diyesi geliyor insanın...

Yani...

Yazar: Editor
2016-09-05 09:32:41

Özellikle milli maç dönemlerinde futbolda bir hamaset çılgınlığı yaşanıyor.

Miili Ruh, Milli Heyecan, Milli Forma derken iş, neredeyse futbol üzerinden bir Milli Mücadeleye gidiyor. 

Tüm milli yatırımları, Sümerbanktan Tekele, say sayabidiğin kadar, işte o alanda adeta hazineleri özelleştirilmiş bir ülkede bu kadar milli bir edebiyat, hele futbolda, pek samimiyetsiz, sahte, düzmece, yalan dolan, palavra ve zottirik duruyor.

Bize sorarsanız futbolun vatanı yoktur. Bu manada en yurtsuz köksüz spor alanıdır.

Kötü bir şey de değildir bu. Böyle deyince bir öcüden bahsediliyor gibi duruyor çünkü.

Bakınız, Adanaspor bu sezon ilk on birde yaklaşık sekiz yabancı oyuncu ile sahaya çıkacak. Hiç sakıncası yok. Yeter ki o formaya layıkıyla hizmet etsinler veya eğlensinler, coşsunlar işlerinin hakkını versinler, nasıl tarif etmek isterseniz öyle deyin. Yerli oyuncu da, gücü yetiyorsa alsın o güzelim formayı. Bu da tartışma konusu değil.

Futbolun milli hisleri sadece bir edebiyat güzellemesidir.

Örneğin Konyanın veya Osmanlının UEFAda başarılı olması umurumda bile değil. Hatta açıkça diyeyim, oralarda bir başarı istemem bile. Zira Anadolu takımları arasında, bu manada bir başarı hikayesi filan yazılmamasını, Adanasporun tarihsel fotoğrafı içinde ona denk birtakım takımların oluşmamasını isterim.

Futbolda bizim için bir tek takım vardır, o da Adanaspordur.

Bu sebeptendir ki Güzel Yurdum Adanasporum, sloganı yerindedir, güzeldir ve dürüstçedir. 

Yazar: Editor
2016-09-01 15:36:16

En son diyeceğimizi en başta söyleyelim.

Adanaspor ve onun istikbali konusunda, yani öncelikli olarak bir Adanaspor istikbali konusunda yönetime güvenemeyeceğimizi gördük. Bunu bir kez daha gördük. Artık dama bre, denen yerdeyiz.  Ve onları bu manada doğaldır ki desteklemeyeceğiz.

Adanaspor yönetiminin Süper Ligde kasaya ne kadar koyduğu veya koyacağı, şimdiye kadar kasadan ne kadar harcadığı falan filan bizi ilgilendirmiyor. Muhasebecileri değiliz. Onları, bizim için hissi olan futbol uğraşında, maddi hesaplarıyla baş başa bırakıyoruz.

Dileriz süreç hep onları haklı çıkarır. Dileriz evdeki hesap çarşıya hep uyar. Dileriz Engin Hocanın (futbolcuları ve tribünü hariç tutarak yazıyoruz bunu) tek başına ve yüzde yüz kendi emeğiyle gerçekleştirdiği başarıyı Jurcic Hoca da gerçekleştirir ve yönetimin paçası bir kez daha kendi hesaplarının dışında güçlü bir teknik direktör sayesinde kurtulmuş olur. Olur mu olur! Beklentimiz olsun yönündedir.

Ciddi bir liyakat sorunu yaşayan Yönetim, biricik Adanasporumuzun hak ettiği Süper Lig transferini yapmadı diye, biz de takıma küsüp onları yalnız bırakacak veya yalnızlaştıracak değiliz. Lig sonuna kadar takımı her platformda savunacak ve destekleyeceğiz.

Doğaldır ki şimdi takıma ve Hocaya az güveniyoruz. Daha çok güven sağlamalarını umuyoruz, bunu Engin Hoca ve futbolcuları yapmıştı ve benzerini yine sabırla bekleyeceğiz.

Burada yazılanları futbolcu veya hoca bilmiyordur bile. Bu sözlerimiz; kendimizi tribünde ve tribün dışında güçlü tutmak ve bir aidiyeti sadece Adanaspora göstermek, bunu geliştirmek ve pekiştirmek içindir.

Evet! Aidiyet hissinin şahıslara olduğu ülkemizin karşılaştığı ağır problemler malum. Bu problem sonucu halkın yıllardır ve son günlerde yaşadıkları da ortada... Hal böyleyken,  Adanaspor camiasında aidiyet hissimiz elbette armaya ve formayadır. Öteki illüzyondan uzak duracağız.

Bu kısıtlı kadro, Süper Lig yazarlarının ve uzman görüşlerinin, işi pek zor, diye tarif ettiği kadro (yıldırım aynı yere iki kez düşmez, prensibini unutarak) umuyoruz ki zannedilenden fazlasını yapacaktır.

Bu durumda başarı kimin olacaktır?

Bize sorarsanız bu, en kısıtlı şu kadroya kaydedilecek bir başarı olacaktır. Ne olduğu meçhul, en düşük maliyetli futbolcuların ve teknik kadronun bir haysiyet mücadelesi sonucu kazanılmış bir başarı olacaktır. Engin Hoca ve o efsanevi takımın yalın zaferi gibi… Varsın sefasını yine muktedir sürsün.

Biz hep o tribünde olacağız.

Yazar: Editor
2016-08-28 09:51:19

İyi olduğumuzu zannetmek yakın zamanda değilse de uzun lig maratonunda sorun yaratabilir.

  • İYİ, bir niteliktir
  • İyi Olduğunu Zannetmek ise 
  • bir yanılgıdır

Adanaspor bu iki maçta sıkı mücadele etti. Özetimiz bu! Örneğin Kasımpaşa maçında takım 110,5 kilometse koşmuş. Ronie 11,5 km ile en çok koşan futbolcu olmuş. Her futbolcumuz rakipteki mevkidaşından daha çok koşmuş. Buna rağmen neden kazanamadık?

  • Sahada, 
  • eksikleri olmayan 
  • hakikaten iyi bir Adanaspor olsaydı 
  • şu iki maçtan altı puan almamız 
  • mesele bile değildi. 
  • İddialı bir şekilde söyleyebiliriz bunu: 
  • Hazır olmayı geçtik, 
  • -çünkü kimse hazır değil-
  • eksiği olmayan bir takım
  • o beş puanı da hanemize yazardı.
  • Hem, 
  • Dinizin her maç gol atmasını beklemiyoruz herhalde!

Takım altı puanın sadece bir tanesini almış ve biz bununla mutlu oluyoruz.

Önce bu ezik hissiyattan kurtulmamız lazım. Adanasporun, Adanasporluluğun hak ettiği ruh hali bu olmamalı.

Tasamız sadece iyi bir Adanasporun oluşturulmasına dairdir.

  • Transferleri 
  • yerinde ve zamanında beklemek 
  • istemek ummak dilemek... 
  • ne derseniz deyin, 
  • bir aymazlık değildir herhalde. 
  • Zira tersi de iddia edilebilir.

Daha çok konuşacağız. Son sözü söylemek için çok erken.

Adanaspor bizi ortak bir sevinçte buluştursun yeter.

Neticede kimse hemfikir olmak zorunda değil.

Şimdi, ne olduğunu çok iyi bildiğimiz br Hoca gitti, ne olduğunu hiç bilmediğimiz bir Hoca geldi.

Yapacaklarını mutlaka sabırla bekleyeceğiz. Krunoslav Jurcic Hocayı övmek için dikkat kesileceğiz, iyi işler kotarmasını ümit edeceğiz.

Sonunda sevinen hepimiz olacağız.

Yazar: Editor
2016-08-25 07:12:43

Levent Eriş için de yenmeli Kasımpaşasporu.

Teknik direktörlük kariyerini neredeyse bizimle bitiren bir adam.

  • Oysa 
  • 27 Mayıs 2012 tarihindeki maçta 
  • o kumpas olmasaydı 
  • ve takımın şampiyonluğuna 
  • engel olunmasaydı 
  • Levent Eriş de 
  • olağan kariyerini 
  • bir üst düzeye 
  • taşımış olacaktı. 

Şimdi ne yazık ki alt liglere düşmüş, hak ettiği yeri kaybetmiş bir futbol hayatına devam eden hoca konumunda.

(Burada böyle yazdık diye dilerim takımın başına yeniden getirilmez. O hesap ayrı, bu günler ayrı...)

  • Sonuçta 
  • bize hepimize olduğu gibi
  • ona da 
  • o maç itibariyle 
  • büyük bir haksızlık yapılmıştır.

Bu da hesap pusulasının bir kenarına not edilmeli.

Kasımpaşasporu Levent Eriş için de yenmeli.

Yazar: Editor
2016-08-22 07:38:03

Aile Şirketleri Neden Halka Açılmalı ?

  1. Şirket paylarının halka arz edilmesi; alternatif ve düşük maliyetli bir fon sağlama aracı olarak görülebileceği gibi, kurumsallaşmaya ve kurumsal yönetime geçişin bir aşaması olarak da görülmesi mümkündür. 
  2. Halka arz kararı verilmesi, aile şirketinin her iki amacı da aynı anda hayata geçirmeleri olanağını verecektir. 
  3. Halka açılma ayrıca geniş tanıtım imkanları, marka değerini yükseltme gibi pek çok konuda avantajlar sağlayacaktır.
  4. Dünya genelinde aile şirketlerinin ömürlerine bakıldığında Türkiyedeki şirketlere göre çok farklılık göstermedikleri görülmektedir.
  5. Türkiyede ve dünyada aile şirketlerinin ömürlerinin 25-30 olduğu görülmektedir. 
  6. Dünyada Türkiye’den farklı olarak söz konusu süreden çok daha fazla ömürlerini devam ettiren şirket örneklerini görmek mümkündür. 
  7. Yapılan araştırmalara göre, aile şirketlerinin çoğunluğu birinci kuşakta yok olmakta, üçüncü kuşakta yaşayan aile şirketlerinin sayısı ise oldukça düşük kalmaktadır.
  8. Halka açılma; hem kurumsallaşmanın ve kurumsal yönetim uygulamalarının hayata geçirilmesinin önemli bir aşamasıdır, hem de başlatılan kurumsallaşmanın ve kurumsal yönetim çalışmalarının tamamlanmasında çok önemli rollere sahiptir. 
  9. Aile şirketlerinde kurumsallaşma ve kurumsal yönetim uygulamaları aile şirketlerinin sonraki nesillere en az sorunla geçişlerinde ve dolayısıyla aile şirketlerinin sürdürülebilirliklerinde çok önemli olmaktadır.

Taraftar

Yazar: Editor
2016-08-19 21:30:03

Hazır olmayan Bursaspor

Eksik olan Adanasporu yenmiştir.

Maçın özeti bu.

Koşullar denk olsaydı,

yani iki takım da hazır değil durumunda olsaydı,

Bursa bu maçı

sabaha kadar alamazdı.

Üç haftadır anlatmak istediğimiz aşağı yukarı buydu.

Boşu boşuna giden bir 3 puan söz konusudur.

Engin Hoca döner

ve gereken takviyeler yapılırsa bu ligde kalıcı oluruz. 

(Engin Hocanın dönmesi konusunda bir umudum olmasa da takım için en iyi karar bu olur.)

İlk maçta

futbolcularımız için görünen  şu:

Karakterli ve gücünün yettiğince savaşan bir takım var.

Onları yürekten kutluyoruz.

Şimdi hakikaten

önümüzdeki maça bakmalıyız. 

Yazar: Editor
2016-08-17 06:49:44

Neyse ki Engin Hoca var, deyip Bursaspor maçına odaklanacağız.

Yılın bu dönemlerinde öğrenilmiş bir çaresizliği yaşarken biz, umutlanacağımız şeyleri de eksik etmiyoruz. Yoksa güne başlayamaz insan. İşte bir Adanaspor umudu var. İsmin kendisinden doğan umut. De ki güneş.

Neyse. Bunlar gerçek hislerimiz olsa da bir futbol savaşında edebiyat olmaktan öteye gidemez. Sadece bir futbol hamaseti olarak kalır böyle sözlerimiz.

Bize gerçekler lazım. Acı gerçekler... 

5. şampiyonla oynayacağız. Bursaspor. Her durumda iyi bir kadro kuruyorlar. Bu kadroyu uyuma dönüştürdüklerinde de ligin canını fena yakıyorlar.. 

Cuma gecesi ilk beklentim, Bursasporun gününde olmamasıdır. 

Sonra bizi konuşabiliriz.

Engin Hocanın gece gündüz bu maça odaklandığını düşünüyorum. Bana göre maçın sonucunun bizim lehimize olmasının en büyük etkeni yine Engin Hocanın uygulayacağı taktik olacaktır.

Savunma ağırlıklı bir oyunu tercih etmek zorunda kalacağımızı söylemek sanırım müneccim tarağıyla taranmış olmayı gerektirmez. Hepimizin ortak yorumu budur mutlaka. 

Yine sabırlı olacağız. Yine bekleyeceğiz. Yine o zehirli sarmaşığın rakibi sarmalayıvermesini umacağız. Tabi bu ligin artık bir süper lig rakibin de Bursaspor olduğunu unutmadan.

Uygun koşullar olursa, futbol sürprizlere açıktır. Sahada uyumlu bir takım ve yine hep bel bağladığımız o mücadele olursa futbol sürprizlere açıktır.

Beraberlik iyi bir sonuç olur. Üç puan bahsettiğimiz o sürprizdir.

Futbolcuya veya Hocaya sitem etmeden destekleyeceğiz Adanasporumuzu.

Saha çıkan herkesin gücü ve becerisi yettiğince mücadele edeceğini umuyoruz, bunu bekliyoruz. 

Vira, Güzel Yurdum Adanasporum.

Yazar: Editor
2016-08-12 07:47:18
Ama Ezdirmeyin...
Kısıtlı imkanlara ve hala eksik olan bir çok transfere rağmen takımı olabilecek en iyi düzeye getiren Engin İpekoğlunu yürekten kutluyorum, şu azıcık umut veren durum, yönetime rağmen onun başarısıdır. Lige bir hafta kala, hala toparlanamamış olan takımımızla, as oyuncularının çoğunu oynatan Gençlerbirliğine karşı oynanan oyun bir nebze moral verdi.
Bugün bu maçı kaybetmemizin başlıca sebebi hala takıma katılamayan transferlerdi. Örneğin ilk yarıda Magaye ve Ahmet Derelinin yakaladığı fırsatlar, henüz takıma dahil olamayan -kaliteli- ileri uç oyuncularımız ile buluşmuş olsaydı, gidişat çok daha farklı olabilirdi. İkinci yarı ise orta sahadaki tek yaratıcı oyuncu Komanın çıkması sonrasında pozisyon üretme konusundaki sıkıntılar ortaya çıktı. 
Yapılmayan stoper transferinin yerine Renanı alışık olmadığı bir yerde izledik. Hem stoper hem sol bek oynama özelliğine sahip olduğu söylenen Renan Diniz ise sol bekte bekleneni veremeyecek sanki... O mevkii için ağır bir oyuncu ve fizik olarak stoper pozisyonuna daha uygun gibi...
Rizespordan takıma katılan Viera, sağlam ve güven veren bir performans gösterdi. Sağ bekte görev yapan Digao güzel oyununu asistle süsledi. Emre Uğur ile birlikte sağ bek pozisyonu şu anda Adanasporun en iyi yeri gibi duruyor.
Orta sahada Koman çok klas bir oyuncu olduğunu gösterdi. Adanasporun bu sezonki kare aslarından olacak. Dileğimiz yapılacak transferlerin onun kalitesinde olması...
Yeni katılan diğer oyuncular hakkında onları biraz daha izledikten sonra yorum yapma taraftarıyım.
Transfer, Transfer ve Transfer..
Armayı, Formayı, Hocayı, Futbolcuyu ve Taraftarı en önemlisi Adanaspor ismini ezdirmeyin. Acil olarak sol bek, Stoper (Didinin dönme ihtimali nedir bilemiyorum ama takıma katılmasının katkı sağlayacağını düşünüyorum.), sağ açık ve Forvet, hatta kale... Gereken bölgelere -kaliteli- takviyeler yapılırsa Engin İpekoğlu önderliğinde Adanaspor lige tutunmayı başaracaktır.
 
Halit Gürer
Yazar: Editor
2016-08-08 12:04:07

2013 senesinden bir alıntı yapalım, şark kurnazlığının bizi transfersizliğe mahkum ettiği bu günlerde. Transfer dönemi yazılarında bile alıntılarla y e t i n e c e ğ i z , çünkü yazacak yeni bir şey kalmadı artık transfer dönemlerinde zerre kadar güvenilmez iradeye:

__________________________________ 

Ah, bir bulabilsem cevabını şunların.

Her transfer döneminde, bir Adanaspor taraftarı olarak, neden kendimi "ezik" hissederim?

Neden her transfer dönemi umutsuz ve mutsuz olurum?

Her transfer döneminde, “Yetinmek” dediğin lanet ne diye işlemiştir bilinçaltıma?

Niçin kaderine razı bir ruh hali içine girerim her transfer dönemi?

Ne diye inanamam her transfer dönemi, iyi bir şey olacağına?

Nedendir her transfer dönemi kederimden ölürüm?

Kıskanırım neden, her transfer dönemi, eloğlunun el attıklarını?

Ulaşamadığı ciğere mundar demeye meyilli olurum, neden, her transfer dönemi?

Neden bakakalırım giden geminin ardından, her transfer dönemi?

Neden, şark kurnazı diye bir deyim gelir gelir yapışır, her transfer dönemi?

Sevmiyorum artık transfer dönemlerini, neden?

Yazar: Editor
2016-08-05 07:04:36

Transfer elbette yapılacaktır.

Buna ben de katılıyorum.

Bayram AKgül bu manada bir çılgın ise evet transfer yapmaz.

Mesele şu:

Başkanın 10 senedir

bize her transfer döneminde

aynı eziyeti yaşatması.

Bizim de aynı şeyleri yazmamız.

Bari süper ligde sahne farklı olsun

umudumuz buydu.

Denecek ki

transfer olduktan sonra

ha geç ha erken,

ne fark eder,

transfer oluyor ya en sonunda

sen buna bak.

O zaman ben de böyle bir cevaba

bir cevap bulamam

futbol hazırlık prensipleri içinde.

Halı saha takımı olsaydı bu Adanaspor

onca zaman geç kalmak tabi ki sorun olmazdı...

Ama evet,

baharı bekleyen kumrular gibi

bek-li-yo-ruz.

Yazar: Editor
2016-07-29 06:46:47

Birgün Gazetesi

şu sürecin en net ve en ironik başlığını atmış bre:

Herkes Suçlu,

Bir Tek Akp Masum

diye... 

Bu özetten sonra

buraya yazacaklarımız

gevezelikten öte olmaz.

Ve fakat bu netameli günlerde

tanık olduğumuz haller de

güzel bir memleket fotoğrafı veriyor.

Neymiş?

Yaşa ve gör!

Yazar: Editor
2016-07-21 07:19:02
  • Engin İpekoğlu 
  • takımın başında olduğu sürece sorun yok, 
  • görüşündeyim.
  • Bu manada 
  • takım adına umudumu kaybetmeyeceğim.
  • Umut, derken de abartmayayım. 
  • Engin Hocanın elbet 
  • süper lig seviyesinde bir takım kuracağına dair 
  • doğal bir umut. 
  • Yoksa felaket kapıda, 
  • bir umut, umutsuzluğundan bahsetmiyorum. 
  • Yani an itibariyle Adanasporda 
  • bir OHAL durumuna gerek yok.
  • Engin Hoca 
  • transfer konusunda şöyle diyor
  • En az 7-8 transfer yapmamız gerekiyor. 
  • Her bölgeye takviye yapmamız gerekiyor. 
  • Bu takviyeleri bir an önce yapmamız gerekiyor. 
  • İşte bu net açıklamalar nedeniyle umutluyum.
Yazar: Editor
2016-07-16 06:13:07
  • İsmet İnönünün sözüyle başlayalım: 
  • En iyi askeri yönetim 
  • en kötü parlementer yönetimden de kötüdür.
  • Bunu bir geçelim.
  • Darbeler 
  • filmin sonunda ve her zaman 
  • hep solculara zarar vermiştir. 
  • Ülkenin gördüğü zararlar cabası.
  • Şu darbe denen eylemden 
  • neticede kim karlı çıkar? 
  • Darbeler tarihi ve sonuçları 
  • bu sorunun cevaplarıyla doludur.
  • Bir darbenin başarılı olması da 
  • sadece darbecilerin başarılı olmasıyla ilgil bir olgu 
  • değildir mutlaka.
  • 36 yıl sonra 12 Eylül darbesine şöyle bir bakınca 
  • hem darbecilerin hem de 
  • bunun kaymağını yiyenlerin başarılı olduğunu 
  • tahlil ederiz. 
  • Yani ikide iki gibi sonuç çıkmıştı oradan.
  • 15 Temmuz 2016 darbe girişimi 
  • ne güzeldir ki başarısız oldu.
  • Dilerim bu darbe girişiminden 
  • lehine şahsi bir siyasi istikbal 
  • bir başka egemenlik kurma hevesi de 
  • başarısız olur. 
  • Yaşasın hür demokrasi.
  • Yaşasın bağımsız 
  • ama tam bağımsız yargı. 
  • Yaşasın kendi iradesinde bir parlementer sistem. 
  • Var olsun Özgür Türkiye. 
  • Yaşasın halkların hür kardeşliği. 
  • Kahrolsun darbeler. 
  • Ama tüm darbeler.
Yazar: Editor
2016-07-01 07:00:42

Dedi ki

giderken bana mı sordunuz,

böyle dedi.

Bu cümle

siyaset tarihinin

en büyük taktik manevra

vs olarak

kayda geçebilir.

Geçer mi geçer, geçer gider.

 

Siyaset tarihi ve bilimcileri,

alanın uzmanları, ne bileyim işte,

bu tarihi cümleyi tahlil ettikleri zaman

acaba durumu veya vakayı

neyle eşleştirecekler?

Bre!

Yazar: Editor
2016-06-23 09:35:07

Milli takım macerası bitti.

Durumu fazla abartmaya gerek yok.

Takımın olup olacağı buydu.

İyi veya kötü bir manada söylemiyorum bunu.

İşin objektif şekli böyle.

Neticede futboldur ve sahnede kimseleri incitmenin de gereği yoktur.

Bununla birlikte

bir tür eleştiri lincine uğrayanlar

rezil fadelerle dolu o linç hareketinin geldiği yerlere de bakıp

belki bir özeleştiri filan yaparlar,

ülkede siyaseten durdukları pozisyon itibariyle.

Ardaya not:

Bir anne varsın böyle bir sebepten ağlasın yahu,

hayatta ne anne acıları var.

Olayı fazla dramatize etmekte

yeşilçam sekansına dönüştürmekte

bir mana yok bre.

Yazar: Editor
2016-06-18 07:24:13

Milli takımın

son durumu

ardanın formsuzluğu

değildir.

futbolcuların sorumsuzluğu

değildir.

fatih terimin

bitik hali

değildir.

doğrudan

şu

"yeni Türkiye"

dediğiniz projenin

i  f  l  a  s  ı  d  ı  r.

şu

"neoosmanlı" dediğiniz

ucubenin

futbolda da

çuvallamış halidir.

mehter marşı zihniyetinin

acıklı resmidir.

uzun lafa gerek yok.

utanmaz bir şekilde

günah keçisi

aramayın.

Yazar: Editor
2016-06-13 12:48:40

Söz verdiniz

Sayın Soner Çetin.

O sözün kaydı da şöyle duruyor:

"Burada

Sayın Başkanıma

bir de söz verdim.

Kendi de bize bir

söz verdi.

İnşallah bu sezon

Adanasporumuz

Süper Lige çıkacak...

Süper Lige çıktığı zaman

ben de söz verdim.

Burayı

(yıkıp, düzenleyip saha ekleyip)

Adanaspor Alt Yapısına

tahsis edeceğiz."

Yazar: Editor
2016-06-09 06:23:44

Chp,

sol namına

yetersiz bir parti olabilir.

Kılıçtaroğlu

bu manada

partinin gördüğü

en yetersiz başkan olabilir.

Gündeme hakim olmayabilir.

Eleştirilecek çok yanları olabilir

bu ana muhalefet partisinin.

Tüm bu olumsuzluklarına rağmen

ülkenin

içinde bulunduğu kaosun,

terörün

ve birçok sefilliğin

direkt sorumlusu

ve günah keçisi 

Chp ve lideri değildir,

muktedirin

ve doğal liderinin

sadece kendisidir.

Yazar: Editor
2016-06-04 08:52:40

Kandil kutlamalarında,

bayram kutlamalarında,

Ramazan tebriklerinde

bir dolu afiş

duyuru nesnesi

pankart ilan

ve yanlarında

bir bakan,

milletvekili,

belediye başkanı

veya il başkanı adı.

Sebep?

Neyin ticaretini yapıyorsunuz.

Neyi,

kime pazarlıyorsunuz?

Bir işi de sadece Allah için yapın.

Orada adınız yazsa ne olur

yazmasa ne olur?

Varsın kul bilmesin yaptığınız iyiliği.

Yazar: Editor
2016-05-30 13:35:40

Dilek ve Temenni

Acaba,

şu gün itibariyle,

Adanaspor Taraftarları

olarak

bir prensip

kararı

alsak

ve

sezon sonuna kadar

hatta

her zaman,

sadece

kendi takımımıza

odaklansak. 

Futbola dair enerjimizi

sonsuza kadar Adanaspor için

harcasak...

Güzel olmaz mı? 

Yazar: Editor
2016-05-24 18:58:03

Duyulan o ki iki güzel insan daha takımdan ayrılmış.

  • Merthan 
  • ve 
  • Ergin Keleş.

İkisinin de kalbimizdeki yeri apayrıdır.

Takımda ve

bu efsane şampiyonlukta

emekleri

çok fazladır.

Olağanüstü bir dönemi yaşadılar ve yaşattılar.

  • Gönül isterdi ki 
  • devam edelim, 
  • ama takımın kendi koşulları ile 
  • taraftarın duyguları 
  • birbirinden 
  • doğal olarak
  • farklıdır. 

Sevgi ve hürmetle Merthan ve Ergin.

Yolunuz açık olsun. 

Sizi de

unutulmaz futbolcularımız arasına ekledik. 

Yazar: Editor
2016-05-18 09:48:03

Klişelerle yaşıyoruz.

Konumuz şiir olsun.

En çok da şiirde görünür oluyor bu klişeler. 

Algı oluşturma dalaveresi şiirde de yaşanıyor. 

En havalı lafı söyleyen en sıkı şair diye sürülüyor piyasaya. 

Eski yeni, piyasa böyle şairlerle dolu. 

Diyor ki Birhan Keskin:

"İçimi açtım sana, içini açmak için." 

Berbat bir klişe.

Keşke açmasaydın. 

Şiir bunlardan fazlasına layık... 

Yazar: Editor
2016-05-14 08:41:45

Şampiyonluk kupasının bir kulpu zaten var.

İmalatı öyle. 

Ona ayrıca kulp takmaya çalışmak son derece gereksiz bir iş.

Zaman ve enerji israfı.

Ve ayıp... 

Bugünkü maçlar sonunda 2015-2016 Futbol Sezonu

Ptt lig ikincisi de belli olacak.

Alanya veya Karabük... Kim olursa onu şimdiden kutluyoruz

Yükselme maçlarında da "hak eden şampiyon olsun" dileğiyle, diyoruz...

Ve bu ligin defterini

burada

böylece 

kapatıyoruz. 

Yazar: Editor
2016-05-12 07:52:57

Laik

ve

Sosyal

Bir

Hukuk Devletidir,

diyor

2. madde...

Şimdi öyle olmasa da
hala diyor en azından. 
Yazar: Editor
2016-05-06 09:43:49

İster

sağdan

ister

soldan

oku,

Ama oku, 

bal kaymak yapamazsın

bu boku:

"Saray Darbeyi Yapmıştır"

Gerçekler acı.

Sen bu işe

ne dersin hacı?

Yazar: Editor
2016-05-02 14:39:27

...yağmalanmıştır

tertemiz şampiyonluğumuz.

Kasımpaşa tribününden bir vekil

ve

tüpü tarafından.

Üzüldük.

Tekrarı olmaması umuduyla... 

Veya... Kupa anındaki o berbat fotoğrafı hafızadan sildik sildik, değilse kendimizi saflardan silmek üzere...

Nasılsa şampiyonluk geldi ve başarı boku, sinekleri çekti...

Yazar: Editor
2016-04-29 17:59:08
Sitemizin sunucusundan kaynaklanan bir sorundan dolayı nerdeyse bir cümleden uzun yazı paylaşamıyor, biriken yazıları yayımlayamıyoruz. Herkesten özür...
Yazar: Editor
2016-04-25 12:02:16

Bazı yöneticimiz, o şampiyonluk fotoğrafına, bazı twitleriyle şu muktedirin kafasını sokmaya çalışıyor.

Rol çalmayın.

Ayıptır.

Bu başarı Bayram Akgül'ündür, idari anlamda.

Muktedirin değil...

Emeği yağmalamayın... 

O kapanma döneminde, şimdilerde boy gösteren bir muktedir partilinin, gidin kendinize başka bir takım bulun, dediğini de biz unutmadık. 

Yazar: Editor
2016-04-23 09:41:35

Adanaspor Gibi Oynamak

Bütün bir sezon boyunca beklentilerin çok üzerinde performans gösteren Adanaspor, bu destansı yılı şampiyon bitirmeye Gaziantep'e gidiyor.

Haftalardır kazanamayan ve ilk altı mücadelesinden kopmak istemeyen Gaziantep BB karşısında, bugüne kadar olduğu gibi konsantrasyonun yüksek tutulması gerekiyor.

Gaziantep BB, iki sezondur önemli yatırımlar yapıyor. Ancak bu yatırımlar ve yapılan transferler beklenen başarıyı getirmedi. Adanaspor karşısında yaşayacakları olası bir puan kaybı, onları play-off hedeflerinden kopararak bir sezonun daha boşa gitmesine sebep olabilir.

Bu maçı son şansları olarak görüp ona göre oynayacaklar. Anlaşılacağı gibi, yine zor bir maç Adanaspor'u bekliyor.

Gaziantep ekibinin problemlerine gelecek olursak; kaliteli kadrolarına rağmen, rakip üzerinde boğucu bir baskı kuramadıkları ve ileride çoğalmakta zorlandıkları söylenebilir.

Takımda biraz 'coşku' eksikliği var ve tempoyu yükseltmekte zorlanıyorlar. Hal böyle olunca da favorisi olarak çıktıkları maçlarda bile yeterince pozisyon üretemiyor ve sonuca gidemiyorlar. Adanaspor, bildiğimiz savunmasını yaparsa kolay kolay gol yemez diye düşünüyorum.

Ayrıca stoper Raspapovic'in kadro dışı kalmasının ardından savunmada da ciddi anlamda güç kaybettiklerini belirtelim. Geçen hafta onun yerinde oynayan Josef Çınar'ın ıskası gole sebep olmuştu...

Adanaspor'da ise her şey yolunda. Uzun uzun yazılıp çizilecek bir şey kalmadı. Zira Adanaspor sözü her hafta sahada söylüyor. Tek gereken, şu son virajda takımın "Adanaspor gibi" oynamaya devam etmesi... 

Yolun Sonu Şampiyonluk Olsun

Şampiyonluk Gittiğin Yoldan Gelsin

Halit Gürer

Yazar: Editor
2016-04-16 16:32:25

İlk yarı durgun bir maç. yüzyılın sabrıyla maçı sürdüren bir Adanaspor, bunaltan bir nisan sıcağı.

Acaba galibiyet alamayacağımız maç bu maç mı, diye bir tedirginlik.

İlk devre böyle bitti.

Ama ikinci yarı başlayınca film yine koptu.

Bu sefer koparan Guaye oldu.

Altı pasta müthiş bir şut, nefis bir gol, dakika elli.

Derken maç çekti gitti.

Elinize, ayağınıza, taktiğinize sağlık.

Bu sıcakta mücadelenize hürmetler bizden, Büyük Adanaspor Futbolcusu.

Üçüncü devrede ise Bayram Başkan'ın önüne geçip bir rol çalma girişimi izledik.

Büyük Adanaspor Taraftarı buna izin vermedi.

Teknik kadro ve futbolcular dışında bir kahraman varsa o da Bayram Akgül'dür.

Kimse onun önüne geçip o fotoğrafa başını uzatamaz.

Bu, ilk önce ayıptır.

İki soru var burada cevap isteyen.

1.Takım küme düşmemeye oynadığı zamanlar nerelerdeydiniz?

2.O kasımpaşaspor maçında neredeydeniz? O zaman yetkisiz ve etkisiz miydiniz?

Gölge etmeyin yeter.

Sevincimizi de kursağımızda bırakmayın.

Helal olsun sana Adanaspor futbolcusu, Hocası ve Başkanı.

Bu başarı önce sizindir.

Taraftarın sezon başından beri verdiği koşulsuz destekle de taçlanmıştır.

Vira, Güzel Yurdum Adanaspor'um. 

Yazar: Editor
2016-04-09 23:09:46

Uzun Lafa gerek Yok

  • Bu maçın yorumu 
  • çok kısa öz ve net.
  • Engin Hoca, 
  • Adanasporlu oyuncular için 
  • çok büyük kazanç oldu.
  • Onlar için, en önemlisi, 
  • belki de futboldan sonra, 
  • devam edecekleri 
  • antrenörlük yaşamlarında
  • sistem takımı olmanın önemini 
  • çok iyi anlayacakları 
  • bir sezon oldu.
  • Örnek alınacak bir profil yakaladılar.

Tüm ulusal basın, ona destek vermekte.

Bu da demek oluyor ki, futbolculuk ve antrenörlük yaşamı süresince, hep örnek davranış sergilemiş.

  • Bu konuda 
  • Engin Hoca konusunda, 
  • doğru bir tercih yapan yönetimimizi, 
  • ayrıca kutlamak gerekiyor.

Samsunspor galibiyet sevincini, bizlere yaşatan tüm Adanaspor camiasına şükranlarımızı sunuyorum.

Kubilay Arı

Yazar: Editor
2016-04-08 21:18:52

Nefis bir galibiyet.

Hatta en güzel galibiyet bu.

Çünkü son galibiyet galibiyetlerin kralıdır.

Bu haftanın kahramanı da Emre oldu.

Ne güzel oldu.

Mahir Alev teorisi devam ediyor.

İlk yarı giden bir Adanaspor vardı.

Ben bu maçı alacağım, mesajını net olarak veriyordu.

Öyle de oldu.

Yediğimiz golden sonra biraz tedirgin mi olduk ne?

En azından ben evde TV başında perişan oldum.

Futbolcularımızın ayağına sağlık.

Helal olsun size.

Sizin için ne övgüler düzsek azdır.

Dilerim emeğinizin karşılığını alırsınız.

En çok sizin hakkınız.

Önce siz sevinin, sonra bizi sevindirin.

Vira Güzel Yurdum Adanaspor’um.

Yazar: Editor
2016-04-04 16:31:55

En Az 11 Madde

 *

Deplasman galibiyetine rağmen biraz kara ve eleştirel bir tablo çizmiştim. Peki, olumlu bir şey yok muydu cumartesi akşamı?

Olmaz mı?

Bakın ne çok şey var:

  1. Bir kere nefis bir 3 puan var.
  2. Maçtan vazgeçmemek var.
  3. Hakemin iptal ettiği gole rağmen moral bozukluğuna kapılmama var.
  4. Özellikle ikinci yarı, rakibe yüklenerek kırmızı kart görmelerine neden olma var, o kart durup dururken gelmedi neticede.
  5. Geriden gelip öne geçme var.
  6. Doksanıncı dakikada yenen gole boyun eğmeme var.
  7. İki dakika sonra bu gole karşılık verme var.
  8. Yedek kulübesinde insanın gözlerini yaşartan bir sevinç sahnesi var.
  9. Maçtan sonra tribüne koşan futbolcular var.
  10. Müthiş bir dayanışma ve sevgi var.
  11. Saygı var.

Sana saygılar, Güzel Yurdum Adanaspor’um.

*

Yazar: Editor
2016-03-27 11:08:29

Foguinho

Çoğu futbolcu için "Engin Hoca geldi ve performansı arttı" cümlesini kullandık. Ama sezon başında transfer edilen Renan, ilk maçtan beri maksimum performans göstererek (Nduka ile birlikte) en istikrarlı oyuncumuz oldu. İlk haftalarda bir Göztepe maçı vardı ki 90. dakikada 2-0 geride olmamıza rağmen tek başına ayakta kalan ve mücadele eden bir Renan vardı. "Mevcut başarımızı, herkes Renan kadar istekli ve mücadeleci hale geldiği için elde ettik" de denebilir farklı bir bakış açısı ile...

Takıma katkısını sadece orta sahadaki mücadelesi ile özetleyemeyiz. Golleri ve asistleri ile de birçok maçı lehimize çevirdi. 1461 Trabzon maçında attığı, Balıkesir maçlarında hem attığı hem attırdığı goller zirve yolunda kazandığımız önemli puanları getirdi.

Hani derler ya sakındığın göze çöp girer diye. İşte o misal... Takımın ve sistemin en önemli oyuncusu derken Şanlıurfa karşısında sakatlandı ve uzun süredir sahalardan uzak. Başka bir takım olsa böylesine katkı koyan bir oyuncuyu çok arardı. Neyse ki sahaya çıkan her oyuncu bir diğerinin yerini kapatacak seviyede...

Dileriz bir an önce sağlığına kavuşur. Hem şu kritik sekiz maçta hem de sonrasında ona ihtiyacımız olacak...

Halit Gürer

Yazar: Editor
2016-03-23 16:33:45

Bekliyorum.

O son düdüğü bekliyorum.

Ve bitti, demeyi bekliyorum.

Resmi ilanı bekliyorum.

Şimdiden Süper Ligi konuşmuyorum.

Oradaki hocayı veya futbolcuyu konuşmuyorum.

Her defasında, önümüzda daha 8 maç var, diyorum.

Sadece onu gündemime alıyorum.

Önceki tüm haftaları sildim hafızadan.

Son oynanan derbiyi de unuttum gitti.

Sonraki haftayı bile düşünmüyorum.

Şimdi Karşıyaka maçına dikkat kesiliyorum.

Bana sorarsanız, bu maçtan başka maç yok şimdi futbol kainatında.

Lideriz evet, ama hiçbir şey yokmuş gibi davranıyorum.

Son düdüğe kadar...

Bekliyorum... 

Yazar: Editor
2016-03-13 17:10:19

Nefis bir 3 puan daha…

Üstelik ezeli ezicimiz Altınordu’dan.

Bu da bir işarettir.

Gerçi işaretlerle gitmiyoruz.

Taktikle gidiyoruz.

Disiplinle gidiyoruz.

Ama bunların yanında paniklemeden de gitmemiz lazım.

O, yenecek gol değildi.

İlk gol ve öncesinde kaçan pozisyonlar klasik gol pozisyonu yaratma taktiğimizdi.

Gol, üçüncü atağa denk geldi.

İyi oldu.

İkinci devrenin hemen başında bulduğumuz gol oyunu kontrol ederken geldi.

Yani keşke diyorum, böyle de oynasak.

Hayır, maçların son dakikalarına eziyet kalmasın.

Herkesin eline emeğine sağlık.

Sakın rehavete kapılma, durma, savrulma...

Ve tüm analizler bir yana,

Sen Adanaspor'sun,

Unutma! 

________________________ 

Son sözümüz hakem denen müsveddeye…

Yahu çapsız adamcağız. Babanızın adıyla hakem olduğunuzu herkes biliyor. Bari çıkınız adam gibi maç yönetiniz. Yediğiniz ekmeğin hakkını veriniz. Gördüğünüzü çalınız, bir tarafınızdan uydurduğunuzu çalmayınız. Kimsenin de kaderiyle oynamayınız.

Bizi, size; paçoz hakem, zottirik hakem, demek zorunda bırakmayınız.

________________________ 

Yazar: Editor
2016-03-08 19:25:35

Şampiyonluk yolundaki rakiplerimizin kadroları bizimkinden daha gösterişli görünebilir. Ancak şampiyonluk yolunun gösterişli transferlerden veya yıldız isimlere sahip olmaktan geçmediğini öğreten, ezber bozan bir Adanaspor izliyoruz. 

Bitime on maç kala şampiyonluğun en güçlü adayı olduğumuzu dile getirmek istiyorum. 
Belki biraz erken, biraz da iddialı bir söz oldu ancak bunun sebebi bulunduğumuz konum, rakiplerle aramızdaki puan farkı değil. Bu iddiada bulunmamın nedeni performansımızdaki istikrar, yakaladığımız uyum ve şampiyonluğu çok isteyen, bunu her maçta gösteren futbolcularımız. Rakiplerimizle aramızdaki en belirgin fark bunlar.

Şampiyonluk yarışında bulunan rakiplerimiz sürekli istikrarsız performanslar sergiliyor. Zaman zaman iyi futbol sergiledikleri maçlar oluyor ama bunu ikinci veya üçüncü maça yayamıyorlar ve puan kaybediyorlar. 3 maç üst üste kazanan takımın iddialı konuma gelmesi ve lig 13.'sünün bile ilk altıyı hedeflemesi bu yüzden. 

  • Adanaspor'un şu son on iki maçlık süreçte kötü oynadığı maç sayısı ise sadece üç. 
  • Ayrıca bu maçlardan da yenilmeden ayrılmayı başarmış bir takım. 
  • O maçlarda kurtardığımız o üç beraberliğin şu an bizi yukarıda tuttuğunu belirtelim. 
  • Sürekli "Yenemiyorsan, yenilme" klişesini vurgulamam bu yüzdendi. 

Tabi hala kazanılmış bir şey olmadığını da ekleyelim. İyi gidiyoruz, önemli bir avantaj elde ettik. Ancak aynı konsantrasyon ve aynı istekle kalan haftalarda mücadelemize devam etmemiz gerekiyor. 

Önümüzde yıldızımızın hiç barışmadığı Altınordu deplasmanı var. Ezberleri bozan Adanasporumuzun bu deplasmandan da alnının akıyla çıkacağına inanıyorum.

  • Yolun sonu 
  • şampiyonluk 
  • olsun...

Halit Gürer

Yazar: Editor
2016-03-05 08:08:34

Arkadaşlarla konuşurken şu Erciyes maçını, küçük de olsa bir kaygı seziliyor maç sonucuna dair. Temel gerekçe de Renan ve Tevfik’in sakat-cezalı olması.

  • Haklılık yanı çok. 
  • Tedbirli davranma tercih edilir. 
  • Birçok konuda böyledir. 
  • Aksilikler hesaba katılır. 
  • Güzel bir tavırdır... 
  • Ve saire…

Şimdi fikstüre bakınca şöyle bir tablo çıkıyor ortaya. Bunu niye diyorum? Önleme eyvallah, ama kaygıya hele korkuya hiç gerek yok. Ortada 23 haftanın verileri var. Bakalım:

 

  • Adanaspor
  • Lider. 
  • Yani en çok puanı toplayan takım, 
  • 41 puan. 
  • Ayrıca en çok galibiyet alan takım, 
  • 12 galibiyet. 
  • 32 gol atmışız, fena değil.  
  • 23 gol yemişiz, bu fena. 
  • 5 beraberlik, 
  • 6 yenilgi var. 
  • Gol atan futbolcu dağılımımız da çok güzel. 
  • Yani bir iki oyuncuya mahkûm bir tablomuz yok. 
  • Bir sistem takımı olduğumuz tescillenmiş durumda. 
  • Takımın borcu harcı yok. 
  • Futbol ekonomisi gaye net ve pozitif. 
  • Alt yapıdan futbolcularla da şampiyonluğa oynuyoruz. 
  • 42 takımlı U15 liginde, 
  • hafta itibariyle, 
  • şampiyon olmuş bir alt yapı grubumuz var. 
  • Yani şimdilik onlar var. 
  • Bunların yanında bir da Adanaspor Mazisi var, 
  • gölgesi ağır adamlarla dolu bir tarih. 
  • Tribün baskısı yok. 
  • Takımın nasıl oynadığını bilen 
  • ve sonucu sabır ve sevgiyle bekleyen 
  • nefis bir taraftar kitlesi-grubu var…

Daha ne diyeyim?

Kayseri Erciyesspor. Saygı duyulacak ve önlem alınacak bir rakip. Küme düşmemeye oynuyorlar ve bunun için çok mücadele edeceklerdir. Evet. Doğru.

  • Ama 
  • biz de 
  • şampiyonluğa oynuyoruz 
  • ve biz de 
  • çok mücadele ediyoruz.

Büyük konuşmuyoruz. Özellikle son haftalarda buna dikkat ediyoruz, büyük konuşmamaya. Analizlerimizi neden sonuç ilişkisine göre yazıyoruz.

Netice olarak şunu diyeceğim:

  • Rakibi ciddiye almalı, 
  • evet. 
  • Önlem almalı, 
  • evet. 
  • Maçı hiç bırakmamalı, 
  • evet. 
  • Geriye yaslanmamalı, 
  • evet.

Korku, kaygı?

Hayır!

Karabük maçını saymasak sezonun en güzel galibiyetlerinden birini alacağız ve hatta en anlamlı. Bu Adanaspor’a ve bu kadrosuna, ekibine bu kadar güveniyorum.

Vira, Güzel Yurdum Adanaspor’um.

Yazar: Editor
2016-02-29 15:43:24

Yılma Yıkılma

Umudun Ordusudur diye boşuna söylenmiyor.

Adanaspor bir Türkiye ölçeğinde futbol meselesinde, yerelden genele, bir mücadele azminin örneğidir.

Ligin sonu ne olursa olsun, şimdiki zaman kipinde -ki aslolan budur- Adanaspor muktedirin arka bahçesi olan bu ligde, iç açıcı bir mücadele vermektedir.

Şöyle bir mesaj örneği vardır bu mücadelede:

Ey Adana, Ey Türkiye!

Arkasında medya gücü olmayan, ki yok!

Arkasında maddi gücü olmayan, ki yok!

Arkasında ağababaları olmayan, ki yok!

Arkasında siyasi destek olmayan, ki yok!

Arkasında bakan milletvekili belediye teşkilatı olmayan, ki yok!

Arkasında faiz lobileri olmayan, ki yok!

Arkasında AB, ABD, Rusya, Çin, Suudi, Vs olmayan, ki yok!

Arkasında sadece yönetimi, hocaları, alt yapısı, futbolcuları ve taraftarı olan, ki var!

Bir güzel Adanaspor, şu melun koşullarda hedefe yürüyorsa bile… Ki o hedefe yürümek de bir meseledir; zorlu, meşakkatli bir iştir…

Ey Adana, Ey Türkiye…

Umut vardır!

Yılma, yıkılma Adanaspor…

Adanaspor da şimdi bir nirengi noktasıdır. Biz başarıyorsak tüm memleket başarır.

Umut var! Her zaman…

Vira Güzel Yurdum ve Adanaspor’um!

Yazar: Editor
2016-02-26 18:28:03

Golü Bulmak

İlk yarı ile kıyasladığımızda ilk 5 maç sonunda 8 puan kardayız. Önümüzdeki haftalarda mutlaka faydasını göreceğiz. Çünkü rakiplerimizin durumu aşağı yukarı aynıyken, bizde sezonun ilk haftalarına göre ciddi bir gelişim var. Bunun yanı sıra takımımızın nasıl performans göstereceği konusunda soru işareti yok.

 

Her maç öncesi nasıl bir performans göstereceğimizi ve nasıl bir taktikle oynayacağımızı biliyoruz. Takımımızın güven veren en önemli yönü ise 1-0'ı yakaladığımız an, maçı kazanacağımız hissini vermesi. Engin İpekoğlu geldiğinden beri 1-0'ı yakaladığımız her maçı kazandık.

Rakip Y.Malatyaspor'a gelince, geçen hafta çok zor bir derbiden galibiyetle ayrıldıklarını söyleyebiliriz. Ancak Elazığspor'un çok iyi kontra atak oynayan Malatyaspor'un ekmeğine yağ sürdüğünü de belirtmemiz lazım. Özellikle ilk golden sonra geride çok geniş alanlar verdiler ve farkın açılmasına zemin hazırladılar. Oynadığımız futbolu göz önünde bulundurunca bizim açımızdan böyle bir durumun yaşanması uzak bir ihtimal gibi duruyor. Rakibimizin kontralar dışında pozisyon üretme konusunda sıkıntı yaşadığını da hesaba katarsak, bize karşı gol bulmakta bir hayli zorlanacaklarını söyleyebiliriz. 

Lehimize görünen diğer bir durum ise Malatyaspor'un bu sezon ilk golü yediği her maçı mağlup bitirmesi. Skor üstünlüğünü yakaladığımızda maçı bırakmadığımızı yukarıda belirtmiştim. Dilerim ilk golü bulduğumuz ve istatistiklerin bozulmadığı bir maç olur.

İstatistiklere ve performanslara bakılınca, kağıt üzerinde ciddi bir avantajımız var gibi görünüyor. Ancak her maç yeni senaryolara gebe. Erken bir golün, kırmızı kartın ve muhtemel hakem hatalarının -ki geçen hafta rakiplerimizin hepsinin bu hatalar nedeniyle avantajlı duruma geçtiğine şahit olduk- maçı değiştirebileceğini biliyoruz. 

Dilerim aleyhimizde değişen bir şey olmaz ve lider gittiğimiz Malatya'dan lider döneriz.

Yolun sonu şampiyonluk olsun...

Halit Gürer
Yazar: Editor
2016-02-21 18:48:00

Hedefe bir adım daha yaklaştık.

Her galibiyet önemli tabii ki ama bu sezon Karabük maçından sonra en önemli üç puanı aldığımızı düşünüyorum.

  • Savunmayı iyi yaptığımızdan hep bahsediyorduk. 
  • Ancak hücum yaparken ve pozisyon üretirken bazı maçlarda sıkıntılar yaşamıştık. 
  • Ligin en az gol yiyen ve en az mağlubiyet alan takımına karşı yeterince pozisyon üretip, sonuca gidebilmemiz, bu maçı özel kılan şeydi. 
  • İyi uyguladığımız ve sonuca gidebildiğimiz taktiğimizin her hafta üzerine koyabilmemiz 
  • Süper Lig inancımızı biraz daha arttırıyor. 

Bu ligde sistemi en oturmuş takımız. Bunu attığımız gollerde bile görüyoruz. Gaziantep BB maçında attığımız golle, Balıkesirspor'a attığımız gol birbirinin kopyası. Orta sahada yapılan yoğun baskı, rakibi hatalı pasa zorlama, kazanılan topu bekletmeden ileri gönderme ve karşı karşıya kalan oyuncunun sonuca gitmesi... Sadece pası ve golü atan isimler farklı... 

  • Dört maçtır gol yemediğimizi de hatırlatalım. 
  • En son Şanlıurfa maçında gol yemişiz ki onlar da taktiksel değil, bireysel hatalardan kaynaklıydı. 
  • Savunmamızın yumuşak karnı olmadığını veya rakiplerin bunu henüz bulamadığını söyleyebiliriz. 

Adım adım hedefe yürüyoruz. Hem de bu sefer öncekiler gibi o anın heyecanıyla değil, her maç öncesi ne yapacağını bilen, aynı şekilde oynayan ve bireysel yeteneklerle değil, takım halinde kazanan bir futbolcu topluluğuyla. Ve başlarında yıllardır çalıştığımız, Eyüp Hoca ile birlikte en iyi teknik direktör Engin İpekoğlu ile... 

Evet, galiba yılların hasretini bu inançlı futbolcular ve ne yaptığını çok iyi bilen Engin Hoca bitirecek...

Halit Gürer

Yazar: Editor
2016-02-16 15:35:49

Nasıl olduğunu bilmiyorum

Belki rakipler nedeniyle, belki de içerde oynadığımız maçlarımızda daha  kalabalık olmamızdan mı? Çözemedim ama deplasmanda daha rahat puan alıyoruz.

 

  • Denizli’ye gitmeden önce de
  • biliyorduk kazanacağımızı, 
  • müthiş bir güven duyuyordum 
  • Engin Hoca’nın takımına.

Maç öncesinde, Uche mi yoksa Guaye mi oynar diye konuşurken... Mehmet Sedef yerini Merthan’a bırakmıştı. Uche de Guaye’ye.

Kazanan takım bozulmaz diyerek sayfalar dolusu karalayabiliriz. Karaladıklarımızın en sonuda, işin biteceği noktada, KAZANAN HAKLI’dırı göreceğiz.

  • Engin Hoca kime formayı verirse, 
  • o futbolcu yerine oynadığı arkadaşını unutturuyor. 
  • Renan’nın Adanaspor için ne kadar önemli olduğunu söylememe gerek yok 
  • ama Renan yok diye şimdi karalar bağlamıyoruz.

Sami ve Ergin oynamadığı maçta Karabük’ü üçledik.  Oynayan oynamayan herkes üzerine koyarak gidiyor.  M.Sak, Emre, Canberk... ve diğerleri herbiri bir önceki haftadan daha iyisini yapabiliyor.

Kim oynarsa oynasın Adanaspor artık takım oldu. Kim oynarsa oynasın yapabileceğinin en üst seviyesine çıkıyor. Takımdaşlık böyle birşey.

  • Oyuna girmek için ısınan isimleri M.Sedef, Oguzhan ve Uche’yi görünce mutlu oldum. 
  • Kadro kalitemiz hiç de fena değilmiş, dedim.

Aslında bunların tamamı Engin Hoca ile ilgili... Antrenörlük kariyerinin zirvesinde Engin Hoca 2.3 puan/maç ortalama kendi  rekorlarını  kırıyor. Engin Hoca’ya herkes güveniyor. 

Taraftara düşen de 5 Ocak stadyumundaki maçta yerini almak daha çoşkulu olmak. Coşkulu olduğumuz kadar  sabırlı olmak. Acele etmeden takımı destekleyip #ZehirliSarmaşık’ın görevini yerine getiriken bunun tadını çıkaralım.

  • Acele etmeden yavaş yavaş 
  • Balkes’in bitişini izleyelim. 
  • Editör’ün dediği gibi kalabalık değil, 
  • biz kalabalık olmayalım. 
  • Kalabalık olmak yerine 
  • kalitemizi kaybetmeden çoşkulu olalım.

Gerçekten bu heyecanı çok özlemişiz. Hem de çok özlemişiz. Maçtan sonraki pazar günü  son zamanlarda görmediğim kadar Adanaspor’lu gördüm dışarda. Herkes kısık sesle konuşuyor belki bir tedbir için. Bunun tadını çıkaralım. Filmin sonu ne olursa olsun.

Çok klişe gelebilir ama şöyle bağlayacağım:

Lider olunmaz. Lider doğulur.

Ahmet Güntekin 

Yazar: Editor
2016-02-12 13:56:18

Rakip Denizlispor

Son 9 haftadır alt yapısı hocaları Ali Yalçın ile 4-2-3-1 sistemi ile oynatılıyor

Ege temsilcisi,  Ali Yalçın’nın gelmesi ile içerde henüz mağlup olmadı,

  • İç saha karnelerinde ise;
  • 2 Galibiyet, 
  • 3 Mağlubiyet 
  • 4 beraberlikleri bulunmakta.

21. haftaya girerken ligin en fazla gol yiyen takımı oldular.

Toplamda  36 gol yerken bunların 16sını 70. dakikadan sonra kalelerinde görmüşler.

  • Takım dizilişine, Alanya’dan 6 gol yenmesinin ardından, kaleyi son 2 haftadır tekrar devralan İsmail Şahmalı ile başlıyorlar.

İsmail’in önünde Tuna ve Cenk  görev alıyor.

Ve yine son 2 haftadır çok dalgın ve kopuk oynayan bu ikilinin arasına atılacak toplar bizim için çok kıymetli.

Sami’den asist bekliyorum açıkcası.

  • Son hafta 
  • Elazığ’da galip duruma geçtikleri halde
  • 2. gol fırsatlarından da faydalanamayıp 
  • oyunu rakibe bıraktılar ve 
  • 3 gol gördüler kalelerinde. 
  • Yani oyunu tutma konusunda başarılı değiller.

Savunma yapmayı pek beceremiyorlar.

Yine de hücum oynamayacaklarını, oyunu tutmak isteyeceklerini düşünüyorum.

  • Set oyunu oynamak zorunda kalabiliriz. Engin Hoca  zehirli sarmaşık işinde değişikliğe gitmek zorunda kalabilir.

En çok topla oynayan iki oyuncusu Recep Niyaz ve Servan Taştan. Bu ikiliden Servan kendi yarı alanında Recep ise hücüm tarafında topla oynuyor. En fazla topla oynadıklarından mıdır ama yine bu ikili en fazla top kaybeden isimler Denizlispor cephesinde.

  • Kendi atak yönlerine göre sağ önde baskı kuruyorlar Şenol ve Furkan’la ama sağ kanat yerine en fazla etkili  oldukları bölge sol kanat ki burada Leandrinho’nun etkinliğine dikkat etmek gerekiyor. Leandrinho en tehlikeli adamları 20 maçta 11 golu bulunuyor. Emre Uğur ve önünde oynayacak arkadaşının daha dikkatli olması  gerekiyor.

Ama bana sorsarsanız, Umudun Ordusu, Denizli’den Keleş dönecek.

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2016-02-09 17:38:35

 

Her maç daha fazla seyirci gelmeye başlar, tribünde popüler simalar, simsarlar görünür. Maç öncesi stat önünde köfteci sayısında bile artış gözlemlenir. Hissedilmeye başlanmıştır şampiyonluk. Makam araçları maç başlamadan dizilirler kapıya. Olası şampiyonlukta destek vermiş olacaklar ya hani o sebepten yani. Tüm şehre yayılır yavaştan yavaştan heyecan. Henüz takım tutma sevdasına erişmemiş çocuklar bu zamanlarda düşerler işte sevdaya. 

  • Son haftalarda bilet de bulunmaz artık. 
  • Kapıya yazdırılan isimler kâğıtlara sığmaz. 
  • İçten içe kin besleyenler bile içeri girmek için her türlü yalakalığı yaparlar. 
  • Karşılıklı tezahürat yapılacak kıvamdadır artık tribünler. 
  • Sosyete bile sıra gelse de bağırsak diye hevesle bekler. 
  • Bayraklar, pankartlar, koreografiler yaratıcılığın doruğuna ulaşır. 

En vasat görünen oyuncular bile havaya girer işte böyle zamanlarda. Oyuncular, takıma faydalı olabilmek adına canını dişine takar, tribünde gırtlağını parçalarcasına tezahürat yapan taraftarlara nispet yaparcasına. Bilirler ki hafızalarda yer etmek gerekir ucundan,  kıyısından ya da tam ortasından. Atağa kalkarken uğultuyla, coşkuyla, taraftarla beraber kalkılır. Koca stat yekvücut hareket eder. Zor görünen her şey kolaylaşır bir anda. Hep bir ağızdan söylenen şarkılarda tek bir nota şaşmaz, kusursuz bir ses ortaya çıkar. İşte taraftar ve takım da aynı şarkıyı söyler maç bitene kadar hiç susmadan. 

  • Kimse farkında değildir ama yaşananlar bir sezon veya bir maçtan ibaret değildir. 
  • Koca bir şehrin kaderi değişir. Simitçi daha fazla simit satacak, otellere daha fazla müşteri gelecek, statta daha fazla insan çalışacak, maçlardan daha fazla insan dolmuşla evine dönecektir. 
  • Kim bilir belki köfteci Hüseyin Abi oğluna istediği bisikleti bile alacaktır şampiyon olunca. 

Kelebek etkisi misali sen bir bilet alırsın, bir başkası forma, bir futbolcu gol atar, bir hakem penaltı çalar,  yapılan her şey sonuçta belki bir çocuğun gülümsemesine belki şampiyonluğa sebep olur. Her ikisi de görülmeye değer...

Hakan Hacıbektaşoğlu

Yazar: Editor
2016-02-05 20:23:15

Yendik. Çok güzel. Şimdilik lideriz, bu da harika... Derken üç nokta...

Bu sefer Polyannacılık yok!

Şu maçın yazılacak yanı: Çok kapandık. Gereğinden çok kapandık. Bu!

Böyleyken de yani, Engin Hoca 3 puan geldikçe hep haklı.

Futbolcuları, taraftarı, herkesi kutluyoruz.

Futbolcularımız canla başla mücadele ettiler.

Yürek sahaya nasıl konur, onu gösterdiler. Olağanüstü bir savaş veriyor umudun ordusu.

  • Bu mücadeleye 
  • Engin Hocanın katkısı daha çok olabilirdi.
  • Çok bekleyerek sahada futbolcunun, 
  • tribünde taraftarın eziyet çekmesine 
  • neden oldu sanki.

2.oyuncuyu 90.dakikada aldı. 3.futbolcuyu sahaya süremedik bile.

Sahaya sürecek oyuncu mu yoktu? Dileriz öyle değildir. Maç heyecanına bağlayalım.

Ama galip geldik, bu sefer de haklı Engin Hoca.

Ve dileriz o çekirgemiz hep sıçrar, Engin Hoca hep haklı olur... Razıyız.

________________________ 

Hakeme ve onu Adana'ya gönderene Not:

  • Utanın! 
  • Adanaspor maçına verdiğiniz 
  • bu çapsız hakemlerden dolayı 
  • ve kendi çapsızlığınızla 
  • utanın.
  • Alayınız zottiriksiniz.
  • Bu paçozlar berberliği tepemizde öğreniyor ya!
  • Utanın...
Yazar: Editor
2016-01-31 18:36:25

Bir SOL Ayaklı Daha: Oğuzhan Türk

Kısmet bu güneymiş demek lazım. Ofansif orta saha ve oyunun daha fazla sol tarafını kullanan (Son 2 maçta SOL’dan hiç hücüm yapamamıştık) daha önce Hollanda’da Alt lig ve Super ligde görev aldıktan sonra kariyerinin Gaziantep’de sürdürmek için geldiği 2014-2015 sezonunda 25 maç görev almış, 2015-16 sezonunda ilk yarısında ise biri Adanaspor’a karşı 3 maçta 11’de başlamıştı.

  • Hollanda parladığı zamanlarda 
  • daha fazla ofansif oynuyorken 
  • Gaziantep’de defansif oyun oyanmak zorunda kaldığını hatırlatmak isterim.  
  • %75 pas isabeti ile ve %60 isabetli şut (wycout.com)  
  • oyunun iki yönlü oynayan bir özelliği 
  • 4-2-3-1 ve 4-1-3-2’de orta solda oynamış 
  • hem kupada bize karşı hem de geçen yıl Gaziantep’te .

Ofansif orta saha olarak oynarsa hücüm gücüne katkıda bulunabilir. Eminim Engin Hoca’nın elinin değmesi ile diğer sol ayaklılar gibi daha fazla gelişim gösterecektir.

  • Daha fazla koşacak 
  • her iki yönlü oynayıp 
  • Hollanda’da oynadığı sezonlardaki gibi 
  • 4-5 gol atıp ilerde   GOL pası bekleyenlere daha fazla  asist yapacak. 
  • Hatta hem Samican’a hem de Tevfik’e 
  • ofansif anlamda katkı sağlayacak. 
  • Böylece orta sahamızı daha verimli hale getireceklerdir.

Uzun zamandır duran topu kullanmak üzere kim gelecek derken artık Oğuzhan atar dediğimiz oyuncumuz olacak . Oyunu ilerde tutacak şimdilik en yeteneklilerimizden biri olmaya aday Oğuzhan, uzaktan gol vuruşlarının 5 Ocak’ta izleme ümidiyle...

  • Hoşgeldin Oğuzhan.

#ViraAdanaspor

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2016-01-26 20:05:29

 

Figüran

Yıllardır ne iş yapıyorsun sorusuna utana, sıkıla futbolcuyum cevabını veriyorum. Karşılığında gördüğüm tepkiler kültür seviyesi, yaşı, mesleği, cinsiyeti ne olursa olsun yüzde doksan aynı şekilde oluyor. Doğal olarak ilk soru "Hangi takımda oynuyorsun?" oluyor. Ve hemen arkasından "Ne kadar kazanıyorsunuz?" geliyor. Belki de  hiçbir meslek grubu bu soruya bizim kadar maruz kalmamıştır. Kolayca savuşturamazsınız üstelik; çünkü en ince ayrıntısına kadar anlatmazsanız tatmin olmazlar. Hele ki yakın bir akraba falan sorduysa söylemediğinize pişman edebilir sizi. "Korkma oğlum para istemeyeceğiz" ya da "Paranda gözümüz yok" diyerek sitem etmeleri olasıdır.

  • Soruyu soran kişi erkekse para mevzusunu takiben konu futbolculuk anılarına gelir. 
  • Babam izin vermedi, sakatlandım, hoca hakkımı yedi ondan bir yerlere gelemedim; genel futbolcu olamama sebepleridir. 
  • Kendi değilse bile mahallede çok yetenekli bir çocuk vardır ama o da aynı sebeplerden futbolcu olamamıştır. 
  • Hem torpil olmadan olmazdır bu işler. Adamın olmalıdır. (Şair burada alttan alttan futbolcuya giydirir.)

Tüm bu konuları atlattıysanız sıra en önemli konuya nasihata gelir. "Yatırım yap.", "Paranı iyi değerlendir", "Sigara içme." gibi saymakla bitmeyecek nasihatlar arka arkaya sıralanır. Çoğunluklada kelin ilacı olsa cinsinden nasihatlerdir. 

  • Bizler ortalama on iki yaşından  on sekiz yaşına kadar antrenman yapıp mesleğe ön hazırlık yaparız. 
  • Profesyonelliğe geçiş sonrası aşırı şanslı değilsek ilk iki sene bedavaya oynarız. 
  • Çünkü altyapıdan çıkan oyuncuya boş mukaveleye imza attırmak ülkemizin genlerine işlemiştir. 
  • Ancak üstümüze başımıza ya da ailemize ufak miktarda yardım edecek kadar para elimize geçer. 
  • Eğer başarılı olur kendini kabullendirirsen para kazanmaya başlarsın kulübünde ama bu para da takımdaki diğer oyunculardan düşük olacaktır mutlaka.

Sonraki yıllarda bir takımda ne kadar uzun süre kalırsak o kadar çok para kazanırız. Çünkü bir takımdan ayrılmak demek alacaklarınızı bırakmak demektir çoğunlukla. Sakatlıkları, cezaları falan da hesaba katarsanız futbol yaşantımızın altı yedi senesi boşa geçer. Bu konuya üst düzey oynayan nadir futbolcuları katmıyorum tabi ki. Geriye kalan yıllarda kazandığımız para ile hem geleceğimizi planlamak hem de belli bir standartta yaşamak zorundayız. Eğer gerektiği gibi çok karlı yatırımlar yapmazsak kabus dolu günler yaşamamız kaçınılmazdır. 

  • Düşünün futbol oynamaktan başka hiçbir şey yapmamış bir insan ne yapabilir otuzlu yaşlarının sonuna gelmişken. 
  • Hayata sıfırdan başlamak çoğu insanın kendi tercihiyken bizim mecburiyetimiz oluyor dolayısı ile.

Hayatının en güzel çağlarını kamplarda geçiren, sevdiği insanların bırakın mutlu günlerini cenazelerine dahi iştirak edemeyen, fiziken ve ruhen yıpranmış insanlar olarak mezun oluyoruz futboldan. Dışarıdan toz pembe gözüküyor hayatlarımız ama emin olun o gördüğünüz görkemli yaşamları çok küçük bir futbolcu kesimi yaşıyor.  

İşte aynı filmlerdeki gibi başrol oynayan birkaç kişi ile beraber biz de göz önündeyiz ama figüran olarak noktalıyoruz kariyerimizi...

Hakan Hacıbektaşoğlu

Yazar: Editor
2016-01-22 15:01:12

 

Nedir?

Yönetmekte ciddi problemler yaşıyorlar.

Eğitmekte de ciddi problemler yaşıyorlar.

Sağlıkta? Demiştik önleyici sağlık politikasından ticari olan tedavi edici sağlık politikasına geçildiğini.

Spor işinde ciddi problemler yaşıyorlar. 

Adalette ciddi problemler... Geçtik elzem olan genel hak hukuk işlerini, bakın şu ligin bile adaleti yok. Bakanlar filan transfer komitesi gibi çalışıyor hala.

Ekonomiyi yönetemiyorlar. Dileyen esnafa gider sorar halin nedir diye?

Güven ve güvenlik meselesi? İşte, sokakta, okulda... 

Yönetme sorunu var.

Bunca baskı bu sebepten.

Hani hakemin teki maçın kontrolünü elinden kaçırır ya... Sonra kartlara sarılır, atabildiğini oyundan atar, atamadığını korkuttuğunu düşünür.

Evet, maç yönetmek zor zanaat. 

Elinde bütün malzemelerin olması, ortaya bir resim çıkarabileceğin anlamına gelmiyor. Olmuyor, ehliyetsizler trafikte dolanıyor.

Ve daha bir sürü dert,

Adanaspor olmasa hayat berbat.

Yazar: Editor
2016-01-18 20:17:19

 

Hani bir klişe vardır ya, "Önce iyiyi mi söyleyeyim, kötüyü mü?" şeklinde. Dünkü maçta iyi yönümüz de, kötü yönümüz de belirgin bir şekilde gözler önündeydi.

İyiden başlayayım.

Muhtemelen rakiplerimizin çoğunun puan kaybedeceği bir takıma karşı galip geldiğimizi belirtelim. Yeni bir takım olmalarına rağmen, çok iyi bir rakibe karşı üç puan aldık ki Şanlıurfaspor ile üç - dört hafta sonra oynasaydık, bize daha fazla sıkıntı yaşatabilirlerdi. 

Ve devam edelim, Hayrullah kötü bir gol yedi. Ancak sonrasında takımdaki bir çok kişi Hayrullah'ın yanına giderek onu teselli etmeye çalıştı. İkinci yarıya çıkarken taraftar da onu destekledi. Aynı durum Didi'nin hatasında yediğimiz golde de oldu. Takımdaki oyuncular birbirine son derece bağlı. Bu durum önümüzdeki haftalar için bize ümit veriyor. 

Gelelim kötülere;

İlk önce Renan'ın sakatlığı, az alternatifli kadromuzda bizi sıkıntıya sokacak gibi duruyor. Bence Renan varken de bir orta saha ihtiyacımız vardı. Şimdi bu sayı iki oldu. Koşma ve mücadele etme bakımından sıkıntı yok ancak rakip yarı alanda top çevirebilme ve daha fazla topa sahip olabilme adına transferlere ihtiyacımız var. 

Daha sonra maçın ilk yarısını kötü oynadığımızdan bahsedebiliriz. Çok fazla pas hatası yaptık ve ileri gidemedik. Yaptığımız tek atak gol oldu ve ondan sonra işleri biraz yoluna koyabildik. Bu sorunu aşabilmek için yukarıda da yazdığım gibi orta sahaya takviye yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Futbolcularımız müthiş bir özveri ile bu takımı şampiyonluk yolunda iddialı konuma getirdiler. Bundan sonra da aynı özveri ile devam edeceklerinden şüphem yok. Ancak takımı daha üst seviyelere taşıyacak oyunculara ihtiyacımız olduğu ortada. Şubata kadar transfer dönemi devam ediyor. Önümüzde hala yeterli süre var. Dilerim gereken yapılır ve yıllar sonra yakaladığımız bu fırsatı geri çevirmez ve mutlu sona ulaşırız. 

Halit Gürer

Yazar: Editor
2016-01-15 18:08:04

 

Genel görüş şu;

bir maçı paralı askerler değil

yüreğiyle oynayan futbolcular alır.

Ve o futbolcular sezonu da alınlarının akıyla tamamlar.

Urfaspor maçıyla müthiş bir mücadele bizi bekliyor.

Belki bazı maçlarda iş kazası filan olacaktır. Olacaksa da deplasmanda olsun o dediğimiz. Tamam, hiç olmasın...

Her koşulda ve durumda, bu maç, o kaza bela maçı değil.

Sıkı mücadele,

Çok pozisyon,

Değilse olan pozisyonlardan goller, 

Kayıpsız bir maç,

Mutlu bir hafta sonu diliyoruz.

Büyük Adanaspor taraftarı tribünde,

Yoktan var eden Adanaspor futbolcusu sahada olacaktır.

Olacaktır derken,

Tüm varlığı ve yüreğiyle...

Her yerde,

Her zaman

ve sadece

Adanasporluyuz. 

Yazar: Editor
2016-01-10 13:51:36

 

Şu Trabzon maçı sadece bir skor maçı oldu.

3-0 sonucuna bakıp da aldanmamak lazım.

Bu maçın hakkı bu netice değildi.

Yalnızca sonuca ve bize gol atan bir adama canımız sıkıldı.

Sahada, özellikle ilk yarıda nefis bir Adanaspor vardı.

Mücadele, tempo, kazanma isteği, yardımlaşma, oyun stili… Hepsi çok şıktı.

Bütün takımı tebrik ediyoruz. Sevgiler ve saygılar diyoruz.

Sadece ilk bölüm değil, ikinci devrede de iyiydik. Fakat acınası golle morali bozulmuş bir takım doğal olarak hata yapar. Değilse maç 0-0 iken çok net pozisyonlarımız vardı.

Bu maç için yalnızca iki adet “keşke” var:

Bir: Hocamız keşke ikinci 45’e hemen Mehmet Sak ve Mahmut Temür’le başlasaydı. Zaten 1-0 geriye düşmüşüz… Belki kurtarırdık bari 1 puanı. Ki oyunumuz bu manada umut vericiydi.

İki: Kalecimiz keşke maça daha çok odaklanmış olsaydı. Üzüntüm yediğimiz gollerden çok onu izlemeye gelenlerin olası olumsuz görüşleri. Şu maçtaki derdim tamamen Hayrullah’ın istikbaline dair idi.

Şimdilik salı günü Trabzonspor’la yapacağımız antrenman maçına bakalım ve bence 1 puan için oynayalım. Eğer kupada gitmek istiyorsak… Değilse kupa da dert değil. Şu ana kadarki haz tatmin ediciydi.

Aslolan ve çok çok önemli olan Urfaspor maçıdır. O maçtan alacağımız 3 puan çok kıymetli olacak.

Yazar: Editor
2016-01-05 19:53:10

 

Geçenlerde 1.Lig için çok kritik bir zirve olmuş ve orada bir şeyler konuşulmuş.

Dikkatle okudum ve neler konuşulduğunun bir özetini çıkardım.

Bir kere zirve bakanlık binasında olmuş, Yani tüm başkanları önce hükümet karşısında bir esas duruşa geçirmişler. Yani? Bakın, şampiyonluk bu ligde -hep olduğu gibi- hükümetin onayından sonra gelir.

Dilerim Bayram Başkan, sıkı 4 transfer yapar da alın teriyle bir şampiyonluk nasıl alınır onu cümle aleme gösterir. Bunu bile umutsuz bir umutla bekliyoruz ama... 

Bu arada, TFF'nin toplantı yapacak bir tesisi yok muymuş?

1.Lig başkanları arasında diyalog varmış. Bu durum bakan beyi mutlu etmiş.

Mali yapıyla ilgili bazı çalışmalar yapılıyormuş.

Uefa kriterleri seneye uygulanıyormuş. Musamahasız. Bunlara herhangi bir kişinin müdahale şansı yokmuş. İnanılmaz değil mi?

Yapılmayan harcamalar ilerleyen yıllarda kulüplere fayda getirecekmiş.

Bazı kulüplerin geçmişten gelen borç yükleri varmış. 

Daha sağlıklı mali yapı, demiş bakan.

Kendileri yardımcı olacakmış.

Kulüplere gelir getirici birtakım çalışmalar filan...

Sağlıklı bir mali yapıya kavuşmuş Türk futbolu ve saire...

Ortak noktada buluşma...

Daha ileri nasıl gidebiliriz, sorusu...

Yoksa Uefa bize dayatacak, kaygısı...

Kulüpler ben değil, biz diye düşünmeliymiş.

Futbolu toplumun yüde 99'u seviyormuş.

(Hayır, biz futbolu değil Adanaspor'u seviyoruz.)

Kulüplerin çok borcu var, ödenmeyen sigorta primleri var, borç silme yok borç erteleme var, aslında çözüm yok, plan yok, program yok; bolca temenni, vaat ve nasihat var.

Yaptırım yok, bu kadar transfer yapılıyor kaynak nereden sorusu yok, bu soru olmayınca cevap yok ama muamma var, haksız rekabeti önleyecek hiçbir şey yok, dolayısıyla haksız rekabet var.

Benim bu açıklamadan anladığım sadece La Fontaine'den masallar...

Bir sürü şey konuşulmuş ama demek ki hiçbir şey konuşulmamış, bir "aile" fotoğrafı verilmiş, hükümetin gölgesi bağımsız futbolun ve federasyonunun üzerine salınmış ve bırakılmış.

Vira Bre! 

Yazar: Editor
2015-12-31 15:16:27
http://www.a-c-d.dk/brochurer/biler_piger/anadol20.jpg
 

M.Ö. 45–Jülyen takvimi ilk kez kullanılmaya başladı. (16. yy'a kadar kullanıldıktan sonra yerini Gregoryen takvim'e bırakacaktır.)

1673-New York ile Boston arasında düzenli posta servisi başladı.

1788-Londra'nın en eski gazetesi The Times yayımlanmaya başladı.

1808-Amerika Birleşik Devletleri'ne köle girişi yasaklandı.

1891-Penaltı, İngiltere'deki Stoke City-Notts maçındaki tartışmalar üzerine kural kitabına girdi.

  • 1899-Küba'da İspanyol egemenliği sona erdi.
  • 1923-Türkiye'nin ilk futbol federasyonu olan Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı kuruldu.
  • 1929 - Millet Mektepleri açıldı.
  • 1929-Anadolu demiryolu hattı ile Haydarpaşa Limanı millileştirildi.
  • 1936-İlk yılbaşı tatili.

1941-Behice Boran'ın çıkardığı aylık fikir ve sanat dergisi Yurt ve Dünya yayımlanmaya başladı.

1943-Varlık Vergisi tahsilâtı 11 milyon liraya ulaştı.

1944-Gerede, Bolu ve Çankırı'daki depremlerde 4.611 kişi öldü.

  • 1949-Orhan Veli Kanık Yaprak dergisini çıkardı.
  • 1952-Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu yürürlüğe girdi.
  • 1958-Avrupa Topluluğu kuruldu.

1959-Küba devriminin zaferi. Diktatör Fulgenico Batista yeni yılın ilk saatlerinde Havana'dan kaçtı. Camilo Cienfuegos ve Che Guevara önderliğindeki gerilla kolları Havana'ya girmeye başladı. Bütün Küba'da işçiler ve köylüler Fidel Castro'nun çağrısına uyarak genel greve başladı.

  • 1961-Devlet Başkanı Cemal Gürsel bugünü İkinci Cumhuriyet'in kuruluş yılı ilan etti.
  • 1963-Bakanlar Kurulu otomobil ve lüks eşya ithalini yasakladı.
  • 1965-Filistin Kurtuluş Örgütü içerisinde yer alan El Fetih, ilk silahlı eylemini gerçekleştirdi. Ahmet Amr Musa önderliğindeki gerilla birlikleri, İsrail'in işgal altında tuttuğu Batı Şeria topraklarına sızarak, bir köprüyü havaya uçurdu.

1967-Anadol marka otomobil piyasaya sürüldü.

1971-Zonguldak'ta ücretleri ödenmeyen 600 maden işçisi ocaklara inmedi.

  • 1985-KDV'li (Katma Değer Vergili) yaşam başladı. (Böylece halkından yana olmayan devletin bir uygulaması daha tescillenmiş oldu.)

1990-David Dinkins, New York'un ilk siyah belediye başkanı olarak görevine başladı.

1992-Şehir içi yollarda sürücüler ve ön koltukta oturanlara emniyet kemeri takma zorunluluğu getirildi.

1993-Avrupa'nın "tek pazar düşü" gerçekleşti. Kuzey Kutbu'ndan Akdeniz'e, Avrupalılar pasaportsuz seyahat edebilecek.

  • 1994-Meksika'nın Chiapas eyaletindeki Kızılderililer, ulusal kuruluşları için Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu önderliğinde ayaklanarak bölgenin denetimini ele geçirdiler.
  • 1999-Avrupa para birimi Euro yürürlüğe girdi.

2005-Türk Lirası'ndan (TL) 6 sıfır atıldı. Yeni Türk Lirası tedavüle girdi.

2009-YTL'nin Y'si atıldı. Türk lirasının ismi TL oldu.     

2010-Yeni Türk Lirası (YTL) tedavülden kaldırıldı.

2016-Kaplanpenche, 10. yılını kutlamak için, Temmuz'u yıl içinde beklemeye koyuldu.

Yazar: Editor
2015-12-27 18:18:04

Maçı kazanırız, kazanamayız...

Şampiyon olunur, küme düşülür...

Mesele değil.

Futbol ki eğlencemizdir.

Fakat,

Şu Elazığ zevatı maçtan önce Adanaspor Atkısı yaktı ya...

İşte bu utanç verici bir şey...

Utanç verici... 

Anlaşılan bir parça manevi çizgisi olmayan bir kitleyle muhatap olmuşuz.

Hiçbir manevi değere saygısı olmayan bir kitleyle muhatap olmuşuz.

Kendilerininkinden başka hiçbir manevi değeri olmayan bir kitleyle muhatap olmuşuz.

Yazık...

Bundan böyle, 

Nazarımızda, şunların adı bile anılmayacak... 

Yazar: Editor
2015-12-23 19:31:43

 

Ta Yapı Meslek'ten sınıf arkadaşım Sevgili Şehmuz'un istatistik çalışmaları güzel devam ediyor. Eline ve arşivine sağlık kuzen.

Son çalışması da gösterdi ki kupada pek yokuz.

Bu durum yıllardır böyle.

Bir kere yarı f. oynamıştık.

Fakat o zamanki hocamızın bir nevi tercihi yüzünden Koaelispor'a 1-0 kaybetmiştik.

Bir nevi tercih derken; örneğin, öyle bir müsabakada, Altan ve Necati'yi kesmişti hoca.

Ve Kocaelispor şampiyonluk maçında Beşiktaş'ı yenip UEFA'ya gitmişti. 

Böyle bir kupa mazisi...

Nazilli ile ilk kez karşılaşıyoruz galiba.

Daha önce hazırlık maçı yapmış olabiliriz.

Bu tip maçlar, üst ligdeki takım için zor oluyor, biliyorsunuz.

Diyarbekirspor maçı hiç de kolay değildi.

Engin Hoca, son açıklamasında galibiyet için sahaya çıkacağımızı ima ettmişti.

Yani bu bir antrenman maçı olmayacak.

Forma şansı bulan futbolcularımız maça mutlak galibiyet için çıkacak.

Son haftalardaki mücadelemiz ve kazanma azmimiz bu maçta bize umut veriyor.

3 puanı almamız kupada bizi şimdilik avantajlı yapacaktır.

Lig için de Elazığ'a moralli gitmemize vesile olacaktır.

Soğuk hava vs...

Ama hafta içi de Adanaspor'u izleme fırsatını edinmiş olmak ne güzel.

Vira Kupa... 

Not:

Dedikodusu dolaştığı için Tiago konusunda bir görüş belirteyim. Tiago'nun kalbimizde yeri ayrıdır, evet...

Lafı uzatmayacağım.

Şu takıma, Tiago'nun girmesini istemem. Daha savaşçı, daha kolektif zihniyetli, takımın önüne geçmeyecek ve takım için oynayacak bir ismi tercih ederim.

Yazar: Editor
2015-12-18 15:24:44

 

Karabük'le ilk amansız mücadelemiz 2B'de olmuştu.

Fena kapışmıştık, lig sonunda biz lider onlar arkamızda, o zamanki adıyla Bank Asya 1.Lig'e çıkmıştık.

O sezon hem deplasmanda hem de iç sahada Karabük'ü yenmiştik;

1-2

3-2

skorları ile...

Güzel bir sezondu.

Çok eğlenmiştik. 

Şimdi de Karabük'le amansız bir şampiyonluk mücadelesine giriştiğimizi iddia veya ima etmiyorum. [Zaten 13. takım ile aramızda sadece 3 puan var ve ikili averaj da onlarda. Böyle bir şey...]

İki takım arasında ciddi bir bütçe farkı var. Bu bütçe farkını kendi paramızla kapatmamız mümkün değil.

Eh, ekabirden bize para gelmeyeceğine göre ve gelse böyle kıyak paralara tenezzül etmeyeceğimize göre... Bize kalan yine mücadele etmek olacaktır. 

Evet, söz konusu fark ancak mücadeleyle kapatılabilir.

O zamanlar da arada ciddi maddi farklar vardı ama Adanaspor sahada ve tribünde kenetlenerek neredeyse imkansız bir şampiyonluk yakalamıştı.

Aynısı olur mu, bilmem.

Fakat mücadele etmekten kimseye zarar gelmez.

O sahaya çıkınca mücadele ederek kaybedeceğimiz şey sadece ter vs olacaktır.

Olası bir Karabük galibiyetinde, burada şampiyonluk şarkıları söylenmeye başlamayacağız.

Çünkü o yol hala çok uzun ve hala çok zorlu.

Ama olası bir galibiyetle perşembe günü (18.oo) oynayacağımız Nazilli kupa maçına daha moralli çıkacağımız kesin. 

Vira  be!

Yazar: Editor
2015-12-12 17:12:09

İyi Mücadele

Dünden beri keyfimize diyecek yok. Alanya galibiyetiyle, seri devam ediyor.

Hele, bu galibiyet deplasmanda olunca, bir başka güzel oluyor.

NDUKA, ona ayrı bir parantez açıyorum. Yüksek top tekniği ile futbol cambazı. Her geçen hafta üstüne koyuyor. Geçen sezon geldiği Mersin takımındaki, antrenman ve maç eksiğini bu sezon atlatmış görünüyor. Her hafta takımımızın öne çıkan oyuncularından.

Magaye, Samican, Canberk, Merthan ve kalecimiz Hayrullah performansları artmaya başladıkça, katkı koymaya başladılar.

Ergin, Renan, Didi, Uğur hep aynı istikrarda, iyi grafik çizmekteler.

Böyle olunca top, Adanasporlu oyunculara geçtiğinde, hemen 2-3 oyuncuyla prese geçen Alanya takımına karşı çok iyi pas yaparak dirençlerini kırdık.

Geriden çıkarken pas yapan bir takım görüntüsündeydik. Orta sahadaki paslaşmamız harikaydı.

Bir ara, orta sahadan MAGAYE’nin öncülüğünde öyle güzel pas kombinasyonu ile çıktık ki en son Uğur’un vuruşunda maç bitmişti.  Kalecileri Haydar bu pozisyonda çok başarılıydı.

Karşılaşmanın hakemi, Alper ULUSOY çok güzel bir maç yönetiyordu. Ta ki, maçın sonlarına doğru, Alanyasporlu oyuncunun geri pasını es geçerek başarısına gölge düşürdü. Bu pozisyon sonrası, haklı itirazını sürdüren golcümüz Ergin’i kartla cezalandırdı. Nitekim, o pozisyon sonrası, Alanyasporlu yedek kulübesinin de oyuncumuzu germesi sonucu, sahada eksik kalmamak adına, TD. Engin İPEKOĞLU yerinde bir hareketle Ergin’i oyundan aldı.

Yerine oyuna dâhil olan, geçen hafta’nın gamsız oyuncusu, Ahmet DERELİ maça damgayı koydu. Defansif özelliği olmaması nedeniyle, kanatlardan ziyade forvet oynaması daha doğru tercih olacaktır.

Bu hafta Karabükspor maçında Ergin kart cezalısı durumuna düştü. Sınırlı kadromuzda, büyük ihtimal, forvet olarak, görev alacaktır. Yakalayacağı bu şansı, hafta içi çok iyi hazırlanarak, uzun, fuleli koşularıyla, direkt kaleye gidebilmedeki yeteneğini, olumlu kullanmasını diliyorum.

Kubilay ARI

Yazar: Editor
2015-12-07 18:25:45

Devam O Zaman

Sezonun şu ana kadarki en hareketli maçını geride bıraktık. Verilmeyen gol ve penaltımız, uzatma dakikalarında atamadığımız 4'e 0 pozisyon ve ardından rakip kalecinin karambolde altı pas içinden kaçırdığı gol. Özellikle son dakikalar bizim adımıza bir trajediye dönüşebilirdi ancak bu defa şans bizim yanımızdaydı.

İlk yarıda çok güzel bir futbol ortaya koyduğumuzu düşünüyorum. Çok istekli başladık. Biri geçersiz iki gol bulduk. Sonrasında biraz geri çekilerek rakibe pozisyon vermemeyi amaçladık. Bu süre zarfında Magaye ve Cem'in rakiplerini neredeyse ceza alanına kadar kovalamaları, Tevfik ve Renan'ın, iyi top yapan rakip karşısında sürekli koşup, yerinde müdahalelerde bulunmaları ve savunmamızın hatasız oyunu bizi amacımıza ulaştırdı. Rakip uzaktan şutlarla ve duran toplarla sonuca gitmeye çalıştı ancak başarılı olamadılar.

İkinci yarıda ise sadece savunmayı düşündük. Rakibimizi bu sürede iyice üstümüze çektik. Karamboller dışında pozisyon vermedik ama ileride yeterince oyuncumuzun olmaması sebebiyle kazandığımız toplarda verimli atak üretemedik. Durum böyle olunca neredeyse tamamen kendi yarı alanımızda geçen bir ikinci yarı oldu. Son dakikadaki o malum pozisyona kadar da bizi heyecanlandıran bir pozisyon olmadı. Genelde takımda bir oyuncu gol krallığına gidiyorsa penaltılarda olsun, bu tarz pozisyonlarda olsun, takım arkadaşları ona hedefine ulaşması için yardımcı olur. Keşke Fahri de bu düşünce ile hareket etseydi de bize o son kaosta stres yaşatmasaydı.

Bireysel olarak oyuncularımızın formda olması, şu zor maçlar sırasında ümit veriyor. Renan ve Tevfik orta sahada çok mücadele edip rakibin oyununu bozdular. Samican sezon başındaki kötü performanslarından eser yok. İyi bir çıkış yakaladı. Magaye için "Sezonun hayal kırıklığı" derken iki maçta fikrimizi değiştirdi ve kalitesini ispatladı. Emre Uğur iyi bir performans gösterdi. Ergin Keleş, golünü atarak yine görevini yaptı.

Hayrullah, zaman zaman çok eleştiriliyor. Gerçi bizim taraftarımız kaleci konusunda çok mükemmeliyetçi. Islıklanmayan, eleştirilmeyen kalecimiz var mı hatırlamıyorum. Kalecilik tecrübe işidir ve bir kalecinin en iyi olduğu yaşın otuz olduğunu söylerler. Henüz 22 yaşında olan bir kalecinin zaman zaman hatalar yapması olağan. Kendisine biraz daha destek olmalıyız. Dünkü maçta net bir tehlike yaşamadık ancak yüksek topların çoğunda, topu alarak takımı rahatlattı. Fakat bir- iki pozisyonda savunma oyuncularımızla anlaşmazlık yaşadı. Korner vb. pozisyonlarda biraz daha iletişimi arttırmalı ve ayağına gelen topları biraz daha iyi kullanmalı. Bunları yaparsa hem kendisine hem Adanaspor'a daha fazla katkı sağlar.

Önemli bir üç puan aldık ancak zor maçlar devam ediyor. Gaziantep'ten sonra şansımızın tuttuğu bir diğer takım olan Alanyaspor'a konuk olacağız. Son iki maçımızı yine 3-2 ve 3-0 kazandığımız bir rakip. Bakalım istatistikler yine yüzümüze gülecek mi?

Halit Gürer
Yazar: Editor
2015-12-04 12:50:35

 

Kalan dört maça bakınca hepsi birbirinden fena bir rakip silsilesi görüyoruz.

Gaziantep, sonra Alanya, sonra Karabük, sonra Elazığ...

Gaiba sıralama böyleydi.

Şimdi, ortamı yumuşatmak için yazmıyorum, sakın öyle düşünmeyin.

Şahsen ben bu 4 maçta 3 puana razıyım. Hakkaten. Çünkü sıfır puana daha çok yakınız.

Zaten olağan koşullarda öngörümüz 6 puan üzerinde yoğunlaşır. 6 puanın üzerinde bir tablo ise tadından yenmez.

Futbolun klişe ifadeleriyle bir bağlama yapayım:

Top yuvarlaktır.

90 dakika her sonuca gebedir.

Yenilmeyecek takım yoktur.

Her maç 3 ihtimallidir.

Bu ligde herkes herkesi yener.

Gün doğmadan neler doğar.

Köy yanar, orospu saçını tarar...

Yok, bu son ikisi futbolla ilgili değildi, onları geçelim.

İşin özü, efendime söyleyeyim; bu 4 maçtan puan alamazsak şaşırmam, lan ne oldu böyle demem. Zira bizim takım şu 4 rakipten puan alamamaya pek müsait.

1'den 12'ye kadar (11 puan hariç) her puanı çıkarmak matematiksel olarak mümkün, ama matematiksel olarak mümkün.

Futbolun yukarıdaki klişelerinden biri bizim için gerçekleşir mi?

Gerçekleşirse bizi kralı tutamaz.

Değilse orta sıralarda kalmak için özen göstereceğiz.

Haydindi, ilk rakip Gaziantep BB.

Görelim bakalım ne olacak?

Yazar: Editor
2015-12-01 15:49:31

Memlekette iyi şeyler olunca söz yazacağım.

Şimdi Adanaspor'a geçiyorum.

Hani biz genç futbolcularımızı eleştriyoruz ya, özellikle milli olanları... Yanlış anlaşılmasın, oların yerinde gözümüz yok, biz çıkıp oynamayacağız.

Derdimiz önce Adanaspor istikbali, sonra o futbolcuların istikbali...

Normaldir.

Yani?

Adanaspor'da kötü performans milli takım kapılarını da kapatır. Sonrası derin üzüntüler olabilir.

Bu yüzden önce Adanaspor, sonra milli takım...

Başka öncelikler varsa, bence böyle bir zihniyet gözden geçirilsin...

Bana sorarsanız bir tek Adanaspor... O ayrı bir mevzu...

Onların başarılarını istiyoruz. Haftada 1 tek 90 + dakika... Çok uzun bir süre değil...

Adanaspor bize enteresan şeyler yaşatıyor.

Örneğin Ergün Abi geçenlerde sordu, yahu kümede mi kalacağız şampiyonluğa oynayacağız?

Herkes kararsız, çünkü topçular istikrar manasında belirsiz.

Takım bir hafta şöyle, bir hafta böyle.

Lakin çoğu zaman şöyle böyle...,

Bu durum da duygusal duvarlarımızı inceltiyor.

Ya çok seviniyoruz ya da çok üzülüyoruz.

Bazen hemen seviniyoruz bazen de hemen üzülüyoruz.

Ve fakat bu durum özellikle o maraton tribünden futbolcularımıza gelen küfürleri haklı kılamaz.

Zaten az bir kitleyiz, o kitlenin takımını daha aşkla desteklemesi gerekirken, bazı maraton zevatı topçuya daha maçın başında basıyor küfrü. Derim ki, futbolcusuna söven bir seyirci o küfrü alsın kendi hanesine yazsız, daha çok yakışır.

Hisse:

Seyirci söver.

Taraftar sever. 

Sevelim bre! Güzel Yurdum Adanaspor'um. 

Yazar: Editor
2015-11-22 17:50:00

 Şu Bolu maçları, bizim için adeta kâbus oldu. 

* Bu senede bozamadık Bolu'ya kaybetme hastalığını, istatistikleri yine haklı çıkardık.

* Boluspor takımını kurmuş oldukları, kadro açısından kutluyorum. Çünkü maçı kaybetmemizdeki en önemli etken, kadro kalitesi olarak bizden çok daha iyilerdi. İlk devrenin son 10 dk. ve ikinci devrenin ilk 15 dk.sı oyunu sadece dengede tutabildik. Diğer süre içerisinde, bariz üstün oynadılar.

* Kaleci, defans ve orta sahalarını çok iyi buldum. Özellikle, orta saha oyuncularının tamamı, teknik açıdan son derece kaliteli, birbirlerine çok uyumlu ayaklar. Forvet hattında aynı başarıyı yakalayabilmiş olsalardı. Şampiyonluğun en büyük adayı olabilecek kalitedeler. Geçen sezon kiralık oynayan İbrahimoviç versiyonu, Piroviç'i kaybetmeseler, bu sezon onlar için çok farklı olabilirdi.

* Karşılaşmanın hakemi de takımımızın oyununa paralel olarak, bize iç sahada deplasmanı yaşattı. Kritik noktalarda Bolu takımına vermiş olduğu kararlarla ön plana çıktı. Sürekli Bolu takımını desteklemekte neyin nesi? Yediğimiz ilk golde, aut'a çıkan pozisyona korner vererek, duran toptan geriye düşmemizi sağladı.

* Kalecimiz Hayrullah için, sezon başından beri bulunduğu konumu hiç hak etmediğini düşünüyorum. Bugün yediği 2 hatalı gol ve sonrasında, kalemize gönderilen pas niteliğindeki vuruşu dahi sektirerek, vasatlığı perçinledi. Keşke devre sonuna kadar, bu denli bariz hatalarla oynamayıp, takımımıza para kazandırıp gitse... Ancak, bu şekilde biraz zor görünüyor. 

* Bir sözümde Emre için, Ümit milli takıma kadar yükselen bir oyuncu nasıl olur da,  Orta yapmayı, pas yapmayı geliştiremez. Antrenman sonrasında hiç mi ekstra çalışmıyor? Futbolun sadece sürat ve çabukluktan ibaret olmadığını bilmeli.

* Magaye Guaye ise, kredisini de bitirmeye devam ediyor. Formasının hakkını vermeyen bir oyuncunun, savunulacak hiç bir tarafı yoktur.

* Didi Renan ve oyuna sonradan giren Mahmut kötü gününde olan takımımızın,  ön plana çıkan isimleriydi. Yine söylüyorum. Adanaspor Mahmut olmadan maça başlamamalı. Ergin için ise, söylenecek fazla bir şey yok. Oyunda kaldığı süre içerisinde, tek başına elinden geleni yaptı. Yalnız kaldı. Yine de her zamanki gibi çok çalıştı. İnşallah sakatlığı ciddi değildir. Zira alternatifi yok. En kısa sürede iyileşmesini diliyorum. 

Kubilay ARI

Yazar: Editor
2015-11-11 10:02:09

Şimdi nedir?

Bir kesim Dünya Rakı Günü'nü hedefe koymuş ve onu indirmeye çalışıyor.

Belli noktalardan bir tazyiktir başlamıştı zaten.

Dün itibariyle de Adana valisi kimliğinde bu baskı bir karşılık buldu.

Adana valisi, şimdilik sözlü olarak bu etkinliği (kendilerinin aklaki, idari, eğitsel kıstasları içinde) yasakladığını söylüyor.

Yani insanlara nasıl yaşamaları gerektiğini işaret ediyor aslında, demek ki şimdiye kadar sersefil yaşamış biz insancıklara. Karamba karambita!

Öncelikle bu hamle, gücünü 1 Kasım seçimlerinden alıyor. Evveliyatı 13 senede zaten duruyordu evet... Lakin demem şu: 7 Haziran paniği, 1 Kasım'da fena bir atağa dönüştü, dönüşüyor işte... O bir günün, 7 Haziran akşamın acısını da çıkarıyorlar sanki... canına yandığım...

Biz buna benzer çıkışları şu 10 gün içinde fazlasıyla gördük; yandaş gazetecisinden, partidevlet temsilcilerine kadar...

Tehditler, yasaklar, müdahaleler...

Bu konuyu daha ilk zamanlarında yani sigaranın kapalı mekanlarda yasaklandığı ilk anlarda vurgulamıştık; muhteremlerin meseleleri ne sigaradır, ne de sağlıktır, diye... Nihai hedef; bir hayat tarzına, hiç tahammül edemedikleri bu hayat tarzına müdahaledir.

Sonrasında; baskı altına alıp evlerine ittikleri kitleleri, birbirinden uzaklaştırıp onların görüşme, buluşma, dayanışma olanaklarını yok edip iktidarlarını sonsuz kılma amacı...

Alınan yol şaşırtıcı değil... Bekleniyordu zaten.

Mıymıntı çıkışlar bu yasaklara sökmez. Bu konuda yerel yönetimler daha karalı olmalı...

Vergisi ödenen, satışı yasal olan bir ürünün festivali nasıl yasaklanırmış falan filan...

Yasaklanıyor işte.

Daha çoğunu yasaklayacaklar muhtemelen.

Örneğin, kimin aklına gelirdi maçlara ancak ve ancak passokart denen bir şeyle girilebileceği...

Amaç şöyle okunuyor: kendilerinkine benzemeyen hayat tarzlarından bir mevzi daha almak ve bunu Adana'da yapmak...

Dünya Rakı Günü, değil de Dünya Kebap Günü filan yapılır ve bir keyfiyetten "izin"  alınır aynı içerikle... bu da bir süre daha yapılır. Lakin o sarı koyun da, bir hayat mevzisi de verilmiş olur. Sonra ancak evlerin balkonunda, konu komşudan da gizlenerek belki rakı vs içilir...

Not: Bakın, mücadele mevzisi filan da demiyorum, hayat mevzisi diyorum; çünkü zaten bir rakı festivalinden mücadele mevzisi çıkmaz, çıkmasın da. İnsanlar orada sadece keyfine baksın.

Anladık, mesele rakı filan değil... Zaten bizde de mesele rakı değil, mesele erk olarak bir hayata karışmak veya o hayata o erki karıştırmamak...

Bir de, resmi muhatabı olmayan son derece sivil bir etkinliğin, bir nevi gece pikniğinin izni kimden, neden, nasıl alınacak gibi bir cümle kuracağım ama birden anlamsızlaşıverdi sorum?

Bir yasağı hangi hukuki zemine vs oturtmak zorundalar ki?

Yasakladılar gitti! 

Yazar: Editor
2015-11-06 10:54:24

Bu hafta rakibimiz lig lideri ve henüz kendi sahasında mağlubiyet görmeyen Samsunspor. Orta sahada agresif oynayıp ilerideki oyuncuları ile sonuca gitmeyi hedefleyen bir sistemleri var. Bu sistemin dişlileri gayet iyi çalışıyor.

  • Kadrolarındaki oyuncular oldukça formda. Ümit Özat'ın hırslı yapısı da buna eklenince ortaya çok iyi bir takım çıkıyor.
Orta sahadaki Hasan Kılıç, rakibin oyununu bozma ve agresif yönüyle Samsunspor'un iyi ve formda isimlerinden. Yanında oynayan Mustafa Sevgi, lige iyi başlayan bir diğer oyuncu. Ortalamasının üzerinde gol kaydettiği bir sezon geçiriyor. Uzaktan şutları ve frikikleri çok etkili. Onların önünde oynayan Mehmet Çakır için klasik bir "on numara" diyebiliriz. Pasları ve şutları ile fark yaratıyor.
  • İleride Famoussa Kone tarzıyla Emenike'yi andırıyor. Çok kuvvetli ve bitirici özelliği yüksek. Rakibimizin en önemli kozlarından. Yanında Ofoedu çok kıvrak, hızlı ve fark yaratan bir oyuncu. Önceki hafta sakatlık geçirdi ve bizim maçta oynama ihtimali düşük görünüyor.
Son hafta Karşıyaka galibiyeti ile üst sıralara tutunmayı başardık. Bu hafta işimiz daha zor ve Renan gibi önemli bir isim cezalı. Savunmayı iyi yapmak zorundayız. Geride alanı iyi daraltmamız çok önemli. Tabi kendi oyunumuzdan ödün vermeden yapmalıyız bunu. Savunma ve kaleleri hücumcuları kadar kuvvetli değil. Bu nedenle ileri hattımızdaki isimlerin performansı belirleyici faktör olacak.
  • Geçen sezon yine Eyüp Hoca ile zor maçlara iyi konsantre olmuş ve iyi sonuçlar almıştık. Antalya deplasmanı ve içerideki Alanya maçı buna örnek. Yarın da yine sahada iyi bir Adanaspor izleyeceğimizi düşünüyorum. 
  • Şans da azıcık yanımızda olursa 
  • neden olmasın ?
Halit Gürer
Yazar: Editor
2015-11-03 14:49:12

Şu seçim sonucunu etkileyen temel unusurun korku olduğunu söylüyor işin uzmanları.

Tabi bu analizlerin hepsi maç sonu analizler.

Pozisyonlara tekrar tekrar bakılıyor da yorumlar yapılıyor.

Sıcağı sıcağna anlaşılmaz enstantaneler tekrar görüntülerde netleşiyor tabi.

Belirleyeni tek olmayan bir seçimdi bu.

Ama sokakta, yani ekonomik olarak da hayatın içinde olan, ticaretle uğraşan, örneğin esnaf çiftçi kesimi aslında en net analizleri yapıyordu. Yapıyordu da siyaset ve okumuş takımı bunu görmekte zorlanıyorduk. 

Çünkü çoğu zaman olmasını istediğimizin analizini yaparız, bir manada kurarız, sonra da gerçekler karşısında apışıp kalırız.

Şahsen ben Adanaspor maçlarını bile çoğu zaman "olmasını istediğim" sonuca göre tahmin ediyorum. Şu şöyle oynarsa bu böyle koşarsa diğeri de öylece giderse filan... Ama herkesin bir çapı çeperi var. Demem o ki tahmin dediğimiz şey bizde pek nesnel olmuyor. Fazla romantik ve hayalperestiz. Bir de genelin ne hissettiğini anlamaktan yoksunuz. Belki o kadar "faydacı" olamıyoruz...

Hayat prensiplerinin farklı oluşup gelişip yaşandığını bilmezden geliyoruz.

Zannediyorum ki örneğin Suruç'u, Ankara'yı herkes benim gibi hissediyor ve benim gibi yorumluyor ve bir neticeye bağlıyor.

Öyle değil işte.

Nedir?

Genel görüş şu:

Önce canına, sonra cüzdanına korkanların, sonucunu belirlediği bir seçim oldu bu. Öyle bir yorum.

Böyle hissedip de oy kullanan kişileri kim suçlayabilir? 

En doğal iki nokta üzerinden hayata tutunmak. Olağan hisler ve düşünceler. Olabilir mi? Olabilir! Zaten oldu bile. ("Suçlamak ayrı, haklı görmemek ayrı" notu düşmeli bu arada...)

Peki muktedirin bunu bir seçim taktiği olarak görüp hayata geçirmesine ne denir?

Halkın korkuları üzerinden bir istikbal inşa etmeye çalışan-inşa eden iktidar denir.

Dilerim bu günleri bile arar olmayız... 

Yazar: Editor
2015-11-02 07:51:39

Şimdi efendim enteresan bir seçim yaşadık haddizatında. 

13 senelik iktidarı sonucunda Akp, yani 13 senede kaybettiği 9 puanı filan, 5 ayda geri aldı.

Nasıl bir maça dönüş ama? 

Bu 5 ayda ülkede neler olduğunu yazmayacağım. Herkesin bildiği şeyler bunlar.

Ama o 5 ayda o 9 puanı geri aldı.

Br başka deyişle 5 ayda 5 milyon oy aldı.

O nüfusla yeni bir ülke kurulur bre! 

Soğuk duş...

Herkes hak ettiği gibi yönetilir gibi basit bir laf etmeyeceğim, çünkü bu seçim sonucu meselesi bu sitemci sözle geçiştirilemez.

Nedir?

Herkes, bir operasyon içinde yönetilir.

Kitleler bir korku ortamı içinde ayrıca yönetilir. 

Çiko diyor ki, sandıkta karşılığı olmayan neticeler bizim Meksika'da çok olurdu, diyor. Karamba karambita!

Kuzen de bu seçim aslında hiç yapılmamış olabilir, diye ekliyor, halk nezdinde yani.

iddiadır neticede... 

Adanasporlular da diyor ki ama biz bu seçim sonucunu 27 Mayıs 2012'deki Adanaspor-Kasımpaşaspor play-off şampiyonluk maçında zaten yaşamıştık.

En nihayetinde Akp ve kitlesi için ortada büyük bir zafer var mı?

Var!

Şimdi biz vatandaşlar olarak bu iktidarın terör, yoksulluk, yolsuzluk, hukuk, baskı, adalet ve saire konulardaki icraatlarını bekliyoruz. Gerisi laf!

Yazar: Editor
2015-10-24 19:37:22

Belki de sezonun en kötü maçını oynadık. (Hatta hiçbir derbide bu kadar kötü oynamamıştık, 4 yediğimiz o maçta da...) Göztepe maçından da kötü bir futbol vardı sahada, hatta sahada bizim adımıza futbol filan yoktu.

Maç boyunca bir atak vardı Samican hem kendi adına hem de takım adına tek bir hamle yaptı tabi ki o cılız hamle gol olmadı.

Maç boyunca bir tek korner kullanmadık.

Maç boyunca bir tek organize atak yapamadık.

Maç boyunca...

Sahada yoktuk lafın kısası.

Sezon başından beri destek olduğumuz ve yine destek olacağımız Eyüp Hoca bu maçı kaybetmemizin baş sorumlusu oldu. Bu eleştirimizi hoş görecektir.

Sahaya sürdüğü kadro ve dolayısıyla bu kadronun oyun mantığı asla 3 puan için değildi, onu net gördük.

Yani?

Sahaya sadece tek puan için çıkarsak puan görmemiz böylece imkansız olur.

Dilerim bu maçtan Eyüp Hocamız bir ders çıkarır. 

Anafikir: Berbattık.

Diyeceğim budur. 

Yazar: Editor
2015-10-18 19:50:51

Bu sefer 4 yedik, böylece Altınordu'dan kalemizde 10 gördük sadece 3 maçta.

Bir peri masalı çabucak bitti, oysa üçte üç yapmayı hayal ediyorduk.

Altınordu için bu sene de oldukça tehlikeli bir takım, demiştik, bunu gösterdiler.

Ne yapacakları belli olmaz değil, ne yapacakları belli:

Sade oynayacaklar, dedik oynadılar.

Çok koşacaklar, dedik çok koştular.

Mücadeleyi en üst düzeye çıkaracaklar, dedik çıkardılar

Takım oyunundan vazgeçmeyecekler, dedik vazgeçmediler.

Oyundan düşmeyecekler, dedik düşmediler.

Disiplinlerini hiç kaybetmeyecekler... dedik kaybetmediler...

Aynı şekilde karşılık vermemiz gerekecekti ama öne geçmemize rağmen bunların çoğuna karşılık veremedik. 20. dakikadan sonra pek dağınıktık.

Sakin, temkinli, tedbirli olmak gerekecekti, özellikle 2-2'den sonra, bu da olmadı...

Elimizde oyunun akışını değiştirecek etkili oyuncular var; deneyimli, usta futbolcular... olmadı, o mücadelenin karşısında diri kalamadılar.

Zor bir maç olacaktı evet, oldu da...

Coşkulu taraftar avantajımız 3. golden sonra yok oldu.

Yapacak bir şeyimiz yok. Canımız sağolsun daha önümüzde çok maç var.

Ama Altınordu alt yapısına bakınca, bir de bizimkilere bakınca... üzülmemek elde değil hani... 

Romantik olmaya gerek yok yani. En çok da bendeniz için bu söz... 

Yazar: Editor
2015-10-16 12:20:09

Neyse, hayat zalimdir diyelim insanlar gaddar; yavaşça futbola dönelim ve geçen sene bizi fena hırpalayan Altınordu'ya bakalım.

Bize 6 gol attılar. 2 maçta 6 gol 6 puan. Altınordu karşısında o iki maçta da avcumuzu yaladıydık.

Bu sene?

Bence bu sene de oldukça tehlikeli bir takım.

Ne yapacakları belli olmaz değil, ne yapacakları belli:

Sade oynayacaklar

Çok koşacaklar,

Mücadeleyi en üst düzeye çıkaracaklar,

Takım oyunundan vazgeçmeyecekler,

Oyundan düşmeyecekler,

Disiplinlerini hiç kaybetmeyecekler...

Aynı şekilde karşılık vermemiz gerekecek.

Ve de sakin, temkinli, tedbirli olmak gerekecek...

Yani yukarıda Altınordu için yazdıklarıma bizim karşılık vereceğimiz ek hamleler.

Üstelik elimizde oyunun akışını değiştirecek etkili oyuncular var; deneyimli, usta futbolcular...

Zor bir maç olacak evet.

Oyun disiplininden kopmazsak (ki kopmayacağız, Eyüp Hoca'nın hiçbir takımı oyun disiplininden kopmamıştır) sonuç itibariyle bir adım önde olacağız...

Coşkulu taraftar avantajımızı saymıyorum bile. 

Vira! 

Yazar: Editor
2015-10-04 16:25:11

Eyüp Hoca’nın Eli

Baştan sona üstün oynadığımız maçı net bir skorla kazandık. Beni en çok memnun eden hücuma kalkış organizasyonlarımız.

  • Önceki sezonların aksine 
  • daha organize ve sahaya iyi yayılarak yapıyoruz bu işi. 
  • Eyüp Hoca'nın elinin değdiğinin en büyük işareti
  • Tabi Ergin ve Nduka'nın 2012-13'te, 
  • Mahmut ve Nduka'nın 2013-14'te Mersin'de 
  • ve son olarak da 
  • Ergin ve Mahmut'un geçen sezon Gaziantep BB'de beraber oynaması 
  • bu oyuncuların daha uyum içinde olmasını ve daha erken takıma katkı koymaya başlamalarını sağladı. 
  • Ergin ve Nduka'nın performanslarının 
  • önceki sezonlara göre daha yüksek olmasının sebebi de 
  • bu diye düşünüyorum. 
  • Magaye'nin de bu üçlüyle biraz daha uyum sağlaması 
  • halinde daha iyi işler başaracağız.

Duran toplarda ve ceza alanımıza düşen yüksek toplardaki sıkıntımız bu maçta da devam etti maalesef. Bu topları uzaklaştıramamızdan dolayı rakibin insafına kalıyoruz. Daha becerikli olabilselerdi dün mutlaka gol yerdik. Biraz daha dikkat diyelim.

  • Hayrullah'a da bir parantez açalım. 
  • Müthiş bir maç çıkardı. 
  • A milli takıma çağrılması 
  • kendini daha çok motive etmiş gibi görünüyor. 
  • Aynen devam. 
  • Mehmet Sak'da da ciddi bir gelişme var 
  • ancak iki maçtır oynadığımız rakipler bizi pek zorlayamadı. 
  • Önümüzdeki maçlardan sonra 
  • kendisiyle ilgili daha net bir fikir sahibi olacağız.

Haftaya milli maç arası var. Tam da çıkışa geçmişken bu bir haftalık ara biraz canımı sıkmadı değil. Neyse biraz dinlenelim. Sonrasında da Altınordu ile geçen seneden kalan hesabı kapatalım.

Halit Gürer

Yazar: Editor
2015-09-28 20:22:50

Skoru bir yana bırakırsak sahada vasat bir Adanaspor vardı.

Vasatlığın birinci nedeni her zamanki YAN TOP yapma hastalığı... Yan top yan top yine yan top bir daha yan top ilelebet yan top inadına yan top ölümüne yan top bıkmadan usanmadan yan top, arada çeşni oldun diye bir o kadar geri top... offfff...

Galiba yan yan oynama rekoru kıracağız.

O kadar ki insanın çileden çıkması işten bile değil...

Neyse ki İskender formsuzdu ve ne iyi ki Mahmut ve Nduka gibi oyunun kaderini değiştirecek klas ayaklar vardı da bu kötü Malatyaspor'u yendik.

Mehmet Sak belki de sol bekte en iyi futbolunu oynadı. Ve galiba oyunun ilk yarısında ileri gitmeyi düşünen, yani hiç değilse düşünen tek adamdı. 

Bir de Cem oyuna girince maçın çehresini olumlu anlamda değiştirdi, iyi oldu.

Şu maç için konuşursak;

bir Cem'e bakalım bir de berikine. İkisi de alt yapıdan fakat biri 97 dakika sahada kalıyor ve hiçbir şey yap(a)mıyor, diğeri 15-20 dakikada oyuna bir kalite, heyecan ve hücüm organizasyonu getiriyor. (Cem'den de istikrar beklemek hakkımızdır diye düşünüyorum.) 

Berikine gelirsek;

vasat bir futbolcuda bu kadar ısrarı anlamak mümkün değil. Ona Adanaspor'da verilen şans tribünden birine verilseydi ortaya daha faydalı bir futbolcu çıkardı.

Ama yendik mi? Yendik!

Önemli olan kötü futbolla da galip gelebilmektir arada bir... 

Erciyes deplasmanı 3 puan için kıvamında bir maç gibi görünüyor.

Dilerim eleştidiğimiz futbolcular en sonunda bizi utandırır ve o formanın hakkını verir... 

Umuyoruz... 

Yazar: Editor
2015-09-19 08:01:31

Sevindirici Ayrıntılar

Son üç maçımızda ceza alanımıza havadan gelen her top tehlike oldu. Önce Giresun deplasmanında duran toptan ceza alanımıza düşen ve rakibimizin üç hamlede attığı, daha sonra Denizli'ye karşı kornerden yediğimiz gollerin ardına bugün yenileri eklendi. Henüz ilk dakikalarda kornerden golü yedik. Yediğimiz üçüncü golde de iki oyuncumuzun birlikte yükselip birbirlerini bozmalarının ardından Genero topu ağlarımıza gönderdi. Bu ve benzeri pozisyonlara bundan sonra daha dikkat etmeliyiz.

  • 2-0'a rağmen mücadeleyi bırakmamamız ve galibiyet için savaşmamız bu maçın en sevindirici tarafı. İlki Renan'ın frikiğinden, ikincisi ise müthiş organize bir atakla gelen iki gol geri dönmemizi sağladı. Sonrasında Mahmut'un Ergin'e attığı top sonrası Ergin'in kaleciyi de geçmesine rağmen kaçırdığı bir gol var.

Tartışmasız maçın kırılma anı. Kaçan gole üzülemeden golü yedik ve ilk yarı öyle bitti. İkinci yarı için ümitliydik fakat o kırmızı kart bizi epey yavaşlattı. Biz on kişi kaldıktan sonra rakip tempoyu iyice düşürdü. Son on dakikaya kadar da iyi idare etmişlerdi fakat Nduka iyi oyununu Magaye'ye yaptığı asistle süsleyerek puanı çıkarmamızı sağladı.

  • Kadroda önceki haftaya göre yapılan değişiklikler dikkat çekti. 
  • Sağ bekte hafta içi hastalığından dolayı idman eksiği olan Emre yerine Özgür Öçal'ı izledik. 
  • Geçen sezon Alanya'da iyi bir yıl geçirmişti. Bugün bazı hataları oldu. 
  • Hatta bir tanesi az daha gol oluyordu. 
  • Daha ilk maçı ancak formayı almak istiyorsa daha iyi olmalı. 
  • Magaye de bugün yedekti. Rakibin ağır savunmasından faydalanmak için bu maçta 
  • Ahmet Dereli tercihi yapıldı diye düşünüyorum. 
  • Hızı ile rakip savunmanın dengesini bozması beklendi 
  • ama Ahmet bekleneni veremedi. 
  • Sonradan yerine giren Magaye ise şu ana kadarki en iyi oyununu oynadı. 
  • İlk golünü attı ve hücuma hareketlilik getirdi. 
  • Eksik olmasaydık eğer o son on dakikada ileriye taşıdığı topların birini gol de yapabilirdik. 
  • Hayrullah bugün iyi gününde değildi. 
  • Kendini toplamalı ve geçen sezonki konsantrasyonunu tekrar sahaya yansıtmalı. 
  • Kaptan Merthan'ın da yetersiz kaldığı pozisyonlar oldu. 
  • Gördüğü kırmızı karttan dolayı haftaya yerine Yiğitcan oynayacak. 
  • Eğer şansını iyi değerlendirirse önümüzdeki maçlarda da ilk onbirde Yiğitcan'ın kalması görüşündeyim. 
  • Nduka'ya ayrı parantez açmak lazım. 
  • Bugün kusursuz bir performans gösterdi. 
  • Hücumda, savunmada, ikili mücadelede, sahanın heryerindeydi. 
  • Ayrıca Mahmut Temür de çok iyiydi. 
  • Maç eksiğini tamamladığında daha fazla süre bulacak ve şüphesiz daha fazla katkı koyacak. 
  • Ergin Keleş yarım sezon ayrılıktan sonra çok iyi bir dönüş yaptı. 
  • Bir de o topu içeriye atabilseydi 
  • çok daha iyi olurdu ama şanssızlık işte. 
  • İyi oyununu sürdürürse goller zaten gelecektir. 
  • Renan yine güven verdi. 
  • Attığı gollerle iyi oyununu süslemeye devam ediyor. 
  • Orta sahada etkisiz kalan Samican, 
  • Canberk'in atılmasından sonra geçtiği sol bekte nispeten daha iyiydi. 
  • Önümüzdeki haftalarda da Canberk'in yokluğunda 
  • Samican'ın sol bek oynaması 
  • en iyi seçenek gibi duruyor.

Hakeme de laf etmeden geçemeyeceğim. Maç 1-0 devam ederken Ergin'in yere indirilmesini göremeyen ama Canberk'in pozisyonunda şahin kesilen Erkan Engin'i iki sezon önceki Boluspor maçından da hatırlıyoruz. 1-0 öndeyken kalecinin Tiago'yu indirmesinden sonra penaltı + kırmızı kart beklerken aldatmaya yönelik hareketten Tiago'ya sarı kart vermişti. Daha sonra da faul bile olmayan pozisyonda ikinci sarıdan Tiago'yu atmıştı. Hatta bu pozisyonun ardından Levent Eriş saha içine kadar girmişti. Yönettiği her maçta ayrı bir arıza yaratan bu hakeme daha neden hala bu ligde maç verilir anlayabilmiş değilim.

Halit Gürer

Yazar: Editor
2015-09-12 08:31:48

Kazanan Krizi Öteler

Geçen sezon Bucaspor mu yoksa Manisaspor mu ligde kalacak derken Mehmet Altıparmak'ı göreve getiren Denizlispor, yeni hocasıyla son haftalarda yaptığı müthiş çıkışla iki rakibini de geride bıraktı ve ligde kalarak büyük bir başarı elde etti. Denizlispor her sezon ligi alt sıralarda götürüp, son haftalarda yaptığı çıkışlarla ligde kalmayı başaran bir takım. Fakat her geçen yıl düşme tehlikesini daha yakından hissediyorlar. Bu sezon da farklı bir grafik çizeceklerini zannetmiyorum. Ligin geçen sezona göre daha zor geçeceğini düşünürsek bu yıl işleri daha zor.

  • Lige dengede giden maçta 
  • Alanyaspor'a karşı galibiyet alarak başladılar. 
  • Sonrasında Karabük deplasmanında 
  • kaybetseler de iyi mücadele ettiler 
  • ve dirençli bir takım görüntüsü verdiler. 
  • Ama bu dirençli görüntüden 
  • son maçta eser yoktu. 
  • Elazığspor'a karşı kalecileri Kazım Sarı'nın büyük hatalarıyla iki farklı geriye düştüler. 
  • Sonrasında sahada hiçbir varlık gösteremeyip 
  • daha da farklı bitebilecek olan maçta dört farklı mağlup oldular.

Ağır mağlubiyetin şokunu atamadan bir darbe de federasyondan geldi. Denizlispor'un da içinde bulunduğu yedi takımın üç puanı silindi. Bu da takımı ligin son sırasına attı.

  • Kadrolarındaki önemli isimlere 
  • bakacak olursak, 
  • geçen sezon olduğu gibi 
  • bu sene de en iyi oyuncuları Genkov. 
  • Geçen sezon takımın gol yükünü çeken isimdi. 
Yeni transfer Leandrinho hücum bölgesindeki bir başka oyuncu. İlk maçta biri penaltıdan iki gol attı ama sonraki maçlarda varlık gösteremedi. Orta sahada Serkan Atak da eski günlerindeki kadar iyi olmasa da her zaman tehlike yaratabilecek kapasitede.
  • Kazananın krizi atlatacağı, 
  • kaybedenin ise daha büyük krizler yaşayacağı 
  • bir maç olacak. 
  • Kâğıt üzerinde 
  • daha iyiyiz, 
  • eksiğimiz yok 
  • ve rakibimiz şu an tam kıvamında. 
  • Ergin, Tevfik ve Mahmut'un kadroya girmesiyle 
  • ilk haftalarda yaşadığımız 
  • orta saha ve gol sorununu çözeceğimize 
  • ve ilk üç puanı 
  • bu maçta alacağımıza inanıyorum.

Hani bir laf vardır ya "Bu maçı kazanamazsak hangisini kazanacağız?" diye.

İşte öyle bir maç ve olası farklı bir sonucu düşünmek dahi istemiyorum.

Halit Gürer

Yazar: Editor
2015-09-05 08:48:12

Tribün Deyimlerimize dönelim bakalım.

Arada bir hatırlamanın hem belleğe, hem hislere belli bir faydası var, der Marlon Cahit Uzungece. Hatırlayalım…

Bu günlerdeki o avuntu dolu iddiamıza da bir gönderme olur:

İyi Oynadık Ama kazanamadık

Kaybedenin afyonudur, “iyi oynadık; ama kazanamadık.”

  • Buna avunma mı deseydik? 
  • Adı ne olursa olsun 
  • hem takım hem taraftar 
  • bu sözle bir teselli bulur. 
  • İyi bir şeydir bu, 
  • takıma olan inancı devam ettirir. 
  • Bir direnme duvarı oluşturur, 
  • geçici bir siper de sayılır. 
  • Bizi bir sonraki haftaya taşır. 
  • En elzem ilaçtır.
  • Bu sözün içeriği belli bir kalıptır. 
  • Dünyanın her yerinde kullanılır, 
  • evrensel bir şeydir yani. 
  • Ana fikir de hazırdır böylece. 
  • Bu kıssadan herkes 
  • payına düşen mutluluğu alır. 
  • İyi oynuyorsak 
  • kazanmamız an meselesidir.

Bu söz sadece tribünlerin terimi değildir yorumlanacağı üzere; teknik direktörler, yöneticiler, futbolcular da bunu sezon boyunca yedekler.

Sanki bir “açıl susam açıl”dır.

Umuda ve sürprizlere dairdir.

Yazar: Editor
2015-08-29 20:26:56

Utanç verici bir hal.

... 

Utanç verici bir takım.

...

Mehmet Sak ha!

... 

Samican ha!

... 

Fahri ha!

... 

Galiba küme düşmüş bir takımı seyrediyoruz. 

...

Özet geçtim dostlar, varın içini siz doldurun. 

.... 

Yazar: Editor
2015-08-22 10:08:57

Şöyle bir manşet düşünelim: Kötü hakem, mücadele eden takımı biçti.

Gazetelerde, internet sayfalarında buna benzer başlıklar görmek mümkündür. Şimdi üç öğeli bu cümlenin içindeki anlamlara bakalım.

“kötü hakem” sıfat tamlaması öznedir, yani işi yapan, yani fail, meçhul olmayan bir fail.

Mesleğin önündeki “kötü” sözcüğü bir niteleme sıfatıdır. Özellik bildirir. Tabi özellik dediğimiz şey her zaman iyi bir şey değil ki. Örnek cümlede görüldüğü gibi bu özellik nahoş bir özellik.

Nedir kötü?

Niteliği istendiği gibi olmayan, düşük nitelikli, işe yaramaz, güzel olmayan, tehlikeli, zararlı, beğenilecek bir yanı olmayan, hoşa gitmeyen, kaygı doğuran, gerekli nitelikleri bulunmayan, etik anlayışı bozuk olan, kişi, kurum veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan, kaba, kırıcı, itici, yakışıksız, yetersiz…

Demek birine veya bir şeye kötü dediğimizde onun için aşağı yukarı bunları düşünmüş ve ifade etmiş oluruz. Bir hakemin kötü olması bunların yanında başka neler içerir? Mesleğine karşı herhangi bir saygısı olmayan birini tarif eder örneğin. Aldığı parayı hak etmeyen... Maçı hakkaniyetle idare edemeyecek biri… Mesleğinin gereği olan fiziki ve psikolojik direnci yetersiz şahıs… Kendini geliştirememiş… Kendisine verilen 90+ dakikalık yetkiyi doğru bir yönetimle kullanamayan… İyi olabilmek için gereken emeği veremeyip başkalarının emeğinin boşa gitmesine sebep olan…

Yani dostlar biz sıfatları kullanırken aslında onun içine birçok anlam, durum, olay veya gözlemi de sığdırıyoruz. Hakem; çeşitli durumlarda iki tarafın başvurduğu veya başvurmak zorunda kaldığı, kendisine seçme yetkisi verilmiş ya da bir oyunu yönetme gücü ve sorumluluğu verilmiş kişi. Bir tür yargıç…

Ne yapacak hakem dediğimiz? Seçecek! Yönetecek! Karar verecek! Sonuca bağlayacak! Bunları yaparken adaletli olacak. Görüldüğü gibi hakem, devlet mekanizmasının bir silueti olarak duruyor orada. Yaptığı her şey, her tavrı tam olarak devleti tarif ediyor. Sahalara vurmuş bir devlet gölgesi. Bu yüzden ya herkes bir hakemden adil, tarafsız, doğru bir yönetim bekler, ister. Tabi Faydınus gibi hakemler de vardır ki yukarıda belirttiğimiz devlet kudretini gerektiğinde veya yine emredildiğinde “devletin” bir takımı için hiçbir sakınca görmeden kullanır. Bu, ironik bir durum değildir. Son derece tutarlı bir harekettir aslında.

Belki de tam bu yüzden devletlerin ceberut yanına denk düştüğü için özellikle “kötü hakem”ler bunca tepki alır, hiç unutulmaz.

Gelelim cümlenin ikinci öğesine, belirtil nesne görevinde olana; “mücadele eden takımı” öbeğine. Belirtili nesne, öznenin yaptığı yüklemin -eylemin bildirdiği işten etkilenen öğedir ki daima etkilenir, yeter ki bu etkilenme nesnel koşullarda gerçekleşsin, ötesi dert değil. Mücadele eden sıfatfiil öbeği çalışmayı, çaba göstermeyi, mecazen savaşmayı, çarpışmayı ifade etmektedir. Mücadele eden takım sahada amaçsız ve isteksiz gezmemektedir. Bir amaç için gayreti vardır. Koşullar mücadele etmesini gerektirmektedir. Bir futbol takımı, doğası gereği mücadele edecektir elbette rakiple, saha koşullarıyla, hava durumuyla, rakip tribün baskısıyla… Buna bir de aslında mücadele alanında olmaması gereken bir unsur yani hakem de eklenirse işte bu durumda ortaya o “kötü hakem” dediğimiz vaka çıkar. Çıkmışlığı da çokça var haddizatında. Burada tamamen varsayımlar üzerinden konuşmuyoruz, yaşadık, biliyoruz.

Mücadele eden takım, öbeğinin içinde sezona çalışarak hazırlanmış bir takım da vardır ki mücadele edebilmesi zaten bir ön hazırlığa bağlıdır. Yan gelip yatmamıştır. Sınırlı kadrosunu mücadele azmi üzerine kurmuştur. Belki genç oyuncularla bir mücadeleye girişmek zorunda kalmıştır. Belki de bu mücadele eden takım sırtını herhangi bir belediye, bakan, milletvekili, partili, parti, hükümet, devlet gücüne dayamadığı için bu kadar çok mücadele içindedir. Belki değil, öyledir. Bu durumda bu üç kelimelik sıfat tamlamasının içerdiği anlam daha bir duygusallaşmıştır, daha bir saygıya değer olmuştur, daha kıymetli olmuştur.

Cümlenin temel öğesi olan “biçti”ye gelecek olursak burada bağdaştırmanın en alışılmadık biçimi çıkar karşımıza, mecazın en zalim hali…

Kılıçla biçilir, bir ölçüye göre makasla biçilir, ekinler tırpanla, makineyle orakla biçilir… Bunlar kelimenin olağan kullanımları içindedir, mecazsızdır, düzdür. Ama bir hakemin hele kötü bir hakemin mücadele eden bir takımı biçmesi söz konusu olursa kelime soyut bir alanda o somut bütün anlamları içeriverir. En çok da “bir ölçüye göre biçmek” çağrışımını kapsar.

Bu ölçü ne olabilir? Bir bahis ölçüsü olabilir, bir hatır ölçü olabilir, bir önyargı ölçüsü olabilir, bir emrivaki ölçüsü olabilir, yani bir Kasımpaşa ölçüsü…

Böyle!

Üç öğeli cümle deyip geçmeyeceksin altı üstü biraz sıfat, birkaç isim, bir fiil demeyeceksin. Hepsi ardında derin anlamları ve ilişkileri içeriyor olabilir.

Ezcümle:

Sayın A. Bitigen, en son Orduspor’la oynadığımız deplasman maçını yöneten sayın Bitigen, hakkaniyetli bir maç yönetin ki size maç sonunda “kötü hakem” demeyelim. Zira bakın bir sürü durum var o “kötü”nün içinde. Buna maruz kalmak galiba en azından mesleki manada “kötü”dür.

Yazar: Editor
2015-08-13 09:28:54

Sayın Hüseyin Çelik diyor ki,

tabanımız Chp ile koalisyon istemiyor.

  • Konunun uzmanları diyor ki; 
  • çünkü o taban, 
  • gövde 
  • ve tavan 
  • çeşitli kategorilerde, 
  • düzlemlerde, 
  • enlemlerde ve boylamlarda 
  • memleketi ele geçirmiş durumda, 
  • say say bitmez canına yandığım. 
  • Ve ortadaki bu nefis Türkiye pastasını 
  • kimseyle paylaşmak istemiyorlar.

13 senede birçok şekilde ele geçirdikleri iktidarı ve özellikle nimetlerini bırakın terk etmeyi bunun düşüncesine bile tahammül edemiyorlar.

Milli iradeyi yok sayıyorlar, zaten hep yok saydılar ve saymaya devam edecekler bu sebepten erken seçimi fena arzuluyorlar.

  • Erken seçim demek, 
  • her türlü ekonomik, 
  • siyasi kaos ile birlikte 
  • belki de 
  • tarihimizin en şaibeli seçimine doğru 
  • gitmek demek. 
  • Çünkü iktidar ve imkanları, 
  • inşaatları, ihaleleri için gözü adeta dönmüş kitle 
  • olası bir erken seçimde bütün trafoları zorlar... 
Memleket ve istikbali mi? Onu yine sen ben dert ederiz, yani sevgisi dışında nemalanmayanlar... Gerisi hamasi bir edebiyat...
Yazar: Editor
2015-08-08 11:09:39

Biz buradan, takımdaki kimi durumları eleştiriyoruz.

Genç futbolcuları da eleştiriyoruz.

Doğrudur, bazen eleştirinin dozu kaçıyor. 

Bu durumda özellikle genç futbolcularımızı seven Adanasporlu arkadaşlarımız bize sitem ediyor.

Haklılar. Lafı dolandırmaya gerek yok... Daha dikkatli olmalıyız, karşımızda duygusal yönden de çok genç insanlar var çünkü.

Adanaspor formasını giyen her futbolcu bizim için değerlidir.

Çünkü bizim için Adanaspor her şeyden değerlidir.

Korkumuz bu değere zarar gelebilecek olmasından.

Neyse,

Genç arkadaşlarımız biraz daha gayretli olsun, çünkü bu şansı başka hiçbir kulüpte bulamazlar, çünkü başka hiçbir kulüpte transfer konusunda bu kadar cimri bir başkan yok. 

Kimi eleştirirsek eleştirelim, gerçekte biz Bayram Akgül'ü eleştiriyoruz. 

Transfer dönemindeki bu malum tutumu dışındaki tavırlarını genel olarak destekleyebileceğimiz Bayram Başkanı her transfer döneminde eleştirdik durum itibariyle de eleştiyoruz. 

Yani aslında şu futbolcuyu, bu futbolcuyu değil, başkanın bu transfersizlik politikasını eleştiriyoruz... Farkında olmadan da ihaleyi gençlere bırakıyoruz. Olmaz. Onlar verilen formayı giyiyor evet.

Özellikle mali açıdan Başkanın işine yarayan bu durum, genç futbolculara her maçta işkence oluyor anlaşılan...

Yazar: Editor
2015-07-31 09:22:52

Şöyle bir şey var.

50 günde 50 insan öldürülmüş, şu seçimden sonra; ama B.Kuzu'nun -millet iradesini adeta tehdit ettiği- "manidar" bir şekilde, "kaosu seçtiniz, hayırlı olsun" mesajından sonrasına da denk gelen bir zaman diliminde, ama kanlı bir zaman diliminde...

Sonra iki parti bu terör olayları araştırılsın diyor,nedir ne değildir bir anlayalım diye.

Diğer iki parti ne gerek var, her şey ortada gibisinden bir tavırla hayır araştırılmasın diyor.

Anlaşılan herkesin "her şey ortada" anlayışı birbirinden çok farklı. Yani berikinin her şey ortadası ile ötekinin her şey ortadası örtüşmüyor.

Keşke araştırılsaydı, yeni mebuslara zahmet mi olurdu? Hem bu araştırmadan kim ne kaybederdi, tatlı siesta uykularını mı? Yoksa vatandaşın tahayyülünün bile alamayacağı şeyler mi söz konusudur? 

Her şey dahil bir dönem yaşıyoruz ve bu dönem fena bir dönem. İnsan canı üzerinden, asker polis sivil vatandaş canı üzerinden oy hesaplarının yapıldığı çok fena bir dönem...

Muktedirin bir başka adamı diyor ki, bu böyle devam ederse yüzde kırk beşi buluruz oy oranında, böyle bir şey diyor. Oysa böyle giderse ülke karanlığa gömülür, deseydi daha insani olurdu sanki.

Sonra mecliste köfte uykusuna dalan bir şarkıcı şeysi yeni mebus diyor ki vatanseverin uykusu hainin uyanıklığından evladır filan. Seni twitter ışıldağı seni... hemencecik nasıl da laflar öğrenmiş.

Sahi, böyle bir cisim araştıracaktı değil mi terörün zaten kara olan yüzünün daha kara olan öteki yüzünü... 

Oysa,

her bir vatandaşın canı; zengin yoksul işçi patron köylü memur asker polis öğretmen işsiz, her bir vatandaşın canı sizin -hepinizin, 550'nizin- iktidar hırsınızdan evladır, değerlidir, kutsaldır... 

Yazar: Editor
2015-07-22 12:12:46

Sosyal eşitsizliğin, bazı insanların diğerlerine karşı şiddet kullanmasından doğduğunu ileri süren idealist bir teori olarak karşımıza çıkar Şiddet Teorisi.

  • Şiddet teorisi burjuva ideologları tarafından benimsenmiştir. 
  • Günümüzde bu ideologların(!) bir iktidarın habitatında ve genel olarak günlük gazeteler, TV'ler, internet vs. bağlantılarıyla boy gösterdiklerini izliyoruz.

Dütring, sınıfların ortaya çıkışını, toplumun bir kesiminin öteki kesim üzerinde şiddet kullanmasına bağlar, tam da buradan iç şiddet çıkıyor karşımıza.

Kautsky ise; örneğin  zayıf bir kabilenin güçlü bir kabile tarafından köleleştirilmesini sınıfların ve devletin ortaya çıkış sebebi olarak kabul eder. Bu da dış şiddeti işaret ediyor.

Marksizm ise, şiddetin kaynağının ekonomik şartlarda yattığını sabitlemektedir.

  • Şiddet Teorisi
  • yeni sömürgecilik'in savunulmasında, 
  • "güç" politikasının ve 
  • modern veya barbar 
  • ya da her ikisinin 
  • bir potada eritildiği 
  • kimi zaman soğuk 
  • çoğu zaman çok sıcak bir savaşın meşrulaştırılmasında, 
  • emperyalist burjuvanın ideologları tarafın kullanılır.

Memleket için bakınca bu kitle geniş ve genel olarak yandaş basın ve onun bağlı olduğu şirketlere denk düşer. Ama bunun yanında, söz konusu kitle ile çeşitli ortak noktaları kendilerine özellikle nefret üzerinden tesis edenleri de bu kirli çembere dahil edebiliriz.

Bu yüzden dilleri ve kalemleri hali hazırda tanık olduğumuz gibidir. 

Yazar: Editor
2015-07-17 11:40:11

78 milyon biz kardeşlik bağıyla kenetlenmiş bir Türkiye’yi kurmak zorundayız.” demiş kendisi.

İyi bir zorundalık.

Ama bence bu, farkındalığı olmayan bir zorundalık.

Böyle bir şeyi hakikaten istiyorsa, lütfederek;

Bir: Önce biraz susmalı, her lafa girmemeli, her topa hamle yapmamalı.

İki: Anayasanın kendisini ikame ettiği yerde durmalı, haddini asıl o aşmamalı.

Üç: Mezhepçilik yapmamalı. Dolayısıyla bölgede mezhepçiliğe dayalı bir savaşı körüklememeli veya bu savaşın olmaması için elinden geleni yapmalı, kendince hükmettiklerini bu manada kontrol etmeli.

Dört: Yoksulu gözeten bir yerde durmalı.

Beş: İhtirasını memleket meselelerinin ve menfaatlerinin önüne çıkarmamalı.

Altı: Erken seçim diyerek gündemi meşgul etmemeli.

Yedi: Millete ayar vermekten vazgeçmeli.

Sekiz: O kardeşlik bağı lafına önce kendisi inanmalı.

Dokuz: Kimsenin hayatına, inancına, tarzına karışmamalı.

On: Sabrın sınırı var, derken neyi kastettiğini tam olarak izah etmeli.

On bir: Orası da topçu kışlası filan olmamalı.

Evet on biri bulduk, takım artık sahaya çıkabilir, seyri makbul, huzurlu, güzel bir maç olabilir. Haddizatında amacımız spor yapmak.

Yazar: Editor
2015-07-12 11:19:27

Her transfer dönemi Bayram Başkanı fena eleştiririz, bu da bizim neredeyse bir tür geleneğimiz oldu. Eleştirilerimizde haklıyız veya haksızız bu ayrı bir konu, tartışırız.

Neticede eleştiri içe doğrudur, mücadele dediğin dışarıya karşı yapılır; ama Bayram Başkanın bu mesajını da görmezden gelemeyiz.

Bu notu da sayfada paylaşmamız lazım:

Her gelene yalakalık yapmak mı?

Yoksa bu şehrin asil duruşu olmak mı?

Onların hepsi biz ADANASPOR...

Gücümüz kadar transfer yapacağız...”

Evet,

gücümüzün yettiğini umutla bekleyelim. 

Yazar: Editor
2015-06-27 17:58:15

Adanaspor'dan Öğrenilmiş Çaresizlik Nedir?

“Depresyon, yaşadığımız ve engelleyemediğimiz olumsuz deneyimler sonrasında, yaşamdan aldığımız zevkin azalarak geleceğe dair umutlarımızın tükendiği ve yaşamdan beklentilerimizin kalmadığı bir nokta.” deniyor öğrenilmiş çaresizlik için. Kaynaklardan aldım bilgiyi.

Sevgili dostlar, bu öğrenilmiş çaresizlik tam da bizi anlatıyor.

Bayram Akgül her transfer döneminde bizi depresyona sokuyor.

On senedir yaşadığımız olumsuz deneyimleri engelleyemiyoruz. Kimse engelleyemiyor, onu koşulsuz destekleyenler de, ona muhalif olanlar da… Neyi engelleyemiyoruz? Her transfer döneminin Adanaspor taraftarı için modern bir zulüm dönemi olmasını engelleyemiyoruz, en sefil en pejmürde en paçoz en siktiri boktan transfer dönemlerini biz Adanaspor taraftarları yaşıyoruz ve hiçbir bok yapamıyoruz.

Evet, böylece bırakın futbolu yaşamdan aldığımız tat, zevk, bilmem ne azalarak yok oluyor ve bir Adanaspor futbol geleceğine dair umutlarımız buharlaşıp gidiyor. İşte o tükenmişlik noktasında evet tam olarak bizi tarif ediyor öğrenilmiş çaresizlik…

Şu gün olmuş kimleri almışız? Yakup Demir? Kim yahu bu Yakup Demir? 4.lig topçusu! E? Onunla sanırım şampiyon olacağız? Başka? Alt yapıdan 13 futbolcu kampa katılacakmış? Katılsın tabi, ama bu iş bize bir transfer niceliği olarak yutturulmasın. O çocukcağızlara umut bağlarsak bu büyük bir kumar! Hem onların kaçını kadroda göreceğiz? Bilmem! Peki gördüklerimiz ne yaptı? Gördünüz! Yeni sezonda ne yaparlar? Yanıtım ortada, ama siz anlayın onu! Bir Altınordu mucizesi mi arıyoruz? Ama o iş mucize değildi, çalışılmış pozisyonlardı! Yıllarca çalışılmış pozisyonlar… Damla damla, adım adım…

Başka? Bir kaleci. Başka? Futbolcu da deniyoruz! Futbolcu deniyoruz bre! Adanaspor’un düştüğü transfer komedisine bakın, futbolcu denemek! Oradan buradan gelmiş çaresiz futbolcu adaylarını deniyoruz. Samanlıkta iğne bulmak bundan daha kolay olsa gerek… Bu kadar? Ha! 3 Brezilyalı dendi, biri Katar’a gitmiş kalan 2 Brezilyalı, o da olursa? Karşıyaka’dan mı ne forvet Şaban’la ilgileniyormuşuz. Gelecekmiş de şu olmuş da gelememiş de pazartesi gelecekmiş de! Ah ulan! Aynı numara 10 sene boyunca çekilir mi bu taraftara. Yazık bize! Evet, sır diye saklanan forvet Şaban’mış!

Eyüp Hocam! Lütfen kaderine razı olma! İyi takım kurulmazsa, ki kurulmayacak, lütfen alt yapıya dön, değilse öyle bir noktaya gelirsin ki alt yapıya dönecek bir pozisyonu da kaçırmış olursun.

Not: 

Sanırım bir dahaki yazının girişi aşağıdaki gibi bir şey olacak:

"Bu koşullarda" ben de Bayram Akgül muhalifiyim dostlar. Bunu açıkça ilan ediyorum! Hiçbir muhalif gruba dâhil olmadan, hiçbir muhalif görüşle dirsek teması kurmadan muhalifim, kendi başıma muhalifim!

...

Öğrenilmiş çaresizlik içindeyim. Futboldan hiçbir tat almayacak noktadayım, olumsuzlukları engelleyemiyorum.

Çözüm üretemiyorum. Çözümü her defasında kendimi kandırdığım gibi maça filan gitmemek diye kurguluyorum. Ama hiçbir zaman bu kadar kararlı olmamıştım."

Not: Eyüp Hocamızı elbette sonuna kadar destekleyeceğim, lakin bu koşullarda şahsi desteğim yetmez. Bu yazıdan sonra dilimi az biraz ısırırım diyelim, ama herkes aynı tavrı sergilemek istemeyebilir... Bu yüzden, Başkanın transferleriyle Eyüp hocayı desteklemesi gerekir.

Böyle...

Yazar: Editor
2015-06-15 17:03:18

Resmen Eyüp Arın

Adanaspor 2015-2016 Ptt 1.Lig sezonu için Teknik Direktör Eyüp Arın'la anlaştı.

Bunu savunmuştuk hep, dile getirmiştik, istemiştik.

Eyüp Arın olmayacaksa önceliğimizi de belirtmiştik önceki TD temalı yazılarımızda.

Evet, şimdi teknik direktörümüz resmen Eyüp Arın'dır. Doğru bir tercihtir. 

Neden doğru bir tercihtir? Görüşlerimi yazıyorum:

  1. Çünkü Eyüp Arın Adanasporludur. Ben ne kadar Adanasporluysam sevgili Eyüp Hocamız da en az o kadar Adanasporludur! 
  2. Bir teknik direktörün, taraftarı olduğu takımın başında olması kadar avantajlı, güzel, hisli, ideal bir durum var mıdır?
  3. Çünkü Eyüp Hoca 'İnsan'dır; insaniyetin tüm vasıflarını barındıran bir güzel adamdır, o yedi güzel adamın toplamından da güzeldir.
  4. Çünkü Eyüp Arın alt yapıyı da sürekli göz önünde bulunduracaktır. Oradan yetişecek futbolcuların istikbali böylece daha parlak olacaktır ve alt yapı futbolcusu bilecektir ki A takımda kendisinin gözlerinin içine bakan bir Hoca var.
  5. Çünkü Eyüp Arın gerçekçidir; eldeki imkanların ne olduğunun ve bu imkanlarla neler yapabileceğinin farkındadır.
  6. Çünkü Eyüp Arın Adanaspor futbolcusunu tanımaktadır. Şapkadan tavşan çıkarmaya çalışmayacaktır.
  7. Çünkü Eyüp Arın, adaletlidir, her futbolcu bilir ki, hak ettiği zaman o forma kendisinindir.
  8. Çünkü Eyüp Arın kaşarlanmış bir teknik direktör silüeti değildir.
  9. Çünkü Eyüp Arın sadece teknik direktördür, futbol simsarı değildir.
  10. Çünkü Eyüp Arın Adanasporludur! Bunu bir daha yazdım, farkındayım... Çünkü Adanasporlu olmak önemlidir dostlar...
Eyüp Hocadan şu beklentim olabiir:
Hocam, transfer konusunda kaderinize razı olmayınız lütfen. Kadronuzda görmek istediğiniz futbolcu için gerekeni yapınız Hocam, ki sizin işiniz rast gitsin hem de Adanaspor'umuzun önü açık olsun.
 
Bir taraftar olarak ben ne yapacağım?
  1. Sevgi ve saygımla Eyüp Hoca'nın yanında olacağım.
  2. Olası olumsuzluklarda bile onu rencide edecek hiçbir tavrın içinde olmayacağım.
  3. Dilerim olmaz ama hani aksilik ya işler topallayarak gittiğinde Eyüp Hoca'nın aleyhinde yazmayacağım, konuşmayacağım, bağırmayacağım, sızlanmayacağım.
  4. Zira Eyüp Hoca'nın mutlaka zamana ihtiyacı olacaktır, o zamanın oluşması için elimden geleni yapacağım.
  5. En iyi zamanlarımızı özellikle Adanaspor'un kendi öz varlıklarından çıkan hoca ve teknik direktörlerle yaşadığımızı hep hatırlayacağım ve hatırlatacağım. 
  6. Böyle bir desteğin tüm taraftarlar tarafından verileceğini umacağım.
  7. Vira Eyüp Hocam, Vira Adanaspor...
Yazar: Editor
2015-06-09 16:50:14

Sadece Türkiye için değil, bölgesel bir huzur için de büyük bir fırsat doğdu. Umarım partiler bu fırsatı iyi değerlendirir. Bu, Akp için de iyi bir fırsattır kanımca; tek lider sarmalından kurtulmak, kibirden arınmak, egodan sıyrılmak, her şeye burnunu sokmaktan uzak durmak, memlekette başkalarının da olduğunu fark etmek, mütevazı olmak, barışın ne olduğunu idrak edebilmek, partiyi devlete dönüştürme gafletinden uzak durmak, futbolu dizayn etmekten vazgeçmek, polisi parti polisi, askeri parti askeri yapma kumarını bırakmak, dini siyasete mazeme etme küfrüyle muhatap olmamak ve daha bir sürü -mak -mek manasında Akp'nin de bir özeleştiri -yaparlarsa, yapmazlarsa bana ne- yapma fırsatı oldu böylece. Dilerim o Milli İradeye bir kulak verirler ve gereken saygıyı gösterirler. Ve dilerim biz gittik bakın kaos geldi, şeklinde bir sonucu yaratmaya yönelik dehşetengiz maceralara yönelmezler.

Koalisyon iyidir, koalisyon demokrasilerin temel uzlaşı unsurlarındandır, koalisyon makul bir denge unsurudur, özellikte ülkemizde koalisyon, faşist bir diktatörlüğün önünde durabilecek mantıklı bir settir. Kimse koalisyondan korkmasın derim.

Ve bu koalisyon ülkeyi bir erken seçime götürme koalisyonu olmamalı.

Olağan süresi boyunca devam edecek, işçiyi emekçiyi, emekliyi, memuru, yoksulları gözeten bir koalisyon olmalı. Akp hükümetlerinin toplumda yarattığı tahribatları mümkün olan en kısa sürede onaracak bir koalisyon olmalı.

Çeşitli yasaklarla bir yaşam tarzını hedef alan uygulamaları toplumun üzerinden çekip alacak bir koalisyon olmalı; yani o sigara ve içki yasakları gerçekten bir sıhhati düşünerek uygulanmalı, bir hayat projesinin stratejik hamleleri olmamalı. Taşeronluğu, işçi ölümlerini, iş kazalarını ve işsizliği-kesatlığı sıfırlayacak bir koalisyon olmalı. 17-25 Aralık defterini aralayacak bir koalisyon olmalı. laik bir koalisyon olmalı, ihtimal vermiyorum ya, bari mümkün olduğunca antiemperyalist bir koalisyon olmalı, Yargıyı, emniyeti, her bir niyeti, sevgiyi ve saygıyı özgür bırakacak bir koalisyon olmalı. Milletin ...na koyacaklara birkaç soru soracak bir koalisyon olmalı. Liglerde iktidar takımları yaratmayacak bir koalisyon olmalı.

Olmalı bre. Memleketi gözeten bir koalisyon olmalı...  

Bundan yani şu geçen hazin 13 seneden daha kötüsü zaten olamaz. Cesur olun ve kurun o koalisyonu... 

Ki Haziran devam ediyor, aşama aşama tanık olduğumuz bariz etkileriyle...

Vira!

Yazar: Editor
2015-06-02 16:29:01

Seçime doğru ortalık fena kızışıyor.

Tırlar, Cumhuriyet Gazetesi, Can Dündar, Cb'nin hazin tehditleri sonra başka bir şehirde Cb'ye sırtını dönen kadınlar, Cb'nin buna da fena kızması filan, diğer taraftan eğlencesini ihmal etmeyen vatandaşın bir muhabbet üzerine "sana yufka açtırmayacağız" çıkışı, Akp'nin düşen diğer partilerin çıkan oyları, sandık tahminleri ve oy korumaları, temsili başbakanın çırpınmaları, Kuzu'nun Kandil duaları, ama seçim sonrasında korkuyla öngörülen Suriye'ye girme projeleri ki iktidarda kalmak için en dehşetengiz yollara sapabilecekleri ihtimallerinin konuşulması, muhalefetin eğlenceli propaganda reklamları, iktidarın bir o kadar itici rahatsızlık verici tanıtım şeyleri, tarafsızlık yeminlerinin yerle yeksan olması, Ysk'nin acizliği, Trt'nin pespayeliği...

Bir seçime hiç bu kadar karman çorman bir halde gidilmemiştir muhtemelen.

Zira eskiden iktidardan düşen gider güzel güzel muhalefet ederdi. Yani Demirel için denir ya 5 kere gitti 6 kere geldi diye... Siyaset böyledir heralde, iktidar da olursun muhalefet de... Monarşiden bahsetmiyoruz değil mi? Her ne kadar ortada bir Osmanlı tiyatrosu oynansa da hala Türkiye Cumhuriyeti'ndeyiz yanlış bilmiyorsam...

Evet, bu seçimde iktidarın muhalefete düşmek gibi bir korkusu ve bu korkunun yarattığı bir basınçlı atmosfer hali var. Ne olacak canım, öteki partiler de memleket partisi, Chp'si, Mhp'si, Hdp'si, diğerleri... üstelik hepsi de P ile bitiyor bre... Yani... Kendinizden bir kaygınız yoksa muhalefet de güzeldir, hem biraz dinlenmiş olursunuz, evde yaylada yazlıkta... Bırakın yönetme kahrını biraz da başkaları çeksin, değil mi?

Hem, Memlekette siyasi bir denge için Mecliste sayısal bir denge ne güzel olur. Öyle değil mi?

Tabi ki ülkeyi de Adanaspor'u sevdiğimiz kadar seviyoruz... Derdimiz bu; hem güzel, hakkaten ileri ve özgür bir ülke; hem de daha iyi bir Adanaspor... Değilse o karadüzen giden Ptt 1.Lig'de futbolun salt kendi dinamikleriyle şampiyon olmamız mümkün olmayacak.

Yazar: Editor
2015-05-28 12:29:09

2013 Haziranı bir milattı bu topraklar için. Bir nevi fransız Devrimi olduğunu daha önce konuşmuştuk zaten.

Doğal, sivil, yönlendirmesiz, samimi, umut vaad eden, memleketçi, yurtsever, ilerici, özgürlükçü, yasaksız yasaklamasız, nefis, süregelen, zamana yayılmış, pozitif, saltanat sarsan, korkuyu yıkan, cesur...

Gezi Eylemleri mutlak bir zaferle kendi epizotunu oluşturmuştur devam da ediyordur haddizatında. 

En nihayetini görmek biraz daha zaman ister; gerçek demokrasi ve özgürlük ve hak ve hukuk ve adalet ve eşitlik bağlamında... 

Slogan sözlere, hamasi nutuklara gerek yok.

Bir tarihe tanıklık etmiştik ve tanıklığa devam ediyoruz da hakikatte. 

Sıcağı sıcağına bunu fark etmek hepimiz için zor. 

Haziran 2013 Kuşağının anlatacak çok şeyi olacak ve bu kuşak ülke tarihinde sevgi ve hürmetle anılacak...

Yazar: Editor
2015-05-20 15:49:53

Adanaspor'un devri meselesinden bıktık usandık ama.

Bu konunun artık gündemden düşmesini istiyor ve umuyoruz.

Adalılar bir yandan Sözlü bir yandan...

Bir yandan da Bayram Akgül'ün bu meseleyi gündemde tutmaya neden olacak kimi açıklamaları... Ne gerek var yahu!

Olmayacak işlerle gündemimizi bunaltmayalım, suyu bulandırmayalım lütfen.

Adanaspor'un bir başkanı var ve biz Başkan'dan geleceğe dair projeler bekliyoruz.

Bu projeler gerçekçi, yalın, açık projeler olmalı.  

Adanaspor istikbalini karanlığa itecek değil onu aydınlatacak ve ileriye taşıyacak projeler olmalı.

Alt yapı yatırımları ne olacak örneğin, buna dair projeler olmalı. Veya, yabancı futbolcu arayışı ne durumda, diye bir soruyu tekrar edebiliriz.

Devir işi, hisse verme işi filan artık gündemimizde olmamalı.

Sayın Sözlü de Adanaspor için bir şey yapmak istiyorsa, işte orada bir alt yapı var, atılım yapmaya son derece müsait bir oluşum var orada, müthiş bir Adanalı cevher, adeta maden ocağı, işlenmek istiyor... Oraya destek verin biz sizi yine sevgi ve saygıyla analım...

Değilse lütfen Adanaspor'umuzdan uzak durunuz. Mümkün olduğunca uzak... 

Yazar: Editor
2015-05-14 16:35:01

Soma Cinayetinin yıldönümüydü.

Bu cinayeti, memleketin vicdanlı insanları cinayet olarak tanımlıyor ve protestosunu, eleştirisini bu nokta üzerinden geliştiriyor.

O vicdan sahibi insanlar diyor ki; siz daha çok ama en çok kazanmak için yüzlerce insanın canını yok saydınız. Sizin kâr ve zarar hesaplarınız, insanların hayatından daha öncelikliydi. Bu yüzden Soma'da yaşanan bir seri cinayettir ve sizler de seri katillersiniz...

Başka bir taraftan, örneğin bir ilahiyat dekanı filan çıkıyor, bu insanlar diyor, uyuşturucu işinde de ölebilirdi... Böyle bir şey diyor. Onlar şehit oldu diyor. Ne güzel öldüler'e getiriyor lafı. Direkt, olaya buradan baktığımız açıdan bu onlar için sevindirici bir durum diyor. +%&/(?=*-=)/&%+^'"*... Yani, Hay bin küfür...

Farklı bir zeka formuyla muhatabız dostlar. 

Bunlardan çok var ve bu format, hermen hemen her kademede ülke yönetiyor.

Olmasaydı olmazlardı.

Yani o 12 Eylül ve mimarı olmasaydı bunlar da olmazdı. Bu ekabir takımı fena halde bir darbe çocuklarıdır, 12 Eylül 1980 çocukları...

Soma'yı ve benzer kederleri hissedip anlayıp yorumlamaları imkansız... 

Yazar: Editor
2015-05-10 22:51:14

Herkesin memleketi kendine güzeldir derler ya, bence bu çok doğru bir söz. Bana Türkiye’nin hangi şehrinde doğmak isterdin diye sorsalardı,yine Adana derdim. Fakat düşünülenin aksine bunun nedeni doğası, ağacı, havası ya da ne bileyim Nihat Doğan felsefesiyle farklı öten koyunu kuzusu falan değil. Hatta Adana Türkiye’nin en bakımsız şehirlerinden biri, kimsenin beğenmediği bazı şehirler Adana’dan daha bakımlı ve temiz. Elbette isterdim daha bakımlı ve temiz olmasını, ama konumuz bu değil.

Benim Adana’yı sevme sebebim, diğer hiçbir şehirde olmayan o karakteristik yapısı. Türkiye’nin bütün şehirlerini gezmiş değilim fakat ben gittiğim hiçbir şehirde Adana’nın aurasını bulamadım. Ya da belki de objektif düşünemiyorumdur, bilmiyorum.

Doğma büyüme Adanalı bir insan olarak, Adanalı olmanın bir sanat olduğu düşüncesindeyim. Adana’da doğmama ve şu kadar yıllık yıllık hayatım boyunca Adana’da yaşamış olmama rağmen, her gün farklı bir şey öğreniyorum memleketim hakkında. Bu şey gibi, alanında uzmanlaşmış bir profesörün alanı hakkında yeni bir şey öğrenip hayrete düşmesi. Aynen bu oluyor bende, yani profesör olduğumu düşünmüyorum ama doğduğunuz andan beri yaşadığınız şehir hakkında baya bir bilgi sahibi olmalısınız, değil mi?

Adanalı olmak bir sanat demiştim, bu konuda ısrarcıyım ve sizinle derin bir tartışmaya da girebilirim bu konuda. Adana yemekleriyle, yerel diliyle, insanıyla ve daha aklıma gelmeyen birçok şeyiyle bütün olan bir şehir. İçli köfteyi bir Adanalının elinden yerseniz verdiği tadı başka hiçbir içli köfteden alamazsınız, aynı şekilde kebap içinde geçerli bu. Adanalı olmazsanız bilemezsiniz, patlıcana burada balcan, kepçeye çömçe, büyük fareye cardun, pencereye taka, kedi yavrusuna manık, rendeye ilistir, faytona kerusa, domatese banadura dendiğini bu şehirde bir ömür geçirmiş insanların arasında. Adanaca diye bir dil gerçekten var ve ben 15 yıldır öğreniyorum –daha doğrusu öğrenmeye çalışıyorum -bu dili. Bu kelimeler sadece aklıma gelenler yani, gerisini hayal gücünüze bırakıyorum.

Yemekler, bu dil ve daha birçok şey Adana insanını Adanalı yapan şeylerdir. Adanalı olmak demek, kebap yaparken ızgaranın içerisindeki etlerin ne zaman piştiğini tek bakışla anlamak demektir, maçta hakeme küfredip sarı kart yiyen oyuncuya niye küfür ediyorsun diye bağırdıktan sonra küfretmektir, Adanaspor yenilince üzülmek demektir, bici biciyi karsambaça tercih etmek demektir, Allah’ın adamı olmak demektir, Adanaca konuşulunca herkes tarafından ne-diyor-bu-tatar-ramazan bakışı yemek demektir, kebabın yanında soğan salatası göremeyince paraları yanan Bay Yengeç gibi karalar bağlamak demektir, ‘kebabı nerde yesek ya’ diye tartışan arkadaş grubunun içine ‘çekilin ben Adanalıyım’ diye bodoslama dalmak demektir, kuyumcu soygununda değil lahmacun sırasında kavga etmek demektir. Adanalı olmak demek, nüfus cüzdanında Adana yazması demek değil, “Takanın kındırığından manık dıkıldı.” cümlesine her gün duyduğu bir cümleymiş gibi tepki verebilmek demektir.

N. ÖZKUT

Yazar: Editor
2015-04-24 17:03:24

Geçen sene Boluspor'u yeniyorduk, hem öyle böyle değil, darmadağın ediyorduk. Sonra maçın bilmem kaçıncı dakikasında hakemin teki çıktı sahneye, Boluspor'u elimizden aldı ve bizi darmadağın olmanın batağına attı. O maçtan sonra 9 kez üst üste yenildik...

Hani 26 senedir filan deplasmanda yenemiyoruz ya Boluspor'u, bu yüzden gündeme aldım bu maçı.

Yarın onları yener miyiz? Onca seneden sonra? Bence tam kıvamındalar, yani bu hafta onları yenme ihtimalimiz yüksek, manevi koşullar 3 puan için son derece müsait. Yenelim ve şu lanet seriye bir son verelim, zira işin senesi var, bu yenememe hissi sürgit olmamalı.

Evet, yarın Boluspor'u yenelim.

Sonra hafta içi Kayserispor maçı var.

Hatırlıyorum da, ilk yarıdaki maçta, rakip öne geçince, pastırmacı tayfası "Adana Kümeye" diye bir saldırıya başlamışlardı.

Vay gidinin iktidar kontenjanlı takımı vay! Sizin de zamanınız dolacak hacılar, siz de muhtemelen eş zamanlı olarak tarihin ve futbol tarihinin puslu sayfalarında yerinizi alacaksınız. Bir maçta, rahatlığınızdan dolayı, dar zamandaki bir takıma "kümeye" diye tempo tutabilirsiniz, hakkınızdır, ama futbol tarihi sizi daha ötesinde bir yerde hatırlamayacak. 

Bir büyük Adanaspor küme de düşebilir, düşmüş durumdayız, kapanabilir de, kapanmışlığımız var, ama futbol tarihinde net ve tertemiz bir karşılığımız var; asla siyasetin ve ekabirin kulübü olmadık, varlığımız muktedire hiç bağlı olmadı.

Asıl o maçta bir galibiyet bekliyoruz senden Büyük Adanaspor! Şampiyon mu olacaklar, bizi evimizde yenemeden şampiyon olsunlar olacaklarsa, geçen sezon hemşehrileri Hacıların Erciyesi gibi... 

Güzel Yurdum Adanaspor'um. Yolun hep açık ve fakat bu arada gündemimiz şahıslar değil sadece Adanaspor olsun!

Lütfen ama! 

Yazar: Editor
2015-04-18 10:31:37

Rövanşı Vermemek

Yarın Alanya'ya karşı sıkı bir maç oynanacak. Bu maç yukarıyı belli bir ölçüde ilgilendirirken bizi kendine daha çok muhatap ediyor.

Zira alt tarafla irtbatı tamamen koparmak lazım.İşlerin ne olacağı belli olmaz. Bizim her zamanki gibi bir yenilgi serisine girmemiz ve rakiplerin de bu arada aynı seriyi kendi lehlerine oluşturması işten bile değil.

İyisi mi biz kendi göbeğimizi kendimiz keselim.

Akdenizin en güçlü takımı hala Adanaspordur hocam.

2. devrenin ilk Akdeniz karşılaşmasına hakem denen bir adam müdahale etti. Lakin... Bu maçta rövanşı Alanya'ya vermeyip Akdeniz'in en güçlü takımı sloganını devam ettirmeye niyetimiz var.

Eyüp Arın Hocamıza ve futbolcularımıza güveniyoruz.

Vira,

Güzel Yurdum Adanaspor'um. 

Yazar: Editor
2015-04-12 11:41:14

Giresun'la güzel bir antrenman maçı oldu. Hani öyle planlandığı için değil, öyle geliştiği için antrenma gibi oldu.

Kazanırdık, ama o malum ve melun son vuruşlar yok mu?

Yenilmeden gelmek de güzeldi.

Maç bu kadar, daha fazla bahsedilecek bir şey yoktu.

___________________ 

Şimdi başka bir şeye değineceğim dostlar.

Kültür Sitesinde ADT'nin Tiyatro Festivali devam ediyor. Dün akşam Semaver Kumpanyası da gelmişti Aristophanes'in Kuşlar'ıyla. Ta ünv. günlerinden arkadaş, sevgili Volkan oyunun yönetmeni olunca da gitmek tamamen şart oldu.

Şart oldu dedim, çünkü özellikle sinemaya ve sonrasında tiyatroya gitmekten vazgeçtim, vazgeçmiştim.

Vazgeçmemin sebebi bu sanatların kendisi değil tamamen "seyirciyle" ilgili bir vaziyet.

Canına yandığım, bu "seyirci" denen zottirik her yerde problem zaten. Örneğin futbol... Takımın taraftarı her koşulda formaya armaya futbolcusuna sahip çıkar seyirci ise daima s.kinin keyfindedir. 

Tiyatrosever dediğin de gider o 2 saat için kendini ve CEP TELEFONUNU dış dünyaya kapatır ve oyunu izler. Lakin o "seyirci" yine sahneye çıkar, yani mecaz anlamda sahneye çıkar ve o cep telefonuyla, s..tuğumun cep telefonuyla onca provanın, otuz kırk insanın, onların emeğinin, evet ayrıca binlerce liralık masrafın resmen anasını beller. 

Zannedersiniz ki etkinliğe bir arkadaş niyetine o cep telefonuyla gelmiş.

Hayır, mesaj vermek gibi bir niyetim yok.

Ama ulan, ben de oradayım veya benim gibi, sadece bir oyun izlemeye gelmiş insanlar da orada bulunuyor, üstelik senin o nesnenden daha meşru bir biçimde... Senin kapatmadığın o cep telefonun yüzünden benim niye keyfim kaçıyor öküz, diyeceğim ama küfre karşı olduğum için diyemiyorum.

Tabi, bizim meselemiz öküzlerle değil öküzlükle! Birincisine yani öküzlere can feda, ama öküzlük çok fena... Düşünün bre, bir müesseseye dönüşmüş adeta bu öküzlük denen şey.

Böyle.

Tiyatroya da elveda. Bir daha gitmem dostlar.

Tiyatro tabi ölmedi, ama tiyatro seyircisi ölmüş, bitik, sefil bir halde...

Er kişi niyetine... 

Yazar: Editor
2015-04-02 10:50:02

Dün akşam, Portakal Çiçeği Festivali kapsamında, Büyük Saat'in arka tarafına düşen Ramazanoğlu Konağındaki bir etkinliğe gittik ben ve Dr. Rıza. Üç enstrümanlı bir etkinlik.

Bu arada Ramazanoğlu Konağı ne güzel bir yer. 1360 ila 1400 seneleri arasında inşa edilmiş harika bir yapı. Taş duvarlarına dokunmak bile mutluluk vericiydi. Ne çok insan geçmiştir oralardan...

Konumuza dönelim.

Etkinlik saat 19.00'da başlayacaktı. Biz yine de erken gidelim dedik, görgüsüzlük yapmaya gerek yok, özellikle bu tarz etkinlikler prensip ister. Kent hayatı bunu gerektirir. 7'ye 10 kala yerimize oturduk. Ve cep telefonu denen lanetli nesneyi kapattık abiler...

Konağın giriş bölümü salona çevrilmiş ve bir sahne oluşturulmuş. Gayet güzel. Sandalyeler filan. Sonra pasta ve kaynar ikramı. Kaynar evet veya ona benzer bir şey. Yemedim içmedim tabi. Ne yani şarap mı ikram edilecekti, dedim kendime, sen bu etkinliğe dua et. 

Derken ilk gol geldi: Belediye Başkanı H.S çelengi sahnenin arkasında gözümüzün içine giriyor adeta. Bir belediye başkanının reklamı mıydı bu yoksa bir dinleti mi?

Yanıtı az sonra şahsen alacaktım.

Saat 19.05 sahnede tık yok.

Saat 19.10 salonda selfi filan yapan, kaynar ve pasta götüren, arada telefondan video izleyen bir kitle ama sanatçılar hala yok.

Saat 19.15 ve fakat bu 15 dakikalık gecikme kimsenin umurunda bile değil. Lakin belediye başkanının koca isimli çelengi hafifçe eğrildi olduğu yerde.

Saat 19.20 ve hala fonda karışık müzik sanırım YouTube'tan...

Eh, siz gelmiyorsanız biz gideriz dedik ve kalktık ben ve Dr. Rıza. Hanımefendi dedim ilgili bayana, saat 7'de başlayacak etkinlik şu dakika olmuş hala başlamamış. Gidiyor musunuz, diye üzülmüş gibi yaptı. Zira eminim ki o da mesaisinin bitmesini ve evine gitmeyi kuruyordu kafasında; müzikmiş, festivalmiş, konuklarmış kimin umurunda? İç kaynarını ye pastanı ve otur bekle, elbet gelip biri bir şeyler çalacaktır, zaten "bedava" olan bir etkinlikte. 

Gecikmenin sebebi?

Yer ayırtanların gelmesi bekleniyormuş.

Nereden baksanız hazin bir durum.

a.Neden bir etkinliğe vaktinde gelinmez?

b.Geciken muhteremin biri üniversitede hoca üstelik. Köylü zihniyeti kötü bir şey dostlar, zihniyetten bahsediyorum, köylünün kendisinden değil. Ha belediye başkanı ha üniversite hocası... olmayınca olmuyor demek. Kimse ülkenin haline şaşırmasın, bu keyfiyete.

c.Peki o kadar beklemeyi sineye çeken sanatçı arkadaşlara ne demeli? Konuklardan umudumu çoktan kestim onlar pasta ve kaynarla yeterince meşgul zaten.

d.Bakınız, bir futbol maçı bile (özel durumlar hariç) dediği saatte başlar, bu durum iddaa'dan önce de böyleydi. Yani basit bir futbol maçının başlama prensiplerinden bile çok uzaklarda bizim aydın entel işlerimiz.

Naçizane şöyle önerebilirim:

1.Ne yapacaksanız artık, onu dediğiniz saatte başlatınız, başlattırınız.

2.Vaktinde gelmeyeni içeri almayınız, aldırtmayınız.

3.Bu tür programları ve hatta hiçbir programı şahsi politikanızın aracı veya gereci haline getirmeyiniz.

4.Yapmayınız. Kaynar ikramı ne? Broşürlerde bile belediye başkanının ismi neden niye niçin vs?

5.Kasaba değil bir büyük şehir yönettiğinizin farkına varınız.

6.Üstesinden gelebileceğiniz işlere kalkışınız.

7.Elinize gözünüze bulaştıracağınız işlere de bulaşmayınız.

8.Bu konuyla ilgisi yok ama, düşmanı olduğunuz bir takımın taraftarıyla argo konuşup seviyeyi düşürmeyiniz, karşıdaki neticede belediye başkanı filan değil, vatandaş, sokak ağzıyla konuşabilir ama siz???

9.Adanaspor'umuzu karıştırmaktan vazgeçiniz. İki tribün arasında bir düşmanlığı körüklediğinizi de artık fark ediniz... 

ve daha birçok şey... 

Yazık bize yav!

Sonra ne mi yaptık? Günün ve akşamın efkarıyla gittik 1000 Sokak'ta rakı içtik. Müzeyyen Ana da plakta dönüyordu ne güzel. Rakı ve kebap da tam denilen saatte geldi. Lezzet dakikti ve herkese eşit mesafedeydi...

Yazar: Editor
2015-03-31 19:56:26

Abdi'nin teki Adanaspor'a laf dokundurmaya çalışırken Bayram Akgül cevabını verir.

Güzel.

Terbiye sınırları içinde her muhabbet, atışma özellikle bir Adanasporluluk kimliğinin bekası için tavır alışlar çok güzeldir.

Bayram Başkan'ın çıkışı net ve çarpıcıydı.

Sezon sonuna kadar ve yeni sezonda ve devamında Bayram Başkanın birleştiren çabasının sürmesini bekliyoruz.

Ve yanındayız! 

Ne zannetin Abdi Ağa?

İnce Memed Kavmi sana biat mı edecekti önümüzdeki sezon vaadleriyle filan...

Siz yeter ki Adanaspor için mücadele edin, biz sizinleyiz Bayram Akgül... 

Ferman hala çakma padişahta evet; ama dağlar hala bizim! 

Yazar: Editor
2015-03-26 17:05:48

Sezon sonuna kadar Eyüp Arın Hocamızla anlaşılmıştır. Karar doğrudur ve sevindiricidir.

Biz Mustafa Reşit Akçay'ı olasılıkları zorlayarak önermiştik. Yani sadece bir temenniydi aslında. Kirlenmemiş, yorulmamış bir isim olduğu için, alt yapıya önem verdiği için, futbola dair net, çağdaş ve pratik de bir bakış açısı olduğu için Mustafa Reşit Akçay'ı gün koşulları itibariyle fantastik bi şekilde istemiştik. Aslında yeni sezonun (Eyüp Arın'la devam edilmeyecekse) mühim bir alternatif ismi olabilirdi, ama alternatifsiz bir alternatif.

  • Sevgili Eyüp Hocamız 
  • görevdedir ve ona güvenimiz 
  • ve inancımız 
  • ve sevgimiz ve saygımız tamdır.

Konumuz ve konumumuz itibariyle şu kaşar futbol piyasasındaki en güzel isimdir.

İşin doğrusu kümede kalma inancım bitmişti özellikle son maçta, şimdi biraz daha umutluyum bu melun konuda.

  • Elbette Eyüp Hocanın elinde sihirli bir değnek yok 
  • ama Eyüp Arın Hocanın zihninde 
  • koşulları takip eden, 
  • takımı çok iyi bilen, 
  • dolayısıyla kimin ne yapabileceğine vakıf olan, 
  • futbolcunun performansına zarar vermeyen 
  • tersine o performansı geliştiren 
  • bir futbol şeması var. 
  • Bu önemli bir yetenektir. 

Eyüp Arın, rüştünü defalarca kanıtlamış bir isim, tereddüt yok.

Şimdi ondan takım ile tribün bağını en güçlü şekilde kuracak motivasyonlar da bekliyoruz.

Zira

Eyüp Arın, hiçbir teknik direktörün olamayacağı kadar Adanasporludur!

Bu da bizim en büyük avantajımızdır hep birlikte.

Yazar: Editor
2015-03-21 13:28:34

Down Sendromlu Taraftarımız Yahya için yazılmış bir Adanaspor temalı şiir:

12. Şiir

Tribünlerde Bir Baltalı İlah

Yahya

Eski ahşap kapalıda

Hani tahtadan direkler

Tribünler düz, koltuksuz

Orada hep ceketiyle bir Yahya

Hep güzel, hep güleç

Öfkesi bir sabah yeli

Öfkesi bize şenlik...

Rüzgârla, yağmurla

Yel değirmenleriyle dost

Sesi uğultularda bir adam

Kâbusudur hakemlerin

Hepsi birer kötü adam...

 

Tribünlerin Zagor’u

İntizarıyla

Adana’da

Bir Baltalı İlah...

Herkes hata yapar

Yahya affetmez

Say ki Romalılara sesleniyordur Antonius

“Adanalılar, dostlarım!

Şu sahada gördüğünüz kara gömlekli

Bir alın terinin hırsızıdır!”

Yani bir zulmü anlatır

Bilirdik, Yahya’nın aklından geçen bunlardı

Diyemezdi anlardık...

Tribünlerin birinden bir Yahya geçti

Kendi lisanında

Geçti gitti…

 

Sanki tarifesiz bir tren anonsunda

“Sevgili Adanasporlular,

Kapalı müdavimlerinden

Bir güzel taraftarımız Yahya

Hayata veda etmiştir”

Kalktık alkışladık…

 

Peki, bir Yahya’yı

Tribünlerden

Başka nasıl uğurlardık?

______________

Şimdi Futbol

Bir Veda İmgesidir

Adana’da

_______________

Down Sendromlu bir taraftarımız vardı: Yahya (tribündeki adı Dilsiz Yahya).

Dünyanın en sakin ve aynı anda en hiddetli adamıydı. Konu Adanaspor olunca, tahammül edemediği şey, takımın hakkının yenmesiydi, hiddet dediysek onun tatlı öfkesiydi. Bu manada ondan en çok hakemler çekmişti. Muhtemelen gıyaben... Böyle...

Onu hikâye eder on ikinci şiir. 

Yazar: Editor
2015-03-19 09:20:13
Fark Etmek Üzerine
 
Geçen haftaki Bucaspor yenilgisi ,ligde bundan sonra hedefin  kümede kalabilmek olduğu sonucunu çıkardı.
Kalan 10 haftada 12 puan alabilir miyiz? Soru bu. Kalan maçlara bakarsak sırasıyla
  • Altınordu (D)
  • Denizlispor (İ)
  • Giresunspor (D)
  • Alanyaspor (İ)
  • Boluspor (D)
  • Kayserispor (İ)
  • Osmanlıspor (D)
  • Antalyaspor (İ)
  • Elazığspor (İ)
  • Karşıyaka (D)
Görüldüğü gibi kolay maçlar yok. Taraftarın takıma güveni de yok. Maçlara gösterilen ilgisizlikte cabası.
Bu duruma gelme sebebi Güvenç hocanın devre arasında takıma yeteri kadar transfer yapmaması ve eldeki kadroyu yeterli görmesi. Takımda gözle görülen bir kondisyon düşüklüğü ve mücadelede isteksizlikte söz konusu.

Burdan başta Başkan Bayram Akgül olmak üzere, Güvenç Hoca'ya, Futbolculara ve Taraftarlara sormak istiyorum ; Tehlikenin Farkında Mıyız ?
 
Mahir Alev 
Yazar: Editor
2015-03-14 09:30:56

Büyük Yazar Yaşar Kemal'in adı, Adana'da elbette kültür merkezlerine, kütüphanelere, tiyatro salonlarına verilmeli.

Aynı şekilde İnce Memed adı da şehrinin hayatında yaşatılmalı.

Bu öneri uçuk kaçık bir öneri değil, bir Kanalİstanbul projesi gibi saçma bir şey de değil. Çok kolay bir şey öneriyoruz.

  • Adamlar en ünlü romanları Pall Sokağı Çocukları'nı aynı adlı sokağın başında roman kahramanlarının heykelleriyle yaşatıyorlar. İmkansız bir iş yapmışlar değil mi?

Ama böyle bir Abdi Ağalar zihniyetinin egemen olduğu ülkede yer isimleri Turgut Özal'dan, Kenan Evren'den, Süleyman Demirel'den öteye gidemez.

Neyse,

Biz, yapabileceğimize bakalım.

Derim ki, kişisel veya genel duyurularımızda en azından biz şöyle diyelim:

5 Ocak Yaşar Kemal Stadyumu, İnce Memed Tribünü...

Evet dostlar,

Şahsen 
az sonra 
Adanaspor - Bucaspor maçı için 
5 Ocak Yaşar Kemal Stadyumu'nda 
ve 
İnce Memed Tribünü'nde 
olacağım, yani Güney Cephe'de...

Yazar: Editor
2015-03-08 17:54:55

Galiptir bu yolda mağlup olan...

  • Az çok tahmin ediyorduk 
  • Abdi Ağa torunlarının birbirini kollayayacağını. 
  • Zaten onun öncesinde büyük bir ittifakları vardı bu meşrebin 
  • bu hafta 
  • Abdi Ağa'nın bir başka torunu devreye girdi: 
  • Özgür YANkaya.

Sana bir şey diyeceğim Özgür YANkaya; sen Abdi Ağa torunusun!

Senin için bundan daha büyük bir hakaret düşünemiyorum.

Bedduamız en hassas noktana gelsin ulan.

  • Ne şimdi, 
  • maçın pozisyonlarını baştan mı anlatacağım? 
  • Yanlıydın ulan YANkaya, 
  • her kararında yanlıydın utanmaz adam!

Bu arada takımda gününde olmayan futbolcular vardı ve gününde olmayan bir hoca! Sağlık olsun.

Yapacak bir şey yok!

Evet

Bizi ancak böyle bir hakem kumpaslıya yenebilirlerdi,

Kumpas kuruldu

ve yenildik.

Yazar: Editor
2015-03-03 15:31:53

Neden Adanaspor?

Adana'da kurulan ilk futbol kulübüdür.

Tarihi 1930'lu yıllara kadar uzanır.

Bizzat Adana halkı tarafından kurulmuştur.

Milli mücadele ruhuyla şehirde filizlenmiştir.

Adana'nın 3 büyük kulübünün bir araya gelmesiyle ortaya çıkmıştır.

Torosspor'dur, Akınspor'dur, Adanaspor'dur.

Adana çiftçisidir, Tarladaki ırgattır.

Portakalın turuncusu, tarladaki pamuktur.

Alın teridir.

Adana'nın fellahıdır, kebapçılarıdır.

Orhan Kemal'in takımıdır, formamız onun terleriyle ıslanmıştır.

Kadına değer verir, ülkenin ilk ve tek kadın başkanına sahiptir.

Adana'nın parasını sömüren değil, Adanalıya vergileriyle destek olandır.

Türkiye'yi Avrupa’da onuruyla temsil etmiştir.

3 kez UEFA, 1 kez Balkan Kupasında milli temsilcimiz olmuştur.

Adana'ya İnter'i getirmiştir.

Gençlik ve Spor Bakanlığı şampiyonudur.

Anaya ilk yalan, babadan ilk kaçıştır.

Pilava karşı çıkan kebapçıdır.

Yaşar Kemal'dir, şehir içinde Abdi Ağalara karşı İnce Memed mücadelesidir.

Hababam Sınıfıdır, ülkeye damga vurmuştur, Akdeniz'in en büyük takımıdır.

Gururludur, kimseye muhtaç değildir.

Cümle âlem düşman olsa da o kendi başına ayakta durur.

Taraftarından başka kimsesi yoktur.

Türkiye'nin en çok acı çeken ama hiçbir zaman ‘acıtasyon’ yapmayan takımıdır.

Akkapı’dır, Kiremithane’dir, Yeşilyurt’tur ama Turgut Özal değildir.

Toroslardaki Yörük sevdasıdır.

Anka kuşu efsanesidir, küllerinden doğmuştur.

Ülkenin, şehrin görmezden gelinenidir, hepsinin kuyruk acısıdır.

Basının çekemediğidir.

Tek varlığı taraftarını her zaman üzendir ama kanı tatlıdır.

Yüzlerce kez armasına küsüp yanına gitmeyeceğini söyleyip yine de gittiğinizdir.

Terk etmeyen tek sevgilinizdir.

Büyüksaat’ten sonra Adana'nın diğer büyüğüdür.

Taş Köprüdür, her şeye rağmen ayakta kalır.

Muhaliftir; hükümetine, belediyesine alayına...

Cıncık gibi arması vardır.

Yüzlerce şey yazsan da  yine de yetmeyecek kadar büyüktür bir sevdadır.

Adana'dır, umuttur, ağlatandır, anadır, babadır.

Her şeyden öte bizim Adanaspor’umuzdur.

Batuhan Bilir

Yazar: Editor
2015-03-01 12:04:14

Yaşar Kemal

ölmez

ulan

... 

İnce

Memed

öldü mü ki

Yaşar

Kemal

ölsün? 

Yazar: Editor
2015-02-21 09:56:57

İnsanlar ölür. Öteki dünyaya ister inan ister inanma insanlar ölür. Tabi canlıların genel olarak o ömrün sonlanması yasasından payını alması zaten bir gerçektir ama düşünen ve taşınan mahluk olan insan ölür, hazin bir şekilde. Hazin olan, ölümü bilmesi ve onu düşüne düşüne ölmesi...

Ölür veya öldürülür.

Yoksul insanlar ise daha çabuk ölür; çabucak. Zaten daha çabuk acıkır yeterince yiyemediği için, daha çabuk zayıflar beslenemediği için, daha çabuk hastalanır gereğince korunamadığı için, çabucak üşür giyinemediği, ısınamadığı için... Orada her şey çabucak ve kolayca olur.

Orhan Veli de Kitabe-i Seng-i Mezar'da Süleyman Efendi için;

"Bir akşam uyudu

Uyanmayıverdi" der;

Çabucak ölen, yoksul, kimsesiz, borçlu, alacağı olmayan, nasırından çok çekmiş, çirkin yaratılmış, to be or not to be'yi mesele etmeyen, kundurası vuran, Allah'ın adını pek anmayan ama günahkar da sayılmayan, tüfeği deppoya konulan, esvabı başkasına verilen, torbasında ekmek kırıntısı olmayan, matarasında dudaklarının izi durmayan, kendi gidip ismi bile yadigar kalmayan Süleyman Efendi için. Yazık olmuştur ona. O kadar işte, yazık olmuştur.

Bu yüzden diyor ya "zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri olmayanlar, birleşin" diye... 

Aç sınıfın laneti vardır milliyeti yoktur;

hele asil bir milliyeti hiç yoktur, hiçbir kıtada yoktur.

Ama aç sınıfın aç bir midesi vardır,

o midenin de milliyeti yoktur.

O aç sınıf, neden kolayca öldüğünü fark edene kadar kolayca ölmeye devam edecek şu emperyal satranç oyununda.

Aç Sınıfın Laneti Adına... 

Yazar: Editor
2015-02-18 07:05:03

Özgecan zalim bir erkek grubu ve aslında bir erkek tiranlığı tarafından kelimenin tam anlamıyla hunharca öldürüldü.

Öldürülen Özgecan, arkasında dirilmiş bir kitle yarattı.

Özellikle Kadınlarıyla ayakta bir toplum.

Bir hüzünden bir umut böyle doğuyor.

Bu dünyayı, ama öncelikle bu ülkeyi Kadınlar kurtaracak.

Kurban olan Kadın,kurtarıcı olan Kadına dönüşecek.

Bu uyanışın işaretleri zaten hep vardı.

Şimdi Kadınlar; erkek devlete, erkek hükümete, erkek egemenliğine "bir dur" diyor.

Kadınlar kurtaracak...

Kurban olan Kadınlar.

Yazar: Editor
2015-02-04 18:04:49

Caz Saatleri

Part III

Akıldaneniz Kim?

Bakın doğru söyleyin, kızmayacağım. Bu transfer dönemini kim yönetti? Bayram Akgül mü yönetti, Bjk ajanları olan futbol direktörü ve kondüsyoner mi, yoksa Fikret Bey mi? Güvenç Kurtar’ın yönetemediği kesin.

Tamam, söylemeyin. Peki, ne düşündünüz de iki topçuyla kapattınız transferi? Yoksa bir buçuk mu demeliyim? Anlaşılan o ki Pirlo Cemşit kardeşimiz yarım transfer, herhangi bir mevkinin yedeği… O mevki şimdilik meçhul… Ama N’duka’ya da haksızlık yapmayayım, kendisi en az 2 adamlık transfer. Kuş taşa mı çarptı acaba, değilse bizim N’duka’yı almamız ancak asparagas transfer haberlerimizde olurdu. Neyse, N’duka 2 transfer sayılacak, Cemşit şimdilik yarım transfer. Fakat garip bir şekilde Cemşit’ten umutluyum… Bunun sebebi benim o “El-Classico salaklığım” olabilir.

Evet, konuya dönelim. Adama ihtiyacımız yok mu diye düşündünüz? O zaman niye Urfaspor maçının 2. Devresini kendi ceza sahamızda oynamak zorunda kaldık, neden Zenke her topu ortalayabildi, onun önünü kesemedik? Neden hocanın orada herhangi bir taktiği tutmadı? Topçumuzun Zenke’yi durdurmaya kapasitesi yetmedi ise neden transfer yapmadık? Tam bir kısırdöngü oldu bizim hal. Yıllar önce de kuyruğunu yutan yılan metaforuyla özetlemiştik halimizi. Ulan canına yandığım, aslında yeni yazı yazmaya hiç gerek yok transfer döneminde veya lig sürecinde; aynı şeyleri o kadar çok yaşıyoruz ki; arşivden çıkarıp çıkarıp yayımlayalım eski yazıları; nasıl olsa koşullar değişmiyor ve böylece sonuçlar hiç değişmiyor.

Topçu buysa hocaya ne gerek var? Ona verdiğimiz parayla belki bir adam daha alırdık?

İddia ediyorum herhangi bir taraftar bu takımdan en ideal 11’i sahaya sürer ve en isabetli değişiklikleri de yapar. Takımı da kendi ceza sahamıza mahkum etmez! Yine tekrar ediyorum, evet haddimizi bilerek mücadele edelim ama o haddimiz kendi ceza sahamız filan değildir bre!

Son kez soruyorum, Fikret Akgül mü yönetti bu transferi? Ne düşündü acaba? Takımı ele geçireceğiz, borcu filan hiç olamasın, mı dedi içinden? Yoksa, yahu iki adam daha alınırsa takım şampiyon olur, bizim planlar suya düşer filan mı oldular?

Neyse, cevap alamayacağımız kesin. Acaba biz bilmiyoruz da bir tür transfer yasağımız mı var? TFF’nin 215. Maddesi, C Bendi ve 17/D Fıkrasına göre Adanaspor ancak “Sınırı Transfer” yapabilir, ihtiyacının üçte biri kadar; o da belki… mi acaba? Lan! Eğer durum gerçekte böyleyse boşuna caz yapmasaydık adamcağızlara…

Ama ben yine tribüne gidip sahaya çıkan futbolcularımızı destekleyeceğim, onlara tek laf etmeyeceğim, sadece destekleyeceğim, arada eleştirdiklerim oldu, bundan sonra hiçbir topçumuzu eleştirmeyeceğim; çünkü o çocuklar sahaya çıkıp tam anlamıyla bir haysiyet mücadelesi veriyorlar. Onların iyi yönetilmeye ve desteğe, morale ihtiyacı var, ben elimden geldiğince o kişilik sahibi futbolcularımıza burada ve tribünde omuz vereceğim. Onlardan tek istek, TemsaBelediyesipor’u yenmeleridir. Şahsen yegâne ciddi beklentim budur!

 

Vira arkadaşlar, kalbim hep sizinle ve o formayla olacak. Ama şimdiye kadar desteğimi esirgemediğim yönetime çok daha temkinli yaklaşacağım, çok.

Yazar: Editor
2015-01-30 11:09:14

Geçen sezon sonu biraz sıkıntılıydı ve biz Şanlıurfaspor deplasmanına gitmiştik; ben, Ergun Abi ve Halit; Kumcu Yusuf bizi yine satmıştı, bu bir Kumcu Yusuf klasiğiydi, maç günü satmak:)) Ama güzelim Urfa Lahmacununu da kaçırmıştı, bu da onun kaybıydı.

  • Şanlıurfa merkezine girdiğimizde 
  • plakayı gören esnaf 
  • başarı dileklerini eksik etmemişti; 
  • Bir iyi niyetle "Urfa'yı yenin Adana" 
  • diye de seslenmişlerdi.
  • Hassas durumumuzu biliyorlardı tabi.
  • Tribünde de durum farklı değildi; 
  • Şanlıurfaspor taraftarı 
  • evsahipliğini ve konukseverliğini 
  • en üst düzeyde göstermişti. 
  • Tezhüratlarımıza  destek vermiş, 
  • hatta tezahürat yapmış, 
  • attığımız golü alkışla karşılamışlardı 
  • ve kümede kalışımızı garantilememizin sevincini 
  • bizimle yaşamışlardı.

Sahada da bundan farklı bir sahne yoktu dostlar

Bunları niye yazıyorum?

Aynı konukseverliği gösterelim diye yazıyorum.

Sahada 3 puan için mücadele edecektir iki takım da ama tribünde Şanlıurfaspor taraftarına "hoşgeldiniz" demek Adanaspor evsahipliğinin olmazsa olmazıdır diye düşünüyorum.

Adanaspor taraftarı vefalıdır, hatır bilir, güzel evsahipliklerini, jestleri ve centilmenlikleri unutmaz.

Şimdiden Hoşgeldin Şanlıurfaspor...

Süperlige birlikte çıkmak dileğiyle...

Yazar: Editor
2015-01-28 12:15:28

Dün Yaşar Kemal'in Pis Hikaye'sini okudum. Tatil filan derken daha az kitap okunuyor bence. Daha çok oyalanma, daha çok uyku, daha çok tembellik. 

Böyleyken elim uyuşukça gitti kitaba.

İlk sayfayı, nasıl olsa bırakırım okumam, sonra devam ederim hisleriyle açtım. Sonra bir de baktım ki bitivermiş hikaye.

Adı üstünde, pis bir hikayeydi Pis Hikaye.

Ne kadar zalimiz, 
ne kadar güçlüyüz, 
ne kadar çaresiziz, 
ne kadar korkağız, 
ne kadar insanız, 
ne kadar egoistiz, 
ne kadar yürekliyiz, 
ne kadar kaçarız, 
nereye kadar gideriz?

Ve daha bir sürü şey şu kısacık Çukurova hikayesinde; Zalim Çukurova...

Taşın içine sıkışmış iki damla su gibiydi, diye tasvir edeyim hikayeyi; çıkar kurtulurum zannedersin çıkamazsın, buharlaşır giderim diye umarsın, buharlaşamazsın. 

Öyle kalırsın... Kısacık bir eser için daha fazlasını da yazarım hatta kendisinden de uzun yazarım, bir Çukurova kainatı bunu yazdırmaya müsait. Ama ne gerek var... Bulunur ve okunur.

Yaşar Kemal: Tanrı Yazar... sonsuza kadar okunur.

Yazar: Editor
2015-01-23 15:20:15

Bayram Başkan’a Saygıyla

Yoktan var edilen bir takımın değerini iyi biliyorum; 2006'da ne idüğü belirsiz bir belediye başkanının peşine takılıp sıradan bir amatör küme takımına Adanaspor diye sarılıp yollara düşen çaresizlerdendik, unutmadım.

Kâğıt parçası olarak alınan bir kulübün varlığına şükrediyorum; 2006'da Adanaspor'umuz maçlara çıkamadığında bu memlekette en büyük zulmü yaşattılar bize, Adanasporlular'a. 7 Temmuz’u asla unutmuyorum.

Bayram Başkan’a minnet borçluyum; “Adanasporluluk artık silindi, tarih oldu” diye düşünülürken, belki de en kritik döneminde bizlere nefes olduğu için.

Bayram Başkan’a saygım sonsuz; Ereğli’de tahta merdivenli tribünlerde başlayıp Mersin’de atılan şampiyonluk turu için. Ve 50 takımlı ligi şampiyon bitirerek Bank Asya 1. Lig özlemini çok kısa sürede sona erdirdiği için.

Bu sebeplerle Bayram Başkan’a olan minnetimi hiç unutmadan yazıma devam ediyorum.

  • Özellikle son dönemlerde çok eleştirildi, 
  • eleştiriliyor. 
  • Belki de Bayram Başkan’ın 
  • bu süreçteki en büyük şanssızlığı 
  • üst üste gelen 2 şampiyonluktur. 
  • Ayağının tozuyla getirdiği 2 şampiyonluk, 
  • kendisinden beklentileri yükseltirken, 
  • kendisi de Süper Lig hırsıyla 
  • ilerleyen yıllarda hatalar yaptı. 
  • Bir an evvel en üst lige çıkma isteği, 
  • stadyum yapma planları, 
  • Avrupa kupalarına katılma hedefleri 
  • hatalar zincirinin devamı gibiydi.

Bank Asya 1. Lig’de geride bırakılan ilk birkaç sezon sonrasında Bayram Başkan’a eleştiriler yükselmeye başladığında, kendisini en başta savunanlar olarak bir sohbetimizde “Her sezon şampiyonluk hedefi koymasanız, beklentileri düşürüp birkaç yıl sonrasına hedef koysanız?” eleştirimize, “Ben hedefsizliği sevmem. Ne benim, ne de Adanaspor camiasının karakterine de uymaz” cevabı Bayram Başkan’ın hırsını ortaya koyarken, belki de yıllardır yapılan kurumsal hedef koyamama hatasının da bir göstergesiydi. Hem maddi, hem manevi yıpranmayla geçen başarısız (Bayram Başkan için de Adanaspor taraftarı için de hedef şampiyonluk olduğu için başarı kıstası hep şampiyonluk oldu) yıllar gerilimi de beraberinde getirdi.

Bugün gelinen nokta birçok Adanasporluyu korkutuyor. Korkuyu yaşayan kesim ne kadar ciddiye alınıyordur bilmiyorum ama bu camianın omurgasını oluşturan kesimlerin endişeleri dikkate alınmalıdır. Bugün rahat tavır sergileyen ve yapılan protokolle Adanaspor’un geleceğinin kurtulduğunu düşünenlerin de kafalarında soru işaretleri olduğunu ve içlerinin çok rahat olmadığını da düşünüyorum. Şu aşamada iki kulüp arasında yapılan protokolle camia içerisindeki kutuplaşmalar iyice ayyuka çıkmış durumda (Karşılıklı ithamların Adanaspor’a bir şey kazandırmayacağını da ekleyelim.)

  • Yapılan anlaşmanın da 
  • geleceğe yönelik bir yatırımdan ziyade, 
  • Haziran ayına kadar 
  • taraftara bu düşüncenin empoze edilmesi, 
  • camianın gazının alınması anlamları taşıdığını 
  • düşünüyorum. 
  • Haziran ayına kadar bu süreç sindirilirse 
  • bir adım daha ötesi de 
  • Adanasporlular’a 
  • çok daha rahat kabul ettirilecektir.

Endişelerim büyük, ikna olabilir miyim bilmiyorum. Uzun süredir maçlara gitmiyorum, bu süreçte de stadyumun yakınına uğramayacağıma eminim. Bildiğim Adanaspor tribünlerinde kimsenin yerinin boş kalmayacağıdır. Türkiye’nin her vilayetinde olduğu gibi başarıya endeksli olarak o tribünler dolacak ya da boşalacaktır.

  • Bu süreçte 
  • Adanasporluluğunu rafa kaldıranlar 
  • olacaktır, maçlara gitmeyenler 
  • olacaktır. 
  • Herkesin yeri dolacak, 
  • belki daha başarılı ve şenlikli yıllar yaşanacak. 
  • Nicelik değişecek 
  • ve pek tabi taraftarın niteliği de 
  • farklılık gösterecektir. 
  • Kulübün yönetimindekiler niceliğe bakarak 
  • doğru yaptıklarını düşünecekleri dönemler 
  • yaşayacaklardır 
  • kim bilir.

Fakat unutulmamalıdır ki, Haziran ayı sonunda ortaya çıkacak sonuçla, bir nesil zamanında minnet duyduğu Bayram Başkan’ını belki de hiç affetmeyecek.

Cem Kaplanoğlu

Yazar: Editor
2015-01-21 17:50:50

Kale

Son 3 maçta Hayrullah olağanüstü bir performans gösterdi ve tüm istatistiklerimizi alt üst edip 3 maçta 1 gol yedi. Daha önce fikir belirttim, son yılların en iyi kalecisiyle karşı karşıyaydık kalemizde. Hani dedim ya olağanüstü performans, aslında olağan bir performanstı belki fakat kalede o kadar aç biilaçtık ki olması gereken bir kaleci profili bize müthiş geldi. Hayır, Hayrullah’ın yaptığını veya ona forma veren Eyüp Hocanın cesaretini ve öngörüsünü, futbolcu bilgisi yok saymıyorum, tersine çok önemsiyorum.

Bu konuya değinmemim sebebi şu:

Günay’ın takıma dönmesi söz konusuymuş. Dönsün tabi. İlk önce, tribün onu çok sevdi ve Günay da Adanaspor tribününe aynı sevgiyle karşılık verdi. Güzel şeyler bunlar, hep istediğimiz futbolcu & taraftar diyaloguydu bu. Daha çok olsun…

Kaygım, Hayrullah’ı kazanmışken kaybetme korkusundan geliyor. Günay, Adanaspor’a forma garantisiyle geliyorsa yılların emeğine ve Hayrullah’a yazık ederiz. Ama eşit rekabet koşullarında geliyorsa ve iyi olan, daha iyi olan formayı alacaksa ne güzel bir şey olur. Tadından yenmez.

Evet, kale konusunda tek dileğim Hayrullah’ın göz ardı edilmemesi olur. 

Not:

Yazılarınızı " kaplanpenche@gmail.com " adresine bekliyorum. 

Yazar: Editor
2015-01-18 15:57:18

"BİLGİ | U21 takımımızın antrenörlerinden Serhat Galimane de bundan böyle görevine Adanaspor'da devam edecek."

Yukarıdaki, Medya Beşiktaş'a ait bilgide adı geçen Serhat Galimane, aşağıdaki tweeti RT etme rahatlığını gösterebilmiş.

"BİLGİ | Adanaspor, 17 Ocak Cumartesi günü imzalanacak 'iyi niyet protokolü' ile Beşiktaş'ın pilot takımı olacak."

Şimdi ben, Adanaspor'un Bjk'nin gerçekten "pilot takımı" olmadığına, olmayacağına nasıl inanacağım? 

Ve Adanaspor'un bir pilot takıma dönüştüğü bilgisini kendi başkanının "pilot takım olmayacak" sözüne rağmen RT eden bu arkadaş Adanaspor'da hocalık yapacak! 

Nasıl olacak bu iş? 

Nerede kaldı samimiyet veya iyi niyet?

Adamlar kafadan bize o pilot zihniyetiyle geliyor... 

Hadi beni inandırın ve bu adamı gelmeden yollayın.

İlk iyi niyet sınavımız bu olsun. Ne dersiniz?

O RT'yi silse de...

İlk önce Serhat Galimane'ye Hayır! 

Yazar: Editor
2015-01-11 14:29:22

Dostlarım,

Bakınız aşağıdaki yazı da bir tekrar yazısıdır ve ta 28 Ekim 2008 tarihli...

Yıllardır neyle uğraştığımızın bir başka belgesi olarak duruyor.

İşe bakın, 7 senede geldiğimiz yer ancak burası olmuş işte...

__________
 

Kendini değil Adanaspor’u sev;

Ki nihayetinde de sevinen sen olacaksın.

O maça dair hırslarını sevme, Adanaspor’u sev;

Günü kurtarma derdinde olmadan sev,

Yoksa yarınlar da gider, derken

Sevecek bir Adanaspor da kalmaz (yine).

Bu şehirdeki tatlı çekişmenin kurbanı etme tutkunu,

Arkadaş takılmalarından o haftalık da olsa paçayı kurtarmayı sevme,

Adanaspor’u sev,

İki senedir bu sevginin şenliğini yaşadın da…

Puan cetvelini sevme -şimdilik-

Takıma esip gürlemeyi sevme,

Her atak gol olacak, düşüncesini sevme,

Hemen gol olsun, hissini sevme,

Hep önde olacağız takıntısını sevme,

Futbolda dün yoktur, vefasızlığını sevme,

Desteklemek yerine, kontrol edemediğin ve aslında farkında olmadığın kösteklemeyi sevme…

Hiddetini sevme… Tam da o andayken duyguların, onu sevme işte,

Adana turuncudur, demeyi sev,

Güzel günlere inanmayı sev,

Sahaya çıkan her bir futbolcunun Adanasporlu olduğunu bil,

Onun yanında olduğunu hissettirmeyi sev…

Adanaspor’u sev;

Çünkü sonunda sevinen yine sen olacaksın…

Not: Bu sitemin içinde biz kendimiz de varız. Yukarıdaki eleştirinin muhatabı aynı zamanda bu satırları yazandır. Kendimizi o öfkeli kitleden soyutlayıp ideal taraftar numarasına yatmadan içimizden süzdüğümüz duyguları sorguluyoruz. Sonuçta, her şey Adanaspor için…

Bu da yazının orijinal BAĞLANTISI

Yazar: Editor
2015-01-04 12:14:19

Bakar Kör Olmak

Şimdi bazı sosyalistlerin, özellikle Adana dışındaki yoldaşlarımın kimi romantik hezeyanları oluyor. Hangi konuda? Futbolda! Aslında sözde bir muhalif imaj ve oluşturulan güya "solcu" algıdan ibaret bir demiryolları zincirinin şubesi olan bir “kuruluşu” için. 

Demir sporların ülkede kuruluşunun ve her yana, amir memur emir komuta zinciriyle yayılışının arkasındaki politika için birkaç yazımız olmuştu. Bunu tekrar etmeyeceğim. Ha, bu yazıdan DS’ye laf filan da sokmayacağım, belediyeden, Sabancıdan, havaalanından ve karşılamalarından ve daha bir sürü şeyden bahsetmeyeceğim. Dolaylı olarak gocunulursa da yapacak bir şey yok.

  • Efendim, benim kaygım şu: 
  • Bizim ülkenin kimi sosyalistleri, 
  • memleket meselelerini de 
  • bir demir yolları sporu analiz ettikleri gibi 
  • değerlendiriyorlarsa 
  • durumumuz 
  • hakikaten çok vahim.
  • acı ve hazin...
  • bunlarla mı mücadeleye çıkacağız?
  • Bir lümpenizimden 
  • sosyalizm var etmek isteyenlerle...
  • karamba karambita...
  • hatta hay bin kunduz.

Sosyalistlerin toplumsal döngüyü diyalektik bir tahlille ve bilimsellikle ele aldıkları tarihsel bir gerçektir. Olması gereken budur. Aklı, hayallerin gerisine atmak gibi bir lüksü olamaz galiba, olgulara veya olaylara romantik hislerle ve içi boş sloganlarla bakmaz bir sosyalist. Sanki böyledir bu şey, ne bileyim. Benim fikrim budur en azından. Nesnel örnekler de bu fikri desteklemektedir.

Sosyalistin, sahte imajlarla mesaisi olmaz herhalde ve de olanı saptırmaz, habbeyi kubbe yapmaz ya da bakar kör olmaz.

Memlekete ve meselelerine böyle bakan sosyalist görünümlü oportünist ve popülist arkadaşlarla işim olmaz. Sosyalizmin de ikiyüzlülüklerle işi olmaz, diyor Çiko.

Ha, bu arada ds'nin belediye başkanı şey demiş, belediyesporumuzu şampiyon yapmalıyız yoksa maliyetler daha çok artar, böyle bir şey…

size ne muhterem, size ne artacak olan maliyetlerden…

Yazar: Editor
2015-01-02 10:29:03

Güne pazartesi hissiyle uyanmak ve günün aslında pazartesi değil de cuma olduğunu anlamak eğlenceli oluyor zannediyorsanız olmuyor. 

Çünkü haftanın son iş gününe uyanmış olmayı bilmenin neşesi daha başka, kaçırdığınız bir şeyler oluyor arada.

Yaşanmadan geçen günler günlerden değildir. Tanımıyorum.

Şehirlerin olduğu gibi günlerin de rengi vardır kabilemde;

  • Pazartesi en dışlanmış günüdür kamunun benim,
  • şeffaftır, renksizdir, 
  • rengini ancak bir karışımla bulur, 
  • yani pazartesi öğleden sonrası salının sarısına yavaşça bürünür, 
  • pazardan kalan kötü, tatsız, resmi lacivertten arınır.

Salı ki an naif günüdür senenin ve sarıdır 

Çarşamba bir pusuladır, arzın merkezine gönderilmiş, eşiktir, aşılacaktır, sessizdir, kendi halindedir ve fıstığı yeşildir çarşamba.

  • Belki, günüdür perşembe, 
  • ertelenmiş buluşmalar için son adres, 
  • en kara günü her mevsimin, 
  • ektir sanki pazartesiye, 
  • uzundur sıkıcıdır tedirgindir, tedirgin eder. 
  • Yoktur aslında perşembe,
  • arada kalmıştır, kırılmıştır.

Melih Cevdet'e göre yılın en beklemiş günüdür cuma. Pembedir, toz-

  • Aslında 
  • cumartesidir bende keder, 
  • ki kalır gün biter. 
  • Turuncudur cumartesi, 
  • güzel nefis ışıl ışıl...

Pazarın fena bir lacivert olduğunu demiştim değil mi, can sıkıcıdır, karın ağrısıdır, yapmadığın ödevdir, karakol kasvetidir.

Pazar ki, "dün ne güzel bir gündü" diyen gün.

Sahi, bu haftaki maçımız hangi gün? 

Yazar: Editor
2014-12-30 13:32:19

    72 Maddede Alemde Tribün

  1. Orada yani tribünde her şey idealdir, 
  2. olması gerektiği gibidir, 
  3. hatta bu gibinin olması gerektiğinden daha mükemmeldir, 
  4. mükemmel kelimesi burada pek zavallı kalır, 
  5. tribün -her dinde- cennete açılan kapıdır, 
  6. orası aynı zamanda fedakârlığın, 
  7. almadan vermenin, 
  8. hep vermenin, 
  9. kendini yok saymanın, 
  10. arınmanın, 
  11. cefanın, 
  12. vefanın ve bozanın kalesidir; 
  13. tribünde çiçekler açar: 
  14. petunyalar begonviller, akasyalar, 
  15. ahududular -ve sonrasında likörleri, 
  16. karanfiller, güller ve nergisler ve hatta lotuslar biter, 
  17. misler gibidir tribün; 
  18. herkes güzeldir, herkes mutludur, herkes iyidir; 
  19. İskenderiye Kütüphanesi tribünlerde kurulmuştur ilk, 
  20. binbirgece masallarının tuhaf lezzeti vardır orada, 
  21. bu tuhaflık eşsizliğinden gelir 
  22. ucubeliğinden değil, 
  23. bir konfeti denizidir; 
  24. rengârenk ışıl ışıl, kutsal bir mekândır 
  25. ve o kutsiyetin soylu dinginliği vardır tribünlerde: 
  26. herkes kardeş, yoldaş, kuzen ve kanka ve panpa ve canciğer arkadaştır; 
  27. kainat tribünündür, tribün kainattır, 
  28. büyük patlamanın da tribünlerde yaşandığı –laboratuarlarda- kanıtlanmıştır;  
  29. enine ve boyuna bir sonsuzluk vardır tribünlerde 
  30. ay ışığı orada bir başkadır, 
  31. tribün gündönümlerine mesneviler yazılır, 
  32. gazeller, kasideler; 
  33. neşideler neşidesi zaten tribünlerde yazılmıştır 
  34. ve de tribünler için yazılmıştır; 
  35. Romeo ve Juliet iki düşman tribünün gençlerinin hazin hikayesidir 
  36. ( bu arada memlekete inersek, bu manada Romeo Adanaspor tribünündendir:)
  37. bir sonbahar hüznü o tribünlerde, 
  38. uzayıp giden çöller ki öldürmez yakmaz üzmez, 
  39. akıp giden nehirler, şırıltılı dereler, 
  40. vadiler ve bozkırlar; 
  41. Dionizos şenlikleri hep tribünlerde başlamıştır; 
  42. denir ki tarih Sümer’de başlar 
  43. zaten Sümerler de tribünlerde başlar, 
  44. ilk tabletler tribünde yazılmıştır 
  45. ve yazı da tribünde bulunmuştur: 
  46. sağ olsun pankartlar -üç kez hurra; 
  47. kredi kartları da tribün için bulunmuştur 
  48. passokartlar için, 
  49. tribün yüceliğini bilen politikacı da 
  50. ülkeyi o minvalde yöneterek 
  51. üslubunu ve jargonunu 
  52. ve retoriğini ona göre geliştirmiştir; 
  53. bir Yeşilçam tahayyülüdür tribün; 
  54. Münir Özkul Adile Naşit Zeki Alasya Metin Akpınar Kemal Sunal Halit Akçatepe Ertem Eğimez Hababam Sınıfı Mavi Boncuk Emel Sayın Tarık Akan Türkan Şoray Cüneyt Arkın Ahmet Tarık Tekçe Nubar Terziyan Aliye Rona Erol Taş Kadir Savun Danyal Topatan hep tribünlerden gelmiştir -ama ne güzel insanlardır, 
  55. ve de Kadeş Savaşı tribünde olmuştur 
  56. Mısır ile Hitit arasında ve tarihin ilk antlaşması da böylece tribünde yapılmıştır, 
  57. ki Yaşar Kemal İnce Memed’i tribünlerden aldığı ilhamla yazmıştır 
  58. zaten İnce Memed dediğin de bir tribün emekçisidir, 
  59. Marks’ın Kapital’i tribünde gördüğü hayattan yola çıkarak yazdığı 
  60. bilimsel bir gerçektir; 
  61. evlad-ı Osmanlı zaten hala tribündedir ne ala ne iyi pek güzel; 
  62. Büyük İskender tribünlerden geçmiştir, 
  63. Sezar da her yol Roma’ya çıkar dememiştir, 
  64. doğrusu ‘her yol tribüne çıkar’dır; 
  65. dinler savaşı yoktur, 
  66. tribünler savaşı vardır; 
  67. ve tribün romantik ateşli 
  68. ve tutkuludur 
  69. ve eşsiz maceralar diyarıdır 
  70. ve uzayıp giden Doğu Ekspresidir ve seyyahların düş ülkesidir 
  71. ve Elhamra Sarayıdır 
  72. ve sairedir.

“Sen ne efsunkâr imişsin ey didar-ı tribün”

Bu kez üçlü!

Not: Bu yazı genel olarak, yani tüm tribünler içindir

ve keyfe keder bir yazıdır dostlar,

muhabbetten başka herhangi bir hedef gözetilmemiştir:)) 

Yazar: Editor
2014-12-25 08:24:24

Sevgili dostlar böyle zamanlarda, yani Sabancıbelediyespor'un dünkü gibi artistik başarılarında Bayram Akgül'e daha çok sitem ediyorum:

Neden bizi transfersizliklerle ezdirdin bu kadar.

İnsanlar soruyor ayrıca;

kupada bir adım bile ilerlememek de mi kulüp siyasetiydi, varsa böyle bir siyaset, deyin bre bu nasıl siyaset?

İşte böyle olunca Bayram Akgül tribün desteğini kaybediyor. Bunların hepsi analiz edilmeli.

Biz Bayrampaşa'ya eleniyoruz, adamlar Beşiktaş'ı yeniyor. Bunu, buna benzer şeyleri bir Adana coğrafyasında, kitlenin psikolojisi açısından hesaba katmalıydınız.

Bazı incelikleri görmezden geldiğiniz için ya da göremediğiniz için ve evet transfer politikalarını da dev bir restorasyona sokamadığınız için şimdi şu sefil haldeyiz.

Taliplerle anlaşma olmamış. Bu koşullarda olamazdı da, gerçekçi olmalı... Romantik bir isyan veya aynı hislerle yapılan savunma kulübün istikbalini sağlam bir zemine oturtmaz.

Yeni talipler beklenecek anlaşılan; ama keşke Çağdaş Ergin ve Şahabettin Yavuzer ikilisinin bir hamlesi olsa... Benimki sadece bir temenni.

Başkan devam etmek zorunda kalacaksa düzgün bir transfer yapmak zorundadır.

Bıraktım, amatörle devam, diye bir tepki edebiyatı yoktur. 

Evet, takım da Turbey sayesinde tribün de bu süre zarfında Belediyecilere ezilmemiştir.  

Ama işte o lanetli transferle çok hırpalandık.

Zaman daraldı,

şimdiden transfer görüşmeleri olmasını umuyoruz.

Değilse,

ilk CİDDİ taliplere lafı uzatmadan kulübü devretmek Başkanın bir başka mecburiyeti olarak görünüyor. 

Bence üçüncü bir yol yok!

Mecburiyetler içinde iki yol: 

Ya transfer yapmak ya da yönetimi devretmek! 

Ve iyi transferlerin işleri yola koyabileceğini düşünüyor hattta iddia ediyorum. 

Yazar: Editor
2014-12-20 18:03:14

Küfrediyorum, Öyleyse Varım!

Futbolcuya sövülür kardeşim, bu işin fıtratında var yani galiz küfürler edilebilir. Çünkü neden? (Bu arada ‘çünkü neden’ diye ‘herhangi bir açıklama cümlesine giriş kalıbı’ var ki evlere şenliktir, Türkçenin katilidir -ama Osmanlıcadan sonra ikinci sıradadır.)

Evet, çünkü neden; para alıyor futbolcu. Para aldığı için de ona sövebiliriz, işvereninden patronundan ustasından muhasebeden para alan herkese küfredilebilir, paranı alıyor musun, alıyorsun, o zaman küfürlere de katlanacaksın… Artistlik de yapmayacaksın, iki mühim organın oynamayacak, kılın da tık etmeyecek (ama o da ayrı bir profesyonelliktir, amatör ruh her şeyi yapar), elini kolunu sallamayacaksın, dudakların tıpır tıpır etmeyecek, başını da sinirlenmiş gibi öyle sola yatırmayacaksın; evet, para alıyorsun.

Futbolcuya küfredilebilir maddesi sözleşmelerde olmalı ki hiçbir futbolcu yediği küfürlere karşı bir terbiyesizlik ve saygısızlık yapamasın. İşi budur zira; futbol oynarken küfür yemek! Bunu biliyor da futbolcu oluyor, bilmiyorsa da öğrensin.

Peki, “seyirci” küfreder mi? Tabi ki eder. "Çünkü neden?" Para veriyor! Para veren herkes küfredebilir, yukarıda bunun izdüşümünü yazmıştık.

__________

Şöyle bir not düşeyim, has taraftar arkadaşlarımı rencide etmemek için; tırnak içine aldığım gibi “seyirci” söver, ama taraftar sadece protesto eder, bunların farklı şeyler olduğunu biliyorum. Evet, samimiyetimle yazıyorum bunu; “protesto haktır”. Böyle bir fikir!

__________

Boru mu dostlar?

Dünyanın bütün savaşları, açlıkları, yoksullukları, cinayetleri, sömürü sistemleri, sarı sendikaları veya sendikasızlaştırmaları, diktatörlükleri, gayr-i meşruları, taşeronlaştırmaları ve bunların karşısında koskoca bir sınıf mücadelesi hep verilen-alınan paranın bir tür hesabı uğrunadır.

Bense şurada iki tane küfrü mesele etmiş konuşuyorum, yazık bana.

Ama işini yapan futbolcuya da boş yere sövülmez değil mi?

Doğru! Böyle bir yalın gerçek de var!

Ben konunun bu yanını hiç düşünmemiştim.

Yazar: Editor
2014-12-17 09:02:45

Hay Bin Sitem

Adanaspor başkansız kalır kalmaz, Bayram Akgül vazgeçer geçmez, işler düzelir veya düzelmez, kapanır mıyız kapanmaz mıyız, ne olacak halimiz veya daha güzel günler görürüz, barış olur ya da olmaz...

Mesele değil, hiç değil, daha kötü günleri zaten gördük

her şey yolunda akar, bana sorarsanız

Dağlar yıkılır, Adanaspor yıkılmaz...

Biz buna tanık olduk mu? Olduk!

Ama...

Biraz sakin olmak herkese iyi gelecektir dostlar.

İrili ufaklı sataşmaları birazcık bir yana bıraksak fena mı olur? Yani fikrim bu, akıl vermek gibi bir derdim yok, çünkü derdim Adanaspor! 

Yani şu on satır yazı için bile bir saattir düşünüyorum, acaba bu temenni de başka bir zımbırtının sebebi olur mu diye. 

Rica minnet falan filan...  

Yazar: Editor
2014-12-11 17:12:16

El birliği ile bir güzel Adanaspor'u kaostan yıkılışa sürüklüyoruz. 

Yine yazıyorum dostlar, bu dramda tek suçlu aramak, bakar kör olmaktır. Bayram Akgül'ün çeşitli hatalar yaptığını yazdık yıllarca. Öyle.

Peki, bu koca camiada, Başkandan başka hata yapan yok mu yahu? Birileri çıksaydı, yahu biz de arada hatalar yaptık deseydi belki de işler bu noktaya gelmeden başka bir çehreye bürünecekti süreç.

Ama bize artık bu "belki"ler kaldı. Belkilerle de konuşma yürümez, kalır olduğu yerde.

Fikrimi tekrar ediyorum; Adana'da bir Ds lobisinin kurbanı oluyoruz. Ve buna hepimiz alet oluyoruz. Adanaspor'un bitişi dört gözle bekleniyor. Böyle olunca örneğin en çok belediye rahatlayacak ve oraya dilediği gibi ve daha çok akıtacak paraları. Adaletsizliğe itiraz eden de kalmayacak böylece. Bu dediğim meselenin sadece minik bir ayağı...

...

Herkes şu şapkayı masaya vursun ve bir düşünsün, ne oldu da böyle oldu? Fakat bunca felaketin bir tek hatalı insanla başımıza gelmesi hayatın hakikatlerine ters düşer, mantık bunu reddeder.

Yazar: Editor
2014-12-03 10:34:40

Bu arada taraftarın grup üzerinden gösterdiği performansı takdir etmemek mümkün değil.

Yani genel değil de grubu övüyorum şimdi, özellikle s.belediyespor maçındaki pankart olağanüstüydü.

Alanya deplasmanı iyi bir nicelikti, aynı yoğunluk her deplasmana sirayet etse ne iyi olur ama bu işler hem maddi işler hem de mesaiye bağlı işler, çocukların işi gücü okulu var ha deyince her yere gidilemiyor ki!

Bir önerim şu, maraton olarak çoğu zaman uyuyor öyle bir dalıp gidiyoruz, bizi orada sıkça dürtmeliler.

Bir de takım atak yerken Ya Allah Bismillah tezahuratı hakkaten işe yaramıyor, yarasaydı şimdi liderdik;)

Valla "Dert Sana Uğramasın" daha sıkı tutar takımı, derim. 

Bolu maçında en üst performansı görmek dileğiyle, çünkü o maçta taraftara hiç olmadığı kadar iş düşecek, kelimenin tam anlamıyla 12. adam olarak 90+ maçın içinde olmamız gerekecek. 

Yazar: Editor
2014-11-29 11:17:10

Şu KITCH (Kitsch) kelimesiyle yakın zamanda tanıştım.

Almanca bir terim ve KİÇ diye okunuyormuş, aslında kalın sıradan bir ünlüyle okunması da kelimenin Türkçedeki mecazi karşılığını tam verirmiş.

Özünde bir beğenme var kitch’in, bu yüzden insanlar kavrama öznel yaklaşabilir, gönül kimi severse güzel odur diyebilir. Tabi ki ben fikrimi izafiyetin giremeyeceği bir alanda söyleyeceğim; “o kadar da değil” şeklinde bir itirazı kabaca tarif edebilirim bu noktada; örneğin Recep İvedik’e “bir sinema eseridir” dendiğinde “o kadar da değil” diyebilirim, aynı durum için “hadi oradan” da kullanılabilir.

Nedir kitch?

Örneğin şöyle diyebiliriz; bir sanat formunun en kötü veya en inceliksiz ya da en lezzetsiz örneği bir kitch olarak tarif edilebilir. Sadece sanat için kullanmak zorunda değiliz bu kavramı, sporda da karşımıza çıkıyor bu “şey”, inşaatta da bakın işte egemen siyasette de muhalif olanda da; cumhurun en seçilmiş reisine bakın nerdeyse tüm açıklamaları bu kavramın hazin birer örneği olarak karşımıza dikiliyor. En tepedeki öyle olunca varın gerideki safları siz düşünün. Ve bakınız, Ak-Saray kitchliğin adeta mabetidir.

Bir sanat eserinin(!) kitch olduğunu iddia ettikten sonra onun neden bu kategoriye dâhil olduğunu da izah etmek gerekir, çoğu zaman bu izah zor olsa da. Örneğin Livaneli’nin Son Ada’sı romancılığımız içinde bir kitch’tir; çünkü kurgusu kötüdür, çünkü kaba bir siyaset içermektedir, çünkü karakterleri olgun değildir, çünkü zamana ve mekâna zoraki bir mesajla oturmak isteyen bir hali vardır, çünkü okuyucusunu salak yerine koymuştur, çünkü temposu bir roman için fazla hızlıdır, fabl için daha makuldür… diyebilirim.

TV’lerdeki tüm yerli diziler ama eksiksiz olarak tümü kendi alanlarına bariz birer kitch’tir. Acun Ilıcalı’nın kendisi başta olmak üzere yaptığı her program bu kavramın doğrudan muhatabıdır.

Futbolumuz bir kitch abidesi olarak duruyor. Örneğin 5 Ocak Stadyumuna bir de Fatih Terim ismini eklemek kitchliğin en perişan halidir ki ötesi kanımca yoktur. Evet, muhterem de bir kitch olarak görünüyor şimdi gözüme.

İşin düşünenleri bu kitch denen şeyin aldatıcı bir doğası olduğunu da söylerler ve tanımlama aşamasında kavramın sorun çıkardığını vurgularlar; tipik bir kitch işte! Zaten ben de burada gördüğüm kadarıyla yazıyorum.

Kitch bir noksanlıktır ve örtbas edilmekten çok izah edilmelidir.

Futbol demiştik. Örneğin bizim transfer politikamız da net bir kitch örneğidir. Belki bu karşılaştırmayla kavram biraz daha iyi izah edilmiş oldu.

Sadece kendimiz için konuşup haksızlık etmeyeyim; bu âlemin kabının kendisi öyle içi neden farklı olsun ki?

Ayranı yok içmeye atla gider s.çmaya misali transferler yapıp da sonra bunun ceremesini kulüp olarak yok olmaya noktasına gelerek çekmek de kitchtir.

Ayrıca Osmanlısipor’un bizatihi kendisi öyle bir “şey”dir. Bakın yanı başımızdaki takım da fena bir kitch örneğidir; sataşmak için değil izah etmek için yazıyorum; solcudur ama Akp bakanını en üst düzeyde karşılar ve siyasetim yok der ve hep belediyenin bahçesinde oynar; devrimcidir söz üzerinde ve fakat emeksiz yemek peşindedir, halkın takımı olduğunu söyler ama hak yemekten imtina etmez, ilericidir ama çoğunlukçuluğu elinden hiç bırakmaz falan filan… Öyle, SabancıBelediyeSpor; kitch.

Bazı şeyler görecelidir, güzellik bakanın gözündedir gibi laflar da kitchtir ki gerçek böyle yuvarlak lafları sevmez.

Bu, sevip sevmeme meselesi de değildir, Yeşilçam filmlerini sevmem onların çoğunun birer kitch olduğu gerçeğini değiştirmez. Zira kitch, bakanın gözünde değildir, der Çiko.

Neticede kitch dediğimiz şey hayatı yok etmez ama zindan eder, asıl tehlike de kitch olanın egemen olması, nitelik sahibi olanın da kitch olarak değerlendirilmesidir. Bunun için şu hikâyeyi hatırlatmam tam yerinde olur:

Köyün birinde bir kuyu varmış ahalinin pek de haberdar olamadığı. Günlerden bir gün köylünün teki bu gizli-gizemli kuyudan su içer. O günden sonra adamımızın davranışları, konuşması, düşünceleri, huyu suyu değişir. Bu değişik hali, kendinden artık bir hayli farklı olan bu adamın vaziyetine tanık olan köylü, ona diyecek bir şey bulamaz ve onu köyün delisi ilan eder.

Gel zaman git zaman o muamma kuyudan bir kişi daha su içer. Köyde eder mi iki deli… Efendim, lafı uzatmayalım gün gelir köyün yarısı o kuyudan su içmiş olur. Hadi bakalım verin cevabı: Hangi yarı köyün delileri hanesine yazılacaktır; kimler akıllıdır, kimler değildir?

Ve derken mevzuu bahis kuyudan su içmeyen bir tek kişi kalır, o da köyün delisi ilan edilir…

Kitch fena bir şeydir ama tanık olduğumuz ve yaşadığımız gibi işte bakın, onun şimdi her yerde egemen olması cehennem azabıdır, hatta siyaseten hâkimiyetin çarptığı noktalarda da sonuçları itibariyle ölümcüldür; ki çalışma bakanlığı ve enerji bakanlığı ve bu bakanlıkların bakanları kitch'in adeta tecessüm etmiş halidir.

Kaynak:

Kitch ve Sanat

Thomas Kulka

6.45 

Yazar: Editor
2014-11-26 09:04:26

Ne bu sessizlik?

Hiçbir şey olmamış gibi davranılıyor.

ilk 10 hafta hezimetine rağmen hiçbir yerde hiçbir açıklama yok.

Hani şampiyon olacaktık?

Şenlik olacaktı hani? 

Ortalıkta çıt yok. Ne oldu?

"Şenlik dağıldı mı, bir acı yel mi kaldı yalnız?"

Cenaze mi kaldırıyoruz? 

Bir güzel Adanaspor'umuzun cenazesini mi kaldırıyorsunuz?

Ne oluyor orada?

Neler dönüyor takımda?

Hiçbir şey konuşulmuyor?

Hükümet Adanaspor için yayın yasağı mı koydu, kulüp o yüzden mi bir açıklama yapmıyor? 

Örneğin Fatih Şen mevzusu ne?

Örneğin Tiago-Ergin mevzusu ne

Takımda klikler mi var

Aslında bu yüzden mi şu rezil sonuçlar?

Aslında süper topçularımız var da beslenme sorunu yüzünden mi oynayamıyorlar? Adana yemekleri ağır mı geldi, tuvalete mi çıkamıyorlar? Gaz problemleri mi var?

Nedir bre?

Bir ses verin!

Şu işe bakar mısınız yahu,

ölmüşüz ağlayanımız yok!

  • En hazini 
  • ta ezelden 
  • o belediyenin ocağına, 
  • ve kadim-yerel emperyalistin saçağına 
  • ufaktan ufaktan 
  • yeniden yerleşenler 
  • bizle dalga geçiyor A.Ş. yine yenildi diye.

Bari bu A.Ş. olmanın hakkını verin de onun bunun diline düşürmeyin daha fazla bizi...

veya nedir bu,

fırtına öncesi sessizlik mi,

bari onu söyleyin! 

Yazar: Editor
2014-11-19 15:00:05

Bu kente ne vakit yağmur yağsa zaman ekseninden çıkar ve bir başka devre akar…

1970’lerde bir aralık akşamı olabilir, Küçüksaatten geçip Nuri Has Pasajında bir yağmur molası verirken. 
Belki Çakmak Caddesinin yağmurlu bir akşamından eve dönüşlerde 1979’un bir kış gecesine karışabiliriz. 
Faytonlar, damalı ince uzun Şavroleler, turuncu bir Pejo motosiklet, paytak bacak Skodalar, ince tekerlekli bisikletliler yine ipince yağmurlarında Adana’nın birbirlerine karışırlar. 
Şehrin bir tür Yeşilçam Sokağı olan Asri Sinema Sokağında, aynı zamanda kentin en renkli simaların mekân tuttuğu bu yerde işte o vakitler belki bir sinema biletidir yağmur. 
Ne zaman yağmur yağsa Yılmaz Güney’in Umut’unda toprak bir evde çinko dam altında buluruz kendimizi, sonra Tuncel Kurtiz’le bir film karesinde define ararız. 
Veya alıp götürür yağmur bizi sihrinde; çoktan ölmüş bir şairin evrende bir başına kalmış hatıralarında yani kederinde hiç bilmediğimiz caddelerde yürürüz. 
İşte Orhan Veli yağmurlu bir şubat akşamında ölmeden sadece birkaç sene önce belki bir meyhanede buluşacaktır Melih Cevdet ve Oktay Rifat’la, nasıl olsa terk etmiştir kendini zaman. Yağmura rağmen havada bir it soğuğu, değil zemheri. 
Yaşar Kemal’in bir romanında veyahut, Anavarza’ya yağan kimsesiz bir yağmur oluruz. 
Tribünde bir Adanaspor maçında çimlerin yağmurlu kokusunu duyarak yağmurun bir başka hali oluruz. 
Derken eski mahallelerde, taş sokakların sonunda, portakal bahçelerinde çocukluğumuzla, hayır ömrümüzle ve hışırdayarak yağan yağmurla bir oluruz. 
Bu şehre ne zaman yağmur yağsa zaman denen muamma, dizginlerinden kurtulan bir beyaz at olur, kendini sonsuz çayırlara vurmuş ve ömrümüz artık bir sisken gecede, biz kayboluruz.

Yazar: Editor
2014-11-16 10:37:03

Derken dostlar dün akşam Bu Tarz Benim gibi bir programa maruz kaldım, süre boyunca galiba tüm günahlarımın bedelini ödeyerek bir sabır ve sinir testine de tâbi tutuldum.

Şahsen yazıyorum tabi, o programı ve o tür programları sevenler yazının bundan sonrasını okumayabilir:)

Şimdi hep denir ya; Türkiye'nin harcı üniter devlet olmasıdır veya laikliktir, bir başkasına göre dindir ya da milliyetçiliktir, ben derim ki sınıf idrakidir falan filan, sayarız sayabildiğimiz kadar.

Tam burada itiraz ediyorum, dün akşamdan bu yana şiddetli bir sağanak halinde başladı itirazım.

Dostlar Türkiye'nin harcı yukarıda saydıklarımın hiçbiri değil bence, işte bu Benim Tarzım ve onun gibi programlardır. Ülkeyi Akp veya C.başkanı filan da yönetmiyor anladım sonunda, Acun Ilıcalı Lobisi yönetiyor. Ciddiyim.

O program nasıl bir şeydir bre?

Tanzimatçılardan Ahmet Mithat, kültür ve saire şeysimizin rakımı deniz seviyesindedir dediğinde,19. yüzyıldı yahu. Ne oldu veya ne olmadı o arada?

Tüm kavramların darmadağın olduğu bir şeye kulak misafiri kalmak zorundayken TV'den emek, mücadele, direnmek, dik durmak, orijinallik, acı çekmek laflarının muhtemelen kurnaz bir senaryo dahilinde uçuştuğunu dinledim.

[Bir de orada "hocam" sıfatına bürünüveren Nihat Doğan'ı işittim ki ülkeye olan inancım tam bitti. Gerçi Yılmaz Erdoğan'ın da "hocam" olduğunu bir yerde her bir çapsızlığa tanık olabiliriz.]

Bir ara jüri mi nedir biri siz emekçisiniz diye bir şey dediğinde [ama bilmiyorum, belki o arada bir zaplama oldu ve maden ocaklarıyla ilgili bir programa geçildi belki] 12 Eylül sonrasında İbrahim Tatlıses'in Leylim Ley'i en ağır arabesk formunda söyleyerek güzelim türkünün içini boşaltması geldi aklıma.

Böyle.

Keşke biraz sosyoloji bilseydim de bu durumu hem yapımcılar hem seyirciler hem de yönetim stratejileri açısından tahlil de edebilseydim sadece itiraz edip eleştirmekten öteye geçip.

Yani bu ve benzeri sahneler nasıl bir şeydir ve ne yapar?

Ama galiba bunun cevabını 12 yıllık bir hükümet yalın bir şekilde veriyor.

Yazar: Editor
2014-11-12 09:07:46

Kabile Futboluna Hayır

İşler kötü ve biz bu 8 sene içinde böyle yüzlerce ama yüzlerce yazı yazdık.

İşler hep iyi gidecek demiyoruz ama bir futbol meselesinde o işler hep kötü ve hep kötü gider mi canım?

3 hafta üst üste sevindiğimiz an- şu 8 senede, bilmem kaç yüz maç içinde ya birdir ya da ikidir.

Yahu ben hem aşkla seviyorum 
hem de sevinmek için seviyorum, 
Adanaspor 
eziklerin 
takımı 
değil 
ki 9 haftada 2 galibiyete razı olayım.

  • Bu sefil, 
  • karaktersiz,
  • ne olduğu meçhul futbol anlayışı 
  • böyle giderse 
  • Adanaspor'un adı da 
  • bir tedirginlik yaratma formunda 
  • hiçbir şey ifade etmeyecek rakip için, 
  • ha Adanaspor'la oynuyor olacaklar 
  • ha Konsolosspor'la.

Şöyle diyeyim dostlar;

yoksul olmak, 
kimsesiz olmak, 
yalnız olmak, 
kollanmamak, 
itelenmek, 
ötelenmek, 
yok sayılmak, 
üvey evlat muamelesi görmek ayrı bir şey; 
karakteri olmayan bir futbol takımına dönüşmek 
veya öyle bir ucube olmak 
çok ayrı ve çok kötü bir şey.

Küme düşelim gerekirse, ama Adanaspor'un bir futbol stili olsun lütfen. Bu stil vasat futbolcularla da yaratılır, bakın;  vasat ve genç ama bir futbol şekli şemali olan Altınordu bizi böyle hacamat etti. Denizlispor'u saymıyorum onlar da bizim gibi haralagürelespor, o ayrı, bu yüzden onlar da iflah olmayacak.

Forvetin ayrı, orta sahanın ayrı, defansın ayrı, kalecinin ayrı teknik direktörün ayrı oynadığı bir takım görmektense bir alt ligde ama bir futbol kişiliği yani karakteri yani ahlakı olan bir futbol takımı ve kulübü tercih ederim.

  • Bence ancak kabile devletlerinin bir tarzı olmaz, 
  • bir keyfiyetin yarattığı yüzyıllık köhnemiş törelerin idaresinde olurlar. 
  • Ama gelişmiş ülkelerin bir planı ve programı vardır, 
  • onlar anlık kararlarla yönetmezler, 
  • onlarca yıla yayılan bir kalkınma planları vardır, 
  • sadece anlık müdahaleler ederler, 
  • ki bu müdahalelerin de bir şekli şemali vardır, 
  • o da rasgele veya kader kısmet karambolünde olmaz.
  • futbol dediğimiz şey de bundan pek farklı değildir.

Niye alt lig filan diyorum;

çünkü Levent Eriş hala hiçbir şey yokmuş gibi davranıyor, hala pembe tablolar çiziyor, hala avutuyor, hala gizli gizli şikayet edip çözüm üretmiyor, hala bavulu hazırlamaya yeltenmiyor.

Bu gidiş süpere gidiş değil, şu sahneye göre 2B'ye gidiştir. 

Sonuç:

Evet, her anlamda Ezilenlerin Takımıyız;

ama

Ezik bir ruh halinin takımı değiliz. 

Bu güzelim Adanaspor'umuzu berbat bir hale sokmayınız... 

Yazar: Editor
2014-11-08 10:11:08

Günaydın

Evet, günaydın diyesi geliyor insanın. 

Kaleci nihayet bu hafta değişebilirmiş?

Madem değişecekti kaleci 
ne diye Atilla'yı bu kadar yıprattınız? 
Görünüyordu işte adam hazır değil, 
ne diye onca lafı yedirttiniz ona?

Biz buradan Atilla'yı eleştirdik sabaha kadar da eleştiririz, ama siz onu ısrarla oynatarak hakaretlere uğramasına sebep oldunuz. Atilla bile bile gol yemedi ama hazır olmadığı için hatalı ve çok kolay goller yedi ve siz bunu görmemek için elinizden geleni yaptınız, sağ beke, orta sahaya, havaya, kuşa baktınız ama kaleye bakmadınız.

Unutmayın hiçbir galibiyet bir futbolcunun haysiyetinden daha önemli değildir.

  • Ben olsam 
  • ezdirmezdim futbolcumu, 
  • taraftarın önünde hırpalanmalarına izin vermezdim, 
  • hazır olanı oynatır, 
  • isme filan bakmazdım, 
  • zaten üzerlerinde o güzel forma var, 
  • biz önce ona bakarız... 
  • önce sever sonra gerekirse eleştiririz 
  • ve kimseye karşı önyargılı değiliz.

Keşke Buca hocası gibi alt yapıdan 18 yaşında bir çocuk oynatsaydınız da biz de en azından sevinirdik, genç bir kaleci geliyor diye...

Olmadı Levent Hocam. Çok geç bir karar bu, geç kalmış bir karar da karar değil, felakettir.

  • Bu geç kalmış kararların 
  • hayatımızdaki karşılıkları 
  • maden felaketleri, 
  • asansör yıkılmaları,
  • inşaat çökmeleri,
  • işçi taşıyan fazlaca yüklü araçların devrilmeleri, 
  • depremlerde can kayıplarıdır.

Neyse ki ortada sadece futbol oynanıyor ve sadece bir futbol takımı çalıştırıyorsunuz Hocam, iyi ki bir maden ocağı işletmiyorsunuz.

Neyse. Denizli maçında Altınordu yenilgisini telafi edecekmişiz. 

Tabi ki hedef 3 puan; ama Yetmez!

Biz oraya zaten 
3 puan yazmıştık, 
Buca'ya da 3 puan yazmıştık, 
Ordu için de 
Altınordu için de 3 puan yazmıştık, 
daha önce Urfaspor için 1 puan yazmıştık 
ama geçen seneki deplasman gelibiyetinin hatırına 
o tek puandan vazgeçtik.

Neticede, 8 puanlık kayıp ancak Osmanlısipor, Kayserispor ve Antalyaspor deplasman galibiyetleriyle telafi edilebilir.

  • Denizli'den gelecek 3 puan 
  • o kayıpların bir tekini bile karşılamaz.
  • Passoligden dolayı 
  • deplasmanı olmayan bir sezondayız, 
  • bu yüzden deplasman psikolojisinden çıksak iyi olur...
  • yani bu hafta deplasmanda filan görmüyorum kendimizi.

Denizli maçının olağan sonucu bizim için 3 puandır. Ama bizim futbolcular Silindirspor kimliğiyle değil de yine Konsolosspor gibi oynarlarsa biz kimseleri yenemeyiz.

Yazar: Editor
2014-11-01 20:12:12

      18 Güzel Hareket

  1. Boş koşmayalım, işe yarasın.
  2. Pozisyon harcamayalım, rakibe cesaret vermesin.
  3. Erken bulsak da golü, üzerine yatmayalım.
  4. 3 puan güzeldir, çok golle 3 puan daha güzeldir.
  5. Sahada hep yardımlaşalım, takım olmanın gereği budur.
  6. Bu hafta gol yemeyelim, takım gol yiyince çok üzülüyorum.
  7. Atilla hata yapmasın, beni mahcup etsin.
  8. Tiago toplara stressiz vursun, bu maçta 2 golü olsun, ki gol kralı olmasını isteriz.
  9. Ergin Keleş'e nazar değmesin, lige damgasını vuracak.
  10. Taraftarımız coşkulu olsun, nicelikçi Trt'nin tribün sevicilerinin ağzına laf vermesin.
  11. Levent Hoca yandan müdahalelere devam etsin coşkumuzu artırıyor.
  12. Bu maçta sürpriz olmasın, böyle sürprizleri sevmeyiz.
  13. Kasımın ilk haftası gelibiyet gelsin, Kasımda aşk başka olsun.
  14. Şu pazar günü güzel başlasın, güzel bitsin.
  15. Vurduğumuz gol, hayat bayram olsun.
  16. Bu maç yukarıya tırmanışın müjdecisi olsun.
  17. Şu şehirde Adanaspor'u hala yok sayanlar da Allah'ından bulsun.
  18. Sözünü unutup laf geveleyen formasını giyip ezeli rakip tribünde otursun. Bilelim...
Yazar: Editor
2014-10-20 06:58:56

Gelelim görsel çalışmaya,

Müthiş.

Rekor olduğu söyleniyor. 

Emeği geçenlerin eline sağlık.

3000 metre kare,

600 kilo boya,

Yüzde yüz el emeği,

zapıta işi değil halk işi...

Onca bezi diksen dikilmez,

Tek başına kuru bez diye açsan açılmaz.

Ama Büyük Adanaspor Taraftarı Turbey Organizasyonuyla bu işi alnının akıyla bileğinini hakkıyla başardı.

Sevgiler ve saygılar hepinize...

_____

Not:

Ds hayranı Trt tabi ki bu maçı ve o pankartı es geçti.

Zaman yok denip görsel çalışma gösterilmedi.

Ne güzel mücadeledir denip Adanaspor'un farkı konuşulmadı. İşi kendilerince dengeleyiverdiler. Adanaspor'u ısrarla tekilden konuşmadılar. Zira hakikatte keyifleri kaçtı bakmayın iyi mücadele oldu laflarına... Ama inanın Ds kazansaydı oracıkta rakip için bir destan yazarlardı.

Kınıyoruz.

Ve çifte standartınıza bir zort çekiyoruz. 

Yazar: Editor
2014-10-19 11:01:54

İmaj değil gerçeksin,

Fason değil harbisin,

Android değil insansın,

Ve sivilsin, itaatsizsin,

Hem bu şehrin hem de ülke futbol camiasının üzerindesin,

Taşeron değil emeksin,

Moda değil klasiksin,

Belediyeci değil,

Halksın...

Kazansan da kaybetsen de ne güzelsin...

Ama neden şunları bir güzel yenmeyesin!

Adanaspor!

Vira!

Yazar: Editor
2014-10-12 11:37:54

Nefret Ustası

Şu olaylarda cumhurun güya tarafsız reisine bakarsanız ülkeyi 12 senedir yöneten Akp hariç herkes suçlu. Kendini hala başbakan zannederek dur durak bilmeden, dilin kemiği olmadan konuşuyor, ama ne konuşma…

Hay bin kunduz.

Alın size özde tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanının Anayasa'nın 103'üncü Maddesindeki yemini:

  • Türkiye Cumhuriyetinin 
  • şan ve şerefini korumak, 
  • yüceltmek ve üzerime aldığım görevi
  • tarafsızlıkla 
  • yerine getirmek için 
  • bütün gücümle çalışacağıma 
  • Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, 
  • namusum ve şerefim üzerine 
  • ant içerim.

Gel de içme kuzen!

Bu da reis-i cumhurluk bütçesinin 2 katına çıkarılmasının haberi. Canına yandığım...

Tıklayınız.

Orada vergilerden umulan gelir de var. Böylece şu güzelim vergilerimiz nerelere gittiğinin sonucu da var. İyi mi? 

Yazar: Editor
2014-10-07 10:19:55

Şimdi 6. hafta maçını gündeme erkenden alıp hem rakibe bir paye vermek hem de kendimize bir stres yüklemek istemiyorum.

Lakin kısaca konuşmamız gereken şeyler var.

  1. Kafası hala karışık Levent Hoca orta sahaya ve defans göbeğine bir çözüm bulmalı. 
  2. Nasıl olacağını kendisi bilir, fakat bizi çok oyaladı, ne yapacaksa yapsın artık ve o ön yargılarından takıntılarından bir zahmet arındırsın kendini; 
  3. örneğin Atilla hala bu takımın kalecisi olamaz, 
  4. Luis bu halde bu formayı giyemez, 
  5. Cem 24 kişilik kadroya bile giremez, 
  6. Mehmet Boztepe böyle kolay harcanamaz, 
  7. Marko yok sayılamaz, 
  8. 10 transfere rağmen eski kadroyla sahaya çıkılamaz. 
  9. Derbiyi almamız neden önemli? 
  10. Öncelikle motivasyonlarını kırmak için, gerçi Kayseri bir darbe vurdu bu manada. 
  11. İkincisi bizden olmalı, 
  12. zira kral çıplak, bu kanıtlanmalı. 
  13. Belediyecilere de bir cevap olmalı bu, 
  14. bakın destek olduğunuz bu, köstek olduğunuz bu, diye... 
  15. değilse şöyle diyecekler, 
  16. "Evet biz sportif manada doğru ata oynadık." 
  17. (ticari manada ise aslında hep doğru ata oynadıkları aşikar o ayrı konu), 
  18. bunu dedirtmemek için kazanmalı; 
  19. ayrıca Trt sunum yorum muhtremlerine de bir şaplak olmalı 
  20. dereyi görmeden paçayı sıvayanlara; 
  21. analiz fukaralarına
  22. ezberden konuşanlara
  23. maç izlemeden yorum yapanlara...
  24. hem de daha iyi bir takım olduğumuzun bir kanıtını o skor tabelasına yazdırmak için yenmeli
  25. Gerçekten yarışın içinde mi olacağız, Levent Hoca'nın iddia ettiği gibi?
  26. İşte fırsat, yenin inanayım; yani en azından beni inandırmak için o derbiyi almalı.
  27. Yine bir krize yuvarlanmamak için kazanmalı.
  28. Yenemezsek çok caz yaparım, peşinen söyleyeyim. Buradan caz dinlememek için yenmeli.
  29. Bir imajın gerçek yüzünü göstermek için yenmeli.
  30. Kollanmış olanlarla emek vermiş olanların yani emeğe saygının farkına hürmeten yenmeli.
  31. Levent Hocanın paçasını kurtarmak için yenmeli.
  32. Nitelik mi nicelik mi sorusunun cevabını imajsever futbol aleminin özellikle passokart pazarlamacısı Trt ve yorumcularının alnın çatına yapıştırmak için yenmeli.
  33. Yine de o pazarlamacılara ezdirmeyelim kendimizi tribün niceliği konusunda ama...
  34. Hiç değilse 3 puan için yenmeli.
  35. Bu son madde neyden kötü abi?
Not:
Bu maç için "Belediyenin değil Halkın Takımıyız." pankartını gruba öneriyorum. 
Yazar: Editor
2014-10-05 09:30:44

Dün passo kart zımbırtısında pek geride kaldığımızı yazmıştım.

Mehmet, tepki için almıyorum ve almayacağım, dedi. Böyle bir protesto fırsatı varken değerlendirmekten bahsetti.

Birçoğu öyle düşünüyor. İktidarın dayattığı bir durumu, iktidarın yamağı bir banka üzerinden kabullenmek insanların ağrına gidiyor. Hakkikaten saygıyı hak eden bir yaklaşım. Gram itiraz etmiyorum.

Ama yetmez.

  • Muhalefet ve 
  • protesto cephesini 
  • sadece burada kurmak 
  • maçı da ligi de mücadeleyi de kaybettirir. 
  • Bir bakarsın adamlar 
  • Hükümet kontenjanının yanında
  • tribün kontenjanından lige çıkar.
  • Olmaz demeyin, bu memlekette her şey olur.
  • Hele konu şike ise...

Öncelikle hem o kartı alacağız ve girip stadyumda tepkimizi devam ettireceğiz. İcabında "her yer Taksim her yer direniş" sloganı orada duruyor ve bu manada "ya Allah bismillah" tezahüratından daha manidar duruyor.

Tabi o da ayrı bir şey akıntıya kürek çekmektense kendini akıntıya bırakmak ne kadar güzel, kolay, rahat, huzurlu, bilmem ne... 

Sonrasında hayatın tüm cephelerinde muhalafete ve protestoya devam etmek ve bunu bir yasal bir örgütlenmeyle yapmak...

  • Değilse al passoları, 
  • bak keyfine, 
  • nasıl olsa canın dilediğinde 
  • protesto edebileceğin, 
  • küfredeceğin bir şey var takımda, 
  • ne güzel... 
  • Bırak kendini akıntıya, 
  • serin serin, 
  • püfür püfür... 

Kimse kandırmasın kendini...

Birleşik Muhalefet Cephesi, muhalifleri, iktidarın keyfiyetinden hoşnutsuz olanları çatısı altına çağırıyor; Birleşik Direniş, Birleşik Dayanışma sloganıyla. 

Bu iş neye hizmet ettiği meçhul tezahüratlara veya balkonda tencere çalmaya benzemez. 

Neyse, bu akşam Samsun'u yenelim ve Adanaspor & AdsA.ş. maçından önce malum kartları patlatalım.

Not:

Bu akşam yine Atilla ile başlarsa ve maçı kaleci hatasıyla kaybedersek sorumlu Levent Hoca olur, şahsen o zaman istifasını isterim. Risk alıp bedel ödememek olmaz!

Yazar: Editor
2014-09-19 23:35:54

Ürkerek oynuyoruz.

Geçen sezondan beri böyle. Bu duygudan kurtulamazsak işimiz ilelebet zor. 

Kendi taraftarımızın tepkilerinden ürküyoruz.

Hakemlerden ürküyoruz.

Rakiplerin transfer bütçelerinden ürküyoruz.

Federasyondan ürküyoruz.

Hükümet takımlarından ürküyoruz.

Bilumum belediye takımlarından ürküyoruz.

Osmanlısipordan ürküyoruz yahu. 

Ürküyoruz bre! 

Örneğin bu maçta Gbb'nin deli transfer parasının yarattığı algıdan ürktük. 

İlk yarı top oynayamadık. İkinci yarı baktık onlar da insan ve yoruluyorlar. O zaman gitmeye başladık ve ürke ürke de olsa golü bulduk.

İkinci golü de bulurduk, ama son dakka golü atmaktan ürktük.

Ürküyoruz dostlar.

Yazar: Editor
2014-09-10 10:02:18

İzlandalı eski Pagan dostlarımız Fatih Terim'in İşid sakallı (deyim yerindeyse Akp milli) takımına inceden bir futbol dersi verdi.

Bir kez daha kral çıplak dendi. Hakikaten keyifliydi.

  • Tabi biz bu sözleri bir yenilgi üzerine yazmıyoruz, 
  • Fatih Terim konusundaki fikirlerimiz bilinmektedir, 
  • yani fırsatı ganimet bilip sallamıyoruz, 
  • zaten hep sallıyorduk.

Neden kaybettik?

Kısa yanıtlayacağım, ve aynı zamanda Adanaspor'a bir gönderme yapacağım.

  • Topu savunmadan kontrollü 
  • ve etkili yani işe yarar bir organizasyonla çıkarmada 
  • sorun yaşadık. 
  • Böylece orta sahayı cılız bıraktık, 
  • forveti işlevsiz kıldık. 

Tam bir fiyaskoydu takımın teknik taktik ve motivasyonu.

Demek ki Pagan Tanrılarına karşı İzlanda'da motivasyon filan sökmüyormuş. Belki çağdaş futbolun bilimsel taktikleri işe yarardı. 

İzlanda neden kazandı?

Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!

  • Dikey oynadılar dikey, 
  • hızlı bir şekilde rakip ceza alanına 
  • Thor'un balyozu gibi indiler; 
  • ellerindeki kendi Tiago, Ergin, Murat, Luis, Samican'ları ile. 
  • Neyse ki İzlanda'da Fatih Şen yok'tu 
  • (veya ne yazık ki diyelim) 
  • Fatih Terim'in millilerinde vardı ama.

Sonuç

Lütfen şu futbol hayatımızdan çıkınız Sayın Terim, sizinle birlikte temsil ettiğiniz her türlü moral motivasyon ve mantık da çıksın gitsin futbol hayatımızdan. 

Yetmez!

  • Sizin de içinde bulunduğunuz 
  • siyasi 
  • sosyal 
  • ekonomik 
  • kültürel hacıyatmaz iklim de 
  • çıksın artık hayatımızdan. 
  • Yelpaze geniş.

Sözde yeni Türkiye'nin tüm fosilleri,

çıkınız hayatımızdan. köşelerinizde, inzivalarınıza çekiliniz onca paranızla ferah bir hayat sürünüz; size karışan laf eden namerttir. Yeter ki egolarınızı alın gidin, Türkiye sporda siyasette sanatta sizsiz de olur, belki daha iyi olur.

Denemekte fayda var.

Ben dedim diye tabi ki gidecek değilsiniz, ama bunu dile getirmekte de fayda var! 

Yazar: Editor
2014-09-06 18:30:56

Aşağıdaki şu kısa hikaye, mecazen,

biz Adanasporluları tarif etmektedir dostlar.

Hepimiz ibretle okuyalım, olur mu?

Sevgiler...

"İki kirpi varmış...

Mevsimlerden kışmış...

Kirpiler üşümüş...

Birbirlerine sokulmuşlar, dikenleri birbirlerine batmış... Uzaklaşmışlar üşümüşler...

Yaklaşmışlar dikenleri birbirlerine batmış, uzaklaşmışlar üşümüşler...

Aradıkları mesafeyi bulamadıklarından

donup gitmişler..."

Yazar: Editor
2014-09-03 12:09:08

3. yabancı hakkını kullanamadık.

Çünkü Marco kulüpte kalmak istedi.

Ayrıntısınınbilmiyorum ama şöyle bir şey sanırım: Marco'nun bir yıllık sözleşmesi daha var ve sözleşme karşılıklı iptal edilmedi. Marco belli bir paraya anlaşmıştı ve ona göre hareket etmek istiyordu. Hakkıdır. Hatta en doğal ve insani hakkıdır.

  • Üstelik Marco geçen sezon 
  • canını dişine takıp oynadı 
  • tüm futbolcular gibi. 
  • Geçti o, 
  • ben de ondan daha iyi bir yabancı isterdim yeni sezonda. 
  • Ama hadi git demek de olmaz, 
  • bunun elbette maddi yaptırımları var.

Bakın Fabiano için aynısını diyemedim, çünkü Fabiano sakat olduğunu bilerek imza attık kulübe ve kendisine inananları güvenenleri yanılttı, aldattı.  

Dediğim gibi Marco'nun durumu farklı.

Ama kaldığına pek üzülmedim, ki bana göre bu futbolcu, Fatih Şen'den çok daha faydalı olur. 

  • Koşar, 
  • baskı yapar, 
  • rakibi bozar
  • adam eksiltir 
  • (galiba bunun eski karşılığı çalım atıp adam geçmek oluyor) 
  • en önemlisi dikey oynar dikey...
  • d i k e y...
  • yani maraton veya kapalı tribüne doğru değil,
  • rakip ceza sahasına doğru,
  • dikey oluyor bu,
  • bir daha yazmak istiyorum:
  • d  i  k  e  y...

Evet, Marco takımda kalsın, idmana çıksın ve Fatih'i kessin göndersin.

Üstelik Luis'in yakınında Marco gibi çalışkan bir futbolcuya ihtiyaç var, Fatih Şen'e değil!

Yazar: Editor
2014-08-27 09:38:02

Coğrafya allak bullak.

Sebebi meçhul bir bullaklık değil tabi bu, birçok sebebin sonucu olan vahim bir sahneye tanık oluyoruz, bizim tanık olmamızdan daha kötüsü de bu sahneyi yaşayan milyonlarca insan var.

Bu işte Abd'sinden İngiltere'sine kadar tarihsel bir panoramada birçok küresel gücün etkisi var. Malum stratejik çıkarlar. Uzunca yazmaya gerek yok, her kahvehanede konuşulur bu.

Kullananlar, kullanılanlar, eskiden bir hesabı olanlar, taşeronlar, mezhepçiler, milliyetçiler, neoosmanlıcılar...

Coğrafya allak bllak ve bunda bizim hükümetin de sorumluluğu var ve o hükümete oy verenlerin. Öyle öyle!

Ölenin ölümünde kalanın trajedisinde payları var.

Bakın örneğin yakından tanık olduğumuz Suriyeliler meselesi var. Sevin sevmeyin ama o insanlar neredeyse bir davetle de geldikleri bu ülkede perişan durumdalar ve bunun da tek sorumlusu bu hükümet. 

Nedir?

Çapsızlık!

Şimdi süreçteki tüm kötü politikaların da bir mimarı var mal sahibinin yanında ve o mimar da şimdi müstakbel başbakan.

İyi mi!

Karamba karabita yani... 

Yazar: Editor
2014-08-21 12:47:23

2014-2015

Mersin’deki yardım maçına gittik baktık.

Stat nefis ama saha berbattı, ilk onu söyleyeyim.

Maç tipik bir antrenman işiydi, kimse kendini fazlaca kasmadı. Lakin karşımızda her şeye rağmen bir Süper Lig takımı vardı. Ortada gibi görünen bir müsabaka olmasına rağmen oyunu hep biz kontrol ettik. Arada tempo arttı, derken düştü, bazen sıkıldık, bazen ne güzel dedik. Böyle, sadece stressiz bir maçtı.

Peki, buradan bir fikir çıktı mı Adanaspor için?

Bence çıktı. Geçen senden çok daha iyiyiz, genel görüşüm bu.

Şimdi tek tek bakalım, ama bunun bir antrenman maçı izlenimleri olduğu da unutulması:

Atilla Koca daha çok güven verir, diye düşünüyordum. Oraya bir alternatif şart. Yani ne olur ne olmaz kalecisi, bir tane. Oyuna daha hızlı katılabilir, daha isabetli olabilir, rakibin duran toplarını hâkimiyet alanında tutabilir umudu içindeyim. Peki geçen yılki kalecilerle kıyas derseniz, Atilla fark atar.

  • Defansın solu ve ortası iyi. 
  • Ozan'ı beğendim, akıllı, isabetli, oyundan kopmayan ne yaptığını bilen bir adam. 
  • Karmil, sakin ve güvenli. 
  • Daha çok yazmak için daha çok izlemeliydim 
  • ama Karmil zaten klas bir adam, 
  • uyumun kralını sağlayacaktır. 
  • Merthan da geçen sezondan daha diriydi ve etkiliydi. 
  • Selçuk’ta aksayan bir şey göremedim.

Ve fakat, sağ bek sorunu bildiğiniz gibi değil dostlar. Genç adamımızın maneviyatını bozmak istemem, çok çalışsın, heyecanını yensin, daha çok çalışsın, gözü topta, aklı oyunda, kulağı ağabeylerinde olmalı, kademeye girmeyi filan çok çalışırken ve Levent Hocanın ona olan inancının karşılığını vermeli. Buna mecbur, dersem onu strese sokmuş olur muyum?  Çok çalışmalısın dostum.

  • Tiago nefis, 
  • Fevzi dönüşte daha iyi olmuş hakkaten, 
  • Olcay gayet iyi, Cem ile ikiz olabilirler, 
  • faydalı olacaklar. 
  • Sabit elbette pişecektir, 
  • Murat Yılmaz bu ligde çok iş yapacaktır, 
  • Ergin Keleş ile iyi bir ikili olacaklardır. 
  • Bakın, şu hazırlık maçında biz de fazla kasmadık, 
  • inanın bu bir lig maçı olsaydı 
  • işin rengi lehimize değişirdi. 
  • Bu ikili, bire birde rakip defansı 
  • hallaç pamuğu gibi atar-

Louis! Teknik müthiş, kendine güven süper, amma velakin o devamlılığı merak ediyorum. Biraz havalıydı sahada, güzel bir şey ama bu ligi ne kadar çabuk tanırsa kendisi ve takım için o kadar iyi olur. Takımı da ligi de hafife almak gibi bir yanılgıya düşmez umarım.

Levent Hoca’nın özellikle orta sahada işi zor, kimi seçecek? Tabi ki kim iyiyse onu seçecek. Daha Samican’ı saymadık orada, diğer genç adamlarımızı.

Ben şahsen umutluyum.

________________ 

Ama az önce tribün dergi’de bir yazı okudum, hay bin kunduz dedim ve Gaziantep Belediye, Urfaspor, Ankaraspor (osmanlıspor ya da bilmem ne spor) ve Kayserispor konusunda dehşete kapıldım. Mhp-Belediye tandanslı, Samet ve Ünal takviyeli DS de cabası… yani…

  • Yazar, bizim burada yıllardır dile getirdiğimiz siyasi tezgâha değinmiş tabi. Yeni bir şey değil bu, ama herifçioğullarının kadroları öyle böyle değilmiş ulan!

_____________________________ 

Şimdi bakalım ve zülfüyâra dokunalım.

Bunların hepsi hemen hemen tribünsüz takımlar. Osmanlı görünümlü Ankaraspor yine tribünsüzlükten kaybedebilir ki kaybetti. GBB de bu manada bir motivasyon sorunu yaşayabilir. Urfaspor da önceki sezonlardan kalan bir “olmadı yine” sendromunu yaşayabilir ki yaşadı. Kayserispor bu lige alışana kadar “lan ne oldu be” diyebilir, diyenler olmuştu zaten ve ayrıca önemsiz bir tribünleri var öyle, kimse kusura bakmasın.

Şimdi ne olacak?

Nedir?

Geçen sezon Balıkesir kopup gittiyse -arada tökez alarak da- bunda tribünün önemi tartışılmaz. İBB tribünsüz şampiyon olduysa da kadrolarının ne denli üst düzeyde olduğu tartışılmaz zaten onlar da ikinci devrede anca ayıkabildiler mevzuya.

_______________________________________ 

Ne diyorum!

Şampiyonluk mu istiyoruz?

Tribün işte orada!

Bu sezon, hiç olmadığı kadar şampiyonluklar tribün damgalı olacaktır. Adanaspor şampiyon olacaksa veya şampiyonluğu kovalayacaksa o dehşetengiz rakip kadrolara rağmen bunu tribünsüz asla yapamaz, kimse yapamaz!

Yanlış anlaşılmaya, tribünü kutsamıyorum kuru kuru; benim için kutsal olar sadece Adanaspor’un kendisi arması forması renkleridir; ötesi benim gibi gelir geçer unsurlardır; yani bu işin tribünsüz olmayacağını vurguluyorum, birlikte beraber, el ele kol kola, yan yana ve bu noktada hem bağımsız taraftara hem de gruba olağanüstü bir iş düşmektedir. Kimse kimseyi sevmesin, fakat herkes Adanaspor’u sevsin yeter.

_________________________________ 

Yine söyleyeyim,

bu sezon huzur verin bize- huzur isteyenlerin sayısı tahmin ettiğinizden çok fazla-, hepiniz, sevgili kulüp ve tribün liderleri; maça gidelim ve herkes işine baksın.

  • İlle de konuşmak isteyen varsa 
  • bunu telefonla halletsin, 
  • ama kendi aralarında, 
  • basından filan uzak kalarak; 
  • telgrafla, 
  • faksla, 
  • emaille, 
  • mektupla, 
  • karpostalla, 
  • posta güvercinleriyle, 
  • dumanla;
  • zaten şiir de sokakta...
  • kafelerde baş başa...

ama facebook veya twetter’la vs ile değil! Laf daha da uzarsa şahsen kimseye sevgim ve saygım kalmayacak!

Rica ediyoruz… Biraz sükûnet!

Zira;

Rakipler güçlü,

Koşullar adaletsiz,

Bu âlem Allahsız ve kitapsız.

Mücadele edeceğimiz fena rakipler var.

ve Son kez yazayım şunu;

ya hep beraberiz ya hiçbir şeyiz.

Hadi bakalım dostlar-

şu lanetli Ptt 1.Ligin kaderini bu kez paralı değil karakterli takımlar ve kulüpler ve camialar ve tribünler çizsin!

Yazar: Editor
2014-08-17 10:57:09

Hakikaten taktım bu çapsız siyasetçiye ve benzeri siyasetçilere.

Adamcağızın yaptığı her eylem çapsızlıklarla doluydu; mecliste artistik bir konuşma sonra gelsin parti yöneticiliği. Sınırlı sözcük, sınırlı fikir. Sonra o çocukça laf sokma gayretleri... Biliyorum Cumhubaşbakanpartibaşkanı'na özeniyor. Benziyor ama olmaz, o noktada da çapsız.

Hani partisi de ayrı bir çapsız yani, demek yöneticilik böyle bir konuşmaya filan bağlıymış. 

Seçim bölgesinde çok çalışmış. Belediye böyle kazanılmış. Hadi diyelim sırf senin gayretin aldı o belediyeyi. Peki işinin adı ne Hüseyin Çelik'in çakması üstadım.

Tabi kendi adıma konuşunca, alesta beklemek kadar utanç verici bir şey olamaz, derim. Bir hamle için fırsat kollamak.

Bu dediğin çapsız futbol takımlarında olur. Belli bir karakteri olan takım golünü atmak için işe hakemin başlama düdüğü ile koyulur. Ama zavallı takımlar alesta bekler.

Benim arkamda Atatürk, İnönü, Ecevit var, Baykal da var, diyor. Ne güzel! Peki sen necisin üstadım?

Şu adamın Chp'nin başına geldiğini düşünün.

Chp'ye de taktım evet.

Çünkü onlar siyaset zemininde gevşek durdukça ceberrut bağnaz gerici devlet gücünü pekiştirip zulmünü artırıyor. Genel olarak "sol" diye anıldıklarından hatalarının bedelini de hep sol ödüyor.

Siyaseten tasfiye olmaları gerekiyor. Tarihin sayfalar onları bekliyor.

Chp, Shp'ye dönüşmeli; yani Sosyalist Halk Partisi'ne; hiç olmazsa bir ideolojileri olur, ortalarda serseri mayın gibi dolanmazlar, arkasında duracakları sağlam bir fikirleri olur.

Onca çapsız da ayak altında olmaz böylece.

Yazar: Editor
2014-08-11 09:26:00

Seçim sonuçlarına yönelik hiçbir tahminim tutmamıştır.

Nedeni; görüneni değil de görmek istediğimi söylemem belki. Memleket içinde ideal bir şeyi arama.

Daha çok sosyalist oy,

Daha az muhafazakar oy,

Böylece bir denge...

Tabi ki hiç olmadı bu.

  • Evet, 
  • başbakan;
  •  cumhurbaşkanlığını da fiilen aldı. 
  • Hayırlı olur mu 
  • veya kime, 
  • kimlere hayırlı olur 
  • bilmem. 

Bardağın dolu tarafına şöyle bakabilirim belki:

5 sene boyunca bir seçim, miting vs sürecinde olmayacak. Gerçi bunu bilmiyoruz. Başkanlık sistemi için belki CB olarak da miting yapar, seçim kovalar.

Belki ırkçı, mezhepçi o nefret söylemi az da olsa törpülenir. Belki, diyorum zaten...

  • En azından Adana 
  • %62'lik bir oranla
  • hayır dedi bu tiyatroya, 
  • ne güzel! 
  • Dilediğim orana biraz uzak olsa da 
  • Adana'dan beklediğim bir hamleydi bu. 
  • Galiba ilk kez bir seçim sonucu tahminimde isabete yaklaştım. 
  • Sadece yaklaştım ama.

Seçim döneminde "savunma topu kaybettiğin yerde başlar" diyordum. Buna göre davrandım.

Şimdi "önümüzdeki maçlara bakacağız".

Ve hayat!

Mahir Abinin dediği gibi, yarın bir iki transfer haberiyle kendimize geliriz.

Zira günbatımına bile kalmaz yılgınlıklarımız. 

Yazar: Editor
2014-08-04 11:07:19

Evet,

PassoLig şeysinde taraftar grupları isyanlarda.

Temel kaygı fişlenme üzerine odaklanmış durumda.

Bir başka kaygı da, yahu bunlara para mı kazandıracağız, noktasında.

Taraftarız, müşteri değil, çıkışı tam da buraya denk geliyor. 

Bir diğeri, biz bunların her dediğini yapmak zorunda mıyız, şeklinde.

Futbol, borsada değil, arsada güzel, sloganı da oracıkta üretilmiş duruyor.

Bu uygulamayla, tribün gruplarının önü kapanacak-kapanıyor, korkusu da yok değil.

Şiddeti önlemenin yolu bu cins faşizan tedbirler değil, toplumu kapsayan kültürel bir silkiniştir, görüşü şık duruyor bence.

Bakalım;

  1. Fişlenme konusu umurumda değil zira fişlenme işi zaten tamamlanmıştı. Bundan ötesi fantaziye girer.
  2. Herifçioğullarının teşkilatlarından bir tanesine daha para kazandırma mevzusunda ben de üzüntülüyüm. Ama öyle bir kucaklamışlar ki, dönemiyorsun canına yandığım.
  3. Doğrudur, taraftarız ve müşteri değiliz; ve fakat o başarı denen lanetli şeyi bu kadar çok istediğimiz sürece de en iyi müşteri olmaya da kendimizi hazırlamalıyız ne yazık ki.
  4. Bunların her dediğini yapmak zorunda değiliz ve başka bir yol elbette mümkün. Tam da burası hemfikir olduğum bir yerdir. İktidara biat etmiş, ona payanda olmuş, iradesini teslim etmiş, iktidar tasarrufu dışında, yani izinsiz neredeyse helaya bile gidemeyecek bir TFF ve idaresi ve başının çapsızlığı itiraz edilecek bir niteliksizliktedir tabi ki. 
  5. Ama dostlar, futbolun arsada oynandığı devirleri çok gerilerde bıraktık. Yukarıda bahsettiğim gibi, biz o "başarıyı" o kadar çok istedik ki, işin çığırından çıkmasına şöyle bir nebze de olsa sebep olduk. Tabi para yöneticileri de o golü kaçırmadı.
  6. Rantçı-hesapçı tribün grupları yok olursa olsun, hatta yok olsun, bana ne! 
  7. Şiddet var tribünlerde. Bunu önlemek için iktidar polisiye ve ekonomik önlemleri seve seve almaktadır. Gezi'den sonra, kontrolü her yerde elden kaçıran iktidar, şimdi kontrolü her yerde daha şiddetli bir şekilde ele geçirme derdindedir. Tribünü kaptırmamak elimizdeydi, ama kaptırıyoruz işte. Çünkü biz bütün memleket taraftarları, sadece ve en çok ve hep ve önce kendimiz için istedik. Olmayınca da kırdık geçirdik ve diktatöryaya istediği kozu da böylece verdik. 
  8. "Renklerimiz farklı ama sorunlarımız ortak" lafı da şimdi laftan öteye gitmeyen bir şey. Kaderleri ve kederleri ortak insanlar olduğumuzu iş işten geçtikten sonra düşünür olduk. Birazcık geçmiş olsun... Ama...

Ama toplumsal bir silkiniş ger zaman mümkündür [o kadar da yılgın olmayayım] muktedirin oyununu bozacak en güçlü çare de budur.

Ne demiştik?

Ya hep birlikteyiz, ya hiçbir şeyiz! 

Yazar: Editor
2014-07-31 13:34:06
tr

Transfer dönemi klişeleri

(Bu eski bir yazıdır, ta 2009 Haziranından. Ama yeni gibi işte)

Mevsimi gelince, aşina olduğumuz sözler bunlar. Biz birkaçını hatırlatalım, devamını siz getirin:

  1. Falanca kulüp der ki: Bize, filanca oyuncu için herhangi bir teklif yok.
  2. Filanca futbolcu der ki: Bana veya menajerime gelen herhangi bir teklif yok.
  3. Falanca kulüp der ki: Filanca oyuncu bizim sözleşmeli futbolcumuzdur, biz izin vermeden hiçbir yere gidemez.
  4. Filanca futbolcu der ki: Ben zaten kundaktan beri falanca takımlıyım. Ebem beni o renklere sarmıştı ilk.
  5. Falanca kulüp der ki: Bu formaya layık transferler yapacağız.
  6. Filanca futbolcu der ki: Kulübüme para kazandırmadan bir yere gitmem.
  7. Falanca kulüp der ki: Bu transfer dedikoduları kulübümüze zarar vermektedir.
  8. Filanca futbolcu der ki: Bu transfer dedikoduları beni yıpratmaktadır.
  9. Falanca kulüp der ki: Taraftarımız bize güvensin.
  10. Filanca futbolcu der ki: Şampiyonluk yaşamaya geldim.
  11. Falanca kulüp der ki: Bu forma her futbolcuya nasip olmaz.
  12. Filanca futbolcu der ki: Burada olmaktan çok mutluyum.
  13. Falanca kulüp der ki: Biz büyük bir camiayız.
  14. Filanca futbolcu der ki: Büyük bir camiaya geldiğimin bilincindeyim.
  15. Falanca kulüp der ki: Alamayacağımız futbolcu yok.
  16. Filanca futbolcu der ki: Hayallerimin takımına geldim.
  17. Falanca kulüp der ki: Taraftarımız bana güvensin.
  18. Filanca futbolcu der ki: Burada ikinci baharımı yaşayacağım.
  19. Falanca kulüp der ki: İstikrardan yanayız.
  20. Filanca futbolcu der ki: Bana inananları mahcup etmeyeceğim.
  21. Falanca kulüp der ki: Transferde çok dikkatli davranıyoruz.
  22. Filanca futbolcu der ki: Takımı layık olduğu yere getirmek için ben ve arkadaşlarım elimizden geleni yapacağız.
  23. Falanca kulüp der ki: Nokta transferler yapacağız.
  24. Filanca futbolcu der ki: Benim için para ikinci planda.
  25. Falanca kulüp der ki: Sokağa atılacak paramız yok.
  26. Filanca futbolcu der ki: Bu sezon tüm kupaları alacağız.
  27. Falanca kulüp der ki: Bu sezon tüm kupaları alacağız.
  28. Diye devam eder...
Yazar: Editor
2014-07-24 12:01:13

Beyefendi

Şimdi efendim TFF’de geçiyor bu konuşmalar.

Lan, zannedersin ki ortada bir Karagöz oyunu var, o kadar komik ve bir o kadar da paçozca.

M. Ali Ağca çakması kulüp başkanı bir yanda, bir yanda da başka bir muhterem başkan, bir “beyefendi” edebiyatı üzerinden tartışıyorlar şeker mi şeker.

Şöyle:

Bir kulüp başkanı, Tayyip Erdoğan’ı kastederek, “Beyefendinin adını kullanan bazı simsarlar var. Eğer Sayın Başbakan’a ulaşamayan varsa bana söylesin, ben dileklerini kendisine iletirim” ifadelerini kullandı.

Sonrası şöyle:

Ona yanıt ise kapanış konuşması için kürsüye çıkan Federasyon Başkanından geldi: “Biz bir aileyiz. İçimizden birinin canı yanarsa bizim de canımız acır. Sayın Başbakanımız halk adamıdır. Sokaktaki simitçi de, garson da, sıradan bir vatandaş da kendisine ulaşabilir. Başbakanımızın köprüye ihtiyacı yoktur” karşılığını verdi.

İşe bakar mısınız, basit bir futbol yönetimi bile Beyefendisiz yürüyemiyor(!) Halk adamısız... Ugh!

Hadi bunu geçelim, bu Beyefendi güzellemesi ne ki?

Sıfat mı artırıyoruz?

O iş kolay, şuracıkta yüzlerce sıfat çıkıverir.

Hem niye insanlar size gelsin Başbakana ulaşmak için? Siz necisiniz bayım, kulüp başkanı mı, yoksa Beyefendinin sekreteri mi?

Ama Beyefendi ne bre? Monşer gibi bir şey mi bu?           

Hay bin efendi, Beyefendi.

Yazar: Editor
2014-07-13 12:37:56

İsrail yine bombalıyor, yine, yine, yine...

Buradan da yine aynı teraneler yükseliyor yine, yine, yine...

Gazze, Filistin,

orada evsiz kalanlar, yaralananlar, ölenler kimsenin umurunda bile değil.

Çünkü orada da ateş düştüğü yeri yakıyor, zaten orada ateş sadece düştüğü yeri yakıyor.

Buradan oraya doğru edilen her dini-hamasi vs laf yalnızca siyasi yatırımlar için.

Bir cumhurbaşkanlığı seçiminde Filistin-Gazze edebiyatıyla bir miktar oy devşirebilir miyiz hesabındalar.

Muhteremlerin "misyonu ve vizyonu" anca buna yeter:

Menfaat,

şahsi menfaat,

ve pek dünyevi,

ama dünyalılara dair bir şey yok...

Yazar: Editor
2014-07-10 16:54:29

Nedir,

Dünya Kupasında Hollanda'yı destekliyordum.

Ezelden beri desteklerim kuzenleri.

  • Fakat 
  • bu turnuvada 
  • Hollandalı hemşerilerime 
  • bir Barselona virüsü bulaşmıştı; 
  • yatay ve geri pas yapma hastalığına sebep olan 
  • fena bir virüs bu.

Zaten Barselona bu yüzden geçen sezonu yok geçti.

Beslediği İspanya ulusal takımı da ilk turda veda etti böylece.

Lakin İspanya'yı uğurlayan Hollanda gitti onların çağ dışı futbol anlayışlarına bürünüverdi:

Yatay pas

Geri pas

Yataygeri par,

Geriyatay pas... 

Yaratıcılıktan yoksun, risk almayan, seyir zevki hiç mi hiç olmayan bir garip futbol anlayışı. 

Bilgisayar oyunu gibi.

Lanet olsun böyle futbol zihniyetine.

Elendiler ve hak ettiler bu elenmeyi iyi oldu... 

  • Şahsen çalımla adam geçen futbolcu istiyorum, 
  • topu ayağında gereğince tutan futbolcu istyorum, 
  • suya sabuna dokunmayan, 
  • al gülüm ver gülüm futbol ve -cu 
  • görmek istemiyorum.

Sadece güce ve sadece pas yapmaya dayalı futbolu bana modern futbol diye yutturamaz kimse.

  • Nerede o estetik futbol anlayışı, 
  • ne oldu ona, öldü mü? 
  • Ömer Üründül mü öldürdü?

Ömer Üründül...

Abi, nerden çıktı şimdi Ömer Üründül?

Ne işi var bu yazıda?

Ben gittim dostlar, tadı kaçmadan bu yazının.

Not:

Saçma sapan bir şekilde pas yapan ve rakip kale hattını ve penaltı noktasını hedef almayan bir futbol taktiğini her taraftar yuhalar bu coğrafyada, Adanaspor taraftarı daha çok yuhalar.

Not düşeyim dedim. 

Evet, Ömer Üründül araya girmeseydi bu mesaja bağlayacaktım lafı. 

Yazar: Editor
2014-07-04 10:58:15

Yine bir transfer dönemi ve yine beklentiler...

Transfer beklentimiz olacak tabi ve bu sezon bunun en nihayetinde karşılanmasını umuyoruz...

  • İyi transfer...

Yani iki topçu daha alırsak tamam, demek her şeyi tamam etmez. Ben, banko oynayacak 7 ve hazır 3 yedek transferinde ısrarcıyım. Şaka gibi değil mi?

Değilse 6.lık için belki mücadele ederiz.

İskelet kadromuz şampiyonluğu kovalar, birkaç takviye yeter diyenlerin başına oruç geçmiştir derim.

Gelelim yapılan transferlere:

  • Atilla bence iyi kalecidir ve şu koşullarda takımın ihtiyacını karşılar. 
  • Defansa alınan Ozan da yerinde bir transfer. Çok faydalı olacaktır.
  • Genç transfer Hakan'ın ne olacağını zaman ve kendisi gösterecek. Sadece umutluyuz.
  • Fevzi transferindeki tek kaygım, geçmişteki kimi saçma sapan olaylardan dolayı eski defterlerin açılmaya eğilimli olması. Ki bence geçen sezon Fevzi'yi orta alanda aradık. Bir de, Fevzi iyi bir Adanasporludur. (Urfaspor da zaten benim için kardeş takımdır.)

Peki bu transferler yeterli mi?

Yetmez!

Defansa üç, kaleye bir yedek, orta alana ve forvete ikişer topçu daha lazım şampiyonluk için.

Konumuz yine kümede kalmaksa evet o zaman bu kadro şu haliyle yeter.

Bir defans bir orta ve bir forvet transferi ise iyi isimler olmak kaydıyla,  ilk altı için belki iyi gelir, belki...   

Yoksa;

  • Sezonun henüz 20. dakikasında 
  • "yönetim istifa" 
  • diye bağırmak için 
  • hazır bekleyenlerin olduğu 
  • hatırlanmalı 
  • ve 
  • unutulmamalı...

Geçen sezondan herkes bir ders çıkarmalı... 

Not:

Orta sahada geçen sezon 2. devrede alınan Fatih Baydemir fazla forma şansı bulamadı.

Fiziki özelliklerinden kaynaklanan bir kilo fazlalığı var gibi görünüyor. Ama Fatih Baydemir'in orta saha için kilit ve takım içinden çıkabilecek sürpriz bir isim olduğu düşünüyorum.

Fatih Baydemir'in de forma için çokça mücadele etmesini umuyorum. Hem kendisi hem de takım için çok iyi olacaktır.

Yazar: Editor
2014-06-23 12:48:44

Dün gece rüyamda Levent Hocayı gördüm dostlar.

Bir yere doğru gidiyormuşuz, yani ciddi bir hedef var, sonra rüya bu ya, Levent Hoca metrelerce aşağıya düşüyor, büyük bir binanın temelinin olduğu bir yere benziyor burası.

Tabi panik filan... Baretli insanlar koşuşuyor, aşağıya bakıyorum ama bildiğiniz bir rüya uçurumu dehşetengiz bir sahne... Hakkaten...

Hay Allah diyorum rüyada, şimdi en baştan hoca aramaya başlayacağız. Mustafa Reşit Paşa da Akhisara imza atmış gitmiş...

Neyse, rüya yorumuna baktım tabi, şöyle diyor yüksek bir yerden düşmek için:

"Bu rüya zorluklarla mücadele ederek hak edilen şöhrete, zahmetle birlikte özlediği refaha, zorlanarak hayalini kurduğu haysiyete, çektiği zorlukların meyvesini alarak düşlediği beceriye işarettir."

Şakayla karışık durum öyledir dostlar.

Lakin rüya ve de yorumlarıyla işimiz olmaz.

Başarı istiyorsak, transfersiz olmaz bu iş.

Bunu milyon kez yazdık.

Hatta usandık.

T r a n s f e r, ve büyük harfle yazalım: İYİ TRANSFER!

değilse başarı dediğin rüya olur.

Zira o rüyanın bir başka yorumu da şöyledir kaynaklarda:

"Ayrıca sıkıntıya, fakirliğe, sıkıntılı hayata, değer düşmesine delalettir."

Yazar: Editor
2014-06-01 13:25:07

Saflık 

Atatürk Parkında toplanan gruba saldırı olacak mı polisten, diye bir soru dolanıyor kafalarda.

Hani korkudan değil bu soru, zaten gelen gelmiş oraya; resmi muhataplar su sıksa, gaz bıraksa, gözaltı yapsa ne!

Az bir kitle var, en fazla 500 insan, polis karışmasa bir iki slogandan sonra millet dağılacak, olay çıkmayacak, tatsızlık olmayacak ve saire.

Ne güzel bir içtenlik...

Hakikaten, sokağa hak arayışına inen, bir özgürlük talebine hürmeten mücadele eden insanlar hepimiz çok safız, belki salak derecesinde iyiniyetli saflarız.

polis, oradaki 3 kişiye de saldıracak, 5 kişiye de; çünkü saldırmazsa o 3- 5 kişi olur 300 kişi, olur 500 bin kişi...

Yürümeyen de yürür sonra.

Pencereden bakan balkona çıkar, balkona çıkan sokağa iner, sadece tencere tava yapan, istifa der,

Islıkla protesto eden amca, derken faşist diktatörlük laflarına geçer.

Bu sebeptendir ki onların bakışına göre yılanın başı küçükken eziliyor.

Faydasız.

Haziran süremi yani Gezi; zarardan kâra geçmiş durumda!

Bu, birkaç seneyle ölçülebilecek bir süreç değil ki.

Fidan dikildi ve büyüyor.

Sökmeye çalışıyorlar onu, tüm telaşları ve koruları şimdiden fena kök salan bu fidandan.

Bakınız, çeşitli sosyal olaylarda hala bir Fransız Devrimi, Ekim Devrimi, Spartaküs filan konuşuluyor. Çünkü söz konusu tarihi olaylar onlarca yüzlerce yıl sonra toplumları fena etkiledi, etkiliyor.

Gezi de böyle...

neoimPARAtorluk işte bu yüzden çok korkuyor.

Ben olsam yerlerinde ben de korkardım. 

Ama faydasız. 

Yazar: Editor
2014-05-30 10:26:08

İnsanlık Bilinci 

NG'de bir program izliyorum, "Kazıcılar" diye.

Adamlar Amerikan tarihine, Batı'ya göçenlere, iç savaşa, kovboylara, Kızılderililere, İspanyol işgalcilere dair bildiğiniz çerçöp topluyor:

Düğme, yakın tarihe dair para, mutfak artıkları, mermi, kovan, bufalo boynuzu, bıçak kabzası, top parçacıkları, soba borusu ve saire...

Buldukları her nesne onları nasıl heyecanlandırıyor inanamazsınız.

Koşup birbirlerine sarılıyor, ağaçlara tırmanıyorlar, taklalar atıyorlar.

Öyle.

Şimdi hissemiz:

Marmaray kazısından çıkan eserlerin, dünya tarihinin kronolojisini değiştirecek cinsten olduğunu söylüyor uzmanlar.

Devamı?

Devamı meçhul! 

Bir de şu 3.köprü güzergahında ortaya çıkanlar var şimdi.

Zeus'tan Kibele'ye yok yok deniyor.

Devamı?

Meçhul oğlu meçhul! 

Peki, tarihi Osmanlıdan ibaret olarak algılayan ve bu algıyı da çok şekilde örneğin sünnet törenleriyle bile yaymaya çalışan Akp bilincinin umurunda mı bunlar?

Göreceğiz! Umarız ki umurlarındadır.

Şöyle bir hamle uyuşuk muhalefetten gelmiş, bilmem bir işe yarar mı?

*CHP İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için soru önergesi vermiş. İşte önergenin soruları:

  • Önergeye konu olan iddialar doğru mudur? 
  • Bakanlığınız bu konuda bir araştırma yapacak mıdır?
  • 3. boğaz köprüsü inşaatı başlamadan önce, bölgede olabilecek tarihi eserlere ilişkin herhangi bir çalışma yapılmış mıdır? 
  • Yapılmamış ise İstanbul gibi dünyanın en önemli ve tarihi metropollerinden birinde bu çalışma neden yapılmamıştır? 
  • Yapılmış ise sonuçları nelerdir? 
  • Bakanlığınızın veya herhangi bir biriminin, köprü inşaatını yapan firmanın aldığı raporun ‘Arkeoloji ve Kültürel Miras’ başlıklı kısmında yazanlardan haberi var mıdır? Varsa ne yapılmaktadır?
  • İddialar üzerine herhangi bir araştırma yaptırdınız mı? 
  • Yaptırdıysanız sonuçları nelerdir? 
  • Eserlerle ilgili, en yakın müze veya koruma kuruluna haber vermeyerek inşaata devam eden firmayla ilgili ne gibi yaptırımlar uygulanacaktır? 
  • Müzeye haber verilmemesi durumunda, koruma kurullarının harekete geçebileceği gerçeğinden hareketle koruma kurulları köprü inşaatının olduğu güzergâhta bulunan tarihi eserlerle ilgili çalışma yapacak mıdır?
  • Dünyanın herhangi bir gelişmiş ülkesinde, böyle bir olay yaşandığında gündem değişir, sorumlular gereğini yapar. 
  • Bu işte sorumluluğu olanlarla ilgili ne gibi işlemler yapılacaktır?

Hani diyorum o kazıcıları salsak Marmaraya, 3.köprü güzergahına, güzelim Anadolu topraklarına, bildiğiniz kafayı yerler.

Yazar: Editor
2014-05-25 12:42:29

Aylak Adam Yayın'dan

Sanat özgür kalacak!

"32 yıl sonra. 
ikince kez, bir Türk yönetmen Altın Palmiye kazandı. 
Bunlardan ilki olan Yılmaz Güney, 
ödülünü
'kendi ülkesine' getirememişti. 
Ve ayrıca ödül alan filmi yıllarca 
'kendi ülkesinde' yasaklanmıştı. 
Umarım, Nuri Bilge Ceylan kendi sözleriyle 
'benim tutkuyla sevdiğim, 
yalnız ve güzel ülkem' diye
tanımladığı ülkesinde, 
filmlerini özgürce yapabilecek 
ve ödüllerini getirebilecek." 

Yazar: Editor
2014-05-16 16:20:53
ruh

Bir gün

Bugünlere dönüp bakıldığında

Ruhlarını

Paraya çok fena satmışlardı...

Denecek, bunlar için.

 

Yine soralım,

Ne dehşetengiz bir "besin zinciri"dir bu... 

 

Ama kırılacak, kırılacak...

Esaretin zincirleri gibi...

Yazar: Editor
2014-05-07 10:34:00

Sefil ve kurnaz ve adi Bay Tilki'nin peynirin peşinde olması ve o peynire ulaşması hikayesi hafızamız dahilindedir.

(Gerçi geçen senelerde işin böyle olmadığını yazmıştım burada.) 

Karga'nın bu hikayede "aptal" diye nitelenmesi dejenere bir topluma işaret edilmesinden başka da bir şey değildir.

La Fontaine muhteremi kıssasını böylece hisselemiş olabilir.

Elindekini, kurnazlara kaptıran aptaldır diye. Olabilir diyelim bu aptallık. Peki masumiyet dediğimiz şey ne olacak?

Hani şuna benzer iş; deniyordu ki, seçim sandıklarını yani oylarınızı koruyun!

Neden buna ihtiyaç duyulsun ki?

Korunamayan oyların çalanların hanesine  gitmesi onları yani meseleye iyi niyet penceresinden bakanları aptal(!) Karga durumuna mı düşürüyor?

Evet, düşürüyor.

Bu da yukarıda dediğim gibi yoz, paçoz, dandik ve zottirik bir niceliğin kurnazlık saltanatının tezahürü olan kitlenin varlığına karşılık geliyor.

Uzatarak söyledim.

Çünkü böylece uzun bir besin incirinin kurnaz Tilkilik mevsimi hüküm sürmekte yurdumda.

Öyle bre, ucu mutfaktan kol saatlerine ve milyon dolarlara, evlere arsalara varan bir besin zinciri bu. 

O zincirin kırılması esaret zincirinin kırılması kadar önemlidir.

Ve o zincirin kırılmaması için de her türlü kurnazlık, bir sürü şey yapılmaktadır ve yapılacaktır mutlaka.

Zira öyle bir mevsimdeler ki, varlıkları yarattıkları tipiye bağlıdır artık.

Yazar: Editor
2014-04-29 12:27:59

Konu Adanaspor olunca şahsen aradığım önce huzurdur.

Bir dinginlik.

Rakiplere karşı seviyeli ataklar, kendi içimizde anlayış ve benzer hisler.

Konu siyaset olunca uzlaşmaktan yana olmam, zira siyasi iradeyi elinde tutanlar uzlaşma diye kendine biat etmeyi dayatır.  

Bu manada uzlaşma taviz vermedir.

Peki biz Adanasporlular arasında durum nedir? Farklı takımdan ama aynı görüşte olduğum birine farklı görüşteki bir Adanasporluyu elbette tercih ettiğim bilinir, evet siyasi bir çelişkidir bu, ama böyle dostlar... 

Yani şöyle sahneler: 

  • Tanık olmaktan hoşhut olmadığım bir çatışma, 
  • atışma,
  • laf sokma, 
  • hakaret etme,
  • tehdit etme, 
  • itham etme, 
  • kendinde ötesini beğenmeme 
  • birilerini hep birilerinin adamı ilan etme
  • bilmem ne 
  • almış başını gidiyor.

Görüşlerini veya tavırlarını beğenmediğimiz şahıs ya yalaka, ya birinin adamı, ya tetikçi, ya hain, ya işbirlikçi, ya bedavacı, ya şöhret düşkünü, ya hesapçı, ya rantçı ya da feşmekan...

Nasıl bir açmazdır bu yahu! Aramızda normal bir taraftar yok mu canına yandığım!

  • Tamam, 
  • taraf olmayan bertaraf olur 
  • ama bu siyaseten olur. 
  • Bir Adanaspor meselesinde kopan fırtınayı 
  • anlamıyorum. 

Bir camia için sürdürülebilir bir kaos değil bu!

Konuyu yazmaya devam edeceğim.

Dileyen buraya görüşlerini yazar, adını da belirterek.

  • Birbirimize saygısızlık yapmadan şu süreci atlatmamız lazım.

Ha, yine de bu konuda benim gibi düşünmeyenin kıvamındaki tavrına da hürmet ederim.

Sevgiler.

#MemleketimizAdanaspor 

Yazar: Editor
2014-04-18 09:08:00

E-Bilet

ve Passolig meselesine devam edelim dostlar.

Nedir?

  • Fişlenme kaygısı, korku demeyeceğim, 
  • zira bir tribüncü hiçbir şeyden korkmaz, 
  • sadece kaygı duyar, 
  • evet o fişlenme kaygısı 
  • veya taraftarı müşteri olarak görme faslı 
  • ya da kontrol edilememe refleksi… 
  • İşin maddi boyutu ayrı bir tartışma konusudur 
  • AtifBank kimliği altında.

Ne dersek diyelim taraftar itiraz ettiği noktada haklı, bu haklılığı tartışmayacağım, durulan yere itiraz etmeyeceğim tabi.

İtiraz etmeyeceğim derken, şunları da ekleyeceğim.

Sanki memlekette nice mevzi alınmamış ve bizden ilk olarak o sarı koyunu şimdi istiyorlar.

  • Denen o ki, 
  • MİT yasasıyla sana gösterecekler Hanya’yı Konya’yı 
  • ve hatta memleketin kaç bucak olduğunu 
  • üstelik fişlemenin daniskasını, 
  • o daniskanın ebesini ve de örekesini…

Sigara yasağına itiraz etmiştik mesele sigara ile mücadele değildir diye.

İçki yasağına da itiraz etmiştik, mesele içki ile mücadele değildir diye.

12 Eylül referandumunda da itiraz etmiştik, bir kamyon dolusu yetmez ama evetçi ibişliklere de itiraz ederek.

12 Eylüllerin babası darbelerin en atası ve cuntalısı 12 Eylül 1980’e de aynı bakış açısıyla itiraz edilmişti zaten. Bu fişlemelerin e-bilet uygulamasıyla şu anda, şimdi mi başlayacağını zannediyoruz. Acaba?

Faşist işbirlikçiliğe zaten itiraz edilmişti daha öncesinde, emperyalizmin her bir nüvesine…

Sonrasında Kenan Paşanın ressamlığına varıncaya kadar itiraz etmişti bu nesil.

  • Özal’ın o yozlaştırıcı liberal piyasacılığına, 
  • Tansu Çiller’in faili meçhullerine, 
  • emeğin yok sayılmasına, 
  • siyasal İslam diye dayatılan şeye, 
  • adım adım gelen zulme 
  • ve her öğesine itirazlar edilmişti hep. 
  • İtiraz etmek yeni bir olgu değil zaten hayatımızda, 
  • hani bunlar da itiraz etmek için edilen şeyler değildi, 
  • önermeden yapılan itirazların hiçbir kıymeti olmadığından çözüm yollarıyla, 
  • bir sınıf mücadelesi ekseninde söylenecekler söylenmiş, 
  • yapılacaklar da güç yettiğince yapılmıştı zaten. 
  • Mücadele devam da ediyor…

E-Bilete hayır! Yahu tabi ki hayır ama dar alanda kısa paslaşmalar bunlar ve adamlar hem hakemi satın almışlar, hem kendi adamlarına fena primler önermişler, hem de futbolun kurallarını keyiflerine göre değiştirmişler hem de bilmem ne…

Hay bin passo Çiko!

Bu konu bana Pollyanna fıkrasını hatırlattı.

Fıkra bu ya; Polly’ye tecavüz ederler. Ne görelim, karşıdan saçını başını toplayarak ve hiçbir şey olmamış gibi gelir bizimki. Durumu anlamaya çalışanlara izah eder iyimserliğini; oh oh der, neyse ki g.tü kurtardık.

  • E-Bilete hayır dedik 
  • ve direndik 
  • ve bir mevzi kazandık diyelim. 
  • Nedir? 
  • Bitecek mi fişlemeler, kara deftere işlemeler? 
  • Yukarıda yeni MİT yasasından bahsettiydim…

Üstelik her maçta tribünler zaten kayıt altında kameralarla, fotoğraf makineleriyle vs ile…

Yanlış anlaşılmaya, önemsemediğimden değil bu kelimeler, tersine çok önemsediğimden bunca lafı ediyorum. Sadece E-Bilet üzerinden bir tavır geliştirmek yetmeyebilir, diyorum.

  • Bir de şu var; 
  • örneğin Haziran süreminde (Gezi Eylemleri) suya sabuna dokun(a)mayan tribünlerin bu konuya dair sesleri pek inandırıcı olmayacak! 
  • Evet, sustun ve işte sıra geldi!

Yine de;

Mevzi kurulan her yer, gidilen her yol kıymetlidir…

Ama patikalarda kaybolmadan…

Ucube binanın kapısına penceresine değil tavrım, ta en temelinedir sözüm!

Ve evet, derdim itirazım bir tek E-Bilet değil, bu köhne yasakçılığın bizatihi kendisi, kökü kömeci.

Yazar: Editor
2014-04-16 11:49:57

Bir Şey 

  • Aşağıdaki şu alıntı 
  • basındandır 
  • ve bu paragraf 
  • sadece bir haber 
  • veya sadece bir önlem 
  • ya da sadece bir his 
  • belki de sadece bir durum değildir 
  • kanımca.

Şöyle bir parça:

"AK Parti’nin Cumhurbaşkanı adaylığı ile ilgili nabız yoklama toplantısının girişinde vekillerden telefonlarının bırakılması istendi.

Milletvekilleri telefonlarını danışmanlarına, bakanlar da korumalarına verdi.

AK Parti Genel Merkezi'nde jammer açık olduğu için telefon ve internet kullanımında da sıkıntılar yaşandı."

Yazar: Editor
2014-04-07 07:48:06

Perinçek'in Anlamı

Baktım da kelimenin anlamı özverili, sadık diye geçiyor.

Konumuz kısaca Doğu Perinçek.

Sever misiniz sevmez misiniz bilmem. 

Ama sol kesimin yıllarca ve en çok tartışılan isimlerinden biri olduğu kesin. 

Zaten, solculuğunun pek tartışmalı olduğu daha kesin. 

Perinçek'in adının sözlük anlamı dışında siyaseten bir anlamı var mı onu da bilmem.

Ama Başbakanın, bir cemaat mücadelesinde, Perinçek'ten bir medet umar olması enteresan, bu kadar mı zor durumdalar, hakikatte?

Bilmem!

Bugün de "bilmediğim" bir yazı yazdım dostlar.

Öyle, bu sıralar bildiğimiz yanıldığımıza yetmiyor. 

Yazar: Editor
2014-04-02 09:34:30

Fikrim şöyle;

Adana'yı muktedire bir daha hiç kaptırmamak için

Seyhan, Çukurova ve Büyükşehir Belediyeleri

Hem çok hem de titiz çalışmalı

Çalışmalı ki

Mümkün olduğunca uzak tutmalı

Güzelim Ova'yı;

saatlerden

kutulardan

gümüş tepsilerden 

menşei meçhul milyon euroların probleminden

çikolatalardan 

havuzdan ve medyasından

kayırmacalardan kollamacalardan

şaibeden

hukuksuzlardan

haksızlıklardan

yok saymalardan hiç saymamalardan

her türlü dinsel veya kamusal saygısızlıktan

yalandan ve de dolandan 

kibirden kibirden ve kibirden 

bir tek ben bilirimcilikten

en büyük benim egosundan

herhangi bir egodan

ve daha birçok karambolden uzak tutmak için

güzelim Ova'yı yani Adana'yı

çalışsınlar, çok çalışsınlar, hep çalışsınlar...

Yasalar, hak hukuk gerçek adalet içinde çalışsınlar...

Ha,

o spor fonunu da hakkaniyetle dağıtsınlar...

Değilse lanetimiz üzerlerinde olur! 

Yazar: Editor
2014-03-10 08:09:49

Tanju Çolak futbolda bir vaka mıdır? Vakadır yahu!

Futbolun tüm sekmelerinde böyle görünüyor bu.

Vahim bir şey.

Temel meselesi de izansızlık. "Tancu olmak" diye yarın yazacağız. Şimdi bu yazının asıl nedenine geleyim.

Dün akşam, 9 Mart 2014 itibariyle TRT Spor'daki PTT 1. lig programında Tanju Çolak resmen Akp ve Melih Gökçek propagandası yaptı.

Kim buna şaşırdı ki?

Kimse!

Peki hicap ettik mi?

Şahsen utandım o anlarda, bir futbolcu eskisinin bir programa tutunmak için düştüğü durumdan...

Melih Gökçek'le bir seçim propagandasına gitmişmiş,

Melih Bey o esnada hem konuşmasıyla hem de Ankaraspor'la ilgileniyormuş,

Çok önemli işler yapacakmış... Falan filanmış... Tanju Çolak'ın hangi fikre sahip olduğu zerre umurumda değil, ki bir fikri de yoktur muhtemelen, şimdilik akan suyun başında duruyor, oradan bir paye, bir miktar umuyor vs... Öylece deviniyor ortalıkta...

Bir insan komik durumlara düşebilir, hayatın içinde olur öyle vakalar, ama bir insan neden bu kadar arsız olur ki? Nasıl olur? Sanırım kof egoların hepsinde sorun aynı, cahil cesareti gibi bir şey...

1. Bu lig bence kullanmaktan haz etmediğim ama popüler ifadenin bir kelimesi olduğu için kullanacağım, evet marka bir lig. TRT'ye rağmen böyle! Takımların her biri ayrıca kıymetli, mücadele müthiş... ve saire... Ama bir Tanju Çolak çıkıyor koskoca ligin kelitesini yerle bir ediyor. Ha, izlemeyiz olur biter. Ama izlemek zorunda kaldığımız zamanlar oluyor ve bu da bir krize dönüşüyor.

2. Sadık İlhan düzgün bir insan profilini hiç bozmadı, nasıl tahammül ediyor o adama, neden? Hocam, simit sat ama bu adamla program yapma, sana yazık, değilse biz zaplayıp gideriz her defasında.

3. Bu ligin kalitesinin istikbali için, Tanju Çolak ile yollar hemen ayrılmalı, fikri bence fena değil... 

Yazar: Editor
2014-03-07 07:04:57

Günah Küfür ve Saha Kapama

Bir AKP muhterem MVekili, (lafı uzatmaya değer bulmadığım için MVekili diye kısalttım, hatta onu MV yapıyorum; küçük harfe de geçiyorum) evet bir AKP mv demiş ki "günah işleme özgürlüğü"...

Hayt!

Dalga mı geçiyorsunuz bre! 

Hani denir ya 

özgürlük özgürlük olalı böyle zulüm görmedi...

Sahne bu!

Peki, nesnel koşullar içinde bizim küfretme özgürlüğümüz ne olacak? Muhterem? 

_____ 

Saha da kapandı.

Hala şu sorudayım ben;

Bizi küfre iten o hakemlerin hiç mi suçu yok?

En az 10 bariz penaltı verilmedi, bunu o Tancu paçozu bile itiraf etti her defasında.

Evet, o hakemciklere bir şey gelmedi mi, gelmeyecek mi,

hırsızın (puan veya dolar euro arazi vs ne fark eder) hiç mi suçu yok?

Tüm bu tepkiler nedensiz mi?

Durup dururken mi elimizi prize sokuyoruz yani?

Manyak mıyız lan biz! 

Yazar: Editor
2014-02-27 07:03:49

Bu yazıyı daha önce de paylaştık ama nasıl da isabetli şimdi içerik, bu sezon...

Bir daha paylaşalım dostlar:

Buyrun...

________________

Satılmış Hakem 
Sıralayalım bakalım…
Tribünlerin hitidir bu saptama.
TOP 10’un zirvesindedir.
On yılların vazgeçilmezi.
Her maçın favorisi, onsuz maç bitmez. Bitse de bir yanımız eksik kalır. Hatta bunu bağırmak için içten içe o maçta kötü durumlara düşmesini bile bekleriz...
  • Haklılığımız veya haksızlığımız önemli değil. 
  • Önemli olan ortamın bunu ifade edebilmeye müsait olmasıdır. (bu aralar, üst üste birkaç maç, aslında sezon başından beri ortam hakemlerin böyle nitelenmesi için hiç bu kadar müsait olmamıştı)
Tabi bu tepki yukarıdaki başlıkta yazıldığı kadar masum dillendirilmemekte. Aslını biliyorsunuz. Şimdi o şekilde “niteleme” aslında çoğu zaman haksız yere yakıştırılır kara kaşlı, kara gözlü, aile babası, hatta ziyadesiyle eril, kiminde bıçkın, bazen “vadi” tandanslı bir memleket insanına. Ama canım bu “iltifatı (!)” hak edenine de siz bir taraftar olarak hiç mi rastlamadınız?
  • Evet, çoğu zaman taraftar (olarak) duygusal tepkiler verir(iz) hakem kararlarına, 
  • bazen de abartır(ız). 
  • Ve fakat hep bir haklılık payını saklı tutarız hanemizde.
  • Belki haklılığımız da yüzdenin az olan diliminde bir yerdedir. 
  • Lakin o taraftar tüm yenilmişliğin, adaletsizliğin, zulmün kısmi faturasını hakeme keser. 
  • Çünkü o hakem aynı zamanda otoritenin resmi düdüğüdür, 
  • ceberut devletin, 
  • zalim vergi memurunun, 
  • köşede bize pusu atan trafikçinin, 
  • acımasız bankacının, 
  • ayartan kredi kartlarının, 
  • bilumum faturanın, 
  • baskıcı-dayakçı öğretmenin, 
  • işini yapmazken tersleyen memurun, 
  • tepemize inen jopun, sopanın, palanın
  • patlayan gazın,
  • bir türlü tarafsız olamayan federasyonun simgesi hatta o tribünde ve de resmiyette kendisidir…
Hakeme ve temsil ettiği her bir şeye itaat etmeme refleksi kendi suyunda geliştirilirken, taraftar hayatın tüm kargaşası içinde, sorgulanmaz bir aidiyetin kutsal isyanı süreminde derdini o iki kelimeyle de anlatır.

Tepki öyle de koyulurken işte, 
taraftar geçmişte olmuş ve gelecekte elbette olacak türlü haksızlıklara sayar bunu. 
Nasrettin Hoca hesabı hemi de, 
testi kırılmadan denecekler densin de...
Satılmış Hakem! 
Evet,
ve bakınız F.A. ve A.Y.
Yazar: Editor
2014-02-17 11:34:31
Ser Maye

Sermaye denilen pespaye, 
alış-veriş iştahı üzerine kurulu düzen; 
holivud filmlerinde Japon kültürüne de dadanmıştı. 
Japonları, o halim selim adamları 
biz samuraylardan ve samuray kılıçlarından ibaret sanalım diye 
yeni filmlere monte ediyorlar. 
O güzelim işlemeli kılıçların kınından robot parlaklığında çelik bir kesici alet çıkıyor. 
Wolverine sahnelerinde geleneksel kılıç bir robot samuray ile halvet oluyor. 

Akira Kurosava’nın samuraylarının kemikleri sızlarken 
adamın orasından burasından metal bıçaklar çıkıyor. 
Aslında bu Elm sokağına ait bir betonu çizme eyleminden üfürülmüş aksiyon. 
Kahramanlar da sermaye gibi; 
sağı solu çizilse de, düşüp kalksa da hep kazanıyorlar, 
dedi Marlon Cahit Uzungece, kimi kurgunun sefaletinde.
Yazar: Editor
2013-09-28 07:47:53

Tribünlere Darbe

Hani darbe mağdurları ya muhteremler,

Hep yaralılar bu anlamda,

Hep üzgün,

Hep haksızlığa uğramışlar...

Mısır darbesinin bile mağdurları yine kendileri.

Ama

Bakınca şöyle

Her bir yana, her bir kuruma, her bir tesise, her bir ekola, her bir üniversiteye, her bir şeye, futbola, baskete, alışverişe sepete...

Darbelerin "daniskasını" yapan da yine kendileri.

Yahu şu PTT 1.Futbol ligi,

Her sene

bir darbeye uğruyor.

Sayalım mı darbeci takımları ve şehirlerini?

Boş verin. Onları herkes iyi biliyor.

Derken,

Gezi devamında futbolda enteresan işler oluyor.

Çeşitli sebeplerle tribünlere, tribüncülere müdahaleler...

Acaba bir adalet yerine mi getiriliyor yasal anlamda, eski defterlerden filan. Öyle mi?

Yoksa bir gözdağı mı? 

Futbola siyaseten dalan muktedir

Taraftarın buna naçizane karşılık verme ihtimaline mi tedbir alıyor?

Ne bileyim! 

Yazar: Editor
2013-09-19 16:48:35

Derdini Marko Paşaya Anlatmak

Bilirsiniz bu deyimi.

Umarsız çaresiz, belki kimsesiz zamanlarda,

Hani dermansızken kullanılan bir deyim...

Ama, Marko Paşa meseleyi halledecek bir yetki değildir...

Yakınmanı dinleyecek kimse yok, mealindedir bu sözün ardındaki anlam... Başını taşlara vur gibi...

Zeminini tarihsel bir gerçeklikten alır.

Neyse.

Adanaspor'da durum deyimin yaygın kabulünü doğrular biçimine döndü.

Orta sahada Cem Halleçeli'nden sonra 6 yıllık bir boşluk vardı.

Derdimiz büyüktü ve dermanımız olmuyordu.

Hiçbir isim boşluğu dolduramıyordu.

Ki, Adanaspor'un geleneksel futbol stilinde mazisi olan bir yerdir söz konusu olan mekan.

1970'lerden dönüp bakarsak, başarılı sezonlarımızın ardında orta sahada bir tür gemici çapası vazifesi gören futbolcularımızın etkileri görülür. Akla ilk gelenleri sayarsak:

  • Selahattin Karasu,
  • Halis,
  • Ertuğrul,
  • Sami Bayraktar, 
  • Ercan Aslankeser, 
  • Klementi
  • Bakir Şallak, 
  • Reşat, 
  • Adnan, 
  • Oğuz Çetin, 
  • Altan (ekstra özellikleriyle),
  • Yılmaz Özlem, 
  • Cem Hallaçeli...

Bakın,

önemli orkestra şefleriydi onlar ve başarılı olduk onlarla evet.

Yanlış anlaşılmasın.

Zafer şarkıları söylemeye hazırlanmıyorum.

Sanki, aradığımızı bulduk, diye düşünüyorum.

Zaman gösterecek ya,

  • şimdi 
  • derdimizi 
  • orta sahada anlatacağımız 
  • bir Marco Paşamız var 
  • ve o da derman olacak...
  • Paşalar şehrinde bir Marco Paşa...

Ne dersiniz? 

Yazar: Editor
2013-09-14 18:29:02

Pazar Yolculuğu

Hadi o zaman,

Bir Maraş deplasmanı yapalım, bakalım ne olacak?

Dilerim ayağımız iyi gelir bu deplasmanda.

[Aslında Karşıyaka deplasmanına da gideyim demiştim ya, Muğla'da mecalim kalmadıydı. Öteye geçememiştim benim muhterem Ka'yla...]

Kahramanmaraşspor maçı denince benim aklıma hep

Futbol fukarası Brownica gelir. 

Bize o zaman kim kakaladıysa.

Gündüz Hoca'yı bile tufaya getirmişlerdi, bir "futbolcu" transferi diye. 

İşte o Brownica'nın enteresan bir firikik golüyle, o zaman toprak olan Maraş sahasında 3 puanı alıp gelmiştik.

Golün enteresanlığı şöyle:

Bizimki topa bir gelir yaklaşık 2 metre boyu ve kamburuyla, sonra ayağı önce yere derken bu arada topa çarpar.

Top Maraş barajını ve kalecisini şaşkınlık ve çaresizlik içinde bırakarak seke zıplaya, çeşitli falsolar ala ala gol olur.

Bir de Necati Karakaya gelir aklıma, o golü Avrupaî bir gol gibi ihtişamla anlatan TRT spikeri.

[Laf aramızda, TRT o zamanlar bu günlere göre melekti be, karşılaştırınca iyi lafı az kalır...]

Böyle bir hatıra...

Bakalım yarın ne olacak?

Aslında krizden çıkmak için en müsait rakiple karşılaşıyoruz ve muhtemelen rakip de aynı şeyi düşünüyor.

Sanırım kötünün iyisi kazanacak.

Maçı fotoğraflayacağız, ama maçı kaybetmezsek o fotoları yayımlayacağız. Foto-Yorum'da...

Totem bu!

Vira Adanaspor... 

Yazar: Editor
2013-09-11 08:30:32

Milli Takım

Dün milli takım Romanya'yı 2-0 yendi ve mucizeye biraz daha yaklaştı.

Zaten Başbakanımız da Fatih Terim'i bu yüzden milli takımın başında görmek istemişti.

Bir mucize için.

Başbakanımızın bu aralar mucizelere çok ihtiyacı var.

Olimpik mucize olmadı,

Suriye mucizesi belirsiz,

Mısır mucizesi karanlık,

Ekonomik mucize yalan oldu.

Belki futbol, bir dünya kupası ve... 

Beni rahatsız eden şey de tam bu noktada ortaya çıkıyor: 

Herhangi milli bir spor etkinliğinin bir parti propagandasına dönüşmesi olasılığı. Ama bu güçlü bir olasılık. 

Olur da dünya kupasına gidilirse, bu ihtimal gerçekleşirse nasıl bir sahne ile karşılaşacağız. 

Dilerim futbol milli takımı bir parti takımına dönüştürülmez bu manada. İnsanlar da işin keyfini doya doya çıkarır.

Değilse orada da bir duygu bölünmesi olacak, işin tadı futbolla da tam kaçacak, olimpiyat şeysinde olduğu gibi.

Hayır, kendim için yazmıyorum bunları, umurumda bile değil. Milli takımımın Adanaspor olduğunu herkes biliyor. 

Yazar: Editor
2013-09-05 16:14:39

Yarınlar İçin

Bir film izlemiştim, adını oyuncularını unuttum gitti. 
Şöyle bir sahne vardı fakat. Onu hiç unutmadım:
Latin Amerika’da bir mekândır.
Esas oğlan kitleleri arkasına almıştır. 
Bir isyan bir devri kapama kıvamındadır.
Ne güzeldir.

Ama bir gazeteci de vardır oracıkta. 
Sabitler durumu, kahraman ve arkasındaki kitlesi açısından (aşağı yukarı şu sözlerle):
Şimdi arkanda bir kitle var. Güçlü gibisin. Fakat çok heyecanlanma, bu kalabalıkla birlikte yok olacaksın, der.
Adamımız sebebini sorar bunun.

O cevap beni şahsen tatmin etmişti, film de zaten öngörülen sonla bitmişti.

Çünkü, der gazeteci adam; 

İyisin hoşsun, ama
seni ayakta tutacak bir ideolojin yok!

Yazar: Editor
2013-09-03 11:55:20

Adanaspor Tribünlerinde

İşler ters gidiyor, muhtemelen öyle de devam edecek bir süre. Bu arada farklı hislerde olanlar da olacak, belki yenilgilerden bir hesap çıkaranlar, manevra alanları yaratanlar, yaratmaya çalışanlar, bilmiyorum. Ama tribünlerde her çeşitten insan olduğunu az çok biliyorum. Ve Adanaspor'u çok seven, hem de her şeyden çok seven insanlar, var görüyorum. 

  • İşler ters gidiyor üç haftadır, 
  • devam da edebilir bu fena tablo. 
  • Benim bir taraftar olarak yapacağım pek bir şey yok. 
  • Kimin var bilmiyorum. 
  • Ama şunu görüyorum, 
  • işlerin ters gideceğini anlayan kimi taraftar(!) 
  • tribünleri daha ikinci maçta terk etmeye başladı bile.

Bu anları o kadar çok yaşadım ki; hele 80'li yılların ortasından 90'lı yılların ortasına kadar... tek tek sayılabilek kadar az bir taraftar kitlesiyle o kadar çok maç izledim ki... 

Görüyorum, o günlere doğru gittiğimizi. Bazen sormaktan kendimi alamıyorum dostlar, biz iyi gün dostu muyuz? Bu soruya dilimizi ısırmadan cevap verebilecek miyiz? 

  • Bayram Akgül'e küsen taraftar maça gelmiyor artık, 
  • gelmeyecek yavaş yavaş, 
  • demeyiniz sakın. 
  • Uzanlardan once de benzer sahne vardı 
  • Gündüz Hoca'nın 
  • kulübü ayakta tutmaya çalıştığı zamanlarda. 
  • Uzanların çökertiliş dönemine paralel çöküşümüz sırasında da 
  • aynı tabloyu gördüm. 
  • Takım iyiyken herkes orada, 
  • mahşer yeri zannedersin canına yandığım tribününü 
  • ama işler sarpa sarınca 
  • birkaç yüz taraftarla baş başa kalıyoruz. 
  • Kaldık, 
  • korkarım yine öyle kalacağız.

Sizi veya bir başkasını bilmem,

işler en kötüye gittiğinde de o tribünde olacağım, sövmeden, sitem etmeden, has bir sevgiyle, beklentisiz dupduru bir Adanaspor aşkıyla, hesapsız kitapsız bir hisle...

Orada olacağım.

Orada, Adanaspor tribünlerinde.  

Yazar: Editor
2013-08-29 10:54:03

Nedir Ütopya?

Farkında olsak da olmasak da hepimiz türlü şekillerde ütopyalar oluştururuz. Hayatın bir yerinde dert sahibiyizdir, hoşnut değilizdir, sıkıntılıyızdır, daha iyi bir şeylerin olabileceği umudunu taşıyoruzdur… Ve önerilerimiz, hayallerimiz vardır hayata, siyasete, aşka, dostluğa, günlük akışın düzenlenişine, futbola, sanata dair…

Dolanalım bakalım ütopya olgusunun etrafında, kendimize yakın olanlara da bir tebessüm edelim…

Soru şu olsun “nedir ütopya?”, sıraladıklarımız da cevap arayışlarımız olsun.

  1. Yeni toplumsal hareketler tasarlama
  2. Kusursuz bir toplum isteme, kurma girişimi
  3. İdeal devleti arama eylemliliği
  4. Hayali kurgularla hayata yaklaşma
  5. Gerçekçi olmama ama öteki gerçeği arama
  6. Köklü değişim ihtimalleri sunma
  7. İnsan doğasını sil baştan tanımlama
  8. Bir öngörücü bilinç yaratma
  9. Henüz olmamış olanın olabilirliğini arama/düşleme
  10. Henüz bilincine varılmamış olanı betimleme
  11. “Gelecek” içinde bir başka “gelecek”
  12. Var olan hayat anlayışına, sistematiğine yabancılaşma
  13. Tahakkümün son bulduğu bir geleceğe giden yolu gösterme
  14. Asırlardır devredilene itaatsizlik
  15. Bu itaatsizlik içinde yeni bir şey önerme
  16. Alternatif bir geleceği hayal etme yahut hayal etme yeteneği
  17. Sınıfsız devletler veya ezilen sınıfların artık ezilmediği dönemler

Dünyanın ütopyalarımızla şekillenebilme ihtimalinden çok, ütopyalarımızın olup olmasıdır mesele… Ne dersiniz?

Yazar: Editor
2013-08-07 10:48:42
Kim

Gelecek?

Takımda bir disiplinsizlik haberi yayımlandıysa bunun bir karşılığı vardır ve aynı zamanda bu bir mesajdır kamuoyuna.

Böyle düşünüyorum.

Zira metinlerin bir de alt metni vardır.

  • Oradan okur kendine, 
  • saklanmış kimi anlamları çıkarır. 
  • Eğlenceli bir iştir edebi anlamda. 
  • Adanaspor şehrinde ise 
  • o metinin alt metni 
  • biri gidecek biri gelecek demektir. 
  • Tecrübeler yanıltmıyorsa 
  • durum böyle.

Bayram Başkan baştan bir hata yaptı. Şimdi o hatadan nasıl dönecek? Hata üstüne bir başka hata mı olacak yoksa bizi hakikaten bir düzlüğe mi çıkaracak?

Bir bayram dönüşü örneğin kim gelecek?

  • Kim, kim kim kim kim kim kim kim kim kim kim kim kim kim kim kim kim kim kim kim?

Sabaha kadar yazarım kim kim diye?

  • Dileriz ki 
  • o kim 
  • buradan 
  • yine feyat etmemize sebep olacak 
  • bir kim 
  • değildir! 

Değilse köprüleri atıp, bunu bir muhaliflik döneminin başlangıcı sayarız... 

Yazar: Editor
2013-08-03 16:14:59

Sahne

O Sahne evet, aşağıdaki gibidir dostlar.

  • PTT 1.Lig de 
  • Bank Asya 1. Lig gibi 
  • hükümetin arka bahçesi olmaya devam ediyor. 
  • Bakın GS’den Ş Urfa’ya geçen Sercan Yıldırım açıklamasına…

Ama yani

Bunun üzerine ben daha ne diyeyim?

Bakan Çelik’ler Maşallah iyi çalışıyor’ler(!).

Bu konuda daha çok yazacağız çok…

Şimdilik şu açıklamayla yetinelim…

Neyse de,

Şöyle diyor Sercan Yıldırım:

  • Transferimde emeği geçen 
  • Sayın Bakanıma 
  • (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik) 
  • ve kulüp yöneticilerine 
  • teşekkür 
  • ediyorum. 
  • İnşallah 
  • bu güveni 
  • boşa çıkarmayacağım. 
  • Sezon sonunda 
  • inşallah 
  • gülen taraf biz olacağız. 
  • Hem kendi adıma 
  • hem de 
  • takımım adına 
  • güzel işler başarmak 
  • istiyorum.  
  • Bunun için 
  • ilk adımı attık, 
  • bundan sonra 
  • sahada 
  • görevimi 
  • en 
  • iyi 
  • şekilde 
  • yap
  • ma
  • ya 
  • ç
  • a
  • l
  • ı
  • ş
  • a
  • c
  • a
  • ğ
  • ı
  • m
  • .
  • Nokta

Yürüyün bakalım beraber bu yollarda…

Her yolun bir adaletsizliğe çıktığı bir kulvarda…

Yazar: Editor
2013-07-16 17:19:54

Ama Neden?

Ah, bir bulabilsem cevabını şunların.

 

Her transfer döneminde, bir Adanaspor taraftarı olarak, neden kendimi "ezik" hissederim?

Neden her transfer dönemi umutsuz ve mutsuz olurum?

Her transfer döneminde, “Yetinmek” dediğin nalet ne diye işlemiştir bilinçaltıma?

Niçin kaderine razı bir ruh hali içine girerim her transfer dönemi?

Ne diye inanamam her transfer dönemi, iyi bir şey olacağına?

Nedendir her transfer dönemi kederimden ölürüm?

Kıskanırım neden, her transfer dönemi, eloğlunun el attıklarını?

Ulaşamadığı ciğere mundar demeye meyilli olurum, neden, her transfer dönemi?

Neden bakakalırım giden geminin ardından, her transfer dönemi?

Neden, gaziler ordusu diye bir metafor gelir oturur aklıma, her transfer dönemi?

Sevmiyorum artık transfer dönemlerini, neden?

___________________

 

Ama,

zoru severiz, avuntusuyla,

biz bitti demeden bitmez, tesellisiyle

ve

kimsesiz kalmış, unutulmuş, umudunu kaybeder olmuş, sakata gelmiş,

gündemden düşmüş, yalnızlaşmış veya şöhret kapısını aralamaya çabalayan ya da kaybettiği şöhreti birazcık olsa da bulmaya çalışanlara kapı açan bir takım (gibi) olmamız yönüyle de bu çektiğim acıdan bir parça da olsa bir haz aldığımı itiraf ediyorum.

Ne demişti Fuzuli:

“Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib 

Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır”

 

Sevgisiyle adamı böyle yapar işte Adanaspor!

En zor sezon da olsa hazırım,

Adanaspor sevgimle en dehşetengiz lig mücadelesine de vira bre.

Derken, yazıya veda ederken,

1 litre benzin nasıl 5 TL olur ulan,

neden?

Gel de direnme bre! 

Yazar: Editor
2013-06-30 01:15:12

Ülkem

Şimdi yalnız değildir güzel ülkem,

Türk Kürt Sünni Alevi Laz Çerkez

herkes hep beraber çağ atlamıştır

Gezi'den sonra,

de ki bir milattır

ama ne güzel bir milattır...

Şimdi Almanı İngilizi veya Fransızı

belli bir haysiyetin muhatabıdır

ve birkaç haftada sanayi devrimini

simge Fransız ihtilalini

Rönesansı

daha bilumum aydınlanma hareketini gerçekleştiren halklar güzelliğiyle muhataplardır tüm muhteremler...

Modernizmin hakiki birliğine doğal olarak girmiştir.

Kimse artistlik yapmasın

ve en mühimi

iktidarının en az 50 sene ilerisinde bir halktır bu,

kim görmezden gelir bilmem

lakin tarihçe şimdiden kaydedilmiştir,

şenlik ola... 

Yazar: Editor
2013-06-27 15:41:26

Rakı Ansiklopedisi'nden

Adana

Adanalı rakıyı temiz içer; diğer bir deyişle kendini bilir, nefsine hakimdir.

  • Gerçek rakı erbabı 
  • mevsiminde iç bakla ile demlenir. 
  • Ama beyaz peyniri de 
  • masasından hiç ayrı tutmaz. 
  • Yanında salatalık ve domates, 
  • mevsimine göre de cacık ve tarator bulundurur. 

Bu mezelerden sonra alacağı yemek başta kebap ve kuşbaşı olmak üzere, kırmızı et veya beyaz ettir.

Rakı bu şehirde geçmişten bu yana her zaman evde de içilen bir içki olmuştur.

Bununla birlikte lokantaların, özellikle kebapçıların çok büyük bir bölümü içkilidir."

Bu arada boğma rakı da unutulmamalıdır.

A. Nilhan Aras

Kaynak kişi: Yahya Reyhan, Seyhan / 1941 

Rakı Ansiklopedisi / Sayfa: 16-17

Overteam Yayınları 

Yazar: Editor
2013-06-22 11:43:05

Eldeki Kuş Teldeki Kuş

Ekrem Al ile “yeniden” anlaşılarak “yeniden yapılanmanın” koca bir yalandan ibaret olduğu anlaşılmıştır.

  • Bu, 
  • yalanın ilk göstergesi olmuştur.

Diğer göstergeler de Tuna, Merthan ve Bülent’le yeniden anlaşılmasıdır. Tekrar anlaşılacaklar da sıradadır. Nedir? Eldeki kuş teldeki kuştan yeğdir. Değilse şampiyonluk transferi para harcamak ister. Bu da felsefe olarak bize terstir.

Ama şu olabilir.

Başkan çıkar der ki,

  • Biz Adanaspor olarak 
  • endüstriyel futbola
  • ve onun tüm unsurlarına 
  • şiddetle karşıyız. 
  • (Şiddetle demeyebilir, onu ben demiş olayım.) 
  • Bu yüzden 
  • paranın egemen olduğu bir futbol algısını yıkmak için 
  • yola çıkmış bulunuyoruz. 
  • Kendi öz kaynaklarımızla gideceğiz. 
  • Bunda kararlıyız. 
  • Kimse bizden flaş transfer beklemesin.

Hımm!

Bunu veya buna benzer şeyler der ve kalkar ve onu ayakta alkışlarız.

Destekleyip desteklememek ayrı bir mesele.

  • Adanaspor taraftarı örneğin bir Çanakkale Dardanel olmayı sineye çeker mi bilmem. En azından ben susarım.

Ve fakat bunu yaparken de örneğin Merthan, Tuna, Bülent, Tolgahan vs ile yeniden anlaşılmayacak ve takımın başına da kaderine razı bir hoca getirilmeyecek. En mütevazı kadroya da Adanasporluluk ruhu ve iddiası kazandıracak bunu pekiştirecek bir teknik direktör getirilecek.

O hoca da zaten bizde var idi, bakınız Eyüp Arın.

Önemli not:

Başkanımızın şu YAZIYI okumasını öneririz. Zira yazının ana fikri onu da ilgilendiriyor olabilir.

Yazar: Editor
2013-06-17 17:35:41

Danışman vs...

Şöyle bir önerim var,

hakikaten,

ciddiyim ve mavra yapmıyorum,

işi sulandırmıyorum.

Şudur:

Başbakan danışmanlarını ve metin yazarlarını değiştirsin.

Gezi Parkı direnişçilerinden kendine gönüllü danışmanık yapacak onlarca insan çıkar, onlardan kendine yeni bir ekip kursun.

Eldekiler, anlaşılan o ki, çapsız ve yorgun.  

ülkenin yükünü çekmede su kaynatmış, kayışı portmuş, lastiği yakmış durumdalar.

Aynı şeyleri tekrar edip duruyorlar.

Üstelik bizim şamata olsun diye yaptığımız kimi haberlerimizden de asparagas.

Yazıktır.

O gençlere danış ile daha neşeli, daha pozitif, daha barışçı bir mecraya pek ala akarız.

denemekle ne kaybederiz ki?

Not:

Aynı teklif Bayram Başkan için de geçerlidir. Bir danışma kurulu oluşturun canım, kudretinizden siz de ne kaybedersiniz ki?

Bir de,

alt yapı kadrolarımızı akademi liglerinde görmek istiyoruz artık.

Vira 

Yazar: Editor
2013-06-07 14:15:04

İki Koldan Muhaliflik

Şimdi 2 gündem üzerinden gidiyoruz doğal olarak.

Biri Gezi Parkı Eylemleri 

Diğeri de doğal olarak Adanaspor.

Her ikisinde de muhalif durumundayız ki Allah sonumuzu hayretsin: ))

Evet,

bir süre bu iki gündemi takip edeceğiz.

Ama her ikisinde de kimseleri kırmamaya özen göstereceğiz, bizler her ne kadar süreçlerin her ikisinde kırılsak da... 

Temel prensipler şöyle:

Elbette hakaret etmeyeceğiz.

Kalp kırmak gibi bir amacımız veya söylemimiz olamayacak. Yanlış anlamalardan muhataplar sorumlu olacak.

Yalana dolana başvurmayacağız.

Düşüncelerimizi duygularımızla pekiştirirken bile nesnelliği hiç unutmayacağız.

"Yol ver geçelim Taksim'i ezelim." gibi bir söylemi ima bile etmeyeceğiz, böyle söylemlerden de tırsmayacağız.

Tahrikçi, gazcı, yoldan çıkarıcı olmayacağız. 

Çapulcu kelimesinin anlam genişlemesi ile kazandığı yeni tanımının da bir parçası olduğumuzu bileceğiz.

Şimdi,

Gelelim Adanaspor konusuna:

Adanaspor Ekrem Al ile anlaşarak, kendilerinin ifadesiyle, sadece yeni bir yapılanmaya soyunmamıştır. 

Çok net olarak hedef de küçültmüştür. Bana göre bu hedef kümede kalmaktır.

Bu, aynı zamanda heyecansız bir kitlenin de yapılandırılması anlamına gelir.

Öngörümüz şudur:

Adanaspor tribünde de küçülecektir böylece, ister istemez.

Zira genç futbolsever öyle çapsız cansız heyecansız işlerle uğraşmaz.

Onlara idealler ve hedefler ve coşkular lazım. İki takımlı Adana'da mesele böyledir.

Korkarım ki daha genç kitleden daha az taraftar edineceğiz. 

Şampiyonluk yatırımı hiç yapılmadı, Ekrem Al kararı bu yatırımın hiç yapılmayacağının çok somut bir kanıtıdır.

Masrafsız bir Hoca, takım, kulüp; şampiyonluk gelirse ne ala (ki bu bir mucize olur şu sahnede) gelmezse kendi yağında kavrulmaya çalışırken sonunda tavayı yakan bir  bir camia oluruz. 

Alt yapıya daha çok yatırım ile (ki böyle bir yatırımın olup olmadığını hiç bilmiyoruz) çok uzun vadede bir Ajax modeli hedefleniyorsa bu da taraftara açık bir şekilde izah edilmelidir. Ama bunun için bile Ekrem Al doğru bir isim değildir. Çok yakında bir Eyüp Hoca gerçeği dururken üstelik...

Neticede süreçten şahsen hiç hoşnut değilim.

Bekleyip göreceğim.

işler iyi giderse sevineceğim,

kötü giderse fena eleştireceğim.

Bu sene böyle, Başbakanımızın dediği gibi "kimse kusura bakmasın..." 

Yazar: Editor
2013-05-26 14:19:00

Hatırlatalım O Metaforu

Bu yazı 1 Haziran 2012 tarihlidir aslında.

Gündeme istinaden bir özet geçelim dedik.

Sloganlarımıza ve ideallerimize sahip çıkma manasında:

________________________

Adanaspor Şehir Devleti

...

Adana içinde, ama Adana denen şehirden mecazen ayrılarak özerk bir “ADANASPOR ŞEHİR DEVLETİ” açılımında benim başbakanım da cumhurbaşkanım da... Milli takımımın da Adanaspor olduğunu yıllar önce söylemiştim zaten!

Turuncu Beyaz bayrak…

Maddi gücüm yok, o yüke bir omuz verecek!

Ama sevgim, saygım, manevi desteğim, inancım, güvenim yeter mi?

...

Doktrin değil; evet, adeta bir ideolojiyle, bir Adanaspor meselesinde sonuna kadar, ta en sonuna kadar yanınızda olduğumu(zu) bilin.

...

Sivil İtaatsizlik 

Ben şimdiden, Adana ile ilgili herhangi bir seçimde muhtarlık, belediye, büyük belediye, süper belediye, il genel meclisi bilmem ne seçimlerinde bir Adanasporlu olarak OY KULLANMAYACAĞIMI” ilan ediyorum. Sözümden dönersem namerdim!

Madem şu şehrinizde beni bir Adanasporlu kimliğimden dolayı yok sayıyorsunuz; o zaman yokum ulan!

Yazar: Editor
2013-05-23 15:41:46

Ayşe ve Kulin

Büyük, popüler, şanlı yazar Ayşe Kulin: AKParti iktidara gelince dine bir ferahlık gelecek zannetmiştim ama olmadı, demiş.

Ama güzelim, "öngörü" dediğimiz şey, yüce bir yazarın temel özelliği olmalıydı, değil mi?

  • Böyle şaşkınlıklar, 
  • hayalen kırıklıklar biz sıradan insanların işidir, 
  • size ne oluyor? 
  • Hadi bizim aklımız yetmez de kandırılırız. 
  • Peki siz onca kitabı boşuna mı okudunuz, 
  • boşuna mı yazdınız onca kitabı? 
  • Ama boşuna yazmadınız, 
  • örneğin Veda’yı büyük dedenizi 
  • ve Vahdettin’i aklamak için yazdınız, 
  • bunu biliyoruz, 
  • ve bakın işleviniz tamamlandı şimdi, 
  • tarih kitaplarının Vahdettin maddesi formata gidiyor, 
  • belki kısmen sayenizde…
  • Ne güzel.

Neyse…

Sonrasında, Ayşe Kulin, bir konuya istinaden; şimdi her şey şekilcilik üzerine kurulu, demiş. Evet, haklısınız bakın size büyük yazar muamelesi yapılıyor.

Tam bir şekilciliktir bu.

  • Örneğin, 
  • Yaşar Kemal'in olduğu yerde 
  • Ayşe Kulin'e büyük yazar demek 
  • şekilciliktir sanırım ki.

Hem Yaşar Kemal'e usta yazar diyeceğiz hem de Ayşe Kulin'e...

Olmaz ki...

Tamam, bitti bu yazı.

Şuracıktaki anafikir neymiş bakalım?

  • Basiretli olmak önce sizin işinizmiş.

Sonra böyle kullanılmış mendil gibi hissedersiniz kendinizi.

Çıkıp da hay bin pişmanlık dersiniz TV’lerde.

Biz de size şaşkın ve kırgın payanda muamelesi yaparız böylece.

Yazar: Editor
2013-05-17 12:03:49

Bizi Unutmadan Git Fevzi, Sevgiyle

Ben Fevzi’yi seven gruptandım.

Onun hep dürüstçe mücadele ettiğine inandım, hem rakibe hem hakemlere hem de taraftara karşı.

Tribüne oynamadı,

gücünün yettiğince koştu,

deyim şimdi yerinde kullanılacak; evet, elinden geleni yaptı.

Biz itaat eden futbolcu istedik bazen, taraftarın ağzına göre konuşan, ağam paşam diyen. Fevzi bunu çoğu zaman yapmadı, iyi de etti.

Futbolcuların özeleştiri yapması gerektiği kadar taraftarın da bunu yapması lazım.

Örneğin Tolgahan.

(onun gitmesini istiyorum ben de, bunu bir kinle söylemiyorum, genel tribünle olan soruna istinaden söylüyorum)

Tolgahan’ın kaleciliğini biz kendi elimizle bitirdik.

Adamın bir top çevirme fantezisine bile tahammül edemedik. 90 dakikalık bir maçta üç beş dakika keyfine göre davranmasına dayanamadık. Genelden bahsediyorum tabi ve Tolgahan’ı da aklamıyorum, onun yediği arızalı golleri unutmak mümkün değil. Ama en nihayetinde onu kazanmak için çok şey yapmadık.

Fevzi’ye dönelim.

Fevzi oynadığı bölgede yükün çoğunu çekmesi gereken bir futbolcu stilinde değildi hiçbir zaman öyle olmadı, ama biz ondan hem dinamo hem de beyin olmasını bekledik.

Oysa yardımcı oyuncu olarak, dikkat çekmeden, yani hatırlayınız Cem Halleçeli ve Emre Aktaş’la birlikteyken ne kadar etkiliydi, gol pasları hariç 9 gol mü ne atmıştı o sezon.

Ama Cem Halleçeli örneği bir oyuncunun bir daha gelmemesi önce Emre Aktaş’ı bitirdi sonra da Fevzi’yi yalnızlaştırdı.

Bekledik ki Fevzi topu alsın ve gitsin golü atsın. Yahu bunu Messi de yapamıyor.

Bir de ondan görev adamı yaratmaya çalıştı hocalar, oysa biraz bağımsız kalıp inisiyatif kullandığı zaman daha faydalı bir Fevzi oldu. Evet, bazı futbolculara o bölgede kimi zaman keyfine göre oyna demek gerekir, bu özgüvenle birlikte sorumluluk da yükler elbet. Tamam, tartışılacak bir iddia attım ortaya, doğrudur. Fakat futbolun bir keyif oyunu olduğu da unutulmamalı orada her şeyin makine gibi işlemesine gerek yok, insani işler olacak sahada. Değilse bilgisayar oyunları karşılasın ihtiyacı.

Öyle, Fevzi’ye hep ya kurbağalama yüzeceksin dendi, ya sırtüstü ama hadi bu sefer serbest stilde yüz denmedi. Veya dendi de Fevzi o maçlarda mı iyiydi ya da böyle bir şeye ne gerek var herkes işini bilsin topunu taktiklere göre oynasın mı diyelim?

Ne ki sahaya iki takım çıkıyor ve aşağı yukarı denk güçlerin mücadelesinde de taktikler elbette çatışır ve ortaya karışık bir ızgara gelir, işte ona bir karambol futbolu diyoruz. doldur boşaltlar, uzun toplar, çalışılmamış goller, pozisyonsuz maçlar filan.

Neyse, laf lafı açarak yazı akıp gitti.

Neticede,

varsa eğer, ben hakkımı helal ediyorum Fevzi,

Güle güle git,

Gönlüne göre olsun bundan sonraki futbol hayatın,

Bizi unutmadan git.

Yazar: Editor
2013-05-10 17:56:26

Birazdan okuyacağınız hikâyede şahıslar, bilmem ne uydurma olabilir. Bir benzerlik varsa bile tesadüf dahilindedir. Böyle şeylerin sorumlusu da Kafka'dır.

Format Atmak

Geçenlerde bir Cafe-Bara yöneldim baktım bahçesinde garip bir tedirginlik, zannedersiniz ki birini vurmuşlar, böyle bir ortam hali.

Nedir?

Sigara cezası kesiliyor.

Ama bahçede içiliyor.

Yetmez, bilmem şu kadarı açık olacak.

E? Elimizde metreyle mi sigara içeceğiz.

İnsanlar korkmuşlar yasaktan ve işte sigaralarını da dışarıda içiyorlar. Daha ne olsun?

Üç kızcağızın kimliği alınmış, harıl harıl işlem yapılıyor. Ama sivil polis destekli görevliler ve destekleri nasıl da ciddi ve hırslılar. Hani çıktıkları maçı alacak motivasyondalar.

Böyle ciddi, hırslı, azimli ve azametli futbolculara ihtiyacımız vardı, diye içimden geçirmedim değil. Acaba kulüp adına transfer teklif etse miydim? Lisanslar bir günde çıkardı ve Manisa maçına da yetiştirirdik. Sonra gelsin garantili şampiyonluk… Heyecanlandım valla.

Evet, kindarlardı.

Doğaldır, çünkü yıllardır nefret ettikleri bir yaşam formu vardı orada ve o formu bozma fırsatı birkaç seçim zamanıdır da yasal olarak ellerindeydi. Mesafeli, muktedir, asık suratlı, buraların yeni kralı biziz edalı…

Hepi topu sigara içiliyor yahu, hem de açık alanda. O üç kızcağızın kimliğini alıp oracıkta yasal işlem yapacak vicdani ve vatani bir durum yok. Ha, yasal bir gerekçeye elbette oturturlar her işlerini. O ayrı…

O an ne düşünüyorlardı acaba?

“Oh olsun, gelir misiniz böyle içki sigara içilen yerlere? Biz de size böyle yaparız işlemi, rencide ederek hemi, bahçenin ortasında. İbret olsun... Allah razı olsun ki bizim kızlar böyle melun, günahkâr yerlere uğramazlar, bırakın uğramayı akıllarından bile geçirmezler.” diye mi?

Canım, bire bir bunları düşünmemiş olsalar bile buna yakın şeyler düşündüklerine servetimi basarım.

Ceza yiyen gençten bir adamcağız, peki ben sizin kimliğinizi görebilir miyim, gibisinden klişe bir itirazla başını şöyle bir dikleştirmeye kalktı, ama karşıdaki kibre bu söker mi, ne mümkün! Göstermek zorunda değiliz. Tabi bu cevabı verenin sağ baseninin üzerinde kemere sıkıştırılmış bir beylik tabancası elbette arz-ı endam ediyor.

Sadece burada değil yolda da sizi çevirme hakkımız var. Kimlik de göstermek zorunda değiliz, diye ekledi tabancalı adam.

Tabi kimse böyle bir ayrıntıyı merak etmiyordu ama oradaki bir Cafe-Bar kitlesi bunu da bilsindi.

Az önce sigara içmek için sokağa çıkan, iyi polis kastında yer alan kirli sakallı; dostane söylüyorum, bunu iyi araştırın, dedi. Dostane…

“Dostane iseniz neden bu arkadaşları bahçede sigara içtikleri için uyarmadınız da direkt cezaya daldınız sayın dostane? Bu baskının hakkaten bir dostane tarafı olsaydı şu gençlere suçlu muamelesi yaparak onlarda tatlı bir ilkbahar akşamında fena insan travmasını yaşatmazdınız, bize hikâye anlatmayınız. Biz bir sürü Amerikan filmi izliyoruz, CSI uzmanı olduk seyrede seyrede, biliriz iyi polis- kötü polis taktiğini.” diye çıkışamadım tabi. Hakikaten, dilimin ucuna geldi ama çıkmadı, zira yemedi. Kumcu Yusuf Yusuf etti o esnada. Zira öyle bir korku salınmış ki, o buz tavır, çok konuşma, alırım içeri bakışlarıyla kendisi zaten konuşuyordu.

Sonra baktık ki ceza, “mekân içinde içilen sigara” şeklinde kesiliyor. Sebep? Neden sigaranın dışarıda, bahçede içildiğini açıkça yazmıyorsunuz da böyle bir “düzmece” beyana girişiyorsunuz? Tabi böyle sorulmadı, düzmece filan diye.

Biz şimdi izah edemeyiz bahçenin durumunu, diye kestirip attı ağır abiler. Ceza encümene mi nereye gidiyormuş. Orada belirlenecekmiş cezanın miktarı, bin ila beş bin lira arasında. Yani gitti en az iki haftalık çalışma…

Burada çok yazdık sigara, bilmem ne yasağını, içki zamlarını.

Amaç insan sağlığını korumak filan değil, doğrudan bir yaşam tarzına müdahaledir, diye. Asıl niyetleri nefret ettikleri, günah saydıkları bir hayat formuna bir format atmaktır diye...

Evet,

Biliyorum,

İmdat istediğimde, bu sesime koşacak hiçbir insanın olmayacağı bir güne doğru gittiğimizi.

 

Hay bin tütünlü mamuller kullanım yasası…

Yazar: Editor
2013-05-05 13:29:28

Hız

Türkiye’de en zor şey gündemi yakalamak.

Şu iyi bir mevzu, hakkında bir şey görüş filan derken konu müzelik oluveriyor. Aşk olsun yetişebilene. Evet, o hıza ancak Facebook ve Twitter gibi mecralar yetişebilir.

Yaz bir cümle hop, bitsin gitsin, derken yeni bir gündem ve yeni bir cümle hoplat gitsin, sonra bir tane daha…

Ayranın milli içkimiz olması konusuna bir dalış yapacaktım ki araya 1 Mayıs girdi ve bambaşka şeyler konuşur olduk, gazdır, Hacı Tazyik’tir, sirkedir, kedidir kedi derken uçup gitti o çalkalanma esnasında ayran.

Ha, içki değil, içecek olacaktı bu meyanda ya, neyse, gündemden düşünce anlatımın bozukluğu da arada unutuluyor.

Evet, yahu olaylar üzerinden gidince yaşananlara hal böyle oluyor; hafif bir ambale pozisyonu. İyisi mi bir olgular üzerinden devam edelim. Daha bakidir orada muhabbetler.

Barış, süreç, akil, Taraf, Oral Ç, hengame, istifa, ayran, İşçi Bayramı, vali, gaz, Dilan, sirke, Fazıl, mahkumiyet, Burcu, göbek… Hayt! Bu tempoya can mı dayanır bre.

Hani anlatılır ya Avrupalı sıradan bir ademin buraları seviş nedeni; kendi ülkesinde 20 yıl sonra da ne olacağı belliymiş, ama burada 10 dakika sonrası bile meçhul.

Güzel ama, eğlenceli kılıyor hayatımızı bu coşku.

Bu arada strateji dehası hariciyecimizi de merak etmiyor değilim. Ne yapar, ne eder, epeydir bıçak kemiğe dayandı, filan demiyorlar da. Ama aman demesinler.

Unutsunlar, unutulsunlar…

Yazar: Editor
2013-04-29 14:26:06

TD

Yeni sezonda da

Levent Hoca devam etsin,

Kredisi bitmiş biri olarak,

Son hakkını kullanmak zorundaki biri olarak,

İki sezonda yaptığı hataları telafi edecek biri olarak,

Sil baştan başlamak zorunda kalmayacağımız, birbirimizin her şeyini bildiğimiz biri olarak,

Şampiyonluktan başka alternatifi olmayan biri olarak,

Ama

daha

i  d  d  i  a  l  ı    ve    g  e  r  ç  e  k  ç  i

bir

kadro

kurmak

zorunda

olan

bir

TD

olarak...

Değilse

Kalmasının da bir manası yok

Ee, hal böyleyse

o zaman

yeni bir hocanın da herhangi bir manası yok.

 

Öyledir,

Fikrimdir neticede, tartışılmaya ve itiraz edilmeye müsaittir dostlar. 

Yazar: Editor
2013-04-19 07:09:19

Yeni Baskı

"Duvarın dibinde resmim aldılar

Ak kağıt üstünde tanıyın beni."

*

"Toros dağlarının etekleri ta akdenizde başlar." diye başlar İnce Memed.

İnce Memed hakkında yine yine yazabilirim, hep içeriği hem üslubu için. Şimdi bunu yapmayacağım.

Diyeceğim şudur:

  • Yapı Kredi Yayınları
  • çok güzel bir şey yapmış
  • ve
  • İnce Memed serisini tek ciltte toplamış
  • ve ortaya
  • 2142 sayfalık bir destan çıkmış.

Hani o destan zaten vardı da

böyle basılınca kitap, onun destanlığı tescillenmiş olmuştur.

Nefis bir kağıda nefis bir cilt.

Kelimenin tam anlamıyla evladiyelik bir eser olmuş.

Adana'nın bir nevi kutsal kitabı ve her evde olmalı.

Alın derim dostlar.

Yazar: Editor
2013-04-16 19:37:31

Kaygılıyız Elbette

Bayram Başkan bir televizyon programında yaşadığımız enteresan süreci dile getirdi.

Az bile söyledi.

Daha keskin de olabilirdi söylemi ve içeriği,

ama ne gerek var,

ötesinde -konumundan dolayı- tatsız olaylar yaşama aşamasına gelebilirdi.

Diyeceğini gereğince demiştir.

Haklıdır.

Haklıyız, hepimiz haklıyız Adanaspor camiası olarak.

Fakat, yine haklı olarak meselenin iktidar boyutuna değinmemiştir. Değinemezdi de zaten. Bu konuda gram eleştiremem.

Bir kulüp başkanı; hükümet bazı takımları maddi ve manevi olarak fena halde kolluyor ve onların dışında kalan takımlar da maddi ve manevi olarak fena halde yıpranıyor, diyemez. Bu koşullarda fazlasıyla Don kişotluk olur böyle bir çıkış.

Ama dilerim bu dönemin tüm çıplaklığıyla konuşulacağı günler de gelir. 

Durum iki perdedir.

Bir perdede iktidarın inisiyatifi söz konusudur. Bu sahnede Adanaspor'un özellikle hedefe konduğu iddiamız yok. Derdimiz Rize gibi şehirlerin mübarek konumuna dairdi zaten. Baştan beri yazdığımız buydu: Bizi kurban etmeyin birader, bizi gücünüzle yenin, adaletle yenin, kayırmayla kollamayla değil...

Kimse kollanmasın maddi veya manevi. Herkes kendi öz koşulları ve olanaklarıyla mücadele etsin. Kazananı hep beraber alkışlayalım, dedi iyi kız Pollyanna.

Diğer perdede olanları da zaten Bayram Başkan anlattı. Bu da ayrı bir vahamet içermektedir dostlar.

Başkanımızın, dolayısıyla Adanaspor'umuzun arkasındayız, gücümüz yettiğince.

Ama,

Bayram Başkanın da bu oyunu bozacak transfer hamlelerini de yapmasını beklerdik tabi. O özeleştiri de bir yerde saklı tutulmalı.

Bu mendebur futbol aleminde ne olursa olsun ama Adanaspor'umuza bir şey olmasın, diyeceğim ve fakat o kirlenme gelir seni de hasta eder.

O zaman,

futbolun kiri sahadaki tozdan terden çamurdan olsun, ötesi tertemiz olsun.

Herkes için... 

Yazar: Editor
2013-04-11 20:48:00

Adalet, Baktığın Yerde Değilse Arama

Ateş düştüğü yeri yakar,

veya

hekime sorma çekene sor demişler,

nereden bakarsanız bakın

bir mesele en çok muhatabının canını yakıyor.

Doğrudur, "Adanaspor değilse bana ne" elbette.

Ötesi laf!

Hani yine bir anonim ile anlatayım,

el elin eşeğini türkü söyleyerek arar, bana ne kıvamı haddizatında.

Böyle bir şey.

Şimdi Fatih Terim 9 maç, yazıyla dokuz, ceza almış.

Hayır Fatih Terim’i savunmayacağım.

Onu hep kınayanlardanım hatta.

fakat neden sonuç ilişkisi içinde değerlendirilmeli her bir eylem. Yani Fatih Terim bu kadar ceza aldıysa hakemin de bir ayar görmesi lazım.

Üstelik yeryüzündeki tüm hakemlerin varsa uzaylı hakemlerin de…

Şuna bağlayacağım;

  • Bizim Mbilla
  • eğer o hareketten ve devamından
  • 3 maç aldıysa
  • GS’li dostlarımız
  • ve hemşerimiz Fatih Terim
  • yatsınlar
  • kalksınlar
  • ve dualar etsinler 
  • müebbet yemediklerine.

Hakkaten!

Evet,

bu yazı bu kadar.

Devamını keyfinize göre tamamlayınız.

Bu arada yazının başlığı fena almadı ha: ))

Yazar: Editor
2013-04-09 08:05:06

Elinizdeki Liste

Nedir ulan,

elinize liste mi veriyorlar

her muktedir bahçesinde top oynayan takımlarla biz karşılaşmadan önce?

Düdükadamlar,

takımı boşaltıyorsunuz kartlarınızla

hem de saçma sapan kartlarınızla,

maç başlıyor ve kart sınırındaki Kibong ve Merthan Konya maçında yok.

Sedat kart görmemek için yarı seviyede mücadele ile oynamak zorunda kaldı, örneğin. 

O maçı biz de izledik

ve hakkaten hak emen o hak em'in zülmüne tanık olduk.

Allahtan erken bir gol bulmuşuz da bir felaketten kurtulmuşuz...

Futbolu çığırından çıkarıyorsunuz kararlarınızla,

insanların size tepkileri yersiz değil,

Süper ligde Lider GS'nin hocası bile o kadar tantana yapıyorsa hakem kararları için bizim 5 Ocak'ta Mohikan ateşleri yakmamız lazım ulan!

Hak emen olmayın hakem olun!

Sizden fazlasını isteyen namerttir.

Bu ülkede futbolu özellikle oynadığımız şu ligi kim ki siyasetin top oynama sahası yapıyorsa o da...

Yazar: Editor
2013-03-23 11:41:01

3 Maç Ha!

Şimdi bizim Mbilla’ya o pozisyondan dolayı, pozisyon diyorum hareket değil, yani mücadelenin olay örgüsü ve neden sonuç ilişkisi içinde gelişen müdahalesinden ötürü üç maç (Arap rakamıyla 3, Roma Rakamıyla III) evet o kadar ceza vermişler. İyi mi?

Teorimiz elbette komplo üzerine. Rizespor’un önü açılmak istenmektedir.

Çünkü bu lig keyfi eylemlerin siyasi planların hayata geçirildiği bir lig olmuştur.

Hükümetin piyasa yapma ligi olmuştur.

Süper ligi, hükümet memleketlerine peşkeş çekme ligi olmuştur.

Yineliyoruz, yapın bir özel yasa, mübarek şehirlerden Siirt’in sporunu da hem de doğrudan Süper Lige alın. Merak etmeyin, itiraz eden olmaz.

Bu lig resmen muktedirin top yapma sahasıdır.

Bu lig al gülüm ver gülüm ligidir.

Bir daha sıralayacağım aleni bir şekilde kurulan tezgâhların aklımda kalanlarını yani bir katakulli ile şampiyon yapılanları, o kadar çok ki canına yandığım.

Antalyaspor-Mehmet Ali Şahin

Eskişehirspor-Kemal Unakıtan

Manisaspor-Vestel ve Bülent Arınç

Mersinidmanyurdu-Kürşat Tüzmen, Zafer Çağlayan ekürisi

Orduspor-İ.N.Şahin, Recep Akdağ, Ertuğrul Günay

Konyaspor-Milli Görüş hatırası

Rizespor-Başbakan

Kasımpaşaspor-Başbakan

Erciyesspor-Cuhurbaşkanı

Bunlardan Rize olanı en beceriksizi, onlara o kadar çok yatırım yapıldı ki, ama her defasında şike sürecini ellerine yüzlerine bulaştırdılar veya ummadıkları tokatlar yediler. Örneğin Akhisar’dan. Geçen sene de Kasımpaşaspor kontenjanından dolayı bize play-off’ta elendiler. Ama bakın dostlar, geçen sezon Kasımpaşaspor ilk ikiden çıkmış olsaydı, o Rize maçını bize yedirmezleri.

Böyledir bu entrikalar zinciri.

Şimdi ben Başkan’dan etkili transferle bekliyorum ya, aslında abesle iştigal etmek benimkisi. Messi’yi de alsak bize yar etmeyecekler o şampiyonluğu.

Kurtlar sofrasında aç kalır namuslu olanlar…

Ama bu devran böyle devam etmeyecek.

Keser de dönecek o sap da.

Egemenin bahçesinde eyleşen o takımlar ve bu pespayeliğe sessiz kalan camiaları bizim için hiçbir zaman muhatap alınmayacak adamlar olarak kalacaktır. Onları hep o iktidarın kucağında hatırlayacağız.

Karakterlerini piyasa edenle o futbol amir ve memurlarında da diyecek bir çift sözümüz hep olacaktır.

Yazar: Editor
2013-03-17 16:28:34

Mektup Gibi...

Adanaspor futbolcusu ve teknik heyetine,

Sizleri burada yeri geldi eleştirdik yeri geldi göklere çıkardık.

Ama özellikle eleştirirken karakterinizden hiçbir zaman şüphe etmedik, bu haddimiz de olmaz zaten.

Nasıl olursa olsun ama başarı oldun, ilke(sizliği) vesairesi ile hareket etmedik hiç.

Galibiyetim alnımızın akıyla olsun, dedik; yenilgi de rakibin harbi gücüyle gelsin, başımızın üzerinde yeri vardır.

Adanaspor futbolcusu karakterlidir.

Şu Samsunspor maçı sürecinde federasyon ve malum güçler de bir karakter sınavı vermiştir. O sınavdan çakmışlardır, aleni kopya çekerken yakalanmışlardır.

O sınavı Kasımpaşaspor camiasıyla da vermişlerdi muhteremler. Sahada bir şekilde kazandıklarıydı ellerinde kalan, o kadar. O maçta da özellikle Fırat Aydınus’un verdiği kopya ile çırılçıplak yakalanmışlardı.

Adanaspor futbolcusu karakterlidir. Bunu o Kasımpaşaspor maçında kanıtlamışlardı zaten, yüksek mücadeleleriyle.

Bu karşılamada da onlardan aynı mücadeleyi bekliyor taraftar.

Rakibin lehine düdükler çalınacaktır, belki penaltı da verilecektir keyiflerine göre, yine benzer bir senaryo ile bize sarılar, kırmızılar çıkacaktır, bir yıldırma politikası uygulanacaktır belki. Hepsi bir Bakan’ın takımını kümede tutmak için yapılacaktır. Kanıtlar bizi bu varsayımlara götürüyor, kafayı yedik de durup dururken etmiyoruz bu lafları.

Sizden tek beklentimiz, bunu bilerek mücadele etmenizdir.

Yenilseniz de sizin dürüstlüğünüzden şüphe etmeyeceğiz. Ama yenerseniz, bir adaleti sağlamanın yüceliğini de taşıyıp yaşayacaksınız. Küme düşme hattındaki takımların bu manada uğradıkları bir haksızlığa da itiraz etmiş olacaksınız oradan çıkaracağınız üç puanla. Bu ligin yiğit adamları siz olacaksınız, yiğitlik edebiyatının en çok yapıldığı ama yiğidine hakikatte pek rastlanılmadığı bir ülkede…     

Sadece bizim için, teknik heyet için yönetim için değil, Ankaragücü, Göztepe, Tavşanlı Linyit, Kartalspor için de oynayacaksınız.

Dost Samsunspor taraftarı kusura bakmasın, onlara olan sevgimiz bakidir ama futbol sahalarının egemen siyasetin arka bahçesi olmasına da sessiz kalmayacağız.

Tertemiz bir şekilde küme düşmek, kirlenip de ligde kalmaktan yeğdir. 

Yazar: Editor
2013-03-10 19:23:07

Ne Güzel

Taraftarı yazıyoruz,

onları tabi ki yazacağız.

Göztepe maçında tribünde hem nitelik hem de nicelik olarak

ne güzel bir taraftar vardı.

 

Yine dinamo Turbeyler,

Orada müthiş DişiKaplanlar.

Hınca hınç bir maraton.

Kıvamında bir coşku...

Müslüm Baba'ya kendi öz toprağından bir hürmet...

Ali Utku'yu anmak... 

En neşeli anımızda yediğimiz gol biraz can sıksa da, taraftar tam not aldı yine...

Ama

en güzeli nedir, diye sorarsanız dostlar,

on yıllardır maça giden bendeniz,

hiç bu kadar çok kadın ve çocuk taraftarı bir arada görmemiştim. 

Umutlandıran ve heyecanlandıran budur!

Beklentimiz,

devamına dairdir.

Büyük Adanaspor taraftarına bin selam olsun! 

Yazar: Editor
2013-02-25 09:57:46

 O Söz Tutulana Kadar

Adanaspor, ilk maçın rövanşını alamamıştır.

Bir futbol karşılamasından bir başka dava yaratmaya çalışmıyorum.

Bu maç sadece bir simgedir.

Adanaspor taraftarına verilen sözler tutulmamıştır.

Adanaspor taraftarı bu şehirde mahcup olmamıştır hiçbir zaman, ama işte mahcup edilmiştir.

Adanaspor taraftarı hiçbir zaman başını öne eğmemiştir.

Bu sezonki sahneler ile başını önüne eğdirmeye adeta gayret etmiştir yönetim. Adana'nın futbol atmosferini hiç düşünmeden, hiç bilmeden, hiç anlamadan, hiç hissetmeden takım kurmuşlar ve yönetmişlerdir.

Adanaspor taraftarına verilen sözler tutulmamıştır evet.

Burada onlarca sayfa yazabiliriz.

Ama gerek yok.

Varsın kırılan kol yen içinde biraz daha kalsın, isterse kangrene dönüşsün... Sonra? Sonrasını sorumluları düşünsün!

Lafı uzatmayacağım, söylenecek çok şey olduğu halde!

Ama son sözümüz şudur:

Adanaspor taraftarına verilen sözler yerine getirilene kadar kaplanpence yoktur!

1) Ya çıkın deyin gücümüz bu, örneğin 5 yıl şampiyonluk sözü yok bizden... Çıkıp sizi sonuna kadar savunalım.

2) Komik bir kadro kurup da hala şampiyon olacağız diyorsanız, o zaman şampiyon yapın.

Bu hercai idari sahneye istinaden / o sözler tutuluna kadar biz yokuz!

Son maçın fotoğrafları bu bağlantıda, foto-yorum'da: http://www.kaplanpenche.org/fotogaleri/adanaspor_vs_ds

Yazar: Editor
2013-02-11 18:32:19

Gazetecilerin Motor Gücüne Dair

Bu ara, yani son yıllarda ne çok değil mi?

Hani bir başka gücü kendi gücü zannedenler.

Bir nevi üst kimlikten kendine bir karakter kurmak...

Örneğin bir atkıyla değişen yürüyüşler, hakikaten…

Ne çok yahu bu sahneler.

İşin en hazin yanı muktedirin bahçesinde sahneleniyor.

Nasıl?

Hükümetin gücünü kendi gücü zanneden aşırıyalakalıksendromu yaşayan kimi gazeteciler tarafından. Hani denir ya, kralın bile dudağını uçuklatacak olan kralcı…

Sahi,

İktidarın gücünü kendi gücü zanneden gazetecimsi ahalinin, otomobilinin motor gücünü kendi gücü zanneden kabileden nasıl bir farkı vardır?

Anafikir:

Ferrarisini satan bilge efsanesi varsa, Ferrarisine tüp taktırmak isteyen adamın da hikayesi vardır.

Meşhur Karun’un ah Solon, ah Solon diye inlediği hikâye unutulmamalı. Ki orada Karun’a net konuşur Solon der ki; insan ömrünün sonunu görmeden mutluluğa veya mutsuzluğa kara vermemeli.

Hem Yunus’un şık bir şekilde;

Bunlar bir vakit beyler idi,

Kapıcılar korlar idi,

Gel gör bilmeyesin

Bey hangisi ya kulları..

Dediği de unutulmamalı.

Ya, böyle işte!

Evet, bu kadar uzun anafikir olmaz, hızımı alamadım ve duramadım.

Hay bin fikir.

Yazar: Editor
2013-02-06 14:41:07

Son Kart

 http://img01.imgfotokritik.com/fk_new/lowres/5/3/1/531405/2799164-eski-adana.jpg

BDDK’dan Resmi açıklama.

  • Adana, kredi kartı geri ödemesinde sonuncu oldu!
  • Adanalının ancak yarısı, kredi kartı borcunu ödeyebiliyor.

Kaplanpenche'den

Gayri resmi açıklama:

  • Adana'da esnafın çoğu, borcunu "kredi kartına takla attırarak" öteliyor, ödeyemiyor.
  • Aslında bir suç düzeyindeki "kart işi" -diğer şehirleri bilmem, ama- vatandaşın Adana'da bir süre daha "yaşamasını" sağlıyor.
  • Buna rağmen, resmi açıklama Adana'nın yarısının bu manada "bitik" olduğuna işaret ediyor. Ama neyse ki kültür bakanı Adana'dan.
  • O iyi bir şey
  • Bence o resmi açıklama, Adana'daki kredi kartı taklalarını istatistik dışı tutmuştur mecburen.
  • Kartına takla attırarak borcu ödemiş gibi görünenlerin de ayrı bir oranı çıkarılmalı...

Sen ki emeğin en eski yurduydun, durdun duruldun ah Adana!

Haber Şöyle:                                                    

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, il bazında kredi kartı borç verilerini açıkladı.

  • Adana'da geçen yıl, artan kart harcamalarının ancak yarısı geri ödenebildi.
  • Türkiye genelinde ise kredi kartı borç ödemesinde artış olduğu gözlendi.
  • BDDK'nın açıkladığı verilere göre, 2012'nin ilk 9 ayında Türkiye genelinde tablo olumlu...
  • Bu dönemde kredi kartı kullanımı yüzde 23 artarken, ödenemeyen kredi kartı borçlarındaki artış oranı yüzde 16 oldu.
  • Ancak, takibe düşen kredi kartı borçlarında Adana ve İstanbul için adeta felaket tablosu ortaya çıktı.
  • Adana'da, borçlardaki artış, yüzde 107'ye ulaştı.
  • Bu dönemde Adana'da 468 milyon liralık kart harcamasının ancak yarısı geri ödenebildi.

Vatandaşlar geri ödemelerde zorlanmanın sebebini aylık kazancı geçen harcamalara bağlıyor. (Bu da işin cabasıdır, iğdiş edilmiş bilinç kendinin olmayan parayı harcadığını da idrak edemez bir süre)
Ayrıca kredi kartı sahibi olmanın çok kolay olması da yine sebepler arasında sayılıyor.

Kart batağı azalmasında yüzde 7 ile Konya başı çekti.

Yazar: Editor
2013-01-17 06:59:34

Levent Kırca’ya Dair

Öğrenciyken bir kez oyununa gitmiştim. Tiyatroya da ayrıca heves ettiğim zamanlar… Lakin aklımda kalan tatsız tuzsuz, seyircinin nabzına göre oynanan bir şeydi. Toy zamanlar evet, ama örneğin Haldun Taner’den Ay Işığında Şamata’yı da izlemiştim. Yani vardı bir beğeni düzeyi canım! Ve evet, o beğeni alanına Levent Kırca tiyatrosu girememişti.

TRT’deki parodileri de hiçbir inceliği olmayan kaba seyirliklerdi. Sanattan, estetikten, oyunculuktan, içerikten yoksun şeyler… Bir de kralın önünde kralı eleştirme aksiyonundan kendine bir muhaliflik biçmiyor muydu?

Sonra bir ara niyeyse, sansüre takıldı. Gereksiz bir işti onu ciddiye alıp sansürlemek. Derken 15 dakikalık bir açlık grevi…

Bir insanın uğraşına ve sairesine dair her şeyi fiyasko olur da nasıl bu kadar gündemde kalır? Enteresan!

Sabah postası fırçası bu kadar dostlar.

Fatih Altaylı mı? Onun için herhangi bir şey yazmak istemiyorum bile.

Ugh!

Yazar: Editor
2013-01-04 10:29:05

Bir Alıntıdır

Derslerde kullanılabilecek, anlam çelişkisine örnek bir anlatım bozukluğu paragrafı değildir. Ama diyeceksiniz ki, politikacı cümleleri böyledir haddizatında. Eh, okuyalım o zaman.

Her an savaşa hazır olduklarını belirtip şu ifadeleri kullandı:

 

  • Barış, savaştan çok daha fazla bedel ister. 
  • Savaş kolay olandır, zor olan barıştır. 
  • Biz kolayın değil, 
  • zor olanın tarafındayız. 
  • Savaşın değil barışın tarafındayız. 
  • Barış için ne bedel ödenmesi gerekiyorsa 
  • biz bunu ödedik, 
  • ödüyoruz ve ödeyeceğiz. 
  • Her an her imkânımızla savaş için hazırız.
Ugh!
 
 

 

Yazar: Editor
2012-12-24 12:03:52

Orhan Pamuk'un Son Fotoğrafı

Orhan Pamuk, Nobel ödüllü olmanın yüksek sorumluluğu gereği, aynı karakterde, başka seviyede mesajlar yolluyor Barack Obama’ya. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a mektup yazıp, “İktidarı bırak, yoksa senin ve ailenin sonu çok fena olur!” lafları ederken, aslında Esad’a değil, Obama’ya sesleniyor. Küresel iktidara sürtünüyor...

Nobel ödülü böyle bir şey zaten. Kim verdiyse o ödülü, ona zimmetlenirsin, onun diliyle konuşursun. Mesela Pamukların Orhan Bey, öldürdüğü Afganlının cesedine işeyen Amerikan askerine tek laf edemez! Esad’a, “Sonun Kaddafi gibi olur!” diye seslenir ama Kaddafi sonrası Libya’ya dair sessizliğe gömülür. Libya’nın milli zenginliklerinin emperyalistlerce yağmalanmasına ses çıkarmak, kabile reislerinin yürüttüğü katliamlara işaret etmek, açıkça Batı emperyalizminin karşısına dikilmek onun harcı değildir. Kim olursa olsun, orasına-burasına demirler sokuşturularak vahşice katledilen Kaddafi’nin trajik sonunu, ‘demokrasi’ ayağına ‘sopa’ olarak Esad’a göstermekten utanmaz. Dünyayı kendi çizmesinin dibinde diz çökmeye zorlayan Hitler’in sonunu Amerikan egemenlerine hatırlatmayı aklına bile getiremez. Emperyalizmin resmi söylemini edebi mektuplara dönüştürmeye, küresel korsanların arzuhalciliğini yapmaya girişmiştir o...

Zaten Pamukların Orhan Bey bu topraklara yazmayı uzun süre önce bıraktı. Bu toprakları hiç tanımayan insanlara seslenmeye, yazdıklarının hep İngilizceye çevrileceğini düşünerek yazmaya başladı. Her bir hareketi bir imaj çalışmasının sonucuydu...

Hakan Gülseven

Yazının Tamamı İçin Tıklayınız: http://www.yurtgazetesi.com.tr/pamuk-orhan-siirt-valisi-%25E2%2580%2598i-kiss-you-mahir-makale,2930.html

Yazar: Editor
2012-12-19 07:02:25

Öyle Değildir!

Piramitleri uzaylılar filan yapmamıştır, orada onlarca senede yüz binlerce kölenin emeği, ömrü vardır.

Newton’un kafasına elma düştü diye fark etmemiştir yerçekimini, zaten adamın mesaisi odur ve yerçekimi teorisinden önce de büyük bir matematikçidir. Çok emek vardır.

Örneğin koleranın ilacı tesadüfen bulunmamıştır, papazların dualarıyla filan. Çok emek vardır o süreçte çok.

Çin Seddi de bir gecede yapılmış değildir. Çok emek vardır. Komşularından korkmaları veya şamanların duaları da değildir temel mesele.

Buhar makinesini, mutfakta fokurdayan çaydanlığa bakıp da icat etmemiştir adamcağız. Ciddi bir mesai ve çokça emek vardır.

Mevlana, mesnevisini rüyasında yazmamıştır. Çok ıstırap, çok tecrübe, çok zaman vardır.

Mayaların o binaları da uzaydan ışınlanmamıştır dostlar… Birileri yapmıştır onu, çok zamanda, çok emekle…

Yıllar önceki Şeker maçını hatırladım. Antalya’daki şampiyonluk maçı…

Penaltılara kaldıydık, baktım o zamanki hoca Ümit Kayıhan açmış ellerini sahanın ortasında dua ediyor. Ee? Taktik, motivasyon filan?

Muhtemelen hocaları Celal Kıbrızlı da dua etmişti, Şekerli futbolcular da… Neyse, kaybettik!

27 Mayıs Ankarasında da çok dua olmuştur.

Derdim dua edilmesi filan değil, herkesin ibadeti kendinedir ve kutsaldır ve değerlidir ve saygıyadeğerdir ama bir futbol maçında galibiyet duayla gelmez, gelemez. Ortada taraflar ve çok dua vardır! Ama bir galibiyette ve nihayetindeki şampiyonlukta emek vardır, çokça emek vardır, bilim vardır, bilgi vardır, tecrübe vardır.

İşin para boyutunu saymıyorum bile.

Yazar: Editor
2012-12-16 11:10:01

Tarsus’ta Dünyayı Değiştirirken Yaşanan Aşk’tan Global Çağa Kalan Cinsellik İmgesi:

Kleopatra

Mısır denince kuşkusuz firavunlardan önce ilk akla gelen Kleopatra’dır. Özellikle Roma’nın en itibarlı generali ve imparator adayı Antonius ismi ile yan yana geldiğinde Antik Çağ ufkuna yazılan o ölümsüz aşk hatırlanır. Romantik başlayıp sonu trajik biten bu mit bizdeki Leyla ile Mecnun ya da Kerem ile Aslı gibi masum aşklardan değildir; paradokslarla örülü senaryosunda ihtiras, strateji, ihanet, savaş ve intihar iç içedir…

  • Batı kültürü onları tarihin yanı sıra edebiyat ve sinemanın da yardımıyla dramatik aşkın ya da tutkunun kahramanları olarak lanse eder. 
  • Özellikle William Shakespeare'in trajik oyunu ile  hem klasik hem de modern  dünyanın başyapıtlarından biri haline gelir. 
  • Shakespeare, aynı adı taşıyan eserinde insanlığın tutkularını büyük bir coşkuyla yansıtırken, aynı zamanda özenilecek bir aşk yaratır. 
  • Roller, Batı ve Doğu kutuplar içinde yaşayan kişiler olarak karakterize edilir. Nil’in kraliçesi ise belki de ilk kez önemli tarihsel bir figür olmanın teatral ihtişamı içindedir. 
  • Dahası galip Roma İmparatorluk propagandasının vurgu yaptığı güzelliğinden çok,  zeki ve insancıl yönleri ile ön plana çıkar.

Öte yandan bu tarihsel yazgının senaryosunda farklı mekânların adı geçse de kalplere ilk ateşin düştüğü yer Doğulu bir kent olan Tarsus bilinir. Kent, Antik Çağ ekonomisinde, siyasetinde ve düşünce yaşamında zaten şöhretli bir isme sahiptir. Bu gücün farkını anlayan Antony’nin yerleştiği, kısa süre sonra da Roma’nın Doğu kanadının yönetildiği askeri bir üs olacaktır.

  • Antonius aşkı yüzünden emperyal sorumluluklarını bir kenara bırakmazdan önce adeta Tarsus’u yeniden inşaya kalkışmıştır. 
  • Kim bilir, 
  • Aktium’da Antony kazansaydı eğer, Tarsus’un tarihi bugünden çok daha farklı yazılabilirdi.

Tarsus’taki buluşma, Mark Antony, yakın arkadaşı Quintus Dellius’u, Kleopatra’nın Cassius’a yardım ettiği iddiasını öğrenmek üzere Mısır’a göndermesi ile gerçekleşecektir. Antonius’un bahanesi Roma iç savaşı sırasında yapılan sözde yardımı sorgulamaktır. Gerçekse, Octavianus’a karşı Kleopatra’nın desteğini alabilmektir…

Fakat Tarsus’un büyülü ve romantik ortamında gerçekleşen yıldırım aşk hayatın merkezi ve anlamı haline gelir. Taht mücadelesini unutturur ve kral naibinin emperyal eksenden çıkması ne taraftarlarınca ne de düşmanlarınca hoş karşılanmaz.

  • Romanın güçlü siyasi figürü olan Antony’nin bir kadının şefkatiyle mutlu olması yadırganır 
  • ve Batı’nın yerinde duramayan gücü için bulunmaz savaş çığırtkanlığına dönüşür. 
  • Zira erkek egemen Roma'da siyaset ve iktidar hırsı önde gelecek ve Shakespeare’in çizdiği gibi; 
  • Antonius ve Kleopatra imgesindeki asıl tragedya, iki dünyanın çatışmasına dönüşecektir.

Kaçınılmaz savaş gecikmez; M.Ö. 31’de bir tarafta Kleopatra ve Antonius, diğer tarafta Octavius kozlarını paylaşırlar. Mitolojik savaşlar gibi sebebi yine bir kadına mal edilir. Politik iskeleti üzerine giydirilmiş tutkulu aşk Aktium’da kaybeden taraf olur. Roma bu galibiyetini diğerlerinde olduğu gibi tarihten silmek yerine adeta göze batıra batıra intikam almaya dönüştürür. Nede olsa erkek egemenliği bir tehdidi daha savuşturmuştur.

  • Aslında Kleopatra kardeşi Arsinoe gibi savaş meydanlarının haşin kızı değildir; 
  • çıtkırıldım bir karakter oyuncusu olmak ona daha çok yakışacaktır. 
  • En çok arzuladığı ise babasının vasiyeti olan Roma sahnesinde sanatını icra edebilmektir! 
  • O yüzden Tarsus’a çağrılır çağrılmaz düşer yollara. Oğlu Ptolemy Sezar ile birlikte geldiği söylenir Kilikya’nın başkentine. 
  • Büyük bir filonun eşlik ettiği gümüş kürekleri ve mor yelkenleriyle adeta sarayı andıran muhteşem gemisiyle Regma lagününün sığ sularında süzülür kraliçe. 
  • Belli ki o gün sadece Tarsus limanına değil, Antoni’nin kalbine de demir atmıştır. 
  • Mısır'ın son Hellenistik kraliçesi ile atasını Herakles bellemiş, 
  • şarap ve kadınlara düşkün Antony’nin aşkı belli ki Tarsus’un egzotik ikliminden bir süre daha faydalanıp tutkuya dönüşecektir.

İsis’in ete kemiğe bürünmüş hali olarak görünse de aslında güzel bir kadın değildir Kleopatra. Berlin Müzesi'nde Nil kraliçesine ait sikkede üçgen bir yüz hattına sahip olduğu görülmektedir. İri ve uzun bir burnu, dar alnı yanında en belirgin özelliği kalın, etli alt dudağıdır. Yani öyle estetik, tanrı vergisi bir güzelliği yoktur. Ama alımlı bir kadındır, dahası bir annedir. Yeri geldiğinde tutkulu bir aşığa ve hırslı bir savaşçıya dönüşebilmektedir. Esir olmamak için de tüm bunlardan vazgeçip intihar edecek kadar gururlu bir hükümdar karakteri çizecektir.

  • Kleopatra’nın geride bıraktığı bu zengin miras günümüzde 
  • sayısız sanat ve edebiyat eserine konu olacaktır. 
  • Kolektif hayale dönüşen imgesi her zaman o günlerden kalma erotizm ve romantizm öğeleriyle bezenmiş efsanenin izini sürecektir. 
  • Özellikle kimliğin en önemli parçası haline getirilen güzelliği, yeryüzündeki neredeyse tüm kadınların eşsiz, kusursuz, ideal olmasının tek kaynağı(!) olarak bilinçaltına yerleştirilmiştir. 
  • Tabi Amerikan sinema endüstrisinin aracılığıyla kapitalizm elinde daha çok vamp güzelliğin, çekiciliğin ve kişisel bakım ürünlerinin vitrininde değişmez idol olacaktır. 
  • Ama mutlaka yanında tarihsel kişiliğinin verdiği karizmatik kadın algısı eşantiyon verilecektir. 
  • Hatta onun geçmişte şehvet ve lüks tutkunu olarak gösterilmesi bile sömürünün sınırsız harcama temasında gizli bir algı oluşturacaktır.

Sonuç olarak Kleopatra 21. yüzyılda üzerinde düşünülecek ilginç imgelerden biridir. Asırlarca eril düşüncenin spekülasyonlarına hedef olmuşken modern Batılı kadın olarak Mısırlı kraliçenin seçilmesi manidardır.

  • Saltanat sahibiyken birdenbire alaşağı olan bu dişi hükümdar, şimdi güzellik pazarının tahtına kurulmuş galip görüntüsündedir. 
  • Daha derinde ise Mısır, Helen ve Roma dünyası arasında köprü oluşu söz konusudur. 
  • Roma karalamalarının etkisiyle 
  • tehlikeli kadın cinselliğinin timsali olarak verilmeye çalışılırken 
  • Helenistik kültürün küçümsediği kadın yönlerini kullananlar 
  • belki de 
  • bugünün kapitalist güzellik markasını yarattıklarından habersizdir…

Bir yerde de Roma halkının düşmanı olarak Augustus’un (Octavius) emriyle onu karalamak için papürüs başına oturan Cassius, Plutarkhos, Horacius, Flavius, Lucanus gibi Romalı tarihçilerin başarısıdır Kleopatra.

Yazar: Editor
2012-12-05 06:46:16

Orhan Kemal

 

 

Son sözler içinde bir söz vardır ki beni hep ağlamaklı eder:

"Eşe dosta selam. İnandığım doğruların adamı oldum, böyle yaşadım, karınca kararınca bu doğruların savaşını daha çok sanatımda yapmaya çalıştım. Kursağıma hakkım olmayan bir tek kuruş dahi girmemiştir.”

 

Türk edebiyatının 2. Dünya Savaşı yıllarında yıldızı parlayan toplumcu gerçekçi yazarı Orhan Kemal’in son sözleridir bu söz…

Toplumcu yanındaki başarısını; gerçeği tasarım ve gözlem gücüyle elde etmeyip gerçeği yaşayan, gerçeğin içinden gelen olmasında bulurum hep…

O, çocukluğunda başlayan ekonomik sıkıntılarını ölürken bile çözemez. Bu nedenle yoksulluğu iyi bilir yazar. Kahramanları ekonomik sorunlar içinde açmazları olan ve bunlardan kurtulmaya çalışanlardır;  yaşama bağlı, yaşamı seven, umutlu, dirençli tiplerdir. Pes etmek nedir bilmez kahramanları. 

Adana ve İstanbul kentinin kenar mahallerinde yaşar çoğunlukla seçtiği insanlar. Bir evdedir, sokaktadır, işyerindedir ve bazen de bir hükümlünün yanındadır yazar…

Kişilerini özlemler içinde sorunları bitmeyen çocuklardan, tarladaki, fabrikadaki bilinçli-bilinçsiz işçiden, yaşama boş vermiş, toplum kurallarına bağlı küçük insanlardan, doyumsuz patronlardan seçer ve bunların ekonomik-sosyal yaşamlarındaki kavgalarını işler.

Yaşam da önemli. Bir yaşamına girelim mi?

Doğum 1914 Ceyhan. Orhan Kemal doğduğunda baba Abdülkadir Kemali Bey Çanakkale’de topçu teğmen. Adana işgal edilince KuvayiMilliyecilere katılır, savaşır. Babanın mesleği avukatlıktır. Atatürk,  ilk mecliste ona Kastamonu milletvekilliği, bakanlık verir.

1930’da Ahali Cumhuriyet Fırkası’nı kurar, siyasi etkinliklerinden dolayı Suriye ve Lübnan’a kaçar. Orhan, 1931’de okulu bırakır ve evin reisliğini yüklenir. Ailece Lübnan’a giderler, işleri kötüdür Kemali Bey’in. Orhan da çalışmaya başlar, sıkıntılar sürer, 1932’de Adana’ya döner tek başına. Öğrenimini yarım bırakmış, futbola düşer; aynı zamanda kahvelere de.

Milli Mensucat’ta işçilik yaparken bir Boşnak kızı olan Nuriye’ye tutulur. Kızı babasından ister ve evlenirler(1937). 1938’de ilk çocuğu Yıldız doğar. Askere çağrılır, askerliğinin bitmesine az bir süre kalmışken okuduğu kitaplar yüzünden beş yıl Kayseri, Adana, Bursa’da hapis yatar.

Bursa’dayken Nazım Hikmet’le tanışır ve yaşamı değişir. Şiirler, öyküler yazar. Hapis sonrası Adana’da işsiz kalır. 1944’te oğlu Nazım doğar. Nazım uğurlu gelir aileye, yazarın ilk öyküleri yayımlanır Varlık’ta. Adana’da girdiği işlerden siyasi kimliği yüzünden atılır; çaresizdir. 1949’da ilk öykü kitabı Ekmek Kavgası ve ardından da ilk romanı  Babaevi yayımlanır, aynı yıl oğlu Kemali doğar.

1950’de ver elini İstanbul. Dergilerde, gazetelerde öyküleri sıkça yayımlanır.

Övgüler gelir büyük yazarlardan. Öykü ve romanlarıbasılır, oyunları ünlü topluluklarca sergilenir. 1957’de oğlu Işık dünyaya gelir. Yoksul Orhan Kemal, zor geçinir. Sovyetlerden gelen telif ücretiyle ancak borçlarını öder. İlk kalp krizini 1967’de geçirir. Bir yıl sonra yatağa düşer, ameliyat olur. Yurt dışından davetler alır ama  hükümet izin vermez.

Daha sonra hem ziyaret hem de tedavi için Rusya’ya gitmesine izin çıkar; orada Yazarlar Hastanesi’nde tedavi görür. 1970’te Bulgaristan’a çağrılır, gider. Hastalık orada da  rahat bırakmaz; kötüleşir. 2 Haziran’da yaşamını yitirir.

Yaşadığını yazan yazardır Orhan Kemal. Türkiye’ningerçeklerini, insanlarını olaylar içinde somut örneklerle ele alır. Dünyada  “işçi yazarı” olarak tanınır. O fabrikalarda, işyerlerinde çalışmadı mı, o patronlara o savaşımı vermedi mi?  İşçi koşullarını ondan daha iyi kim bilebilir ki?

“Ben gerçekliği içinde yaşadığımız toplumun insanlarına ayna tutmuş gibi bir yansıtma saymıyorum.” demedi mi  Nurer Uğurlu’ya İkbal Kahvesi’nde.

Önsözde bir söz daha Orhan Kemal’den: “Bizim nesilde kalemiyle geçinenbir ben varım galiba. Tabii bu çalışma tarzı dehşetli yorucu oluyor. Bunun faydaları da yok değil, her sınıf halkla temas etme hakkı buluyorsunuz.”

Halil Çetin

Yazar: Editor
2012-12-02 14:18:55

Karga Sahaf

 

Birkaç gündür yazışamadık dostlar, zira Karga Sahafhane’nin açılması pek alıkoydu.

Baraj Yolunda 5. Durak civarındaki Gökkuşağı’nı hemen arka sokağında İksir Copy yanında "Vira Kitap" deyip 5000 kadar eserle başladık.

 

Tabi burayı Karga Sahafhane’nin reklâmı için kullanmayacağım.

Bu defalık affınıza sığındım böylece: ))

Kendi internet sayfası olacak onun.

Blogroll’da bağlantısını veririz kargasahafhane diye.

 

Kendi gündemimizle görüşmek üzere.

 ________________________

 

 

Meraklısına Not

 

Karga

Kargagiller (Corvidae) familyasından Corvus cinsini oluşturan, iri yapılı, düz gagalı, pençeli, tüyleri çoğunlukla siyah, yüksek ve rahatsız edici sesli kuş türlerinin ortak adı. Kuzgun Osmanlı Türkçesinde kelâg olarak adlandırılır.

Kargalar tuhaf sesleri, siyah renkleri, parlak cisimlere olan düşkünlükleri ile mitolojiye ve sanata sıklıkla konu olmuşlardır. Kimi öykülerde akılsız tasvir edilmelerine rağmen bazı araştırmalar karganın en zeki kuş olabileceğini göstermektedir. Kargaların, köpekgillerden kurt vb. hayvanlarla belki de eşit zekâya sahip olduğu düşünülmektedir.

Kargalar ses taklidi konusunda oldukça yetenekli hayvanlardır. Yapılan bazı çalışmalarda yaklaşık 100 kelimeyi ve 50 tam cümleyi ezberleyebilen kargalar görülmüştür. Bazı kargaların sahiplerinin seslerini taklit ederek köpek ve atları kızdırdıkları görülür. Aynı zamanda oldukça meraklı hayvanlar olan kargaların mektup, çamaşır mandalı, araba anahtarı gibi nesneleri çaldığı da sıklıkla görülür.

Sahaf

Genel anlamıyla eski, artık basımı yapılmayan ya da ikinci el dergi ve kitapların alınıp satıldığı veya başka bir kitapla değiştirildiği küçük işletmeler ile bu mesleği yapanlardır. Bu tür kitap satış noktalarını, mekânlarını diğer benzerlerinden ayıran en büyük özellik ikinci el ürünlerin bulunabilmesi ve takas yöntemiyle ticaretin gerçekleşebilmesidir. Özellikle artık basılmayan, kısıtlı sayıda basılan fakat güncelliğini koruyan, ihtiyaç duyulan ya da tarihi önemine ilişkin olarak bir değer taşıyan her türlü basılmış eser bu alış verişin konusu olabilir.

Sahaflar, bilimsel veriye ulaşabilmenin kütüphaneler dışındaki kaynak sağlayıcıları olabileceği gibi, tarihtekileri ve bellektekileri somut verilerle günümüze taşıyan önemli sosyo-kültürel mekânlardandır.

Yazar: Editor
2012-11-28 06:53:44

Adanalı büyük yazar Orhan Kemal'in bir söyleşisinden küçük bir bölümü paylaşalım bu yazıda sevgili dostlar.

Şöyle:

Tanıdığı İnsanları Yazmak

  • Ben tanıdığım insanları yazdım…
  • Son romanım Kanlı Topraklar’da bile kimler yok?..
  • Nuri Has’tan Abidin Dino’ya.. Hacı Ömer’den Osman Zengiler’e kadar.. Evet, ben tanıdığım insanları yazdım..
  • Tanıdığım, konuştuğum, birlikte sigara içtiğim, sırtımı sıvazlayan insanları yazdım..
  • Ben bu insanları inceledim, araştırdım..
  • Ağa oğlu olarak, namuslu bir vatandaş olarak inceledim.. (Nurer Uğurlu/Orhan Kemal’in İkbal Kahvesi, S.45).

Niçin hep işçi, köylüleri anlatmıyorsunuz? Zenginleri de anlatsanız sanatınız değerinden mi kaybeder?

  • Hep işçiyi hep köylüyü anlatmak gibi bir inadın sonucu değil bu.
  • Gerçekçi bir yazar en iyi bildiği şeyi yazmalıdır. İşçi ve köylüler çocukluğumdan beri içime öylesine yerleşmişler ki..
  • Bununla beraber, hikayelerim aslında halli vakitli kişiler, halli vakitli kişilerin hikayeleri yok değil.
  • Örneğin: Pervin, Umum Müdür, Yeni Arkadaş, Üzüntü. Vukuat Var’daki büyük çiftçi Muzaffer Bey, çevresindeki halli vakitliler.
  • Halli vakitlilerden de, bildiğim kadar, söz ediyorum.
  • Keşke daha geniş tanısam onları da, kitaplar doldursam. (Dost dergisi, Haziran 1958).
  • Evet, sosyalist çizgide bir eylemim yok,
  • ama yapıtlarımda sosyal sınıflar arasındaki durumun ne olduğunu gösteriyorum.
  • Ne dediğini bilen bir yazar için, sınıflar dışında bir edebiyat yoktur zaten.
  • Bir toplumda yaşıyorsak, bu topluma bağımlı olmamak olanaksızdır. (Y.Kenan Karacanlar/Orhan Kemal, 1974, s. 106).
Yazar: Editor
2012-11-17 07:38:49

Hay Bin Barack

“İsrail’in kendini savunma hakkı var. İsrail’i destekliyoruz.”

Kim diyor bunu?

  • Ülkemde 
  • kimi hükümet erkanı, 
  • gazeteci muhiti, 
  • TV yorumcusu, 
  • internet formcusu zevat tarafından 
  • şenliklerle karnavallarla 
  • kendi has başkanları misali desteklenen, 
  • uğruna zannederim ki adaklar adanan 
  • aslında her şeyiyle “beyaz adam” olan 
  • Barack Obama muhterem diyor.
  • Hangi olay için diyor?
  • Filistin'in bombalanması için!
  • Vah ulan!

Başbakanımızın Dostu, Gizli Müslüman, en kalbi duygularla Türk, bir başka demokrasi kahramanı Barack El Obama!

  • Mazlumun yanında olduğunu zannederken 
  • zulmün kucağında oturmak 
  • nasıl bir histir efendiler.

Durmak yok, mütegallibeyi desteklemeye devam!

Ha, bu arada,

Başbakanımız, Obama’yı telefonla arayacakmış.

Tamam,

o zaman paniğe gerek yok!

Yazar: Editor
2012-11-10 10:32:29

Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, ölümünün 74. yılında anılıyor.

Adanaspor Taraftarının 10 Kasım Programı

Açıklama Şöyle: 

  • Adanaspor Taraftarları olarak ,
  • 10 Kasım Cumartesi günü 
  • İnönü parkında toplanıyoruz, 
  • buradan toplu olarak hareket edip 
  • Atatürk Parkında 
  • Ata'nın huzuruna çelenk bırakıp
  • saygı duruşunda bulunacağız.
Ülke olarak geçirdiğimiz bu zor dönemlerde Ata'mızın ve devrimlerinin unutturulmak istenmesine asla izin vermeyeceğiz.

Saat 14.00'da İsmet İnönü Parkına bütün Adanaspor Taraftarlarını bekliyoruz.

10 Kasım Etkinlik Takvimi

-14.00 İnönü Parkı Toplanma
-15.00 Atatürk Parkına doğru hareket ve saygı duruşu
-16.00 Adanaspor-Ankara Üniv. Basketbol maçı, Menderes Kapalı Spor salonu (ücretsiz)

-19.00 Adanaspor-Çaykur Rizespor maçı 

Yazar: Editor
2012-10-20 00:04:41

Vah!

Sırbistan ile İngiltere arasındaki maç tarihi bir skandala sahne oldu.

21 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası play off maçında Sırbistan ile İngiltere arasındaki maç tarihi bir skandala sahne oldu.

  • Sırbistan'ın Krusevac Mladost Stadı'nda oynanan karşılaşmada 
  • Hüseyin Göçek orta hakem olarak görev alırken, 
  • yardımcılıklarını Cem Satman ve Kemal Yılmaz yaptı, 
  • 4. hakem ise Mete Kalkavan'dı.

Gergin bir seyirde giden ve oldukça sert geçen maçın uzatma dakikalarında film koptu. Çünkü ilk maçtan 1-0'lık avantajı olan İngiliz temsilcisine üstünlük kuramayan Sırbistan ekibi, uzatmalarda bir de gol yiyince dağıldı, tribünlerin de etkisiyle ortalık bir anda savaş alanına döndü.

  • Maç boyunca sahaya meşaleler atarak oyunun durmasına neden olan Sırp taraftarlar 
  • bu golün ardından ırkçı hareketlerde bulundular. 
  • Irkçı tezahüratlar ve maymun seslerinin çıkartıldığı iddiasıyla tepki gösteren İngilizler'le bazı Sırp oyuncular ve antrenörler arasında tartışmalar çıktı. 
  • Tottenham'ın siyahi yıldızı Danny Rose'a yönelen ırkçı saldırılara rağmen, 
  • Göçek'in kararı ise herkesi şaşırttı. 
  • Olaya tepkisini gösteren Rose maçın bitiş düdüğünün ardından Türk hakemden kırmızı kart gördü.

Bu arada Sırbistan takımının uluslararası futbol organizasyonlarından men edilmesini isteyen İngilizler, Hüseyin Göçek'e de gösterdiği kırmızı kart nedeniyle sert eleştirilerde bulundu.

  • Göçek maç boyunca gergin oyunu sarı kartlarıyla kontrol etmeye çalışmış 
  • ve 10 kez sarı kartına başvurmuştu. 
  • Bu arada ırkçı olaylar nedeniyle 
  • UEFA'nın Sırbistan'ın ağır bir ceza vermesi bekleniyor.

İsmail Eyriparmak

Yazar: Editor
2012-10-08 16:30:20

Bir Başka “Suçluluk Hissi” Beklentisi

Geçen hafta,

GBB maçının ilk dakikalarında

hocaya gelen bir tepkiden sonra,

yahu deyip,

  • acaba yazılardaki eleştirilerimin
  • bir yansıması mıydı tribünden o gelen tepkiler,
  • şeklinde üzülüp
  • bir suçluluk hissini dile getirmiştim, dürüstçe…
  • Şimdi şu derbiden sonra
  • yani maçın ilk yarısında 4 golü kalemizde gördüğümüz maçtan sonra
  • ben de bir suçluluk hissine dair bir ifade beklesem…
  • Çok şey mi istemiş olurum?

Ve dilerim bunlar son tatsız hislerimiz olur sezon itibariyle…

Şöyle bir çeki düzen filan… Gibisinden yumuşakça bitirmiştim yazıyı...

Bitirmiştim Evet, Ama Taraftardan Mesaj Var:

Taraftardan yazılar geliyor.

Bu satırlar aynı zamanda bir derdin tercümanıdır, sadece benim hislerim değildir.

Dile getirmekte mecbur olduğumuz duygu ve düşünceler vardır.

  1. Büyük Adanaspor taraftarının kalbi kırık.
  2. Adanaspor tarihinde hiçbir takım karşısında böyle bir duruma düşmemiştir, bırakın ezeli rakibi.
  3. Adanaspor taraftarının ilk şoku keder olmuştur, 
  4. şimdi o keder bir öfkeye evrilmektedir.
  5. Bu, tehlikelidir.
  6. Skorun şaşkınlığı yerini bir tepkiye bırakıyor.
  7. Bu, korkutucudur, lige havlu attırır.
  8. Bu, sıradan bir yenilgi değildir, diyor taraftar 
  9. ve sıradan bir yenilgi gibi de geçiştirilemez.
  10. Adanaspor taraftarı bu hazin yenilginin bedelini en derin bir şekilde ödemektedir, uzunca bir zaman da acısını çekecektir türlü koşullarda ve alanlarda. 
  11. Hiç kimsenin bunları taraftara yaşatma hakkı yoktur. 
  12. Dolayısıyla, bu hezimetin muhatabı veya muhatapları da gereken bedeli ödemelidir!
  13. Nasıl ödenir o bedel?
  14. Şöyle: Daha çok çalışarak, yani daha çok mesai harcayarak, 
  15. daha çok düşünerek, daha çok kaygılanarak, 
  16. daha çok ciddiye alarak,
  17. daha çok koşarak, 
  18. daha çok sevinmek için daha çok yorularak, falan filan...
  19. Böyle bir maçın ciddiyetini; farkına olmayanlara, keşke farkında olan birileri anlatsaydı…
  20. Ayrıca, bir katakulliye geldiğini düşünen taraftar sayısı da azımsanmayacak bir niceliktedir. 
  21. Bunu da bir kenara not etmeli, derin kaygılardan bir tanesi olarak.

Ben yine susmayı tercih eder kafamı kuma da gömerim dostlar.

Lakin o tribünde bu maçın sonuçlarını yaşamaya benim kafamı kuma gömmem engel olmaz.

Yağmur yağacağını söylemek, yağmur yağmasını istemek anlamına gelmeyeceğini de ayrıca belirtme ihtiyacı duyarak bitiriyorum bu yazıyı.

Taraftarın tepkilerini, makul bir üslupta ve içerikte dile getirmeye devam edeceğiz. Zira Adanaspor Halkı patlama noktasındadır.
Yazar: Editor
2012-09-15 03:48:49

Kartalspor – Samsunspor:

Kartalspor iç sahada yarattığı atmosferle avantajı lehine çevirebilen bir ekip.İlk iki maçta problem yaşadığı orta sahaya Ahmet Gökhan Güney’i transfer ederek bu bölgedeki sorunu da çözdüler.Samsunspor karşısında galibiyete yakın olduklarını düşünüyorum.

Kartalspor: %45

Beraberlik: %35

Samsunspor: %20

Karşıyaka – Ankaragücü:

Ankaragücü ilk iki maçında oynadığı futbolla kolay lokma olmayacağını gösterdi fakat  4 puanlı Karşıyaka maçın mutlak favorisi.

Karşıyaka: %70

Beraberlik: %20

Ankaragücü: %10

Manisaspor – Şanlıurfaspor:

Güçlü kadrosuna rağmen iyi futbol oynayamayan, hücum organizasyonlarında yetersiz kalan ve yaratıcı oyuncu eksikliği çeken Şanlıurfaspor’un bu şartlarla galip gelmesi çok zor. Dengede geçeceğini düşündüğüm maçta Manisaspor’u biraz daha şanslı görüyorum.

Manisaspor: %35

Beraberlik: %45

Şanlıurfaspor:%20

Çaykur Rizespor – Tavşanlı Linyitspor:

Önceki maçta iyi futbol oynamalarına rağmen, maçı koparacakları dakiklalarda gelen kötü son vuruşlar nedeniyle beraberliğe razı olan Rize, Tavşanlı Linyitspor karşısında favori. T.Linyitspor savunmayı sıkı tutup rakibinin savunma zaaflarından yararlanmaya çalışacaktır ama Rize deplasmanında işlerinin zor olduğu görüşündeyim.

Çaykur Rizespor: %50

Beraberlik: %30

Tavşanlı Linyitspor: %20

K.Erciyesspor – 1461 Trabzon:

İki maç sonunda 6 puan toplayan iki takım Kayseri’de karşılaşacak.Erciyes ikide iki yapmış olsa da oynadığı futbolla beni tatmin etmedi.1461 Trabzon ilk iki maçta oynadığı futbolu tekrarlarsa evine en azından bir puanla dönecektir.

K.Erciyesspor: %25

Beraberlik: %45

1461 Trabzon: %30

Boluspor – Göztepe:

Galibiyeti bulunmayan iki takımın maçı büyük önem taşıyor.Süper lig hedefi olan iki takım galibiyetle çıkışa geçmek istese de karşılaşmada beraberliğin ön planda olduğunu düşünüyorum.

Boluspor: %35

Beraberlik: %45

Göztepe: %20

Denizlispor – A.Demirspor:

Yakın güçteki iki takım Denizlispor’un stadının bakımda olması nedeniyle İzmir’de karşılaşacak. Denizlispor, Gaziantep BB deplasmanından galibiyetle dönse de eksikleri göze çarptı. Düşük tempoda geçeceğini düşündüğüm maçta Demirspor’un puansız dönmeyeceği görüşündeyim.

Denizlispor: %30

Beraberlik: %40

Demirspor: %30

Torku Konyaspor – Gaziantep BB:

Sezona büyük hayal kırıklığı ile başlayan Konyaspor transferin son günlerinde Sinan Özkan ve Ali Turan’ı renklerine bağladı.Kötü gidişatı değiştirmek isteseler de Gaziantep BB karşısında yine puan kaybı yaşayacaklarını düşünüyorum.

Torku Konyaspor: %30

Beraberlik: %35

Gaziantep BB: %35

Adanaspor – Bucaspor:

Eksiklerini Sedat Ağçay ve Bülent Kocabey ile tamamlayan Adanaspor kadın ve çocuk taraftarlarının desteğiyle bu sezon 5 Ocak’taki ilk galibiyetini almanın peşinde. Gollü geçeceğini düşündüğüm maçın favorisi Adanaspor.

Adanaspor: %45

Beraberlik: %35

Bucaspor: %20

Halit Gürer 

Yazar: Editor
2012-09-11 22:05:52
 
"Senin gibi insanlar
Çok sık gelmiyorlar
Yeryüzüne...
Tanrı'ya bir kez daha
teşekkür ediyorum,
Seni yeryüzüne
Gönderip
Karşıma çıkardığı için...
 
DOĞUM GÜNÜN
KUTLU OLSUN..."
 
İsmail'den Meryem'e Sevgilerle; ))
 
 
Yazar: Editor
2012-09-01 21:23:42

Zor Oldu Daha da Zor Olacak

Bu galibiyetten memnun olan beri gelsin.

Kötü polisi oynamak gibi bir derdim yok. Konu Adanaspor ise her hamleye iyi yönden bakma eğilimindeyim. Fakat bu maçı da doğru okumalı.

Tecrübeli, kadrosu oturmuş Adanaspor; tecrübesiz, yeni, genç bir Ankaragücü’ne kendi oyununu bir türlü kabul ettiremedi, üstelik karşısındaki acemi takımın oyun tarzını kabul etmek zorunda kaldı.

Bir kör dövüşü…

Deyimin tam anlamıyla üç pasımız yok.

Bir kargaşa ve panik hali…

Neredeyse gol pozisyonumuz yok, hele ikinci yarıda…

Dönen hiçbir topu alamadık veya çok düşük oranda aldık, hücumda da savunmada da. (85. dakikada bir kez aldık ve golü de yaptık zaten.)

Ne yaptık, takımı şimdiden fazlaca mı soktuk şampiyonluk stresine, söylemlerimizle olumsuz bir baskı mı kurduk takım özerinde? Bilmem.

Orta sahadaki derin problem bas bas bağırıyor.

Orada Emre ilaç olur mu? Oynadığı beş on dakika ile bir yorum yapmak mümkün değil, ama içimden hay Allah diye geçirmeden edemiyorum.

Dilerim Ali Zorlu hakikaten bir fark yaratır orta sahada, yoksa işimiz zor yolumuz da uzundur dostlar.

Evet,

Ben de hemen hemen tüm Adanasporlular gibi CEM diyeceğim!

Orada, orta sahada elde bir ilacımız var ve sanırım Cem bu tedaviye hazır, Levent Hoca’nın da tercihen hazır olması gerekiyor, diye düşünüyorum.

Rahman’ın da sol bekte daha verimli olduğunu da ayrıca gözlenmiştir muhtemelen.

Ne diyelim, orta sahası gedik veren bir takım ancak bu kadarını yapar. Mbilla’dan da, Metin’den de, Chibuzor’dan da orta sahanın performansına göre bir şeyler beklemek durumundayız. Ki Chibuzor görevini yapmış ve maçı da kurtarmıştır.

Doğrudur, 2. hafta itibariyle çantada keklik zannettiğimiz maç zar zor kurtarılmıştır.

Tabi bu arada, net bir şekilde galibiyet için oynayan Ankaragücü'nü de açık, temiz futbolundan dolayı tebrik etmeyi unutmayalım.

Varsın bir galibiyet de böyle gelsin ligin tekinsiz şu ilk haftalarında.

Ne ki bu maçtan bir ders çıkaracaksak çıkaralım.

Önlem alacaksak alalım.

Kafayı da kuma gömmeyelim.

Ama şimdi bir nefes alıp 3 puan olsun bizim olsun deyip şu galibiyetin “buruk” keyfini çıkaralım. 

Yoksa bu lig böyle bitmez!

Yazar: Editor
2012-08-18 12:03:03

Acele Yok, Çünkü Zaman Var

Zaman var, zaman var diye diye kaldı mı maçlara 1 hafta!

Başkanımız ve Hocamız hala vakit olduğunu mu düşünüyor orta sahaya o iki futbolcu transferi için?

Sanırım alacağımız adamlar fazlaca hazır. Bizim takımı da iyi tanıyorlar. Urfa maçında sür sahaya oynasınlar. Öyle bir şey mi acaba?

  • Şahsen Talha ve Fevzi’ye en çok inananlardanım. 
  • Ama şampiyonluk yarışında orta sahanın yükünü, sorumluluğunu 
  • bu iki isme yüklemenin doğru olmadığına da inananlardanım. 
  • Yanlış anlaşılmaya, diğer orta saha oyuncularımızı es geçmiyorum, 
  • en çok güvendiğim iki futbolcuyu öne çıkarıp yorum yapıyorum.

Çok yazdık yahu!

Bunca tekrardan hicap ediyorum.

  • Ama başkanımızdaki söylem ve eylem çelişince 
  • yazmak zorunda kalıyorum. 
  • Her hamlesini alkışladığım Bayram Başkanı şu transfer politikasında fena eleştiriyorum. 
  • Olmaz öyle bir transfer süreci. 
  • Bende lige dair heyecanın zerresini bırakmadı bu masallar!

Yine yazalım!

  • Futbolcu almayacağız, 
  • şampiyonluğa oynamayacağız, 
  • kaynaklarımız sınırlı densin, direkt, lafı dolandırmadan, tek kelimeyle eleştiren Adanasporlu değildir!
  • Daha ne diyeyim!

Chibuzor adeta bir Emenike olabilir, ama bilmiyoruz.

Tayfun buradan milli takıma gidecek yetenektedir, ama bilmiyoruz.

Koray alındı, ama o mevki zaten sorunsuz.

Güngör, ama bilmiyoruz.

Bana göre tek transfer var, o da Metin!

Tamam, bu transferler tam isabet olsun! Fakat orta sahası gereken güçte olmayan bir takımın, şampiyonluğun yanından bile geçemeyeceğini gayet iyi biliyoruz!

  • Şurada 
  • Leon Troçki’nin bir sözünü paylaşmalıyım. 
  • Şöyle der: 
  • Halkı ayaklandırmadan önce 
  • iktidarı almaya hazır olmalı!

Evet, hep ayaklanıyoruz bir şampiyonluk savaşında ama bir de bakıyoruz ki ordu hazır değil, eksik, komutan yok ve saire…

Sonra başlarda kaybettiğin mevzileri almak için onca emek dök!

Bu stratejiyle ancak tesadüfen şampiyon olunur.

Tesadüfen şampiyon olma hakkını geçen sezon Elazığ kullandı zaten! Böylesi 10 senede bir denk gelir!

Ne diyelim!

  • Dilerim işler umduğumuz gibi gider, 
  • alt yapıdan gelenler, transferler bomba çıkar; 
  • Talha, Fevzi, Kibong, Rahman ikişer kişilik oynarlar 
  • ve takım şampiyon olur.

Biz de o iki orta saha futbolcusunu artık süper ligde alırız!

Yazar: Editor
2012-08-13 09:20:05

Pazartesi

Yeni hafta yeni umut, klişesi ile başlayayım.

  • Her hafta yeni bir haftadır da yeni umutlar olur mu bilmem. Bunu gelişmeler gösterir. 
  • Bu "gelişme" lafı da öylesine; 
  • memlekette gelişme sözü bana bir türlü gelişmeyi çağrıştırmıyor, daha çok durma ve geriye gitme olarak geliyor.

Geçen haftadan neler oldu da sarktık bu haftaya?

ABD'nin dış işleri bakanı aslında dünyadan sorumlu bakanı Türkiye'ye geldi ve son mesajlarını iletip gitti. Gelmeden de iletebilirdi. Fakat arada bir görünmek gerekir değil mi? Yoksa insanlar usta başını patron zanneder, bu da hoş olmaz!

  • Askerler öldürülüyor karakollar basılıp, 
  • en batıdaki şehirde bombalı saldırılar düzenleniyor, 
  • yine ölümler, 
  • farklı hisseden ve farklı düşünen insanlar hala hedef gösteriliyor en usta makamda, 
  • milletvekili kaçırılıyor. 
  • Hayır, Suriye'de değil, Türkiye'de.

Yani tatsız bir haftaydı. Üstelik hükümet olimpiyatlardan umduğu madalyalarla da çıkamadı. Oysa o kadar da hazırlanılmıştı. Asıl hayal kırıklığı da milli sporumuzda oldu. Tek bronz. Tamam, spor milli ama takım partili, olacağı bu.

İki bayan atletimiz ellerine biraz reklam malzemesi verdi, en nihayetinde istedikleri, umdukları propagandayı buradan yapamadılar. Muhakkak ki çok daha fazlasını bekliyorlardı. Fakat hızlı tren diye bize yutturulan hızlandırılmış tren vakasını hatırlayınız. Spor da böyledir, çalışma bilim yatırım vs ile olur başarı, bas gaza hızlanalım altınları toplayalım beklentisi olsa olsa cahillik ile tanımlanabilir. Derim.

  • Güzel açılan olimpiyatlar güzel kapandı. 
  • İyiydik be, keşke bitmeseydi, hele atletizm manzaraları ne eğlenceliydi. 
  • Sizce de 15 gün az değil mi olimpiyatlar için!
  • Avrupa kupası bile 1 ay sürüyor.

Toplam 5 madalya ile 32. olduk. 

Genel sıralamaya bakarsak sanırım ülkelerin gelişmişliklerini de görürüz. Bu işler birbirine paralel gider, daha önce de vurguladığımız gibi; çaba, ilgi, bilinç, yatırım vs ile. Totemler, dualar da pastanın sadece çileğidir (Bir de bu çıktı değil mi?).

  • Yahu bizde her hafta çok yoğun geçiyor. 
  • Yetişemiyoruz. 
  • İşsizlik, pahalılık, yoksulluk statükomuz oldu zaten. 
  • Benzine yine yine zam filan. 
  • Bunları geçiyorum. 
  • Bir daha gün gün not alıp öyle hazırlanacağım.

Nereden baksanız tatsız tuzsuz bir haftaydı. Bir tek transfer haberi bile yoktu. Şimdi iyi bir hafta diliyorum dostlar, memleket için ve tabi ki Adanaspor için!

En az 2 transfer istiyoruz. İstiyor ve bekliyoruz. Hadi ama! 

Yazar: Editor
2012-08-01 08:00:45

Suların Durduğu Yer

Adanaspor için ve tabi ki taraftarı açısından önemli bir sezondur diye yorumluyorum ben de . Tabi ki her sezon önemlidir bir şampiyonluk hesabında. Fakat bu sezon, boş geçecek bir sezon asla değil, malum!

Böyleyken kombine biletler de ayrı bir anlam kazanıyor.

Bütçeler, koşullar uygun olunca gerçek taraftar kombine biletlere ilgi gösterecektir. Çünkü söz konusu Adanaspor olunca zor koşullarda da akan sular durur, güç yettiğince –konuşmaktan öte- bir şeyler yapılır.

kaplanpenche olarak 11 D/Alt, 2 maraton olmak üzere 13 bilet aldık. Bu sayıyı artırmak için çalışacağız.

Fatoş Uğurlar

Ali Hoplamaz

Şaner Yavuz

Volkan Tabakan

Erkan Solmaz

Alican Boğa

İbrahim Yüksel

Mustafa Savaş

Alper Tabakan

Bahri Buhur

Erkut Gürer

Halit Gürer

Editör

1.Ligdeki son kombine alışverişi olması ve bu konunun artık süper ligde konuşulması dileğiyle.

Yazar: Editor
2012-07-21 08:35:46

Olsun

  • Gönül ister ki 
  • her derdin bir devası olsun, 
  • emeğiyle geçinen rüsva olmasın, 
  • yani ücretli kölelik olmasın, 
  • muhtaç olunmadan yaşansın, 
  • gönül ister ki geçim derdindeki vatandaş 
  • evcilleştirilip dilencileştirilmesin, 
  • hakiki bir hür irade olsun 
  • sadakalarla kandırmaca yardımlarla ayartılmayan, 
  • öğretmen-doktor tüccar olmasın, 
  • gönül ister ki müşteriye dönüşmesin öğrenci-hasta, 
  • ömrümüzün insani bir değeri olsun, 
  • bir işletmenin gelir gider hesabının 
  • dört işlemi olmasın ömrümüz, 
  • Din bezirganları olmasın,
  • inanç, siyasilerin kullandığı bir propaganda aracı olmasın, 
  • vatandaşın inancı 
  • muktedirin siyasi istikbalinin mevzileri hiç olmasın
  • gönül ister ki yağmur üzmeden yağsın, 
  • güneş acıtmadan doğsun, 
  • ama turuncu bir gökyüzü hep olsun kederli günbatımlarında, 
  • kederimiz sadece aşk acısı olsun, 
  • ölüm geç alsın gerekirse rötar yapsın almasın, 
  • yaz dediğin vatandaşın temennilerine göre geçsin 
  • gönül ister ki Adanaspor artık şampiyon olsun 
  • (lafı Adanaspor'a bağlamayacağımızı düşündünüz değil mi?), 
  • ve gönül ister ki kötülükler bir masal mevzusu misali hayal olsun, 
  • gönlün istediğiyse gerçek olsun, 
  • olsun be... 
  • hayat bayram olsun...
  • sevgiler...

 

Yazar: Editor
2012-07-06 06:57:42

2012-07-06 06:57:42 itibariyle

Sevgili dostlar,

Dün de yazmıştık Taş Köprü organizasyonunu.

Devam edelim.

  1. Yine gündemimizde, çünkü bu ciddi bir konudur, 
  2. her ne kadar latifeli bir üslupla yazacak olsam da bu konuyu; )
  3. Ve ciddiyetle ele alınmalıdır taraftarlar arasında da,
  4.  konfeti ve meşalelerle.
  5. Tabi ki kimse kimsenin taraftarlığını sorgulayamaz.  
  6. Yapılmaz, haddimiz değil. 
  7. Herkes belli bir sevgiyle tutkun Adanaspor'a. 
  8. Lakin, evet lakin 
  9. 8 Temmuz Pazar 19.30 buluşmasını es geçen için, 
  10. derim ki, 
  11. yahu biraz daha az yoğunluktadır Adanasporluluğu. 
  12. Hani önemli bir gerekçe vardır, o an orada olmamak için. 
  13. Ne bileyim o önemli gerekçenin ne olduğunu... 
  14. Ama evdedir, 
  15. kahvededir, 
  16. alışverişe gidilecektir, 
  17. komşu ziyareti vardır, 
  18. kaynana gelecektir.... 
  19. Gerekçe değil bunlar değil mi?
  20. Yazlıkta olan, o saatte dönmüş olur.
  21. Yaylada olan, çoktan gelmiş olur. 
  22. Arkadaşın nişanı mı var, orada yapılsın.
  23. Doğum günü var. 
  24. Ne güzel işte, binlerce insanla 
  25. 19.30'da 
  26. Taş Köprü'de kutlansın.
  27. Demek Sünnet töreni var. 
  28. Konvoy oradan geçsin, 
  29. bir meşale molası verilsin. 
  30. Sözün özü, 
  31. orada olmak; 
  32. iyi transferler, 
  33. sağlam bir takım, 
  34. şampiyonluğu istemek kadar önemlidir.

Evet,

08 Temmuz 2012, Saat 19.30 

Vira! 

Yazar: Editor
2012-06-25 08:13:03

Bol Transferli Bir Hafta Olsun

 

  1. Siz de benim gibi transfer haberlerinin patlamasını bekliyorsunuz, değil mi?
  2. Şöyle çarpıcı üç beş isim, 
  3. takımı daha da güçlendirecek, 
  4. rakibi ürkütecek, 
  5. ligi sarsacak güçte futbolcular… 
  6. Ne iyi olur hakkaten.
  7. Biliyorsunuz, bizde iş kesinleşmeden isim açıklanmaz. 
  8. Neyse odur! 
  9. Böyle bir şey, lakin işin dedikodusundan mahrum kalmak da zor hani; )) 
  10. Tabi biz de bazı dedikoduları basından alıyoruz. 
  11. Örneğin yeni spor gazetesinde AMK’de 
  12. dün bizle ilgili şu haberler vardı: 
  13. Fevzi Urfa ile anlaşmış, 
  14. bunun üzerine biz Samsunspor’dan Hakan’ın peşine düşmüşüz. 
  15. Yaser’le de Karabük ile Kasımpaşa ilgileniyormuş. 
  16. Bu arada AMK, 
  17. şu Adana yerel basınının ilgilendiğinden daha çok ilgileniyor Adanaspor’la. 
  18. Bu da bir başka not olsun.
  19. Ayrıca başka bir haberde Levent Hoca’nın Âdem Büyük’ü kafaya taktığı söyleniyordu.
  20. Bunun dışında dillendirilen bazı isimler var ki onları da burada konuşmak doğru olmaz, 
  21. sadece dedikodu olur; ))
  22. Bu yüzden biraz daha bekleyip flaş gelişmeleri imzalarıyla göreceğiz.

____________

Bu arada dostlar,

eski yazıları yayımladığımız da oluyor. Bunlar sevdiğimiz, her zaman okunabilecek yazılar. O yüzden tekrar paylaşmakta bir sakınca görmüyoruz. 

Dilerim siz de böyle düşünüyorsunuzdur: )

Değilse, affınıza sığınıyoruz... 

Yazar: Editor
2012-06-14 22:29:53

Önce Transfer etmek, Sonra Umut etmek

 

  1. Her transfer bir umuttur.
  2. Yaşama sevinci verir. 
  3. Hayata bağlar.
  4. Dipdiri tutar futbol sevgini.
  5. Takımına daha bir güzel bakarsın.
  6. Her transfer bir umuttur.
  7. Güç verir, yazdırır konuşturur.
  8. Kitleye bir başka hava verir. 
  9. İnancı pekiştirir.
  10. Transfer edilen futbolcunun önceki dönemleri pek bir mana taşımaz; sakatlıkları, başarısızlıkları, tatsızlıkları…
  11. İnanırız ki bizle yepyeni bir sayfa açacaktır. Yükselecektir bizle.
  12. Gol sevincini yaşayacak, yaşatacaktır.
  13. Şampiyonluk turu atılacaktır hep birlikte.
  14. Bakınca; her transfer adeta bir Messi’dir. Öyle beklenir.
  15. Her transferin bir kredisi vardır tribünde. 
  16. İlk önce güvenilir. Sonra gelişmeler izlenir.
  17. Rakiplere nispettir. Bir fark oluşturacaktır onlarla aramızda, lehimize.
  18. Çok koşacak, çok çalışacak, çok gol atacaktır. 
  19. Hiç hata yapmayacaktır, 
  20. kart görmeyecek, 
  21. hiç sakatlanmayacaktır.
  22. Transfer dönemi bir şenlikse her transfer de bu şenliğin en muhteşem havai fişeğidir. 
  23. Bin bir renkle art arda patlayan, gökyüzünde ışıltılı izler bırakan, seyrine doyum olmayan…
  24. Her transfer bir umuttur.
  25. Umut da tribünün yegâne ilacı, aşı, dayanağıdır.

 

Yazar: Editor
2012-06-09 09:31:52

Hafta Sonu Notları

 

  1. Fırat Aydınus denen zat, maç yönetirken sakatlanmış ve maça devam edememiş. Eh, almayacaktın ahımızı zira bizim ahımızı alan iflah olmaz hacı
  2. Adana’da, merkezdeki ilköğretim okullarının İmam Hatip’e dönüştürüleceğine dair paniğe yakın bir korku var. Yıllarca “susma, sustukça sıra sana gelecek” denmişti. Evet, sıra geldi beyler hanımlar
  3. Grevin bir gecede yasaklandığı bir memlekette yaşıyor olmanın gururunu yaşıyoruz. Yetmez ama evet, denyoluğunu hatırlatmalı
  4. Mehmet Ağar hapsedildi. Peki, onun dışarıdaki, meclisteki “dava arkadaşları”na bir çift laf edilmeyecek mi?
  5. Demirel, 12 Mart’ı solcular yaptı, demiş. bazıları hiç değişmez değil mi! İnsaf be hacı baba!
  6. Bu Madonna hayranlarının affına sığınarak yazacağım; yahu bu teyzede ne buldunuz yıllarca? Neydi meselesi valla ben anlamadım. Ahmet Hakan, en azından Vatikan’ı kudurtmuş, diyor! Tamam, cahilliğime verin. Fakat bir Norah Jones’ı dinlemek ne güzeldir… Evet, bana bunlarla gelin; )
  7. Feridun Fazıl Tülbentçi’nin yazdığı Barbaros Hayreddin Geliyor” adlı romanı bazı ifadelerden dolayı müstehcen bulunmuş ve 100 temel eser arasından çıkarılmış, iyi mi? Bir ifade de şu: “Fakat bu akşam onun da gönlü çekmemiş değildi. Hele yaşları henüz yirmiyi doldurmamış uzun saçlı, ince belli, dolgun kalçalı İspanyol kadınlarının manalı bakışları karşısında delikanlılık günlerini hatırlıyordu.” Ne, yetmez ama evet mi dediniz lan?
  8. Dünyanın en ucube olimpiyatı olan Türkçe Olimpiyatları neden daha doğru bir Türkçe ile anılmaz ki? Örneğin “sömürge olimpiyatları” veya “misyonerlik olimpiyatları” ya da “timsah gözyaşı olimpiyatları” diye, ne bileyim…
  9. Hürriyet gazetesindeki “saha komiseri” Taha Akyol, “fakat bugün rejimin temeli kuvvetler ayrılığıdır, demiş. Hadi oradan! Kuvvetler ayrılığıymış…
  10. ve 1o. madde: Bakın buna öfkelendim ve ben gittim dostlar; ))

 

Yazar: Editor
2012-06-03 02:14:31

Gündüz Tekin Onay Tribünü

Yıllardır yazıyoruz, yazmaya da devam ederiz fakat şu hissi çabamız bir sonuç versin artık, zira vakti saati geldi de geçiyor.

  • Peşinen yazalım; 
  • yeni stat filan 
  • bahanesi 
  • olmasın 
  • bu an itibariyle! 
  • O dedikleri, 
  • yılan hikâyesidir 
  • dostlar!

Biz hali hazırdaki durum üzerinden gidelim.

Bir: Güney Kale Arkası resmen Gündüz Tekin Onay Tribünü olsun.

Nokta!

İki: O tribünün üzeri gayri kapansın.

 

  • Güneşin alnında 
  • 90 dakika bağırmak… 
  • İnsanın dili damağına yapışır yahu, 
  • bırakın kurumayı! 
  • O kadar eza 
  • bizim çocuklar olmaz! 
  • Nokta

 

  • Adanaspor Şehir Devleti’nin vatandaşları olarak 
  • bunu dilemek 
  • ve beklemek 
  • hakkımızdır 
  • diye düşünüyorum.

Bunun için maddi desteğin Yerli Bizans’a gerek kalmadan yine Adanaspor Halkı tarafından teklifsiz fedakârlıklarla sağlanabileceği net olarak konuşulmaktadır.

Nokta!

Yazar: Editor
2012-05-23 08:52:43

90'a Doğru

Dün akşam Adanaspor belki de sezonun en zor maçını oynadı ve en çok pozisyonunu verdi. 

Normal miydi peki bu durum?

Evet!

  • Herkes 
  • böyle bir sahneyi 
  • zaten bekliyordu. 
  • Ve fakat 
  • ilerleyen dakikalarda 
  • Adanaspor'un 
  • o kilit açan tek golü bulması da 
  • bekleniyordu.

Klasik taktiktir bu nedendendir ki evrenseldir:

"Durdur ve Vur!"

Öyle oldu değil mi?

Durdurduk ve vurduk!

  • İkinci yarı başlarken 
  • Levent Hoca'nın hamlesi 
  • niyetimizi 
  • ve 
  • ciddiyetimizi 
  • ve de 
  • maçın gidişatını belirledi. 
  • Böylece Levent Eriş, 
  • bu hamlesiyle 
  • yani Yaser değişikliğiyle 
  • alkışı 
  • bir kez daha hak etti.
  • Bilaistisna tüm takımı, 
  • ekibi, 
  • ter dökenleri, 
  • heyecanlananları, 
  • bekleyenleri, 
  • izleyenleri tebrik ediyoruz.

Peki,

Şu olası Kasımpaşa maçının

dünkü Rize maçı kadar zor geçmeyeceğini düşünüyorum dersem...  

Şimdi sessizlik... 

Yazar: Editor
2012-05-18 06:49:27

Birinci Adım

Bir play off maçı hatırlıyorum. Elemeli tek maç üzerinden oynanan. Antalya’da, bir Kartalspor Adanaspor maçı. Hani dakika 80, 3–0 mağlubuz, 81. dakikada ilk golümüz ve Altan’ın gözyaşları. Sonra 3–3 ve şampiyonluk maçı. Kazara Şekerspor’a yenilip şampiyonluğu bir sonraki seneye bırakmıştık.

O zaman da sağlam bir kadro vardı. Ama ben de şu konuda hemfikirim; ilk kez bu kadar inanmış ve yürekli bir kadro ile son 3 maça dönüyoruz. Harbi Kaplanlar! Yine bir aksilik olmazsa, evet!!!

Olursa da… Ben hakkımı zaten haftalar önce helal etmiştim.

  • Futbolculara, 
  • Hocaya, 
  • takımın yükünü çeken teknik çalışanlarına, 
  • emek verenlerine, 
  • yönetime 
  • ve Büyük Başkan bayram Akgül’e teşekkür ediyorum, 
  • bizi gönendirdiniz, 
  • bu noktaya kadar getirdiniz. 
  • Almamız gereken doğrudan şampiyonluk 
  • böyle bir viraja kaldı, 
  • varsın olsun. 
  • Şu ana kadar yaşananlar şampiyonluk kadar kıymetlidir.

Ve son düzlükte takımı müthiş destekleyen Adanaspor taraftarının, Turbeylerin, Üni-Turbeylerin, Dişi Kaplanların adını bilmediğim her bir arkadaşın hakkını teslim etmeli! Elinize sağlık!

Bayrak asıp Adanaspor’umuza başarılar dileyen esnafa, kurumlara biz de işlerinde başarılar diliyoruz.

  • Adanaspor’umuz zaten şampiyondur! 
  • Fakat biz burada yine de 
  • bir virgül koyalım, 
  • nokta işini futbolcularımıza bırakalım!
Yazar: Editor
2012-05-14 07:12:31

Süper Lige Doğru

Dün Akhisar, Rize’yi deplasmanda 2–1 yenerek ligi şampiyon tamamladı. Harbiden kutluyorum onları.

Söke söke aldıkları bir şampiyonluk oldu bu. Tesadüf, talih, şans, kısmet, kader gibi unsurlar rol oynamadı.

  • Bakın Elazığ’ın şampiyonluğu tam bir şapkadan çıkar tavşan. 
  • Yani bir bal bir, bir bal! 
  • Bu yüzden Elazığ’ın şampiyonluğunu kutlamak 
  • içimden gelmiyor. Geçelim.

Rize! Rakibimiz. Bu sezon hiç yenemedik onları. Bir yenilgi, bir de beraberlik, 3 gol yedik 1 gol attık!

  • Fakat o köprünün altından çok su aktı. 
  • Adanaspor o Adanaspor değil zira!
  • Rize de!
  • Son haftalardaki çıkışı Akhisar maçıyla son buldu.
  • Eh, dilerim devam eder!

Rize’ye baktığımızda defans hattında büyük zafiyetler yaşayan bir takım. Yedikleri goller de bunun göstergesidir.

  • Neyse, 
  • totemi bozmayacağım 
  • ve bir maç yazısına girişmeyeceğim. 
  • Fakat futbol adamlarının şu son maçlarda 
  • Adanaspor’u bir adım önde gördüklerini vurgulamadan da edemeyeceğim.
Yazar: Editor
2012-05-09 06:53:36

Hadi Bakalım

 

  • Şimdiye kadar Adanaspor’a yabancı, ilgisiz duranlar, 
  • bir Çukurova Destanına kör bakanlar, 
  • ellerinde maddi bir güç olduğu halde 
  • bunu bir Adanaspor meselesinde somut bir desteğe dönüştüremeyenler, 
  • odalar borsalar birliği, 
  • bakkallar derneği, 
  • dolmuşçular, 
  • mimarlar ve mühendisler odası, 
  • sanayiciler ve işadamları, 
  • genç işadamları 
  • tüsiad, müsiad
  • ve saire DEMİYORUM, 
  • Adana’nın belediyeleri yeter bu işte!

Hadi bakalım,

  • Gerçekten bu Adana’nın imajını, 
  • istikbalini, 
  • göremediğim “marka değerini” 
  • ki bir marka değeri oluşacaksa bu kent için alın size fırsat, 
  • yapın bir el birliği, 
  • oluşturun bir şampiyonluk primi bütçesi 
  • ve yatırın bankaya…

Bakın karşılığında Adana’da aslında taraftarı olduğunuz o Bizans takımlarını izleme fırsatı bulacaksınız, protokolden filan…

  • Tam şu esnada, 
  • manevi destek mavallarıyla kandıramazsınız, 
  • bize bunlarla gelmeyiniz. 
  • O manevi desteği Adanaspor taraftarı zaten veriyor, 
  • siz MADDİ destekten bahsediniz!

Değilse, o şampiyonluk fotoğrafına kafanızı uzatmayınız!

Not:

Şampiyonluğa inancım benim de tamdır! Bu manada Bayram Akgül, bir Süper Lig sürecinde lütfen bu anları unutmasın! Yalnız bırakılmışlığında davasının sahibi olsun ve maçları o protokolle değil de yine Adanaspor Taraftarıyla izlesin

Yazar: Editor
2012-04-20 07:40:37

Var mı Kuzen?

Emmoğlu bre, 40 sorucukta baksak mı şu 12 Eylül şenliğine? Cevap gelmese de olur, başımızı sallasak yeter.  Olur mu? Vira diyelim o vakit.

 
  1. İşsizlik var mı?
  2. Yoksulluk var mı?
  3. Muhalifler üzerinde şenlikli bir baskı var mı?
  4. Zam üstüne kaymaklı zamlar var mı?
  5. Vergilerin bin bir çeşidi var mı?
  6. Sosyal hayata müdahale var mı?
  7. Yasaklar bir keyfiyet düzeyinde mi?
  8. İçki ve sigara zamları ve yasaklarıyla aslında bir hayat tarzını topluma dayatma var mı?
  9. Sağlıkta vatandaşı paraya bağlama, bildiğin özelleştirme uygulamaları var mı?
  10. Eğitime gerici bir temas var mı?
  11. Kadın, doktor, töre cinayetleri var mı?
  12. Muktedir olanın kendine benzemeyen üzerinde bariz bir baskısı var mı?
  13. Gazetecilere, yazarlara fincancı katırlarını ürküttükleri için mahpushane yolu var mı?
  14. Tüm komşularla sorun var mı?
  15. Bir ABD hesabına, dünyanın öteki ucunda olan ölen askerlerimiz var mı?
  16. Yani memlekette bir ABD taşeronluğu var mı?
  17. Çalışma güvenliği olmadığı için işçi ölümleri var mı?
  18. Gelir dağılımında bir adaletsizlik var mı?
  19. Eylem yapan işçiye, memura hayt huyt var mı? 
  20. Kürt sorunu var mı?
  21. Alevi sorunu var mı?
  22. Tazyikli su, biber gazı var mı?
  23. Egemen B., B.Arınç, İ.Naim Ş, R.Erdoğan, Obama, Ö.Sav, K.Kılıçtaroğlu vs var mı?
  24. Vatandaşa takla attırmak var mı?
  25. Irkçılık, mezhepçilik var mı?
  26. Sivas Katliamının sumen altı edilmesi var mı?
  27. Bunun Başbakanca hayırlı bulunması var mı?
  28. Derin bir mağduriyet edebiyatı var mı?
  29. Bir gözbağcılık var mı?
  30. Kapıda yine zam yine zam var mı?
  31. Çocuk işçiler, ucuz iş gücü, güvencesiz ve güvenliksiz çalıştırma var mı? 
  32. Sınıfı alınmış işçi var mı?
  33. Sarı sendika, işbirlikçi sendikacı var mı?
  34. İğdiş edilmiş bilinç var mı?
  35. Emeğin sömürüsü var mı? 
  36. Aç sınıf var mı?
  37. İpine oynak kuklalar var mı?
  38. Savaş çığırtkanlığı var mı?
  39. Faşizm var mı faşizm?
  40. İradesi alınmış bir “millet iradesini” iradeden sayma var mı? (Ya da “idaresi alınmış bir millet iradesi mi demeliydik?)

Bunlar var mı? Yok, diyorsanız mesele değil!

Varsa devam eden bir 12 Eylül de vardır, hem de kurumsallaşmış mirasçılarıyla vardır.

Ne demiş o karikatürde Kenan Paşa?

“Biz yargılanıyoruz ama fikirlerimiz iktidarda netekim!”

Karikatür de olsa doğru söylüyor netekim.

Seçin istediğiniz ifadeyi: Fikir, proje, plan, tasarı, prodüksiyon, post prodüksiyon, yapım, imalat, üretim, yatırım, BOP, Yeşil Kuşak Ilımlısından… yahu hepsi “dönemim başarılı çocuklarından” ama mahsulü kaldıran torun çocuklarda bir afra tafra bir hayırsızlık.

Hakkaten ayıp oluyor adamcağızlara! Yazık!

Hem de fikirler iktidardayken…

Yazar: Editor
2012-04-08 07:53:56

Hacılar Erciyes vs

Rakip Erciyes’in önceki sene yaptığı Kayserili kurnazlığını hatırlıyorsunuz. Hani hastalanıvermişlerdi. Bu sefer de cırcır falan olmasalar bari...

Onlarda bu ligde varlığı meçhul takımlardan. Keşke örneğin Sakarya yerine onlar küme düşseydi. Bir yan tarafta bir iktidar stadı yapılmışken sırf rakiplerine eziyet olsun diye maçlarını o mahalle stadında oynamazlar mı! Tamam, rakibe saygınız yok, kendinize de mi yok?

Gelelim Adanaspor’umuza!

 

Bu arada söyleme ihtiyacı duydum, hani sevgiliye “seni seviyorum” deme ihtiyacı duyarız ya manen; ) evet, iyi ki Adanasporluyum. Ne güzel bir histir bu takımın taraftarı olmak, Adanaspor için bir şeyler yapmaya çalışmak…

Uzun zamandır bu kadar güven hissi vermemişti takım. Yahu ne ferahlatıcı bir şeydir bu!

Sağ bek sorunu varmış Onur da cezalı olunca. Ne gam, ben de çıkıp orada oynasam şimdi, (ki mevkim de değil genelde forvet arkası oynardım; ) takımın oyun disiplini içinde sırıtmam.

Şaka bir yana,bugün taktik ve kadro vermeye filan gerek yok. Takımda kim olursa olsun, Adanaspor çıkacak ve uzun zamandır yenemediğimiz şu hacılar Erciyes’i yenecek! Hatta bu maç, (hakemler oyuna olumsuz bir ede tkidebulunmadıkları takdirde) handikap da olacak lehimize, derim.

Maçtan sonra görüşmek üzere…

___________________ 

Bu ara şu eseri paylaşalım, Goran Bregovic’in Kara Kedi Ak Kedi filminin müziği. Acaba koro ezgisinden bir tribün şarkısı çıkaramaz mıyız;  ))

http://www.youtube.com/watch?v=Qg44qKSbsdQ

___________________ 

Bu bağlantı da, fotoğrafladığımız son Erciyes maçı, hakemin oyuna hatalarla müdahale ettiği bir maçtı.

Fotoğraflar için bakınız:

http://www.kaplanpenche.org/fotogaleri/adanaspor_erciyess#0

Yazar: Editor
2012-03-31 08:01:03
30 Mart 1972
 

Mahir Çayan ve Arkadaşları,

Deniz Gezmiş Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamına engel olmak için ikisi İngiliz 3 ajanı kaçırır, Niksar’ın Kızıldere köyüne giderler.

Sonra?

Öldürülürler.

Antiemperyalist 10 insan bir evde kıstırılıp katledilir. Ayrıntılı bilgi için kaynaklara bakmak gerekir.

Bu, faşist 12 Mart darbesinin bir başka neticesidir.

Tüm darbeler somut olarak solu hedef almıştır ve sola zarar vermiştir. Yazmaya sayfalar yetmez!

Ve o darbelerden de her zaman, her devrin ve bu devrin muktedirleri nemalanmıştır. Ki muktedirlerdir hali hazırda!

28 Şubatın postmodern mağdurlarına(!) notumuz olsun bu!

Yazar: Editor
2012-02-02 08:20:19

Genel Bilgilendirme