2012-01-26 09:58:50

Futboldışılık

 http://us.cdn3.123rf.com/168nwm/annetka/annetka1001/annetka100100006/6171489-gangster.jpg

Onca zamanlık tanıklığımda futbol, hiç bu kadar futbol dışına çıkmamıştı.

Onlarca kez dediğimiz gibi bizi futbola bağlayan tek sebebimiz Adanaspor’dur, ötesindeki depremler krizler başarılar kirlenmeler zaferler veya hayal kırıklıkları çok da umurumuzda değil, diye…

Ne var ki Adanaspor da ülke futbolunun içindedir ve her olumlu veya olumsuz durumdan kendine düşen payı alacaktır. Almıştır. Alıyordur. Sevgimiz kendi başına Adanaspor’umuzu korumaya yetmiyor. Yetmez.

Öyle!

  • Futbol seyircisi olmak,
  • taraftarlık,
  • yöneticilik,
  • federasyon düzeyinde yöneticilik,
  • futbola dâhil olan unsurlar,
  • futbol yazarlığı, yorumculuğu > bu işi aşkla yapmak, bu işten ekmek yemek, bu işe bir egoyu bulaştırmak;
  • hakemler sonra!
  • Aman Allah’ım o hakemlere!
  • Bir dehşete düşme ve medet ünlemi bu esnada...

Evet, temelde bir sevgi bağında birleşmesi gereken noktalardır belki futbola dâhil olan şahıslar kurumlar… Öyle olmuyor değil mi?

Tribünümüzden tribünlere, futbolumuzdan futbollarına dek tüm idari taktikleri de ibretle izliyoruz.

Ha, bir de şu alıntı var basından.

Paylaşalım bakalım:

Mehmet Ağar Futbolu da ‘Temizleyecek”

“Türkiye Futbol Federasyonu'nun şike gündemli genel kurulu yarın Ankara'da toplanacak. Şike ve teşvik eylemlerine verilecek cezalar konusunda karar verilecek olan Genel Kurul'a katılacak bir isim özellikle dikkat çekiyor. Toplantıya Galatasaray Spor Kulübü adına katılacak delegeler arasında kontrgerilla lideri Mehmet Ağar'ın da ismi yer alıyor.” 

Yazar: Editor
2012-01-21 11:53:42

Güvenme Varlığa Düşersin Darlığa

Lafı uzatmadan yapılan bilimsel araştırmalara göre en güzel gün olan cumartesiyi şu alıntıyla şenlendirelim.

Sadece bir not düşerek, bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim, atasözünü referans göstererek.

**

“ABD Başkanı Barack Obama "iyi ilişkiler içinde olduğu" ve "sözüne güvendiği" liderler arasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı da saydı. 

  • Amerikan Time dergisi, ABD Başkanı Barack Obama'yı kapağına taşıdı. Derginin yazarlarından Farid Zakaria ile bir söyleşi yapan ABD Başkanı Obama, "dünya liderleriyle ikili ilişkilerde soğuk olduğu" yönündeki soruya, böyle bir düşüncenin doğru olmadığını belirterek, iyi ilişkiler içinde olduğu liderleri sıraladı.

Obama, Almanya Başbakanı Angela Merkel, Hindistan Başbakanı Manmohan Singh, Güney Kore Devlet Başkanı Li Myung-Bak, İngiltere Başbakanı David Cameron ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la iyi ilişkilere sahip olduğunu ve sözlerine güvendiğini söyledi.

  • Obama,
  • "Onların sözlerine güveniyorum 
  • çünkü verdikleri sözlerin arkasında duruyorlar. 
  • Ayrıca 
  • bizim kaygılandığımız konular ve çıkarlarımızı da dikkate alıyorlar. 
  • Bu nedenlerden ötürü onlarla çok yakın ilişki içinde çalışıyor 
  • ve birçok konuya da birlikte çözüm getirdik
  • dedi.
**

Böyle!

Ne demiş Mazhar;

Ne güzel şeysin sen hep yaşın on dokuz,

Gel yanıma sar beni, bugün var yarın yokuz.

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-172283/sza.jpg
Yazar: Editor
2012-01-18 07:34:11

Kendi Suçunu Aklamak

 http://www.samildemir.av.tr/wp-content/uploads/2009/09/yarg%C2%A6-reformu.jpg

  • Dünyada, sistemler kendi insanını yetiştirir elbette,
  • bir kurumsallaşma da bunu gerektirir,
  • fakat o kurumsallaşmanın içeriği
  • ve amacı birçok “kaderi” etkilemektedir böylece.
  • Bir de o sistemler süreçte bir şekilde ortaya çıkan canilerini de muhakkak ki yine bir şekilde korumaya alır.
  • Dünyanın her yerinde böyle olduğu gibi memlekette de aynıdır.

Arap Baharı 1 yaşındaymış. Fakat o baharı kutlayanlar da pek yokmuş. Daha çok bir protesto... Ve kendilerini yakan insanlar. Nasıl bir baharsa bu! Ama yalancının önde gideni bir bahar sanırım.

Ankara'da 13 Ocak günü altı öğrencinin tutuklanmasının ardından, Eğitim-Sen 5 No'lu Şube "Öğrencime Dokunma" eylemi gerçekleştirmiş. Ne iyi!

  • Özel hastanelerin
  • SGK’dan gelen hastalardan istedikleri kadar
  • fark almaklarını sağlayacak
  • yeni yasal düzenlemeler yapılacakmış
  • bir gazetenin haberine göre.
  • Kimsesizim kimsesi olmak
  • böyle bir şey anlaşılan.
  • Koşun bre,
  • kim tutar sizi?

Yeni vesayetin kendi OYAK’ı “POLSAN” diye not düşmüş gazete.

  • 44. SİYAD Ödül Töreni'nde
  • Nuri Bilge Ceylan'ın son filmi
  • "Bir Zamanlar Anadolu'da"
  • En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödülleri de dâhil olmak üzere
  • altı ödül birden kazanmış.
  • Hala izleyemediğim bir film…
  • DVD’si çıkmışsa alıp izlemeli o zaman.
  • Ki; Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerini
  • korsandan tedarik etmemekten yanayım.

Gecede ödül alan senarist, öykücü “Son Yörük” Osman Şahin’de 40. sanat yılına dair bir yazı borcumuz olsun.

Bir dördüncü gün (çarşamba) sabahı böyledir buradan bakınca. Yarına güzel şeyler görmek dileğiyle…

Yazar: Editor
2012-01-12 20:19:45

     8 Metrekare

(BirGün gazetesinden alıntıdır) 

  • Hayatı 8 metrekare içine sığdırmak 
  • ve yalnızlaşmak. 
  • Övünülerek anlatılan ve 
  • ''5 yıldızlı konfora sahip'' denilen dört duvar arası F Tipleri. 
  • Kitap okumak yasak, 
  • resim yapmak yasak, 
  • gazete okumak yasak,  
  • mektup yazmak yasak, 
  • türkü ve marş söylemek yasak 
  • ve buna benzer birçok şey daha. 
  • İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 
  • F Tipi Hapishaneleri'ndeki yaşam koşullarına dikkat çekmek için 
  • çağrıda bulundu. 
  • Aralarında Yazar Vedat Türkali, 
  • Sanatçılar Zuhal Olcay, İlkay Akkaya ve birçok aydının da yer aldığı 
  • 36 kişi fotoğraf sanatçısı Ahmet Ağaoğlu'nun objektifine poz verdi. 
  • Demir parmaklıklar ardında 
  • F Tipi yaşam koşullarını anlatmaya çalışan sanatçılar ve aydınlar 
  • gecede birer konuşma yaparak, 
  • ''F Tipi Hapishanelerinin duvarını yıkmak istiyoruz'' 
  • mesajı verdi. 
  • Önceki gün Taksim Hill Otel'de açılışı düzenlenen serginin gösterimi ise, 
  • 24–28 Ocak tarihleri arası 
  • saat 18.00'e kadar 
  • Tophane Tütün Deposu'nda gerçekleştirilecek.
http://hizliresimyukle.com/showoriginal-167883/z.jpg

(BirGün)

Yazar: Editor
2012-01-10 19:21:13

Bu Ne Yaman Çelişki?

Trabzonspor’a açıktan şu olanakların sunulması o meçhul şike vakasından çok ama çok daha vahimdir.

Devlet her şehrin devletidir, hükümet her bir nahiyenin hükümetidir; böyle yağma hasanın böreği olmaz!

Üstelik konu HES!

Doğanın tahribatı, su kaynaklarının yağmalanması… Bu konuda en çok sosyal kurumlar belli bir hassasiyet taşımalı.

 

Ve de kimselere şu şekilde görüldüğü gibi ayrıcalıklar tanınamaz.

Bu, önce hakkaniyete kamu vicdanına aykırıdır.

Denecek ki, e canım her şey yasal çerçeveler dâhilinde ne var bunda?

Bir başka sorun da budur; erk’in eliyle resmi kayırmalar…

Öteki taraftan yine muktedir olanın özel Trabzon ve Trabzonspor ilgisi!

Can sıkıcı işler bunlar.

Oysa yasalar aşağı yukarı şöyle der; hiçbir kuruma, şahısa, sınıfa ayrıcalıklar tanınamaz.

Hani bir söz var ya, futbol sadece futbol değildir, diye! Yanlış! Futbol, hiçbir şekilde artık futbol değildir!

Buyurun yine bir alıntı. Yorumun devamı ortadadır.

Kulübün resmi internet sitesinde yer alan açıklamada Şener, şu görüşlere yer verdi:

 

  • "Söz konusu projenin ihalesinin Nisan ya da Mayıs ayında gerçekleştirilmesinin planlanıyor. 
  • Bu projeyle ilgili kredi sorunumuz yok. 
  • Bakanlıklarda yaşanan değişiklikler sürenin biraz uzamasına yol açtı. 
  • Projenin hayata geçirilmesiyle 8–10 milyon dolar gelir elde edeceğiz. 
  • Bir banka 35–40 milyon Euro enerji kredisi verdiğine göre yaptığımız işin doğruluğu açıkça görülmektedir. 
  • Kulübümüz adına ciddi önem taşıyan bu projeyle ilgili hiçbir olumsuzluk bulunmamaktadır" 
Evet, Böyle işlerin olduğu ülkelerde şike, teşvik vs biter mi sizce?

 

Yazar: Editor
2012-01-09 13:06:38

Yeni Bir Hafta

  • Buyurun bir haber alıntısıyla başlayalım haftaya sevgili arkadaşlar. 
  • Biraz can sıkıcı, gerçi tersi bir haber, mutluluk veren bir gelişme var mı ki güzelim memlekette biz de onu paylaşalım. 
  • Ama şu haberin can sıkıcı olup olmaması belli bir göreceliği de barındırmakta. 
  • Dileyen bu haberden mutlu da olur.

Diyor ki ‘Eninde sonunda bu santrali yapacağız.’

Diyoruz ki ‘Eninde sonunda gideceksiniz, bari daha az hasarla gidin, memleketi gevrettiniz bari doğa sağlam kalsın kalabildiğince.’

Neyse, Enerji bakanına uzatıyoruz mikrofonu:

“Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, kurulması planlanan nükleer santrallerle ilgili olarak, ‘Eninde sonunda biz bunu gerçekleştirmeyi düşünüyoruz.’ dedi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Türkiye'de kurulması planlanan nükleer santralle ilgili olarak bir soru sorulması üzerine, 2 hafta önce proje şirketinin Mersin Akkuyu'daki nükleer güç santraliyle alakalı 700 milyon dolar ödenmiş sermaye aktarımı yaptığını hatırlattı ve sözlerine, 2 yıl içerisinde bu paranın 2,4 milyar dolar olacağını ekledi.

Taner Yıldız şöyle konuştu:

''Dünyada bir kısım ülkelerde iç politikaların yönetilmesi adına zaman zaman gerçeklerden ayrıldığı durumlar olabiliyor. Ama bizim kararlılığımızda, fikrimizde herhangi bir değişme yok. Nükleer güç santralleri hem sanayileşme açısından hem teknoloji açısından hem de enerji sektörü için bir ihtiyaçtır.

İşte bu ihtiyacın karşılanması için biz bunu Türkiye'ye 40 yıldan beri kazandırılamayan nükleer güç santralini kazandırmaya kararlıyız. Japonya'daki Fukuşima santralindeki sıkıntıdan dolayı, bizden kaynaklanmayan sebepler yüzünden her ne kadar gecikiyor olsa da eninde sonunda biz bunu gerçekleştirmeyi düşünüyoruz''

Yazar: Editor
2012-01-02 13:01:35

Para Saadet Olmaz Ama Sağlık Olur

Basından alıntıyla “parayla sağlık” döneminin bir özetine geçelim.Şöyle diyor işin uzmanları:

“Genel Sağlık Sigortası, dün yürürlüğe girdi. Yeni sistemle ilgili AKP'nin ve AKP'cilerin anlattıkları, gerçeği yansıtmaktan uzak.

  • Sağlıkta Dönüşüm Programı" adı altında 
  • ülkenin sağlık alanında gelmiş geçmiş yapısal en ciddi dönüşümlere imza atarak sağlığı paralı hale getiren AKP hükümeti, 
  • dün itibariyle çok daha ciddi bir adım daha attı. 
  • Daha önce ertelenen Genel Sağlık Sigortası (GSS), 
  • 1 Ocak 2012'de yürürlüğe girdi. 
  • SSGSS (Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası) Kanunu ile 
  • 1 Ekim 2008'de tanımı itibariyle bütün yurttaşlar için "zorunlu" kılınan GSS, 
  • sosyal güvenlik reformu 
  • çalışmalarının sürmesi nedeniyle 
  • 1 Ekim 2010'a ertelenmiş, 
  • ikinci bir ertelemenin ardından da 
  • 1 Ocak 2012'de hayata geçirilmiş oldu.
  • Dün / 1 Ocak 2012/ itibariyle başlayan uygulamaya göre ise, 
  • asgari ücretin üçte birinden fazla gelir sahibi olanlar "zengin" sayılacak 
  • ve belirlenen SGK primini ödeyemeyenler sağlık hizmetlerinden yararlanamayacak. 
  • Herkesten maaşına göre sigorta primi alınırken, 
  • sağlık hizmetlerinden yararlanabilmeleri için 
  • asgari ücretlilerden bile sigorta primi ödemesi istenecek. 
  • Bu son yenilik asgari ücretli olup da 
  • yeşil kartlı olan milyonlarca insanın yeşil kartlarının iptal edilmesine 
  • ve sağlık alanının dışında kalmasına yol açacak.
  • GSS primi ödeyemeyenler ise gelir testi yaptırıp 
  • prim ödemeye başlamadıkları takdirde 
  • dünden itibaren sağlık hizmeti alamamak tehlikesiyle karşı karşıya kalmış oluyor.
  • GSS primini ödeyemeyen yoksul kesimlerin, 
  • SGK ile sözleşmeli üniversite hastanelerine 
  • ve özel hastanelere gitmeleri de engellenecek.
Ne diyelim bu saptamaların ardından; 
unutma, paran kadar varsın
o kadar insan
ve 0 para kadar sağlıksın...
Ötesi sosyal devlete değil, Allah'a emanet!
Yazar: Editor
2011-11-14 07:01:22

Haftaya güzel başlayalım güzel haberlerle.

http://venturebeat.files.wordpress.com/2007/05/clipart_pile_of_newspapers.jpg 

Bakıyorum gazetelere ve fakat güzel bir haber yok. İç açıcı bir durum yok bizim vatandaş cephemizde ama muktedirler her an’a olduğu gibi muhakkak ki haftaya da iyi başlıyorlardır. 

  • Sayın Başbakan söylüyor, 
  • gıpta edilen bir ülke olduk diye. 
  • Eh, öyle diyorsa öyledir. 
  • Tabi gıpta sözcüğünün lügatteki anlamına bakmayacağım. 
  • Çünkü onların farklı sözlükleri var. 
  • Ona da bizim aklımız eremez.
  • Yunan başbakanından sonra 
  • İtalyan kanka da gitmiş, 
  • Bay Belusconi. 
  • Hım; bir Batı baharında rüzgâr, ne Batılı ne de Doğulu olan ülkemize uğramayacaktır yine, 
  • bir Doğu baharında uğramadığı gibi. 
  • Aslında bu memlekete on yıllardır baharın uğradığı yok. 
  • Bir muhafazakâr, 
  • sağcı, 
  • menfaatçi dinci bir kıştır ki 
  • dayanabilene aşk olsun. 
  • Ama dayanıyoruz işte.
  • Gazeteciler 
  • Van depreminde ölen arkadaşlarını, 
  • sizi hiç unutmayacağız, 
  • diye uğurlamışlar. 
  • Unutulur unutulur. 
  • Bu coğrafyada unutulmayacak hiçbir incelik yoktur. 
  • Çoğunu da bilmediğimizden 
  • unutmak gibi bir derdimiz de yoktur.
  • Bir makale 
  • İslam ekonomisinin adaletinden bahsediyor 
  • ve bunu 
  • kapitalizmden pek de farklı olmadığı sonucuna bağlıyor. 
  • Başka türlüsü mümkün mü? 
  • 'Kapital'in olduğu yerde kapitalizm vardır.

Sabah haberlerinin bir kısmı böyle. Devamı öğle haberlerinde dostlar…

Yazar: Editor
2011-11-09 10:55:55

Üç Nokta

http://www.aes.org.tr/portal/images/stories/sendika.jpg

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Basın Başdanışmanı

Ahmet Sever'e, "Avrupa Vizyonu" adlı program nedeniyle TRT tarafından 266 bin TL ödenmiş. Daha makul bir paraya biz de yapardık bu programı be; altı üstü Avrupa Vizyonu ve TRT!

Yunanistan krizi başbakanını yedi. Diyelim ki; 

  • Komşuda pişer bize de düşer. 
  • Ya da komşunun tavuğu kaz görünür 
  • veya komşu komşunun külüne muhtaçtır 
  • hatta ev alma komşu al 
  • belki bana koşunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim 
  • sanki komşudan al haberi 
  • güya komşun mu var derdin var. 
  • Ve böylece sürüp gider komşunâme… 
  • Ama komşu halkın dirayeti, inadı ve bilinci gıpta ettiriyor. 
  • Vira size komşu…

Zulmün, kimsesizliğin, örgütsüzlüğün, sendikasızlığın ve yoksulluğun böylesi…

BirGün’den bir alıntı yapalım:

  • “Trexta, Tekirdağ'ın Çerkezköy ilçesinde Nokia, Black Berry gibi firmalara deri kılıf üretimi yapan bir fabrika. 
  • 630 kişinin çalıştığı fabrika, 
  • kentte işçi düşmanlığı ve kötü çalışma koşulları ile nam salmış bir durumda.
  • Deri-İş Sendikası’nın örgütlü olduğu fabrikada 
  • patron tarafından özellikle kadın işçilere yönelik yapılan baskılar dikkat çekiyor. 
  • İşten atma saldırısının hız kesmeden devam ettiği fabrikada 
  • 20 civarında işçi 
  • sadece anayasal hakları olan sendikalaşma talebinde bulundukları için işten çıkartıldı.
  • Bir günde kullanılmaz hale gelen maskelerle bir hafta çalışmak zorunda bırakılan kadın işçilere  
  • fabrika yetkilileri  bir de 
  • “siz kendinizi çok mu güzel sanıyorsunuz da maske takıyorsunuz. Gidin evinizde çocuk bakın siz ancak çocuk yapmayı bilirsiniz” 
  • diyerek aşağılamalarda bulunuyor.”

Sendikalaşma, demokrasinin olmazsa olmazıdır, ama görünen o ki “ileri demokrasinin” olmasa da olurudur.

Yine efkârlandım dostlar. Bayram süreminin son yazısıdır bu. Bir dahaki yazıya kadar sağlıcakla kalın.

Bu arada, bu hafta da mı maç yok yahu! Ambale ettiler bizi; 6 günde 3 maç sonra 15 gün maç yok!

Nasıl bir takvimdir bu?

Not: Çalışma koşullarınıza dair yazılarınızı da bekleriz arkadaşlar. Paylaşalım ki haberdar olunsun ahvalimizden; ))

Yazar: Editor
2011-11-07 09:24:33

Bayram Notları

 http://afpheonix.typepad.com/photos/uncategorized/gazetta_1.gif

 

  • Kendisi de bir twitter kullanıcısı olan B.Arınç “twitter’i, facebook’u temizleyeceğiz.” demiş. Nasıl acaba?
  • Nagehan Alçı; Che ve Deniz Gezmiş’ten sonra Mustafa Kemal’e de sataşır olmuş. Senin derdin ne kadın? Kimin siparişidir, neyin hıncıdır bu?
  • Adana’da ortak akıl müdahale ettiği yerlerde trafiğin aklını karıştırdı, Adana deyimiyle Allah’nı şaşırdı, felç etti. Nasıl bir ortaklık, nasıl bir akılsa…
  • Bir de “Yeşil Ergenekon” varmış.
  • Bir alıntı BirGün’den: “Tavşan Atlet Liberaller; Liberaller, kendi yarattıkları canavarın dişlerini artık kendilerine de göstermeye başladıklarını fark ettiler ama boşuna bir çaba ile kenardan sıyrılmaya çalışıyorlar. Yarattıkları canavar, artık onları hedefe koyuyor.
  • Neyin devlet sırrı olup olmadığına hükümet müsteşarları karar verecekmiş. Ne güzel bir ileri demokrasi…
  • Şöyle bir hikâye geldi aklıma. Adamın biri kışın açıkta kalmamak için küçük bir cezayla üç dört ayı kodeste geçirtecek bir suç arar. Kral aptal, dersen kışı kurtarırsın, denir ona. Adamcağız da çıkar şehrin meydanına “kral aptal” der. Müebbet yer! Suçu, küçük bir hakaret değil, devlet sırrını açıklamaktır.

 

Vah ulan halimize o zaman!

Yine keyfim kaçtı bre. Bayramın 2. günü yazısı da burada biter.

Yazar: Editor
2011-10-29 04:40:52

Libya’da Neler Olacak?

Mehmet Ali Yazıcı (RED’den)

 http://icsavas.files.wordpress.com/2011/05/kaddafi-erdogan.jpg

Libya’da Kaddafi, NATO’nun desteklediği sözde muhalif-ulusal güçler tarafından linç edilerek iğrenç bir şekilde katledildi ve eski rejim sona erdi. Emperyalizmin sözcülüğünü yapan dünya medyası linç haberlerini zafer naraları atarak, kutlayarak verdi. “Bir diktatörün sonu”, “42 yıllık zulüm bitti” vb. manşetler atıldı. Emperyalizmin savaş örgütü olan NATO’nun iktidar yaptığı UGK yönetime el koydu.

Peki, Libya’da bundan sonra ne olacak?

UGK, Emperyalist ülkelerin çıkarlarını savunan kukla bir hükümete görevlerini devredecek ve Libya, tepeden tırnağa neo-liberalizmin politikalarıyla kuşatılacaktır.

Kaddafi’nin iktidarı döneminde kaldırılan Amerika ve İngiliz üsleri geri gelecektir. ABD’nin Afrika’ya yerleşme planında Libya koçbaşı olarak kullanılacak ve Bush döneminde başlatılan AFRICOM (Africa United Command) projesi engelsiz bir şekilde hayata geçecektir.

Dünya kapitalizminin krizi, Afrika’yı “çevreden merkeze” çekerek aşılmaya çalışılacaktır.

Uzmanlar, ABD’nin Afrika’ya yayılma ve yerleşme çabalarının nedenini üç maddede açıklıyorlar; “kilit önem taşıyan doğal kaynak alanlarını korumak, Çin’in artan etkisine karşılık vermek ve ‘terörle savaş’ adını verdikleri süreci devam ettirmek için stratejik bir yer kazanmak.”

Diğer taraftan, Libya halkının toplumsal ve ekonomik yaşamı vahşi kapitalizmin kurallarına göre düzenlenecektir. Kendi çapında sosyal devlet olmanın gereklerini yerine getirmeye çalışan eski rejimin sağladığı bütün haklar ortadan kaldırılacaktır.

Bütün devlet hizmetleri özelleştirilecektir. Yabancı tekeller ve emperyalist sermaye güçleri; bankalar, süpermarketler, petrol şirketleri vb. ülkede cirit atacak, ekonomik ve toplumsal yaşam altüst edilecektir.

Hizmetler; eğitim, sağlık ve sosyal haklar ortadan kaldırılacaktır. Evlerde kullanılan elektrik, su ve doğalgaz zorunlu ihtiyaç kapsamında olduğu için bedavaydı, şimdi ücretli hale gelecek ve bu hizmetler, kar amaçlı batılı şirketlere peşkeş çekilecektir.

Libya'da eğitim ve sağlık hizmetleri bedavaydı. Hepsi özelleştirilecek, parası olmayanlar bu hizmetlerden asla yararlanamayacaktır.

Libya devleti, tüm hastalara ilacı hiçbir ücret talep etmeden veriyordu. Yeni dönemde sağlık hizmetlerinden para alınacak, ilaçlar paralı olacak ve Libya halkı neye uğradığına şaşıracaktır.

Libya vatandaşları hiçbir şekilde vergi ödemiyordu. Ama şimdi “her şeye vergi” dönemi başlayacak, halk ÖTV, KDV gibi vergilerle tanışacak, ödediği vergiler ise kendine asla hizmet olarak dönmeyecektir.

Libya hem Afrika'da hem de tüm dünyada en borçsuz ülkeydi. Libya halkı borçsuz ve onurlu yaşamayı unutacak, İMF, Dünya Bankası’nın “ülkeyi kalkındırma” palavrası altında borçlandırılacak, bu borçlar her yıl katlanarak artacaktır. Çok kısa bir sürede ülke “70 Sente muhtaç” hale getirilecektir.

Libya'da istisnasız olarak her aile aylık 300 Avro, yaklaşık 760 Türk Lirası yardım alıyordu. Bundan sonra bu yardımları alamayacak, işsizlik artacak ve çalışanlar asgari ücrete talim edeceklerdir.

Libya’nın en önemli gelir kaynağı olan petrol gelirlerinin yüzde 90'ı Libya halkına kalıyordu. Bu durum ortadan kalkacak, petrol yabancı şirketler arasında paylaşılacak ve ülkeye kırıntısı bile kalmayacaktır.

Libya halkına nelerin kaybettirildiğini tahmin etmek kolay ama uygulamada görmek için henüz erken. Bir avuç çapulcunun NATO desteğinde kazandığı zaferin Libya halkı için zafer olmadığı, emperyalizmin zaferi olduğu ileride anlaşılacak ama iş işten geçmiş olacaktır.

(26.10.2011)

Yazar: Editor
2011-07-31 14:22:57
http://hizliresimyukle.com/showoriginal-87835/miro.jpg

Bir Gezginin Ölümü

Miro bir portakal çiçeğinden doğar
Bu yüzden biraz turuncudur elleri
Gülünce portakal çiçeği kokar

Ceviz ağacına bakar Miro, çünkü
Gölgesinde yaralı sincaplar yatar
Bir karayılan rüyasında Miro’ya bakar
Bazen Miro uyumaktan korkar

Denizkızlarına âşık olur Miro / Denizi hiç bilmez
Dalgalar rakı kokar, dersem inanır Miro
Efkârlanır, oturur benimle bir sigara yakar

Ağaçlarda evler yapar Miro
Serçeler, sığırcıklar, güvercinler,
Ama en çok kargalar konar sundurmanın zeytin dallarına
En çok da kargaları sever Miro
Kargalar, kafasına uzun yolculuklar sokar

Uyuyunca bir gece Miro / Yıldızsız, karanlık, soğuk…
Portakal ağaçları ona
-bilirler hayatı zorludur,
dertlidir, uzundur işte gece-
Yapraklarından yorgan yapar

Bir iskambil kâğıdında Maça Beyi olur Miro
Sinek Kızı ona sevdalı sevdalı bakar
Ama bilir Miro aşk
Bir yalnızlıktır, aşk kavuşamamak,
Aşk ölüm oyununda köşe bucak kaçmak
Hem zanneder ki / Denize ulaştığı yerde Miro
Bir denizkızı ona yine öyle bakacak

Kuru nehir yataklarında, karlı tepelerde, sararmış bayırlarda,
Kedili sokaklarda, taş caddelerde, belki kalabalıklarda
Yürümeyi sever
Hep zanneder Miro, zanneder ki
Bir portakal çiçeği kokusudur hayat ve hep öyle kokacak

Evvel zaman içinde Kara Yılan asma’ya dolanarak çıkar
Korkar Yaralı Sincap, Ceviz Ağacı onu saklar
Bir denizkızı kendi rüyasında âşık olur Miro’ya
Ama/ ölüverir Miro bir akşam
Sinek Kızı çok ağlar
Ne çok gezecektik, der kederlenir, hiddetlenir kargalar

Ne hazindir, ne kısadır, ne güzeldir hayat
Gece, gelir Miro’yu sarar,
Görünmez olur Ceviz Ağacı, Portakal Çiçeği, Zeytin Dalları
Ben efkârlı bir sigara daha yakarım
Dalgalar hala rakı kokar…

Yazar: htabakan
2011-07-13 08:24:36

Gündeme şöyle bir bakarsak ne görünür?

http://img1.loadtr.com/k-474752-gazeteler.gif

*Altay, mağdur olduklarını iddia ederek küme düşürülmemeyi istiyor.

-E, iyiymiş.

*TSYD, Yönetim Kurulu’ndan “Herkes kendi işine baksın” başlığıyla yapılan açıklamada, özellikle bu süreçte görevini yapmaya çalışan basın mensuplarına taraftarların saldırısı kınanarak, sonucun sükûnetle beklenmesi gerektiği bildirildi.

-Bence spor gazeteleri veya gazetelerin spor sayfaları protesto edilmeli, hiç okunmamalı, TV’lerdeki spor yorumları da es geçilmeli. Futboldaki kirlilik orada daha da derinleşiyor çünkü.

*Lucescu’nun yıllar önce, “Türkiye’de futbol Çavuşesku dönemindeki Romanya’ya benziyor” dediği hatırlatıldı.

-Adamı linç etmişti o spor basını.

*Eski RTÜK Başkanı dâhil dört kişinin tutuklanması ardından yapılan operasyonda, biri Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği sorumlusu olan dört kişi gözaltına alındı...

Bu dava da sanki şike gölgesine denk getirildi.

*Son aylarda Türkiye’den gelen şikâyetler üzerine Avrupa İnsan Hakları Komiserliği tarafından hazırlanan raporda mevcut yasaların ifade ve basın özgürlüğü önünde engel oluşturduğu savunuldu. “Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğü” başlığı altında yayımlanan raporda, AİHM’in hükümlerinin Türk yargısı tarafından gerektiği gibi uygulanmadığı, yasalarda kapsamlı değişikliğe gidilmesi gerektiği belirtildi.

-Adamlar demiş diyeceğini.

*Bizim Kbong ve Mbilla hala dönmemiş.

-Ayıp ediyorlar ama.

*Kulüpler Birliği'nin açıklamasından bir gün sonra Galatasaray Kulüp Başkanı Ünal Aysal'ın açıklaması, ortalığı karıştırırken Aziz Yıldırım'ın şekerinin de bu nedenle yükseldiği iddia edildi.

-İş şimdi karışacak. Akşamlar olmasın, ligler başlamasın…

*Futbolda şike soruşturmaları kapsamında yürütülen operasyonların ardından, son günlerin en çok tartışılan konusu ile ilgili UEFA'nın resmi internet sitesinden bir açıklama geldi. Türkiye Futbol Federasyonu ile günlük olarak iletişim halinde oldukları belirten açıklamada, Avrupa Kupaları için kendilerine gönderilen listenin de onaylandığı açıklandı. Ancak soruşturmada adı geçen takımların, suçlu olduklarının tespit edilmesi durumunda ise ihraç işleminin gerçekleşeceği belirtildi.

-Dur bakalım ne olacak?

*Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı yeni programa göre, hükümet yeni iktidar döneminde kıdem tazminatını kaldırmaya kararlı. 61. Hükümet Programı’nın işsizlikle mücadeleye ayrılan bölümünde kıdem tazminatının kaldırılacağı ve yerine bir fon kurulacağı ilan edildi.

-İşçiler ve memurlar için oradan iyi bir şey çık-maz!

*Şike soruşturmasında 3. dalga olabilir mi?

-O 3.dalga Mersin’i, Eskişehir’i, Karabük’ü, Antalya’yı vs açıkça destekleyip şampiyon yapan AKP’li eski-yeni vekil ve bakanları içermediği sürece dalga değil dalga geçmedir!

O isimlerin de ifadeye çağrılmasını bekliyoruz…

Yazar: Editor
2011-07-03 09:59:45

Muz Cumhuriyeti          :

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-75360/brb.jpg

Geçen gün değinmiştik Ankaraspor’un B.A:1.lige alınmasına. Bu işte bir adaletsizlik, bir gariplik, biz enteresanlık olduğunu yazmıştık.

Olanlar bence ülke namına hazin işler. Başbakanımız biz muz cumhuriyeti değiliz diyor ya; hayır, biz bal gibi bir muz cumhuriyetiyiz. Yaşananları üst üste koyunca bu sonuç çıkıyor ortaya…

Neyse…

Konuya, Tunç Kayacı da değinmiş, onun yazısını da paylaşalım burada. Fanatik’ten… Buyurun:

________________________________

Türkiye bir sorunu hallederken arkasından bir sorunu doğuran ender ülkelerden biridir herhalde. Sadece sporda değil, siyasette, ekonomide, günlük hayatımızda dahi hep böyle değil miyiz? İki gün önce futbolumuzun patronunu seçip rahatlayıp işimize bakalım derken,  bir de baktık ki genel kurulda nur topu gibi bir sorunumuz oldu. Aziz Yıldırım, Melih Gökçek’i kapalı kapılar arkasında ikna edip huzura çıktıktan sonra, delegelerin oylarıyla Ankaraspor’u futbolumuza döndürdü! Görünürde güzel ve hayırlı bir iş yaptı Aziz başkan. Çünkü bu konuda uluslararası boyuta taşınmış ve federasyonu maddi manevi yıpratan konu, bir anda halledilmişti.

  • Ancak bu konunun niye sorun olduğunu ve Ankaraspor’un niçin mahkûm edildiğini, askıya alındığını kimse sormayacak mı?
  • Bunu yapanlar ve şu anda yeni federasyonda da görev almaya devam ettiklerine göre bu kişilerin yaptığı işlerin hangisi doğru.
  • Ve bu kişilerin bundan sonra yapacaklarına nasıl güvenip inanacağız.
  • Bir kere benim kişisel fikrim zaten Ankaraspor için önceden alınan kararın haksız olduğu yönündeydi.
  • Peki, bu karar ne zaman alındı, Ankaraspor Süper Lig’deyken değil mi?
  • O halde bu takım Süper Lig’de olsa hangi maddi imkânlara sahip olacaktı.
  • Ya da mahrum edildiyse bunlar nasıl karşılanacak?
  • Ayrıca Süper Lig’de askıya alınan bir kulüp, niye Süper Lig’e iade edilmiyor.
  • Bunu niçin soruyorum, çünkü Bank Asya 1.Lig’de geçen yıl düştü kabul edildiği varsayılan bir takımın maçlarını oynamadan nasıl ligde kaldığını biri bize anlatsın.

Kaç takım çıkacak, kaç takım düşecek?
O zaman da oynamadan bir takım ligde kalıyorsa oynayan takımların günahı ne? Altay ve Diyarbakırspor da lige katılmasıydı, Bank Asya’da kalmayı garantilemiş olacaklar mıydı? Ankaraspor nedeniyle Süper Ligi ve Bank Asya’yı bir türlü 18 takımda tutamayan federasyon, şimdi bu liglerden kaç takımı çıkaracak, kaç takımı düşürecek merak ediyorum.

Son söz; her şey daha iyi olacak derken, yine bir oldubittiyle, yine bir sorun yaratma marifetini gösterdik. Tebrikler...

Tunç KAYACI

Yazar: Editor
2011-06-16 08:13:29

Hiçbir yorum yapmadan şu haberi paylaşalım. Hayır, ısrar etmeyin buna yorum yapmayacağım!

[TGRT Haber'de yayınlanan Ekonomi Kulisi programını izleyenler gözlerine inanamadı. Program sunucusu Ziya Osman Açıkel canlı yayında isim vermeden birilerini tehdit etti. TGRT spikeri, bunu yaparken Başbakan Erdoğan'a 'yakın olduğunu" ima etti, iktidarın olanakları ile o kişiyi cezaevine attıracağını fütursuzca dile getirdi.

Gazeteciler.com'daki habere göre, Pazartesi gecesi yayınlanan programda Açıkel, ekrandan alenen tehditler savuruyor. Üstelik de çok çirkin bir lisanla... Önce bu konuşma için "TGRT'deki büyüklerinden izin" aldığını söylüyor. Diyor ki:

-"Önümüzdeki günlerde programımızdaki elektrikli havayı, dozajımızı biraz daha arttıracağız. Bu konuyla ilgili bazı önemli büyüklerimden izin aldım"...

Ve ilk örneğini veriyor dozaj artırmanın:

-"Bir kurum hakkında sağda -solda negatif, kötü niyetli yaklaşımlar sergileyen bir bey var. Biz ne beyler, bayanlar gördükkk!! Ağzının ayarını çok bozuyormuşsun sağda solda. Artık yüzün ak mı olur kara mı olur pek yakında ben canlı yayında ekrana getireceğim."

"2 ÇOCUĞU VAR, BABALARINDAN UZUN SÜRE UZAKTA KALMASALAR İYİ OLUR"

-"Hele şu Bakanlar Kurulu kurulsun. Bir gideyim Başbakana 'hayırlı olsun' diyeyim. Ondan sonra aleyhte konuşmak neymiş bu beyefendi ile hesaplaşacağız. Hiç merakı olmasın. Artık çok şey değişti. Neler göreceğiz, neleeeer... Ne operasyonlar göreceğiz. Demirparmaklıklar ardında kimlerin olduğunu göreceğiz. Ben burdan söyleyeyim. Arkadaşın da zaten 2 çocuğu var babalarından uzun süre uzakta kalmasalar iyi olur."]

Yazar: Editor
2011-03-31 09:16:29
"Selam Olsun"

Çağdaş Gazeteciler Derneğince düzenlenen (ÇGD) ''2010 Yılının Başarılı Gazetecileri'' yarışmasında ‘Özel Onur Ödülü’ne layık görülen dünyaca tanınmış yazar Yaşar Kemal, gönderdiği mektubunda gazetecilere yönelik baskılara dikkat çekerek “Yargı mekanizması adalet yerine öfke ve korku kaynağı olursa işte bir ülke böyle olur” dedi.


http://www.sairyolu.com/wp-content/uploads/2010/08/YA%C5%9EAR-KEMAL.jpg

“Basın zanaat değil sanattır, yaratıcılıktır, dirençtir. Basın hiçbir çıkarın yanında olmamalıdır, kendi çıkarı olsa bile. İşte basının özgür olması budur. Özgürlük düşüncesi sınırsızdır. Basın, dünyamızdaki pek çok kötülüğün bilinmesini, duyulmasını sağlayarak önemli savaşımlar vermiştir, kahramanlar yetiştirmiştir.

  • Düşünceyle uğraşmak, düşünceye önem vermek baskıcı düzenlerde her insanın başını belaya sokuyor.
  • Bugüne kadar basın şöyle bir doyasıya özgürlük yüzü göremedi. Hep baskı, hep baskı, hep satın alma...
  • İşte bugünlere geldik.
  • Hani eskiden bir güç vardı, ona ilerici güç diyorduk ya hepimiz karanlık bir duvarın önüne geldik başımızı son hızla vurmak üzereyiz.
  • Yargı mekanizması adalet yerine öfke ve korku kaynağı olursa işte bir ülke böyle olur.”


Zulüm aşağılık, insanlık dışı bir şeydir, ölümden de beterdir. Bilincine varınca olağanlaşır. Hepsinden beteri de insan soyunun yakasına yapışmış korkudur. Zulüm, zulüm değildir aslında, zulüm korkudur.
Diyorum ki, korkulmasın, bugünkü, bu gelip geçici duruma bakıp umutsuzluğa düşmenin bir gereği yok...

  • Bugün hapishanelerde,
  • mahkeme kapılarında veya mahkeme kapılarına gitmeyi beklerken
  • mesleğinin ve insanlık onurunun hakkını verenler var.
  • Onlar ve onların hakları için omuz omuza yürüyen, sesini yükseltenler insanlığımızın daha bitmediğini,
  • vurdumduymazlığımızın bizi öldürücü hale getirmediğini kanıtlıyorlar.

İnsanoğlu umutsuzluktan umut yaratandır. Demokrasiyi yaratmak insanlığın büyük gücü olmuştur. Çok söyledim, tekrar söylüyorum. Ya demokrasi ya hiç… Ve Türkiye ‘hiç’e layık değildir. Selam olsun düşünce özgürlüğü ve insan hakları için direnen meslektaşlarıma. Selam olsun, korkunun üstüne yürüyenlere. Selam olsun insanlık toptan tükenmedikçe umudun da tükenmeyeceğini gösterenlere. İnsan soyu içinde en güzelleri, en kutsanacak olanları onlardır.”

Basından

Yazar: Editor
2011-03-24 17:46:44

Bir kere nükleer enerji santralleri kurmak demek, dışa bağımlılığın zirvesi demektir, her şey [en azından başlarda personel de dâhil olmak üzere] dışardan gelecektir. Fakat nükleer enerjiye karşı olmak için dışa bağımlılık, pahalılık, turizme, sebze ve meyve üretimine, vb. vereceği muhtemel zararları, deprem riskini, vb. ileri sürmek sorunun en önemli yanı değildir.

http://nukleer.greenpeace.org/wp-content/uploads/2010/06/mersin-nukleer-miting2.jpg

Eğer Akkuyu ve Sinop’a nükleer santral kurulursa, nasıl bir kâbusun ortaya çıkacağını düşünmek bile ürperticidir... Bunun anlamı Karadeniz ve Doğu Akdeniz de canlı yaşamın yok edilmesi olabilir. Bunun için Three Miles Island [ABD], Çernobil [Rusya] ve Fukuşima [Japonya] türü büyük kazaların ortaya çıkması da gerekmiyor. Bizzat santralin kurulması ve çalışmaya başlamasıyla insan ve canlı sağlığı, çevre tahribatı bakımından da geri dönüşü olmayan bir yola girilmiş oluyor. Elbette kazalar da her an mümkün...

  • Kazalar mümkün ama atom santrallerindeki kazalar, trafik kazalarına ‘Aygaz tüpü kazalarına’ pek benzemiyor...
  • Zira sorun kaza ile bitmiyor.
  • Asıl sorun kazadan sonra başlıyor zira radyoaktivitenin binlerce, on binlerce yıl süren olumsuz etkileri söz konusu...
  • Nitekim plütonyum- 239 çekirdeğinin yarı ömrünün 20 bin yıl olduğu, karbon- 14 çekirdeğinin yarı-ömrünün de 5 bin yıl olduğu ileri sürülüyor...
  • Yıllar önce Greenpeace, Çernobil çevresindeki 900 kilometrelik alanda 10 bin kanser vakası tahmin ediyordu...

Türkiye’de özellikle Karadeniz sahil şeridi olmak üzere Çernobil’den kaynaklanan kanser vakaları hakkında ne biliyoruz? Neden bilmiyoruz? Gerçek neden toplumdan saklanıyor? Bu arada nükleer enerjinin sınırlı miktardaki doğal kaynağa dayalı bir enerji türü olduğunu da unutmamak gerekir...

Nitekim, nükleer enerjinin hammaddesini oluşturan Uranyum ve Toryum dünyada bir kaç ülkede ve denizlerde sınırlı miktarda bulunuyor... Ne tarafından bakılırsa bakılsın, nükleer enerjinin savunulur bir yanı yoktur. Zaten nükleer enerji başlangıçta insanî kaygılarla da ortaya çıkmış değildi... Askerî amaçlar için, öldürmek ve yok etmek için gündeme gelmişti...

  • O halde neoliberalizm fanatiği AKP hükümetinin Akkuyu ve Sinop’a nükleer santral kurma girişiminin boşa çıkarılması aciliyet arz ediyor.
  • Başbakan ve bakanları ağızlarını her açtıklarında ‘demokrasiden’ bahsediyorlar...
  • Demokrasi sevdalısı bu şahsiyetler acaba hiç zahmet edip Akkuyululara, Sinoplulara nükleer santral hakkında ne düşündüklerini sormuşlar mıdır?
  • Öyle bir şey akıllarından geçmiş midir?
  • Elbette sorun sadece Mersinlileri, Sinopluları ilgilendirmiyor, hepimizi ilgilendiriyor.
  • O halde Greenpeace’in, Yeşiller Partisi’nin, Mersin  ve Sinop Nükleer Karşıtı Platformların yıllardır sürdürdüğü anti-nükleer mücadeleye katılmak vazgeçilmez bir yurttaşlık gereğidir.
  • Son bir şey daha: Bir yere nükleer santral mi kurulması yoksa tiyatro binası mı yapılmasına bölge halkı değil de, ‘konunun uzmanları’, burunlarından kıl aldırmayan anlı-şanlı profesörler ve profesyonel politikacılar karar vermeye devam ettikçe, işler sarpa sarmaya devam edecektir...

Fikret Başkaya

Yazar: Editor
2011-02-04 11:09:03

Mübarek:” Halkının sesine kulak ver Tayyipciğim!”

RED - KESK, DİSK, TMMOB ve TTB'nin, 'Torba Yasa' tasarısına karşı başlattığı 'Ankara yürüyüşü', polisin saldırısıyla karşılaştı...

KESK, DİSK, TMMOB ve TTB'nin "Torba Yasa" tasarısına karşı başlattığı "Ankara yürüyüşü" gerçekleşti. 4 koldan Ankara'ya ulaşan ve Kurtuluş'ta bir araya gelen 5 bini aşkın emekçi, Meclis'e doğru yürüyüşe geçti. Taleplerini içeren pankart ve dövizler taşıyan kitle, sık sık, "Torba yasa geri çekilsin", "AKP sabrımızı taşırma", "Hükümet Mübarekten ders çıkar" sloganlar attı.

Kolej Meydanı'na kadar yolu trafiğe kapatarak ilerleyen emekçiler, burada panzerler ve TOMA araçları ile barikat kuran polis tarafından durduruldu. Polis araçlarından yürüyüşün "Yasadışı" olduğu ve yürüyüşe izin verilmeyeceği anonsları yapılırken, yolun trafiğe açılması istendi.

Eylemciler ise, anonslara ıslık ve yuhalamayla karşılık verdi. Bu arada eyleme, Türkiye'nin en büyük işçi konfederasyonu olan Türk-İş'e bağlı Belediye İş Sendikası da destek verdi.

Yürüyüşün önünde KESK Genel Başkanı Döndü Taka Çınar, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, TTB Genel Başkanı Eriş Bilaloğlu, TMMOB Genel Başkanı Mehmet Soğancı ve söz konusu örgütlerin merkez yöneticileri yer alıyor.

Meclise yürümekte ısrarlı olan emekçilere polis, gaz bombaları ve coplarla müdahale etti. Yürüyüşe katılan milletvekillerinin de gazdan etkilendiği olaylar sırasında kafasına cop darbesi alan Flash TV muhabiri de yaralandı.

 

RED’den…

Yazar: Editor
2011-01-24 11:45:28

Hay Allah, dedim. Bu eylemi nasıl kaçırdım diye da hayıflandım. Orada olunmaz mıydı? İşin enteresan yanı, aslında enteresan filan değil ya, mesele aşikâr, evet bu yanı işin bu kadar medyadan uzak seyretmesi veya uzak tutulması. Yoksa orası bir başka cehenneme dönerdi kanımca… İşte futbolu bu sebepten de seviyoruz…Haberini paylaşalım bari, oradaki havayı paylaşamadık… 

Taraftarlar Erdoğan’ı Protesto Etti

Islık protestosu sokağa indi

Galatasaray’ın yeni stadı Arena'nın açılışındaki olaylar günlerdir tartışılıyor. Taraftar grupları bugün Taksim'deydi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı protesto etti.
Tek Yumruk
Fenerbahçe ve Halkın Takımı Beşiktaş isimli taraftar gruplarından bini aşkın gösterici İstiklal caddesinde yürüdü.

Gösteriye katılanlar, kırmızı kart gösterip, ıslık ve düdüklerle Başbakan Erdoğan'ı protesto etti.

Grup, "Senden büyük halk var", "Seyrantepe, yitirdiğimiz
işçi kardeşlerimizle anılsın", "Bu devirde kimse şah değil, padişah değil" yazılı dövizler taşıdı, slogan atıp vuvuzela çaldı.


Türkiye Devrimci Spor Emekçileri Sendikası’nın öncülüğünde düzenlenen yürüyüş katılımcıları, Taksim Meydanı’nda toplandı. “Sporda da sinmeyeceğiz, susmayacağız, seyirci kalmayacağız”, “Ya hep beraber ya hiçbirimiz” ve “Tek yumruk”, “Her ıslık bir gözaltı” pankartları taşıyan taraftarlar, “Tayyip stadı al başına çal”, “Muhbir Polat”, “Arena halkındır, halkın kalacak”, “Aslantepe yıkılsın, Tayyip altında kalsın” ve “Bu maçı alacağız, başka yolu yok” sloganları attı. Taraftarlar ayrıca, “Bu devirde kimse şah değil, padişah değil”, “Susmayacağız”, ve “Spor iş yasası çıkarılsın” dövizleri taşıdı. Yürüyüşçülerden bazılarının ellerinde, stat yapımı sırasında yaşamını yitiren Gökhan Yavuz ve Reşit Ek’in adlarıyla “Seyrantepe yitirdiğimiz işçi kardeşlerimizin adıyla anılsın” yazılı dövizler vardı.

Eylem sırasında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan aleyhine de dövizler vardı. “Tayyip’e ikinci sarıdan kırmızı” ve “Her ıslık bir gözaltı” dövizleri dikkat çekiciydi. Taraftarlar, eylem boyunca da Başbakan’a sloganları ile gönderme yaptı. Taraftarların taşıdığı pankartlar arasında, farklı olan ise takımların renklerinden oluşan, “Ya hep beraber, ya hiçbirimiz, tek yumruk” pankartıydı. Taraftarlar bu pankart ile birlikte, kardeşçe hareket edebileceklerini göstermeyi amaçladıklarını söyledi.
Türkiye Devrimci
Spor Emekçileri Sendikası Genel Başkanı Metin Kurt da Galatasaray
Lisesi önünde basın açıklaması yaptı:
“Dünyanın tüm ünlü diktatörleri spordan rant sağlamaya çalışmıştır. Spor ile halkı uyutmak işlerine gelmiştir. AKP de Arena Stadı’ndan uyku tulumu imal etmeye çalışmış, fakat oyuna gelmeyen Galatasaray taraftarının ıslıklı protestosuyla karşılaşmıştır. Galatasaray taraftarının ıslıklı tepkisi, diktatörlük isteyen zihniyetin, padişahlık özentilerinin heveslerini kursağında bırakmıştır. Başbakan stat açılışını siyasi bir şova çevirmeye çalışmış, ancak 8 yıllık iktidarın yıkım politikalarından usanan halkımızın tepkisi, Galatasaray taraftarlarının aracılığıyla yüzüne vurulmuştur. Galatasaraylı kardeşlerimiz, tüm sporseverler ve biz spor emekçileri biliyoruz ki Arena Stadı’ndan dolayı tek borcumuz, başta stadın inşası sırasında hayatını kaybeden işçi kardeşlerimize olmak üzere emekçi halkımızadır. Bizi sporda dostluk, barış ve kardeşlik için verdiğimiz mücadele birleştirmektedir. Bugün bizler ilan ediyoruz ki bundan böyle hiçbir top emekçilerin kalesine girmeyecek. Bugün bu maç AKP ile emekçi halkımız arasındadır. Sinmeyeceğiz, susmayacağız, seyirci kalmayacağız. Bu maçı alacağız.”

Topluluk daha sonra olaysız dağıldı.

 Basından
Yazar: Editor
2011-01-19 12:11:32

Yılmaz Özdil’in bir yazısını paylaşalım. Biz bu sayfada aynı içeriği yıllardır yazıyoruz ya, bir de böyle bir tekrarda ne sakınca var ki!

______________________ 

Re re re

Barcelona Belediyespor veya New York Belediyespor yokken, bizim memlekette İstanbul Belediyespor varsa...


Ankara Belediyespor yüzünden futbolun altı üstüne geliyorsa... Cem Uzan'ın faturası Adanaspor'a; Dinç Bilgin'in faturası Göztepe'ye kesiliyorsa... 1970 Kasımpaşa yok, 1980 Kasımpaşa yok, 1990 Kasımpaşa yok, 2000 Kasımpaşa yok, 2002 Kasımpaşalı iktidar, 2004 Kasımpaşa üçüncü ligde, 2005 Kasımpaşa ikinci ligde, 2006 Kasımpaşa birinci ligde, 2007 Kasımpaşa süperligde'yse... Eski Maliye Bakanı, sanki cebinden verecekmiş gibi, Eskişehirspor'a Ronaldinho'yu getireceğim diyorsa...

Yeni Maliye Bakanı'nın memleketi Batmanspor'la Fenerbahçe'ye maç yaptırılıyor ve TRT Şeş'ten yayınlanıyorsa... Rize'deki Atatürk Stadı'nın ismi siliniyor, Tayyip Erdoğan Stadı yapılmak isteniyorsa... Kafasına ampul şapkası takılan Hakan Şükür, miting kürsüsüne çıkarılıyorsa...

Basketbol federasyonu başkanı, referandumda evet çıksın diye dua ediyorsa...

Milli takımın maçı, Başbakanımızın iftar programı nedeniyle geç başlatılıyorsa... Hayır'cı Fazıl Say'ın üstünü çizip, evet'çi Sezen Aksu kadroya monte ediliyor ve “dev” adamların töreni “minik” serçeyle yapılıyorsa... Ponpon kızlar yasaklanıyorsa... Başbakan yuhalandı diye, bütün salonun kameraları tek tek incelenip, insanlar gözaltına alınıyorsa...

Ermeni açılımını futbol üzerinden yapmaya kalkıp, Azerbaycan bayrağına yasak getiriliyorsa... Bazı kulüplere seçim yatırımı olarak para aktarıldığı iddiası WikiLeaks belgelerinde yer alıyorsa... Sivas mitinginde Sivasspor atkısı, Sakarya mitinginde Sakaryaspor atkısı, Mardin mitinginde Mardinspor atkısı takılıyor; kafa ile kol arasına bağlanan taraftar atkısı, kafakol aracı haline getiriliyorsa... Efes Pilsen yasaklanıyorsa... Avrupa'yı dize getiren 105 senelik kulübe, kömür yardımı muamelesi yapılıyorsa...
*
Spor siyasete alet ediliyorsa...
*
Herkes korkudan susar.
Gerçekleri tarih yazar.

____________________

Hürriyet’ten

Yılmaz Özdil
Yazar: Editor
2010-12-31 14:32:29

Buyurun o zaman size enfes bir piyango hikâyesi, Tarık Buğra’dan.

_________________________

87956′nın Sıfırı   

Fatih taraflarında -amca derim- bir uzak akrabam oturur. Hali vakti yerindedir. Üstelik bir radyosu, küçücük, bebek yastığı gibi bir kedisi ve on altı, on yedi yaşlarında da bir kızı vardır: Kumral saçlı, taptaze, kadife tenli, iri, yeşil gözlü, canlı, cana yakın bir şey. Adı da İclâl.

Bana gelince, ben işte böyle, yirmi üç yaşımda, bütün varlığı ve avuntusu sık saçlar, sağlam dişler ve kırmızı bol, kocaman düğümlü kravatı olan, pansiyoner bir tıp talebesiyim. Akraba canlısıyım; bu yüzden de sık sık amcamlara taşınırım.

Bu ziyaretlerimden birisinde ve yılbaşından bir hafta kadar önceydi; söz döndü, dolaştı, şans meselesine geldi. Ben;

— Hiç şansım yoktur benim” dedim. İclâl;

— “Benim de” dedi.

Şanssızlığımız bize dünyanın en tatlı şeyini, sitemle karışık övünmeyi veriyordu. Ve bu, tabiatıyla, yengeye vız geliyordu. O;

— “Ne biliyorsunuz denediniz mi?” diye sordu ve;

“Ortaklaşa bir bilet alın yılbaşı için” dedi.


Devamını Okumak İçin Tıklayınız

Yazar: Editor
2010-12-29 08:43:44
Şiddet Yasası Vesaire

“Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı ile cezalar artırılırken, çeşitli güvenlik tedbirleri de uygulanacak.” 

Hükümet nihayet ömrü hayatında iyi bir iş yapmaya yaklaştı ve sporda şiddeti önlemek amacıyla holiganlara, kulüp yöneticilerine ve sorumlulara ağır cezalar getiren yasa tasarısını TBMM’ye sundu. Meclis Başkanlığı’na dün sunulan Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Yasa Tasarısı’ndaki düzenlemeler şöyle:

Koltuk sökme hapsi
Spor alanlarında veya statlarda koltuk sökenlere, 1 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası verilecek. Ayrıca ‘kamu malı’ statüsüyle zarar verene ödettirilecek.

Çipli biletle fişleme
Statlara taraftarın adı, soyadı, kimlik numarası ve fotoğrafı bulunan elektronik biletle girilecek.

Teşvik primine 6 yıl
Şike yapanlara 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası verilecek. Teşvik primine 2,5 yıldan 6 yıla kadar hapis verilecek.

Ömür boyu yasak
Yasaklı kişiler, yönetici, hakem, temsilci veya gözlemci olamayacak. Kulüp veya federasyon yöneticilerini rencide veya tahrik edici açıklama yapanlara, 5 bin-50 bin TL arasında para cezası verilecek. Bu suçu kulüp yöneticileri işlerse ceza 250 bin TL’ye çıkacak.

Küfür cezaları
Taraftarlara, duyan kişilerin rencide olmasını sağlayacak tarzda küfretmesi durumunda, 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası uygulanacak.

E- biletine sahip çık
Müsabakalara biletsiz giren veya e-biletini başkasına kullandıranlara 1 yıla kadar hapis cezası verilecek. Sahte e-bilet yapanlara da 1–4 yıl arası hapis var.

Yurtdışı yasağı
Hakkında güvenlik tedbiri alınan holigan, müsabakalardan 2 yıl yasaklanacak. Yasaklı taraftarın yurtdışına çıkışını engellemek amacıyla, maçtan 5 gün önce pasaportuna el konulacak.

Yazar: Editor
2010-06-30 12:58:36

Kısa Kısa

http://ul.gcg.me/files/2010-06/gazete.gif

-"Şok Doktrini: Felaket Kapitalizminin Yükselişi" kitabının yazarı ünlü iktisatçı Naomi Klein, Guardian'daki makalesinde, G20 ülkelerinin bütçe açıklarını üç yıl içinde yarıya indirme kararının faturasının kamu çalışanları, emekliler, öğrenciler ve yoksullara ödettirileceğini belirtiyor.

*Ha şunu bileydiniz!

-Başbakan Erdoğan, dün grup toplantısında yaptığı açıklamada büyüme rakamları ile yeni bir rekor kırılacağını söylemişti. Ancak büyüme yüzde 12'nin altında kaldığı için bu gerçekleşmedi.

*Ne demiş, insanoğlu hayal ettiği müddetçe yaşar. Bir de bu durumlar için biz küçükken bir laf vardı, “rahmetli de o dertten gitti” veya “yoğurt mu dedin?”…

-İsrailli yetkili, “Türkiye gerginliği tırmandırma yolunu seçmiş görünüyor ve bu hiç kimsenin menfaatine değildir. Eğer ilişkileri tamamen koparmak için bahane arıyorlarsa bu Türkiye’nin Ortadoğu’daki durumuna zarar verir” dedi.

*Ya, böyledir bu işler, menfaat hesaplarına çıkar hesap, eninde sonunda…

-Tüm dünyada milyonlarca kullanıcısı bulunan sosyal paylaşım sitesi twitter, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik ilginç bir eyleme sahne oluyor.
Sitede kullanıcıların en çok girdiği sözcüklerin yer aldığı “Trending: Worlwide” listesine “notayyip” sözcüğünü sokmayı amaçlayan eylemciler, yazdıkları her “tweet”e (Kullanıcın 140 karakteri geçmeyen kişisel iletisi) “#notayyip” ekliyor.

*Sonra ışınlanıyor muymuş? Uzay Yolunda olduğu gibi…

-Milli Eğitim Bakanlığı, çocuklara okulu sevdirmek amacıyla 2010–2011 eğitim-öğretim yılında ders saatlerini düşürmek için çalışma başlattı. İlköğretim okullarında haftalık 30 olan ders saatinin 25’e düşürülmesi gündemde.

*Çok güzel... Ama arada lütfen o çocuklar dershane kapılarında heder olmasın, dershanecilerin bu durumdan bir menfaat sağlamalarına da engel ve bu meselenin takipçisi olunsun.

-Buca İlçesi'nde, aksam gezintisine dışarıya çıkan Sakar ailesine pitbull cinsi sahipsiz bir köpek saldırdı. Emenullah Sakar ve oğlu Hebin Sakar'ın hafif sıyrıklarla yaralandığı olayda, yakalanan köpek önce polise ardından belediye yetkililerine teslim edildi.

*Bu tarz köpek sahipleri eğitilsin, tedaviye gönderilsin; zavallı hayvanlar da vatandaş da eziyet çekmesin.

-Anayasa Mahkemesi, işçi ve Bağ-Kur emeklilerinin maaş adaletsizliğini Yüksek Mahkeme'ye taşıyan 5. İş Mahkemesi'ni yetkisiz buldu ve başvurusunu reddetti. İşçi ve Bağ-Kur emeklisi yaklaşık 6.5 milyon kişinin maaşlarının yükseltileceği umudu şimdilik suya düştü.

*Yorum yok!

Yazar: Editor
2010-06-22 15:58:16

“Bir Takımın Taraftarı Olmak”

 

http://ul.gcg.me/files/2010-06/fntk.jpg
 

Bir takımın taraftarı olmak insana bambaşka duygular tattırır.

  • Kişi, yapmayı isteyip yapamadığı şeyleri beğendiği oyuncularla yapmış kadar olur.
  • Birçok insanda özdeşleme gereksinimi yüksektir.
  • Bunlar, bir takımın taraftarı olmakla, o takımla ve o takımın taraftarlarıyla özdeşleşirler.
  • Grup olmak ve grup içinde yaşamak, grupla duygularını paylaşmak insanın doğal bir gereksinimidir.
  • Birçok ülkede bu en kolay şekilde bir takım taraftarı olmakla sağlanır.
  • Kişi o grup içinde kimlik ve kişilik bulur.
  • Takım yendiği zaman kendisi de yenmiştir.
  • Toplum içinde iyi bir konumdaysa bu yengi onun zaferlerine yeni bir zafer katmıştır.
  • Eğer toplum içinde kötü-aşağı bir konumdaysa takımın zaferleriyle gerçek kişisel yaşamında hiç tatmadığı zaferleri tatmaya başlar, kendini galip ve kudretli hisseder.

Birçok kişi için futbol taraftarlığı yaşamın zenginliğidir. Hatta çoğunluk için kişisel yaşamlarının en renkli bölümüdür.

 

Kaan Arslanoğlu

Politik Psikiyatri, sayfa 145–146, Adam Yayınları, İstanbul

Yazar: Editor
2010-05-22 11:13:56
http://ul.gcg.me/files/2010-05/bsn.jpg
 
Hürriyet'ten...
Yazar: Editor
2010-04-02 08:03:23

Polis copuyla demokratik açılım!

http://ul.gcg.me/files/2010-04/copp.jpg

TEKEL işçilerinin dün Ankara’da Türk-İş Genel Merkezi’ni ziyaretlerine izin verilmedi.
3 bin işçinin yürüyüşü, beş bine yakın polisin kurduğu barikatlar ile engellendi.
Biber gazları sıkıldı, coplar konuştu, ortalık savaş alanına döndürüldü.
Bütün bunlar ağzından “demokratik açılım” sözü düşmeyen bir hükümetin iktidarında gerçekleşti.
12 Eylül’ün “topluma dar gelen anayasasını” değiştirme azmindeki hükümetin iktidarında!
Nasıl bir demokratikleşme ise işçilerin hak arayışları 12 Eylül kalıntısı yasalarla önlenirken akla gelmiyor.
Demokratik hakların kullanımı konusunda hassas bir hükümet, bu işi bir inatlaşmaya çevirmezdi.
İşçilerin yürüyüşlerini güven içinde yapmalarına olanak verecek güvenlik önlemlerini alır, işçilerin yürüyüşünden korkmazdı.
Bir kez daha ortaya çıkıyor ki gerçek bir demokrasiye ulaşmak hükümetin umurunda bile değil.

Bir tek dertleri var: Yargıyı ele geçirmek.
Bunun için her türlü yolu deniyorlar. Yasaların ardından dolaşıp yargıç atamaktan tutun da Anayasa’nın güçler ayrılığı ilkesini altüst etmeye kadar her yolu!
Bunu neden yapmak istedikleri de demokratik hakların kullanımı konusundaki tutumlarıyla açığa çıkıyor.
İstedikleri demokratikleşme değil, tek parti iktidarını sağlamlaştırmak!
Onu başardıkları günün sabahı nasıl bir Türkiye’de uyanacağımızı tahmin edebilirsiniz.

Hürriyet // Mehmet Y. Yılmaz
Yazar: Editor
2010-04-01 13:14:08

Haberler Yorumlar Haberler Yorumlar Haberler

http://lib.colostate.edu/research/newspapers/newspaper_3.gif
  • Başbakan, kendi ipimi kendim çekerim, dedi, başkasına çektirmem… // E, hadi bakalım…
  • Bakanın biri, herkes kendi alanına yumurtlasın demiş… // Bu adamlar böyle lafları nereden öğreniyorlar acep?
  • AB, anayasa değişiklik paketini memnuniyetle karşılamış… // Bunların işi Akpnin yaptığı her bir şeyi memnuniyetle karşılamak, demek o kadar memnun edici buluyorlar hazretleri…
  • Parasız kalan hostesler soyunmuş… // Nerde ulan?
  • Yılmaz Vural’ın tarz ikizine Amerika’da rastlanmış… // O da gelsin, memlekete iki tane Y: Vural bile az… (Bunu hatırlarsınız, gözyaşlarını tutamamıştı o esnada Yılmaz Hoca: herkes gitse de onlara bakma, Yılmaz Hoca bizi bırakma… Sonra slogan başın öne eğilmesin aldırma kaplan aldırma, görecek günler var daha…’ya bağlanmıştı. Nereden nereye… Var görecek günler var…)
  • Bugün 1 Nisan… //Neyse ki bir eşek şakası yapan çıkmadı henüz.
  • Adnan Polat, bağıran istediğini alıyor, demiş… // Öyle ya, buralarda en fazla bağıran en haklı sayılır. Bakınız RTE…
  • Aytaç Durak görevden alındıydı... //Ee, Gökçek?
  • GS, FB’ye yenildiydi… // Bu işe en çok Hıncal sevindi. Yine sazı eline alıp, Rijkaard hoca değil dedi. Ah Hıncal ah, ömrümüzü çürüttün bre.
  • Ankara’daki Tekel eylemine polis engeli… // Bir de halktan yana olun…
  • Denizfeneri...// Hala ışıyor...
  • Bu cumartesi, Adanaspor K.Erciyes deplasmanına gidecek. // Umarın be kez cırcır olmaz Erciyesli futbolcular…
Yazar: Editor
2010-03-19 15:30:14
Basından

Bugün Vatan gazetesini alanlar, gazetenin yazarı Necati Doğru’yu göremediler. Çünkü, usta kalem Necati Doğru’nun kaleme aldığı yazı sansüre uğradı.

Yazı dün akşam saat 21.00’da Zafer Mutlu’nun talimatıyla gazeteden çıkarıldı. Necati Doğru da bu olay üzerine Vatan gazetesinden istifa etti.

Peki, Necati Doğru ne yazmıştı?

Odatv.com Vatan’ın sansürlediği o yazıyı yayınladı

  • İşte Necati Doğru’nun “İstanbul'da kaç Aytaç Durak bulunuyor?” başlıklı sansürlenen o yazısı:

“Bizim Adana'nın kısmetsizliğine(!) bak, bak, bak otur ağla. Annem Adana'dan telefon etti; "oğlum Adana'dan, Adana'nın yerlisi olarak bugüne kadar zengin olmuş bir kişi bile çıkmadı" dedi.

  • Annemi tanımaz mıyım!
  • Ne demek istediğini anladım. Gerçekten Adana'nın ekonomi tarihi yeniden yazılsa yazarın varacağı sonuç şu olacaktır: Adana'dan zengin olmuş bir yerli Adana'lı bugüne kadar çıkmadı. Kayseri'den, Niğde'den veya Balkan göçü sonrasında Bosna'dan yırtık yorganla gelenler pamuk ağası, çiftlik ağası, tekstil fabrikası ağası oldular. Çukurovanın insanın ciğerinin içine kadar işleyen sarı sıcağında pamuk üretiminde verimi dönüm başına 650 kiloya kadar çıkartma beceresini gösterebilen yerli Adanalıdan (Yörük olsun, Türkmen olsun, Ermeni olsun ya da Arap ve Kürt olsun) bir tek zengin çıkmadı.

Aytaç Durak çıkacaktı (!)
Gör başına neler geldi (!)
Herkes merakla bana "Aytaç Durak iktidar partisinden belediye başkanı olsaydı, Adana olayı bu noktaya kadar gitmeden kapanmaz mıydı?" diye soruyor. Ben de "temiz siyaset-temiz vatandaş-temiz toplum" idealine vidalanmış yazılar yazan biri olarak onlara "İstanbul'da Çelik Sır Kasa" hikayesini anlatıyorum.

***

  • Bu hikaye gerçektir.

Kişi ve olaylar sahidir.
Kasa, gazetelere manşet oldu, TV'lerde "içindeki para ne kadardı?" diye yayın konusu, Cumhurbaşkanı'na, Başbakan'a, İstanbul Belediye Başkanı'na, Meclis'te milletvekiline ihbar konusu oldu.
Cerahat kokan bir kasaydı.
Unutuldu gitti.
Olayı size şöyle anlatayım:

  • İktidar partisi AKP'nin adayı olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanılığına ikinci kez seçilen yüksek mimar Kadir Topbaş'ın, imar danışmanlığını yapmış Fethi Turgut, ailesini de alıp tatile gitmişti.

Evde sadece genç oğlu vardı.
Arkadaşlarına; "Babam her akşam eve torbalar dolusu paralarla geliyor, paraları çelik kasalara dolduruyor" diye anlatıyordu. Bu anlatım mahallede 12 kişilik bir "soyguncu çetesinin örgütlenmesini" tetiklemişti.
12 kişi plan yaptılar.
Belediye Başkanı'nın imar danışmanı Fethi Turgut'un genç ve biraz da saf oğluna, dümenden bir kız arkadaş ayarladılar. Kız evde oğlanın birasına uyku ilacı kattı, oğlan uyuyunca çete eve girdi.

***

Gerçekten 3 kasa vardı.
İkisi çok büyüktü.
Yerinden oynamıyordu.
Çok sağlamdı açılamıyordu.
Üçüncü kasa taşınabilirdi.

  • Hırsızlar taşınabilir kasayı aldılar, Kartalda bir eve götürdüler. Uğraştılar açamadılar. Maltepeden bir çilingir buldular. Kasayı açtırdılar. İçinden 950 bin Amerikan Doları, 280 bin Avro, 200 bin Türk Lirası ve 2 kilo altın çıktı. Bu çetenin yaptığından haberli olan Ahmet Tamer adlı birisine "soygundan pay" vermedikleri için o da kızdı, olayı bir ihbar mektubu ile Başbakan Tayip Erdoğan'a, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e, Belediye Başkanı Kadir Topbaş'a bildirdi. Onlardan ses çıkmayınca Meclis'e CHP milletvekili Çetin Soysal'a yazdı. Konu basına yansıdı. 12 hırsız yakalandı, hapse kondu (Bak Öge Demirkıran'ın 1 şubat 2009 tarıhli VATAN'da yayınlanan haberi ve ocak-şubat aylarında Cumuhuriyet, Milliyet, Hürriyet gazeteelrinde çıkan "gizli kasa"haberleri)

Hırsızlar hapse kondu.
Tahmin edin!
Kasanın sahibine ne oldu?
Kasanın sahibi iktidar partisinden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın imar danışmanı
Fethi Turgut'a ne Cumhurbaşkanı, ne Başbakan, ne Belediye Başkanı, ne savcı hiç kimse "arkadaş sen bu kadar parayı nereden buldun, bu üç kasa evinde ne diye duruyor?" diye sormadı. Fethi Turgut, "çalınan kasamdaki para sadece 200 bin dolardı" diye açıklama yaptı olay kapandı. Hırsızlar hala hapiste yatıyor. Fethi Turgut da hala belediye şirketlerinin birinde bir makam sahibi olarak çalışıyor.
Aytaç Durak'ı soruyorlar.
Çelik sır kasayı anlatıyorum.
Bu sefer ben soruyorum: İstanbul'da kaç Aytaç Durak bulunuyordur?

Necati Doğru”

Kaynak: RED

Yazar: Editor