2017-10-21 12:33:24

Seda Zorbaroğlu

-1969dan 1970e geçilecek bir yılbaşı akşamı… Dönemin siyasi ortamından da etkilenmiş evli bir çiftin aslında (bana göre) sevgi dolu ama yıpranmış ilişkisinin hikâyesi Belkıs ve Cahitinki. İzleyiciyi 70lere götürürken nasıl bir ruh halini yaşatmayı hedeflediniz?

Hakan Tabakan

Mağrur Fil Ölüleri, “şimdilik” beş novellanın ikinci parçası. İlk kitap olan (sadece sahaf baskısı vardı, 100 kopya) Rüzgârlı Sokaktan beş senelik bir geriye dönüşü hikâye ediyor. 1969u 1970e bağlayan o yılbaşı gecesinde geçiyor.

Mağrur Fil Ölülerinden hemen sonra öğreniyoruz, Cahit Uzungecenin öğretim görevlisiyken, aslında işsiz güçsüz yerel bir dedektife evrilmesini.

Yani oyunda anlatılanlardan biraz daha fazlası var Belkıs’la Cahitin hikâyesinde.  Israrla bir çocuk isteyen Belkısın o yılbaşı gecesinden yaklaşık altı ay sonra ölüvermesi, Cahit Uzungeceyi zamanla Marlon Cahite dönüştürür. Biz de diğer dört novellada onun, yani Marlon Cahitin maceralarını okuruz.

Hep 1970lerdir. Hatta Mağrur Fil Ölüleri hariç, tüm olaylar hep 1974 senesinde geçer. Onca olay bir senede nasıl olur, diye bir soru gelebilir. Hatta geliyor. Ben de, bu bir kurgudur, elbette olur diye cevaplıyorum.

Oyunda izleyiciyi, diğer maceralarda okurları 1970lere (1974e) götürmemin öncelikle şahsi takıntımla bir ilgisi var. İşin doğrusu tam burada canımın istediğini yapıyorum. Bir yolunu bulsam örneğin, sadece 1970leri dönüp dönüp yaşamak isterdim, hatta sadece 1974 senesini. Bu da tamamen hissi bir şey... Çocukluk hayalimden kalan güneşli, güzel, eğlenceli, zamanlar o canım Yetmişler... Hikâyeleri o yıllara dair okumalarla, dinlediğim hatıralarla pekiştirdim. Ama yine keyfi bir pekiştirme oldu bu. Zannetmek dolu…

Hayır. Kısaca yanıtlayamazdım bu soruyu. Uzun bir cevap oluyor. Ama derdimi burada gereğince anlatmalıyım.  Belkısla Cahitin ilişkisi bence de sevgi dolu. Yıpranmış mı? Yine bence, bence hala yıpranmamış bir ilişkiyi sürdürüyorlardı. Yani üzerinde durulacak bir yıpranma söz konusu değildi, tanık olunanlarda. En azından benim açımdan öyle. Seyirci bunu hissettiyse, elbette onların da kendilerine göre haklı gerekçeleri vardır. Dönemin siyasi ortamından etkilenmeleri Cahit’in bir problemi olarak duruyor. Öyle görünüyor. Eski günlerde kalmış bir Cahit, evinde mutlu bir Cahit, Belkısla huzurlu bir Cahit… Böyleyken, dışarıdaki hayatı, o hayatın fırtınalı hallerini, dipdiri hayallerini (Belki, babası Şefik Uzungecenin öldürülmesinden sonra) çok da umursamayan bir Cahit. Aslında böyle bir sürü Cahit tanıyorum. Belki bu alanda yıpranmış bir Cahitten söz edebiliriz.

Seyirciyi (veya okuru) 1970lere götürürken yaşatmak istediğim ruh halinin muhatabı, az önce bahsettiğim gibi, tamamen yazarın bir takıntısı. O yıllar güzeldi, gelin biz bu macerayı o yıllarda izleyelim, diye bir tercih. Tabi, şu 47 sene içinde de, nereden nereye geldik, diye bir sonuca bağlamak da kurgunun eğlenceli bir yanı oluyor. Şöyle bir şey; oyunun tam orta yerinde, Belkısın salonunun orta yerine bir kutu konuyor ve o kutudan, ne çıkacak, derken, zamanda bir yolculuk ve görece bir mecazla 2017 yılının Türkiyesi çıkıyor. Galiba…

Dönemin siyasi ortamından, gereğince etkilenmemiş, toplumsal anlamda bir aydın sorumluluğuyla hayata dâhil olmamış Cahit Uzungecenin, tercih etmede duraksamış bir yayıncı ve akademisyenin, edilen tercihlere maruz kalmasının bir kurgusu içinde, belki “yahu bu insanlar, bu mağrur fil ölülerine dönüşmüş insanlar, evde sosyo-politik tost yapacağına çıkıp sokaklarda votka limon içselerdi bari” ruh halini yaşatmayı düşünmüş olabilirim.

-Oyun bir yanıyla ilişkiler bazında bugüne göre fazla bir değişikliğin olmadığını hissettiriyor. Fakat içinde bulunduğumuz ortamda her şeyin aynı veya çok benzer olması pek mümkün gözükmüyor. Sizin vermek istediğiniz duygu hangisi oldu oyunu yazarken? Benzerlikleri vurgulamak mı, farklılıkları ortaya koymak mı?

Benim tüm derdim bir hikâye anlatmaktı. Yaklaşık 10 yıl önce yazdım bu oyunu. Üniversitedeyken çok sevdiğim bir kız vardı.  Oyunda ona Belkıs dedim. Sonra, evlenseydik nasıl bir hayatımız olurdu, diye hayal ettim. Her şey bundan ibaret...

Bir de Mağrur Fil Ölüleri diye çokçağrışımlı bir isim de bulunca bu hikâyeye, üzerine bir votka limon içip efkârlandım. Portakal bahçesinin içinde bir evim vardı, hatırlamak ve hüzünlenmek için, her şey yerindeydi.

Ama işte bu bir oyun ve onun da bir vurgusu olmalı, hele böyle Mağrur Fil Ölüleri diye tevriyeli bir adı da olunca… Bunun üzerine bazı imgeler zaten kendi kendine geliyor, yazar istemese de geliyor.

Benzerlik veya farklılıktan öte hiçbir şey sebepsiz değildir, hiçbir musibet başımıza durup dururken gelmez, yaşadıklarımız bir sonuçsa, dön geri bak bakalım yargısını vurguladım. En bilinçli hedefim bu oldu, diyebilirim, bu manada…

-Eğer 70lerin değil de, bugünün oyun metnini yazsaydınız, ne gibi farklar ortaya koymayı uygun bulurdunuz?

Bu soruya cevap vermek için biraz düşüneyim... Önce şunu söyleyeyim. Bugünü yazmazdım. Geriden gelmeyi seviyorum. Tüm dünyayı, tüm Türkiye tarihini, her olayı, her şeyi bir tek 1974 senesine sığdırabilirim, diye düşünüyorum… Nasıl olsa kurmacanın sihri diye bir şey var. Herkes kullanmakta özgür...

Peki, madem işimiz kurgu, bu soruya da bir kurgu anlayışıyla cevap vereyim. Acaba ne yapsaydık da, o kutudan bugünün Türkiyesi çıkmazdının cevabını arar, bulur ve o farkı vurgulardım; Evde değil de dışarıda, sokakta olan Belkısla Cahit… Zaten Marlon Cahitin diğer maceralarında onu hiç evde görmüyoruz, Belkıs gittikten sonra yani…

-O zamandan bu zamana yaşanan siyasi gelişmeleri ve bireyler-ilişkiler üzerinde yarattığı etkiyi nasıl yorumluyorsunuz? “Aradığımız şey hep adalet ve hürriyet olmuş”, fakat elde etmek bir yana daha da kötüye gidiyor sanki gelişmeler. Soru hep aynı; cevap aranıyor;  “ne olmak istiyoruz; kul mu, hür birer fert mi?” Bugün daha da yoğunlukla mı kafamızı kurcalıyor acaba bu soru; bir arpa boyu yol alamadık ve böyle gelmiş böyle gider mi diyeceğiz, yoksa umutlu mu olmalıyız?

Uzun yanıtlar isteyen sorular… Ama çok uzatmayayım lafı. Kendi tercihlerimizin arkasında duramadık. Başka tercihlerin dayatmalarını yaşadık. Yaşıyoruz. Sorumlulukları yerine getirmemek bir hata ise, bunun da birtakım bedelleri vardır mutlaka; sorumluluk, toplumsal duyarlık gibi kavramlara inanıyorsak.

“Adalet-Hürriyet” meselesinde şunu söyleyebilirim.  Hürriyetin peşinde olmalı önce, sonrasında adalet nasıl olsa sağlanır. Çünkü halktan özellikle kaçırılan şey o hürriyet, muktedirin vaat edip hiç vermeyeceği şey; adalet dediğimiz de zaten devletlerin esas demagojisi ve mülkün temeli… Zaten adalet deyince Şefik Uzungecenin aklına gelenler; adalet sarayı, adliye, adalet bakanlığı, adalet divanı, Adalet Partisi… vs…

Mağrur Fil Ölülerinin içinden bakınca, 1970lerden bugüne değişmeden geldik, diye bir mesaj yok. Şu var derim: Mağrur bir fil ölüsü olmanın kimseye faydası yok önce siz işitin bunu Bay Cahit ve sonra Belkısla Cahit. Birer birey olarak temsil ettiğiniz hayat, o neyse artık, fena çuvalladı… çok saklandınız… ve saire…

1970ten çok daha geride bir mevzide olduğumuzu düşünüyorum. Hiçbir şey aynı kalmadı dolayısıyla. Yine de umutlu olmamızı gerektirecek birçok neden var. Bu da ayrı bir konuşmanın konusu olacak kadar ayrıntılı…

Tam burada, Semaver Kumpanyadan Sevgili Serkan Keskinden, onun son röportajından bir alıntı yapayım: İnsanlar umutlarını kaybetmesinler!

Böyle!

-80lerde benim ailemde de yaşanan bir sağ-sol kavgası vardı. Fakat günümüze bakınca o günkü tartışmaların ne kadar da naif yapıldığını düşünüyor insan. Şimdi ise sağı var, solu var, ulusalcısı var, etnik kimliğe bağlı siyaset yapanı var, dincisi var, muhafazakârı var, var oğlu var. Size göre de bu kutuplaşma insani ilişkilerimizi geçmişe göre daha fazla zorlayan bir durum mu acaba?

Hayal meyal hatırladığım o 1970leri sizin de vurguladığınız sebeplerden seviyorum. Nefis bir rakı masası ve onun kokusu gibi… Güzel bir his...

“…bu kutuplaşma insani ilişkilerimizi geçmişe göre daha fazla zorlayan bir durum” olmaz mı?

Oyunda bir alıntı yapayım:

Cahit

Yumurta ve domates birleşince sası bir tat çıkar ortaya. Nasıl söylesem; hım, evet, buldum; muhafazakârlığın muktedir olması gibi bir şey... Evet, bunu makul bir hale getirmek için soğan ikinci çaredir. Bir şey sasıysa kötüdür, derdi bizim Nezih Hoca. Soğan o sasılığa katlanmaya ikna eder seni…

Belkıs

Güzel! Peki, diğeri neymiş?

Cahit

Sarmısak! Ama şimdi onunla uğraşamam.

Belkıs

Hem sen nerden biliyorsun bunları bakayım? Hı?

Cahit

Güzelim, ben aynı zamanda bir yayıncıyım. Yemek kitapları da basmışlığım var. Hem ne gerek var özel bilgilere, biraz hayal gücü yeter. Ve malzeme… Ne diyordum? Soğan! Sarmısak da şey oluyor bu analizde, kolluk kuvvetleri… Sarmısak jandarma, soğan polis… Her şeyde önce soğan çıkar ya karşına…

Belkıs

Şu marul yaprakları ne? Aç sınıfın laneti mi?

Hayır, hiçbir şey için umutsuz değilim; aç sınıfın laneti adına!

-Belkıs ile Cahit, acaba bugünün kahramanları olsaydı nasıl bir tartışma içinde olurlardı size göre? Hangisi, hangi siyasal görüşün savunucusu olurdu? Bugün fena halde dallanıp budaklanan bu siyasi ortamda oyununuzu izleyenler, kendilerini daha çok benzer bir durumda mı hisseder, yoksa farklı bir yere mi koyar? Ezcümle; izleyicinizden bu konudaki geri dönüş nasıl oldu?

Her ikisi de sosyal demokrat bir noktada buluşmuş olurlardı sanki, öyle görünüyor. Yani işaretler böyle.  Dediğim gibi, aynı evdeki “mağrur iki fil ölüsünden” (1970ten 2017ye) ne kalmasını bekleyebiliriz ki?

Seyircilerin tepkileri olumlu oldu. Benim dolayısıyla da tanık olduklarım olumlu yöndeydi. Tabi oyunun bir beğeni düzeyine ulaşmasında Yönetmen Volkan Sarıöz’ün ve Semaver Kumpanya’nın; Belkısla Cahiti oynayan Sezin Bozacı ve Sarp Aydınoğlunun katkıları kelimelerle ifade edilemez.

-Dönemin siyasal ortamıyla insan ilişkilerini karıştırıp izleyici üzerine tabiri caizse “boca etmek” olarak yorumlanabilecek bir eleştiri de almışsınız. Bu konuda cevap vermek ister misiniz?

Böyle bir his veya düşünce varsa bu tamamen benim kusurumdur. Bir yazar olarak söz konusu duruma düşmek hoş değil. Neticede bu eleştiri gelmiştir. Ciddiye alınması gereken bir vaka var, benim açımdan.

Şunu söyleyebilirim. Özellikle kaçındığım, uzak durduğum bir “şey” bu! Bir eserde, herhangi bir eserde, didaktik unsurların, bir sürü önermeyi boca etmelerin bırakın öne çıkmasına, bir izinin bile görünmesine hoş görüyle bakılmasından yana değilim. Böyle bir eserin ikinci sayfasına, okur olarak, geçmem bile…

Bu anda sadece şunu umarım: Dilerim bu konuda eleştirinin dozu biraz ağır kaçmıştır.

İlk yazdığım oyunda, söz konusu hatayı yeterince yapmıştım... Deli veya İntihar diye bir şeydi. Yıllar sonra çekmecelerin birinden çıktığında, sıkılarak okuduktan sonra, büyük bir zevkle yırttım, attım onu. Bir satırını bile bırakmadım. Dönüp de böyle bir kusuru tekrarlamış olma olasılığı (veya iddiası) bile can sıkıcı…

Sonuç olarak bu eleştiriye katılmıyorum… Yukarıdaki alıntı eğer “tüm donanımı bir tek oyunda ortaya dökmenin”  tipik bir örneği olarak kabul edilmeyecekse, yine hayır, katılmıyorum. Tersi bir iddiayı ayrıca tartışmaya hazırım.

-Oyunda fillere özel bir önem atfetmiş, ismi de bu yönde belirlemişsiniz; “yalnız ölürler” diyerek. Oysaki bütün hayvanlar öleceklerini hissettiğinde ölüme çekilirler. Bir kadın bakış açısı olarak belki; fillerin kadın sürüleri olarak dolaştığını ve birbirlerine sahip çıktıklarını bilirim. Bu konudaki bir fikri nasıl yorumlarsınız? Sizinki bir erkek bakış açısı olabilir mi mesela?

“Yalnız ölmek” fillerin bunu bilmeleri, filan… Ama hakikaten sadece bir filandır bu…

Bu bölüm, tamamen Cahitin gevezeliği... Aslında oyunda, bu gevezelik, ima ediliyor da. Belkıs zaten Cahitle dalga da geçiyor. Nerden okudun bunu, diyor, çeviri mi bu? Anlatımın diliyle de eğleniyor Belkıs.

Zaten oyunda, oyunun adından başka öyle yoğun bir mecazlar saldırısı filan da yok. Bu konuda gelecek eleştirilere tek tek cevap verebilirim. Ama dediğim gibi, böyle hissedilmesi de görmezden gelinmemesi gereken bir problemdir.

Fillerin hikâyesinin, bu oyunda, yazar açısından, pek bir mesaj değeri yok. Bir kutu gelir, içinde acaba ne var, konuşması geçer. Biri, fil olabilir, der. Cahitin malumatfuruşluğu tutar. Fil hikâyesini anlatır. Belkıs oradan kendine başka bir hikâye, bir baba dramı çıkarır. Yani aslında laf lafı açar! Elbette oyunun adına bir gönderme var bu fil hikâyesinde. Aslında bu hikâye, oyunun adının hürmetine var. Oyunun adı “Mağrur Fil Ölüleri” değil de örneğin “Yağmur Dinince” olsaydı bu fil hikâyesi de tüm çağrışımlarıyla oyunda çıkabilirdi ve aman aman bir şey de kaybedilmemiş olurdu.

Dediğim gibi, mağrur fil ölüleri direkt, Cahit ile Belkısın kendileri. O fil hikâyesinden bakmamız gereken yer burası; yalnız ölündüğünü bilen filler değil. Örneğin yüksek sesle bile tartışmayacak… kadar mağrur, oyunda anlatıldığı üzere de, hayattan ve her şeyden kaçan, sonuçta adeta birer fil ölüleri…

Aslında olay, benim açımdan bu kadar basit. Seyirci de doğal olarak izlediğinden dilediğince mecazlar, istiareler, tevriyeler çıkarabilir tabi. Bu engel hiçbir şey olamaz…

Bir erkek bakış açısı mı?

Yok!

Gerçekten.

-Hee, bir de röportajcının hinlik yapan sorusu tabii: O dönem tost ekmeği var mıydı?

Az önce de konuştuğumuz gibi. Bir kurgu için mümkün şeylerdir bunlar bence sakıncası yok! Galiba bir tür anakronizm oluyor bu, Adanaya bir Kızkulesi yerleştirmek gibi…

1969 senesinde tost ekmeği olmasa da; bence olduğuna kanıt için, küçük halam anlatır dururdu, Turuncu Köşede bir tost yemiştim, ekmeği değişik bir şeydi, diye bir hikâye de uydururum üzerine, bunu dediğine halamı bile inandırarak.

-Peki, Semaver Kumpanya?

Profesyonel anlamda ilk oyunun Semaver Kumpanya tarafından sahnelenmesi yeni bir yazar için önemli bir şanstır, diye düşünüyorum.

Oyunun hazırlanma aşamasındaki görüşmelerimizde; rejisi, dramaturjisi, ses tasarımı, dekoru, kostümü, ışığı, afiş tararımı ile ne yaptığının son derece farkında olan, disiplinli, tiyatro bilgisiyle oyun yazarına da tiyatroya dair çok şey öğretecek donanıma sahip olan bir ekibe tanık oldum.

Semaver Kumpanya ile bu boyutta tanışmış ve çalışmış olmaktan çok mutluyum.

15 yıl boyunca birbirinden güzel oyunlar sahnelediler. Dilerim başkaları da bir zaman sonra, Mağrur Fil Ölüleri’ni de dâhil ederler böyle bir yoruma. Onlarla anılmak çok güzel.

Oyunun Künyesi

Yazan: Hakan Tabakan

Yöneten: Volkan M.Sarıöz

Yönetmen Yardımcısı: Selen Şenay

Dramaturji: Bilgesu Kasapoğlu

Dekor ve Kostüm Tasarım: Başak Özdoğan

Dekor Uygulama: İsmail Hazar

Kostüm Uygulama: Ayşenur Arslanoğlu

Işık Tasarım: Sema Öztaş

Işık Uygulama: Mustafa Karakoyun

Ses Tasarım & Uygulama: Sibel Altan

Sahne Asistanı: Anıl Yıldız

Oyuncular: Sarp Aydınoğlu, Sezin Bozacı, İbrahim Barulay, Uğur Senkeri

 

Seda Zobaroğlu

Yazar: htabakan
2016-07-20 07:32:35

"İnsanın

doğa yatarmasının zirvesi

şehirdir.

Şehir hem sanattır

hem ekonomi

ve aynı zamanda

toplumsallığın odağı,

siyasetin ve uygarlığın ışıma merkezidir;

ama bunların yanı sıra

köleliğin, bağımlılığın ve

sömürünün de.

İnsan bir süre sonra

kendini ancak

şehirin aynasında yeniden üretebilir hale getirir."

Mehmet Ali Kılıçbay 

Yazar: Editor
2015-12-15 15:47:25

___________________

Adanalı Che(!)

Haber; “5 Ocak devrimi” diye geçiyordu Hürriyet’te.

Terim, kulüp, federasyon ve medya üçgenindeki ilişkileri masaya yatırıp yeni bir sayfa açılması gerektiğini söyleyecek. Radikal bir değişim isteyecek, Merkez Hakem Kurulu (MHK), Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK) ve Tahkim Kurulu üyelerinin Kulüpler Birliği tarafından belirlenmesini ve Türkiye Futbol Federasyonu’nun da atamayı gerçekleştirmesini önerecek.”

Arkaya yaslanmakta yarar var!

Çünkü ortada bir devrim var.

Şimdi devrimin tanımını da yaparak işe başlayalım ki nereye varacağımız belli olsun.

Devrim: “Hızlı ve geniş kapsamlı olarak niteliksel değiştirme ve yeniden biçimlendirme eylemi.”

Peki…

Futboldaki varolan sistemi koruyarak (!) sermaye (paralar da kulübün?), yani patronlar lehine değiştirip, onların emir ve komutasına sunmak bir devrim mi?

Değil tabii ki; olsa olsa bağlı olunan güce istediğinin verilmesiyle ilgili görevlendirilmeden başka bir şey olamaz.
Kulüpler Birliği, zaten futbol kurumunun siyasi amaç doğrultusunda yönlendirmekle ilgili görevinin bilincinde hareket ettiğine aşikârdır.

Başkanının konumu ve geldiği yerler ile bulunduğu yer arasındaki ilişki zaten her şeyi aleni olarak belli ediyor.
Devrim olarak sunulan bu talepler tamamen bir tezgâhın hazırlanıp, algı manipülasyonu yapılarak farklı sunulmasından başka bir şey değildir.

Bütün yetki Kulüpler Birliği Başkanlığı’na devrediliyor.

Ve amaç bu…

Futbolcu ve antrenörlerin tamamen sömürüleceği, hakemlerin manipüle edileceği ve hak arama taleplerinin yok edileceği ve futbolun tamamen siyasi erkin denetimine sokulacağı bu tezgâhı devrim diye sunmak ve bunu devrim diye yazmak akıl tutulmasından başka bir şey değildir.

Çünkü…

Kurumsal anlamda futbolun tüm kuruluşlarının özerk olması gerekir.

Ancak bu suretle tarafsızlık ve objektif yönetim anlayışı oluşturulabilinir. Aksi zaten bir gücün himayesine girmekten kurtulamayan veya aynı doğrultuda istenilen himayeyi oluşturur.

MHK, PFDK ve Tahkim Kurulu, düşünebiliyor musunuz; sahada ve saha dışındaki tüm yasal statüdeki kurum ve kişileri himaye altına alıyor. Hangi doğru ve objektif karar çıkabilecek ve en önemlisi kime göre doğru karar olacak, kime göre yanlış karar olacak..

Bu nasıl devrim allasen!..

Siyasi anlamda muhalif olarak algılanan bir takıma uygulanacak baskı ve tacizi kim önleyecek?

Ki; şu andaki yargı tereddütleri ve bu kadar yaşanan hukuk skandallarının açtığı yararlar aleni ortadayken.

Bir futbolcu veya antrenörün kişisel anlamdaki doğru duruşu, sisteme ve patronlara ters gelirse kendini nasıl koruyacak?

Ki; hiç birinin görev alması veya oynaması zaten şu dönem için mümkün değilken…

Sendika yok,

Sosyal koruma yok,

Mesleğe özgü emeklilik yok,

Ailenin güvencesi yok…

Atanan bir Futbol Direktörü’nün hiç haddi değilken, kalkıp önüne koyulan ev ödevini “devrim” diye sunması, sadece futbol adına değil, sportif etik değerler adına da rencide edici bir davranıştır.

Zaten TFF Başkanı veya başkanlığından söz etmiyorum bile…

Onun konumu ve görevi başka ve başka âlemlerde…

Çünkü bu meseleler onun alanına girmesine rağmen ortalıkta görünmüyor. Aslında ortaya çıkıp “dur kardeşim sen kim oluyorsun da bu konularda açıklama yapıyorsun” diyerek Futbol Direktörüne haddini bildirmesi gerekir.
Hatta onu görevden alması gerekir.

TFF’nin içinde “paralel yapı” gibi çalışmak olur mu?

Ama…

Her türlü demokratik değerlerin ve beklentilerin yok edildiği bir ortamda böyle bir devrime de ihtiyacımız vardı!

Ki; bu Direktörün kaçıncı devrimi böyle!

İyi de olacak?

Yalnız devrimci arkadaş Floransa’da komünist, Milano’da kapitalist de; buradaki durumunu çözemedik!

Neyse…

Neticede;

Bir gerçek var ki; bilgi donanımı eksik olanın biatı kaçınılmaz olur.

Müslüm Gülhan

BirGün Gazetesinden Alıntıdır!

______________

Sayfa için tıklayınız.

Yazar: Editor
2015-11-12 21:24:58

"Bir kötü haber de AYM'den geldi, iyi mi?" demiştik.

Yeni bilgiler geldi, durum o kadar vahim değil. 

Şöyle:

"Böylelikle, elektronik bilet uygulaması sürecek, ancak kulüplerin uhdesindeki bilet satış hakkı TFF tarafından tek bir bankaya pazarlanamayacak, kişisel bilgiler tek elde tutulamayacak. Böylelikle kulüpler, Çalık Grubu’na ait Aktifbank ile yapılan sözleşmeleri iptal edip, başka bankalara yönlenebilecek. Benzeri bir model, İtalya ve İngiltere dahil olmak üzere pek çok ülkede uygulanıyor.

AYM, bu kararı 16’ya 1 oy çokluğu ile alırken, özellikle raportörün hazırladığı raporun, 6222 sayılı yasanın 5. maddesinin 11 fıkrasının C bendinin (TFF’deki kişisel kart bilgilerinin 3. kişilere pazarlanma yetkisi) iptalinde büyük rol oynadığı öğrenildi.

Taraftar Hakları Dayanışma Derneği Başkanı Kemal Ulusoy, AYM kararını yorumlarken, “Şimdi 9 Aralık’taki tüketici mahkemesi daha da önem kazandı. Oradan çıkacak sonuç, passolig uygulamasının geleceğini belirleyecek. Uzun bir hukuki süreç bizi bekliyor” derken, davanın takipçilerinden ve dernek üyesi Dinçer Tomruk da “Aslında AYM tam olmamakla beraber bizim savunduğumuz taraftar haklarını belli ölçüde korumuş oldu. Bence passolig dayatması bitmiştir, kulüpler kendileri elektronik bileti işletecektir, ancak 9 Aralık’taki mahkeme birçok şeyi değiştirebilir” ifadesini kullandı."

Basından 

Yazar: Editor
2015-09-22 12:42:33

Durum Tespiti (Basından Alıntı)

Aydın Doğan’ın kızını, Vuslat Doğan Sabancı’yı, Hürriyet binasının önündeki merdivenlerde, medya grubunun tüm tanınmış isimlerini ardına almış bir halde, bir çeşit ‘direniş manifestosu’ okurken gördük. Bu manzara ülkenin halini özetliyor aslında. Şimdi iktidar, o çerçevedeki herkesi ‘terör örgütü propagandası’ yapmakla suçluyor…
Ne günlere kaldık!
Düşünsenize… Ayşe Arman falan… Fosforlu pembe pabuçlarıyla…

AKP’nin ‘dandik faşizm’i bu kadar pespaye işte. Ve bu pespayelik, hiç kuşkusuz, ne kadar seviyesiz ve cahil kadro varsa saltanat kayığına doluştuğu içindir. Köylü kafasıyla faşizm bu kadar olur…
Şu Abdurrahim Boynukalın mesela… Nasıl acayip bir kişi, değil mi? Ahmet Hakan’ın evinin önüne gidip onu korkutacakmış. Aslında dövmeleri lazımmış Ahmet Hakan’ı…
Bunlar hep ‘kadrolu delikanlılar’ işte. Polis korumasında delikanlılık sanatı icra ediyorlar. Gazete basıp insan korkutmaya çalışıyorlar. Sonra kıvırıyorlar…

Ergenekon operasyonu kendisine gelecek zannedip korkusundan bir arkadaşının yatında saklanan bir jöleli şarlatan, “İki tabancam var. Liderimi korurum, gerekirse ölürüm” açıklamaları yapıyor…
Metin Metiner eli artırıyor, “Üç tabancam var” diyor... ‘Hanımefendi’nin önünde iki büklüm yerlerde sürünüp yağcılık yapan adamda mitralyöz olsa kaç yazar?

Dandik faşizmin insan malzemesi üç aşağı beş yukarı bu tiplerle özetlenebilir. Genel bir kolpadan dayılanma hali var hepsinde. Dayaktan, silahtan bahsedip duran koca koca herifler…
Tek başlarınayken yürekleri hiçbir şeye yetmeyen, sürüleşip devlet erkini arkalarına aldıklarında artistleşen bir yağcılar topluluğu…
Yarın bunları batan saltanat kayığından kaçmak için birbirlerini ezerken göreceğiz. Bugün saldırdıkları Hürriyet’e, iktidarla ihtilafı olan büyük sermayeye kapılanmak için ne taklalar atacaklar, kim bilir…

Evet, bu saltanat kayığı batacak. Bilimsel olarak, AKP iktidarının mevcut haliyle devam etmesi mümkün değildir. Bunun şartları yoktur.
Son bir hamleyle, kendi yasalarını bile çiğneyerek ve her türlü düzenbazlığa başvurarak seçimleri tekrarlıyorlar. Seçimleri kazanmak için savaş başlattılar ama ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Tek başına iktidar olabilmek için bir illüzyon yaratmak ve medyanın tamamını kendi illüzyonlarına ortak etmek zorundaydılar. Beceremediler. Doğan Grubu’na bu yüzden saldırıyorlar.
Ama olmuyor…
Hesap tutmuyor…
Çünkü emperyalizm ve onun yerli ortakları, tımarhanelik hale gelmiş figürlerle bu ülkeyi yönetmenin mümkün olmadığını görüyor. Bu devri bitirmek istiyorlar.
Ve bu devir bitmiştir…
Emperyalizmin, sermayenin ve devletin onca yıllık yayın organı Hürriyet’i ‘terör propagandası’ ile suçlamaları, iktidarın bittiğinin en önemli göstergesidir. Emperyalizm ve sermaye istemeden bu ülkede faşizm olmaz. Tam da bu nedenle, AKP’nin yarattığı rejim, literatüre ‘dandik faşizm’ olarak geçmeye hak kazanmıştır…

Hakan Gülseven

Yazar: Editor
2015-09-08 07:46:33
  • Yeter artık-
  • ülkeyi 
  • derin bir karmaşaya sürükleyen 
  • teröre yeter artık, 
  • herkesin birbirini 
  • düşman olarak görmeye başladığı 
  • bir dönemde yaşamaya 
  • öldürmelere yeter artık ...
  • Yeter artık... 
Bugün. basından bir alıntı yapıyoruz dostlar.

Cumhuriyet gazetesinden Emre Kongar’ın 5 Eylül 2015 tarihli yazısı aşağıda:

___________________ 

Cinayetlerin ve terörün 7 Haziran seçimlerinden sonra tırmanması ne anlama geliyor?

AKP’nin iktidardan gitmemek için, seçmene şantaj yaptığını, “Biz gidersek terör tırmanır, ekonomide kaos olur” dediğini biliyoruz...

Peki, nasıl oluyor da PKK terörü, AKP’den emir almışçasına, seçim sonuçlarının AKP’ye tek parti iktidarı vermemesi üzerine tırmanıyor?

***

 

Önce 7 Haziran seçimlerinden önceki duruma doğru teşhis koymak gerekir: 
AKP iktidarının çelişkili ve güvenilmez politikaları çerçevesinde sık sık adı değiştirilen bu süreç kamuoyunda en son “Çözüm süreci” diye anılıyordu.

 

Neydi bu “Çözüm süreci”, var mı bilen?

PKK ne istiyordu?

AKP ne veriyordu?

Dün (4 Eylül 2015) Ali Sirmen harika bir çözümleme yayımladı...

Onun can alıcı bölümlerinden birinde şöyle diyordu:

“Çözüm süreci, barış değil, olsa olsa, ‘çatışmasızlık hali’ deyişinden de anlaşılabileceği gibi, bir savaşmama halidir.

Savaşmama hallerinde ise kalıcı barışın öğeleri bulunmaz.

Onlar savaş ve barış kıyıları arasında köprü gibidirler. Sizi iki kıyıdan birine bağlarlar.

Köprü çözümün mekânı değil, çözüm mekânına ulaştıran bir vasıtadır. Köprünün üzerinde ilanihaye sürtmek mümkün değildir. Kıyılardan ya birine ya öbürüne geçeceksiniz.

 

Barış kıyısına geçmek için ise kalıcı barışın zorunluluklarını göze almak gerekir. 
Çözüm sürecinde ise taraflardan hiçbiri oraya kadar varmayı göze almış değildi.”

 

***

Evet konu bu denli basittir:

AKP de PKK de, hem ulusal ve uluslararası kamuoylarına, hem de birbirlerine karşı, “Oyalama” taktiği çerçevesinde top çeviriyorlardı...

Her iki tarafın da amaçları farklıydı:

AKP, siyasal iktidarını pekiştirerek sürdürmeyi, PKK ise, askeri ve siyasi gücünü koruyarak arttırmayı hedefliyordu!

***

Sonuç ne oldu?

AKP siyasal iktidardaki gücünü yitirdi...

PKK ise askerlerin devre dışı bırakılmasından ve Türkiye’nin Ortadoğu’dakiyanlış politikasından dolayı hem askeri hem de siyasal gücünü arttırdı!

Yani bu “Barış süreci” maskaralığından AKP zararlı, PKK kârlı çıktı!

Şimdi kâğıtlar yeniden dağıtıldı ve oyun yeniden başladı...

Üstelik bu kez oyuncular arasına Demirtaş, yani HDP de katıldı.

7 Haziran’dan bugüne kadar olanlara bakınca öyle anlaşılıyor ki, bu yeni oyunda PKK, HDP’yi ve Demirtaş’ı rakip, AKP’yi ise ortak görüyor!

Emre Kongar/Cumhuriyet Gazetesi

 

5 Eylül 2015

Yazar: Editor
2015-07-07 13:56:59
Castro'nun Yunanistan referandumuna dair mektubunu şuracıkta paylaşmanın hiçbir sakıncası yok diye düşündüm dostlar.
'Ülkesinin kimliğini ve kültürünü tüm tehditlere karşı korumayı başardığını (bir nevi yurt savunması) aktardığı mektubunda Castro, şunları yazmış':
  • Büyük zaferinizden dolayı sizleri tebrik eder, referandum günü bütün gelişmeleri izledim. 
  • Yunanistan Kübalılar için çok yakın bir ülke. Yunanistan bizlere felsefe, bilim, sanat, kültür alanında pek çok miras bıraktı. 
  • Ülken bu karışık durumda Latin Amerika'ya cesaret dersi verdi. 
  • Dış tehditlere karşı Yunanistan kendi kimliği ve kültürünü korumayı başardı. 
  • Var olan siyasi sistemde dünyamız, barış ve türümüzün hayatta kalması gibi konular ince bir ipe bağlı. 
  • Bu konularda alınan her karar çok iyi şekilde analiz edilmeli ve dikkatli bir şekilde uygulanmalı. 
  • Yoldaş Aleksis Çipras, yolunuzda başarılar diliyorum. // Fidel Castro
Ülkemizde görmek istediğimiz antiemperyalist dayanışma, Yunanistan'ı gıpta ile izlememizi sağlıyor. Böyle güçlü bir direncin oluştuğuna tanık olmak, böyle bir dönüşümü yaşamak sadece Türkiye için değil, bölge halkları; Suriye, Irak için de umut verici olacaktır. 
Yazar: Editor
2015-06-13 09:12:20

3. Sonuçlar

- Ortaya çıkan tabloda hiçbir aktörü bir diğerinin taleplerini gözardı ederek siyaset yapmaya yeltenecek halde değildir. Taraflar arasında bir uzlaşı gerçekleşmesi en yüksek olasılıktır. Bir suç çetesi halini alan AKP'yi ve ona yardımcı olmaya çalışacak her türlü düzen gücüyle mücadelemiz sürecektir.

- Düzenin siyasal güçlerinin uzlaşı arayışlarının yanı sıra açığa çıkması halinde büyük yıkım yaratacağı belli olan ekonomik kriz sebebiyle iktidarı ele alma konusunda tereddüt devam etmektedir. Hiçbir siyasi aktör böyle bir durumda bir anda halkın gözünden düşmeyi, siyaseten eskimeyi göze almaya tam olarak hazır değildir.

-Yine siyaseten eskimeyi göze alamamaları sebebiyle, CHP, MHP, HDP kendi tabanlarını kaybetmeyi göze alarak AKP'yle ve birbirleriyle koalisyon kurma ihtimalini göze almakta sıkıntı yaşıyor.

-AKP dışındaki düzen güçleri süreci emperyalizmin istediği raya oturtmak ve AKP'yi ehlileştirmekle ilgili projelerini uygulamayı deneyebilirler. Bu anlamda bu güçleri teşhir etmek en önemli görevlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Emperyalizmin isteyebileceği türde bir restorasyona karşı en başta antiemperyalizm olmak üzere, neoliberal bir ekonomi politikasına karşı sınıf siyasetini yükseltmek önemli bir görev olarak önümüzde durmaktadır.

-AKP iktidardan düşmemek adına son bir fırsat olarak ülkeyi iç savaşa sürüklemeyi ve iktidarını açık bir karşı devrimle yeniden ele almayı -düşük bir ihtimal olsa dahi- deneyebilir. Aynı şekilde AKP dayandığı gerici politikaları muhtemel koalisyon görüşmelerinde zarar görmemesi için diğerlerine şart olarak dayatabilir. Her iki ihtimalde de gericiliğe karşı laiklik mücadelesi bu sebeple yine önemini korumaktadır. Bu ihtimallere karşı hazırlıklı olmak için devrimci güçlerin birliği her zamankinden daha önemlidir.

-HDP'nin barajı aşması olumludur fakat HDP ne bir işçi sınıfı partisi ne de işçi sınıfının tarihsel programının taşıyıcısıdır. HDP'nin Kürt sorununu batıdaki sermaye sınıfı güçleriyle, demokratik görünümlü gericilerle, siyasal islamcılarla beraber çözmeye çalıştığı ortadadır. Düzenle uzlaşı yolları arayan bir siyasal güç olarak radikal demokrasi adı verilen liberal siyasetle Türkiye solu üzerinde basınç oluşturmaktadır. Bu basınçla yüzleşmek önemli bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Aynı zamanda AKP'nin HDP'yi baraj altında bırakmak için kullandığı milliyetçiliğe karşı, olası bir savaş durumunda Kürt ulusal haklarının savunusu önemli bir görev olacaktır.

-Ortaya çıkan tablo burjuva düzeninde bir siyasi krizi ve yaklaşmakta olan ekonomik çöküntüyü hızlandırmıştır. Öte yandan, metal işçilerinin direnişiyle ivmelenen sınıf mücadelesiyle beraber önümüzde devrimci siyaset adına yeni fırsatlar belireceği açıktır.

-Düzen güçlerinin istediği şekilde sandık maalesef seçim sürecinde yine kurtarıcı olarak görülmüş ve HDP'nin barajı aşarak başkanlık projesini ciddi anlamda sekteye uğratmasıyla AKP muhalifi kesimler arasında bu şekilde görülmesini sağlamıştır. RED gücü oranında bunu teşhir etmeye çalışmıştır.

-Seçimde işçi sınıfının gönül rahatlığıyla oy verebileceği, onun tarihsel programını taşıyabilecek bir alternatifin yokluğu açıkça görülmüştür. Önümüzdeki süreçte görevimiz bunu inşa etmektir.

Yazar: Editor
2015-06-12 18:06:25

2. Ekonomik Durum ve İşçi Sınıfı

-2015'in başından beri AKP'nin burjuvazi açısından sürdürülemez bir ekonomik politika yürüttüğü kamuoyuna yansımıştır. Bilhassa Ekonomi Bakanı Ali Babacan'ı bile istifanın eşiğine getiren Erdoğan'ın çevresindeki rantçı burjuvazinin istekleri artık ülke açısından sürdürülebilir durumda değildir.

-Körfez monarşilerinin taşıdığı para, AKP'ye verdiği krediler ve sıcak para ekonomisi tehlike sinyalleri veriyor; AKP'nin bir başarı abidesi olarak göstermeye uğraştığı inşaat sektörü ise bankalara bağlı kredi olanakları sebebiyle sona yaklaşıyor.

-TÜSİAD gibi çevrelerin temsil ettiği büyük burjuvazinin başta ABD ve AB emperyalizmiyle uzlaşı olmak üzere, AKP'nin ekonomi politikalarını kendi lehine tersine çevirmeye çalışacağı açıktır.

-Durum işçi sınıfının yaşamsal koşulları açısından vahimdir. AKP'nin yarattığı yıkım sonucu işsizlik yüzde 15'e yükselirken, sene başında temel gıda maddelerinde yüzde 20'lik artış gerçekleşmiştir. Barınma giderleri kapsamında doğalgaz ve elektrik fiyatlarında her yılın ilk ve son 6 ayında yüzde 10'luk zamlar devam etmiştir. Buna karşılık işçi sınıfının ücretlerinde enflasyon altı zamlar söz konusudur.

-Kırsal nüfusun AKP politikaları sonucu yüzde 25'e gerilediği ülkemizde tarımsal üretim kapasitesi emperyalist şirketlerin insafına kalmıştır. Orta ve ufak köylülüğün borçları ancak sürekli ertelenerek sürdürülebilir kılınmaktadır. Tarımdaki çöküş temel gıda maddelerindeki fiyat artışlarında açık biçimde görülmektedir. Köylülük hızlı biçimde tasfiye olmaya, köylerden gelen nüfus şehirlerdeki işsiz yığınlara katılmaya devam etmektedir.

-AKP, TEKEL direnişinden başlayarak her yerde işçi direnişlerini ezme politikasını sürdürmüştür. Önce cam işçilerinin grevini 'milli güvenlik' gerekçesiyle ertelemiş, son dönemde seçim hengamesinde olsa bile polisi ve işbirlikçi sendikasıyla metal işçilerinin büyüyen direnişine saldırmaya çalışmıştır.

-AKP'nin tabanında bulunan işçi sınıfının katmanları yine istikrar söyleminin etkisiyle önemli oranda oyunu AKP'ye vermeye devam etmiştir. 

Devam Edecek

Yazar: Editor
2015-06-12 10:05:05

2015 Seçimine Dair

RED'den

Burjuvazinin farklı siyasi partilerinin büyük umutlarla ve farklı beklentilerle adeta bir ölüm kalım savaşına dönüştürdüğü 7 Haziran seçimleri sonlandı. Seçim boyunca her türlü saldırgan dili, gericiliği, devlet desteğini arkasına alan AKP iktidarı artık diğer düzen güçleriyle uzlaşmadan adım atamaz hale getirildi. Ortaya çıkan tablo AKP'nin sandıktan yine ilk parti olarak çıkmış olsa bile 9 puan gibi ciddi bir oranda gerilediğini gösteriyor.

AKP'yle beraber düzenin bir diğer neoliberal partisi CHP yerinde saydıMHP ise AKP'ye ödünç verdiği seçmen kitlesinin bir bölümünü geri alarak 3 puanlık bir artış yakaladı. HDP öncelikli olarak bölgesindeki AKP oylarını aldı, ardından ise sosyalistlerin ve batıdaki CHP seçmeninin ufak bir bölümünün desteğiyle barajı geçmeyi başardı.

1. GENEL SİYASİ GÖRÜNÜŞ

-Bu seçim sonuçlarının gösterdiği ilk sonuç Recep Tayyip Erdoğan'ın kendi çevresinde yarattığı rantçı burjuvazi dışında hiçbir kesim tarafından istenmediğinin teyit edildiğidir. Başkanlık sistemi artık oldukça zor bir ihtimaldir. Erdoğan başta emperyalizm olmak üzere, ülkemizdeki büyük burjuvazi çevreleri tarafından istenmemektedir.

-Seçimin perde arkasındaki esas kazanan, emperyalistler ve yerli ortakları büyük burjuvaziyi temsilen TÜSİAD, cemaatin sermaye grubu TUSKON gibi kuruluşlardır. Erdoğan'ı dizginledikleri kesindir.

-AKP sıkışmıştır. Sahip olduğu toplumsal desteği artıramamıştır; elindeki kalan kuvvetleri ise seçim sonuçlarının ertesinde olduğu gibi erimelere, dağılmalara karşı bir arada tutmanın yollarını aramaktadır. İnisiyatifi şu an için kaybetmiştir. Velakin düzen güçlerinin AKP'yi tümüyle tasfiye etmeyi göze alamayacakları ve uzlaşma yolları arayacakları ciddi bir ihtimaldir.

-CHP, HDP'nin barajı aşma ihtimaline engel olmayarak kendi önünü açma planını belli oranda başarıya ulaştırdı. AKP'yle emperyalizmin istediği doğrultuda bir koalisyon hükümeti için çabalamaya başladı. Kemal Derviş gibi emperyalizmin iktisadi aygıtlarının tavsiyeleriyle hareket etmeye girişti. Olası bir koalisyonda ise Erdoğan'ın siyaseten tasfiyesinin bir şart olarak öne sürülmesi muhtemeldir.

-MHP bekle ve gör politikasını seçim sonuçlarının açıklandığı akşam ilan etmiştir. MHP'nin AKP'yle kurabileceği gerici-faşist karakterde bir koalisyon ihtimali yine de kapıda beklemektedir.

-Cemaat AKP'yi belli bir oranda durdurmayı başararak bir nefes alma fırsatı yakalamıştır.

-HDP seçim boyunca söylediği şekilde AKP'ye ne içeriden ne dışarıdan destek vermeyeceğine dair sözü bakidir. Fakat HDP üzerindeki Kürt sorunu basıncı açıktır. Sorun ortada çözülmeyi beklemektedir ve HDP'nin bu basıncı ne şekilde yönlendireceği cevabını bekleyen bir sorudur.

Devam Edecek

Yazar: Editor
2014-04-11 07:26:33

Sabahın erken saatlerinde baktım, merkez medyada vaziyet şöyle: 

Burhan Kuzu, özel bir gerekçeyle twitterin kapanmasını istemiş.

Bir avukat Nuh tufanına dair bir film için üst mahkemeye başvurmuş.

Ünal Aysal, Terim'in gitmesine bir an bile pişman olmamış.

Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı eski bakan Çağlayan'ın saati için, ticari değilse bir işlem yapamayız, demiş.

Emniyette üç ilde üst düzey depremler olmaya devam etmiş.

Kim Kardasihan'ın yasak fotoları ortaya çıkmış.

Fuat Avni, umutsuzluğa düşmeyin, beklenen yarın çok yakın demiş. 

Hadi o zaman, günaydınlar ola. 

Yazar: Editor
2013-10-01 16:42:00

Basından Alıntıdır-

“Birlikte Hareket Edeceğiz!”

Gündem Üzerine Taraftar Gruplarından Ortak Açıklama

Statlarımızda, siyasi iktidarın baskıcı politika ve söylemlerine karşı oluşan atmosfer, Taksim Gezi olaylarından sonra tüm Türkiye'de yaşananların başka bir biçimde ifadesidir.  Sayısı yüz binleri aşan taraftarların ortak duygusu, halkın talepleridir. 

Biz aşağıda imzası olan sendika, dernek ve taraftar gurupları olarak, siyasal iktidarın, spor ve spor alanlarına dönük söylem ve politikalarının ciddi sorunlar yarattığını düşünüyoruz.
Taraftarların sorunlarını çözmek yerine, stadyumlarda halkın sesini kısma gayretinizi izliyoruz!!

Stadyumlardaki her türlü olayda halkın ortak duygusunu paylaşan bizleri hedefe koyan açıklamalara ve politikalara karşı, taraftar haklarının korunması için birlikte hareket etme ve dayanışma içerisinde olacağımızı ilan ediyoruz. 

Bizim gibi düşünen, Türkiye'nin dört bir yanında taraftarları da bu çağrıyı güçlendirmeye davet ediyoruz. 

Saygılarımızla

Ya Basta/ Viva Göztepe
Gaziantepspor/ FreeFalcons
Beşiktaş/ Beleştepe
Beşiktaş/ Halkın Takımı
Fenerbahçe/ Sol Açık
Fenerbahçe/ Öteki-1907

Gençlerbirliği / Karakızıl
Ankaragücü/ Sokak
Dev-Nurtepeliler
Gazi Karambol
Sosyalist Mersin İdman Yurdlular
Edirnespor G.K / Batıkale

Kartalspor / Yakacık Kartalları  
Mersin İdman Yurdu / Kırmızı Şeytanlar
Buca İstasyon   
Kemenche Trabzonspor           
Altay Y.S.K.A ( Yükselki Sen Kararsın Ay )
Sosyalist Adana Demirspor'lular
Taraftar Hakları Derneği
Devrimci Spor Emekçileri Sendikası (Spor Emek-Sen)

_______ ________

Not

Ben de bu listeye 'tek kişilik' grup(!) olarak

kaplanpenche'yi ekliyorum... 

Yazar: Editor
2013-10-01 09:23:33

Basından

Seçim, Sistem ve Adalet

Başbakan Erdoğan’ın ‘Henüz kesinleştirmedik ancak üç tane seçim sistemi gündemimizde’ diye açıkladığı seçim sistemi konusunda henüz kesin bir açıklama bulunmuyor. Erdoğan’ın ‘uygulayabiliriz’ dediği üç sesçim sistemi de Türkiye’de geniş kesimlerin temsilini sağlamayacağı yorumları yapılıyor.

Mevcut Adalet

  • Mevcut seçim sistemine göre ülke bazında yüzde 10 oy alamayan partiler herhangi bir seçim bölgesinde en yüksek oy oranına sahip olsa bile Milletvekili çıkaramıyor.

Yüzde 10 rakamı 4 milyonluk bir topluluğun altında seçmeni olan her partinin oylarını temsiliyetsiz kılıyor. Türkiye’deki şu andaki meclis dağılımı sadece seçime katılan yurttaşlar hesap edildiğinde yaklaşık yüzde 15’lik bir topluluğun tercihleri Meclis’te temsil edilemiyor.


Yüzde 5’lik daraltılmış bölge

  • Bölgeler 5 milletvekili çıkarma esasına göre bölümlendiriliyor. Ülke genelinde yüzde 5 barajını geçen partiler bölgelerden çıkacak vekillikler için hesaplara dahil ediliyor. Partiler yüzde beş barajını geçse bile bu barajı geçen partilerin çok olması durumunda bazı vekillikler elde edilemiyor.

Barajsız daraltılmış bölge

  • Bu seçim esasına göre her ne kadar baraj olmasa bile bölgeler 1 milletvekili esasına göre bölümlendirildiği için ülke genelinde en çok oy alan parti dışında diğer partilerin ihtimalleri daha da azalıyor.
Yazar: Editor
2013-06-15 11:25:17

Basından... 

15 Haziran 2013

Taksim Dayanışması tarafından sabah saatlerine kadar süren toplantı ve forumlar sonucunda oluşan açıklamadır.

“Taksim gezi parkında ağaç katliamını durdurmak için başlayan direnişimiz, Gezi Parkı sınırlarını aşarak İstanbul halkının ve ardından Türkiye’nin dört bir yanından yurttaşların on bir yıllık AKP İktidarına karşı birikmiş olan öfkesi ile buluştu. Yüz binlerce insan sokaklarda direnişlerinin 18’inci gününü tamamladılar.

  • Bu memleket topraklarının tanık olduğu 
  • en büyük hak arama mücadelelerinden biri olarak 
  • tarih sahnesinde yer alan bu direniş 
  • daha ilk günden başlayarak yoğun polis şiddetinin hedefi oldu. 
  • Yaşam hakkı dâhil tüm insan haklarının ayaklar altına alındığı bir süreç içindeyiz. 
  • Ancak bu zulüm; kalabalıkları dağıtacağı yerde büyüttü, birbirlerini mücadele içinde tanıyan insanların dayanışmasını güçlendirdi, 
  • bütün canlıları boğan gaz bombalarının altında her türlü şiddete karşı sokakları doldurdu, 
  • direnişi birleştirdi ve bir halk hareketine dönüştürdü.

Direnişin başlangıcından beri ortaya konulan son derece açık ve haklı talepleri hükümet öncelikle görmezden gelme tavrı aldı. Ardından direnişi bölme, provoke etme ve meşruiyetini zedeleme çabaları içerisinde oldu. Yerel ve uluslar arası kamuoyu önünde iktidar meşruiyetini yitirerek amacına ulaşamadı. Haklı direnişimizin baskısıyla taleplerini muhatap alma ve tartışma noktasına geldi. Ancak bu daha başlangıç ve mücadele devam ediyor.

  • Bu direniş sırasında polis şiddetinin bir neticesi olarak 
  • 18 gün içerisinde 4 yurttaşımız; 
  • Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert ve Mustafa Sarı hayatını kaybetti. 
  • Pek çok yurttaşımız görme, işitme ve uzuv kaybına neden olacak şekilde yaralandı. 
  • Öldürülen arkadaşlarımızın acısını yüreklerimizde hissediyor ve en temel demokratik haklarını kullanırken öldürüldüklerini hatırlatıyoruz. 
  • Henüz bu ölümlerin sorumluları hakkında ciddi bir işlem başlatılmamış olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz, 
  • bu şiddetin sorumlularının yargı önünde hesap vermesinin takipçisi olacağız. 
  • Ayrıca polisin keyfi gözaltı politikası nedeniyle birçok kişi halen gözaltında tutulmaktadır. 
  • Taksim Gezi Parkı direnişçileri ve Taksim Dayanışması olarak ülkenin dört bir yanında direnişe katıldığı için 
  • gözaltına alınan ve tutuklanan yurttaşlarımızın 
  • derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

Bu süre içerisinde üzerimizde yürütülen şiddet politikalarına rağmen farklı eğilimlerin zenginliği ile bir araya gelebildiğimizi, tartışabildiğimizi, ortaklıklar yaratabildiğimizi ve birlikte mücadele edebildiğimizi gördük.

  • Zayıflık olarak kabul edilen çoğulcu demokrasi, çoğunlukçuluğun karşısında bir direniş odağı oluşturmamızı sağladı. 
  • İktidarın üzerinden yükseldiği rant ve ekolojik tahribat politikaları karşısında yüz binlerce insan 
  • gezi parkında ağaçları savunarak kendi hayatlarını ve özgürlüklerini savundular. 
  • Gezi direnişi bir özgürlük alanı olarak polis şiddetine karşı barışçıl tutumunu korumayı bildi.

Taksim Gezi Parkı direnişçileri ve Taksim Dayanışması olarak bu süreç boyunca öğrendiğimiz en önemli şey mücadelenin zaman ve mekânla sınırlandırılamayacağı ve bundan sonra da hayatın, kentin ve ülkenin her metre karesinde ve her anında devam edeceğidir.

  • Direnişimizin 18.gününde 15 Haziran cumartesi günü 
  • içindeki tüm canlılar ile beraber 
  • parkımız ve kentimiz, ağaçlarımız, yaşam alanlarımız, özel yaşamımız, özgürlüklerimiz ve geleceğimiz için 
  • Taksim Dayanışması olarak nöbete devam ediyoruz. 
  • Taleplerimizin takipçisi olmaya devam edeceğiz. 
  • Bu direniş, 
  • Taksim Dayanışmasının kolektif iradesinin yansıması 
  • ve bütünlüklü bir mücadelenin ortak bayrağı olacaktır. 
  • Bugünden itibaren tüm yurda ve hatta dünyaya yayılan mücadelemizden gelen dinamizmle 
  • ve gücümüzle ülkemizde yaşanan her türlü haksızlığa 
  • ve mağduriyete karşı direnişi devam ettireceğiz. 
  • Şu anda 18 gün öncesine oranla çok daha güçlü, örgütlü ve umutluyuz.

BU DAHA BAŞLANGIÇ,

MÜCADELEYE DEVAM!”

Yazar: Editor
2013-02-02 16:46:10

Ne Çok Şey İsteyip Birçok Yerde Olan Adam

 http://www.turksolu.org/151/foto/oral-calislar.jpg

Gazetecilik tarihimizin en geç döneklerinden olup üstün gayretiyle o mendebur açığı kapatıp cevval bir muktedir neferi olan Orals’ın Tarafs Genel Yayın Yönetmeni (GYY) oldurulduğunu biliyorsunuz artık. Duymayan kalmadı. Kırk kocadan arta kalan "bakire dul" edalarıyla konuşup duruyorlar.

Nihayet ilk yazısını orijinal(!) bir başlıkla “Merhaba” diyerek kaleme almış.

Aferin.

Durma.

Yazıyı satır başlarıyla ve satır vuruşlarıyla muayene edelim bakalım: (Kırmızılar onun sözleridir.)

“Tarih 1 Şubat 1979. Puslu bir İstanbul akşamı...”

Diye başlıyor, zannedersiniz ki bir dönem romanı yazıyor, “puslu” sözcüğüne ve tarihe ve de Abdi İpekçi’ye ve de kendi GYY mevkiine metaforik bir anlam yükleyemeye çalışıyor. Geçelim efendim bu artistik lafları.

 

“Haydarpaşa Garı'ndayım. Ankara'ya gidecek treni bekliyorum. Telefon kulübesinden son haberleri almak üzere çalıştığım gazeteyi aradım. Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi'nin öldürüldüğünü haber verdiler.

Sarsıldım.”

 

Nedir bu?

Yani Bay Orals bu cümle ile ölümüne bir işe soyunduğunu mu ima ediyor bize veya Altan biradere: Bak sen kaçtın gittin ama ben buradayım, vursalar da…

 

“Biz hâlâ ‘kontrgerilla’nın peşinde koşuyor, devlet içindeki karanlık yapılanmayı aydınlatmaya uğraşıyoruz. Abdi İpekçilerin, Doğan Özlerin, Uğur Mumcuların, Musa Anterlerin katillerinin hesap vermesini istiyoruz.”

Ama bak, bunları isterken dikkat et, derler adama, sen hakikatte hesap vermesi gereken mercilere hizmet ediyorsun.

Nasıl bir hesap isteğidir bu bre!

 

“Benim aklımın erdiği son 60 yılımıza askerî darbeler ve ordu müdahaleleri damgasını vurdu. Üç buçuk askerî darbe, onlarca müdahale siyasi hayatımızı zehirledi. Partiler kapatıldı, siyasiler idam edildi, kitle katliamları yaşandı, aydınlar yargısız infazlarda katledildi. Devlet halkına kan kusturdu.”

 

İyi tamam da Bay Oral, bak devlet hala halkına kan kusturuyor sen muktedir ağzıyla eski defterlerdesin. Gel bugüne, bak kusulan kanlara. Benzine yine zam geldi bak, sana değilse de millete dokunuyor bu, cebimiz de kan kusuyor misalen.

 

“Uzun ve acı dolu yılların ardından, (bak işte, aynı edebi sanrı…) daha iyimser beklentilerin olduğu bir dönemin içindeyiz. Sorunlu yargılama sürecine rağmen, darbeciler yargı önünde hesap veriyor.”

Diyor!

Darbeciler hesap veriyor ha!

Sen de o masaldasın ha!

Hay senin bilincine, idrakine…

Ve aşağıda mavi boncuk dağıtma faslı. Bir susup ara verelim de beyimiz işini rahatça görsün…

 

“Kürt sorununda çözüme yönelik daha inandırıcı gelişmelere tanık oluyoruz. Toplumda barış konusunda ihtiyatlı da olsa iyimser ve olumlu bir hava oluşuyor. Hükümetin ve BDP'nin çözüm için cesur adımlarını izliyoruz. Ana muhalefetin de katkısıyla, çözüm umudu gelişiyor.”

 

“Darbelerle zedelenmiş bir rejimden, özgürlükçü ve istikrarlı bir demokrasiye ulaşabilmenin o kadar da kolay olmadığını yaşayarak daha iyi anlayabiliyoruz.”

İyi, anlamış bir şeyi en azından…

Ama yani, ağababaları demokrasiye en ileri bir noktada, en sıcak gol hattında, sanırım bir Messi bölgesinde ulaşmaya çalışıyor da, olmuyor, kadro yetmiyor, yedek kulübesi zayıf, bir MessiBaşbakanla olmuyor, yanına İniesta filan lazım, İNŞ ile falan oynadı olmadı örneğin de demek istiyor. Ben de bunu anlayıverdim, o yüksek edebi cümlelerin satır aralarında.

 

“Bundan 34 yıl önce Abdi İpekçi öldürüldüğünde genç ve umutları olan bir genel yayın yönetmeniydim. Şimdi belediye otobüslerine bedava binebilecek bir yaşa geldim.” 

 

Buyur! Yaşlandım diyemiyor da otobüse bedava binmekten bahsediyor. Yahu bu kalemler yıllarca gazetecilik yaptı biz de okuduk. Bak bir de Tarafs gibi en nezih ve en cesur gazettanın GYY’si oldu, vaktiyle genç ve umutları olan ama şimdi yaşlı, feşmekanzpırıtstzz…

 

“Hermann Hesse, ‘Umudunuz son bulursa, huzursuzluğunuz da son bulur’ demiş. Umudum da huzursuzluğum da devam ediyor.”

Ama bence Hermann Hesse o lafı etmemiş olsaydı bizimki bu haleti ruhiyesini anlayamayacaktı ve de izah edemeyecekti fakat o otobüse yine de bedavaya binecekti! İyi mi? Hay on bin umutluhuzursuzluk!

 

“Bugünden itibaren Taraf gazetesinin yayın yönetmenliğini üstleniyorum. Siz okurlarıma, Türkiye'nin demokrasi potansiyeline, Türkiye halkının değişim yeteneğine güveniyorum. İflah olmaz iyimserliğim sürüyor.”

Ve iflah olmaz dönekliğiniz ve iflah olmaz muktedir zaafınız ve iflah olmaz kötü yazarlığınız, ve iflah olmaz edebiyat yapma hevesiniz…

                      

“Taraf, kendini kanıtlamış bir gazete. Ahmet Altan, Yasemin Çongar başta olmak üzere bu gazete çalışanları yakın tarihimizde militarizmin darbelenmesinde etkin bir rol oynadılar. Cesur haberleriyle ülkemizin kaderini etkileyecek işler yaptılar.”

Susma hakkımı kullanıyorum tam da bu esnada.

 

“Devam eden bu yolculukta yer alacağım için heyecanlıyım. Haberciliğiyle övündüğümüz Taraf'ın demokrasi mücadelesindeki duruşunu hep birlikte sürdüreceğiz.”

Yiğitsiniz, durmayın…

“2013'e çözüm umuduyla başlıyoruz. Bu dönem, özgürlüklerin şekilden öze dönüştüğü bir dönem olacak mı? Olabilecek mi?”

Sen ne istedin de olmadı Orals? İste güzelim, istemekle dil aşınmaz.

 

“Mutluluğunu ve enerjisini gerçeklerden alan Taraf, bu dönemde de sorularını sormaya devam edecek ve yolculuğunu sürdürecek."

Etiketler: Mutluluk, Enerji, Taraf, Sorular, Durmak Yok Yola Devam!

Uçun bre, aşıp koşup uçup gidin; sizi değil tutan, tutmaya yeltenen namerttir!

Yazar: Editor
2013-01-25 10:33:47

Şiir Ödülü

 

http://www.aralikedebiyat.com/wp-content/uploads/2010/01/turgut-uyar.jpg

 

Turgut Uyar adında düzenlenen ‘Turgut Uyar Şiir Ödülü 2013’ün başvuruları başladı.

Yarışmanın sonuçları 20 Mayıs’ta açıklanacak ve dereceye giren şiir dosyaları kitaplaştırılacak.

Turgut Uyar adına verilen ‘Turgut Uyar Şiir Ödülü’ yarışmasının bu sene üçüncüsünü gerçekleştirilecek.

Seçici kurulu üyeliğini Gonca Özmen, Gültekin Emre, Hami Çağdaş, Sennur Sezer ve Tarık Günersel’in yaptığı yarışmanın başvuruları başladı.

  • Yarışmaya, kitap bütünlüğü taşıyan bir şiir dosyası ile 
  • yurt içinden ve yurt dışından herkes katılabilecek. 
  • Konu ve uzunluğun serbest olacağı şiirler 
  • 12 punto ve 1,5 satır aralığı ile yazılacak 
  • ve A4 boyutunda, 6 nüsha olarak gönderilecek. 
  • Yarışma sonuçları 20 Mayıs 2013 tarihinde ilan edilecek.

Katılımcıların dosyalarını en geç 19 Mart 2013 tarihine kadar Ankara Bencekitap Yayınları ofisine ulaştırması gerekiyor.

Yazar: Editor
2013-01-05 17:52:59

Yazı Duyurusu

6 Ocak 2013 Pazar tarihli

Gazete soL'da,

Adanaspor temalı 

Bir yazımız çıkacaktır dostlar.

Bilginize...

 http://www.medyatava.com/Content/images/news/2010/01102012124142.jpg

Yazar: Editor
2012-11-22 06:37:04

Devrim Üzerine

Hani bu aralar özellikle muktedir cenahında, her bir azıcık farklı hareket “devrimci” sıfatı alıyor ya! Hakikatte devrimin ve devrimciliğin yanından bile geçmeyen şahıslar ve işlerdir bunlar.

Örneğin dünkü yazıda dershanelerin kapatılmasına ilişkin bir niyete destek olduk birkaç satırla. İşte o dershaneleri kapatma hareketi devrim mi olur, o işi yapan da devrimci mi sayılır? Yok canım!

Dediğimiz reformdan bile sayılmaz. Mesele, girmesi gereken yola yönelmiş olur, o kadar!

Yavuz Alogan’dan aşağıdaki alıntıyı paylaşıyorum özetle:

“Devrimler aynı zamanda çok uzun bir geçmişi olan kültürel bir mayalanmanın ürünüdürler. İsyan kültürü olmayan, akraba ilişkilerinde, okulda, işte hep itaat etmeye alıştırılmış, geleneğinde çizgi dışına çıkıp düşünme ve davranma alışkanlığı olmayan insanlardan devrimci olmalarını beklemek abestir.”

“Ekim Devrimi bir kere olmuş ve bir daha tekrarlanmamış, taklit bile edilememiştir. Söz gelimi, Çin Devrimi neredeyse Komintern'in iradesine karşı gerçekleştirilmiştir ve Ekim taktikleriyle alakası yoktur. Aynı şey Küba Devrimi için de söylenebilir. Bütün kısmi devrimci başarılar için de aynı şey geçerlidir. Devrimlerin yaşandığı bütün dünya sahnelerinde, kısmi ya da tam, her başarı, kendi özgün rengini taşımış, kendi öz toprağından kuvvet almış, kendi benzersiz strateji ve taktiklerini geliştirmiştir. Taklit maymunlara özgüdür; devrimci kişinin her şeyden önce yaratıcı olması gerekir.”

Yazar: Editor
2012-11-18 07:23:07

Fırat Aydınus İçin Ne Dediler

Konu Eskişehir – FB maçı.

Ve maçın kahramanı(!) Bay F.A.

Ekabirin başına geldi de nihayet anlaşıldı bu hakemin aslında hakemlikle bir ilgisi olmadığını. Aşağıda Hürriyet gazetesinden alıntıladığım 2 yorum var.

Fakat Altan Tanrıkulu’nun iki fikrine katılmıyorum.

  • Hakem için, 
  • “İyi biri. Yetenekli bir hakem.” demiş.
  • Yetenek, yanından bile geçmemiştir Bay Fırat’ın. 
  • Ki, iyi biri değil kanımca. 
  • İyi bir insan 
  • Kasımpaşaspor - Adanaspor maçında olduğu gibi, 
  • bir camianın istikbaliyle oynamaz. 
  • Ama 
  • iyi bir tetikçi olabilir. 
  • Buna itirazım yok!

2 Alıntı 

Ercan Saatçi (Hürriyet Yazarı)

Tahminimi açıklıyorum; Fırat Aydınus’un kulağındaki telsiz kulaklığa başka bir telsiz karıştı! Hocanın kulağına konuşan ses, derhal Caner’i atmasını söyleyerek Aydınus’u etkisi altına aldı!

Belki polis telsizi belki de askeri telsiz ama ben uzaylılardan şüpheleniyorum! Zaten garip bir cismin iki gündür Eskişehir semalarında görüldüğünü ama gizli tutulduğunu duymuştum...

Fırat Hoca’ya kızmayın yani. Uzaylılara kızın...

Altan Tanrıkulu (Hürriyet Yazarı)

Aydınus’un bu kişisel öne çıkışın Fenerbahçe’yle ilgisi olmadığını çok iyi biliyorum. Çünkü kendisini tanıyorum.. İyi biri. Yetenekli bir hakem.

Yalnız Cüneyt Çakır’ın yükselişinin etkisinden kurtulmaya çalışıyor.

Bu da onu hatalara sürüklüyor. MHK de o hata yaptıkça maç veriyor.

Yazar: Editor
2012-11-16 06:31:52

BBY

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden (TBMM) kısaca ''Büyükşehir Belediye Yasası'' denen ''13 İlde Büyükşehir Belediyesi Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'' adıyla yeni bir yasa geçti, 81 ilin 16'sını kapsayan "büyükşehir" uygulaması bu yasayla 29 ile çıkarıldı. Hem de büyükşehirler il sınırlarına kadar genişletilip, kapsam ve yapısı değiştirilerek.

  • 2009 yerel yönetim seçimlerinde 16 büyükşehir belediyesinden 10'unu, 
  • 13 il merkezi belediyesinden de altısını kazanmış olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 
  • büyükşehir sınırları il sınırlarına dayanınca 16'ya 13 olarak gerçekleşen belediye başkanlığı kazanım dengesini 
  • 20'ye 19'a yükseltmiş oluyor.

Demek ki büyükşehir belediyesi sınırları il merkezinin kent sınırlarından ilin diğer illerle olan sınırlarına taşındığında, yani büyükşehirleri kent ve kırı kapsayacak şekilde bütün ilhaline getirince, AKP daha önce kazanamadığı beş ilin daha büyükşehir belediye başkanlığını kazanırken, birini de yitirmiş oluyor.

Bu iller de, kazandığı Adana / Eskişehir / Balıkesir / Manisa / Şanlıurfa ve kaybettiği Mardin şeklinde karşımıza çıkıyor.

  • AKP'nin yeni yasaya göre belediye başkanlığı kazanacağı beş ilin üçünde Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), 
  • birinde de Demokratik Sol Parti (DSP), 
  • birinde de bağımsız belediye başkanı seçimi yitirirken, 
  • Mardin'de  ise AKP yeni sınırlardan ötürü kayba uğruyor.

Sonuç olarak AKP, yerel yönetim seçimleri öncesi ve de 2009, 2011 seçim sonuçlarına göre bir taş ile birkaç kuş vurma çabasındaymış izlenimini veriyor.

  • Bu izlenim; 
  • bir yandan büyükşehir belediye başkanlıklarıyla MHP'nin ilişkisini keserken, 
  • CHP'yi de kırsal oy kıskacına sokup, 
  • AKP'nin kazanabileceği büyükşehir sayısını arttırmak 
  • şeklinde bir ifadeyi ortaya çıkarıyor.

Kaynak: Bianet, Sezgin Tüzün

Yazar: Editor
2012-10-31 10:02:37

Bir kaplanpenche eylemi olanHAYDUT ilk sayısı ile hayatımıza dâhil oldu. 20 sayfalık dergimizde ağırlıklı olarak şiirler ve şiir incelemeleri var. Zira derginin içeriğini bu iki alanla sınırlamayı düşünüyoruz.

Onun dışında bir “İnce Memed Değinmecesi” de bulunmaktadır. O yazıyı aşağıda paylaşıyoruz.

Şiirleri veya şiir incelemeleriyle HAYDUT’lar arasına katılmak isteyen arkadaşlarımıza sayfalarımız açıktır.

Yapıtlarınızı kaplanpenche@gmail.com  adresine ulaştırabilirsiniz.

Dergiye de aynı adresten istek yoluyla ulaşabilirsiniz.

 ________________________

Cengiz Gündoğdu

 

KURMACANIN BÜYÜSÜ

 

İnce Memed’i okuduğumda sanırım ortaokul sıralarında öğrenciydim. Bir solukta okumuştum. Çarpmıştı adeta beni. Günlerce etkisinde kalmıştım. Memed’le birlikte kaçmıştım Abdi Ağa’nın zulmünden, Memed’le birlikte âşık olmuştum Hatçe’ye, Memed’le birlikte ağa zulmüne isyan etmiş, eşkıyalara katılmıştım.

Roman okuyup bitirmiştim ama bende bitmemişti roman. İnce Memed’i, anasını, Hatçe’yi, Topal Ali’yi, Abdi Ağa’yı romanın dışına taşıyıp kafamda yaşatmayı sürdürmüştüm. Arkadaşlarıma anlatmış, kitaptaki dünyayı onlarla da paylaşmaya çalışmıştım. Ama başaramamıştım. Dilimin büyüsü eksikti.

Herkesin kendince hayal ettiği, olmayı arzuladığı yerler vardır. Bende de İnce Memed’in yaşadığı coğrafya saplantı hâline gelmişti o yaşlarda. Adana’yı görmüş herkese Dikenlüdüzü’nü, Anavarza Kalesi’ni, Savrun Çayı’nı, Düldül Dağı’nı,  Vayvaylı’yı, sonra da İnce Memed’i soruyordum. Anavarza’dan, Düldül’den haberli olanlara rastlamıyor değildim. Ne yazık ki İnce Memed’i tanıyan yoktu. Bilmemelerine şaşırıyor, bunu bilgisizliklerine yoruyordum.

Araya yıllar girdi, öğretmen olarak Yaşar Kemal’in roman dünyasının coğrafyasına atandım. Düldül Dağı’nın dibindeki bir ilçeye. İçim içime sığmıyordu. Öğretmendim artık, kendi paramı kazanacak, dahası yeni yetmeliğimde günlerce hayalimde canlandırdığım coğrafyayı gerçek yüzüyle görecektim.

Rüzgârlı bir aralık günü indim Düldül’ün dibindeki ilçeye. Üç yıl yaşadım orada. Daha sonra da İnce Memed’de anlatılan coğrafyanın birçok noktasını görme olanağını buldum. Hayal kırıklığı yaşadım diyemem. Ama bugün hâlâ bu coğrafya, Yaşar Kemal’in İnce Memed’de betimlediği, benim de canlandırdığım biçimiyle yaşıyor bende.

Yazar: Editor
2012-10-07 07:58:59

Otoritelerin Derbi Tahmini

1.Lig analizcileri Demirspor Adanaspor maçı için neler söylemiş, onları derledik ve sizle paylaşıyoruz.

Tunç Kayacı

( Fanatik Gazetesi Spor Yazarı ) 

  • PTT 1.Lig'te haftanın en önemli maçı. 
  • İki takım arasında yıllardır süregelen bir rekabet var. 
  • İki takım taraftarları da bu maçı bekliyor. 
  • Fileler karşılıklı havalanır. Gollü bir maç olur.

Fehmi Özgüler

( Fotomaç Gazetesi Spor Yazarı ) 

  • PTT 1.Lig'te dikkatler Çukurova derbisinde olacak. 
  • Denizli, Konya ve Erciyesspor ile yaptığı son 3 maçtan da puan çıkartamayan Adana Demirspor'a teknik direktör dayanmıyor. 
  • Güvenç Kurtar'dan sonra Osman Özdemir ile de yollar ayrıldı. 
  • Ligin en az gol yiyen iki takımından biri durumundaki Adanaspor ise derbi öncesinde G.Antep Bş Bld.Spor'u 3-0 yenip moral depoladı. 
  • Zorlu karşılaşmada üstünlüğü yakalayan skoru korumaya çalışacaktır. 
  • Mücadelede fazla gol izleyeceğimizi sanmıyorum.

Oğuzhan Sofracı

( AMK Spor Gazetesi Spor Yazarı )

  • Adana'nın mavileri ve turuncuları uzun yıllar sonra ligde karşılaşıyorlar. 
  • Maviler derbi haftasına sezon başından süregelen yönetim-taraftar geriliminin etkisi ile giriyor. Son maçında ağır bir yenilgi alan takım birkaç oyuncusu haricinde direnememişti. 
  • Osman Özdemir maçtan sonra istifa etti. 
  • Turuncular ise sahasında 3 gollü net bir galibiyet aldı. 
  • Derbide her iki takım taraftarı da tribünde olacak. 
  • Maviler için geçmişe sünger çekme, turuncular için ise zirve için kazanmak amacı ile çıkacakları bir maç olacaktır. 
  • İki takım da gol atar hem de gol yerler.

Barış Kaygusuz

( Sporx.Com Yazarı )

  • PTT 1.Lig'in 6.haftasında Adana Demirspor ile Adanaspor 4 sene aradan sonra derbide karşı karşıya geliyorlar. 
  • Derbi öncesi Demirspor'da büyük bir kriz ortamı var. 
  • Şimşekler ilk 5 haftada galibiyet alamadı ve yalnızca 2 puan toplayabildi. Demirspor'daki krizi derinleştiren durum ise geçtiğimiz hafta Erciyes karşısında alınan 5-1'lik mağlubiyet oldu. 
  • Karşılaşma sonrası teknik direktör Osman Özdemir istifa etti ve yerine Mustafa Uğur geldi.
  • Adanaspor'da ise işler ezeli rakibine göre çok daha iyi gidiyor. 
  • Peş peşe gelen puan kayıplarının ardından kupada Erzurum Bş Bld, ligde ise G.Antep Bş Bld'yi rahat geçerek morallendiler. 
  • Geride kalan 5 haftada 8 puan topladılar ve ligin 6.basamağına oturdular. 
  • Normal şartlarda bu maçın favorisi tabi ki de şehrin turuncu yakası. 
  • Ancak bu bir derbi. Stresli bir sezon geçireceği belli olan Adana Demirspor için sezonu kurtarabilecek maçlardan birisi. 
  • Ev sahibi Demirspor'un, seyirci rekoru kırılması beklenen bu karşılaşmadan puanla ayrılacağını düşünüyorum.

İsmail Eyriparmak

Yazar: Editor
2012-08-29 10:06:33

Bugün Cumhuriyet gazetesi Adanaspor’u ve Bayram Başkan’ın açıklamalarını köşesine yazar Arif Kızılyalın ile taşımış.

Makale aşağıdadır:

1. Ligde Başkan Olmak

Arif Kızılyalın

Cumhuriyet Gazetesi / Yazı için tıklayınız

Adanaspor, Türkiye’nin köklü ekiplerinden. Futbolumuza birçok ünlü ismi kazandırmış, Çukurova bölgesi ‘Çukurova’yken Süper Lig’in tozunu atmış, hatta şampiyonluk kovalamış. Sonrası malum. Cem Uzan’ın satın alışı, anonim şirkete dönüş, kapanma noktasına geliş ve sanayici Bayram Akgül ile yeniden diriliş. Son 3 yılda 2 kez Süper Lig’in eşiğine kadar yürümüşler. Geçen yıl play - off finalinde Kasımpaşa’ya kaybedişlerini unutamıyorlar. Ve hakem Fırat Aydınus’un da kulağını çınlatıp duruyorlar, “Eğer Cüneyt Çakır,Hüseyin Göçek ya da bir başkası yönetse biz şu an Süper Lig’deydik. O kadar kolay adam atılmaz final maçında, Barbaros’u atmak için fırsat kolladı Fırat hoca” diye..

Gözleri doluyor Bayram Başkan’ın, “Hâlâ o finalin faturasını ödüyoruz. Baksanıza Ankara’daki olaylar için şimdi Urfa ile yapacağımız bölge derbisinde kızlarımıza ve çocuklarımıza oynayacağız, sahamız kapalı. Biri bana şu saha kapatma cezasını açıklasın. Kim cezalandırılıyor? Şimdi bu maç TV’den açık kanalda yayımlanıyor. O olayları çıkaranlar da ‘Biz böyle saha kapattırırız’ diye meze yapıyorlar Adanaspor’umuzu sofralarına. TFF’nin saha kapatma cezasını mantık çerçevesinde oturtması gerekiyor.”

Derken yöneticilerden biri söze giriyor, “Ne yapsak suç. Geçen yıl bir gözlemci geldi. Şu eksik, bu eksik, diye bastı para cezasını. Tamamladım ertesi hafta, başka gözlemci gelip, ‘Her şey tamam ama yine de cezaya girecek bir şeyler buluruz’ diye bizimle dalga geçti adeta.”

O sırada rakipleri Urfaspor geliyor, Adanaspor’un idman tesisine. Teknik direktör Kemal Kılıç, sarılıyor öpüyor Bayram Başkan’ı, iki takım oyuncuları birbirleriyle kucaklaşıyor. Urfalılar da dertli saha kapatma ve alakalı alakasız para cezalarından.

Laf lafı açıyor, söz transfere geliyor. O sıralarda Elazığsporlu Emre Toraman’ı alıp ön libero sorunlarını çözmek istiyorlar. Çünkü savunmaları iyi, forvette deMetin Akan ve M’Billa var, bir de Usain Bolt’u andıran 19 numaralı kenar oyuncuları, “Biz ilk ikiye gireriz bu sezon” diyor Bayram Akgül ve ekliyor,“Ama transfer piyasası bir garip. Öncelikle şu menajerlere ödenen komisyon olayı bizi batırıyor. Şimdi lüks bir mağazaya gidip gömlek alıyoruz, kasaya geldiğimizde kasiyer ‘Yüzde 15 de bana’ diyor mu? Bu komisyonlar yüzünden transferde kimse kıpırdayamıyor. Siyasetçi arkamız da yok Adanaspor olarak. Bakanlarımız gidip bize futbolcu da hediye etmiyor. Ne yapacağız? Biz de kendi kendimize debeleniyoruz.”

Holiganizm ve Fair-Play konusunda da söyleyecekleri var Bayram Akgül’ün:“Şimdi Urfa Başkanı ile sürekli görüşüyoruz, futbolcular arkadaş, hocalar arkadaş, her maç öncesi oturup yemek yesek, o yemeğe hakem triosu da gelse ne olur? Hangi çağdayız, hiç olmazsa bu sayede öküz altında buzağı aramazlar” diyerek bir sinyal veriyor TFF’ye.

Gerçekten haklı Bayram Başkan. Maç günü stattayız. 5 Ocak Stadı sessiz. Sadece kadınlar ve çocuklar var. O sırada Urfalı bir oyuncu sert faul yapıyor. Kadınlar başlıyor söylenmeye, “Sahaya ineriz...” Bayram Başkan “Aman”diyor ve ekliyor: “Gözlemci bunu da yazar, cezalı maçta da ceza öderiz, zaten içerideyiz maç giderleri konusunda...”

Hangi zihniyet bölge derbisini, Adanaspor-Şanlıurfaspor maçını seyircisiz oynatıyor, anlamak güç. Oysa bu maçta yasaklar olmasa Adana esnafı gülecek, otobüs firmaları para kazanacak, al-ver, ver-al derken yavaşlayan bölge ekonomisi canlanacak ama bunu TFF’ye anlatmak güç!

29 Ağustos 2012 - Cumhuriyet

Yazar: Editor
2012-08-17 12:09:16

Muktedirle Muktedir Olmak

Aşağıdaki alıntı gazeteciler.com’dan. Önce yaptığımız şu kopyala yapıştır alıntıya bakalım sonra duruma ilişkin bir şahsi yorumu yapıştıralım oraya.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hükümete yakın medya kurumlarının yöneticileri ile buluştu. 
Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'nde gerçekleştirilen görüşmeye Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın yanı sıra;

  1. Medya Derneği Başkanı Salih Memecan, 
  2. TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, 
  3. Medya Derneği Başkan Yardımcıları Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı, 
  4. Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu, 
  5. Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca, 
  6. ATV Genel Müdürü Âdem Gürses, 
  7. Bugün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erhan Başyurt, 
  8. Türkiye Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak, 
  9. Demirören Medya Grubu'ndan Akif Beki, 
  10. Yeni Akit Genel Yayın Koordinatörü Hasan Karakaya katılıyor.”

İsimlere bakar mısınız?

Ha, içerik nedir? İyi bir şey, hoş bir şey, hayırlı bir şey de olabilir. Buna rağmen oradaki ürkünç buluşma değişmiyor.

Evet, Salih Memecan “Genel olarak medyanın genel sorunları üzerinde konuştuk. Bu telif hakları yasasının durumu üzerine konuştuk. Yapılan haberlerin yorumların kullanımı üzerine görüş bildirdik" gibi bir şey demiş. Alâ!

  • Ama bakar mısınız o isimlere tekrar? 
  • Bu neyin fotoğrafıdır? 
  • Bağımsız bir medyamız olduğunun mu? 
  • Yoksa bir kısım medyamızın varlığının bir sureti midir? 
  • Bu isimlerin; 
  • hayır, muktedirle muktedir kurumlara bağlı bu isimlerin dışındakilerin 
  • gazeteciden sayılmadığının belgesi olabilir mi? 
  • Hükümetin muhatap olduğu medya sınırlarının tel örgüleri mi acep? 
  • Malum yannnndaşlık?

Hani bir replik vardı eski filmlerde “ya benimsin ya toprağın” diye. Durum uzun zamandır böyle iktidar ve medya ilişkisinde. Şu hükümet medyasının dışında kalanlar hatta merkezdeki liberaller falan feşmekânlar bile, güç yeterse yerle yeksan da olabilir ne gam.

Hele solcu gazeteler mümkünse buharlaşsınlar şu ağustos sıcağında.

Öyle, bu “çarpık ilişki” tüm açıklığıyla, olağan bir şeye dönüşerek devam ediyor. Ve bu çarpıklıkta Aşk-ı Memnu’nun Behlül’ü bile masum kalıyor.

Yazar: Editor
2012-08-10 08:44:50

BirGün Gazetesinden

Müslüman aydın İhsan Eliaçık, CNN Türk ekranlarında Enver Aysever'in sorularını yanıtladı. Eliaçık, gündemdeki ilahiyat temalı tartışmalara çarpıcı yorumlar getirdi.

İBADET CAMİDE DEĞİL HAYATIN İÇİNDE YAPILAN ŞEYDİR
İnsanların ritüelleri sorgulama konusu olamaz. Namaz bir ritüeldir, bir nevi ibadete giriştir. Secde etmek ibadet değildir. Secdeden sonra, namazdan sonra hayatın içinde mesela kimseye eğilmemek ibadettir.

İbadet camide değil hayatın içinde yapılan şeydir. Orada siz ibadete bir alıştırma bir girizgâh yapıyorsunuz, moral güç kazanmak için o ritüelleri yapıyorsunuz."

Enver Aysever: Biz burada Ali Rıza Demircan'ı da konuk ettik. Bize öyle bir cennet anlattı ki çok teferruatlı... Öyle bir cennet var mı? Cennet nasıl bir yer?
İhsan Eliaçık: Benim inancıma göre yok. Ali Rıza Hoca cenneti bir seks cenneti gibi anlatıyor. Huriler ortalıkta dolaşıyor... Ömer Hayyam'ın bir şiiri var: "Cennette testi testi şarap akacakmış sen meyhane mi zannettin. Bir salâvat getirene yüz huri verilecekmiş sen cenneti kerhane mi zannettin."

İnsanlar şimdi bizi iftar sofralarında izliyor ama cennet ne meyhanedir ne de kerhanedir. Yok böyle bir şey. Göz aydınlığı eşler vardır orada. Yani birbirine bakınca göz aydınlığı veren eşler vardı. Aslında buradaki dünya anlatılıyor. Eşler birbirine ikramda bulunuyor, sohbet ediyorlar, bir arada duruyorlar kimse kimseye kötü gözle bakmıyor.

KIZIMI GÖZALTINA ALARAK BANA MESAJ VERDİLER!
Eliaçık, kızının 1 Mayıs sonrası gözaltına alınmasına dönük olarak ilginç bir çıkış yaparken çarpıcı bir iddiada bulundu. Kızının gözaltına alınma sebebinin kendisine gözdağı verilmesi olduğunu söyleyen Eliaçık, "çoluğumuz çocuğumuzla değil gelin bizimle uğraşın" dedi.
"Bizim çocuklarımızla uğraşmayın. 28 Şubat'ta direk bizimle uğraştılar, biraz taktik değiştirip arkadan dolanmaya gerek yok. Eğer benimleyse meseleniz gelin ben buradayım."

Size bir mesaj mıydı kızınızın gözaltına alınması?
Evet, bir mesajdı ben öyle hissettim. Çünkü hissettirdiler. Muhafazakâr televizyonlardan yayın yaptılar. Tıpkı 28 Şubat'taki gibi. O zaman da ben bunu hissetmiştim. Bu kez de sabahtan akşama kadar bize 28 Şubat'ı yaşattılar.

Tutuklanmaktan korkuyor musunuz?
Hayır, ben Allah'tan başka hiç kimseden korkmam...

Tutuklanmanız gibi bir ihtimal var mı?
İhtimal olabilir, tutuklayabilir de... 28 Şubat'ın Çevik Bir'lerinden korkmadım da bu badem bıyıklı takunyalılardan mı korkacağım!

Yazar: Editor
2012-08-09 08:04:20

Basından / Hakan Gülseven

Her Tarafımız Pusu

Gazeteci Ahmet Şık, bir komployla “Ergenekon” davasına dahil edildiğinde, karanlık dehlizlerinde komplolar düzenleyen “o” ekip baltayı taşa vurmuştu. Ahmet’in tutuklanması, komplocuların teşhir olmasını sağlayan dönüm noktalarından biriydi...

  • Senaryoya göre, hükümeti iktidardan indirmek için hain planlar yapan “Ergenekon” ekibi, bir yandan propaganda çalışması sürdürüyor, Odatv internet sitesi bu amaç için kullanılıyor, 
  • Ahmet Şık da yazmakta olduğu kitabını Odatv’ye yolluyor, Soner Yalçın taslağı kontrol edip Ahmet’e talimatlar hazırlıyor, falan...

Ahmet Şık’la uzun yıllar birlikte mesai yapmış biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, Ahmet muhtemelen çocukluğunda babasından bile talimat almamıştır. Gazetecilik yaşamı boyunca, rahat battığından olsa gerek, kontrgerillayla, işkencecilerle, pis adamlarla uğraşıp durmuştur. Bunların arasında, kimi “Ergenekon” davası sanıkları da vardır.

  • Kaderin acı cilvesine bakın ki, günün birinde “Ergenekon” davasına o da dahil edilmiştir!
  • Peki, Odatv ile Ahmet Şık arasında nasıl ilişki kurdular? 
  • “İmamın Ordusu” kitabı Odatv’nin bilgisayarlarına nasıl girdi? Ahmet Şık, ‘Pusu’ adlı kitabında şöyle yazıyor:

“İyi de, nasıl gitti bu kitap oraya? Daha önce söyledim ya; virüslü elektronik posta. Tahminim o ki e-posta adresimin şifresi kırılmış ve kitabım ele geçirilmişti. Kim yapmıştı acaba bunu? Beni Ergenekon torbasına atmak isteyenler olabilir mi? Peki onlar kim?

  • Gerçekten kim oluyorlar? Anlattıkları gibi sivil toplum hizmeti veren bir iyilik hareketi mensupları mı? Kendilerini böylesine sivil, böylesine demokratik ve böylesine iyi olarak lanse ettiklerinde nedense hep aynı şey aklıma geliyor: Her kötülük iyilik suretinde görünür.”

Ahmet’in kitabı ‘Pusu’ ibretlik bir kitap. “Ergenekon” operasyonlarına giden süreci ve bu süreçte “Cemaat” denen örgütlenmenin rolünü ortaya koyan bir başka ibret vesikası...

  • Kitabın sonunda, Ahmet’in hedef hale gelmesine yol açan en önemli sebeplerden biri bulunuyor: “Cemaat” örgütlenmesinde yer alan polislerin başka polisler hakkındaki “fişleme” kayıtları... 
  • Eğitim çalışmalarına gelenler, aidat verenler, “kazanılabilecek” olanlar, nasıl “kazanılacakları”, “grup hadimliği” gibi örgütsel rütbeler, seviye seviye belirlenmiş ilişkiler, “sosyal demokrat”, “Alevi”, “Dikkatli yaklaşın” gibi fişlemeler...

Emniyet içindeki bu gizli örgütlenme, bugün pek çok kilit noktayı elinde bulundurmaktadır...

***

  • 1 Temmuz tarihli Radikal İki’de bir yazı kaleme alan Diyarbakır Hâkimi Faruk Özsu, Yargı’da atı alanın Üsküdar’ı geçtiğini söylüyor ve Demokrat Yargıçlar’ın şu tespitini üzerine basa basa hatırlatıyordu:

“HSYK, adalet komisyonları ve başsavcılıklar ile ÖYM’lerde mutlak ve kesin olarak hâkim olan güç ‘Cemaat’tir.”

Tayyip Bey’in, “Gelip beni de alın!” çıkışına anlam veremeyenler varsa, yukarıdaki tespit anlamaya yardımcı olacaktır.

Hakan Gülseven

Yazar: Editor
2012-07-25 08:51:16

Cumhuriyet / Suriye’ye Kürt akını

Esad’ın bazı kentlerin denetimini PYD’ye bırakması ve Kuzey Irak’ta eğitilen binlerce üniformalı kişinin Suriye sınırını geçmesi Ankara’yı tedirgin etti. Erdoğan, MİT Müsteşarı Fidan ve Milli Savunma Bakanı Yılmaz’ın ardından Genelkurmay Başkanı Özel ile gelişmeleri değerlendirdi. 
PYD, Kobani, Afrin, Derik ve Amude’den sonra Suriye güçlerinden Nusaybin ilçesinin hemen karşısında bulunan Kamışlı kentini de boşaltmasını istedi.

Hürriyet / Esad'a yer buluruz

Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun Suriye Ulusal Konseyi (SUK) heyetiyle görüşmesinde, Devlet Başkanı Beşar Esad'ın akıbeti de konuşuldu.

Milliyet / İşte kapının ardı

Burası Halep'e bağlı Babel Hava Sınır Kapısı. Ağır silahlı İslami grupların kontrolündeki yerde her şey talan edilmiş, binalar kullanılmaz halde.

Vatan / 'Barışmak istiyoruz'

İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman, Kudüs'ü ziyaret eden Türk gazetecilere sert mesajlar verince Başbakan Netanyahu devreye girdi: İlişkileri onarmak istiyoruz. Barışmak için yol arıyoruz!

Radikal / Şahsen başvur

Fatma Şen, şiddet mağduru bir kadın. Eşi tarafından balkondan atlamaya zorlandı. İki bacağı, beli ve omurgası kırıldı. Tek isteği bir avukattı. Verilen cevap "Şahsen başvur" oldu.

Akşam / Kuzey Irak'tan farklıyız

Suriye'deki Kürt kentlerinde 'Kontrolü ele geçirdik' diyen PYD'nin lideri Salih Muhammed Müslim'den şok açıklamalar... PKK'nın uzantısı olarak bilinen Demokratik Birlik Partisi'nin Başkanı, AKŞAM'a konuştu.

Sözcü / Bela yürüyerek geldi

Bir Kuzey Irak belası vardı... Şimdi bir de Kuzey Suriye sorunu çıktı. Binlerce Peşmerge, PKK'ya destek için sınırdan Suriye'ye yürüdü. Ankara diken üstünde.

Aydınlık / Sınırdışı edin bunları

Bölge halkı ve siyasetçiler, Suriye'den getirilip sınır bölgelerimizdeki kamplara yerleştirilen grupların ülkemiz için bir güvenlik sorunu haline geldiği görüşünde.

Habertürk / Başka tente bulamadınız mı?

Hakkari'de şehit düşen askerin Adapazarı'ndaki cenaze töreninde "Mutluluğu paylaş" yazılı güneşliğin altına oturtulan baba isyan etti.

Sabah / Yeni Suriye'ye yol haritası

Beşar Esad sonrası Suriye'yi, Mısır'daki gibi Yüksek Askeri Konsey ile Yemen'deki gibi rejimden bir yetkilinin başkanlığında geçiş hükümeti yönetecek.

Posta / İşgal yürüyüşü

Suriye ordusu, Kürtlerin yaşadığı Türkiye sınırındaki bölgenin en büyük kenti Kamışlı'dan çekiliyor. Barzani'ye bağlı binlerce asker 'Kamışlı'yı almaya gidiyoruz" diye slogan atarak Suriye'yi geçti. Bölgenin egemenliği için Barzani, PKK ve Suriye'deki Kürt örgütler ortaklık kurdu.

Birgün / Suriye'de öz savunma birliklerimizi kurduk

Adım adım iç savaşa sürüklenen Suriye'de, Kürtler ülkenin kuzeyinde 6 kentte yönetime el koydu. PYD lideri, çatışmaların Kürt bölgesine ulaşmasını engellemek amacıyla yönetimi devraldıklarını söyledi.

Yeni Şafak / Barzani'den Kamışlı'ya silah sevkiyatı

Suriye ordusundan ayrılan Kürtleri bir kampta eğittiklerini itiraf eden Mesut Barzani'nin Türkiye-Suriye sınırındaki Kamışlı'ya 2 TIR silah sevkiyatı yaptığı belirlendi.

Özgür Gündem

Buz kırıldı, yol açıldı... 

Zaman / SGK'dan sahte şirket operasyonu yüzlerce kişinin emekliliği iptal

SGK, büyük bir emeklilik vurgununu ortaya çıkardı. 156 paravan şirket üzerinden sigortalı gösterilen 7 bin kişinin devletten sağlık yardımı aldığı, birçoğunun da emekli olduğu tespit edildi.
Yazar: Editor
2012-04-07 08:21:17

Basın Özetleri

 

1.Ligin sponsor adı gitti. Hakkaten çok sevindim. Hiç sevmemiş ve mümkün olduğunca kullanmamıştık o B.A. ön adını 1.Ligi anlatırken. Bence böyle iyi. Ama elbette bir başka sponsor gelecek ve muhtemelen o da pek haz edeceğimiz bir ad olmayacak. Ana Yeni Rakı 1.Lig fena olmaz değil mi: ))

  • "Ama şimdi 
  • baktım ki mahallem işgal altında." 
  • demiş eski mahallesinde. 
  • Ya! 
  • O işgal altında olma hissi nasıl bir şeymiş, 
  • bari böyle anlayınız efendimiz.

Demokrasinin dellendiği bir ülkeyiz ya; geçen hafta öğretmenler Ankara’ya yönelir KESK eylemi için. Fakat o yolculuğun hiç olmadığı, olamadığı söylenir. Canım, demokrasi dedilerse de o kadar değil, muhalif olmanın demokrasisi olmaz. Evet, yandaşsan sana demokrasinin kralı var o zaman.

  • Suriyeli muhalifler önce sınıra sonra 
  • başka illere alınıyormuş. 
  • Keşke kimseler yurdundan olmasa, 
  • kimseler herhangi bir şiddete maruz kalmasa. 
  • Bu arada emperyalistlerin dümen suyuna göre Suriye haberleri yapan El Cezire’de entrikalar söz konusu imiş.

Şöyledir alıntı:

“Suriye ve Libya ile ilgili gerçekmiş gibi verilenler kanaldakilerin kendi fikirleri. Gerçekler montaj yoluyla gizleniyor.

Çarpıtma haberlere örnek olarak kanalın muhabiri Ebu Salih’in Humus’ta küçük bir çocuktan ağır yaralanmış gibi yapmasını istemesi ve muhaliflerin öldürdüğü sivillerle ilgili görüntülerin askerler tarafından yapılan katliam gibi sunulması gösteriliyor.”

  • Yani, gazetecinin yandaşı 
  • her yerde arsız pervasızmış lan. 
  • Allah, içlerindeki sefilliği ıslah etsin o zaman.
Yazar: Editor
2012-03-27 22:27:38

Eğitim-Sen’den Çağrı

“28/29 Mart Tarihlerinde Çocuğunuzu Okula Göndermeyin”

2 Günlük Grev

4+4+4’ Hayır

[Basından]

“Düzenlemenin eğitim süresini uzatmaktan çok, eğitimde yaşanan ticarileştirme ve dinselleştirme uygulamalarının önünü açmaya yönelik olduğunu vurgulayan Yıldız, kanun teklifinde yer alan, “İlköğretim, devlet okullarında parasızdır” ifadesinin komisyon görüşmelerinde metinden çıkarılarak, ilköğretimin paralı hale getirilmesinin ilk adımlarının atıldığını savundu.

Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, zorunlu din dersinin kaldırılması ve anadilinde eğitim taleplerinin göz ardı edildiğini, zorunlu din derslerine ek olarak, seçmeli din derslerinin de getirilmesinin önünün açıldığına dikkat çekerek, grev nedenlerini şöyle açıkladı:

 ________________________

Çocuk işçiliğinin ve çocuk gelinlerin ağırlıklı olarak 13, 14, 15 yaşında olduğu düşünüldüğünde mevcut düzenleme ile hem mesleki eğitim adı altında ‘çocuk işçiliğinin’ önü açılmakta, hem de ‘çocuk gelinler’ uygulaması, bizzat iktidar tarafından kademeli zorunlu eğitim uygulaması ile açıkça desteklenmektedir.

Arapça, fıkıh ve Kur’an derslerinin ikinci 4 yılda seçmeli hale getirilmesi sağlanarak, bütün okullarda fiilen imam hatip modeline geçilmesinin önü açılmak istenmektedir.

İlkokul ve ortaokulun, ‘bağımsız binalarda’ gerçekleşeceği iddia edilse de, okulların bu uygulama için yeterli altyapı ve donanıma sahip olmadığı gerçeği göz ardı edilmektedir.

4+4+4 şeklindeki kademeli eğitim sisteminin piyasayla ilişkilendirilmesi, meslek okulu açacak firmalara öğrenci başına destek sunulması ile eğitim sisteminin sermayeye ucuz işgücü sağlar duruma getirilmesi amaçlanmaktadır.

Düzenleme sonrasında meslek liseleri özel sektöre devredilecek, meslek lisesi açan patronlara kamu kaynaklarından öğrenci başına para verilerek mesleki eğitimin özel sektör eliyle yürütülmesi sağlanacaktır.

Önceden işletmelerin stajyer öğrenci çalıştırma oranı yüzde 10 ile sınırlı iken, düzenleme ile bu oran tamamen kaldırılmış ve patronlara sınırsız sayıda öğrenciyi “stajyer” adı altında sömürmesinin önü açılmıştır.

Bir taraftan uzun vadede seçme sınavlarının ve dershanelerin kaldırılacağı iddia edilirken, diğer taraftan kademeli eğitim uygulaması ile çocuklarımızın daha erken yaşlarda dershaneye gitmeleri teşvik edilmektedir.

________________________
 
Eğitim Sen olarak velilerimize sesleniyoruz: 28–29 Mart’ta çocuklarını okula göndermeyerek grevimize destek olmalarını bekliyoruz. Çocuğunun geleceğinden endişe duyan tüm anne ve babaları grevimize doğrudan destek vermeye çağırıyor, çocuklarımızın geleceği için omuz omuza vererek bizlerle dayanışma içinde olmalarını bekliyoruz.”
Yazar: Editor
2012-02-17 07:05:17

vs 

 http://onlineacademics.org/CA348/MM900046618%5B1%5D.gif

MİT yasası meclisten geçti. Bakalım yeni süreç neler getirecek. Macera dolu, fena sinematografik gündemlerdir bize yakışan.

16 Şubat, Kanlı Pazar'ın yıl dönümü idi. Amerikan 6. Filosunun Türkiye'ye destursuz girişini protesto edenlerin katledildiği tarih. 41 yıl önce 16 Şubat...

Sosyoloji profesörü Richart Sennet "toplum, bankacıları mutlu etmek için mi var?" diye sormuş, cevabı kendinde saklı bir cümle ile. Özet cevap: Toplum kapitalizm denen şeyi mutlu etmek ve baki kılmak için var.

Adalet bakanı, MİT'çileri ifadeye çağıran savcı için sorşturma izni vermiş. Ben ne diyeyim, büyüklerimiz en iyisini bilir.

Bakan Atalay da "bu konuda karar verdik ve yaptık." demiş. Özet budur, karar verilir ve yapılır!

Bu arada bir not düşülmüş yine basında: Kanlı Pazar failleri şimdi iktidarda diye. Ben demiyorum, tarihçiler diyor. 

Hakan Şükür ayda 200 bin liraya yapıyormuş yorumculuğu! Abov...

Şike davasında Aziz Yıldırım'a "mevzu siyasi mi?" diye sormuşlar, o da "bilmem araştırın" demiş. İyi demiş. 

Yazar: Editor
2012-02-13 17:56:22

Şimdi Efendim

 http://4.bp.blogspot.com/_hrcWwbVMSN8/S0JVedxiM3I/AAAAAAAAAuE/B3wXAbRy8Gk/s400/0845_Jesus_king_christian_clipart.jpg

Geçenlerde, yandaş Star gazetesi A2 düzeyinde yandaş bir yazarının işine son vermiş. Altan Biraderlerden Mehmet Altan’a sepet havası çalmışlar.

Bakın burada işi şakaya vuruyoruz fakat durum sanılandan çok daha vahim anlaşılan, fotoğraf onu gösteriyor.

  • Nedir? 
  • Mehmet Altan bir röportaj veriyor. 
  • Bu sırada hükümeti ucundan eleştiriyor. 
  • Star gazetesi de ona hemen bir ayar veriyor. 
  • Kim yapıyor bunu gazete adına? Genel yayın yönetmeni M. Karaalioğlu!

Nedir mesele? Adamcağız bu kez “yaşasın kral” dememiş. Ne demiş?

Türkiye'deki vesayet sona erdi denilemez, çünkü mevzuat olduğu gibi duruyor. Türkiye’de sadece askeri vesayet yok, siyasi vesayet de var.” demiş.

  • Kralın adamı demiş bunu evet. 
  • Perde arkasında kral ne demiş, ben ne bileyim. 
  • Peki, kraldan çok kralcı ne yapmış? Kapıyı göstermiş. 
  • Tabi kapıyı göstermeden önce bilindiği üzere yol göstermiş muhterem genel yayın yönetmeni, 
  • “Yanlış anlaşıldım, maksadı aştım, dese yeterdi" diye. 
  • Ne demişti şair? Alçal ki yerin bu yer değil! Böyle değildi biliyorum. Ama tam oturdu bu.

Sınır Tanımayan Gazetecilik

Mevzuya bakın; adamlar arlanmazlık, uslanmazlık, ikiyüzlülük, konusunda ne kadar rahat ve pervasızlar. Maksadımı aştım, yanlış anlaşıldım densin yeter. Ötesini kendileri zaten halleder. Öyleyse çalın da oynayalım ulan.

Andy Warhol’un “bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” sözünü telmihle bir gün en kralcısının da 15 dakikalığına dürüst olmasına dahi tahammül edilemez.

  • Şimdi sahne şudur, birçok arkadaşın vurgulandığı gibi; (Başbakanın futbol benzetmelerinden ilham alarak devam edeyim) 
  • A Takım, ligleri adeta kendi iptal etmiştir, ettirmiştir, ettirilmesine aracı vurucu olmuştur ve A2 takımı da sahalarda görmek istemez olmuştur. 
  • Çünkü kralın adamı olma konusunda yetersizdirler ve hiçbir gelecek vaat etmez durumdadırlar artık. 
  • Kim ne yapsın öyle topçuyu? Elde öylelerinden çokça bulunmakta, ne gerek var dışarıdan adam almaya.

“Bir yerde kapitalist varsa orada basın özgürlüğü; gazete satın alma özgürlüğü, yazar satın alma özgürlüğü, rüşvet, halkın görüşünü satın alma ve burjuvazinin yararına saptırma özgürlüğü vardır” demiştir Lenin.

  • Yani aslında bu ortaoyunundan gördüğümüz şey tamamen bir sindirim sistemi rahatsızlığının gazlarıdır. 
  • Yoksa insanlar durup dururken ve kendi kendine, keyfe keder ahlaksızlaşmazlar.

Aydınaymazı

Ama sen bunu zaten çoktan hak ettin aydınaymazı. O kadar bilgi birikiminiz hep lafmış, varlığınız kof kelimelerden ibaret sanal kulelermiş; hayat tecrübeniz küflenmiş bir stokmuş, tarihten de ders almak gibi bir derdiniz, niyetiniz de hiç yokmuş. Siyasal ahlakınıza dair herhangi bir benzetme yapmaya tenezzül bile etmiyorum ulan. Kendi kendinizle o kadar meşgulsünüz ki hiçbir söz sizi kendinize getiremez! Yine de diyeyim bir iki kelime, içimde kalmasın.

  • Biraz çizgi roman okusaydınız orada kolaylıkla görürdünüz işbirlikçilerin beyaz adam tarafından nasıl kullanılıp atıldığını; 
  • yüzlerce kitap okumuş, binlerce makale yazmış, on binlerce ders vermiş, onlarca kitap yayımlamış olmaya da gerek yoktu. 
  • Siyasal tarih de, genel tarih de, edebiyat tarihi de sizin gibi ruhunu şeytana satmış adamların örnekleri ve hikâyeleriyle dolu. 
  • Hiçbir şeyden ders almaya yanaşmayan kibriniz elbette kendi felaketiniz olacaktır; ama ondan önce, şu yaşananlardan öte umarım daha vahim sonuçlara sebep olmaz o aydınaymazlığınız.

Kör olasın demiyorum, kör olma da gör son halini!

Şu son gelişmelerin bir başka okuması da şu olay olsun o zaman… Mesele bir A Takımı kadrosu oluşturma noktasında duruyor... gibi...

Yazar: Editor
2012-02-11 18:42:09

Mutlak İktidar İçin

 http://www.animalclipart.net/animal_clipart_images/republican_elephant_0515-0912-0710-4257_SMU.jpg

Gündem hakkında yazmak mümkün mü şu ara? Biliyorsunuz, hemen hemen her gündeme balıklama dalıyoruz. Ucundan kenarından veya fasılalı yazılarla.

Ve fakat bu aradaki gündeme yanaşıp vakıf olup bilgi edinip fikir oluşturup bir şey yazmak… Tam burada hay bin kunduz, diyesim geldi.

MİT, Emniyet, Savcılar, Hükümet, KCK, görevden almalar, özel yetkilerle görev vermeler, arada TV’ler gazeteler, çeşit çeşit yazarlar… Yahu bildiğiniz bir Holivut senaryosu kurgusunda şu süreçte yaşananlar.

Benim burada öylece hariçten gazel okumama gerek yok, zira yaya kalabilirim. Basından şöyle bir alıntıyla bu akşam yazısını toparlasam:

"Sistemi elinde tutan rejimin farklı güçleri arasında iktidar çatışması her zaman vardır ve olacaktır. Geçmişte Kemalist rejimin farklı varyantları arasında bir çatışma yaşanırken, bugün İslamcıların farklı politik kuvvetleri arasında bir çatışma yaşanıyor.

Devletin stratejik kurumlarını ele geçiren Gülen cemaati ile Başbakan Erdoğan arasındaki iktidar çatışması şiddetlenerek artıyor. Gülen’in Erdoğan için yayımladığı kaset basın dünyasında izlendi. Gülen çok açık bir şekilde uyarmıştı:

Ya benim vitrinimde çık ya da bana itaat et etmezsen de büyük tokadı yersin. Şimdi itaat etmek istemeyen Erdoğan’a ve AKP’ye yönelik hamleler fiilen uygulanmaya geçti.Başbakan Erdoğan da, elindeki gücü kullanarak tek başına liderlik sevdasını sürdürmekte kararlı görünüyor.

Zaman zaman kendisine büyük destek sunan cemaatin medyasına da ince uyarılar yapıyor. Böylelikle iktidar rekabetinde var olduğunu söylemekle kalmıyor, attığı adımlarla pekiştirmenin yollarını arıyor. Bunun en somut örneği ise Gül’ün cumhurbaşkanlığı konusu oldu. AKP, Gül’ün görev süresini 7 yıl olarak belirledi ve sadece bir kez seçilebileceğine dair yasayı parlamentoda geçirdi.

Gül, bu durumdan son derece rahatsız oldu ama yasayı onaylamak zorunda kaldı. Gülen cemaati ise, Gül’ü ikinci kez cumhurbaşkanı olarak görmek istiyordu. Cemaatin bu planı bozuldu ve doğal olarak öfkesi arttı. Bu bakımdan Erdoğan çok açık olarak hedef tahtasına oturtulmaya başlandı." 

Böylece sürüp gidiyor macera. Bekleyeceğiz ve göreceğiz, bakalım daha nelere tanık olacağız?

Yazar: Editor
2012-01-26 09:58:50

Futboldışılık

 http://us.cdn3.123rf.com/168nwm/annetka/annetka1001/annetka100100006/6171489-gangster.jpg

Onca zamanlık tanıklığımda futbol, hiç bu kadar futbol dışına çıkmamıştı.

Onlarca kez dediğimiz gibi bizi futbola bağlayan tek sebebimiz Adanaspor’dur, ötesindeki depremler krizler başarılar kirlenmeler zaferler veya hayal kırıklıkları çok da umurumuzda değil, diye…

Ne var ki Adanaspor da ülke futbolunun içindedir ve her olumlu veya olumsuz durumdan kendine düşen payı alacaktır. Almıştır. Alıyordur. Sevgimiz kendi başına Adanaspor’umuzu korumaya yetmiyor. Yetmez.

Öyle!

  • Futbol seyircisi olmak,
  • taraftarlık,
  • yöneticilik,
  • federasyon düzeyinde yöneticilik,
  • futbola dâhil olan unsurlar,
  • futbol yazarlığı, yorumculuğu > bu işi aşkla yapmak, bu işten ekmek yemek, bu işe bir egoyu bulaştırmak;
  • hakemler sonra!
  • Aman Allah’ım o hakemlere!
  • Bir dehşete düşme ve medet ünlemi bu esnada...

Evet, temelde bir sevgi bağında birleşmesi gereken noktalardır belki futbola dâhil olan şahıslar kurumlar… Öyle olmuyor değil mi?

Tribünümüzden tribünlere, futbolumuzdan futbollarına dek tüm idari taktikleri de ibretle izliyoruz.

Ha, bir de şu alıntı var basından.

Paylaşalım bakalım:

Mehmet Ağar Futbolu da ‘Temizleyecek”

“Türkiye Futbol Federasyonu'nun şike gündemli genel kurulu yarın Ankara'da toplanacak. Şike ve teşvik eylemlerine verilecek cezalar konusunda karar verilecek olan Genel Kurul'a katılacak bir isim özellikle dikkat çekiyor. Toplantıya Galatasaray Spor Kulübü adına katılacak delegeler arasında kontrgerilla lideri Mehmet Ağar'ın da ismi yer alıyor.” 

Yazar: Editor
2012-01-21 11:53:42

Güvenme Varlığa Düşersin Darlığa

Lafı uzatmadan yapılan bilimsel araştırmalara göre en güzel gün olan cumartesiyi şu alıntıyla şenlendirelim.

Sadece bir not düşerek, bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim, atasözünü referans göstererek.

**

“ABD Başkanı Barack Obama "iyi ilişkiler içinde olduğu" ve "sözüne güvendiği" liderler arasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı da saydı. 

  • Amerikan Time dergisi, ABD Başkanı Barack Obama'yı kapağına taşıdı. Derginin yazarlarından Farid Zakaria ile bir söyleşi yapan ABD Başkanı Obama, "dünya liderleriyle ikili ilişkilerde soğuk olduğu" yönündeki soruya, böyle bir düşüncenin doğru olmadığını belirterek, iyi ilişkiler içinde olduğu liderleri sıraladı.

Obama, Almanya Başbakanı Angela Merkel, Hindistan Başbakanı Manmohan Singh, Güney Kore Devlet Başkanı Li Myung-Bak, İngiltere Başbakanı David Cameron ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la iyi ilişkilere sahip olduğunu ve sözlerine güvendiğini söyledi.

  • Obama,
  • "Onların sözlerine güveniyorum 
  • çünkü verdikleri sözlerin arkasında duruyorlar. 
  • Ayrıca 
  • bizim kaygılandığımız konular ve çıkarlarımızı da dikkate alıyorlar. 
  • Bu nedenlerden ötürü onlarla çok yakın ilişki içinde çalışıyor 
  • ve birçok konuya da birlikte çözüm getirdik
  • dedi.
**

Böyle!

Ne demiş Mazhar;

Ne güzel şeysin sen hep yaşın on dokuz,

Gel yanıma sar beni, bugün var yarın yokuz.

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-172283/sza.jpg
Yazar: Editor
2012-01-18 07:34:11

Kendi Suçunu Aklamak

 http://www.samildemir.av.tr/wp-content/uploads/2009/09/yarg%C2%A6-reformu.jpg

  • Dünyada, sistemler kendi insanını yetiştirir elbette,
  • bir kurumsallaşma da bunu gerektirir,
  • fakat o kurumsallaşmanın içeriği
  • ve amacı birçok “kaderi” etkilemektedir böylece.
  • Bir de o sistemler süreçte bir şekilde ortaya çıkan canilerini de muhakkak ki yine bir şekilde korumaya alır.
  • Dünyanın her yerinde böyle olduğu gibi memlekette de aynıdır.

Arap Baharı 1 yaşındaymış. Fakat o baharı kutlayanlar da pek yokmuş. Daha çok bir protesto... Ve kendilerini yakan insanlar. Nasıl bir baharsa bu! Ama yalancının önde gideni bir bahar sanırım.

Ankara'da 13 Ocak günü altı öğrencinin tutuklanmasının ardından, Eğitim-Sen 5 No'lu Şube "Öğrencime Dokunma" eylemi gerçekleştirmiş. Ne iyi!

  • Özel hastanelerin
  • SGK’dan gelen hastalardan istedikleri kadar
  • fark almaklarını sağlayacak
  • yeni yasal düzenlemeler yapılacakmış
  • bir gazetenin haberine göre.
  • Kimsesizim kimsesi olmak
  • böyle bir şey anlaşılan.
  • Koşun bre,
  • kim tutar sizi?

Yeni vesayetin kendi OYAK’ı “POLSAN” diye not düşmüş gazete.

  • 44. SİYAD Ödül Töreni'nde
  • Nuri Bilge Ceylan'ın son filmi
  • "Bir Zamanlar Anadolu'da"
  • En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödülleri de dâhil olmak üzere
  • altı ödül birden kazanmış.
  • Hala izleyemediğim bir film…
  • DVD’si çıkmışsa alıp izlemeli o zaman.
  • Ki; Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerini
  • korsandan tedarik etmemekten yanayım.

Gecede ödül alan senarist, öykücü “Son Yörük” Osman Şahin’de 40. sanat yılına dair bir yazı borcumuz olsun.

Bir dördüncü gün (çarşamba) sabahı böyledir buradan bakınca. Yarına güzel şeyler görmek dileğiyle…

Yazar: Editor
2012-01-12 20:19:45

     8 Metrekare

(BirGün gazetesinden alıntıdır) 

  • Hayatı 8 metrekare içine sığdırmak 
  • ve yalnızlaşmak. 
  • Övünülerek anlatılan ve 
  • ''5 yıldızlı konfora sahip'' denilen dört duvar arası F Tipleri. 
  • Kitap okumak yasak, 
  • resim yapmak yasak, 
  • gazete okumak yasak,  
  • mektup yazmak yasak, 
  • türkü ve marş söylemek yasak 
  • ve buna benzer birçok şey daha. 
  • İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 
  • F Tipi Hapishaneleri'ndeki yaşam koşullarına dikkat çekmek için 
  • çağrıda bulundu. 
  • Aralarında Yazar Vedat Türkali, 
  • Sanatçılar Zuhal Olcay, İlkay Akkaya ve birçok aydının da yer aldığı 
  • 36 kişi fotoğraf sanatçısı Ahmet Ağaoğlu'nun objektifine poz verdi. 
  • Demir parmaklıklar ardında 
  • F Tipi yaşam koşullarını anlatmaya çalışan sanatçılar ve aydınlar 
  • gecede birer konuşma yaparak, 
  • ''F Tipi Hapishanelerinin duvarını yıkmak istiyoruz'' 
  • mesajı verdi. 
  • Önceki gün Taksim Hill Otel'de açılışı düzenlenen serginin gösterimi ise, 
  • 24–28 Ocak tarihleri arası 
  • saat 18.00'e kadar 
  • Tophane Tütün Deposu'nda gerçekleştirilecek.
http://hizliresimyukle.com/showoriginal-167883/z.jpg

(BirGün)

Yazar: Editor
2012-01-10 19:21:13

Bu Ne Yaman Çelişki?

Trabzonspor’a açıktan şu olanakların sunulması o meçhul şike vakasından çok ama çok daha vahimdir.

Devlet her şehrin devletidir, hükümet her bir nahiyenin hükümetidir; böyle yağma hasanın böreği olmaz!

Üstelik konu HES!

Doğanın tahribatı, su kaynaklarının yağmalanması… Bu konuda en çok sosyal kurumlar belli bir hassasiyet taşımalı.

 

Ve de kimselere şu şekilde görüldüğü gibi ayrıcalıklar tanınamaz.

Bu, önce hakkaniyete kamu vicdanına aykırıdır.

Denecek ki, e canım her şey yasal çerçeveler dâhilinde ne var bunda?

Bir başka sorun da budur; erk’in eliyle resmi kayırmalar…

Öteki taraftan yine muktedir olanın özel Trabzon ve Trabzonspor ilgisi!

Can sıkıcı işler bunlar.

Oysa yasalar aşağı yukarı şöyle der; hiçbir kuruma, şahısa, sınıfa ayrıcalıklar tanınamaz.

Hani bir söz var ya, futbol sadece futbol değildir, diye! Yanlış! Futbol, hiçbir şekilde artık futbol değildir!

Buyurun yine bir alıntı. Yorumun devamı ortadadır.

Kulübün resmi internet sitesinde yer alan açıklamada Şener, şu görüşlere yer verdi:

 

  • "Söz konusu projenin ihalesinin Nisan ya da Mayıs ayında gerçekleştirilmesinin planlanıyor. 
  • Bu projeyle ilgili kredi sorunumuz yok. 
  • Bakanlıklarda yaşanan değişiklikler sürenin biraz uzamasına yol açtı. 
  • Projenin hayata geçirilmesiyle 8–10 milyon dolar gelir elde edeceğiz. 
  • Bir banka 35–40 milyon Euro enerji kredisi verdiğine göre yaptığımız işin doğruluğu açıkça görülmektedir. 
  • Kulübümüz adına ciddi önem taşıyan bu projeyle ilgili hiçbir olumsuzluk bulunmamaktadır" 
Evet, Böyle işlerin olduğu ülkelerde şike, teşvik vs biter mi sizce?

 

Yazar: Editor
2012-01-09 13:06:38

Yeni Bir Hafta

  • Buyurun bir haber alıntısıyla başlayalım haftaya sevgili arkadaşlar. 
  • Biraz can sıkıcı, gerçi tersi bir haber, mutluluk veren bir gelişme var mı ki güzelim memlekette biz de onu paylaşalım. 
  • Ama şu haberin can sıkıcı olup olmaması belli bir göreceliği de barındırmakta. 
  • Dileyen bu haberden mutlu da olur.

Diyor ki ‘Eninde sonunda bu santrali yapacağız.’

Diyoruz ki ‘Eninde sonunda gideceksiniz, bari daha az hasarla gidin, memleketi gevrettiniz bari doğa sağlam kalsın kalabildiğince.’

Neyse, Enerji bakanına uzatıyoruz mikrofonu:

“Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, kurulması planlanan nükleer santrallerle ilgili olarak, ‘Eninde sonunda biz bunu gerçekleştirmeyi düşünüyoruz.’ dedi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Türkiye'de kurulması planlanan nükleer santralle ilgili olarak bir soru sorulması üzerine, 2 hafta önce proje şirketinin Mersin Akkuyu'daki nükleer güç santraliyle alakalı 700 milyon dolar ödenmiş sermaye aktarımı yaptığını hatırlattı ve sözlerine, 2 yıl içerisinde bu paranın 2,4 milyar dolar olacağını ekledi.

Taner Yıldız şöyle konuştu:

''Dünyada bir kısım ülkelerde iç politikaların yönetilmesi adına zaman zaman gerçeklerden ayrıldığı durumlar olabiliyor. Ama bizim kararlılığımızda, fikrimizde herhangi bir değişme yok. Nükleer güç santralleri hem sanayileşme açısından hem teknoloji açısından hem de enerji sektörü için bir ihtiyaçtır.

İşte bu ihtiyacın karşılanması için biz bunu Türkiye'ye 40 yıldan beri kazandırılamayan nükleer güç santralini kazandırmaya kararlıyız. Japonya'daki Fukuşima santralindeki sıkıntıdan dolayı, bizden kaynaklanmayan sebepler yüzünden her ne kadar gecikiyor olsa da eninde sonunda biz bunu gerçekleştirmeyi düşünüyoruz''

Yazar: Editor
2012-01-02 13:01:35

Para Saadet Olmaz Ama Sağlık Olur

Basından alıntıyla “parayla sağlık” döneminin bir özetine geçelim.Şöyle diyor işin uzmanları:

“Genel Sağlık Sigortası, dün yürürlüğe girdi. Yeni sistemle ilgili AKP'nin ve AKP'cilerin anlattıkları, gerçeği yansıtmaktan uzak.

  • Sağlıkta Dönüşüm Programı" adı altında 
  • ülkenin sağlık alanında gelmiş geçmiş yapısal en ciddi dönüşümlere imza atarak sağlığı paralı hale getiren AKP hükümeti, 
  • dün itibariyle çok daha ciddi bir adım daha attı. 
  • Daha önce ertelenen Genel Sağlık Sigortası (GSS), 
  • 1 Ocak 2012'de yürürlüğe girdi. 
  • SSGSS (Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası) Kanunu ile 
  • 1 Ekim 2008'de tanımı itibariyle bütün yurttaşlar için "zorunlu" kılınan GSS, 
  • sosyal güvenlik reformu 
  • çalışmalarının sürmesi nedeniyle 
  • 1 Ekim 2010'a ertelenmiş, 
  • ikinci bir ertelemenin ardından da 
  • 1 Ocak 2012'de hayata geçirilmiş oldu.
  • Dün / 1 Ocak 2012/ itibariyle başlayan uygulamaya göre ise, 
  • asgari ücretin üçte birinden fazla gelir sahibi olanlar "zengin" sayılacak 
  • ve belirlenen SGK primini ödeyemeyenler sağlık hizmetlerinden yararlanamayacak. 
  • Herkesten maaşına göre sigorta primi alınırken, 
  • sağlık hizmetlerinden yararlanabilmeleri için 
  • asgari ücretlilerden bile sigorta primi ödemesi istenecek. 
  • Bu son yenilik asgari ücretli olup da 
  • yeşil kartlı olan milyonlarca insanın yeşil kartlarının iptal edilmesine 
  • ve sağlık alanının dışında kalmasına yol açacak.
  • GSS primi ödeyemeyenler ise gelir testi yaptırıp 
  • prim ödemeye başlamadıkları takdirde 
  • dünden itibaren sağlık hizmeti alamamak tehlikesiyle karşı karşıya kalmış oluyor.
  • GSS primini ödeyemeyen yoksul kesimlerin, 
  • SGK ile sözleşmeli üniversite hastanelerine 
  • ve özel hastanelere gitmeleri de engellenecek.
Ne diyelim bu saptamaların ardından; 
unutma, paran kadar varsın
o kadar insan
ve 0 para kadar sağlıksın...
Ötesi sosyal devlete değil, Allah'a emanet!
Yazar: Editor
2011-11-14 07:01:22

Haftaya güzel başlayalım güzel haberlerle.

http://venturebeat.files.wordpress.com/2007/05/clipart_pile_of_newspapers.jpg 

Bakıyorum gazetelere ve fakat güzel bir haber yok. İç açıcı bir durum yok bizim vatandaş cephemizde ama muktedirler her an’a olduğu gibi muhakkak ki haftaya da iyi başlıyorlardır. 

  • Sayın Başbakan söylüyor, 
  • gıpta edilen bir ülke olduk diye. 
  • Eh, öyle diyorsa öyledir. 
  • Tabi gıpta sözcüğünün lügatteki anlamına bakmayacağım. 
  • Çünkü onların farklı sözlükleri var. 
  • Ona da bizim aklımız eremez.
  • Yunan başbakanından sonra 
  • İtalyan kanka da gitmiş, 
  • Bay Belusconi. 
  • Hım; bir Batı baharında rüzgâr, ne Batılı ne de Doğulu olan ülkemize uğramayacaktır yine, 
  • bir Doğu baharında uğramadığı gibi. 
  • Aslında bu memlekete on yıllardır baharın uğradığı yok. 
  • Bir muhafazakâr, 
  • sağcı, 
  • menfaatçi dinci bir kıştır ki 
  • dayanabilene aşk olsun. 
  • Ama dayanıyoruz işte.
  • Gazeteciler 
  • Van depreminde ölen arkadaşlarını, 
  • sizi hiç unutmayacağız, 
  • diye uğurlamışlar. 
  • Unutulur unutulur. 
  • Bu coğrafyada unutulmayacak hiçbir incelik yoktur. 
  • Çoğunu da bilmediğimizden 
  • unutmak gibi bir derdimiz de yoktur.
  • Bir makale 
  • İslam ekonomisinin adaletinden bahsediyor 
  • ve bunu 
  • kapitalizmden pek de farklı olmadığı sonucuna bağlıyor. 
  • Başka türlüsü mümkün mü? 
  • 'Kapital'in olduğu yerde kapitalizm vardır.

Sabah haberlerinin bir kısmı böyle. Devamı öğle haberlerinde dostlar…

Yazar: Editor
2011-11-09 10:55:55

Üç Nokta

http://www.aes.org.tr/portal/images/stories/sendika.jpg

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Basın Başdanışmanı

Ahmet Sever'e, "Avrupa Vizyonu" adlı program nedeniyle TRT tarafından 266 bin TL ödenmiş. Daha makul bir paraya biz de yapardık bu programı be; altı üstü Avrupa Vizyonu ve TRT!

Yunanistan krizi başbakanını yedi. Diyelim ki; 

  • Komşuda pişer bize de düşer. 
  • Ya da komşunun tavuğu kaz görünür 
  • veya komşu komşunun külüne muhtaçtır 
  • hatta ev alma komşu al 
  • belki bana koşunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim 
  • sanki komşudan al haberi 
  • güya komşun mu var derdin var. 
  • Ve böylece sürüp gider komşunâme… 
  • Ama komşu halkın dirayeti, inadı ve bilinci gıpta ettiriyor. 
  • Vira size komşu…

Zulmün, kimsesizliğin, örgütsüzlüğün, sendikasızlığın ve yoksulluğun böylesi…

BirGün’den bir alıntı yapalım:

  • “Trexta, Tekirdağ'ın Çerkezköy ilçesinde Nokia, Black Berry gibi firmalara deri kılıf üretimi yapan bir fabrika. 
  • 630 kişinin çalıştığı fabrika, 
  • kentte işçi düşmanlığı ve kötü çalışma koşulları ile nam salmış bir durumda.
  • Deri-İş Sendikası’nın örgütlü olduğu fabrikada 
  • patron tarafından özellikle kadın işçilere yönelik yapılan baskılar dikkat çekiyor. 
  • İşten atma saldırısının hız kesmeden devam ettiği fabrikada 
  • 20 civarında işçi 
  • sadece anayasal hakları olan sendikalaşma talebinde bulundukları için işten çıkartıldı.
  • Bir günde kullanılmaz hale gelen maskelerle bir hafta çalışmak zorunda bırakılan kadın işçilere  
  • fabrika yetkilileri  bir de 
  • “siz kendinizi çok mu güzel sanıyorsunuz da maske takıyorsunuz. Gidin evinizde çocuk bakın siz ancak çocuk yapmayı bilirsiniz” 
  • diyerek aşağılamalarda bulunuyor.”

Sendikalaşma, demokrasinin olmazsa olmazıdır, ama görünen o ki “ileri demokrasinin” olmasa da olurudur.

Yine efkârlandım dostlar. Bayram süreminin son yazısıdır bu. Bir dahaki yazıya kadar sağlıcakla kalın.

Bu arada, bu hafta da mı maç yok yahu! Ambale ettiler bizi; 6 günde 3 maç sonra 15 gün maç yok!

Nasıl bir takvimdir bu?

Not: Çalışma koşullarınıza dair yazılarınızı da bekleriz arkadaşlar. Paylaşalım ki haberdar olunsun ahvalimizden; ))

Yazar: Editor
2011-11-07 09:24:33

Bayram Notları

 http://afpheonix.typepad.com/photos/uncategorized/gazetta_1.gif

 

  • Kendisi de bir twitter kullanıcısı olan B.Arınç “twitter’i, facebook’u temizleyeceğiz.” demiş. Nasıl acaba?
  • Nagehan Alçı; Che ve Deniz Gezmiş’ten sonra Mustafa Kemal’e de sataşır olmuş. Senin derdin ne kadın? Kimin siparişidir, neyin hıncıdır bu?
  • Adana’da ortak akıl müdahale ettiği yerlerde trafiğin aklını karıştırdı, Adana deyimiyle Allah’nı şaşırdı, felç etti. Nasıl bir ortaklık, nasıl bir akılsa…
  • Bir de “Yeşil Ergenekon” varmış.
  • Bir alıntı BirGün’den: “Tavşan Atlet Liberaller; Liberaller, kendi yarattıkları canavarın dişlerini artık kendilerine de göstermeye başladıklarını fark ettiler ama boşuna bir çaba ile kenardan sıyrılmaya çalışıyorlar. Yarattıkları canavar, artık onları hedefe koyuyor.
  • Neyin devlet sırrı olup olmadığına hükümet müsteşarları karar verecekmiş. Ne güzel bir ileri demokrasi…
  • Şöyle bir hikâye geldi aklıma. Adamın biri kışın açıkta kalmamak için küçük bir cezayla üç dört ayı kodeste geçirtecek bir suç arar. Kral aptal, dersen kışı kurtarırsın, denir ona. Adamcağız da çıkar şehrin meydanına “kral aptal” der. Müebbet yer! Suçu, küçük bir hakaret değil, devlet sırrını açıklamaktır.

 

Vah ulan halimize o zaman!

Yine keyfim kaçtı bre. Bayramın 2. günü yazısı da burada biter.

Yazar: Editor
2011-10-29 04:40:52

Libya’da Neler Olacak?

Mehmet Ali Yazıcı (RED’den)

 http://icsavas.files.wordpress.com/2011/05/kaddafi-erdogan.jpg

Libya’da Kaddafi, NATO’nun desteklediği sözde muhalif-ulusal güçler tarafından linç edilerek iğrenç bir şekilde katledildi ve eski rejim sona erdi. Emperyalizmin sözcülüğünü yapan dünya medyası linç haberlerini zafer naraları atarak, kutlayarak verdi. “Bir diktatörün sonu”, “42 yıllık zulüm bitti” vb. manşetler atıldı. Emperyalizmin savaş örgütü olan NATO’nun iktidar yaptığı UGK yönetime el koydu.

Peki, Libya’da bundan sonra ne olacak?

UGK, Emperyalist ülkelerin çıkarlarını savunan kukla bir hükümete görevlerini devredecek ve Libya, tepeden tırnağa neo-liberalizmin politikalarıyla kuşatılacaktır.

Kaddafi’nin iktidarı döneminde kaldırılan Amerika ve İngiliz üsleri geri gelecektir. ABD’nin Afrika’ya yerleşme planında Libya koçbaşı olarak kullanılacak ve Bush döneminde başlatılan AFRICOM (Africa United Command) projesi engelsiz bir şekilde hayata geçecektir.

Dünya kapitalizminin krizi, Afrika’yı “çevreden merkeze” çekerek aşılmaya çalışılacaktır.

Uzmanlar, ABD’nin Afrika’ya yayılma ve yerleşme çabalarının nedenini üç maddede açıklıyorlar; “kilit önem taşıyan doğal kaynak alanlarını korumak, Çin’in artan etkisine karşılık vermek ve ‘terörle savaş’ adını verdikleri süreci devam ettirmek için stratejik bir yer kazanmak.”

Diğer taraftan, Libya halkının toplumsal ve ekonomik yaşamı vahşi kapitalizmin kurallarına göre düzenlenecektir. Kendi çapında sosyal devlet olmanın gereklerini yerine getirmeye çalışan eski rejimin sağladığı bütün haklar ortadan kaldırılacaktır.

Bütün devlet hizmetleri özelleştirilecektir. Yabancı tekeller ve emperyalist sermaye güçleri; bankalar, süpermarketler, petrol şirketleri vb. ülkede cirit atacak, ekonomik ve toplumsal yaşam altüst edilecektir.

Hizmetler; eğitim, sağlık ve sosyal haklar ortadan kaldırılacaktır. Evlerde kullanılan elektrik, su ve doğalgaz zorunlu ihtiyaç kapsamında olduğu için bedavaydı, şimdi ücretli hale gelecek ve bu hizmetler, kar amaçlı batılı şirketlere peşkeş çekilecektir.

Libya'da eğitim ve sağlık hizmetleri bedavaydı. Hepsi özelleştirilecek, parası olmayanlar bu hizmetlerden asla yararlanamayacaktır.

Libya devleti, tüm hastalara ilacı hiçbir ücret talep etmeden veriyordu. Yeni dönemde sağlık hizmetlerinden para alınacak, ilaçlar paralı olacak ve Libya halkı neye uğradığına şaşıracaktır.

Libya vatandaşları hiçbir şekilde vergi ödemiyordu. Ama şimdi “her şeye vergi” dönemi başlayacak, halk ÖTV, KDV gibi vergilerle tanışacak, ödediği vergiler ise kendine asla hizmet olarak dönmeyecektir.

Libya hem Afrika'da hem de tüm dünyada en borçsuz ülkeydi. Libya halkı borçsuz ve onurlu yaşamayı unutacak, İMF, Dünya Bankası’nın “ülkeyi kalkındırma” palavrası altında borçlandırılacak, bu borçlar her yıl katlanarak artacaktır. Çok kısa bir sürede ülke “70 Sente muhtaç” hale getirilecektir.

Libya'da istisnasız olarak her aile aylık 300 Avro, yaklaşık 760 Türk Lirası yardım alıyordu. Bundan sonra bu yardımları alamayacak, işsizlik artacak ve çalışanlar asgari ücrete talim edeceklerdir.

Libya’nın en önemli gelir kaynağı olan petrol gelirlerinin yüzde 90'ı Libya halkına kalıyordu. Bu durum ortadan kalkacak, petrol yabancı şirketler arasında paylaşılacak ve ülkeye kırıntısı bile kalmayacaktır.

Libya halkına nelerin kaybettirildiğini tahmin etmek kolay ama uygulamada görmek için henüz erken. Bir avuç çapulcunun NATO desteğinde kazandığı zaferin Libya halkı için zafer olmadığı, emperyalizmin zaferi olduğu ileride anlaşılacak ama iş işten geçmiş olacaktır.

(26.10.2011)

Yazar: Editor
2011-07-31 14:22:57
http://hizliresimyukle.com/showoriginal-87835/miro.jpg

Bir Gezginin Ölümü

Miro bir portakal çiçeğinden doğar
Bu yüzden biraz turuncudur elleri
Gülünce portakal çiçeği kokar

Ceviz ağacına bakar Miro, çünkü
Gölgesinde yaralı sincaplar yatar
Bir karayılan rüyasında Miro’ya bakar
Bazen Miro uyumaktan korkar

Denizkızlarına âşık olur Miro / Denizi hiç bilmez
Dalgalar rakı kokar, dersem inanır Miro
Efkârlanır, oturur benimle bir sigara yakar

Ağaçlarda evler yapar Miro
Serçeler, sığırcıklar, güvercinler,
Ama en çok kargalar konar sundurmanın zeytin dallarına
En çok da kargaları sever Miro
Kargalar, kafasına uzun yolculuklar sokar

Uyuyunca bir gece Miro / Yıldızsız, karanlık, soğuk…
Portakal ağaçları ona
-bilirler hayatı zorludur,
dertlidir, uzundur işte gece-
Yapraklarından yorgan yapar

Bir iskambil kâğıdında Maça Beyi olur Miro
Sinek Kızı ona sevdalı sevdalı bakar
Ama bilir Miro aşk
Bir yalnızlıktır, aşk kavuşamamak,
Aşk ölüm oyununda köşe bucak kaçmak
Hem zanneder ki / Denize ulaştığı yerde Miro
Bir denizkızı ona yine öyle bakacak

Kuru nehir yataklarında, karlı tepelerde, sararmış bayırlarda,
Kedili sokaklarda, taş caddelerde, belki kalabalıklarda
Yürümeyi sever
Hep zanneder Miro, zanneder ki
Bir portakal çiçeği kokusudur hayat ve hep öyle kokacak

Evvel zaman içinde Kara Yılan asma’ya dolanarak çıkar
Korkar Yaralı Sincap, Ceviz Ağacı onu saklar
Bir denizkızı kendi rüyasında âşık olur Miro’ya
Ama/ ölüverir Miro bir akşam
Sinek Kızı çok ağlar
Ne çok gezecektik, der kederlenir, hiddetlenir kargalar

Ne hazindir, ne kısadır, ne güzeldir hayat
Gece, gelir Miro’yu sarar,
Görünmez olur Ceviz Ağacı, Portakal Çiçeği, Zeytin Dalları
Ben efkârlı bir sigara daha yakarım
Dalgalar hala rakı kokar…

Yazar: htabakan
2011-07-13 08:24:36

Gündeme şöyle bir bakarsak ne görünür?

http://img1.loadtr.com/k-474752-gazeteler.gif

*Altay, mağdur olduklarını iddia ederek küme düşürülmemeyi istiyor.

-E, iyiymiş.

*TSYD, Yönetim Kurulu’ndan “Herkes kendi işine baksın” başlığıyla yapılan açıklamada, özellikle bu süreçte görevini yapmaya çalışan basın mensuplarına taraftarların saldırısı kınanarak, sonucun sükûnetle beklenmesi gerektiği bildirildi.

-Bence spor gazeteleri veya gazetelerin spor sayfaları protesto edilmeli, hiç okunmamalı, TV’lerdeki spor yorumları da es geçilmeli. Futboldaki kirlilik orada daha da derinleşiyor çünkü.

*Lucescu’nun yıllar önce, “Türkiye’de futbol Çavuşesku dönemindeki Romanya’ya benziyor” dediği hatırlatıldı.

-Adamı linç etmişti o spor basını.

*Eski RTÜK Başkanı dâhil dört kişinin tutuklanması ardından yapılan operasyonda, biri Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği sorumlusu olan dört kişi gözaltına alındı...

Bu dava da sanki şike gölgesine denk getirildi.

*Son aylarda Türkiye’den gelen şikâyetler üzerine Avrupa İnsan Hakları Komiserliği tarafından hazırlanan raporda mevcut yasaların ifade ve basın özgürlüğü önünde engel oluşturduğu savunuldu. “Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğü” başlığı altında yayımlanan raporda, AİHM’in hükümlerinin Türk yargısı tarafından gerektiği gibi uygulanmadığı, yasalarda kapsamlı değişikliğe gidilmesi gerektiği belirtildi.

-Adamlar demiş diyeceğini.

*Bizim Kbong ve Mbilla hala dönmemiş.

-Ayıp ediyorlar ama.

*Kulüpler Birliği'nin açıklamasından bir gün sonra Galatasaray Kulüp Başkanı Ünal Aysal'ın açıklaması, ortalığı karıştırırken Aziz Yıldırım'ın şekerinin de bu nedenle yükseldiği iddia edildi.

-İş şimdi karışacak. Akşamlar olmasın, ligler başlamasın…

*Futbolda şike soruşturmaları kapsamında yürütülen operasyonların ardından, son günlerin en çok tartışılan konusu ile ilgili UEFA'nın resmi internet sitesinden bir açıklama geldi. Türkiye Futbol Federasyonu ile günlük olarak iletişim halinde oldukları belirten açıklamada, Avrupa Kupaları için kendilerine gönderilen listenin de onaylandığı açıklandı. Ancak soruşturmada adı geçen takımların, suçlu olduklarının tespit edilmesi durumunda ise ihraç işleminin gerçekleşeceği belirtildi.

-Dur bakalım ne olacak?

*Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı yeni programa göre, hükümet yeni iktidar döneminde kıdem tazminatını kaldırmaya kararlı. 61. Hükümet Programı’nın işsizlikle mücadeleye ayrılan bölümünde kıdem tazminatının kaldırılacağı ve yerine bir fon kurulacağı ilan edildi.

-İşçiler ve memurlar için oradan iyi bir şey çık-maz!

*Şike soruşturmasında 3. dalga olabilir mi?

-O 3.dalga Mersin’i, Eskişehir’i, Karabük’ü, Antalya’yı vs açıkça destekleyip şampiyon yapan AKP’li eski-yeni vekil ve bakanları içermediği sürece dalga değil dalga geçmedir!

O isimlerin de ifadeye çağrılmasını bekliyoruz…

Yazar: Editor
2011-07-03 09:59:45

Muz Cumhuriyeti          :

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-75360/brb.jpg

Geçen gün değinmiştik Ankaraspor’un B.A:1.lige alınmasına. Bu işte bir adaletsizlik, bir gariplik, biz enteresanlık olduğunu yazmıştık.

Olanlar bence ülke namına hazin işler. Başbakanımız biz muz cumhuriyeti değiliz diyor ya; hayır, biz bal gibi bir muz cumhuriyetiyiz. Yaşananları üst üste koyunca bu sonuç çıkıyor ortaya…

Neyse…

Konuya, Tunç Kayacı da değinmiş, onun yazısını da paylaşalım burada. Fanatik’ten… Buyurun:

________________________________

Türkiye bir sorunu hallederken arkasından bir sorunu doğuran ender ülkelerden biridir herhalde. Sadece sporda değil, siyasette, ekonomide, günlük hayatımızda dahi hep böyle değil miyiz? İki gün önce futbolumuzun patronunu seçip rahatlayıp işimize bakalım derken,  bir de baktık ki genel kurulda nur topu gibi bir sorunumuz oldu. Aziz Yıldırım, Melih Gökçek’i kapalı kapılar arkasında ikna edip huzura çıktıktan sonra, delegelerin oylarıyla Ankaraspor’u futbolumuza döndürdü! Görünürde güzel ve hayırlı bir iş yaptı Aziz başkan. Çünkü bu konuda uluslararası boyuta taşınmış ve federasyonu maddi manevi yıpratan konu, bir anda halledilmişti.

  • Ancak bu konunun niye sorun olduğunu ve Ankaraspor’un niçin mahkûm edildiğini, askıya alındığını kimse sormayacak mı?
  • Bunu yapanlar ve şu anda yeni federasyonda da görev almaya devam ettiklerine göre bu kişilerin yaptığı işlerin hangisi doğru.
  • Ve bu kişilerin bundan sonra yapacaklarına nasıl güvenip inanacağız.
  • Bir kere benim kişisel fikrim zaten Ankaraspor için önceden alınan kararın haksız olduğu yönündeydi.
  • Peki, bu karar ne zaman alındı, Ankaraspor Süper Lig’deyken değil mi?
  • O halde bu takım Süper Lig’de olsa hangi maddi imkânlara sahip olacaktı.
  • Ya da mahrum edildiyse bunlar nasıl karşılanacak?
  • Ayrıca Süper Lig’de askıya alınan bir kulüp, niye Süper Lig’e iade edilmiyor.
  • Bunu niçin soruyorum, çünkü Bank Asya 1.Lig’de geçen yıl düştü kabul edildiği varsayılan bir takımın maçlarını oynamadan nasıl ligde kaldığını biri bize anlatsın.

Kaç takım çıkacak, kaç takım düşecek?
O zaman da oynamadan bir takım ligde kalıyorsa oynayan takımların günahı ne? Altay ve Diyarbakırspor da lige katılmasıydı, Bank Asya’da kalmayı garantilemiş olacaklar mıydı? Ankaraspor nedeniyle Süper Ligi ve Bank Asya’yı bir türlü 18 takımda tutamayan federasyon, şimdi bu liglerden kaç takımı çıkaracak, kaç takımı düşürecek merak ediyorum.

Son söz; her şey daha iyi olacak derken, yine bir oldubittiyle, yine bir sorun yaratma marifetini gösterdik. Tebrikler...

Tunç KAYACI

Yazar: Editor
2011-06-16 08:13:29

Hiçbir yorum yapmadan şu haberi paylaşalım. Hayır, ısrar etmeyin buna yorum yapmayacağım!

[TGRT Haber'de yayınlanan Ekonomi Kulisi programını izleyenler gözlerine inanamadı. Program sunucusu Ziya Osman Açıkel canlı yayında isim vermeden birilerini tehdit etti. TGRT spikeri, bunu yaparken Başbakan Erdoğan'a 'yakın olduğunu" ima etti, iktidarın olanakları ile o kişiyi cezaevine attıracağını fütursuzca dile getirdi.

Gazeteciler.com'daki habere göre, Pazartesi gecesi yayınlanan programda Açıkel, ekrandan alenen tehditler savuruyor. Üstelik de çok çirkin bir lisanla... Önce bu konuşma için "TGRT'deki büyüklerinden izin" aldığını söylüyor. Diyor ki:

-"Önümüzdeki günlerde programımızdaki elektrikli havayı, dozajımızı biraz daha arttıracağız. Bu konuyla ilgili bazı önemli büyüklerimden izin aldım"...

Ve ilk örneğini veriyor dozaj artırmanın:

-"Bir kurum hakkında sağda -solda negatif, kötü niyetli yaklaşımlar sergileyen bir bey var. Biz ne beyler, bayanlar gördükkk!! Ağzının ayarını çok bozuyormuşsun sağda solda. Artık yüzün ak mı olur kara mı olur pek yakında ben canlı yayında ekrana getireceğim."

"2 ÇOCUĞU VAR, BABALARINDAN UZUN SÜRE UZAKTA KALMASALAR İYİ OLUR"

-"Hele şu Bakanlar Kurulu kurulsun. Bir gideyim Başbakana 'hayırlı olsun' diyeyim. Ondan sonra aleyhte konuşmak neymiş bu beyefendi ile hesaplaşacağız. Hiç merakı olmasın. Artık çok şey değişti. Neler göreceğiz, neleeeer... Ne operasyonlar göreceğiz. Demirparmaklıklar ardında kimlerin olduğunu göreceğiz. Ben burdan söyleyeyim. Arkadaşın da zaten 2 çocuğu var babalarından uzun süre uzakta kalmasalar iyi olur."]

Yazar: Editor
2011-03-31 09:16:29
"Selam Olsun"

Çağdaş Gazeteciler Derneğince düzenlenen (ÇGD) ''2010 Yılının Başarılı Gazetecileri'' yarışmasında ‘Özel Onur Ödülü’ne layık görülen dünyaca tanınmış yazar Yaşar Kemal, gönderdiği mektubunda gazetecilere yönelik baskılara dikkat çekerek “Yargı mekanizması adalet yerine öfke ve korku kaynağı olursa işte bir ülke böyle olur” dedi.


http://www.sairyolu.com/wp-content/uploads/2010/08/YA%C5%9EAR-KEMAL.jpg

“Basın zanaat değil sanattır, yaratıcılıktır, dirençtir. Basın hiçbir çıkarın yanında olmamalıdır, kendi çıkarı olsa bile. İşte basının özgür olması budur. Özgürlük düşüncesi sınırsızdır. Basın, dünyamızdaki pek çok kötülüğün bilinmesini, duyulmasını sağlayarak önemli savaşımlar vermiştir, kahramanlar yetiştirmiştir.

  • Düşünceyle uğraşmak, düşünceye önem vermek baskıcı düzenlerde her insanın başını belaya sokuyor.
  • Bugüne kadar basın şöyle bir doyasıya özgürlük yüzü göremedi. Hep baskı, hep baskı, hep satın alma...
  • İşte bugünlere geldik.
  • Hani eskiden bir güç vardı, ona ilerici güç diyorduk ya hepimiz karanlık bir duvarın önüne geldik başımızı son hızla vurmak üzereyiz.
  • Yargı mekanizması adalet yerine öfke ve korku kaynağı olursa işte bir ülke böyle olur.”


Zulüm aşağılık, insanlık dışı bir şeydir, ölümden de beterdir. Bilincine varınca olağanlaşır. Hepsinden beteri de insan soyunun yakasına yapışmış korkudur. Zulüm, zulüm değildir aslında, zulüm korkudur.
Diyorum ki, korkulmasın, bugünkü, bu gelip geçici duruma bakıp umutsuzluğa düşmenin bir gereği yok...

  • Bugün hapishanelerde,
  • mahkeme kapılarında veya mahkeme kapılarına gitmeyi beklerken
  • mesleğinin ve insanlık onurunun hakkını verenler var.
  • Onlar ve onların hakları için omuz omuza yürüyen, sesini yükseltenler insanlığımızın daha bitmediğini,
  • vurdumduymazlığımızın bizi öldürücü hale getirmediğini kanıtlıyorlar.

İnsanoğlu umutsuzluktan umut yaratandır. Demokrasiyi yaratmak insanlığın büyük gücü olmuştur. Çok söyledim, tekrar söylüyorum. Ya demokrasi ya hiç… Ve Türkiye ‘hiç’e layık değildir. Selam olsun düşünce özgürlüğü ve insan hakları için direnen meslektaşlarıma. Selam olsun, korkunun üstüne yürüyenlere. Selam olsun insanlık toptan tükenmedikçe umudun da tükenmeyeceğini gösterenlere. İnsan soyu içinde en güzelleri, en kutsanacak olanları onlardır.”

Basından

Yazar: Editor
2011-03-24 17:46:44

Bir kere nükleer enerji santralleri kurmak demek, dışa bağımlılığın zirvesi demektir, her şey [en azından başlarda personel de dâhil olmak üzere] dışardan gelecektir. Fakat nükleer enerjiye karşı olmak için dışa bağımlılık, pahalılık, turizme, sebze ve meyve üretimine, vb. vereceği muhtemel zararları, deprem riskini, vb. ileri sürmek sorunun en önemli yanı değildir.

http://nukleer.greenpeace.org/wp-content/uploads/2010/06/mersin-nukleer-miting2.jpg

Eğer Akkuyu ve Sinop’a nükleer santral kurulursa, nasıl bir kâbusun ortaya çıkacağını düşünmek bile ürperticidir... Bunun anlamı Karadeniz ve Doğu Akdeniz de canlı yaşamın yok edilmesi olabilir. Bunun için Three Miles Island [ABD], Çernobil [Rusya] ve Fukuşima [Japonya] türü büyük kazaların ortaya çıkması da gerekmiyor. Bizzat santralin kurulması ve çalışmaya başlamasıyla insan ve canlı sağlığı, çevre tahribatı bakımından da geri dönüşü olmayan bir yola girilmiş oluyor. Elbette kazalar da her an mümkün...

  • Kazalar mümkün ama atom santrallerindeki kazalar, trafik kazalarına ‘Aygaz tüpü kazalarına’ pek benzemiyor...
  • Zira sorun kaza ile bitmiyor.
  • Asıl sorun kazadan sonra başlıyor zira radyoaktivitenin binlerce, on binlerce yıl süren olumsuz etkileri söz konusu...
  • Nitekim plütonyum- 239 çekirdeğinin yarı ömrünün 20 bin yıl olduğu, karbon- 14 çekirdeğinin yarı-ömrünün de 5 bin yıl olduğu ileri sürülüyor...
  • Yıllar önce Greenpeace, Çernobil çevresindeki 900 kilometrelik alanda 10 bin kanser vakası tahmin ediyordu...

Türkiye’de özellikle Karadeniz sahil şeridi olmak üzere Çernobil’den kaynaklanan kanser vakaları hakkında ne biliyoruz? Neden bilmiyoruz? Gerçek neden toplumdan saklanıyor? Bu arada nükleer enerjinin sınırlı miktardaki doğal kaynağa dayalı bir enerji türü olduğunu da unutmamak gerekir...

Nitekim, nükleer enerjinin hammaddesini oluşturan Uranyum ve Toryum dünyada bir kaç ülkede ve denizlerde sınırlı miktarda bulunuyor... Ne tarafından bakılırsa bakılsın, nükleer enerjinin savunulur bir yanı yoktur. Zaten nükleer enerji başlangıçta insanî kaygılarla da ortaya çıkmış değildi... Askerî amaçlar için, öldürmek ve yok etmek için gündeme gelmişti...

  • O halde neoliberalizm fanatiği AKP hükümetinin Akkuyu ve Sinop’a nükleer santral kurma girişiminin boşa çıkarılması aciliyet arz ediyor.
  • Başbakan ve bakanları ağızlarını her açtıklarında ‘demokrasiden’ bahsediyorlar...
  • Demokrasi sevdalısı bu şahsiyetler acaba hiç zahmet edip Akkuyululara, Sinoplulara nükleer santral hakkında ne düşündüklerini sormuşlar mıdır?
  • Öyle bir şey akıllarından geçmiş midir?
  • Elbette sorun sadece Mersinlileri, Sinopluları ilgilendirmiyor, hepimizi ilgilendiriyor.
  • O halde Greenpeace’in, Yeşiller Partisi’nin, Mersin  ve Sinop Nükleer Karşıtı Platformların yıllardır sürdürdüğü anti-nükleer mücadeleye katılmak vazgeçilmez bir yurttaşlık gereğidir.
  • Son bir şey daha: Bir yere nükleer santral mi kurulması yoksa tiyatro binası mı yapılmasına bölge halkı değil de, ‘konunun uzmanları’, burunlarından kıl aldırmayan anlı-şanlı profesörler ve profesyonel politikacılar karar vermeye devam ettikçe, işler sarpa sarmaya devam edecektir...

Fikret Başkaya

Yazar: Editor
2011-02-04 11:09:03

Mübarek:” Halkının sesine kulak ver Tayyipciğim!”

RED - KESK, DİSK, TMMOB ve TTB'nin, 'Torba Yasa' tasarısına karşı başlattığı 'Ankara yürüyüşü', polisin saldırısıyla karşılaştı...

KESK, DİSK, TMMOB ve TTB'nin "Torba Yasa" tasarısına karşı başlattığı "Ankara yürüyüşü" gerçekleşti. 4 koldan Ankara'ya ulaşan ve Kurtuluş'ta bir araya gelen 5 bini aşkın emekçi, Meclis'e doğru yürüyüşe geçti. Taleplerini içeren pankart ve dövizler taşıyan kitle, sık sık, "Torba yasa geri çekilsin", "AKP sabrımızı taşırma", "Hükümet Mübarekten ders çıkar" sloganlar attı.

Kolej Meydanı'na kadar yolu trafiğe kapatarak ilerleyen emekçiler, burada panzerler ve TOMA araçları ile barikat kuran polis tarafından durduruldu. Polis araçlarından yürüyüşün "Yasadışı" olduğu ve yürüyüşe izin verilmeyeceği anonsları yapılırken, yolun trafiğe açılması istendi.

Eylemciler ise, anonslara ıslık ve yuhalamayla karşılık verdi. Bu arada eyleme, Türkiye'nin en büyük işçi konfederasyonu olan Türk-İş'e bağlı Belediye İş Sendikası da destek verdi.

Yürüyüşün önünde KESK Genel Başkanı Döndü Taka Çınar, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, TTB Genel Başkanı Eriş Bilaloğlu, TMMOB Genel Başkanı Mehmet Soğancı ve söz konusu örgütlerin merkez yöneticileri yer alıyor.

Meclise yürümekte ısrarlı olan emekçilere polis, gaz bombaları ve coplarla müdahale etti. Yürüyüşe katılan milletvekillerinin de gazdan etkilendiği olaylar sırasında kafasına cop darbesi alan Flash TV muhabiri de yaralandı.

 

RED’den…

Yazar: Editor
2011-01-24 11:45:28

Hay Allah, dedim. Bu eylemi nasıl kaçırdım diye da hayıflandım. Orada olunmaz mıydı? İşin enteresan yanı, aslında enteresan filan değil ya, mesele aşikâr, evet bu yanı işin bu kadar medyadan uzak seyretmesi veya uzak tutulması. Yoksa orası bir başka cehenneme dönerdi kanımca… İşte futbolu bu sebepten de seviyoruz…Haberini paylaşalım bari, oradaki havayı paylaşamadık… 

Taraftarlar Erdoğan’ı Protesto Etti

Islık protestosu sokağa indi

Galatasaray’ın yeni stadı Arena'nın açılışındaki olaylar günlerdir tartışılıyor. Taraftar grupları bugün Taksim'deydi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı protesto etti.
Tek Yumruk
Fenerbahçe ve Halkın Takımı Beşiktaş isimli taraftar gruplarından bini aşkın gösterici İstiklal caddesinde yürüdü.

Gösteriye katılanlar, kırmızı kart gösterip, ıslık ve düdüklerle Başbakan Erdoğan'ı protesto etti.

Grup, "Senden büyük halk var", "Seyrantepe, yitirdiğimiz
işçi kardeşlerimizle anılsın", "Bu devirde kimse şah değil, padişah değil" yazılı dövizler taşıdı, slogan atıp vuvuzela çaldı.


Türkiye Devrimci Spor Emekçileri Sendikası’nın öncülüğünde düzenlenen yürüyüş katılımcıları, Taksim Meydanı’nda toplandı. “Sporda da sinmeyeceğiz, susmayacağız, seyirci kalmayacağız”, “Ya hep beraber ya hiçbirimiz” ve “Tek yumruk”, “Her ıslık bir gözaltı” pankartları taşıyan taraftarlar, “Tayyip stadı al başına çal”, “Muhbir Polat”, “Arena halkındır, halkın kalacak”, “Aslantepe yıkılsın, Tayyip altında kalsın” ve “Bu maçı alacağız, başka yolu yok” sloganları attı. Taraftarlar ayrıca, “Bu devirde kimse şah değil, padişah değil”, “Susmayacağız”, ve “Spor iş yasası çıkarılsın” dövizleri taşıdı. Yürüyüşçülerden bazılarının ellerinde, stat yapımı sırasında yaşamını yitiren Gökhan Yavuz ve Reşit Ek’in adlarıyla “Seyrantepe yitirdiğimiz işçi kardeşlerimizin adıyla anılsın” yazılı dövizler vardı.

Eylem sırasında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan aleyhine de dövizler vardı. “Tayyip’e ikinci sarıdan kırmızı” ve “Her ıslık bir gözaltı” dövizleri dikkat çekiciydi. Taraftarlar, eylem boyunca da Başbakan’a sloganları ile gönderme yaptı. Taraftarların taşıdığı pankartlar arasında, farklı olan ise takımların renklerinden oluşan, “Ya hep beraber, ya hiçbirimiz, tek yumruk” pankartıydı. Taraftarlar bu pankart ile birlikte, kardeşçe hareket edebileceklerini göstermeyi amaçladıklarını söyledi.
Türkiye Devrimci
Spor Emekçileri Sendikası Genel Başkanı Metin Kurt da Galatasaray
Lisesi önünde basın açıklaması yaptı:
“Dünyanın tüm ünlü diktatörleri spordan rant sağlamaya çalışmıştır. Spor ile halkı uyutmak işlerine gelmiştir. AKP de Arena Stadı’ndan uyku tulumu imal etmeye çalışmış, fakat oyuna gelmeyen Galatasaray taraftarının ıslıklı protestosuyla karşılaşmıştır. Galatasaray taraftarının ıslıklı tepkisi, diktatörlük isteyen zihniyetin, padişahlık özentilerinin heveslerini kursağında bırakmıştır. Başbakan stat açılışını siyasi bir şova çevirmeye çalışmış, ancak 8 yıllık iktidarın yıkım politikalarından usanan halkımızın tepkisi, Galatasaray taraftarlarının aracılığıyla yüzüne vurulmuştur. Galatasaraylı kardeşlerimiz, tüm sporseverler ve biz spor emekçileri biliyoruz ki Arena Stadı’ndan dolayı tek borcumuz, başta stadın inşası sırasında hayatını kaybeden işçi kardeşlerimize olmak üzere emekçi halkımızadır. Bizi sporda dostluk, barış ve kardeşlik için verdiğimiz mücadele birleştirmektedir. Bugün bizler ilan ediyoruz ki bundan böyle hiçbir top emekçilerin kalesine girmeyecek. Bugün bu maç AKP ile emekçi halkımız arasındadır. Sinmeyeceğiz, susmayacağız, seyirci kalmayacağız. Bu maçı alacağız.”

Topluluk daha sonra olaysız dağıldı.

 Basından
Yazar: Editor
2011-01-19 12:11:32

Yılmaz Özdil’in bir yazısını paylaşalım. Biz bu sayfada aynı içeriği yıllardır yazıyoruz ya, bir de böyle bir tekrarda ne sakınca var ki!

______________________ 

Re re re

Barcelona Belediyespor veya New York Belediyespor yokken, bizim memlekette İstanbul Belediyespor varsa...


Ankara Belediyespor yüzünden futbolun altı üstüne geliyorsa... Cem Uzan'ın faturası Adanaspor'a; Dinç Bilgin'in faturası Göztepe'ye kesiliyorsa... 1970 Kasımpaşa yok, 1980 Kasımpaşa yok, 1990 Kasımpaşa yok, 2000 Kasımpaşa yok, 2002 Kasımpaşalı iktidar, 2004 Kasımpaşa üçüncü ligde, 2005 Kasımpaşa ikinci ligde, 2006 Kasımpaşa birinci ligde, 2007 Kasımpaşa süperligde'yse... Eski Maliye Bakanı, sanki cebinden verecekmiş gibi, Eskişehirspor'a Ronaldinho'yu getireceğim diyorsa...

Yeni Maliye Bakanı'nın memleketi Batmanspor'la Fenerbahçe'ye maç yaptırılıyor ve TRT Şeş'ten yayınlanıyorsa... Rize'deki Atatürk Stadı'nın ismi siliniyor, Tayyip Erdoğan Stadı yapılmak isteniyorsa... Kafasına ampul şapkası takılan Hakan Şükür, miting kürsüsüne çıkarılıyorsa...

Basketbol federasyonu başkanı, referandumda evet çıksın diye dua ediyorsa...

Milli takımın maçı, Başbakanımızın iftar programı nedeniyle geç başlatılıyorsa... Hayır'cı Fazıl Say'ın üstünü çizip, evet'çi Sezen Aksu kadroya monte ediliyor ve “dev” adamların töreni “minik” serçeyle yapılıyorsa... Ponpon kızlar yasaklanıyorsa... Başbakan yuhalandı diye, bütün salonun kameraları tek tek incelenip, insanlar gözaltına alınıyorsa...

Ermeni açılımını futbol üzerinden yapmaya kalkıp, Azerbaycan bayrağına yasak getiriliyorsa... Bazı kulüplere seçim yatırımı olarak para aktarıldığı iddiası WikiLeaks belgelerinde yer alıyorsa... Sivas mitinginde Sivasspor atkısı, Sakarya mitinginde Sakaryaspor atkısı, Mardin mitinginde Mardinspor atkısı takılıyor; kafa ile kol arasına bağlanan taraftar atkısı, kafakol aracı haline getiriliyorsa... Efes Pilsen yasaklanıyorsa... Avrupa'yı dize getiren 105 senelik kulübe, kömür yardımı muamelesi yapılıyorsa...
*
Spor siyasete alet ediliyorsa...
*
Herkes korkudan susar.
Gerçekleri tarih yazar.

____________________

Hürriyet’ten

Yılmaz Özdil
Yazar: Editor
2010-12-31 14:32:29

Buyurun o zaman size enfes bir piyango hikâyesi, Tarık Buğra’dan.

_________________________

87956′nın Sıfırı   

Fatih taraflarında -amca derim- bir uzak akrabam oturur. Hali vakti yerindedir. Üstelik bir radyosu, küçücük, bebek yastığı gibi bir kedisi ve on altı, on yedi yaşlarında da bir kızı vardır: Kumral saçlı, taptaze, kadife tenli, iri, yeşil gözlü, canlı, cana yakın bir şey. Adı da İclâl.

Bana gelince, ben işte böyle, yirmi üç yaşımda, bütün varlığı ve avuntusu sık saçlar, sağlam dişler ve kırmızı bol, kocaman düğümlü kravatı olan, pansiyoner bir tıp talebesiyim. Akraba canlısıyım; bu yüzden de sık sık amcamlara taşınırım.

Bu ziyaretlerimden birisinde ve yılbaşından bir hafta kadar önceydi; söz döndü, dolaştı, şans meselesine geldi. Ben;

— Hiç şansım yoktur benim” dedim. İclâl;

— “Benim de” dedi.

Şanssızlığımız bize dünyanın en tatlı şeyini, sitemle karışık övünmeyi veriyordu. Ve bu, tabiatıyla, yengeye vız geliyordu. O;

— “Ne biliyorsunuz denediniz mi?” diye sordu ve;

“Ortaklaşa bir bilet alın yılbaşı için” dedi.


Devamını Okumak İçin Tıklayınız

Yazar: Editor
2010-12-29 08:43:44
Şiddet Yasası Vesaire

“Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı ile cezalar artırılırken, çeşitli güvenlik tedbirleri de uygulanacak.” 

Hükümet nihayet ömrü hayatında iyi bir iş yapmaya yaklaştı ve sporda şiddeti önlemek amacıyla holiganlara, kulüp yöneticilerine ve sorumlulara ağır cezalar getiren yasa tasarısını TBMM’ye sundu. Meclis Başkanlığı’na dün sunulan Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Yasa Tasarısı’ndaki düzenlemeler şöyle:

Koltuk sökme hapsi
Spor alanlarında veya statlarda koltuk sökenlere, 1 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası verilecek. Ayrıca ‘kamu malı’ statüsüyle zarar verene ödettirilecek.

Çipli biletle fişleme
Statlara taraftarın adı, soyadı, kimlik numarası ve fotoğrafı bulunan elektronik biletle girilecek.

Teşvik primine 6 yıl
Şike yapanlara 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası verilecek. Teşvik primine 2,5 yıldan 6 yıla kadar hapis verilecek.

Ömür boyu yasak
Yasaklı kişiler, yönetici, hakem, temsilci veya gözlemci olamayacak. Kulüp veya federasyon yöneticilerini rencide veya tahrik edici açıklama yapanlara, 5 bin-50 bin TL arasında para cezası verilecek. Bu suçu kulüp yöneticileri işlerse ceza 250 bin TL’ye çıkacak.

Küfür cezaları
Taraftarlara, duyan kişilerin rencide olmasını sağlayacak tarzda küfretmesi durumunda, 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası uygulanacak.

E- biletine sahip çık
Müsabakalara biletsiz giren veya e-biletini başkasına kullandıranlara 1 yıla kadar hapis cezası verilecek. Sahte e-bilet yapanlara da 1–4 yıl arası hapis var.

Yurtdışı yasağı
Hakkında güvenlik tedbiri alınan holigan, müsabakalardan 2 yıl yasaklanacak. Yasaklı taraftarın yurtdışına çıkışını engellemek amacıyla, maçtan 5 gün önce pasaportuna el konulacak.

Yazar: Editor
2010-06-30 12:58:36

Kısa Kısa

http://ul.gcg.me/files/2010-06/gazete.gif

-"Şok Doktrini: Felaket Kapitalizminin Yükselişi" kitabının yazarı ünlü iktisatçı Naomi Klein, Guardian'daki makalesinde, G20 ülkelerinin bütçe açıklarını üç yıl içinde yarıya indirme kararının faturasının kamu çalışanları, emekliler, öğrenciler ve yoksullara ödettirileceğini belirtiyor.

*Ha şunu bileydiniz!

-Başbakan Erdoğan, dün grup toplantısında yaptığı açıklamada büyüme rakamları ile yeni bir rekor kırılacağını söylemişti. Ancak büyüme yüzde 12'nin altında kaldığı için bu gerçekleşmedi.

*Ne demiş, insanoğlu hayal ettiği müddetçe yaşar. Bir de bu durumlar için biz küçükken bir laf vardı, “rahmetli de o dertten gitti” veya “yoğurt mu dedin?”…

-İsrailli yetkili, “Türkiye gerginliği tırmandırma yolunu seçmiş görünüyor ve bu hiç kimsenin menfaatine değildir. Eğer ilişkileri tamamen koparmak için bahane arıyorlarsa bu Türkiye’nin Ortadoğu’daki durumuna zarar verir” dedi.

*Ya, böyledir bu işler, menfaat hesaplarına çıkar hesap, eninde sonunda…

-Tüm dünyada milyonlarca kullanıcısı bulunan sosyal paylaşım sitesi twitter, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik ilginç bir eyleme sahne oluyor.
Sitede kullanıcıların en çok girdiği sözcüklerin yer aldığı “Trending: Worlwide” listesine “notayyip” sözcüğünü sokmayı amaçlayan eylemciler, yazdıkları her “tweet”e (Kullanıcın 140 karakteri geçmeyen kişisel iletisi) “#notayyip” ekliyor.

*Sonra ışınlanıyor muymuş? Uzay Yolunda olduğu gibi…

-Milli Eğitim Bakanlığı, çocuklara okulu sevdirmek amacıyla 2010–2011 eğitim-öğretim yılında ders saatlerini düşürmek için çalışma başlattı. İlköğretim okullarında haftalık 30 olan ders saatinin 25’e düşürülmesi gündemde.

*Çok güzel... Ama arada lütfen o çocuklar dershane kapılarında heder olmasın, dershanecilerin bu durumdan bir menfaat sağlamalarına da engel ve bu meselenin takipçisi olunsun.

-Buca İlçesi'nde, aksam gezintisine dışarıya çıkan Sakar ailesine pitbull cinsi sahipsiz bir köpek saldırdı. Emenullah Sakar ve oğlu Hebin Sakar'ın hafif sıyrıklarla yaralandığı olayda, yakalanan köpek önce polise ardından belediye yetkililerine teslim edildi.

*Bu tarz köpek sahipleri eğitilsin, tedaviye gönderilsin; zavallı hayvanlar da vatandaş da eziyet çekmesin.

-Anayasa Mahkemesi, işçi ve Bağ-Kur emeklilerinin maaş adaletsizliğini Yüksek Mahkeme'ye taşıyan 5. İş Mahkemesi'ni yetkisiz buldu ve başvurusunu reddetti. İşçi ve Bağ-Kur emeklisi yaklaşık 6.5 milyon kişinin maaşlarının yükseltileceği umudu şimdilik suya düştü.

*Yorum yok!

Yazar: Editor
2010-06-22 15:58:16

“Bir Takımın Taraftarı Olmak”

 

http://ul.gcg.me/files/2010-06/fntk.jpg
 

Bir takımın taraftarı olmak insana bambaşka duygular tattırır.

  • Kişi, yapmayı isteyip yapamadığı şeyleri beğendiği oyuncularla yapmış kadar olur.
  • Birçok insanda özdeşleme gereksinimi yüksektir.
  • Bunlar, bir takımın taraftarı olmakla, o takımla ve o takımın taraftarlarıyla özdeşleşirler.
  • Grup olmak ve grup içinde yaşamak, grupla duygularını paylaşmak insanın doğal bir gereksinimidir.
  • Birçok ülkede bu en kolay şekilde bir takım taraftarı olmakla sağlanır.
  • Kişi o grup içinde kimlik ve kişilik bulur.
  • Takım yendiği zaman kendisi de yenmiştir.
  • Toplum içinde iyi bir konumdaysa bu yengi onun zaferlerine yeni bir zafer katmıştır.
  • Eğer toplum içinde kötü-aşağı bir konumdaysa takımın zaferleriyle gerçek kişisel yaşamında hiç tatmadığı zaferleri tatmaya başlar, kendini galip ve kudretli hisseder.

Birçok kişi için futbol taraftarlığı yaşamın zenginliğidir. Hatta çoğunluk için kişisel yaşamlarının en renkli bölümüdür.

 

Kaan Arslanoğlu

Politik Psikiyatri, sayfa 145–146, Adam Yayınları, İstanbul

Yazar: Editor
2010-05-22 11:13:56
http://ul.gcg.me/files/2010-05/bsn.jpg
 
Hürriyet'ten...
Yazar: Editor
2010-04-02 08:03:23

Polis copuyla demokratik açılım!

http://ul.gcg.me/files/2010-04/copp.jpg

TEKEL işçilerinin dün Ankara’da Türk-İş Genel Merkezi’ni ziyaretlerine izin verilmedi.
3 bin işçinin yürüyüşü, beş bine yakın polisin kurduğu barikatlar ile engellendi.
Biber gazları sıkıldı, coplar konuştu, ortalık savaş alanına döndürüldü.
Bütün bunlar ağzından “demokratik açılım” sözü düşmeyen bir hükümetin iktidarında gerçekleşti.
12 Eylül’ün “topluma dar gelen anayasasını” değiştirme azmindeki hükümetin iktidarında!
Nasıl bir demokratikleşme ise işçilerin hak arayışları 12 Eylül kalıntısı yasalarla önlenirken akla gelmiyor.
Demokratik hakların kullanımı konusunda hassas bir hükümet, bu işi bir inatlaşmaya çevirmezdi.
İşçilerin yürüyüşlerini güven içinde yapmalarına olanak verecek güvenlik önlemlerini alır, işçilerin yürüyüşünden korkmazdı.
Bir kez daha ortaya çıkıyor ki gerçek bir demokrasiye ulaşmak hükümetin umurunda bile değil.

Bir tek dertleri var: Yargıyı ele geçirmek.
Bunun için her türlü yolu deniyorlar. Yasaların ardından dolaşıp yargıç atamaktan tutun da Anayasa’nın güçler ayrılığı ilkesini altüst etmeye kadar her yolu!
Bunu neden yapmak istedikleri de demokratik hakların kullanımı konusundaki tutumlarıyla açığa çıkıyor.
İstedikleri demokratikleşme değil, tek parti iktidarını sağlamlaştırmak!
Onu başardıkları günün sabahı nasıl bir Türkiye’de uyanacağımızı tahmin edebilirsiniz.

Hürriyet // Mehmet Y. Yılmaz
Yazar: Editor
2010-04-01 13:14:08

Haberler Yorumlar Haberler Yorumlar Haberler

http://lib.colostate.edu/research/newspapers/newspaper_3.gif
  • Başbakan, kendi ipimi kendim çekerim, dedi, başkasına çektirmem… // E, hadi bakalım…
  • Bakanın biri, herkes kendi alanına yumurtlasın demiş… // Bu adamlar böyle lafları nereden öğreniyorlar acep?
  • AB, anayasa değişiklik paketini memnuniyetle karşılamış… // Bunların işi Akpnin yaptığı her bir şeyi memnuniyetle karşılamak, demek o kadar memnun edici buluyorlar hazretleri…
  • Parasız kalan hostesler soyunmuş… // Nerde ulan?
  • Yılmaz Vural’ın tarz ikizine Amerika’da rastlanmış… // O da gelsin, memlekete iki tane Y: Vural bile az… (Bunu hatırlarsınız, gözyaşlarını tutamamıştı o esnada Yılmaz Hoca: herkes gitse de onlara bakma, Yılmaz Hoca bizi bırakma… Sonra slogan başın öne eğilmesin aldırma kaplan aldırma, görecek günler var daha…’ya bağlanmıştı. Nereden nereye… Var görecek günler var…)
  • Bugün 1 Nisan… //Neyse ki bir eşek şakası yapan çıkmadı henüz.
  • Adnan Polat, bağıran istediğini alıyor, demiş… // Öyle ya, buralarda en fazla bağıran en haklı sayılır. Bakınız RTE…
  • Aytaç Durak görevden alındıydı... //Ee, Gökçek?
  • GS, FB’ye yenildiydi… // Bu işe en çok Hıncal sevindi. Yine sazı eline alıp, Rijkaard hoca değil dedi. Ah Hıncal ah, ömrümüzü çürüttün bre.
  • Ankara’daki Tekel eylemine polis engeli… // Bir de halktan yana olun…
  • Denizfeneri...// Hala ışıyor...
  • Bu cumartesi, Adanaspor K.Erciyes deplasmanına gidecek. // Umarın be kez cırcır olmaz Erciyesli futbolcular…
Yazar: Editor
2010-03-19 15:30:14
Basından

Bugün Vatan gazetesini alanlar, gazetenin yazarı Necati Doğru’yu göremediler. Çünkü, usta kalem Necati Doğru’nun kaleme aldığı yazı sansüre uğradı.

Yazı dün akşam saat 21.00’da Zafer Mutlu’nun talimatıyla gazeteden çıkarıldı. Necati Doğru da bu olay üzerine Vatan gazetesinden istifa etti.

Peki, Necati Doğru ne yazmıştı?

Odatv.com Vatan’ın sansürlediği o yazıyı yayınladı

  • İşte Necati Doğru’nun “İstanbul'da kaç Aytaç Durak bulunuyor?” başlıklı sansürlenen o yazısı:

“Bizim Adana'nın kısmetsizliğine(!) bak, bak, bak otur ağla. Annem Adana'dan telefon etti; "oğlum Adana'dan, Adana'nın yerlisi olarak bugüne kadar zengin olmuş bir kişi bile çıkmadı" dedi.

  • Annemi tanımaz mıyım!
  • Ne demek istediğini anladım. Gerçekten Adana'nın ekonomi tarihi yeniden yazılsa yazarın varacağı sonuç şu olacaktır: Adana'dan zengin olmuş bir yerli Adana'lı bugüne kadar çıkmadı. Kayseri'den, Niğde'den veya Balkan göçü sonrasında Bosna'dan yırtık yorganla gelenler pamuk ağası, çiftlik ağası, tekstil fabrikası ağası oldular. Çukurovanın insanın ciğerinin içine kadar işleyen sarı sıcağında pamuk üretiminde verimi dönüm başına 650 kiloya kadar çıkartma beceresini gösterebilen yerli Adanalıdan (Yörük olsun, Türkmen olsun, Ermeni olsun ya da Arap ve Kürt olsun) bir tek zengin çıkmadı.

Aytaç Durak çıkacaktı (!)
Gör başına neler geldi (!)
Herkes merakla bana "Aytaç Durak iktidar partisinden belediye başkanı olsaydı, Adana olayı bu noktaya kadar gitmeden kapanmaz mıydı?" diye soruyor. Ben de "temiz siyaset-temiz vatandaş-temiz toplum" idealine vidalanmış yazılar yazan biri olarak onlara "İstanbul'da Çelik Sır Kasa" hikayesini anlatıyorum.

***

  • Bu hikaye gerçektir.

Kişi ve olaylar sahidir.
Kasa, gazetelere manşet oldu, TV'lerde "içindeki para ne kadardı?" diye yayın konusu, Cumhurbaşkanı'na, Başbakan'a, İstanbul Belediye Başkanı'na, Meclis'te milletvekiline ihbar konusu oldu.
Cerahat kokan bir kasaydı.
Unutuldu gitti.
Olayı size şöyle anlatayım:

  • İktidar partisi AKP'nin adayı olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanılığına ikinci kez seçilen yüksek mimar Kadir Topbaş'ın, imar danışmanlığını yapmış Fethi Turgut, ailesini de alıp tatile gitmişti.

Evde sadece genç oğlu vardı.
Arkadaşlarına; "Babam her akşam eve torbalar dolusu paralarla geliyor, paraları çelik kasalara dolduruyor" diye anlatıyordu. Bu anlatım mahallede 12 kişilik bir "soyguncu çetesinin örgütlenmesini" tetiklemişti.
12 kişi plan yaptılar.
Belediye Başkanı'nın imar danışmanı Fethi Turgut'un genç ve biraz da saf oğluna, dümenden bir kız arkadaş ayarladılar. Kız evde oğlanın birasına uyku ilacı kattı, oğlan uyuyunca çete eve girdi.

***

Gerçekten 3 kasa vardı.
İkisi çok büyüktü.
Yerinden oynamıyordu.
Çok sağlamdı açılamıyordu.
Üçüncü kasa taşınabilirdi.

  • Hırsızlar taşınabilir kasayı aldılar, Kartalda bir eve götürdüler. Uğraştılar açamadılar. Maltepeden bir çilingir buldular. Kasayı açtırdılar. İçinden 950 bin Amerikan Doları, 280 bin Avro, 200 bin Türk Lirası ve 2 kilo altın çıktı. Bu çetenin yaptığından haberli olan Ahmet Tamer adlı birisine "soygundan pay" vermedikleri için o da kızdı, olayı bir ihbar mektubu ile Başbakan Tayip Erdoğan'a, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e, Belediye Başkanı Kadir Topbaş'a bildirdi. Onlardan ses çıkmayınca Meclis'e CHP milletvekili Çetin Soysal'a yazdı. Konu basına yansıdı. 12 hırsız yakalandı, hapse kondu (Bak Öge Demirkıran'ın 1 şubat 2009 tarıhli VATAN'da yayınlanan haberi ve ocak-şubat aylarında Cumuhuriyet, Milliyet, Hürriyet gazeteelrinde çıkan "gizli kasa"haberleri)

Hırsızlar hapse kondu.
Tahmin edin!
Kasanın sahibine ne oldu?
Kasanın sahibi iktidar partisinden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın imar danışmanı
Fethi Turgut'a ne Cumhurbaşkanı, ne Başbakan, ne Belediye Başkanı, ne savcı hiç kimse "arkadaş sen bu kadar parayı nereden buldun, bu üç kasa evinde ne diye duruyor?" diye sormadı. Fethi Turgut, "çalınan kasamdaki para sadece 200 bin dolardı" diye açıklama yaptı olay kapandı. Hırsızlar hala hapiste yatıyor. Fethi Turgut da hala belediye şirketlerinin birinde bir makam sahibi olarak çalışıyor.
Aytaç Durak'ı soruyorlar.
Çelik sır kasayı anlatıyorum.
Bu sefer ben soruyorum: İstanbul'da kaç Aytaç Durak bulunuyordur?

Necati Doğru”

Kaynak: RED

Yazar: Editor