2010-06-30 12:58:36

Kısa Kısa

http://ul.gcg.me/files/2010-06/gazete.gif

-"Şok Doktrini: Felaket Kapitalizminin Yükselişi" kitabının yazarı ünlü iktisatçı Naomi Klein, Guardian'daki makalesinde, G20 ülkelerinin bütçe açıklarını üç yıl içinde yarıya indirme kararının faturasının kamu çalışanları, emekliler, öğrenciler ve yoksullara ödettirileceğini belirtiyor.

*Ha şunu bileydiniz!

-Başbakan Erdoğan, dün grup toplantısında yaptığı açıklamada büyüme rakamları ile yeni bir rekor kırılacağını söylemişti. Ancak büyüme yüzde 12'nin altında kaldığı için bu gerçekleşmedi.

*Ne demiş, insanoğlu hayal ettiği müddetçe yaşar. Bir de bu durumlar için biz küçükken bir laf vardı, “rahmetli de o dertten gitti” veya “yoğurt mu dedin?”…

-İsrailli yetkili, “Türkiye gerginliği tırmandırma yolunu seçmiş görünüyor ve bu hiç kimsenin menfaatine değildir. Eğer ilişkileri tamamen koparmak için bahane arıyorlarsa bu Türkiye’nin Ortadoğu’daki durumuna zarar verir” dedi.

*Ya, böyledir bu işler, menfaat hesaplarına çıkar hesap, eninde sonunda…

-Tüm dünyada milyonlarca kullanıcısı bulunan sosyal paylaşım sitesi twitter, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik ilginç bir eyleme sahne oluyor.
Sitede kullanıcıların en çok girdiği sözcüklerin yer aldığı “Trending: Worlwide” listesine “notayyip” sözcüğünü sokmayı amaçlayan eylemciler, yazdıkları her “tweet”e (Kullanıcın 140 karakteri geçmeyen kişisel iletisi) “#notayyip” ekliyor.

*Sonra ışınlanıyor muymuş? Uzay Yolunda olduğu gibi…

-Milli Eğitim Bakanlığı, çocuklara okulu sevdirmek amacıyla 2010–2011 eğitim-öğretim yılında ders saatlerini düşürmek için çalışma başlattı. İlköğretim okullarında haftalık 30 olan ders saatinin 25’e düşürülmesi gündemde.

*Çok güzel... Ama arada lütfen o çocuklar dershane kapılarında heder olmasın, dershanecilerin bu durumdan bir menfaat sağlamalarına da engel ve bu meselenin takipçisi olunsun.

-Buca İlçesi'nde, aksam gezintisine dışarıya çıkan Sakar ailesine pitbull cinsi sahipsiz bir köpek saldırdı. Emenullah Sakar ve oğlu Hebin Sakar'ın hafif sıyrıklarla yaralandığı olayda, yakalanan köpek önce polise ardından belediye yetkililerine teslim edildi.

*Bu tarz köpek sahipleri eğitilsin, tedaviye gönderilsin; zavallı hayvanlar da vatandaş da eziyet çekmesin.

-Anayasa Mahkemesi, işçi ve Bağ-Kur emeklilerinin maaş adaletsizliğini Yüksek Mahkeme'ye taşıyan 5. İş Mahkemesi'ni yetkisiz buldu ve başvurusunu reddetti. İşçi ve Bağ-Kur emeklisi yaklaşık 6.5 milyon kişinin maaşlarının yükseltileceği umudu şimdilik suya düştü.

*Yorum yok!

Yazar: Editor
2010-06-22 15:58:16

“Bir Takımın Taraftarı Olmak”

 

http://ul.gcg.me/files/2010-06/fntk.jpg
 

Bir takımın taraftarı olmak insana bambaşka duygular tattırır.

  • Kişi, yapmayı isteyip yapamadığı şeyleri beğendiği oyuncularla yapmış kadar olur.
  • Birçok insanda özdeşleme gereksinimi yüksektir.
  • Bunlar, bir takımın taraftarı olmakla, o takımla ve o takımın taraftarlarıyla özdeşleşirler.
  • Grup olmak ve grup içinde yaşamak, grupla duygularını paylaşmak insanın doğal bir gereksinimidir.
  • Birçok ülkede bu en kolay şekilde bir takım taraftarı olmakla sağlanır.
  • Kişi o grup içinde kimlik ve kişilik bulur.
  • Takım yendiği zaman kendisi de yenmiştir.
  • Toplum içinde iyi bir konumdaysa bu yengi onun zaferlerine yeni bir zafer katmıştır.
  • Eğer toplum içinde kötü-aşağı bir konumdaysa takımın zaferleriyle gerçek kişisel yaşamında hiç tatmadığı zaferleri tatmaya başlar, kendini galip ve kudretli hisseder.

Birçok kişi için futbol taraftarlığı yaşamın zenginliğidir. Hatta çoğunluk için kişisel yaşamlarının en renkli bölümüdür.

 

Kaan Arslanoğlu

Politik Psikiyatri, sayfa 145–146, Adam Yayınları, İstanbul

Yazar: Editor
2010-05-22 11:13:56
http://ul.gcg.me/files/2010-05/bsn.jpg
 
Hürriyet'ten...
Yazar: Editor
2010-04-02 08:03:23

Polis copuyla demokratik açılım!

http://ul.gcg.me/files/2010-04/copp.jpg

TEKEL işçilerinin dün Ankara’da Türk-İş Genel Merkezi’ni ziyaretlerine izin verilmedi.
3 bin işçinin yürüyüşü, beş bine yakın polisin kurduğu barikatlar ile engellendi.
Biber gazları sıkıldı, coplar konuştu, ortalık savaş alanına döndürüldü.
Bütün bunlar ağzından “demokratik açılım” sözü düşmeyen bir hükümetin iktidarında gerçekleşti.
12 Eylül’ün “topluma dar gelen anayasasını” değiştirme azmindeki hükümetin iktidarında!
Nasıl bir demokratikleşme ise işçilerin hak arayışları 12 Eylül kalıntısı yasalarla önlenirken akla gelmiyor.
Demokratik hakların kullanımı konusunda hassas bir hükümet, bu işi bir inatlaşmaya çevirmezdi.
İşçilerin yürüyüşlerini güven içinde yapmalarına olanak verecek güvenlik önlemlerini alır, işçilerin yürüyüşünden korkmazdı.
Bir kez daha ortaya çıkıyor ki gerçek bir demokrasiye ulaşmak hükümetin umurunda bile değil.

Bir tek dertleri var: Yargıyı ele geçirmek.
Bunun için her türlü yolu deniyorlar. Yasaların ardından dolaşıp yargıç atamaktan tutun da Anayasa’nın güçler ayrılığı ilkesini altüst etmeye kadar her yolu!
Bunu neden yapmak istedikleri de demokratik hakların kullanımı konusundaki tutumlarıyla açığa çıkıyor.
İstedikleri demokratikleşme değil, tek parti iktidarını sağlamlaştırmak!
Onu başardıkları günün sabahı nasıl bir Türkiye’de uyanacağımızı tahmin edebilirsiniz.

Hürriyet // Mehmet Y. Yılmaz
Yazar: Editor
2010-04-01 13:14:08

Haberler Yorumlar Haberler Yorumlar Haberler

http://lib.colostate.edu/research/newspapers/newspaper_3.gif
  • Başbakan, kendi ipimi kendim çekerim, dedi, başkasına çektirmem… // E, hadi bakalım…
  • Bakanın biri, herkes kendi alanına yumurtlasın demiş… // Bu adamlar böyle lafları nereden öğreniyorlar acep?
  • AB, anayasa değişiklik paketini memnuniyetle karşılamış… // Bunların işi Akpnin yaptığı her bir şeyi memnuniyetle karşılamak, demek o kadar memnun edici buluyorlar hazretleri…
  • Parasız kalan hostesler soyunmuş… // Nerde ulan?
  • Yılmaz Vural’ın tarz ikizine Amerika’da rastlanmış… // O da gelsin, memlekete iki tane Y: Vural bile az… (Bunu hatırlarsınız, gözyaşlarını tutamamıştı o esnada Yılmaz Hoca: herkes gitse de onlara bakma, Yılmaz Hoca bizi bırakma… Sonra slogan başın öne eğilmesin aldırma kaplan aldırma, görecek günler var daha…’ya bağlanmıştı. Nereden nereye… Var görecek günler var…)
  • Bugün 1 Nisan… //Neyse ki bir eşek şakası yapan çıkmadı henüz.
  • Adnan Polat, bağıran istediğini alıyor, demiş… // Öyle ya, buralarda en fazla bağıran en haklı sayılır. Bakınız RTE…
  • Aytaç Durak görevden alındıydı... //Ee, Gökçek?
  • GS, FB’ye yenildiydi… // Bu işe en çok Hıncal sevindi. Yine sazı eline alıp, Rijkaard hoca değil dedi. Ah Hıncal ah, ömrümüzü çürüttün bre.
  • Ankara’daki Tekel eylemine polis engeli… // Bir de halktan yana olun…
  • Denizfeneri...// Hala ışıyor...
  • Bu cumartesi, Adanaspor K.Erciyes deplasmanına gidecek. // Umarın be kez cırcır olmaz Erciyesli futbolcular…
Yazar: Editor
2010-03-19 15:30:14
Basından

Bugün Vatan gazetesini alanlar, gazetenin yazarı Necati Doğru’yu göremediler. Çünkü, usta kalem Necati Doğru’nun kaleme aldığı yazı sansüre uğradı.

Yazı dün akşam saat 21.00’da Zafer Mutlu’nun talimatıyla gazeteden çıkarıldı. Necati Doğru da bu olay üzerine Vatan gazetesinden istifa etti.

Peki, Necati Doğru ne yazmıştı?

Odatv.com Vatan’ın sansürlediği o yazıyı yayınladı

  • İşte Necati Doğru’nun “İstanbul'da kaç Aytaç Durak bulunuyor?” başlıklı sansürlenen o yazısı:

“Bizim Adana'nın kısmetsizliğine(!) bak, bak, bak otur ağla. Annem Adana'dan telefon etti; "oğlum Adana'dan, Adana'nın yerlisi olarak bugüne kadar zengin olmuş bir kişi bile çıkmadı" dedi.

  • Annemi tanımaz mıyım!
  • Ne demek istediğini anladım. Gerçekten Adana'nın ekonomi tarihi yeniden yazılsa yazarın varacağı sonuç şu olacaktır: Adana'dan zengin olmuş bir yerli Adana'lı bugüne kadar çıkmadı. Kayseri'den, Niğde'den veya Balkan göçü sonrasında Bosna'dan yırtık yorganla gelenler pamuk ağası, çiftlik ağası, tekstil fabrikası ağası oldular. Çukurovanın insanın ciğerinin içine kadar işleyen sarı sıcağında pamuk üretiminde verimi dönüm başına 650 kiloya kadar çıkartma beceresini gösterebilen yerli Adanalıdan (Yörük olsun, Türkmen olsun, Ermeni olsun ya da Arap ve Kürt olsun) bir tek zengin çıkmadı.

Aytaç Durak çıkacaktı (!)
Gör başına neler geldi (!)
Herkes merakla bana "Aytaç Durak iktidar partisinden belediye başkanı olsaydı, Adana olayı bu noktaya kadar gitmeden kapanmaz mıydı?" diye soruyor. Ben de "temiz siyaset-temiz vatandaş-temiz toplum" idealine vidalanmış yazılar yazan biri olarak onlara "İstanbul'da Çelik Sır Kasa" hikayesini anlatıyorum.

***

  • Bu hikaye gerçektir.

Kişi ve olaylar sahidir.
Kasa, gazetelere manşet oldu, TV'lerde "içindeki para ne kadardı?" diye yayın konusu, Cumhurbaşkanı'na, Başbakan'a, İstanbul Belediye Başkanı'na, Meclis'te milletvekiline ihbar konusu oldu.
Cerahat kokan bir kasaydı.
Unutuldu gitti.
Olayı size şöyle anlatayım:

  • İktidar partisi AKP'nin adayı olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanılığına ikinci kez seçilen yüksek mimar Kadir Topbaş'ın, imar danışmanlığını yapmış Fethi Turgut, ailesini de alıp tatile gitmişti.

Evde sadece genç oğlu vardı.
Arkadaşlarına; "Babam her akşam eve torbalar dolusu paralarla geliyor, paraları çelik kasalara dolduruyor" diye anlatıyordu. Bu anlatım mahallede 12 kişilik bir "soyguncu çetesinin örgütlenmesini" tetiklemişti.
12 kişi plan yaptılar.
Belediye Başkanı'nın imar danışmanı Fethi Turgut'un genç ve biraz da saf oğluna, dümenden bir kız arkadaş ayarladılar. Kız evde oğlanın birasına uyku ilacı kattı, oğlan uyuyunca çete eve girdi.

***

Gerçekten 3 kasa vardı.
İkisi çok büyüktü.
Yerinden oynamıyordu.
Çok sağlamdı açılamıyordu.
Üçüncü kasa taşınabilirdi.

  • Hırsızlar taşınabilir kasayı aldılar, Kartalda bir eve götürdüler. Uğraştılar açamadılar. Maltepeden bir çilingir buldular. Kasayı açtırdılar. İçinden 950 bin Amerikan Doları, 280 bin Avro, 200 bin Türk Lirası ve 2 kilo altın çıktı. Bu çetenin yaptığından haberli olan Ahmet Tamer adlı birisine "soygundan pay" vermedikleri için o da kızdı, olayı bir ihbar mektubu ile Başbakan Tayip Erdoğan'a, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e, Belediye Başkanı Kadir Topbaş'a bildirdi. Onlardan ses çıkmayınca Meclis'e CHP milletvekili Çetin Soysal'a yazdı. Konu basına yansıdı. 12 hırsız yakalandı, hapse kondu (Bak Öge Demirkıran'ın 1 şubat 2009 tarıhli VATAN'da yayınlanan haberi ve ocak-şubat aylarında Cumuhuriyet, Milliyet, Hürriyet gazeteelrinde çıkan "gizli kasa"haberleri)

Hırsızlar hapse kondu.
Tahmin edin!
Kasanın sahibine ne oldu?
Kasanın sahibi iktidar partisinden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın imar danışmanı
Fethi Turgut'a ne Cumhurbaşkanı, ne Başbakan, ne Belediye Başkanı, ne savcı hiç kimse "arkadaş sen bu kadar parayı nereden buldun, bu üç kasa evinde ne diye duruyor?" diye sormadı. Fethi Turgut, "çalınan kasamdaki para sadece 200 bin dolardı" diye açıklama yaptı olay kapandı. Hırsızlar hala hapiste yatıyor. Fethi Turgut da hala belediye şirketlerinin birinde bir makam sahibi olarak çalışıyor.
Aytaç Durak'ı soruyorlar.
Çelik sır kasayı anlatıyorum.
Bu sefer ben soruyorum: İstanbul'da kaç Aytaç Durak bulunuyordur?

Necati Doğru”

Kaynak: RED

Yazar: Editor