2011-12-25 12:10:18

Ah Minel Futbolîaşk veya Farklı Sesler

 http://files.vector-images.com/clipart/egypt_myth8.gif

Sabırsızlanıyorum. Yeni transfer haberleri duymak istiyorum. Dedikodu değil, imzalı fotoğraflı haber benim istediğim. Budur ulan, cinsinden…

Ama bu esnada yorumlar okumak istemiyorum, çünkü her transfere bir kulpla gelen bazı yorumlar heyecanımı incitiyor yahu. Tabi ki olumsuz görüşlerin somut sebepleri var. Kim inkar edebilir… Ama… Gerçi herkes her şeyi kendine göre sever. Bu durum futbolda da böyledir, aşkta da… Kimseye şunu, bunu, Adanaspor’u benim sevdiğim gibi sev diyemem ki!

Biliyorum yani hissediyorum, birçok taraftar her haliyle seviyor takımını. Ama bulunduğu durumu layık görmüyor sevdiğine! Tüm tasa bundan kaynaklanıyor. Daha iyi bir konum; şairin dediği gibi yüksel ki bu yer yerin değil… Fakat şimdi konumuz şiir değil. Konumuz bir nevi aşk; kıskançlıkların, ihtirasların, ihanetlerin koyun koyuna girdiği ve her birimizin “sevemez kimse seni, benim sevdiğim kadar” dediği bir aşk. Ve ah minel aşk…

Evet, kısa kısa geçeyim;

Transfer bekliyorum, iyi transfer ama.

Fakat yorum filan okumak istemiyorum. Dileyen de bu satırları okumaz, onun gibi bir şey: ))

Daha bir dinginlik…

Derken dinginlik beklentimi hem destekleyerek hem de onunla çelişerek, önce şeytana sonra da avukatlığına soyunarak sıralayayım:

Bülent’in Adanaspor’ futbolculuk dışında bir katkı sağlaması gerektiğini düşünüyorum, ben de ajite bir “yorum” yaparak: ))

Tolgahan’ın 1.ligin en iyi kalecilerinden biri olduğunu düşünüyorum, yeter ki önünde birazcık dengeli bir savunma olsun. Kurtar, kurtar! Nereye kadar? Bir top giriverir neticede. Top bu: )) hem kaleye girsin diye icat edilmiş. Elimi prize de sokarak Tolgahan’la pek ala şampiyon oluruz, diyorum. Ve o topu havada şöyle bir çevirmesine ben de hasta oluyorum; ))

Fevzi’yi “duruşuyla” da takdir ediyorum. Ne demiş Paul Benjamin? “Bazıları, bir karakter ortaya koyanlara tahammül edemezler!” böyle bir şey. O da Adanaspor’u ve formasını bence birçok “seyirciden” fazla seviyor. Veya onlardan az sevmiyor. Adam sadece küfre ve hakarete karşı dik duruyor ve tribün yalakalığı yapmıyor ve bu, saygıya değer bir şeydir…

Formalar, bayraklar, marşlar kutsaldır, kıymetlidir. Tamam! Ama onlardan da değerli veya onlar kadar hassas bir “insan onuru” vardır. Ne denir? “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!” yani aslında o işkence karşısında tutunacak pek bir dalımız yok ama onurumuz var. Direnç noktasına bakın lütfen! Bu, hem taraftar, hem futbolcu için geçerlidir, bu geçerlilik listesini dilediğimiz kadar uzatabiliriz. Ki, taraftarın şahsi gururundan farklı değildir sahadaki insanın gururu. (Hayır, hakemlerden bahsetmiyorum yahu: )) yoo, o ayrıııı…)

Takımda yeterince Adanalı futbolcu yok, olası görüşüne de pek itibar etmeyeceğimi şöylece not düşüveriyorum, zira Kbong ve Mbilla Allahına kadar Adanalıdır diyorum, onları yabancı filan asla saymıyorum.

Bunlara izninizle Talha’yı eklemek istiyor ve ondan 90 dakikaya yayılmış bir performans bekliyorum Adanasporlular adına ve de Levent Eriş’in Talha’ya hakkını vermesini umuyorum.

Yahu, ben bugün ne yazacaktım, ne oldu? Yazı kendini yazdırır, denir! Doğru bir söz bence! Bu da böyle oldu. Affınıza sığınarak… 

Yazar: Editor
2011-12-13 21:02:52

Keşanlı Ali Destanı, Piç Edilmesin!

 

Keşanlı Ali Destanı epik tiyatromuzun başyapıtıdır. Bu kadar net söylüyorum. Ona yaklaşan bu tarzda bir eserimiz yoktur. Haldun Taner’den…

  • Zoraki bir kahramanın hikâyesini yazıldığı dönemin 
  • sosyal siyasal olay ve olgularını zarifçe anlatır. 
  • Tabi söz konusu Haldun Taner olunca 
  • işe tatlı bir hiciv de karışır. 
  • Ne güzel girilir hikâyeye;

“Sinekli Dağ burası, şehre tepeden bakar,

Ama şehir uzakta, masallardaki kadar.” diye.

  • Yoksul Sinekli’yi ve hanelerini anlatır, 
  • Ali ile Zilha’nın aşkını anlatır; 
  • bir destan nasıl yaratılır, 
  • inceden onu anlatır, 
  • kondular üzerindeki akbaba müteahhitlerin tilki hesaplarını anlatır; 
  • bakınız onlar hep vardır, reklâmlarda utanmazca boy gösterirler “yaptık oldu” diye.

Kahraman doğulmaz, kahraman olunur; hatta şöyle diyelim, kahraman “oldurulur” hissesidir Keşanlı Ali Destanı’nında oracıkta duran.

  • Destanlar yazmaya, 
  • kahramanlar yaratmaya teşne yanımıza bir göndermedir. 
  • Ama altına bakınca hepsi Ali Cengiz oyunudur, 
  • Haldun Taner’in de dediği gibi:

“Böyle işte her destan, Destan işin afyonu

Kaldırdı mı altından, Ali Cengiz oyunu.”

Bazen komik, bazen trajik, bazen efkârlıdır; ömrümüz gibi.

Bildiğiniz gibi bu eser de dizi oldu. Duyunca, hissettiğim kederi hakkaten anlatamam. Tüccar sanatçımsı televizyoncu yapımcı ve dizi oyuncularının kural, ahlak, sanatsal kaygı, esere saygı tanımadan güzelim hikâyelerin piç edilmesinde nasıl işbirliği yaptığını biliyoruz.

  • Keşanlı’nın da sonu budur. 
  • Eser, insanların belleğinde şu adamların anlattığı yani onların iğdiş ettiği gibi yer alacaktır. 
  • En fazla üç bölüm olabilecek bir oyun bakalım kaç sezonluk dizi olacak? 
  • Ben, olmaz böyle bir şey, diyeceğim; 
  • tabi ki muhteremler de yine, biz yaptık oldu diyecek! 
  • Hem eyvah, hem de vah ulan! 
  • Hay sizin sanat aşkınızı Haldun Taner’in ruhu… 
  • Hayır, sadece öpsün.

Çağrım şudur; diziye uyarlanan Keşanlı Ali Destanı’nı izlemeyiniz, mümkünse izlettirmeyiniz. (benim sözler de başbakanın vaktiyle yaptığı emrivakilere benzedi bre: ))

  • Haddizatında, sıradan bir vatandaşın da 
  • bir memleketin sanat eserlerini koruma hakkı vardır. 
  • Böyle bir niyeti, çabası ve sairesi pek ala olabilir. 
  • Bu fakirin çağrısını antidemokratik bir yaklaşıma değil de şu iyi niyetine verin; ) 
  • Ve sağlıcakla kalın.

Netice;

Zaten Haldun Taner de mesajını verir oyunun sonunda adeta bugünleri sezerek:

“Aydın kişilersiniz, Siz bunu yemezsiniz, Kaldırın örtüleri, Üfürün şu tülleri.

Yoksa sen de bizcileyin, Saf mısın ey ahali, Bizim kadar kolayca, Kanar mısın ahali?”

Yazar: Editor
2011-12-08 11:31:49

Bir Neslin Evrak-ı Metrukesi 

Kelli felli gibi görünen koca koca adamlar, herifler, herifçioğullarının işgali altında TV’ler ve bilumum iletişim organları. Hatta muhteremler organın kendisine dönüşmüş durumda. Örneğin TRT’de geçenlerde itibarlı bir miktar gazeteci oturmuşlar Suriye hakkında tam da iktidarın lisanıyla yorumlar yapıyorlar. Esat’a vuruyorlar, Suriye’yi vuruyorlar, işbirlikçi ajan muhalifleri özgürlük savaşçısı yapıyorlar. Derken aynı esnada Başbakan Suriye için samimiyetsiz diyorken bir bakıyorsunuz beyefendiler bir ‘kopyala yapıştır’ ile bu iddianın tarafı oluyorlar. (Suriye samimiyetsizmiş! Yani Akp hükümeti de samimiyet abidesi oluyor bu sahnede!) Elbette o beyefendilerin bir fikri vardır şahıslarına özgü, lakin kamuoyunda paylaştıkları hep efendilerin dilleri. Oysa Suriye hakkında nispeten tarafsız kaynaklar farklı noktalara değiniyor. O beyler de biliyordur bildiğimiz kadarını, ama bunu taşeron bir hükümete karşı dile getirmek hem yürek hem de ciğer ister. Ki o taşeronluk ciddi bir iştir, önünde kralını durdurmaz. O beyefendiler mi duracak? Pöh!

Her Sistem Kendi İnsanını Öper

Klasik bir saptamadır bu, kullanacağım ben de; her sistem kendi insan tipini yetiştirir. Ve yetişen o insan tipi de o yetişme formatı içinde icabınca sorgusuz sualsiz hizmet eder o sisteme. Bir sır değil bu. Bakın öğretmeninden gazetecisine, TVcisine, dolmuşundan şoförüne, şarkıcı türkücüsüne, ebesinin örekesine… (Ki o değnek ucundaki ipe bir dayanak verirken, ip de o örekenin ritmine dâhil olur.)

Evet, çok güzel ifade eder biat etmek kelimesi külliyatlarını.

Haddizatında en çok yakışandır cehalete biat! Böylece o cehaletin biatiyle enteresan adamlar boy gösterir olur her platformda. Sonra malum performanslarına göre bir bilen oldular, danışıldılar.

Ulan! Zaplarken, o kumandayla kendinizi yaralamak istersiniz bazen. Hani, aslında bazen değil çoğu zaman. Fakat bu sıralarda ruhen ve bedenen sağlıklı olmaya ihtiyaç vardır. Dayan tırnak ile diş ile ara gazı icap etmez de değil kendi kendine.

Muhtemelen bir inanca istinaden epeydir hürmet görüp TV’lere çıkan, bilimin türlü alanlarında da kelam eden ve kalem oynatan bir nevi beberuhiler vardır ki; medet yarab, diyesi gelir insanın.

Samimiyet

Bakın, güya samimiyetsiz Suriye bir mücadeleye bir geleneğin gücüyle, kadınının haysiyetiyle girişiyor. Öte tarafta samimiyetten çatlayanlar TV’lerde izahı mümkün olmayan sahnelerle boy gösterirler; programlarına çıkardıkları kızcağızları adeta taciz ederler ‘kedicik, pisi pisi, gamze’ suluklarıyla; bunu da evet, bir inanca duyulan hürmetin gölgesinde yaparlar, pusuya bile yatma ihtiyacı duymadan. ‘Çok tatlı!’ değil mi? Veya Adnan Harun’un dediği gibi ‘very big cat, you!’. Diyeceksiniz ki bu da bir mücadele. Samimiyetsiz olan, ulusunun işgaline karşı kadınıyla bir haysiyet kavgası da başlatır; diğeri tüm manevi değerleri de terkisine alarak aslında bir kepazelikten geri durmaz. İşgal edilmişliğine de kör bakar.

Cins cins, boy boy muhteremler; aynı meşrebin değişik sürümleri.

Kimisi Che’yi dolar diline cahil cesaretiyle, öteki kendini başbakanın can dostu ilan ederken atıverir kapağı meclise, birçoğu işgal veyahut bina edilmiş kanallarda iktidar cengâveri kesilir ve her bir zulmü, rezilliği meşrulaştırır. Hangi birini sayacağız? Bu arada meclis dedik de, Mehmet Metiner’in son durumu nedir? Ne haldedir, ne yapmaktadır? Oysa o da has bir kadrodandı. Adamcağız! Neyse, sen metin ol Mehmet, büyükler de affeder elbet!

Mazi

Nerde o eski bayramlar diyeceğim ben de; TRT’de tiyatrolar olurdu hatırlarım. Nisa Serezli’nin rol aldığı nefis oyunlar sahnelenirdi (Nevra Serezli değil: ). Sonra bir ‘Parmak Damgası’ uyarlaması vardı ki, olağanüstüydü Aytaç Arman ve Zuhal Olcay başrollerinde. O Yaprak Dökümü iki parçadan ibaretti, ırzına geçilmiş bir hale düşürülmemişti. Keşanlı Ali Destanı da iki bölümde, orijinal metne bağlı kalınarak gösterilmişti vaktiyle ar damarı çatlamamış o TV’de. Sahi, şimdi Keşanlı Ali Destanı da dizi oluyormuş kanalın birinde. Eyvah! Anasını belleyip iğdiş edeceklerdir güzelim eseri. Bu eserleri koruma kanunu yok mu? En gereksiz soruları da ben sorarım. Bu memlekette kaygılarımız farklı. Kimin umurunda olur bir Keşanlı Ali’nin destanı…

Öyle; bir nesil Kaptan Cousteau’yu izliyordu şimdiki muktedir nesli Harun Yahya’yı izliyor, bilmem hangi ihtiyaçla. Ne demişler, bana ne izlediğini söyle sana insanlığının encamını vereyim. Böyle değil miydi o söz? Neyse, uyarladık oldu.

Kimin Çocukları

Sanchez’in Çocukları’nı bilirsiniz, orijinal adıyla The Children Of Sanchez.

Eserde Mexico City’nin gecekondu mahallelerinden birinde dört çocuğu ile yaşayan Jesus Sanchez'in zalim ekonomik koşullar içinde verdiği hayat mücadelesi anlatılır, romandaki kişilerin ağzından Meksika hükümeti ve devlet adamları eleştirilir. Bizde de var benzer eserler.

Bir isme hürmeten seçtim bunu, Sanchez’in Çocukları! Yazının sonunu kurmak için... Oralarda bir yerlerde evet, Sanchez’in kendisi ve çocukları kötü bir hayatın sorgusunu yaparlar, gereğince. Burada da bir cephede yapıldığı gibi... Fakat bir başka cephede Küba Devrimi süreminde ABD işbirlikçisi Rahip İsmael De Lugo’nun bir nevi çocukları da bir başka hesabın muhasebecisidirler, gereğince. Her bir yerde!

Ulan! Önüm, arkam, sağım sobe! Saklananın da ta…

Yazar: Editor
2011-12-06 08:02:53

Yargısız İnfaz

Galiba şu yargısız infaz sözü tam da bizi tarif eder ve muhtemelen bize özgüdür. Bize özgüdür diyorum çünkü böyle hukuk dışı, çağ dışı, vicdan dışı işlerin memleketi olduk. Vatandaşından devletine, amirinden memuruna, öğretmeninden öğrencisine yargısız infazların muhatabı olduk; artık, gücü gücü yetene.

 

  • Bu arada keyfiyetin, taraf olmanın veya olmamanın da söz konusu olduğunu unutulmamalı tabi. 
  • Bir davadan muhalifler yıllarca hapis yatarken, öteki davadan muktedirin yandaşları salıverilir; 
  • bir şike mevzusunda hedefe konmuşlar yargısız infazın kurbanı olurken yine aynı davada yine muktedirin yandaşları tutuksuz yargılanıverir olur. 
  • Bir tarafta saç kesenler bile tutuklanırken öte yanda bir Sivas katliamı zamanaşımına uğrar. 
  • Anlatacak çok şey var. 
  • Biliyorsunuz örnekleri de.

 

Sonu ne olacağı meçhul bir davada şimdi birçok isim statlara giremeyecek. Peki, suçlularsa eyvallah! Ama ya masumlarsa? Bunun hesabını vazgeçtik haktan hukuktan adaletten, hangi vicdana vereceksiniz?

Efendim?

Hatlar kesildi sanırım…

Yazar: Editor
2011-11-14 22:30:00

Suçlular ve Suçsuzlar

 http://www.istegenc.com.tr/content/images/content_2004/eylul/kitap/suclu_2.jpg

Hırvatistan yenilgisinden sonra TV’lerin akbaba futbol yorumcuları koymuşlar Hiddink’i sofraya adamı parçalıyorlar. Zannedersiniz ki adam Brezilya’yı çalıştırıyor da takım 3 yedi. Ha, elbette bir TD olarak sorumluluğu var görece bir başarısızlıkta. Ama o kadar, belli bir sorumluluk. Tek suçlu olmak değil…

  • Bir futbol kültürü, geleneği, alt yapısı, planlaması, politikası olmayan, 
  • ama politikaya alet olan; 
  • zalim tribünlerle kırılıp geçen, 
  • işte şike mevzusuyla keyfi bir keşmekeşe de sürüklenebilen, 
  • standartları çiftenin katmerlisi olan bir memleket olduğumuzu unutuyoruz, diyeceğim ama unutmayı geçelim bilmiyoruz. 
  • Bu yüzden hep kurbanlar, suçlular, hainler, sorumsuzlar arıyoruz, yaratıyoruz, buluyoruz. 
  • Hele bir yabancıysa hedef, ona devlet nezdinde bile sataşacak kadar acımasız da olabiliyoruz. Bakınız spor bakanının Hinddink fikirlerine…

Mesut’u bizi tercih etmedi diye vatan haini, kansız ilan ederiz sonra kritik bir maçta karşımıza çıkmadı diye ve devamında rakibi çökerttiği için bu kez kahraman ilan ederiz. Sonsuzdur çelişkilerimiz, standartsızlığımız.

  • Ayrıca futbolumuz çöker ama futbol medyamız TV’leri, gazeteleri, spor yazarları ve yorumcularıyla deli paralarla o çöküntüler üzerinde akbaba dansı yapar. 
  • Kendi fikirleri dışındakileri fikirden saymayan, kendi yazdıklarından başka yazı okumayan, egolarının altında kıvranan bir dolu herif ve de herifleşmiş kadın futbol gündemini yönetiyor. 
  • Kendilerini tekrar etmekten, 40 dakikalık bir programda bile yine kendileriyle çelişmekten öteye geçemeyen adamcağızlar. 
  • Türk futbolu bunlara emanet… 
  • İçi boş bir milliyetçilik, genlerine işlemiş bir cehalet, üç beş klişe ve başarısızlığı kollayan bir yabancı düşmanlığı… 
  • Özetleri bu olur sanırım. 
  • Aralarında yok mu vicdan sahibi adamlar? Var tabi. Azıcık ve etkisiz? 
  • Çünkü futbolun vampirtüccar medyası da kandan beslenir, mutedil dalgalı sular işlerine gelmez.

Özü, futbolumuzun bir gerçeği vardır ülke gerçeği gibi. Ama bu gerçeklere kör bakan bazı hayalperestler de vardır. Ben hayalperest diyorum, bunun yerine başka sözcükler de gelebilir. Evet, ülkeyi de futbolunu da onlar yönetiyor. Ve işler kötülediğinde onların hedefinde bir suçlu hep oluyor.

Şimdilik bu kadar, devam edeceğiz bu konuya…

Yazar: Editor
2011-05-12 00:50:23

Bize, düğmeye basılmış gibi geliyor.

Üstelik çok kritik bir maçın hemen öncesinde... Hani sezon biter ve kılıçları çekeriz. Kıyasıya eleştiririz. (Ama bunu yaparken adabımızla yaparız, örneğin Adanaspor başkanına doğrudan adıyla hitap etmeyiz. Her şeyden önce Adanaspor başkanıdır, hiçbir şey değilse bile o konum bizim için saygıya değerdir.) Fakat şu esnada böyle bir çıkış… Enteresan…

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-54868/d%C3%BC%C4%9Fmeye_bas%C4%B1ld%C4%B1.jpeg

Taşeronluk da yapmayız eleştireceğimiz zaman. Diyeceğimiz laf doğrudan ve sadece Adanaspor menfaatleri içindir, ikinci bir hesabın olması kendi adımıza sadece utanç vericidir.

  • Evet,
  • yerel bir gazetede aslında Adanaspor’u hedef alan biz saldırıya üzülerek tanık olduk.
  • Hedef Adanaspor’un kendisidir.
  • Bayram Akgül bahanedir.
  • Bizans oyununun en bariz örneğidir şu sahnelenen. 
  • Böyle olmasaydı şu kritik maçtan sonra denirdi ne denecekse.
  • Amaç bellidir,
  • amaç Adanaspor’u yalnızlaştırmaktır,
  • şu Altay maçından sonra düşük bir ihtimalle de olsa timsah gözyaşlarına hazırlanmaktır,
  • amaç Adanaspor’u Adana’da tamamen zayıf düşürmektir.

Tahriklere kapılmadan şu süreci atlatmak zorundayız. Geçen hafta yaşanan “Bursaspor Beşiktaş maçı öncesini” bir şekilde Adana’da yaratmak isteyebilirler, bir kargaşadan sonra maç bile oynanamadan defterimizi dürmeye bile kalkabilirler. Sadece, aman dikkat!

  • Kullanılan üslup, zamanlama ve içerik bir büyük oyunu işaret ediyor.
  • Ortada Adanaspor açısından baktığımızda
  • asla bir iyi niyet yoktur!
  • Değilse,
  • yerel bir gazetenin
  • öyle bir işe
  • şu dakikada neden kalkıştığını anlamaya imkân yoktur.

Yeri gelmişken,

Acaba o gazete(!) bir futbol simsarlığının veya Adana’nın trilyonlarca parasının hesabını sormak için beri tarafa dönmeye gram cesaret edebilirle mi? Acaba? 11 soru da değil, 2 soruyla filan? Ya da bir ima ile?

Yazar: Editor
2011-04-26 10:36:27

Sahipsiz Adanaspor

Hayır, belediyeciler için değil bu söz, direkt kendimiz için, Adanaspor sahipsizdir kendi içinde bile.

Sahipsizdir Adanaspor, yönetiminde veya kulübesinde bir kudret yoktur. Dolayısıyla hakemler, olan penaltımızı çalmazlar, aleyhimizeyken olmayan bir penaltıyı bile kendi evimizdeyken de rahatlıkla çalarlar çünkü sahipsizdir Adanaspor. Kendimizin bile sahip çıkamadığı bir güzel Adanaspor!

Adanaspor sahipsizdir, üzerine gelen topu bile çıkarabilecek bir kalecisi yoktur çünkü. Bir kaptanı bile yoktur saha içinde takım için maddi veya manevi bir şey yapabilecek, çünkü Adanaspor sahipsizdir.

Sahipsizdir Adanaspor ne yaptığı anlaşılabilen bir idari yapısı yoktur.

Adanaspor sahipsizdir çünkü ne yazık ki takımı çekip çevirecek gerçek bir teknik direktörü olmamıştır. (Bu gerçeğe ben kendim gözlerimi kapamış olsam da…)

Nispeten, taraftarı vardır bu sahipsizlik içinde, eli kolu bağlanmış, hal böyleyken de ellerinden bu takımı bırakın şampiyon yapmak kümede tutmak bile zar zor gelen taraftar...

Son üç maçta, maç fazlasına ne puan avantajına rağmen son tahlilde ve yukarıdaki fotoğrafa göre, bunu üzülerek söylüyorum ve tekrar ediyorum yukarıdaki kaleci kaptan yönetici hoca fotoğrafına göre küme düşmenin en büyük adayı Adanaspor’dur, çünkü sahipsizdir Adanaspor! Maç alacak mecali yoktur… Çünkü yukarıda saydığımız o dört unsur yoktur.

Ve anlaşılan odur ki taraftarının dışında kimselerin umurunda bile değildir Adanaspor! Vah, güzelim Adanaspor!

Yazar: Editor
2011-04-18 11:20:42

Ve fakat AKP cephesinin Mersin konusunda bir ağız birliği yapması Cumhurbaşkanından, Kürşat Tüzmen’ine, Bakan Zafer Çağlayan'ından diğer partili erkânına kadar bir Mersin İdmanyurdu sevdasına bürünmesi canımı fena halde sıkıyor…

http://photos2.fotosearch.com/bthumb/UNC/UNC201/u13326782.jpg

Son düzlükte ne olur?

Bu hafta Altay(30p) evinde Kartal’la(27p) oynuyor. Güngören(28p) Tavşanlı’yı ağırlıyor. Akhisar(26) ile Bolu kapışıyor. Bu arada Altay ile Akhisar son üç maçını oynuyor, diğerlerinin, biz dâhil, 4 maçı var.

Sonraki hafta Altay Bolu’ya, Güngören Samsun’da konuk, Kartal Mersin’e gelecek. Akhisar haftayı boş geçiyor.

Sondan bir önceki hafta Güngören Diyarbakır’la oynuyor, Akhisar Adana ile, Kartal Giresun ile… Altay haftayı boş geçiyor.

Son hafta Bolu ile Kartal, Karşıyaka ile Güngören, Tavşanlı ile Akhisar ve Adana ile Altay karşılaşıyor.

Şu konumuna göre küme düşmenin en büyük adayı olan Akhisar üzerinden bir hesap yaparsak ne nasıl olur?

Akhisar Bolu ile berabere kalır, Döner bizi yener ve son hafta da Tavşanlı’dan bir puan alır diyelim. Puanları eder mi 31… Eder! Hadi şu üç haftadan 7 puan aldıklarını var sayalım en iyi ihtimalle 33 puanı bulurlar. Bunu yanında 4 maçın 3’ünü dışarıda oynayacak olan Kartal’ın bir tehlike yaşaması söz konusu olur. 27 puanına bir 6 puan eklemesi bu maçlarında zor görünüyor. Ama herkesin hemfikir olduğu gibi enteresan bir lig, gider Kartal Altay ve Mersin gibi zor iki deplasman 4 puan çıkarırsa evindeki Giresun maçıyla rahata erer.

Meselenin Akhisar ile Kartal arasında yaşanacağını düşünüyorum alt tarafta. Arada harakiri yapan takım olmazsa % 70 Akhisar, özellikle maç eksiğinden dolayı lige veda eder diyorum.

Üstte ise Mersin bu hafta evinde Altay’a 3 puanı bırakarak çok büyük bir avantajı da kaçırdı. Geride Tavşanlı ve Gaziantep’e bir kolaylık sağladı. Bu takımların Rize’ye göre maç eksiğinin olması bir fark yaratıyor elbette. Ne ki yukarısı aşağıdan da karışık… Ligi bitirdi dediğim Bolu’nun Antep’teki ve evindeki 5 puanlık kayıpları onları şampiyonluktan öte bir kosa itti adeta. Gereksiz bir panik…

Dilim varmıyor ama bu işte Tavşanlı’yı bir parça önde görüyorum. Bolu’nun hala şansı var. Mersin 3x3 yapıp beklemek zorunda. Tavşanlı ile GBB’nin karşılaşacak olması onların avantajı olabilir, fakat o tepede her an her şey olabilir…

Derken efendim, bizim Gaziantep ve Rize ile karşılaşacak olmamız ligin rengini belki bir paça belirginleştirir. Üzerinden ölü toprağını atıp rahatlayan Adanaspor’un Bu iki maçtan alacağı 4 veya 6 puan kimlerin işine ne kadar yarar…

Sonuç itibariyle, Mersin’in bu hesaptan sıyrılması isterdim belki.

Ve fakat AKP cephesinin Mersin konusunda bir ağız birliği yapması Cumhurbaşkanından, Kürşat Tüzmen’ine, Bakan Zafer Çağlayan'ından diğer partili erkânına kadar bir Mersin İdmanyurdu sevdasına bürünmesi canımı fena halde sıkıyor…

Yazar: Editor
2010-12-02 07:56:13
?
Sebepler

 

Bu sezon değişik bir sezon, bu sezon ilginç bir sezon, gariplikler yumağına sarılmış bir örgü yünü gibiyiz. Açmaya çalıştıkça dolaşan ip misali, bir türlü çözülemiyor.
Nasıl bir gidişatımız var anlamak mümkün değil. Adeta kendi kendimizi imha eden bir görüntümüz var.

Neden, niçin, nasıl yani sorularını sürekli soruyoruz ve yanıt bulamıyoruz. 3 haftada 7 puan var ama, akılda kalan çok fazla da soru da var. Bu hafta gerek
kaplanpenche sitesi, gerek Adanaspor org. sitesi, gerek Adanaturuncudur sitesi ve gerekse sitemizdeki köşelerde yer alan "Bu sene neler oluyor", "Maraton tribününden mektup var" ve " İsimler değil hak eden oynamalı"
yazılarında ortak noktanın, takımın gidişatında tribün gözlemleri olarak aynı temaların vurgulandığını izliyoruz.

O zaman düşünmek gerek, o zaman bu sorulara makul ve mantıklı yanıt vermek gerek. Tüm tribünler mutsuz ve hayal kırıklığı yaşıyorsa, yanlışı bulmak gerek. Peki, sorgulamayı kim yapacak, neden, niçin, nasıl sorularına kim yanıt verecek dersek, muhatap olunacak kişi karşımızdadır. Oyunculuğunda beğenerek izlediğimiz Sayın Osman Hocamızın bu sorulara yanıt bulacağı ve cevabı sahada vereceğini düşünüyoruz.

Bizler umudumuzu asla kaybetmiyoruz ama bir an önce de huzura kavuşmak istiyoruz. Bu takım çok güçlü ve çok şeyi başaracak potansiyele sahip gerçeğini hatırlamak ve bu soruları yanıtlamak için mücadele eden ve savaşan takım olgusunun ortaya konulmasını talep ediyoruz.

Doç. Dr. Ali Aydın Altunkan
Yazar: Editor
2010-09-09 10:34:13

Ne yazsam diye düşünürken bir bayram sabahı mahmurluğunda, postada Sevgili Gökmen’den aşağıdaki mektubunu gördüm. Küçük bir bilgilendirme ve ince bir ayar içeriyordu: )) Eline sağlık;) Ben de yaklaşımımı kısaca yanıt defterine geçtim. Sonuca bakınca “fena olmadı be bu diyalog, o zaman niye paylaşmıyoruz sayfada bunu” diyiverdim kendime. Buyurun o zaman bayram şekeri niyetine: ))

 

Merhaba,

”Öncelikle iyi bayramlar, inşallah güzel bir bayram geçer, gerçi su referandum sureci biraz stres yaratıyor herkes üzerinde, inşallah bir an evvel bitsin de sonuç ne olacaksa olsun, nasıl olsa yuvarlanıyoruz kartopu misali aşağı, öyle ya da böyle...

U2 ile alakalı o paragrafı okudum, özellikle bu kısma bir cevap vereyim dedim :)
Bu adamların hiç kimseden korkuları olmaz, zaten grupta aktivist olan bir tek Bono, diğerleri pek sallamaz, biraz da edge takılır vs ama bu isin gönüllüsü Bono dur, ayrıca çok bilgili ve entelektüel bir adamdır:)

İtalya konserinin kaydı var bende, dinlerim her zaman mp3 olarak, adam Berlusconi’ye fena saydırıyor konserde, İtalyanlara da diyor sizinle problemim yok, ama Afrika’ya yardım sözü verip sonra vazgeçen, engellemeye çalışan başbakanınızla problemliyim, siz ikna edin onu sonuna kadar diye vs konuşup duruyor 5 dakika :) Öyle bir adam… Zülfü ile düet yapmalarına, onları uzun zamandır tanımama rağmen ben bile şaşırdım, bono Pavarotti ile düet yapmıştı bir kez onu hatırlıyorum :) kabul edelim Zülfü’nün ses iyi değil, ama elini kalbine götürüp dinliyor Zülfü’nün yanında.

Geçen sonbaharda canlı izledim konserlerini. İran’daki olaylar tazeydi ve İranlı polisler tarafından öldürülen Nida’nın görüntüleri vardı. Onun için herkes dua etsin vs dedi, adam çok duyarlı, diğer rock grupları gibi de yapabilir, söyler şarkısını ki bir sürü kral rock şarkısı vardır, çeker gider, takılmaz siyaset, Afrika insan hakları vs, ama adamların çıkış noktası bu, İrlandalı asi adamlar. Tabi Türkiye’yi tanımıyor, olan biteni anlar zamanla merak etme :)

Şimdiye kadar gelmemeleri büyük hataydı, kabul, zaten kendisi de baya mahcup konuştu röportajlarında, defalarca özür diledi.

Sözün özü, yiğidi oldurup hakkını yemeyelim lütfen, hali hazırda Onur Demirtaş’tan ağzın yandı, bu kez sütü üfleyerek içelim :)
Tekrar iyi bayramlar...”

Gökmen

 

Eyvallah Gökmen,
Sana da iyi bayramlar bu arada...
Orada mevzu aslında ve de tamamen Egemen Bağış’a bir mesaj göndermekti, demek "haddimi aşmışım": ))
Tabi kendimce kızdım da, bir konser sürecinde o “siyasetçilerle” bu kadar muhatap olmaya gerek var mıydı? Bilemeyiz işin ötesini berisini, ama ucundan da olsa onlara malzeme oldular ya, canımı sıkan o olmuştu. Senin de vurguladığın gibi koskoca U2 koskoca Bono, dünya siyasetinin çeşitli ayrıntılarına hâkim olup burada böyle biz sahnenin figüranı olmaları can yakıcı... Karşılarında her bir inceliği istismar eden bir örgütlenmenin olduğunun da az buçuk farkında olmalılardı gibime geliyor. Çelişkili değil mi sence de?  Tabi bunları sadece hükümetçilerle samimi bir muhabbette olmaları, teşekkür etmeleri çerçevesinde söylüyorum. Hem Berlus”coni”den az mı “Coni” bunlar? Yani: )) Bize de şöyle demelerini beklerdim: Sizlerle işimiz yok ama bunca senedir nasıl tahammül ediyorsunuz bu adamlara: )) gibi…


Bu arada Onur Demirtaş meselesinde bir ben değildim yahu o zamanlar menfi düşünen:)) ama kendimi sorumlu hissedip suçun tamamını üstlenmeye gönüllü oldum, iyi de ettim.
Bir de Kemal hoca vakası var ki, orada da adamı yere göğe sığdıramayan ve sonunda b.kunun üstüne oturan aslında ben oldum.

Haklısın üçüncü arıza olmadan mevzuyu kapamalı:))
Sevgiler,
Hakan

Yazar: Editor
2010-09-06 18:13:29

Kılavuza Gerek Yoktu

Ben demiştim, diye başlayan cümleleri kurmayı hiç sevmiyorum ama: inanın ben demiştim… Mersin İdmanyurdu maçı çıkışında Şehmus’a: “Bak şimdiden söylüyorum, Kemal Hoca bizi bırakacak” demiştim… Çünkü öyle bir maç oynadık ki, teknik yok, taktik yok ve hırs yoktu… Her şeyden önemlisi Kemal Hoca yoktu ortada… Hatta maç sonu yazdığım yazı Sevgili Hakan’ı kızdırmış ve beni iyi gün dostu olmakla suçlayıp üstüne bir de Adanasporluluk ruhundan uzaklaşmakla suçlamıştı… En acısı da bir yıllık Kaplanpenche yolculuğuma nokta koymuştuk…

Bir Bolu maçı sonrası Buca’yı yarı yolda bırakıp Adanaspor’a gelen Kemal Hoca, bir Bolu maçı öncesi Adanaspor’u yarı yolda bırakıp Karşıyaka’yı seçti… Ve ona Gündüz Kemal demenin ne kadar yanlış olduğunu herkese ilan etti… Gündüz hoca, başkansız bir takıma hep hoca hem başkan olmayı seçmiş bir “cesur yürek”ti… Kemal hoca ise Bayram Başkan’ın yalnızlığı ve transferlerin yetersizliği karşısında kaçmayı seçmiş bir hocadır…

Şimdi çeşitli sayfalarda bunca emeği için teşekkürler gibi laflar edilecek, güle güle denecek, seni unutmayacağız denecek… Hayır, iyi gün dostları ile işimiz yoktur, iyi gün dostlarına teşekkürümüz ise hiç yoktur… Şimdiden diyorum ki, Karşıyaka ile maçımızda Kemal Hoca’ya tezahürat edeceklere ya da onu alkışlayacaklara yazıklar olsun…

Adanasporluluk ruhu şimdi ortaya çıkmalıdır… Kemal Hoca’nın ihanetine inat, Bayram Başkan’ın etrafında kenetlenme zamanıdır… Şampiyonluktan öte Turuncu Sevda vardır ortada…  Kaçmak en kolayıdır, kalmak en zoru… Kolayı seçenlere denecek tek söz vardır: “Ateşi ve ihaneti gördük…” Kalanlar yani bizler ise dosta düşmana inat bu sevdanın peşinde olacağız, bir ömür hem de…

Fatin Murat Seferbeyoğlu

Yazar: Editor
2010-09-06 10:08:14

Olmadı Kemal Hoca

  • Olmadı hoca,
  • istediğin transferler yapılamamış olabilir,
  • gerekçesini sen bizden iyi biliyorsun,
  • ama olmadı,
  • kolay başarıların peşine düşmek sana hiç olmadı,
  • savaşmadan gitmek olmadı,
  • bizi hayal kırıklığına uğrattın hoca olmadı,
  • o ilkelerin içinde sezon sonuna kadar mücadele de olmalıydı, ama olmadı,
  • Adanalıyım Adanasporluyum diyorsun olmadı,
  • biz sana Gündüz Tekin Onay dedik
  • Gündüz Kemal dedik ama olmadı,
  • sana inananları mahcup ettin be hoca, olmadı,
  • bu iş bu kadar mı menfaat ekseninde döner, olmadı,
  • bu taraftar en kötü taktik hallerinde bile sana gıkını çıkarmadı, olmadı. 
  • Sevgili Kemal Hoca,
  • gideceğin yerde seni dikensiz gül bahçesi beklemiyor,
  • bizi de bir felaket beklemiyor,
  • ama olmadı.
  • Başarısızlıkta hedef tahtasına konmaktan korktun,
  • ama işte gıyaben de o hedef tahtasındasın şimdi, olmadı.
  • Biz o 4 senelik imzadan bir kader birliği çıkarmıştık payımıza, sen ilk fırsatta kaçmayı kurmuşsun, eyvallah, ama olmadı...

Demek biz buradan kendi kendimize kahramanlar yaratıp hakikatte kendi b.kumuzla oynuyormuşuz. Okurlardan özür...

Teşbihte hata olmaz; batan gemi değiliz, ama unutma hoca, o gemileri sen de bilirsin ilk kimler terk eder...

Olmadı...

Yazar: Editor
2010-07-04 10:25:02

Dünya Kupasından Kısa Kısa

http://ul.gcg.me/files/2010-07/Bastian_Schweinsteiger.jpg

Dünya Kupası'nın ilk maçlar pek keyif vermese de sonradan sonraya fena sardık. Grupların özellikle son maçlarıyla beraber iyice kupanın havasına girdik diyebiliriz. Artık son dört: Hollanda, Almanya, İspanya, Uruguay.

  • Kupa % 75 Avrupa'da kalacak.
  • Uruguay'ın son dörde kalan takımlar içerisinde en zayıfı olarak gözükmesi yüzdeyi biraz daha Avrupa lehinde belirginleştiriyor.
  • Son iki maçta 8 gol atıp, Arjantin ve İngiltere gibi futbolda söz sahibi iki ülkeyi saf dışı bırakan Almanya'yı mutlak favori olarak göstermeye başladı değerli otoritelerimiz.
  • Oysaki daha düne kadar favori Brezilya, Almanya-Arjantin maçından önceye kadar da favori Arjantin'di onlara göre.
  • Almanya yarı finalde kaybederse onların favorisi bu sefer de İspanyollar olur tabi ki. :)


Futbolun savunma yanı benim için her zaman daha bir ön planda olmuştur. Savunma ağırlıklı takımlar rakipleri karşısında hep favorim olmuştur. Bu anlamda Dünya'nın en iyi savunmasını yaptığına inandığım İtalyanlar katıldıkları her turnuvada benim mutlak favorimdir. İtalya'nın erken vedasına üzüldüm ancak hangi kadroyla girerlerse girsinler 2014'de benim favorim yine İTALYA olacaktır. 2014'de herşey çok farklı olacak. İnanıyorum. :)

Bundan sonra ne olur;

  • Almanya-İspanya: Her şey olur bu maçta. İspanya'nın ite kaka yürümesi, Almanya'nın silip süpürüp yarı finale koşması mesele değil. Tüm ibrelerin Almanya'ya döndüğü şu anda İspanyolların daha rahat, Almanların stresli olacağını düşünürsek ben İspanya burun farkıyla önde diyorum. Almanya çok turnuvada finali görmüştür, kupayı almıştır. Ancak hatırladığım son 6–7 turnuvada Almanya hiç favori gösterilmedi. Bugün son dörtte yüzde 70–80 oranında favori gösterilmeleri onları strese sokacaktır diye düşünüyorum.
  • Uruguay-Hollanda: Lugano'nun sakatlığının devamını düşünürsek ve Suarez'in cezasını da hesaplarsak Uruguay için işler biraz zor gibi. Takım savunmasını çok iyi yapan ve etkili hücum oyuncularıyla skora gitmeyi başaran Portakallar, Robben ve Schnieder ile maçı kopartacaktır diye düşünüyorum.


Son olarak Ömer Üründül'den kurtulacağımız günü iple çekiyorum! Yüzde yüz doğru söylediği şeyler olsa bile artık ön yargıyla yaklaşıyorum! Fena triplerdeyim. Vuvuzelayı Ömer abiye tercih eder durumdayım!-ki bu tercihi yapanların sayısının oldukça fazla olduğunu düşünüyorum.-

Şenol Yıldızdoğan

Yazar: Editor
2010-06-21 12:59:15

Murat Bardakçı Olmak

http://ul.gcg.me/files/2010-06/murat_bardakci.jpg

Fatih Altaylı olmaktan daha zordur. O en azından bildiğini sanıyor; bu, bildiğinden emin... Kolay mı; herkese ders verecek, akıl satacaksın. Üstelik hem tarihçi olmadığını belirteceksin, hem de seni büyük tarihçi sananlar olacak. Yürek ister! Misal, Anadolu’nun arkeoloji fakiri olduğunu söyleyeceksin ki Ekrem Akurgal, mezarında ters dönsün. Misal, sana göre Ilısu Barajı’nın pis suları, Hasankeyf’e zarar vermeyecektir. Bir seyyar Google tadında ve bir padişah kibriyle yaşamak herkesin harcı değil.
Bardakçı, yetiştiği çevreden (özellikle Abdülbaki Gölpınarlı’dan) oldukça etkilenmiş, Gölpınarlı'nın terekesinin üstünde, tarih, edebiyat, musikiden oluşan ciddi bir arşive sahip oluvermiş; elhak, konusunda kendini epeyce de geliştirmiş, birçok konuyu da ‘bilen’ biridir; ama o kadardır. Hele ki internet çağında “bilmek”, konu özellikle de tarihse, çok da matah bir iş değildir.
Ernst Toller, “tarih galiplerin propagandasıdır, der. Bardakçı tam da burada durur işte. Altaylı, Ayasofya cuma Müslümanlara, pazar Hıristiyanlara ibadete açılsa, geri kalan günlerde de müze olarak kalsa dediğinde (ki iyi fikir); o, “Hayır efendim, neden kilise olsun, fetih diye bir şey var, almışız bitmiş,” diye cevaplar. Tarih ona göre budur işte. Aldık, verdik; iyiler ve kötüler. Bakış ayarı, geçmiş inşası, insan dramı, yeni fikir yoktur. Önerdiği kitaplar kendi tarafının kitaplarıdır. Stefanos Yerasimos'u, Eric Hobsbawm’ı, Ernest Renan’ı söylemez. Osmanlıca’yı bile bir o bilir; o varken Klaus Kreiser de kimdir, hele Erik-Jan Zurcher! Reşat Ekrem Koçu garson, Feridun Fazıl Tülbentçi kokoreççi, Ahmet Refik Altınay çiçekçi, İsmail Hami Danışmend son ütücüdür o varken. Bir Yusuf Hallaçoğlu vardır, bir de İlber Ortaylı...

Devamını okumak için tıklayınız.

Onur CAYMAZ      
Yazar: Editor
2010-06-16 08:47:40

Kupa 2010

 

http://ul.gcg.me/files/2010-06/world-cup.jpg

Kupada 5. güne girerken gözlenen en büyük sorun, takımların lider oyuncu ve yaratıcı oyuncu eksikliği. Önceki turnuvaların aksine yaratıcılığın oldukça düşük seviyede olduğu maçları geride bıraktık. Ancak, üst düzey mücadeleler ve futbolcuların kazanma hırsını da es geçmemeli. Yaratıcılık anlamındaki eksikliğin de 5. ve 6. günle beraber tamamlanabileceğini düşünüyorum. Bugün ve yarın Brezilya, İspanya ve Portekiz de boy gösterecekler. Bu takımların oyun yapılarını düşünürsek, turnuvanın biraz daha hareketleneceğini söyleyebiliriz...


3. ve 4. günün toplu sonuçları;

  • Cezayir:0-1:Slovenya
  • Sırbistan:0-1:Gana
  • Almanya:4-0:Avustralya
  • Hollanda:2-0:Danimarka
  • Japonya:1-0:Kamerun
  • İtalya:1-1:Paraguay

İlk 2 günün kısa özetinden sonra 3. ve 4. günün göze çarpanları;

  • İlk 4 güne göre yorum yaparsak mutlak favori ALMANYA...
  • Türk asıllı Mesut Özil, Ballack'ın yokluğunda Almanya Milli Takımı'nı orkestra şefi gibi yönetti. Tek santraforda Klose'nin arkasında serbest oynayan Mesut'a, sol açıkta Podolski, sağ açıkta Müller eşlik ediyor. Geriden Schweinsteiger ve Lahm'ın destekleriyle de Almanya şu an itibariyle bir adım önde diyebiliriz.
  • Tabiki Almanya'yı bu kadar ön plana çıkmasında en büyük etken Avustralya'nın oldukça zayıf olmasıydı.
  • Cezayir-Slovenya ve Sırbisyan-Gana maçları oldukça sıkıcı ve düz futbolcuların fizik gücünün ön plana çıktığı maçlardı. Bu iki maçta sahadan mağlubiyetle ayrılan iki takımın ortak kaderi oyuna ikinci yarıda dahil olan oyuncularının kırmızı kartla oyundan ihraç edilmesi ve akabinde yedikleri gol diyebiliriz.
  • HOLLANDA... Turuncu Hollanda'yı izlerken daha farklı bir heyecan yaşıyoruz hiç şüphesiz. Duygusala bağladığımız için belki biraz da fazla abartıyoruz gibi geldi bana.
  • Hollanda, Sneijder, Van Persie ve Vander Vaart'dan beklediği katkıyı alamadı. İkinci yarı oyuna giren Elia'nın yaratıcılığıyla dönem dönem etkili oldu. Hollanda karşısında Danimarka özellikle ilk yarı iyi mücadele etti ancak onlarda da çok ciddi bir lider oyuncu eksikliği mevcut.
  • Japonya, Kamerun karşısında attığı golün üzerine yattı. Eto'o ve arkadaşları maçı çevirebilecek pozisyonlara girmekte oldukça zorlandılar ve Kamerun turnuvaya puansız başladı.
  • Benim favorim İTALYA'ya gelirsek. Turnuva takımı İTALYA'dan üst düzey futbol beklemiyordum. Buffon, Cannavaro ve Zambrotta dışında tanıdık isim yok denilebilir. Ancak oluşturulan bu genç kadro turnuvanın ilerleyen günlerinde can yakar. İnatla favorim halen İTALYA... Juventus'lu Pepe, turnuvanın yıldızlarından olabilir.

5. ve 6. gün;

  • Fil Dişi ile Portekiz dün 17.00’de karşı karşıya geldi. Turnuvanın en zevkli maçını izleyebiliriz diye düşünüyordum. Fil Dişi'nden de sürpriz bekliyordum.
  • Brezilya ve İspanya’nın da sahne almasıyla. Göze hoş gelen futbol yapılarıyla bu takımların turnuvanın sıkıntılı havasını dağıtacağını düşünüyorum...

Şenol Yıldızdoğan

Yazar: Editor
2010-06-15 09:16:49

Mesut Özil

http://ul.gcg.me/files/2010-06/Ozil.jpg
 

Mesut Özil Almanya milli takımının ilk maçında müthiş bir futbol sergilemiş. İzleyenler öve öve bitiremiyor. Eh, böyle olunca ülkemizde tekrar gündeme geldi onun bizim milli takımı tercih etmemesi. Hakem emeklisi tüccar yorumcu ve reklam yıldızı Erman Toroğlu bu konuyu sayfasına taşımış.

Bu konuda daha önce de bir şeyler yazmıştık. Arşivde var o yazı.

Kısa geçelim.

Zamanında Fatih Terim Mesut’u istemişmiş, Erman Toroğlu da elçi olmuşmuş. Fakat olmamışmış. Dertleniyor yani… Şöyle giriyor yazıya:

ASLINDA Mesut Özil olayı, Türkiye’nin yıllardır kanayan yarasıdır.  Türkiye’de yeni futbolcuların bulunması, Avrupa’daki Türk futbolcuların taranması gibi olaylar hikâye olmuştur.”  Devam ediyor:

“…bir gün beni Fatih Hoca aradı; “Erman” dedi ve ekledi: “Bu Mesut Özil konusunda n’olursun bize yardımcı ol. Çünkü konu Türk Milli Takımı. Mesut Özil’e ihtiyacımız var ve onu Milli Takım’da görmek istiyorum. Sen Mesut ve babasıyla görüşüyormuşsun. Aracı olursan çok sevinirim.” Ben de haliyle “Seve seve” diye cevap verdim ve Mesut’un babasını bir kez daha aradım.”

Ben yine soruyorum, Mesut gibi futbolcular üzerinde nasıl bir hakkımız olabilir? Aslında sizin o muhteris ihtiyaçlarınız, şişmiş egolarınız futbol etiğinden ne kadar önemli olabilir? O futbolcuların genlerinden dolayı mı? Onlara ne emek vermişiz de karşılığını istiyor ve hala kahırlanıyoruz? Adamaların onca teknik bilgi ve birikimle yetiştirdikleri futbolculara, ruhumuza sindirilmeye çalışılan bir bedavacılıkla konacağız. Ya…

Bunu düşünmek ayıptır, bu konuyu hala gündemde tutmaya çalışmak da ayıptır.

Yazar: Editor
2010-06-11 14:52:04

İsrail Filistin Türkiye ve Bir Depo

http://ul.gcg.me/files/2010-06/pol.jpg

İsrail ve Filistin gerginliğinde hükümetin takındığı tavır ortada. Yaşanan baskın ve sonrasındaki gelişmelerin hükümet kanadındaki ana fikri, "Kahramanlık!"

Arap devletlerinden yükselen ortak ses de bu yönde sanırım... Bir çok Arap ülkesinde RTE posterlerinin yok sattığı bilgileri geçti yandaş basında... Eh değmeyin RTE'nin keyfine...

Yaşananlardan sonra Türkiye'ye getirilen yaralıları ziyaret eden RTE, ziyaret sırasında ilginç bir sahneyle karşılaşıyor... Arap asıllı İrlandalı insani yardım gönüllüsü bir vatandaş sarılıyor RTE'nin boynuna ve öpüyor alnından... Devamındaki sözleri bu süreçte RTE'yi en mutlu eden sözlerdir herhalde:

  • "Bir Nasır vardı, bir de sen!"


Geçiniz...

  • Hakan Hoca'mın Polat ve arkadaşlarıyla ilgili yazısına ek bir bilgi verelim...
  • Vadi'nin Filistin filmiyle ilgili çekimlerinin önemli bir kısmı büyük bir ihtimalle Adana'da olacak...
  • Dün Mersin yolu üzerindeki bir fabrika film ekibi tarafından gezilmiş ve uygun görülmüş...
  • Ekip boş depoları ve arazileri gezmiş, olur raporu vermiş...  
  • Çok beğenmişler...
  • Senarist, "Bu depoyu Filistin yaparız..." demiş,
  • diğer depoyu işaret ederek,
  • "Burası da İsrail olsun..." demiş...
  • Dünya’nın çözemediği sorunu iki depoda çözüverecekler... : ))
Şenol Yıldızdoğan
Yazar: Editor
2010-06-08 20:55:49

Ben Adanasporluyum

http://ul.gcg.me/files/2010-06/tghn.jpg
  • "Ben Adanasporluyum, Adanaspor sayesinde bir yerlere geldim."

Bu sözler Tolgahan’dan. Devamında şöyle diyor:

  • Seve seve sözleşmemi uzatırım.”

Tolgahan bu röportajı verirken hangi ruh halindeydi, bakınız röportajın tümüne.

www.spor01.com

  • Tolgahan’ı bazı gollerde eleştirdik.
  • Haklı olduğumuz anlar var mıydı?
  • Evet.
  • Peki, bir gol gökten mi iniyor kaleye?
  • Hayır.
  • Neden sonuç ilişkileri sonucunda mı ağlarla buluşuyor?
  • Elbette.
  • Bu neden sonuç ilişkilerinde takım hataları veya rakip becerileri söz konusu mudur?
  • Öyledir.
  • Neyse bunlar uzun laflar.
  • Ben şu noktaya gelmek istiyorum.
  • ı) Kimse bile isteye gol yemez, başka bir hesap yoksa işin içinde.
  • ıı) Tüm takıma bu manada tam bir inançla güveniyoruz, onca yazı yazdık…
  • ııı) Tolgahan o ilk cümleyle mevzuyu zaten bağlamış: 
  • Ben Adanasporluyum!

Tartışma burada bitmiştir vesselam…

Günümüz futbolunda herkes böyle laflar eder diyeceksiniz. Olabilir, mümkündür. Ortalık bezirgân futbolcuyla doludur. Lakin biz bu sözlere inanıyoruz.

Ve “Ben Adanasporluyum” diyen bir futbolcunun bu samimiyetine güveniyoruz.

Bundan sonraki eleştirilerin bu cümle altında yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Çünkü “biz Adanasporluyuz” değil mi: ))

Yazar: Editor
2010-04-12 20:50:21

Hatamla Sev Beni

http://ul.gcg.me/files/2010-04/orhan_gencebay_tambur.jpg

Sene 1974, Orhan Gencebay “Hatasız Kul Olmaz” isimli albümünü çıkarıyor. Albüme ismini veren parça, albümde 5 numarada yer alıyor.

Ve başlıyor Orhan abimiz söylemeye :

“Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni

Dermansız dert olmaz, dermana sal beni

Kaybettim kendimi, ne olur bul beni

Yoruldum halim yok, ne olur gel al beni”

Şimdi diyeceksiniz ki, nerden çıktı bu arabesk tavırlar, o tavırlar aslında hepimizin içinde var, bazen bastırıyoruz, bazen de Orhan Gencebay’ın dediği gibi salıyoruz kendimizi. Ama dikkat edecek olursak bu kendimizi salma işini son zamanlarda lüzumsuzlaştırdık, hatta abarttık.

Nedir bu tribünlerde kendimizi salma durumu? Bireysel ve direk şahsa yönelik küfür çoğalmaya başladı, son maçta durum o kadar vahim bir hal aldı ki küfürleri ithamlar almaya başladı ve iş maç satmaya kadar uzandı.

Sene başından bu yana özveriyle, arzuyla, sadakatle, azimle, gençlikleri ile mücadele eden bu insanlara önce küfürü reva gördük şimdi de maç satmayı reva görüyoruz. Bu futbolcu topluluğunun hiç mi hata yapma lüksü yok, bizde de hiç mi tolerans yok.

Futbolcularımız sesleniyor; “HATAMLA SEV BENİ” diyor, duymuyor musunuz? Küfürlerden duyamazsınız, öfkenizden göremezsiniz, en önemlisi hatalarına rağmen sevemezsiniz. Çünkü, siz hiç sevmemişsiniz ki, hataya rağmen sevebilesiniz.

Futbolcularımız sesleniyor; “DERMANSIZ DERT OLMAZ, DERMANA SAL BENİ” diyor, duymuyor musunuz? Yani diyorlar ki biz derde de(yenilgiye) düşsek sizinle çeviririz diyorlar, duymuyor musunuz? Küfürlerinizden duyamazsınız

Futbolcularımız sesleniyor; KAYBETTİM KENDİMİ, NE OLUR BUL BENİ, YORULDUM HALİM YOK, NE OLUR GEL AL BENİ” diyor, duymuyor musunuz? Yani gücümüz olun, nefesimiz olun diyorlar, duymuyor musunuz? Küfürlerinizden duyamazsınız.

Daha doğrusu 17–1–10 duyarsınız…

Dip Not: Bu yazı Çanakkale maçında takımımıza, futbolcumuza küfreden ve bunla yetinmeyip maç satma ithamında bulunan insancıklara ithafen yazılmıştır. Mavi boncuk dağıtmayı sevmem ama yiğide de hakkını vermesini bilirim, maçtan önce İlyas Kahraman’a gösterilen tavır ve tezahürat gerçek bir taraftarlık öngörüsüdür. O öngörüyü sunan da Turbeyler’dir.

Erkin A. Doygun      

Yazar: Editor
2010-04-08 16:14:34

Beni mecbur bırakıyor Fatin: )

Kuşku iyi bir şeydir, körü körüne kabullenmektense kuşkularla bir yere varalım. Bazı noktalara da Fatin Murat takmış, hatta gayet net gördüğünü görmezden geliyor.

Örneğin “Cinler” yazısındaki ironinin farkında, hatta o yazının aslında kendi yaklaşımını desteklediğini gayet net görüyor ama o yazıya düz bakıyor ve damarıma basıyor. Şansla kısmetle işimiz yok, yazıyoruz hep, neden sonuç ilişkisi diyoruz, galibiyeti şansa bağlama bunun neresinde?

Federasyona ve garnitür hakemlere karşı tetikte olmak ise boynumuzun borcudur. Onlarla asla aynı saflarda olmayacağız.

Bir de orada şöyle demişim: “Statlar, futbol sahaları şeklen arenaları hatırlatır. Söz konusu “seyir” ise iki durum vardır zaten: ya stat-arena bakışı ya da tiyatro-sinema bakışı (bunlardan birini tercih edelim demiyorum).” Israrla tercih de önermemişim...

Bu da ayrı bir not…  Sadece arenacı zihniyeti eleştiriyorum. Evet, tribüne dost-hain diye bakıyorum, ısrarla ve inatla ben tribüne öyle bakıyorum. Az da olsa, can sıkıcı bir oranda aslında ne yaptığını bilmeyen haini her tribün barındırır ve bizim tribünde de var öylesi.

Onlarla aynı saflarda olmamak da boynumuzun borcudur. Tribün yaltakçılığına gerek yok (bu cümleyi Fatin’le ilişkilendirmediğimi önemle belirtirim), hepimiz iyi biliyoruz ki orası meleklerle dolu değil. Bir de iyot gibi açığa çıkıp yalnızlaşması gereken de biz değiliz. O eyyamcı-seyirci profilidir.

Çocuğunun rızkını bilete veren taraftar diyor, demagojinin dibini görerek. Önemle not düşüyorum, burada taraftarın haysiyetini cansiperane savunduğumuz yazılar orada arşivde duruyor. Mesele kendini taraftar zanneden o hain kitledir. Bunu da mı anlatamadık? Ve o arızalı seyirci modeli on dakika içinde bile farklı ruh halleri içinde aynı futbolcuya hem hakaret edebilir hem de onu alkışlayabilir, hatta o futbolcunun adını bile bilmeden yapar bunu, bu nedenledir ki o seyirci modelinin acilen piyasadan çekilmesi gerekmektedir, futbolun selameti açısından gerekmektedir bu, sadece bizim için değil.

Castro Vuruşuna itirazım yok ki. Ama bunu bir futbol maçında ve bu ligin koşullarında beklemek romantiklik diyorum, o olguyu reddetmiyorum ki. Yine söylüyorum, paracı-kolaycı-kaytarmacı-şikeci-yalancı-numaracı-ruhsuz futbolcu vardır elbet, ama bu Adanaspor’da o tariflerin herhangi birine uyacak bir futbolcu yoktur.

Hata olmuyor mu, daha önce de dedik oluyor tabi ki, ama bunu ruhsuzluk olarak görmek bu Adanaspor’a karşı art niyetli olmaktan başka bir şey değildir.

Yazar: Editor
2010-04-06 12:56:08

Castro Vuruşu

http://ul.gcg.me/files/2010-04/fidel.jpg

Hayati önem taşıyan bir maça çıktık… İzleyemediğim bir maçtı; ama anlatılanlara göre iyi oynamışız… Çok pozisyon bulmuşuz… Direkleri geçememişiz… Direkleri aştığımız TEK pozisyonda da hakeme takılmışız… 

Kayseri’de bıraktığımız iki puanın ardından Buca’nın galibiyeti gelince Can Yücel’in dizesi döküldü ağzımdan: “Bi sen eksiktin ay ışığı”… Bundan sonra tek devreli lig usulü ile oynayacağımız elemelere odaklanacağız… Bu saatte istesek de istemesek de Önce Karabük’ü sonra da Buca’yı alkışlarla süper lige uğurlayacağız…

Nazım Hikmet “Kurtuluş savaşı Destanı” adlı şiirinde Mehmet Akif ile ilgili olarak şöyle der:

“Akif, büyük şair, inanmış adam / fakat şu İstiklal Marşı’nda bana ters gelen bir şeyler var

Mesela ‘doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakk’ın’

Hayır,

Gelecek güzel günler için gökten ayet inmedi bize / biz kendimiz vaat ettik o günleri kendimize…”

Erciyes maçı sonrası, yazılarda ortak birkaç nokta vardı: direkler, hakem, taraftar… Her maç öncesi hakem istatistikleri yapılıyor…  Bu hakemle galibiyetimiz yok, şurada puanımızı çaldı, şurada penaltımızı vermedi, şurada oyuncumuzu attı… Bunların hepsi doğrudur; ama asla ve asla MAZERET değildir… Küba devriminin ardından uluslar arası spor karşılaşmalarına katılan Kübalılar, hak ettikleri halde hakem oyunları ile yenik sayılmışlar hep… Özellikle boks maçlarında rakiplerini perişan eden Kübalılar sayı ile ya da hakem kararı ile yenik sayılınca Fidel Castro boksörleri çağırıp:  “Ne yaparsanız yapın, sizi yenik sayacaklar… Öyle bir şey yapmalısınız ki sizi galip ilan etmekten başka çareleri kalmamalı… Boks’ta bunun tek bir yolu vardır, o da rakibi nakavt etmek… Bu sizin tek çıkar yolunuzdur…”

O günden sonra, Kübalı boksörler, rakiplerini hep nakavt etmişler ve onların yumruklarına “Castro vuruşu” denmiş… 

Son yıllarda hakem isyanımız, federasyon isyanımız bitmek bilmiyor…  Bununla da yetinmiyor, taraftarı üzerine düşeni yapmamakla suçluyoruz… Peki bu oyuncuların hiç mi suçu yok Allah aşkına… Kayseri de hayati bir maça çıkıyorsun, yenmek zorundasın… Bu futbolcunun savruk olma, beceriksiz olma gibi lüksü var mıdır? Siz bu gerçeği görmezseniz, hakem, direk, taraftar der durursunuz…

Oysa futbolcu öyle bir inanmalı ki bir attı hakem vermedi ise bir daha atmalı, yine vermezse bir tane daha… Maç boyunca gol pozisyonları üret, topu direğe nişanla, başa baş pozisyonda yedi metre kaledeki bir kaleciye takıl, sonra da “eee attım vermedi de” Buna hakkınız yok arkadaşlar, Castro vuruşu orada duruyor… Sizin nakavt etmekten başka çareniz yok… Bunu ilk iki yolunda yapamadınız, umarım elemelerde bize hakem istatistiği tutturmazsınız…

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU      

Yazar: Editor
2010-04-05 12:58:39

Kış Kış CİNLER Kış Kış

http://ak2.static.dailymotion.com/static/video/763/720/9027367:jpeg_preview_large.jpg

Bu başlık her babayiğit yazarın atabileceği bir başlık değildir. Yine her babayiğit okur da okuyamaz bu başlığı. Benim tavsiyem bu yazıyı gündüz, kalabalık ortamda okuyun, cin fobisi olanlara bu yazı cinler ile ilgili kötü çağırışımlar yapabilir.

Cinlere inanabilirsiniz, inanmaya da bilirsiniz… Bu tartışmaya girmeyeceğim. Şimdi zaten birileri çıkar bu tartışılacak bir şey değildir diye vaaz da verir. Bir de işin bir diğer boyutu, adam uzaylılara inanır ama cin de nedir diye dudak büker.

Bu arada bu yazıyı gece değil gündüz yazıyorum. Ne olur ne olmaz, önlemimizi alalım, tırsarım ben bu ecinlilerden.

Cinler ile futbol dünyamızın tanışması Beşiktaşlı taraftarlar ile olmuştur. Bir maçta tam hatırlamıyorum ama Gaziantep maçı olabilir, üst üste gol pozisyonları kaçınca tüm stad hep birlikte : “Yallah cinler yallah, Kışkış cinler kışkış” şeklinde tezahürat yapmış ve akabinde gol gelmişti.

Şimdi gelelim Kayseri Erciyes maçına ve cin açılımına. Kayseri Erciyes maçını özel sebeplerden dolayı Niğde Orduevinde televizyondan izleyebildim. Maç sırasında direkten dönen topları, kaçan pozisyonları, sayılmayan golü gördüm. Tabi ki de tüm bu pozisyonların sorumlusu futbolcularımız değildi. En önemli sorumluluk cinlerdeydi, yoksa bu gollerin kaçırılmasını başka türlü açıklayamayız. Bir sorumlu da taraftardır, o maça gidip de bu kaçan gollerden sonra “Yallah cinler yallah, Kışkış cinler kışkış” tezahüratı yapmadılarsa onlar da sorumludur gözümde.

Cinleri bir yana bırakacak olursak, maçla ilgili ileriye dönük olumlu ne tür çıkarımlar yapabiliriz;

  • Bir deplasman takımının bulması gereken gol pozisyonlarını hatta fazlasını bulduk,
  • Takımımız yine gol yemedi,
  • İlyas geldiğinden bu yana en iyi topunu oynayarak play-offlara göz kırptı( an itibariyle Buca Karşıyaka’yı 3-2 yendi)
  • Kemal Hoca Talha’yı çıkartarak her zaman hatasından dönebileceğini gösterdi,
  • Telaşsız oynayarak sistem takımı olduğumuzu bir defa daha gösterdik,
  • Tolgahan ve defans oyuncuları, onlara laf söyleyeni dövecek boyuta getirdiler,

İnsan gönül gözüyle bakınca olumlu bir sürü şey sayıyor, lafı uzatmayalım play-offlardan bu takım çıkacak yeter ki bu cinler bizden uzak dursun o yüzden hep birlikte ne diyoruz :

“Yallah cinler yallah,

Kış kış cinler kış kış”

Dip Not : Erciyes maçını nasıl cinler yüzünden yenemediysek, benim Erciyes maçını stattan izleyemememin nedeni nazardır, sevgili Tuncay abi’nin(Tuncay Sakçılar) nazarıdır. Bu yazıyı ona ithaf ediyorum.

Erkin A. Doygun     

Yazar: Editor
2010-03-24 14:22:41

Büyüklere Masallar  -1-

Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken pireler berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken Kaf Dağı’nın ardında bir ülke varmış… Bu ülkede yaşayanlar, yemez içmez, yarınlarını düşünmez; ama konu futbol olunca varlarını yoklarını ortaya koyarlarmış… Gerçi varları da pek yokmuş ama bu durum onları hiç rahatsız etmezmiş…

Bu ülkede yaşayanlar, Fenersaray ve Galatabahçe takımlarının maçları ile yatar kalkarlarmış… Bu iki takımın maçlarında ülkede hayat dururmuş… Maç öncesi ve maç sonrası ağzı olan konuşurmuş… Fenersaray taraftarı için Galatabahçe; Galatabahçe taraftarı için de Fenersaray düşman demekmiş… Bu takımların maçlarında, insani duygular ortadan kalkarmış… Rakip takıma küfretmek taraftar olmanın gereği olarak görülürmüş… Hiçbir Fenersaraylı taraftar Galatabahçeli futbolcuları; hiçbir Galatabahçeli taraftar da Fenersaraylı futbolcuları alkışlamazmış… Hatta alkışlayanları bir güzel de döverlermiş…

Galatabahçe-Fenersaray maçlarının birinde, Fenersaray 4-0 önde iken bir gol daha atıp durumu 5-0 yapınca Galatabahçe başkanı ayağa kalkıp Fenersaraylı futbolcuları alkışlamış… Bu alkış, hem rakibin emeğine saygı hem de kendi futbolcularının ruhsuzluğuna tepki imiş… Çünkü o başkan, o ülkenin en zarif, en centilmen, en beyefendi spor adamıymış… Taraftarın küfrüne, mahalle baskısına tek başına savaş açıp rakibi alkışlamanın erdemliliğini göstermiş… Ama gücü yetmemiş savaşı durdurmaya ve günün birinde “hakkınızı helal edin” diyerek ayrılmış Galatabahçe başkanlığından…

Ve gün gelmiş emr-i Hak vaki olmuş Galatabahçe başkanı ölmüş… Kişiliğindeki tüm güzellikleri, spor adamı olmanın erdemini bırakmış yarınlara… Onu sevenler de tek bir cümle ile uğurlamışlar başkanı: “ASALETİN YETER”

NOT: “Futbolcuma küfretme, rakibimi alkışlama” böyle bir sloganı, bu kentin Turuncu Sevdası’na yakıştırabildiniz mi? Bu kentin Turuncu Sevdası, yalnızca futbolcuma demez tribünde küfretme derdi… Rakibimi alkışlama demez, hak edeni alkışa boğ derdi… Yazık, bir kente sığdıramıyoruz sevdamızı...  

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

****

El Cevap

Kısa geçeceğim.

Bir başkan rakibi alkışlıyorsa kendine tepki gösteriyordur. Kendi kalelerindeki her golde o başkanın da sorumluluğu vardır çünkü. Alkışlar, hatta maçtan sonra soyunma odasına girer ve üç nokta… Olabilir. Onun yaptığı bana referans olamaz…

Yine söylüyorum, kurduğun bir takım vardır, bir kamyon para dökmüşsündür ve bir halta yaramamıştır onca para. Takım kaşar futbolcu doludur ve oynayası yoktur herifçioğullarının. Bir tepkiyi anlarım, ama bu Adanaspor böy-le  de-ğil!!! Emek, direnç… ve saire var… Tepkinize sebep olacak arıza yok…

Şuraya bakın, deplasmanda evdeki kadar puan almışız. Bu ne demektir biliyor musunuz? Taraftarın o küfürcüler ve alkış fantezisi yapanlardan dolayı da takıma bir hayrı yok, zaten kazanacakları maçları kazanmış çocuklar. Ne verdin, ne istiyorsun bre.

“Futbolcuma küfretme, rakibimi alkışlama!!!” altına imzamı atıyorum ben de. Kelime oyununa gerek yok. Safları sıklaştırma zamanı, orada gedikler açma vakti değildir. Konuyu uzatıp meseleyi meşrulaştırmaya, emeksiz yemekçilere cesaret vermeye gerek yok. Ha, rakibi alkışlamak mı istiyorsunuz, son haftayı bekleyin, iki şampiyonu birlikte alkışlarsınız; ama o vakte kadar hakikaten şampiyonluk istiyorsanız sadece Adanaspor’umuzu alkışlayın, son ana kadar, sabırla, vefayla, sevgiyle, saygıyla, şu çocuklara hakkını vererek, elinizi vicdanınıza koyarak… VİRA

Hakan
Yazar: Editor
2010-03-18 06:15:25

Reddediyorum

  • Fatin de görüşlerini yazdı konuyla ilgili. Onunla ana hatlarda aynı şeyi savunsam da ayrıntıda tamamen farklı düşünüyorum ondan. Ben romantiğim o benden romantik.
  • Oradaki savaş dövüş kelimeleri mecazidir hakikatte, en fazla sövücüleri uyarmadır. Yoksa yumruk yumruğa kavga değildir. Meselenin ana noktası kü-für-dür…
  • Sitem diyor Fatin Murat; ne sitemi, adam yekten sövüyor, yolda görse yaltaklanacağı topçuya tribünden sövüyor, beşinci dakikada sövüyor, adını bile bilmediği futbolcuya sövüyor, hayattaki tüm ezilmişliğini sineye çekmiş gelmiş orada şampiyonluğuna sevineceği futbolcuya sövüyor. Hoca, niye Mbilla yok deyip sövüyor, bilmiyor o adam cezalı vs…
  • Tek tip taraftar diyor, evet tek tip taraftar olacak orada. Adanaspor’u seven taraftar, kendini seven değil… Aradığımız budur, yoksa herkesin meşrebi farklı, siyasi tercihleri farklı, sevdiği diziler, yemekler, rakılar farklı…
  • Protestonun çeşitli yolları vardır üstelik, ama bu takıma oyuncuya hakaret etmek değildir. Örneğin takım şampiyon olana kadar maça gelmemek de bir protestodur… Değil mi?

Biraz sabır yahu, biraz sabır… Bu takımın önü çok açık, fakat kendi egosunu sevenler aslında Adanaspor umurlarında bile olmayanlar bu açık yolu kapatıyor. Mesele bu…

Bir de, takıma söven kardeşim bile olsa ben o kardeşliği “Adanasporluluk” prensiplerinde reddediyorum!

Yazar: Editor