2010-07-04 10:25:02

Dünya Kupasından Kısa Kısa

http://ul.gcg.me/files/2010-07/Bastian_Schweinsteiger.jpg

Dünya Kupası'nın ilk maçlar pek keyif vermese de sonradan sonraya fena sardık. Grupların özellikle son maçlarıyla beraber iyice kupanın havasına girdik diyebiliriz. Artık son dört: Hollanda, Almanya, İspanya, Uruguay.

  • Kupa % 75 Avrupa'da kalacak.
  • Uruguay'ın son dörde kalan takımlar içerisinde en zayıfı olarak gözükmesi yüzdeyi biraz daha Avrupa lehinde belirginleştiriyor.
  • Son iki maçta 8 gol atıp, Arjantin ve İngiltere gibi futbolda söz sahibi iki ülkeyi saf dışı bırakan Almanya'yı mutlak favori olarak göstermeye başladı değerli otoritelerimiz.
  • Oysaki daha düne kadar favori Brezilya, Almanya-Arjantin maçından önceye kadar da favori Arjantin'di onlara göre.
  • Almanya yarı finalde kaybederse onların favorisi bu sefer de İspanyollar olur tabi ki. :)


Futbolun savunma yanı benim için her zaman daha bir ön planda olmuştur. Savunma ağırlıklı takımlar rakipleri karşısında hep favorim olmuştur. Bu anlamda Dünya'nın en iyi savunmasını yaptığına inandığım İtalyanlar katıldıkları her turnuvada benim mutlak favorimdir. İtalya'nın erken vedasına üzüldüm ancak hangi kadroyla girerlerse girsinler 2014'de benim favorim yine İTALYA olacaktır. 2014'de herşey çok farklı olacak. İnanıyorum. :)

Bundan sonra ne olur;

  • Almanya-İspanya: Her şey olur bu maçta. İspanya'nın ite kaka yürümesi, Almanya'nın silip süpürüp yarı finale koşması mesele değil. Tüm ibrelerin Almanya'ya döndüğü şu anda İspanyolların daha rahat, Almanların stresli olacağını düşünürsek ben İspanya burun farkıyla önde diyorum. Almanya çok turnuvada finali görmüştür, kupayı almıştır. Ancak hatırladığım son 6–7 turnuvada Almanya hiç favori gösterilmedi. Bugün son dörtte yüzde 70–80 oranında favori gösterilmeleri onları strese sokacaktır diye düşünüyorum.
  • Uruguay-Hollanda: Lugano'nun sakatlığının devamını düşünürsek ve Suarez'in cezasını da hesaplarsak Uruguay için işler biraz zor gibi. Takım savunmasını çok iyi yapan ve etkili hücum oyuncularıyla skora gitmeyi başaran Portakallar, Robben ve Schnieder ile maçı kopartacaktır diye düşünüyorum.


Son olarak Ömer Üründül'den kurtulacağımız günü iple çekiyorum! Yüzde yüz doğru söylediği şeyler olsa bile artık ön yargıyla yaklaşıyorum! Fena triplerdeyim. Vuvuzelayı Ömer abiye tercih eder durumdayım!-ki bu tercihi yapanların sayısının oldukça fazla olduğunu düşünüyorum.-

Şenol Yıldızdoğan

Yazar: Editor
2010-06-21 12:59:15

Murat Bardakçı Olmak

http://ul.gcg.me/files/2010-06/murat_bardakci.jpg

Fatih Altaylı olmaktan daha zordur. O en azından bildiğini sanıyor; bu, bildiğinden emin... Kolay mı; herkese ders verecek, akıl satacaksın. Üstelik hem tarihçi olmadığını belirteceksin, hem de seni büyük tarihçi sananlar olacak. Yürek ister! Misal, Anadolu’nun arkeoloji fakiri olduğunu söyleyeceksin ki Ekrem Akurgal, mezarında ters dönsün. Misal, sana göre Ilısu Barajı’nın pis suları, Hasankeyf’e zarar vermeyecektir. Bir seyyar Google tadında ve bir padişah kibriyle yaşamak herkesin harcı değil.
Bardakçı, yetiştiği çevreden (özellikle Abdülbaki Gölpınarlı’dan) oldukça etkilenmiş, Gölpınarlı'nın terekesinin üstünde, tarih, edebiyat, musikiden oluşan ciddi bir arşive sahip oluvermiş; elhak, konusunda kendini epeyce de geliştirmiş, birçok konuyu da ‘bilen’ biridir; ama o kadardır. Hele ki internet çağında “bilmek”, konu özellikle de tarihse, çok da matah bir iş değildir.
Ernst Toller, “tarih galiplerin propagandasıdır, der. Bardakçı tam da burada durur işte. Altaylı, Ayasofya cuma Müslümanlara, pazar Hıristiyanlara ibadete açılsa, geri kalan günlerde de müze olarak kalsa dediğinde (ki iyi fikir); o, “Hayır efendim, neden kilise olsun, fetih diye bir şey var, almışız bitmiş,” diye cevaplar. Tarih ona göre budur işte. Aldık, verdik; iyiler ve kötüler. Bakış ayarı, geçmiş inşası, insan dramı, yeni fikir yoktur. Önerdiği kitaplar kendi tarafının kitaplarıdır. Stefanos Yerasimos'u, Eric Hobsbawm’ı, Ernest Renan’ı söylemez. Osmanlıca’yı bile bir o bilir; o varken Klaus Kreiser de kimdir, hele Erik-Jan Zurcher! Reşat Ekrem Koçu garson, Feridun Fazıl Tülbentçi kokoreççi, Ahmet Refik Altınay çiçekçi, İsmail Hami Danışmend son ütücüdür o varken. Bir Yusuf Hallaçoğlu vardır, bir de İlber Ortaylı...

Devamını okumak için tıklayınız.

Onur CAYMAZ      
Yazar: Editor
2010-06-16 08:47:40

Kupa 2010

 

http://ul.gcg.me/files/2010-06/world-cup.jpg

Kupada 5. güne girerken gözlenen en büyük sorun, takımların lider oyuncu ve yaratıcı oyuncu eksikliği. Önceki turnuvaların aksine yaratıcılığın oldukça düşük seviyede olduğu maçları geride bıraktık. Ancak, üst düzey mücadeleler ve futbolcuların kazanma hırsını da es geçmemeli. Yaratıcılık anlamındaki eksikliğin de 5. ve 6. günle beraber tamamlanabileceğini düşünüyorum. Bugün ve yarın Brezilya, İspanya ve Portekiz de boy gösterecekler. Bu takımların oyun yapılarını düşünürsek, turnuvanın biraz daha hareketleneceğini söyleyebiliriz...


3. ve 4. günün toplu sonuçları;

  • Cezayir:0-1:Slovenya
  • Sırbistan:0-1:Gana
  • Almanya:4-0:Avustralya
  • Hollanda:2-0:Danimarka
  • Japonya:1-0:Kamerun
  • İtalya:1-1:Paraguay

İlk 2 günün kısa özetinden sonra 3. ve 4. günün göze çarpanları;

  • İlk 4 güne göre yorum yaparsak mutlak favori ALMANYA...
  • Türk asıllı Mesut Özil, Ballack'ın yokluğunda Almanya Milli Takımı'nı orkestra şefi gibi yönetti. Tek santraforda Klose'nin arkasında serbest oynayan Mesut'a, sol açıkta Podolski, sağ açıkta Müller eşlik ediyor. Geriden Schweinsteiger ve Lahm'ın destekleriyle de Almanya şu an itibariyle bir adım önde diyebiliriz.
  • Tabiki Almanya'yı bu kadar ön plana çıkmasında en büyük etken Avustralya'nın oldukça zayıf olmasıydı.
  • Cezayir-Slovenya ve Sırbisyan-Gana maçları oldukça sıkıcı ve düz futbolcuların fizik gücünün ön plana çıktığı maçlardı. Bu iki maçta sahadan mağlubiyetle ayrılan iki takımın ortak kaderi oyuna ikinci yarıda dahil olan oyuncularının kırmızı kartla oyundan ihraç edilmesi ve akabinde yedikleri gol diyebiliriz.
  • HOLLANDA... Turuncu Hollanda'yı izlerken daha farklı bir heyecan yaşıyoruz hiç şüphesiz. Duygusala bağladığımız için belki biraz da fazla abartıyoruz gibi geldi bana.
  • Hollanda, Sneijder, Van Persie ve Vander Vaart'dan beklediği katkıyı alamadı. İkinci yarı oyuna giren Elia'nın yaratıcılığıyla dönem dönem etkili oldu. Hollanda karşısında Danimarka özellikle ilk yarı iyi mücadele etti ancak onlarda da çok ciddi bir lider oyuncu eksikliği mevcut.
  • Japonya, Kamerun karşısında attığı golün üzerine yattı. Eto'o ve arkadaşları maçı çevirebilecek pozisyonlara girmekte oldukça zorlandılar ve Kamerun turnuvaya puansız başladı.
  • Benim favorim İTALYA'ya gelirsek. Turnuva takımı İTALYA'dan üst düzey futbol beklemiyordum. Buffon, Cannavaro ve Zambrotta dışında tanıdık isim yok denilebilir. Ancak oluşturulan bu genç kadro turnuvanın ilerleyen günlerinde can yakar. İnatla favorim halen İTALYA... Juventus'lu Pepe, turnuvanın yıldızlarından olabilir.

5. ve 6. gün;

  • Fil Dişi ile Portekiz dün 17.00’de karşı karşıya geldi. Turnuvanın en zevkli maçını izleyebiliriz diye düşünüyordum. Fil Dişi'nden de sürpriz bekliyordum.
  • Brezilya ve İspanya’nın da sahne almasıyla. Göze hoş gelen futbol yapılarıyla bu takımların turnuvanın sıkıntılı havasını dağıtacağını düşünüyorum...

Şenol Yıldızdoğan

Yazar: Editor
2010-06-15 09:16:49

Mesut Özil

http://ul.gcg.me/files/2010-06/Ozil.jpg
 

Mesut Özil Almanya milli takımının ilk maçında müthiş bir futbol sergilemiş. İzleyenler öve öve bitiremiyor. Eh, böyle olunca ülkemizde tekrar gündeme geldi onun bizim milli takımı tercih etmemesi. Hakem emeklisi tüccar yorumcu ve reklam yıldızı Erman Toroğlu bu konuyu sayfasına taşımış.

Bu konuda daha önce de bir şeyler yazmıştık. Arşivde var o yazı.

Kısa geçelim.

Zamanında Fatih Terim Mesut’u istemişmiş, Erman Toroğlu da elçi olmuşmuş. Fakat olmamışmış. Dertleniyor yani… Şöyle giriyor yazıya:

ASLINDA Mesut Özil olayı, Türkiye’nin yıllardır kanayan yarasıdır.  Türkiye’de yeni futbolcuların bulunması, Avrupa’daki Türk futbolcuların taranması gibi olaylar hikâye olmuştur.”  Devam ediyor:

“…bir gün beni Fatih Hoca aradı; “Erman” dedi ve ekledi: “Bu Mesut Özil konusunda n’olursun bize yardımcı ol. Çünkü konu Türk Milli Takımı. Mesut Özil’e ihtiyacımız var ve onu Milli Takım’da görmek istiyorum. Sen Mesut ve babasıyla görüşüyormuşsun. Aracı olursan çok sevinirim.” Ben de haliyle “Seve seve” diye cevap verdim ve Mesut’un babasını bir kez daha aradım.”

Ben yine soruyorum, Mesut gibi futbolcular üzerinde nasıl bir hakkımız olabilir? Aslında sizin o muhteris ihtiyaçlarınız, şişmiş egolarınız futbol etiğinden ne kadar önemli olabilir? O futbolcuların genlerinden dolayı mı? Onlara ne emek vermişiz de karşılığını istiyor ve hala kahırlanıyoruz? Adamaların onca teknik bilgi ve birikimle yetiştirdikleri futbolculara, ruhumuza sindirilmeye çalışılan bir bedavacılıkla konacağız. Ya…

Bunu düşünmek ayıptır, bu konuyu hala gündemde tutmaya çalışmak da ayıptır.

Yazar: Editor
2010-06-11 14:52:04

İsrail Filistin Türkiye ve Bir Depo

http://ul.gcg.me/files/2010-06/pol.jpg

İsrail ve Filistin gerginliğinde hükümetin takındığı tavır ortada. Yaşanan baskın ve sonrasındaki gelişmelerin hükümet kanadındaki ana fikri, "Kahramanlık!"

Arap devletlerinden yükselen ortak ses de bu yönde sanırım... Bir çok Arap ülkesinde RTE posterlerinin yok sattığı bilgileri geçti yandaş basında... Eh değmeyin RTE'nin keyfine...

Yaşananlardan sonra Türkiye'ye getirilen yaralıları ziyaret eden RTE, ziyaret sırasında ilginç bir sahneyle karşılaşıyor... Arap asıllı İrlandalı insani yardım gönüllüsü bir vatandaş sarılıyor RTE'nin boynuna ve öpüyor alnından... Devamındaki sözleri bu süreçte RTE'yi en mutlu eden sözlerdir herhalde:

  • "Bir Nasır vardı, bir de sen!"


Geçiniz...

  • Hakan Hoca'mın Polat ve arkadaşlarıyla ilgili yazısına ek bir bilgi verelim...
  • Vadi'nin Filistin filmiyle ilgili çekimlerinin önemli bir kısmı büyük bir ihtimalle Adana'da olacak...
  • Dün Mersin yolu üzerindeki bir fabrika film ekibi tarafından gezilmiş ve uygun görülmüş...
  • Ekip boş depoları ve arazileri gezmiş, olur raporu vermiş...  
  • Çok beğenmişler...
  • Senarist, "Bu depoyu Filistin yaparız..." demiş,
  • diğer depoyu işaret ederek,
  • "Burası da İsrail olsun..." demiş...
  • Dünya’nın çözemediği sorunu iki depoda çözüverecekler... : ))
Şenol Yıldızdoğan
Yazar: Editor
2010-06-08 20:55:49

Ben Adanasporluyum

http://ul.gcg.me/files/2010-06/tghn.jpg
  • "Ben Adanasporluyum, Adanaspor sayesinde bir yerlere geldim."

Bu sözler Tolgahan’dan. Devamında şöyle diyor:

  • Seve seve sözleşmemi uzatırım.”

Tolgahan bu röportajı verirken hangi ruh halindeydi, bakınız röportajın tümüne.

www.spor01.com

  • Tolgahan’ı bazı gollerde eleştirdik.
  • Haklı olduğumuz anlar var mıydı?
  • Evet.
  • Peki, bir gol gökten mi iniyor kaleye?
  • Hayır.
  • Neden sonuç ilişkileri sonucunda mı ağlarla buluşuyor?
  • Elbette.
  • Bu neden sonuç ilişkilerinde takım hataları veya rakip becerileri söz konusu mudur?
  • Öyledir.
  • Neyse bunlar uzun laflar.
  • Ben şu noktaya gelmek istiyorum.
  • ı) Kimse bile isteye gol yemez, başka bir hesap yoksa işin içinde.
  • ıı) Tüm takıma bu manada tam bir inançla güveniyoruz, onca yazı yazdık…
  • ııı) Tolgahan o ilk cümleyle mevzuyu zaten bağlamış: 
  • Ben Adanasporluyum!

Tartışma burada bitmiştir vesselam…

Günümüz futbolunda herkes böyle laflar eder diyeceksiniz. Olabilir, mümkündür. Ortalık bezirgân futbolcuyla doludur. Lakin biz bu sözlere inanıyoruz.

Ve “Ben Adanasporluyum” diyen bir futbolcunun bu samimiyetine güveniyoruz.

Bundan sonraki eleştirilerin bu cümle altında yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Çünkü “biz Adanasporluyuz” değil mi: ))

Yazar: Editor
2010-04-12 20:50:21

Hatamla Sev Beni

http://ul.gcg.me/files/2010-04/orhan_gencebay_tambur.jpg

Sene 1974, Orhan Gencebay “Hatasız Kul Olmaz” isimli albümünü çıkarıyor. Albüme ismini veren parça, albümde 5 numarada yer alıyor.

Ve başlıyor Orhan abimiz söylemeye :

“Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni

Dermansız dert olmaz, dermana sal beni

Kaybettim kendimi, ne olur bul beni

Yoruldum halim yok, ne olur gel al beni”

Şimdi diyeceksiniz ki, nerden çıktı bu arabesk tavırlar, o tavırlar aslında hepimizin içinde var, bazen bastırıyoruz, bazen de Orhan Gencebay’ın dediği gibi salıyoruz kendimizi. Ama dikkat edecek olursak bu kendimizi salma işini son zamanlarda lüzumsuzlaştırdık, hatta abarttık.

Nedir bu tribünlerde kendimizi salma durumu? Bireysel ve direk şahsa yönelik küfür çoğalmaya başladı, son maçta durum o kadar vahim bir hal aldı ki küfürleri ithamlar almaya başladı ve iş maç satmaya kadar uzandı.

Sene başından bu yana özveriyle, arzuyla, sadakatle, azimle, gençlikleri ile mücadele eden bu insanlara önce küfürü reva gördük şimdi de maç satmayı reva görüyoruz. Bu futbolcu topluluğunun hiç mi hata yapma lüksü yok, bizde de hiç mi tolerans yok.

Futbolcularımız sesleniyor; “HATAMLA SEV BENİ” diyor, duymuyor musunuz? Küfürlerden duyamazsınız, öfkenizden göremezsiniz, en önemlisi hatalarına rağmen sevemezsiniz. Çünkü, siz hiç sevmemişsiniz ki, hataya rağmen sevebilesiniz.

Futbolcularımız sesleniyor; “DERMANSIZ DERT OLMAZ, DERMANA SAL BENİ” diyor, duymuyor musunuz? Yani diyorlar ki biz derde de(yenilgiye) düşsek sizinle çeviririz diyorlar, duymuyor musunuz? Küfürlerinizden duyamazsınız

Futbolcularımız sesleniyor; KAYBETTİM KENDİMİ, NE OLUR BUL BENİ, YORULDUM HALİM YOK, NE OLUR GEL AL BENİ” diyor, duymuyor musunuz? Yani gücümüz olun, nefesimiz olun diyorlar, duymuyor musunuz? Küfürlerinizden duyamazsınız.

Daha doğrusu 17–1–10 duyarsınız…

Dip Not: Bu yazı Çanakkale maçında takımımıza, futbolcumuza küfreden ve bunla yetinmeyip maç satma ithamında bulunan insancıklara ithafen yazılmıştır. Mavi boncuk dağıtmayı sevmem ama yiğide de hakkını vermesini bilirim, maçtan önce İlyas Kahraman’a gösterilen tavır ve tezahürat gerçek bir taraftarlık öngörüsüdür. O öngörüyü sunan da Turbeyler’dir.

Erkin A. Doygun      

Yazar: Editor
2010-04-08 16:14:34

Beni mecbur bırakıyor Fatin: )

Kuşku iyi bir şeydir, körü körüne kabullenmektense kuşkularla bir yere varalım. Bazı noktalara da Fatin Murat takmış, hatta gayet net gördüğünü görmezden geliyor.

Örneğin “Cinler” yazısındaki ironinin farkında, hatta o yazının aslında kendi yaklaşımını desteklediğini gayet net görüyor ama o yazıya düz bakıyor ve damarıma basıyor. Şansla kısmetle işimiz yok, yazıyoruz hep, neden sonuç ilişkisi diyoruz, galibiyeti şansa bağlama bunun neresinde?

Federasyona ve garnitür hakemlere karşı tetikte olmak ise boynumuzun borcudur. Onlarla asla aynı saflarda olmayacağız.

Bir de orada şöyle demişim: “Statlar, futbol sahaları şeklen arenaları hatırlatır. Söz konusu “seyir” ise iki durum vardır zaten: ya stat-arena bakışı ya da tiyatro-sinema bakışı (bunlardan birini tercih edelim demiyorum).” Israrla tercih de önermemişim...

Bu da ayrı bir not…  Sadece arenacı zihniyeti eleştiriyorum. Evet, tribüne dost-hain diye bakıyorum, ısrarla ve inatla ben tribüne öyle bakıyorum. Az da olsa, can sıkıcı bir oranda aslında ne yaptığını bilmeyen haini her tribün barındırır ve bizim tribünde de var öylesi.

Onlarla aynı saflarda olmamak da boynumuzun borcudur. Tribün yaltakçılığına gerek yok (bu cümleyi Fatin’le ilişkilendirmediğimi önemle belirtirim), hepimiz iyi biliyoruz ki orası meleklerle dolu değil. Bir de iyot gibi açığa çıkıp yalnızlaşması gereken de biz değiliz. O eyyamcı-seyirci profilidir.

Çocuğunun rızkını bilete veren taraftar diyor, demagojinin dibini görerek. Önemle not düşüyorum, burada taraftarın haysiyetini cansiperane savunduğumuz yazılar orada arşivde duruyor. Mesele kendini taraftar zanneden o hain kitledir. Bunu da mı anlatamadık? Ve o arızalı seyirci modeli on dakika içinde bile farklı ruh halleri içinde aynı futbolcuya hem hakaret edebilir hem de onu alkışlayabilir, hatta o futbolcunun adını bile bilmeden yapar bunu, bu nedenledir ki o seyirci modelinin acilen piyasadan çekilmesi gerekmektedir, futbolun selameti açısından gerekmektedir bu, sadece bizim için değil.

Castro Vuruşuna itirazım yok ki. Ama bunu bir futbol maçında ve bu ligin koşullarında beklemek romantiklik diyorum, o olguyu reddetmiyorum ki. Yine söylüyorum, paracı-kolaycı-kaytarmacı-şikeci-yalancı-numaracı-ruhsuz futbolcu vardır elbet, ama bu Adanaspor’da o tariflerin herhangi birine uyacak bir futbolcu yoktur.

Hata olmuyor mu, daha önce de dedik oluyor tabi ki, ama bunu ruhsuzluk olarak görmek bu Adanaspor’a karşı art niyetli olmaktan başka bir şey değildir.

Yazar: Editor
2010-04-06 12:56:08

Castro Vuruşu

http://ul.gcg.me/files/2010-04/fidel.jpg

Hayati önem taşıyan bir maça çıktık… İzleyemediğim bir maçtı; ama anlatılanlara göre iyi oynamışız… Çok pozisyon bulmuşuz… Direkleri geçememişiz… Direkleri aştığımız TEK pozisyonda da hakeme takılmışız… 

Kayseri’de bıraktığımız iki puanın ardından Buca’nın galibiyeti gelince Can Yücel’in dizesi döküldü ağzımdan: “Bi sen eksiktin ay ışığı”… Bundan sonra tek devreli lig usulü ile oynayacağımız elemelere odaklanacağız… Bu saatte istesek de istemesek de Önce Karabük’ü sonra da Buca’yı alkışlarla süper lige uğurlayacağız…

Nazım Hikmet “Kurtuluş savaşı Destanı” adlı şiirinde Mehmet Akif ile ilgili olarak şöyle der:

“Akif, büyük şair, inanmış adam / fakat şu İstiklal Marşı’nda bana ters gelen bir şeyler var

Mesela ‘doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakk’ın’

Hayır,

Gelecek güzel günler için gökten ayet inmedi bize / biz kendimiz vaat ettik o günleri kendimize…”

Erciyes maçı sonrası, yazılarda ortak birkaç nokta vardı: direkler, hakem, taraftar… Her maç öncesi hakem istatistikleri yapılıyor…  Bu hakemle galibiyetimiz yok, şurada puanımızı çaldı, şurada penaltımızı vermedi, şurada oyuncumuzu attı… Bunların hepsi doğrudur; ama asla ve asla MAZERET değildir… Küba devriminin ardından uluslar arası spor karşılaşmalarına katılan Kübalılar, hak ettikleri halde hakem oyunları ile yenik sayılmışlar hep… Özellikle boks maçlarında rakiplerini perişan eden Kübalılar sayı ile ya da hakem kararı ile yenik sayılınca Fidel Castro boksörleri çağırıp:  “Ne yaparsanız yapın, sizi yenik sayacaklar… Öyle bir şey yapmalısınız ki sizi galip ilan etmekten başka çareleri kalmamalı… Boks’ta bunun tek bir yolu vardır, o da rakibi nakavt etmek… Bu sizin tek çıkar yolunuzdur…”

O günden sonra, Kübalı boksörler, rakiplerini hep nakavt etmişler ve onların yumruklarına “Castro vuruşu” denmiş… 

Son yıllarda hakem isyanımız, federasyon isyanımız bitmek bilmiyor…  Bununla da yetinmiyor, taraftarı üzerine düşeni yapmamakla suçluyoruz… Peki bu oyuncuların hiç mi suçu yok Allah aşkına… Kayseri de hayati bir maça çıkıyorsun, yenmek zorundasın… Bu futbolcunun savruk olma, beceriksiz olma gibi lüksü var mıdır? Siz bu gerçeği görmezseniz, hakem, direk, taraftar der durursunuz…

Oysa futbolcu öyle bir inanmalı ki bir attı hakem vermedi ise bir daha atmalı, yine vermezse bir tane daha… Maç boyunca gol pozisyonları üret, topu direğe nişanla, başa baş pozisyonda yedi metre kaledeki bir kaleciye takıl, sonra da “eee attım vermedi de” Buna hakkınız yok arkadaşlar, Castro vuruşu orada duruyor… Sizin nakavt etmekten başka çareniz yok… Bunu ilk iki yolunda yapamadınız, umarım elemelerde bize hakem istatistiği tutturmazsınız…

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU      

Yazar: Editor
2010-04-05 12:58:39

Kış Kış CİNLER Kış Kış

http://ak2.static.dailymotion.com/static/video/763/720/9027367:jpeg_preview_large.jpg

Bu başlık her babayiğit yazarın atabileceği bir başlık değildir. Yine her babayiğit okur da okuyamaz bu başlığı. Benim tavsiyem bu yazıyı gündüz, kalabalık ortamda okuyun, cin fobisi olanlara bu yazı cinler ile ilgili kötü çağırışımlar yapabilir.

Cinlere inanabilirsiniz, inanmaya da bilirsiniz… Bu tartışmaya girmeyeceğim. Şimdi zaten birileri çıkar bu tartışılacak bir şey değildir diye vaaz da verir. Bir de işin bir diğer boyutu, adam uzaylılara inanır ama cin de nedir diye dudak büker.

Bu arada bu yazıyı gece değil gündüz yazıyorum. Ne olur ne olmaz, önlemimizi alalım, tırsarım ben bu ecinlilerden.

Cinler ile futbol dünyamızın tanışması Beşiktaşlı taraftarlar ile olmuştur. Bir maçta tam hatırlamıyorum ama Gaziantep maçı olabilir, üst üste gol pozisyonları kaçınca tüm stad hep birlikte : “Yallah cinler yallah, Kışkış cinler kışkış” şeklinde tezahürat yapmış ve akabinde gol gelmişti.

Şimdi gelelim Kayseri Erciyes maçına ve cin açılımına. Kayseri Erciyes maçını özel sebeplerden dolayı Niğde Orduevinde televizyondan izleyebildim. Maç sırasında direkten dönen topları, kaçan pozisyonları, sayılmayan golü gördüm. Tabi ki de tüm bu pozisyonların sorumlusu futbolcularımız değildi. En önemli sorumluluk cinlerdeydi, yoksa bu gollerin kaçırılmasını başka türlü açıklayamayız. Bir sorumlu da taraftardır, o maça gidip de bu kaçan gollerden sonra “Yallah cinler yallah, Kışkış cinler kışkış” tezahüratı yapmadılarsa onlar da sorumludur gözümde.

Cinleri bir yana bırakacak olursak, maçla ilgili ileriye dönük olumlu ne tür çıkarımlar yapabiliriz;

  • Bir deplasman takımının bulması gereken gol pozisyonlarını hatta fazlasını bulduk,
  • Takımımız yine gol yemedi,
  • İlyas geldiğinden bu yana en iyi topunu oynayarak play-offlara göz kırptı( an itibariyle Buca Karşıyaka’yı 3-2 yendi)
  • Kemal Hoca Talha’yı çıkartarak her zaman hatasından dönebileceğini gösterdi,
  • Telaşsız oynayarak sistem takımı olduğumuzu bir defa daha gösterdik,
  • Tolgahan ve defans oyuncuları, onlara laf söyleyeni dövecek boyuta getirdiler,

İnsan gönül gözüyle bakınca olumlu bir sürü şey sayıyor, lafı uzatmayalım play-offlardan bu takım çıkacak yeter ki bu cinler bizden uzak dursun o yüzden hep birlikte ne diyoruz :

“Yallah cinler yallah,

Kış kış cinler kış kış”

Dip Not : Erciyes maçını nasıl cinler yüzünden yenemediysek, benim Erciyes maçını stattan izleyemememin nedeni nazardır, sevgili Tuncay abi’nin(Tuncay Sakçılar) nazarıdır. Bu yazıyı ona ithaf ediyorum.

Erkin A. Doygun     

Yazar: Editor
2010-03-24 14:22:41

Büyüklere Masallar  -1-

Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken pireler berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken Kaf Dağı’nın ardında bir ülke varmış… Bu ülkede yaşayanlar, yemez içmez, yarınlarını düşünmez; ama konu futbol olunca varlarını yoklarını ortaya koyarlarmış… Gerçi varları da pek yokmuş ama bu durum onları hiç rahatsız etmezmiş…

Bu ülkede yaşayanlar, Fenersaray ve Galatabahçe takımlarının maçları ile yatar kalkarlarmış… Bu iki takımın maçlarında ülkede hayat dururmuş… Maç öncesi ve maç sonrası ağzı olan konuşurmuş… Fenersaray taraftarı için Galatabahçe; Galatabahçe taraftarı için de Fenersaray düşman demekmiş… Bu takımların maçlarında, insani duygular ortadan kalkarmış… Rakip takıma küfretmek taraftar olmanın gereği olarak görülürmüş… Hiçbir Fenersaraylı taraftar Galatabahçeli futbolcuları; hiçbir Galatabahçeli taraftar da Fenersaraylı futbolcuları alkışlamazmış… Hatta alkışlayanları bir güzel de döverlermiş…

Galatabahçe-Fenersaray maçlarının birinde, Fenersaray 4-0 önde iken bir gol daha atıp durumu 5-0 yapınca Galatabahçe başkanı ayağa kalkıp Fenersaraylı futbolcuları alkışlamış… Bu alkış, hem rakibin emeğine saygı hem de kendi futbolcularının ruhsuzluğuna tepki imiş… Çünkü o başkan, o ülkenin en zarif, en centilmen, en beyefendi spor adamıymış… Taraftarın küfrüne, mahalle baskısına tek başına savaş açıp rakibi alkışlamanın erdemliliğini göstermiş… Ama gücü yetmemiş savaşı durdurmaya ve günün birinde “hakkınızı helal edin” diyerek ayrılmış Galatabahçe başkanlığından…

Ve gün gelmiş emr-i Hak vaki olmuş Galatabahçe başkanı ölmüş… Kişiliğindeki tüm güzellikleri, spor adamı olmanın erdemini bırakmış yarınlara… Onu sevenler de tek bir cümle ile uğurlamışlar başkanı: “ASALETİN YETER”

NOT: “Futbolcuma küfretme, rakibimi alkışlama” böyle bir sloganı, bu kentin Turuncu Sevdası’na yakıştırabildiniz mi? Bu kentin Turuncu Sevdası, yalnızca futbolcuma demez tribünde küfretme derdi… Rakibimi alkışlama demez, hak edeni alkışa boğ derdi… Yazık, bir kente sığdıramıyoruz sevdamızı...  

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

****

El Cevap

Kısa geçeceğim.

Bir başkan rakibi alkışlıyorsa kendine tepki gösteriyordur. Kendi kalelerindeki her golde o başkanın da sorumluluğu vardır çünkü. Alkışlar, hatta maçtan sonra soyunma odasına girer ve üç nokta… Olabilir. Onun yaptığı bana referans olamaz…

Yine söylüyorum, kurduğun bir takım vardır, bir kamyon para dökmüşsündür ve bir halta yaramamıştır onca para. Takım kaşar futbolcu doludur ve oynayası yoktur herifçioğullarının. Bir tepkiyi anlarım, ama bu Adanaspor böy-le  de-ğil!!! Emek, direnç… ve saire var… Tepkinize sebep olacak arıza yok…

Şuraya bakın, deplasmanda evdeki kadar puan almışız. Bu ne demektir biliyor musunuz? Taraftarın o küfürcüler ve alkış fantezisi yapanlardan dolayı da takıma bir hayrı yok, zaten kazanacakları maçları kazanmış çocuklar. Ne verdin, ne istiyorsun bre.

“Futbolcuma küfretme, rakibimi alkışlama!!!” altına imzamı atıyorum ben de. Kelime oyununa gerek yok. Safları sıklaştırma zamanı, orada gedikler açma vakti değildir. Konuyu uzatıp meseleyi meşrulaştırmaya, emeksiz yemekçilere cesaret vermeye gerek yok. Ha, rakibi alkışlamak mı istiyorsunuz, son haftayı bekleyin, iki şampiyonu birlikte alkışlarsınız; ama o vakte kadar hakikaten şampiyonluk istiyorsanız sadece Adanaspor’umuzu alkışlayın, son ana kadar, sabırla, vefayla, sevgiyle, saygıyla, şu çocuklara hakkını vererek, elinizi vicdanınıza koyarak… VİRA

Hakan
Yazar: Editor
2010-03-18 06:15:25

Reddediyorum

  • Fatin de görüşlerini yazdı konuyla ilgili. Onunla ana hatlarda aynı şeyi savunsam da ayrıntıda tamamen farklı düşünüyorum ondan. Ben romantiğim o benden romantik.
  • Oradaki savaş dövüş kelimeleri mecazidir hakikatte, en fazla sövücüleri uyarmadır. Yoksa yumruk yumruğa kavga değildir. Meselenin ana noktası kü-für-dür…
  • Sitem diyor Fatin Murat; ne sitemi, adam yekten sövüyor, yolda görse yaltaklanacağı topçuya tribünden sövüyor, beşinci dakikada sövüyor, adını bile bilmediği futbolcuya sövüyor, hayattaki tüm ezilmişliğini sineye çekmiş gelmiş orada şampiyonluğuna sevineceği futbolcuya sövüyor. Hoca, niye Mbilla yok deyip sövüyor, bilmiyor o adam cezalı vs…
  • Tek tip taraftar diyor, evet tek tip taraftar olacak orada. Adanaspor’u seven taraftar, kendini seven değil… Aradığımız budur, yoksa herkesin meşrebi farklı, siyasi tercihleri farklı, sevdiği diziler, yemekler, rakılar farklı…
  • Protestonun çeşitli yolları vardır üstelik, ama bu takıma oyuncuya hakaret etmek değildir. Örneğin takım şampiyon olana kadar maça gelmemek de bir protestodur… Değil mi?

Biraz sabır yahu, biraz sabır… Bu takımın önü çok açık, fakat kendi egosunu sevenler aslında Adanaspor umurlarında bile olmayanlar bu açık yolu kapatıyor. Mesele bu…

Bir de, takıma söven kardeşim bile olsa ben o kardeşliği “Adanasporluluk” prensiplerinde reddediyorum!

Yazar: Editor