2019-09-07 07:25:29

Bayram Başkanı ve dolayısıyla yönetimi övdüğümüzden çok, eleştirdik; şahsen transfer dönemlerinde daha çok eleştirdim.

Hep diyoruz,üslubunu kaybetmemiş eleştiri iyidir, diri tutar.

Şimdi?

Övülecek işler yapılıyor karşılıklı.

Herkesin şu süreçte sevdiği bir şey mutlaka var yani.

Kimimiz tesisleşme hamlesine seviniyor,

Kimimiz transferleri alkışlıyor,

Kombine fiyatları, store projesi,

Pro Elit Lige katılma,

Temmuz Buluşması, 

Sosyal medyanın etkin kullanımı övgüye değer diğer işler olarak kayda geçiyor.

Bu olumlu şeylerden bağımsız olmadan bütünleşmeyi önemsiyorum en çok.

Yıllarca yazdık, Ya Hep Birlikteyiz Ya Hiçbir Şeyiz, diye.

Ve zaten bu slogan ya sev ya terk etten çok daha kapsayıcı ve çoğulcu.

İhtiyacımız olan da bu.

Takımın, teknik yönetimin, kulüp yönetiminin, taraftarın ortak hissiyatı ve birlikte hareket etme arzusu saygıya değer bir kolektif iş. Çok güzel!

Evet,

Güzel şeyler oluyor.

Devam etmesi için herkesin sevdiği bir yerden elini taşın altına koyması hepimizin ortak sevdası için adeta olmazsa olmaz bir katkıdır.

Hadi, en sevdiğin yerden omuz ver. 

Eric Cantona

 eric cantona illustration ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Editor
2019-05-13 16:09:10

 yves montand ile ilgili görsel sonucu

Eğer muhalif taraftaysa ve tavrını buna göre geliştirmişse bir sanatçı, muhalif bir lideri, adayı destekliyorsa şakşakçı mı olur?

Marsilya sokaklarında şarkılarıyla büyüdüğüm, filmlerini limandaki yazlık sinemalarda hayranlıkla izlediğim Yves Montand, Fransanın muhalif sanatçılarındandı, muhalifliği kendi siyasal mevzisi içinde bile söz konusuyken.

Yves Montand ne zaman özgürlükçüydü ne zaman şakşakçıydı?

Buna teknik olarak bakmak mümkün mü?

Durduğun yere bağlı galiba.

İkinci Dünya Savaşı sonrasıdır.

Fransız Komünist Partisine yakınlık

Dönemin Komünist ve solcu sanatçılarıyla birlikte.

Örneğin Jean Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Serge Reggiani, Luis Bunuel, Jorge Semprun gibi aydın ve sanatçılarla sıkı dostluklar. 

Komünist Doğu Avrupada konserler.

Oralarda en sevilen sanatçılardan biri.

Derken devir değişir.

Montand da değişir.

80li yılların sonunda Sovyet Bloğunda çöküş.

"Proleter sınıf kökenlerini de hatıra defterine kapatır." denir Yves Montand için.

Libération gazetesinin desteği, devlet televizyonunun ekranları.

"Yaşasın Kriz" başlıklı bir dizi program vs.

Liberalizme hatta kapitalizme "sığındığını" ilan etmesi.

Biyografi yazarının deyişiyle Yves Montand için önce ideolojik sonra fiziki ölüm.

Bir daha soralım, Yves Montand ne zaman hür bir iradeydi, ne zaman şakşakçıydı?

Şakşakçı Nerede Durur?

Sanatçı Her Şey Çok Güzel Olacak, deyince mi,

Çünkü Çaldılar, diye çıkınca mı şakşakçı olur? 

Bu bağlantıda Yves Montandın güzel sesinden Bella Ciaoyu dinleyebilirisiniz. Harika.

Eric Cantona

Yazar: Editor
2019-04-24 08:48:30

Zorbalıkla mücadele etmek bir inat işidir. 

İnadından vazgeçme yeter, dedi Eric Cantona zira faşist saldırganlıktan çok çektik.

Ekledi, Zorbalık karşısında gardını düşürme, diye.

 eric cantona art ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Editor
2019-03-14 04:30:00

Dünyadaki tek ülke gibi davranmak bir iç politika taktiği olabilir.

Bir köyün, komşu ve başka köyleri yok sayması gibi bir şey. 

Her şeyi kendinden ibaret zannetmek...

Problem...

Asıl problem,

Bunun bir gerçek olduğunu kabul edip yaşamak. 

Gerçekliğin yani kurgunun, gerçeği yani hakikati işgal etmesi... 

Yaşadıklarımız ve tanık olduklarımız, komple olarak,

Bir kurgunun kaldırabileceği vakalar zinciri.

Hakikat, buna çok dayanamaz... herhalde.

Herhalde diyorum, çünkü durumu bu haliyle, muktedir egemenliğindeki bir zihniyet sarmalında idrak etmek pek zor oluyor.

Yani diyorum ki,

Nasıl oluyor da düşük profil ve yüzlerce mesele koca bir camiada mesele olmuyor?

Nedir? 

İnandı da mı razı oldu?

Razı oldu da mı inandı?

Ya da ne bileyim?

Bırak rahvan gitsin.

Ve kahrolsun lümpenleşme. 

Eric Cantona 

Yazar: Editor
2019-03-05 04:53:54

Ä°lgili resim

Bir girizgâh filan yapmadan doğrudan mevzuya giriyorum ki ülkede gündem yıldırım hızıyla değişiyor, yetişene aşk olsun. Zagorun baltasından daha seri ve sert gidiyor! Darkwoodun bataklıkları adına… Ben bir yer buldum ve orada duracağım bu yazıda. Bu arada Zagor, okuduğum şu macerasında Kızılderili topraklarına girip silah satan ve ayrıca altın madenlerine ulaşmak için nehri dinamitleyip akışını değiştirmeye çalışan beyaz adam ve onların işbirlikçileriyle savaşıyor.

“Oryantalist bir kahramanın, (neticede kahramandır, İtalyan bir ürün olsa da Amerikan imajının bir cilasıdır işte) böyle bir beyaz adamın emperyal hesaplar içinde kan gölüne dönen sömürgeleştirilmiş ulusların kendi öz topraklarındaki mücadelesinde romantik bir figür olmaktan öte üslenecek bir rolü yoktur” gibisinden cakalı fiyakalı bir cümle kurmak yerine orada Zagorun baltayı koyup işi çözmesini son derece pratik ve çarpıcı haddizatında bir çizgi roman evreninde heyecan verici de bulurum. Zagor gider komşu Kızılderili köyüne, söz konusu süreçte yan çizmeden, silah tüccarlarını ve büyük altın arayıcılarını karşısına alma tehlikesini bir tehlike olarak saymadan işi çözmeye koyulur.

Hayal ile Hakikat

Evet, Zagor bir hayal olsa da hikâyenin içi son derece hakikidir ve çizgi bir romanda yaşandığından çok daha dehşetengiz bir hakikattir şuradaki. Zagor, sade bir baltasıyla gerçekçi bir Darkwood bölgesinin kendi kurgusallığı içindeki hakiki lideridir; adaletlidir, tutarlıdır, ormana oynamaz ve bu hak edilmiş bir liderliktir, sipariş üzere değildir, son tahlilde “İlahtır” ki delikanlının kralıdır; şu Hacivat Karagöz sahnesinde görüldüğü gibi acı hakikatin kurgusu değildir.

Ne diyecektim ben; Sacco ile Vanzettiden bahsedecektim evet ve güya girizgâh olmayacaktı. Fakat bir örnekten ana fikre yol almak da olağan işlerdendir yazma işinde.

Şimdilik mecazen satılmış ve kendine bir yol haritası çizilmiş adaletsiz hukukun veya hukuksuz yargının aslında siyasi iki kurbanıdır Sacco ile Vanzetti.

Hikâyeyi bir alıntı yardımıyla hatırlatayım dilerseniz;

Sacco ile Vanzetti ABDye gelmiş iki İtalyan göçmendirler. 1920de ABDde doruğa tırmandırılan komünist karşıtlığı ortamında soygun ve adam öldürme suçuyla tutuklanırlar. Dünya savaşının bitmesiyle ortaya çıkan işsizlik, düşük ücret, büyük sermayenin gittikçe büyümesine karşılık orta sınıfın hızla yoksullaşması ülkede huzursuzluğun büyük ölçüde yaygınlaşmasına yol açar, 1918de 1 milyon olan grevci işçi sayısı 1919da 4 milyona yükselir. İşçiler grevlerde ekonomik haklar yanında demokratik haklar da talep etmeye, kimi endüstri kollarının millileştirilmesini istemeye başlarlar. Gelişen radikal hareketlerin geriletilmesi için yoğun bir baskı ortamı yaratılır. 2 Ocak 1920de 70 kentte aynı anda gerçekleştirilen baskınlarda 6000i aşkın ilerici tutuklanır. Solcu partilerin bütün binaları basılır, yöneticileri hapse atılır. Tutuklananlar kentlerin büyük caddelerinden kelepçeli olarak toplu halde geçirilirler. İşkenceler ayyuka çıkar. Basının da yardımıyla tüm ülke bir korku ve dehşet ortamına sokulur. 

Üye sayısı 5 milyona yükselen Klu Klux Klan da bu dehşet ortamına üzerine düşen görevi yapar.
Nicole Sacco ile Barolomeo Vanzetti göçmendiler. O dehşet ortamında, 5 Mayıs 1920 günü tutuklanırlar.
Üstlerine atılan suç iki maaş mutemedinin soygun amacıyla öldürülmesidir. İki
İtalyanın yargılanması Masachusetts eyaletinin başkenti olan Bostonda teatral bir seyirde iki ay sürer. Sonunda iki göçmen jüri kararıyla suçlu bulunup idama mahkûm edilirler. Bu yargılamanın -ve sonraki gelişmelerin- tüyler ürpertici ayrıntılarına burada yer vermeye olanak yoktur.

Suçsuzlar

Ki Sacco ile Vanzetti eli kanlı suçlular filan değillerdir, kayda Komünist işçi önderleri olarak geçmiş iki insandır. Yukarıda bahsettiğimiz o hukukun seçilmiş kurbanlarıdır.

Benzer olaylar 2. Dünya Savaşı sonrasında, 1950lerde Mc Carty dönemi olarak anılan yıllarda da yaşanır. Sadece ABDde değil ABD meşrebindeki hükümetlerin iktidarlarında bambaşka iklimlerde ve coğrafyalarda, enlem ve boylamda da tüm aynılığı, ortak idealin ortak başkanlığı ve şiddetiyle de yaşanır… Bu arada Obama vaktiyle: “...çok güçlü ortaklık, Afganistandaki işbirliği, sergilenen liderlik, demokrasiye olan taahhütler nedeniyle teşekkür…" filan demişti hatırlayınız. Tüm mütevazılığimle diyorum ki; o cenahtan gelen o teşekkürle ben muhatap olsaydım ulan nerede hata yaptım der ve mahcubiyetten darabayı indirir, bir dilenci kral olarak hayatıma devam ederdim. Ya da bir çizgi romanda, gider Darkwood ormanında Zagor ve Çiko ile takılırdım, bir şeyler öğrenirdim Zagordan, o teşekküre de bir daha maruz kalmazdım;)

Evet! Zagor var ya, harbi yiğit adamdır. Komşusu olan Sauk Kızılderilileri zor durumdadır ve onlar kötü ruhların da tacizindedir. Beyaz adam da o topraklara göz dikmiştir. Bu yetmez gibi işbirlikçi bir muhalif olan Tek Gözün içten tazyiklerine de maruz kalmıştır kabile ve Zagorun eski dostu Kara Baltanın yardıma ihtiyacı vardır. Ne yapar Zagor? Gider ve dostuna yardım eder. Tek Gözün o işbirlikçi muhalif girişimlerinin yükselen baskısına da tav olmaz, beyaz adamın kirli hesabının muhasebecisi olmaz, insani ve vicdani olanı yapar, Darkwood bölgesinin barışı için elini değil gövdesini taşın artına koyar. Öyle!

Var ya; ister çizgi olsun, ister kurgu olsun, ister en yalın gerçeklik olsun; ister yanı başımız olsun; ister taş devri olsun, ister modern zamanlar olsun; ister “otokratik, totaliter, otoriter” iradeler olsun, ister ileri demokrasiler olsun o malum evrensel ve emperyalist ve ebedi hesabın çarkı tıkır da tıkır işliyor.

Her devrin de kendi kurbanları oluyor cellâtlarının yanında…

Zagor, Kızılderili ulusuna şöyle seslenir bir macerasında:

“Sancağınızı bırakmayın. Sizin kuşağınız sancağı tüm yeryüzünde kuramayacak kadar zayıf çıkarsa, o sancağı çocuklarınıza devredin. Bütün insanlığın geleceği için bir mücadeledir bu. Çok şiddetli geçecektir, uzun sürecektir. Kim bedenine rahat, ruhuna huzur arıyorsa bıraksın gitsin. Ne tehditler, ne de haklarınızın ayaklar altına alınması durdurabilir sizi. Hakikat zafere erecektir. Kaderin bütün ağır darbeleri karşısında, sizlerle birlikte onun zaferine bir katkım olursa, tıpkı gençliğimin en güzel günlerindeki gibi mutlu olacağım. Çünkü dostlarım, insanın en yüce mutluluğu, bugünü tüketmekte değil, dayanışma içinde geleceği yaratmakta yatar…” 

Koşullar ve mücadele şekli olduğu gibi duruyor ortada, aslında değişen pek bir şey yok on yıllardır.

Darkwoodun tamtamları adına. 

Eric Cantona 

Yazar: Editor
2019-01-29 08:34:50

 Ä°lgili resim

Hocamız iyi, güzel.

Onun için söyleyeceğim olumsuz düşüncelerim çok az.

Bu olumsuz düşünceler de şu maçta kendini tekrar etti.

Nedir?

Hocamız ve yönetimimiz hakemler konusunda çooook pasif davranıyor.

Şu söylemi inandırıcı ve dolayısıyla gerçekçi bulmuyorum şahsen: Ben hiçbir şeyden sızlanmam...

  • Ama hocam, 
  • nitelik yoksunu o insancıkları eleştirmezseniz 
  • kendileri de 
  • özellikle sizin ve futbolcuların emeğini 
  • çalar gider, 
  • en klasik ifadeyle belirtelim bunu.

Çıkın küfredin demiyoruz, onu birileri zaten yapıyordur hala. Lütfen Adanasporun hakkını üç dört kötü ruhlu insanın yemesine izin vermeyin. 

  • Zaten zor koşullar içinde mücadele ettiğimiz 
  • adaletsiz bir ligin içindeyiz, 
  • hakemler de bu durumumuzun 
  • tuzu biberi olmasın.

Hakkını arayamayacak kadar susmak, artık sümsüklüğü girer, bizi böyle bir topluluk konumuna düşürmeyin lütfen.

İsyan sebepsiz değildir, itiraz haktır.

Eric Cantona

Yazar: Editor
2019-01-03 12:18:24

 Ä°lgili resim

Bazen değil çoğu zaman futbola değerinden fazlası atfedilir.

Öyle oluyor da.

Bir sürü kutsiyet, kıymet, değerler manzumesi, kuru edebiyat.

Zannedilir ki Descartes ahlak kuramını yeniden yazıyor.

Futbol bu be, sahası mücadelesi teri tükrüğü ile zaten kirli, mecazen daha da kirli.

Sahada koşarken osuran topçu bilirim, kaç kere bu sebepten ikili mücadele kaybettim.

Hele kendine büyük diyen sektörel taraftar grupları çıkıp erdem, duruş, ilke, şeref filan kasıntısı mide krampı gibi.

Sanki futbol terimleri bunlar.

Sanki bunlar sadece bir kesim taraftarın değerleri.

O kadar çok dile dolandırılıyor ki şu soyut şeyler.

İn yola, bak mahalleye, sokağa, gez Marsilyanın barlarını…

Sayılan şeylere sahip olmayan herhangi birine zaten insan evladı denmez ki.

Az kaldı, neredeyse şey diyecekler, örneğin Paris Saint Germaini tutmuyorsan değerler manzumesinden yoksunsundur filan.

Yok ebemin don lastiği.

Futbol muktedirlerinin tribünleri çok komik.

Eric Cantona
Yazar: Editor
2018-12-06 12:13:51

Sezonu kurtaran bazen bir goldür, bazen bir tebessümdür, bazen bir slogandır, bazen bir pozisyondur, bazen herhangi bir şeydir, önemsiz gibi görünen bir şeydir.

Bazen bunların toplamıdır ki o zaman sportif başarı da geliyor.

Bu sezonu ne kurtardı?

Yakınlaşma ve sevgi.

Evet!

Çok basit iki kavram.

Basit çünkü hayatın yapı taşlarından iki unsur bunlar. Hele konumuz futbolsa en çok ihtiyacımız olan iki şeydir ki biz bunları -çelişkileriyle de- an an yaşarız.

Sevdiğimize kızarız, kızdığımızı severiz.

Futbol bu. Felsefeyi de hiç kaldırmaz. Galiba Mustafa Reşit Hocanın görece düşüşü de bu yüzden oldu.

Yalınlık en iyisidir.

Nedir? Coşkun Hoca meseleyi en yalın bir şekilde ele almaya çalışırken aslında karmaşıklaştırıyor da bazı tercihleriyle.

Analiz konusunda yalın ve net. Destekliyorum. En önemlisi pratik çözümlerdir. Maç oynanırken doğru analiz ve isabetli müdahale... Karmaşıklaştırmayı da bence kendi kendine yapıyor hocamız; Robert ile Konenin aynı anda sahada olması bizi analiz fukarası gibi gösteriyor. Bir tek maçta işe yaradı birliktelikleri, o da Gökhan sayesinde oldu.

Kapitalizmin arz talep girdabına soktuğu veri ve kullanımı çoğu zaman işin edebiyatı olarak karşımıza çıkar. Tabi ki bilim reddedilemez ve fakat meselemiz hala futbol, belki de en hödük spor; uzay gemisi üretimini tartışmıyoruz.

Ama veri filan deyince de karın ağrısı Ersun Yanal falan aklıma geliyor ki kendisinden gram hazzetmem, önceki sezonda oynadığımız Trabzonspor-Adanaspor maçını da unutmuş değiliz, o maçtaki basitliği o Ersun Yanal denen TD artığının…

İlla da verilerle bakacaksak -derim ki- Marksist açıya oturtalım o bakışı, o zaman bir anlamı ve işlevi böylece diyalektik bir sonucu olur konunun, yani o zaman toplumsal anlamda da doğru düzgün bir iş yapmış oluruz.

Neticede şu futbol; bu ekonomik koşullarda -ve ülke futbolu muktedirin futbolu olmuş iken sermayesi ve yönetimi ve pazarlanması satışı yayını ve birçok ticari unsuruyla- bizim açımızdan, yani Adanaspor namına bir sınıf mücadelesinden başka bir şey değilken, bizim safları bu manada daha çok sıklaştırmamız icap ediyor her bir özgün kimliğimizle.

Gerçektir! Adanaspor şu liglerde, kötüyle ve kötülükle mücadele eden doğru ve esas adamı oynuyor. Ve macera devam ediyor, bu uzun filmin sonunu görmek için uyanık olmak gerekiyor.

(Tüm bunlardan da transfersiz, ciddi bir hedefi olmayan, küçültülmüş ve küçük düşürülmüş bir Adanaspora razı olduğumuz da anlaşılmasın...) 

Güzel Yurdum Adanasporum.

Maç öncesi sıkı bir hazırlık ve maç içi analiziyle Altınorduyu yenmek işten değildir.

Yeter ki diri olalım!

 eric cantona art ile ilgili görsel sonucu

Eric Cantona

Yazar: Editor
2018-10-25 12:02:12

Toprağa tam güven, taşlara güven, arada fırtınalı sulara bile güven, tohuma bazen güven, turuncuya hep güven, kebaba sıkça güven, çaresiz kalırsan yahu, F.Aydınus,a bile güven ama sağcı politikacıya güvenme.

Tillahını yarı yolda bırakırlar.

Onların bir garip vatanseverllik anlayışları vardır ki anlamak mümkün değildir. Örneğim de Marine Le Pen...

Bunu bilir, bunu söylerim.

Eric Cantona 

 eric cantona art ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Editor
2018-10-11 04:50:48

Alev Alatlı adlı bir yazamayan yazar saray kurullarının birine danışman gibi bir şey oldurulmuş.

Bunun adı sadece yandaşa lokmadır.

Orhan Gencebay da var.

O ki tadı 1970lerde kalmış, sonrası bitmiş bir muhterem.

Durumu Alev Hanımla aynı.

Bir lokma da sana.

Yaşayan ölü şarkıcılardan ve yazarşlardan(!) medet.

Çok örneği var.

Keşke Ortaçgillerin Bülentini de alsalardı oraya.

Yakışırdı.

Payanda olacağına bozkırda bir kulüben olsun.

Eric Cantona

Yazar: Editor
2018-10-05 04:43:57

Uçan tekmeyi yiyince

Romantizm Kalmaz.

Eric Cantona 

 eric cantona art ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Editor
2018-09-06 07:15:50

Turuncuhaber tweetter sayfasında bir anket yaptı. Son 10 yılda iz bırakan yabancı futbolcu kimdir:

 nduka ozokwo ile ilgili görsel sonucu

a)Mbilla b)Tiago c)Nduka d)Magaye midir diye…

Mbilla fark attı. Nduka ikinci oldu.

Gerçi iz bırakmak Başarlı olmaktan başka bir şey ki Magaye denen şahıs bile oy aldı ve zaten iz bıraktı: En berbat yabancı futbolcu müsveddesi olarak. İnsaniyet dışı bir karakter.

Tabi ki Ndukadır benim olumlu manadaki cevabım, sorudan ne anladığıma bağlı olarak. Hem futbolculuğu hem insanlığıyla (tribünden gördüğümüzle sınırlıdır bakış açımız) bence Miliçten sonra gelecek isimdir. 2016 şampiyonluğunun her ayrıntısındaki mimarlarındandır ve benimki de bir görüştür neticede.

Neden Mbilla seçildi?

Seçildi çünkü futbol vitrini sever, tribüne oynamayı sever, gösteri yapmayı sever, bunu taraftar da elbette sever. Adanada da böyledir Marsiyada da. Buna göre sonuç adil değilse de normaldi.

Futbolculuk kalitesi ve fayda açısından Mbilla ile Ndukayı karşılaştırmak tavuk dönerle kebabı karşılaştırmak gibi bir şey olur. İz bırakmak dersek! Bu, izden ne anladığımıza bağlı, dediğim gibi Magaye aslında en çok iz bırakandı pespayeliği, paçozluğu, berbatlığı vs ile.

İşte böyle şeyleri konuştuğumuz için de futbol eğlencelidir ve Adanaspor her ayrıntısıyla güzeldir.

Nduka da Nijerya Kralıdır! 

Eric Cantona 

Yazar: Editor
2018-09-03 09:57:35

Örneğin politikacı veya tüccar biri sana dinden bahsediyorsa bil ki onun derdi ya siyasettir ya da ticarettir; çoğu zaman her ikisidir, demişti Eric Cantona.

Eric Cantona

Eski Futbolcu-Sinema Sanatçısı

 eric cantona art ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Editor
2018-08-28 14:35:10

Eşitler arasında üstünlük olmaz, demişti Eric Cantona artık sade bir taraftara dönüştüğünde.

Olursa ego filan şeysi olur, diye eklemişti maç öncesi birasını içerken Marsilyada,  La Chalet du Pharo barda. Mekan ağzına kadar Marsilya Taraftarıyla dolu. Şarkılar, tezahüratlar...

Bir futbol meselesinde,

Bağrımıza basacağımız tek şey Adanaspor Formasıdır.

Bu, tüm taraftarlar için ortak olan tek şeydir galiba.

 Eric Cantona art ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Editor