2010-07-22 00:35:12

Bıyıkların Efendisi

Bildiğiniz üzere geçen hafta içinde gündemde bir bıyık polemiği vardı. AKP Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in bir soruya cevap verirken kullandığı “Özel Harekat Timleri içinde çok yanlış adamlar vardı. Bıyıkları aşağıya doğru sarkık, tipik MHP militanı görüntüsü veren insanlar vardı…” şeklindeki açıklamalarına, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Ne yapacağız şimdi özel bir ordu kuruyorlar. Bu ordu, badem bıyıklılar ordusu mu olacak? Şeklindeki ifadeleri takip etti. Bıyık polemiğinde, badem ve sarkık bıyıkların yanında bir tek solcu bıyığı eksikti.

Türk siyasi tarihinin önemli simgelerinden biri olan bıyığın çeşitlerini incelemeye başlayacak olursak. Badem bıyık; daha çok muhafazakar eksene yakın kişilerin kullandığı, üst dudağın açıkta bırakıldığı, kenarların inceltildiği ve düzenli olarak bakım yapılması gereken bıyıktır. Sarkık bıyık; kaşlarla birlikte üç hilalin tamamlanması için öngörülen, uçları ağzın kenarlarından inceltilerek aşağı sarkan, gür ve kaba olmamasına özen gösterilen bıyıktır. Solcu bıyığı ise; pos bıyıktır, her yandan kalındır, kılların uçları üst dudağı örten bıyık çeşididir.

Bizim kuşak bıyığın hayat memat meselesi olduğu dönemlere yetişemedi, biz 1980 civarı doğumlu kişiler 80 kuşağı olarak apolitik bir yetiştirilme tarzına tabi tutulduk veya itildik. Bizim apolitik kuşağın bıyık ile tanışması 1990 Dünya Kupasında Kamerunlu futbolcu Omam Biyik ile olmuştur.

İşin şakasını bırakacak olursak, toplum olarak bizlerin, bıyığın altında yatan kavramlarla ya da siyasi düşünceden ziyade işin şekil boyutunu öne çıkaran bir yapımız vardır. İşin kolayına kaçarak fikirlerimizi, düşüncelerimizi anlatmaktan ziyade şekil olarak üstümüze yerleştiririz. İşte o zamanda bu tür bıyık polemiklerin önü kesilemez bir boyuta ulaşır.

Burada hangi bıyık iyidir, hangi bıyık daha çok yakışır şeklinde bir yaklaşımda bulunmayacağım, açıkçası benim için önemli olan bıyık değil, o bıyıktan akan terdir. Burada vurgulamak istediğim husus insanları ya da politikacıları bıyıkları ya da şekilleri ile değil de bıyıklarından akıttıkları alın teri ile değerlendirmemiz gerektiğidir. Nasıl Anayasa Mahkemesi şekli inceleme ile sınırlı kalmadan esas incelemeye geçiyorsa toplum olarak bizlerin de insanları, bireyleri şeklen incelemek yerine esas olarak değerlendirme zamanına geçmemiz gerekmektedir.

Yıllardır bu ülkeyi sağcı-solcu, sünni-alevi, badem-sarkık-solcu bıyık diye ayırıp, bizi şeklen birbirimize düşürmediler mi? Düşürdüler. Ama şeklen düşürdüler. Bu milletin, bu toplumun, bu ulusun bir de esası vardır. Bu esas bıyık değil o bıyıktan akan terdir. Şimdi esas zamanı, şeklen değil esasen düşünme ve davranma zamanıdır. Bu yazının başlığını “Bıyıkların Efendisi” koymuştum, bıyıkların efendisi esasen ALIN TERİDİR.

Erkin A. DOYGUN

Yazar: Editor
2010-07-14 10:33:01

Günün Biri

http://ul.gcg.me/files/2010-07/syyh2.jpg

Amca oltayı atmış balık peşinde. Rast gele diyoruz. Eyvallah yeğen, diyor. Biz de Sinan’la bir kayanın üzerine konuşlanıyoruz. İki saat önceden hazırlamıştı olta takımlarını, yemleri takıp denize salmak kalıyor geriye. Canlı yem için yavru kefal lazım, diyor Sinan. Onun için de ciddi bir mesai gerekiyor. Ağın içine ekmek misinalayacaksın, sonra bekleyeceksin. Balık güvende hissetmeli kendini, diyor. O zaman ağın içindeki ekmeğe gelir. Ne zalim bir hayat bu, demiyorum; tatilde, balık avında kahvehane felsefesinin hiç gereği yok.

Hım, diyorum, bekleyelim o zaman. Bekliyoruz da yavru da olsa kefallerin bu numarayı yutacağı yok. Üstat diyorum, ekmeği atsak, onlar üşüşse sonra biz kepçe ile saldırsak… Öyle yapıyoruz. Alıyoruz üç dört canlı yem. Alıyoruz da devamı gelmiyor.

Bu iş sabır işiymiş. O kadar sabır ne gezer, demeye kalmıyor ötedeki amca sallıyor okkalı bir küfür. Orda da problem var anlaşılan. Yemi çaldı namussuz diyor, yine düz gidiyor. Sonumuz böyle olmadan biz ufaktan yol alalım diyoruz. Balık dediğin balıkçıda da satılıyor. Ötesi derviş işi… Kendini adama işi... O kadar da bölemeyiz ki hayatımızı.

Boş ver diyor Sinan, hava da iyice sıcakladı, gel biz birkaç bira içelim. Ben de vira o zaman diyorum: ))

Derken akşama doğru Sinanlara veda ve yine yol...

Yazar: Editor
2010-07-03 19:09:23

Mesut Özil ve TRT Yorumcuları


Fırsat oldu Almanya Arjantin maçını izledim. TRT yorumcularının garip yorumları eşliğinde. Adamlar Arjantin’i konuşmak için çırpındılar adeta. Ne zaman Almanya ikinci golü attı döndüler Almanya’yı konuşmaya başladılar. Bunları ana hatlarıyla söylüyorum. Nasıl bu kadar keyfi yorumlar oluyor devlet televizyonun yayınlarında, anlamak mümkün değil.

İşin en hazin yanı saplantılı bir biçimde Mesut Özil muhipliği. Bunlar sevince tam seviyor. Fenerli Semih’e de tutkuyla sarılıyorlardı yorumlarında. Arkadaş sohbetlerinde olur da resmi televizyonda biraz garip kaçıyor.

Şu maçta, izlemişsinizdir, Mesut 2-0’a kadar takıma gram fayda sağlamadan top oynadı. 67. dakikaya kadar konuk oyuncuydu. Alman oyuncular dişiyle tırnağıyla savaşırken Mesut kayıplardaydı. 2-0’dan sonra rakip gevremişken Mesut bir iki göründü, ama TRT yorumcuları coştu. Hele son golde Klose Mesut’un pasıyla golü atınca hazretler adeta “dellendi”. Hatta şöyle bir laf geldi oradan; Mesut pastan fazlasını yaptı Klose’ye gol attı. Tamam, canlı yayındır, dil sürçmesi doğaldır, ama canım el insaf. Biraz nesnellik lazım size de…

Bir de bu “Maldonado tarzlı Mesut” dünya yıldızı adayıysa Arda, Emre ne oluyor, ki Almanların diğer oyuncuları… O da ayrı bir soru…

Hamasetin bu kadarı…
Yazar: Editor
2010-06-25 16:13:22

http://disikaplanlar.blogspot.com/

Dişi Kaplanlar

http://ul.gcg.me/files/2010-06/dk.jpg

Dişi kaplanlar durmuyor ve çalışmalarına devam ediyorlar. Dava Adanaspor tabi ki.

 

  • Hedef
  • daha başarılı bir Adanaspor,
  • daha güzel bir Adanaspor,
  • daha mutlu Adanasporlular,
  • daha neşeli günler,
  • şampiyonluklar.
  • Şampiyonluklar dedik evet.
  • 1.ligde şampiyon olduktan sonra
  • duracak mıyız zannettiniz.
  • Bursa nasıl olsa araladı kapıyı,
  • o kapıdan geçmek boynumuzun borcudur gayri.

 

Evet, bu da dişi kaplanların yeni sayfası.

http://disikaplanlar.blogspot.com/

Onlara başarılar ve iyi çalışmalar diliyoruz.

Sizlere de bu sayfayı izlemenizi öneriyoruz.

Her yerde Adanaspor. Vira…

Yazar: Editor
2010-06-23 10:50:53

Analiz

  • Transferde Adanaspor'un yapısına uygun, ahengi bozmayacak, tecrübeli ve katkı koyabilecek oyuncu bulabilmek önemli...
  • Büyük paralar verip Boluspor'un aldığı oyuncuları Adanaspor alabilirdi.Ama o oyuncular belki de Adanaspor'a katkı koyamazlardı...
  • Burada önemli olan şu gerçeği yakalayabilmek...Adanaspor'un hangi mevkiye ihtiyaç duyduğu bölgeleri takviye yapabilmek..Savunmanızda sorun yok ama siz gider savunmaya transfer yaparsanız sıkıntı yaşarsınız..
  • Adanaspor'un eksikleri belli. Çok acil olan ön libero, orta alanda sağ ve sola kanat oyuncusu ve çok iyi, son vuruşu iyi bir forvet. Bunları gerçekleştirdikten sonra imkanınız olursa orta alana ekstra, savunmanıza hem stoper hem sağbek oynayabilecek bir joker ve çok inandığım, performansını arttıracağını düşündüğüm kaleci Tolgahan'ı zorlayacak bir kaleci alabilirsiniz.
  • Tüm bunlara imkana ve bütçeye bağlı. Ama transferde öncelik arz eden yerlere takviye yapılmalı..Adanaspor transferde geç kalmıyor. İskelet sorunu olsaydı bu görüşe katılırdım.
  • Transfer 10 gün sonra bitecek olsaydı bu görüşü yine desteklerdim.Ama iskeleti olan Adanaspor'un 5–6 oyuncu alarak bu işte başarılı olacağından şüphem yok.Bu sene Adanaspor'un yılı olacak.Ve tanıdığım Bayram Akgül'ün hiç boş durduğuna inanmıyorum..
  • Onun birçok oyuncu ile temas kurduğunu ama bunları kamuoyuyla paylaşmadığına inanıyorum..Çünkü Adanaspor Başkanı imza attırmadan ve anlaştığı oyuncunun bonservis sorununu çözmeden kamuoyuna açıklama yapmıyor...
  • Bence Bayram Akgül kulübün bünyesine uyacak 5–6 oyuncu için temaslarını son noktaya getirmiştir. Hatta öncelikli olarak kampa kadar ön libero, orta saha kanat oyuncusu ve forvet transferini gerçekleştirecektir. 

 

Serkan Şenyürek

 

"tamamını okumak için spor01'i tıklayınız"

Yazar: Editor
2010-06-17 09:32:05

Reklâm Arası

 

http://ul.gcg.me/files/2010-06/nr.jpg
  • Şu ara reklamlara takıldım.
  • Biri, hiç hazzetmediğim ve bir anlamda mağduru olduğum şu vınn reklamı ve o reklamda oynayan Gülse Birsel’in pespayeliği, çapsızlığı, kötü oyunculuğu.
  • Vınn’ı övüyor.
  • Ürünü nerede kullanacaklarını, kolaylıklarını anlatıyor.
  • Merak ediyorum, bu işi yaparken acaba insanların o ürünle neler yaşadıklarını biliyorlar mı?
  • Bunların ne ince tuzaklar içerdiğini…
  • Yoksa sadece aldıkları paraya mı bakıyorlar? 
  • Bence sadece aldıkları paraya bakıyorlar.
  • Bir de ‘bilmem ne cell’in çekim gücü diye bir şey var. Allah Allah…
  • Bir insan hangi iradeyle böyle bir şey yapma gereği duyar ki? Nasıl bir ruh hali ki? İğdiş edilmiş bilinç böyle de bir şey olmalı.
  • Ama ben olsam onu şöyle çekerdim ve tabi ki yayımlamazlardı: “bilmem ne cell’in parayı cepten çekim gücü…” nasıl, daha güzel olmadı mı?
  • Sonra bir tür kumar şirketi için “oynayın oynamadan kazanamazsınız” diyerek insanları ekrandaki sahte kredisiyle kandırıp kumara düşürmeye çalışan cilalanmış Erman’ın reklamı.
  • İşleri güçleri para bu zevatın.
  • Ortada bir de delikanlı pozlarıyla geziyorlar ya... İnsanları, zaten yokluktan her bir lanete sarılacak kadar çaresiz kalmış vatandaşları teşvik ettikleri şeye bakın... vicdan eksilerde geziyor...
  • Peki, bunların hırsızlanmış bir malı “ben tüccarım, işime bakarım” deyip bile bile alan bir bezirgândan ne farkı var?
  • Bir de robotun tekine kırmızı-beyaz çektiren bir reklam var.
  • Ne yani, oradan mı avuçlayacaklar milli manevi duyguları?
  • Garip…
  • Son olarak, yasaktan dolayı TV’lerde sigarayı buzlama mevzusu var ki o da bir başka yazının konusu olsun.
Yazar: Editor
2010-05-31 20:09:26

Konuşma Karış

Fırsatı ganimet bilip de yazmıyorum, ama İsrail Türk bayrağının her yanında olduğu bir yardım gemisine böyle rahatça saldırabiliyorsa bunun bir sorumlusu olmalı. İsrail tescilli katildir, orasını konuşmaya gerek yok.

Ne yazık ki bu tarafta da hiçbir şeyi idare edemeyen bir hükümet var. İç politikayı, ekonomiyi, eğitimi, sporu, sanatı, olağan hayatı, adaleti, kalkınmayı, hakları, özgürlükleri ve işte dış politikayı çekip çeviremeyen, işin o taraflarına çapı yetmeyen bir hükümet var.

En iyi bildikleri işi bir önceki yazıda belittim; konuşmak… Biri çıkar üzgün üzgün konuşur, öteki çıkar ezgin ezgin konuşur, beriki çıkar mangalda kül bırakmadan konuşur.

Ee? E’si bu kadar!

İsrail, Akp’nin bu sahibinin sesi politikasından, hep büyük abiye bakan halinden, sahte kahramanlıklarından ziyadesiyle almıştır cesaretini. Nasıl olsa önlerinde durabilecek kararlı, kişilikli bir tavır da yok…

Nasıl olsa âlem yalandan kınar, numaradan lanetler… Ve onlar da nasıl olsa ellerinde zulmün sopası istedikleri gibi gezinirler. Bizimkiler yine hiçbir irade gösteremez ve ölenler öldükleriyle kalır.

Yazar: Editor
2010-05-21 18:46:31

Emeğin Gaspı


Kötü bitti. En iyisini hayal etmiştik. O heyecanla bazı “arızalarımızı” hesaplayamadık. Bu noktayı kaşıyıp kimseyi hedef tahtası yapmaya gerek yok. Şimdi olmadı seneye olur. Mesele değil.

Fakat şu play off sisteminin tamamen zırva bir zihniyetin ürünü olduğu da aşikârdır.

Evet, sevgili Serkan Şenyürek bağıra bağıra söylemişti bunları, bu işin adaletsizliğini. Şimdi canımız fena yandı, tekrar gündeme getiriyoruz, ona da evet.

Federasyon bu uygulamasıyla Adanaspor’un puanlarını çalmıştır, gasp etmiştir, yani hırsızlık yapmıştır. Hayır, hırsızlık kelimesi yanlış olur, alenen yaptığı için bu gaspa girer kapkaççılığa girer. Öyle… Puanları eşitlemiş(ki en yakına 5 en uzağa 9 puan takmışız) kartları devam ettirmiştir. Böyle yaparak ligin kaderiyle de oynamıştır. Örneğin ilk 6 (bu durum son 6 için de yapılabilirdi madem derdiniz heyecan veya iddaa’ya maç peşkeşi çekmektir derdiniz…) kendi puanlarından devam etseydi play off’a 77–64–64–59… ve saire diye… Acaba Buca yine Mersin’e evinde yenilecek miydi? Rize ile Buca yine aralarında evcilik oynayacak mıydı? Sondan bir önce Hacettepe Karşıyaka’yı İzmir’de yenebilecek miydi? Son altı için düşünürsek Mersin ve Rize yine kardeş kardeş mi bitirecekti maçı? Erciyes gidip Buca’dan 4 mü yiyecekti yine? Adana Karabük maçı öyle mi bitecekti, kendimizi de hesaba katıp konuşalım…

Neyse, olan olmuş. Acıdan yazıyoruz bunları haklısınız: )) İki üç güne geçer. Bir de taca çıkmış toptan iki hakemin de gözü önünde gole giden Konya, Altay’a takılsa 3 puanı bırakarak, o zaman biraz daha iyi olacağız: ))  Ki o maçın hakemi Fırat Aydınus için diyeceklerimizi demiştik vaktiyle… Aman be, bu sene de böyle oldu diyelim ve 2010–2011 sezonunda işimizi garantiye alalım… Yoksa bu lafların sonu gelmez.

Şimdi yeni sezona heyamola, ne şenlikli günle başlıyor; transferler vs… Evet, futbola biraz mola…

Yazar: Editor
2010-05-18 11:23:20

Men Dakka Dukka

Futbolu siz oynuyorsunuz, golleri rakip atıyor… Oyununuzla sahadan sildiğiniz bir takım duran toplarla üç puanı cebine koyup gidiyor… “Futbolun adaleti yok”  cümlesi bu maçı tam anlamıyla özetleyebilir…

Yenildik… Tıpkı Buca maçında olduğu gibi sahada biz vardık, gülen taraf rakip oldu… 

Yenildik… En çok güvendiğimiz defansımızın adam paylaşımındaki hatalarına kurban gittik…

Yenildik… Yine göbeğimizi kendimiz kesemeyeceğiz… Yine rakiplerden medet umacağız…

Bunlar maçın genel değerlendirmesi…  Bir de takımın değerlendirmesine bakalım:

Bu takımdan ne köy olur ne de kasaba diyenlere sezon içinde lig ikinciliği yarışı ile, elemelerin ilk maçında oynadığı futbolla ders vermiştir Adanaspor…

Konya’da olduğu gibi Ali Sami Yen’de de rakip tribünü dolduran Konyalı şimşeklere(!) “ya süper lige çıkarlarsa” kâbusu yaşatmıştır Adanaspor… (Konyalılarla bir olup kendi memleketlerine küfredecek kadar düzeysizleşenler, bizim “men dakka dukka” yani eden bulur, diyeceğimiz kendi finallerinde ağlamazlar umarım!)

Sözün özü şudur ki, bu takım, henüz son sözünü söylememiştir… Bu takım, kötü başlayıp iyi bitirmeyi çok sevmiştir her dönem…  Ola ki iyi bitiremezse elemeleri, bu takım gelecek sezonun banko şampiyonudur…  Dosta düşmana, özellikle içimizdeki Konyalılara duyurulur… 
 
Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Yazar: Editor
2010-05-13 09:46:05

İstanbul Dörtlüsü

  • İstanbul’da ne mi olur?
  • Buna iki tür yanıt verebilirim:
  • 1) Gönül ister ki… diye başlayacağımız bir sonuç olur.
  • 2) Her şey olur.
  • Şu dakika itibariyle “İstanbul Dörtlüsünde” her takım denktir.
  • Her takım diğerini yenebilecek güçtedir.
  • Orada artık sürpriz yoktur.
  • Sonuçları o anlardaki mücadeleler belirleyecek.
  • Ama elbette takımların bazı karakter özellikleri oluşmuştur bu sezon içinde, bunların da kısmen etkileri olacaktır.
  • Fakat en nihayetinde o 90 dakika içindeki mücadele son noktayı koyacaktır.
  • Biz aslında burada İsmail’den bir analiz bekliyorduk, hala da bekliyoruz: )) 
  • Adanaspor sezon boyunca sergilediği o insanüstü mücadeleyi yine gösterirse
  • ve forvet gol kaçırmada biraz cimri olursa
  • dörtlünün en avantajlı takımı olacaktır bu bakımdan.
  • Bir de şahsen en büyük avantaj olarak Kemal Hocayı görüyorum.
  • Ve gayet öznel bir yaklaşımla Emre ve İlyas’ın sezonu muhteşem kapatacaklarını ve bu iki performansın bizi şampiyonluğa taşımada çok önemli güçler olacağını iddia ediyorum.
  • Tabi bunların hepsi birer temenni niteliği de taşımaktadır.
  • Temenni veya başka şey,
  • ne olursa olsun,
  • yeter ki bu takım şampiyon olsun…
Yazar: Editor
2010-05-09 18:07:50

Gidene Uğurlar Olsun

http://ul.gcg.me/files/2010-05/bye.png

Son maçta daha dakika 65 filan bir kısım “seyirci” stadı terk etmeye başladı. Bizi bağlamaz. O şahıslar herhangi bir takımın taraftarı olamaz. Onlar sadece seyircidir ve beyfendilerin öyle değerlendirilmesi gerekir.

Buca’nın üçlediğini duyunca hepimizin keyfi kaçtı lakin gerçek Adanasporlu maç sonunu bekledi takımı alkışlamak için. Olması gereken yaptı.

O dakikada çekip giden adam sadece kendini sevmektedir ve onun bir futbol takımına tutulmaya dair bir omurgası yoktur. Bugün bu tribündedir o bir gün şu…

Aslında takımlara durup dururken sövenler de onlardır. İnanın her takımda var öyleleri veya her şehirde…

TV’den tanık olmalarla söylüyorum o tip seyirciyi hem GS’de hem FB’de hem BJK’de hem Barcelona’da lafın özü burada ve dışarıda birçok tribünde tanık olduk bu sahnelere. Onlar hiçbir tribünü bağlamaz bizi de bağlamadıkları gibi. Yolları açık olsun ve mümkünse o tip seyirciyle yollarımız hiç kesişmesin.

Herkes kendi yoluna…
Yazar: Editor
2010-04-18 03:26:51

Olmayınca olmuyor

  • mutlak galibiyet için gittiğimiz Konya'dan mağlubiyet gibi bir beraberlikle döndük.
  • şimdi mesafe biraz daha açıldı gibi görünüyor.
  • ve Buca pazartesi akşamı yine rahat bir maça çıkacak. bizi böyle erkenden oynatıp rakibi rahatlatmak yok mu...
  • bu beraberliğin bahanesi değildir kesinlikle,
  • ama canım her deplasmanımız böyle erkenden oynanınca da olmuyor.
  • gerçi göbeğimizi kendimiz kesemedikten sonra...
  • üstelik Erciyes ve Konya'dan üçer puan çıkarsaydık başka olacaktı Buca'nın ruh hali, ve başka cümleler kuracaktık, diyeceksiniz, haklısınız.
  • neyse matematiksel olarak şansımız olduğu sürece iddiamız da devam edecektir.
  • Bir de, yenilgi gibi beraberlik oldu bu diyorum ya...
  • o "Konya tribününe" bizi yenme zevkini yaşatmadık ya,
  • bu da ayrı bir ayrıntı.
  • onlar isterlerse varsınlar bize şampiyonluk yolunda bir çelme attıkları için sevinsinler...
  • asıl hesap dörtlü çarpışmada görülecektir.
  • bu da bir kenara not olarak düşüle...
Yazar: Editor
2010-03-01 11:30:51
Yüksel ki Yerin Bu Yer Değil
 
http://ul.gcg.me/files/2010-03/ygn.jpg
  • Ve dünyanın hiçbir yerinde
  • Hiçbir zaman
  • Bu kadar az insana
  • Bu kadar çok insan
  • Hiç bu kadar inançla güvenmemişti
  • Demiştik
  • Ve o kadar az insan
  • Öyle yürekli çıktılar ki
  • Önce mırıldanan şarkıları şimdi marşlar yaptılar
  • Bir şehri peşlerine takıp
  • Çıkmaz sokaklardan “aşka” çıktılar…
  • Ki bu yolda onlar şampiyonluğu ilan etmişlerdir artık,
  • ligin sonu ne olursa olsun
  • Kendim için bir şey istiyorsam namerdim: )) bu şampiyonluk onca emek veren insanlar için olsun...
Yazar: Editor
2010-02-22 15:53:26
Sıradaki  Gelsin!!!
 
 http://ul.gcg.me/files/2010-02/adanaspor.jpg
 
 (66 Fotoğraf için tıklayınız...)
Bucaspor’a 4-1 yenildiğimiz maçtan bu yana tek yenilgimiz var, o da Karabük’te… Demektir ki 16 maçın on beşinden puan çıkarmışız… İkinci yarı daha bir sağlam basıyoruz yere… İçerde maç kaybetmedik…
 

Bolu maçına çıkarken biraz tedirgindik aslında… Son haftalardaki çıkışı ile dikkat çeken bir takımdı Bolu… Bizden alacağı puan ya da puanlar ilk altı yolunda moral verecekti Bolu’ya… Bizim içinse hiç iyi olmayacaktı… Rakiplerimizden  Buca’nın takıldığı bir haftada yenmek gerekiyordu…

5 Ocak stadı tarihi günlerinden birine tanıklık etti bugün…  Taraftar yerini aldı ve inanılmaz bir coşku ile destek verdi…  Meksika dalgası mı dersiniz, şampiyonluk şarkıları  mı dersiniz sahaya yabancı madde atanlara karşı tepki koyan bir bilinç mi dersiniz ne ararsanız vardı… Takımlarını desteklemeye gelen Bolu taraftarları bile çoğu zaman oturup bu şenliği izledi…

Kemal Hoca’nın sahaya sürdüğü takım ise zekice düşünülmüş bir kadroydu… Tecrübeli oyunculardan kurulmuş Bolu’yla ancak böyle savaşan bir genç kadro baş edebilirdi… Mbilla karşısında çaresiz kalan rakip defansı, Metin’in paslarını izlemek zorunda kalan rakip orta sahasını görünce “var ol Kemal Hoca” dedik…

Bu galibiyete bir de Konya’nın beraberlik haberi eklenince keyifli bir pazar oldu bizim için… Gerçi artık rakiplerin ne yaptıkları bizi çok da ilgilendirmiyor… Biz yolumuza emin adımlarla devam ediyoruz… Bu taraftar, bu yönetim, bu teknik kadro, bu futbolcular her şeyi başarabilecek güçtedir… Artık kim olursa olsun fark etmez… Artık söylenecek tek şey var: “SIRADAKİ GELSİN!” 

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Adanaspor - Boluspor maçından 66 kare için, Tıklayınız...

Yazar: Editor
2010-02-08 08:23:13

İki Köy Takımının Maçını Şehirli Bir Çocuk Renklendirdi

 

http://ul.gcg.me/files/2010-02/adanaspor_kocaelispo.jpg

[Adana Kocaeli maçından 68 fotoğraf için tıklayınız]

  • Bir tarafta sanayisi güçlü bir şehir ama takımına gereken değeri vermeyen köy takımı kadrosuna sahip Kocaelispor, diğer tarafta sanayisi bitirilmiş tarımı felç edilmiş bir şehrin hem belediye başkanının hem de mülki amirlerinin üvey evlat muamelesi yaptığı takımı A d a n a s p o r.
  • Aslında bu şehre köy diyerek köye ayıp etmiş oluyoruz. Trafiği de şehir planı da stadı da bir şeye benzemeyen ilginç bir şehir....
  • Takım aşkı yüzünde takımına sırf destek olsun diye kombine bilet almak ve 1 saat sıra bekleyip maça 15 dakika geç girmek ülkenin hiç bir yerinde olacak bir olay değil diye düşünüyorum. Skorboard'u çalışmaz anons yapan adam desen Çin işkencesi, yağmur yağmasın diye dua etmek vallahi olacak şeyler değil.
  • Tüm bu saydığımız durumları bize layık görenlerin sanırım kulakları 6 saat uyku uyuduklarını varsayarsak 18 saat çınlıyordur. Çınlamayacak gibi değil ki kardeşim ...
  • Neyse deyip Allah'a havale ediyoruz.
  • Maça gelecek olursak 30 dakika dayandı İlyas'a hoca.
  • Zaten ne olduysa İlyas'ın sahadan çıkıp yerine Metin Tuğlu'nun girmesiyle oldu.
  • Bu saatten sonra (tabi tabela olmadığında 30. dakika diye tahmin ediyoruz) takım kendine gelmeye başladı. Köy takımı havasından yavaş yavaş kurtulmaya başladı.
  • İlk yarı sona ermeden sanırım tek etkili atağımızı Rahman ile yaptık (ilk 15 dakikada çok etkili atağımız yoksa eğer). Koca 45 dakikada tek etkili atağımızın olma sebebini de Emre Aktaş olmayışı Mbilla'nın yalnız kalmasına bağlıyorum.
  • İkinci yarıda iyiden iyiye hâkimiyeti ele geçirmeye başladık.
  • Oyuncu değişikleri de hocamıza olan saygımızı daha da arttırdı.
  • Mbilla'nın yalnız kaldığını gördü hocamız önce ve daha sonra hayati değişikliği gerçekleştirdi. Şehirli çocuk sahadaydı nihayet.
  • Okan kıvrak ve akıllı oyununu sahaya yansıtmaya başladığı andan itibaren takımını Şehir takımı havasına soktu.
  • Mbilla gol kaçırmaya devam ederken binlerce kişinin beklediği bitirici vuruş yine şehirli çocuktan gelmişti. Sanırım hiç bir Adanaspor taraftarı ne zamandır bir gol için bu kadar sevinmemişti.
  • İlerleyen dakikalarda defansımız falso vermeyince hayati önem taşıyan 3 puanı hanemize yazdırırken Kocaelispor'u daha da ateş atmış oluyorduk.
  • Bu maçta bize 3 puanı armağan eden ve emekleri geçen herkese koca bir teşekkür ederken, binlerce kişiyi saatlerce sıra bekleten zihniyetlere de koca bir YUH çekiyorum.
  • Bize bu stadı layık gören ve maddi açıdan destek olmayan herkes için son sözümüz:

ALMAYIN MAZLUMUN AHINI ÇIKAR AHESTE AHESTE.
Saygılarımla.

Murat Akıllı
Yazar: Editor
2010-02-04 17:07:46

Çatalan’dan

 

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ant___tln_5.jpg

Çift kale için Çatalan tesislerinin yolunu tuttum. Yol boyunca manzara harikaydı. Göl değil adeta bir iç deniz oluşmuş oralarda. Yaklaşık 40 dakikalık bir yolculuktan sonra oradaydım. Rüzgâr ve soğuk Adana dışında bir atmosfer yaratıyordu sanki. Tamam, şehir de soğuk ama orası bir başka soğuk. Titretti: ))

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ant___tln_3.jpg

Amaç hem takımı A2 ile yapılan çift kalede izlemek hem de hem de Fevzi ile küçük bir söyleşi yapmaktı.

Eyüp Hocanın takımı taş gibiydi, Emrah Bedir’in kaptanlığında A takıma adeta kök söktürdüler ve o maç da 1-1 bitti.

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ant___tln_1.jpg

Bu arada Adanaspor minik takımından yıllar öncesinden bir arkadaş, İbrahim Demirtaş da oradaydı. Meğer oğlu A2’de oynuyormuş, Burak. Adanasporluluk futbolculukta da babadan oğla devrediliyordu. Bir de kaleci var, dedi İbrahim. O da Adanaspor alt yapısında, Engin.

 

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ant___tln_2.jpg
O birkaç saatte birkaç yazılık konu toparlandı. Ayaküstü Recep’le de konuştuk. Birkaç saat içinde o konuşmayı da paylaşırız burada. Sonra dönüşte takımın masörü, doktoru, şifacısı, adeta her şeyi olan Mehmet Turan (depar adam: )) ile de bir sohbet oldu. O sohbeti de ileriki günlerde paylaşırız.
Ve güzel ve doğal bir Fevzi röportajıyla günü tamamladık. Bunu da Kocaeli galibiyetinden sonra yayımlarız.

Şöyle bir izlenim pekişti: Takımın her birimi bu mücadeleye inanmıştır. Hedefe odaklanılmıştır!

O zaman Vira, dedim içimden.

 

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ant___tln_4.jpg
 
Yeni Transfer Talha...

 

Yazar: Editor
2010-01-28 11:37:11

Akp, Elini Ekmeğimizden Çek

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/tekel1.jpg

Tayyip Bey radyoda emekli zamlarını açıklıyordu: Bağ-Kur tarım emeklisiniiiiiiin 306 lira olan aylığı, 380 lirayaaaaaaa... Vay! Hesaplayalım: Son cigara zammından sonra, tarım emeklisine günde yedi cigara beleş. Peki başbakanın maaşı kaç lira? Diyeceksiniz ki o başbakan! Yani? Bizden üstün değil mi? En az onun kadar harika olan bir de Ahmet Altan var ha! Bakın hazret 2 Ocak’ta neler yazmış.

  • İşçilerin durumunu tartışmışlar gazetede. Servis şefleri ve editörler ikiye ayrılmış. Globalleşen dünyada, devletlerin tekeller kurması ekonomi mantığına tümden aykırıymış. Ülkemizde devlet işletmeleri yıllarca iktidarın arpalığı olarak kullanılmış, ekonomi kurallarına aykırı biçimde yönetilmiş ve devlet zarar etmiş. Fakat devletin zarar ettiği kurumlar nasıl kurumlar ki bir dolu başka devlet atlıyor üstlerine de hemen hepsi satılıyor; kâr etmediği için satılıyor demek...
  • Devletimiz de diğer devletler gibi ekonomiden çekiliyor ve kendine ait kurumları özel sektöre devrediyormuş. Sanırsınız ki tüm dünya devletleri her şeyini satıyor! Bu özelleştirme döneminde de birçok işçi işsiz kalıyor ve para istiyormuş. Fakat devletin kendine ait parası olmazmış. Devlet, parayı ‘çalışanların’ vergilerinden toplarmış; işsiz kalan işçilere para verilecekse, o para çalışanların parası olurmuş. Yani özelleştirmeyi meşru kılmak için devlet, çalışanın parasını alıp ‘çalışmayana’ mı versinmiş demeye getiriyor!
  • Canım Altan ya, bir tanesin sen! Çalışmayan da demiyor aslan! Duygulu ya, kendince bir ad buluyor duruma, ‘emeklerine artık ihtiyaç duyulmayanlar’ diyor. Sanki istihdam, devletin sorumluluğunda değil!
  • Ve kusuyor: “Özel sektörde çalışanlar rekabetin kızgın olduğu bir alanda ve her türlü riski göze alarak çalışırken, ‘devlet çalışanlarının’ rekabetten ve riskten uzak bir çalışma hayatı sürdürmeleri eşitliğe ne kadar uygun?”
  • Diyor ki yani; o, parklarda eylem yapan işçiler manda gibi yatıyor ama bakın özel sektörde insanlar kızgın rekabet altında çalışıyor falan... İşte her gün ona buna faşist diyenler, konu emekçilerse; emekçinin hakkı, özgürlüğü, yokluk, açlık, işsizlikse konu, kıvırıyor hemen.

Bakalım Altan’ın dediği gibi mi olmuş bu iş: TEKEL, aldığı tütünleri, Türkiye’nin yaygın 56 işletmesinde 12 bin kamu işçisi çalıştırarak işlemektedir. Son büyük tütün işletmesi de 2008’de British American Tobacco’ya (BAT) satılır ve TEKEL, TTA olur. TTA bir süre daha işlemek üzere tütün alır, sonra alım durur. Neden durduğu meçhul (!) Hal böyle olunca işçiler işsizleşir; AKP de bunların işi yok, yatıyorlar diyerek işten atmalara başlar. Fakat işçiler kıdemlidir, ücretleri de ona göre... Altan’ın övdüğü özelleştirme yasasının 4C maddesine göre bu kişiler, yeni kuruma girmek isterse ‘geçici personel’ olacaktır. Adı üzerinde geçici. Yani yıllık sözleşmeyle ayda 500 TL civarı para alırlar, sosyal güvenlik hakları devam eder ama çalışma güvenlikleri yoktur. Ayrıca sözleşme bitince kapı dışarı! Sonra, Necati Doğru yazdı Vatan’da, TEKEL’in başdenetçisi Şenol Sarrafi uzaklaştırılır kurumdan. Sarrafi, TEKEL’in, BAT’a nasıl peşkeş çekildiğini ispatlayan onurlu adamdır...
AKP demek lazım değil mi? Ne yapıyorsun AKP? Bunca onursuzlaşıp, insanları işlerinden ediyorsun... İki kuruşluk çarklarına çomak sokuyorsun insanların, sonra da yan gelip yatıyorlar diye çamur atıyorsun. Haklı kim; neyi, kime satıyorsun AKP demek lazım? Kimi, nereden kovuyorsun! Kirli ellerin, üreten ellerden daha mı büyük AKP? Hırsızlığa izin veriyorsun, kirli para yığınlarının altında kalıyor işçiler; kadınlar, çocuklar vuruluyor, aç kalıyor, atölyeler yanıyor, üç kuruş için insanların üzerine göçüyor madenler, kot pantolonlar taşlanıyor... Sağlığı, eğitimi paraya bağlıyorsun AKP, partileri kapatıyorsun; komutanın, bakanın, gazeten, televizyonun hep yalan söylüyor demek lazım.
AKP, elini ekmeğimizden çekmen lazım...

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2010-01-25 12:43:04

“ U Ğ U R ” L A R A    K A R D A Ş 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/_dolma_kalem.jpg

Bir kar yağar Ankara’ya// İnceden, sinsi sinsi// Bir “Uğur” kaldırır yerden// Kan tutar yürekleri// Dalından koparılmış değil// Kokusu çalınmış güller çıkar karşına// Dilinin tüm sözcükleri// Kıt gelir// Bir susar// Bin yanarsın//

Elinin ermediği yerde// Gücün yetmez olur// Gayrı susmak// Yanmalara haldaştır// Sustuğun yerde// Uzar kirli sakallar// Çember olur// Boğar dört bir yanını// Bir kar yağar Ankara’ya// Beyazı hayındır// Beyazı kana bulanmış// Bir “Uğur” kaldırır yerden// Bir susar// Bin yanarsın// Sonra atarsın// Ölü toprağını üzerinden// Silkinir// Kalkarsın ayağa//

Bir “Uğur” yağar Ankara’ya// Gündönümüne vurur// Ülkemin toprağı// Bir ağlar// Bin haykırırsın// Gayrı direnmek// “Uğur”lara kardaştır.

                                                Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Yazar: Editor
2010-01-19 18:56:33
Spiker : ))

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/drunk7.gif

Ben de değineceğim Karşıyaka maçının spikerine. Müthişti. Fatin Murat yazmıştı Murat Ünlü diye. Eskiden de bildiğimiz bir sestir. İzmir’e yapışmıştır adeta, oradan yapılan maç yayınları hala ondan soruluyor demek ki.

Maç için Sular’da Ergün abinin oradaydık. Elbette ufaktan başlamıştık bira-sigara keyfine. Ama anlaşılan maçın spikeri bizden epeyce önce başlamıştı. Fatin’in vurguladığı taraflılığı bir yana maça hâkimiyeti hakemden beterdi: )) Maç bir ara Karşıyaka-Altay arasındaydı, sonra Adanaspor-Altay maçı oldu. Kim hangi takımın oyuncusu bir ara ben de karıştırdım. Israrla Emre’yi 8 golde gösterdi, içine doğmuş anlaşılan, öyle de oldu. Hele kartlar sırasında hakem dağıtır, Karşıyaka dağılırken bizimki adeta 5. dubleyi fon-diplemişti. Kim ne gördü, kaç kart oldu meçhuldü…

Ve ikinci yarı Metin Tuğlu oyuna girdiğinde tam gitti üstat. Hani biraz dalgın bir taraftarımız veya maçı sonradan izleyen biri pek sevinirdi, Mutlu diye bir topçu aldık, adam da iyi çıktı, fakat Metine benziyor biraz, diye düşünürdü. Sonra bir ara Habip Tok’u gördük yedekler yazılır, sayılırken. Habip gerçekten affedildi de takıma mı döndü hiç anlayamadık.

Kafalar hem Murat Ünlü’de hem de bizde dumanlıyken, maçın sonunda artık Okan da o net golü kaçırmışken, alayımızda kafa ambale olmuşken… Maç bitti. Hazır uçurmuş ya bizi spiker; Ali abi, o pozisyon Ali Beykoz’a gelseydi keşke, kaçırmazdı dedi. Doğru filan diyenler oldu. Hayır, dedim, Miliç oyundan çıkmamış olsaydı, sol ayakla onu yan fileye takardı diye tamamladım. Benim fikrim kabul gördü. Bir maç da şenlik şamata böylece bitti. Birkaçımız hala kendine gelebilmiş değil. Duyduğuma göre Kumcu Yusuf hala devam ediyormuş demlenmeye; Miliç Feyzullah’a verseydi keşke o pası, adam bomboştu, haybeye gitti 2 puan diyormuş.

Neyse, biz Murat Ünlü’yü onca yıllık maziye istinaden olsa da seviyoruz ve bu yazıyı ona ithaf ediyoruz: ))

Sevgilerle…

Yazar: Editor
2010-01-07 08:27:06

Filmler Üzerine

http://ul.gcg.me/files/2010-01/GIZLI_YUZ.jpg

(Issız Adam yazısının devamıdır)

Tabi, Demirkubuz’un Masumiyet ve Kader’i gibi sert bir aşkı anlatmıyor Issız Adam, daha yumuşak seyrediyor. Daha bir kentli Issız Adam, Masumiyet ve Kader gibi kenar mahalle keskinliğinde değil. Demirkubuz, haysiyetini ayaklar altına alan bir karakterle uğraşırken Çağan Irmak adamını kentin kaypaklığında, züppeliğinde, tuzu kuruluğunda bina etmiştir. Masumiyet ve Kader karmaşık ruh hallerini ve ilişkileri içerirken Issız Adam olay örgüsünü daha düz bir zemine yerleştirmiştir.

Sinemanın kendisi masalsıdır, kurmacaların en renklisidir, hareket alanı en geniş olanıdır. Buna göre elbette her üç eser her ne kadar gerçeklikten nasibini yeterince almışsa da Issız Adam o gerçekliğini romantizm sosuna fazlaca bandırmıştır, diğer ikisi ise kör bir bıçağın keserken daha çok ıstırap veren, acıyı işkenceye dönüştüren atmosferinde kurmuştur olay örgüsünü. Yani masalın biri bizi biraz daha kederli şarkılar dinlemeye sevk ederken, diğerleri dehşet veren bir sessizlikte bırakıvermiştir, sevgili Gencer’in deyişiyle özellikle Kader’de  aşktan ziyade bir insana iman etme hali vardır, bir manada “iman destanıdır”, insana ama...

Ama neticede aşk aşktır. Acısı da son derece “özel”dir. Kimseye “Sen neden bu yoğunlukta yaşamadın, ne diye öteki kadar perişan olmadın veya sen niye böylesin?” diyemem ki. Koşullar farklıyken nedenler de farklı sonuçları getirecektir. Doğal olarak…

Farklı lezzetlerde filmler…

Ama bana sorarsanız Ömer Kavur’un “Gizli Yüz”ü (senaryo Orhan Pamuk) bu manada bir başyapıttır. Aşk halinin en güzel anlatıldığı, sinema dilinin icap eden incelikleriyle kullanıldığı dilemmalı ama enfes bir kederin dile geldiği yine enfes bir film… Fakat bunu ben söylüyorum, yine tüm öznelliğimle. Gizli Yüz’deki hikâye bir başkasına aynı şeyleri fısıldamayacaktır.

Hele Kadın’ın (Zuhal Olcay) saat kulesinde Fotoğrafçıyla (Fikret Kuşkan) yaptığı o konuşma bir başına bir sanat eseridir. Fikrimce, bir gizli aşk hiç bu kadar güzel ifade edilmemiştir.

Yazar: Editor
2010-01-04 17:32:50

Birçok Duygu Bir Film

http://ul.gcg.me/files/2010-01/ISSIZADAMFILMIFRAGMANIb.jpg

Geç de olsa “Issız Adam”ı izledim. Üzerinde fırtınalar kopmuş bir film gösterime girdiği zamanlarda. Beğenenler, beğenmeyenler yeni bir sağ-sol çatışmasına sebebiyet verecek kesinlikteydi.

Müziğine hasta olanlar, iğrençti diyenler, filmi defalarca izleyenler, filmle dalga bile geçenler, eh diyenler hap ayrı saflardaydı doğal olarak. Neyse, film gündemden düştü ve ortalık duruldu. Ben de tam bu sırada “Issız Adam”ı izleme fırsatı buldum.

Yazan yöneten aynı isim olunca (Çağan Irmak) tam bir “keyfe göre film” ortaya çıkmış. Aslında en sevdiğim tarz. Yazan ve yönetenin olası çatışmasına mahal bırakmayan, ben öyle istedim ve yapıyorum, diyen bir yöntem… Elbette sinemanın temel öğeleri yok sayılamaz böyle yapımlarda da. Ama bir özgürlük de söz konusudur. Belki gerekirse doğaçlama müdahaleler… Bilmiyorum, “muhtemelen” konuşuyorum.

Hikâye herkesin ezberinde olasılıkla... Klasik bir aşk çıkmazı… Keyfi de kederi de belirleyenler tercihlerimizdir veya günahlarımızın bedelini kendimiz öderiz, ya da bu bedeli aslında başkasına ödetiriz. Yaşanmışlık oranı çok yüksek bir durum… Filmi cazip kılan galiba bu gönüldeşlik... Herkesin o hikâyeden kendince bir şeyler bulması…

Sonuç;

Filmde diyalog sorunu vardı kanımca, doğallığa nüfuz etmemiş konuşmalar, yer yer senaristin fikirleriyle konuşan kahramanlar; ama böyle olunca bir karakter yaratmak meselesi çıkıyor ortaya, yani yarattığımız roman veya film karakteri ne kadar biziz, onlara ne kadar müdahale edeceğiz? Bunun yanıtı önemlidir, sanatı hevesten bu ayırır.

Şimdi oturup izlediğinde olasılıkla yönetmenin de içine sinmeyen bazı jestler, sözler, sahneler…

Hayır, filmi yerden yere vurmuyorum. Bunlar özellikle bizim sinemamızın temel sorunu. Hatta filmi beğendim diyorum, yukarıda eleştirdiğim noktalara rağmen. Ve hatta ikinci kez, hiçbir eleştirel duyguya kapılmadan daha bir rahat ve zevkle izledim, yine beğendim. Örneğin erkek karakterin “alçak” olması filan beni ilgilendirmez, öyle insan hiç mi yok, ben hikâyeye bakarım, bunun nasıl anlatıldığına… Neyse, beğendim sonuçta… Belki yukarıda bahsettiğim o “duygu ortaklığıdır” bunun sebebi, kim bilir?

İzlemeyenler varsa öneririm…

Yazar: Editor
2009-12-28 18:41:21

Bir Kenti Özlemek

Ne zaman yangın yerine dönse yüreğim

     Karacadağ’dan esiyor derim rüzgâr

Ne zaman özlem özlem kurusa dudaklarım

     Dicle’nin suyudur derdime derman derim

Ne zaman anılar gelip dayansa gözlerimin önüne

     Anamın kokusudur Seyrantepe’den ılgıt ılgıt esen derim

Bir kenti özlemek

   Yaşananlardan arta kalanları anımsamaktır aslında

Bir kenti düşlemek

     Anıların  izini sürmektir aslında

Fatin Murat

Yazar: Editor
2009-12-26 18:19:43

Ölüyorum Gitmeye

Çürüdü tuzumuz
ve Battık gırtlağımıza kadar pisliğe
Ufkunda silinirken umut,
Yere düştü tavana çaktığımız gözlerimiz

Yine...
Tekrar...
Ne üç, ne beş,
Hep dört duvar oda,
Loş,
Kahretsin hâlâ bomboş...

Süzerek verdi acıyı kahraman
ve Kadehini çaresizliğimizin şerefine kaldırdı
Söz verdi Abidin "Bittiğimizin Resmidir"’i çizmeye
Para sayamadan öldü Affan Dede
Kirlendik biz ve büyüdü dünya
Dibini gördük bu şişenin de
Cızırdayarak sustu gramofon
Parkamı ver askıdan
Kapa gözlerini

Ölüyorum gitmeye...

Hakan Tanak

Yazar: Editor
2009-12-22 14:25:57

 Hak Edilmiş Bir Mağlubiyet

İddialıydık hepimiz, cemili cümlemiz, en çok da ben... 30 puan garanti diyordum, 32 kuvvetle muhtemel.

Elektrik kesintileri maç seyrimizi bozdu. Toplam yarım saat izleyebilmişimdir. Bir yağmurla nasıl da darmadağın oldu memleket. Nasıl bir haldir bu? Takımın bir kırmızıyla dağılması gibi... İlk yarı iyi gibiydik, goller de kaçırdık. Ah, vah...

Ama ikinci yarıda bir baskı... Neyse ki o arada elektrik gitti de o eziyete tanık olmadım. Görenler anlatıyor, fena bastırmışlar. Sonra Onur'un çift sarıdan kırmızısı ve gol...

Son 15 dakikayı izledim. İzlemez olaydım. Baktım, 2 dakika top göstermediler bize bir ara. Haftalardır zevkle izlediğimiz Adanaspor yoktu, buharlaşıp gitmişti adeta. Ama Karabük'ün hakkını vermemek de ayıp olur. Bizden iki gömlek üstün bir takım...

Tanıklar "o kırmızı olmasaydı da golü yerdik" diyor. Kim bilir... Bitti gitti. Bu maç bir gerçeği en yalın haliyle orta çıkardı tekrar: Transfer, ille de transfer. Umudumuz olası transferlerde... 

Geçen hafta Onur Demirtaş'ı kahraman ilan etmiştim. Bu hafta hain ilan etmeyeceğim. Kimse takımını bile isteye yalnız bırakmaz. Yorgunluk, rakibin baskısı o hataları üst üste yaptırdı, diyorum ve ben de şöyle bağlıyorum: 29 puan iyi puan. Rakiplerin 8 puan önde olması hiç mi hiç mesele değil...

Neydi, biz zoru severiz.

Şimdi transfer dönemine vira...

Yazar: Editor
2009-12-19 17:56:27

Vicdan Meselesi

http://ul.gcg.me/files/2009-12/adalet.jpg
 
  • Aşağıda bir yerlerde değinmiştik, yazılar duruyor.
  • Eczacıya sözleşme feshi;
  • tekelciye, su, dayak, küfür, hakaret, gaz;
  • demiryolcuya işten çıkarma.
  • Zaten arada işçisi, öğrencisi gider.
  • Sebep, hak arayışı…
  • Eylem...
  • Ortada cinayet filan yok yani;
  • yürüyüş, gösteri… 

 _______________________

  • Ama öte tarafta göçük altında kalan işçiler,
  • grizu patlamasıyla ölen 19 insan,
  • 19 işçi,
  • 19 aile,
  • 19 sönen ocak…
  • Ve “ölüm ocağının sahibi serbest”…
  • Nasıl bir vicdan ama…
  • Nasıl bir adalet...
Yazar: Editor
2009-12-15 11:16:45

Sezar’ın Hakkı Sezar’a / Onur Demirtaş

http://ul.gcg.me/files/2009-12/onur_demirta__.jpg

  • Adanaspor evinde rakibinin dirençli ve ısırgan stili açısından ilk yarının en zor maçlarından birini oynadı.
  • Biz üç puanı aldıysak; Onur Demir taş’ın olağanüstü mücadelesinin, defansın yerinde müdahalelerinin hatırına aldık önemli bir ölçüde.
  • Hayır, bu galibiyeti, takımın mücadelesini, Kemal Hocanın yerinde müdahalelerini değersizleştirmek istemiyorum.
  • Tersine çok iyi bir rakiple boğuştuğumuzu vurgulamak istiyorum ve 3 puana çok seviniyorum.
  • Evet, maçın kahramanı bence önce Onur Demirtaş’tır.
  • Ersan’ın bildiğimiz savaşçılığı yine takdire şayandı, bence şu haliyle üç büyüklerde eksiksiz oynar.
  • Takımın mücadele azmine diyecek yok. İnsan izlerken yoruluyor.
  • Lakin o yaratıcılık sorunumuz ve sert bir rakip, oyun kontrolünü inisiyatifimiz dışında bıraktı.
  • Orta saha yine kayıptı. Yalnız bugün bir farklılık vardı o da Onur Demirtaş’taydı. Kartal maçındaki yükselişini bu maçta en üst düzeye çıkardı. Top kesti, baskılı oynadı, ileriyi düşünerek pas yaptı, arkadaşlarına yardım etti.
  • Sonuçta arızalı orta sahamızı mümkün olduğunca diri tuttu.
  • Ve Emre, böyle bir forvet oyuncusu dostlar başına. Rakibinin de vay haline…
  • Hep diyoruz, baş top alsın üçü mutlaka gol… Yeter ki o meşin yuvarlakla buluşma uygun koşullarda olsun.
  • Bir de Fevzi günüde olsaydı, bu zor maç ziyadesiyle kolaylaşırdı.
  • Şimdi hedef  Karabük.
  • Rahatız, oradan gelecek her sonuca razıyız.
  • Ama bizde rota yine 3 puan…
  • Vira…

Not:

Adanaspor -Orduspor maçından 37 kare foto-yorum’da, tıklayınız…

Yazar: Editor
2009-12-11 10:55:19

 Sınav

http://ul.gcg.me/files/2009-12/ad_or.jpg

Şimdi hem Ekrem Al bir sınav verecek bu hafta hem de onun transfer ettiği, ısrarla şans verdiği futbolcular.

  • Yenersek Ekrem Al diyecek ki "alın işte size beni de yenen bir takım bıraktım."
  • Yenersek, ki yeneceğiz, onun transferleri, ki onlar her halleriyle bizim futbolcularımızdır, "bakın boşa alınmadık." diyecekler.
  • Her iki duruma da eyvallah deriz.

Peki yenilirsek...

Öyle bir sonucu düşünmek bile istemiyorum, en azından Al'ın düşeceği mahcup bir pozisyon için.

Yazar: Editor
2009-12-07 19:24:01

İnancımız Var

Beni bazen küçük hediyeler de mutlu eder.
Tabi ki 4 gollü galibiyet beni mutlu etti; ama
Ersan Adem Gülüm'ü maç öncesi tribüne çağırırken armayı öperek yumruk şov yapmaya gelmesi beni daha da çok mutlu etti.
Bu armanın değerini bilin ona göre mücadele edin yenilseniz de olur, yeter ki hakkını verin o formanın.


Pazar günü hemen hemen herkes canla başla mücadele etti maçta bir kişi hariç...
İsim vermeme gerek var mı?
Ezberledik artık bu ismi.
Son iki maç ilk yarının bitmesi için.
Bu son iki maçta 4 puan kadayıf gibi olur 6 ise kaymaklı kadayıf olur.
Bu alınan puanlardan sonra ismini vermediğim kişinin yerine bir tane kaliteli oyuncu alınırsa ilk ikiden süper lige neden çıkmayalım?


Çok zor iki hafta bizi bekliyor ama bizim içimizde şu var:
Hani diyoruz ya tribünde,
Şampiyonluğa yürüyoruz,
İNANCIMIZ var İNANCIMIZ var.

Murat Akıllı

Yazar: Editor
2009-11-30 16:42:29

Umuda Yolculuk

http://ul.gcg.me/files/2009-11/kkl__.jpg

On dört haftayı geride bıraktık…  Devre arasında yeni transferlerle Kemal Hoca’nın elinin değmesini bekliyoruz… Son üç haftaya girdik bu umuda yolculukta…  Her hafta yani bir umutla başlıyoruz hafta… Her hafta bu kez başaracağız, diyoruz… Her hafta gelecek üç puanın hesabını yapıyoruz… Ama her hafta, olsun, bir puan yeter, devre arasına kadar, diyoruz…

Maçı izleyemedik, federasyonun Hitler’den kalma ceza anlayışı yüzünden… 

Maçı izleyemedik, eline geçirdiği taşı sahaya fırlatan ve bir şey yaptığını  sananlar yüzünden… 

Radyodan dinledik maçı… Son dönemlerin klasik Adanaspor’unu anlattı Serkan… Defanstan Emre ve Mbilla’ya şişirilen toplar ve orta sahası olmayan bir anlayış… Otuz puanla ligin zirvesindeki takım, ürkerek oynadı Adanaspor karşısında… Adımız hala birilerini korkutmaya yetiyor anlaşılan… Kendisini baskı altına alan bir taraftar olmayınca hakem, at koşturdu sahada… Son adamların yaptıkları faulleri görmezden gelip Ersan’ın müdahalesine tereddütsüz penaltı verdi… Ama kalede bir Zülküf vardı ki, “bu oyunu ben bozarım” dedi hakeme… Yalnızca bunu mu dedi? Elbette hayır… “Ben buradayım, bu kaleyi ben korurum” dedi, tabii anlayana…

Önümüzde Kartal maçı var… Son maçlarda iyi gitmiyorlar; ama bizim maçta toparlanmak isteyeceklerdir… 

Önümüzde Ordu maçı var… Son maçlarda içte dışta yeniyorlar…  Ekrem Al, bize sürpriz yapmak isteyecektir…

Önümüzde Karabük maçı var…  İlk ikideki yerlerini perçinlemek için yenmek isteyeceklerdir bizi…

Peki, ya biz?

“Yedi haftadır yenilmiyoruz” cümlesinden başka tutunacak bir dalımız yok… 

“Ligin zirvesine oynayan takımlarla yaptığımız maçlardan yalnızca iki puan çıkarabildik” gerçeği tokat gibi çarpıyor yüzümüze…

“Ligin altında kalan takımlara bayram harçlığı dağıtır gibi puan dağıttık” diyoruz ve susuyoruz… 

Kemal Hoca, Erciyes maçından sonra, “kaybettiğimiz iki puanı Dardanel maçında telafi edeceğiz” demişti… Dardanel maçından sonra da “ Konya’yı yenip üst sıralardaki yerimizi koruyacağız” demişti.

Bugün ise, “önümüzdeki maçları kazanıp üst sıralardaki takımlarla puan farkını kapatmak istiyoruz” diyor…

Kısacası, her hafta verilen demeçler farklı oluyor ve kötüye gidiyor…  Bana sorarsanız üç haftada toplam üç puan çıkarmak bile umuda yolculuk için başarı olacak…

Fatin Murat Seferbeyoğlu

Yazar: Editor
2009-11-26 15:26:43

BJK Galibiyeti ve Medya

En ikiyüzlü camia galiba futbol medyasıdır.
Yoksa ikiyüzlü sözcüğü az mı gelir.
Gerçi yıllardır tanık olduğumuz sahneler bunlar.
İyiyken kralsın, "sör"sün, imparatorsun...
Sonra...
Sakın tökezleme,
Çünkü orada âlem biraz farklı, tökezleyeni...

Beşiktaş dün tek atışla M.U.'yu devirdi.
Ve düne kadar yerden yere vurulan M. Denizli ve BJK şimdi nasıl tarif ediliyor, sadece 3 gazeteden alıntılar yapacağım bunu görmek için:


*M.U.'yu devirip apoletini taktı
*Sir Kartal
*Beşiktaş karizma çizdi
*Mustafa vizyonda
*Çaresiz hissettirdiler
*Taraftarlarını sevinçten ağlattılar (ama taraftar ki tüm takımı ağlatmıştı yönetimiyle, başka şekillerde..)
*Alın size Türk lokumu
*Destan
*Rüştü gibisi dünyada yok
*Tarihin hocası
*Gurur gecesi
*Bu sir başka sir
*İngiliz anahtarı
*Yenip tarihe geçti
*En büyük sör bizim sör
*Bravo size
*Unutulmaz bir ders verdi
*Tarih yazmak ne güzel
*O uçakta olmak istedim (dönüş uçağı için diyor Ercan Saatçi)
*Türkiye'ye gurur verdiniz(bunu da Başbakan diyor.)

Buna benzer şeylerle doludur o spor sayfaları, köşeleri.
Ama bu iş bir sonraki maçta tam tersine dönebilir.
Kimse "sör"lüğünü ilelebet sanmasın buralarda. Mustafa Denizli bunun keyfini birkaç gün sürsün. Beşiktaş futbolcuları, başkanı biraz sevinsin. Birkaç gün... (bu durum tabi ki diğer takımlar için de geçerlidir… Örneğin dün dediğini bugün unutan Hıncal Uluç’un marazi Rijkaard takıntısı ve önceki GS’li hocalara olan takıntıları)
Çünkü ilk fırsatta paçalarından aşağı alınacaklardır bu sektörün vampirleri tarafından.
Hıncal ve türevleri alesta vaziyette çünkü.
Çünkü felaketten nemalanan bir güruh var karşılarında.

Yazar: Editor
2009-11-23 08:55:11

Duraklama Dönemi?

http://ul.gcg.me/files/2009-11/dusunen_adamm.jpg

Kemal Kılıç hocamız ile yine yeni yeniden sevmeye başlamıştık futbolu. Takım toparlanmış, zor şartlar altında galibiyetler gelmişti. Fakat iki haftadır iddiası olmayan takımlara karşı önemli puanlar kaybettik. Ligdeki iddialı konumumuz devam etmesine rağmen üst sıralardaki takımlara ayak uyduramadık. Oynadığımız son iki maçı izleyemedik ama kadromuzun derin olmayışı ve oyunu yönlendirecek iyi bir lidere sahip olmayışımız gollere ve galibiyete yaklaşmamızı engelliyor.

Ligde her takım birbirine eşdeğer güçte, her maç zor klasiğini söylesek de zaman zaman farklı sonuçlar görüyoruz ligimizde, Karabük'ün geçmiş haftalardaki 6-1'lik galibiyeti gibi. Biz en son ne zaman 4 attık diye sorsam sanırım uzun süre düşünürüz... Bugün İngiltere'de ligin üst tarafını sürklase eden Tottenham alt sıralardaki rakibi Wigan'ı 9–1 ile geçti, totemden midir bilemiyoruz, fakat futbola doydukları kesin Tottenham taraftarının. Biz yine de 1–0 galibiyetlerimizle de mutlu oluyorduk, ama iki haftadır dilimizin ucunda bir tatsızlık, çok mutsuz da değiliz elbet ama dediğim gibi bir tatsız bir durum var.

Bu hafta ligde arayı açan lidere karşı önemli bir maçımız var, maçı almamız lazım, ikinci yarı için ve direk rakibimiz olduğu için bu maç varolma mücadelesidir. Bazen işler iyi gitmese de, 'var'olduğunuzu herkese bildirmeniz lazım ki ağırlığımız lafta değil sahada da olsun. Bunun için mücadele edecek futbolcularımız. Puan cetvelinde kopanları hizaya getirmek için oynayacağız. Tarih kitaplarında duraklama döneminin ardından genelde çöküş dönemi gelir, ama tarih bunun için var, gelin bizler bu dönemi yaşamadan tekrardan yükselme dönemine geçelim yeniden... Nilüfer'in kulağımızdaki tınıları ile yine yeni yeniden çıkışa geçelim...

Yine bana gel\Yana yana yine beni sev\Hadi beni yine sev
Beni deli deli sev\ Beni yine yeni yeni\Yine yeni yeniden sev

Gökmen Demirkaya

Yazar: Editor
2009-11-17 10:15:34

Sessiz Bir Maç Daha

 

Geçen Pazar Mersin’le bir hazırlık maçı yapılmış.

Çatalan tesislerinde,

Hayran kalınmış tesislerimize,

Güzel şeyler bunlar.

Bir maç,

Sessiz sedasız,

Kimseler duymadan,

Bir tür seyircisiz maç,

Kendi kendine ceza…

 

İyi olmuş bu hazırlık maçı,

Seyircisiz olması da isabet,

Bir de rakibi düşününce, Mersin…

Yine iyi olmuş bu sessizlik.

 

Hafta içi yüklenilen takım yorgun çıkmış sahaya,

Yedeklerle,

Buna rağmen gelen galibiyet de iyi olmuş,

Sinan’dan gol,

Dakika 87 filanmış.

 

Bir hazırlık maçı, takımlar arasındaki dostluğun taraftarlar arasında da olması temennisiyle bitmiş…

Yazar: Editor
2009-11-10 18:01:35

Devam

 

http://ul.gcg.me/files/2009-11/kpl.jpg


Tam her şey yoluna girdi derken yine umulmadık bir sonuç çıktı karşımıza. Bir Adanaspor klasiği. Biz bu takımı böyle sevdik, içinde barındırdığı derin gizemle, inişli çıkışlı halleriyle, sancılı zaferleriyle.

Ama yine Adanasporluların çok çok iyi bildiği bir şey vardır ki: Adanaspor'un hali hazırda var olan gerçek, ulaşılabilir bir hedefi varsa asla yılmaz. Asla vazgeçmez.

Bir düşünün, sancısız, son dakikasız, heyecansız, bir kaç hafta öncesinden kazandığımız bir zafer var mı?
Bu yüzden değil mi "Adanaspor zoru sever" sözüyle çoğu kez muhatap olmamız.

Taktikti, transferdi, hocaydı hepsi bir kenara, biz öyle ya da böyle bu yarışın bu heyecanın içinde olacağız! Bunun en somut kanıtı da içerde oynadığımız son seyircili maçtaki tribünlerin doluluğu ve verilen destektir.
Yarışın içindeyiz, inanıyorum hedefe de ulaşacağız ama her haliyle şu takımı sevmek gerçekten çok özel.

Kurduğumuz hayaller küçük rüzgârlarla sarsılmayacak kadar güçlü!
İnanmaya devam, en ufak bir hayal kırıklığı yaşamadan.

Çünkü unutmayınız Adanaspor'dan, ortada tutunacak hiçbir dalımız olmasa dahi bizim umudumuz olan bir sevgiden bahsediyoruz.

Ve dediğimiz gibi: yolumuzda karşımıza çıkan zorluklar ulaşacağımız zaferi daha değerli kılmaktan başka bir şeye yaramaz...

 

Biz inanmaya devam ettikçe…

 

Mehmet Uysal

Yazar: Editor
2009-11-06 19:55:15
Demirspor - Livorno Maçı  ve Adalet!

Adana Demirspor-Livorno maçında Güler Zere serbest bırakılsın diye pankart açan gençlere ceza yağdı.

Sizin bu cezayı vermeye hakkınız yok. Hakkınız yok çünkü  özünde bu bir maç değil gösteridir. İki takımın taraftarları protesto amaçlı bir gösteri olarak bu etkinliği düzenlemiştir.

Siz de biliyorsunuz ki Livorno, Sn. Pauli ve birkaç kulübün taraftarı bu bakış açısıyla endüstriyel futbola karşı çıkıyor. Ve bu takımlar bu sürecin parçası olarak zaman zaman gösteri maçı yapıyorlar. Amaç paranın egemen olduğu ve taraftarın müşteri olarak görüldüğü bir süreci protesto etmek…

İşte Demirspor-Livorno maçı da onlardan biriydi. Bu maçın bir protestonun parçası olarak düzenlendiğini herkes biliyordu. Ulusal ve uluslarası basın günlerce yazdı! Havaalanındaki karşılama ve buluşma tüm dünyaya yayınlandı! Bu gösteri yasaksa izin vermeseydiniz!

Bu gençler böyle bir gösteri olmasa maça gelip pankart açar mıydı? Hangi maçta açtılar? St. Pauli Almanya’da  Türk düşmanlığını protesto etmek için gösteri maçı düzenledi. “S..tir edin faşistleri! Biz kardeşiz!” diye pankartlar açıldı.

Belediye başkanı, vali ayakta alkışladı.

Bizde yapılana bakın!

****

Ben buradan İl güvenlik Kurulu Üyelerine soruyorum. Gösteri maçında pankart taşıyan gençlere ceza yağdırdınız! Peki, bu kentin stadyumu resmi maçlarda çıkan olaylar nedeniyle defalarca kapatıldı. Olay çıkartanlara bu güne kadar ne yaptınız?

Haydi, açıklayın ne yaptınız? Hem de gözlerinizin önünde oldu olaylar!

Ne yaptığınızı ben söyleyim! Sadece seyrettiniz!

Yıllardır Başkan Durak ”yeter artık” diye bas bas bağırıyor! Bayram Akgül takımı  bırakıyor! Bekir Çınar istifa ediyor! İl Güvenlik Kurulu Üyeleri sadece seyrediyor. Adanaspor maçlarında eşkıya sahaya iniyor. Taş yağdırıyor. Ortalık savaş alanına dönüyor!

Bu millet eşkıyaya canı pahasına karşı koymaya çalışıyor.

Saha kapanıyor!

İl Güvenlik Kurulu seyrediyor!

****

Futbol teröristine ceza vermeyeceksin, gösteride pankart açana terörist diye ceza yağdıracaksın. Az bile vermişsiniz! Sahanın ortasında kale direklerine assaydınız!

Hak ediyorlar!

Çünkü onlar solcu!

Bu ülkede solun kaderi bu!

Ceza sanki doğuştan yakalarına yapışmış! 

Nedim Soylu

Yazar: Editor
2009-10-28 15:45:25

Yenildik

Konya Şeker'e 3-2 yenildik ve gruplara kalamadık.

Can sıkıcı bir yenilgi bu.

1. Alt ligden bir takıma yenildik.

2. 2 kez galip duruma geçip de yenildik.

3. 33. dakikada yine 10 kişi kalarak yenildik.

4. Gruplara kalmak istediğimizi bağıra çağıra yenildik.

5. 5 dakikada 3 golyiyerek yenildik.

6. Yahu yine bir Şekerspor'a yenildik.

7. Netice itibariyle incitici ve umut kırıcı bir şekilde yenildik... ve elendik...

İyi oldu, dikkatimizi lige veririz diyenler de çıkacaktır. Ama gruplara kalıp bir başka heyecanı da yaşamak çapımızın çok mu üzerindeydi, Adanaspor bu kadarını yapamayacak kadar acizleşti mi?

Yazar: Editor
2009-10-25 20:43:18
Kaçan üç puana mı üzülelim kazandığımız bir puana mı sevinelim?

Maç başlamadan bir saat önce nasıl bir atmosferin bizi beklediği anlaşılmaya başlanmıştı 5 Ocak çevresinde.

Geçen seneden yarım kalan bir hesap olarak görüp 5 Ocak stadyumuna koşmuştu 10000'in üzerinde seyirci hem de maçı televizyon yayınlamasına rağmen.
Maça resmen 1–0 önde başladık

İzzet'in güzel ortası Fevzi'nin şık kafa vuruşuyla.

Gerçekten güzel mücadele ettik ilk yarı ama işte 35. dakikada hakem katliamı ile bence 3 puanı kaçıran taraf olduk.

Gole giden oyuncuya sarı kart gösteren zihniyete sahip hakem ve bunu görevlendiren federasyona sahipsek değil Afrika'ya Kapıkuleden bir adım öteye gidemeyiz.

Ayıp ayıp geçen koca bir senemizi yediniz doymadınız bu senemize mi gözünüzü diktiniz.

Unutmayın bu taraftarın ahını alırsanız bir daha iflah olmazsınız bunu açık açık belirtelim.

Nitekim ilk yarının uzatma anları yaklaşırken olmayan faulü icat eden hakem ofsayt ile bize birde gol yedirip rengini belli etmiş oldu.

Zaten bundan sonrada film koptu.
Pimi çeken hakem bundan sonra ne saha içine ne de saha dışına hakim oldu.

Kibong'un enfes mücadelesi ile ikinci golü bulduk ama hakem faktörünü arkasına alan Altay golü hemen buldu.

Rahman'ın sakatlanması Onur ve İlyas'ın oyundan düşmesi yerlerine giren oyuncuların sanki 90 dakikalık bir maçı bir gün önce oynamış gibi sahada mücadele etmesi bizleri 1 puana şükretmemize neden oldu.
Bu maçta 2 puan kaybettik birde üstüne İzzet'i.

Umarım İzzet'in sakatlığı çok vahim değildir aksi takdirde o mevkide bize Koray hiç umut vermedi.
Acısı tatlısı üzüncü sevinci kederi ile bir maç son buldu.

Umarım bu iç sahada kaybettiğimiz puanları Gaziantep'ten alacağımız üç puan ile telafi ederiz her ne kadar ters ve zor bir takım olsalar da.

Murat Akıllı

Yazar: Editor
2009-10-23 10:58:55
u2

Güzel Bir Gün-U2


Güzel bir gün/ Gökyüzü  sanki aşağıya kayıyor, öyle hissediyorsun/ Güzel bir gün/ Geçip gitmesine izin verme/ Bu kenti seversin/ Hatta işler iyi gitmese bile/ Sen kentin her yerindesin/ Kent, senin her yerinde/ Gökyüzü  sanki aşağıya kayıyor, öyle hissediyorsun/ Güzel bir gün/ Geçip gitmesine izin verme 

10 sene kadar evvel Türkiye’nin çok yakınından geçmişlerdi, duyduklarımıza göre Türkiye’yi siyaseten pas geçiyorlardı her seferinde, çeşitli illerden Selanik’teki konser için turlar düzenlenmişti, fakat öğrenciydik, gidememiştik malum sebeplerden : )  

Elbet yolumuz karşılaşacaktı  be Bono, elbet The Edge’in beni alıp götüren gitar nağmelerini duyacaktım canlı, elbet Adam’in basını, Larry’nin davula vuruşlarını  görecektim, biliyordum… Hayat nihayet bizi kesiştirdi… Ne adamlarmış böyle de yarine kavuşmuş gibi yazıyorsun demeyin, gençlik döneminde 10 sene bazen günün 5 saatini U2 dinleyerek geçiren biri yazıyor bu satırları. Anlayınız dermanımı, şu anki huzurumu : )  
Çok sıcak bir Tampa gününde 70 bin kişi alkışlarla merhaba dedi U2’ya, en baba şarkılarını uzata uzata, gönlümüzün pasını sile sile söylediler. ‘Sunday bloody Sunday’ şarkısı İngiliz askerlerinin insan hakları için gösteri yapan İrlandalı 13’ü çocuk 27 kişiyi vurmasının hikayesidir, Bono boş durmadı her zamanki gibi, İran’daki gösterilerde hayatını kaybeden Nida için söyledi parçayı. Tüm Dünya’ya barış ve özgürlük diledi.

Konserdeki görsel  şovu satırlara sığdıramam, muhakkak izlemelisiniz (yazının sonunu muhakkak okuyun : ) ). Turun adı olan ‘360 derece’lik ekran müthiş bir görsellik katıyor konsere, 2 buçuk saatlik konserde sadece 5 dakika ara verildi, uzayla bağlantı yapıldı, nasıl demeyin, uluslararası uzay istasyonundan bir kozmonot bağlandı konsere canlı : ) Velhasıl, zıplayarak, sesimiz kısılana dek eşlik ettik bu hep genç kalan asi İrlandalı gruba…  Şimdi sadede gelelim, bu hafta sonu Pazarı Pazartesiye bağlayan gece saat 12:30’da konserini canlı olarak youtube sitesinden izleyebilirsiniz http://www.youtube.com//u2

İzleyemeyenler üzülmesin, kaçıranlarla gelecek sene Eylül ayında İstanbul’da buluşuruz :) 

Yazıyı Adanaspor’a bağlama adına, konser gününden beridir bizim için her gün  ‘Güzel Bir Gün’ oldu, ikide iki yaptık, bu Pazar maçımızın ardından yine güzel bir gün olacak diye içimizden geçiriyoruz, akşamda konserle çok daha güzel olmaz mı siz söyleyin : )

Gökmen Demirkaya

Yazar: Editor
2009-10-22 10:04:54

Haberdeki alıntı ardındaki anlam üzerine…

Bu haber B. A. Birinci Lig Sitesinden!

“Bank Asya 1.Lig'de son 4 maçında 12 puan toplayarak ikinci sıraya yerleşen Altay, pazar günü  oynanacak olan zorlu Adanaspor karşılaşmasını bekliyor. Kemal Kılıç'ın gelmesiyle galibiyet serisi yakalayan Adanaspor'a konuk olacak olan Altay, deplasman maçlarındaki başarılı performansıyla dikkat çekiyor.Bank Asya 1.Lig'de oynadığı  son 15 deplasman maçında da yenilgi yüzü görmeyen Altay, bu süre içinde 7 galibiyet ve 8 beraberlik elde etti.Bu dönemde Adana 5 Ocak Stadı'na da bir kez konuk olan siyah-beyazlılar, geçen sezonun 33.haftasında oynanan maçta Adanaspor ile 1–1 berabere kalmıştı.Altay'a deplasmanda son yenilgisini tattıran ekip ise Kasımpaşa oldu. Geçen sezonun 13.haftasında İstanbul'da oynanan karşılaşmada Kasımpaşa rakibini 2–0 mağlup etmişti. Altay son iki sezonda oynadığı 22 deplasman maçında ise sadece 2 karşılaşmadan mağlup ayrıldı. Altay'ı yenen diğer ekip ise tıpkı Kasımpaşa gibi şu anda Süper Lig'de mücadele eden Diyarbakırspor.Adanaspor - Altay karşılaşması pazar günü saat 13.30'da başlayacak.”

Yorum  da Bizden ! 

Haberi dikkatle okuduğunuzda bir ayrıntının dikkat çektiğini göreceksiniz. Altay son iki sezonda oynadığı deplasman maçlarında yalnızca iki kez yenilmiş! Peki Altay’ı yenen o iki takım dikkatinizi çekti mi: Biri Kasımpaşa; diğeri DiyarbakırPeki bu takımlar şimdi neredeler: SÜPER LİGDEYani süper ligin yolu Altay galibiyetinden geçmiş denilebilir mi? Bu rastlantıyı ciddiye alırsak evet…Öyleyse Pazar günü:Altay ile geçen seneden kalan hesabı sahada görmenin ötesinde, belki de SÜPER LİG YÜRÜYÜŞÜMÜZÜ  perçinlemek için mücadele edeceğiz…

Biz tribünde yerimizi alacağız…  Hep destek için. Adanaspor için…

Fatin Murat Seferbeyoğlu
Yazar: Editor
2009-10-17 12:43:10

Giriş

 

http://ul.gcg.me/files/2009-10/adanaspor_giresun.jpg

 

Yarın 14.00’da,

Giresun’da sahaya çıkar,

Uzatmalar hariç 90 dakika Adanasporluluğumuza yaraşır bir mücadele içinde olur,

Koşar, basar, yardımlaşır,

Savaşır…

 

Gelişme

Bir kere dış sahadayız,

Rakip, bu sezon ilk kez evinde oynuyor,

Bu durumun heyecanı, coşkusu ve baskısı üzerlerinde olacaktır,

Cıvıl cıvıl tribünler,

Mutlak 3 puan sloganları,

Onlar da bir çıkış arayışında,

Ve 11 kişiyle sahaya çıkacaklar,

Yenmek için onların da bir dolu sebebi vardır…

 

Sonuç

Maç kimle olursa olsun,

Yeryüzünün neresinde olursa olsun,

Kazanma şansımız hep yüksektir bize göre, değil mi?

 

Ama işte bu da ‘Yenemezsek ne olur ki canım!’ yazısı olsun…

Hiçbir netice Adanaspor'un önünde değildir... 

ve yeter ki şu sevdalı başımızda bir Adanaspor hep olsun…

Yazar: Editor
2009-10-11 17:37:28

Sıcak

http://ul.gcg.me/files/2009-10/uyuyan_melek_kaplanpenche_adanasporlu.jpg

(Uyuyan Melek, devre arasını dinlenerek geçirdi. Evet, bu minik taraftar belki uyudu fakat Adanaspor bu kez uyumadı: ))

Sıcaktı, çok sıcaktı. Bu fena sıcak sahayı da tribünü de etkiledi. Ağır tempoda geçti her şey bu yüzden.

Eldeki kadroyla devam etti doğal olarak Kemal Hoca. Fark Fevzi ile Rahman’ın yer değiştirmesiydi. Rahman da anlaşılan önceki maçtan dersini almıştı ki daha tedbirli oynadı.

Bir de ilk yarı biterken rakip hocanın 2 oyuncu değişikliğine Kemal Hoca'nın hemen cevap verip tedbirini alması önemli bir ayrıntıydı.                                                                                    

Bildiğimiz Adanaspor’du. Bu da olağandır. Biraz daha mücadele ve pas trafiği farkı vardı belki. Ama bu 3 puan ileriki haftalar için altın değerindeydi.

Kemal Hoca orta sahayı kalabalık tutmayı tercih etti. Tek hücumcu Emre ile mücadele ettik. Emre de ağırlığını en kritik noktalarda gösterdi ve önce penaltı yaptırdı sonra da Kbong’un pasıyla kaleciden sıyırdığı topu Samsun filelerine gönderdi. Bir de harika bir röveşatası vardı ki, “golden güzel oldu” desem yeridir.

Her iki takım da vasattı. Bu vasatlıkta kazanan taraf olmak pek hoş oldu. Samsun’un öyle anılacak bir pozisyonu da yoktu. İnsan düşünmeden edemiyor; Bolu’ya nasıl 3 attılar, bizden 2 yediler, son vuruşlar etkili olsaydı Kbong’la fark açılabilirdi de… O iki deplasmana yanmamak elde değil, bu kargaşada… Neyse, bu lig oldu bitti renkli seyrediyor, bu da maceraya güzellik katıyor.

Tribün doluluğu ve Turbeyler harikaydı. Kimse vazgeçmiyor işten anlaşıldığı üzere. Biz yekvücut olamaya devam edelim, işler nasıl olsa yoluna girecek, zamanla ve savaşla…

Vira…

Fotoğraflar (50 kare) foto yorumda.

Yazar: Editor
2009-10-07 09:05:36

Kemal Kılıç'ın Gelişinin Anlamı Üzerine

  • Kemal Kılıç sadece bir teknik direktör değişikliği olarak değil yeni ve güzel bir başlangıç olarak algılanmalıdır.
  • Herkes bu yeni ve umut dolu başlangıca göre şekillenmelidir.
  • Ve artık Kemal Kılıç'la her ay hoca değiştirme gülünçlüğünden kurtulmalıyız.
  • Uzun ve kalıcı işlere yönelmeliyiz.
  • Devre arasında futbolcu alınacaksa bizi başarıya taşıyacak uzun ve kalıcı bir stratejinin parçası olarak alınmalıdır.
  • Benim dileğim süper lige çıkıp orada uzun yıllar Kemal Hocayla devam etmektir.
  • Başarı birazda istikrardan geçiyor.
  • Yoksa saman alevi gibi yanıp sönüyoruz.

 _____________________

  • Yuvana hoş geldin hocam!
  • Sorumluluğun çok büyük.
  • Arkandayız!
  • Allah yardımcın olsun!

Nedim Soylu

Yazar: Editor
2009-10-05 17:43:21

*_______________________________________*

http://ul.gcg.me/files/2009-10/ah.png

*Şimdi destek zamanı

*Şimdi öfkeyi değil sevgiyi gösterme zamanı

*Şimdi tek vücut Adanasporluluk zamanı

 

*Bu hafta sonu oynanacak Samsun maçında 5 Ocak’ı bayraklarla donatma zamanı

*Biz maç saatine kadar, bayraklanma konusunda, üzerimize düşeni yapacağımızı taahhüt ediyoruz

*Vira Adanaspor, haydi Adanasporlu…

kaplanpenche

*________________________________________*

İnanın

Kötü bir pazardı, evet…  Bolu maçının ardından bu sonuç, ağır oldu, evet… Gelecek için umutlanmak istemiştik; ama olmadı, evet…  Orta sahası  olmayan bir takımız, evet… Bunlara ve daha fazlasına “evet”  derim; ama kör karanlığa gidiyoruz derseniz, turuncu sevdamın olanca direnciyle “HAYIR” derim…

Bundan önceki yazılarımda belirtmiştim… Yıkık bir binayı onarmak, yenisini  yapmaktan daha zordur, demiştim… Ekrem Al’ın kurduğu ve şampiyon adayı olarak gösterdiği takım Rize’de sendeledi, Kocaeli deplasmanında sarsıldı ve Bolu deplasmanında düştü… Bu noktada, yapılabileceklerin en iyisi yapıldı ve Ekrem Al ile yollar ayrıldı…

Bundan sonraki süreç, sıkıntılı olacak bu belli; ama biz buna hazır değil miydik zaten? Belki duygusal davranıp “hadi be çocuklar”  diyorduk içimizden; ama mantığımız Buca maçından ve önümüzdeki birkaç maçtan da iyi sonuçlar beklemiyordu…

Samsun maçında, stat dolmaz mı diyorlar, gülerim buna… Futbolculara küfür edecekler mi diyorlar, o küfredenlere bakın, ADANASPORLU değildir onlar…

Kim ne derse desin, bu takım hangi sonucu alırsa alsın, tribünde yerimizi alacağız, “iyi gün dostu olmadığımızı göstermek için”

Kim ne derse desin, bu takım hangi sonucu alırsa alsın, tribünde yerimizi alacağız, “zafere giden yolun gül bahçesi olmadığını bildiğimiz için”

Kim ne derse desin, bu takım hangi sonucu alırsa alsın, tribünde yerimizi alacağız, “birbirini yiyen değil; zor günlerde kenetlenen taraftar olduğumuz için”

Kim ne derse desin, bu takım hangi sonucu alırsa alsın, tribünde yerimizi alacağız, “düşmana inat, bir dakika fazla yaşamak için”

Fatin Murat Seferbeyoğlu
Yazar: Editor
2009-10-04 22:05:55

Kılıçları Gömmek

 

Gidişat iyi değil... Öylesine karambol bir pozisyondayız ki, kim vurduya gideceğiz sanki... Hatalar çok... Her geçen hafta da hatalar artıyor... Okların büyük bir
kısmı futbolcular üzerinde toplanırken, bir kısım oklar da Bayram Akgül
ve yönetime çevrilmiş durumda-ki en acısı da bu-.

Kaç kişi ciddi anlamda farkındadır bilmiyorum... Kendi ipimizi kestik ve dipsiz kuyuya doğru gidiyoruz...  İp kesildi, geri dönüş yok... Dip görünmüyor ve karanlık... Hızla
çakılıyoruz... Çare mi? Kafalar çok karışık... Camiayı krizden
çıkartacak tek bir lider var; Bayram Akgül... Ve hissediyorum ki, onun
kafası hepimizden karışık... Sağlıklı düşünülemediği gibi, akbabalar da hızla türüyor ve camiaya pire gibi yayılıyor... Aman dikkat! Doğru yönlenemiyoruz, gidişat inanılmaz kötü...

Kılıçları

gömmek zorundayız... Mecburuz buna... Gerçek anlamda seviyorsak bu
takımı, tapıyorsak bu renklere susma zorunluluğumuz var şu anda...

Camianın yarısı başkan, yarısı teknik direktör kıvamında... Olmayan yarısı da* camiayı iyice karıştırma telaşında...

Şimdi
gerçek anlamda kenetlenme zamanı... Henüz Bucaspor bozgununun üzerinden
sadece 3 saat geçmiş durumda... Forumlarda ve ajans sitelerinde ki
yorumlar feci... Gelecek hafta ki iç saha Samsunspor maçı için tribün
beklentisi "Bir kaç bin kişi anca olur" şeklinde...
Yanılıyorsunuz... Sadece takıma sövmek için geleceklerin sayısını
kestiremiyorum... Sadece camiayı iyice karıştırmak için tribünden
edilmedik laf bırakmayacaklar sürüsüne bereket!

Aman dikkat... En kritik an, bu an... Keşke ile başlayan cümleler kurmak zorunda kalmayalım...  Başkanından futbolcusuna, teknik heyetinden masörüne kadar sahiplenmek zorundayız... Biz
üzerimize düşenin fazlasını yapıp, bu camiayı temsil edenleri bağrımıza
basalım... 4 yıldır her krizden alnının akıyla çıkıp, bu yıl ki krizde
hatalar yapan Bayram Akgül'e destek olalım ve bu krizin liderini
belirleyelim; taraftar...   Şimdi destek zamanı Adanasporlu... Kuşan turuncunu ve kızgınlıkla değil umutla bekle Pazar günkü buluşmayı...

*Olmayan
yarısı derken, buradaki vurgu çok net. İçimize İrlandalı sokmayalım.
Kimsenin gazına gelmeyelim. Aman dikkat! (Biliyorum "aman dikkat"
sözcük çiftini çokça kullandım ama işler gerçekten fazlasıyla dikkatli
olmamızı gerektiren bir noktaya doğru gidiyor.)

Surçi lisan varsa affola...

Şenol Yıldızdoğan...

Yazar: Editor
2009-10-01 17:42:17

Yine Issızlığın Ortasında mı?

http://ul.gcg.me/files/2009-10/fevzi_kaplanpenche.jpg

Geçen sezon Ersan yuhalanmıştı daha ikinci maçta mı ne… Küfürsüz de olsa… O an, içimize batmıştı ve “ıssızlığın ortasında” diye yazmıştık… Gel zaman git zaman Ersan tribünün sevgilisi oldu ve 1. Lig’de altın kadroda yerini aldı.

 

Kupa akşamı devre arsında ısınan Fevzi bu kez küfre muhatap oldu. Yekten… Mevzu nedir? Evveliyatı nedir? Bunlar uzun hikâyeler, ama biz tribünü hep kan davasıyla mı götüreceğiz? Hiç mi barış olmayacak? Hatalar mı? Hata bize mahsustur haddizatında. Orhan Baba da demişti hatasız kul olmaz, diye… Hoş, bu örnek işin latifesi… Üstelik hata ve hatasızlık son derece göreceli bir kavramken ve hayat yanlış anlamalara veya anlayamamalara son derece müsaitken…

 

Neyse, biraz daha yazarsam işin felsefesine kaçacağım ve bu da canı sıkıcı bir şey olacak…

Ana fikir mi? El cevap… Şimdi hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var dayanışmaya… Adanasporluluğun her bir noktasında... Hadi, herkes gömsün artık şu kılıçları… Adanaspor için, bin bir emekle ulaşacağımız o şampiyonluk için… Küsmeden, sitem etmeden… Tepeden tırnağa dupduru olan bir Adanaspor aşkına…

 

Not: 3. sezonunda, Fevzi’ye dair izlenim şöyle: Savaşır, kanının son damlasına kadar savaşır ve en önemlisi haysiyetiyle savaşır, kaçak dövüşmeden, riyasız, işin hilesine kaçmadan…

Yazar: Editor
2009-09-29 20:56:56

Vira

http://ul.gcg.me/files/2009-09/adanaspor_dirili__i_kaplanpenche.jpg 

Yeni bir dönem, deyip sarılacağız lige. Liderin sadece 4 puan gerisindeyiz. Elbette aşağı tarafa bakmıyoruz. Yolumuz önümüzde…

Keşke işler rast gitseydi de biz burada yazdıklarımızdan dolayı mahcup olsaydık. Ama sonuçları belirleyen koşullardır, onların nedenleridir. Bu etkenleri değiştirmeden sonuçları da değiştirmek pek mümkün olmuyor.

İşi “idare ederek” götürmek bir yere kadar. Sağlam yol almaktı hayalimiz. Dilerim bundan sonra gerçekleşir bu beklenti.

Hayatımız boyunca Adanaspor’a inandık. İnanmaya devam ediyoruz. Herhangi bir sapma yok bunda…

Adanaspor’un ve Adanasporluluğun bu işi götürmeye yüreği yeter. Bundan sonra söz sırası futbolcularımızda…

http://ul.gcg.me/files/2009-09/7v.jpg

Hadi, vira…

Yazar: Editor
2009-09-27 22:22:40

Kanlı Pazar

Hafta sonuna girdiğimde içim buruktu, hastaydım ve Bolu'ya gidemeyeceğim için üzgündüm... Kendimi avutup pazar saat 16.00'yı bekledim, Serkan Şenyürek hiç olmadığı kadar heyecanlı ve hızlı anlatıyordu maçı, derken kartlar ve Bolu`nun golleri sıralandı. İçimdeki hayal kırıklığını tahmin edebilir misiniz, nasıl bir acıdır bu... İçim acırken kızgınlığım artıyor, Ekrem Al`a kızıyorum Onur Demirtaş`a kızıyorum Tolgahan`a ve ölesiye adam gibi oynamayan diğerlerine... Nasıl bir disiplin bu, nasıl bir ciddiyetsizlik... Hakemlerle iletişim kuramıyoruz itiraz ettikçe kartlar üzerimize yağmur gibi yağdı... Mbilla ve Kibong'un mücadelesi kadar hangisi çabaladı? Adamlar başka ülkeden geldiler, Adanaspor'umuza diğerlerinden daha çok sahip çıkıyorlar...

Sorun deneyimsizlik, inanç ve mücadeledeki eksikliğimiz... Bir şeye ne kadar inanırsak o kadar çok mücadele ederiz... Kocaeli deplasmanında  gençlerin mücadelesini hatırlayın... Biz sonuna dek mücadele etmeyi beceremiyoruz, Çaykur Rize biz attıkça bırakmadı mücadelesine devam etti ve galip geldi. Ya biz? Biz ne yaptık bu sezon? Sorularım çok ama maalesef yanıtları yok...

Takımdaki eksikliklerimizi, Ekrem Al şansla gidermeye çalışıyor  anladığım kadarıyla... Profesyonel bakış açısı göremiyorum eylemlerinde, bu soğukkanlılığın altında bir şeyler var... Adanaspor'umuzun arması için adı için ne kadar yüreğini koydu bu adam? Yeter artık Ekrem Al YETER!!! Adanaspor'umuzu hiç umursamıyorsun, senin iç hesapların bizlere mal oluyor! Ya kalır, taraftarı da dinleyerek adam gibi teknik adamlığını yaparsın ya da yolu biliyorsun...

10 saat gidiş 10 saat dönüş... Gidiş güzel de dönüşü nasıl olur Taraftarın? Sefayı çeken cefayı da çeker değil mi? De nereye kadar? Biz taraftarız, en ufak bir olayda her şey taraftara mal edilir, bu gelenek haline geldi neredeyse... Ya bu taraftarın bu cefayı çekmesi de bir ceza mıdır Sayın Başkanım? Bu mudur bize layığı? Ekrem Al`a karşı çıkıldı susturulduk, İlyas`a karşı çıkıldı, `bu adamlara güvenin` denilerek yine susturulduk... Ama artık bu taraftar susmaz Sayın Başkanım...

Böyle olmaz, bir an önce normale dönmemiz lazım, mevcut kadro gözden geçirilmeli, futbolcularımıza özgüven verilmeli ne gerekiyorsa sağlanmalı sayın Başkanım!!!

Zaman Başkaldırma Zamanıdır

http://ul.gcg.me/files/2009-09/SundayBloodySunday.jpg

Ve cümlelerimi yazımın başlığını aldığım U2 grubunun Sunday Bloody Sunday parçasından sözlerle bitiriyorum;

       ......

       ve muhabere henüz başladı,

       çok kayıp var ama bana kimin kazandığını söyle?

       siperler kalbimizle birlikte kazıldı

       desteğim geliyor

       desteğim duvara karşı geliyor

       pazar, kanlı pazar

       gözlerindeki kanları sil

       pazar kanlı pazar

       gerçek muhabere yeni başladı...

Nazlı Demirkaya

Yazar: Editor
2009-09-21 09:32:31
Şehrine Sahip Çık
 
Bu hafta sonu oynanan Hacettepe karşılaşmasını yaklaşık olarak 6–7 bin dolayında taraftarımız izledi. Kimimiz bayram öncesi olmasından ötürü ve ilave olarak da havanın yağmurlu olduğunu söyleyerek bu rakamın iyi  olduğunu söyleyebilir. Karşılaştırırsak süper ligde bu rakamları hayal bile edemeyen takımlar mevcut. Genel olarak süper lig takımları da seyirci konusunda bir problem yaşamaktadır, peki ülkemizde tribünlerden kaçışın sebebi nedir?

Türkiye genelinde konunun üzerine gitmeden Adana özelinde bu problemi inceleyecek olursak altyapı yetersizliğinden kaynaklanan bazı sorunların olduğunu söyleyebiliriz. 5 Ocak stadımız maalesef artık ömrünü tamamladı, yenisi yapılmayacaksa, çok iyi elden geçirilmeli, tribünler yıkılıp yeniden yapılmalı ve iyi bir atmosfer yaratmak ve çağımız modern teknolojisini Adana’mıza sunma adına tribünlerin üzeri kapatılmalı. Şu anki 5 Ocak stadımızda maalesef hiçbir konfor mevcut değil, yıllarca güneş altında, sıcakta, soğukta, yağmurda maçları takip eden kemik kitle stada aldırmıyor ama modern statların birçok kişiyi de stada çekeceğini belirtmek lazım. 

Öte yanda tribünlerde yaşanan bazı tartışmalar, kavgalar son bulmalı, ilave olarak polisin bazen gereksiz müdehalelerini de ekleyebiliriz bu duruma, tabi bu sebepler bir yere kadar. Yine de bu olaylara bir son vermek lazım. Ama sadece bu sebeplerden ötürü mü tribünlerimiz boş? Tabiî ki hayır, şehirde yaşayan Adana ahalisinin spora bakış açısına ve şehrini temsil eden takıma olan sorumsuzluğuna da değinerek konuyu irdelemek gerekiyor.

Adanalılar ne kadar sorumlu kendi şehirlerine karşı? Adanalılar neden spora ters bakıyor, statlara yanaşmıyor?

http://ul.gcg.me/files/2009-09/clip_image002.jpg

Resimde gördüğünüz stat ABD'de öğrenimimi devam ettirdiğim University of South Florida'nın (USF) Amerikan futbol maçlarını oynadığı stat, Raymond James Stadyumu. Kapasitesi 72 bin kişilik, çoğu yerleşim yerinden ulaşım araba ile en az yarım saat sürmekte. Üniversite futbol maçları için genelde en ucuz bilet 15–20 dolar. Maç için gittiğinizde otopark parası, yeme içme masraflarını da sayarsanız asgari 40–50 dolar harcamanız gerekli. Bu parayı adamlar verir, nasılsa zenginler demeyiniz, bu ülkede çok zor koşullar altında yaşayan çalışan insanlar da mevcut. Türkiye'de birçok şehirde görülen bitmemiş projeleri, hoyratça harcanılan paraları buralarda çoğu şehirde göremezsiniz. İşin ekonomik kısmına girmeden, bir üniversite futbol takımının maçlarına gelen seyirciye değineceğim.

Kendi stadında ortalama seyirci sayısı olarak 2007 yılında  53.160, 2008 yılında ise 49.690 seyirciye oynadığını biliyor musunuz? Kaldı ki tarihinde hiçbir başarı ya da ulusal çapta kupa yok. 18 sene önce liglere katıldığını da ekleyeyim. Yukarıda verdiğim 50 bin ortalama sayısı, geçmişi başarılı ve futbol konusunda ünlü diğer üniversiteler için 70–80 binleri buluyor. Farz edin ki Adana'da Çukurova üniversitesinin futbol takımı üniversiteler liginde 50 bin taraftar ortalaması ile oynuyor, hayal edebildiniz değil mi ne demek istediğimi? 2–3 milyonluk bir şehir olan Tampa'da  profesyonel liglerde futbolda (NFL) Buccaneers, buz  hokeyinde (NHL) Tampa Bay Lightning ve beyzbolda (MLB) Rays takımları mevcut  ve hepsinin maçlarına gelen seyirci sayısı  yukarıda verdiğim ortalamaların çok daha yukarısında.

Kısaca, şehir bünyesine sahip çıkıyor, sorumluluğunu alıyor. Almakta zorunda, çünkü burada takımlar bazen şehir ilgisiz kalınca başka şehirlere taşınabiliyor. Peki ya biz, 1954'te kurulan, tarihi 1930'lara dek giden Torosspor ve Akınspor'un mirasına sahip, şehrin sivil hareketiyle kurulan ve profesyonel liglerde şehrin adını başarıyla temsil eden takımımız Adanaspor'a ne kadar sahip çıkıyoruz? Turuncumuza, portakalımıza, beyazımıza, pamuğumuza ne derece sahip çıkıyoruz?

Oturduğumuz yerden kül bırakmayız biz toplum ve şehir olarak, Adana böyle güzel şöyle güzel, Adanalı böyle iyidir, böyle yiğittir.

Şehrin göbeğindeki statta maçlarını oynayan, şehrinin renklerini taşıyan takıma sahip çık Adanalı!!!

Hodri Meydan Adanalı!!! Şehrine eskiden olduğu gibi tekrar sahip çık!!! Adanaspor'a sahip çık!!! 

Gökmen Demirkaya

Yazar: Editor
2009-09-17 23:06:35

Bir Çocuk Saflığıyla Sevmek

http://ul.gcg.me/files/2009-09/adanaspor_a__k__.jpg

Sevgili Serkan Şenyürek’in spor01’deki yazısına da bir destek ve ortak olmak amacıyla kaplanpenche olarak takıma yönelik eleştirilerimizi sadece maç analizine indirgeyeceğiz. Ekrem Al Hocaya ve futbolculara yönelik hiçbir olumsuz değerlendirmede bulunmadan hareket edeceğiz.

  • Bunu tam bir Adanasporluluk duruşu için yapacağız.
  • Takımın maneviyatına çok az da olsa herhangi bir zarar vermemek için yapacağız.
  • Zor olabilecek günleri el birliğiyle aşmak için yapacağız.
  • Yokuş çıkışa omuz vermek, yokuş aşağı turuncu bir coşkuyla çoğalmak için yapacağız.

Son iki maçta ummadığımız şeyler oldu, “Görecek günler var daha!” diyerek her durumda, biricik Adanasporumuzun yanında şartsız şamatasız olacağız.

 

O zaman, VİRA Adanaspor… Cumartesi 20.3o’da 5 Ocak’ta…

Yazar: Editor
2009-09-15 22:04:15
not

Bilginize

Yazmak gibi olmuyor konuşmak, üstelik canlı ve ulusal bir yayında… Heyecan, konuşma akıcılığını aksatmadı dersem doğru olmaz. Bu manada sevgili Adanasporluların affına sığınıyorum: ))

Anlatacak o kadar çok şeyimiz vardı ki; hepimiz bildiği dalgalı, zengin, sevinçli ve kederli bir Adanaspor mazisine dair…

Ama işte sınırlı süre ve bu alandaki tecrübesizlik heyecanla birleşti, planını yaptığım bir söyleşi en azından benim açımdan istenen nitelikte gerçekleşmedi…

Bu durumu bilginize sunmam gerekiyor, deyip sözü bağlayayım.

Sevgiler…

 

 

Yazar: Editor
2009-09-09 21:38:59

Ekrem Hocanın son açıklamasını buraya aktarıyoruz. Haber, spor01’den.

Sayfamızda Ekrem Hocayı eleştirirken açıklamalarını da görmezden gelmek olmaz. Eleştiririz, ama bunu insanları kaybetmek için hele Adanasporumuza zarar vermek için asla yapmayız. Gerekirse kırık kolu yen içinde de bırakırız. Her şey Adanaspor için…

'Bu kadar eleştirirsek bu ligin sonunu getiremeyiz'

Rize karşısında 3–2 galipken karşılaşmayı 4–3 kaybeden Adanaspor'da Teknik Direktör Ekrem Al, oyuncularını eleştirmeyeceğini dile getirdi ve aksine futbolcularına sahip çıktı. Futbolcularına güvendiğini ve sezonu bu oyuncularla bitireceklerini anlatan Ekrem Al, eleştiri oklarının çevrildiği iki kaptanı İlyas ve Tolga'ya sahip çıkarak,

"Futbolcuları böyle eleştirirsek bu ligin sonunu getiremeyiz. Sezon başı insafsızlık olur. Tolga Mersin'de iyi oynadı, bu maçta kötü oynadı diye eleştiremeyiz. İlyas sahada olduğunda bir şeyler yapmak istiyor, çok iyi oynamamış olabilir ama sahada olması onun suçu değil, benim suçum. Türkiye ona güveniyor biz nasıl güvenmeyelim?" dedi...

Sezona başlarken her maçı 2 puan olarak hesapladıklarının altını çizen Ekrem Al, "Biz üç maçta altı puan aldık. Aslında puan hedefimizde sapma yok. Ancak Rize'yi yenseydik artı 3 puanımız hanemizde yazılı olacaktı." ifadelerini kullandı. Emrah’ın Kocaeli maçına yetişmeyeceğini, Emre'yi yetiştirmek için uğraş vereceklerini anlatan Ekrem Al, Emre'nin yetişmemesi halinde mevcut kadro ile en iyisini yapacaklarını kaydetti. Metin Tuğlu'yu oyuna sürmeyi planladıklarını ifade eden Ekrem Al, "Metin'den önce Onur'u oyuna aldık. İstediklerimizi de yaptı. Üçüncü oyuncu tercihinden önce art arda goller geldi." şeklinde görüş belirtti...

Kenan, Riberio ve Özgürcan üçlüsüne karşılık orta alanı dörtlü yaptıklarını ve İlyas'ı sol tarafa çektiklerini dile getiren Ekrem Al,

"İlyas'ı ben o bölgeye çektim ve ona göre oyun kurgusu yaptık. Dörtlü blok halinde oynadık. Aslında başarılı da olduk. Emre sakatlanınca Rahman'ı oyuna aldık. 3-2 iken yakaladığımız net pozisyonlar vardı atamadık. Sonra 2 defa geldiler ve iki pozisyon da gol oldu.. Oyunun genelinde iyiydik. Kişisel ve bölgesel hatalar yaptık. Önce beraberlik sonra şok gol takımı etkiledi. Bu yüzden oyuncularımı eleştirmem. Önümüze bakacağız, istenen neticeyi alamadık ama önemli olan bu işin sonunu getirmektir." diye konuştu...

Mbilla-Emre Aktaş ikilisinin rakipler için korkulu rüya olduğuna dikkat çeken Adanaspor Teknik Direktörü Ekrem Al konuşmasını şöyle tamamladı:

"Emre Aktaş sakatlanıp çıkınca rakip cesaretlendi ve savunması ön tarafa çıktı. Mbilla o bölgede yalnız kaldı. Buna rağmen pozisyona girdi kaçırdı ve sonra penaltı yaptırdı. Forvette çift oynadığımızda çok etkili oluyoruz. Emre'nin sakatlanması gücümüzü azalttı. Şimdi önümüzde Kocaelispor maçı var ve bu maçı telafi edeceğiz. Adanaspor ilk defa mağlup olmuyor ve olmayacak da. Önemli olan bu yengiliden ders çıkarmaktır." dedi...

Yazar: Editor
2009-09-08 10:24:48
Niçin Yenildik?

Bir başkadır Turuncu sevdası… Gördüğün her turuncuyu Adanaspor diye kucaklarsın… Gördüğün her turuncuda Adanaspor ararsın… İspanyol Liginde Valencia’yı, Ukrayna Liginde Shaktar’ı, milli takımlar içinde Hollanda’yı sevmemiz içimizdeki bu Turuncu aşkındandır…

 Bir başkadır Turuncu sevdası… Türkiye ligini ikinci bitiren ilk Anadolu takımı olmanın gururudur bu sevda… Kapanma aşamasına gelip küllerinden doğan bir takım olmanın haklı sevincidir bu sevda… Bir kentin içinde ötelenen, öteki sayılan bir takımın taraftarı olmanın bilinçli direnişidir bu sevda…

 Ekranın karşısında Adanaspor- Rizespor maçını izlerken bunları düşündüm… Gaziantep Kamil Ocak Stadı’nı 5 Ocak Stadı’na çevirmeye çalışan taraftar kitlesini görünce Adanasporlu olmanın ne demek olduğunu daha iyi anladım… Ligde ikide iki yapmış bir takım olarak çıktık Rize karşısına… Üçte üç yapacaktık ve tıpkı eski günlerde olduğu gibi “Titre 1. Lig Adanaspor geliyor!” diyecektik… Bizler buna inanmıştık… İnandığımız için Tur-beyler grubu Gaziantep Kamil Ocak Stadı’nda yerini almıştı… Futbolcular da inanmıştı. Ki daha üçüncü dakikada Emre Aktaş ile golü bulduk… Rize beraberliği yakaladı ama bir dakika sonra yanıt verdik İzzet’le…

Peki, ne oldu da yenildik… Bu kadar inançlı bir toplulukta aksayan dişli neredeydi? Yanıt çok açık aslında… Takımı yöneten-daha doğrusu yönetmesi gereken- kişi galibiyete inanmıyordu… Sistemi Emre ve Mbilla’ya atılan uzun toplarla kuran Ekrem AL, Emre’nin sakatlığını hesaplayamamıştı, yani Hoca’nın B planı yoktu… Emre çıkınca sistem kilitlendi… Aslında kilitlenen sistem değil Ekrem Al’ın ta kendisiydi… İkinci yarıya hızlı başlayan Rizespor’u durdurmaktan başka bir şey düşünmedi Ekrem AL… Oysa Adanaspor durdurmak için uğraşmamalı, bu Rizespor’un sorunu olmalıydı… 2–1’lik skorun üstüne yatmaya çalışan Hoca’ya Rize ilk uyarı atışını gönderdi ve beraberliği tekrar sağladı… Mbilla’nın olağanüstü çabası ile kazanılan penaltı atışı tekrar öne geçirdi bizi ama Ekrem Al’ı uyandırmaya yetmedi… Takım bocalıyor, futbolcular şaşırıyor, Hoca ise yalnızca izliyordu… İzlemeyen ise  Oktay Çevik ve Hasan vezir idi… Gerekli hamleleri yapıp maçı kazanmayı bildiler… Yetmiş beş dakika S.O.S veren bir takıma müdahale etmeyip oyuncu değişikliği hakkını doksan artı üçte kullanan bir teknik direktör için ne söyleyebiliriz ki…

Ekrem Al, futbolun aslında bir satranç oyunu olduğunu unutup bir tavlacı  gibi zarın iyi gelmesini beklemiştir. Ama düşeş atan Oktay Çevik  olunca mars olan Adanaspor olmuştur… Rakibi küçümsemek yanlıştır, doğru; ama kendini küçümsemek yanlışlıktan öte yüreksizliktir… Ekrem Al, bu gece Adanaspor’u küçümsemiş ve Rize’ye hiç de hakkı olmayan üç puanı armağan etmiştir…

Şimdi bazı kişilerin: “daha ilk yenilgi, normaldir, Adanaspor’a zarar vermeyelim, Başkan’ı küstürmeyelim” gibi beylik sözler ettiklerini duyar gibiyim… Bunu diyenler unutmamalıdır ki “Teknik Direktör” futbolcu için her şeydir… Bu nedenle kenarda Fatih Terim’i gören oyuncularımız beş dakikada Çekleri sahadan silmişlerdir… Emre çıkmış, sistem aksamış, futbolcu Hoca’ya bakıyor, ondan medet umuyor… Peki Hoca ne yapıyor? 75 dakika (zorunlu Emre değişikliği hariç) oyuncu değiştirmiyor… Metin kenarda otururken Özgürcan’ı marke etmesi için Onur Demirtaş’ı alıyor… Bunu Rize hocası anlıyor ve Özgürcan’ı kenara alıp Çağrı’yı oyuna sokuyor… Sonuç mu? Çağrı’nın çabası ve skor 3–4…

 Bir başkadır Turuncu Sevdası… Gündüz tekin Onay’ların, Dorde Miliç’lerin yönettiği bir takımın Hocası olmak ise bir başkadır demiyorum, çok zordur… Bunu taşımak ise tek cümle ile : “YÜREK İŞİDİR!”

 Bu maç şunu göstermiştir ki: Maç başladıktan sonra futbolcularımız sakatlanmasın diye dua edeceğimiz, rakip takım hocaları satranç bilmeyen kişiler olsun diye bekleyeceğimiz, şans faktörü hep yanımızda olsun diye tespih çekeceğimiz bir sezon bizi bekliyor… Niye mi? Çünkü gemi kaptansız gidiyor…

 F. Murat Seferbeyoğlu

Yazar: Editor
2009-08-30 16:36:17

Şeytanın bacağını kırdık

 Biz Mersin’i son iki maçta zaten yenmiştik ha diyeceksiniz ki neden böyle bir başlık attınız? Hemen açıklayalım:

Geçen sene koca bir sezon TV’de verilen deplasman maçlarının bir tanesinde bile galip gelememiştik işte bu yüzden şeytanın bacağını kırdık.

 

Maça gelecek olursak TV’den bizlere şunlar yansıdı:

 İlk yarıda sol taraftan çok fena ataklar yedik o bölgemiz resmen yolgeçen hanına dönmüştü ayrıca orta sahanın ortasında çok fazla açıklar verdik. Bazı pozisyonlarda Mersin forvetleri kaleci ile burun buruna gelip beceriksizce golleri harcadılar. Tolgan bir yüzde yüzlük bir topu çıkarttı bir de Mersin’in topu direk döndü ki yüreklerimizin ağzımıza geldiği dakikalardı. Biz ise daha çok karşı tarafı önce durdurmaya daha sonra atak yapmaya çalıştık çok nadir etkili ataklarımız oldu.

İkinci yarıya da Mersin etkili başladı ilk 15 dakika bizi iyice bunalttılar. Tam bu dakikalarda bir gol kaçırdı ki Mersin hem bizim defans evlere şenlikti hem de Mersin’in forveti o anda. O gol nasıl kaçtı gerçekten inanılmazdı. Bu atakta beraber maç izlediğimiz abim bana aynen şunu söyledi bu bir ışık olsun aklımızı başımıza getirsin golleri biz atalım dedi.

Maçın kader anı Mbillanın 50 metre top sürüp 5 kişiyi geçip o bize ters gelen öne geçtiklerinde maçı yavaşlatan Kerem efendinin üstünde topu filelerle buluşturmasıydı.Bu dakikadan sonra sahada maçın hâkimi biz olduk oyunu istediğimiz gibi yönlendiriyorduk. Doğru oyuncu değişiklikleriyle ikinci golü bulmamızda gecikmedi. Hakem ısrarla Mersin’e golü attırmak istedi ve emeline 90+5 ‘de ulaştı.

Maçtaki bana göre önemli nüanslar şunlardı:

 

Mersin çok güzel takım kurmuş ama forvet yönünden çok fakirler

Biz daha iyi olacağız ancak biraz daha zamana ihtiyacımız var

Turbeyler takımlarını yine yalnız bırakmadılar deplasman seyircisi değil de ev sahibi takım taraftarı gibiydi.

Sol defansa dikkat çekirge bir sıçrar iki sıçrar üçüncüde yakalanırmış, Rize bizi yakalamadan önlem almak şart. 

*Son olarak sanırım tarafsız sahadaki maçımız Gaziantep’teymiş desenize haftaya Gaziantep’e akıyoruz.

 

Murat Akıllı
Yazar: Editor
2009-08-28 11:20:36

Adana Futbolu

 

Ankara Tayfası’ndan Sayın Mustafa Uçar ile Yavuz Yıldırım’ın hazırladığı Adana Futbolu adlı kitap İletişim Yayınlarından basıldı ve kitapçı raflarında yerini aldı.

Her kitap büyük bir emek sonucu ortaya çıkıyor (bir şey biliyorum da söylüyorum: )). Dolayısıyla sırf bu emek övgüye değerdir.

Ellerine sağlık, yürekten kutluyorum. 

Şimdilik ön bir incelemeyle yüzeysel bir fikir edinebildim kitaba dair. İzlenimin bu kadarıyla bir şeyler yazmak ayıp olur.

Ayrıntıları kitabı okuyunca paylaşırız.

Tekrar tebrikler…

Yazar: Editor
2009-08-26 23:53:03
http://thumbs.dreamstime.com/thumb_277/1212670301cdOrTX.jpg

Salı akşamı stv'de bir 1.lig programı vardı. Üç de konuk: Uğur Tütüneker, Tunç Kayacı ve Altan Tanrıkulu.

Uzatmayım. Aslında severek izlediğim biri spor yazarıydı Altan Tanrıkulu. Lakin o program itibariyle sanki bir rüzgar esti ve alıp götürdü o sempatiyi. Mevzu şu: Program sunucu Adanaspor'u soruyor, hazret de bilmediğim bir takım diyor. 

Bre adam o zaman sana orada ne işin var demezler mi? Oraya vazo diye mi geldin, süs bitkisi misin? İnsan utanma belası bir araştırma yapar 1.lig takımları için yüzeysel de olsa. Üstelik bahis konusu takım Adanaspor, Çatladıkapıspor değil. 

Şu Bizansın o kadar kapıkulu olmuşsunuz ki, hakikatte de size o soyad daha çok yakışır, alayınıza.

İşini layıkıyla yapın, ekmek paranızdır. Veya çıkıp o programlarda boy göstermeyin dekor niyetine, yaptığınız işe biraz saygınız olsun...

Yazar: Editor
2009-08-17 21:11:25

[Bu yazı ilk, 27 Nisan 2007 tarihinde adanaspor.org’da yayımlanmıştır. Küçük değişikliklerle tekrar yayımlıyoruz.]

Bu yazıda Adanaspor’dan bahsederken amaç övünmek veya yerinmek değildir; amaç konumumuzu biraz daha belirginleştirmek, hikâyemizi güzelleştirmek, neşelenmek, Adanaspor’umuzun her haliyle mutlu olmaktır; adıyla bile sevinebilmektir: ))