2010-02-08 08:23:13

İki Köy Takımının Maçını Şehirli Bir Çocuk Renklendirdi

 

http://ul.gcg.me/files/2010-02/adanaspor_kocaelispo.jpg

[Adana Kocaeli maçından 68 fotoğraf için tıklayınız]

  • Bir tarafta sanayisi güçlü bir şehir ama takımına gereken değeri vermeyen köy takımı kadrosuna sahip Kocaelispor, diğer tarafta sanayisi bitirilmiş tarımı felç edilmiş bir şehrin hem belediye başkanının hem de mülki amirlerinin üvey evlat muamelesi yaptığı takımı A d a n a s p o r.
  • Aslında bu şehre köy diyerek köye ayıp etmiş oluyoruz. Trafiği de şehir planı da stadı da bir şeye benzemeyen ilginç bir şehir....
  • Takım aşkı yüzünde takımına sırf destek olsun diye kombine bilet almak ve 1 saat sıra bekleyip maça 15 dakika geç girmek ülkenin hiç bir yerinde olacak bir olay değil diye düşünüyorum. Skorboard'u çalışmaz anons yapan adam desen Çin işkencesi, yağmur yağmasın diye dua etmek vallahi olacak şeyler değil.
  • Tüm bu saydığımız durumları bize layık görenlerin sanırım kulakları 6 saat uyku uyuduklarını varsayarsak 18 saat çınlıyordur. Çınlamayacak gibi değil ki kardeşim ...
  • Neyse deyip Allah'a havale ediyoruz.
  • Maça gelecek olursak 30 dakika dayandı İlyas'a hoca.
  • Zaten ne olduysa İlyas'ın sahadan çıkıp yerine Metin Tuğlu'nun girmesiyle oldu.
  • Bu saatten sonra (tabi tabela olmadığında 30. dakika diye tahmin ediyoruz) takım kendine gelmeye başladı. Köy takımı havasından yavaş yavaş kurtulmaya başladı.
  • İlk yarı sona ermeden sanırım tek etkili atağımızı Rahman ile yaptık (ilk 15 dakikada çok etkili atağımız yoksa eğer). Koca 45 dakikada tek etkili atağımızın olma sebebini de Emre Aktaş olmayışı Mbilla'nın yalnız kalmasına bağlıyorum.
  • İkinci yarıda iyiden iyiye hâkimiyeti ele geçirmeye başladık.
  • Oyuncu değişikleri de hocamıza olan saygımızı daha da arttırdı.
  • Mbilla'nın yalnız kaldığını gördü hocamız önce ve daha sonra hayati değişikliği gerçekleştirdi. Şehirli çocuk sahadaydı nihayet.
  • Okan kıvrak ve akıllı oyununu sahaya yansıtmaya başladığı andan itibaren takımını Şehir takımı havasına soktu.
  • Mbilla gol kaçırmaya devam ederken binlerce kişinin beklediği bitirici vuruş yine şehirli çocuktan gelmişti. Sanırım hiç bir Adanaspor taraftarı ne zamandır bir gol için bu kadar sevinmemişti.
  • İlerleyen dakikalarda defansımız falso vermeyince hayati önem taşıyan 3 puanı hanemize yazdırırken Kocaelispor'u daha da ateş atmış oluyorduk.
  • Bu maçta bize 3 puanı armağan eden ve emekleri geçen herkese koca bir teşekkür ederken, binlerce kişiyi saatlerce sıra bekleten zihniyetlere de koca bir YUH çekiyorum.
  • Bize bu stadı layık gören ve maddi açıdan destek olmayan herkes için son sözümüz:

ALMAYIN MAZLUMUN AHINI ÇIKAR AHESTE AHESTE.
Saygılarımla.

Murat Akıllı
Yazar: Editor
2010-02-04 17:07:46

Çatalan’dan

 

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ant___tln_5.jpg

Çift kale için Çatalan tesislerinin yolunu tuttum. Yol boyunca manzara harikaydı. Göl değil adeta bir iç deniz oluşmuş oralarda. Yaklaşık 40 dakikalık bir yolculuktan sonra oradaydım. Rüzgâr ve soğuk Adana dışında bir atmosfer yaratıyordu sanki. Tamam, şehir de soğuk ama orası bir başka soğuk. Titretti: ))

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ant___tln_3.jpg

Amaç hem takımı A2 ile yapılan çift kalede izlemek hem de hem de Fevzi ile küçük bir söyleşi yapmaktı.

Eyüp Hocanın takımı taş gibiydi, Emrah Bedir’in kaptanlığında A takıma adeta kök söktürdüler ve o maç da 1-1 bitti.

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ant___tln_1.jpg

Bu arada Adanaspor minik takımından yıllar öncesinden bir arkadaş, İbrahim Demirtaş da oradaydı. Meğer oğlu A2’de oynuyormuş, Burak. Adanasporluluk futbolculukta da babadan oğla devrediliyordu. Bir de kaleci var, dedi İbrahim. O da Adanaspor alt yapısında, Engin.

 

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ant___tln_2.jpg
O birkaç saatte birkaç yazılık konu toparlandı. Ayaküstü Recep’le de konuştuk. Birkaç saat içinde o konuşmayı da paylaşırız burada. Sonra dönüşte takımın masörü, doktoru, şifacısı, adeta her şeyi olan Mehmet Turan (depar adam: )) ile de bir sohbet oldu. O sohbeti de ileriki günlerde paylaşırız.
Ve güzel ve doğal bir Fevzi röportajıyla günü tamamladık. Bunu da Kocaeli galibiyetinden sonra yayımlarız.

Şöyle bir izlenim pekişti: Takımın her birimi bu mücadeleye inanmıştır. Hedefe odaklanılmıştır!

O zaman Vira, dedim içimden.

 

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ant___tln_4.jpg
 
Yeni Transfer Talha...

 

Yazar: Editor
2010-01-28 11:37:11

Akp, Elini Ekmeğimizden Çek

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/tekel1.jpg

Tayyip Bey radyoda emekli zamlarını açıklıyordu: Bağ-Kur tarım emeklisiniiiiiiin 306 lira olan aylığı, 380 lirayaaaaaaa... Vay! Hesaplayalım: Son cigara zammından sonra, tarım emeklisine günde yedi cigara beleş. Peki başbakanın maaşı kaç lira? Diyeceksiniz ki o başbakan! Yani? Bizden üstün değil mi? En az onun kadar harika olan bir de Ahmet Altan var ha! Bakın hazret 2 Ocak’ta neler yazmış.

  • İşçilerin durumunu tartışmışlar gazetede. Servis şefleri ve editörler ikiye ayrılmış. Globalleşen dünyada, devletlerin tekeller kurması ekonomi mantığına tümden aykırıymış. Ülkemizde devlet işletmeleri yıllarca iktidarın arpalığı olarak kullanılmış, ekonomi kurallarına aykırı biçimde yönetilmiş ve devlet zarar etmiş. Fakat devletin zarar ettiği kurumlar nasıl kurumlar ki bir dolu başka devlet atlıyor üstlerine de hemen hepsi satılıyor; kâr etmediği için satılıyor demek...
  • Devletimiz de diğer devletler gibi ekonomiden çekiliyor ve kendine ait kurumları özel sektöre devrediyormuş. Sanırsınız ki tüm dünya devletleri her şeyini satıyor! Bu özelleştirme döneminde de birçok işçi işsiz kalıyor ve para istiyormuş. Fakat devletin kendine ait parası olmazmış. Devlet, parayı ‘çalışanların’ vergilerinden toplarmış; işsiz kalan işçilere para verilecekse, o para çalışanların parası olurmuş. Yani özelleştirmeyi meşru kılmak için devlet, çalışanın parasını alıp ‘çalışmayana’ mı versinmiş demeye getiriyor!
  • Canım Altan ya, bir tanesin sen! Çalışmayan da demiyor aslan! Duygulu ya, kendince bir ad buluyor duruma, ‘emeklerine artık ihtiyaç duyulmayanlar’ diyor. Sanki istihdam, devletin sorumluluğunda değil!
  • Ve kusuyor: “Özel sektörde çalışanlar rekabetin kızgın olduğu bir alanda ve her türlü riski göze alarak çalışırken, ‘devlet çalışanlarının’ rekabetten ve riskten uzak bir çalışma hayatı sürdürmeleri eşitliğe ne kadar uygun?”
  • Diyor ki yani; o, parklarda eylem yapan işçiler manda gibi yatıyor ama bakın özel sektörde insanlar kızgın rekabet altında çalışıyor falan... İşte her gün ona buna faşist diyenler, konu emekçilerse; emekçinin hakkı, özgürlüğü, yokluk, açlık, işsizlikse konu, kıvırıyor hemen.

Bakalım Altan’ın dediği gibi mi olmuş bu iş: TEKEL, aldığı tütünleri, Türkiye’nin yaygın 56 işletmesinde 12 bin kamu işçisi çalıştırarak işlemektedir. Son büyük tütün işletmesi de 2008’de British American Tobacco’ya (BAT) satılır ve TEKEL, TTA olur. TTA bir süre daha işlemek üzere tütün alır, sonra alım durur. Neden durduğu meçhul (!) Hal böyle olunca işçiler işsizleşir; AKP de bunların işi yok, yatıyorlar diyerek işten atmalara başlar. Fakat işçiler kıdemlidir, ücretleri de ona göre... Altan’ın övdüğü özelleştirme yasasının 4C maddesine göre bu kişiler, yeni kuruma girmek isterse ‘geçici personel’ olacaktır. Adı üzerinde geçici. Yani yıllık sözleşmeyle ayda 500 TL civarı para alırlar, sosyal güvenlik hakları devam eder ama çalışma güvenlikleri yoktur. Ayrıca sözleşme bitince kapı dışarı! Sonra, Necati Doğru yazdı Vatan’da, TEKEL’in başdenetçisi Şenol Sarrafi uzaklaştırılır kurumdan. Sarrafi, TEKEL’in, BAT’a nasıl peşkeş çekildiğini ispatlayan onurlu adamdır...
AKP demek lazım değil mi? Ne yapıyorsun AKP? Bunca onursuzlaşıp, insanları işlerinden ediyorsun... İki kuruşluk çarklarına çomak sokuyorsun insanların, sonra da yan gelip yatıyorlar diye çamur atıyorsun. Haklı kim; neyi, kime satıyorsun AKP demek lazım? Kimi, nereden kovuyorsun! Kirli ellerin, üreten ellerden daha mı büyük AKP? Hırsızlığa izin veriyorsun, kirli para yığınlarının altında kalıyor işçiler; kadınlar, çocuklar vuruluyor, aç kalıyor, atölyeler yanıyor, üç kuruş için insanların üzerine göçüyor madenler, kot pantolonlar taşlanıyor... Sağlığı, eğitimi paraya bağlıyorsun AKP, partileri kapatıyorsun; komutanın, bakanın, gazeten, televizyonun hep yalan söylüyor demek lazım.
AKP, elini ekmeğimizden çekmen lazım...

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2010-01-25 12:43:04

“ U Ğ U R ” L A R A    K A R D A Ş 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/_dolma_kalem.jpg

Bir kar yağar Ankara’ya// İnceden, sinsi sinsi// Bir “Uğur” kaldırır yerden// Kan tutar yürekleri// Dalından koparılmış değil// Kokusu çalınmış güller çıkar karşına// Dilinin tüm sözcükleri// Kıt gelir// Bir susar// Bin yanarsın//

Elinin ermediği yerde// Gücün yetmez olur// Gayrı susmak// Yanmalara haldaştır// Sustuğun yerde// Uzar kirli sakallar// Çember olur// Boğar dört bir yanını// Bir kar yağar Ankara’ya// Beyazı hayındır// Beyazı kana bulanmış// Bir “Uğur” kaldırır yerden// Bir susar// Bin yanarsın// Sonra atarsın// Ölü toprağını üzerinden// Silkinir// Kalkarsın ayağa//

Bir “Uğur” yağar Ankara’ya// Gündönümüne vurur// Ülkemin toprağı// Bir ağlar// Bin haykırırsın// Gayrı direnmek// “Uğur”lara kardaştır.

                                                Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Yazar: Editor
2010-01-19 18:56:33
Spiker : ))

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/drunk7.gif

Ben de değineceğim Karşıyaka maçının spikerine. Müthişti. Fatin Murat yazmıştı Murat Ünlü diye. Eskiden de bildiğimiz bir sestir. İzmir’e yapışmıştır adeta, oradan yapılan maç yayınları hala ondan soruluyor demek ki.

Maç için Sular’da Ergün abinin oradaydık. Elbette ufaktan başlamıştık bira-sigara keyfine. Ama anlaşılan maçın spikeri bizden epeyce önce başlamıştı. Fatin’in vurguladığı taraflılığı bir yana maça hâkimiyeti hakemden beterdi: )) Maç bir ara Karşıyaka-Altay arasındaydı, sonra Adanaspor-Altay maçı oldu. Kim hangi takımın oyuncusu bir ara ben de karıştırdım. Israrla Emre’yi 8 golde gösterdi, içine doğmuş anlaşılan, öyle de oldu. Hele kartlar sırasında hakem dağıtır, Karşıyaka dağılırken bizimki adeta 5. dubleyi fon-diplemişti. Kim ne gördü, kaç kart oldu meçhuldü…

Ve ikinci yarı Metin Tuğlu oyuna girdiğinde tam gitti üstat. Hani biraz dalgın bir taraftarımız veya maçı sonradan izleyen biri pek sevinirdi, Mutlu diye bir topçu aldık, adam da iyi çıktı, fakat Metine benziyor biraz, diye düşünürdü. Sonra bir ara Habip Tok’u gördük yedekler yazılır, sayılırken. Habip gerçekten affedildi de takıma mı döndü hiç anlayamadık.

Kafalar hem Murat Ünlü’de hem de bizde dumanlıyken, maçın sonunda artık Okan da o net golü kaçırmışken, alayımızda kafa ambale olmuşken… Maç bitti. Hazır uçurmuş ya bizi spiker; Ali abi, o pozisyon Ali Beykoz’a gelseydi keşke, kaçırmazdı dedi. Doğru filan diyenler oldu. Hayır, dedim, Miliç oyundan çıkmamış olsaydı, sol ayakla onu yan fileye takardı diye tamamladım. Benim fikrim kabul gördü. Bir maç da şenlik şamata böylece bitti. Birkaçımız hala kendine gelebilmiş değil. Duyduğuma göre Kumcu Yusuf hala devam ediyormuş demlenmeye; Miliç Feyzullah’a verseydi keşke o pası, adam bomboştu, haybeye gitti 2 puan diyormuş.

Neyse, biz Murat Ünlü’yü onca yıllık maziye istinaden olsa da seviyoruz ve bu yazıyı ona ithaf ediyoruz: ))

Sevgilerle…

Yazar: Editor
2010-01-07 08:27:06

Filmler Üzerine

http://ul.gcg.me/files/2010-01/GIZLI_YUZ.jpg

(Issız Adam yazısının devamıdır)

Tabi, Demirkubuz’un Masumiyet ve Kader’i gibi sert bir aşkı anlatmıyor Issız Adam, daha yumuşak seyrediyor. Daha bir kentli Issız Adam, Masumiyet ve Kader gibi kenar mahalle keskinliğinde değil. Demirkubuz, haysiyetini ayaklar altına alan bir karakterle uğraşırken Çağan Irmak adamını kentin kaypaklığında, züppeliğinde, tuzu kuruluğunda bina etmiştir. Masumiyet ve Kader karmaşık ruh hallerini ve ilişkileri içerirken Issız Adam olay örgüsünü daha düz bir zemine yerleştirmiştir.

Sinemanın kendisi masalsıdır, kurmacaların en renklisidir, hareket alanı en geniş olanıdır. Buna göre elbette her üç eser her ne kadar gerçeklikten nasibini yeterince almışsa da Issız Adam o gerçekliğini romantizm sosuna fazlaca bandırmıştır, diğer ikisi ise kör bir bıçağın keserken daha çok ıstırap veren, acıyı işkenceye dönüştüren atmosferinde kurmuştur olay örgüsünü. Yani masalın biri bizi biraz daha kederli şarkılar dinlemeye sevk ederken, diğerleri dehşet veren bir sessizlikte bırakıvermiştir, sevgili Gencer’in deyişiyle özellikle Kader’de  aşktan ziyade bir insana iman etme hali vardır, bir manada “iman destanıdır”, insana ama...

Ama neticede aşk aşktır. Acısı da son derece “özel”dir. Kimseye “Sen neden bu yoğunlukta yaşamadın, ne diye öteki kadar perişan olmadın veya sen niye böylesin?” diyemem ki. Koşullar farklıyken nedenler de farklı sonuçları getirecektir. Doğal olarak…

Farklı lezzetlerde filmler…

Ama bana sorarsanız Ömer Kavur’un “Gizli Yüz”ü (senaryo Orhan Pamuk) bu manada bir başyapıttır. Aşk halinin en güzel anlatıldığı, sinema dilinin icap eden incelikleriyle kullanıldığı dilemmalı ama enfes bir kederin dile geldiği yine enfes bir film… Fakat bunu ben söylüyorum, yine tüm öznelliğimle. Gizli Yüz’deki hikâye bir başkasına aynı şeyleri fısıldamayacaktır.

Hele Kadın’ın (Zuhal Olcay) saat kulesinde Fotoğrafçıyla (Fikret Kuşkan) yaptığı o konuşma bir başına bir sanat eseridir. Fikrimce, bir gizli aşk hiç bu kadar güzel ifade edilmemiştir.

Yazar: Editor
2010-01-04 17:32:50

Birçok Duygu Bir Film

http://ul.gcg.me/files/2010-01/ISSIZADAMFILMIFRAGMANIb.jpg

Geç de olsa “Issız Adam”ı izledim. Üzerinde fırtınalar kopmuş bir film gösterime girdiği zamanlarda. Beğenenler, beğenmeyenler yeni bir sağ-sol çatışmasına sebebiyet verecek kesinlikteydi.

Müziğine hasta olanlar, iğrençti diyenler, filmi defalarca izleyenler, filmle dalga bile geçenler, eh diyenler hap ayrı saflardaydı doğal olarak. Neyse, film gündemden düştü ve ortalık duruldu. Ben de tam bu sırada “Issız Adam”ı izleme fırsatı buldum.

Yazan yöneten aynı isim olunca (Çağan Irmak) tam bir “keyfe göre film” ortaya çıkmış. Aslında en sevdiğim tarz. Yazan ve yönetenin olası çatışmasına mahal bırakmayan, ben öyle istedim ve yapıyorum, diyen bir yöntem… Elbette sinemanın temel öğeleri yok sayılamaz böyle yapımlarda da. Ama bir özgürlük de söz konusudur. Belki gerekirse doğaçlama müdahaleler… Bilmiyorum, “muhtemelen” konuşuyorum.

Hikâye herkesin ezberinde olasılıkla... Klasik bir aşk çıkmazı… Keyfi de kederi de belirleyenler tercihlerimizdir veya günahlarımızın bedelini kendimiz öderiz, ya da bu bedeli aslında başkasına ödetiriz. Yaşanmışlık oranı çok yüksek bir durum… Filmi cazip kılan galiba bu gönüldeşlik... Herkesin o hikâyeden kendince bir şeyler bulması…

Sonuç;

Filmde diyalog sorunu vardı kanımca, doğallığa nüfuz etmemiş konuşmalar, yer yer senaristin fikirleriyle konuşan kahramanlar; ama böyle olunca bir karakter yaratmak meselesi çıkıyor ortaya, yani yarattığımız roman veya film karakteri ne kadar biziz, onlara ne kadar müdahale edeceğiz? Bunun yanıtı önemlidir, sanatı hevesten bu ayırır.

Şimdi oturup izlediğinde olasılıkla yönetmenin de içine sinmeyen bazı jestler, sözler, sahneler…

Hayır, filmi yerden yere vurmuyorum. Bunlar özellikle bizim sinemamızın temel sorunu. Hatta filmi beğendim diyorum, yukarıda eleştirdiğim noktalara rağmen. Ve hatta ikinci kez, hiçbir eleştirel duyguya kapılmadan daha bir rahat ve zevkle izledim, yine beğendim. Örneğin erkek karakterin “alçak” olması filan beni ilgilendirmez, öyle insan hiç mi yok, ben hikâyeye bakarım, bunun nasıl anlatıldığına… Neyse, beğendim sonuçta… Belki yukarıda bahsettiğim o “duygu ortaklığıdır” bunun sebebi, kim bilir?

İzlemeyenler varsa öneririm…

Yazar: Editor
2009-12-28 18:41:21

Bir Kenti Özlemek

Ne zaman yangın yerine dönse yüreğim

     Karacadağ’dan esiyor derim rüzgâr

Ne zaman özlem özlem kurusa dudaklarım

     Dicle’nin suyudur derdime derman derim

Ne zaman anılar gelip dayansa gözlerimin önüne

     Anamın kokusudur Seyrantepe’den ılgıt ılgıt esen derim

Bir kenti özlemek

   Yaşananlardan arta kalanları anımsamaktır aslında

Bir kenti düşlemek

     Anıların  izini sürmektir aslında

Fatin Murat

Yazar: Editor
2009-12-26 18:19:43

Ölüyorum Gitmeye

Çürüdü tuzumuz
ve Battık gırtlağımıza kadar pisliğe
Ufkunda silinirken umut,
Yere düştü tavana çaktığımız gözlerimiz

Yine...
Tekrar...
Ne üç, ne beş,
Hep dört duvar oda,
Loş,
Kahretsin hâlâ bomboş...

Süzerek verdi acıyı kahraman
ve Kadehini çaresizliğimizin şerefine kaldırdı
Söz verdi Abidin "Bittiğimizin Resmidir"’i çizmeye
Para sayamadan öldü Affan Dede
Kirlendik biz ve büyüdü dünya
Dibini gördük bu şişenin de
Cızırdayarak sustu gramofon
Parkamı ver askıdan
Kapa gözlerini

Ölüyorum gitmeye...

Hakan Tanak

Yazar: Editor
2009-12-22 14:25:57

 Hak Edilmiş Bir Mağlubiyet

İddialıydık hepimiz, cemili cümlemiz, en çok da ben... 30 puan garanti diyordum, 32 kuvvetle muhtemel.

Elektrik kesintileri maç seyrimizi bozdu. Toplam yarım saat izleyebilmişimdir. Bir yağmurla nasıl da darmadağın oldu memleket. Nasıl bir haldir bu? Takımın bir kırmızıyla dağılması gibi... İlk yarı iyi gibiydik, goller de kaçırdık. Ah, vah...

Ama ikinci yarıda bir baskı... Neyse ki o arada elektrik gitti de o eziyete tanık olmadım. Görenler anlatıyor, fena bastırmışlar. Sonra Onur'un çift sarıdan kırmızısı ve gol...

Son 15 dakikayı izledim. İzlemez olaydım. Baktım, 2 dakika top göstermediler bize bir ara. Haftalardır zevkle izlediğimiz Adanaspor yoktu, buharlaşıp gitmişti adeta. Ama Karabük'ün hakkını vermemek de ayıp olur. Bizden iki gömlek üstün bir takım...

Tanıklar "o kırmızı olmasaydı da golü yerdik" diyor. Kim bilir... Bitti gitti. Bu maç bir gerçeği en yalın haliyle orta çıkardı tekrar: Transfer, ille de transfer. Umudumuz olası transferlerde... 

Geçen hafta Onur Demirtaş'ı kahraman ilan etmiştim. Bu hafta hain ilan etmeyeceğim. Kimse takımını bile isteye yalnız bırakmaz. Yorgunluk, rakibin baskısı o hataları üst üste yaptırdı, diyorum ve ben de şöyle bağlıyorum: 29 puan iyi puan. Rakiplerin 8 puan önde olması hiç mi hiç mesele değil...

Neydi, biz zoru severiz.

Şimdi transfer dönemine vira...

Yazar: Editor
2009-12-19 17:56:27

Vicdan Meselesi

http://ul.gcg.me/files/2009-12/adalet.jpg
 
  • Aşağıda bir yerlerde değinmiştik, yazılar duruyor.
  • Eczacıya sözleşme feshi;
  • tekelciye, su, dayak, küfür, hakaret, gaz;
  • demiryolcuya işten çıkarma.
  • Zaten arada işçisi, öğrencisi gider.
  • Sebep, hak arayışı…
  • Eylem...
  • Ortada cinayet filan yok yani;
  • yürüyüş, gösteri… 

 _______________________

  • Ama öte tarafta göçük altında kalan işçiler,
  • grizu patlamasıyla ölen 19 insan,
  • 19 işçi,
  • 19 aile,
  • 19 sönen ocak…
  • Ve “ölüm ocağının sahibi serbest”…
  • Nasıl bir vicdan ama…
  • Nasıl bir adalet...
Yazar: Editor
2009-12-15 11:16:45

Sezar’ın Hakkı Sezar’a / Onur Demirtaş

http://ul.gcg.me/files/2009-12/onur_demirta__.jpg

  • Adanaspor evinde rakibinin dirençli ve ısırgan stili açısından ilk yarının en zor maçlarından birini oynadı.
  • Biz üç puanı aldıysak; Onur Demir taş’ın olağanüstü mücadelesinin, defansın yerinde müdahalelerinin hatırına aldık önemli bir ölçüde.
  • Hayır, bu galibiyeti, takımın mücadelesini, Kemal Hocanın yerinde müdahalelerini değersizleştirmek istemiyorum.
  • Tersine çok iyi bir rakiple boğuştuğumuzu vurgulamak istiyorum ve 3 puana çok seviniyorum.
  • Evet, maçın kahramanı bence önce Onur Demirtaş’tır.
  • Ersan’ın bildiğimiz savaşçılığı yine takdire şayandı, bence şu haliyle üç büyüklerde eksiksiz oynar.
  • Takımın mücadele azmine diyecek yok. İnsan izlerken yoruluyor.
  • Lakin o yaratıcılık sorunumuz ve sert bir rakip, oyun kontrolünü inisiyatifimiz dışında bıraktı.
  • Orta saha yine kayıptı. Yalnız bugün bir farklılık vardı o da Onur Demirtaş’taydı. Kartal maçındaki yükselişini bu maçta en üst düzeye çıkardı. Top kesti, baskılı oynadı, ileriyi düşünerek pas yaptı, arkadaşlarına yardım etti.
  • Sonuçta arızalı orta sahamızı mümkün olduğunca diri tuttu.
  • Ve Emre, böyle bir forvet oyuncusu dostlar başına. Rakibinin de vay haline…
  • Hep diyoruz, baş top alsın üçü mutlaka gol… Yeter ki o meşin yuvarlakla buluşma uygun koşullarda olsun.
  • Bir de Fevzi günüde olsaydı, bu zor maç ziyadesiyle kolaylaşırdı.
  • Şimdi hedef  Karabük.
  • Rahatız, oradan gelecek her sonuca razıyız.
  • Ama bizde rota yine 3 puan…
  • Vira…

Not:

Adanaspor -Orduspor maçından 37 kare foto-yorum’da, tıklayınız…

Yazar: Editor
2009-12-11 10:55:19

 Sınav

http://ul.gcg.me/files/2009-12/ad_or.jpg

Şimdi hem Ekrem Al bir sınav verecek bu hafta hem de onun transfer ettiği, ısrarla şans verdiği futbolcular.

  • Yenersek Ekrem Al diyecek ki "alın işte size beni de yenen bir takım bıraktım."
  • Yenersek, ki yeneceğiz, onun transferleri, ki onlar her halleriyle bizim futbolcularımızdır, "bakın boşa alınmadık." diyecekler.
  • Her iki duruma da eyvallah deriz.

Peki yenilirsek...

Öyle bir sonucu düşünmek bile istemiyorum, en azından Al'ın düşeceği mahcup bir pozisyon için.

Yazar: Editor
2009-12-07 19:24:01

İnancımız Var

Beni bazen küçük hediyeler de mutlu eder.
Tabi ki 4 gollü galibiyet beni mutlu etti; ama
Ersan Adem Gülüm'ü maç öncesi tribüne çağırırken armayı öperek yumruk şov yapmaya gelmesi beni daha da çok mutlu etti.
Bu armanın değerini bilin ona göre mücadele edin yenilseniz de olur, yeter ki hakkını verin o formanın.


Pazar günü hemen hemen herkes canla başla mücadele etti maçta bir kişi hariç...
İsim vermeme gerek var mı?
Ezberledik artık bu ismi.
Son iki maç ilk yarının bitmesi için.
Bu son iki maçta 4 puan kadayıf gibi olur 6 ise kaymaklı kadayıf olur.
Bu alınan puanlardan sonra ismini vermediğim kişinin yerine bir tane kaliteli oyuncu alınırsa ilk ikiden süper lige neden çıkmayalım?


Çok zor iki hafta bizi bekliyor ama bizim içimizde şu var:
Hani diyoruz ya tribünde,
Şampiyonluğa yürüyoruz,
İNANCIMIZ var İNANCIMIZ var.

Murat Akıllı

Yazar: Editor
2009-11-30 16:42:29

Umuda Yolculuk

http://ul.gcg.me/files/2009-11/kkl__.jpg

On dört haftayı geride bıraktık…  Devre arasında yeni transferlerle Kemal Hoca’nın elinin değmesini bekliyoruz… Son üç haftaya girdik bu umuda yolculukta…  Her hafta yani bir umutla başlıyoruz hafta… Her hafta bu kez başaracağız, diyoruz… Her hafta gelecek üç puanın hesabını yapıyoruz… Ama her hafta, olsun, bir puan yeter, devre arasına kadar, diyoruz…

Maçı izleyemedik, federasyonun Hitler’den kalma ceza anlayışı yüzünden… 

Maçı izleyemedik, eline geçirdiği taşı sahaya fırlatan ve bir şey yaptığını  sananlar yüzünden… 

Radyodan dinledik maçı… Son dönemlerin klasik Adanaspor’unu anlattı Serkan… Defanstan Emre ve Mbilla’ya şişirilen toplar ve orta sahası olmayan bir anlayış… Otuz puanla ligin zirvesindeki takım, ürkerek oynadı Adanaspor karşısında… Adımız hala birilerini korkutmaya yetiyor anlaşılan… Kendisini baskı altına alan bir taraftar olmayınca hakem, at koşturdu sahada… Son adamların yaptıkları faulleri görmezden gelip Ersan’ın müdahalesine tereddütsüz penaltı verdi… Ama kalede bir Zülküf vardı ki, “bu oyunu ben bozarım” dedi hakeme… Yalnızca bunu mu dedi? Elbette hayır… “Ben buradayım, bu kaleyi ben korurum” dedi, tabii anlayana…

Önümüzde Kartal maçı var… Son maçlarda iyi gitmiyorlar; ama bizim maçta toparlanmak isteyeceklerdir… 

Önümüzde Ordu maçı var… Son maçlarda içte dışta yeniyorlar…  Ekrem Al, bize sürpriz yapmak isteyecektir…

Önümüzde Karabük maçı var…  İlk ikideki yerlerini perçinlemek için yenmek isteyeceklerdir bizi…

Peki, ya biz?

“Yedi haftadır yenilmiyoruz” cümlesinden başka tutunacak bir dalımız yok… 

“Ligin zirvesine oynayan takımlarla yaptığımız maçlardan yalnızca iki puan çıkarabildik” gerçeği tokat gibi çarpıyor yüzümüze…

“Ligin altında kalan takımlara bayram harçlığı dağıtır gibi puan dağıttık” diyoruz ve susuyoruz… 

Kemal Hoca, Erciyes maçından sonra, “kaybettiğimiz iki puanı Dardanel maçında telafi edeceğiz” demişti… Dardanel maçından sonra da “ Konya’yı yenip üst sıralardaki yerimizi koruyacağız” demişti.

Bugün ise, “önümüzdeki maçları kazanıp üst sıralardaki takımlarla puan farkını kapatmak istiyoruz” diyor…

Kısacası, her hafta verilen demeçler farklı oluyor ve kötüye gidiyor…  Bana sorarsanız üç haftada toplam üç puan çıkarmak bile umuda yolculuk için başarı olacak…

Fatin Murat Seferbeyoğlu

Yazar: Editor
2009-11-26 15:26:43

BJK Galibiyeti ve Medya

En ikiyüzlü camia galiba futbol medyasıdır.
Yoksa ikiyüzlü sözcüğü az mı gelir.
Gerçi yıllardır tanık olduğumuz sahneler bunlar.
İyiyken kralsın, "sör"sün, imparatorsun...
Sonra...
Sakın tökezleme,
Çünkü orada âlem biraz farklı, tökezleyeni...

Beşiktaş dün tek atışla M.U.'yu devirdi.
Ve düne kadar yerden yere vurulan M. Denizli ve BJK şimdi nasıl tarif ediliyor, sadece 3 gazeteden alıntılar yapacağım bunu görmek için:


*M.U.'yu devirip apoletini taktı
*Sir Kartal
*Beşiktaş karizma çizdi
*Mustafa vizyonda
*Çaresiz hissettirdiler
*Taraftarlarını sevinçten ağlattılar (ama taraftar ki tüm takımı ağlatmıştı yönetimiyle, başka şekillerde..)
*Alın size Türk lokumu
*Destan
*Rüştü gibisi dünyada yok
*Tarihin hocası
*Gurur gecesi
*Bu sir başka sir
*İngiliz anahtarı
*Yenip tarihe geçti
*En büyük sör bizim sör
*Bravo size
*Unutulmaz bir ders verdi
*Tarih yazmak ne güzel
*O uçakta olmak istedim (dönüş uçağı için diyor Ercan Saatçi)
*Türkiye'ye gurur verdiniz(bunu da Başbakan diyor.)

Buna benzer şeylerle doludur o spor sayfaları, köşeleri.
Ama bu iş bir sonraki maçta tam tersine dönebilir.
Kimse "sör"lüğünü ilelebet sanmasın buralarda. Mustafa Denizli bunun keyfini birkaç gün sürsün. Beşiktaş futbolcuları, başkanı biraz sevinsin. Birkaç gün... (bu durum tabi ki diğer takımlar için de geçerlidir… Örneğin dün dediğini bugün unutan Hıncal Uluç’un marazi Rijkaard takıntısı ve önceki GS’li hocalara olan takıntıları)
Çünkü ilk fırsatta paçalarından aşağı alınacaklardır bu sektörün vampirleri tarafından.
Hıncal ve türevleri alesta vaziyette çünkü.
Çünkü felaketten nemalanan bir güruh var karşılarında.

Yazar: Editor
2009-11-23 08:55:11

Duraklama Dönemi?

http://ul.gcg.me/files/2009-11/dusunen_adamm.jpg

Kemal Kılıç hocamız ile yine yeni yeniden sevmeye başlamıştık futbolu. Takım toparlanmış, zor şartlar altında galibiyetler gelmişti. Fakat iki haftadır iddiası olmayan takımlara karşı önemli puanlar kaybettik. Ligdeki iddialı konumumuz devam etmesine rağmen üst sıralardaki takımlara ayak uyduramadık. Oynadığımız son iki maçı izleyemedik ama kadromuzun derin olmayışı ve oyunu yönlendirecek iyi bir lidere sahip olmayışımız gollere ve galibiyete yaklaşmamızı engelliyor.

Ligde her takım birbirine eşdeğer güçte, her maç zor klasiğini söylesek de zaman zaman farklı sonuçlar görüyoruz ligimizde, Karabük'ün geçmiş haftalardaki 6-1'lik galibiyeti gibi. Biz en son ne zaman 4 attık diye sorsam sanırım uzun süre düşünürüz... Bugün İngiltere'de ligin üst tarafını sürklase eden Tottenham alt sıralardaki rakibi Wigan'ı 9–1 ile geçti, totemden midir bilemiyoruz, fakat futbola doydukları kesin Tottenham taraftarının. Biz yine de 1–0 galibiyetlerimizle de mutlu oluyorduk, ama iki haftadır dilimizin ucunda bir tatsızlık, çok mutsuz da değiliz elbet ama dediğim gibi bir tatsız bir durum var.

Bu hafta ligde arayı açan lidere karşı önemli bir maçımız var, maçı almamız lazım, ikinci yarı için ve direk rakibimiz olduğu için bu maç varolma mücadelesidir. Bazen işler iyi gitmese de, 'var'olduğunuzu herkese bildirmeniz lazım ki ağırlığımız lafta değil sahada da olsun. Bunun için mücadele edecek futbolcularımız. Puan cetvelinde kopanları hizaya getirmek için oynayacağız. Tarih kitaplarında duraklama döneminin ardından genelde çöküş dönemi gelir, ama tarih bunun için var, gelin bizler bu dönemi yaşamadan tekrardan yükselme dönemine geçelim yeniden... Nilüfer'in kulağımızdaki tınıları ile yine yeni yeniden çıkışa geçelim...

Yine bana gel\Yana yana yine beni sev\Hadi beni yine sev
Beni deli deli sev\ Beni yine yeni yeni\Yine yeni yeniden sev

Gökmen Demirkaya

Yazar: Editor
2009-11-17 10:15:34

Sessiz Bir Maç Daha

 

Geçen Pazar Mersin’le bir hazırlık maçı yapılmış.

Çatalan tesislerinde,

Hayran kalınmış tesislerimize,

Güzel şeyler bunlar.

Bir maç,

Sessiz sedasız,

Kimseler duymadan,

Bir tür seyircisiz maç,

Kendi kendine ceza…

 

İyi olmuş bu hazırlık maçı,

Seyircisiz olması da isabet,

Bir de rakibi düşününce, Mersin…

Yine iyi olmuş bu sessizlik.

 

Hafta içi yüklenilen takım yorgun çıkmış sahaya,

Yedeklerle,

Buna rağmen gelen galibiyet de iyi olmuş,

Sinan’dan gol,

Dakika 87 filanmış.

 

Bir hazırlık maçı, takımlar arasındaki dostluğun taraftarlar arasında da olması temennisiyle bitmiş…

Yazar: Editor
2009-11-10 18:01:35

Devam

 

http://ul.gcg.me/files/2009-11/kpl.jpg


Tam her şey yoluna girdi derken yine umulmadık bir sonuç çıktı karşımıza. Bir Adanaspor klasiği. Biz bu takımı böyle sevdik, içinde barındırdığı derin gizemle, inişli çıkışlı halleriyle, sancılı zaferleriyle.

Ama yine Adanasporluların çok çok iyi bildiği bir şey vardır ki: Adanaspor'un hali hazırda var olan gerçek, ulaşılabilir bir hedefi varsa asla yılmaz. Asla vazgeçmez.

Bir düşünün, sancısız, son dakikasız, heyecansız, bir kaç hafta öncesinden kazandığımız bir zafer var mı?
Bu yüzden değil mi "Adanaspor zoru sever" sözüyle çoğu kez muhatap olmamız.

Taktikti, transferdi, hocaydı hepsi bir kenara, biz öyle ya da böyle bu yarışın bu heyecanın içinde olacağız! Bunun en somut kanıtı da içerde oynadığımız son seyircili maçtaki tribünlerin doluluğu ve verilen destektir.
Yarışın içindeyiz, inanıyorum hedefe de ulaşacağız ama her haliyle şu takımı sevmek gerçekten çok özel.

Kurduğumuz hayaller küçük rüzgârlarla sarsılmayacak kadar güçlü!
İnanmaya devam, en ufak bir hayal kırıklığı yaşamadan.

Çünkü unutmayınız Adanaspor'dan, ortada tutunacak hiçbir dalımız olmasa dahi bizim umudumuz olan bir sevgiden bahsediyoruz.

Ve dediğimiz gibi: yolumuzda karşımıza çıkan zorluklar ulaşacağımız zaferi daha değerli kılmaktan başka bir şeye yaramaz...

 

Biz inanmaya devam ettikçe…

 

Mehmet Uysal

Yazar: Editor
2009-11-06 19:55:15
Demirspor - Livorno Maçı  ve Adalet!

Adana Demirspor-Livorno maçında Güler Zere serbest bırakılsın diye pankart açan gençlere ceza yağdı.

Sizin bu cezayı vermeye hakkınız yok. Hakkınız yok çünkü  özünde bu bir maç değil gösteridir. İki takımın taraftarları protesto amaçlı bir gösteri olarak bu etkinliği düzenlemiştir.

Siz de biliyorsunuz ki Livorno, Sn. Pauli ve birkaç kulübün taraftarı bu bakış açısıyla endüstriyel futbola karşı çıkıyor. Ve bu takımlar bu sürecin parçası olarak zaman zaman gösteri maçı yapıyorlar. Amaç paranın egemen olduğu ve taraftarın müşteri olarak görüldüğü bir süreci protesto etmek…

İşte Demirspor-Livorno maçı da onlardan biriydi. Bu maçın bir protestonun parçası olarak düzenlendiğini herkes biliyordu. Ulusal ve uluslarası basın günlerce yazdı! Havaalanındaki karşılama ve buluşma tüm dünyaya yayınlandı! Bu gösteri yasaksa izin vermeseydiniz!

Bu gençler böyle bir gösteri olmasa maça gelip pankart açar mıydı? Hangi maçta açtılar? St. Pauli Almanya’da  Türk düşmanlığını protesto etmek için gösteri maçı düzenledi. “S..tir edin faşistleri! Biz kardeşiz!” diye pankartlar açıldı.

Belediye başkanı, vali ayakta alkışladı.

Bizde yapılana bakın!

****

Ben buradan İl güvenlik Kurulu Üyelerine soruyorum. Gösteri maçında pankart taşıyan gençlere ceza yağdırdınız! Peki, bu kentin stadyumu resmi maçlarda çıkan olaylar nedeniyle defalarca kapatıldı. Olay çıkartanlara bu güne kadar ne yaptınız?

Haydi, açıklayın ne yaptınız? Hem de gözlerinizin önünde oldu olaylar!

Ne yaptığınızı ben söyleyim! Sadece seyrettiniz!

Yıllardır Başkan Durak ”yeter artık” diye bas bas bağırıyor! Bayram Akgül takımı  bırakıyor! Bekir Çınar istifa ediyor! İl Güvenlik Kurulu Üyeleri sadece seyrediyor. Adanaspor maçlarında eşkıya sahaya iniyor. Taş yağdırıyor. Ortalık savaş alanına dönüyor!

Bu millet eşkıyaya canı pahasına karşı koymaya çalışıyor.

Saha kapanıyor!

İl Güvenlik Kurulu seyrediyor!

****

Futbol teröristine ceza vermeyeceksin, gösteride pankart açana terörist diye ceza yağdıracaksın. Az bile vermişsiniz! Sahanın ortasında kale direklerine assaydınız!

Hak ediyorlar!

Çünkü onlar solcu!

Bu ülkede solun kaderi bu!

Ceza sanki doğuştan yakalarına yapışmış! 

Nedim Soylu

Yazar: Editor
2009-10-28 15:45:25

Yenildik

Konya Şeker'e 3-2 yenildik ve gruplara kalamadık.

Can sıkıcı bir yenilgi bu.

1. Alt ligden bir takıma yenildik.

2. 2 kez galip duruma geçip de yenildik.

3. 33. dakikada yine 10 kişi kalarak yenildik.

4. Gruplara kalmak istediğimizi bağıra çağıra yenildik.

5. 5 dakikada 3 golyiyerek yenildik.

6. Yahu yine bir Şekerspor'a yenildik.

7. Netice itibariyle incitici ve umut kırıcı bir şekilde yenildik... ve elendik...

İyi oldu, dikkatimizi lige veririz diyenler de çıkacaktır. Ama gruplara kalıp bir başka heyecanı da yaşamak çapımızın çok mu üzerindeydi, Adanaspor bu kadarını yapamayacak kadar acizleşti mi?

Yazar: Editor
2009-10-25 20:43:18
Kaçan üç puana mı üzülelim kazandığımız bir puana mı sevinelim?

Maç başlamadan bir saat önce nasıl bir atmosferin bizi beklediği anlaşılmaya başlanmıştı 5 Ocak çevresinde.

Geçen seneden yarım kalan bir hesap olarak görüp 5 Ocak stadyumuna koşmuştu 10000'in üzerinde seyirci hem de maçı televizyon yayınlamasına rağmen.
Maça resmen 1–0 önde başladık

İzzet'in güzel ortası Fevzi'nin şık kafa vuruşuyla.

Gerçekten güzel mücadele ettik ilk yarı ama işte 35. dakikada hakem katliamı ile bence 3 puanı kaçıran taraf olduk.

Gole giden oyuncuya sarı kart gösteren zihniyete sahip hakem ve bunu görevlendiren federasyona sahipsek değil Afrika'ya Kapıkuleden bir adım öteye gidemeyiz.

Ayıp ayıp geçen koca bir senemizi yediniz doymadınız bu senemize mi gözünüzü diktiniz.

Unutmayın bu taraftarın ahını alırsanız bir daha iflah olmazsınız bunu açık açık belirtelim.

Nitekim ilk yarının uzatma anları yaklaşırken olmayan faulü icat eden hakem ofsayt ile bize birde gol yedirip rengini belli etmiş oldu.

Zaten bundan sonrada film koptu.
Pimi çeken hakem bundan sonra ne saha içine ne de saha dışına hakim oldu.

Kibong'un enfes mücadelesi ile ikinci golü bulduk ama hakem faktörünü arkasına alan Altay golü hemen buldu.

Rahman'ın sakatlanması Onur ve İlyas'ın oyundan düşmesi yerlerine giren oyuncuların sanki 90 dakikalık bir maçı bir gün önce oynamış gibi sahada mücadele etmesi bizleri 1 puana şükretmemize neden oldu.
Bu maçta 2 puan kaybettik birde üstüne İzzet'i.

Umarım İzzet'in sakatlığı çok vahim değildir aksi takdirde o mevkide bize Koray hiç umut vermedi.
Acısı tatlısı üzüncü sevinci kederi ile bir maç son buldu.

Umarım bu iç sahada kaybettiğimiz puanları Gaziantep'ten alacağımız üç puan ile telafi ederiz her ne kadar ters ve zor bir takım olsalar da.

Murat Akıllı

Yazar: Editor
2009-10-23 10:58:55
u2

Güzel Bir Gün-U2


Güzel bir gün/ Gökyüzü  sanki aşağıya kayıyor, öyle hissediyorsun/ Güzel bir gün/ Geçip gitmesine izin verme/ Bu kenti seversin/ Hatta işler iyi gitmese bile/ Sen kentin her yerindesin/ Kent, senin her yerinde/ Gökyüzü  sanki aşağıya kayıyor, öyle hissediyorsun/ Güzel bir gün/ Geçip gitmesine izin verme 

10 sene kadar evvel Türkiye’nin çok yakınından geçmişlerdi, duyduklarımıza göre Türkiye’yi siyaseten pas geçiyorlardı her seferinde, çeşitli illerden Selanik’teki konser için turlar düzenlenmişti, fakat öğrenciydik, gidememiştik malum sebeplerden : )  

Elbet yolumuz karşılaşacaktı  be Bono, elbet The Edge’in beni alıp götüren gitar nağmelerini duyacaktım canlı, elbet Adam’in basını, Larry’nin davula vuruşlarını  görecektim, biliyordum… Hayat nihayet bizi kesiştirdi… Ne adamlarmış böyle de yarine kavuşmuş gibi yazıyorsun demeyin, gençlik döneminde 10 sene bazen günün 5 saatini U2 dinleyerek geçiren biri yazıyor bu satırları. Anlayınız dermanımı, şu anki huzurumu : )  
Çok sıcak bir Tampa gününde 70 bin kişi alkışlarla merhaba dedi U2’ya, en baba şarkılarını uzata uzata, gönlümüzün pasını sile sile söylediler. ‘Sunday bloody Sunday’ şarkısı İngiliz askerlerinin insan hakları için gösteri yapan İrlandalı 13’ü çocuk 27 kişiyi vurmasının hikayesidir, Bono boş durmadı her zamanki gibi, İran’daki gösterilerde hayatını kaybeden Nida için söyledi parçayı. Tüm Dünya’ya barış ve özgürlük diledi.

Konserdeki görsel  şovu satırlara sığdıramam, muhakkak izlemelisiniz (yazının sonunu muhakkak okuyun : ) ). Turun adı olan ‘360 derece’lik ekran müthiş bir görsellik katıyor konsere, 2 buçuk saatlik konserde sadece 5 dakika ara verildi, uzayla bağlantı yapıldı, nasıl demeyin, uluslararası uzay istasyonundan bir kozmonot bağlandı konsere canlı : ) Velhasıl, zıplayarak, sesimiz kısılana dek eşlik ettik bu hep genç kalan asi İrlandalı gruba…  Şimdi sadede gelelim, bu hafta sonu Pazarı Pazartesiye bağlayan gece saat 12:30’da konserini canlı olarak youtube sitesinden izleyebilirsiniz http://www.youtube.com//u2

İzleyemeyenler üzülmesin, kaçıranlarla gelecek sene Eylül ayında İstanbul’da buluşuruz :) 

Yazıyı Adanaspor’a bağlama adına, konser gününden beridir bizim için her gün  ‘Güzel Bir Gün’ oldu, ikide iki yaptık, bu Pazar maçımızın ardından yine güzel bir gün olacak diye içimizden geçiriyoruz, akşamda konserle çok daha güzel olmaz mı siz söyleyin : )

Gökmen Demirkaya

Yazar: Editor
2009-10-22 10:04:54

Haberdeki alıntı ardındaki anlam üzerine…

Bu haber B. A. Birinci Lig Sitesinden!

“Bank Asya 1.Lig'de son 4 maçında 12 puan toplayarak ikinci sıraya yerleşen Altay, pazar günü  oynanacak olan zorlu Adanaspor karşılaşmasını bekliyor. Kemal Kılıç'ın gelmesiyle galibiyet serisi yakalayan Adanaspor'a konuk olacak olan Altay, deplasman maçlarındaki başarılı performansıyla dikkat çekiyor.Bank Asya 1.Lig'de oynadığı  son 15 deplasman maçında da yenilgi yüzü görmeyen Altay, bu süre içinde 7 galibiyet ve 8 beraberlik elde etti.Bu dönemde Adana 5 Ocak Stadı'na da bir kez konuk olan siyah-beyazlılar, geçen sezonun 33.haftasında oynanan maçta Adanaspor ile 1–1 berabere kalmıştı.Altay'a deplasmanda son yenilgisini tattıran ekip ise Kasımpaşa oldu. Geçen sezonun 13.haftasında İstanbul'da oynanan karşılaşmada Kasımpaşa rakibini 2–0 mağlup etmişti. Altay son iki sezonda oynadığı 22 deplasman maçında ise sadece 2 karşılaşmadan mağlup ayrıldı. Altay'ı yenen diğer ekip ise tıpkı Kasımpaşa gibi şu anda Süper Lig'de mücadele eden Diyarbakırspor.Adanaspor - Altay karşılaşması pazar günü saat 13.30'da başlayacak.”

Yorum  da Bizden ! 

Haberi dikkatle okuduğunuzda bir ayrıntının dikkat çektiğini göreceksiniz. Altay son iki sezonda oynadığı deplasman maçlarında yalnızca iki kez yenilmiş! Peki Altay’ı yenen o iki takım dikkatinizi çekti mi: Biri Kasımpaşa; diğeri DiyarbakırPeki bu takımlar şimdi neredeler: SÜPER LİGDEYani süper ligin yolu Altay galibiyetinden geçmiş denilebilir mi? Bu rastlantıyı ciddiye alırsak evet…Öyleyse Pazar günü:Altay ile geçen seneden kalan hesabı sahada görmenin ötesinde, belki de SÜPER LİG YÜRÜYÜŞÜMÜZÜ  perçinlemek için mücadele edeceğiz…

Biz tribünde yerimizi alacağız…  Hep destek için. Adanaspor için…

Fatin Murat Seferbeyoğlu
Yazar: Editor
2009-10-17 12:43:10

Giriş

 

http://ul.gcg.me/files/2009-10/adanaspor_giresun.jpg

 

Yarın 14.00’da,

Giresun’da sahaya çıkar,

Uzatmalar hariç 90 dakika Adanasporluluğumuza yaraşır bir mücadele içinde olur,

Koşar, basar, yardımlaşır,

Savaşır…

 

Gelişme

Bir kere dış sahadayız,

Rakip, bu sezon ilk kez evinde oynuyor,

Bu durumun heyecanı, coşkusu ve baskısı üzerlerinde olacaktır,

Cıvıl cıvıl tribünler,

Mutlak 3 puan sloganları,

Onlar da bir çıkış arayışında,

Ve 11 kişiyle sahaya çıkacaklar,

Yenmek için onların da bir dolu sebebi vardır…

 

Sonuç

Maç kimle olursa olsun,

Yeryüzünün neresinde olursa olsun,

Kazanma şansımız hep yüksektir bize göre, değil mi?

 

Ama işte bu da ‘Yenemezsek ne olur ki canım!’ yazısı olsun…

Hiçbir netice Adanaspor'un önünde değildir... 

ve yeter ki şu sevdalı başımızda bir Adanaspor hep olsun…

Yazar: Editor
2009-10-11 17:37:28

Sıcak

http://ul.gcg.me/files/2009-10/uyuyan_melek_kaplanpenche_adanasporlu.jpg

(Uyuyan Melek, devre arasını dinlenerek geçirdi. Evet, bu minik taraftar belki uyudu fakat Adanaspor bu kez uyumadı: ))

Sıcaktı, çok sıcaktı. Bu fena sıcak sahayı da tribünü de etkiledi. Ağır tempoda geçti her şey bu yüzden.

Eldeki kadroyla devam etti doğal olarak Kemal Hoca. Fark Fevzi ile Rahman’ın yer değiştirmesiydi. Rahman da anlaşılan önceki maçtan dersini almıştı ki daha tedbirli oynadı.

Bir de ilk yarı biterken rakip hocanın 2 oyuncu değişikliğine Kemal Hoca'nın hemen cevap verip tedbirini alması önemli bir ayrıntıydı.                                                                                    

Bildiğimiz Adanaspor’du. Bu da olağandır. Biraz daha mücadele ve pas trafiği farkı vardı belki. Ama bu 3 puan ileriki haftalar için altın değerindeydi.

Kemal Hoca orta sahayı kalabalık tutmayı tercih etti. Tek hücumcu Emre ile mücadele ettik. Emre de ağırlığını en kritik noktalarda gösterdi ve önce penaltı yaptırdı sonra da Kbong’un pasıyla kaleciden sıyırdığı topu Samsun filelerine gönderdi. Bir de harika bir röveşatası vardı ki, “golden güzel oldu” desem yeridir.

Her iki takım da vasattı. Bu vasatlıkta kazanan taraf olmak pek hoş oldu. Samsun’un öyle anılacak bir pozisyonu da yoktu. İnsan düşünmeden edemiyor; Bolu’ya nasıl 3 attılar, bizden 2 yediler, son vuruşlar etkili olsaydı Kbong’la fark açılabilirdi de… O iki deplasmana yanmamak elde değil, bu kargaşada… Neyse, bu lig oldu bitti renkli seyrediyor, bu da maceraya güzellik katıyor.

Tribün doluluğu ve Turbeyler harikaydı. Kimse vazgeçmiyor işten anlaşıldığı üzere. Biz yekvücut olamaya devam edelim, işler nasıl olsa yoluna girecek, zamanla ve savaşla…

Vira…

Fotoğraflar (50 kare) foto yorumda.

Yazar: Editor
2009-10-07 09:05:36

Kemal Kılıç'ın Gelişinin Anlamı Üzerine

  • Kemal Kılıç sadece bir teknik direktör değişikliği olarak değil yeni ve güzel bir başlangıç olarak algılanmalıdır.
  • Herkes bu yeni ve umut dolu başlangıca göre şekillenmelidir.
  • Ve artık Kemal Kılıç'la her ay hoca değiştirme gülünçlüğünden kurtulmalıyız.
  • Uzun ve kalıcı işlere yönelmeliyiz.
  • Devre arasında futbolcu alınacaksa bizi başarıya taşıyacak uzun ve kalıcı bir stratejinin parçası olarak alınmalıdır.
  • Benim dileğim süper lige çıkıp orada uzun yıllar Kemal Hocayla devam etmektir.
  • Başarı birazda istikrardan geçiyor.
  • Yoksa saman alevi gibi yanıp sönüyoruz.

 _____________________

  • Yuvana hoş geldin hocam!
  • Sorumluluğun çok büyük.
  • Arkandayız!
  • Allah yardımcın olsun!

Nedim Soylu

Yazar: Editor
2009-10-05 17:43:21

*_______________________________________*

http://ul.gcg.me/files/2009-10/ah.png

*Şimdi destek zamanı

*Şimdi öfkeyi değil sevgiyi gösterme zamanı

*Şimdi tek vücut Adanasporluluk zamanı

 

*Bu hafta sonu oynanacak Samsun maçında 5 Ocak’ı bayraklarla donatma zamanı

*Biz maç saatine kadar, bayraklanma konusunda, üzerimize düşeni yapacağımızı taahhüt ediyoruz

*Vira Adanaspor, haydi Adanasporlu…

kaplanpenche

*________________________________________*

İnanın

Kötü bir pazardı, evet…  Bolu maçının ardından bu sonuç, ağır oldu, evet… Gelecek için umutlanmak istemiştik; ama olmadı, evet…  Orta sahası  olmayan bir takımız, evet… Bunlara ve daha fazlasına “evet”  derim; ama kör karanlığa gidiyoruz derseniz, turuncu sevdamın olanca direnciyle “HAYIR” derim…

Bundan önceki yazılarımda belirtmiştim… Yıkık bir binayı onarmak, yenisini  yapmaktan daha zordur, demiştim… Ekrem Al’ın kurduğu ve şampiyon adayı olarak gösterdiği takım Rize’de sendeledi, Kocaeli deplasmanında sarsıldı ve Bolu deplasmanında düştü… Bu noktada, yapılabileceklerin en iyisi yapıldı ve Ekrem Al ile yollar ayrıldı…

Bundan sonraki süreç, sıkıntılı olacak bu belli; ama biz buna hazır değil miydik zaten? Belki duygusal davranıp “hadi be çocuklar”  diyorduk içimizden; ama mantığımız Buca maçından ve önümüzdeki birkaç maçtan da iyi sonuçlar beklemiyordu…

Samsun maçında, stat dolmaz mı diyorlar, gülerim buna… Futbolculara küfür edecekler mi diyorlar, o küfredenlere bakın, ADANASPORLU değildir onlar…

Kim ne derse desin, bu takım hangi sonucu alırsa alsın, tribünde yerimizi alacağız, “iyi gün dostu olmadığımızı göstermek için”

Kim ne derse desin, bu takım hangi sonucu alırsa alsın, tribünde yerimizi alacağız, “zafere giden yolun gül bahçesi olmadığını bildiğimiz için”

Kim ne derse desin, bu takım hangi sonucu alırsa alsın, tribünde yerimizi alacağız, “birbirini yiyen değil; zor günlerde kenetlenen taraftar olduğumuz için”

Kim ne derse desin, bu takım hangi sonucu alırsa alsın, tribünde yerimizi alacağız, “düşmana inat, bir dakika fazla yaşamak için”

Fatin Murat Seferbeyoğlu
Yazar: Editor
2009-10-04 22:05:55

Kılıçları Gömmek

 

Gidişat iyi değil... Öylesine karambol bir pozisyondayız ki, kim vurduya gideceğiz sanki... Hatalar çok... Her geçen hafta da hatalar artıyor... Okların büyük bir
kısmı futbolcular üzerinde toplanırken, bir kısım oklar da Bayram Akgül
ve yönetime çevrilmiş durumda-ki en acısı da bu-.

Kaç kişi ciddi anlamda farkındadır bilmiyorum... Kendi ipimizi kestik ve dipsiz kuyuya doğru gidiyoruz...  İp kesildi, geri dönüş yok... Dip görünmüyor ve karanlık... Hızla
çakılıyoruz... Çare mi? Kafalar çok karışık... Camiayı krizden
çıkartacak tek bir lider var; Bayram Akgül... Ve hissediyorum ki, onun
kafası hepimizden karışık... Sağlıklı düşünülemediği gibi, akbabalar da hızla türüyor ve camiaya pire gibi yayılıyor... Aman dikkat! Doğru yönlenemiyoruz, gidişat inanılmaz kötü...

Kılıçları

gömmek zorundayız... Mecburuz buna... Gerçek anlamda seviyorsak bu
takımı, tapıyorsak bu renklere susma zorunluluğumuz var şu anda...

Camianın yarısı başkan, yarısı teknik direktör kıvamında... Olmayan yarısı da* camiayı iyice karıştırma telaşında...

Şimdi
gerçek anlamda kenetlenme zamanı... Henüz Bucaspor bozgununun üzerinden
sadece 3 saat geçmiş durumda... Forumlarda ve ajans sitelerinde ki
yorumlar feci... Gelecek hafta ki iç saha Samsunspor maçı için tribün
beklentisi "Bir kaç bin kişi anca olur" şeklinde...
Yanılıyorsunuz... Sadece takıma sövmek için geleceklerin sayısını
kestiremiyorum... Sadece camiayı iyice karıştırmak için tribünden
edilmedik laf bırakmayacaklar sürüsüne bereket!

Aman dikkat... En kritik an, bu an... Keşke ile başlayan cümleler kurmak zorunda kalmayalım...  Başkanından futbolcusuna, teknik heyetinden masörüne kadar sahiplenmek zorundayız... Biz
üzerimize düşenin fazlasını yapıp, bu camiayı temsil edenleri bağrımıza
basalım... 4 yıldır her krizden alnının akıyla çıkıp, bu yıl ki krizde
hatalar yapan Bayram Akgül'e destek olalım ve bu krizin liderini
belirleyelim; taraftar...   Şimdi destek zamanı Adanasporlu... Kuşan turuncunu ve kızgınlıkla değil umutla bekle Pazar günkü buluşmayı...

*Olmayan
yarısı derken, buradaki vurgu çok net. İçimize İrlandalı sokmayalım.
Kimsenin gazına gelmeyelim. Aman dikkat! (Biliyorum "aman dikkat"
sözcük çiftini çokça kullandım ama işler gerçekten fazlasıyla dikkatli
olmamızı gerektiren bir noktaya doğru gidiyor.)

Surçi lisan varsa affola...

Şenol Yıldızdoğan...

Yazar: Editor
2009-10-01 17:42:17

Yine Issızlığın Ortasında mı?

http://ul.gcg.me/files/2009-10/fevzi_kaplanpenche.jpg

Geçen sezon Ersan yuhalanmıştı daha ikinci maçta mı ne… Küfürsüz de olsa… O an, içimize batmıştı ve “ıssızlığın ortasında” diye yazmıştık… Gel zaman git zaman Ersan tribünün sevgilisi oldu ve 1. Lig’de altın kadroda yerini aldı.

 

Kupa akşamı devre arsında ısınan Fevzi bu kez küfre muhatap oldu. Yekten… Mevzu nedir? Evveliyatı nedir? Bunlar uzun hikâyeler, ama biz tribünü hep kan davasıyla mı götüreceğiz? Hiç mi barış olmayacak? Hatalar mı? Hata bize mahsustur haddizatında. Orhan Baba da demişti hatasız kul olmaz, diye… Hoş, bu örnek işin latifesi… Üstelik hata ve hatasızlık son derece göreceli bir kavramken ve hayat yanlış anlamalara veya anlayamamalara son derece müsaitken…

 

Neyse, biraz daha yazarsam işin felsefesine kaçacağım ve bu da canı sıkıcı bir şey olacak…

Ana fikir mi? El cevap… Şimdi hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var dayanışmaya… Adanasporluluğun her bir noktasında... Hadi, herkes gömsün artık şu kılıçları… Adanaspor için, bin bir emekle ulaşacağımız o şampiyonluk için… Küsmeden, sitem etmeden… Tepeden tırnağa dupduru olan bir Adanaspor aşkına…

 

Not: 3. sezonunda, Fevzi’ye dair izlenim şöyle: Savaşır, kanının son damlasına kadar savaşır ve en önemlisi haysiyetiyle savaşır, kaçak dövüşmeden, riyasız, işin hilesine kaçmadan…

Yazar: Editor
2009-09-29 20:56:56

Vira

http://ul.gcg.me/files/2009-09/adanaspor_dirili__i_kaplanpenche.jpg 

Yeni bir dönem, deyip sarılacağız lige. Liderin sadece 4 puan gerisindeyiz. Elbette aşağı tarafa bakmıyoruz. Yolumuz önümüzde…

Keşke işler rast gitseydi de biz burada yazdıklarımızdan dolayı mahcup olsaydık. Ama sonuçları belirleyen koşullardır, onların nedenleridir. Bu etkenleri değiştirmeden sonuçları da değiştirmek pek mümkün olmuyor.

İşi “idare ederek” götürmek bir yere kadar. Sağlam yol almaktı hayalimiz. Dilerim bundan sonra gerçekleşir bu beklenti.

Hayatımız boyunca Adanaspor’a inandık. İnanmaya devam ediyoruz. Herhangi bir sapma yok bunda…

Adanaspor’un ve Adanasporluluğun bu işi götürmeye yüreği yeter. Bundan sonra söz sırası futbolcularımızda…

http://ul.gcg.me/files/2009-09/7v.jpg

Hadi, vira…

Yazar: Editor
2009-09-27 22:22:40

Kanlı Pazar

Hafta sonuna girdiğimde içim buruktu, hastaydım ve Bolu'ya gidemeyeceğim için üzgündüm... Kendimi avutup pazar saat 16.00'yı bekledim, Serkan Şenyürek hiç olmadığı kadar heyecanlı ve hızlı anlatıyordu maçı, derken kartlar ve Bolu`nun golleri sıralandı. İçimdeki hayal kırıklığını tahmin edebilir misiniz, nasıl bir acıdır bu... İçim acırken kızgınlığım artıyor, Ekrem Al`a kızıyorum Onur Demirtaş`a kızıyorum Tolgahan`a ve ölesiye adam gibi oynamayan diğerlerine... Nasıl bir disiplin bu, nasıl bir ciddiyetsizlik... Hakemlerle iletişim kuramıyoruz itiraz ettikçe kartlar üzerimize yağmur gibi yağdı... Mbilla ve Kibong'un mücadelesi kadar hangisi çabaladı? Adamlar başka ülkeden geldiler, Adanaspor'umuza diğerlerinden daha çok sahip çıkıyorlar...

Sorun deneyimsizlik, inanç ve mücadeledeki eksikliğimiz... Bir şeye ne kadar inanırsak o kadar çok mücadele ederiz... Kocaeli deplasmanında  gençlerin mücadelesini hatırlayın... Biz sonuna dek mücadele etmeyi beceremiyoruz, Çaykur Rize biz attıkça bırakmadı mücadelesine devam etti ve galip geldi. Ya biz? Biz ne yaptık bu sezon? Sorularım çok ama maalesef yanıtları yok...

Takımdaki eksikliklerimizi, Ekrem Al şansla gidermeye çalışıyor  anladığım kadarıyla... Profesyonel bakış açısı göremiyorum eylemlerinde, bu soğukkanlılığın altında bir şeyler var... Adanaspor'umuzun arması için adı için ne kadar yüreğini koydu bu adam? Yeter artık Ekrem Al YETER!!! Adanaspor'umuzu hiç umursamıyorsun, senin iç hesapların bizlere mal oluyor! Ya kalır, taraftarı da dinleyerek adam gibi teknik adamlığını yaparsın ya da yolu biliyorsun...

10 saat gidiş 10 saat dönüş... Gidiş güzel de dönüşü nasıl olur Taraftarın? Sefayı çeken cefayı da çeker değil mi? De nereye kadar? Biz taraftarız, en ufak bir olayda her şey taraftara mal edilir, bu gelenek haline geldi neredeyse... Ya bu taraftarın bu cefayı çekmesi de bir ceza mıdır Sayın Başkanım? Bu mudur bize layığı? Ekrem Al`a karşı çıkıldı susturulduk, İlyas`a karşı çıkıldı, `bu adamlara güvenin` denilerek yine susturulduk... Ama artık bu taraftar susmaz Sayın Başkanım...

Böyle olmaz, bir an önce normale dönmemiz lazım, mevcut kadro gözden geçirilmeli, futbolcularımıza özgüven verilmeli ne gerekiyorsa sağlanmalı sayın Başkanım!!!

Zaman Başkaldırma Zamanıdır

http://ul.gcg.me/files/2009-09/SundayBloodySunday.jpg

Ve cümlelerimi yazımın başlığını aldığım U2 grubunun Sunday Bloody Sunday parçasından sözlerle bitiriyorum;

       ......

       ve muhabere henüz başladı,

       çok kayıp var ama bana kimin kazandığını söyle?

       siperler kalbimizle birlikte kazıldı

       desteğim geliyor

       desteğim duvara karşı geliyor

       pazar, kanlı pazar

       gözlerindeki kanları sil

       pazar kanlı pazar

       gerçek muhabere yeni başladı...

Nazlı Demirkaya

Yazar: Editor
2009-09-21 09:32:31
Şehrine Sahip Çık
 
Bu hafta sonu oynanan Hacettepe karşılaşmasını yaklaşık olarak 6–7 bin dolayında taraftarımız izledi. Kimimiz bayram öncesi olmasından ötürü ve ilave olarak da havanın yağmurlu olduğunu söyleyerek bu rakamın iyi  olduğunu söyleyebilir. Karşılaştırırsak süper ligde bu rakamları hayal bile edemeyen takımlar mevcut. Genel olarak süper lig takımları da seyirci konusunda bir problem yaşamaktadır, peki ülkemizde tribünlerden kaçışın sebebi nedir?

Türkiye genelinde konunun üzerine gitmeden Adana özelinde bu problemi inceleyecek olursak altyapı yetersizliğinden kaynaklanan bazı sorunların olduğunu söyleyebiliriz. 5 Ocak stadımız maalesef artık ömrünü tamamladı, yenisi yapılmayacaksa, çok iyi elden geçirilmeli, tribünler yıkılıp yeniden yapılmalı ve iyi bir atmosfer yaratmak ve çağımız modern teknolojisini Adana’mıza sunma adına tribünlerin üzeri kapatılmalı. Şu anki 5 Ocak stadımızda maalesef hiçbir konfor mevcut değil, yıllarca güneş altında, sıcakta, soğukta, yağmurda maçları takip eden kemik kitle stada aldırmıyor ama modern statların birçok kişiyi de stada çekeceğini belirtmek lazım. 

Öte yanda tribünlerde yaşanan bazı tartışmalar, kavgalar son bulmalı, ilave olarak polisin bazen gereksiz müdehalelerini de ekleyebiliriz bu duruma, tabi bu sebepler bir yere kadar. Yine de bu olaylara bir son vermek lazım. Ama sadece bu sebeplerden ötürü mü tribünlerimiz boş? Tabiî ki hayır, şehirde yaşayan Adana ahalisinin spora bakış açısına ve şehrini temsil eden takıma olan sorumsuzluğuna da değinerek konuyu irdelemek gerekiyor.

Adanalılar ne kadar sorumlu kendi şehirlerine karşı? Adanalılar neden spora ters bakıyor, statlara yanaşmıyor?

http://ul.gcg.me/files/2009-09/clip_image002.jpg

Resimde gördüğünüz stat ABD'de öğrenimimi devam ettirdiğim University of South Florida'nın (USF) Amerikan futbol maçlarını oynadığı stat, Raymond James Stadyumu. Kapasitesi 72 bin kişilik, çoğu yerleşim yerinden ulaşım araba ile en az yarım saat sürmekte. Üniversite futbol maçları için genelde en ucuz bilet 15–20 dolar. Maç için gittiğinizde otopark parası, yeme içme masraflarını da sayarsanız asgari 40–50 dolar harcamanız gerekli. Bu parayı adamlar verir, nasılsa zenginler demeyiniz, bu ülkede çok zor koşullar altında yaşayan çalışan insanlar da mevcut. Türkiye'de birçok şehirde görülen bitmemiş projeleri, hoyratça harcanılan paraları buralarda çoğu şehirde göremezsiniz. İşin ekonomik kısmına girmeden, bir üniversite futbol takımının maçlarına gelen seyirciye değineceğim.

Kendi stadında ortalama seyirci sayısı olarak 2007 yılında  53.160, 2008 yılında ise 49.690 seyirciye oynadığını biliyor musunuz? Kaldı ki tarihinde hiçbir başarı ya da ulusal çapta kupa yok. 18 sene önce liglere katıldığını da ekleyeyim. Yukarıda verdiğim 50 bin ortalama sayısı, geçmişi başarılı ve futbol konusunda ünlü diğer üniversiteler için 70–80 binleri buluyor. Farz edin ki Adana'da Çukurova üniversitesinin futbol takımı üniversiteler liginde 50 bin taraftar ortalaması ile oynuyor, hayal edebildiniz değil mi ne demek istediğimi? 2–3 milyonluk bir şehir olan Tampa'da  profesyonel liglerde futbolda (NFL) Buccaneers, buz  hokeyinde (NHL) Tampa Bay Lightning ve beyzbolda (MLB) Rays takımları mevcut  ve hepsinin maçlarına gelen seyirci sayısı  yukarıda verdiğim ortalamaların çok daha yukarısında.

Kısaca, şehir bünyesine sahip çıkıyor, sorumluluğunu alıyor. Almakta zorunda, çünkü burada takımlar bazen şehir ilgisiz kalınca başka şehirlere taşınabiliyor. Peki ya biz, 1954'te kurulan, tarihi 1930'lara dek giden Torosspor ve Akınspor'un mirasına sahip, şehrin sivil hareketiyle kurulan ve profesyonel liglerde şehrin adını başarıyla temsil eden takımımız Adanaspor'a ne kadar sahip çıkıyoruz? Turuncumuza, portakalımıza, beyazımıza, pamuğumuza ne derece sahip çıkıyoruz?

Oturduğumuz yerden kül bırakmayız biz toplum ve şehir olarak, Adana böyle güzel şöyle güzel, Adanalı böyle iyidir, böyle yiğittir.

Şehrin göbeğindeki statta maçlarını oynayan, şehrinin renklerini taşıyan takıma sahip çık Adanalı!!!

Hodri Meydan Adanalı!!! Şehrine eskiden olduğu gibi tekrar sahip çık!!! Adanaspor'a sahip çık!!! 

Gökmen Demirkaya

Yazar: Editor
2009-09-17 23:06:35

Bir Çocuk Saflığıyla Sevmek

http://ul.gcg.me/files/2009-09/adanaspor_a__k__.jpg

Sevgili Serkan Şenyürek’in spor01’deki yazısına da bir destek ve ortak olmak amacıyla kaplanpenche olarak takıma yönelik eleştirilerimizi sadece maç analizine indirgeyeceğiz. Ekrem Al Hocaya ve futbolculara yönelik hiçbir olumsuz değerlendirmede bulunmadan hareket edeceğiz.

  • Bunu tam bir Adanasporluluk duruşu için yapacağız.
  • Takımın maneviyatına çok az da olsa herhangi bir zarar vermemek için yapacağız.
  • Zor olabilecek günleri el birliğiyle aşmak için yapacağız.
  • Yokuş çıkışa omuz vermek, yokuş aşağı turuncu bir coşkuyla çoğalmak için yapacağız.

Son iki maçta ummadığımız şeyler oldu, “Görecek günler var daha!” diyerek her durumda, biricik Adanasporumuzun yanında şartsız şamatasız olacağız.

 

O zaman, VİRA Adanaspor… Cumartesi 20.3o’da 5 Ocak’ta…

Yazar: Editor
2009-09-15 22:04:15
not

Bilginize

Yazmak gibi olmuyor konuşmak, üstelik canlı ve ulusal bir yayında… Heyecan, konuşma akıcılığını aksatmadı dersem doğru olmaz. Bu manada sevgili Adanasporluların affına sığınıyorum: ))

Anlatacak o kadar çok şeyimiz vardı ki; hepimiz bildiği dalgalı, zengin, sevinçli ve kederli bir Adanaspor mazisine dair…

Ama işte sınırlı süre ve bu alandaki tecrübesizlik heyecanla birleşti, planını yaptığım bir söyleşi en azından benim açımdan istenen nitelikte gerçekleşmedi…

Bu durumu bilginize sunmam gerekiyor, deyip sözü bağlayayım.

Sevgiler…

 

 

Yazar: Editor
2009-09-09 21:38:59

Ekrem Hocanın son açıklamasını buraya aktarıyoruz. Haber, spor01’den.

Sayfamızda Ekrem Hocayı eleştirirken açıklamalarını da görmezden gelmek olmaz. Eleştiririz, ama bunu insanları kaybetmek için hele Adanasporumuza zarar vermek için asla yapmayız. Gerekirse kırık kolu yen içinde de bırakırız. Her şey Adanaspor için…

'Bu kadar eleştirirsek bu ligin sonunu getiremeyiz'

Rize karşısında 3–2 galipken karşılaşmayı 4–3 kaybeden Adanaspor'da Teknik Direktör Ekrem Al, oyuncularını eleştirmeyeceğini dile getirdi ve aksine futbolcularına sahip çıktı. Futbolcularına güvendiğini ve sezonu bu oyuncularla bitireceklerini anlatan Ekrem Al, eleştiri oklarının çevrildiği iki kaptanı İlyas ve Tolga'ya sahip çıkarak,

"Futbolcuları böyle eleştirirsek bu ligin sonunu getiremeyiz. Sezon başı insafsızlık olur. Tolga Mersin'de iyi oynadı, bu maçta kötü oynadı diye eleştiremeyiz. İlyas sahada olduğunda bir şeyler yapmak istiyor, çok iyi oynamamış olabilir ama sahada olması onun suçu değil, benim suçum. Türkiye ona güveniyor biz nasıl güvenmeyelim?" dedi...

Sezona başlarken her maçı 2 puan olarak hesapladıklarının altını çizen Ekrem Al, "Biz üç maçta altı puan aldık. Aslında puan hedefimizde sapma yok. Ancak Rize'yi yenseydik artı 3 puanımız hanemizde yazılı olacaktı." ifadelerini kullandı. Emrah’ın Kocaeli maçına yetişmeyeceğini, Emre'yi yetiştirmek için uğraş vereceklerini anlatan Ekrem Al, Emre'nin yetişmemesi halinde mevcut kadro ile en iyisini yapacaklarını kaydetti. Metin Tuğlu'yu oyuna sürmeyi planladıklarını ifade eden Ekrem Al, "Metin'den önce Onur'u oyuna aldık. İstediklerimizi de yaptı. Üçüncü oyuncu tercihinden önce art arda goller geldi." şeklinde görüş belirtti...

Kenan, Riberio ve Özgürcan üçlüsüne karşılık orta alanı dörtlü yaptıklarını ve İlyas'ı sol tarafa çektiklerini dile getiren Ekrem Al,

"İlyas'ı ben o bölgeye çektim ve ona göre oyun kurgusu yaptık. Dörtlü blok halinde oynadık. Aslında başarılı da olduk. Emre sakatlanınca Rahman'ı oyuna aldık. 3-2 iken yakaladığımız net pozisyonlar vardı atamadık. Sonra 2 defa geldiler ve iki pozisyon da gol oldu.. Oyunun genelinde iyiydik. Kişisel ve bölgesel hatalar yaptık. Önce beraberlik sonra şok gol takımı etkiledi. Bu yüzden oyuncularımı eleştirmem. Önümüze bakacağız, istenen neticeyi alamadık ama önemli olan bu işin sonunu getirmektir." diye konuştu...

Mbilla-Emre Aktaş ikilisinin rakipler için korkulu rüya olduğuna dikkat çeken Adanaspor Teknik Direktörü Ekrem Al konuşmasını şöyle tamamladı:

"Emre Aktaş sakatlanıp çıkınca rakip cesaretlendi ve savunması ön tarafa çıktı. Mbilla o bölgede yalnız kaldı. Buna rağmen pozisyona girdi kaçırdı ve sonra penaltı yaptırdı. Forvette çift oynadığımızda çok etkili oluyoruz. Emre'nin sakatlanması gücümüzü azalttı. Şimdi önümüzde Kocaelispor maçı var ve bu maçı telafi edeceğiz. Adanaspor ilk defa mağlup olmuyor ve olmayacak da. Önemli olan bu yengiliden ders çıkarmaktır." dedi...

Yazar: Editor
2009-09-08 10:24:48
Niçin Yenildik?

Bir başkadır Turuncu sevdası… Gördüğün her turuncuyu Adanaspor diye kucaklarsın… Gördüğün her turuncuda Adanaspor ararsın… İspanyol Liginde Valencia’yı, Ukrayna Liginde Shaktar’ı, milli takımlar içinde Hollanda’yı sevmemiz içimizdeki bu Turuncu aşkındandır…

 Bir başkadır Turuncu sevdası… Türkiye ligini ikinci bitiren ilk Anadolu takımı olmanın gururudur bu sevda… Kapanma aşamasına gelip küllerinden doğan bir takım olmanın haklı sevincidir bu sevda… Bir kentin içinde ötelenen, öteki sayılan bir takımın taraftarı olmanın bilinçli direnişidir bu sevda…

 Ekranın karşısında Adanaspor- Rizespor maçını izlerken bunları düşündüm… Gaziantep Kamil Ocak Stadı’nı 5 Ocak Stadı’na çevirmeye çalışan taraftar kitlesini görünce Adanasporlu olmanın ne demek olduğunu daha iyi anladım… Ligde ikide iki yapmış bir takım olarak çıktık Rize karşısına… Üçte üç yapacaktık ve tıpkı eski günlerde olduğu gibi “Titre 1. Lig Adanaspor geliyor!” diyecektik… Bizler buna inanmıştık… İnandığımız için Tur-beyler grubu Gaziantep Kamil Ocak Stadı’nda yerini almıştı… Futbolcular da inanmıştı. Ki daha üçüncü dakikada Emre Aktaş ile golü bulduk… Rize beraberliği yakaladı ama bir dakika sonra yanıt verdik İzzet’le…

Peki, ne oldu da yenildik… Bu kadar inançlı bir toplulukta aksayan dişli neredeydi? Yanıt çok açık aslında… Takımı yöneten-daha doğrusu yönetmesi gereken- kişi galibiyete inanmıyordu… Sistemi Emre ve Mbilla’ya atılan uzun toplarla kuran Ekrem AL, Emre’nin sakatlığını hesaplayamamıştı, yani Hoca’nın B planı yoktu… Emre çıkınca sistem kilitlendi… Aslında kilitlenen sistem değil Ekrem Al’ın ta kendisiydi… İkinci yarıya hızlı başlayan Rizespor’u durdurmaktan başka bir şey düşünmedi Ekrem AL… Oysa Adanaspor durdurmak için uğraşmamalı, bu Rizespor’un sorunu olmalıydı… 2–1’lik skorun üstüne yatmaya çalışan Hoca’ya Rize ilk uyarı atışını gönderdi ve beraberliği tekrar sağladı… Mbilla’nın olağanüstü çabası ile kazanılan penaltı atışı tekrar öne geçirdi bizi ama Ekrem Al’ı uyandırmaya yetmedi… Takım bocalıyor, futbolcular şaşırıyor, Hoca ise yalnızca izliyordu… İzlemeyen ise  Oktay Çevik ve Hasan vezir idi… Gerekli hamleleri yapıp maçı kazanmayı bildiler… Yetmiş beş dakika S.O.S veren bir takıma müdahale etmeyip oyuncu değişikliği hakkını doksan artı üçte kullanan bir teknik direktör için ne söyleyebiliriz ki…

Ekrem Al, futbolun aslında bir satranç oyunu olduğunu unutup bir tavlacı  gibi zarın iyi gelmesini beklemiştir. Ama düşeş atan Oktay Çevik  olunca mars olan Adanaspor olmuştur… Rakibi küçümsemek yanlıştır, doğru; ama kendini küçümsemek yanlışlıktan öte yüreksizliktir… Ekrem Al, bu gece Adanaspor’u küçümsemiş ve Rize’ye hiç de hakkı olmayan üç puanı armağan etmiştir…

Şimdi bazı kişilerin: “daha ilk yenilgi, normaldir, Adanaspor’a zarar vermeyelim, Başkan’ı küstürmeyelim” gibi beylik sözler ettiklerini duyar gibiyim… Bunu diyenler unutmamalıdır ki “Teknik Direktör” futbolcu için her şeydir… Bu nedenle kenarda Fatih Terim’i gören oyuncularımız beş dakikada Çekleri sahadan silmişlerdir… Emre çıkmış, sistem aksamış, futbolcu Hoca’ya bakıyor, ondan medet umuyor… Peki Hoca ne yapıyor? 75 dakika (zorunlu Emre değişikliği hariç) oyuncu değiştirmiyor… Metin kenarda otururken Özgürcan’ı marke etmesi için Onur Demirtaş’ı alıyor… Bunu Rize hocası anlıyor ve Özgürcan’ı kenara alıp Çağrı’yı oyuna sokuyor… Sonuç mu? Çağrı’nın çabası ve skor 3–4…

 Bir başkadır Turuncu Sevdası… Gündüz tekin Onay’ların, Dorde Miliç’lerin yönettiği bir takımın Hocası olmak ise bir başkadır demiyorum, çok zordur… Bunu taşımak ise tek cümle ile : “YÜREK İŞİDİR!”

 Bu maç şunu göstermiştir ki: Maç başladıktan sonra futbolcularımız sakatlanmasın diye dua edeceğimiz, rakip takım hocaları satranç bilmeyen kişiler olsun diye bekleyeceğimiz, şans faktörü hep yanımızda olsun diye tespih çekeceğimiz bir sezon bizi bekliyor… Niye mi? Çünkü gemi kaptansız gidiyor…

 F. Murat Seferbeyoğlu

Yazar: Editor
2009-08-30 16:36:17

Şeytanın bacağını kırdık

 Biz Mersin’i son iki maçta zaten yenmiştik ha diyeceksiniz ki neden böyle bir başlık attınız? Hemen açıklayalım:

Geçen sene koca bir sezon TV’de verilen deplasman maçlarının bir tanesinde bile galip gelememiştik işte bu yüzden şeytanın bacağını kırdık.

 

Maça gelecek olursak TV’den bizlere şunlar yansıdı:

 İlk yarıda sol taraftan çok fena ataklar yedik o bölgemiz resmen yolgeçen hanına dönmüştü ayrıca orta sahanın ortasında çok fazla açıklar verdik. Bazı pozisyonlarda Mersin forvetleri kaleci ile burun buruna gelip beceriksizce golleri harcadılar. Tolgan bir yüzde yüzlük bir topu çıkarttı bir de Mersin’in topu direk döndü ki yüreklerimizin ağzımıza geldiği dakikalardı. Biz ise daha çok karşı tarafı önce durdurmaya daha sonra atak yapmaya çalıştık çok nadir etkili ataklarımız oldu.

İkinci yarıya da Mersin etkili başladı ilk 15 dakika bizi iyice bunalttılar. Tam bu dakikalarda bir gol kaçırdı ki Mersin hem bizim defans evlere şenlikti hem de Mersin’in forveti o anda. O gol nasıl kaçtı gerçekten inanılmazdı. Bu atakta beraber maç izlediğimiz abim bana aynen şunu söyledi bu bir ışık olsun aklımızı başımıza getirsin golleri biz atalım dedi.

Maçın kader anı Mbillanın 50 metre top sürüp 5 kişiyi geçip o bize ters gelen öne geçtiklerinde maçı yavaşlatan Kerem efendinin üstünde topu filelerle buluşturmasıydı.Bu dakikadan sonra sahada maçın hâkimi biz olduk oyunu istediğimiz gibi yönlendiriyorduk. Doğru oyuncu değişiklikleriyle ikinci golü bulmamızda gecikmedi. Hakem ısrarla Mersin’e golü attırmak istedi ve emeline 90+5 ‘de ulaştı.

Maçtaki bana göre önemli nüanslar şunlardı:

 

Mersin çok güzel takım kurmuş ama forvet yönünden çok fakirler

Biz daha iyi olacağız ancak biraz daha zamana ihtiyacımız var

Turbeyler takımlarını yine yalnız bırakmadılar deplasman seyircisi değil de ev sahibi takım taraftarı gibiydi.

Sol defansa dikkat çekirge bir sıçrar iki sıçrar üçüncüde yakalanırmış, Rize bizi yakalamadan önlem almak şart. 

*Son olarak sanırım tarafsız sahadaki maçımız Gaziantep’teymiş desenize haftaya Gaziantep’e akıyoruz.

 

Murat Akıllı
Yazar: Editor
2009-08-28 11:20:36

Adana Futbolu

 

Ankara Tayfası’ndan Sayın Mustafa Uçar ile Yavuz Yıldırım’ın hazırladığı Adana Futbolu adlı kitap İletişim Yayınlarından basıldı ve kitapçı raflarında yerini aldı.

Her kitap büyük bir emek sonucu ortaya çıkıyor (bir şey biliyorum da söylüyorum: )). Dolayısıyla sırf bu emek övgüye değerdir.

Ellerine sağlık, yürekten kutluyorum. 

Şimdilik ön bir incelemeyle yüzeysel bir fikir edinebildim kitaba dair. İzlenimin bu kadarıyla bir şeyler yazmak ayıp olur.

Ayrıntıları kitabı okuyunca paylaşırız.

Tekrar tebrikler…

Yazar: Editor
2009-08-26 23:53:03
http://thumbs.dreamstime.com/thumb_277/1212670301cdOrTX.jpg

Salı akşamı stv'de bir 1.lig programı vardı. Üç de konuk: Uğur Tütüneker, Tunç Kayacı ve Altan Tanrıkulu.

Uzatmayım. Aslında severek izlediğim biri spor yazarıydı Altan Tanrıkulu. Lakin o program itibariyle sanki bir rüzgar esti ve alıp götürdü o sempatiyi. Mevzu şu: Program sunucu Adanaspor'u soruyor, hazret de bilmediğim bir takım diyor. 

Bre adam o zaman sana orada ne işin var demezler mi? Oraya vazo diye mi geldin, süs bitkisi misin? İnsan utanma belası bir araştırma yapar 1.lig takımları için yüzeysel de olsa. Üstelik bahis konusu takım Adanaspor, Çatladıkapıspor değil. 

Şu Bizansın o kadar kapıkulu olmuşsunuz ki, hakikatte de size o soyad daha çok yakışır, alayınıza.

İşini layıkıyla yapın, ekmek paranızdır. Veya çıkıp o programlarda boy göstermeyin dekor niyetine, yaptığınız işe biraz saygınız olsun...

Yazar: Editor
2009-08-17 21:11:25

[Bu yazı ilk, 27 Nisan 2007 tarihinde adanaspor.org’da yayımlanmıştır. Küçük değişikliklerle tekrar yayımlıyoruz.]

Bu yazıda Adanaspor’dan bahsederken amaç övünmek veya yerinmek değildir; amaç konumumuzu biraz daha belirginleştirmek, hikâyemizi güzelleştirmek, neşelenmek, Adanaspor’umuzun her haliyle mutlu olmaktır; adıyla bile sevinebilmektir: ))

-Türkiye Profesyonel Liglerinde rengi Turuncu-Beyaz olan ilk ve tek takım
-Kadın bir başkanı olan ilk takım (bilmiyorum ya belki de son takım.).
-Üzücü bir trafik kazasıyla altyapısı önemli bir yara alan ilk takım (dilerim son takım olarak kalır…).
-Anadolu’da bir yıl arayla iki ayrı gol kralı (Özer-Bora) çıkaran ilk ve tek takım.
-Teknik direktörü (Gündüz Tekin Onay) kulüp başkanı olan ilk takım ve tek takım.
-İnter’i Türkiye’ye getiren ilk takım :)
-İnter’e karşı ilk yarıyı 1–0 galip bitiren bir takım :) (ama 2.yarıda 3 gol yiyen bir takım :( )
-Bir Anadolu kulübünün tanık olabileceği en güzel günleri görüp daha sonra da kapanmak zorunda kalan ilk ve tek takım.
-Tekrar profesyonel liglere dönüp tüm olumsuz koşulların ardından yinede şampiyon olan ilk ve tek takım. Ve ardından bir daha şampiyon olan takım.

-6 sezon üst üste aynı ligde oynamayan ilk ve tek takım.
-Ama vaktiyle iki buçuk sezonda Süper Lig’den “Yoklar Ligine” düşen ilk ve tek takım.
-Ve fakat kalbimizdeki tek takım :)
-Sevdiğimiz ilk ve son takım.
-Şu kokuşmuş futbol aleminde kirlenmeden kalabilmiş bir takım.
-Centilmenlik ödülü almış bir takım.
-Bir zamanlar tribünlerde Amigo İbo’su,Tantana Kemal’i Yahya’sı olan bir takım.
-Sahadaki duruşuyla bile bizi mutlu eden bir takım.
-Hele bir de gol attığında bizi “çıldırtan” bir takım.

- Mazisinde Miliçleri, Velkoviçleri, Köksalları, Erhanları, Timuçinleri, Sabotiçleri, İsaları, Boraları, Özerleri, Vedatları, Gündüz Hocaları, Kayhanları, Feyzullahları, Ali Beykozları, Ümitleri, Ali Asımları olan bir takım… (devamını siz sayın.)
-Uğruna yollara düştüğümüz bir takım.
-Hababam Sınıfı’nda “Akdeniz’in en güçlü takımı Adanaspor’dur hocam!”olarak anılan bir takım.
-Ezelden beri “resmiyetin” görmezden geldiği bir takım
-Adana'da sivil bir itaatsizlikle bir “halk takımı” olarak kurulan bir takım.
-“Direnen” bir takım.
-Allah’ına kadar sevdiğimiz bir takım.
-Hep birlikte ağlayıp hep birlikte gülen bir takım.
-Kendi hesabını kendi ödeyen bir takım.
-Adanasporluluğa, sevdaya, vefaya dair hesapları olan bir takım!
-“Kimi Sevsem Sensin”dediğimiz bir takım.
-“Ben Sana Mecburum”tutkusuyla bağlandığımız bir takım.                                                                                           -Şampiyonluğu gittiği yoldan getiren bir takım.                                                                                           -Ömrümüzün en güzel hikayesi olan bir takım.
-Ömrümüzde turuncu bir güneş gibi doğup, turuncu bir ay gibi batan takım.
-Bir takım, tek takım, bir tek takım!
-ADANASPOR! Şahsım adına bir “milli takım” !

Yazar: Editor
2009-08-13 00:02:45

http://ul.gcg.me/files/2009-08/k__ksal_mesci.jpg

Evet,

Köksal Mesçi'ydi...

[Sayın Ali Aydın Altunkan doğru cevaplar sonucunda kazanan isim olmuştur. En nihayetinde Adanaspor'un kazanması dileğiyle...]

 

Yazar: Editor
2009-08-10 22:34:38

Sevgili Sabahattin Özen Kartepe kampından fotoğraflar göndermiş paylaşmamız için. Teşekkür ediyoruz.

Bu güzel Adanasporluluk heyecanımızı iyice pekiştiriyor.

http://ul.gcg.me/files/2009-08/kartepe.jpg
 
http://ul.gcg.me/files/2009-08/kartepe_adanaspor.jpg
 
http://ul.gcg.me/files/2009-08/kartepe_adanaspor_kaplanpenche.jpg
 
 http://ul.gcg.me/files/2009-08/kartepe_as.jpg

İlle de Adanaspor…

Yazar: Editor
2009-08-07 08:27:37

Aynanın İçi

http://ul.gcg.me/files/2009-08/ADANA-SPOR-FUTBOL-TAKIMI-KARTPOSTAL-1974-1975__16792844_0.jpg

Bir hikâyenin içinde bulduk bir anda kendimizi, aynadan yansımış bir hikâyeydi bu, ancak ayna bulanık görüntüler gerçekti.

Bir beton yığınının içindeydik merdiven gibi, tribün diyorlar ona.

Ve biri eğilerek dedi ki: "Turuncular bizim takım".

Bir oyundu oynanan ve biz taraftık.

Önce futbolu sevdik ama turuncularla.

İnsanlar vardı, tribünlerde. Onlarla da aynı taraftaydık.

Gözler, kalpler, gönüller hep aynı yerdeydi.

Ve

Bir hikâyenin içinde bulduk bir anda kendimizi, aynadan yansımış bir hikâyeydi bu, ancak ayna bulanık görüntüler gerçekti.

Sahte bir dünya kurduk kendimize, birilerinin dediği gibi fena halde hayata benzeyen bir dünya. Ve bir yerimiz, bir tarafımız vardı. Turuncu bezden bir pankartın arkasında, turuncu bir güneşin altındaydık. Gölgesiz, doğal, doğrudan...

Umutlar ve hayaller vardı yıkılmayı bekleyen. Yıkıldılar da birer birer. Ama biz, onlar yıkıldıkça daha güzellerini kurduk daha ulaşılmazlarını... Belki onlar da yıkılacak ve her yıkıntı biraz daha bağlayacak sürekli bizi içine çeken, girip de çıkamadığımız o büyük tutkuya.

Zaferlerde de vardı, büyük mutluluklar da, içten çığlıklar da. Güzel günleri de gördük. Ama biz hüznü sevdik. O tribün denilen beton yığınları boşken, sağa sola aldırmadan ayağa kalkıp çılgınca alkışlamayı sevdik.

Zafer sarhoşluklarını değil sessizce ağlayanların içten hıçkırıklarını sevdik. Hayallerimiz ve hedeflerimiz hep vardı. Kimisine ulaşabildik, kimisinde beceremedik. Ama biz yolun sonuna varmayı değil, yola çıkmayı yolda olmayı sevdik.

Ve

Bir hikâyenin içinde bulduk bir anda kendimizi, hayal meyal görüntülerden oluşan bir tutkunun içinde...

Ve

Aslında biz bu hikâyenin içinde olmayı sevdik. Kıyısında, köşesinde bir yerlerde, tribünlerde turuncu bir pankartın arkasında olmayı sevdik. Ömrümüzün en güzel hikâyesinde!

Mehmet Uysal

fotoğraf, turbey-turbey.blogspot.com'dan alınmıştır.
Yazar: Editor
2009-08-03 21:17:03

Kombine Almaya Dair Bir Güzelleme

http://ul.gcg.me/files/2009-08/adanaspor_kombinesi_2009-2010_4.jpg

Kombine alalım ki maddi bir katkımız, çorbada tuzumuz olsun.

Kombine alalım ki farkımız olsun.

Kombine alalım ki fiyakamız olsun.

Kombine alalım ki tribünde tescilli bir yerimiz olsun.

Kombine alalım ki cüzdandaki onlarca kart içinde yüz akımız olan bir kart olsun.

Kombine alalım ki söyleyecek sözümüz olsun.

Kombine alalım ki keyfimiz baki olsun.

Kombine alalım ki istediğimiz başka şeyler de olsun.

Kombine alalım ki gol sevincinde daha çok sevincimiz olsun.

Kombine alalım ki tribün bayram yeri olsun.

Kombine alalım ki şehirde turuncu şenlik olsun.

Kombine alalım ki “Adana Turuncudur” tezahüratının bir manası olsun.

Kombine alalım ki filmin devamı olsun.

Kombine alalım ki birbirimize bakacak yüzümüz olsun.

Kombine alalım ki stada girişimiz heybetli olsun.

Kombine alalım ki bir kombinemiz olsun.

Kombine alanlara helal, alacak olanlarda gayret, almayı düşünenlere zihin açıklığı, Adanasporlu olup da almayanlara selam olsun…

Ama…

Kombine alalım ki kazanan Adanasporluluk olsun.

Vira…

Yazar: Editor
2009-07-26 12:02:50
[Mekânlar karşı atakta. TURİD başkanı ve Sunset Bar’ın sahibi Barış Tansever sigara yasağında İspanya modelini önerdi. (Yani isteyen işletmeci burası sadece sigara içenlere açık bir yerdir diyebiliyor.) Ayrıca restoran işinden bir milyon yüz bin kişinin ekmek yediğini ve sigara yasağının bu sektörü olumsuz etkilediğini ekledi.]

Gelişmeler böyle.

Derdimiz sigaranın içilmesi değil, bunları sigara tiryakisi olmadan yazıyorum. Sorun Akp’nin kendi istediği bir yaşam tarzını dolaylı taktiklerle dayatır olmasıdır.

Ama bunu yaparken de toplumun hassasiyetlerine hiç bakmamaktadır, çünkü toplumun tercihleri ve hassasiyetleri sadece Akp’nin ve Akpcilerin çıkarları söz konusuyken bir anlam taşır, yoksa ötesi hikâyedir. Memleketin yüzde otuzu yani aşağı yukarı sana oy veren bir kitle kadarı bu mereti içiyor. Bunu da düşünün.

Lokantaların, kahvehanelerin, barların, birahanelerin, nargilecilerin geçimlerini de düşünün. Sizin gibi yaşamak istemeyen insanların hür iradelerini düşünün. (daha fazla uzatmayayım, yasakla ilgili ilk yazıda ayrıntılara değinmiştim zaten, ama bir düşünün…)

Yazar: Editor
2009-07-23 12:02:31

İlyas, Net Konuştu

"Sakatlığım tamamen geçti"

http://ul.gcg.me/files/2009-07/ilyas_kahraman.jpg 

*Eğer futbol oynayamazsam

aldığım parayı geri verir ve giderim.*

Transfer oldu günlerde sakatlığı konusunda çeşitli spekülasyonlar yapıldığını belirten Kaptan İlyas şöyle dedi:

"Ameliyat olalı 4 hafta oldu. Gizli fıtık denilen bir sakatlıktan dolayı bıçak altına yattım. Geçen sezon Kasımpaşa maçında yaşadığım sakatlığa teşhis konulamadı ve bende yurt dışına gittim. Ancak orada sıkıntılarım anlaşılabildi. İsviçre’de yapılan kontrollerim sonrasında kasığımda fıtık tespit edildi.

Bugün toplu idmanlara başladım. Ağrılarım kalmadı sadece kuvvetsizim. Başkanım sağ olsun beni çok onure etti. Benim kişiliğime inandı ve beni gözü kapalı aldı. Ben de yaşananları anlattım. Eğer futbol oynayamazsam aldığım parayı geri verir ve giderim.

Futbolculukta her şey var başka sakatlıklar da yaşayabilirim. Bolu’da yaşanan bu spekülasyonlardan dolayı Adanaspor’u tercih ettim. Sakatlığım hakkında benimle görülüşülmedi ama Bayram Akgül bana güvendi ve onun yüzünü kara çıkarmayacağım. Bana bugün deseler, çıkar oynarım. Hocam 3 maçın ardından kalan 6 hazırlık maçında bana şans verecek. Sakatlık konusunda problemim kalmadı. Biraz temkinliyim ama ilk maçta zıpkın gibi olacağım."

Not: Bu haber editörünün izniyle spor01’den alınmıştır.

Yazar: Editor
2009-07-21 09:53:24

* Adanaspor 1975 Senesi Takım Kadrosu *

 http://ul.gcg.me/files/2009-07/adanaspor_1976_poster.jpg

Teknik direktör Gündüz Tekin Onay.

Ayaktakiler: Güngör, Necip Naci, Selami Tekkazancı(Füze Selami, antrenör), kaleci Ahmet Ziya, Orhan Yüksel(antrenör), Mehmet, Ömer, Mustafa;

Orta sıra: Yener, Muzaffer, Gündüz Hoca, Bayram Erbil(antrenör), Harun, Köksal;

Oturanlar: Masör Ali, Akın, İrfan, Kemal, Faruk, Küçük İrfan, Vedat Bayraktar.

http://ul.gcg.me/files/2009-07/__nder_1976.jpg

Sonra, Önder: Fenerbahçe ve Demirspor’da da oynamıştı. Bir trafik kazasında yaşamını kaybetmişti.

http://ul.gcg.me/files/2009-07/timu__in_ve_isa_1976.jpg

Kaptan Timuçin ve Apaçi İsa Ve Reşit.

http://ul.gcg.me/files/2009-07/re__it_1976.jpg
  • Poster altında da şöyle bir yazı, 1976 senesinden: Güçlü kadrosu, uyumlu yönetimi ve de yetkili teknik adamlarıyla daha iyi bir sonuca layık Adanaspor...

** Bu değerli belgeyi bizimle paylaşan Ergün Abiye teşekkürler.

Yazar: Editor
2009-07-17 09:14:39

Transferler Devam Ediyor

Adanaspor’un son transferi Beşiktaş alt yapısında yetişen Koray Şanlı. Yazılanlardan, yorumlardan Koray’ın Adanaspor için heyecan uyandıran, umut veren bir oyuncu olduğu görülüyor. Daha öncesinde alınan futbolcuların da yaşları ve futbol öz geçmişleri transfer konusunda taraftara güven vermektedir. Bir de usta bir oyuncunun, İlyas’ın alınmış olması bu güven duygusunu pekiştirmektedir.

http://www.fotosearch.com/bthumb/SUE/SUE117/SCCL0040.jpg
 
Daha önce de bahsetmiştim her futbolcu, her transfer bir umuttur diye. Her aşamaya önce olumlu yaklaşılır, işin iyi yanı görülür. Dilerim zaman içinde bu duygular futbolun sahadaki gerçekleriyle de örtüşür ve vaat edilen şampiyonluğa ulaşırız.

 

Ee, bir taraftar takımından başka ne bekler ki, hele bir Adanaspor taraftarının bulunduğu lig itibariyle, 18 takım içinde gerek geçmişi gerekse bugünü ile en sağlam duran takımından başka ne beklemesi gerekir. Aynı koşullarda başkanın ve teknik yönetimin, futbolcuların net bir şampiyonluk mesajından başka ne vermesi beklenir.

Şampiyonluk konusunda hala “temkinli” konuşan yani bu işe yüreği yetmeyen varsa da beri dursun. Başka ne diyelim!

Yazar: Editor
2009-07-10 12:00:44
http://ul.gcg.me/files/2009-07/gerrard.jpg

Liverpool’da başladığı futbolculuk hayatını gene kırmızı renkler altında bitirmek üzere 4 yıllık sözleşmeye daha gözünü kırpmadan imza atmış. Birçok topçu için transfer söylentisi yayılırken, nedense Kaptan için tek kelime dahi yazılmıyor, çünkü karakteri belli, yaşantısı belli... Son günlerde bayrak adamlar flama olurken, Gerrard gibiler hala göklerde dalgalanıyorlar...

Bu alıntı ultras/Movement’ten.

Bakın elin İngiliz’inde durum böyle. Kimseler elindeki bayrağı birilerine kaptırma niyetinde değil.

Ama biz ilk on maçı bile görmesi şüpheli bir hocanın kaprisleri uğruna “bayrak” ismimizi, futbola adeta Adanaspor’da başlamış birini, şu an itibariyle takımın en eski oyuncusunu, sorumluluk alabilen, turuncu formayla çok uzun seneler mücadele edebilecek olan yürekli bir futbolcumuzu gözden çıkarmış gibiyiz.

Yazar: Editor
2009-07-03 10:52:14

Dinlemek veya Maruz Kalmak

http://www.guzelresim.info/unlu-resimleri/muslum-gurses-resimleri/muslum-gurses.jpg

Farklı tarzda müzikler dinlemek ilgi penceresini geniş tutuyor. Böyle olunca da en çok sevdiğin tarzdan sıkılıverme ihtimali de ortadan kalkıyor.

İsteyerek dinlediğim farklı tarzların yanında “dinlemeye maruz kaldığım” şarkılar, şarkıcılar da olmuyor değil. Örneğin sabah sabah bir yerde Serdar Ortaç şarkısına maruz kalmak o gün içinde insanoğlunun başına gelebilecek en kötü şeylerden biridir diye düşünürüm. Böyle bir şey: ))

Ana mevzuuma dönersem; Müslüm Babayı alır dinlerim. Hatta “paramparça”yı Teoman’dan değil de Müslüm Babadan dinlemeyi isterim. Üniversite yıllarının en önemli isimlerinden biri Bülent Ortaçgil’ken, ben “sensiz olmaz”ı Müslüm Babadan dinlemeyi ziyadesiyle tercih ederim.

Sebepse şudur: Müslüm Gürses söylediği her şarkıya ayrı bir “ruh” vermiştir. Eserin kendine has kimliğine ayrı bir çehre kazandırmıştır. Yani onu bozmamıştır, o şarkıya tecavüz etmemiştir. Müslüm’ün elinden geçen parça daha bir tatlanmıştır.

Amma velakin, hiç hazzatmediğim ve tamamen dinlemeye maruz kaldığım bir İbrahim Tatlıses vakası vardır ki Türkiye’de söylediği her şarkıyı berbat etmiştir. İmha etmiştir. Paçavraya çevirmiştir. Müslüm Babanın yaptığı iyi işlerin hep tersini yapmıştır.

Genelde benzetilen, yakın alanların şarkıcıları olarak anılan bu iki ismi bırakın karşılaştırmayı birbirine yakın bir yerlerde düşünmek bile gereksiz bir iştir. Bu da yazını son cümlesidir.

Not: Sensiz Olmaz’ı Müslüm Babadan dinlemek için TIKLAYINIZ.

Yazar: Editor
2009-06-30 09:19:59

Önce Transfer etmek, Sonra Umut etmek

  • Her transfer bir umuttur.
  • Yaşama sevinci verir. Hayata bağlar.
  • Dipdiri tutar futbol sevgini.
  • Takımına daha bir güzel bakarsın.
  • Her transfer bir umuttur.
  • Güç verir, yazdırır konuşturur.
  • Kitleye bir başka hava verir. İnancı pekiştirir.
  • Transfer edilen futbolcunun önceki dönemleri pek bir mana taşımaz; sakatlıkları, başarısızlıkları, tatsızlıkları…
  • İnanırız ki bizle yepyeni bir sayfa açacaktır. Yükselecektir bizle.
  • Gol sevincini yaşayacak, yaşatacaktır.
  • Şampiyonluk turu atılacaktır hep birlikte.
  • Bakınca; her transfer adeta bir Messi’dir. Öyle beklenir.
  • Her transferin bir kredisi vardır tribünde. İlk önce güvenilir. Sonra gelişmeler izlenir.
  • Rakiplere nispettir. Bir fark oluşturacaktır onlarla aramızda, lehimize.
  • Çok koşacak, çok çalışacak, çok gol atacaktır. Hiç hata yapmayacaktır, kart görmeyecek, hiç sakatlanmayacaktır.
  • Transfer dönemi bir şenlikse her transfer de bu şenliğin en muhteşem havai fişeğidir. Bin bir renkle art arda patlayan, gökyüzünde ışıltılı izler bırakan, seyrine doyum olmayan…
  • Her transfer bir umuttur.
  • Umut, tribünün yegane ilacı, aşı, dayanağıdır.
http://files.vector-images.com/cd_samples/soccer_players_clipart.gif
Yazar: Editor
2009-06-23 11:41:09
http://ul.gcg.me/files/2009-06/a1.jpg

 kaplanpenche'nin 3. yılı için hazırladığımız farklı model ve renklerdeki kaplanpenche t-shirtlerini (yalnızca 30 adet) Arıplex üzerindeki sunflowers'ten edinebilirsiniz.

http://ul.gcg.me/files/2009-06/sunflowers_logo.jpg

sunflowers

Cemalpaşa Mah. 3.sk. Karabucak İş Merkezi No:69 Adana/ Telefon: 0322 457 03 21

Yazar: Editor
2009-06-17 22:12:04

Borçsuz Olmak

http://ul.gcg.me/files/2009-06/cb.jpg

Bayram Akgül’e bir konuda daha hakkını vermek gerekirse o da borçsuz bir kulüp olmamızı sağlamasıdır. Bu durum bizi ziyadesiyle keyiflendirmektedir. Bu borçsuzluğun nasıl bir şey olduğu veya miktarı ayrı bir konu olarak ele alınabilecek vaziyet gösterse de onca badire atlatmış bir Adanaspor için, bizim için “borçsuz olmak” bir nevi haz almadır.

Her ne kadar “borç yiğidin kamçısıdır” diye bir tür teselli mahiyetli, marazi bir biçimde gaza getirici ve aslında toplumun ekonomik, hatta sosyal halini resmeden bir atasözümüz olsa da borçsuz olmak hem tek tek şahıslarda hem de Adanaspor’da güzel bir şey.

Hep böyle seyretmesi dileğiyle…

Bu arada ilk transfer de gerçekleşti. Devamını heyecanla bekliyoruz.

 

Yazar: Editor
2009-06-13 23:00:19

Transfer dönemi klişeleri

Aşina olduğumuz sözler bunlar. Biz birkaçını hatırlatalım, devamını siz getirin:

  • Falanca kulüp der ki: Bize, filanca oyuncu için herhangi bir teklif yok.
  • Filanca futbolcu der ki: Bana veya menajerime gelen herhangi bir teklif yok.
  • Falanca kulüp der ki: Filanca oyuncu bizim sözleşmeli futbolcumuzdur, biz izin vermeden hiçbir yere gidemez.
  • Filanca futbolcu der ki: Ben zaten kundaktan beri falanca takımlıyım. Ebem beni o renklere sarmıştı ilk.
  • Falanca kulüp der ki: Bu formaya layık transferler yapacağız.
  • Filanca futbolcu der ki: Kulübüme para kazandırmadan bir yere gitmem.
  • Falanca kulüp der ki: Bu transfer dedikoduları kulübümüze zarar vermektedir.
  • Filanca futbolcu der ki: Bu transfer dedikoduları beni yıpratmaktadır.
  • Falanca kulüp der ki: Taraftarımız bize güvensin.
  • Filanca futbolcu der ki: Şampiyonluk yaşamaya geldim.
  • Falanca kulüp der ki: Bu forma her futbolcuya nasip olmaz.
  • Filanca futbolcu der ki: Burada olmaktan çok mutluyum.
  • Falanca kulüp der ki: Biz büyük bir camiayız.
  • Filanca futbolcu der ki: Büyük bir camiaya geldiğimin bilincindeyim.
  • Falanca kulüp der ki: Alamayacağımız futbolcu yok.
  • Filanca futbolcu der ki: Hayallerimin takımına geldim.
  • Falanca kulüp der ki: Taraftarımız bana güvensin.
  • Filanca futbolcu der ki: Burada ikinci baharımı yaşayacağım.
  • Falanca kulüp der ki: İstikrardan yanayız.
  • Filanca futbolcu der ki: Bana inananları mahcup etmeyeceğim.
  • Falanca kulüp der ki: Transferde çok dikkatli davranıyoruz.
  • Filanca futbolcu der ki: Takımı layık olduğu yere getirmek için ben ve arkadaşlarım elimizden geleni yapacağız.
  • Falanca kulüp der ki: Nokta transferler yapacağız.
  • Filanca futbolcu der ki: Benim için para ikinci planda.
  • Falanca kulüp der ki: Sokağa atılacak paramız yok.
  • Filanca futbolcu der ki: Bu sezon tüm kupaları alacağız.
  • Falanca kulüp der ki: Bu sezon tüm kupaları alacağız.
Yazar: Editor
2009-06-08 00:10:33
Onlar da Gelmesin Maça
http://thumbs.dreamstime.com/thumb_167/1185112999rT97R3.jpg

Maçlarda hakem muhabbetleri bildiğimiz gibidir. Ne yapsa, ne etse tribüne yaranamaz o. Zaten yaranmak zorunda da değildir. Adaletli olsun yeter. Yani her maçta bir penaltımız mutlaka verilsin: )) Şaka bir yana, böyle bir an… Biri kalkıyor, sıralıyor hakeme dair vecizeleri (!) Birkaç küfür daha bağrı pek açılmamışından… Lakin tribünde bayanlar da vardır. Arkadaşı, gayri bendine sığmayan bu seyirciyi uyarma ihtiyacı hisseder:

— Lan oğlum etrafta bayanlar var.

Öteki belki henüz fark etmiştir bir maçta, üstelik maratonda bayanların da olabileceğini. Bilemeyiz onun o an neler hissettiğini, fakat nihayetinde bir zihniyetin tahlilini yaptırır cevabı:

— Yav, onlar da gelmesin maça…

Yazar: Editor
2009-06-06 09:26:36
http://ul.gcg.me/files/2009-06/nhk.gif

... Memleket Nâzım Hikmet diye devam ediyordu şarkı.
Seni dünya paylaşamıyor
Şiirlerin bin dilde
Seni senden okumak var ya
Seninle aynı dilde...

Bir şairin şiirini onunla aynı dilde okumanın ne demek olduğunu bilmenin keyfi...
Onunla aynı dili konuşan birçok insanın ona layık gördüğü Hikmetof soyadı sonra...
Ölümünün 46. Yılında bu sabah, sadece onun en sevdiğim şiirlerinden olan Saman Sarısı’ndan küçük bir bölüm geçeceğim. Gerisi için;
 http://www.68liler.net/nazimhikmet.pdf
Adresindeki dosyayı indirebilirsiniz. 368 sayfalık bir seçme var orada. Meraklısına...
Güzel bir gün diliyorum..
"Paris'te bir kestane ağacı olacak;
Paris'in ilk kestanesi, Paris kestanelerinin atası.
Istanbul’dan gelip yerleşmiş Paris'e, boğaz sırtlarından.
Hâlâ sağ mıdır bilmem, sağsa iki yüz yaşında filan olmalı.
Gidip elini öpmek isterdim.
Varıp gölgesinde yatmak;
Bu kitabın kaadını yapanlar, yazısını dizenler, nakışını basanlar;
Bu kitabı dükkânında satanlar, para verip alanlar, alıp da seyredenler
Bir de Abidin, bir de ben, bir de bir saman sarısı... Belası başımın..."

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2009-06-03 19:31:57

 "Çapulculuk" Üzerine Birkaç Söz

Adana’daki 20 senelik durak’lama döneminin beyi, yaşadığımız süreçte fikrini söyleyenler için “takıma faydası olmayan çapulcular hala konuşuyor,” demişti. Bu sözün hedefi olasılıkla bir kısım Adanaspor taraftarıdır. Ama dileriz öyle değildir, bir kısım da olsa burada kastedilen taraftar değildir. Ha, bir kısım yerel basın ve o bir kısım yerel basının kimliği meçhul yazarlarıysa kastedilen biz sonuna kadar katılıyoruz o “çapulcuların” eleştirilmesine, hadlerinin bildirilmesine. Ama hayır, taraftar çapulcu değildir, hiçbir taraftar çapulcu değildir, dünyanın hiçbir yerinde taraftarlar çapulcu değildir, olamaz, kelimenin tabiatına uymaz bu.

Bakın Ali Püsküllüoğlu’nun (kendisi de Adanalıdır: )) hazırladığı Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü (Doğan Kitap, İstanbul, 2. baskı, sayfa 354) bu kelime ve türemiş yapıları için neler yazıyor:

Çapul: yağma

Çapulcu: başkasının malını yağmalayan, yağma ile geçinen, yağmacı

Çapulculuk: çapulcunun yaptığı eylem, yağmacılık

Çapullama, çapullamak, çapullanma, çapullanmak diye gidiyor kelimeler… Son iki kelime aslında vatandaşa cuk oturuyor; yağmalanma, yağmalanmak…

Cümle içinde kullanalım, örnek açısından: Adana’nın birçok arazisi, arsası yıllardır çapullanıyor. Evet, güzel bir örnek oldu yağmalanan Adana’yı anlatmak için.

Devamında iki kelime daha var.

Çapullatma: yağmalatma eylemi

Çapullatmak: yağma ettirmek, yağmalatmak… Anlam gayet açık değil mi!

Bunu da cümle içinde kullanalım mı? Gerek yok. Siz biliyorsunuz…

Şimdi Adana’nın caddelerine, bulvarlarına, sokaklarına çıksak, mahallerini dolaşsak ve örneğin 100 (yazıyla yüz) Adanalıya sorsak, desek “efendim, kelime bu, anlam da şu! Sizce Adana’nın en büyük “çapulcusu” kimdir? El cevap, beklesek…

Kim diyor? O, diyor. Ne diyor? Çapulcu diyor. Kime diyor, galiba taraftara diyor. Ama kim diyor, o bey diyor, ne diyor, çapulcu diyor.

Bence kelimenin anlamını bilmiyor…

______________________

Ama Adanasporluluk hiçbir zaman bu kadar hakarete uğramadı

 _____________________

Sayın Bayram başkanımız, bizim derdimiz bu, biz de bir “onur” mücadelesi veriyoruz, bu blog olarak değil, genel taraftar olarak… Ama işte orada, büyük ihtimalle bu taraftardan iyi de bir oy alan Adana’nın belediye başkanı, en sağduyulu olması gereken kişi art arta bizi hançerliyor. İnanın (ve ne yazık ki) o lafların hepsi taraftarı vuruyor, yaralıyor. İmajımız aslında o sahaya girmelerle, atılan koltuklarla değil işte bu ölçüsüz laflarla zedeleniyor… Bizim tüm kederimiz bir vatandaşlık kadar kıymetli olan “Adanasporlu olma”nın şu kısa dönemde 55 senelik tarihinin toplamında yıpranmadığı kadar yıpratılmış olmasıdır.

Her şey biter, her bir varlığın bir sonu vardır. Tarih ölü liderler, ülkeler, diller, dinler, milletlerle dolu. Dünyaya hükmetmiş krallıklar, imparatorluklar da gitti, bitti… Ama hepsi geriye işte gölgesi bugünlere kadar vurmuş bir heybetle gitti.

Bizim derdimiz, ölmek değil, ölmekten beter olmaktır. Size sevgimiz hakikaten bir çıkar meselesi değildir. Sizi zaten sevdik… Sorun aynı yarada. Gelin o insanlara taraftarlığı çiğnetmeyin, siz uzak durdukça pervasızca vuruluyoruz. Bunu bize yaptırmayın. Gitseniz de kalsanız da Adanaspor’un bir parçasısınız artık... Bunu da düşünün.

Uzatmayalım. En büyük aşkların, dostlukların en sağlam harcıdır kavgalar… ve sizi en masum duygularıyla eleştirenler asla düşmanınız değildir. Kulağınıza gelen, gelebilecek olan eleştirilere bir de böyle bakın...

Son olarak; ülkemiz Adanaspor’sa kahramanı siz olun… Başkası değil…

Yazar: Editor
2009-05-28 21:30:51
http://ul.gcg.me/files/2009-05/ne_olacak.jpg
  • Ah şu aşk meselesi ne olacak,
  • iş güç ne olacak,
  • yokluk yoksulluk ne olacak,
  • dersler ne olacak,
  • kriz ne olacak?
Bir dolu belirsizlik hayatımıza dair ve şimdi en çok gündemimizde olan:

Adanaspor ne olacak?

Birçok soru, cevabı bizim dışımızda...

Ötekileri bilmem ama Adanaspor iyi olacak, bunu biliyorum... Çünkü bir İnce Memed halidir Adanasporluluk, demiştik. Düzde kuşatılamaz, darda sıkıştırılamaz...

Vira Adanaspor...

Yazar: Editor
2009-05-27 11:03:36

 Yarayı Kaşımak / Ortalığı Karıştırmak

http://www.webweaver.nu/clipart/img/nature/reptiles/hungry-crocodile.jpg

Malum yerel gazete (Ekspres) spor sayfasından yine saldırdı. Olasılıkla sahibinin sesi (H.G.) karışık, garip bir içerik ve üslupla Bayram Akgül’ü yine hedefe koyup aslında Adanaspor’a vurdu.

Şöyle diyor (veya dedirtiliyor) hazret:

Kulübü 3 yıl önce 125 milyara sahiplendin, diyor.

Cevap: O zaman senin Oktay Rifat'ın ve hacısı sahiplenseydi madem bu kadar ucuzdu bu iş.

Adanalılara bıraksın diyor, mutlaka bir babayiğit çıkacaktır, diyor. Acaba o babayiğit kendisi mi, Oktay Rifat mı (!), patronu mu, yoksa bildiği bir şey mi var, diyoruz.

Bayram Akgül’e verilen imkânlardan bahsediyor. Adanaspor Adana’nın has bir takımıdır, elbette imkânlar verilecek başkanına. Arkasında koca bir camia var. Sen yüreğin yetiyorsa öteki tarafa akan “imkânlardan” da bahset, bir kıyas için hiç olmazsa.

Uzanlar mevzusuna girmeyelim, verecek cevap bulamazsın.

Yaşattığın şampiyonlukları alkışlıyorum, diyor. Vay, lütfetmişsin, ama ihtiyaç yok alkışına, Adanaspor’un yakasından düşün yeter, sen ve sesi olduğun sahibin.

Timsah gözyaşı dökmeyin.

Adanasporlu olmadığın halde Adanasporluymuş gibi yazılar sipariş alıp bu camiayı karıştırmaya çalışma. Sen çapına göre işlerle uğraş. Adanaspor’a Adanasporlular kafa yorar.

Anahtarı valiye teslim et, diyor.

O kadar zahmete gerek yok bre, gelip gazetenizin paspasının altına koyarız anahtarı, ne güzel olur.

Melih Cevdet

Yazar: Editor
2009-05-25 16:41:43
http://dclips.fundraw.com/zobo500dir/picnic_01.jpg
  • Bir piknikçi tribüncü ne ister? Elbette takımının mutlak galibiyetini! Peki, bu galibiyette neyle yetinmez? Tek farklı galibiyetle… Mümkünse en az dört beş fark olsun.
  • Başka ne ister? Takımının hiç durmamasını, yorulmamasını, hep saldırmasını, hiç saldırıya uğramamasını, hiç ama hiç gol yememesini, hep galip gelmesini, ama arada bir antrenör damarının tuttuğunda şöyle ağız tadıyla bir eleştiri yapabilmek için takımın arıza vermesini, kafasındaki oyuncuların oynamasını- tüm oyuncuların adını bilmese de-, yahu sağa pas ver, ulan şut çek, hay seni oynatanın, ben demiştim… gibisinden bağırabilme fırsatları, mutlaka arada çekirdek çitmeyi, takımı ateşleme yerine futbolcuya sinkaf etmeyi… ister isteyebilir, bunları isteme ihtimali kuvvetle muhtemeldir.
  • Çünkü zaten tövbe etmiştir, bir daha gelmeyeceğim, diye. Belki en son yıllar önce gelmiştir, ömrü vefa ederse gayri takım şampiyon olunca gelecektir. Haddizatında sabrı da yoktur vakti de.
  • Sahi, bir piknikçi tribüncü ne ister?
  • Hepsi işin şakası, tabii ki biz ne istiyorsak onu görmek ister.
  • Futbolun muhteşem çiçeğini, golü görmek ister golü…
  • ...goooooooool…
  • Haykırmak ister.
Yazar: Editor
2009-05-24 00:29:59

Beyaz Mendiller

http://4.bp.blogspot.com/_jiH-aNhfxOk/SNN9coN0h4I/AAAAAAAAAik/wRnnZfvaAm4/s320/beyaz+mendil.jpg

Az önce (23 Mayıs, gece 12.oo civarı) Barselona maçında enteresan bir olay yaşandı. Maçın hakemi 80. dakika civarında Barselona 1–0 yenikken, biraz da haksızca Barselona’nın genç bir oyuncusunu kırmızı kartla dışarı attı. Taraftar klasik tepkisini verdi beyaz mendillerle. Dakikalarca…

Sonra… Sonra hakeme pek kızan bir taraftar onu protesto etmek için sahaya girdi. Evet, şampiyonluğunu zaten ilan etmiş bir takımın taraftarı da işte anlaşılmaz bir biçimde dalabiliyor sahaya… Futbolun ruh halini algılamak kimi zaman imkânsızlaşıyor… En evrensel fotoğrafta da…

Oysa ne güzeldir “beyaz mendilli” protesto… Yeterli ve anlamlıdır…

Not: Bu paragraf kendi gündemimize bir gönderme değildir. Vallahi: ))

Yazar: Editor
2009-05-21 19:49:12

Son UEFA “turuncu”nun

http://ul.gcg.me/files/2009-05/LiveImages_Spor_Foto_UEFA_Kupas___Shakhtar_Donetsk_in.jpg

Çarşamba akşamı Fenerbahçe’nin stadında oynandı UEFA şampiyonluk maçı ve bu maçla da kupa tarihe karıştı.

TV’lere bakarken kanalın birinde “turuncu” formayı görünce heyecanlandım. Altında siyah şort ve turuncu tozluklar. Harika bir kompozisyon… Adanaspor’un eski bir maçı mı, derken anladım ki UEFA Şampiyonluk maçı… Adanaspor dışındaki futbola körüz ya: )) unutmuşum bile bu maçı…

Shaktar Donetsk’mış… Rakip Werder Bremen… Doğal olarak tarafım belli oldu bu maçta, her Adanasporlu gibi ben de Lucesku’nun turuncu takımının kupaya uzanmasını istedim. Öyle de oldu.

Bir önceki yazıda “ütopyalarda” bahsettik. Shaktar’ın UEFA şampiyonluğu üç beş sezon önce ütopya değil de neydi. Ama işte gerçek oldu.

Sözler ve ütopyalar unutulmamalı… Değil mi?

Yazar: Editor
2009-05-16 10:35:52
http://ul.gcg.me/files/2009-05/adana_altay_009.jpg

Eyüp Arın önderliğinde altyapımız başarılı sonuçlara imza atmaya devam ediyor.

2008–2009 futbol sezonunda Adanaspor altyapıları kategorilerinden U–14, Türkiye Şampiyonası 2. kademe maçları için Aksaray’a yolcu.

1. kademeyi 1. sırada tamamlayan AS/U-14’lerimiz 21 – 23 Mayıs 09 tarihlerinde Kayseri, Kayseri Erciyes, Ankaraspor ve Şimşekspor ile karşılaşacak. 16 takımın katıldığı Aksaray serisinde 16 takım mücadele edecek.

Eyüp, İsmail ve Serbay Hocaların yönetimindeki AS/U14 takımımızdan bir üst tura gitme vizesi almalarını bekliyoruz.

http://ul.gcg.me/files/2009-05/as2_1.jpg

Yazar: Editor
2009-05-13 07:11:18

Açıklamamız veya Özeleştirimiz

Başkan Bayram Akgül’ün telefon konuşmasındaki bir ayrıntı bizi ilgilendirdi.

Bir yazımızda “taraftarı kurtlar sofrasına atmayın… tenzih ederek gidin” gibi şeyler yazmıştık.

Telefon görüşmesindeki bir iki cümle konuya bizim açımızdan bir açıklık getirmemizi zorunlu kıldı. Yoksa vicdanen rahatsızlık duyar, Bayram Akgül’e bu anlamda bir haksızlık yapmış olmanın huzursuzluğunu yaşarız.

Başkanımız da o basın açıklamasında bunu zaten vurguladığını söylüyor. Zaten, 3–5 kişidir bunu yapan, ama onlara engel olamadık, deniyor da açıklamada.

Bizim bu noktadaki yaklaşımımız, o açıklamadaki ifadenin yok sayılıp bazı kesimlerce Adanasporluluğu linç etme girişimine zemin bırakılmamasıydı. Ki süreçte o kadar incitici yorumlar yapıldı ki taraftar için…(ama yazdıklarımızla, açıklamadaki o ayrıntıyı bizim yok saydığımız da çıkarılabilmektedir, doğrudur.)

Biz Sayın Başkan’dan işte o telefon konuşmasındaki açıklamayı, doğrudan, taraftarın o olaylardaki ve geneldeki konumuyla ilgili belki “özel” birkaç sözü bekliyorduk gerçekte.

Çünkü o ilk bildirinin devamındaki Bayram Akgül dışındaki yaklaşımlar ve haberler farklı bir Adanaspor taraftarı profilinin bina edilmesine yönelikti. Rahatsızlık duyduğumuz şey buydu. Sorumluluk sahibi insanların olaya sağduyudan yoksun bir biçimde dâhil olmasıydı… Meselenin dallanıp budaklanması, gündeme fena bir biçimde oturması, gündemde kalması, işin çığırından çıkıp, farklı bir mecraya kaymasıydı… Ulusal basında edilen laflardı…

Bir yerel gazetede gerçek adını kullanamayacak kadar yüreksiz takma adların, bu fırsatla yine, keyifle Adanaspor’la ve başkanıyla adeta dalga geçmesiydi, buna olanak verilmiş olmasıydı… O meşreple yine muhatap olmanın acısıydı…

Hakikatte derdimiz o büyük hayalin yok olması aşamasına gelmiş olmasıydı…

(Bu olaylar üzerine Bayram Başkan hakkında yazdıklarımızda en ufak bir art niyet veya kötü söz yoktur. “Vefa” duygumuz her şeyin önündedir. Nasıl yok sayarız onca emeğini. Hep güzel şeyler söyledik. Kayıtlar duruyor orada. Ama bu olayın, benzer olayların “gitmenin bir nedeni” olmayacağını, olmaması gerektiğini belirttik, herhangi bir taraftarın en samimi duygularıyla. Yine aynı şeyleri düşünüyoruz, dönmek bir tercih değil, zorunluluktur, diyoruz…)

Altay maçından sonra Başkandan gelen “Açıklamanın” ve devamındaki “eylemintahlilinde Adanaspor dışındaki unsurların bunları toptancı bir infaza dönüştürdüklerini gördük. Yani “Başkan 3–5 kişiye kızdıysa neden her şeyi bırakıp gitsin? Başkan kendisine ihanet eden taraftarlara kızmıştır ve bırakmıştır.” çerçevesindeki yaklaşımlara bir cevap arayışındaydık. Biz bu anlamda bir “nokta atışı” bekliyorduk Başkandan. Telefon konuşmasındaki Adanaspor taraftarına ilişkin sözleri konuyu güzel bir biçimde noktalamıştır.

Konuyla ilgili önceki yazılarımızdaki sürç-i lisan bizim hatamızdır. İki cümle daha yazarak derdimizi tam anlatabilirdik.

Yazar: Editor
2009-05-08 14:33:11

http://osmansahin.com/yahoo_site_admin/assets/images/InceMemed.13160144.jpg

Büyük yazar Yaşar Kemal’in başyapıtlarından biri olan İnce Memed’de Memed, köylüye zulmeden Abdi Ağa’yı vurur. Üç kurşun sıkar. Kurşunların rüzgârından odadaki lamba söner. Ve İnce Memed dağlara çekilir. Roman boyunca hep şu çelişkiyi yaşar İnce Memed; “Abdi gitti, öteki geldi; Ali Safa gitti başkası gelecek…”

Yani biliyordu bu zalimlerin “öldürmekle” bitmeyeceğini. Bir başkası, gidenin yerine daha zalimce geliyordu.

Ama şunu da biliyordu İnce Memed; bir Memed gidecek, binlerce Memed gelecek. Çünkü ağalar azdır, zulüm görenler çoktur. Sen, Memedliğini kaybetme yeter…

Ve bir ikilem yaşasa da mücadelesinden vazgeçmez İnce Memed, mücadele etmezse yalnızca kendinin değil, bir büyük hayalin de yok olup gideceğini; Çukurova’nın; ikiyüzlü, hilekâr, eyyamcı bir grup eşrafın zulmüne kalacağını çok iyi bilir.

Evet, bir Çukurova destanıdır İnce Memed ve müthiş bir Çukurova fotoğrafı verir. Derin tahliller içerir. Duyguludur. Eşsiz bir eserdir. Dirençle, emekle, bir savaşla kurulmuştur.

 

  • Bir tür İnce Memed halidir Adanasporluluk.
  • Hep savaşmak zorunda kalmıştır o da.
  • Bazen kendiyle savaşmak; kendi içindeki korkuları, zayıflıkları yenmek zorunda kalmıştır.
  • Adana’da bir İnce Memed halidir Adanasporluluk.
  • Düzde kuşatılmaz, darda sıkıştırılmaz. Öldü zannedilen İnce Memed: bir koyaktan, bir vadiden, karlı dağ başlarından yarpuz kokularıyla gelir.
  • Onda binlerce köylünün, zulüm gören insanların umudu ve gücü vardır. Bir şey yapmadan, sonuç almadan duramaz…
  • Sadece bir Çukurova değil, bir dünya hayali, idealidir İnce Memed. Sadece bir 1. lig, kuru bir futbol hayali, ideali değildir bu anlamda Adanaspor; bir “tarz” meselesidir.
  • Arada ihanetlere de uğrayan İnce Memed daha çok savaşarak devam eder yoluna; ihanet edenin halini anlamaya çalışarak, aslında onun bir kurban olduğunu bilerek, hedefi şaşırmadan, küsmeden, gücenmeden, her kavgadan güçlenerek, kendi içinde çatışarak ama yıkılmayarak bir büyük hayali hakikat etmeye çalışarak.
  • Adana’da, Çukurova’da bir İnce Memed halidir Adanaspor, Adanasporluluk. Hep direnir. Öldü zannedilir, ölmez. İşte şimdi devirdik onu, derler; deviremezler. Düzde kuşatılamaz, darda sıkıştırılamaz.
  • Her bir unsuruyla; hakikatli bir tek taraftarından başkanına kadar, Adana’da, Torosların var ettiği şu Çukurova’da hep mücadele edecek olan bir İnce Memed halidir Adanasporluluk. Zordur. Zorludur.

O vahşi atla biner Memed. Varır gelir zulmün kapısına. Üç el ateş eder. Kurşunların rüzgârıyla odadaki (gazlı) lamba söner. Döner, Ova’yı geceyle geçer.

Dağların tepesinde turuncu bir ışık hep olur. Çakırdikenliğini yakar ahali, turuncuya keser Ova, şenlik olur. Hakikatte bir isyan halidir İnce Memed. Sonsuz bir umut olur. Pir Sultan, Köroğlu, Dadaloğlu’dur o, ölmez, ölemez; hep olur, hep var olur İnce Memed…

Ve bizde bir İnce Memed halidir bu mesele…

Yazar: Editor
2009-05-06 18:28:12
  1. Ve fakat Rize’de, Karabük’te ve en son Adana’da sahaya inen “taraftarlık” da kendi hesabını vermek, özeleştirisini yapmak zorundadır. Bunlar yapılırken o kişiler Adanaspor tutkusundan çıkıp şahsi egolarının kurbanı olmuşlardır ki sonuçta Adanasporluluğun bu şekilde kurban edilmesine neden de olmuşlardır. Öncelikle bunun üstesinden gelmek zorundayız biricik Adanaspor’umuzun selameti için.

_______________________

  1. Bizim burada itiraz ettiğimiz şey, Adanasporluluğun top yekûn linç edilme girişimidir. Yoksa arşivimize bakan “yanlış taraftarlığı” nasıl eleştirdiğimizi en sert ifadelerle görecektir.

_______________________

  1. Sevgili Başkanımız, size o yerel gazetelerinde saldıranlara yine biz cevap verdik Adanasporlular olarak. Bunu bir Adanasporluluk ruhuyla yaptık. Yine yaparız. Bakın, fırsat kollayan sırtlanlar ilk anda size saldırmaya başladılar köhne köşelerinde gerçek adlarını kullanamadan. O meşrebe bu olanağı vermeyin. Bu taraftarın (çok büyük bir kitlenin) şahsınıza olan sevgisini, yaptıklarınıza olan saygısını görmezden gelmeyin.

 ________________

Evet, bırakıp gitmek yine en doğal hakkınızdır. Hep vefayla anılacaksınız o durumda da. Ama lütfen istenmeyen o süreçte, tartıştığımız o sekiz on kişi üzerinden bizi, Adanasporluluğu kurtlar sofrasına atmayın. Bize nefretini, kinini kusmak isteyenlere o zemini bırakmayın. İlle de gidecekseniz “tenzih ederek” gidin…

_________________

Not: Ekrem Al, “başkan yoksa ben de yokum” demiş. Enteresan! Acaba kendisi Adanaspor’da amme hizmeti mi görüyordu?

"Sen Adanaspor’un antrenörüydün, unutma. Bu takımı çalıştırmakla kariyerini taçlandırdın. Yarın bir gün sorduklarında Adanaspor”u çalıştırdım diyeceksin… Kraldan çok kralcı olamaya gerek yok. Köprünün altından çok sular akacak. Biz bu lafını unutmayacağız, sen de unutma!"

Yazar: Editor
2009-05-04 21:46:40

Son Duruma Dair

Bayram Başkan fevri bir açıklamayla duygu ve düşüncelerini dile getirmiş. Bulunduğu yer, durum ve koşullar itibariyle onu anlamamak mümkün değil. Adana gibi futbolu kutuplu bir şehirde gerçekten bir şey yapmış olmak zordur. Bunları yaparken karşılaştığı sorunlar, ona yapılan türlü saldırılar belleklerdedir. Böylesi bir yükü çekmek ayrı bir direnç de ister olağan kulüp başkanlığının dışında. Direnmiştir. Sonuçta başardıkları övgüye değerdir.(Bayram Başkan başarılarını sıralarken "tekil" konuşmuş haklı olarak, maddi yük orada çünkü. Bu "tekil" ifadeye ekibini de dahil etmiştir olasılıkla. Ama kanımca sitelerle, bloglarla, pankartlarla, tezahüratlarla, konfetilerle, konvoylarla, bayraklarla yapılan desteklerle ve yarım asırlık bir Adanasporlulukla da, belli-somut bir maziyle de kotarıldı bu işler. Kuru bir mazi, yok olmuş tribün elbete Bayram Akgül olmadan o aşamada, bir şey yapamazdı, bunun da farkındayız. Fakat bu bina uzayın boşluğunda da yükselmedi.)

Adanasporlu, Bayram Başkanın öneminin farkındadır. Adanaspor taraftarı da Bayram Başkan’a olan sevgilerini ve güvenlerini her fırsatta dile getirmiştir, getirmektedir. (Örneğin “Bir Yalnızlık Ezgisi” için kayıt yaparken istisnasız her bir taraftar sözü Bayram Akgül’e kendi iradesi ve duygusuyla getirmiş ve en saf hisleriyle teşekkürlerini iletmiştir.)

Maddi sorunlarla uğraşırken, kıl payı bir üst mücadele kaçmışken, tam bu anda dünkü olaylar sonucunda hem maddi birtakım yeni külfetler söz konusu olmuşken, hem bir imaj kaybı gündeme oturmuşken sinirlerin gerilmiş olması olağandır. Dolayısıyla bu açıklama da anlaşılırdır. Dünkü olaylar kötü bir fotoğraf vermiştir, evet. Ama Başkanımız olaya şuradan da bakabilir:

  1. Birçok taraftar ligin Adana’daki son maçına mutlak bir Play-Of iddiasıyla gelmemişti. Herkes işin mucize ötesi olduğunu biliyordu. Yine de sezonun en kalabalık tribünlerinden biri vardı orada. Bu kalabalığın nedeni Adanaspor’a duyulan sevginin ve minnetin ifade edilmesiydi. Bu sevgini merkezinde, isteyen itiraz etsin, isteyen onaylasın (tanık olduklarımız gösterdi ki) Bayram Başkan vardır. Yani “sahipsiz” sıfatının muhatabı asla ve asla Bayram Akgül olmamıştır. Tersine “Adanaspor’un sahipleneni” olarak anılmıştır hep…
  2. Adanaspor tribünü bir ivme içindedir. Birçok anlamda ileriye gitmektedir. Bunlar yaşanırken kontrol edilemeyen birtakım unsurların varlığı adeta kaçınılmazdır. Bu da zamanla kendi olağan ve sağlıklı yoluna girecektir. Burada da biraz sabır gerekmektedir. Bu noktada elbette her bir Adanasporluya sorumluluk düşmektedir.
  3. Dünkü maçın tek günah keçisi taraftar değildir. Olayların bu noktaya gelmesinin en büyük sorumlusu olan hakem de göz önünde bulundurulmalıdır. Maç boyunca çaldığı taraflı düdüklerden sonra uzatmalarda gelen gol bardağı taşıran damla olmuştur. Ama keşke o yediğimiz gol anını Adanaspor’a güçlü bir tezahüratla noktalasaydık… O zaman her şey çok güzel olacaktı.
  4. Bir de orada on bin civarında bir taraftar topluluğu vardı. Sahaya giren on kişiydi. Keşke olmasaydı. Ama Bayram Başkanımız, oradaki bir iki ağaca değil ormana bakın. Güçsüz birkaç ağaç, oranın kesilme nedeni olamaz. Asıl manzara ve Adanaspor istikbali orada. Bakın, Türkiye’nin tek ve galiba son UEFA-Süper Kupa şampiyonu bile havaalanlarında nasıl saldırıya uğruyor. Biz sadece onca emeğimizin davasındaydık taraftar olarak. Olaylara böyle de bakılabilir, iyimser bir açıdan.
  5. Dileriz bir anlık öfkenin kararıdır o sözler. Son yılların en güzel günlerini seninle gördük. Neden böyle devam etmesin…
  6. Ama, son tahlilde; yoruldum, sıkıldım, benden bu kadar noktasına geldiyseniz ve bu son olayı bir vesile olarak görüyor olağan hayatınıza dönmeyi gerçekten istiyorsanız buna da saygı duymak taraftara düşen son görevdir. Adanasporlu ömrümüzde saygın, güzel, vefayla anılan çok kıymetli bir yeriniz olur. Hiçbir Adanasporlu sizi unutmaz, mazisindeki güzellikleri unutmadığı gibi…
Dileriz bu sadece bir öfkedir ve dileriz olumsuz bir süreçte Adanaspor’u, Adanasporluluğu örneğin bir Gökçek’le muhatap etmezsiniz.
Yazar: Editor
2009-05-03 09:25:27
http://ul.gcg.me/files/2009-05/askp_010.jpg
 
_________________________

“Ve bugünkü sonuç ne olursa olsun, Serkan hocanın da dediği gibi bir “Derby Country örneği” takımımızı; maç bitince, deliler gibi, çılgınca, aşkla, vefayla, sevgiyle, değer kıymet bilerek, avuçlarımız dolu dolu, tüm kalbimizle alkışlayalım.”

_____________________________

Cumartesi günü alınan sonuçlar, Sakarya’nın galibiyeti, Samsun’un yenilgisi ve son hafta mecburiyeti, Karabük’ün 3 puan alması, Rize’nin bizden sonra hep yenilmesi, yeniden şekillenen durumlar, hesaplar falan filan demeye gerek yok.

Durum şöyle toparlanabilir bizce:

  1. Bugün güzel bir maçımız var. Hep süper ligde karşılaştığımız bir rakiptir aslında Altay. Zevkli maçlarımız olmuştur. Yine böyle bir karşılaşma olacaktır.
  2. Sadece bunun için bile gidilecek bir maç, gidelim ve eğlenelim, Adanaspor’u izlemenin tadına varalım! Ne dersiniz!
  3. Karşıyaka ne yapacak, öteki ne olacak, son hafta ne olur gibi düşüncelere gerek duymadan geçen iki sezon ve bu sezon özellikle ikinci yarıdaki gayreti için Adanaspor’umuzu kıvançla izleyelim.
  4. Ve bugünkü sonuç ne olursa olsun, Serkan hocanın da dediği gibi bir “Derby Country örneği” takımımızı; maç bitince, deliler gibi, çılgınca, aşkla, vefayla, sevgiyle, değer kıymet bilerek, avuçlarımız dolu dolu, tüm kalbimizle alkışlayalım.
  5. Son haftaya ve yeni sezona, ki o sezon nerede olursa olsun, yepyeni bir heyecanla bakalım…

______________________________

 

Not:

Maç fotoğrafları akşam 9.oo civarı Foto-Yorum’da. Tıklayınız.

http://ul.gcg.me/files/2009-05/ft_1.gif

Yazar: Editor
2009-04-30 21:21:14
http://www.kulphabergazetesi.com/GiRiS/resim/1mayis1.jpg
Yaşasın 1 Mayıs
  • Osmanlı Devleti döneminde işçi örgütlenmesinin en gelişmiş olduğu yer Selanik'ti ve 1911 yılında burada tütün, liman ve pamuk işçileri, 1 Mayıs gösterisi düzenleyerek bu günü kutladılar.
  • 1912 yılında İstanbul`da ilk defa 1 Mayıs kutlaması gerçekleşti.
  • 1923 yılında 1 Mayıs günü yasal olarak "İşçi Bayramı" ilan edildi.
  • 1924`te hükümet kitlesel 1 Mayıs kutlamalarını yasakladı.
  • 1925`te çıkan Takrir-i Sükûn Yasası, İşçi bayramını kutlamayı yasakladı ve uzun yıllar bu yasak geçerliliğini korudu.
  • 1935 yılında 1 Mayıs`a "Bahar ve Çiçek Bayramı" adı verildi ve ücretsiz tatil günü ilan edildi.

Türkiye Cumhuriyeti döneminde işçi hareketleri yüzyılın ikinci yarısından itibaren ivme kazandı.

  • 1976 yılında uzun yıllar sonra ilk defa geniş katılımlı 1 Mayıs kutlaması Taksim`de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu`nun organizasyonu altında gerçekleşti.
  • 1977 yılında İstanbul Taksim Meydanı'nda yaklaşık 500 bin kişiyle en geniş katılımlı 1 Mayıs toplantısı düzenlendi. Ancak, göstericilerin üzerine ateş açıldı ve göstericilerden 34'ü, yaralanarak ve üstlerine ateş açılması sonucu çıkan izdihamda ezilerek öldü. 1977 yılının 1 Mayıs günü, tarihe Kanlı 1 Mayıs olarak geçti.
  • 1978'de yüz binlerce kişi tarafından Taksim Meydanı'nda kutlandı.
  • 1979`da Sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul`da miting yapılmasına izin vermedi, sokağa çıkma yasağı ilan etti. Buna rağmen İstanbul sokaklarında yüz binlere ulaşan rakamlarla korsan 1 Mayıs kutlandı.
  • 1981`de Milli Güvenlik Konseyi 1 Mayıs`ı resmi tatil günü olmaktan çıkardı.
  • 2009 Nisan'ında Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verilen önergeden sonra 1981'den sonra tekrar resmi bayram olarak kabul edildi.
_________________________________
 
"1 Mayıs" Marşına Dair
 

"1 Mayıs, 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı, devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkın bayramı"
Dilden dile dolaşan ve nakaratı ile miting meydanlarını coşturmayı başaran ünlü 1 Mayıs marşı, özellikle 1970'li yılları yaşamayan kuşaklarca, yabancı bir marştan uyarlama olarak biliniyor. Oysa 1 Mayıs marşı, sözüyle bestesiyle Sarper Özsan'a ait.

Özsan bir tiyatro oyunu için hazırladığı marşın hiç hesapta yokken nasıl bir eylem marşı haline geldiğini işçi filmleri festivali'nde şöyle anlattı:
"1974'te Ankara Sanat Tiyatrosu (ast), Maksim Gorki'nin 'Ana' romanından Bertolt Brecht tarafından aynı adla uyarlanan tiyatro oyununu sahneye koyacaktı. Oyunun müziklerini benim yapmam istendi. Memnuniyetle kabul ettim. Oyunda birçok yerde müzik vardı ve bunların sözleri Brecht tarafından yazılmıştı. Ancak sadece bir sahne, 1 Mayıs 1905 (Rusya’daki kanlı pazar) sahnesi, için hiç söz yazılmamıştı. O sahneyle ilgili Brecht şu notu düşmüştü: 'İşçiler marş söyleyerek sahneye girerler'.
Bu sahne için bir marş kullanmak gerekiyordu.
Bir marş yazma ihtiyacı hissettim hem sözlerini hem bestesini hazırladım ve böylece 1 Mayıs marşı ortaya çıktı. Tabii o zaman oyun müziği olarak yazdığım bu marşın sonradan oyun sınırlarını aşarak mitinglere, devrimci gecelere çıkacağı aklımdan dahi geçmiyordu. Ast oyunu devrimci bir ruhla sahneledi. Ve bundan sonra da marş, oyunun sınırlarını aştı. Birkaç yıl içinde tüm gruplarca sevilen bir marş haline geldi. Sanırım 1976'da da artık büyük meydanlarda söylenen bir marşa dönüşmüştü."


Bu marş, 1977 1 Mayıs’ında Ruhi Su Dostlar Korosu tarafından büyük coşkuyla söylendi. Cem Karaca bundan etkilenerek Dervişan grubuyla '1 Mayıs' plağı çıkardı. Plak büyük ilgi gördü. Türk pop müziği uzmanı Murat Meriç'in bir araştırmasından aktaracak olursak hey dergisi Ocak 1978'de plağı, "Sözlerdeki anlam, müzikteki ahenkle yıllarca dillerden düşmeyecek bir yapıt." diye tanıttı. Marşın 1980'den sonra en çok bilinen yorumu ise Grup Yorum'a aitti.

Alaattin Elgalp

(Kaynak: 1 Mayıs ve Tarihçesi /ve/ Radikal Gazetesi)

Yazar: Editor
2009-04-28 19:52:20