2012-01-20 09:28:27

Emek Hırsızlığına Hayır!

http://www.antakyahaber.net/dosyalar/ek/2011/4/_1302985407.jpg
  • Milli takım hocası
  • yurt dışındaki “gurbetçi” futbolcuların peşine düşmüş.
  • Alman milli takımının alt yapısındaki gurbetçi çocukları ayartmaya çalışıyorlarmış ekipçe.
  • Kandirmak için psikolog filan da götürmüşler yanlarında.

Emek, saygı, vicdan, insaf, ar…

Yahu sormazlar mı adama, ne verdin ne istiyorsun diye?

  • Yeni Mesut Özil vakaları yaratacaklar olası bir redde.
  • Vatandan hiçbir şey göremeyen çocukları
  • sonra tutup
  • vatan haini ilan edecekler.

Her şey bir yana böyle işler önce de sonra da emek hırsızlığıdır!

  • Yapmayın, etmeyin alçalmayın,
  • çıkın gururunuzla mücadele edin
  • bu ülkede
  • on binlerce genç var
  • futbol oynamaya ve burada istikbalini kurmaya hevesli.
  • Bilgi beceriniz yetmiyorsa rica edin gelsinler eğitsinler bu çocukları ve sizi.
  • Bu arada siz de bir psikologa gidip
  • mesleki ahlak, etik bilmem ne hakkında bir şeyle konuşun.
  • Ama çocukları ayartmak için kullandığınız o psikologa başvurmayın.Muhtemelen bir işe yaramaz.

Başarı için bu sapa yollara girmeniz sizi alçaltıyor muhteremler!

Yazar: Editor
2011-11-20 09:16:30

Mecburmuşuz Ulan!

Efendim, milli hocaya Akp cephesinden anında destekler gelmeye başladı, üstelik emrivakili destekler, bir mecburiyeti şart koşan destekler…

http://www.adiyamanbulteni.com/resimler%5Chaber%5CAk%20parti%20grup%20bakanvekili%20suat_kilic.jpg

Şaşırmadık, niye şaşıralım ki! Adamların projesidir bu tür ataklar, elbette arkasında da duracaklar etrafa bir gözdağı da vererek.

İşte spor bakanı Bay Suat Kılıç’ın milli, hissi, bilgece, sihirli değneksiz, empatik biraz da tehditli mecburiyetli konuşması:

"Bizim aylar öncesinden Türk Milli Takımı'nın hocası Milli Takım oyuncularıyla aynı dili konuşan yerli bir hoca olmalı Türk hoca olmalı şeklinde görüşümüz vardı. Çünkü görevden ayrılan yabancı teknik direktörün futbolcularımızla bir doku uyuşmazlığı içerisinde olduğu kanaati tüm futbol otoriterlerinde ve bizlerde de mevcuttu. A. Avcı isminin tercih edilmiş olması Türkiye'nin kendi milli takımının başına kendi insan kaynakları içerisinden bir milli hocayı getirebileceği düşüncesini de ortaya koymuş olması bakımından önemlidir. Doğru bir karardır, diye düşünüyorum. Fakat Abdullah Avcı gelirken beraberinde sihirli bir değnek getirmiş değildir. Dolayısıyla hiç kimsenin Abdullah Avcı'dan çok kısa süre içerisinde mucizevî gelişmeler beklemeye hakkı yoktur. Bütün spor dinamiklerinin, tüm futbol kulüplerinin başkanlarının ve spor medyasının Abdullah Avcı'nın başarılı olması milli takımın yeniden yapılandırılması, Anadolu takımlarındaki zinde genç dinamik oyuncularının da Milli Takım içerisinde yer alması konusunda katkı ve destek vermek mecburiyeti vardır. Biz Abdullah Avcı'ya yardımcı olacağız, Abdullah hoca çok çalışacak, yeniden yapılanma sürecini ortaya koyacak ve inşallah Türk milli futbol takımı bu dinamizmle birlikte yeni dönemde dünyada yeniden ses getiren başarıların altına imza atacaktır." 

Aylar öncesinden Hiddink’in kuyusunun kazıldığını ve yerine Akp tercihli bir hoca geleceğini biz de biliyorduk küçük efendimiz.

Şöyle sıralayalım:

İnsanlar dünyanın her yerinde tek dil konuşmuyor, üstelik çevirmen diye bir şey var. Ve futbol teknik taktik ve de strateji işidir. İnanın gazlama işi değildir. Bilimsel bazı incelikleri içerir. Yeminle! Siz demişsiniz işte sihirli değnek yok diye. Peki o sihirli değnek Hiddink’te var mıydı yahu? Sahiden vardı da kullanmadıysa hakikaten ayıp etmiştir.

Oysa j. Derwal, aynı dili kullanmadan Galatasaray’da bir büyük başarıya müthiş bir imza atmıştır. Ülkemizde ve dünyada farklı dillerin ortak başarıları çoktur küçük beyefendimiz. Ama tabi niyet milli başarı, futbol bilmem ne değil, mesele her bir noktada örgütlenme, ele geçirmedik tek nokta bile bırakmamadır. Hiddink, sihir, değnek laf! Siz oradaki “mecburiyet” mesajına bakınız dostlar.

Bir de A. Avcı, kendi insan kaynaklarımız kontenjanından gelmiş açıklamaya göre. Bu aslında “kendinizin” insan kaynaklarıdır ya. Geçelim. Madem öyle neden hala gurbetçiler konusunda deli bir beklenti içindeyiz. O gençler gerçekten kendi insan kaynaklarımızdan mıdır? Dürüstçe cevaplayalım şunu! O çocuklarda veya ailelerinde bir gram emeğimiz ve hakkımız var mıdır? (Deniz feneriyle paralarının cukkalanmasını saymıyorum binlerce gurbetçinin.) Sahiden, bir genetik bağ hatırına böyle bir beklenti ne kadar hakkaniyetlidir? O çocuklar Alman futbolunun eserleridir. Bilgi birikim, teknik, emek, ekonomi, zaman boyutlarıyla da… Üstelik çoğu da Türkçeyi çat pat biliyor. Onlarla nasıl kurulacak o hissi ve milli bağ? Bu da bir mesele işte!

Neyse, nerden bakarsanız karmaşık bir iş! Fakat bizim bu tür fikirlere ve açıklamalara karnımız tok. Ve herhangi bir konuda ve durumda beklediğiniz cinste hiçbir mecburiyetimiz de yok! 

Adanaspor’dan başka!

Görüyorsunuz işte, dilimiz aynı ama hissiyatımız, hassasiyetimiz, dokularımız farklı. Ama olur öyle şeyler efendimiz. Nasılsa ileri bir demokraside yaşıyoruz...

Yazar: Editor
2011-11-19 09:28:05

Eko / Seslerin Geri Gelme Prensibi

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-139092/yank.jpg

Bir de tribüne küfreden futbolcular diyordu eyyamcı E.Toroğlu o yazısında. FB kalecisi Volkan’dan bahsediyordu. Zaten Volkan da milli kadroda yok. Bir daha alınmayacak deniyor. Tribüne oynamak deyimi burada yine anlam buluyor; hem spor yazarları hem de yetkililer düzeyinde. Tribün! Kutsal mekân! Tanrıların dağı, Olympos!

Şimdi şu tribüne küfretme mevzusu var ya, çok netameli bir konudur. Lanetlenmek mümkündür bu konuda dikkatli laf etmezsen.

Üretim ve tüketim ilişkileri futbolda temel işletme mantığı olarak kendine bir yer bulduğundan beri, yani futbol sektörleşince, taraftar bir müşteri olarak algılanınca ve ona göre davranılınca elbette taraftarlık da değişti, seyircilik de. Vahşi bir seyirdir şimdi söz konusu olan.

Futbolda tribünün takım üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini konuşmuştuk çokça. Takım ve dolayısıyla futbol üzerinden önemli geçim kapıları oluşturan tribünlere de değinmiştik. Buna en güçlü örnek de Arjantin’de Barrabrovalar demiştik. Şu alıntıyı yapalım bir yazımızdan:

Arjantin’de Barrabrovalar (vahşi çeteler) olarak bilinen holiganların korkulan bir grup olduğu, bunların karıştığı olaylarda onlarca insan öldüğü, kulüplerle karşılıklı çıkar ilişkileri içinde oldukları, mafya gibi hareket ettikleri için genelde paçayı kurtardıkları, sadece saha işgalleri ve tribün kavgaları değil sahne arkasında da iş yaptıkları (bknz. Futbolun Karhanesi, Craig McGill, İtaki Y. S. 218) kayıtlarla sabittir.”

Tribünlerde özellikle büyük takımlarda neler döndüğünü az çok izliyoruz medyadan. Öldürmeler, yaralamalar, kavgalar… hatırlayınız.

Geçelim, konu bu değil. Daha düz, tribünün takıma, futbolcuya sövmesidir konu şimdi bu yazıda.

Tribün… O tribünler evet; genel ağırlıkla zalimdir, bencildir, ikiyüzlüdür, yalancıdır, numaracıdır. Küfrettiği, yuhaladğı takımın az sonra attığı gollere sevinebilecek kadar da gurursuzdur bazen... O tribünlerde toplumların analizleri de yapılabilir. Tabi bu arada tribünlerin has damarları da vardır, hakikaten taraftar olan, hakikaten seven… Uzun konuşmuştuk bunları. İcap etti de hatırlatıyoruz bazı ayrıntıları.

Evet, Volkan tribüne küfretmiş diye kadroya alınmayacakmış bir daha. Peki, ona küfredenler bir daha tribüne alınacak mı acaba? Benimki de laf. Elbette alınacak, çünkü onlar tribünlerin gerçek sahipleridir ve işte tam da bu anda küfür yiyen futbolcunun o tribüne küfretmek gibi bir hakkı vardır. Bu en meşru en doğal en insani en vicdani haktır. Tribünün sövüp geçtiği gibi futbolcu da o tribüne sövüp geçecektir ki tribünler kutsal yerler değildir, o küfreden taraftar kutsal biri değildir dolayısıyla küfürden de soyutlanmış değildir. Küfreden küfrü yer. Eh, tribüne oynayan Akp tandanslı federasyon da elbette o tandanstan dolayı öyle bir kararı alacaktır. Futbolcuyu lanetleyecektir. Helal!

Yazının özü net değil mi? Takımına, futbolcusuna söven taraftar aslında o küfrü kendine etmiştir. Futbolcunun da bunu bir ayna gibi tribüne geri göndermesi son derece doğaldır.

Eko, yani yankı; durum seslerin çıktığı yere geri gelme prensibi olarak da açıklanabilir.

Yazar: Editor
2011-11-17 18:37:25

Benim Derdim?

http://images.futbolmerkezi.com/Documents/Graphic/A/6/128655747375701169.jpg

Aslında pek de ilgili olmadığımız bir alanda yazacağız yine. Hiddink gitti. Günah keçisi olarak gitti üstelik. Hollandalılar bize yaramıyor manşetiyle gitti hem de. Neymiş, yaramıyormuş. İyi o zaman.

Gittiği her takımda başarılı olan Hiddink burada çuvalladı. Yoksa çuvallayan Hiddink değil de biz miyiz hakikatte? Bunu itiraf etmeye birazcık yürek ister. Evet, gittiği her yerde başarılı olan Hiddink’in burada başarılı olmaması acaba papazın hep pilav yiyememesi mi yoksa bu pilavın papaza uymaması mı? Bence? İkincisi! Lakin bunu kabul edecek bir ulusal veya yerel medya bu ülkede yok.

  • Şimdi Abdullah Avcı yeni TD 2015 Mayısına kadar. Ki Abdullah Avcı en az 6 ay önce zaten hazırdı, hesabı yapılmış bir neticeye göre. Bunun kanıtı da devlet erkanının konuya ilişkin açıklamalarıdır. Bakınız spor bakanı. (Spor bakanıymış; pöh!)
  • Kolay gelsin. 
  • Hatta Allah yardım etsin. 
  • Şimdiden bir seminer dolusu TD düşman edinmiştir kendine. 
  • İsim mi vereyim? 
  • Olur! 
  • Sayacağım şu isimler “ o da kim ki, ben ona beş çekerim ve fakat…” diye hayıflanmıştır, üstelik kuvvetle muhtemel bu gece rakının dibini görmeye de teşnedir.

Örneğin Karamanların Hikmet’i, Bulak Giray’ı, Kocaman’ı, Rıdvan Dilmen’i, Vuralların Yılmaz’ı, Akbaba Samet’i, Kurtaramayan Güvenç’i, Sağlam’ı, bir dolusu bu akşam efkârlardan efkârlar beğenmek zorundan kalmıştır.

  • Bize sorarsanız (yukarıda vurguladığımız bir tür hükümet kumpasına rağmen) iyi bir tercih yapılmıştır hali hazırda. 
  • Fakat önceki ve daha önceki ve daha da önceki tercihler de iyiydi bre. 
  • Lakin başarı delisi futbol kamuoyu en kralını öğütür, öğütmüştür de. 
  • Abdullah Hoca da öğütülecektir timsah gözyaşları içinde. Hükümet desteği de bir yere kadar koruyup kollayacaktır onu. Açılan bir gedik onu barajı yiyen sızıntı gibi yiyecektir, not düşüle...
  • Çünkü necip Türk futbolunun kalibresi herhangi bir kalıcı başarıyı mümkün kılacak genlere sahip değildir. 
  • Tesadüfi sonuçlara mahkumuz. 
  • Ne kadar bir süre mi? 
  • Avrupa ile aramızdaki kültürel, ekonomik, siyasi, sportif, eğitsel, bilmem nesel mesafenin kapanmasına ihtiyaç duyduğumuz süre kadar bir süre… 
  • Ben diyeyim 100 sene siz deyin ki 50 senelik bir süre. 
  • Ama herifçioğullarının kendilerini her manada dondurdukları bir koşulda… 
  • Değilse oynayalım kendi bokumuzla; 
  • Hıncallarla, Rıdvanlarla, Ermanlarla, Metinlerle, adını şurada saymaya tenezzül etmediğim muhterem futbol medyasıyla…
  • ve de muktedirlerin futbola fena müdahil olmuş halleriyle...
Ön sonuç nedir derseniz? Akp milli takıma nihayet kendi hocasını yerleştirmiştir. 

Bize göre Sonuç?

Sonucun bizcesi şudur dostlar;

Derdimiz Adanaspor!

Ötesinin, cehennemin dibine kadar yolu var!

Yazar: Editor
2011-08-18 14:00:10

Adı: Harici Futbol

Konu: Kralın Takımı Real

Ana Fikir: Bu Yaptığınız Ayıptır Ulan

http://4.bp.blogspot.com/_6xpC7UPGUgY/S6ylLw4iV9I/AAAAAAAAAIM/dt_ssDVn9aw/s1600/Jose-Mourinho_0.jpg

Hani hep deriz ya Adanaspor dışında futbol bizim için pek de bir anlam teşkil etmez diye. Hala deriz bunu, takımımızın dışında da pek maç izlemeyiz, haz vermez.

Fakat dün bir süre Barselona-Real M. maçına baktım, insanlığımdan utandım!

Messi’den, Barca istikrarından, güzel futboldan, 5 golden, El Classico’dan filan bahsetmeyeceğim.

Velâkin şu Real M. rezilliğinden de bahsetmeyecek değilim. Tam da kralının takımı, faşist İspanya’nın hileci madrabaz aristokrat silueti, tam da…

Gücünün bittiği, çapının yetmediği yerde başlar en rezil sahneler. Pepe, Sergio Ramos, Higuain, Marcelo ile daha ne kadar alçalabilirsiniz ki? Sonra yedek kulübesinden işe dâhil olan kahraman Türk veya Alman, beni ilgilendirmiyor, evet Mesut… Oysa kaybettikten sonra efendice Madrid’inize dönmek vardı.

Peki, o José Mourinho’ya ne demeli?

Olaylar sırasında gitti Barcelona yardımcı antrenörü Tito Villanova'nın kulak memesiyle oynadı okşadı! Sapkın adam, kulak fetişisti, ne deyim ona: ))

Alçak, numaracı, dalavereci, kazanmak için her yol mubahçı, küstah, kahpe egolu, zekâsının ırzına geçmiş bir kurnaz, teknik direktör olmasaydı muhtemelen muhabbet tellalı olurdu diyeceğim bir zat!

Dağhan Irak özlü demiş BirGün’deki yazısında, ondan bir alıntı yapayım, kendi sinirimi daha fazla hoplatmayayım:

Mourinho, bu çürümüş futbol düzeninin peygamberidir.”

Yazar: Editor
2011-08-01 09:51:09

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-88352/ts.jpg

Trabzonsporlular hala şikeden dem vuruyorlar temiz olduklarını iddia ederek. Ne güzel! Bu sezon temiz futbol olmadıysa Trabzon bu kirlilikten kendini asla soyutlayamaz. Bu bir! İkincisi, mazilerine bir daha dönüp baksınlar.

Yine 1980–1981 sezonunun son maçına gidebilirler isterlerse; tarih, 24 Mayıs 1981, Pazar!

  • Önceki haftaların birinde Rizespor ile oynadıkları maçta şimdi hocaları da olan Şenol’un kafasına kuş lastiği ile bir taşlama olur.
  • Maç karışır, olaylar çıkar.
  • Tatsız şeyler.
  • Bu gerginlikle ligin son haftasına gelinir.
  • Rakip takım küme düşmemek için bu maçı almak zorundadır,
  • Trabzon da türlü hakem atraksiyonlarıyla (ki bunu daha önce yazmıştık) son haftada Adanaspor'dan kaptığı şampiyonluğu garantilemiş olarak o son maça çıkar.
  • İlk yarısında 2–1 öne geçtiği maçta
  • kalecileri Şenol ikinci devrenin başında şöyle bir sakatlanıverir,
  • derken oyuncu değişir, yedek kaleci Alper oyuna girer.
  • Uzatmayalım,
  • Şampiyon Trabzon ligin dibindeki takıma 3–2 yenilir.
  • Böylece önceki haftadan kavgalı olduğu takım,
  • Rizespor küme düşer.
  • Bir küçük olay Trabzon’un maçı devretmesine yetmiş olur.

Uzatmayalım bu Trabzon'un, bir anlamda, kendi kendine yaptığı şike hikâyesini.

Mesele bu kadar net! İsteyen Rizesporlulara sorup daha ayrıntılı öğrenir o hissiyatı…

Yazar: Editor
2011-06-30 22:05:27

İtirazım Var        :

http://img.blogcu.com/uploads/mdermanli_cark.jpg

Yeni başkan ve yeni yönetim TFF’de tamam. İstanbul Dukalığında keyif kekâ. Dörder temsilci cepte. Ama kargaşa da kendi çapında kapıda. Fanatik’ten Hakan Can’a göre skandal ortada. Futbol anayasası diyor, ana statüdeki 20 madde 201 delege ile değişecekken 60 delege ile bir seferde oylanıp değişiveriyor. “Değiş tonton” misali, o çizgi filmi hatırlayanlar vardır: )

Her şey için; değiş tonton! Ne ala!

Görünen o ki ülkenin anayasa keyfiyeti futbolda da kendini gösteriyor. Eh, hükümet oraya da derinden dalınca…

  • Eski dost düşman olmaz
  • ama eski düşman dost olur
  • veya olur gibi yaparlar.
  • Futbolun ve egemen siyasetin bir tür oligarkları kol kola yan yana…
  • Çünkü şu fani hayatta her şey menfaatti, bakmayın hazretlerdeki Yunus Emre edalarına.
  • Yanından bile geçemezler…

M. Gökçek ile Aziz Yıldırım o malum dargınlığı bir kenara bırakıp şapkadan tavşan değilse de mezarlıktan Ankaraspor’u çıkarıyorlar. Oysa eski federasyon ısrarlı itirazlara rağmen, kararlılıkla çekmişti fişi. Onca mahkeme, onca suçlama, onca laf… O makamlarda her şey laf sonuçta, evet bir iki diyalogla hiçbir şey yokmuş gibi Ankaraspor Bank Asya 1. Ligde… Bu sahneye şöyle denir: Oo yeee…

  • Efendim, kısacası bir dolu entrika,
  • boşuna mı Bizans diyoruz.
  • Hoş, Bizans’ın bu cephesini bildiğimizden mi konuşuyoruz,
  • deyim işte,
  • bir de işin içinde İstanbul ve dukalığı olunca.
  • Belki Bizaslı kadim adamlar işin bu kadarına şapkaları uçarak bakarlar.

Neyse, biz ana konuya dalalım; şimdi bunlar Ankaraspor’u B.A. 1.ligden başlatıyorlar. Sebep? Ankaraspor süper ligi oynamadan gider oldu! Değil mi? Yanlış mı hatırlıyorum? Doğrudan süper ligden başlasalardı ya! İddia edilen haksızlık nerede vuku bulduysa hesap orada görülsün! Tabi süper ligin ağa babaları böyle bir hesap karışıklığına pek sıkılırlar. Tatları kaçar. B.A.1.lig dediğin titanların arka bahçesi.

Şimdi Adanaspor yönetimini ve diğer B.A.1.lig takımlarını itiraza davet ediyoruz. Bu duruma bir isyan vaktidir. O Ankaraspor başlayacaksa süper ligden başlasın. Yanlışlıklar komedyası içinde doğrusu budur. Şimdi durup dururken bir başka Akp takımı ile mücadele etmek zorunda kalmayalım, yeterince var zaten. Kapışacaksak onlarla, süper ligde kapışalım.

  • Bu arada eğer Adanaspor bir el değişikliğine giderse
  • ki asla istemediğimiz bir değişiklik olur bu,
  • canımız fena sıkılır, tadımız pek kaçar,
  • evet bu değişiklik Adanaspor’u işte o Akp takımları listesine sokar, malum taliplerden dolayı… Hazır otel de yükseliyorken…
  • Aman Bayram Başkan, bu yüzden hadi birkaç hamle, şampiyonluktan başka kapı bırakmıyorlar Adanasporumuza…
  • Yoksa halimiz duman olur iştahla beklenen bir başarısızlıkta.

Son olarak; TFF’nin yeni başkanı için diyeceğimizi demiştik önceki bir yazıda. Birilerinin kollaması, kayırması, desteği veya ayırması ile işe başlamak böyle ödünleri de kaçınılmaz kılar. Mesele birinin adamı olmak değil, prensiplerin adamı olmaktır mesele!

Yazar: Editor
2011-06-29 09:30:39
tff

Federe Futbol            :

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-73238/rt.jpg
  • TFF’nin müstakbel başkanı Mehmet Ali Aydınlar.
  • Gelişmeler şöyle setrediyor kısaca;
  • İstanbul Dukalığı Mehmet Ali Aydınlar’ı kafakola alma çabasında daha şimdiden.

Yani orada bir huzur olamayacak.

Fakat şahsen bir başka çekincem de şudur, M. Ali Aydınlar o makama Recep Tayyip Erdoğan’ın da desteğini alarak gelmektedir, ulusal haber kaynaklarına göre.

Yani orada bari bağımsız bir irade olsun diyoruz olmuyor, olamayacak; anlaşılan odur ki başbakan gerçekten her kesimi kucaklamada çok ısrarcı.

İşte bu, başbakan "desteğinden" dolayı bizim için M.A. Aydınlar kafadan bitmiştir.

  • GS 23 yaşındaki Ersan için 3–4 M €’yi çok gördü, gitti iki katına 33 yaşındaki U’yu aldı.
  • Yani, Adanaspor isteyince fırsatçılık bilmem ne oluyor, elin oğlu isteyince tatlı oluyor.

Hay sizin o fırsat anlayışınıza, hakkaniyetinize, transfer politikanıza… Hayır canım sevgiler diyeceğiz…

Yazar: Editor