2010-07-10 19:56:56

Karganâme

 http://ul.gcg.me/files/2010-07/k__.jpg

Tarkan’ın şarkısındaki “dudu dudu dilleri” diye geçen dudu, “tûtî”dir (dudu kuşu). Kelime (tûtî), değişmiş “dudu” olmuş.

Doğu edebiyatında tûtî, bilgeliğin de simgesi olan bir kuştur, o kuş da bildiğimiz papağandır. Beylere, vezirlere, padişahlara akıl verecek kadar ferasetlidir.

Behçet Necatigil, tûtînâme’yi Türkçeleştirerek enfes bir eser ortaya çıkarmıştır (Can yayınları).

http://ul.gcg.me/files/2010-07/tuti.jpg

Ben de karganâme derim. Deyimin tam anlamıyla kargadan başka kuş tanımam (kuzgun, kara kuzgun). Siz bakmayın karga ile tilki hikâyesindeki aptal karga imajına. Ne güzel bir varlıktır hakikatte o karga.

Kargalarla ilgili gayet net kayıtlar vardır, denk gelmişsinizdir. İnsan onları izledikten sonra “kuş beyinli” deyiminin ne saçma bir şey olduğunu daha iyi anlıyor.

Kargaların da çeşitli imgeleri ve bunların toplum hayatına batıl da olsa hoş yansımaları vardır. Birkaçını paylaşalım karganâme niyetine.

  • Karga, öğle sonrasında kuzeye doğru gaklarsa: iyi bir arkadaş veya sevgili gelecek.
  • Karga, öğle sonrasında batıya doğru gaklarsa: bir kadın gelecek.
  • Karga minderinizin üzerinde durup gaklıyorsa: düşman gelecek.
  • Karga gündoğumundan batıya doğru gaklarsa: şiddetli bir rüzgâr çıkacak.
  • Karga gündoğumundan kuzeybatıya doğru gaklarsa: bir misafir gelecek. (Metis Yayınları, Hayvanlar ve insanlar)

*“Kargalar, evliliği insanlardan daha iyi tatbik eder, koku alma duyusu köpeklerden bin kere daha kuvvetlidir, bir sopayı bir tüfekten ayırma hususunda en seri anlayış kabiliyetine sahiptir, üçe kadar soyabildikleri gözlemler sonucu sabitlenmiştir, çoğumuzdan akıllı olan bu çelikten dökülmüş zeki kuşla uğraşmak için avcı tüfeği değil, mitralyöz lazım.(Ahmet Rasim, İkdam gazetesi, 1923)

*Eski zamanlarda düğünlerde, insanlar çiftlerin birbirlerine sadık kalacağı ve birleşmelerinin çocuklarla kutsanacağı umuduyla şu karga şarkısını söylerlermiş:

İyi kalpli beyler, kargaya bir avuç buğday verin,

Ya da bir tabak buğday, Apollo’nun çocuğuna,

Ya bir somun veya bir kuruş,

Ya da gönlünüzden ne koparsa

(Boria Sax, Toplumun Aynasında Karga)

Karga deyip geçmemeli…

Yazar: Editor
2010-07-03 10:39:16

K Ü L    V E   F İ D A N

http://ul.gcg.me/files/2010-07/ats.jpg
 

Geceler karabasanla yüklüydü on yıldır... Uykular kâbus taşıyordu... Madımak’tan yükselen duman genzine doluyor, nefesi kesiliyor, gözleri yaşarıyordu... On yıldır her gece kan ter içinde uyanıyor, içindeki ateşi söndürmek istercesine musluğa koşuyor, kana kana su içiyordu... Işıkları açmadan evin içinde volta atıyor, sigaranın biri bitmeden öbürünü yakıyordu... Yaşadıklarını her gece siyah-beyaz karelerle yeniden izliyor, her gece yeniden yanıyor, her gece yeniden boğuluyordu...

İç Anadolu bozkırında haziran temmuza devretmişti gün sayımını... Güneşin ötesinde bir aydınlık vardı Sivas’ta... Sivas ışıl ışıldı... Güle oynaya karşılamıştı temmuz sıcağını Sivas... Ama bir şey vardı sanki hani sözcüklerin yetersiz kaldığı, hani insanın göğüs kafesine çöken, yüreğini daraltan bir şey... İçi sıkılıyor, olduğu yerde duramıyor:

“Bir şey var, fark edemiyor musunuz? Bir tuhaflık var gelen günde...”diyordu yanındakilere...

“Hayır” diyordu herkes “Sen kuruntu yapıyorsun”

Kimseye anlatamıyordu... Kimse onu dinlemiyor, onun hissettiklerini kimse hissetmiyordu...

İkicanlıydı... Bir sevincin ürünü vardı karnında... Dünyaya bir can getirecek, zulme karşı bir can yetiştirecekti...

“Onurlu olacak çocuğum” diyordu “Savaşçı olacak, baş eğmeyecek ve baş eğdirmeyecek”

Serseri bir mayın gibi ortada dolaşıyor, of çekiyor, tırnaklarını yiyor ve içindeki bu kasvet havasını dağıtmaya çalışıyordu.

“Git dinlen” diyordu arkadaşları “Kaç gündür yoruldun belki onun içindir bu sıkıntın, biraz uyusan bir şeyin kalmaz”

“Bu ölüm sessizliği sizi ürkütmüyor mu? İnsanlardaki bu telaş, havadaki bu ağırlık size bir şey anlatmıyor mu?”diyor ama kimseyi uyandıramıyordu... Gözü açık, her türlü tehlikeyi önceden sezebilen arkadaşları bile sanki bir gaflet uykusundaydı, üzerlerine ölü toprağı serpilmişti sanki... Çalışıyor, çabalıyor, sağa sola koşuyor, her gördüğüne bir şeyler söylüyor ama havadaki bu kahrolası bulutu dağıtamıyordu... Sivas içten içe kaynıyor, Sivas kan kokuyor, Sivas Madımak’ta parlayacak ateşin dumanlarını saklıyordu...

 

...devamını okumak için tıklayınız...

 

03.04.2003

A D A N A  

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Yazar: Editor
2010-06-28 13:04:37

Üniversite Sınavlarıyla Muhatap Olmak Zorunda Kalanlara Notlar

http://ul.gcg.me/files/2010-06/54.gif

Geçtiğimiz pazar üniversiteye yönelik son sınav da yapıldı. Sınav maratonu değildi o sınav dekatlonu gibi bir şey oldu. Aşama aşama, biri bitiyor diğeri başlıyor. Gerçi toplamda 10’u bulmadı ya, olsun, maratondan daha zorluydu, dekatlona benzetmem ondan: )) Tabi bir de öğrencilere sormalı o zorluğu. Aslında velilere de sormalı, onlar bu süreçte neler çekiyorlar. Tam bir mesele…

  • Ben şuraya bağlayacağım:
  • Şu son sınavlar da göstermiştir ki,
  • Türk Dili ve Edebiyatı başlıklı sorulara baktığımızda
  • öğrencinin ihtiyacı olan öncelikle okul bilgileridir.
  • Zaten tüm sınavların temeli öyle;
  • okul…
  • Yani okuldan öte bir yere ihtiyaç yok! 
  • Bu sınavlar için ayrıca dershaneye filan gidip
  • birçok anlamda perişan olmaya
  • hiç mi hiç gerek yok!
  • Ana fikir budur.

Bakın, çok test çözmekmiş, deneme sınavlarıymış, hepsi hikâye… Onlar ellerindekini pazarlamak için kendilerince bir ihtiyaç yaratıyorlar. Okuduğum bir şeyi anlamak için ayrıca test mi çözeceğim. Bir öğrenci örneğin Namık Kemal’i biliyorsa soruyu her durumda yanıtlar, bunu için ayrıca bilmem ne dershanesinin rehberliğine veya testlerine nasıl bir ihtiyacı olabilir ki! Türk Dili ve Edebiyatı ile ilgili sınavlar için okul bilgileri yetmektedir. Okuldaki program ve yoğunluk kâfidir (Diğer alanlarla ilgili bir şeyler yazmak isteyen olursa onları da yayımlarız.).

Bir de şu sonuç çıkmaktadır ortaya: Genel kültür birikimiyle sınava giren öğrenci her zaman avantajlıdır. Bunun yolu da kitap okumaktan geçiyor; roman, öykü, şiir, deneme, makale, oyun, senaryo). Belki klişe bir sözdür bu, hep duyduğunuz ama doğruluğu da tartışılmazdır. Soruların ezici bir çoğunluğu söz konusu birikime ihtiyaç duymaktadır doğru yanıtlar için.

E, dershanelerin de kültür vs gibi bir derdi olmadığına göre…

Yazar: Editor
2010-06-18 23:03:16

Aşk

http://ul.gcg.me/files/2010-06/vector.jpg

Acı verir kısaca. Aşkın aşktan başka bir beklentisi yoktur. Yola çıkmak için yola çıkmak gibidir dersem yeridir.

  • Eğlencelidir,
  • ayrıca beklentisizdir, 
  • bahsettiğim o acı da beklentisizliğin hep bir beklenti içinde olmasından kaynaklanır, ah minel aşk: ))
  • sonunu görmezsin,
  • haddizatında görmek de istemezsin;
  • yola çıkmak için yola çıkmak dedim ya,
  • ve fakat yorar.
  • Yol neticede.
  • Aşk için aşk.
  • Sanat, sanat içindir klişesine benziyor.
  • Öyledir.
  • Yoksa onca özlemek,
  • aramak,
  • beklemek ne ki?
  • Hep aşka hürmeten…

Ama bunları aşkın o ego sisteminin dışına da çıkarmak mümkün değildir.

Ne olursa olsun, inanın 1.tekil kişinin ta kendisi içindir. Severken aramak, ararken sevmek falan filan…

Bilinmezi sonsuz bir denklemdir son tahlilde… Kelime oyunu gibi geliyor, farkındayım. O da öyledir.

  • Seviyorum, derken de aslında bir oyundur.
  • Ne oyunu mudur?
  • Kelimeleri saklama oyunudur.
  • Cümleyi tüm öğeleriyle kurmama oyunudur.
  • Hep bir kollama oyunudur.
  • Son derece bencilken “müthiş bir fedakâr” görünme oyunudur.
  • Taktik ve stratejilerle örülü bir oyundur.

Shakespeare bir sonesinde şu mealde bir şeyler söyler sevgiliye: “Senin beklentilerini, arzularını karşıladığım sürece varım.”

 

Hatta 57. sone şöyledir:

Kölen olmuşum senin, elden başka ne gelir,
Gece gündüz el pençe divanım buyruğuna;
Geçirdiğim saatler baştan başa bir hiçtir
Sen buyurmuş değilsen çabalarım boşuna.
Senin için, sultanım, saatleri gözlerken
Ben kimim ki küseyim sonu gelmez günlere,
Kara kara düşünmem, acı çekmem özlerken
Uğurlar olsun dersen kölene sen bir kere
Ben kimim ki kıskanıp kuşkulanıp sorayım
Kimle içli dışlısın, nedir yaptığın işler;
Derdim günüm put gibi düşünmeden durayım,
Mutlu kıldıklarını bilmek içime işler.
Öyle körkütük sadık bir köledir ki sevda,
Seni kötü göremez bin kötülük yapsan da.

 

Peki niye yazdım bunları?

Tamam, ben “sebep sonuççuyum”. Ama bu satırları yazmak istediğim için yazdım. Valla: ))

Ötesinde bir sebep aramayın.

Ha, mazi kalbimde bir yaradır. O da ayrı bir hikâyenin macerasıdır: ))

(Ki bu satırların eksiği vardır fazlası yoktur, metni tamamlamak da size mahsustur.)

Yazar: Editor
2010-06-06 09:32:49
http://ul.gcg.me/files/2010-06/tren1.jpg

ı

"ama bir kere sana dâhil düştük
bir kere nöbet bizimdir
bir kere fukaralığı dile yar ettik
ne yapsak ne etsek
el şehrinde demir zincir kırılmaz..."


İlhan Berk

ıı

Seninle gezdiğimiz köy yolları o anlarda tekdüzeliğinden, kimsesizliğinden, kaderi çoktan çizilmiş bir hayatın sonsuzluğu olmaktan kurtulur; bize dair yeni anlamlar kazanırdı. Bir başka niyetle ve keyifle geçen insanlara dair kısa bir hikâyeyi yazardı, kendi kendine, kendiliğinden...

ııı

"kaybolma
yanımda kal, yanı başımda bir suret
hayır daha fazlası
yanımda kal...
hani bazen diyorsun ya
'gitme'
o zaman gitme, kaybolma, yanımda kal..."

ıv

"yağmurlu bir günde gelirim,
peronda beni bekliyor olursun.
yeşil çayırlardan geçeriz
koyu yeşil hüzün dolu kırlardan
yürürüz evlerin ışıklarına doğru
sıradan şeyler konuşarak"

Hakan Savlı

v

"Fal çıktı. Köpükler içinde kaldı deniz,
Tepeleme çiçek dolu bir sandal.
Eylülün eskil çadırına giriyoruz,
İşte, büyücü martının bozgun çağrısı,
Uyurgezer yosunları delirten poyraz,
Odalara sığınan ürkü yaprakları,
İşte, çırpınan bir kavağın
Yalnızlık sanrısı dolaşıyor bahçede"

Melih Cevdet Anday

Yazar: Editor
2010-06-05 21:18:43

Dünya Kupası

 

http://2.bp.blogspot.com/_UHyrAj3FLso/SFzHX06IuZI/AAAAAAAAAEs/KJP_4hxyC4M/s400/Logo+Football+Nederland+-+KNVB.jpg

 

Yakında başlıyor dünya kupası maçları. Tam tarih nedir, bilmiyorum. Yine şenlik olacaktır; TV’de maçlar, elde biralar, çerezler, sempati duyulan takımlar…

Ben böyle diyorum ya, izleyeceğimden değil. Genel şeylerden bahsettim sadece.

Bağnazca bir tavırla evet, Adanaspor dışındaki futbol o kadar da ilgilendirmiyor. Ama öyle. Hatta aslında futbol ilgilendirmiyor (ama işte Adanaspor...). Çelişik ve garip bir durum gibi… Tartışırız.

Denk gelirse bakarım belki. Daha manalı bir işim varsa; örneğin güzel bir film, arkadaş sohbeti, sade bir rakı masası, kısa yolculuklar, lezzetli bir roman, dönüp bir daha Yaşar Kemal okumak tercihimdir, o vakit yüzüne bile bakmam maçların.

İşmiş gibi de bahsediyorum, sanki madalya takacaklar: ))

Fakat denk gelirse işte, tabi renklerinden dolayı Hollanda’yı takip ederim, izlemesem bile onların şampiyonluğunu isterim veya Fildişi… Birçok Adanasporlunun böyle düşündüğünü biliyorum. Aşkımız futbola değil turuncu-beyaz Adanaspor’a: ))

Sevgi ve hürmetlerle…

İzlemek isteyenlere de iyi seyirler şimdiden…

Yazar: Editor
2010-06-05 10:15:57

Hasret

 

http://ul.gcg.me/files/2010-06/teras.jpg

 

"şimdi hasret burcunda yıldızlar
daha karanlık gökyüzü, yollar daha tenha
ev, evrende içi boş bir nokta
yoksun ya...

şimdi hasret burcunda yıldızlar
bir labirentte kaybolmuş hayal
aşk kendini yollara vurmuş diyorlar
sesin mihmandarım oluyor
sen yoksun ya

sen yoksun diye işte hasret burcunda
bu şehir, tüm şehirler,
titreşir durur telgraf direkleri
kimsesizlik daha da soğuktur
unutulmuş bir hayatta kalmış onlar

hasret burcunda..."

Yazar: Editor
2010-06-05 03:16:57

Yazmak Üzerine

 

http://ul.gcg.me/files/2010-06/__.jpg

 

Zahmetli bir iştir yazmak.

Konuyu belirleyip ana fikri saptayıncaya kadar geçen süreçte zorlu anlar vardır aslında.

Yazdım oldu, deyip işin içinden sıyrılmak pek olmuyor. Olursa da içine sinmeyen, bazen silip atmak istediğin yazılara dönüşüyor öyleleri.

Bir anlatım biçimini belirleyeceksin önce ele aldığın konuya göre. Bunun içine yan düşünceler yerleştireceksin ki bu yan düşünceler asıl anlatmak istediğini destekleyecek, belirginleştirecek cümlelerden oluşur.

Örnekler, benzetmeler, somutlaştırmalar filan. Görüntülemek istediğini kadraja oturtup o uygun ve doğru anı yakalamak kadar meşakkatlidir bu mesele.

Meseledir sonuçta. (yani sevgili Mahir abinin ve Erkin’in düşündüğü kadar tuzu kuru bir mesainin ürünü değildir, kulağıma gelmiyor değil: ))

Bizim gibi blog yazarlarını geçelim, lakin hakiki yazarların örneğin bir romana başlarken ve onu sürdürürken ne çok acı çektiklerini ve benzer acıları yakın çevrelerine çektirdiklerini onların anılarından, denemelerinden izleyebiliyoruz.

Ama her şeye rağmen tutkulu ve fedakârlık isteyen güzel bir iştir.

Ben “iştir” dedim, siz ne derseniz deyin. Seni izleyen, şöyle diyeyim; bu adam ne yazıyor deyip okumak için sana zaman ayıran insanların varlığını da bilmek, işin bu güzel yanını iyice pekiştiriyor ve hoş bir sorumluluk da yüklüyor.

Bir düşünceyi en azından “asgari müşterekte” paylaşmanın lezzeti de söz konudur.(Yazıyorum bir şeyler ama kimseye okutmuyorum bunları, diyenleri anlamamışımdır zaten. Hoş birer takı gibidir aslında kelimeler, telaffuz edimesi, bu anlamda seyri bile makbuldür.)

Evet, güzeldir birçok insanla yol aldığını bilmek. Güç ve moral veriyor. Yazma şevkini güçlendiriyor.

Gevezeliğe de gerek yok bu arada. Futbolun yoğunluğunu azaltsak da bu sayfada hep bir şeylerden bahsedeceğiz demek istiyoruz bre: )) Ne kadar zorlu olursa olsun. Yazacağız yani: )) (Bunları söylemek için de bunca lafa ne lüzum vardı yahu. Değil mi ama: ))

Yazar: Editor
2010-03-13 11:27:17

Memleketten Notlar

 http://ul.gcg.me/files/2010-03/crk_1.jpg

  • Seda Sayan ile 2 yıllık evliliği sona eren Onur Şan, “Evlilik bitince sevgi de aynı şekilde bitmiyor, Seda’yı hâlâ çok seviyorum” dedi. Konuyla ilgili olarak Vatan gazetesine konuşan Şan, ayrılıklarına ihanetin neden olmadığını da sözlerine ekledi.
  • Son filmi "Serseri Mayınlar"ın çekimlerinin yapıldığı Lecce'de konuşan Ferzan Özpetek, eşcinsel olduğunu babasına söyleyemediği için üzgün olduğunu ifade etti.
  • Başbakan Tayyip, yanındaki belediye başkanına isyan eden halka, o bildik üslubuyla, "Yaygara yapmayın!" diye çıkıştı. R.Tayyip namaz kılacak diye yollar saatlerce ulaşıma kapatıldı!..
  • Bugüne kadar çapkınlığıyla tanınan ama son evliliğiyle iyice durulduğu konuşulan şovmen Mehmet Ali Erbil’in beşinci evliliği de bitiyor, haberi geldi.
  • Beşiktaş’da trafik kontrolü yapan polis, Matteo Ferrari’nin kullandığı son model Ferrarı marka otomobili durdurdu.
  • Fatih Terim’e İran talip oldu…
  • Görüldüğü gibi memlekette fotoğraf böyle ve sanırım değişen bir şey yok, hep aynı nakarat: ))
  • İsterseniz siz geçen sezonki Adanaspor Giresunspor maçının fotoğraflarıyla oyalanın, yarın da birbirinden güzel 40-50 fotoğrafı paylaşırız burada galibiyet neşesiyle.Tıklayın o fotoğrafları...
Yazar: Editor
2010-03-12 07:51:30

Bir Dev Daha Gitti

 

http://ul.gcg.me/files/2010-03/TURHAN_SEL__UK-__erkez_karada__.jpg

“Türk karikatürünün yaşayan en büyük ustası Turhan Selçuk sabaha karşı yaşamını yitirdi... Karikatürümüzde çığır açan, 1922 doğumlu dev sanatçı Turhan Selçuk 88 yaşındaydı... ama daha çok yaşasaydı ustalar...”

 

http://ul.gcg.me/files/2010-03/Turhan_Sel__uk-28_ocak08.jpg
Yazar: Editor
2010-03-08 18:15:18

Sömürü Kan Gözyaşı 8 Mart

http://ul.gcg.me/files/2010-03/ihap_hulusi1.jpg

Kadınlar günü 8 Mart, başka bir deyişle emekçi kadınlar günü… Temelinde acı ve gözyaşı vardır. Şöyle diyor kaynak:

 8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. (Gelişmeler tanıdık geldi değil mi?) İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.”

Öldürülen işçiler için yapılan anmalar kutlamalara dönüşür. Zaman içinde içeriğin biçim değiştirmesi olağandır. Önemli olan eylemin içindeki anlamdır.

Bir de günün özellikle bir sınıf bilinci doğrultusunda emekçi kadınlar günü olarak vurgulanması söz konusudur. Sermayenin vatanı olmaz, ortak çıkarları ve işbirlikçileri olur. Ortak çıkar sürecinde bırakın başka ulusları örneğin Latin Amerika, Afrika, Hindistan ve daha birçok toprağı bu adamlar kendi vatandaşını, eşini dostunu, konu komşuyu bile öldüresiye sömürür. Ve gözünü kırpmadan da öldürür, tarih ne yazık ki 8 Mart’larla doludur… Mazi böyleyken gün de elbette anlamlı ve önemlidir.

Emekçi kadınlar gününe istisnasız tüm kadınları eklemek hayatımızın kaçınılmaz gerçeklerindendir bence, her ne kadar kadınlık bilincinden bile yoksun kadınlar olsa da…

Ama yazıyı İhap Hulusi’nin afişindeki mesaja gönderme yapmadan bitiremem. Bakın ülkemizde bir “ulusal ekonomi ve arttırma kurumu” varmış vaktiyle ve bu kurum kadınları evde kendi üretimlerini yapmaya davet ediyormuş. Memleketi sata sata yabancı ve işbirlikçi sermayenin kucağına atan ve tüm bilinçlerden yoksun o öteki işbirlikçilere duyurulur… neyse…

Gün 8 Mart… Kutlu olsun hanımlar…

Yazar: Editor
2010-03-07 08:27:17

Bir Başına Bir Başkan, On Başkan’a ve 1. Lige Karşı

 
http://ul.gcg.me/files/2010-03/spartak__s.jpg
  • Karşı olduğumuz durumlar bitmiyor görüldüğü gibi.
  • Bu karşı olmalar da muhalif veya anarşist bir yaklaşımımızın tezahürü de değil üstelik.
  • Bizi ittikleri konum bu…
  • Böyle var olacağız çünkü.
  • Ötekilerin, Adanaspor’un gelişinden duydukları ürküntünün
  • ve bu korku vaziyetlerinin sonucunda karşımıza çıktıkları ya da çıkacak andaki ruh halleriyle boğuşmak zorunda kalmamızın,
  • hep iki kişilik çalışmak zorunda kalmamızın,
  • hep zorunda kalmamızın karşı olma durumlarıdır söz konusu olan. 
  • Karşı durmazsak, karşı olmazsak bizi bir kaşık suda boğmak isteyeceklerdir çünkü.
  • İşte bunlardan ve bunun gibi sorunlardan ötürüdür ki
  • bir başkan, Bayram Başkan kalan son on haftada
  • kalan on başkanla el emeği göz nuru bir şampiyonluk için mücadele etmek zorundadır,
  • zorundadır diyorum yine;
  • yoksa o korkunç derecede kurnaz adamlar
  • hakemleri de bir şekilde ayartıp 
  • eldekini avuçtakini hırsızlarlar, bize de saf saf onları alkışlamak kalır…
  • Demem o ki bir başkan,
  • karşı taraftaki on başkana
  • dişiyle tırnağıyla var ettiğini yok etme fırsatı, zemini, cesareti vermeyecektir… 
  • Yol haritasını maruz kaldığımız
  • ve olası entrikalara göre de belirlemelidir. 
  • Bizim var oluşumuz
  • o karşı duruşun şifrelerinde saklıdır…

_______________________________

Bugün yine zor bir maç olacak, çıkıştaki Samsun işimizi çok zorluyacak, bir de dünkü Giresun-Bolu beraberliği rakibin ilk 6'ya yaklaşma iştahını iyice kabartacaktır. Ben bu maçta Buca maçının tersini bekliyorum, lehimize elbette...

Bir de TV'den izleyeceğimiz 1 maçı alma vakti gelmedi mi sizce de!

Yazar: Editor
2010-03-04 07:59:48

Ne Yapmalı?

 

http://ul.gcg.me/files/2010-03/question.jpg
  • Sezon sonunda şampiyon olmalı!!!
  • Nasıl yapmalı?

Taraftar:

  • Her hafta sonu Adanaspor’umuzun  başarılı olacağına inanmalı.
  • Kendi sahamızda ki maçlarda stadyumda olmalı.
  • Teknik heyete, başkana ve futbolculara güvenmeli.

Futbolcu:

  • Buca maçında ki yenilgiyi unutmalı
  • Her zaman ki gibi çalışmalı.
  • Buca maçında ki gibi istekli ve savaşçı olmalı.
  • İyi oyunun sonucunun galibiyet olacağını bilmeli.
  • Taraftara güvenmeli.

Teknik heyet:

  • Çalışmalara aynı tempoda sürdürmeli.
  • Doğru bildiğinden şaşmamalı.
  • Futbolcu ve taraftara güvenmeli.

Yönetim:

  • Teknik ekip, futbolcu ve taraftara güven vermeye devam etmeli.
  • Adanaspor’umuzun kendilerine ihtiyacı olduğunu bilmeli.

Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2010-03-02 10:20:17
Tebrikler Çocuklar
 
http://ul.gcg.me/files/2010-03/Adanaspor_Buca_1.jpg

 

 62 Kare foto-yorumdadır,bunun ,için tıklayınız.

Ne denir, ne söylenir bilemiyorum… Bildiğim tek şey var ki bu futbolun karşılığı bu mağlubiyet değildir… Sahada canla başla savaşan futbolcular, tribünleri hınca hınç dolduran taraftarlar on üzerinden on aldılar…

Geçen yazımızda Buca yönetimine seslenip “siz futbolun kuralları içinde kalın, biz sizi alkışlarız demiştik” Evet sahadaki futbolcuları  alkışlıyorum, tertemiz bir futbol ortaya koydukları için…  Özellikle Yılmaz’ı alkışlıyorum, Adana seyircisinin vefasına vefa ile karşılık verdiği için… Ama, hafta başından beri hakemi etki altına almaya çalışan demeçler veren Buca yönetimini ve bu demeçlerin etkisi altında kalan Aytekiz Durmaz’ı şiddetle ve nefretle kınıyorum…  

Maça gelince… İyi başladık, iyi götürüyorduk ki sahaya “kara gömlekli, kara vicdanlı” DURMAZ çıktı ve durmadı da… Gereksiz iki sarı kartla futbolcularımızın gardını düşürüp bir de önündeki pozisyonda penaltıyı es geçince sersemledik… Bu arada Buca bulduğu bir pozisyonda şutu denedi ve ne yazık ki amatör kalecinin yemeyeceği bir golü Tolga eliyle kazandı… Ki bu Tolga’nın ilk sabıkası değildi… Birçok maçta forvetlerimizle yarışa girmiş forvetimiz attıkça Tolga da golü yemiştir… Ve ne yazık ki D-Spor yorumcusu Tunç KAYACI: “Tolga bu ligin kalecisi değil” tespitinde haklı çıkmıştır

Kemal Hoca’nın kaplanları bir dişli gibi çalıştı…  Maça kazanma azmi ile çıkıp bunu sahaya yansıttılar… Ama bu maçta iki kişi vardı ki, bunlar sahadaki arkadaşlarının emeklerine kıydılar… Sahada boş boş dolaşan, ayağına gelen topları cömertçe harcayan, işin en kötüsü ayakta durmakta zorluk çeken Muhammed Ali ve kalesinde güven vermekten öte korku yaşatan Tolga… Eğer bu iki aksaklık olmasaydı, belki de maç çok farklı olabilirdi… .(Bunları günah keçisi aramak için söylemiyoruz ve bir talihsizliktir diye bağlıyoruz.)

Ama hiç önemli değil… Bugünkü futbol ile Adanaspor yenilse bile şampiyondur… Neden mi?

Masa başı oyunlarına gerek görmeden onurluca savaştığı için;

Kazanmak adına her şeyi yaptığı için;

Ligin en tecrübeli takımı Buca’yı kalesine hapsettiği ama direkleri geçemediği için;

Yalnızca rakiple değil Buca Genel kaptanı Adnan Dolma ve onun demeçlerinden korkan kara gömlekli kara vicdanlı hakemle de mücadele ettiği için…

Bugün, 3-0 gibi bir yenilgiye rağmen hiç üzülmeden, onurla şunu söyleyebiliyorum:

“Bu taraftarın sevgisi, ananızın ak sütü gibi helaldir size çocuklar”

Not: 62 Kare foto-yorumda, tıklayınız.

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU
Yazar: Editor
2010-02-28 20:18:39
Pankart
 
http://ul.gcg.me/files/2010-02/pnkart1.jpg
  • Pankart ekibi bu hafta sonu iş başındaydı yine.
  • Birbirinden çarpıcı dört yeni çalışma Buca maçı için hazır…
  • Yükselme grubu maçlarında aynı ekip müthiş bir çalışmaya girmişti
  • ve filmin sonu çok güzel gelmişti. 
  • Bu uğraşın bize iyi geldiğine inanıyorum.
  • Benzer bir dönemeçte kolları sıvadık biz tribünde,
  • hazır Konya da ağır yaralı,
  • bu fırsat tarafımızca değerlendirilecektir.
  • Buca’nın hafta boyunca feryat figan olması bizi lig ikinciliğinden uzak tutamayacaktır.
  • Vira vakti yine: ))
Yazar: Editor
2010-02-23 21:21:29

Karabüke Dair

http://ul.gcg.me/files/2010-02/askrb.jpg

Ta yükselme grubunda bir “harita analizi: ))” ile Adanaspor Karabük şampiyonluğuna işaret etmiştik. Bildiğiniz gibi bu iki takım 1. Ligdeydi sonra. Geçen sezon her iki takım da mücadeleci bir çıkışla zirveye yaklaşmış ancak sınırda kalmıştı. Bu sezon Karabük bütçe avantajını harika kullanarak daha 11 maç varken şampiyonluk için müthiş bir avantaj da sağladı. Tertemiz, şaibesiz, net bir futbolla yerlerini alın teriyle hak etmişlerdir.

Gayri, Karabük’e hakkını teslim etmeden bir 1. Lig yazısı yazılamazdı. Şu noktada Adanaspor’un şampiyonluğu kadar sevineceğim Karabük şampiyonluğuna. Aradaki puan farkından dolayı bizim yolumuz daha zorlu ama sadece zorlu, ki “kuvvetle muhtemel” sadece bir iki kritik maç var atlatacağımız, sonrası yokuş aşağı tatlı bir meyil, “silindirin” durduğu yerde şampiyonluk kupası olan…

Uğur olsun diye bu sezon da o harita analizini tekrar etmiştik. İyi oldu. Gidiş o analizin doğrulacağı yönünde. Tabi bu iş uğurla talihle olmaz. Emekle olur, safi emekle, Çukurova’ya dair emekle, gücünü pamuk tarlalarından portakal bahçelerinden yani en namuslu alın terinden alan emekle… Bunun mimarlarına sevgiler, hürmetler…

Bu davada Adanaspor’un şansı neden yüksektir?

El cevap: Bu sezon Adanaspor tarihinin en mücadeleci ve en genç kadrosu var sahada, artık hiçbir deyimle, klişe sözle anlatamayacağım hırsı, inadı var. Çok uzun zamandır bu kadar koşan ve bu kadar disiplinli oynayan bir takım izlememiştim bu forma altında. Mimarlarına teşekkürler, sevgiler, alkışlar…

http://ul.gcg.me/files/2010-02/askrbk.jpg

Emeğin güzel iki şehridir Adana ve Karabük. Gerçi bizi o anlamda o kadar gerilere itti ki ülkeyi yönetenler… Emeğin güzelim şehri bir hizmet şehrine döner oldu; pek üretemeyen, tükenmemeye gayret ederek tüketen. Neyse bu tahlilleri bir başka yazıya bırakıp konuya döneyim. Evet, emeğin bu iki şehri tarzlarıyla, isteğiyle… şampiyonluğu yeterince ve gereğince hak etmektedir, buralarda vakti de gelmişti artık süper ligin. O zaman turuncuya ve kızıla vira…

Yazar: Editor
2010-02-22 08:15:05
Yazar: Editor
2010-02-21 08:48:52

21 Şubat 2010

  • Süper yürüyüşün önemli bir günüdür.
  • Bolu Beyi ile bir iktidar mücadelesi günüdür. 
  • Bir anda 6 puanlık karşılaşmaya dönüşen maçın günüdür.
  • Buca’nın evinde 2 puan kaybetmesinden sonra;
  • daha bir manalı
  • ve önemli
  • ve heyecanlı
  • ve şenlikli
  • ve güzel olan bir futbol düellosu günüdür. 
  • Bayram Akgül’ün “bu maçı benim için alın” dediği maçın günüdür.
  • Adanaspor futbolcusunun yine insanüstü bir mücadele göstereceği gündür. 
  • Emre’nin günüdür ki gol atacaktır.
  • Taraftarın daha bir coşacağı gündür. 
  • Sözün özü,
  • bu gün Adanaspor’a dair bir gündür.

 ____________________________

Not: Teknik bir sorundan dolayı maç fotoğraflarını bu akşam değil yarın sabah saat 9’da yüklemiş olacağız. Ama dilerim sorun hallolur ve iş yarına kalmaz.

____________________________

Yazar: Editor
2010-02-16 14:45:36

Onur Caymaz'dan

  • Tekel işçilerinin dramını anlatan 
  • "4/C Nedir?" temalı yazıyı okumak için 
  • sağdaki bağlantıyı tıklayınız.

            http://ul.gcg.me/files/2010-02/tarikdursun.jpg             http://ul.gcg.me/files/2010-02/tekel_BAT_logo.jpg    

Yazar: Editor
2010-02-15 08:17:59

“Orada Olmayan Adam”dan Maçın Yorumu

 http://ul.gcg.me/files/2010-02/230px-The_Man_Who_Wasnt_There.jpg

 

Teşekkürler;

Gaziantep b.b'ye

Kartal'a

Biraz da Bolu'ya

Haftaya bize mağlup olurlarsa tam teşekkürler...

Haftayı 4.  kapattık, Hacettepe iyi takım bence bu ligde kalacaklar.

Ankara deplasmanı 3 puan olsa iyi olurdu,

Ama 1 puanda iyidir be...

Bereket versin...

Haftaya acilen maça gitmem lazım...

Zamanı geldi...

Orada olmayan adamdan

Orada olan adama dönmek lazım...

Üçerden 6 puan lazım…

Ali Cem Gül

Yazar: Editor
2010-02-14 10:18:06

Yazarlarımız Ankara’dan Bildiriyor

http://ul.gcg.me/files/2010-02/asht.jpg
  • Telefonla bağlandık başkente.
  • Mehmet, Şenol ve arkadaşlar Ankara’ya varmış.
  • Şimdi Anıtkabir ziyaretindeler.
  • Buradan sonra biraz oyalanıp sahaya gideceğiz diyor Mehmet.
  • Ankara’da hava nasıl diyorum,
  • Adana’dan daha güzel şimdi, diyor.
  • Harika bir hava var.
  • Seferilerde moral çok yüksekti.
  • Takımın havası ve morali de iyidir o zaman, diye ortak bir fikir belirtiyoruz.

Az önce gazeteye bakıyordum. Sergen Yalçın iddaa’da en güvendiği 6 maçın içine almış Adanaspor’u 2 olarak. Sergen’in Adanaspor lehine yorumları daha önceleri hep tutmuştu.Şimdi onu da okurlarına mahcup etmemek var: ))

Bir başka yorum şöyle diyor: Genç kadrosuyla elinden geldiğince direnmeye çalışan Hacettepe Adanaspor’a karşı koyamaz. Maç sonuçlarından vazgeçtim, bu yorumları okumak bile insanı gönendiriyor.

  • İsmail Eğriparmak bu maça beraberlik demişti.
  • Geçen hafta Kocaeli maçı dediği gibi oynanmıştı.
  • Ama önceki mersin maçı sevgili İsmail’in öngörüsü dışında gelişmişti.
  • Zaten İsmail de yanılmayı çok istiyorum demişti.
  • Bu hafta da İsmail’in yanılmasını istiyoruz, çünkü bu hafta da 3 puan istiyoruz.

Maçtan sonra galibiyeti yazmak dileğiyle.

İlk yarıdaki Adanaspor-Hacettepe maç fotoğrafları için TIKLAYINIZ…

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ashctp.jpg

Yazar: Editor
2010-02-07 10:37:36

       http://ul.gcg.me/files/2010-02/kehanet.gif            http://ul.gcg.me/files/2010-02/ftmk.gif

Bu maçtan üç puan alıp yukarıya biraz daha yaklaşmak, maçta rahat bir son 15 dakika geçirmek ve birbirinden güzel fotoğrafları neşeyle yüklemek dileğiyle...

Yazar: Editor
2010-02-05 20:14:59

Üçlemelerle Sokak Felsefesi

 

http://ul.gcg.me/files/2010-02/d______nen_adam.jpg

Her maç üç ihtimallidir genel klişede;

1)Galibiyet, 2)mağlubiyet veya 3)beraberlik; maç yarı kalsa veya tatil edilse bile...

Birinde mutlak sevinirsin, diğerinde mutlak üzülürsün, sonuncusunda duygularını durum belirler.

Tabi ki farklı, özel, enteresan durumlar söz konusu değilse bu üç olasılık belirttiğim gibi tezahür eder.

Hayat üç aşamalıdır, ihtimalden öte;

1)Doğarsın, 2)yaşarsın, 3)ölürsün. Burada yaşarken ortaya çıkar ihtimaller. Şöyle de olabilir üçleme ihtimaller dâhilinde ve kuvvetle muhtemelde; 1)insanlar doğarlar, 2)acı çekerler ve 3)ölürler.

Bu meyanda ölüm üç ihtimallidir sonuç itibariyle…

Aşk üç ihtimallidir;

1)Seversin, 2)sevilirsin, 3)hem sever hem sevilirsin.

Sever ve sevilirken de üç aşamalıdır aşk;

Birinci evre: her şey güzeldir, incelikler, hissiyatlar filan,

İkinci evre: her şey güzelken incelikler, hissiyatlar dalında çürüyen yemişlere döner filan.

Son evre: her şey güzelken bir rüzgâr eser, kaybolur yürünen yollar filan.

Ayrılık üç ihtimallidir ihtimaller dâhilinde;

1)Unutursun, 2)unutmazsın, 3)unutmamışken unutmuş gibi yaparsın. Ve muhtemelen son ihtimalde rakı iyi gelir. İkinci ihtimalde rakı da fayda etmez, heyhat.

Rakı içmek üç ihtimallidir

1)Kederden, 2)keyiften, 3)keyfe kederden.

Bu sonuncusu sanki en zarif ihtimaldir.

Soruların cevapları üç ihtimallidir;

1)Sonunda ne aradığını bilirsin birinde, 2)Diğerinde aradığını bulamazsın, 3)En fenasında ne yapacağını bilemezsin.

İhtimaller üç ihtimallidir;

1)Muhtemelen iyidir, 2)muhtemelen kötüdür, Veya 3)herhangi bir ihtimal yoktur, bu fenadır.

Bir akşam vakti sokak felsefesi yapmanın üç ihtimali vardır;

1)Ya eğlenceli olur, 2)ya pek can sıkar komik duruma düşer, 3)Ya da son ihtimali hiç bilemezsin.

Aslında bu da tüm ömrümüzün biricik ihtimalidir; son ihtimali bir türlü kestirememek, tüm neden sonuç ilişkilerine rağmen…

Muhtemelen…

Oysa ben bir futbol yazısı yazacaktım Adana-Kocaeli maçını, böyle oldu. Niye öyle oldu?

1)Her yazı kendini yazdırır aslında. 2)Bazen dağıtmak iyidir. 3) İki tek rakının vakti (şimdi Adana zaman diliminde akşam 8 civarıdır) geldi demek: ))

Yazar: Editor
2010-02-04 11:44:45

Grev! Grev! Grev!

http://ul.gcg.me/files/2010-02/tekel_BAT_log.jpg
  • TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, MEMUR-SEN, TÜRKİYE KAMU-SEN ve KESK'in aldığı karar doğrultusunda, 
  • Tekel işçilerinin eylemine destek vermek amacıyla
  • “çalışmama hakkını kullanma”
  • eylemi başladı.

Kalbimiz, aklımız, desteğimiz, inancımız, direncimiz hep sizinle…

http://ul.gcg.me/files/2010-02/sol.jpg

 

                     http://ul.gcg.me/files/2010-02/attila.jpg  http://ul.gcg.me/files/2010-02/ak.jpg 
  • Şimdi bunu Attila İlhan’ın Grev şiiriyle ve bu şiirini Ahmet Kaya yorumuyla buradan desteklemeden olmaz.

Grev  

Oy bilesen ki ben haa
Taş döven demir döven
Oy bilesen ki ben haa
Toz toprak içinde şanlı
Sufakatim vakti çoktur
ellerim mağrur yavru
oy bilesen ki ben haa
yerden cevahir söken
zincirini yitirmiş dev
feryadım
grev hakkımı isterim
grev hakkımı isterim
GREV!
 

Attila İlhan

Ahmet Kaya’dan şiirin şarkısını dinlemek için tıklayınız.

Yazar: Editor
2010-01-31 11:50:16

Biz de Seni Çok Seviyoruz

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/kemal_k__l_____adanaspor.jpg

“Bu çocukları gerçekten çok seviyorum. Eksik olmamıza rağmen canla başla mücadele ediyorlar.”

Bu açıklama Kemal Kılıç’ın.

“İçten, samimi, bir baba şefkati, aile gibi değil aile, vs” şeklinde ifadelere gerek yok. Yoksa sulandırırız işi.

Fakat bizim Kemal hocamızın bir fotoğrafıdır o iki kısa cümle. Güvenen ve güven veren. O güveni ta tribüne kadar yansıtabilen.

Bu sene şampiyon oluruz olmayız, bence çok mesele değil bu. Ama Kemal hocanın varlığı önemlidir birçok yönden. Adanaspor’un bir kulüp, bir takım, bir camia olması, bunların devamlılığı, kalıcılığı açısından ve bir Adanaspor geleceğinin sağlam bir işçilik ve tarzla bina edilmesi noktasında, önemlidir Kemal Hoca… Çok önemlidir.

Kemal Hocayı sadece tribünden sahaya bakarak ve bu kısa konuşmalarıyla tanıyoruz ve tabi yaptıklarıyla. Biz de seni çok seviyoruz Kemal Hoca. Sana inanıyoruz. Hep Adanaspor’da olman dileğiyle…

Yazar: Editor
2010-01-29 11:58:08

 Tekel Direnişi Bir Milattır

Aşağıdaki karikatürler mizahhaber.blogspot.com'dan alınmıştır. Musa Kart'ın karikatürü Cumhuriyet gazetesi kaynaklıdır.

http://ul.gcg.me/files/2010-01/musa_kart-22_ocak_2010.jpg
 
Musa Kart
 
 
http://ul.gcg.me/files/2010-01/birol_____n_sat__ld__.jpg
Birol Çün
 
 
http://ul.gcg.me/files/2010-01/Mustafa_Y__ld__z-Kamuoyu.jpg
Mustafa Yıldız
Yazar: Editor
2010-01-28 22:16:43
http://ul.gcg.me/files/2010-01/cat-clipart-04_1.gif
 

“Senin tenin sıcak

Benim içimde bir kedi

Yumdu gözlerini

‘işte aşk’ dedi.”

 

 Ezginin Günlüğü'nden bu dizelerin şarkısını dinlemek için

tıklayınız...

Yazar: Editor
2010-01-24 16:25:57

Maçın Kralı Rahman

http://ul.gcg.me/files/2010-01/adanaspor_rahman_kaplanpenche.jpg

Bir önceki yazıya bakarsanız maçı zaten yazdığımı göreceksiniz: )) Aynen öyle oldu ve 3 puan hanemize kaydoldu. Müthiş mücadele, harika maç, enfes bir 3 puan. Bu koşullarda herhangi bir adanaspor taraftarı bundan fazlasını isteyemezdi. O ağır sahada mücadele eden tüm oyunculara alkış, ama bizim kaplanlara lig sonuna kadar alkış. Ve fakat RAHMAN’a hakkını vermeden bu maç yazılamaz, konuşulamaz. Maçın yıldızıydı, orta sahanın dinamosuydu, lokomotifiydi, üstadıydı, kralıydı ve de bu yazının başlığıydı: )) Var ol Rahman. (E, artık sevgili Erkin, Rahman için bir güzelleme yazmalı, sayfayı fazla bekletmemeli: ))

İlk yarı Mbilla müthiş bir fırsatı değerlendiremedi. Mersin de Mbilla’nınki kadar net olmasa da bir pozisyondan yararlanamadı. Sonra Mbilla tekrar çıktı sahneye ve olağanüstü azmiyle ilk golü yazdı. Sonra baskılar devam etti ve M. Ali önünde kalan topa sert vurdu ve bu golle resmen Adanasporlu oldu: )) baskılar devam ederken, bir köşe vuruşu sonrasında hızlı çıkan Mersin defansımızın bir dalgınlığında golü buldu. Devamında defansımıza çarpan topları Tolgahan’ı ters ayakta bırakarak skoru 2-2’ye getirdi. İşin doğrusu ilk yarıda Sami’yi tutmak İzzet için mesele oldu.

İkinci yarı maça hâkim bizdik. Orta saha mükemmele yakın işledi ve sağlı sollu ataklar gelir oldu ve sağdan indiğimiz bir sırada İzzet bir orta yaptı ben topa vuracak olası futbolcuyu objektife yerleştirmeye çalışırken tribün gol diye sevindi, bu enstantanede 3. golümüz gelmişti. O dakikadan sonra aksayan İzzet değil Sami olmuştu. Mersin’in en tehlikeli tarafı oyundan çıkmak zorunda kalmıştı. Sonuçta ilk devrenin tersine ikinci devrede bir gol attık ve üzerine yattık, 3 puanı kaptık. Böylece iki sezon önceki tarifeyi uyguladık 3–2…

Şimdi Kuddusi Müftüoğlu’na değinmeden olmaz. Ban göre bir penaltımızı vermedi. Ama bir “maç nasıl yönetilir” dersi verdi o FİFA kokartlı hakem müsveddelerine, özellikle Karşıyaka maçımızın o hakemine.

Rakiplerin puan kaybettiği bu haftada 3 puan çok anlamlı (ne demeksen bu klişe: )) ve değerlidir. Rize maçına itici bir güç olsun…

Not: Maç fotoğrafları foto-yorum'da. Tıklayınız...

*Teknik bir aksaklık nedeniyle 6. fotodan sonrası yüklenemedi:((  Hay Allah... İlerleyen saatlerde bu işi hallederiz... Vazgeçmeyiz, toplam 33 kare...

**Meğer foto-yorum rezervi dolmuş, o kadar çok fotoğraf var ki orada. Sevgili Güney sorunu hallediverdi ve şimdi orada duruyor 33 kare, iyi seyirler...

Yazar: Editor
2010-01-19 13:32:50
Haftanın Yuh Dedirtecek 3 Olayı
 
http://ul.gcg.me/files/2010-01/m3.jpg

Bu haftanın Yuhalanacak olaylarına geçmeden önce kısa bir hatırlatma yapalım.
Eylül ayında bir takım kurtarılırken diğer takımada destek verileceği sözü verilmişti tarih olarak da Aralık ayı verilmişti.
Kurtarıcı olarak İlyas Kahraman transfer edilmişti
Aynı zamanda yola şampiyonluk parolasıyla çıkılmıştı.
Güzel ve temiz bir lig temennisiyle başlanmıştı.
 
Şimdi gelelim haftanın Yuh dedirtecek 3 olayına
 
3 numara;  FIFA kokartlı hakem Bülent Yıldırımın Karşıyaka - Adanaspor maçını yönetmesi pardon katletmesi.
Yukarıdakilere yaklaştırmamak adına elinden gelen ne varsa yaptı, her türlü yola başvurdu ve listemizin üç numarasında kendisine yer buldu. YUH
 
2 Numara; Başkanımız yalnız bırakılıyor diye açıklama yapan ama sezon başından beri kendisi yüzünden takımın 10 kişi oynamasını sağlayan İlyas Kahraman. Dediğin doğru başkanımız idari ve mülki amirler tarafından yalnız bırakılıyor hatta kimse taşın altını elini sokmuyor ama be kardeşim sen de çok mu faydalısın? Ne yaptın 18 haftada millete laf sokacağına önce bir kendine baksan? Sana da YUH İlyas.
 
Geldik listemizin 1 numarasına; Söz verip sözünü yutanlar, ben öyle bir söz vermedin diyenler anlayacağınız üzere siyasilerimiz listenin bir numarasına sanki hiç inmeyecekler gibi kurulmuş durumdalar. Bir şehrin kaderini değiştirmeye hiç bu kadar yaklaşılmamışken böyle bir vurdumduymazlık ne görülmüş ne de duyulmuştur. Ayıptır günahtır. O zaman biz sizin verdiğiniz hangi söze inanacağız ve malumunuz sözünde durmayan insanlara ne derler sizlerde gayet iyi biliyorsunuz. Kocaman bir YUH çoktan hak ettiniz ama hala bir şans daha var. Gelin bu son şansı da elimizden kaçırmadan bu takıma destek çıkın, destek çıkın ki size oy veren 10 binlerce insanın ahını almayın ve unutmayın bu taraftarın ahını alan belini doğrultamaz bunu da aklınızın bir köşesine yazın.
Saygılar.

Murat Akıllı

Yazar: Editor
2010-01-18 08:52:44