2012-01-24 13:38:16

Bir “Aynen Öyle” Güzellemesi

 https://lh3.googleusercontent.com/-q7uoKnA9HhU/TX3--ejoVWI/AAAAAAAADRk/bhhtq-2DXPE/aynen.jpg

Dedim, hava güneşli ama pek soğuk. Titreyerek dedi, aynen öyle.

Dedim, sen de üşüyorsun o zaman. Onayladı. Dedi, aynen öyle.

Dedim, memleket bu aralar böyle. Çaresizdi ne yazık ki.Dedi, aynen öyle.

Dedim, keşke iki çorap giyseydim. Ayaklarına baktı. Dedi, aynen öyle.

Bunu, “ben de” der gibi kullandın değil mi dedim. Anlamadaki beceriksizliğimi yüzüme vurmadan dedi, aynen öyle.

  • Dedim, geceleri daha da soğuk
  • bir de sahte kömür olunca
  • şehir de fena öksürüyor dumandan.
  • Tebessüm etti,
  • dedi aynen öyle.

Bunlar bedava kömürden oluyor galiba. Dedi, aynennn öyle.

Dedim, seçimden kalma sanırım. Dedi, aynen öyle, aynen öyle.

Dedim sen de yakıyor musun evde öyle. Biraz mahcup, dedi, yav aynen öyle.

Dedim, dumansız hava sahası ihlal ediliyor ama. Hiddetlenmişti. Dedi, aynen öyle.

  • Dedim kış bitince soğuktan
  • ve dumansız hava sahasının dumanlarından kurtuluruz.
  • Umutlandı memleket için.
  • Dedi, aynen öyle.

Dedim, keşke sigara kadar o kömürle de savaşsak. İğdiş edilmiş bilinçlere adeta tokat atarak  dedi, ayyynen öyle.

Dedim, durum vahim. Duruldu. Dedi, aynen öyle.

Dedim, bunu son zamlar için dedim. Başını salladı elleri boş ceplerinde. Dedi, aynen öyle!

Dedim, belimizi büktüler. Sövmedi ama dedi, aaaynen öyle.

  • Dedim, sohbet ne güzel gidiyor.
  • Memnun memnun, dedi, aynen öyle.
  • Dedim, fakat tıkandık bir yerde.
  • Kahkaha atarak
  • dedi, ayneeen öyle.

Dedim, havalar gibi takım da kötü gidiyor. Üzüldü, dedi aynen öyle.

Dedim, sanırım yine sağlam transfer yok. Yarasını deşmiştim, dedi, aynen öyle.

  • Dedim bir de hakemler…
  • Kesti lafımı,
  • dedi aynen öyle.
  • Sürpriz bir hamle yapıp 
  • yeni bir cümle ile küfretti,
  • bu kez ben sazı aldım,
  • dedim aynen öyle.

Sonra sustuk. Susmak için susmadık, ‘aynen öyle’ler yorgun düştüğü için sustuk.

Dedim, iyi ki ‘aynen öyle’ var. Başını salladı bilgece, dedi aynen öyle.

Dedim, eskiden üç yüz beş yüz kelimeyle konuşuyoruz diye yakınıyorduk, şimdi iki kelimeye düştük. Türkçenin bu son hali için kahroldu adeta, ağlamaklı dedi, aynen öyle.

  • Onu daha fazla üzemezdim.
  • Ben gideyim artık,
  • sağlıcakla kal dedim.
  • Dedi, aynen öyle.
  • Bunu, “sen de” anlamında kullandın galiba dedim.
  • Kıt anlayışıma sitem ve çokanlamlılığa bir saygı duruşuyla
  • dedi, aynen öyle!

Mahcup olmuştum.

Anlam-yorum gücümü geliştirmek için biraz daha okumalıyım dedim giderken. Aynen öyle dedi. Bunu “ben de” anlamında değil, halime üzülerek, “geliştir kendini evladım” anlamında, evet git oku vurgusuyla söyledi.

Mırıldandım, aynen öyle, ile.

  • Ve kişisel gelişimimin kapılarını
  • açmıştım ben böyle.

Ne dediğini duyar gibi oldum, zihnimin içinde yankılanan bir elektrosaz sedası ile:

aayy-neyn-neyn-neynnn ööyyle-le-le-le…

Ulan!

Yazar: Editor
2012-01-01 09:01:11

Tarihte 1 Ocak

http://www.a-c-d.dk/brochurer/biler_piger/anadol20.jpg
 

M.Ö. 45  Jülyen takvimi ilk kez kullanılmaya başladı. (16. yy'a kadar kullanıldıktan sonra yerini Gregoryen takvim'e bırakacaktır.)

630  Hz. Muhammed, hazırladığı ordu ile Mekke'ye girdi.

1673 - New York ile Boston arasında düzenli posta servisi başladı.

1788 - Londra'nın en eski gazetesi The Times yayımlanmaya başladı.

1808 - Amerika Birleşik Devletleri'ne köle girişi yasaklandı.

1891 - Penaltı, İngiltere'deki Stoke City-Notts maçındaki tartışmalar üzerine kural kitabına girdi.

  • 1899 - Küba'da İspanyol egemenliği sona erdi.
  • 1923 - Türkiye'nin ilk futbol federasyonu olan Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı kuruldu.
  • 1929 - Millet Mektepleri açıldı.
  • 1929 - Anadolu demiryolu hattı ile Haydarpaşa Limanı millileştirildi.
  • 1936 - İlk yılbaşı tatili.

1941 - Behice Boran'ın çıkardığı aylık fikir ve sanat dergisi Yurt ve Dünya yayımlanmaya başladı.

1943 - Varlık Vergisi tahsilâtı 11 milyon liraya ulaştı.

1944 - Gerede, Bolu ve Çankırı'daki depremlerde 4.611 kişi öldü.

1945 - Milli Piyango'nun yılbaşı çekilişinde 200 bin lirayı İstanbul'da bir seyyar salepçi kazandı.

1946 - İşçi sigortaları kanunu yürürlüğe girdi.

  • 1949 - Orhan Veli Kanık Yaprak dergisini çıkardı.
  • 1952 - Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu yürürlüğe girdi.
  • 1958 - Avrupa Topluluğu kuruldu.

1959 - Küba devriminin zaferi. Diktatör Fulgenico Batista yeni yılın ilk saatlerinde Havana'dan kaçtı. Camilo Cienfuegos ve Che Guevara önderliğindeki gerilla kolları Havana'ya girmeye başladı. Bütün Küba'da işçiler ve köylüler Fidel Castro'nun çağrısına uyarak genel greve başladı.

  • 1961 - Devlet Başkanı Cemal Gürsel bugünü İkinci Cumhuriyet'in kuruluş yılı ilan etti.
  • 1963 - Bakanlar Kurulu otomobil ve lüks eşya ithalini yasakladı.
  • 1964 - Kıbrıs'ta Başpiskopos Makarios, Zürih ve Londra antlaşmalarının yürürlükten kaldırılmalarını istedi.
  • 1965 - Filistin Kurtuluş Örgütü içerisinde yer alan El Fetih, ilk silahlı eylemini gerçekleştirdi. Ahmet Amr Musa önderliğindeki gerilla birlikleri, İsrail'in işgal altında tuttuğu Batı Şeria topraklarına sızarak, bir köprüyü havaya uçurdu.

1967 - Anadol marka otomobil piyasaya sürüldü.

1971 - Zonguldak'ta ücretleri ödenmeyen 600 maden işçisi ocaklara inmedi.

1974 - İsrail'de yapılan seçimleri Golda Meir liderliğindeki İsrail İşçi Partisi kazandı.

1978 - Hindistan havayollarına ait Boeing 747 tipi bir yolcu uçağı, Bombay açıklarında havada infilak ederek denize çakıldı; 213 kişi öldü.

  • 1985 - KDV'li ( Katma Değer Vergili ) yaşam başladı. (Böylece halkından yana olmayan devletin bir uygulaması daha tescillenmiş oldu.)

1990 - David Dinkins, New York'un ilk siyah belediye başkanı olarak görevine başladı.

1990 - Ruanda İç Savaşı başladı. Çok insan öldü.

1992 - Şehir içi yollarda sürücüler ve ön koltukta oturanlara emniyet kemeri takma zorunluluğu getirildi.

1993 - Avrupa'nın "tek pazar düşü" gerçekleşti. Kuzey Kutbu'ndan Akdeniz'e, Avrupalılar pasaportsuz seyahat edebilecek.

  • 1994 - Meksika'nın Chiapas eyaletindeki Kızılderililer, ulusal kuruluşları için Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu önderliğinde ayaklanarak bölgenin denetimini ele geçirdiler.
  • 1999 - Avrupa para birimi Euro yürürlüğe girdi.
  • 2002 - Hollanda'da ötanaziyi yasallaştıran karar yürürlüğe girdi. Hollanda, ölümcül durumdaki hastalara hayatlarını sona erdirme hakkı veren ilk ülke oldu.

2005 - Türk Lirası'ndan (TL) 6 sıfır atıldı. Yeni Türk Lirası tedavüle girdi.

2009 - YTL'nin Y'si atıldı. Türk lirasının ismi TL oldu.                   

2010 - Yeni Türk Lirası (YTL) tedavülden kaldırıldı.

Kaynak: Vikipedi

Yazar: Editor
2011-12-08 09:28:46
yok

Yazamamaya Dair Birkaç Söz

Bugün yazı yazasım yok.

Oysa güzel, yağmurlu bir Adana sabahıydı.

Yazacak ne çok şey çıkardı; yağmura ve çağrışımlarına dair.

Yok.

Memleket haber doluyken, şikedir, hastalıktır, başlayan transfer atağımızdır…

Bugün böyle.

Klavyede bir hareket yok. 

Yazar: Editor
2011-09-05 07:31:30

Adı: Trafik

Konu: Kazaları

Ana Fikir: Paralel Yüzdeler

http://www.is-elbiseleri.com/wp-content/uploads/2009/03/trafik.jpg

Bir kişi ölünce dram, fazlası ölünce istatistiktir sözünün doğrulandığı bir durum söz konusu bu yazıda.

  • Bu 9 günlük tatilde
  • 165 kişi ölmüş 4 bin civarında insan da yaralanmış.
  • Oysa onca yol yapımından sonra azalmıştı bu ölümler hani.
  • Tabi birçok iddiaları gibi bunlar da yalan.

Sevgili Metehan not düşmüştü trafik dramına. Çeşitli sayılar vermiş kazalara ve ölenlere dair.

  • “2002’de 440 bin kazada
  • 116 bin kişi yaralanırken
  • 2010’da  %74 inmek bir yana
  • %151 artan kazalarda
  • 100 bin kişi daha fazla yaralımız var.

2002’den bu yana kazalarda ortalama 4000 vatandaşımızı kaybediyoruz çünkü kaza sayısı artarken, mağdur sayısının sabit kalmasını teknolojiye borçluyuz.”

Kazalar nasıl biter?

Ne bileyim, ama çift yol yaptık, kazaları azalttık yalanlarıyla bitmez kazalar.

  • Çevreye, çevresine duyarsız,
  • demokrasi bilincinden uzak,
  • sorgulama yoksunu insanların
  • böylece trafikte keyfine göre davranmalarını engellemek;
  • yol yaptık reklâmları,
  • uyarılar
  • veya cezalar ötesinde daha ciddi önlemler gerektirir.
  • Sonucu elbette ki birkaç günde alınamayacak önlemlerdir gereken.
  • İşte o vakit trafik kazalarındaki o feci yüzdeler düşer,
  • düşerken de başka yüzdeler de düşer bu ülkede.
  • Trafik kazalarının önüne geçecek “bilinç”
  • daha başka vakaları da yeniden şekillendirecektir.
  • Bilmem,
  • içten içe hangi oranı tercih eder muktedirler?
Yazar: Editor
2011-08-30 09:11:30

Adı: Bayram

Konu: Şeker Gibi Notlar

Ana Fikir: Bayram Hediyesi İsteriz

  • Hem dinsel bayram hem ulusal bayram aynı günde denk geldi.
  • Bu hükümetle birlikte
  • dinsel tüm algılar
  • partizan bir propagandanın aracına dönüşmüş durumda.
  • Bu yüzden bir tercihe zorlarsanız
  • 30 Ağustos derim,
  • çünkü işgalcilere direnmeyi temsil eder;
  • işgale uğramış olmanın hissini daha yoğun yaşatmaz!

“Emniyet Genel Müdürlüğü Disiplin Kurulu, bir kişinin "hürriyetini engelledikleri" gerekçesiyle müfettişlerin kınama cezası isteyerek "keyfi hareket ettiler" dediği polislere hiçbir ceza vermedi.” Hükümete göre 30 Ağustos sivilleşiyor, ama işte devlet de polisleşiyor.

  • Suriye için, Libya için demokrasi havarisi kesilip
  • “bu kadar uzun süre iktidarda kalmamaları gerekirdi” gibi yorumlar yapanlar
  • Suudi Arabistan için bir tek benzeri yorumu akıllarından bile geçirmiyorlar.
  • Ne yani
  • orada demokrasinin daha da ileri bir devri mi yaşanıyor?

“Fenerbahçe Kulübü (FB), Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından UEFA Şampiyonlar Ligi'nden men edilmesiyle ilgili olarak Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (CAS)'ne başvurma kararı aldı.” Yetmez! Parti kurup mücadeleye oradan devam etmeleri gerektiğini söylemiştim.

Son not;

  • Her şeyden umudumu kessem de
  • Adanaspor’dan asla!
  • Hafta bitmeden taraftara üç transferli bir bayram hediye paketi verileceğini umuyorum.
  • Hayır, bunu bir taraftar olarak istiyorum.
  • Ama bayram harçlığı gibi transferler değil,
  • Bayram Başkanın şampiyonluk inancına yakışan transferler…
  • Asıl bayram sevincim bu olur:))
http://www.officialpsds.com/images/thumbs/Homer-Simpson-psd24858.png
Yazar: Editor
2011-08-29 09:05:05

Adı: Kafa Karışıklığı ve Korku

Konu: Adanaspor

Ana Fikir: Ne Olacak Bu Memleketin Hali?

http://img222.imageshack.us/img222/9922/karikaturrr5hr6.jpg

Önce transfer olmadı, korkmuştum, aynı filmi izleyeceğim diye.

  • Sonra transferler oldu,
  • dört isim mi?
  • ikisi gitti kaldı ikisi,
  • biri zaten formsuz.
  • Korku yamacımda duruyor yine,
  • uzakta değil.

Bir şike dalgası gelip çarptı kıyılarımıza, korktuk ulan, en temiz halimizle bizi kirletmeleri ne kadar kolay olurdu, değil mi? Örneğin, pis bir şeyin üzerindeki yeni pislik ne kadar fark edilir ki. Oysa temiziz biz ve oradaki bir leke fena görünür kötü durur. İşte bu izi kalacak çamurdan korkmuştum.

  • Hazırlık maçlarına bakıp korkmuştum yine.
  • Hele Sivasspor maçından önceki iki maç!
  • Dünyaları alsak da bu takımdan bir şey olmaz diye korkmuştum.
  • Çünkü hiçbir gerekçe öyle kötü bir futbolu ayağa kaldıramazdı.
  • Lakin korkular yatışır oldu. Bir Sivasspor maçını gördük.

Takımdaki genç oyuncuları gördük. Oyuncularımızın genelinin ne güzel mücadele ettiğini gördük. O gençlerin de takıma kazandırılmasının Adanaspor’u daha dinamik bir ekip yapabileceğini gördük.

Ama ne olursa olsun 3 acil transferin de (kale/savunma/hücum bölgelerine) kaçınılmaz olduğunu gördük.

  • Sözün özü;
  • Adanaspor’umuz bize hep en uçtaki heyecanları vermişti.
  • Bu yüzden hem çok seviyoruz delicesine,
  • Veya kızıp ben oynamıyorum küskünlüklerine sevk oluyoruz.
  • Öyle ruhen ihtiyar işi bir takım ve taraftarı değiliz,
  • hiçbirimiz ortalarda bir sonuç beklemesin bizden.
  • Ya zirveye dikeceğiz bu bayrağı,
  • ya da düşürmemek için savaşacağız ligin son dakikasına kadar. 
  • Arada bir seçeneğimiz hiç olmayacak...
  • Seviyoruz bu Adanaspor’u:))

Şimdi o klişe muhabbete dalalım son olarak;

Küçük Resim: Orada bazı engeller var yahu. Kimi ayrıntılar net görünmüyor.

Büyük Resim: Hımm, şimdi buradan o ayrıntıların gerçekten ayrıntı olduğunu görüyorum. Bu takım söz konusu transferlerle o takozları da aşar hatta alır onları da yanında götürür.

Yazar: Editor
2011-08-12 12:58:57

Adı: Hazırlık Maçı

Konu: Adanaspor – Yeni Malatyaspor

Tema: Somali’ye Yardım, Sömürgecilere Cevap

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-92309/sml.jpg
  • Duyduk ki
  • Adanaspor taraftarı ve Malatyaspor taraftarı
  • Somali’ye yardım temalı
  • biri Adana’da diğeri Malatya’da olmak üzere
  • iki ayaklı maç organizasyonunu gündeme getirmiş.
  • Ne iyi olur böyle bir maç.
  • Hadi öyleyse,
  • bunun gerçekleşmesi için elimizden geleni yapalım.
  • Zira sadece taraftar değiliz,
  • sadece futbolla geçmiyor günlerimiz,
  • hayatın
  • kendi hayatımızın yörüngesinden ibaret olmadığını
  • biliyoruz,
  • bir büyük meselenin sadece böyle girişimlerle çözüme kavuşmayacağını bildiğimiz gibi...
  • Failin, meçhulmuş gibi davranmasına da bir cevap olsun bu tür her girişim;
  • ey ABD ve yüzyılların sömürgecisi Avrupa,
  • Afrika'da ve benzeri kıtalarda, ülkelerde işbirlikçilerinizle el ele verip neler yaptığınızı da biliyoruz...
  • Evet, yazının adı hazırlık maçıydı: ))
Yazar: Editor
2011-07-27 08:58:51
http://3.bp.blogspot.com/_fC76JzRunnk/TLNJqhvh-uI/AAAAAAAAAE8/EglKdBtPMzE/s1600/hunger.jpg

Somali ve Açlık

Somali’de görülmemiş sıcaklık yüzünden günde az 50 çocuk açlık ve susuzluktan ölüyor. Yazmaktan utandığım konulardan. Utanırken sorumlusu biz değiliz bu sahnenin. Ülkeler üzerinde siyasi ve ekonomik taktikler uygulayan ülkelere, örgütlere çeviriyoruz bakışları. Konuyla ilgili yazıya bakınız: Sami Kohen

Sendikalaşma

Ülkedeki sendikalaşma oranı o kadar düşük ki, çalışma bakanına göre böyle giderse DİSK ve Hak-İş kapanır. Bunun sorumlusu öncelikle hükümettir ve halef selef ilişkisiyle bağlandığı fikriyattır, işçilerin yoksullaştırılmasına ve bilinçsizleştirilmesine neden olanlardır ve de böyle bir sonuçtan siyasi istikbal elde edenlerdir. Utanın…

Açlık Sınırı

Ülkenin açlık sınırı asgari ücretin de üzerinde, 8oo küsur lira. Yoksulluk sınırında bir kazancı veya geliri olan, 2800 küsur lira, zaten kendini zengin saysın. Böyle bir fotoğrafın içinde olmaktan üzülüyorum, birilerinin utanmasını bekliyorum.

Kriz

Ülkede kriz filan kapıda değilmiş kimi bakanlara göre. Yahu o kriz yıllardır evin içinde, ne kapısı. Oturmuş yerleşmiş kanser gibi. Kriz size yok efendiler ve sizin belli bir kitlenize. Çevreme bakınca yıllardır krizin en zalim halini zaten görüyorum.

Beyoğlu

Beyoğlu’nda, Asmalımescit ve Mis Sokakta sokağa çıkan masa ve sandalyeler birtakım gerekçelerle kaldırılmış. Ve… Sigara yasağı gerekçesiyle zaten müdahaleye uğrayan bir yaşam tarzı, hükümet erkince dayatılan bir başka yaşam tarzının kurbanı oluyor. Yaşanan bir despotça baskıdır, diğer izahat yalandır. Korku verici…

Mbilla ve Kbong çalışmalara geç katıldı.

Sebebin az para aldıkları söyleniyor.

Lafı uzatmayacağım.

Kbong ve Mbilla örneğin Bülent’le bırakın aynı parayı, ondan daha fazla almıyorlarsa bu işte bir terslik var derim…

Yazar: Editor
2011-07-26 11:21:19

Sinemaya gitmek…

http://ilaclamasirketleri.tk/upload/6901799-4.jpg

Sinemaya gitmek de artık mesele, yani ekonomik yönden ciddi bir mesele. Örneğin iki kişi avm’nin birinde film izlemeye kalksın, eyvah, böyle bir şeyi yapmak için bir 50 papel yok sayılsın. Bilet, su, gazoz, yol, mısır derken… Eyvallah! Bir hatıra istinaden bir miktar fedakârlık vs yapılır, o bütçe bina edilir filan.

Orada “pahalı” bir etkinliğin oluşturulması, evet oluşturulması zannederim ki bile isteye yapılan bir plana dâhilindedir. Bilet fiyatlarını, yiyecek ve içeceği insani bir insafta tutup sürümden kazanmak yerine yüksek bedelle iş yapıp o parayı verebilen üstelik ‘elit’ bir kitleye hizmet vermek daha cazip geliyor o tarafa anlaşılan. Ayriyeten bir sürü hesap vardır muhtemelen; dolayısıyla az personel, koltukların halıların daha az yıpranması, avam takımından uzak durmuş olmak veya onları uzak tutmuş olmak… Tartışmaya da açık bir dolu gerekçe yazabilirim buraya. Geçelim, bu bölümde diyeceğimi dedim.

Bir başka mesele şudur sinemaya gitmek hususunda; o pahalı koltuğa oturdun, en pahalı mısır tanelerini çıtırdata çıtırdata yuvarladın, arada yine piyasanın en pahalı suyunu veya kolasını ulan hemen bitmesin diye küçük küçük yudumladın ve filmin vaat edilen saatte başlamasını bekledin. Bekle o zaman. Çünkü TV’lerde iflahımızı kesen o reklâmlar sinema salonlarında da tepene tepene inmeye başlamıştır. 15 dakika reklâm, yazıyla on beş… Filme verilen moladan sonra bir 10 dakika daha reklâm… E, evde otursaydık bre! Standart maliyet üstelik. Reklâmlarda zaplama imkânı…

Demem şudur; sinema salonları bu koşullarda beni uzun bir süre unutsun. Çok umursayacaklarını sanmıyorum, ama konuya dair sözüm budur.

[Ben gitmiyorum diye, Avm’ler de, oralardaki sinemalar da batar mı? Batsın… Çarşıdaki esnaf, bakkal, manav, kasap, mağaza kazansın; olacaksa öyle bir şey… Bakınız Gaziantep! Halk, esnafına sahip çıkmış ve emperyal avm’ler orada tutunamamış. Laf lafı açtı, bu da yazımızın böylece ana fikri oldu.]

Yazar: Editor
2011-06-28 10:55:18

Sınava Dair          :

http://img03.blogcu.com/images/y/g/s/ygslys/626c4cd73d3d8595a673ad80f05cf4d5_1279367434.jpg

Cumartesi günü sınav koşusunun üçüncüsü yapıldı. Orada bir de 56 adet edebiyat sorusu yöneltildi öğrencilere. Ama ne 56 soru, ciğer söken cinsten.

Sınavın görece zorluğunun yanı sıra, muhtevaya uymaması ayrı bir ıstıraptı. Üniversite sınavlarında aslolan müfredata uymadır. Sorular belirtilen içerikten gelir. Konu edebiyat olunca burada iş çetrefilleşir. Edebiyat tarihinin bir kıyısından girildi mi sonu deli ummanlara gider. Kralı çıkamaz işin içinden. Bu sebeptendir ki özellikle edebiyatta müfredata uymak en azından ahlaki, hadi bu ağır oldu diyelim, vicdani bir sorumluluktur.

Bakın, sınavda Pınar Kür sorulmuş öğrencilere, seçeneklerin birinde dolaylı da olsa. Milli eğitimin ders kitabında olmayan isimlerden! Bir soruda Aziz Nesin’in Toros Canavarı adlı eseri geçiyor çeldirici olarak. Ama Aziz Nesin de yok o ders kitaplarında. Diyeceksiniz ki lise öğrencisi de bilsin Pınar Kür’ü, Aziz Nesin’i. Haklısınız! Ama o zaman o çocuklara o kadar çok sorumluluk yükleriz ki şunu bilsinler, bunu da bilsinler diyerek. Onların 8–10 dersle ayrı ayrı uğraştıkları da unutulmamalı. Genel kültürden kopuk bir ezberciliğe yaslanmış eğitim öğretim anlayışında heder edildikleri hiç unutulmamalı.

Bir başka soruda bir şair dâhil olduğu anlayışın dışında tutuluyor (Necati, Mahallileşme Akımı), yani tarihsel bilgi ile sınavın belirttiği bilgi arasında çelişki söz konusu.

Sanki sınav soruları çözülsün diye değil çözülmesin diye hazırlanmış, ülkenin lise öğrencisi profilinin pek uzağında bir nitelikte seyretmiş üstelik o sorular, hani bir edebiyat öğretmenini de epeyce zorlayan cinsinden.

Örneğin şu seçeneğe bakar mısınız: “Necati Cumalı’nın ilk romanı Tütün Zamanı; Yağmurlar ve Topraklar, Acı Tütün ile devam eden Ege üçlemesinin ilk halkasıdır.” Ben de derim ki el insaf!

Yine örneğin, öğrenci; Vus’at O Bener’in ilk hikâye kitabını ve bu kitaptaki hikâyelerin küçük kentlerdeki sıradan insanların iç ve dış dünyasını anlattığını; Rasim Özdenören’in kim olduğunu(sahi kim bu? Edebiyat tarihindeki yeri ne?), Ferit Edgü’nün Çığlık adlı hikayesinde iç ses yöntemini kullanarak okurun kafasında birini çağrıştıran kimi sorular uyandırmaya çalıştığını bilecek. Yazarken yüreğim daraldı bre…

Şunu diyeceğim;

O 56 soruyu tam yapan öğrenciler baş tacıdır, milli kahramandır hatta, hatta direkt öğretmen olarak okullara atamaları yapılsın onların. Ama şöyle de olabilir, dikkat çekici bir yoğunluktaysa o tam yapan öğrenci sayısı, o zaman bu iş de bir araştırılsın, zerre kadar güven vermeyen şu ÖSYM’nin bir başka şaibesi sahne almış olabilir o sabıka kaydında. Ha, resmen bir iş çevrilmiş olsa da oradan bir netice alınmaz, biz de bu komplo teorimizle baş başa geçiririz bu yazı…

Yazar: Editor
2011-05-29 22:12:44
 
3. Şampiyon Orduspor'u kutluyoruz.
Son şampiyona Süper ligde başarılar diliyoruz.
http://kirlangicbayrak.net/resimler/orduspor_tekstilportal.com.jpg
Yazar: Editor
2011-05-20 13:39:43
http://www.tff.org/Resources/TFF/Auto/d602e2dd8b7b4998b5b8dce8df3452ea.jpg

Bank Asya 1. Lig’de bu sezon da farklı bir play off sistemi uygulanacak. Son üç sezonda üçüncü farklı play off versiyonu Süper Lig’e çıkacak olan son takımı belirleyecek. 2 sezon önce eleme usulü tek maç şeklinde oynanan play off maçları yerine geçen yıl alınan karar ile 4 takım kendi arasında maç yaparak en fazla puanı toplayan takımın süper Lig’e çıkması kararlaştırılmıştı. Ancak bu sistem de ilk 2 maçında iyi sonuçlar alamayan takımların 3. maçlarını formalite olarak oynaması pek hoş olmamıştı. Federasyonun bu sezon uygulayacağı play off sistemi ise denenenler arasında en adil olanı gibi gözüküyor. Zira takımlar ligde sırasına göre rakibini bulacak ve hem kendi sahasında hem de deplasmanda rakibiyle karşılaşacak.

Rizespor ile Orduspor eşleşmesinin galibi Gaziantep Belediyespor-Linyitspor turunu geçen ile karşılaşacak.

Biz de play off öncesi hem takımları hem de oynadıkları futbolu mercek altına alalım istedik.

Rize kadrosuyla, Ordu teknik direktörü ile öne çıkıyor!

Rizespor’un play offa kalması biraz sancılı ve zor oldu. Zira son hafta Samsunspor deplasmanında galip gelememiş olsalar ilk 6 dışında kalabilirlerdi. Aldıkları sonuçtan öte Adanaspor ve ondan önceki maçlarda performans olarak vasatı aşamayan Atmacalar’ın son Samsunspor ve Linyitspor maçındaki yükselen performansı dikkat çekici.

  • Rizespor ile Orduspor arasında ligde oynanan iki karşılaşmada Rizespor’un ciddi bir üstünlüğü bulunuyor.
  • Zira Orduspor bu iki maçta rakibinden sadece 1 puan onu da 2 maçta attığı tek gol ile aldı.
  • Rizespor, Ordu deplasmanındaki maçta 1-0 öne geçmiş ve oyunun son bölümlerindeki bir penaltı golüyle 1 puana razı olmuştu.
  • Rize’deki maçta ise iç sahada en fazla gol atan, en faza galibiyet alan ve haliyle en fazla puan toplayan Rizespor üstünlüğünü rakibine kabul ettirmiş ve 3-0 gibi net bir skor ile geçmişti.

Rize iç saha, Ordu deplasman lideri!

Rizespor’un iç sahadaki üstünlüğünden bahsettik ama deplasman puan durumu göz önüne alındığında Atmacalar’ın 16 dış saha maçında küme düşen Altay ile aynı galibiyet sayısında (4) olduğunu görüyoruz. Rizespor’un dış daha performansının bu denli kötü oluşunda takımın etkili bir kontra atak golcüsünün olmayışı çok büyük etken. Ara transferde bu eksikliği gidermek için Adu gibi transfer yapılsa da bu oyuncuların adaptasyon dönemini atlamaması, beklenen verimi sağlamaması Rize’nin dış sahadaki işlerini zorlaştırdı.

Orduspor’un deplasman puan durumunda en fazla puan toplayan takım oluşu dikkat çekici. 16 deplasman maçında sadece 2 defa yenilen Orduspor kendi sahasında rakibini bir farkla dahi yenmeye başarırsa dış sahada alacağı bir beraberlikle dahi tur atlayabilir.

  • Orduspor’un bu eşleşmedeki en büyük avantajı ise şüphesiz teknik direktörü Metin Diyadin olacak.
  • Kadro kalitesi açısından baktığımızda Rizespor play off oynayacak 4 takım arasında öne çıksa da teknik direktörlere baktığımızda da Orduspor’da Metin Diyadin faktörü öne çıkıyor.
  • Gökhan Gönül’ü Türk futboluna kazandıran teknik adam olarak bilinen Diyadin’in daha önceki yıllarda bu ligdeki başarıları göz ardı edilemez.
  • Orduspor’a gelir gelmez takıma kazandırdığı ivme de ortada.

Orduspor’un ligdeki 2 maçta rakibine sadece 1 tane o da penaltıdan gol atmış olması olumsuz bir istatistik olarak gözükse de Orduspor tarihindeki ilk gece maçında Mor Menekşeler avantajla bir skor elde etmek için büyük mücadele gösterecektir.

Linyitspor’da kale düştü, Antep avantajlı!

Ligin mütevazı takımı Linyitspor’un başarındaki en büyük pay sahibi veteran kaleci Oğuz Dağlaroğlu idi. 16 iç saha maçında mağlubiyet görmeyen ve 16 maçta sadece 4 gol kalesinde gören Linyitspor’da Oğuz Dağlaroğlu performansıyla dikkat çekmişti. Oğuz’un 3 maç ceza almasından sonra Linyitspor’un iki haftada 6 gol kalesinde gördüğünü belirtelim. Dağlaroğlu play off ilk maçında oynayamayacak. İsmail Diler ise iki maçta da oynama şansı bulamayacak. Kapandığı zaman gol atması en zor olan Linyitspor karşısında Antep Belediye’nin işi hiç kolay olmayacak. Deplasmanda gol bulamazlarsa Antep maçında önce beraberliği düşünecek olan Linyit’in maçı penaltılara götürme uğraşına şahit olabiliriz.

Linyitspor play offların takımı!

Son iki yıldır oynadığı ligleri şampiyonlukla tamamlayan Linyitspor’un şampiyonluğunda dikkat çekici olan kısım bu şampiyonlukların play offlardan gelmiş olması. Zira Linyitspor 3. Lig’den Spor Toto 2. Lig’e ve bu ligden de Bank Asya 1. Lig’e play off maçları oynayarak çıkmıştı. Tavşanlı temsilciniz muhabiri Nihat Mermer’in ifadesiyle takım play oflarda farklı bir ruh haline ve inanmışlığa bürünüyor.

Sarı kart müjdesi!

Play off maçlarında ligdeki sarı kart cezası silinmiyor olsaydı Linyitspor belki de en handikaplı takım olacaktı. Zira takımın ve ligin en golcü oyuncularından Mehmet Akyüz ile takımın savunmasının önemli ismi Cemil son lig maçında gördüğü sarı kart ile 4 sarı kartı tamamladı ve lig devam ediyor olsa oynayamayacaklardı. Ancak play oflarda takımların sarı kartlarının siliniyor oluşu hem Linyitspor hem de diğer takımlar için müthiş bir avantaj yaratıyor.

Golcülerin kapışması: Mehmet Akyüz & Serdar Deliktaş!

Linyitspor-Antep eşleşmesinde şüphesiz gözler ligde 13’er gol atan Serdar ve adı Galatasaray ile anılan Mehmet Akyüz’ün üzerinde olacak. Turu geçen takımı bu iki genç golcünün performansı belirleyecek.  Ligdeki son 4-5 maçta vasat bir performans gösteren Akyüz’ün Akhisar maçındaki mücadelesi göz kamaştırıcıydı. Genç golcü çizgiden dahi gol çıkardı bu maçta. Serdar ise son lig maçında Diyarbakırspor filelerini havalandı ve oldukça moralli. Bu iki genç gol ustasının kapışmasında kimin hünerlerinin göstereceğini bekleyip göreceğiz.

4 Teknik Direktörün 2’si Trabzonlu!

Play off maçlarında bir dikkat çekici husus da play offa kalan takımların teknik direktörleri zira 4 takımın teknik direktörünün 2’si Türkiye’nin futboldan belki de en çok anlayan kenti Trabzon’un çocukları. Mustafa Reşit Akçay her ne kadar diğerleri kadar bu zamana kadar adından söz ettirmiş birisi olmasa da Linyitspor ile yakaladığı başarı ve marjinal imajıyla kült figürlerden birisi haline geldi ligin. Bir diğer Trabzonlu Metin Diyadin’in takımı Orduspor turu geçerse ve Linyit ile finale kalabilirse finalde iki Trabzonlu’nun mücadelesini izleyeceğiz.

Birbirlerine henüz gol atamadılar!..

Play off eşleşmelerinde ilginç olan bir diğer husus ise Antep Belediyespor ile Linyitspor arasında oynana iki lig maçının da tarafların birbirine gol atamadan 0-0 bitmiş olması. Linyitspor, Ordu ve Rizespor 

  • Tahmin:
  • İlk maçta kendi sahasında golsüz beraberliğe dahi razı olan bir Linyitspor görebiliriz.
  • Play off maçlarında çok sabırlı ve disiplinli oynuyorlar.
  • Lakin Antep Belediye takımı ise şampiyon Mersin İdman Yurdu’ndan dahi daha fazla gol atan ve 1 puan ile Süper Lig’i kaçıran bir takım.
  • Penaltılara gidebilir. Linyitspor’un son haftalardaki performansı ve eksikleri ile Antep Belediye rakibine nazaran bir adım önde.
  • Tahmin: 
  • Metin Diyadin ile iyi bir hava yakalayan Orduspor son 4 haftada etkileyici bir performans gösteriyor.
  • Hem hücumda hem de savunmada çok etkili olan Orduspor’un dış saha maçlarındaki disiplini ve sabırlı oyunu bu eşleşmede avantajlarından.
  • Rizespor’un dış saha maçlarındaki olumsuz istatistiğinin bu maça yansıyacağını söylemek kolay değil lakin Atmacalar’ın iyi bir kontra atak golcüsü olmayışının çok ciddi bir handikap olduğu ortada.
  • Bu eşleşmede de hem form hem de teknik direktör etkisi ile Ordsupor rakibinden bir adım önde.
  • İlk maçın Ordu’da oynanacak oluşu bir handikap gibi gözükse de Mor Menekşeler için, Rize’de gol bulabilirler.


Hüseyin Ataş

Yazar: Editor
2011-05-10 08:02:12

Oradan nasıl anladınız diye sorulur. Kütahya’da siyanürlü havuz taşıyor ve bir çevre felaketine doğru yol alıyor, yani memleketin doğasını da bellemek için yola devam.

Onca uzman Kütahya vakasına vahim bir gözle bakarken, konuyla ilgili bilimsel açıklamalarını, çeşitli karşılaştırmalarla yaparken Orman bakanı bir şey yok diyor. Bir şey yok!

http://imgcdn120.pivol.com/8sutun/pics/news/080520111657444370995_2.jpg

“Şu anda tüm tedbirler alındı ve her şeyi planladık. Şu anda havuzların dışında hiçbir yerde ne bir sızıntı, ne siyanürlü atık karışması, ne de bir gram sızma söz konusu değildir.” diyor Orman ve Çevre Bakanı.

ÇEVRE Mühendisleri Odası Başkanı Murat Taşdemir de şöyle diyor:

“İl Çevre Müdürlüğü tarafından hazırlanan rapor tamamen tutarsız. Orada barajın 24 saat gözlenmesi ve setin desteklenmesi gerektiği yazıyor. Oysa şu anki belirlemelerimiz güçlendirme çalışması yapılmadığı yönünde. Son set ne yazık ki kayıyor ve sızdırmayı çıplak gözle görmek mümkün."

Ayrıca uzmanlar şunu ekliyor:

"Halk kesinlikle içme suyunu kullanmamalı. Aksi halde toplu ölümler meydana gelebilir. Bir litre içindeki 8 miligram siyanür dakikalar içinde insanın ölümüne sebep olabilir. Oysa bu havuzlarda 1000 miligram siyanür var. Siyanürün solunduğunda ve temas edildiğinde de ölüme neden olabileceği unutulmamalı. Köyler derhal boşaltılmalı."

Ama Orman Bakanı gram sızıntı yok, diyor.

Şahsen ben kime, kimlere inanacağımı gayet net biliyorum.

Yazar: Editor
2011-05-08 11:15:18
http://hizliresimyukle.com/showoriginal-53542/ann.jpg
 
Yazar: Editor
2011-05-05 08:49:07

Yazıktır, günahtır,

tapmayın, etmeyin, bu kadar popülist bir politikanın ardından bu benzin fiyatları olmuyor. Biraz çelişkili bir sahne ortaya çıkıyor böylece.

http://www.donmar.com/clipart/gaspump.jpg

Ama gerçekten vatandaşı düşünen bir hükümet maliyetinin neredeyse dört katına satmaz o benzini. Ama dendiği gibi o benzin pompaları birer vergi toplama ünitesi olarak algılanınca ve bu algı hükümetin de işine gelince ve vatandaş da kaderine razı olunca…

  • Oraya giden her oy,
  • bu memleket üzerindeki iktidar keyfiyetini
  • her bir yerde meşrulaştırıyor.
  • Bu keyfiyet de vergilerle,
  • yasaklarla,
  • baskılarla
  • vatandaşın keyfini fena kaçırıyor.

Nedir,

hükümetler vs halkının mutluluğu ve refahı için vardır,

sadece belli bir zümrenin değil…

Değil mi?

O zaman alın size meselenin gerçek resmini veren bir fotoğraf daha; ))

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-52027/bf.jpeg
Yazar: Editor
2011-04-28 08:33:05

Şimdi efendim bir çılgın proje daha, İstanbul’da ama, başbakanın has yurdunda, neymiş Kanalizasyonİstanbul! Ya da buna benzer bir şey…

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-49954/adana_kanal_boyu.jpg

Projenin değilse bile maliyetin çılgın olduğu uzmanlarca söyleniyor. Kaynak sorulunca da Maliyenin bakanı, kaynak halkımızdır, diyor! Yok canım! O zaman bu hesapta beni saymayınız lütfen.

  • İstanbul’a bypass deniyor
  • ama kanımca gündeme baypas!
  • Seçim vakti ya!
  • Keşke bunu belediye seçimlerinde gündeme getirselerdi,
  • haddizatında bir genel seçimde bana ne ulan İstanbul’a yapılacak kanaldan,
  • üstelik muhtemel maddi kaynaklardan biri de benmişim…

Meseleye teknik ve taktik yönden benden daha vakıf olanlara soruyorum şu kanal ülkeye nasıl bir katkı sağlar, diye, örneğin Adana’ya? Adana’yı geç diyorlar İstanbul’a nasıl bir faydası olacak diye bir cevap geliyor kısaca…

Çılgınca zenginleşen yandaşlara yine çılgınca maddi hayrı olabilir olsa olsa…

Bir de o malum gemiciğe (Acaba o kanal sırf o gemizade için mi yapılıyor ne?).

Yoksa İstanbul’a yağan yağmurun örneğin Yüreğir’de bir tarlaya nasıl faydası olacak, acep?

  • Ama yandaş medyaya göre büyük ülkenin büyük projesiymiş bu!
  • Öteki yandaş basın,
  • Boğaz’a kardeş geliyor,
  • diye sevinçle karşılıyor projeyi.
  • Anlaşılan bunlar İstanbul’un anasını harbiden belleyecekler… Kardeşmiş...
  • Muhalif basın da, sen önce açlıktan ölen bebeklerin karnını doyur, diyor.
  • Öyle…

İçinden kanal geçen şehir diyorlar…

Tarsus öyleydi vaktiyle, içinden ne güzel kanallar geçerdi şehrin birçok yerinden, hatırlarım. Peki Adana! Al sana içinden kanal geçen şehir… Adında kanal olan mahallesi bile var... Hatta vatandaş yüzmeyi o kanallarda öğrendi, hala da öğreniyor: )) Yanında yürüme yolu olan bölümler de var. Kanal manzaralı evlerin bir miktar daha pahalı olduğu da söyleniyor. Yoksa göl manzaralı evler miydi o?

Neyse, biz de burada kanal mevzusuyla gündemi biraz değiştirmiş olduk… İyi de ettik: ))

Yazar: Editor
2011-04-24 13:34:03

Yağmurlu bir Pazar gününde sulu sepken birkaç habere şöyle bir baksak…

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-48670/misketler.jpg

Serdar Ortaç, beste yapamayan babası için odun demiş, ne babalar var demeden önce. Sonra babasını arayıp ondan özür dilemiş. Babası da, ben odunsam sen de odunsun demiş. Adamcağız böyle bir evlada sanki az bile demiş, kibar adammış.

Bu bir fıkrayı hatırlattı. Hani bir yerden öküz giriyor diğer yandan sosis çıkıyormuş. Bunun tersinin olup olamayacağını soran oğluna, öyle yaptık sen oldun, diye cevap veren bir baba!

  • Bir iddiaya göre Eskişehirsporlu Sezer Öztürk Fener’ yumuşak, Trabzon’ kora kor oynamış, bu hesaba göre maç satmış oluyormuş.
  • Aynı hesapta bir başka iddia şöyle, Eskişehirspor küme düştüğü 7-1’lik Trabzonspor maçının intikamını iki kere almış; öne Fenerbahçe’ye yenilerek, sonra Trabzonspor ile berabere kalarak.
  • Anlaşılan sezon sonuna kadar daha birçok iddia gündeme bomba gibi düşecek.

“ÖSYM tarafından düzenlenen Akademik Personel ve Lisanüstü Eğitimi Giriş Sınavı’nda (ALES) İzmir’de soru kitapçığı krizi yaşandı. Kitapçıklardaki soruların eksik ve sayfa sıralarının karışık olması nedeniyle Manisa’dan yedek kitapçık getirildi ve sınav gecikmeli başladı.”

Bir işi de düzgün yapın gayri…

“İstanbul'da dün gece, 17 Nisan akşamı 'Burası seks otobüsü değil' denilerek İETT şoförü tarafından hakaret edilen ve otobüsten indirilen genç çifte destek eylemi yapıldı. İnternet aracılığıyla örgütlenen genç âşıklar birden öpüşmeye başladı. Ancak bu kez İETT şoförü hiçbir şey söyleyemedi.”

Uğraşmayın bu gençlerle, ateşle oynamayın, rahatınızı bozarlar böyle. Efendiler!

  • Bu hafta 1.ligde oynanacak 8 maçın 6’sı dehşet olacak.

Altay Kartal ile, Akhisar Bolu ile, Güngören Tavşanlı ile, Giresun Mersin ile, Ordu Samsun ile ve en son GBB ile Adana fena kapışacak. Bu buruk heyecanın hala bir parçası olmak güzel, ama işte buruk güzel... Bu arada GBB 4x3 yaparsa zannederim ki ilk 2’den süper ligde…

Yazar: Editor
2011-04-21 22:05:47

Bir başka yerden bakmak şu geçen zamana, 2002 – 2011 arasına. Hani yine bir tür çağ atladığımız, refah delisi olduğumuz, demokrasinin yanağından bir makas alıp ileri demokrasiye geçtiğimiz, tüm özgürlüklerin sebil olduğu malum devre…

http://farm4.static.flickr.com/3188/3059269530_da18928ba7.jpg

Hangi yönden?

Kadınlara uygulanan şiddet ve hatta ne yazık ki kadın cinayetleri açısından… Örneğin Avrupa’ya kıyasla en az “kadın sığınma evi” olan ülke, ülkemiz. Kadın, kadın olmaktan mutsuz, bir daha dünyaya gelsem kadın olmam diyenlerin oranı bir araştırmaya göre yüzde 90’larda. Ülkemizin kadını çağdaş koşullarda hiçbir yönden karşılaştırılamıyor ne yazık ki olumlu herhangi bir noktada…

  • Deniyor ki
  • ülkedeki muhafazakârlaşma,
  • neoliberal politikalar,
  • cemaatleşme
  • ve bunların devamındaki yoksulluk
  • kadın cinayetlerinin temel nedenidir.
  • Ve 2002’deki kadın cinayeti 90 – 95 arasında iken
  • 2009’da bu sayı 960’lara yükselmiş.
  • Bu fotoğraf
  • hakikatte hükümetin fotoğrafıdır,
  • ama bakmak isterlerse.

Kadının hayattaki ekonomik, sosyal, kültürel yerini konuşmak yukarıdaki cinayet vakalarından sonra pek anlamsız kalıyor.

TV’lerde göz göre göre, yasaların belki boşluğu, “bir şey olmazcılık” belki, ama daha çok “bana neycilik”  gibi çeşitli ihmallerle de öldürülen kadınların dramlarına tanık oluyoruz hala.

2002’den bugüne durum kadın açısından böyle... Hani tüm fenalıklar bu dönemde başladı demiyorum, fakat hükümetin göstermeye çalıştığı kadar tozpembe değil tablo o günden bu yana. Ki örneğin evim darmadağınsa, kir pas içindeyse, mikrop yuvası olmuşsa, sağlıklı yaşam koşulları buhar olup gitmişse insan oturmaz bir haldeyse bunun sorumlusu öncelikle benim ve pislikleri de altında kendiliğinden yok eden bir halı henüz dokunmadı…

Yazar: Editor
2011-03-26 18:50:36

Sezon başında sevgili Metehan yazmıştı gerçekte, travma sonrası stres bozukluğu diye, analizci bir öngörü ile sezonun haberini vermişti.

http://www.aydin24.com/images/news/1722.jpg
  • Cumartesi 14.oo’da şampiyonluk adayları Ordu ile Bolu karşılaştı.
  • İnsan, bunlar mı şampiyonluk adayı,
  • diye kahırlanmadan edemiyor.
  • Diğer adaylar da farklı değil aslında.
  • Bir züğürt tesellisi gibi olacak ama, biz hepsine karşı hep güzel ve etkili futbol oynadık.
  • Aslında galibiyeti kaçıran taraf, hak eden takım hep biz olduk.
  • Yazıktır ki kimi aksaklıklar bugün tepeden uzak olmamıza neden oldu.

Sezon başında sevgili Metehan yazmıştı gerçekte, travma sonrası stres bozukluğu diye, analizci bir öngörü ile sezonun haberini vermişti.

Ve fakat…

  • Futbol zannettiğimiz kadar sıradan bir iş değil mutlaka
  • ve gerek bireyde gerekse genelde
  • insan psikolojisini tamamen barındırmakta,
  • bu olguyu yok sayıp işe devam etmek
  • yaşadığımız hazin gerçeği ortaya çıkarıyor.

Oysa şimdiki zamanın gerçeği de geçmiş zamanın planları ve saireleri ile yaşanmakta, değil mi? Yani yok kader, şans, şansızlık bilmem ne…

Yazar: Editor
2010-12-31 14:35:45

Buyurun o zaman size enfes bir piyango hikâyesi, Tarık Buğra’dan.

_________________________

87956′nın Sıfırı   

Fatih taraflarında -amca derim- bir uzak akrabam oturur. Hali vakti yerindedir. Üstelik bir radyosu, küçücük, bebek yastığı gibi bir kedisi ve on altı, on yedi yaşlarında da bir kızı vardır: Kumral saçlı, taptaze, kadife tenli, iri, yeşil gözlü, canlı, cana yakın bir şey. Adı da İclâl.

Bana gelince, ben işte böyle, yirmi üç yaşımda, bütün varlığı ve avuntusu sık saçlar, sağlam dişler ve kırmızı bol, kocaman düğümlü kravatı olan, pansiyoner bir tıp talebesiyim. Akraba canlısıyım; bu yüzden de sık sık amcamlara taşınırım.

Bu ziyaretlerimden birisinde ve yılbaşından bir hafta kadar önceydi; söz döndü, dolaştı, şans meselesine geldi. Ben;

— Hiç şansım yoktur benim” dedim. İclâl;

— “Benim de” dedi.

Şanssızlığımız bize dünyanın en tatlı şeyini, sitemle karışık övünmeyi veriyordu. Ve bu, tabiatıyla, yengeye vız geliyordu. O;

— “Ne biliyorsunuz denediniz mi?” diye sordu ve;

“Ortaklaşa bir bilet alın yılbaşı için” dedi.

Ben, lâf olsun diye, hakkınız var der demez, İclâl’in öbür odaya fırlayıp yepyeni bir on liralıkla dönmesi bir oldu.

Ve biz, daha sonra, amca yatmaya çekilince, büyük ikramiye ile neler yapılabileceğini uzun uzun konuştuk: Ben, iç hastalıkları ihtisasından ve bir röntgen makinesinden söz ediyordum; İclâl ise, küçük bir bahçe, üç oda, bir mutfak, havagazı ve banyodan dem vuruyordu. Ne tatlı şey!

Amma bunun için bir on lira da benim katmam gerekti. Oysa ayın bilmem şu kadarıydı, kırmızı renkli havale kâğıdının gelmesine daha uzun, upuzun günler vardı. Ve zavallı pansiyoner talebe için aşçı borca işliyordu.

On lirayı nereden bulmalı?

Borç arkadaştan alınır; ama, gel gör ki, arkadaşların en kabadayısı, kahvemizin garsonuna borç takmaya başlamıştı bile.

Adam sende, diyorum. Bu derde daha çok katlanmakta., ve yoktan yere artırmakta ne mâna var? Alırım bir yarım bilet ve; “İşte senin payın” diye, veririm iki yüz elli bin lirayı, olur biter.

Hem bu işi hemen, yarın yapmalı; İclâlciğin yepyeni ve cana yakın on lirasına, sevgiliden gelen ilk resme bakar gibi bakıp bakıp da içimin eridiği yetmezmiş gibi, bir de bu sıkıntıyı artırmakta ne mana var sanki?

Ertesi günü, hemen, bir yarım bilet alınacaktı, ama…

Ayın yirmi dokuzu demeden, o yepyeni, o sevgiliden gelen ilk resme benzeyen on liralık da, birtakım hesaplar ve umutlarla gitti.

Bunlarla beraber ben hâlâ avutabiliyordum kendimi: Şimdi artık, kırmızı renkli havale kâğıdı gelene kadar amcalara gidilmeyecek, sonra da İclâlciğe; “Biletimize amorti çıktı, al on lira” diye sırıtılacak!

Tut ki, borç almışım!

Ama benim kalleş, benim gaddar şansım bu kadarcık dürüstlüğe olsun imkân bırakır mı?

Yılın son günü pis ve uğursuz bir havada Bayezit Meydanı’nda, havuzun etrafında, bir arkadaşla, bomboş ceplerle ve ezik ve yenik ve toplum tarafından horlanmış dolaşırken, bilime, politikaya, sanata, hele hele paraya, yâni ekonomik kaderlere dair felsefeler yürütürken., bu şans bende iken başka ne olsun? İclâl’le ve annesiyle burun buruna geliverdik.

Çarşıdan dönüyorlarmış. Şey almışlar. Sonra şey de almışlar…

Niçin onlara uğram/yormuşum ve;

— “Biletimizin numarası kaç?”

Hey ya Rabbi! Beride bilime dair, politikaya dair, sanata dair, alınyazısına dair bunca muamma durup dururken başka bir şey kalmadı da, biletimizin numarası mı dert oldu? Salladım bir rakam:

— “87956.”

Ve İclâl, söylediğim numarayı, önemle saygıyla, ciddiyetle yazdı, sonra da bu işin bana verdiği azap yetmezmiş gibi;

— “Hadi bize gidelim; çekilişi radyodan dinleriz, değil mi anne?” dedi.

Artık annesi de ısrar ediyordu. Ben son bir umutla, arkadaşıma baktım. Ama nerede? O budala, tabii İclâl gibi bir kızın karşısında olduğu için, dişlerimi gıcırdatan bir centilmenlikle çekip gitti. Arkasından “Hey budala, beni işkenceye götürüyorlar; arkadaşlık bu mudur, kurtarsana” diye bağırmak istiyordum. Bağıramadım elbette.

Yolda 87956′nın her rakamı bir çekiç olmuş, ta beynimin içine vurup duruyordu:

Alınyazım bu benim işte, şansım bu. Yüz binlerce sayının içinde, sanki başkası yokmuş gibi 87956 dedirtecek bana tabii!

87956…

Ne ahenk, ne kompozisyon, ne mimari! Beş yüz bin lira buna çıkmayacak da gidip elin budala, şapşal rakamlarına mı çıkacak?

Birdenbire ve can havliyle, İclâl’e;

— “Kaç yazdın numarayı?” diye soruyorum.

O çoktan ezberlemiş bile:

— “87956.”

— “Yanlış” diyorum.

— “Neden? Sen öyle demedin mi?”

— “Hayır.”

— “Aaa... vallahi 87956 dedin, hâlâ kulağımda.”

Haklı kızcağız; unutulur mu hiç? Bir mısra gibi ahenkli lanet! Ama ne olursa olsun diretmek, bu korkunç surette çekici rakamı değiştirmek, sonuna bir on üç, evet, on üç takmak lâzım. Boş ama… Dirensem “çıkar da bak bakalım bilete” diyebilir. Alınyazısı değiştirilemez ki!

Evde Iclâl; “Sahi, biletin numarası 87956 değil mi?” diye sordu. Artık her şey vız geliyordu bana:

— “Yok canım; mahsus söyledim onu… Seni kızdırayım diye. Elbette 87956. Bundan daha güzel olur mu ki, 87956 olmasın” dedim.

Ve radyo kazanan numaraları okumaya başladı:

Bin lira, beş bin lira, on bin lira kazananlar! Arada sırada kalbim hoplamakla beraber, bu küçük şanslardan korkmuyorum ve eceli bekler gibi, beş yüz bin lirayı bekliyorum ben: Bana o çarpacak, buna, İclâl kadar ben de eminim.

Sonunda sıra bizim beş yüz bin liraya geldi. Spiker bir yığın mavaldan sonra:

— “Evet muhterem dinleyiciler., evet, evet. İşte tarihi an. Şimdi sizlere yılın rakamından birler hanesini söylüyorum: Altı!..”

Ve kimsenin akıl edemeyeceği gevezeliklere devam ediyor:

— “Şimdi onlar hanesindeki sayıyı, yani sondan bir önceki sayıyı söylüyorum: Beş! Demek ki, beş yüz bin lirayı alacak biletin sonu 56 oluyor. Elli altı dedim de aklıma geldi: Galatasaray’da bir arkadaşımız vardı; 56 Ali.

Muzip, zeki, cin gibi bir çocuktu 56 Ali. 56 Ali bir gün…”

Şu spiker de aman ne hoşsohbet şey öyle!

— “Yüzler dokuz! Şimdi biletin sonu 956 etti. Aziz dinleyiciler, inşallah 956 yılını da böyle sağlıkla, mutlulukla!

İdil’le göz göze geliyoruz:

Yeşil ve tertemiz, taptaze gözlerde üç oda, bir mutfak, banyo dairesi, havagazı, bahçe, bahçede çamlar, çamların ardında masmavi deniz… Of Allah’ım… Ne spiker!

— “…7956!”

Amca da, yenge de… Hatta kedi bile… Şöyle bir doğruldular. Ve İclâl rüyalaşmış, İclâl ballaşmış, bana gülümsüyor: Ev… Sonra Abant’a, hatta Finlandiya’ya gidilebilir her sene…

Ve spiker… Esprili, hoşsohbet, radyofonik spiker, kahrolası spiker…

Söyle artık şu sekiz’i de bitsin bu işkence!

Ama neden onu bekleyecekmişim sanki? Amca, yenge, kedi… Hepsi, her şey vız gelir bana; ama İdil’i bir an önce, yarım saniye olsun, önce, kaderi çizilmiş bir hayat için bir başka hayat kadar sürükleyici ümitten çekip kurtarmalıyım. Bu Ümit şu spikerin gevezelikleri boyunca sürüp büsbütün yıkıcı olmamalı: “Erenköy’deki köşk… Çamlar… Mavi ufuk… Abant… Bunların hepsi lâf… Hepsi lâf diye bağırmalıyım.

Ama geciktim ve spiker… Sekiz’i de söyledi. Bitkin, yıkılmış ve namütenahi melûl bir sesle;

— “Çıktı, değil mi?” diye inledim.

Kime sorduğumu bilmiyordum. Dünya bomboştu. Bu buz renkli ve sınırsız boşluğun kilometrelerce, kilometrelerce ötesinde, çam ağaçlarına, hattâ çamların altındaki bir çift şezlonga varıncaya kadar belli olan bir • köşk görünüyor, başka hiç bir şey görünmüyordu. Amcam, bir asır sonra;

— “İnşallah” dedi.

Ona boş gözlerle, aptal aptal baktım. Açıkladı:

— “Yüz binler rakamı sıfır çıkarsa…”

Birden bire kendime geldim ve;

— “Çıkmayacak” diye bağırdım. Fazla bağırmış olmalıydım; yenge;

— “Ne oluyorsun öyle?” dedi. Amca da;

— “Neden?” diye sordu.

Hüzünle;

— “Çünkü”  dedim, “büyü bozuldu.”

Üçü birden;

— “Ne büyüsü?” dediler. Aynı derin üzüntü ile;

— “Kedi” dedim, “Kedi minderden kalktı ve kapıya doğru gitti.”

Gülümsemeye bile vakit bulamadılar ve spikerlerin en sevimlisi son rakamı da söyledi: Bilmem kaçmış!

Buzlar dağılmıştı artık. Ama İclâl bir parça üzgündü. Ve ben, içimdeki ferahlıktan hiç değilse yarısını ona vermeden yapamazdım. Bir hamlede yanına gittim; iradeye dair, çalışmaya ve hak etmeye dair bir uzun nutuk çektim ve nutkun bal gibi aşk ilânı olduğunu -sonralara doğru- değil yenge, değil amca, hatta İclâl bile, hatta hatta ben bile anladım.

 Tarık Buğra
Yazar: htabakan
2010-12-20 09:41:19

Haftaya Başlarken 

*Aralığın dolayısıyla da 2010’un son 10 gününe girdik. Memleket hangi gündem yoğunluğunda bakalım bir.

*Chp bir kurultay daha yaparak sevenlerini mahcup etmedi. Bu kurultayda Gandi Kemal gitti Che Kemal geldi. İnansak mı? Şimdilik zor. Ama sol bir söylemin öne çıktığı iddia ediliyor. 30 yıldır söylenen budur zaten Chp için: İşçiye, köylüye, öğrenciye, emeğiyle geçinene dön yüzünü, müteahhitlere değil. Seni ve ülkeyi yükseltecek olanlar ilk saydıklarımızdır.

*Benzin fiyatları can yakıyor. Bunun en terbiyeli ifadesi budur. Adamlar içtiğimizden ve yaktığımızdan deli gibi vergi alıyor. Benzin istasyonları ve Tekel bayileri hükümetin vergi tahsildarları gibi çalışmak zorunda kalıyor. İngiliz vatandaşı maliye bakanımız da şöyle buyurmuş vergi konusunda filan:  Vergi tabanı genişlemeden akaryakıt ve telekonümikaslonda vergi indiriminin gündeme gelemeyecek.

Yahu daha nasıl genişleyecek o vergi tabanı. Hani, bir kulağımızın arkası kaldı.

*Güney Kore ve Kuzey Koreli kardeşler yine limoni. ABD’nin bulaşıp da kirletmediği yer mi var? Sarı Deniz ahalisini Allah kurtarsın gayri.

*20 Aralık itibariyle yay burcundaymışız. Son demleri onun da. (Burç işine de bulaştık ya, bravo bize: )) bakın ne deniyor bu gün için, birbirinden farklı birçok kaynak yine birbirinden farklı birçok laf etmiş yay burcunun bugününe ilişkin. En hoşunu seçeyim dedim: *Son derece hareketli, bir o kadar da huzurlu bir gün sizi bekliyor. Bugün, zamanı durdurmak isteyeceğiniz saatler olabilir. Geçirdiğiniz zor günlerinizde arkadaş canlılığınızın sonuçlarını aldınız. Bu dostluklar size bugünlerde mutlu sürprizler yaşatabilir. Ummadığınız bir kişiden göreceğiniz tuhaf bir davranış, kafanızı biraz karıştırabilir. Buna dikkat etmelisiniz.

*Antigua ve Barbuda bize vize uygulamayan ülkelerdenmiş. Nerede mi bunlar? Karayip Denizi’nin doğusunda! İki adadan oluşuyormuş. Haydi, tatile oraya o zaman: )

Mevzu çok ne var memleketimizde. Bugünlük bu kadar olsun; ))

Yazar: Editor
2010-11-29 22:49:47
" Sakla yamalarını kalbim...
Kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla.
Yürü,
arkana bakma,
Ama umursa.

Bazen anılara en çok yakışan elbise,
Birkaç damla gözyaşıdır
unutma... "

Yılmaz Odabaşı

 

Yazar: Editor
2010-11-24 10:12:35

Dostlarla Adanasporluluk

 

 

Az önce Konya’dan, okul yıllarında kalma bir arkadaşım aradı, Hulusi! Hakikaten Hulusi Kentmen misali bir arkadaş: )) Yıllar geçti muhabbet geçmedi. “senin yüzünden, diyor Adanaspor’u da izliyorum. Yoruluyorum ama. Derdim oldunuz, diyor.” Eyvallah Hulusi.

 

Geçende aynı şeyi Kayseri’den sevgili İbrahim diyordu. “Bizimkiler 4 atınca vallahi üzüldüm. Aklım ister istemez Adanaspor’da kalıyor. Nasıl bir şey ki bu?” ama ne güzel bir şey bu: )) Abartısız sevinçler, tadında bir efkârdır bu.

 

Erdal da benzer içerikte bir şeyler demişti birkaç gün önce, başka takımdan olmasına rağmen;) “Kardeş, Adanaspor yenilince hemen aklıma geliyorsun, çok üzülme!” O da üzülüyor.

 

Hep birlikte seviniriz hep birlikte üzülürüz. Derin köklü ağaçlar gibi değil mi, uzaklara nüfuz ediyor, başka köklerle karışıyor. Bir de bu cepheden seviyoruz bir Adanaspor’u. İyi de ediyoruz: ))

Bizimle bir lezzeti paylaşan her bir arkadaşımıza, yakından uzağa sevgiler o zaman!

Yazar: Editor
2010-07-10 19:56:56

Karganâme

 http://ul.gcg.me/files/2010-07/k__.jpg

Tarkan’ın şarkısındaki “dudu dudu dilleri” diye geçen dudu, “tûtî”dir (dudu kuşu). Kelime (tûtî), değişmiş “dudu” olmuş.

Doğu edebiyatında tûtî, bilgeliğin de simgesi olan bir kuştur, o kuş da bildiğimiz papağandır. Beylere, vezirlere, padişahlara akıl verecek kadar ferasetlidir.

Behçet Necatigil, tûtînâme’yi Türkçeleştirerek enfes bir eser ortaya çıkarmıştır (Can yayınları).

http://ul.gcg.me/files/2010-07/tuti.jpg

Ben de karganâme derim. Deyimin tam anlamıyla kargadan başka kuş tanımam (kuzgun, kara kuzgun). Siz bakmayın karga ile tilki hikâyesindeki aptal karga imajına. Ne güzel bir varlıktır hakikatte o karga.

Kargalarla ilgili gayet net kayıtlar vardır, denk gelmişsinizdir. İnsan onları izledikten sonra “kuş beyinli” deyiminin ne saçma bir şey olduğunu daha iyi anlıyor.

Kargaların da çeşitli imgeleri ve bunların toplum hayatına batıl da olsa hoş yansımaları vardır. Birkaçını paylaşalım karganâme niyetine.

  • Karga, öğle sonrasında kuzeye doğru gaklarsa: iyi bir arkadaş veya sevgili gelecek.
  • Karga, öğle sonrasında batıya doğru gaklarsa: bir kadın gelecek.
  • Karga minderinizin üzerinde durup gaklıyorsa: düşman gelecek.
  • Karga gündoğumundan batıya doğru gaklarsa: şiddetli bir rüzgâr çıkacak.
  • Karga gündoğumundan kuzeybatıya doğru gaklarsa: bir misafir gelecek. (Metis Yayınları, Hayvanlar ve insanlar)

*“Kargalar, evliliği insanlardan daha iyi tatbik eder, koku alma duyusu köpeklerden bin kere daha kuvvetlidir, bir sopayı bir tüfekten ayırma hususunda en seri anlayış kabiliyetine sahiptir, üçe kadar soyabildikleri gözlemler sonucu sabitlenmiştir, çoğumuzdan akıllı olan bu çelikten dökülmüş zeki kuşla uğraşmak için avcı tüfeği değil, mitralyöz lazım.(Ahmet Rasim, İkdam gazetesi, 1923)

*Eski zamanlarda düğünlerde, insanlar çiftlerin birbirlerine sadık kalacağı ve birleşmelerinin çocuklarla kutsanacağı umuduyla şu karga şarkısını söylerlermiş:

İyi kalpli beyler, kargaya bir avuç buğday verin,

Ya da bir tabak buğday, Apollo’nun çocuğuna,

Ya bir somun veya bir kuruş,

Ya da gönlünüzden ne koparsa

(Boria Sax, Toplumun Aynasında Karga)

Karga deyip geçmemeli…

Yazar: Editor
2010-07-03 10:39:16

K Ü L    V E   F İ D A N

http://ul.gcg.me/files/2010-07/ats.jpg
 

Geceler karabasanla yüklüydü on yıldır... Uykular kâbus taşıyordu... Madımak’tan yükselen duman genzine doluyor, nefesi kesiliyor, gözleri yaşarıyordu... On yıldır her gece kan ter içinde uyanıyor, içindeki ateşi söndürmek istercesine musluğa koşuyor, kana kana su içiyordu... Işıkları açmadan evin içinde volta atıyor, sigaranın biri bitmeden öbürünü yakıyordu... Yaşadıklarını her gece siyah-beyaz karelerle yeniden izliyor, her gece yeniden yanıyor, her gece yeniden boğuluyordu...

İç Anadolu bozkırında haziran temmuza devretmişti gün sayımını... Güneşin ötesinde bir aydınlık vardı Sivas’ta... Sivas ışıl ışıldı... Güle oynaya karşılamıştı temmuz sıcağını Sivas... Ama bir şey vardı sanki hani sözcüklerin yetersiz kaldığı, hani insanın göğüs kafesine çöken, yüreğini daraltan bir şey... İçi sıkılıyor, olduğu yerde duramıyor:

“Bir şey var, fark edemiyor musunuz? Bir tuhaflık var gelen günde...”diyordu yanındakilere...

“Hayır” diyordu herkes “Sen kuruntu yapıyorsun”

Kimseye anlatamıyordu... Kimse onu dinlemiyor, onun hissettiklerini kimse hissetmiyordu...

İkicanlıydı... Bir sevincin ürünü vardı karnında... Dünyaya bir can getirecek, zulme karşı bir can yetiştirecekti...

“Onurlu olacak çocuğum” diyordu “Savaşçı olacak, baş eğmeyecek ve baş eğdirmeyecek”

Serseri bir mayın gibi ortada dolaşıyor, of çekiyor, tırnaklarını yiyor ve içindeki bu kasvet havasını dağıtmaya çalışıyordu.

“Git dinlen” diyordu arkadaşları “Kaç gündür yoruldun belki onun içindir bu sıkıntın, biraz uyusan bir şeyin kalmaz”

“Bu ölüm sessizliği sizi ürkütmüyor mu? İnsanlardaki bu telaş, havadaki bu ağırlık size bir şey anlatmıyor mu?”diyor ama kimseyi uyandıramıyordu... Gözü açık, her türlü tehlikeyi önceden sezebilen arkadaşları bile sanki bir gaflet uykusundaydı, üzerlerine ölü toprağı serpilmişti sanki... Çalışıyor, çabalıyor, sağa sola koşuyor, her gördüğüne bir şeyler söylüyor ama havadaki bu kahrolası bulutu dağıtamıyordu... Sivas içten içe kaynıyor, Sivas kan kokuyor, Sivas Madımak’ta parlayacak ateşin dumanlarını saklıyordu...

 

...devamını okumak için tıklayınız...

 

03.04.2003

A D A N A  

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Yazar: Editor
2010-06-28 13:04:37

Üniversite Sınavlarıyla Muhatap Olmak Zorunda Kalanlara Notlar

http://ul.gcg.me/files/2010-06/54.gif

Geçtiğimiz pazar üniversiteye yönelik son sınav da yapıldı. Sınav maratonu değildi o sınav dekatlonu gibi bir şey oldu. Aşama aşama, biri bitiyor diğeri başlıyor. Gerçi toplamda 10’u bulmadı ya, olsun, maratondan daha zorluydu, dekatlona benzetmem ondan: )) Tabi bir de öğrencilere sormalı o zorluğu. Aslında velilere de sormalı, onlar bu süreçte neler çekiyorlar. Tam bir mesele…

  • Ben şuraya bağlayacağım:
  • Şu son sınavlar da göstermiştir ki,
  • Türk Dili ve Edebiyatı başlıklı sorulara baktığımızda
  • öğrencinin ihtiyacı olan öncelikle okul bilgileridir.
  • Zaten tüm sınavların temeli öyle;
  • okul…
  • Yani okuldan öte bir yere ihtiyaç yok! 
  • Bu sınavlar için ayrıca dershaneye filan gidip
  • birçok anlamda perişan olmaya
  • hiç mi hiç gerek yok!
  • Ana fikir budur.

Bakın, çok test çözmekmiş, deneme sınavlarıymış, hepsi hikâye… Onlar ellerindekini pazarlamak için kendilerince bir ihtiyaç yaratıyorlar. Okuduğum bir şeyi anlamak için ayrıca test mi çözeceğim. Bir öğrenci örneğin Namık Kemal’i biliyorsa soruyu her durumda yanıtlar, bunu için ayrıca bilmem ne dershanesinin rehberliğine veya testlerine nasıl bir ihtiyacı olabilir ki! Türk Dili ve Edebiyatı ile ilgili sınavlar için okul bilgileri yetmektedir. Okuldaki program ve yoğunluk kâfidir (Diğer alanlarla ilgili bir şeyler yazmak isteyen olursa onları da yayımlarız.).

Bir de şu sonuç çıkmaktadır ortaya: Genel kültür birikimiyle sınava giren öğrenci her zaman avantajlıdır. Bunun yolu da kitap okumaktan geçiyor; roman, öykü, şiir, deneme, makale, oyun, senaryo). Belki klişe bir sözdür bu, hep duyduğunuz ama doğruluğu da tartışılmazdır. Soruların ezici bir çoğunluğu söz konusu birikime ihtiyaç duymaktadır doğru yanıtlar için.

E, dershanelerin de kültür vs gibi bir derdi olmadığına göre…

Yazar: Editor
2010-06-18 23:03:16

Aşk

http://ul.gcg.me/files/2010-06/vector.jpg

Acı verir kısaca. Aşkın aşktan başka bir beklentisi yoktur. Yola çıkmak için yola çıkmak gibidir dersem yeridir.

  • Eğlencelidir,
  • ayrıca beklentisizdir, 
  • bahsettiğim o acı da beklentisizliğin hep bir beklenti içinde olmasından kaynaklanır, ah minel aşk: ))
  • sonunu görmezsin,
  • haddizatında görmek de istemezsin;
  • yola çıkmak için yola çıkmak dedim ya,
  • ve fakat yorar.
  • Yol neticede.
  • Aşk için aşk.
  • Sanat, sanat içindir klişesine benziyor.
  • Öyledir.
  • Yoksa onca özlemek,
  • aramak,
  • beklemek ne ki?
  • Hep aşka hürmeten…

Ama bunları aşkın o ego sisteminin dışına da çıkarmak mümkün değildir.

Ne olursa olsun, inanın 1.tekil kişinin ta kendisi içindir. Severken aramak, ararken sevmek falan filan…

Bilinmezi sonsuz bir denklemdir son tahlilde… Kelime oyunu gibi geliyor, farkındayım. O da öyledir.

  • Seviyorum, derken de aslında bir oyundur.
  • Ne oyunu mudur?
  • Kelimeleri saklama oyunudur.
  • Cümleyi tüm öğeleriyle kurmama oyunudur.
  • Hep bir kollama oyunudur.
  • Son derece bencilken “müthiş bir fedakâr” görünme oyunudur.
  • Taktik ve stratejilerle örülü bir oyundur.

Shakespeare bir sonesinde şu mealde bir şeyler söyler sevgiliye: “Senin beklentilerini, arzularını karşıladığım sürece varım.”

 

Hatta 57. sone şöyledir:

Kölen olmuşum senin, elden başka ne gelir,
Gece gündüz el pençe divanım buyruğuna;
Geçirdiğim saatler baştan başa bir hiçtir
Sen buyurmuş değilsen çabalarım boşuna.
Senin için, sultanım, saatleri gözlerken
Ben kimim ki küseyim sonu gelmez günlere,
Kara kara düşünmem, acı çekmem özlerken
Uğurlar olsun dersen kölene sen bir kere
Ben kimim ki kıskanıp kuşkulanıp sorayım
Kimle içli dışlısın, nedir yaptığın işler;
Derdim günüm put gibi düşünmeden durayım,
Mutlu kıldıklarını bilmek içime işler.
Öyle körkütük sadık bir köledir ki sevda,
Seni kötü göremez bin kötülük yapsan da.

 

Peki niye yazdım bunları?

Tamam, ben “sebep sonuççuyum”. Ama bu satırları yazmak istediğim için yazdım. Valla: ))

Ötesinde bir sebep aramayın.

Ha, mazi kalbimde bir yaradır. O da ayrı bir hikâyenin macerasıdır: ))

(Ki bu satırların eksiği vardır fazlası yoktur, metni tamamlamak da size mahsustur.)

Yazar: Editor
2010-06-06 09:32:49
http://ul.gcg.me/files/2010-06/tren1.jpg

ı

"ama bir kere sana dâhil düştük
bir kere nöbet bizimdir
bir kere fukaralığı dile yar ettik
ne yapsak ne etsek
el şehrinde demir zincir kırılmaz..."


İlhan Berk

ıı

Seninle gezdiğimiz köy yolları o anlarda tekdüzeliğinden, kimsesizliğinden, kaderi çoktan çizilmiş bir hayatın sonsuzluğu olmaktan kurtulur; bize dair yeni anlamlar kazanırdı. Bir başka niyetle ve keyifle geçen insanlara dair kısa bir hikâyeyi yazardı, kendi kendine, kendiliğinden...

ııı

"kaybolma
yanımda kal, yanı başımda bir suret
hayır daha fazlası
yanımda kal...
hani bazen diyorsun ya
'gitme'
o zaman gitme, kaybolma, yanımda kal..."

ıv

"yağmurlu bir günde gelirim,
peronda beni bekliyor olursun.
yeşil çayırlardan geçeriz
koyu yeşil hüzün dolu kırlardan
yürürüz evlerin ışıklarına doğru
sıradan şeyler konuşarak"

Hakan Savlı

v

"Fal çıktı. Köpükler içinde kaldı deniz,
Tepeleme çiçek dolu bir sandal.
Eylülün eskil çadırına giriyoruz,
İşte, büyücü martının bozgun çağrısı,
Uyurgezer yosunları delirten poyraz,
Odalara sığınan ürkü yaprakları,
İşte, çırpınan bir kavağın
Yalnızlık sanrısı dolaşıyor bahçede"

Melih Cevdet Anday

Yazar: Editor
2010-06-05 21:18:43

Dünya Kupası

 

http://2.bp.blogspot.com/_UHyrAj3FLso/SFzHX06IuZI/AAAAAAAAAEs/KJP_4hxyC4M/s400/Logo+Football+Nederland+-+KNVB.jpg

 

Yakında başlıyor dünya kupası maçları. Tam tarih nedir, bilmiyorum. Yine şenlik olacaktır; TV’de maçlar, elde biralar, çerezler, sempati duyulan takımlar…

Ben böyle diyorum ya, izleyeceğimden değil. Genel şeylerden bahsettim sadece.

Bağnazca bir tavırla evet, Adanaspor dışındaki futbol o kadar da ilgilendirmiyor. Ama öyle. Hatta aslında futbol ilgilendirmiyor (ama işte Adanaspor...). Çelişik ve garip bir durum gibi… Tartışırız.

Denk gelirse bakarım belki. Daha manalı bir işim varsa; örneğin güzel bir film, arkadaş sohbeti, sade bir rakı masası, kısa yolculuklar, lezzetli bir roman, dönüp bir daha Yaşar Kemal okumak tercihimdir, o vakit yüzüne bile bakmam maçların.

İşmiş gibi de bahsediyorum, sanki madalya takacaklar: ))

Fakat denk gelirse işte, tabi renklerinden dolayı Hollanda’yı takip ederim, izlemesem bile onların şampiyonluğunu isterim veya Fildişi… Birçok Adanasporlunun böyle düşündüğünü biliyorum. Aşkımız futbola değil turuncu-beyaz Adanaspor’a: ))

Sevgi ve hürmetlerle…

İzlemek isteyenlere de iyi seyirler şimdiden…

Yazar: Editor
2010-06-05 10:15:57

Hasret

 

http://ul.gcg.me/files/2010-06/teras.jpg

 

"şimdi hasret burcunda yıldızlar
daha karanlık gökyüzü, yollar daha tenha
ev, evrende içi boş bir nokta
yoksun ya...

şimdi hasret burcunda yıldızlar
bir labirentte kaybolmuş hayal
aşk kendini yollara vurmuş diyorlar
sesin mihmandarım oluyor
sen yoksun ya

sen yoksun diye işte hasret burcunda
bu şehir, tüm şehirler,
titreşir durur telgraf direkleri
kimsesizlik daha da soğuktur
unutulmuş bir hayatta kalmış onlar

hasret burcunda..."

Yazar: Editor
2010-06-05 03:16:57

Yazmak Üzerine

 

http://ul.gcg.me/files/2010-06/__.jpg

 

Zahmetli bir iştir yazmak.

Konuyu belirleyip ana fikri saptayıncaya kadar geçen süreçte zorlu anlar vardır aslında.

Yazdım oldu, deyip işin içinden sıyrılmak pek olmuyor. Olursa da içine sinmeyen, bazen silip atmak istediğin yazılara dönüşüyor öyleleri.

Bir anlatım biçimini belirleyeceksin önce ele aldığın konuya göre. Bunun içine yan düşünceler yerleştireceksin ki bu yan düşünceler asıl anlatmak istediğini destekleyecek, belirginleştirecek cümlelerden oluşur.

Örnekler, benzetmeler, somutlaştırmalar filan. Görüntülemek istediğini kadraja oturtup o uygun ve doğru anı yakalamak kadar meşakkatlidir bu mesele.

Meseledir sonuçta. (yani sevgili Mahir abinin ve Erkin’in düşündüğü kadar tuzu kuru bir mesainin ürünü değildir, kulağıma gelmiyor değil: ))

Bizim gibi blog yazarlarını geçelim, lakin hakiki yazarların örneğin bir romana başlarken ve onu sürdürürken ne çok acı çektiklerini ve benzer acıları yakın çevrelerine çektirdiklerini onların anılarından, denemelerinden izleyebiliyoruz.

Ama her şeye rağmen tutkulu ve fedakârlık isteyen güzel bir iştir.

Ben “iştir” dedim, siz ne derseniz deyin. Seni izleyen, şöyle diyeyim; bu adam ne yazıyor deyip okumak için sana zaman ayıran insanların varlığını da bilmek, işin bu güzel yanını iyice pekiştiriyor ve hoş bir sorumluluk da yüklüyor.

Bir düşünceyi en azından “asgari müşterekte” paylaşmanın lezzeti de söz konudur.(Yazıyorum bir şeyler ama kimseye okutmuyorum bunları, diyenleri anlamamışımdır zaten. Hoş birer takı gibidir aslında kelimeler, telaffuz edimesi, bu anlamda seyri bile makbuldür.)

Evet, güzeldir birçok insanla yol aldığını bilmek. Güç ve moral veriyor. Yazma şevkini güçlendiriyor.

Gevezeliğe de gerek yok bu arada. Futbolun yoğunluğunu azaltsak da bu sayfada hep bir şeylerden bahsedeceğiz demek istiyoruz bre: )) Ne kadar zorlu olursa olsun. Yazacağız yani: )) (Bunları söylemek için de bunca lafa ne lüzum vardı yahu. Değil mi ama: ))

Yazar: Editor
2010-03-13 11:27:17

Memleketten Notlar

 http://ul.gcg.me/files/2010-03/crk_1.jpg

  • Seda Sayan ile 2 yıllık evliliği sona eren Onur Şan, “Evlilik bitince sevgi de aynı şekilde bitmiyor, Seda’yı hâlâ çok seviyorum” dedi. Konuyla ilgili olarak Vatan gazetesine konuşan Şan, ayrılıklarına ihanetin neden olmadığını da sözlerine ekledi.
  • Son filmi "Serseri Mayınlar"ın çekimlerinin yapıldığı Lecce'de konuşan Ferzan Özpetek, eşcinsel olduğunu babasına söyleyemediği için üzgün olduğunu ifade etti.
  • Başbakan Tayyip, yanındaki belediye başkanına isyan eden halka, o bildik üslubuyla, "Yaygara yapmayın!" diye çıkıştı. R.Tayyip namaz kılacak diye yollar saatlerce ulaşıma kapatıldı!..
  • Bugüne kadar çapkınlığıyla tanınan ama son evliliğiyle iyice durulduğu konuşulan şovmen Mehmet Ali Erbil’in beşinci evliliği de bitiyor, haberi geldi.
  • Beşiktaş’da trafik kontrolü yapan polis, Matteo Ferrari’nin kullandığı son model Ferrarı marka otomobili durdurdu.
  • Fatih Terim’e İran talip oldu…
  • Görüldüğü gibi memlekette fotoğraf böyle ve sanırım değişen bir şey yok, hep aynı nakarat: ))
  • İsterseniz siz geçen sezonki Adanaspor Giresunspor maçının fotoğraflarıyla oyalanın, yarın da birbirinden güzel 40-50 fotoğrafı paylaşırız burada galibiyet neşesiyle.Tıklayın o fotoğrafları...
Yazar: Editor
2010-03-12 07:51:30

Bir Dev Daha Gitti

 

http://ul.gcg.me/files/2010-03/TURHAN_SEL__UK-__erkez_karada__.jpg

“Türk karikatürünün yaşayan en büyük ustası Turhan Selçuk sabaha karşı yaşamını yitirdi... Karikatürümüzde çığır açan, 1922 doğumlu dev sanatçı Turhan Selçuk 88 yaşındaydı... ama daha çok yaşasaydı ustalar...”

 

http://ul.gcg.me/files/2010-03/Turhan_Sel__uk-28_ocak08.jpg
Yazar: Editor
2010-03-08 18:15:18

Sömürü Kan Gözyaşı 8 Mart

http://ul.gcg.me/files/2010-03/ihap_hulusi1.jpg

Kadınlar günü 8 Mart, başka bir deyişle emekçi kadınlar günü… Temelinde acı ve gözyaşı vardır. Şöyle diyor kaynak:

 8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. (Gelişmeler tanıdık geldi değil mi?) İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.”

Öldürülen işçiler için yapılan anmalar kutlamalara dönüşür. Zaman içinde içeriğin biçim değiştirmesi olağandır. Önemli olan eylemin içindeki anlamdır.

Bir de günün özellikle bir sınıf bilinci doğrultusunda emekçi kadınlar günü olarak vurgulanması söz konusudur. Sermayenin vatanı olmaz, ortak çıkarları ve işbirlikçileri olur. Ortak çıkar sürecinde bırakın başka ulusları örneğin Latin Amerika, Afrika, Hindistan ve daha birçok toprağı bu adamlar kendi vatandaşını, eşini dostunu, konu komşuyu bile öldüresiye sömürür. Ve gözünü kırpmadan da öldürür, tarih ne yazık ki 8 Mart’larla doludur… Mazi böyleyken gün de elbette anlamlı ve önemlidir.

Emekçi kadınlar gününe istisnasız tüm kadınları eklemek hayatımızın kaçınılmaz gerçeklerindendir bence, her ne kadar kadınlık bilincinden bile yoksun kadınlar olsa da…

Ama yazıyı İhap Hulusi’nin afişindeki mesaja gönderme yapmadan bitiremem. Bakın ülkemizde bir “ulusal ekonomi ve arttırma kurumu” varmış vaktiyle ve bu kurum kadınları evde kendi üretimlerini yapmaya davet ediyormuş. Memleketi sata sata yabancı ve işbirlikçi sermayenin kucağına atan ve tüm bilinçlerden yoksun o öteki işbirlikçilere duyurulur… neyse…

Gün 8 Mart… Kutlu olsun hanımlar…

Yazar: Editor
2010-03-07 08:27:17

Bir Başına Bir Başkan, On Başkan’a ve 1. Lige Karşı

 
http://ul.gcg.me/files/2010-03/spartak__s.jpg
  • Karşı olduğumuz durumlar bitmiyor görüldüğü gibi.
  • Bu karşı olmalar da muhalif veya anarşist bir yaklaşımımızın tezahürü de değil üstelik.
  • Bizi ittikleri konum bu…
  • Böyle var olacağız çünkü.
  • Ötekilerin, Adanaspor’un gelişinden duydukları ürküntünün
  • ve bu korku vaziyetlerinin sonucunda karşımıza çıktıkları ya da çıkacak andaki ruh halleriyle boğuşmak zorunda kalmamızın,
  • hep iki kişilik çalışmak zorunda kalmamızın,
  • hep zorunda kalmamızın karşı olma durumlarıdır söz konusu olan. 
  • Karşı durmazsak, karşı olmazsak bizi bir kaşık suda boğmak isteyeceklerdir çünkü.
  • İşte bunlardan ve bunun gibi sorunlardan ötürüdür ki
  • bir başkan, Bayram Başkan kalan son on haftada
  • kalan on başkanla el emeği göz nuru bir şampiyonluk için mücadele etmek zorundadır,
  • zorundadır diyorum yine;
  • yoksa o korkunç derecede kurnaz adamlar
  • hakemleri de bir şekilde ayartıp 
  • eldekini avuçtakini hırsızlarlar, bize de saf saf onları alkışlamak kalır…
  • Demem o ki bir başkan,
  • karşı taraftaki on başkana
  • dişiyle tırnağıyla var ettiğini yok etme fırsatı, zemini, cesareti vermeyecektir… 
  • Yol haritasını maruz kaldığımız
  • ve olası entrikalara göre de belirlemelidir. 
  • Bizim var oluşumuz
  • o karşı duruşun şifrelerinde saklıdır…

_______________________________

Bugün yine zor bir maç olacak, çıkıştaki Samsun işimizi çok zorluyacak, bir de dünkü Giresun-Bolu beraberliği rakibin ilk 6'ya yaklaşma iştahını iyice kabartacaktır. Ben bu maçta Buca maçının tersini bekliyorum, lehimize elbette...

Bir de TV'den izleyeceğimiz 1 maçı alma vakti gelmedi mi sizce de!

Yazar: Editor
2010-03-04 07:59:48

Ne Yapmalı?

 

http://ul.gcg.me/files/2010-03/question.jpg
  • Sezon sonunda şampiyon olmalı!!!
  • Nasıl yapmalı?

Taraftar:

  • Her hafta sonu Adanaspor’umuzun  başarılı olacağına inanmalı.
  • Kendi sahamızda ki maçlarda stadyumda olmalı.
  • Teknik heyete, başkana ve futbolculara güvenmeli.

Futbolcu:

  • Buca maçında ki yenilgiyi unutmalı
  • Her zaman ki gibi çalışmalı.
  • Buca maçında ki gibi istekli ve savaşçı olmalı.
  • İyi oyunun sonucunun galibiyet olacağını bilmeli.
  • Taraftara güvenmeli.

Teknik heyet:

  • Çalışmalara aynı tempoda sürdürmeli.
  • Doğru bildiğinden şaşmamalı.
  • Futbolcu ve taraftara güvenmeli.

Yönetim:

  • Teknik ekip, futbolcu ve taraftara güven vermeye devam etmeli.
  • Adanaspor’umuzun kendilerine ihtiyacı olduğunu bilmeli.

Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2010-03-02 10:20:17
Tebrikler Çocuklar
 
http://ul.gcg.me/files/2010-03/Adanaspor_Buca_1.jpg

 

 62 Kare foto-yorumdadır,bunun ,için tıklayınız.

Ne denir, ne söylenir bilemiyorum… Bildiğim tek şey var ki bu futbolun karşılığı bu mağlubiyet değildir… Sahada canla başla savaşan futbolcular, tribünleri hınca hınç dolduran taraftarlar on üzerinden on aldılar…

Geçen yazımızda Buca yönetimine seslenip “siz futbolun kuralları içinde kalın, biz sizi alkışlarız demiştik” Evet sahadaki futbolcuları  alkışlıyorum, tertemiz bir futbol ortaya koydukları için…  Özellikle Yılmaz’ı alkışlıyorum, Adana seyircisinin vefasına vefa ile karşılık verdiği için… Ama, hafta başından beri hakemi etki altına almaya çalışan demeçler veren Buca yönetimini ve bu demeçlerin etkisi altında kalan Aytekiz Durmaz’ı şiddetle ve nefretle kınıyorum…  

Maça gelince… İyi başladık, iyi götürüyorduk ki sahaya “kara gömlekli, kara vicdanlı” DURMAZ çıktı ve durmadı da… Gereksiz iki sarı kartla futbolcularımızın gardını düşürüp bir de önündeki pozisyonda penaltıyı es geçince sersemledik… Bu arada Buca bulduğu bir pozisyonda şutu denedi ve ne yazık ki amatör kalecinin yemeyeceği bir golü Tolga eliyle kazandı… Ki bu Tolga’nın ilk sabıkası değildi… Birçok maçta forvetlerimizle yarışa girmiş forvetimiz attıkça Tolga da golü yemiştir… Ve ne yazık ki D-Spor yorumcusu Tunç KAYACI: “Tolga bu ligin kalecisi değil” tespitinde haklı çıkmıştır

Kemal Hoca’nın kaplanları bir dişli gibi çalıştı…  Maça kazanma azmi ile çıkıp bunu sahaya yansıttılar… Ama bu maçta iki kişi vardı ki, bunlar sahadaki arkadaşlarının emeklerine kıydılar… Sahada boş boş dolaşan, ayağına gelen topları cömertçe harcayan, işin en kötüsü ayakta durmakta zorluk çeken Muhammed Ali ve kalesinde güven vermekten öte korku yaşatan Tolga… Eğer bu iki aksaklık olmasaydı, belki de maç çok farklı olabilirdi… .(Bunları günah keçisi aramak için söylemiyoruz ve bir talihsizliktir diye bağlıyoruz.)

Ama hiç önemli değil… Bugünkü futbol ile Adanaspor yenilse bile şampiyondur… Neden mi?

Masa başı oyunlarına gerek görmeden onurluca savaştığı için;

Kazanmak adına her şeyi yaptığı için;

Ligin en tecrübeli takımı Buca’yı kalesine hapsettiği ama direkleri geçemediği için;

Yalnızca rakiple değil Buca Genel kaptanı Adnan Dolma ve onun demeçlerinden korkan kara gömlekli kara vicdanlı hakemle de mücadele ettiği için…

Bugün, 3-0 gibi bir yenilgiye rağmen hiç üzülmeden, onurla şunu söyleyebiliyorum:

“Bu taraftarın sevgisi, ananızın ak sütü gibi helaldir size çocuklar”

Not: 62 Kare foto-yorumda, tıklayınız.

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU
Yazar: Editor
2010-02-28 20:18:39
Pankart
 
http://ul.gcg.me/files/2010-02/pnkart1.jpg
  • Pankart ekibi bu hafta sonu iş başındaydı yine.
  • Birbirinden çarpıcı dört yeni çalışma Buca maçı için hazır…
  • Yükselme grubu maçlarında aynı ekip müthiş bir çalışmaya girmişti
  • ve filmin sonu çok güzel gelmişti. 
  • Bu uğraşın bize iyi geldiğine inanıyorum.
  • Benzer bir dönemeçte kolları sıvadık biz tribünde,
  • hazır Konya da ağır yaralı,
  • bu fırsat tarafımızca değerlendirilecektir.
  • Buca’nın hafta boyunca feryat figan olması bizi lig ikinciliğinden uzak tutamayacaktır.
  • Vira vakti yine: ))
Yazar: Editor
2010-02-23 21:21:29

Karabüke Dair

http://ul.gcg.me/files/2010-02/askrb.jpg

Ta yükselme grubunda bir “harita analizi: ))” ile Adanaspor Karabük şampiyonluğuna işaret etmiştik. Bildiğiniz gibi bu iki takım 1. Ligdeydi sonra. Geçen sezon her iki takım da mücadeleci bir çıkışla zirveye yaklaşmış ancak sınırda kalmıştı. Bu sezon Karabük bütçe avantajını harika kullanarak daha 11 maç varken şampiyonluk için müthiş bir avantaj da sağladı. Tertemiz, şaibesiz, net bir futbolla yerlerini alın teriyle hak etmişlerdir.

Gayri, Karabük’e hakkını teslim etmeden bir 1. Lig yazısı yazılamazdı. Şu noktada Adanaspor’un şampiyonluğu kadar sevineceğim Karabük şampiyonluğuna. Aradaki puan farkından dolayı bizim yolumuz daha zorlu ama sadece zorlu, ki “kuvvetle muhtemel” sadece bir iki kritik maç var atlatacağımız, sonrası yokuş aşağı tatlı bir meyil, “silindirin” durduğu yerde şampiyonluk kupası olan…

Uğur olsun diye bu sezon da o harita analizini tekrar etmiştik. İyi oldu. Gidiş o analizin doğrulacağı yönünde. Tabi bu iş uğurla talihle olmaz. Emekle olur, safi emekle, Çukurova’ya dair emekle, gücünü pamuk tarlalarından portakal bahçelerinden yani en namuslu alın terinden alan emekle… Bunun mimarlarına sevgiler, hürmetler…

Bu davada Adanaspor’un şansı neden yüksektir?

El cevap: Bu sezon Adanaspor tarihinin en mücadeleci ve en genç kadrosu var sahada, artık hiçbir deyimle, klişe sözle anlatamayacağım hırsı, inadı var. Çok uzun zamandır bu kadar koşan ve bu kadar disiplinli oynayan bir takım izlememiştim bu forma altında. Mimarlarına teşekkürler, sevgiler, alkışlar…

http://ul.gcg.me/files/2010-02/askrbk.jpg

Emeğin güzel iki şehridir Adana ve Karabük. Gerçi bizi o anlamda o kadar gerilere itti ki ülkeyi yönetenler… Emeğin güzelim şehri bir hizmet şehrine döner oldu; pek üretemeyen, tükenmemeye gayret ederek tüketen. Neyse bu tahlilleri bir başka yazıya bırakıp konuya döneyim. Evet, emeğin bu iki şehri tarzlarıyla, isteğiyle… şampiyonluğu yeterince ve gereğince hak etmektedir, buralarda vakti de gelmişti artık süper ligin. O zaman turuncuya ve kızıla vira…

Yazar: Editor
2010-02-22 08:15:05
Yazar: Editor
2010-02-21 08:48:52

21 Şubat 2010

  • Süper yürüyüşün önemli bir günüdür.
  • Bolu Beyi ile bir iktidar mücadelesi günüdür. 
  • Bir anda 6 puanlık karşılaşmaya dönüşen maçın günüdür.
  • Buca’nın evinde 2 puan kaybetmesinden sonra;
  • daha bir manalı
  • ve önemli
  • ve heyecanlı
  • ve şenlikli
  • ve güzel olan bir futbol düellosu günüdür. 
  • Bayram Akgül’ün “bu maçı benim için alın” dediği maçın günüdür.
  • Adanaspor futbolcusunun yine insanüstü bir mücadele göstereceği gündür. 
  • Emre’nin günüdür ki gol atacaktır.
  • Taraftarın daha bir coşacağı gündür. 
  • Sözün özü,
  • bu gün Adanaspor’a dair bir gündür.

 ____________________________

Not: Teknik bir sorundan dolayı maç fotoğraflarını bu akşam değil yarın sabah saat 9’da yüklemiş olacağız. Ama dilerim sorun hallolur ve iş yarına kalmaz.

____________________________

Yazar: Editor
2010-02-16 14:45:36

Onur Caymaz'dan

  • Tekel işçilerinin dramını anlatan 
  • "4/C Nedir?" temalı yazıyı okumak için 
  • sağdaki bağlantıyı tıklayınız.

            http://ul.gcg.me/files/2010-02/tarikdursun.jpg             http://ul.gcg.me/files/2010-02/tekel_BAT_logo.jpg    

Yazar: Editor
2010-02-15 08:17:59

“Orada Olmayan Adam”dan Maçın Yorumu

 http://ul.gcg.me/files/2010-02/230px-The_Man_Who_Wasnt_There.jpg

 

Teşekkürler;

Gaziantep b.b'ye

Kartal'a

Biraz da Bolu'ya

Haftaya bize mağlup olurlarsa tam teşekkürler...

Haftayı 4.  kapattık, Hacettepe iyi takım bence bu ligde kalacaklar.

Ankara deplasmanı 3 puan olsa iyi olurdu,

Ama 1 puanda iyidir be...

Bereket versin...

Haftaya acilen maça gitmem lazım...

Zamanı geldi...

Orada olmayan adamdan

Orada olan adama dönmek lazım...

Üçerden 6 puan lazım…

Ali Cem Gül

Yazar: Editor
2010-02-14 10:18:06

Yazarlarımız Ankara’dan Bildiriyor

http://ul.gcg.me/files/2010-02/asht.jpg
  • Telefonla bağlandık başkente.
  • Mehmet, Şenol ve arkadaşlar Ankara’ya varmış.
  • Şimdi Anıtkabir ziyaretindeler.
  • Buradan sonra biraz oyalanıp sahaya gideceğiz diyor Mehmet.
  • Ankara’da hava nasıl diyorum,
  • Adana’dan daha güzel şimdi, diyor.
  • Harika bir hava var.
  • Seferilerde moral çok yüksekti.
  • Takımın havası ve morali de iyidir o zaman, diye ortak bir fikir belirtiyoruz.

Az önce gazeteye bakıyordum. Sergen Yalçın iddaa’da en güvendiği 6 maçın içine almış Adanaspor’u 2 olarak. Sergen’in Adanaspor lehine yorumları daha önceleri hep tutmuştu.Şimdi onu da okurlarına mahcup etmemek var: ))

Bir başka yorum şöyle diyor: Genç kadrosuyla elinden geldiğince direnmeye çalışan Hacettepe Adanaspor’a karşı koyamaz. Maç sonuçlarından vazgeçtim, bu yorumları okumak bile insanı gönendiriyor.

  • İsmail Eğriparmak bu maça beraberlik demişti.
  • Geçen hafta Kocaeli maçı dediği gibi oynanmıştı.
  • Ama önceki mersin maçı sevgili İsmail’in öngörüsü dışında gelişmişti.
  • Zaten İsmail de yanılmayı çok istiyorum demişti.
  • Bu hafta da İsmail’in yanılmasını istiyoruz, çünkü bu hafta da 3 puan istiyoruz.

Maçtan sonra galibiyeti yazmak dileğiyle.

İlk yarıdaki Adanaspor-Hacettepe maç fotoğrafları için TIKLAYINIZ…

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ashctp.jpg

Yazar: Editor
2010-02-07 10:37:36

       http://ul.gcg.me/files/2010-02/kehanet.gif            http://ul.gcg.me/files/2010-02/ftmk.gif

Bu maçtan üç puan alıp yukarıya biraz daha yaklaşmak, maçta rahat bir son 15 dakika geçirmek ve birbirinden güzel fotoğrafları neşeyle yüklemek dileğiyle...

Yazar: Editor
2010-02-05 20:14:59