2017-05-12 21:48:19

Erzurumspor-Amed Sportif: 

İlk maçlar bugün yapıldı.

Rövanş karşılaşmaları ise salı günü oynanacak. Bu eşleşmede önceden de söylediğim gibi net favorim Erzurumspor.

Amed yine Sivas Belediye maçlarında olduğu gibi defans ağırlıklı oynamaya çalıştı ama unuttukları bir şey var Erzurumspor bir Sivas Belediye değil.

Eslem, Ferit, Nobre gibi isimler varken illa ki gol yersin. Nitekim golü atan oyuncu da aynı zamanda maç içerisinde penaltı da kaçıran Nobre oldu. Zaten penaltı atışı gol olsaydı daha doğrusu skor 2-0 bitseydi Dadaşlar bence ilk maçtan işi bitirecekti.

Amed cephesine bakacak olursak hala son haftaya kadar verdikleri şampiyonluk mücadelesinin etkisinden kurtulamamışlar. Play Offlarda üçüncü maçlar oynanıyor ve hala oyunları iyi değil. Gol atamadan turu geçemezsin ! Üretkenlik çok az.

Salı günü kendi saha ve seyircileri önünde olağanüstü oynamaları şart. Ben her anlamda iki takımı tartının kefesine koyduğumda ağır basan tarafın Erzurumspor olduğunu söyleyebilirim! Skor avantajıyla Diyarbakıra gidecek olan Erzurumsporun, Amed deplasmanında da kendisine turu getirecek skoru alacağını düşünüyorum.

Bence finalde Mavi Beyazlı renkleri göreceğiz.

Kastamonuspor-Gümüşhanespor: 

Açıkçası iki iyi takımın, iki iyi teknik direktörün ve iki iyi oynayan takımların mücadelesinde testiden birisinin kırılacak olması bir futbolsever olarak beni üzüyor.

Evet Adanasporun yeri bende ve hepimizde zaten her zaman çok ayrı, o farklı bir konu hatta bu dört takımdan birisi seneye aynı ligde mücadele edeceğimiz için bizim rakibimiz olacak.

Ama futbolda günü yaşamayı seviyorum. Sene boyunca bu iki takım da izlerken bana keyif verdi.

Hatta özellikle Kastamonu ve Kastamonuspor ile hiçbir bağım olmamasına rağmen sempatimi kazanmalarına neden oldular.

Gelelim bugünkü karşılaşmaya... Son yazımda söylediğim gibi maç uzun süre 0-0 gitti. İki takım da 60 dakika boyunca birbirlerini tarttılar. Son yarım saat içerisinde ise risk almaya başladılar.

Menemen maçında yıldızlaşan Rıdvan Koçak ve Zahit Fındık ın golleriyle bir anda skoru 0-2 ye getiren Gümüşhane, acaba ilk turdan mı işi bitirecek derken Şerife Bacının Torunları müthiş bir geri dönüş sergiledi ve maçı 2-2 ye getirmeyi bildiler.

Hatta son dakikalarda iki takım da üçüncü golü de bulabilirlerdi. Sonuç olarak son yarım saati heyecanı had safhada olan güzel bir maçtı. Salı günkü rövanş mücadelesinde Gümüşhane biraz daha avantajlı gibi görünüyor ama yine kora kor bir mücadele olacak.

Açıkçası hiçbir tahminim yok bu eşleşme ile ilgili.

Hak edenin finale çıkması dileğiyle.

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-05-08 22:49:30

* Gümüşhanespor-Menemenspor: Rövanş maçına büyük bir avantajla çıkan Gümüşhane, turu izmirde geçtik diye düşünüyor olsa gerek maça oldukça tutuk başladı. Menemen ise erkenden gittiği Trabzonda kampa girmiş ve  ilk maçın aksine daha derli topluydu. Skor avantajını ele geçirdiler ama hem eksik kalmanın sıkıntısını yaşadılar hem de geriye oldukça yaslandılar. Tam tur Gümüşhaneye gidiyor derken yılların tecrübesi Gökhan Ünal ın da girmesiyle Menemen, son üç dakikada tüm riskleri aldı. Bunun sonucunda da Gökhan Ünalla skoru 2-3 e getirmesini bildiler. Tam maç bitecek derken maçı bırakmayan Mehmet Altıparmakın öğrencileri günün yıldızı Rıdvan Koçak ile ( Eski Adana Demirsporlu, bu maçta üç gol attı ) eşitliği sağladı ve turu geçen taraf Gümüşhane oldu. Günün en güzel, zevkli ve heyecanlı maçıydı. İki takıma da tebrikler.

Kastamonuspor-Hatayspor: En başından beri gönlümün Kastamonu dan yana olduğunu biliyorsunuz. Ama açıkçası Hatayın elenmesine de üzülmedim değil. Bu deplasmanda iyi oynadılar ve şampiyon Ankaragücünün de dâhil birçok takımın yenilgiyle döndüğü bu sahada normal süreyi 0-1 lik skorla bitirmesini bildiler. Ayrıca maç içerisinde de direkten dönen toplarının da olduğunu söylemem gerekir. Kısacası beğendiğim iki takımın mücadelesi gerçekten günün en zorlu maçlarından birisine sahne oldu. Sonucu penaltı atışları belirledi. Penaltı atışlarında rakibine 3-2 üstünlük sağlayan Kastamonu, yarı finalde Gümüşhane nin rakibi oldu. Yarı finalde çok güzel ve bir o kadar da heyecanlı eşleşme bizi bekliyor. Bakalım Mehmet Altıparmakı mı yoksa Ziya Doğanı mı finalde göreceğiz.

Erzurumspor-Kocaeli Birlik: Buraya kadar bile Kocaeli Birlik in gelmesi bence başarıdır. Eşleşmenin zaten mutlak favorisi olan Erzurum iki maçı da kazanarak yarı finale yükseldi. Beşiktaş alt yapısından yetişen Eslem, tecrübeli Mert Nobre, formda Ferit ve golcü Mehmet Albayrak gibi isimlerle zaten turu kaybetmeleri büyük bir sürpriz olurdu. Yoğun taraftar desteğini de bugün arkalarına aldılar. Bu destek yarı finalde de fazlasıyla olacak çünkü şehir gerçekten finali istiyor.

Amedspor-Sivas Belediye: Açıkçası ilk maçtaki Amedsporun oyununu beğenmemiştim. Kendimce bunu son haftaya kadar şampiyonluk mücadelesi içerisinde olmalarına bağlamıştım. Bugün daha farklı bir Amed göreceğimizi düşünüyordum ancak hem ilk maçta hem bugünkü maçta maçın tamamen hakimi Sivas temsilcisiydi. Tam 40 dakika eksik oynayan ve golü arayan Sivas kapanan, maçı bu şekilde bitirmeye çalışan Amedspor vardı ki bence Play Off mücadelesi yapan ekipler içerisinde en zayıf halka da Sivas Belediyespordu. Bu oyunla Amed yarı finalde Erzurum deplasmanında çok zorlanır. Benden söylemesi.

*Özetle ilk maçlar öncesinde turun favorileri olarak Gümüşhane, Kastamonu, Erzurum ve Amed olduğunu söylemiştim. Bu anlamda yanılmadım ama sadece Amed oyun olarak beni pek tatmin etmedi. Cuma günü ilk maçlar yapılacak. 

Diğer yazımda görüşmek üzere...

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-05-04 16:12:54

soccer art ile ilgili görsel sonucu

Hatayspor-Kastamonuspor: 

Evet belki Hatay bizim komşu şehrimiz ama Hataylı dostlar kızmasın Kastamonuya inanılmaz derecede sempati besledim. İzlerken keyif alıyorum. Bu deplasmanda da bir deplasman takımının nasıl oynaması gerektiği gibi oynadılar. Hatay takımında genelde top kaldı ama çok da pozisyona girdikleri söylenemez. Ziya Hoca da rakibini iyi analiz etmiş ki zaten bu turda Hatayı çok istiyordu. 0-1 lik skorla önemli bir avantaj yakaladı Kastamonu bence turu da geçtiler. Bu arada maçın hakeminin Kastamonulu Kereme verdiği kırmızı kart bence ağır bir karardı.

Menemen Bld-Gümüşhane:

 Daha önce de yazdım bu grupta Play Off lara kalan ekipler içerisinde bence en zayıf halka Menemen. Gümüşhanenin maçın ve turun mutlak favorisi olduğunu söylemiştim zaten. Onlar da beni yanıltmadılar. İzmir deplasmanında rahat ve önemli bir skor avantajını yakaladılar. Yeni teknik direktörleri Mehmet Altıparmak gerçekten kısa zaman diliminde takımını iyi tanıdı. Yarı finalde güzel bir Gümüşhane-Kastamonu eşleşmesi ya da Mehmet Altıparmak-Ziya Doğan mücadelesi bizi bekliyor...

Sivas Belediye-Amed Sportif: 

Maç belki 1-1 sona erdi ama her iki yarıda da üstün olan taraf Sivastı. Maçın son yarım saatini 10 kişi oynamasına rağmen baskılı oynayan, gol arayan takım hep Sivas temsilcisiydi. Rakibi eksik kalmasına rağmen Amedli oyuncular zamana oynadılar ve avantajlı bir skorla Diyarbakıra dönmesini bildiler. Yalnız Amedli Bertuğ Bayer ve Mehmet Sıddık İstemi bugün inanılmaz derecede kötüydüler. Teknik direktör Taner Taşkın, Bertuğa 45 dakika, Mehmet Sıddıka ise 90 dakika nasıl dayanabildi hayretler içerisinde izledim.

Kocaeli Birlik-Erzurumspor: 

Kastamonu ve Gümüşhane takımlarında olduğu gibi beni yanıltmayan ekiplerden birisi de Dadaşlar oldu. Kadro yapısı itibariyle zaten üstün taraf onlardı. Maç Kocaelide olmasına rağmen Erzurumspor taraftarlarının desteği güzeldi. Önemli bir skor avantajını yakaladılar ve turu da geçtiler bence. 

* Dört karşılaşmayı da elimden geldiği kadar takip ettim. Ama ağırlıklı olarak Sivas Bld-Amed ve Hatay-Kastamonu maçlarını izledim. Onların yayınları daha sağlıklıydı. Pazartesi rövanş maçları oynanacak. Aslında turu geçenler az çok belli artık. Ben Gümüşhane-Kastamonu eşleşmesinin erken final olacağı kanaatindeyim. 

* Son olarak da 3.Ligde de yine birbirinden zorlu maçlar vardı. Ama takip ettiğim tek karşılaşma Bayrampaşa-Sakarya maçı oldu. Benim gözümde Sakarya büyük favori. Bunu da her yazımda belirttim zaten. Yakından tanıdığımız Erçağ Evirgen in attığı golle maçı kazandılar. Tatangalar şampiyonluk özlemine bu sene son verecekler. Gönülleri rahat olsun. 

* Diğer 3.Lig maçları için değerlendirmeleri rövanş öncesi yapacağım. 

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-04-26 05:59:41

* Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi şampiyon son haftaya kaldı. Hem İstanbulspor hem de Amedspor deplasmandan beraberlikle döndüler. Dolayısıyla İstanbulspor son haftaya 2 puan avantajla giriyor.

* İstanbulspor, hafta sonu evinde Sivas Belediyesini konuk ederken Amed ise K.Maraşla oynayacak. İstanbul kazandığı takdirde zaten diğer maçın önemi kalmayacak. Amed ise K.Maraşı mağlup edip İstanbulsporun iç sahada yenilmesini bekleyecek. İstanbulun berabere kalması halinde iki takımın da kendi aralarında oynadıkları maçlarda eşitlik durumu var ve bu şekilde ise genel avereja bakılacak. 

* Kişisel düşüncem ise İstanbulsporun şampiyon olacağı yönünde. İç sahada zaten sezon boyunca etkili olan İstanbulsporu artık Play Offlara odaklanan Sivas Belediyespor kesinlikle yenemez ! Hatta ben biraz daha iddialı konuşarak İstanbulsporun kendi maçını kazanarak tur atacağını düşünüyorum.  Amedspor, Erzurumspor, Kocaeli Birlik ve Sivas Belediyespor ise Play Off lardan şampiyon olmanın hesabını yapacaklardır. Bu gruptan en güçlü adayın ise Erzurum olduğunu düşünüyorum. Daha sonra ise Amed. Kocaeli Birlik sürpriz peşinde olacak. Sivas Belediyesporun ise şansını çok az görüyorum.

* Düşme potasına bakacak olursak. Ofspor zaten haftalar önce lige veda etmişti. Bu hafta Tepecik de düşen diğer takım oldu. Son takım ise Üsküdar Anadolu veya Fethiyespordan birisi olacak. Fethiye, aklı Play Offlarda olan Erzurum deplasmanına konuk olacak, Üsküdar Anadolu ise iç sahada iddiasız Bucasporu konuk edecek. Fethiyenin Erzurum deplasmanından getireceği bir puan bile ligde kalmasına yetecek. Üsküdar Anadolu ise hem Bucayı mağlup edecek hem de Fethiyenin Erzurum deplasmanında mağlup olmasını bekleyecek.  

* Özetleyecek olursak yine birbirinden güzel  ve heyecanlı karşılaşmalar bizi bekliyor. 

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-04-21 07:14:33

 soccer art ile ilgili görsel sonucu

* Samsunspor-Manisaspor: Alt sıraları yakından ilgilendiren mücadelede geriye düşmesine rağmen gülen taraf konuk ekip oldu. Özellikle Samsun golünden sonra arka arkaya ataklar yapan Manisa oyunu çirkinleştirmeden bir deplasman takımının nasıl oynaması gerektiği gibi oynadı ve hayati derecede önem taşıyan maçta evine 3 puanla döndü. Samsun ise güzel bir çıkış yakalamıştı ama seri bu maçla birlikte sona erdi. 

* Denizlispor-Şanlıurfaspor: İlginç bir maça sahne oldu. Pozisyonlar bulan Denizli ama golleri atan Urfa oldu. Batuhan Karadenizin yıldızlaştığı maçta Ş.Urfa çok önemli 3 puanla evine döndü. Hafta sonu oynanacak olan Antep Bş maçını da kazanırlarsa rahat nefes alırlar diye düşünüyorum. Denizli ise biraz daha rahat olan takımlardan. Bu sene ligi kafa olarak erken bitirdiler ve yeni sezonu beklemeye başladılar.

* Mersin İY-Elazığspor: Haftanın en zorlu karşılaşmalarından birisi de Mersin de oynandı. Sekiz hafta gayet güzel giden Mersin, iki hafta üst üste en yakın rakiplerine kaybetti ve son sıraya düştü. Ben sene sonunda da düşecek ekiplerden birisi olarak Mersini görüyorum. İşleri bence çok ama çok zor. Elazığ ise güzel bir oyunla 3 puanı hak ederek aldı. Önlerinde Samsun ile oynayacakları çok önemli bir maç var. Bu maçın sonucunu ben de merakla bekliyorum.

* Altınordu-Boluspor: Kazanmaya çıkan iki takımın mücadelesi oldu. Sezona aslında Altınordu kötü başlamıştı ama daha sonra toparladı. Bolu ise gerçekten ilginç bir takım. Seri galibiyetler almışlardı ama Altınordu deplasmanında hedefledikleri puana ulaşamadılar. Hafta sonu alacakları sonuç ikisinin de gerçekçi hedef koymasına neden olacak. Bekleyip görelim.

* Yeni Malatyaspor-Eskişehirspor: Malatyasporlu taraftarlar da futbolcular da şampiyon olmuş gibi davranmaya başladı ve bu durum kendilerine pahalıya patladı. 1.Lig o kadar da kolay bir lig değil. Hiç umulmadık anlarda puan kaybı yaşayabilirsin. Kalan haftalarda ayaklarının sağlam basması lazım. Es Es ise neredeyse her maç gol atan ve gol yiyen bir takıma büründü. Ama gerçekten de kadro yapısı olarak ligin üzerindeler. Bu hafta oynayacakları Sivas maçını kazanırlarsa bence yolu yarılamış olurlar.

* Adana Demirspor-Giresunspor: Geçen hafta Eskişehir deplasmanında flaş bir skora imza atan Demirspor, aynı başarıyı Giresun önünde sergileyemedi. Aslında maç içerisinde öne de geçtiler ama inanılmaz derecede kapandılar. Gol resmen bağıra bağıra geliyorum diyordu. Bu yenilgiyle Demirspor da ligi kafa olarak bitirdi. Giresunspor ise Yücel İldiz önderliğinde iyi işlere devam ediyor. Daha önce de yazmıştım Yücel Hoca gerçekten bu ligin tartışmasız en iyi hocasıdır. Takımı geride olmasına rağmen stressiz yönetti, hamleleri yerindeydi ve önemli bir 3 puanla döndüler. Bu hafta oynayacakları Malatya maçını kazanırlarsa lig yeniden başlayacak. 

* Sivasspor-Ümraniye: Konuk takım bir puan amacıyla bu deplasmana geldi ve istediğini alarak döndü. Gerçekten herkesi şaşırtmaya devam ediyorlar. Hedefleri Play Off ve o hedefe de emin adımlarla yürüyorlar. Sivas ise Eskişehir öncesi kazanıp bu deplasmana gitmek istiyordu ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Eskişehir deplasmanında kaybetmemeleri lazım.

* Bandırmaspor-Göztepe: Ligde kalma mücadelesi veren Bandırma bana göre son kurşununu bu maçta attı. Haklı bir galibiyet aldılar. Onlar için lig yeniden başladı. Göztepe ise üst sıralardaki takımlar arasında bana göre en kötü oynayan takım. Bu şekilde bence ilk iki onlar için hayal. Gerçekçi hedef Play Off tan Süper Lige yükselmek.

* Gaziantep Bş.Bld-Balıkesir: Haftanın kapanış mücadelesinde beraberlik ortaya çıktı. Antepin muhakkak 3 puan alması gereken maçta bence iki puan kaybı onları bayağı etkileyecek. Özellikle gol ümidi olan Ekigho bence artık bu ligin oyuncusu değil. Formsuz ve sürekli geriye giden isimlerden. Hafta sonu Urfa deplasmanından puanla gelmeleri şart. Balıkesir ise hedefsiz. Onlar için formalite maçları başladı. Yalnız gelecek sezon için Balıkesirden ümitli değilim.

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-04-21 06:18:34

 soccer art ile ilgili görsel sonucu

* İstanbulspor, Amedspor ve Erzurum üçlüsünden Erzurum yarışta geride kaldı.

Kısacası şampiyon ya İstanbulspor ya da Amedspor olacak. İstanbulspor bu hafta Kocaeli Birlik gibi zor bir deplasmana giderken Amedspor da Hacettepe deplasmanına konuk olacak.

Puan olarak İstanbul, fikstür olarak ise Amed daha avantajlı.

Dolayısıyla ben şampiyonun son hafta belirleneceğini düşünüyorum. 

* Play Off hattına bakacak olursak dört takımdan birisi zaten ya İstanbul ya da Amed olacak.

Erzurumsporun yeri garanti.

Diğerleri ise Kocaeli Birlik, Sivas Belediye ve Keçiören üçlüsünden gelecek iki takım olacak.

Hem takımların kadro yapısı hemde ligin kalitesine bakıldığında Kırmızı Gruptaki takımların Beyaz Gruptaki takımlardan daha iyi olduğunu düşünüyorum.

Açıkçası Baraj maçlarında Kırmızı Gruptan gelecek takım bence 1.Lige yükselecek.

* Düşme hattına baktığımızda ise resmen cadı kazanı. Ofspor lige havlu attı.

Haftalar önce yazdığım yazıda Tepecik ve Fethiye takımlarına dikkat çekmiştim.

Özellikle Fethiye üç hafta üst üste kazandıktan sonra tamam ligde kaldık dediler ve o günkü yazımda ligi boşlayacaklarını sıkıntı yaşayacaklarını söyledim.

Nitekim son 12 haftada tek galibiyet aldılar. Bu hafta Play Off mücadelesi veren Keçiörenle yapacakları maçın sonucunu merakla bekliyorum.

Kişisel fikrim ise Fethiyenin kazanacağı yönünde. Tepecik, Bucayı geçen hafta yendi ama bu hafta ligden düşmüş Of deplasmanında da kazanmak zorundalar. 

* Tehlike sınırının hemen üzerinde yer alan Üsküdar Anadolu ve Karagümrük bu hafta beraber oynayacaklar.

Bence Kocaeli Birlik-İstanbul, Hacettepe-Amed maçları kadar önemli. Kaybeden çok şey kaybedecek. 

* Özetle Beyaz Grupta hem şampiyon hem düşecek takımlar son hafta belli olacak.

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-04-20 09:37:08

 ankaragücü logo ile ilgili görsel sonucu

*Sezonun bitmesine artık son iki hafta kaldı. Aylar öncesinden zaten yarışın Ankaragücü ile Gümüşhane arasında geçeceğini söylemiştik. Gümüşhane hem içeride hem dışarıda Ankaragücünü yenmesine rağmen umulmadık maçlarda yaşanan puan kaybı Ankaragücünü şampiyonluğa çok yaklaştırdı. Hatta Başkent temsilcisi bu hafta Kayseri Erciyes deplasmanında kazanarak şampiyonluğunu ilan edecektir.

* Peki, Gümüşhane bu kadar avantaj yakalamışken neden yarışta geride kaldı? Aslında nedeni çok basit. Zaten kısıtlı olan alternatifsiz olan kadro Türkiye Kupasında da mücadele etti. Ne gereği vardı? Tamam, belki Süper Lig ekiplerinden Trabzonsporu geride bıraktılar gruptan çıktılar ama kendilerine pahalıya patladı. 

* Bu saatten sonra Ankaragücü kesinlikle şampiyonluğu bırakmayacaktır. Zaten Erciyes maçı bu maça özel olarak Kadir Has Stadyumuna alındı. Tribünlerin tamamında Ankaragücü taraftarı olacak. Üçüncü Ligde bile bu kadroyla 15 20 puan toplayamaz diye düşündüğüm Erciyes, şampiyonluğu çok isteyen Ankaragücüne direnemez elbette. Hatta fark bir galibiyet sürpriz olmayacaktır. Zaten Gümüşhanenin de artık Play Offları düşündüğünü söyleyebilirim.

* Yalnız bu grupta Play Off maçları oldukça zevkli geçeceğe benziyor. Gümüşhane ve Hatay tecrübeli bu konuda. Diğer iki takım ise Menemen, Kastamonu ve Karşıyaka üçlüsünden ikisi olacak. Ama bu üçlüden Kastamonuspor bence kesin Play Off oynayacaktır. Zaten son haftalarda oynadıkları oyunla fazlasıyla hak ettiler. İzlerken zevk veriyorlar bana. Son iki haftada da kendilerine lazım olan puanları fazlasıyla alacaklardır ve adlarını Play Offa yazdıracaklardır. Hatta baraj maçlarında final oynayan ekiplerden birisi Kastamonu olursa kimse şaşırmasın.İddialı konuşmayı severim   Play Offa kalacak Diğer takım son hafta Menemen-Karşıyaka maçında belli olur diye düşünüyorum.

* Düşme potası ise bir hayli heyecanlı. Erciyes zaten düşmüştü. 1461 Trabzon da resmen olmasa da kafa olarak lige veda etti. Şansları yok bence. Gelelim en büyük sürprize. Bundan dört hafta önce Kırklareli için herkes düştü gözüyle bakıyordu ama son dört haftada 12 puan alarak bir anda ümitleri tekrar yeşerdi. Bu hafta sonu Menemen ile hayati bir maça çıkacaklar. Açıkçası Kırklarelinin galip gelerek son haftaya şansını taşıyacağını düşünüyorum. Aydınspor-Bugsaş ve Hatay-Tuzla maçları da bu hafta takibimde olan maçlar olacak. 

* Son olarak Ankaragücünü de ben şimdiden tebrik ediyorum. Şampiyonlukları kutlu olsun.

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-04-11 20:51:24

çatıksu f.k. ile ilgili görsel sonucu

 

Bayburt 1.Amatör Ligini şampiyon tamamlayan Çatıksu Gençlik Futbol Kulübü,

Bölgesel Amatör Lig (BAL Ligi) 3.Grupta mücadele eden Bayburt Belediyesporun küme düşmesiyle doğrudan Bölgesel Amatör Lige yükselmiştir.

Çatıksu Gençliksporu Tanıyalım

Çatıksu, Bayburt ilinin Aydıntepe ilçesine bağlı bir köydür.

Çakışan iki nehir bu köyün içerisinde bulunmaktadır.

Bu yüzden bu köye Çatıksu Köyü ismi verilmiştir.

Bayburt iline 23 kilometre,

Aydıntepe ilçesine 8 kilometre uzaklıktadır ve yaklaşık 1000 nüfuslu bir köydür.

Köyde Bayburt kültürü ve gelenekleri yaşanmaktadır.

Köyün iklimi sert karasaldır.

Kışları uzun ve kar yağışlıdır. 

Çatıksu Gençlikspor, Temmuz 2016 tarihinde kurulmuş,

Tarihinde ilk kez yer aldığı ligde şampiyonluğa ulaşarak bir başarı öyküsü yazmıştır.

Oynadığı 12 karşılaşmada 9 galibiyet,

2 beraberlik ve 1 yenilgi alarak 29 puan toplamıştır.

Maçlarını Aydıntepe ilçe stadında oynamaktadır.

Çatıksu Gençliksporu tebrik eder, 2017-2018 Futbol sezonunda Bölgesel Amatör Ligde başarılar dilerim.

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2016-12-21 12:21:14

Şehmus Özer

Amed Sportif Faaliyetler Kulübü Başkanı Nurullah Edemen, yaşanan olayın kendisine ve camiasına büyük acı verdiğini söyledi. Yapılacak işlemlerin ardından Şehmus Özerin cenazesinin Diyarbakırın Ergani İlçesinde toprağa verileceğini söyledi. Başkan Edemen, şöyle dedi:

"Kahramanmaraş deplasmandan Diyarbakıra döndükten sonra pazar günü Şehmus ve futbolcular izinliydi. Pazartesi günü antrenmana gelmeyince telefonunu aradık, ulaşamadık kendisine. Şehmus disiplinli bir sporcumuzdu, kurallara uyan bir arkadaşımızdı. Ailesine ulaştık, ailesi de ulaşamadığını söyledi. Endişelendik aramalarımızı sürdürdük.

Malatyada bir arkadaşının düğününe gittiğini öğrendik. En son görüştüğü bir arkadaşına ulaştık. Bize Pazartesi günü saat 10.00da (22.00) Diyarbakıra gitmek için çıktığını söyledi. Erganide çocukluk arkadaşına ulaştık, gelmediğini söyledi. Tüm aramalarımıza rağmen telefonlarına ulaşamayınca kaza ihtimali üzerinde durmaya başladık.

Sağ olsun Emniyet güçleri bize çok yardımcı oldu. Herhangi bir kazanın kayıtlarda bulunmadığını söylediler. Biz Malatyadan Diyarbakıra gelirken Gözeli istikametinden gidebileceğini öngördük. Orasının çok sapa ve trafik akışının yüksek olmadığını göz önüne alarak yol üzerinde durduk. Ailesini o yola yönlendirdik. Biz de Diyarbakırdan yola çıktık.

Ailesi yol boyu gelirken kayan bir araca lastik izlerini görüp takip ettiklerinde Şehmus kardeşimizin aracını uçurumda bulmuşlar. Muhtemelen donarak ölmüştür. Çünkü kaza sırasında yaralı olmuş olabilir, kimse kazayı fark etmeyince 24 saat kaldığı için donarak ölmüştür.

Biz şu an Elazığda otopsi yapılmasını bekliyoruz. Buradan Erganiye götüreceğiz cenazeyi, orada defnedeceğiz. Taziyemiz de orada olacak. Ailesine, Amedspora ve Türk sporuna baş sağılığı dileklerimizi iletiyoruz.

Hepimizin başı sağ olsun."

Yazar: Editor
2015-07-20 14:27:54

Öldürüldüler

Herhangi bir özel ad kullanmaya gerek yok.

Bir kente insani, kültürel, dostane amaçla;

oyuncaklarla,

kitaplık için, 

ağaçlandırma projeleriyle,

yeniden imar etme amacıyla gitmek istyen genç insanlar korkunç bir saldırıda öldürüldü.

Ülkeyi yönetenlerin iç dış politikalarını; ülke menfaatleri ve halkın can güvenliği doğrultusunda bir kez daha ama vatandaşlarının lehine gözden geçirmesi çok önemli bir aciliyet kazanmıştır. 

Yazar: Editor
2015-07-11 10:10:50

Sabırla Koruk Helva, Dut Yaprağı Atlas Olur

"Yeterince sabrederse kişioğlu,

koruklar olgunlaşır üzüm olur,

kaynatılır pekmez olur,

sonra unla karılır ve helva yapılır. 

 

Dut yapraklarını ipek böcekleri yer,

koza örer, ipek yapar,

eğrilir, dokunur ve atlas olur...

 

Her şey olacağına varır varmasına amma,

sabır ve sebat ile üretilir ise,

gelecek güzel günler olur(!)"

 

Canına yandığım ülkesinde, herkes ölümsüz ya… Şükretmekten ve sabretmekten başka önerilen bir şey yok...

Aç sınıfın laneti adına!

Yazar: Editor
2015-06-06 11:22:07

Muktedir terörü tırmandırıyor.

Kaybedecek çok şeyleri olduğunun ibretlik bir göstergesi gibi duruyor tüm bu cinnet hali.

Yıllarca vesayet dediler, vesayetin kralını kurdular.

Yıllarca terör dediler, terörün en zalimini mevcut ettiler.

Yıllarca eski Türkiye dediler, yeni Türkiye dedikleri şeyde eskinin tüm ucubelerini hortlattılar.

Yıllarca haksızlık var dediler, haksızlığın kitabını yazdılar.

Yıllarca talan var dediler, kendilerinden sonrakilere talan edecek bir şey bırakmadılar.

Yıllarca adalet dediler, adaleti sözlük maddesinden ibaret bıraktılar. 

Kalkınma dediler, sadece aveneleriyle ve hatta milletin ... koyacağız diyenlerle de kalkındılar.

Mağduriyet dediler.

Mağdur ettiler.

Fena mağdur ettiler...

Oyumu tüm bunları ve çok daha fazlasını göz önünde bulundurarak vereceğim. 

Öyle. 

Yazar: Editor
2014-05-03 11:43:28

Sosyal Sorumluluk

Dünyanın adil bir yer olmadığı kanısına çocukluk yıllarımda varmıştım. O yıllarda, okullarda müsamereler düzenlenirdi. Bir 23 Nisan arifesinde yine bir müsamere tertiplemek istiyordu sınıf annemiz ve ben de ekibe seçildim. Hoşlandığım kız da seçildi ekibe. Hoşlandığım dediysem, işte bir çocuk nasıl hoşlanırsa öyle. Oynayacağımız oyun gereği herkes bir kadın bir erkek olmak üzere eşleştirildi. Hoşlandığım kız ise benimle değil kolları daha kuvvetli, zengin çocuğu Semih ile eşleşti. Özellikle vurgu yapmama gerek yok herhalde. Aradaki adaletsizlik zengin ile zengin olmayan arasında. Yeteri kadar bütçemiz olsaydı ve ben de çeşitli spor dalları ile ilgilenebilseydim elbet kollarım güçlü olacaktı.

Yıllar sonra dünyanın adil olmadığı fikrini geliştirdim. Artık diyorum ki dünya adil değildir ama yaşamın adil olmadığını söylemek kaderciliğin bir boyutudur. Oysa yaşam içerisinde, dünyanın adil bir yer olması için irade koymak mümkündür.

İstanbul’un işlek caddelerinden birinde yürüyorum. Gözüme bir bez pankart çarptı. Üzerinde bilmem ne vakfı, bilmem kim yararına müzayede yazıyordu. Belli ki şımarık popçuların tanıtım çalışmalarından biri. Ne kadar da “bilinçliler”, ne kadar da “sanatçılar”. Baksana topluma olan sorumluluklarını yerine getiriyorlar. Biz sizi uyuturuz, size sahte dünyalar çizeriz, hatta siz orada mutlu mesut yaşarsınız da, bir yandan da size “faydalı işler” yaparız.

Aklıma yıllar önce hayata geçirdiğim, ilk sosyal sorumluluk projem geldi.

Bir gün evden otobüs durağına doğru yürüyorum. Liseliyim o zamanlar. Çöp konteynırını kurcalayan birini gördüm. Hırsla yapıyordu işini. Bir yandan da küfür ediyordu. Yaklaştım yanına,

“Kolay gelsin” dedim.

“Eyvallah abi” dedi.

Genelde insanlar çekinir bu işi yapan arkadaşlardan. Ben çekinmem. Çünkü daha önce münasebetim olmuştu. Bu karşılaşmadan bir yıl önce yazın bir aylığına Adana’daki akrabalarımın yanına gitmiştim. Adana’nın tam merkezinde bir park vardır, İnönü Parkı. Orada otobüs beklerken, “Katı Atık Toplayıcıları Derneği”nin eylemine katılmıştım. Katılırım. Çünkü adalet istiyorlar. Neyse, işte ilk kez orada tanımıştım bu arkadaşları.

“Memleket nere” bilmem ne, biraz sohbeti koyulaştırayım istedim.

“Sizin derneğiniz filan var mı?” dedim.

“Olmaz olur mu abi” dedi. “Dernek olmasa üç kuruş paraya alıyorlar bu topladıklarımızı. Dernek olunca mecbur standart fiyattan alıyorlar.”

Sohbet biraz koyulaşınca cebimden sigara çıkarıp uzattım. Sigaraları yaktık.

“Peki derneğe üye olmayanlar var mı?” dedim.

“Var tabi. Bazıları üye olamıyor. Onları buraya getirenler üye yaptırmıyor. Kendileri daha ucuza alıyor.”

“Nasıl yani? Bu iş için adam mı getiriliyor?”

“Ohoo daha neleri var abi” dedi gülerek. “Biz kendi hesabımıza çalışıyoruz, yine iyiyiz. Bazı namussuzlar aileleri borçlandırıp, çocuklarını çalıştırmak için buraya getiriyorlar. Adana’dan, Urfa’dan çok gelir böyle. Onları toplar getirirler, koyarlar10-15 tanesini bir eve. Sabahtan akşama kadar çalıştırırlar. Topladıklarını da ucuza alırlar, paraya da ailelerinin borçları karşılığı el koyarlar.”

Duyduklarıma baya şaşırmıştım. Bir bok varmış gibi övündüğümüz yirmi birinci yüzyılda, bildiğin insan ticareti yapılıyor. Hızlıca müdahale etmem gerekti. Yarın aynı saatte karşılaştığımız yerde olmasını tembihledim.  Otobüse binip okula doğru yol aldım.

Akşam okul çıkışı koştur koştur mahalleye döndüm. Yakın arkadaşım var Sami. Her zamanki gibi parkta oturuyor. Gittim yanına,

“Çok önemli bir işimiz var” dedim.

“Ne oldu lan?” dedi.

Aklımdaki olayı anlattım. Bakkal Hacı’nın evinin altına istiflediği boş kolilere el koyup, toplayıcıya verecektik. Hem toplayıcıya faydamız olacaktı, hem de meymenetsiz Hacı’ya ders. Büyük iş. Acayip sosyal sorumlu bir davranış. Hemen planı çizdik. Akşam geç saatte, evlerden gizlice çıkıp, el koyma işini gerçekleştirecektik.

Oradan doğruca evlere dağıldık.

Evde akşam yemeği, dizi izleme, gelecek bölümün fragmanını izleme ve tabii ki gecenin “talk show”unu izleme fasılları sırasıyla bittikten sonra odama geçtim. Yatağıma uzandım ve Sami’den gelen işareti beklemeye başladım. Saat iki buçuğa geliyordu ki, Sami’nin ıslık sesini duydum. Kalktım hemen, sessizce kapıyı aralayıp aşağıya indim. Herkes uyuduktan sonra üzerimi değiştirip, yatağa öyle uzanmam zaman kazandırmıştı bana.

Bakkal Hacı bizim evin iki sokak arkasında dört katlı aile apartmanında oturuyordu. Temkinli bir şekilde eve doğru ilerledik. Önce sokağı kolaçan ettik gelen giden var mı diye. Sonra binanın dört tarafına baktık. Hiçbir ışık yanmıyordu. Operasyonun başlaması için hiçbir engel görünmüyordu. Sami’ye sessizce

“Başlıyoruz” dedim.

Daldık bahçe kapısından içeri. Binanın giriş kapısının önünden geçip, bahçenin, binanın arkasında kalan kısmına doğru ilerledik. Birinci katın balkonunun altına istiflenmiş, yatay olarak açılmış kolileri gördük. Gözlerimiz parladı. Yaklaştık, yavaş yavaş yüklenmeye başladık. Tam o sırada binanın kapısı açıldı. Kolileri atıp kaçmaya yeltendik ama meymenetsiz Hacı ve en az onun kadar meymenetsiz üç kardeşi kollarımızdan yakaladılar. Vuruyorlar deli gibi. Biraz ışık olsa yüzümüzü görseler, vurmayacaklar belki. Bir tanesi sırtıma sırtıma çalışıyor. Kardeşleri pazarcılık yapıyor bir de. Kasa kaldır- indir, bilekleri benim bacaklarım kadar kalın. İyice bir dövüp, kulak memesi kıvamına getirdiler bizi, ondan sonra yüzümüze bakmak akıllarına geldi. Beni görür görmez suratıma tükürdü.

“Ulan it dölü! Sen Mustafa’nın oğlu değil misin?” dedi. “Ulan şerefsiz! Benim malıma mı göz diktin? Ver lan babanın telefonunu!” dedi.

Konuşmama fırsat vermiyordu. Meymenetsiz Hacı’dan ya da polisten dayak yemektense, öz babamdan dayak yemeyi tercih ettim, verdim numarayı. Aradılar, geldi babam. Daha sorgusuz sualsiz bir posta dövdü beni, sonra eve götürdü.

Her ne kadar derdimi anlatıysam da, “sana mı kaldı lan?” deyip, üç gün boyunca dövdü. Üç günün sonunda görünme gözüme deyip bıraktı. Bir süre okuldan eve gelip odama kapandım. Yemeği bile odamda yedim.

Sami’nin durumu daha beter. Babası evden kovmuş. İki gün parkta yatmış. Sonra annesi yalvar yakar babasını ikna etmiş de, öyle eve dönmüş.

Yani mesele şu ki, dünya gerçekten adaletsiz bir yer. Birileri reklam olsun diye, salonlarda sosyal sorumluluklarını yerine getirsinler. Neyin sorumluluğuymuş hala çözemedim. Biz ise hayatın içinden, tam ortasından bir sorun için, bir şeyler yapmak isteyelim sonu dayak olsun.

İşte o dayak bana dünyayı değiştirme sorumluluğunu dayattı.

Ali Doğan Karacık

Yazar: Editor
2013-05-01 08:49:31

Güneşin Çocuklarıydılar 

 

1886'da, de ki zamansız bir mesaide

Dünyanın öteki ucunda da biz köleler

Yani paryalar, vaktiyle işe koyulan köyler, şekerkamışı tarlalarında

Bozkırın mujikleri işte orada kanını gömleğine silenler

     Heyhat, İşbirlikçiydi demiryolu ve işçileri elleri demir sopalı, tüfeği winchester

Ama bir kavim topraktan doğar gibi sesiz sedasız inip sokaklardan

Hani zinciri kayıptan saymayanlar

Meydanlardan mezarlıklara

Altı iş gününe ve gün on iki saate

Çalışmaya değil sade, bildiğin göz göre göre ölmeye karşı iş bırakmıştık;

Bir ben, bir makineci, bir madenci, bir kürek mahkûmu, bir demirci

Fabrika dumanı, çamurlu sokaklar, aç doğan çocuklar

Keşke yalnızca yoksul olsaydık, diyen liman işçileri

Nedir çıplak yumrukla dövüşmek?
1 Mayıs'tı…
Kolay olmaz aç sınıfa hakikatte tok olduğunu izah etmek.
Kanlı akşamlardı, güneşin kızıl saatlerinde

Günü işçiler ter, kadınlar gözyaşı, zulmün kalesi kan ile yıkardı.
Üç kez daha doğunca güneş sonra
Bir pusu fabrikasında akbaba grev kırıcılar -ki anneleri

Beddua ettiler kendi kendilerine doğurunca öylece sefil bir zürriyeti
Ve öldürülünce dört işçi

Biri bendim, beriki taşçı, diğeri matbaa işçisi

Ötekisi adı bile anılmayan bir zeytin tanesi…

Tarih öylece mi yazar kendi gölgesinden doğan devleri

Veya tek göz evlerin, tütemeyen bacaların, iki lokmanın ağıtını?


Ben uyurken, tay büyürken, ekinler göverirken Taksim’de,

Bir ölüm yokuşu, kanlı pazarda bir panzer,

Masum değildir büyük şehirlerin otel odaları

Sonra resmiyetin silah sesleri,

Onlar güneşin çocuklarıydı, gördüler linçi, sıcak namlularda buz gibi mermileri

Ahmet Aleksandro Ali Fuat Bayram Beyhan Dilan Hacer Hamdi Hasan Hatice Jale Kadir Sibel Ziya…

Daha sürgün veren ne çok Filiz vardı,

Ama gün gözünde, kan izinde ömrümüzle su duruldu

Tam da tunç devrinden geçerken taç çatladı gök yarıldı

Yaralı Diz’de Siyular da kırık oklar, donmuş parmaklarla not düşmüştü tarihe,

Bir ulusun direnci ilk orada kırıldı…

1 Mayıs Marşını Dinlemek İçin Tıklayınız. 

Yazar: Editor
2013-04-10 18:54:45

Dizi

Şimdi güzel bir şeyden bahsedeceğim,

hep olumsuz hep tatsız konular, 

can sıkıcı oluyor bre.

Daha tatlı bir konuya dalalım: Dizilere...

Diziler deyince, bir tek diziden bahsedeceğim şimdi: Friends'ten.

1994-2004 yılları arası 10 sezon yaklaşık 250 bölümden müteşekkil güzel mi güzel, eğlenceli mi eğlenceli, hisli mi hisli bir etkinlik.

Bir tür arkadaşlık destanı, dostluk abidesi, insan ilişkilerinin evrenselliğinin göstergesi...

Nasıl ki İnce Memed'i ömrüm oldukça okuyacaksam tekrar tekrar, Friends'i de izlemeye devam edeceğim. DigiTurk üyeliğim Friends'in yayınlanmasına hürmetendir. 

Şöyle bir özet vereyim Viki'den:

"New York'ta yaşayan 20'li yaşlardaki üçü kadın, üçü erkek, altı kişilik bir arkadaş grubunun yaşamları ile ilgilidir. Çekimleri 10 yıl süren dizinin karakterleri gerçek hayatta olduğu şekilde dizide de aynı oranda yaşlandırılmışlardır."

Daha fazla ayrıntı vermeyeyim de tadı kaçmasın dostlar...

Bir de Ekşi'den minik bir alıntı yapıp noktalayayım:

"Her şey zamanında güzeldir ve her şeyin bir ilki vardır diye düşünürsek, komedinin tanrısıdır bu dizi başladığı yıla göre. hem keskin esprili ve güldürme garantili sitcom olması, hem doğal komiklik barındırması, hem efsane karakterlere sahip olması, hem hayat dersi vermesi, hem de anti-depresan özelliği taşıması günümüzde bile becerilemeyen bir kombinasyondur gerçi. Seviyorum…"

Friends,

İzlemediyseniz şanslısınız, bu manada sizi nefis bir ziyafet bekliyor demektir. 

Bulunuz izleyiniz, önerdiğim için bana sonra teşekkür ediniz; )) 

 

 

Yazar: Editor
2013-03-21 06:37:11

Şimdi de dilbilgisiyle ilgili birkaç bilgi paylaşalım. Şöyle:

Türkçe Dilbilgisi

 

Genel Uyarılar

 

1. Kökün türü sorulduğunda, sözcüğü isim veya fiil diye inceleriz. Örnek: Kira-cı > Kökün türü: İsim //Yaz-ar-lar> Kökün türü: Fiil.

2. İsimler varlık, nesne, kavram bildirir. Örnek: Kedi: Varlık, Kundura: Nesne (insanoğlunun yaptığı her şey nesnedir.) Mutluluk: Kavram.

3. Fiiller varlık, nesne, kavramlar arasındaki hareketi sağlar: al-, sat-, gel-, git-, sev-, yaz, bul- gibi...

4. Fiiller bir anlamda, işçi sözcüklerdir.

5. Sözcüğün türü veya görevi sorulduğunda onu isim, sıfat, zarf, zamir, edat, bağlaç, ünlem diye inceleriz.

6. Sözcük (güzel, çok, hızlı…) isme yönelirse SIFAT görevi üstlenir. Aynı sözcükler fiile, fiilimsiye, sıfata veya zarfa yönelirse ZARF görevi üstlenir. Örnek: Güzel gol: sıfat // Güzel görünüyor: Zarf // Güzelmiş: Çekim eki aldı ve güzel sözcüğü adlaştı.

7. Sözcüğün yapısı sorulduğunda onu basit, bileşik, türemiş diye inceleriz. Örnek: Yalancı: Türemiş // Çalışmalıydınız: Basit // Okuyabildik: Bileşik

8. Basit sözcük: Yapım eki almaz. Çekim eki alabilir.

9. Türemiş sözcük: Yapım eki alıp anlam, tür, görev veya yapı değiştirir.

10. Bileşik sözcük: En az iki sözcüğün kalıplaşmasıyla oluşur.

11. Fiilimsiler artık çekimli fiil değildir. Onlar; ya isimdir, ya sıfattır, ya zarftır. Örnek: Gezmek (isimfiil)- Gezen adam (sıfatfiil) - Gzerek gidelim. (zarffiil)

12. Fiilimsiler isim, sıfat veya zarf GÖREVLİ; ancak fiil ANLAMLI sözcüklerdir.

13. Fiilimsiler türemiş sözcüklerdir (fiilden türemiş isim).

14. Bileşik yapıyla bileşik zaman karıştırılmamalı. Bileşik yapıda iki sözcük kaynaşır, bileşik zamanda ise iki kip. Örnek: Çalışabildik: Bileşik yapı, çalış- ve bil- sözcükleri kaynaşmıştır. // Çalışlıyordum: Bileşik zaman, -yor ve idi kalıplaşmıştır.

15. Bileşik zamanlı fiile bileşik çekimli fiil de denir.

16. Bileşik zaman şöyle kalıplaşır; Fiil+kip+idi+kişi eki imiş ise...

17. „idi-imiş-ise‟ birer ekfiildir.

18. Ekfiilin diğer işlevi ismi yüklemleştirmektir. Örnek: Akdeniz'in en güçlü takımı Adanaspor'dur. (Buradaki -dur eki ismi yüklemleştiren bir geniş zamman ekfiilidir.)

19. Basit sözcük ile yalın isim karıştırılmamalı. Basit sözcük yapım eki almaz, yalın isim hal eki almaz.

Bilgilerin devamı için aşağıdaki bağlantıları tıklayınız.

http://www.kaplanpenche.org/yazi/destek_bilgiler_2 

http://www.kaplanpenche.org/yazi/destek_bilgiler_3 

http://www.kaplanpenche.org/yazi/destek_bilgiler_4

Yazar: Editor
2013-03-20 10:57:31

Bağdaşıklık / Bağlaşıklık / Bağdaştırma / Bağlam

1. Bir tamlamada, cümlede, paragrafta öğelerin dilbilgisi kurallarına göre yan yana getirilmesine “Bağlaşıklık” denir.

*Eski otobüs, kasabanın meydanına öksüre öksüre girdi.

Sıfat tamlaması, isim tamlaması, ikileme; özne, dolaylı tümleç, zarf tümleci, yüklem; kurallı cümle, olumlu cümle, fiil cümlesi, bileşik cümle…

2. Anlam bağlantılarına (ilişkilerine) “Bağdaşıklık” denir.

Burada yorumlar yapılır.

*Şehrin kalbine hüzünlü yağmurlar dokunuyordu.

Eğretileme, kişileştirme, mecaz…

3. Sözcüklerin yeni bir anlam ifade etmek için yan yana gelerek oluşturdukları öbeklere “Bağdaştırma” denir.

Alışılmış B.-Alışılmamış B.                                             

Nesnel- Öznel

Düz-Mecazlı

Yalın-Hayali

Süssüz -Süslü, imgesel

Doğal - Kurgusal

Sıradan- Sanatlı

Tanıdık-Özgün

*Karanlık gece - *Yorgun gece

*Susuz bahçeler – *Dilsiz bahçeler

4. Sözcük, öbek veya cümlelerin metinde bulunduğu yere bağlı olarak farklı anlamlar kazanmasına “Bağlam” denir.

Temel, yan mecaz, deyimsel, terimsel anlam…

*Ağır laflar. *Ağır çanta. *Ağır adam. *Ağır karar. *Ağır gece.

*Temiz gömlek. *Temiz iş. *Temize çıkmak. *Borcu temizlemek. *Temiz sayfa.

Yazar: htabakan
2013-03-20 08:42:45

101. Ana düşünce tektir, yardımcı düşünce birden fazla olabilir.

102. Tümdengelim yönteminde konu ve ana düşünce baştadır.

103. Tümevarım da ise ana düşünce sondadır.

104. Yardımcı düşünceler okuru ana düşünceye götüren basamaklar gibidir.

 

105. Anlamdaşlarını da kullanın

 

Zamir=Adıl

Sıfat=Önad

Edat=İlgeç

Zarf=Belirteç

Cümle=Tümce

Fiilimsi=Eylemsi

İsimfiil=Adeylem=Mastar

Sıfatfiil=Ortaç

Zarffiil=Ulaç=Bağfiil=Bağeylem

Yönelme hali=Yaklaşma hali

Ayrılma hali=Çıkma hali

Ekfiil=Ekeylem

Cümle= Tümce

106. Konu ile ana düşünce de karıştırılmamalı. Konu =Konuşulan (Kıssa) Ana düşünce =vurgulanan (Hisse)

107. Özne-yüklem ilişkisine göre çatı; etken, edilgen, dönüşlü, işteş.

108. Etken: İşi yapan yani özne bellidir.

109. Edilgen: İşi yapan yani özne belli değildir. Yüklem –l veya –n ekini alır. Daima türemiş bir fiildir.

110. Dönüşlü: Özne yaptığı işten etkilenir. Yüklem –l veya –n ekini alır. Daima türemiş bir fiildir.

 

111. İşteş: Birlikte veya karşılıklı yapma anlamı vardır. Yüklem –ış, -iş ekini alır. Daima türemiş bir fiildir.

112. Nesne-yüklem ilişkisine göre çatı; geçişli, geçişsiz, ettirgen, oldurgan.

113. Geçişli: Nesnesi olan fiildir. “Neyi, kimi?” sorularına yanıt verir.

114. Kılış fiilleri daima geçişlidir.

115. Geçişsiz: Nesne almaz.

116. Oluş ve durum fiilleri nesne almaz, yani geçişsizdir.

117. Oldurgan: Geçişsiz fiil, ek alır geçişli olur.

118. Ettirgen: Geçişli fiil, ek alır; bir işi yapmaz, başkasına yaptırır.

119. Yüklemin türüne göre cümle: İsim cümlesi/fiil cümlesi/

120. Yüklemin yerine göre cümle: Devrik cümle/kurallı cümle/eksiltili cümle

121. Anlamına göre cümle: Olumlu c./ olumsuz c./soru c.

122. Yapısına göre cümle: Basit c./bileşik c./sıralı c.

123. Arasöz; yargı içermez, açıkladığı bir öğenin bir parçasıdır, “yani” vurgusu içerir.

124. Aracümle: Yargı birimidir, cümle dışı unsurdur “ki” vurgusu içerir.

Bu romanı, Yalnızlık Limanları‟nı, oku. (Arasöz)

Bu roman, okuyunca sen de hak vereceksin, eşsiz bir eser.

(Aracümle)

125. “Arasöz” yeni bir öğe değildir, açıkladığı öğenin bir parçasıdır.

126. “Aracümle” cümle dışı öğedir.

127. “Nene” bağlacı olumsuzluk bildirir. Bu durumda yüklemin de olumsuz kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar.

128. Küçültme adlarıyla küçültme sıfatları karıştırılmamalı.

129. Herhangi bir belgisiz sözcük veya işaret sözcüğü çekim eki alırsa zamirdir, bir isme yönelirse sıfattır.

130. İçeri, dışarı, yukarı gibi kalıplaşmış yer-yön zarfları hiçbir ek almadan fiile giderse zarftır. Ek alırsa adlaşır. İsme yönelirse sıfat olur.

131. Edat, öbekleştiği sözcüğün bir parçası olur, bir öğeye dönüşür. Bağlaç cümle dışı öğe olarak kalabilir, öbekleşmek zorunda değildir.

132. Edat öbekleri cümlede isim, sıfat veya zarf görevi üstlenebilir:

 

Edat öbeği+isim=Sıfat

Edat öbeği+fiil=Zarf

133. Cümlede biçimsel olarak kullanılmayan özneyi seçeneklerde arayamayız.

134. Özne insana ve çoğulsa yüklem –lar / -ler‟i isterse kullanılır, istemezse kullanmaz.

135. İnsan dışındaki “şeyler” çoğul özneyse yüklem daima tekildir.

(kişileştirme sanatı söz konusuysa yüklemde –lar/-ler kullanılmayabilir)

136. Basit cümle: Tek yargı içerir.

137. Bileşik cümle: Yüklemin dışında bir fiil ya da fiilimsi içerir.

138. Girişik bileşik cümle: Fiilimsi içerir.

139. İç içe bileşik cümle: Dedi, diyor, der gibi bir yükleme bağlanır.

140. Koşullu bileşik cümle: -sa, -se içeren bir fiil ile bir başka yükleme bağlanır.

141. Sıralı cümle: En az iki yargı (yüklem) içerir.

142. Paragrafa kişisel görüşler dayatılmamalı. Paragrafa göre düşünülmeli.

143. “...hangisine değinilmemiştir?”(metne bağlılık)

 

“...hangisi çıkarılamaz?” (yorum) ifadesiyle biten paragraf sorularının farklı yaklaşımlarla çözülmesi gerektiğine dikkat etmek gerekir.

144. Örnekler, karşılaştırmalar, benzetmeler birer yardımcı düşüncedir ve okuru ana düşünceye taşır.

145. Paragraf tamamlama sorularında öncelikle anlam ilişkisi kurulacak önceki ve sonraki cümleye bakılır. Sonra paragraftaki anlama bakılır.

146. Yanıtın paragrafta olduğu unutulmamalı.

147. Akışı bozan cümleyi bulmak için paragraftaki yargılara tek tek “Ne anlatılıyor?” sorusu

yöneltilmeli, farklı yanıt akışı bozan cümleyi verir.

148. Aynı yöntem, ikinci paragrafı oluşturan yargıyı bulmak için de kullanılır.

149. Eklerin de (sözcükler gibi) kullanıldığı yere göre farklı anlam ve işlevleri vardır. Bu yüzden ezbere değil cümleye bakmak gerekir.

150. “Edat” konusu “cümlede anlam”dan bağımsız düşünülmemeli.

151. Özellikle paragraf sorularında gerekenin sabır ve dikkat olduğu, bilginin belirleyici olmadığı unutulmamalıdır.

152. Bir cümlede soru zamiri, sıfatı, zarfı ya da edatı kullanılmasıyla, soru anlamının zamir, sıfat, zarf veya edatla sağlanması birbirinden farklıdır.

153. Sıfatfiiller sıkça çekim eki alır ve adlaşır. Bu kullanımlara dikkat etmek gerekir. Sevdiğini söylüyor. Gideceğini biliyorum. Bilenler anlatır. Anlatacaklarım var…

154. Soru anlamının sıfat, zarf, zamir, ya da edatla sağlanması ile sorunun özneyi, nesneyi, dolaylı tümleci, zarf tümlecini veya yüklemi buldurmaya yönelik olması farklıdır.

155. Edat öbekleri, isim tamlamaları, sıfat tamlamaları zarf tümleci görevi üstlenebilir.

156. Yükleme yakın olan anlamca vurgulanan öğedir.

157. “Sözcüğün tanımı, anlamı ve görevi” kavramları birbirinden farklı değerlendirilebilir.

158. “mi” soru edatı hangi öğeden sonra geliyorsa o soruluyor demektir.

159. Ol- yardımcı eylemi; durum ve oluş fiilleri nesne alamaz, yani geçişsizdir.

160. İsim cümlelerinde çatı özelliği aranmaz.

161. Yanıt “evet” veya “hayır” ise soru anlamı edatla sağlanmıştır.

162. Fiillerde durum özelliği aranmaz.

163. “misoru edatı hangi anlamda kullanılırsa kullanılsın ayrı yazılır.

164. Kurallı bileşik sıfat, birden fazla sıfat, sıfat öbeği, bileşik sıfat birbirlerinden farklı kavramlardır.

165. 1. Tip Kurallı bileşik sıfat: Bir sıfat tamlaması veya takısız ad tamlaması –lı,-li, -sız, -siz eklerinden birini alıp ismi tamlarsa kurallı bileşik sıfat oluşur (kibar görünüş, -lü akini alır, ismi tamlar> kibar görünüş-lü kadın).

166. 2. Tip Kurallı bileşik sıfat: Tamlayanla tamlanan yer değiştirir, başa geçen isim 3.tekil kişi iyelik ekini alır (açık kapı> kapısı açık ev).

167. Kurallıdır, çünkü ek almak zorundadır; bileşiktir, çünkü iki sözcükten oluşur; sıfattır, çünkü ismi tamamlar.

168. Takısız ad tamlaması ile sıfat tamlaması karıştırılmamalı. Takısız ad tamlaması bir varlığın neye benzediğini veya neyden yapıldığını bildirir; sıfat tamlaması ise nasıl olduğunu (Tahta kaşık –

neyden yapıldığı / pamuk eller – neye benzediği / iyi insan – nasıl olduğu).

169. Özne ne, kim, kimler gibi sorulara cevap verir.

170. Nesne ne, neyi, kimi, nereyi, kimleri gibi sorulara cevap verir.

171. Cümleye yöneltilen ilk “ne?” sorusu öznenindir.

172. Dolaylı tümleç yönelme, bulunma ve ayrılma bildirir; neye, neyde, neyden, kime, kimde, kimden gibi sorulara cevap verir.

173. Zarf tümleci zaman, durum, yönelme, amaç, neden, aşama, koşul, miktar bildirir; neden, ne zaman, nasıl, ne kadar gibi sorulara cevap verir.

174. Cümlenin öğelerine ilişkin tüm sorular yükleme yöneltilir.

175. İleri, geri, yukarı, aşağı, içeri, dışarı gibi yer yön sözcükleri hiçbir ek almadan isme yönelirse sıfattır, çekim eki alırsa adlaşır, hiçbir ek almadan yükleme yönelirse zarftır.

176. Sesteş sözcük ile kökteş sözcük karıştırılmamalı:

177. Sesteşlikte sözcükler arasında anlam ilişkisi yoktur (taş, taşmak).

178. Kökteşlikte yani ortak kökte ise temelde bir anlam birliği vardır (kuru, kurumak).

179. Çokanlamlılık ile sesteşlik karıştırılmamalı:

180. Çokanlamlılıkta bir sözcüğün yan ve mecaz anlam yoluyla yeni yeni anlamlar kazanması söz konusudur.

181. Devrik cümle anlatım bozukluğu yapmaz.

182. İsim tamlamasında tamlayanla tamlanan yer değiştirebilir, anlatım bozukluğu yapmaz.

183. Zincirleme isim tamlamasıyla tamlananı veya tamlananı ortak isim tamlaması karıştırılmamalı.

184. Zincirleme isim tamlamasında en az üç isim ayrı varlıkları vurgulayarak öbekleşir (ev kirasının miktarı –ZİT / ev ve dükkân kirası – tamlanan ortak).

185. Kendi dönüşlülük zamiri, anlamı pekiştirmek için kullanıldığında anlatım bozukluğu yapmaz.

186. –ma –me olumsuzluk ekini, –y- kaynaştırma harfi –mı –mi‟ye dönüştüremez (yazmıyor – doğru / yazmıyacak – yanlış).

187. Yalnız, ancak, bir, tek, bir tek sözcükleri sadece anlamındaysa edattır.

188. Yalnız ve ancak sözcükleri ama anlamındaysa bağlaçtır.

189. Yalnız sözcüğü isme yönelirse sıfattır.

190. Yalnız sözcüğü fiile yönelirse zarftır.

191. İle sözcüğü “ve” anlamında kullanılıyorsa bağlaçtır.

192. İle sözcüğü durum, araç, birliktelik, neden bildiriyorsa edattır.

193. Zamirler, isimlerin tüm görevlerini üstlenebilir: Tamlama

kurar, özne, yüklem, nesne, dolaylı tümleç olur.

194. Zamir, yapım eki alıp görev değiştirebilir.

195. “ya… ya” bağlacı tercih bildirir, kesinlik zarfı gibi kullanılması yanlıştır.

196. “ki” bağlacı olumlu cümle sonunda vurgu amacıyla kullanılması yanlıştır ( okudum ki – yanlış / okumadım ki – doğru).

197. İlgi zamiri –inki biçiminde kalıplaşır ve sadece belirtili isim tamlamasında, tamlanan sözcük yerine kullanılır.

198. –deki biçiminde kalıplaşan ise sıfat yapan –ki‟dir. Her zaman tamlayandadır.

199. Zaman bildiren sözcükler “ne?” sorusuna cevap veriyorsa isimdir, “ne zaman?” sorusuna cevap veriyorsa zarftır.

200. –sa -se koşul kipidir, dilek anlamında da kullanılır. Dilek anlamında kullanılırken ad değiştirmez ( Yağmur yağsa… / Burada –sa kipi dilek anlamındadır, ama dilek kipi değildir.)

Yazar: htabakan
2013-03-20 07:11:23

Türkçe Dilbilgisi

Genel Uyarılar

1. Kökün türü sorulduğunda, sözcüğü isim veya fiil diye inceleriz.

2. İsimler varlık, nesne, kavram bildirir.

3. Fiiller varlık, nesne, kavramlar arasındaki hareketi sağlar.

4. Fiiller bir anlamda, işçi sözcüklerdir.

5. Sözcüğün türü veya görevi sorulduğunda onu isim, sıfat, zarf, zamir, edat, bağlaç, ünlem diye inceleriz.

6. Sözcük (güzel, çok, hızlı…) isme yönelirse SIFAT görevi üstlenir. Aynı sözcükler fiile, fiilimsiye, sıfata veya zarfa yönelirse ZARF görevi üstlenir.

7. Sözcüğün yapısı sorulduğunda onu basit, bileşik, türemiş diye inceleriz.

8. Basit sözcük: Yapım eki almaz. Çekim eki alabilir.

9. Türemiş sözcük: Yapım eki alıp anlam, tür, görev veya yapı değiştirir.

10. Bileşik sözcük: En az iki sözcüğün kalıplaşmasıyla oluşur.

11. Fiilimsiler artık çekimli fiil değildir. Onlar; ya isimdir, ya sıfattır, ya zarftır.

12. Fiilimsiler isim, sıfat veya zarf GÖREVLİ; ancak fiil ANLAMLI sözcüklerdir.

13. Fiilimsiler türemiş sözcüklerdir (fiilden türemiş isim).

14. Bileşik yapıyla bileşik zaman karıştırılmamalı. Bileşik yapıda iki

sözcük kaynaşır, bileşik zamanda ise iki kip.

15. Bileşik zamanlı fiile bileşik çekimli fiil de denir.

16. Bileşik zaman şöyle kalıplaşır; Fiil+kip+idi+kişi eki imiş ise

17. „idi-imiş-ise‟ birer ekfiildir.

18. Ekfiilin diğer işlevi ismi yüklemleştirmektir.

19. Basit sözcük ile yalın isim karıştırılmamalı. Basit sözcük yapım eki almaz, yalın isim hal eki almaz.

20. Her ikisi de yüklemde görülen şahıs ekleriyle geniş zaman ekfiili karıştırılmamalı.

21. Fiile gelip Ben-Sen-O-Biz-Siz anlamı veren şahıs ekidir.

22. İsme gelip Ben-Sen-O-Biz-Siz anlamı veren, geniş zaman ekfiilidir.

23. Ek, işlevine göre sorulduğunda önce onu yapım eki veya çekim eki diye inceleriz. Gerekirse soruyu alt başlıklarda da (ne tür yapım eki, ne tür çekim eki, diye) inceleyebiliriz.

24. İyelik 3.t. kişi eki “–ı –i –u –ü” ile belirtme hali eki “–ı –i –u –ü” karıştırılmamalı.

25. İyelik eki kimin, neyin; belirtme hali kimi, neyi sorularına cevap verir.

26. Bileşik sözcüklerin bitişik yazımında anlam kayması, ses olayları, tür değişikliği etkilidir.

27. İsim+Yardımcı eylem biçiminde oluşan bileşik fiillerde ses olayı (ünlü düşmesi-ünsüz türemesi) varsa bunlar bitişik yazılır.

28. İçinde “bir” sözcüğü olan dil birimlerinde “bir” sözcüğünü asıl sayı sıfatı olarak kullanıp iki, üç diye çoğaltabiliyorsak onları ayrı yazmalıyız, değilse bitişik yazmalıyız (bir gün, iki gün; birkaç, hiçbir).

29. Ünsüz yumuşaması ile ünsüz benzeşmesi karıştırılmamalı. (gidiyor / gitti)

30. Ünsüz yumuşamasında sözcük eke uyar, ünsüz benzeşmesindeyse ek sözcüğe uyar.

31. “Ben –Sen –O Biz – Siz –Onlar ve Kendi” sözcükleri dışında kişi zamiri yoktur. Diğer zamirler insanı anlatsa da kişi zamiri olamaz.

32. Amaç-sonuçta gelecek zaman vurgusu vardır; bir eylem gerçekleşmiştir, diğer eylem gerçekleşecektir. (İş aramak için gitti. / İş bulup bulmadığını bilmiyoruz.)

33. Neden-Sonuçta geçmiş zaman vurgusu vardır ve her iki eylem de gerçekleşmiştir. ( Spor yaptığı için zayıfladır. / Yapmak ve zayıflamak eylemleri gerçekleşmiştir.)

34. Yakınma: Genel bir hoşnutsuzluğu dile getirme.

35. Sitem: Hoşnutsuzluğu kişinin yüzüne söyleme.

36. Pişmanlık: Yaptım üzgünüm, keşke yapmasaydım.

37. Hayıflanma: Yapmadım, üzgünüm. Keşke yapsaydım.

38. Fiilimsiler yüklemin türüne göre isim cümlesi yapar.

39. Fiilimsi içeren özne-nesne-dolaylı tümleç veya zarf tümleci aynı zamanda yan cümleciktir.

40. Böyle cümleler yapısına göre girişik bileşiktir.

41. Sıfat tamlamaları birer isim öbeğidir.

42. Sıfat tamlamasında tamlayanla tamlanan yer değiştirirse, sıfat adlaşır.

43. Çekim eki alan sıfat adlaşır.

44. Deyimler sözcük öbeğidir, yargı bildirmez, öğüt vermez, özel anlamlıdır.

45. Atasözleri birer cümledir, öğüt verir, genel anlamlıdır.

46. Deyimler kalıplaşmış ve yaygınlaşmış sözlerdir.

47. Kalıplaşma: Sözlerin değişmemesi.

48. Yaygınlaşma: Her yerde aynı anlamda kullanılması.

49. Yan anlam ile mecaz anlam karıştırılmamalı (Tahtayı temizlemek, borçları temizlemek…).

50. Yan anlamda sözcük hala somuttur, mecazda ise soyutlaşmıştır.

51. Ad aktarmasında benzetme amacı güdülmez! (Usta kalemlerimiz var.)

52. Deyim aktarmasında benzetme amacı vardır. (Kaş değil kalem.)

53. Olumsuzluk ile karşıtlık karıştırılmamalı. ( gitti-gitmedi / iyi-kötü)

54. Sözde soru cümlesinde “biçimce olumlu anlamca olumsuz” “biçimce

olumsuz anlamca olumlu” cümle özelliği de görülür.

55. Açıklayıcı Anlatım: BİLGİ, nesnellik

56. Tartışmacı Anlatım: GÖRÜŞ, öznellik

57. Öyküleyici Anlatım: OLAY, neden-sonuç

58. Betimleyici Anlatım: İZLENİM, gözlem

59. Yüklem olan her fiil çekimli fiildir.

60. Çekimli fiil; Fiil+kip+kişi eki biçiminde kalıplaşır. Bazen kip ve kişi eki de düşer.

61. Kipte anlam kayması anlatım bozukluğu yapmaz.

62. Yansıma sözcükler birer isim köküdür, bunlardan yeni isimler veya fiiller türetilebilir, ikilemeler kurulabilir.

63. Seslenme sözcükleri, öbekleri cümle dışı öğedir.

64. Tüm sözcükler, tamlamalar, öbekler, varlıklar, nesneler, kavramlar özne olabilir.

65. Gizli özne ile gerçek özne aynı gruptadır.

66. Sözde özne, dediğimiz aslında nesnedir.

67. Örtülü özne, bir sözcükle öbekleşip tümlece dönüşmüş olan öğedir.

68. Özne fiil cümlesinde işi yapandır.

69. İsim cümlesinde özne yargıyla ilgili olandır.

70. Edilgen-Geçişsiz fillerde özne aranmaz.

71. Özne daima yalındır, hal eki alırsa dolay tümleç veya nesne olur.

72. Sıfat da daima yalındır.

73. Pekiştirilmiş sözcükler bitişik; ikilemeler ayrı yazılır.

74. Birtakım sözcüğü bazı anlamındaysa bitişik yazılır.

75. Bugün sözcüğü bir tarihi vurguluyorsa ayrı yazılır.

76. Art arda, terk etmek, fark etmek, farz etmek, her şey… hep ayrı yazılır.

77. Şey sözcüğü her zaman ayrı yazılır. (Şey sözcüğü belgisiz zamir olarak anılır.)

78. “ki” üzerine bir ek alabiliyorsa ektir, alamıyorsa bağlaçtır.

79. “da, de” bağlacının ta, te biçimleri yoktur.

80. Kurallı bileşik fiiller (yeterlik, sürerlik, tezlik, yaklaşma) bitişik yazılır.

81. Anlatım biçimleri, düşünceyi geliştirme yöntemlerini içerir.

82. Düşünceyi geliştirme yöntemleri (yolları): Tanımlama, benzetme, karşılaştırma, örnekleme, kişileştirme, tanık gösterme, sayısal verilerden yararlanma…

83. Anlatım özellikleri

84. Duruluk: Gereksiz sözcük kullanmama.

85. Yalınlık-sadelik: Yabancı sözcüklere, söz sanatlarına yer vermeme.

86. Evrensellik: Tüm insanlara seslenebilme.

87. Yerellik: Belli bir bölgeye ait olanı anlatma

88. Kalıcılık: Yüzyıllarca okunabilme.

89. Özlülük: Az sözcükle çok anlam.(atasözleri)

90. Yoğunluk: Özlülükte derin anlam içerme (şiirler, felsefi cümleler.)

91. Özgünlük: Farklı olma, kendine has olma, kimselere benzememe.

92. Nesnellik: Kanıtlanabilir olma, yorum yapmama.

93. Öznellik: Görüş bildirme.

94. Akıcılık: Kolayca okuma

95. Açıklık: Kolayca anlama

96. Bir paragraf yöneltilen

97. Ne anlatıyor? Sorusu konuyu,

98. Neden anlatılıyor? Sorusu ana düşünceyi

99. Nasıl anlatılıyor? Sorusu üslubu verir.

100. Ana düşünce ile yardımcı düşünceler karıştırılmamalı.

Yazar: htabakan
2013-03-20 06:31:57

Şöyle bir katkımız olsun sınav eşiğinde sevgili öğrenciler:

Anlatım Bozuklukları

Birkaç Genel Uyarı

1.         Gereksiz sözcük kullanmak “duruluğu” bozar.

2.         Gereksiz sözcük, cümlede anlamdaşı olan sözcüktür.

3.         Bu, “cümleden çıkarıldığında anlam değiştirmeyen sözcük” ifadesiyle de sorulabilir.

            Örnek: Adanaspor'a dair yeni projeler için teklif ve önerilerinizi bekliyoruz. (teklif®gereksiz)

            Örnek: Aylin’i aradım ve onu uyardım. (‘onu’ cümleden çıkarılabilir.)

4.         Yardımcı eylemin gereksiz kullanılması da “duruluk” kavramıyla ilgilidir.

5.         Yerine bir ek kullanılabiliyorsa yardımcı eylem gereksizdir.

Örnek: Anlatmış olduğum bu şike olayı gerçektir. (Anlattığım…olacak)

6.         Gereksiz” bir sözcüğü bulmak, öğrencinin (kişinin) genel birikimiyle ilgilidir. Burada belirleyici olan, “öğrencinin belleğindeki sözlüktür” ve sözcüklerin burada nasıl tanımlandığıdır.

7.         Aynı durum “sözcüğün yanlış anlamda kullanılması”nda da söz konusudur. Yanlış, eksik bilgiler (bu anlamda) sorun yaratır.

            Örnek: Memurun aylık kazancı mutfak masraflarına bile yetmiyor. (“kazanç” değil “gelir”.)

8.         Kendi” dönüşlülük zamiri anlamı pekiştirmek için özne veya nesneyle öbekleşir. Bu durumda anlatım bozukluğu yapmaz.

Örnek: Bu resmi ben kendim yaptım.(Doğru bir cümle!)

9.         Öznenin veya tamlayan sözcüğün kullanılması “duruluğu” bozmaz.

Örnek: Ben bu sorunun cevabını biliyorum.

Senin evin nerede? (Doğru bir cümle!)

10.       Kipte anlam kayması anlatım bozukluğuna yol açmaz.

ÖrnekSermayenin işi futbolla ne zaman bitiyor? (Doğru bir cümle!)

11.       Devrik cümle anlatım bozukluğunun bir nedeni değildir.

12.       “Sözcüğün yanlış anlamda kullanılması”, “sözcüğün yanlış yerde kullanılması”, “anlamca çelişen sözcüklerin aynı cümlede kullanılması” açıklık kavramıyla ilgilidir.

            Örnek: Polisin görevi huzuru sağlamakla sınırlıdır. (Görev değil yetki: Yanlış anlam.)

Hiçbir yardım isteyebileceği yakını yoktu. (Yanlış yer: …hiçbir yakını…)

Beni mutlaka aramış olabilir. (Anlam çelişkisi)

13.       Bir cümleden farklı farklı anlamlar çıkarılabiliyorsa o cümle “açık” değildir. Dolayısıyla, “açık cümlede” anlam tektir ve nettir.

14.       Sözcüğün yanlış anlamda kullanılması, “yazılışı” veya “anlamı” birbirine benzeyen sözcüklerin birbirleriyle karıştırılmasından kaynaklanır.

Örnek: Düşünce silahtan daha etkindir. (“etkilidir” olacak.)

15.       Sözcüğün yanlış yerde kullanılması görev belirsizliğine yol açar. (sıfat-zarf) Bu durum da anlam bulanıklığının nedenidir.

            Örnek: Barlar su gibi biraların içildiği yerlerdir. (su gibi içmek…)

16.       Yanlış yapılandırmada sözcüğün gereksiz veya yanlış bir ek alması söz konusudur.

            Örnek: Kentimizi çirkinletmeye kimsenin hakkı yok. (çirkinleştirmeye…)

17.       Sıfat tamlamaları veya isim tamlamaları ortak tamlananla ya da ortak tamlayanla kullanılabilir. Ancak bir isim tamlamasıyla bir sıfat tamlamasını bu şekilde birleştiremeyiz.

            Örnek: Bu bölgede Akdeniz ve karasal iklim özellikleri görülür. (…Akdeniz iklimi ve karasal iklim…)

18.       Tamlayanı nicelik bildiren sıfat tamlamalarında tamlanan –lar –ler ekini kullanamaz.

            Örnek: Onca yaraların ardından yeni bir aşk yaratamazsın. (onca yara…)

19.       Nicelik bildiren sıfat tamlamaları özneyken yüklem de –lar –ler’i kullanamaz. (Buna özne-yüklem uyuşmazlığı denir.)

            Örnek: İki kafadar işleri yarım bırakıp Adanaspor maçına gitmişler.

20.       Belirtili isim tamlaması, çokluktan parça bildiriyorsa tamlayan eki –ın –in yerine   -dan –den kullanılabilir. Böyle bir durum yoksa kullanılmaz.

Örnek: Evlerin ikisi kiralandı.®Evlerden ikisi kiralandı. (Doğru)

Evlerin hepsi kiralandı.®Evlerden hepsi kiralandı. (yanlış)

21.       Sözcük düzeyinde anlatım bozukluklarında genel kültürün, cümle düzeyinde anlatım bozukluklarında ise dilbilgisinin önemli olduğu unutulmamalıdır.

22.       Cümle düzeyinde anlatım bozukluklarında örnekler birbirine benzer. Buradaki neden-sonuç ilişkisi hemen hemen aynıdır. Bu yüzden sorunu saptamak ve soruyu çözmek daha kolaydır.

            Örnek: Odana gir ve çıkma.(odandan) / Eve gitti, henüz dönmedi. (evden)

23.       Kurallı bileşik fiillerin kendine özgü anlamları vardır. Bu fiillerle aynı anlama gelebilecek sözcükler kullanmak duruluğu bozar.

Örnek: Belki uğrayabilirim. (yeterlik-olasılık)

            Soruları hemencecik çözüverdim. (tezlik)

Uzun süre bakakaldık. (sürerlik) 

24.       Yüklemdeki –lar –ler insanlar için kullanılır. 

            Örnek: Çocuklar eğleniyor.(Doğru) / Çocuklar eğleniyorlar. (Doğru)

            Kuşlar uçuşuyor. (Doğru) / Kuşlar uçuşuyorlar. (Yanlış) 

25.       Kişileştirme sanatında yüklem –lar        –ler ekini isterse kullanır, istemezse kullanmaz. 

Örnek: Geçmiş yıllar hatıralardan bize el sallıyorlar.(kişileştirme) 

26.       “Herkes, kimse, hepsi, birçoğu” gibi belgisiz zamirler özneyken, yüklem daima tekildir. 

Örnek: Herkes onun gibi başarılı ve varlıklı bir sanatçı olmak için hiç durmadan çalışıyorlar. (yanlış) 

27.       Belirtili isim tamlamasında tamlayanla tamlananın yer değiştirmesi veya bunların ayrı ayrı sıfat olması anlatım bozukluğuna yol açmaz. 

            Örnek: Başlıyor zaferleri Adanaspor'un.. 

28.       Belirtisiz ad tamlamasında tamlayanla tamlanan arasına herhangi bir sözcük girmez. 

Örnek:

Adanaspor eski yöneticisi İzmir’deymiş.(yanlış)

(Eski Adanaspor yöneticisi…) (doğru) 

29.       ya … ya bağlacı kesinlik zarfı olarak kullanılmaz.

Örnek: Bu maçı ya kazanacağız ya kazanacağız. (yanlış) 

30.       Olumlu cümlelerin sonunda “ki” bağlacı vurgu amacıyla kullanılamaz.

            Örnek: Ödevlerimi bitirdim ki. (yanlış)…bitirmedim ki (doğru) 

31.       Ne…ne bağlacı olumsuzluk bildirir.Bu durumda yüklemin de olumsuz kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar. 

Örnek: Ne Fırat Aydınus'u ne de federasyonu affetmeyeceğim. (affedeceğim)

    yanlış                     doğru 

32.       Aynı anlamdaki bağlaçların birlikte kullanılması duruluğu bozar. 

Örnek: Çalıştık; ama ne var ki kazanamadık. 

33.       Yan cümleciklerin biri olumlu diğeri olumsuzsa bunlar ortak kullanılamaz. (Ekfiil eksikliği) 

            Örnek: Hangisinin başarılı, hangisinin başarılı olmadığını öğreneceğiz. 

34.       Özneler farklıysa ekfiiller ortak kullanılmaz. (ekfiil eksikliği) 

            Örnek: O şike yapıyor, biz çalışıyorduk. (yapıyordu) 

35.       Cümlede birden fazla yargı varsa bunlar çatı yönüyle birbirleriyle uyum sağlamalı; yani yargıların biri etken diğeri edilgen olamaz. (Çatı uyuşmazlığı) 

Örnek: Okunup özetleyecek.(yanlış) (okuyup özetleyecek / Okunup özetlenecek) (doğru ) 

36.       Anlam belirsizliğine yol açacaksa tamlayan zamir düşemez. 

Örnek: Resmini gördüm. (senin mi onun mu?) 

37.       Virgülün veya noktalı virgülün gerektiği halde kullanılmaması anlam belirsizliğine dolayısıyla anlatım bozukluğuna yol açar. 

Örnek: Sinema, tiyatro ve romanı da etkiledi. (sinema; …) 

38.       Nesnenin gereksiz kullanılması, nesnenin gerektiği halde kullanılmaması, ortak olmayan nesnenin ortak kullanılması birbirinden farklıdır. 

Örnek: Arkadaşları aradım ve onları buldum. (gereksiz)

Onun fotoğraflarına baktım ve özlediğimi anladım. (ve onu…eksik) 

Şarkıcının sesini beğendim ve dinledim. (Ortak değil- Şarkılarını dinledim.) 

39.       Yönelme, bulunma, ayrılma anlamlarıyla üç ayrı dolaylı tümleç vardır. Özellikle sıralı cümlelerde bunları ayrı ayrı kullanmak gerekebilir. 

            Örnek: İzmir’e uçakla gitti, otobüsle döndü. (oradan) 

40.       Deyimleri anlam çerçeveleri dışında kullanmak, deyimlerin kalıplaşmış yapısını değiştirmek anlatım bozukluğuna yol açar. 

            Örnek: Korkudan elimiz böğrümüzde kalmıştı. (korkudan değildir; çaresizliktendir…)

41.       Eşgörevli sözcüklerin ortak ek kullanması anlatım bozukluğuna yol açmaz.  

Örnek:

Ahmet uyuyor, Oruç çalışıyordu. (doğru)

42. Yabancı sözcük kullanmak anlatım bozukluğu yapmaz.  

43. Yazım yanlışı, anlatım bozukluğu sınırlarında değildir.

44. Ortak öğe anlatım bozukluğu yapmaz.  

45. Noktalama yanlışları anlam belirsizliği içeriyorsa anlatım bozukluğu yapar, değilse bu anlamda sorun yoktur.  

46. Söz sanatları anlatım bozukluğunu temel nedenlerinden değildir. İşe yaramayan ifadeler varsa bu sorunu içerir.  

47.“neden” ve –den ekinin birlikte kullanılması anlatım bozukluğu sebebi olabilir.   

Örnek: Burada olmamın nedeni seni görmek istememdendir. 

48. Dolaylamalar ( beyaz perde, kara elmas, Yavru Vatan, Ulu Önder) anlatım bozukluğu nedeni değildir.  

49. Kalıplaşmış kullanımlar istisnadır: Beş Hececiler, Yedi Meşaleciler, Kırk Haramiler…  

50. Şiirin, anlatım olanaklarını zorlayan bir tür olduğu unutulmamalı. 

 

Not: Yarın, dilbilgisi konularına ilişkin 200 maddelik bir uyarı listesi yayımlayacağız. İşinize yaraması dileğiyle.

Yazar: Editor
2013-02-09 13:47:20

Tesadüfleri, Aşk Sever!

Gelişmişliğin bir tek ölçütü yoktur sanırım.

Uygarlığında tek terazisi olmadığı malum.

Devlet olmanın, hele sosyal devlet olmanın, bunun yanında da modern devlet olmanın da birçok farklı mezurası vardır herhalde.

Çok oy olmakla güçlü hükümet, büyük devlet olunmuyor. Zira güçlü hükümetleri kafadan sıkı bir krediyle sağlayan yine büyük devletlerdir. Ötesinde, partililerin dışındaki o büyük kitlenin beğenisini kazanmak da gerekebilir filan.

Ne denir, kim gelirse gelsin devlet politikasına hizmet eder, hükümet programını egemen kılmaz. Felaketler de ekseriyetle parti devletlerin frensiz hâkimiyetlerinden peydahlanır. Buna en iyi örnek de Nazilerdir, denir.

Bakınız dostlar göçebe hayatın bile belli kuralları vardır, hiçbir iş tesadüflere veya keyfiyetlere bırakılmaz. Yüzyılların tecrübesi ve yazılı olmayan yasalarıyla gider göç kervanı. Onlarınki asla ve kat’a düzensiz bir dolaşım değildir.

Göç yolları bellidir.

Aynı hattı takip ederler.

Konaklama yerleri bellidir.

Mesafe sınırlanmıştır.

Otlaklar belirlenmiştir.

Hiçbir topluluk komşusunun göç yolunu kullanmaz.

Varılacak nihai yer de bellidir.

Evet, aşk tesadüfleri sever lakin devlet düzeni dediğimiz sistem tesadüfleri hiç ama hiç sevmez. Sevilmemeli de. onca devlet kurmuş bir milletiz, güçlü bir devlet geleneğimiz var deyip eğitimi sağlığı yapboz tahtasına dönüştürmek ancak düzensiz kabilelerin işi olabilir, belki yani. Zira yok olur gider öyle düzensiz plansız programsız cemaatler. Maazallah ilk güçlü istilada kaybolup giderler tarihin sayfalarında. Hakikaten, mecaz veya laf sokma değil bu, hep böyle olmuştur.

Ne diyecektim yahu tüm bunların sonunda?

Hay bin kunduz!

Unuttum iyi mi?

Neyse ben şu haberle bağlayayım mevzuyu, kalın sağlıcakla…

“MİLLİ Eğitim Bakanlığı, eski bakan Ömer Dinçer döneminde büyük tartışma yaratan özüre dayalı şubat atamalarından sonra şimdi de kıyafet serbestliği konusunda yeni bir adım atmaya hazırlanıyor. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, velilerden ve eğitim sendikalarından gelen yoğun şikâyet üzerine yönetmeliği yeniden inceleme kararı aldı. Özel okullarda, velilerin yüzde 60’ının onayına bırakılan serbest kıyafet uygulamasının devlet okullarında da geçerli olması planlanıyor.”

Yazar: Editor
2013-01-21 08:17:01

Ayaklar

İnsanlığın gelişimi ve ona bağlı her şey, uygarlıklar, buluşlar ve saire hep elle olmuştur.

Ağaca çıkan ilkel bir canlı olarak kalmışken aynı atadan gelip ağacı kesen süreçte insanlaşmıştır. Nasıl? Ellerin maharetiyle.

Eller!

Sihirli organlar.

Şarkısı da vardı galiba “eller, eller eller” diye. Yıldırım Gürses söylüyordu yanılmıyorsam.

Şimdi burada el ve ellemek ile ilgili bir espriye hiç gerek yok. Aklınızdan geçtiyse silin onu.

Hakikaten, elle neler yapılmıyor ki!

El ile ilgili bir dolu da deyim var:

El açmak, El altından, El atmak, El ayak çekilmek, El basmak, El çabukluğu, Elde avuçta bir şey kalmamak, Elde etmek, Elde kalmak, Elden ayaktan düşmek, Elden çıkmak, Elden düşme, Elden ele dolaşmak… diye.

Lafın özü, bilim insanlarına göre insan tüm maddi ve manevi zenginliğini ellerine borçludur.

Peki ayaklar?

Ayak takımı, ayaklanmak, ayak yapmak, ayak sürümek, ayak oyunları diye olumsuz anlam barındıran birçok söze de dâhil olmuş bir garip organ.

Organlar arasında sınıfsal bir ayrım söz konusu olursa sanırım ayaklar ayak takımından sayılır.

Tüm bunların yanında söz konusu futbol olunca ayakların yaptığı işler takdire şayandır. Hani alır o aç sınıfı, yarıtanrılar arasında bir kata oturtur. Tam da bu esnada elle oynanan tüm sporlar ayakla sahnelenen bir gösterinin yanında uvertür sanatçılar olarak kalır.

Yazar: Editor
2012-12-20 06:56:10

Basından

Kırmızı Başlıklı Kız

Google’da enfes bir çizgi gösteri…

Google “Grimm Kardeşlerin Masallarının 200. yıl dönümü” nedeniyle Grimm kardeşleri doodle yaptı.

Grimm Kardeşler?

Wilhelm ve Jacob isminde 2 kardeşten oluşmaktadır. 1800′lü yıllarda Almanya’da yaşayan halk yazarlarıdır. Grimm Kardeşler değişik yerel dilleri incelemiş, köy köy şehir şehir dolaşarak buradaki sohbetlere katılmışlardır. Normal insanlardan farklı karakterdeki bu iki adam gezileri esnasında öğrendikleri Alman şiirlerini, masallarını, efsanelerini öğrenmiş bunları edebi bir tarzla tekrar yazmışlardır.

Brothers Grimm‘in yazdığı tüm yazılar bugün de hala önemini korumaktadır. Çünkü bu yazılar Alman dilinin tüm inceliklerini ve ayrıntılarını içerisinde barındırmaktadır.

Bazı Eserleri
Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler - Ormandaki Ev – Külkedisi- Su Perileri – Rapunzel - Hansel'le Gratel - Bremen Mızıkacıları - Parmak Çocuk - Uyuyan Güzel - Fareli Köyün – Kavalcısı - Kurbağa Prens - Kırmızı Başlıklı Kız - Çizmeli Kedi

Not:

Bizim masallarımız da ayrı bir lezzettedir ve bir yazımızın konusu da o olacaktır dostlar.

Yazar: Editor
2012-11-29 06:52:07

Kılık Kıyafet Serbestîsi

Şimdi gündem, okullardaki kılık kıyafet konusudur.

Bu sefer kuyuya taş atılmadı, mevzu resmiyete bağlandı bir yönetmelikle. Nedir? Kimi yasaklarla getirilen bir kılık kıyafet serbestliği vardır.

Konuya ilişkin farklı görüşler çarpışmaya başladı bile, muhalifler bu karara muhalif olurken, hükümet yandaşları da yine gözü kapalı ve gözü kara bir cengâverlikle bu kararı savunmaya başladı.

Burada da yetmez ama evetçiler var.

Kimileri türban serbestliğini yetersiz buluyor, kimileri bu adımın ucunda “dini eğitim bakanlığı” olacağını, bugünlerin de aranacağını vurguluyor.

Sınıflarda cep telefonları markasından, ayakkabılardan filan zaten bir nevi yarış var, bunu belli bir ekonomik kesim üzerinde bir zulme dönüştürmek sanırım bu yeni yönetmelikle pek mümkün.

Neyse, bize soran yok nasılsa. Ama bu işin bir özgürlük, öğrenci özerkliği, kişisel gelişim kaygısıyla yapıldığını, eğitimin daha demokratik bir boyuta taşınmasının amaçladığını düşünmüyorum.

Disiplin ile baskı aynı şey değildir, kural koymak ile yasak koymak da eş kavramlar değildir haddizatında!

Peki, öğretmenler üzerindeki kılık kıyafet eziyeti ne olacak?

Hay bin kravat!

___________________________

Meraklısına Not:

Disiplin nedir?

Kanunlara ve kurallara uyma, görevini aldığı ve yaptığı işi nizam intizam içinde istenildiği gibi yapma

Disiplin Latince; öğretmek, terbiye etmek demek olan discipulus kelimesinden gelmiştir.

Baskı Nedir?

Genel anlamıyla dışarıdan, belli bir şekilde hareket etmeleri ya da düşünmeleri için kişilerin davranışlarının yönlendirilmesine verilen ad. Baskı türleri arasında şiddet kullanılarak veya şiddet kullanmaksızın yapılan, kaba kuvvet uygulandığı veya kaba kuvvete başvurulmadan kurulan, kanunî veya kanun dışı yaptırımlar.

Kural Nedir?

  1. Bir sanata, bir bilime, bir düşünce ve davranış sistemine temel olan, yön veren ilke, nizam.
  2. Davranışlarımıza yön veren, uyulması gereken ilke
  3. Dil olayları arasındaki düzen.

Yasak Nedir?

Bir işin yapılmasına karşı olan yasal veya yasa dışı engel.
Yazar: Editor
2012-11-20 07:01:24

Fırat Aydınus Açıklaması

“Kimse bana lan diyemez. Ben bunu duydum ve kırmızı kartımı çıkardım. Hatalı da olabilirim ancak o andan itibaren bana, eşime ve çocuklarıma tehditler geliyor. Bu konularda çok fazla psikopat ve holigan var. Birinin saçına zarar gelse ben vicdan azabından yaşayamam. Bu yüzden perşembe hakemliği bıraktığımı açıklayacağım.”

Yorumu

Bir futbol zımbırtısında kimselerin kılına bile zarar gelmesin maddi ve manevi anlamda. Hele futbolla, eşinin veya çocuğunun bağından dolayı muhatap olan eş dost ve akrabaların canı bile sıkılmasın.

Ama hakikaten git sen Bay Fırat.

Şu hakemlik denen iş salt bir imajla olmuyor, birilerinin itelemesiyle de yürümüyor işte.

Geç kaldın!

Bunu 28 Mayıs sabahında yapmalıydın.

Ama bak, bastın ekâbirin ayağına ve gördün Hanya’yı Konya’yı…

Lakin ben kendi namıma, vicdanen, seni hala affetmiş değilim…

Yeni yolun açık, bahtın güzel, ömrün uzun ama bize uzak olsun.

Yazar: Editor
2012-11-12 08:34:38

Satmak Üzerine

Konumuz Ali Ağaoğlu olsun. Yarınki yazımız daha kapsamlıdır. Şimdi bir girizgâhla yetinelim.

  • Bir reklam yıldızı müteahhit.
  • Kimilerine göre orman yağmacısı,
  • kimilerine göre devrin zengini.
  • Lüks oto düşkünü
  • ve aynı zamanda (yakışıklılığıyla veya paracıklarıyla, ben ne bileyim...) kadınları peşinden sürükleyen bir çapkın...

Vaktiyle ettiği şu cümlesi hala unutulmuş değil ama:

"İşadamı için şirketleri karısı değil metresi gibi olmalı. Şirketimi yüksek fiyat ödeyene satarım."

Nerden bakarsanız bakın faullü bir cümle.

  • Kendi karısına hürmet hak getire.
  • Üzerine metres filan.
  • Sonra onu da nesneleştirme...
  • Hem bir metresi satma fikri nasıl bir hissiyattan doğar bre!

Tamam, ticarette her şey alınır satılır fakat bunu insanın bir metres benzetmesi ile somutlaştırması farklı bir ticari açılımı çağrıştırıyor insana. Onlara Adana’da ne denir biliyorsunuz. Ama bana ne dostlar, adam isteğini alsın satsın, uzak olsun da…

Ve tam bu esnada Vedat Türkali’nin bir şiirini usulca paylaşmalı derim:

almış dizginleri eline
bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
onların kemik yalayan dostları
onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
ve sen esnaf sen köylü sen memur sen entelektüel
ve sen
ve sen haktan bahsederken ortaköy'ün cibali'nin işçisi
seni öldürürler
seni sürerler
buhranlar senin sırtından geçiştirilir
ipek şiltelerin ıstakozların
ve ahmak kadınların selameti için
hakkında idam hükümleri verilir (1944)

Yazar: Editor
2012-11-06 06:44:15

ve GÜZEL ATLAR ÜLKESİ

Derler ki; gördüğünüz yeri yeryüzünde herhangi bir coğrafyaya yerleştirememişseniz, hiç düşünmeden burası dünyadan bir yer olamaz demişseniz, orası mutlaka Kapadokya’dır…

Gerçekten de öyle; Anadolu platosunun tam ortasında, başka bir gezegenden ödünç alınıp dünyamıza iliştirilmiş gibi duran bir masal ülkesidir Kapadokya. Sınırlarını Nevşehir ortada kalacak şekilde Kayseri, Niğde, Aksaray ve Kırşehir illerinin belirlediği bozkır artığı bu muhteşem manzaranın üzerinde ve altında aslında bütün yüzyılların izlerini taşıyan medeniyetler mirası barınmaktadır. Bu yüzdendir üzerinde bunca çekik gözlünün gezinişi. Günümüzde efsanelerle gerçek hayat hikâyelerinin beyaz topraklarında birbirine karıştığı mistik atmosferiyle anılan esrarlı bir isimdir.

Aslında Kapadokya Anadolu’nun sıcaklığı, samimiyeti ve bereketiyle bir anda mükellef bir sofra gibi kuruluverir önünüze. Neresinden başlayacağınızı bilemezsiniz. Her kafadan her kapıdan sürekli buyur eden bir ses duyulur içinizde… Her oylumu ayrı bir lezzette, her kıvrımı farklı bir güzelliktedir.

Toprak altında, güneşten uzak bitmek bilmeyen dehlizler, galeriler ve katakomplardan oluşan labirentlere dalıp yerin kırk kat altına sürüklenirken, gayri ihtiyari rotasına düştüğünüz toprak üstündeki her patika dur durak bilmeden bir başkasına geçmeniz için sürekli kışkırtır. Yaklaşık 25 km2genişlikteki alana yayılmış tüfler, sihirli ellerde hem bu dünyanın hem de ölüm sonrası mekanın ölçüleriyle binlerce yıl boyunca şekillenip durmuştur. Diğer yandan da doğa ile elbirliği etmişinsanın büyük bir hüneri vardır bu işte. Kayaların litolojik özelliği su ve rüzgârın estetik anlayışına teslim olmuş görünse de bir süre sonra işin içine insan da dahil olmuş… Doğanın bu başyapıtı zamanla inancın ve sabrın nasırlı ellerinde dantel gibi işlenmiştir.

Kırgıbayırlarda ya da platolarda oraya buraya serpiştirilmiş gibi duran amorf kaya oluşumlarının piramit evleri, tepelerinde öylece kalmış kaya bloğu ile konik gövdeli hücreleri, çok katlı yeraltı galerileri ve güvercinlikleri ile adeta peri ülkesine dönüştürülmüştür. “Peri Bacaları” ismi ise Şahmeran hikâyesini andıran peri kızıyla insan arasında yaşandığına inanılan bir aşk efsanesinden miras kalmış görünüyor.

Çok gariptir ki, 18. yüzyıla kadar Kapadokya dünyanın gözüne batmamış. Şöhreti ancak 1900’lerin başında yakalayabilmiş. 1985 tarihinde ise,“Hem kültürel hem de doğal miras” niteliği ile kaydedilmiş. Her gördüğünü veyahut görmediğini ballandıra ballandıra anlatan Evliya Çelebi’nin namınıkulağına üfleyen olmamış ki o da Kapadokya’nın semtine uğramamış. Bu yüzden de 18. yy. seyyahları Avrupa’da Kapadokya coğrafyasını anlatmakta büyük sıkıntıyaşamışlar: “Bahsettiğiniz yer Suriye çöllerinde olsaydı belki inandırıcıolurdu, ama tarihin en işlek coğrafyası sayılan Büyük Kapadokya’da böyle birşeyin varlığından mutlaka tarih bahsederdi” diyerek anlatanlara önce inanmak istememişler. Paul Lucas'in yalancılık hastalığına (mithomanie) yakalandığına inanmaya başladılar.

Alman yazar C.M. Wieland (1733-1814) eleştirilerini su cümlelerle dile getirmiş: Herhangi eski bir yazarın kitabında veya seyahatnamesinde en ufak bir bahsine rastlamadığımız bu denli çok sayıda ev biçiminde oyulmuş piramitlerin varlığına inanmak imkânsızdır." Öte yandan bu toprakları kıymetini sanırım en iyi Persler bilmiş.

Zaten adının kaynağıolarak da Pers dilinde güzel Atlar Ülkesi anlamına gelen Kapatuka’dan kaynaklandığı ifade edilir. Persler belki kendi ülkelerindeki Kandovan’a benzerliği ile pek yabancılık çekmedikleri bir coğrafyada konuşlanmışlar. Kandovan’da zamanla Moğol saldırılarından korunmak için tıpkı Kapadokya gibi bir sığınak olmuş. Adı da zaten “varolmak” anlamına geliyor.

Benim içinse Kapadokya, artık turist ayağı basmamışpatikalarında kaybolunacak bir yer oldu. Her gidişimde yeni bir yerini keşfetmenin mutluluğu ile dönülecek bir mistik atmosfer demek. Ya da mübadele sonrasıocakta kalmış külün, saksıdayken bile bez bağlanmış gülün, kılıç şakırtılarıarasında şekillenmiş tüfün ilginç oylumlarının seyredilmesi gereken bir yer…

Hüseyin Adıbelli

Yazar: Editor
2012-09-01 07:49:47

Bir Eylüle Hürmeten ve Barış İçin

 ____________________________ 

1 Eylül Dünya Barış Günü. Bir Eylül Barış Günü. Barış Hemen Şimdi. 1 Eylül Dünya Barış Günü. Bir Eylül Barış Günü. Barış Hemen Şimdi. 1 Eylül Dünya Barış Günü. Bir Eylül Barış Günü. Barış Hemen Şimdi. 1 Eylül Dünya Barış Günü. Bir Eylül Barış Günü. Barış Hemen Şimdi. 1 Eylül Dünya Barış Günü. Bir Eylül Barış Günü. Barış Hemen Şimdi. 1 Eylül Dünya Barış Günü. Bir Eylül Barış Günü. Barış Hemen Şimdi. 1 Eylül Dünya Barış Günü. Bir Eylül Barış Günü. Barış Hemen Şimdi. 1 Eylül Dünya Barış Günü. Bir Eylül Barış Günü. Barış Hemen Şimdi. 1 Eylül Dünya Barış Günü. Bir Eylül Barış Günü. Barış Hemen Şimdi. 1 Eylül Dünya Barış Günü. Bir Eylül Barış Günü. Barış Hemen Şimdi. 1 Eylül Dünya Barış Günü. Bir Eylül Barış Günü. Barış Hemen Şimdi. 1 Eylül Dünya Barış Günü. Bir Eylül Barış Günü. Barış Hemen Şimdi

____________________________ 

Yazar: Editor
2012-08-30 22:37:43

986 Gün veya Acı Harman

2.Bölüm

Evet, aslında devinir dünya!

Konumuz Hala İspanya İç Savaşı, Temmuz 1936 - Mart 1939.

(Devam ediyoruz)

  1. Alman ve İtalyan emperyalistleri ile yaşanan kimi çatışmalara rağmen fakat istikbaldeki çıkarlarına istinaden Amerikan, İngiliz ve Fransız emperyalistlerin de İspanyol siparişçilerin isyan hazırlıklarına ciddi olarak yardım ettiklerine şahit olunur.
  2. Bu, sırtlanlar ile çakalların ezeli ortak çıkar ittifaklarıdır.
  3. Petrol şirketleri ve benzeri yurt tanımaz sermayeler de sürece dâhil olur.
  4. Bir iç savaşa engel olmak için demokrasinin barışçı yollardan gelişmesini sağlama çabasına girişilir, fakat karşılarında uluslararası zalim bir komplo vardır.
  5. Para ve toprak sahibi oligarşinin de İspanya’da yaşananların İkinci Dünya Savaşının ilk perdesi olduğunu görecek basirette olmadığı anlaşılır.
  6. Tehlikenin somutlaşması üzerine -17 Temmuz 1936’dan sonra- halkın bu duruma karşı silahlandırılması fikri dillendirilir olur.
  7. İspanyol direniş önderlerinden Dolores İbarruri, Madrid Radyosundan şu bildiriyi okur: “İşçiler! Hükümet, savunma için gerekli silahları elimize vermiştir. Harekete hazır olun. Her faşist aleyhtarı, her işçi kendisini silâhaltında bir asker saymalıdır. Mücadeledeki yerinizi alınız. Faşizm geçemeyecektir!”
  8. Fakat basiretsiz cumhurbaşkanı Azana, halkın silahlanmasına engel olmak için elinden geleni yapar.
  9. Bu aymazlık ne çok kan dökülmesine sebep olur. Acı sonuç isyan sürecinde görülür.
  10. Amerika, İngiltere, Fransa ve asıl İtalya ve Almanya destekli Franko çok kan döker, şiddetli çarpışmalar olur. Derin bir yalnızlığa rağmen işçi sınıfı, köylüler, halk kolayca teslim olmayacaklarını gösterir.
  11. 19 Temmuz 1937 Pazar günü, halk şafakla birlikte Montana Kışlasına saldırıya geçer. Öğle olmadan isyan kalesinin kapıları kırılır. Madrid, Bastille’ini ele geçirmiştir, denir.
  12. Aynı günün öğle zamanı Barselona halkı da Katalan’daki son isyancı kalesi olan Atarazanas Kışlasını ele geçirir.
  13. Ne yazık ki bunlar İspanya halkı için iyi günlerdir.
  14. Galiçya’da işçiler, köylüler ve balıkçılar silahsız ve savunmasız bir şekilde aman vermeyen düşmana karşı umutsuz bir mücadeleye girişir.
  15. Hakikatte bu da, zulmün İspanya’yı ele geçirme sürecinin bir fotoğrafı olarak kayda geçer. (Yalnızlık!)
  16. Bir kışla baskınında ele geçirdikleri bir tüfek, av tüfeği, bir isyancının elinden kapılan tabanca, eski bir koleksiyondan alınan bir arkebüz işte o saatte halkın silahları olarak listelenir.
  17. Emperyalist güçlerin ittifakı karşısında bir destek cephesi oluşur. Fakat sanat ve kültür hayatının en tanınmış kişileri katillerin kurbanları arasına girer: Şair Federico Garcia Lorca, Leopoldo Atlas, Juan Peset, Carrasco Formiguera… Öldürülür…
  18. Bir iç savaşın romantik evresi böylece sona erer.
  19. Falanjistler, Faslı Araplar, Lejyonerler işgal bölgelerindeki halkı soyarlar. Evlere, çiftliklere, işliklere el koyarlar. İşçiler, köylüler, halk hakaretlerle uğrarlar. Frankocu sloganlar atarak yürümeye zorlanırlar, kadınların saçları kesilir.
  20. Cinayetleri engelleyecek bir güç olarak düşünülen Kilise, pek çok yerde hiyerarşik baskıyı destekler, bazen bir sessizliğe bürünür bazen de katliamları haklı gösterecek taktikler geliştirir.
  21. Piskoposların bu kirli savaşı “bir haçlı seferi” olarak nitelendirmeleri Franko’nun 460 Bask papazını öldürtmesine, tutuklatmasına, sürgüne göndermesine engel olmaz. (Neymiş, susunca sıra geliyormuş.)
  22. Franko lejyonerlerinin ilk ele geçirdikleri yerler önemli işçi sınıfı olmayan bazı tarımsal bölgeler veya yoksul çiftçi yerleşimleri olur. İşçi sınıfının bilincinin işgal karşısında önemli bir direnme noktası olduğu can yakıcı bu örneklerle tecrübe edilir.
  23. Ağustos 1936’da şu bildiri yayımlanır: “Bir yanda ülkemizin askeri ve reaksiyoner güçleri, diğer yanda demokrat ve ilerici bir İspanya isteyenler arasında bir mücadele olarak başlayan savaş kısa zamanda bir bağımsızlık mücadelesine dönüşmüştür.”
  24. Franko devletinin meşruluğuyabancı süngüsü” olarak tanımlanır. Hitler bunu, Almanya ve İtalya askeri yardımları olmasaydı, Franko bugün var olamazdı, diye -bize de tanıdık bir fotoğraf vererek- itiraf eder.
  25. Bu esnada Franko kendi cephesinde güçlenirken siyasi rakipleri enteresan kazalarla hayata veda ederler.
  26. Fas halkının ilerici kesimleri, Arapların Franko ordularına alınmasını protesto eder, Fransız yönetimine karşı ayaklanırlar. Ki Kuzey Afrika’dan gelen asker sayısı 100 bin kişi olarak açıklanır.
  27. Portekiz’den Diktatör Salazar’ın işbirlikçi ayaklanmaya katkıları unutulmamalı. Alman yardımları Portekiz’den geçer. Portekiz toprakları, hava alanları, ulaşım ve radyosu hatta ordu ve polisi Salazar tarafından Franko emrine verilir.
  28. İtalyan, Alman, Arap ve Portekizli olarak 300 binden fazla yabancı subay ve asker emperyal mevzilerde İspanyol halka karşı savaşır.
  29. Savaş boyunca sınırsız bir petrol kaynağını ABD destekli şirketleri özellikle Standard Oil sağlar. Franko’nun dışişleri başkan yardımcısı Jose Maria D. “Amerikan petrolü, Amerikan kredisi ve Amerikan kamyonları olmasa idi savaşı kazanamazdık.” diye itiraf etmekten kendini alamaz. Ve fakat Meksika’nın İspanya Cumhuriyeti’ne göndermek istediği silahların tedarikine ABD kesin bir şekilde karşı çıkar.
  30. Müdahale etmeme tipi müdahale” taktiği geliştiren Emperyalist Avrupa, bir yandan İspanyol Halk Cephesini yalnızlaştırırken diğer yandan taşeronlarına şapka uçurtan silah, para, asker, malzeme desteği verirler. Zira Londra’da muhafazakâr iktidar mensuplarının, İspanya madenlerinde önemli hisseleri olduğu ve bunların korunması için, İspanya’da faşist muhafazakâr bir yönetime ihtiyaç duydukları mırıldanılır.
  31. İspanya İç Savaşı, hem kapitalizmi hem 20. yüzyılı ve 21. yüzyılın şu ilk günlerini hem coğrafyamızın yakın gelecekteki “kaderini” anlamada önemli tecrübelerle dolu, cümlesi şu esnada kederli kederli durur.
  32. Gelişmeler üzerine Dolores İbarruri “İş kahramanlığa kalsa, halkımızın kahramanlığı yer de artar. Fakat şu an kahramanlık yeterli değil. Bu mücadelede silaha da ihtiyacımız var.” diyerek durumu özetler. Ve fakat…
  33. İspanya, Franko, faşizm, taşeronluk, işbirlikçilik; ama Halk Cephesi, Komünistler, Sosyalistler, İşçi Sınıfı; ötede ABD ve Avrupa emperyalizmi, Naziler, 2. Dünya Savaşı, Avrupa’yı saran dehşet, Yunanistan’da Metaksas diktatörlüğünderken “Hiçbir vaka sadece kendinden ibaret değildir.” cümlesini sayfa kenarına not ettirir.

Evet, yalnız ve üzgündür İspanya. Sonunda Cumhuriyet yenilir. 28 Mart 1939 Salı günü saat 11’de Franko’nun birlikleri 986 gün direnen Madrid’e girer. Bu esnada Komünizm aleyhtarlığı yalnızca emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden bir silah olarak vücut bulur. 30 Mart 1939’da tüm İspanya işgal edilir. Savaş bitmiştir ama İspanya; darağaçları, kurşuna dizilmeler, engizisyon işkenceleri ve kanlı bir yok etme ile karşı karşıyadır. Bundan sadece 15 gün önce Hitler Çekoslovakya’yı, 23 Martta Memel’i işgal eder. Nisanda Mussolini Arnavutluk’a saldırır.  Ve 1 Eylül’de İkinci Dünya Savaşı başlar. Özellikle İngiliz ve Fransız halkı hükümetlerinin stratejik hatalarla dolu politikalarının “acı harmanını biçerler.”

Barselona’ya yağan bombaları vaktiyle durduramayanlar Londra ve Paris’i kurtaramamıştır.

Yazar: Editor
2012-08-30 08:25:26

986 Gün veya Acı Harman

1.Bölüm

Tarih tekerrür eder, sözü tarihin tekerrür ettirilmesi stratejisinde geçerlidir. Tekerrür eden-ettirilen emperyalist hesaplar, işgal, yağma, işbirlikçilik veya taşeronluk olabilir; değilse tarihin kendini tekerrür etmesi zaten mümkün değildir, zira biliriz aynı rüzgârda bir daha salınmaz zerdali dalı.

Evet, aslında devinir dünya!

Konumuz İspanya İç Savaşı, Temmuz 1936 - Mart 1939.

Şuradan dönüp bakınca İspanya İç Savaşı’na, tarihin faşist-kapitalist-işgalci-yağmacı cepheler tarafından nasıl tekerrür ettirildiğini görüyoruz.

İspanya deneyimi o sıralarda, devamında 2. Dünya Savaşı’nda, sonrasında özellikle Avrupa’ya çok şey öğretmiştir hem zulme direnmede, hem işçi sınıfını mücadelesinin enternasyonal bir platformda ve emperyalist güçlerin yekûnuna karşı yapılması gerektiği bilincinde, hem de yaşanan dramların bir kazanıma dönüşmesi sürecinde.

Örneğin İspanya İç Savaşı dönemi İngiltere’de bir kuşağı bir bilinçlenmeye ve eyleme yöneltmiştir. İşçi sınıfı mücadelesine giren gençler, işçiler hükümetlerinin gafletlerine rağmen sömürgecilik karşısında İspanyol halkının yanında fiilen yer almışlardır.

“İspanyaya Yardım” hareketi devrimci bir öngörü ile sloganlaştırılıyordu bu arada: “Barselona’ya yağan bombaları şimdi durdurursan Londra ve Paris’i kurtarırsın.” (Bunlar Franko ayaklanmasına karşı yeterli olmuş mudur? Ne yazık ki hayır! Mevzu aşağıda…)

Lakin Avrupa ve dünya halkaları Muhafazakârların faşizmi desteklemelerinin bedelini, faşizmin İspanya yengisi sonunda yeni bir dünya savaşı trajedisi ile ödediler. Franko saflarında İspanya halkının üzerine yürüyen aynı tanklar, uçaklar tüm Avrupa’yı felakete sürüklediler. Faşizmin kötü karakteri, savaş hırsı, işçi düşmanlığı, zalimliği de özellikle muhafazakâr faşizm taraftarları ile acı verici bir biçimde ortaya çıkmıştır.

Bu yazı elbette kapsayamaz bir dönemin dramını, ama sömürgeci devletlerin önemli desteğiyle Franko’nun İspanya’yı işgal etmesini birkaç maddede şöyle özetleyebiliriz:

  1. İç savaşın biraz öncesinde, Falanjistler, Nazi örgütlenmesinden dersler çıkarmak için Almanya’ya incelemeye gider.
  2. Falanjistlerin dönüşteki sloganı “bizim anladığımız tek dil silah dilidir” olarak yazılır. Süreçte birçok işçi, gazeteci, Komünist, Sosyalist öldürülür.
  3. 1933’ün sonuna doğru Sosyalistler ve Sol Cumhuriyetçiler hükümetten uzaklaştırılırlar.
  4. Olası en yoz grup hükümeti kurar; bu, işbirlikçi diktatörlüğün kuruluşuna giden ilk adım olarak kaydedilir.
  5. Potansiyel tehlike karşısında işçi sınıfını ve halkı birleştirme faaliyetlerine girişilir.
  6. Ayaklanan işçiler, Asturias’ta silahlı isyan halini alan bir grev başlatırlar. Asturias’ta iktidar ele geçirilir.
  7. Bu iktidar Fas’tan getirilen, General Franko yönetimindeki Lejyon askerlerine karşı iki hafta dayanılır.
  8. Buradan bir iyi bir de kötü çıkar. İyi: Ülkede örgütlenmeler, direniş oluşur. Kötü: Taşeron Franko’nun da ayak sesleri duyulur olur.
  9. Bu arada Cumhuriyetin Fas’taki sömürge politikası, Fas’a bağımsızlığını vermeye yanaşmaması, İspanya’nın yakın gelecekteki kaderini şekillendirir.
  10. Franko gibi Afrika’da görev alan generallerin komutasındaki güçler, Faslı yurtseverlerle yaptıkları çarpışmalarda taktik, pratik ve moral bakımından ileride İspanya halkına karşı girişecekleri savaşın zemini hazırlarlar. Ki, sömürgeciliğe hizmet eden isyanın lokomotifi bu birlikler olur. 
  11. Franko’nun beslendiği zihniyet geri kalmış tarımsal bölgelerde filizlenir, boy verir.
  12. İspanyol taşeronlar yalnız başlarına hareket etmez, Hitler ve Mussolini ile yakın bağlar kurulur. Daha 1934’te Roma Anlaşması ile Mussolini faşist İspanyol güçlerine silah ve para yardımı yapmayı kabul eder. Devamında bunların Berlin ve Roma ziyaretleri sıklaşır. (Bu tür ziyaretler bilindiği gibi günümüzde de malum hesaplara göre devam etmektedir coğrafyamızda da.)
  13. Hitler ve Mussolini Avrupa ve Akdeniz’de genişleme siyaseti doğrultusunda, kendi amaçlarına boyun eğecek ve hizmet edecek taşeron-işbirlikçi bir hükümetin kurulması stratejilerini kollamaya devam ederler.
  14. Haddizatında Hitler’in yakın planlarının tesisi için İspanya madenlerine fena halde ihtiyacı olduğu bilinir. (Devam edecek)
Yazar: Editor
2012-08-16 17:21:55
bek

Beklenenler ve Beklentiler

Soldan sayalım: 

  1. En azından beklenen orta saha transferleri yok,
  2. Bunun yanında beklenen kombine satışları hiç yok
  3. Derken taraftarca yıllardır beklenen sezon açılışı yok,
  4. Olası bir açılışta beklenen olası bir konser yok,
  5. Yine olmayan o açılışta beklenen karşılaşma da yok!

Ama

şöyle bir bakınca

  1. ülkede ve bölgede beklenen o huzur güven yok, 
  2. hatta bunların ortamı bile yok,
  3. Hep beklenen ekonomik silkinme 
  4. sanatsal yükseliş 
  5. sportif başarıların patlaması yok,
  6. Gelir dağılımında beklenen o adalet yok,
  7. Eğitimde beklenen, "çağdaşlığa iskeleden yanaşma" yok,
  8. İşçi ve memura beklenen zamlar yok,

Derken

beklenmeyen zamların cüzdanlarımızı tırtıklanması…

  1. Beklenen hiçbir gelişme yok,
  2. Beklenmeyenler ise pek çok,

Böylece beklenmeyenin başımıza gelip kendisinin artık beklenen şeye dönüşmesi yani beklenmeyenin hep gerçekleşmesi, her bir musibeti normalleştirip ömrümüzün bir parçası yapmaz mı?

Hayat ne ise,

  1. Futbol ve
  2. âlemi
  3. diyalogları
  4. muhabbetleri
  5. tartışmaları
  6. restleşmeleri
  7. ritüelleri
  8. batıl inançları 
  9. veya bilimsel yaklaşımları
  10. beklenenleri
  11. beklentileri de odur!

Beklentim, şu birkaç günde hiç beklenmeyen bazı güzel ve şaşırtıcı şeylerin olmasıdır.

Yazar: Editor
2012-07-30 09:20:33

Yarını Görünmeyen Coğrafya

Öyle bir sis ki, insan yanı başını görmekte zorlanıyor. Bir de hariciye bakanımız gibi bir stratejik derinliğimiz olmayınca, aklımızın tası oynuyor.

Bir mezhep ve millet savaşını çağıran ama öncesinde bir gün nereye varılacağı hesap edilemeyen politikalar… Başımızı belaya sokacak gibi görünen, fazlasıyla hamasi, fazlasıyla mezhepçi, fazlasıyla siparişçi, fazlasıyla basiretsiz o NeoOsmanlı politikalar… İçeriye başka dışarıya başka diyen beyaz adamın çift dilli politikaları…

İçeride bir haller…

İşaretlenen, taşlanan, taciz edilen evler mahalleler…

Maraş, Çorum, Sivas facialarını hatırlatan sahneler…

Her geçen gün yükselen faşist bir dil, üstelik bu dilin yalınlaşıp yaygınlaşması…

Bir parti diktatörlüğü, kural sınır tanımamak; bakınız muktedirin evlatlarınca hizaya çekilen polisler…

Yasaklar… Sonu gelmeyen, nereye çatacağı belli olmayan yasaklar… Ama zaten parti keyfine göre yasaklar…

Bir yanda saray işi Ramazan sofraları diğer yanda çöp karıştıran kadınlar çocuklar…

Bir yanda saf bir inançla tutulan oruçlar, yapılan ibadetler; diğer yanda tribüne oynayan cümleler, tavırlar…

Memlekettir ki binmiş bir alamete…

Hadi bakalım,

Bu hafta transferleri bitirelim de futbolumuza bakalım. Ayrıştırıcı, oyalayıcı vasfından çok birleştirici bir unsur olduğuna inandığım futbol yani Adanaspor mutluluk ve dostluk bağımız olmaya devam etsin.

Yazar: Editor
2012-07-04 08:35:32

08:35:32 İtibariyle

  1. 4 Temmuz Çarşamba
  2. ABD’nin mühim bir günü. 
  3. Kurtuluş mudur, kuruluş mudur, bağımsızlık mıdır? 
  4. Hani, insanın lanet olsun kurtulduğun güne diyesi geliyor. 
  5. Bütün mazlum coğrafyalarda kriminal izleri adamların. 
  6. Tabi adamların her yerde işbirlikçileri olunca, 
  7. suçların üzeri örtülüyor, 
  8. suç mahalleri süpürülüyor, 
  9. deliller karartılıyor. 
  10. ABD’nin böyle zalim bir güce dönüştüğünü görseydi 
  11. Teks, Zagor, Çelik Blek, Kaptan Swing 
  12. hicap ederlerdi verdikleri mücadeleden.
  13. Aziz Yıldırım Temmuz katliamına denk gelen bir günde tahlile edildi. Bu tesadüfü geçelim.
  14. Zaten garip bir süreçti. 
  15. Hep yazdık mesele şike iddiasının ötesinde bir yerde duruyor diye. 
  16. Kanıt, belge, vs istemeyiniz bu sözlerim üzerine. 
  17. Memlekette yaşıyor, görüyor, tanık oluyoruz neticede. 
  18. Aziz Yıldırım: “Tek başıma kalsam da mücadele edeceğim. 
  19. Bu yargılamalar artık Türkiye’nin meselesidir.” diyor. 
  20. Mücadele hedefinde de Fethullah Gülen! Haber kaynağı Hürriyet gazetesidir.
  21. Başbakan Erdoğan demişti ki: “Suriye halkı bizim düşmanımız değil.” 
  22. Beşar Esat demişti ki: “Suriye halkı bizim düşmanımız değil.” 
  23. İyi, bakın ne güzel işte.
  24. Soykırım ve savaş suçlarından hakkında tutuklama emri olan 
  25. Sudanlı El Beşir’le çok kapsamlı bir askerî işbirliği için start verilmiş. 
  26. Bu haber de bir not olarak dursun şuracıkta. Belki Cengiz Çandar buna bir yorum yapar. 
  27. Son olarak; en çok siyasi tutuklu Türkiye’de imiş, Çin ve İran’ı da geçmişiz. Vah!
  28. Transfer haberi mi? 
  29. Deşmeyin yaramı dostlar! 
  30. Ben de heyecanla bekliyorum, 
  31. hem de sabırla, 
  32. transfer dönemi bitsin diye keyifle: ))
Yazar: Editor
2012-07-02 08:47:55

M 

____________________________________________ 

Memleketime Dair Dilek ve Temenniler 

En zor işlerden biri ülke gündemini yakalayıp buna dair tespitler yapmaktır bizim coğrafyada. Antrenör harcayan takımlar gibi biz de gündem tüketip duruyoruz. Ve dönüp dolaşıp hep aynı yere geliyoruz analiz ve eleştirilerde. Nedir bunlar?

  1. Katliamlar olmasın,
  2. o katliamlar da yapan zihniyetin yanına kar kalmasın.
  3. Hakikaten özgür ve bağımsız bir ülke olalım.
  4. Gerçekten demokrasimiz ileri olsun.
  5. Keyfiyet olmasın.
  6. Kişiye özel işler hiç olmasın.
  7. Kimse iç işlerimize karışmasın. Ama biz de kimsenin iç işlerine karışmayalım.
  8. Asker devletini zaten geçtik ama polis devleti de olmasın.
  9. Hele sivil dikta rejim asla olmasın.
  10. Gencecik yoksul insanlar arada kurban olmasın.
  11. Din, bir güzel inanç sistemi olarak kalsın; bu kutsal kavramlar üzerinden siyaset, eğitim, yargı, sağlık düzenlenmesin.
  12. Memlekette "koruyucu sağlık uyugulamasına dönülsün, yani tedavi edici ticari sapğlık sistemi defolup gitsin.
  13. Kimse fikrinden dolayı kovuşturmaya uğramasın.
  14. Cezaevleri suçsuz insanlarla dolmasın.
  15. Saygı duymak zorunda değiliz, lakin kimse bir başkasının hayat tarzına saygısızlık etmesin.
  16. Bırakalım herkes sevdiğini en güzel olan bilsin.
  17. Farklı olan linç edilmesin. Kimseler linç edilmesin.
  18. Herkes yasalara inansın güvensin çağdaş yasalara göre yaşasın yargılansın...
  19. Ekonomi denen şey hakikaten iyi olsun, 
  20. yalandan işler olmasın, 
  21. hem ekonomi iyi 
  22. hem de vatandaş işsiz güçsüz 
  23. evsiz barksız 
  24. aşsız maaşsız
  25. parasız pulsuz 
  26. ve de çulsuz olmasın. 
  27. Bu ne yaman çelişki anne, şarkısı dilimize pelesenk olmasın.
  28. Savaş ve savaş çığırtkanlığı olmasın.
  29. Karpuzcu siyaseti de olmasın.
  30. En fazla bağıran en haklı sayımasın.
  31. Siyaset futbola gayri karışmasın. 
  32. Hayır, vargeçtim bu temenniden,
  33. daha çok karışsın, 
  34. hatta ne kadar batarsak o kadar iyi olsun. 
  35. Siyasetin futbolun ırzına geçmesine sessiz kalan futbol adamlarına da yuh olsun!

Lafın yolu, dilek ve temenniler faslında çok uzun, gördünüz.

Fakat yahu, biricik Adanaspor’umuz artık şu transferleri patlatsın.

Memlekete ve Adanaspor'a dair özet dilek temenni faslı budur dostlar.

Ama artık olsun bir şeyler canım: ))

Yazar: Editor
2012-06-30 00:25:42

Marianne’in Kalbi veya Ah Minel Aşk

  1. Alfred De Musset, 1810–1857. 
  2. Önce şair sonra oyun yazarı, öykücü ve romancı. 
  3. Daha çok okunmak için yazmış oyunlarını, bence bunun en önemli nedeni yazarın aslında bir diyalog ustası olması. 
  4. Öykülerdeki betimleme, açıklama zahmetine pek katlanmak istememesi, 
  5. meselesini yani hikâyelerini tiyatro oyunları şeklinde yazmasına neden olmuş; 
  6. karşılıklı konuşmalarla ve mizanseni de pek sallamadan. 
  7. Oyun başında bir dekor ve kostüm notu ve başlasın dram.
  8. Marianne’in Kalbi Alfred’in en çok oynanan eseri. 
  9. Altı haftada yazmış, 
  10. yazdığı yaşın (23) coşkusu ve yazarın karakteri ile beslenmiş. 
  11. İki kez yazmış, 
  12. ikincisi oynanmak için. 
  13. Dili şiirsel ama kendisi yapmacıklıktan uzak bir dram... 
  14. Ama hakikaten dram dostlar. 
  15. Nefis bir olay örgüsüyle zarif ve içtenlikli bir aşk, belki birkaç aşk... 
  16. Elli sayfacık. 
  17. İki perde. 
  18. Başlıyor ve bitiyor. 
  19. Karavellisi filan yok. 
  20. Zaten eleştirmenlere göre de “oyunun canlı ve yeni kalmasının” temel nedeni bu içtenlik, yalınlık, akıcılık, bir dramatik değere sahip olmak. 
  21. Twitter’da özlü söz, hele aşka dair vecizelerin düşkünlerinin bayılacağı, 
  22. paylaşmaktan usanmayacağı çarpıcılıkta cümlelerle ayrıca şenlenmiş bir oyun Marianne’in Kalbi. 
  23. Örneğin Octave şöyle der oyunun bir yerinde Marianne’e: “Siz, Bengal gülleri gibisiniz Marianne; dikensiz, kokusuz...”
  24. Marianne, anlaşılacağı üzere oyunun kadın karakteri; 
  25. genç, güzel, iffetli ve kibirlidir. 
  26. (Oyunu okurken radyoda çalan bir Müzeyyen Senar şarkısında “Huysuz ve Tatlı Kadın”a nasıl da denk geldi.) 
  27. Lakin Yaşlı yargıç Claudio’nun karısıdır. Hay bin yaşlı kunduz! 
  28. Oyunda da fark ederiz zaten; devleti de temsil eden yaşlı yargıç Claudio, devletin kendisi gibi hep hak ettiğinden fazlasını alır ve hep hak ettiğinden fazlasına hükmeder!
  29. Bizim sümsük âşık Célio Marianne’e bir türlü açılamaz. 
  30. Devreye serkeş adamımız Octave girer. 
  31. Célio adına Marianne ile konuşur filan. 
  32. Sonra klasik dramların klasik yanlışlıklar, aksilikler kurgusu devreye girer; 
  33. Célio ölür, 
  34. Octave vicdan azabı çeker 
  35. ama arada önemli nokta olarak Marianne tüm bu arabulucu konuşmalar sırasında Octave’a âşık olur, Célio’ya değil.
  36. Ve oyun müthiş bir replikle biter.
  37. Öncesinde Célio’nun ölümünden duyduğu vicdan azabını bir veda tiradıyla dile getirir Octave; 
  38. arada Marianne Octave’a aşkını mırıldanır olur. 
  39. Ve perde, der Octave bahsettiğim müthiş replikle:
  40. Ben sizi sevmiyorum Marianne. Sizi Célio seviyordu.”
  41. Son.
Yazar: Editor
2012-06-23 08:50:25

Nedir Ütopya?

Farkında olsak da olmasak da hepimiz türlü şekillerde ütopyalar oluştururuz. Hayatın bir yerinde dert sahibiyizdir, hoşnut değilizdir, sıkıntılıyızdır, daha iyi bir şeylerin olabileceği umudunu taşıyoruzdur… Ve önerilerimiz, hayallerimiz vardır hayata, siyasete, aşka, dostluğa, günlük akışın düzenlenişine, futbola, sanata dair…

Dolanalım bakalım ütopya olgusunun etrafında, kendimize yakın olanlara da bir tebessüm edelim…

Soru şu olsun “nedir ütopya?”, sıraladıklarımız da cevap arayışlarımız olsun.

  1. Yeni toplumsal hareketler tasarlama
  2. Kusursuz bir toplum isteme, kurma girişimi
  3. İdeal devleti arama eylemliliği
  4. Hayali kurgularla hayata yaklaşma
  5. Gerçekçi olmama ama öteki gerçeği arama
  6. Köklü değişim ihtimalleri sunma
  7. İnsan doğasını sil baştan tanımlama
  8. Bir öngörücü bilinç yaratma
  9. Henüz olmamış olanın olabilirliğini arama/düşleme
  10. Henüz bilincine varılmamış olanı betimleme
  11. “Gelecek” içinde bir başka “gelecek”
  12. Var olan hayat anlayışına, sistematiğine yabancılaşma
  13. Tahakkümün son bulduğu bir geleceğe giden yolu gösterme
  14. Asırlardır devredilene itaatsizlik
  15. Bu itaatsizlik içinde yeni bir şey önerme
  16. Alternatif bir geleceği hayal etme yahut hayal etme yeteneği
  17. Sınıfsız devletler veya ezilen sınıfların artık ezilmediği dönemler

Dünyanın ütopyalarımızla şekillenebilme ihtimalinden çok, ütopyalarımızın olup olmasıdır mesele… Ne dersiniz?

Yazar: Editor
2012-05-15 07:16:16

“Her Birimiz Artistiz, Her Yer Tiyatro!”

Yavuz Alogan

"...Ey Muhsin Ertuğrul’un mezarına koşup İstiklal Caddesi’nde gösteri yapan sevgili tiyatrocular, burada bir ‘takıyye’ ya da bir ‘sinsi plan’ yok! Başbakanımız ne yapacağını yıllar önce söylemiş zaten. Ne düşünmüştünüz o zaman? “Bu kadarını yapamaz” mı demiştiniz? Yaptı işte! Daha neler neler yapacak. Boğma rakılı oturak âleminde kalça kıvıran dansözle Çaykovskiy’nin ‘Kuğu Gölü’nde oynayan balerin aynı ‘belden aşağı’ terazide tartılacak.

Belki de iyi oldu. Belki de bu çıkış tiyatroyu yaygınlaştıracak. İnsanlar; meydanlarda, parklarda, otoyollarda, okul kantinlerinde, sınav salonlarında, hastane bahçelerinde, cezaevi avlularında, mahkeme salonlarında, ormanlarda, ovalarda, mezralarda, hayatın olduğu her yerde; bir zamanlar kamyon kasalarını birleştirerek köylerde Halk Tiyatrosu yapan sevgili Erkan Yücel’in ruhu ve bilinciyle tiyatro yaparak muhalefetlerini ve gericiliğe olan öfkelerini canlandıracaklar. (Sağlık çalışanları başladılar bile; hükümetin kışkırttığı saldırganlığı oyunlarla protesto ediyorlar.)

Artık her birimiz artistiz, her yer tiyatro!

Bütün sosyalist örgüt ve çevreler kendi tiyatro gruplarını kurmalılar! Muhalif her hareketin bir tiyatrosu olmalı. Tiyatro hayattır, özgürlüktür; insanın kendi içine, topluma, geçmişe ve geleceğe bakışıdır, etkili bir silahtır.

Eugen Ionescu’nun Gergedan’ını öneriyorum ben.

Neden mi?

Yaşadıklarımızı çok iyi anlatıyor da ondan."

(Yazının tamamı için alınız RED, sayı 68, Mayıs 2012)

Yazar: Editor
2012-05-10 07:05:56

Dil Sürçmesi Değil Bilinç İtmesi

 

 

Ya da niyet sürümesi

Hatta hedef saptaması

Veya yol inceltmesi

Sanki zarf atması

Bence ideal konumlandırması

Bir siyaset taktiği

Muktedir pastırması

Piyasa kontrolü

Arazi taraması

“Tek din demem, dil sürçmesiydi.”

Değil işte, bir mezhep göndermesi

Mecazen, minarelerin süngü olması

Tut ki Rakıya zam denemesi

Ki sosyal hayat inşası

Mutlaka bir toplum projesi

Mahalle değil, iktidar baskısı

(Uyak niyetine) Pantolon askısı

Hakikatte Tek Dil algısı

Yandaş gazzettalara pas göndermesi

Hüseyin Bey için hiciv Bülent Bey için felsefe denemesi

Bekir Beye asist yapması

Tek parti keyfiyeti

Başkanlık alıştırması

Ara öğün atıştırması

Tabanı heyecanlandırıp ötekini yatıştırması

Yahu ne dil sürçmesi

Bildiğin bilinç sürümesi

Yazar: Editor
2012-05-03 06:49:51

Ülke Gündemi

B. Arınç tiyatroları özelleştireceğiz, diyor. Dünyada devlet eliyle tiyatro yok diyor. İnsanlar da cehaletin bu kadarına pes doğrusu diyorlar, oysa biraz okusalar, bütün çağdaş ülkelerde tiyatronun devlet tarafında özellikle desteklendiğini öğrenecekler, diye ekliyorlar. Muhalifi olmayan ülke savunmasız vücut gibidir, der uzmanlar, ilk mikrobik saldırıda çöker gider.

Afyon Valisi İrfan Balkanlıoğlu’nun geçen hafta yayınladığı içki yasağı ülke gündemini meşgul ederken, yasak ilçelere de sıçradı.

İlk uygulama, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun memleketi Şuhut’ta başladı. Duyuru belediye hoparlöründen duyuruldu. Belediye Başkanı Recep Bozkurt açıklama yapmadı.

Süt zehirlenmesi! Hükümetin dağıttığı sütlerden binlerce çocuk zehirlendi. Hükümet vakaya kılıf ararken valileri de psikolojik diyor bu zehirlenmeye. Eh, psikolojik diyorlarsa öyledir. Ama şu teşhis ve tedavi de pek teatral: “Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç süt projesinde rahatsızlanan çocuklarla ilgili olarak "Çocuklar ilk kez içtikleri için ya da aşırı doz nedeniyle rahatsızlanmış olabilir" dedi.” İlk kez ve aşırı doz! O zaman vah benim müreffeh ülkem!

Bu duruma tepki gösteren hacker grubu Redhack ise projenin dağıtımcılarından olan Gülsan Gıda ve Pınar’ın internet sitelerini hackledi. Kızıl Hackerlar hackledikleri sitelere şu notu düştü:

“Duyduk ki bozuk süt ihalesini alan sizmişsiniz, o bölgede dağıtan da sizmişsiniz... Uğrayalım da bu “sütü bozuklar” kim bir görelim dedik…

Yok, yanlış anlamayın, sadece siz suçlu değilsiniz, sizin gibilerin “badem bıyığına” ve hacı yağı kokusuna bakarak ihaleleri “peşkeş” çektirenlerdedir asıl suç… (Sonra arada sütü bozuklarla ilgili bir not düşüyorlar ve şöyle bitiriyorlar açıklamayı...)

Size de cemaatinize de bundan sonra rahat yok!

Çünkü artık RedHack var!”(Basından)

Memleket gündemi az çok böyle daha çok haber var da biz sabah itibariyle bir not düşelim dedik.

Yazar: Editor
2012-04-28 09:00:34

Ve Böylece III

Şöyle devam edeceğim bir alıntıyı kendime de nüfuz ettirerek. Yaşadığımız şu ahval ve şeraitte âdemoğlunun bir şeyler üreten, yapan, eden kuvvetlerinin gelişimi, hatta nefes alması sona erir olmuştur. Öyle abi!

Örneğin mobilyacı kuzen o lanetli, o en geri hatta yaşamını sürdürmeye, bildiğin mahkûm olmuş durumda. Zulmün tam da istediği yerde duruyor; ailesinin karnını doyurma kavgasında! Buraya mahalledeki tüm arkadaşlarımı ekleyebilirim bu manada; döşemeci, marangoz, duvarcı, sıvacı, seramikçi, bahçeci, oymacı, demirci, kaportacı, tesisatçı, elektrikçi… (Ugh! Saydığım kadroya bakınız! Acaba bir müteahhitliğe girişip onları çalıştırıp böylece zenginleşip gemiciğimi kurtarıp…)

İnsani yaşam koşulları onlar için sadece birkaç kelimedir bu esnada. Güçsüz kalmış durumdalar (durumdayız, zira saydığım arkadaşlar bensiz bir şey yapamazlar: ) tersinden akseden aynadaki o mendebur örgütlenmenin karşısında.

Bunun yanında o teknolojik gelişmeler bahsettiğimiz insanların hayatının debisini yükseltecek yerde elbette efendilerin hanesine kasalar dolusu Dolar, bilmem ne olarak kaydolacaktır. En yalın örnekten gidersem; bilgisayar, bilmem ne destekli o özel servislerin karşısında bir Cahit dayımın tamirci-öndüzenci olarak o sektördeki ataklara katılması ne mümkün.

Hele yanında çalıştırdığı ustanın, kalfanın, çırağın… Bırakın, bizimkilerin kalesi adeta Malta milli takımının kalesi! Yahu yerli veya yabancı sermayelere karşı şu İstikbal’lere, İkea’lara, Ford’lara, Mercedes’lere Real’lere, bilmem nelere karşı, çıkıp top oynayacaklar ha! Vah! Bizim Bakkal Özcan 10 kere iflas etti şu 30 senede; içkisi yok, kumarı yok, bir şeyciği yok.

Teknolojilerin bir insanlığa değil de savaşlara hizmet etmesinden bahsetmiyorum bile. Onu da Demir Adam’ı filan izledikten sonra yazarım.

İnsanlığın Krizi

Biz âdemoğullarının kelimenin tüm manaları ve hayatın bütün hallerindeki bunalımları, dertleri, sıkıntıları falan çalışıp üretenlerin sazı ellerine alamamalarına bağlıdır, diye güzelce iskele edilir konu. Üreten insanın aynı zamanda yöneten insan olmaması bizi bir krizden ötekine yuvarlayacaktır, diye ilave edilir.

Böylece o ağır babalar, top gibi oynamaya devam edecekler bizle. Ve her defasında daha şiddetli, zalim tahta burun tekmelere maruz kalacağız. Kalıyoruz da. Bir de yediğimiz o tekmelere milli ve manevi vuruş teknikleri eklemiyorlar mı? Ah ulan, en çok da işin bu sefil taktiği can yakıyor.

Problem tabi ki lokal değil, bu sebepten lokal anesteziyle de hallolmaz. O İkea, Ford, BMW bir Adana’da örgütlenmemiş ki. TV’den gördüm, başka şehirlerde de var bunlar.

Hem bir baktım Yunanistan gider oldu. Portekiz’i Cristian Ronaldo bile kurtaramaz deniyor. Lakin kimse kendini bir başına kurtaramaz, evet. Bunu ben demiyorum. Yaşayıp tecrübe sabitleyenler, meseleyi prensipleriyle de analiz edip konuşmuşlar. Ben de kendi küçük hayatımda tanık olduklarım ve yaşadıklarımla somutlaştırıyorum işte!

Uluslararası bir emperyal virüs söz konusuysa ve böylece aynı sınıfın insanlarını bir bir vuruyorsa, sürekli bir yıkımı yaşatıyorsa âleme; bunun karşısına gemisini kurtaran kaptanı bir Süpermen olarak koyup kendi göbeğini kesmeye çalışmak en terbiyeli ifadeyle saflık olur. Sahi lan, şu süper kahramanlar da efendilerin değirmenine su taşımaktalar mecazen de olsa.

Evet, bizim ve bizim gibilerin ömründe sürekli bir zulüm varsa dünyanın her yerinde; bunun karşısında dünyanın yine her yerinde geçerliliği doğal olan devrimin sürekliliği de var olacaktır tabiatıyla. Bunu ben de kelimelerin ötesinde bilmek zorundayım; bizim Köşker Kaskas da, Oymacı Ali de, Öndüzenci Cahit de, Mobilyacı Hüseyin de, Tornacı Kamil de, Bahçeci Cemil de, havancılık yapan Yunus da, Portekizli Ronaldo da, Cengiz Hoca da, Kumcu Yusuf biraderim de… 

Yazar: Editor
2012-04-27 06:44:41

Ve Böylece II

Ne Olur?

Devam ediyoruz dünkü mevzuya (bu arada uğur denemesi yapıp Konya-Adana maçına dair yazmıyorum; ) 

Yoksa ne olur, evet? Neler olduğunu yaşayarak görüyor, öğreniyoruz işte! Birazdan yazıma alıntılar da yapacağım meselenin İlah’larından! Ama bu derdi anlamak ve anlatmak için o kadar zahmete gerek yok aslında; hem okunması zor oluyor böyle yazıların, hakkaten: ) En azından benim için zor oluyor: )

  • Bir arkadaştan; ) girişerek devam edeyim. 
  • On dokuz senedir işi olan bir işsizdir. 
  • İşsizdir, çünkü çalışmanın esas oğlanı olan, geçimini sürdürebilme nesnesi o mangırlar onun cüzdandan pek uzak duruyor. 
  • Kazandırdığının binde birini alamayanlar tayfasındandır o da, milyonlar gibi. 
  • Kendisi de oracıkta baba evi olmasa babalara gelecek olanlardanım. 
  • Böylece bir omuzla ancak yıkılmadan gidenlerden. İşi, kurtuluşun tek başına olacağını zanneden ve dolayısıyla bir örgütlenmeme eğilimini kanıksayan bir iş olup çıkmıştır. 
  • Ancak bir maçta, çeşitli sebeplerden dolayı, ayrıca saha tribün hattında birbirimize gaz vermek için de “kurtuluş yok tek başına, ya hep birlikteyiz, ya hiçbir şeyiz” diye bağırabiliyoruz belki. 
  • Sonra? 
  • Sonra çekip eve gidiyoruz, ne olacaktı?

Bankalar ve Burjikler

Evet, ücretli köle ordusunun yiğit bir evladıyız, kölelik babında. Bir başınalık da adamı eblehleştirmez mi bir de! Tabi bunu o bankalar da biliyor. Onlar ne anasının gözü adamlar! Geçende arıyor biri, diyor ki… (Bakın sahne şöyle bir şey aşağı yukarı):

Telefondaki Ses

Size kredi verelim.

Burjik

Ama tüm maaş zaten kredi ödemelerine gidiyor, o sistemde görünmüyor mu soktuğumun borçları (italik olanı şimdi ekledim.).

Telefondaki Ses

Evet, görünüyor bayım.

Burjik

Ee?

Telefondaki Ses

Biz size yine de verelim krediyi, bu paracıklarla öteki kredileri kapatırsınız, eliniz rahatlar. (Hakikaten bunu önerdi telefondaki ses. Arada konuşulurken duyulur, iki gün içinde bilmem ne kadar kredi satmalıymış…)

“Hay anasını …!”

(Hayır, telefondakine değil, duruma bu lafı.)

Burjik

Vazgeçtim borcu borçla ödeme sefilliğinden; ulan faiz, sigorta, dosya parası kime girecek?

Telefondaki Ses

G.tünüze girecek beyefendi, diyemedi kibarlığından.

  • Zira deseydi fena kızardı ona, telefonda ya! 
  • Ama belki bankada yüz yüze olsaydı muhteremle; ezilmiş bir sınıfın yılgın, bitik, bir başına; yarı aydın, biraz insan, az köylü, çok köle bir “Burjik” (bunu burjuva ve mujik kelimelerinden imal ettim izninizle: ) bireyi olarak ikna edilir ve uzun vadeli bir başka batağın içinde buluverirdi kendini. 
  • Haddizatında bir başına kalmış bir adamın aslında kendinin olmayan ama nedense kendinin zannettiği o sıcak, sıcacık, sımsıcak paraya dayanacak gücü olabilemezdi! 
  • (Evet, güç! Birlikte elde edilebilen bir şeydi; hatırlayınız tek kibrit çöpü, kırk kibrit çöpü örneğinin…)

[Devam edecek]

Yazar: Editor
2012-04-26 06:42:52

Ve Böylece I

 

 

Küçük dev kitapta denir ya dünyanın bütün işçileri, birleşin! Neden denir en nihayetinde, zevkine bir servet düşmanlığı için mi, bir bozgunculuğa istinaden mi?

  • Patronun parasında milletin gözü olduğundan mı? 
  • Gıcığına mı? 
  • Bunu çukur aynadan yanıtlayayım kısaca; çünkü öte tarafta dünya emperyal sermayesi, kompradoru, tefeci bankacısı, kelle tüccarı çeşitli menfaat kumpanyalarıyla fena birleşmiştir. 
  • Bir olmuştur. Kalın punto bir elif gibi! 
  • Onların karşısına Kızılderili adam misali, bir başına, ok ve yayla üstelik, zaten çıkılamaz. Birleşmek, bir büyük kuvveti ancak bina eder, diye söylenegelir; 
  • yoksa Manitu’nun yeşil çayırları HES olur, orada altın aranır, petrol kuyuları açılır, hücuma uğrar, çimenleri sökülür… Yerler adamı Alimallah!

Tabi, dünya işçilerinin birleşmesi, keyfe keder bir birleşme de değildir. Bir çay partisi kıvamında filan! Veya sırf bir inanca veya bir kan bağına hürmeten hiç değildir birleşmek.

İdeolojik bir Şey

Nedir? İdeolojisi olmayan bir kitle futbol maçlarında bile dikiş tutturamıyor. Sırf bu sebep bile işçi ulusunun, -Kızılderili ulusu gibi dedim bunu- en sağlam direnebileceği bir yerde örgütlenmesi olmazsa olmazdır.

  • Bu esnada şirketler, hükümetler, çeşitli kuvvetler böyle bir örgütlenmenin önüne geçmek için de ayrıca kendiler örgütlenecektir, 
  • zira zaten örgütlenmişlerdir; şirket, hükümet, çeşitli kuvvetler, kumpanyalar dedik orada.

Beyaz adamın Kızılderili topraklarına şirketler ve mavi ceketlilerle girdiğini artık bilmeyen var mı? O demiryolları, şantiyelerinin işçi sınıfının bir büyük direnişine saha olması için mi örüldü, bir davaya hizmeten? Çinliler, Kültür Devrimini Vahşi Batı’dan mı başlattı böylece?

Hatırlatayım! Bir araya gelememiş, bu şansını kaybetmiş veya hiç yakalayamamış Kızılderili halkı da en son Wounded Knee’de yani Yaralı Diz’de Mavi Ceketlilerin bir nevi atış talimiyle adeta son nefesini vermişti. (Bakınız: Kalbimi Vatanıma Gömün / Dee Brown)

  • İşçi sınıfı ne kadar örgütlenirse, ama bu örgütlenme işbirlikçi bir örgütlenme filan değildir! 
  • Kendi g.t.nün derdinde, bir meseleye dönüşmemiş, siniri alınmış, gazı salınmış, bilinci tevekküle tahavvül edilmiş bir örgütlenmeden bahseden de hıyarın tekidir. 
  • Sarı örgütlenme falan, ne alaka; patroncu ve saire, hadi oradan! 
  • Zira öyleleri kendi cehennemlerinin ateşinde elbet yanacaktır, ben görmesem de… Yani yanmalarını umarım. (Arada yine alengirli bir laf ettim; )

-Bu arada “hıyar” kelimesinin altını çizdi program, argo veya kaba sözcük, deyip.

Görüyorsunuz değil mi, “sistem” denen şeyin şöyle kelimelere bile tahammülü yok. O zaman ne yapılacak, önce sözlüğe dâhil edilecek böyle “argo veya kaba sözcükler”, sonra sistemin o tahammül sınırları geçilecek!-

(Devam edecek.)

Yazar: Editor
2012-04-14 07:34:57

Sıfır Yorum İle Paylaşalım

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Hürrriyet’ten Enis Berberoğlu’nun sorularını yanıtladı. Berberoğlu’nun “MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la ilgili ifade kararı için soruşturma yaptırdığınız doğru mu?” sorusuna şöyle yanıt verdi:

"MİT olayındaki gelişmelerde sessiz kalmak mümkün değil. Niye. Benim malum nekahet dönemime rastlayan süreçti. Benim sır küpüm. Türkiye Cumhuriyeti devletinin sır küpü. Türkiye’nin geleceğinin sır küpü. Uluslararası alanda bu görevi yapanlar ajan olarak nitelendirilir. Operasyon yapacakları zaman görevlendirmeyle devlet adına giderler.

ABD, Rusya, Çin, Batı ülkelerinin hepsinde var. İmralı’ya da gönderen benim, Oslo’ya da gönderen benim. Niye, ortada bir problem var. Terör mücadelesinde başarılı olmamız lazım. Bunun için bazı bilgi alışverişlerine sahip olmamız lazım. Gazetelerde çıkanın hiçbirisi Müsteşarım tarafından verilmiş söz değil, hepsi yalandır. Yazılı değildir. Konuşmalar görüşmeler olmuştur, asla verilmiş sözler değildir.

Bunu söyleyenler siyasi menfaat elde eder miyiz, acaba ne devşirebiliriz gayreti içine girmişlerdir. Gayretlerinden çok çok memnunum. Gerek öncesi, gerek sonrasında ve şimdi, ülkeme çok şeyler kazandırdı. İnsan kıyma makinesi değiliz. Bu insan takdir edilmesi gerekirken, bunu yemeye çalışan bazı mahfiller olmuştur. Ana muhalefet partisi başta olmak üzere...

Yargı, görevi olmayan bir alana girdi. Bu konuda hakkı olmayan konumda kendini hissedince kusura bakmasın bizi karşısında görür. Yargı, kendini yasamanın üzerinde göremez. 250 meselesinden Müsteşar’ı yargılama süreci içine sokmaya çalıştı. Bu konuda ilk kez konuşuyorum."

Yazar: Editor
2012-04-12 09:17:06

Nazlı Hanım ve 12 Eylül

Şimdi iktidarın yamacında şenlenen Nazlı Ilıcak, hükümet politikaları doğrultusunda çeşitli taklalar atıyor ya, ileri demokrasi savaşçılığında bir antidarbeci olarak…

 

  • Ama dönüp bakıldığında 
  • 12 Eylül darbesinin en büyük destekçisi olarak çıkar sahneye. 
  • Darbecileri alkışlar, 
  • işkencecileri över, 
  • o işkencelere maruz kalmış meslektaşlarıyla kendince eğlenir. 
  • Ziververbey köşkünde işkence gören gazetecileri 
  • “bülbül gibi öttüler” 
  • diyerek vaktiyle gazetesinde güya teşhir eder. 
  • Neyse ki o işkencelere maruz kalıp ifade verenler (İlhan Selçuk) 
  • o ifadelerini akrostişlerle kodlarlar 
  • ve konuşmaların ağır işkenceler altında kaydedildiğini belirtirler.

Her daim faşizmin hizmetinde olan Nazlı Ilıcak ve benzerlerinin şimdiki halleri bizi hiç de şaşırtmamaktadır. Zira meşreplerince bir hareketin içindedirler. Tersi bir davranış şaşırtırdı. Şimdi Nazlı Ilıcak, Mehmet Barlas gibi şahıslar yine her devrin adam olarak muteber varlıklar olarak gazeteciliklerine devam etmektedirler, nasıl bir gazetecilikse bu!

Ezcümle;

  • Şimdi ileri demokrasi aşığı bu isimler 
  • son derece izafi bir demokrasi tanımı içinde dönenirken 
  • elbette bir “şarlatanlar dönemi” içinde 
  • mümtaz yerlerini hak ettikleri gibi kazanacaklardır. 
  • Yakın tarih onları hak ettikleri gibi kaydına alacaktır…
Not:
Amerikalı yazar Lillian Herman 1950'lerin Amerikasını, McCarty yıllarını anlattığı Şarlatanlar Dönemi adlı kitabı Can Yayınlarından okuyabilirsiniz. Evrensel ve ibret verici bir eserdir. 
Yazar: Editor
2012-03-29 17:35:06

Adaletin Adaletsizliği

 http://hizliresimyukle.com/showoriginal-218691/keskp.jpg

Tamam, soyut bir kavramdır şu adalet dediğimiz. Keyfe ve güce göre de değişiyor böylece. Fakat bu taraftan bakınca memleketimdeki adalet anlayışı bana soyut ötesi fantastik bir boşlukta duruyor.

Bakalım:

  • KESK, 4+4+4’ü protesto etmek için 
  • Başkentte eyleme girişiyor. 
  • En demokratik hak! 
  • Gayet insani ve vicdani! 
  • Pek olağan! Ne var ki bunda? 
  • Karşı olan fikrini bir şekilde belirtmeyecek mi? 
  • Ne yani, KESK Ankara’ya ağır makinelilerle mi gitmiş?

Fakat hükümetin algısı böyle değil! Mesele bir korku salma, sindirme, iyice susturma sonra bitirme zihniyetinin muktedir olmasıdır.

Hükümet, fena saldırmıştır başkentte kendi gibi düşünmeyene.

Oysa aynı ağızlar aylardır Suriye’de muhaliflerin hakları, insanlık, demokrasi sakızını çiğniyordu!

Ne oldu memleketimde?

Şimdi farklı bir eğitim anlayışında olan bu insanlar terörist mi oldu?

  • Bu arada benzine bir zam daha geldi 
  • ve 5 lira kapısına dayandı litre! 
  • 100 liralık benzinin 60 lirası vergi! 
  • Dünyanın en pahalı benzini evet! 
  • İngiltere, Hollanda, Finlandiya’dan daha pahalı ve vergili! 
  • Üstelik biz ve onlar arasındaki gelir farkı bir yana! 
  • O korkunç gelir farkı bir yana, evet! Ve vergi dediğin şeyin, adaletli olmalı ilkesinin müthiş bir ihlali söz konusudur ayrıca! 
  • Yani, benzini 
  • ben ve Egemen Bağış ve Ali Koç ve Güler Sabancı ve Aydın Doğan ve Çalıklar ve Albayraklar ve Ağaoğlu ve gizli zenginler ve bizim Köşker Kaskas, Bakkal Özcan, Cengiz Hoca aynı paraya alıyoruz!

Cezanın Adaletsizliği

 http://hizliresimyukle.com/showoriginal-218735/pf.jpg http://hizliresimyukle.com/showoriginal-218737/elaz.jpg

(Bakınız Logo'ların kardeşliği)

Ve Adanaspor’a ceza yağdı!

Alın muktedirin bir başka zulmü!

  • Rakibin omuzlarına dokunan İzzet’e önce kırmızı kart sonra iki maç ceza! 
  • Ama kendini artistik bir hareketle yere atan rakibine bir şey yok! 
  • Hani ulan fair play? 
  • Ne oldu sportmenliğe? 
  • Ondan da ceza kesmişsiniz bize aşağıda!
  •  TV’lerde o anın tekrarına bakmadınız mı? 
  • Gözünüze gözlük o zaman!

Merthan’a 5 maç ceza! Neymiş? Hakeme bir şey mi yapmış ne olmuş? Çok çok yakasına yapışmıştır ki bu da bir insan evladının en doğal hakkıdır zulmün yakasına yapışmak! Yapışmamak zaten insanlığa terstir! Hem ne oldu tahrik unsuru? O hakem denen şahısa, maçı muktedirin takımın 12. adamı gibi yöneten kişiye yok mu bir ayar? Ben ne diyorum, kimi kime şikayet ediyorum!

  • Tribününü dağıtan, rakip taraftara 4 bin lira ceza; 
  • sadece takımını destekleyen Büyük Adanaspor Taraftarına 5 bin lira ceza! 
  • Ne oldu? Bizim göremediğimiz neyi gördüler de bu cezayı verdiler? 
  • Lan yoksa biz mi koltukları söküp attık? 
  • Biz mi görevlilere saldırdık? 
  • Ama evet, Büyük takımın büyük taraftarına büyük ceza!

Takıma 7200 lira ceza! Sebep? Takım halinde sportmenliğe aykırı hareket! Yani sanırım malum bir kontenjanı kullanma aşamasında şampiyon yapılmak istenen rakibini büyük bir mücadeleyle, savaşarak, koşarak, eksik kalıp yılmayarak 2–0 yenmesi federasyonun ne olduğu meçhul sportmenlik anlayışına uymadı!

Lan!

Bu işler

Bayram Başkan’ın federasyon seçimindeki duruşunun ilk yansımaları mı yoksa? 

Sonuç:

Güzel ülkemde, kurtuluş yok tek başına, ya hep birlikteyiz ya hiçbir şeyiz! 

Ugh! Aç sınıfın laneti adına; )) 

Yazar: Editor
2012-03-14 19:06:39

Kinetik Enerji

 http://www.cornichon.org/Trapeze%20clipart.jpg

“Kinetik enerji, hareket eden cisimlerin (varlıkların) sahip olduğu enerji şeklidir. Bir cismin/varlığın kinetik enerjisi ne kadar büyükse cisim/varlık o kadar büyük iş yapar.

Mesela, yukarı fırlatılan bir taş belirli bir kinetik enerjiye sahiptir. Yukarı hareketi sırasında hızı azaldığından kinetik enerjisi azalır, ancak yükseklik kazandığından potansiyel enerjisi artar.”

diyor kaynaklar kinetik enerji için.

Nedir bu bilgiye sebep-i ziyaretimiz?

Biz de örneğin Rahman Oğuz Kobya, adını verelim. (Kısaca ROK diyeceğiz.)

  • Bu futbolcumuzun kinetik enerjisi pek kıvamında… 
  • Maç boyunca koşup çalışıp mücadele edebilir. 
  • Şu kinetik enerji prensiplerine göre de büyük iş yapması gerekiyor ROK’un. 
  • Ama beklenen oranda karşılığını alamıyor o enerji, 
  • yani büyük enerji büyük işe dönüşmüyor. 
  • Galiba sorun o enerjinin doğru yönde hareket etmemesidir. 
  • Şöyle olabilir, bir türlü ileriye gidemeyen, etrafında dönen, hatta geriye giden o enerji 
  • gereken hıza bir türlü ulaşamıyor ve zamanla 
  • gücünü ve etkisini kaybediyor. 
  • Kendi kısır döngüsü içinde potansiyel enerjisini de yok ediyor.

Yani illa ki yukarıya doğru, bunu bir futbol sahasında düşünürsek, ileriye doğru hareket etmesi icap eden bir enerjidir kinetik dediğimiz şey. Potansiyel enerjisi için de en uç noktaya ulaşması gerekiyor.

  • Demem o ki, ROK’un o enerjisini bir işe dönüştürmesi varacağı en ileri hatta mümkün olacaktır. 
  • Ceza sahasına daha yakın olacaktır, 
  • o mevkilerde potansiyeline ulaşacaktır, 
  • böylece etkili olacaktır ve oyuna katkı sağlayacaktır.

Tabi ki skora katkı sağlanması aşamasında önce oyuna bir katkı meydana getirilmesi, futbolun olmazsa olmazlarındandır. ROK’dan elbette öncelikle skora bir katkı beklemiyoruz, ondan beklediğimiz, bahsettiğimiz o kinetik enerjinin doğru yönde hareket etmesiyle mümkündür.

  • Böyle olunca ROK namına skora katkı da zaten gelecektir. 
  • Linyit maçını hatırlatmak bu esnada faydalı olacaktır bir somutlaştırma için.

O kinetik enerji, icap eden prensiplerde eyleme dönüşmeli. Evet, ben demiyorum bunları bilimin ta kendisi söylüyor dostlar. (Kuzen gelmeden ben kaçayım, şimdi şu yazıdan bana laf sokar: ))

Not: Bu dediklerimiz, daha sınırlı bir düzeydeki kinetik enerjinin muhatabı olan Barbaros (Kısaca BBB) için de geçerlidir.

Yazar: Editor
2012-01-24 13:38:16

Bir “Aynen Öyle” Güzellemesi

 https://lh3.googleusercontent.com/-q7uoKnA9HhU/TX3--ejoVWI/AAAAAAAADRk/bhhtq-2DXPE/aynen.jpg

Dedim, hava güneşli ama pek soğuk. Titreyerek dedi, aynen öyle.

Dedim, sen de üşüyorsun o zaman. Onayladı. Dedi, aynen öyle.

Dedim, memleket bu aralar böyle. Çaresizdi ne yazık ki.Dedi, aynen öyle.

Dedim, keşke iki çorap giyseydim. Ayaklarına baktı. Dedi, aynen öyle.

Bunu, “ben de” der gibi kullandın değil mi dedim. Anlamadaki beceriksizliğimi yüzüme vurmadan dedi, aynen öyle.

  • Dedim, geceleri daha da soğuk
  • bir de sahte kömür olunca
  • şehir de fena öksürüyor dumandan.
  • Tebessüm etti,
  • dedi aynen öyle.

Bunlar bedava kömürden oluyor galiba. Dedi, aynennn öyle.

Dedim, seçimden kalma sanırım. Dedi, aynen öyle, aynen öyle.

Dedim sen de yakıyor musun evde öyle. Biraz mahcup, dedi, yav aynen öyle.

Dedim, dumansız hava sahası ihlal ediliyor ama. Hiddetlenmişti. Dedi, aynen öyle.

  • Dedim kış bitince soğuktan
  • ve dumansız hava sahasının dumanlarından kurtuluruz.
  • Umutlandı memleket için.
  • Dedi, aynen öyle.

Dedim, keşke sigara kadar o kömürle de savaşsak. İğdiş edilmiş bilinçlere adeta tokat atarak  dedi, ayyynen öyle.

Dedim, durum vahim. Duruldu. Dedi, aynen öyle.

Dedim, bunu son zamlar için dedim. Başını salladı elleri boş ceplerinde. Dedi, aynen öyle!

Dedim, belimizi büktüler. Sövmedi ama dedi, aaaynen öyle.

  • Dedim, sohbet ne güzel gidiyor.
  • Memnun memnun, dedi, aynen öyle.
  • Dedim, fakat tıkandık bir yerde.
  • Kahkaha atarak
  • dedi, ayneeen öyle.

Dedim, havalar gibi takım da kötü gidiyor. Üzüldü, dedi aynen öyle.

Dedim, sanırım yine sağlam transfer yok. Yarasını deşmiştim, dedi, aynen öyle.

  • Dedim bir de hakemler…
  • Kesti lafımı,
  • dedi aynen öyle.
  • Sürpriz bir hamle yapıp 
  • yeni bir cümle ile küfretti,
  • bu kez ben sazı aldım,
  • dedim aynen öyle.

Sonra sustuk. Susmak için susmadık, ‘aynen öyle’ler yorgun düştüğü için sustuk.

Dedim, iyi ki ‘aynen öyle’ var. Başını salladı bilgece, dedi aynen öyle.

Dedim, eskiden üç yüz beş yüz kelimeyle konuşuyoruz diye yakınıyorduk, şimdi iki kelimeye düştük. Türkçenin bu son hali için kahroldu adeta, ağlamaklı dedi, aynen öyle.

  • Onu daha fazla üzemezdim.
  • Ben gideyim artık,
  • sağlıcakla kal dedim.
  • Dedi, aynen öyle.
  • Bunu, “sen de” anlamında kullandın galiba dedim.
  • Kıt anlayışıma sitem ve çokanlamlılığa bir saygı duruşuyla
  • dedi, aynen öyle!

Mahcup olmuştum.

Anlam-yorum gücümü geliştirmek için biraz daha okumalıyım dedim giderken. Aynen öyle dedi. Bunu “ben de” anlamında değil, halime üzülerek, “geliştir kendini evladım” anlamında, evet git oku vurgusuyla söyledi.

Mırıldandım, aynen öyle, ile.

  • Ve kişisel gelişimimin kapılarını
  • açmıştım ben böyle.

Ne dediğini duyar gibi oldum, zihnimin içinde yankılanan bir elektrosaz sedası ile:

aayy-neyn-neyn-neynnn ööyyle-le-le-le…

Ulan!

Yazar: Editor
2012-01-01 09:01:11

Tarihte 1 Ocak

http://www.a-c-d.dk/brochurer/biler_piger/anadol20.jpg
 

M.Ö. 45  Jülyen takvimi ilk kez kullanılmaya başladı. (16. yy'a kadar kullanıldıktan sonra yerini Gregoryen takvim'e bırakacaktır.)

630  Hz. Muhammed, hazırladığı ordu ile Mekke'ye girdi.

1673 - New York ile Boston arasında düzenli posta servisi başladı.

1788 - Londra'nın en eski gazetesi The Times yayımlanmaya başladı.

1808 - Amerika Birleşik Devletleri'ne köle girişi yasaklandı.

1891 - Penaltı, İngiltere'deki Stoke City-Notts maçındaki tartışmalar üzerine kural kitabına girdi.

  • 1899 - Küba'da İspanyol egemenliği sona erdi.
  • 1923 - Türkiye'nin ilk futbol federasyonu olan Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı kuruldu.
  • 1929 - Millet Mektepleri açıldı.
  • 1929 - Anadolu demiryolu hattı ile Haydarpaşa Limanı millileştirildi.
  • 1936 - İlk yılbaşı tatili.

1941 - Behice Boran'ın çıkardığı aylık fikir ve sanat dergisi Yurt ve Dünya yayımlanmaya başladı.

1943 - Varlık Vergisi tahsilâtı 11 milyon liraya ulaştı.

1944 - Gerede, Bolu ve Çankırı'daki depremlerde 4.611 kişi öldü.

1945 - Milli Piyango'nun yılbaşı çekilişinde 200 bin lirayı İstanbul'da bir seyyar salepçi kazandı.

1946 - İşçi sigortaları kanunu yürürlüğe girdi.

  • 1949 - Orhan Veli Kanık Yaprak dergisini çıkardı.
  • 1952 - Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu yürürlüğe girdi.
  • 1958 - Avrupa Topluluğu kuruldu.

1959 - Küba devriminin zaferi. Diktatör Fulgenico Batista yeni yılın ilk saatlerinde Havana'dan kaçtı. Camilo Cienfuegos ve Che Guevara önderliğindeki gerilla kolları Havana'ya girmeye başladı. Bütün Küba'da işçiler ve köylüler Fidel Castro'nun çağrısına uyarak genel greve başladı.

  • 1961 - Devlet Başkanı Cemal Gürsel bugünü İkinci Cumhuriyet'in kuruluş yılı ilan etti.
  • 1963 - Bakanlar Kurulu otomobil ve lüks eşya ithalini yasakladı.
  • 1964 - Kıbrıs'ta Başpiskopos Makarios, Zürih ve Londra antlaşmalarının yürürlükten kaldırılmalarını istedi.
  • 1965 - Filistin Kurtuluş Örgütü içerisinde yer alan El Fetih, ilk silahlı eylemini gerçekleştirdi. Ahmet Amr Musa önderliğindeki gerilla birlikleri, İsrail'in işgal altında tuttuğu Batı Şeria topraklarına sızarak, bir köprüyü havaya uçurdu.

1967 - Anadol marka otomobil piyasaya sürüldü.

1971 - Zonguldak'ta ücretleri ödenmeyen 600 maden işçisi ocaklara inmedi.

1974 - İsrail'de yapılan seçimleri Golda Meir liderliğindeki İsrail İşçi Partisi kazandı.

1978 - Hindistan havayollarına ait Boeing 747 tipi bir yolcu uçağı, Bombay açıklarında havada infilak ederek denize çakıldı; 213 kişi öldü.

  • 1985 - KDV'li ( Katma Değer Vergili ) yaşam başladı. (Böylece halkından yana olmayan devletin bir uygulaması daha tescillenmiş oldu.)

1990 - David Dinkins, New York'un ilk siyah belediye başkanı olarak görevine başladı.

1990 - Ruanda İç Savaşı başladı. Çok insan öldü.

1992 - Şehir içi yollarda sürücüler ve ön koltukta oturanlara emniyet kemeri takma zorunluluğu getirildi.

1993 - Avrupa'nın "tek pazar düşü" gerçekleşti. Kuzey Kutbu'ndan Akdeniz'e, Avrupalılar pasaportsuz seyahat edebilecek.

  • 1994 - Meksika'nın Chiapas eyaletindeki Kızılderililer, ulusal kuruluşları için Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu önderliğinde ayaklanarak bölgenin denetimini ele geçirdiler.
  • 1999 - Avrupa para birimi Euro yürürlüğe girdi.
  • 2002 - Hollanda'da ötanaziyi yasallaştıran karar yürürlüğe girdi. Hollanda, ölümcül durumdaki hastalara hayatlarını sona erdirme hakkı veren ilk ülke oldu.

2005 - Türk Lirası'ndan (TL) 6 sıfır atıldı. Yeni Türk Lirası tedavüle girdi.

2009 - YTL'nin Y'si atıldı. Türk lirasının ismi TL oldu.                   

2010 - Yeni Türk Lirası (YTL) tedavülden kaldırıldı.

Kaynak: Vikipedi

Yazar: Editor
2011-12-08 09:28:46
yok

Yazamamaya Dair Birkaç Söz

Bugün yazı yazasım yok.

Oysa güzel, yağmurlu bir Adana sabahıydı.

Yazacak ne çok şey çıkardı; yağmura ve çağrışımlarına dair.

Yok.

Memleket haber doluyken, şikedir, hastalıktır, başlayan transfer atağımızdır…

Bugün böyle.

Klavyede bir hareket yok. 

Yazar: Editor
2011-09-05 07:31:30

Adı: Trafik

Konu: Kazaları

Ana Fikir: Paralel Yüzdeler

http://www.is-elbiseleri.com/wp-content/uploads/2009/03/trafik.jpg

Bir kişi ölünce dram, fazlası ölünce istatistiktir sözünün doğrulandığı bir durum söz konusu bu yazıda.

  • Bu 9 günlük tatilde
  • 165 kişi ölmüş 4 bin civarında insan da yaralanmış.
  • Oysa onca yol yapımından sonra azalmıştı bu ölümler hani.
  • Tabi birçok iddiaları gibi bunlar da yalan.

Sevgili Metehan not düşmüştü trafik dramına. Çeşitli sayılar vermiş kazalara ve ölenlere dair.

  • “2002’de 440 bin kazada
  • 116 bin kişi yaralanırken
  • 2010’da  %74 inmek bir yana
  • %151 artan kazalarda
  • 100 bin kişi daha fazla yaralımız var.

2002’den bu yana kazalarda ortalama 4000 vatandaşımızı kaybediyoruz çünkü kaza sayısı artarken, mağdur sayısının sabit kalmasını teknolojiye borçluyuz.”

Kazalar nasıl biter?

Ne bileyim, ama çift yol yaptık, kazaları azalttık yalanlarıyla bitmez kazalar.

  • Çevreye, çevresine duyarsız,
  • demokrasi bilincinden uzak,
  • sorgulama yoksunu insanların
  • böylece trafikte keyfine göre davranmalarını engellemek;
  • yol yaptık reklâmları,
  • uyarılar
  • veya cezalar ötesinde daha ciddi önlemler gerektirir.
  • Sonucu elbette ki birkaç günde alınamayacak önlemlerdir gereken.
  • İşte o vakit trafik kazalarındaki o feci yüzdeler düşer,
  • düşerken de başka yüzdeler de düşer bu ülkede.
  • Trafik kazalarının önüne geçecek “bilinç”
  • daha başka vakaları da yeniden şekillendirecektir.
  • Bilmem,
  • içten içe hangi oranı tercih eder muktedirler?
Yazar: Editor
2011-08-30 09:11:30

Adı: Bayram

Konu: Şeker Gibi Notlar

Ana Fikir: Bayram Hediyesi İsteriz

  • Hem dinsel bayram hem ulusal bayram aynı günde denk geldi.
  • Bu hükümetle birlikte
  • dinsel tüm algılar
  • partizan bir propagandanın aracına dönüşmüş durumda.
  • Bu yüzden bir tercihe zorlarsanız
  • 30 Ağustos derim,
  • çünkü işgalcilere direnmeyi temsil eder;
  • işgale uğramış olmanın hissini daha yoğun yaşatmaz!

“Emniyet Genel Müdürlüğü Disiplin Kurulu, bir kişinin "hürriyetini engelledikleri" gerekçesiyle müfettişlerin kınama cezası isteyerek "keyfi hareket ettiler" dediği polislere hiçbir ceza vermedi.” Hükümete göre 30 Ağustos sivilleşiyor, ama işte devlet de polisleşiyor.

  • Suriye için, Libya için demokrasi havarisi kesilip
  • “bu kadar uzun süre iktidarda kalmamaları gerekirdi” gibi yorumlar yapanlar
  • Suudi Arabistan için bir tek benzeri yorumu akıllarından bile geçirmiyorlar.
  • Ne yani
  • orada demokrasinin daha da ileri bir devri mi yaşanıyor?

“Fenerbahçe Kulübü (FB), Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından UEFA Şampiyonlar Ligi'nden men edilmesiyle ilgili olarak Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (CAS)'ne başvurma kararı aldı.” Yetmez! Parti kurup mücadeleye oradan devam etmeleri gerektiğini söylemiştim.

Son not;

  • Her şeyden umudumu kessem de
  • Adanaspor’dan asla!
  • Hafta bitmeden taraftara üç transferli bir bayram hediye paketi verileceğini umuyorum.
  • Hayır, bunu bir taraftar olarak istiyorum.
  • Ama bayram harçlığı gibi transferler değil,
  • Bayram Başkanın şampiyonluk inancına yakışan transferler…
  • Asıl bayram sevincim bu olur:))
http://www.officialpsds.com/images/thumbs/Homer-Simpson-psd24858.png
Yazar: Editor
2011-08-29 09:05:05

Adı: Kafa Karışıklığı ve Korku

Konu: Adanaspor

Ana Fikir: Ne Olacak Bu Memleketin Hali?

http://img222.imageshack.us/img222/9922/karikaturrr5hr6.jpg

Önce transfer olmadı, korkmuştum, aynı filmi izleyeceğim diye.

  • Sonra transferler oldu,
  • dört isim mi?
  • ikisi gitti kaldı ikisi,
  • biri zaten formsuz.
  • Korku yamacımda duruyor yine,
  • uzakta değil.

Bir şike dalgası gelip çarptı kıyılarımıza, korktuk ulan, en temiz halimizle bizi kirletmeleri ne kadar kolay olurdu, değil mi? Örneğin, pis bir şeyin üzerindeki yeni pislik ne kadar fark edilir ki. Oysa temiziz biz ve oradaki bir leke fena görünür kötü durur. İşte bu izi kalacak çamurdan korkmuştum.

  • Hazırlık maçlarına bakıp korkmuştum yine.
  • Hele Sivasspor maçından önceki iki maç!
  • Dünyaları alsak da bu takımdan bir şey olmaz diye korkmuştum.
  • Çünkü hiçbir gerekçe öyle kötü bir futbolu ayağa kaldıramazdı.
  • Lakin korkular yatışır oldu. Bir Sivasspor maçını gördük.

Takımdaki genç oyuncuları gördük. Oyuncularımızın genelinin ne güzel mücadele ettiğini gördük. O gençlerin de takıma kazandırılmasının Adanaspor’u daha dinamik bir ekip yapabileceğini gördük.

Ama ne olursa olsun 3 acil transferin de (kale/savunma/hücum bölgelerine) kaçınılmaz olduğunu gördük.

  • Sözün özü;
  • Adanaspor’umuz bize hep en uçtaki heyecanları vermişti.
  • Bu yüzden hem çok seviyoruz delicesine,
  • Veya kızıp ben oynamıyorum küskünlüklerine sevk oluyoruz.
  • Öyle ruhen ihtiyar işi bir takım ve taraftarı değiliz,
  • hiçbirimiz ortalarda bir sonuç beklemesin bizden.
  • Ya zirveye dikeceğiz bu bayrağı,
  • ya da düşürmemek için savaşacağız ligin son dakikasına kadar. 
  • Arada bir seçeneğimiz hiç olmayacak...
  • Seviyoruz bu Adanaspor’u:))

Şimdi o klişe muhabbete dalalım son olarak;

Küçük Resim: Orada bazı engeller var yahu. Kimi ayrıntılar net görünmüyor.

Büyük Resim: Hımm, şimdi buradan o ayrıntıların gerçekten ayrıntı olduğunu görüyorum. Bu takım söz konusu transferlerle o takozları da aşar hatta alır onları da yanında götürür.

Yazar: Editor
2011-08-12 12:58:57

Adı: Hazırlık Maçı

Konu: Adanaspor – Yeni Malatyaspor

Tema: Somali’ye Yardım, Sömürgecilere Cevap

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-92309/sml.jpg
  • Duyduk ki
  • Adanaspor taraftarı ve Malatyaspor taraftarı
  • Somali’ye yardım temalı
  • biri Adana’da diğeri Malatya’da olmak üzere
  • iki ayaklı maç organizasyonunu gündeme getirmiş.
  • Ne iyi olur böyle bir maç.
  • Hadi öyleyse,
  • bunun gerçekleşmesi için elimizden geleni yapalım.
  • Zira sadece taraftar değiliz,
  • sadece futbolla geçmiyor günlerimiz,
  • hayatın
  • kendi hayatımızın yörüngesinden ibaret olmadığını
  • biliyoruz,
  • bir büyük meselenin sadece böyle girişimlerle çözüme kavuşmayacağını bildiğimiz gibi...
  • Failin, meçhulmuş gibi davranmasına da bir cevap olsun bu tür her girişim;
  • ey ABD ve yüzyılların sömürgecisi Avrupa,
  • Afrika'da ve benzeri kıtalarda, ülkelerde işbirlikçilerinizle el ele verip neler yaptığınızı da biliyoruz...
  • Evet, yazının adı hazırlık maçıydı: ))
Yazar: Editor
2011-07-27 08:58:51
http://3.bp.blogspot.com/_fC76JzRunnk/TLNJqhvh-uI/AAAAAAAAAE8/EglKdBtPMzE/s1600/hunger.jpg

Somali ve Açlık

Somali’de görülmemiş sıcaklık yüzünden günde az 50 çocuk açlık ve susuzluktan ölüyor. Yazmaktan utandığım konulardan. Utanırken sorumlusu biz değiliz bu sahnenin. Ülkeler üzerinde siyasi ve ekonomik taktikler uygulayan ülkelere, örgütlere çeviriyoruz bakışları. Konuyla ilgili yazıya bakınız: Sami Kohen

Sendikalaşma

Ülkedeki sendikalaşma oranı o kadar düşük ki, çalışma bakanına göre böyle giderse DİSK ve Hak-İş kapanır. Bunun sorumlusu öncelikle hükümettir ve halef selef ilişkisiyle bağlandığı fikriyattır, işçilerin yoksullaştırılmasına ve bilinçsizleştirilmesine neden olanlardır ve de böyle bir sonuçtan siyasi istikbal elde edenlerdir. Utanın…

Açlık Sınırı

Ülkenin açlık sınırı asgari ücretin de üzerinde, 8oo küsur lira. Yoksulluk sınırında bir kazancı veya geliri olan, 2800 küsur lira, zaten kendini zengin saysın. Böyle bir fotoğrafın içinde olmaktan üzülüyorum, birilerinin utanmasını bekliyorum.

Kriz

Ülkede kriz filan kapıda değilmiş kimi bakanlara göre. Yahu o kriz yıllardır evin içinde, ne kapısı. Oturmuş yerleşmiş kanser gibi. Kriz size yok efendiler ve sizin belli bir kitlenize. Çevreme bakınca yıllardır krizin en zalim halini zaten görüyorum.

Beyoğlu

Beyoğlu’nda, Asmalımescit ve Mis Sokakta sokağa çıkan masa ve sandalyeler birtakım gerekçelerle kaldırılmış. Ve… Sigara yasağı gerekçesiyle zaten müdahaleye uğrayan bir yaşam tarzı, hükümet erkince dayatılan bir başka yaşam tarzının kurbanı oluyor. Yaşanan bir despotça baskıdır, diğer izahat yalandır. Korku verici…

Mbilla ve Kbong çalışmalara geç katıldı.

Sebebin az para aldıkları söyleniyor.

Lafı uzatmayacağım.

Kbong ve Mbilla örneğin Bülent’le bırakın aynı parayı, ondan daha fazla almıyorlarsa bu işte bir terslik var derim…

Yazar: Editor
2011-07-26 11:21:19

Sinemaya gitmek…

http://ilaclamasirketleri.tk/upload/6901799-4.jpg

Sinemaya gitmek de artık mesele, yani ekonomik yönden ciddi bir mesele. Örneğin iki kişi avm’nin birinde film izlemeye kalksın, eyvah, böyle bir şeyi yapmak için bir 50 papel yok sayılsın. Bilet, su, gazoz, yol, mısır derken… Eyvallah! Bir hatıra istinaden bir miktar fedakârlık vs yapılır, o bütçe bina edilir filan.

Orada “pahalı” bir etkinliğin oluşturulması, evet oluşturulması zannederim ki bile isteye yapılan bir plana dâhilindedir. Bilet fiyatlarını, yiyecek ve içeceği insani bir insafta tutup sürümden kazanmak yerine yüksek bedelle iş yapıp o parayı verebilen üstelik ‘elit’ bir kitleye hizmet vermek daha cazip geliyor o tarafa anlaşılan. Ayriyeten bir sürü hesap vardır muhtemelen; dolayısıyla az personel, koltukların halıların daha az yıpranması, avam takımından uzak durmuş olmak veya onları uzak tutmuş olmak… Tartışmaya da açık bir dolu gerekçe yazabilirim buraya. Geçelim, bu bölümde diyeceğimi dedim.

Bir başka mesele şudur sinemaya gitmek hususunda; o pahalı koltuğa oturdun, en pahalı mısır tanelerini çıtırdata çıtırdata yuvarladın, arada yine piyasanın en pahalı suyunu veya kolasını ulan hemen bitmesin diye küçük küçük yudumladın ve filmin vaat edilen saatte başlamasını bekledin. Bekle o zaman. Çünkü TV’lerde iflahımızı kesen o reklâmlar sinema salonlarında da tepene tepene inmeye başlamıştır. 15 dakika reklâm, yazıyla on beş… Filme verilen moladan sonra bir 10 dakika daha reklâm… E, evde otursaydık bre! Standart maliyet üstelik. Reklâmlarda zaplama imkânı…

Demem şudur; sinema salonları bu koşullarda beni uzun bir süre unutsun. Çok umursayacaklarını sanmıyorum, ama konuya dair sözüm budur.

[Ben gitmiyorum diye, Avm’ler de, oralardaki sinemalar da batar mı? Batsın… Çarşıdaki esnaf, bakkal, manav, kasap, mağaza kazansın; olacaksa öyle bir şey… Bakınız Gaziantep! Halk, esnafına sahip çıkmış ve emperyal avm’ler orada tutunamamış. Laf lafı açtı, bu da yazımızın böylece ana fikri oldu.]

Yazar: Editor
2011-06-28 10:55:18

Sınava Dair          :

http://img03.blogcu.com/images/y/g/s/ygslys/626c4cd73d3d8595a673ad80f05cf4d5_1279367434.jpg

Cumartesi günü sınav koşusunun üçüncüsü yapıldı. Orada bir de 56 adet edebiyat sorusu yöneltildi öğrencilere. Ama ne 56 soru, ciğer söken cinsten.

Sınavın görece zorluğunun yanı sıra, muhtevaya uymaması ayrı bir ıstıraptı. Üniversite sınavlarında aslolan müfredata uymadır. Sorular belirtilen içerikten gelir. Konu edebiyat olunca burada iş çetrefilleşir. Edebiyat tarihinin bir kıyısından girildi mi sonu deli ummanlara gider. Kralı çıkamaz işin içinden. Bu sebeptendir ki özellikle edebiyatta müfredata uymak en azından ahlaki, hadi bu ağır oldu diyelim, vicdani bir sorumluluktur.

Bakın, sınavda Pınar Kür sorulmuş öğrencilere, seçeneklerin birinde dolaylı da olsa. Milli eğitimin ders kitabında olmayan isimlerden! Bir soruda Aziz Nesin’in Toros Canavarı adlı eseri geçiyor çeldirici olarak. Ama Aziz Nesin de yok o ders kitaplarında. Diyeceksiniz ki lise öğrencisi de bilsin Pınar Kür’ü, Aziz Nesin’i. Haklısınız! Ama o zaman o çocuklara o kadar çok sorumluluk yükleriz ki şunu bilsinler, bunu da bilsinler diyerek. Onların 8–10 dersle ayrı ayrı uğraştıkları da unutulmamalı. Genel kültürden kopuk bir ezberciliğe yaslanmış eğitim öğretim anlayışında heder edildikleri hiç unutulmamalı.

Bir başka soruda bir şair dâhil olduğu anlayışın dışında tutuluyor (Necati, Mahallileşme Akımı), yani tarihsel bilgi ile sınavın belirttiği bilgi arasında çelişki söz konusu.

Sanki sınav soruları çözülsün diye değil çözülmesin diye hazırlanmış, ülkenin lise öğrencisi profilinin pek uzağında bir nitelikte seyretmiş üstelik o sorular, hani bir edebiyat öğretmenini de epeyce zorlayan cinsinden.

Örneğin şu seçeneğe bakar mısınız: “Necati Cumalı’nın ilk romanı Tütün Zamanı; Yağmurlar ve Topraklar, Acı Tütün ile devam eden Ege üçlemesinin ilk halkasıdır.” Ben de derim ki el insaf!

Yine örneğin, öğrenci; Vus’at O Bener’in ilk hikâye kitabını ve bu kitaptaki hikâyelerin küçük kentlerdeki sıradan insanların iç ve dış dünyasını anlattığını; Rasim Özdenören’in kim olduğunu(sahi kim bu? Edebiyat tarihindeki yeri ne?), Ferit Edgü’nün Çığlık adlı hikayesinde iç ses yöntemini kullanarak okurun kafasında birini çağrıştıran kimi sorular uyandırmaya çalıştığını bilecek. Yazarken yüreğim daraldı bre…

Şunu diyeceğim;

O 56 soruyu tam yapan öğrenciler baş tacıdır, milli kahramandır hatta, hatta direkt öğretmen olarak okullara atamaları yapılsın onların. Ama şöyle de olabilir, dikkat çekici bir yoğunluktaysa o tam yapan öğrenci sayısı, o zaman bu iş de bir araştırılsın, zerre kadar güven vermeyen şu ÖSYM’nin bir başka şaibesi sahne almış olabilir o sabıka kaydında. Ha, resmen bir iş çevrilmiş olsa da oradan bir netice alınmaz, biz de bu komplo teorimizle baş başa geçiririz bu yazı…

Yazar: Editor
2011-05-29 22:12:44
 
3. Şampiyon Orduspor'u kutluyoruz.
Son şampiyona Süper ligde başarılar diliyoruz.
http://kirlangicbayrak.net/resimler/orduspor_tekstilportal.com.jpg
Yazar: Editor
2011-05-20 13:39:43
http://www.tff.org/Resources/TFF/Auto/d602e2dd8b7b4998b5b8dce8df3452ea.jpg

Bank Asya 1. Lig’de bu sezon da farklı bir play off sistemi uygulanacak. Son üç sezonda üçüncü farklı play off versiyonu Süper Lig’e çıkacak olan son takımı belirleyecek. 2 sezon önce eleme usulü tek maç şeklinde oynanan play off maçları yerine geçen yıl alınan karar ile 4 takım kendi arasında maç yaparak en fazla puanı toplayan takımın süper Lig’e çıkması kararlaştırılmıştı. Ancak bu sistem de ilk 2 maçında iyi sonuçlar alamayan takımların 3. maçlarını formalite olarak oynaması pek hoş olmamıştı. Federasyonun bu sezon uygulayacağı play off sistemi ise denenenler arasında en adil olanı gibi gözüküyor. Zira takımlar ligde sırasına göre rakibini bulacak ve hem kendi sahasında hem de deplasmanda rakibiyle karşılaşacak.

Rizespor ile Orduspor eşleşmesinin galibi Gaziantep Belediyespor-Linyitspor turunu geçen ile karşılaşacak.

Biz de play off öncesi hem takımları hem de oynadıkları futbolu mercek altına alalım istedik.

Rize kadrosuyla, Ordu teknik direktörü ile öne çıkıyor!

Rizespor’un play offa kalması biraz sancılı ve zor oldu. Zira son hafta Samsunspor deplasmanında galip gelememiş olsalar ilk 6 dışında kalabilirlerdi. Aldıkları sonuçtan öte Adanaspor ve ondan önceki maçlarda performans olarak vasatı aşamayan Atmacalar’ın son Samsunspor ve Linyitspor maçındaki yükselen performansı dikkat çekici.

  • Rizespor ile Orduspor arasında ligde oynanan iki karşılaşmada Rizespor’un ciddi bir üstünlüğü bulunuyor.
  • Zira Orduspor bu iki maçta rakibinden sadece 1 puan onu da 2 maçta attığı tek gol ile aldı.
  • Rizespor, Ordu deplasmanındaki maçta 1-0 öne geçmiş ve oyunun son bölümlerindeki bir penaltı golüyle 1 puana razı olmuştu.
  • Rize’deki maçta ise iç sahada en fazla gol atan, en faza galibiyet alan ve haliyle en fazla puan toplayan Rizespor üstünlüğünü rakibine kabul ettirmiş ve 3-0 gibi net bir skor ile geçmişti.

Rize iç saha, Ordu deplasman lideri!

Rizespor’un iç sahadaki üstünlüğünden bahsettik ama deplasman puan durumu göz önüne alındığında Atmacalar’ın 16 dış saha maçında küme düşen Altay ile aynı galibiyet sayısında (4) olduğunu görüyoruz. Rizespor’un dış daha performansının bu denli kötü oluşunda takımın etkili bir kontra atak golcüsünün olmayışı çok büyük etken. Ara transferde bu eksikliği gidermek için Adu gibi transfer yapılsa da bu oyuncuların adaptasyon dönemini atlamaması, beklenen verimi sağlamaması Rize’nin dış sahadaki işlerini zorlaştırdı.

Orduspor’un deplasman puan durumunda en fazla puan toplayan takım oluşu dikkat çekici. 16 deplasman maçında sadece 2 defa yenilen Orduspor kendi sahasında rakibini bir farkla dahi yenmeye başarırsa dış sahada alacağı bir beraberlikle dahi tur atlayabilir.

  • Orduspor’un bu eşleşmedeki en büyük avantajı ise şüphesiz teknik direktörü Metin Diyadin olacak.
  • Kadro kalitesi açısından baktığımızda Rizespor play off oynayacak 4 takım arasında öne çıksa da teknik direktörlere baktığımızda da Orduspor’da Metin Diyadin faktörü öne çıkıyor.
  • Gökhan Gönül’ü Türk futboluna kazandıran teknik adam olarak bilinen Diyadin’in daha önceki yıllarda bu ligdeki başarıları göz ardı edilemez.
  • Orduspor’a gelir gelmez takıma kazandırdığı ivme de ortada.

Orduspor’un ligdeki 2 maçta rakibine sadece 1 tane o da penaltıdan gol atmış olması olumsuz bir istatistik olarak gözükse de Orduspor tarihindeki ilk gece maçında Mor Menekşeler avantajla bir skor elde etmek için büyük mücadele gösterecektir.

Linyitspor’da kale düştü, Antep avantajlı!

Ligin mütevazı takımı Linyitspor’un başarındaki en büyük pay sahibi veteran kaleci Oğuz Dağlaroğlu idi. 16 iç saha maçında mağlubiyet görmeyen ve 16 maçta sadece 4 gol kalesinde gören Linyitspor’da Oğuz Dağlaroğlu performansıyla dikkat çekmişti. Oğuz’un 3 maç ceza almasından sonra Linyitspor’un iki haftada 6 gol kalesinde gördüğünü belirtelim. Dağlaroğlu play off ilk maçında oynayamayacak. İsmail Diler ise iki maçta da oynama şansı bulamayacak. Kapandığı zaman gol atması en zor olan Linyitspor karşısında Antep Belediye’nin işi hiç kolay olmayacak. Deplasmanda gol bulamazlarsa Antep maçında önce beraberliği düşünecek olan Linyit’in maçı penaltılara götürme uğraşına şahit olabiliriz.

Linyitspor play offların takımı!

Son iki yıldır oynadığı ligleri şampiyonlukla tamamlayan Linyitspor’un şampiyonluğunda dikkat çekici olan kısım bu şampiyonlukların play offlardan gelmiş olması. Zira Linyitspor 3. Lig’den Spor Toto 2. Lig’e ve bu ligden de Bank Asya 1. Lig’e play off maçları oynayarak çıkmıştı. Tavşanlı temsilciniz muhabiri Nihat Mermer’in ifadesiyle takım play oflarda farklı bir ruh haline ve inanmışlığa bürünüyor.

Sarı kart müjdesi!

Play off maçlarında ligdeki sarı kart cezası silinmiyor olsaydı Linyitspor belki de en handikaplı takım olacaktı. Zira takımın ve ligin en golcü oyuncularından Mehmet Akyüz ile takımın savunmasının önemli ismi Cemil son lig maçında gördüğü sarı kart ile 4 sarı kartı tamamladı ve lig devam ediyor olsa oynayamayacaklardı. Ancak play oflarda takımların sarı kartlarının siliniyor oluşu hem Linyitspor hem de diğer takımlar için müthiş bir avantaj yaratıyor.

Golcülerin kapışması: Mehmet Akyüz & Serdar Deliktaş!

Linyitspor-Antep eşleşmesinde şüphesiz gözler ligde 13’er gol atan Serdar ve adı Galatasaray ile anılan Mehmet Akyüz’ün üzerinde olacak. Turu geçen takımı bu iki genç golcünün performansı belirleyecek.  Ligdeki son 4-5 maçta vasat bir performans gösteren Akyüz’ün Akhisar maçındaki mücadelesi göz kamaştırıcıydı. Genç golcü çizgiden dahi gol çıkardı bu maçta. Serdar ise son lig maçında Diyarbakırspor filelerini havalandı ve oldukça moralli. Bu iki genç gol ustasının kapışmasında kimin hünerlerinin göstereceğini bekleyip göreceğiz.

4 Teknik Direktörün 2’si Trabzonlu!

Play off maçlarında bir dikkat çekici husus da play offa kalan takımların teknik direktörleri zira 4 takımın teknik direktörünün 2’si Türkiye’nin futboldan belki de en çok anlayan kenti Trabzon’un çocukları. Mustafa Reşit Akçay her ne kadar diğerleri kadar bu zamana kadar adından söz ettirmiş birisi olmasa da Linyitspor ile yakaladığı başarı ve marjinal imajıyla kült figürlerden birisi haline geldi ligin. Bir diğer Trabzonlu Metin Diyadin’in takımı Orduspor turu geçerse ve Linyit ile finale kalabilirse finalde iki Trabzonlu’nun mücadelesini izleyeceğiz.

Birbirlerine henüz gol atamadılar!..

Play off eşleşmelerinde ilginç olan bir diğer husus ise Antep Belediyespor ile Linyitspor arasında oynana iki lig maçının da tarafların birbirine gol atamadan 0-0 bitmiş olması. Linyitspor, Ordu ve Rizespor 

  • Tahmin:
  • İlk maçta kendi sahasında golsüz beraberliğe dahi razı olan bir Linyitspor görebiliriz.
  • Play off maçlarında çok sabırlı ve disiplinli oynuyorlar.
  • Lakin Antep Belediye takımı ise şampiyon Mersin İdman Yurdu’ndan dahi daha fazla gol atan ve 1 puan ile Süper Lig’i kaçıran bir takım.
  • Penaltılara gidebilir. Linyitspor’un son haftalardaki performansı ve eksikleri ile Antep Belediye rakibine nazaran bir adım önde.
  • Tahmin: 
  • Metin Diyadin ile iyi bir hava yakalayan Orduspor son 4 haftada etkileyici bir performans gösteriyor.
  • Hem hücumda hem de savunmada çok etkili olan Orduspor’un dış saha maçlarındaki disiplini ve sabırlı oyunu bu eşleşmede avantajlarından.
  • Rizespor’un dış saha maçlarındaki olumsuz istatistiğinin bu maça yansıyacağını söylemek kolay değil lakin Atmacalar’ın iyi bir kontra atak golcüsü olmayışının çok ciddi bir handikap olduğu ortada.
  • Bu eşleşmede de hem form hem de teknik direktör etkisi ile Ordsupor rakibinden bir adım önde.
  • İlk maçın Ordu’da oynanacak oluşu bir handikap gibi gözükse de Mor Menekşeler için, Rize’de gol bulabilirler.


Hüseyin Ataş

Yazar: Editor
2011-05-10 08:02:12

Oradan nasıl anladınız diye sorulur. Kütahya’da siyanürlü havuz taşıyor ve bir çevre felaketine doğru yol alıyor, yani memleketin doğasını da bellemek için yola devam.

Onca uzman Kütahya vakasına vahim bir gözle bakarken, konuyla ilgili bilimsel açıklamalarını, çeşitli karşılaştırmalarla yaparken Orman bakanı bir şey yok diyor. Bir şey yok!

http://imgcdn120.pivol.com/8sutun/pics/news/080520111657444370995_2.jpg

“Şu anda tüm tedbirler alındı ve her şeyi planladık. Şu anda havuzların dışında hiçbir yerde ne bir sızıntı, ne siyanürlü atık karışması, ne de bir gram sızma söz konusu değildir.” diyor Orman ve Çevre Bakanı.

ÇEVRE Mühendisleri Odası Başkanı Murat Taşdemir de şöyle diyor:

“İl Çevre Müdürlüğü tarafından hazırlanan rapor tamamen tutarsız. Orada barajın 24 saat gözlenmesi ve setin desteklenmesi gerektiği yazıyor. Oysa şu anki belirlemelerimiz güçlendirme çalışması yapılmadığı yönünde. Son set ne yazık ki kayıyor ve sızdırmayı çıplak gözle görmek mümkün."

Ayrıca uzmanlar şunu ekliyor:

"Halk kesinlikle içme suyunu kullanmamalı. Aksi halde toplu ölümler meydana gelebilir. Bir litre içindeki 8 miligram siyanür dakikalar içinde insanın ölümüne sebep olabilir. Oysa bu havuzlarda 1000 miligram siyanür var. Siyanürün solunduğunda ve temas edildiğinde de ölüme neden olabileceği unutulmamalı. Köyler derhal boşaltılmalı."

Ama Orman Bakanı gram sızıntı yok, diyor.

Şahsen ben kime, kimlere inanacağımı gayet net biliyorum.

Yazar: Editor
2011-05-08 11:15:18
http://hizliresimyukle.com/showoriginal-53542/ann.jpg
 
Yazar: Editor
2011-05-05 08:49:07

Yazıktır, günahtır,

tapmayın, etmeyin, bu kadar popülist bir politikanın ardından bu benzin fiyatları olmuyor. Biraz çelişkili bir sahne ortaya çıkıyor böylece.

http://www.donmar.com/clipart/gaspump.jpg

Ama gerçekten vatandaşı düşünen bir hükümet maliyetinin neredeyse dört katına satmaz o benzini. Ama dendiği gibi o benzin pompaları birer vergi toplama ünitesi olarak algılanınca ve bu algı hükümetin de işine gelince ve vatandaş da kaderine razı olunca…

  • Oraya giden her oy,
  • bu memleket üzerindeki iktidar keyfiyetini
  • her bir yerde meşrulaştırıyor.
  • Bu keyfiyet de vergilerle,
  • yasaklarla,
  • baskılarla
  • vatandaşın keyfini fena kaçırıyor.

Nedir,

hükümetler vs halkının mutluluğu ve refahı için vardır,

sadece belli bir zümrenin değil…

Değil mi?

O zaman alın size meselenin gerçek resmini veren bir fotoğraf daha; ))

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-52027/bf.jpeg
Yazar: Editor
2011-04-28 08:33:05

Şimdi efendim bir çılgın proje daha, İstanbul’da ama, başbakanın has yurdunda, neymiş Kanalizasyonİstanbul! Ya da buna benzer bir şey…

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-49954/adana_kanal_boyu.jpg

Projenin değilse bile maliyetin çılgın olduğu uzmanlarca söyleniyor. Kaynak sorulunca da Maliyenin bakanı, kaynak halkımızdır, diyor! Yok canım! O zaman bu hesapta beni saymayınız lütfen.

  • İstanbul’a bypass deniyor
  • ama kanımca gündeme baypas!
  • Seçim vakti ya!
  • Keşke bunu belediye seçimlerinde gündeme getirselerdi,
  • haddizatında bir genel seçimde bana ne ulan İstanbul’a yapılacak kanaldan,
  • üstelik muhtemel maddi kaynaklardan biri de benmişim…

Meseleye teknik ve taktik yönden benden daha vakıf olanlara soruyorum şu kanal ülkeye nasıl bir katkı sağlar, diye, örneğin Adana’ya? Adana’yı geç diyorlar İstanbul’a nasıl bir faydası olacak diye bir cevap geliyor kısaca…

Çılgınca zenginleşen yandaşlara yine çılgınca maddi hayrı olabilir olsa olsa…

Bir de o malum gemiciğe (Acaba o kanal sırf o gemizade için mi yapılıyor ne?).

Yoksa İstanbul’a yağan yağmurun örneğin Yüreğir’de bir tarlaya nasıl faydası olacak, acep?

  • Ama yandaş medyaya göre büyük ülkenin büyük projesiymiş bu!
  • Öteki yandaş basın,
  • Boğaz’a kardeş geliyor,
  • diye sevinçle karşılıyor projeyi.
  • Anlaşılan bunlar İstanbul’un anasını harbiden belleyecekler… Kardeşmiş...
  • Muhalif basın da, sen önce açlıktan ölen bebeklerin karnını doyur, diyor.
  • Öyle…

İçinden kanal geçen şehir diyorlar…

Tarsus öyleydi vaktiyle, içinden ne güzel kanallar geçerdi şehrin birçok yerinden, hatırlarım. Peki Adana! Al sana içinden kanal geçen şehir… Adında kanal olan mahallesi bile var... Hatta vatandaş yüzmeyi o kanallarda öğrendi, hala da öğreniyor: )) Yanında yürüme yolu olan bölümler de var. Kanal manzaralı evlerin bir miktar daha pahalı olduğu da söyleniyor. Yoksa göl manzaralı evler miydi o?

Neyse, biz de burada kanal mevzusuyla gündemi biraz değiştirmiş olduk… İyi de ettik: ))

Yazar: Editor
2011-04-24 13:34:03

Yağmurlu bir Pazar gününde sulu sepken birkaç habere şöyle bir baksak…

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-48670/misketler.jpg

Serdar Ortaç, beste yapamayan babası için odun demiş, ne babalar var demeden önce. Sonra babasını arayıp ondan özür dilemiş. Babası da, ben odunsam sen de odunsun demiş. Adamcağız böyle bir evlada sanki az bile demiş, kibar adammış.

Bu bir fıkrayı hatırlattı. Hani bir yerden öküz giriyor diğer yandan sosis çıkıyormuş. Bunun tersinin olup olamayacağını soran oğluna, öyle yaptık sen oldun, diye cevap veren bir baba!

  • Bir iddiaya göre Eskişehirsporlu Sezer Öztürk Fener’ yumuşak, Trabzon’ kora kor oynamış, bu hesaba göre maç satmış oluyormuş.
  • Aynı hesapta bir başka iddia şöyle, Eskişehirspor küme düştüğü 7-1’lik Trabzonspor maçının intikamını iki kere almış; öne Fenerbahçe’ye yenilerek, sonra Trabzonspor ile berabere kalarak.
  • Anlaşılan sezon sonuna kadar daha birçok iddia gündeme bomba gibi düşecek.

“ÖSYM tarafından düzenlenen Akademik Personel ve Lisanüstü Eğitimi Giriş Sınavı’nda (ALES) İzmir’de soru kitapçığı krizi yaşandı. Kitapçıklardaki soruların eksik ve sayfa sıralarının karışık olması nedeniyle Manisa’dan yedek kitapçık getirildi ve sınav gecikmeli başladı.”

Bir işi de düzgün yapın gayri…

“İstanbul'da dün gece, 17 Nisan akşamı 'Burası seks otobüsü değil' denilerek İETT şoförü tarafından hakaret edilen ve otobüsten indirilen genç çifte destek eylemi yapıldı. İnternet aracılığıyla örgütlenen genç âşıklar birden öpüşmeye başladı. Ancak bu kez İETT şoförü hiçbir şey söyleyemedi.”

Uğraşmayın bu gençlerle, ateşle oynamayın, rahatınızı bozarlar böyle. Efendiler!

  • Bu hafta 1.ligde oynanacak 8 maçın 6’sı dehşet olacak.

Altay Kartal ile, Akhisar Bolu ile, Güngören Tavşanlı ile, Giresun Mersin ile, Ordu Samsun ile ve en son GBB ile Adana fena kapışacak. Bu buruk heyecanın hala bir parçası olmak güzel, ama işte buruk güzel... Bu arada GBB 4x3 yaparsa zannederim ki ilk 2’den süper ligde…

Yazar: Editor
2011-04-21 22:05:47

Bir başka yerden bakmak şu geçen zamana, 2002 – 2011 arasına. Hani yine bir tür çağ atladığımız, refah delisi olduğumuz, demokrasinin yanağından bir makas alıp ileri demokrasiye geçtiğimiz, tüm özgürlüklerin sebil olduğu malum devre…

http://farm4.static.flickr.com/3188/3059269530_da18928ba7.jpg

Hangi yönden?

Kadınlara uygulanan şiddet ve hatta ne yazık ki kadın cinayetleri açısından… Örneğin Avrupa’ya kıyasla en az “kadın sığınma evi” olan ülke, ülkemiz. Kadın, kadın olmaktan mutsuz, bir daha dünyaya gelsem kadın olmam diyenlerin oranı bir araştırmaya göre yüzde 90’larda. Ülkemizin kadını çağdaş koşullarda hiçbir yönden karşılaştırılamıyor ne yazık ki olumlu herhangi bir noktada…

  • Deniyor ki
  • ülkedeki muhafazakârlaşma,
  • neoliberal politikalar,
  • cemaatleşme
  • ve bunların devamındaki yoksulluk
  • kadın cinayetlerinin temel nedenidir.
  • Ve 2002’deki kadın cinayeti 90 – 95 arasında iken
  • 2009’da bu sayı 960’lara yükselmiş.
  • Bu fotoğraf
  • hakikatte hükümetin fotoğrafıdır,
  • ama bakmak isterlerse.

Kadının hayattaki ekonomik, sosyal, kültürel yerini konuşmak yukarıdaki cinayet vakalarından sonra pek anlamsız kalıyor.

TV’lerde göz göre göre, yasaların belki boşluğu, “bir şey olmazcılık” belki, ama daha çok “bana neycilik”  gibi çeşitli ihmallerle de öldürülen kadınların dramlarına tanık oluyoruz hala.

2002’den bugüne durum kadın açısından böyle... Hani tüm fenalıklar bu dönemde başladı demiyorum, fakat hükümetin göstermeye çalıştığı kadar tozpembe değil tablo o günden bu yana. Ki örneğin evim darmadağınsa, kir pas içindeyse, mikrop yuvası olmuşsa, sağlıklı yaşam koşulları buhar olup gitmişse insan oturmaz bir haldeyse bunun sorumlusu öncelikle benim ve pislikleri de altında kendiliğinden yok eden bir halı henüz dokunmadı…

Yazar: Editor
2011-03-26 18:50:36

Sezon başında sevgili Metehan yazmıştı gerçekte, travma sonrası stres bozukluğu diye, analizci bir öngörü ile sezonun haberini vermişti.

http://www.aydin24.com/images/news/1722.jpg
  • Cumartesi 14.oo’da şampiyonluk adayları Ordu ile Bolu karşılaştı.
  • İnsan, bunlar mı şampiyonluk adayı,
  • diye kahırlanmadan edemiyor.
  • Diğer adaylar da farklı değil aslında.
  • Bir züğürt tesellisi gibi olacak ama, biz hepsine karşı hep güzel ve etkili futbol oynadık.
  • Aslında galibiyeti kaçıran taraf, hak eden takım hep biz olduk.
  • Yazıktır ki kimi aksaklıklar bugün tepeden uzak olmamıza neden oldu.

Sezon başında sevgili Metehan yazmıştı gerçekte, travma sonrası stres bozukluğu diye, analizci bir öngörü ile sezonun haberini vermişti.

Ve fakat…

  • Futbol zannettiğimiz kadar sıradan bir iş değil mutlaka
  • ve gerek bireyde gerekse genelde
  • insan psikolojisini tamamen barındırmakta,
  • bu olguyu yok sayıp işe devam etmek
  • yaşadığımız hazin gerçeği ortaya çıkarıyor.

Oysa şimdiki zamanın gerçeği de geçmiş zamanın planları ve saireleri ile yaşanmakta, değil mi? Yani yok kader, şans, şansızlık bilmem ne…

Yazar: Editor
2010-12-31 14:35:45

Buyurun o zaman size enfes bir piyango hikâyesi, Tarık Buğra’dan.

_________________________

87956′nın Sıfırı   

Fatih taraflarında -amca derim- bir uzak akrabam oturur. Hali vakti yerindedir. Üstelik bir radyosu, küçücük, bebek yastığı gibi bir kedisi ve on altı, on yedi yaşlarında da bir kızı vardır: Kumral saçlı, taptaze, kadife tenli, iri, yeşil gözlü, canlı, cana yakın bir şey. Adı da İclâl.

Bana gelince, ben işte böyle, yirmi üç yaşımda, bütün varlığı ve avuntusu sık saçlar, sağlam dişler ve kırmızı bol, kocaman düğümlü kravatı olan, pansiyoner bir tıp talebesiyim. Akraba canlısıyım; bu yüzden de sık sık amcamlara taşınırım.

Bu ziyaretlerimden birisinde ve yılbaşından bir hafta kadar önceydi; söz döndü, dolaştı, şans meselesine geldi. Ben;

— Hiç şansım yoktur benim” dedim. İclâl;

— “Benim de” dedi.

Şanssızlığımız bize dünyanın en tatlı şeyini, sitemle karışık övünmeyi veriyordu. Ve bu, tabiatıyla, yengeye vız geliyordu. O;

— “Ne biliyorsunuz denediniz mi?” diye sordu ve;

“Ortaklaşa bir bilet alın yılbaşı için” dedi.

Ben, lâf olsun diye, hakkınız var der demez, İclâl’in öbür odaya fırlayıp yepyeni bir on liralıkla dönmesi bir oldu.

Ve biz, daha sonra, amca yatmaya çekilince, büyük ikramiye ile neler yapılabileceğini uzun uzun konuştuk: Ben, iç hastalıkları ihtisasından ve bir röntgen makinesinden söz ediyordum; İclâl ise, küçük bir bahçe, üç oda, bir mutfak, havagazı ve banyodan dem vuruyordu. Ne tatlı şey!

Amma bunun için bir on lira da benim katmam gerekti. Oysa ayın bilmem şu kadarıydı, kırmızı renkli havale kâğıdının gelmesine daha uzun, upuzun günler vardı. Ve zavallı pansiyoner talebe için aşçı borca işliyordu.

On lirayı nereden bulmalı?

Borç arkadaştan alınır; ama, gel gör ki, arkadaşların en kabadayısı, kahvemizin garsonuna borç takmaya başlamıştı bile.

Adam sende, diyorum. Bu derde daha çok katlanmakta., ve yoktan yere artırmakta ne mâna var? Alırım bir yarım bilet ve; “İşte senin payın” diye, veririm iki yüz elli bin lirayı, olur biter.

Hem bu işi hemen, yarın yapmalı; İclâlciğin yepyeni ve cana yakın on lirasına, sevgiliden gelen ilk resme bakar gibi bakıp bakıp da içimin eridiği yetmezmiş gibi, bir de bu sıkıntıyı artırmakta ne mana var sanki?

Ertesi günü, hemen, bir yarım bilet alınacaktı, ama…

Ayın yirmi dokuzu demeden, o yepyeni, o sevgiliden gelen ilk resme benzeyen on liralık da, birtakım hesaplar ve umutlarla gitti.

Bunlarla beraber ben hâlâ avutabiliyordum kendimi: Şimdi artık, kırmızı renkli havale kâğıdı gelene kadar amcalara gidilmeyecek, sonra da İclâlciğe; “Biletimize amorti çıktı, al on lira” diye sırıtılacak!

Tut ki, borç almışım!

Ama benim kalleş, benim gaddar şansım bu kadarcık dürüstlüğe olsun imkân bırakır mı?

Yılın son günü pis ve uğursuz bir havada Bayezit Meydanı’nda, havuzun etrafında, bir arkadaşla, bomboş ceplerle ve ezik ve yenik ve toplum tarafından horlanmış dolaşırken, bilime, politikaya, sanata, hele hele paraya, yâni ekonomik kaderlere dair felsefeler yürütürken., bu şans bende iken başka ne olsun? İclâl’le ve annesiyle burun buruna geliverdik.

Çarşıdan dönüyorlarmış. Şey almışlar. Sonra şey de almışlar…

Niçin onlara uğram/yormuşum ve;

— “Biletimizin numarası kaç?”

Hey ya Rabbi! Beride bilime dair, politikaya dair, sanata dair, alınyazısına dair bunca muamma durup dururken başka bir şey kalmadı da, biletimizin numarası mı dert oldu? Salladım bir rakam:

— “87956.”

Ve İclâl, söylediğim numarayı, önemle saygıyla, ciddiyetle yazdı, sonra da bu işin bana verdiği azap yetmezmiş gibi;

— “Hadi bize gidelim; çekilişi radyodan dinleriz, değil mi anne?” dedi.

Artık annesi de ısrar ediyordu. Ben son bir umutla, arkadaşıma baktım. Ama nerede? O budala, tabii İclâl gibi bir kızın karşısında olduğu için, dişlerimi gıcırdatan bir centilmenlikle çekip gitti. Arkasından “Hey budala, beni işkenceye götürüyorlar; arkadaşlık bu mudur, kurtarsana” diye bağırmak istiyordum. Bağıramadım elbette.

Yolda 87956′nın her rakamı bir çekiç olmuş, ta beynimin içine vurup duruyordu:

Alınyazım bu benim işte, şansım bu. Yüz binlerce sayının içinde, sanki başkası yokmuş gibi 87956 dedirtecek bana tabii!

87956…

Ne ahenk, ne kompozisyon, ne mimari! Beş yüz bin lira buna çıkmayacak da gidip elin budala, şapşal rakamlarına mı çıkacak?

Birdenbire ve can havliyle, İclâl’e;

— “Kaç yazdın numarayı?” diye soruyorum.

O çoktan ezberlemiş bile:

— “87956.”

— “Yanlış” diyorum.

— “Neden? Sen öyle demedin mi?”

— “Hayır.”

— “Aaa... vallahi 87956 dedin, hâlâ kulağımda.”

Haklı kızcağız; unutulur mu hiç? Bir mısra gibi ahenkli lanet! Ama ne olursa olsun diretmek, bu korkunç surette çekici rakamı değiştirmek, sonuna bir on üç, evet, on üç takmak lâzım. Boş ama… Dirensem “çıkar da bak bakalım bilete” diyebilir. Alınyazısı değiştirilemez ki!

Evde Iclâl; “Sahi, biletin numarası 87956 değil mi?” diye sordu. Artık her şey vız geliyordu bana:

— “Yok canım; mahsus söyledim onu… Seni kızdırayım diye. Elbette 87956. Bundan daha güzel olur mu ki, 87956 olmasın” dedim.

Ve radyo kazanan numaraları okumaya başladı:

Bin lira, beş bin lira, on bin lira kazananlar! Arada sırada kalbim hoplamakla beraber, bu küçük şanslardan korkmuyorum ve eceli bekler gibi, beş yüz bin lirayı bekliyorum ben: Bana o çarpacak, buna, İclâl kadar ben de eminim.

Sonunda sıra bizim beş yüz bin liraya geldi. Spiker bir yığın mavaldan sonra:

— “Evet muhterem dinleyiciler., evet, evet. İşte tarihi an. Şimdi sizlere yılın rakamından birler hanesini söylüyorum: Altı!..”

Ve kimsenin akıl edemeyeceği gevezeliklere devam ediyor:

— “Şimdi onlar hanesindeki sayıyı, yani sondan bir önceki sayıyı söylüyorum: Beş! Demek ki, beş yüz bin lirayı alacak biletin sonu 56 oluyor. Elli altı dedim de aklıma geldi: Galatasaray’da bir arkadaşımız vardı; 56 Ali.

Muzip, zeki, cin gibi bir çocuktu 56 Ali. 56 Ali bir gün…”

Şu spiker de aman ne hoşsohbet şey öyle!

— “Yüzler dokuz! Şimdi biletin sonu 956 etti. Aziz dinleyiciler, inşallah 956 yılını da böyle sağlıkla, mutlulukla!

İdil’le göz göze geliyoruz:

Yeşil ve tertemiz, taptaze gözlerde üç oda, bir mutfak, banyo dairesi, havagazı, bahçe, bahçede çamlar, çamların ardında masmavi deniz… Of Allah’ım… Ne spiker!

— “…7956!”

Amca da, yenge de… Hatta kedi bile… Şöyle bir doğruldular. Ve İclâl rüyalaşmış, İclâl ballaşmış, bana gülümsüyor: Ev… Sonra Abant’a, hatta Finlandiya’ya gidilebilir her sene…

Ve spiker… Esprili, hoşsohbet, radyofonik spiker, kahrolası spiker…

Söyle artık şu sekiz’i de bitsin bu işkence!

Ama neden onu bekleyecekmişim sanki? Amca, yenge, kedi… Hepsi, her şey vız gelir bana; ama İdil’i bir an önce, yarım saniye olsun, önce, kaderi çizilmiş bir hayat için bir başka hayat kadar sürükleyici ümitten çekip kurtarmalıyım. Bu Ümit şu spikerin gevezelikleri boyunca sürüp büsbütün yıkıcı olmamalı: “Erenköy’deki köşk… Çamlar… Mavi ufuk… Abant… Bunların hepsi lâf… Hepsi lâf diye bağırmalıyım.

Ama geciktim ve spiker… Sekiz’i de söyledi. Bitkin, yıkılmış ve namütenahi melûl bir sesle;

— “Çıktı, değil mi?” diye inledim.

Kime sorduğumu bilmiyordum. Dünya bomboştu. Bu buz renkli ve sınırsız boşluğun kilometrelerce, kilometrelerce ötesinde, çam ağaçlarına, hattâ çamların altındaki bir çift şezlonga varıncaya kadar belli olan bir • köşk görünüyor, başka hiç bir şey görünmüyordu. Amcam, bir asır sonra;

— “İnşallah” dedi.

Ona boş gözlerle, aptal aptal baktım. Açıkladı:

— “Yüz binler rakamı sıfır çıkarsa…”

Birden bire kendime geldim ve;

— “Çıkmayacak” diye bağırdım. Fazla bağırmış olmalıydım; yenge;

— “Ne oluyorsun öyle?” dedi. Amca da;

— “Neden?” diye sordu.

Hüzünle;

— “Çünkü”  dedim, “büyü bozuldu.”

Üçü birden;

— “Ne büyüsü?” dediler. Aynı derin üzüntü ile;

— “Kedi” dedim, “Kedi minderden kalktı ve kapıya doğru gitti.”

Gülümsemeye bile vakit bulamadılar ve spikerlerin en sevimlisi son rakamı da söyledi: Bilmem kaçmış!

Buzlar dağılmıştı artık. Ama İclâl bir parça üzgündü. Ve ben, içimdeki ferahlıktan hiç değilse yarısını ona vermeden yapamazdım. Bir hamlede yanına gittim; iradeye dair, çalışmaya ve hak etmeye dair bir uzun nutuk çektim ve nutkun bal gibi aşk ilânı olduğunu -sonralara doğru- değil yenge, değil amca, hatta İclâl bile, hatta hatta ben bile anladım.

 Tarık Buğra
Yazar: htabakan
2010-12-20 09:41:19

Haftaya Başlarken 

*Aralığın dolayısıyla da 2010’un son 10 gününe girdik. Memleket hangi gündem yoğunluğunda bakalım bir.

*Chp bir kurultay daha yaparak sevenlerini mahcup etmedi. Bu kurultayda Gandi Kemal gitti Che Kemal geldi. İnansak mı? Şimdilik zor. Ama sol bir söylemin öne çıktığı iddia ediliyor. 30 yıldır söylenen budur zaten Chp için: İşçiye, köylüye, öğrenciye, emeğiyle geçinene dön yüzünü, müteahhitlere değil. Seni ve ülkeyi yükseltecek olanlar ilk saydıklarımızdır.

*Benzin fiyatları can yakıyor. Bunun en terbiyeli ifadesi budur. Adamlar içtiğimizden ve yaktığımızdan deli gibi vergi alıyor. Benzin istasyonları ve Tekel bayileri hükümetin vergi tahsildarları gibi çalışmak zorunda kalıyor. İngiliz vatandaşı maliye bakanımız da şöyle buyurmuş vergi konusunda filan:  Vergi tabanı genişlemeden akaryakıt ve telekonümikaslonda vergi indiriminin gündeme gelemeyecek.

Yahu daha nasıl genişleyecek o vergi tabanı. Hani, bir kulağımızın arkası kaldı.

*Güney Kore ve Kuzey Koreli kardeşler yine limoni. ABD’nin bulaşıp da kirletmediği yer mi var? Sarı Deniz ahalisini Allah kurtarsın gayri.

*20 Aralık itibariyle yay burcundaymışız. Son demleri onun da. (Burç işine de bulaştık ya, bravo bize: )) bakın ne deniyor bu gün için, birbirinden farklı birçok kaynak yine birbirinden farklı birçok laf etmiş yay burcunun bugününe ilişkin. En hoşunu seçeyim dedim: *Son derece hareketli, bir o kadar da huzurlu bir gün sizi bekliyor. Bugün, zamanı durdurmak isteyeceğiniz saatler olabilir. Geçirdiğiniz zor günlerinizde arkadaş canlılığınızın sonuçlarını aldınız. Bu dostluklar size bugünlerde mutlu sürprizler yaşatabilir. Ummadığınız bir kişiden göreceğiniz tuhaf bir davranış, kafanızı biraz karıştırabilir. Buna dikkat etmelisiniz.

*Antigua ve Barbuda bize vize uygulamayan ülkelerdenmiş. Nerede mi bunlar? Karayip Denizi’nin doğusunda! İki adadan oluşuyormuş. Haydi, tatile oraya o zaman: )

Mevzu çok ne var memleketimizde. Bugünlük bu kadar olsun; ))

Yazar: Editor
2010-11-29 22:49:47
" Sakla yamalarını kalbim...
Kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla.
Yürü,
arkana bakma,
Ama umursa.

Bazen anılara en çok yakışan elbise,
Birkaç damla gözyaşıdır
unutma... "

Yılmaz Odabaşı

 

Yazar: Editor
2010-11-24 10:12:35

Dostlarla Adanasporluluk

 

 

Az önce Konya’dan, okul yıllarında kalma bir arkadaşım aradı, Hulusi! Hakikaten Hulusi Kentmen misali bir arkadaş: )) Yıllar geçti muhabbet geçmedi. “senin yüzünden, diyor Adanaspor’u da izliyorum. Yoruluyorum ama. Derdim oldunuz, diyor.” Eyvallah Hulusi.

 

Geçende aynı şeyi Kayseri’den sevgili İbrahim diyordu. “Bizimkiler 4 atınca vallahi üzüldüm. Aklım ister istemez Adanaspor’da kalıyor. Nasıl bir şey ki bu?” ama ne güzel bir şey bu: )) Abartısız sevinçler, tadında bir efkârdır bu.

 

Erdal da benzer içerikte bir şeyler demişti birkaç gün önce, başka takımdan olmasına rağmen;) “Kardeş, Adanaspor yenilince hemen aklıma geliyorsun, çok üzülme!” O da üzülüyor.

 

Hep birlikte seviniriz hep birlikte üzülürüz. Derin köklü ağaçlar gibi değil mi, uzaklara nüfuz ediyor, başka köklerle karışıyor. Bir de bu cepheden seviyoruz bir Adanaspor’u. İyi de ediyoruz: ))

Bizimle bir lezzeti paylaşan her bir arkadaşımıza, yakından uzağa sevgiler o zaman!

Yazar: Editor
2010-07-10 19:56:56

Karganâme

 http://ul.gcg.me/files/2010-07/k__.jpg

Tarkan’ın şarkısındaki “dudu dudu dilleri” diye geçen dudu, “tûtî”dir (dudu kuşu). Kelime (tûtî), değişmiş “dudu” olmuş.

Doğu edebiyatında tûtî, bilgeliğin de simgesi olan bir kuştur, o kuş da bildiğimiz papağandır. Beylere, vezirlere, padişahlara akıl verecek kadar ferasetlidir.

Behçet Necatigil, tûtînâme’yi Türkçeleştirerek enfes bir eser ortaya çıkarmıştır (Can yayınları).

http://ul.gcg.me/files/2010-07/tuti.jpg

Ben de karganâme derim. Deyimin tam anlamıyla kargadan başka kuş tanımam (kuzgun, kara kuzgun). Siz bakmayın karga ile tilki hikâyesindeki aptal karga imajına. Ne güzel bir varlıktır hakikatte o karga.

Kargalarla ilgili gayet net kayıtlar vardır, denk gelmişsinizdir. İnsan onları izledikten sonra “kuş beyinli” deyiminin ne saçma bir şey olduğunu daha iyi anlıyor.

Kargaların da çeşitli imgeleri ve bunların toplum hayatına batıl da olsa hoş yansımaları vardır. Birkaçını paylaşalım karganâme niyetine.

  • Karga, öğle sonrasında kuzeye doğru gaklarsa: iyi bir arkadaş veya sevgili gelecek.
  • Karga, öğle sonrasında batıya doğru gaklarsa: bir kadın gelecek.
  • Karga minderinizin üzerinde durup gaklıyorsa: düşman gelecek.
  • Karga gündoğumundan batıya doğru gaklarsa: şiddetli bir rüzgâr çıkacak.
  • Karga gündoğumundan kuzeybatıya doğru gaklarsa: bir misafir gelecek. (Metis Yayınları, Hayvanlar ve insanlar)

*“Kargalar, evliliği insanlardan daha iyi tatbik eder, koku alma duyusu köpeklerden bin kere daha kuvvetlidir, bir sopayı bir tüfekten ayırma hususunda en seri anlayış kabiliyetine sahiptir, üçe kadar soyabildikleri gözlemler sonucu sabitlenmiştir, çoğumuzdan akıllı olan bu çelikten dökülmüş zeki kuşla uğraşmak için avcı tüfeği değil, mitralyöz lazım.(Ahmet Rasim, İkdam gazetesi, 1923)

*Eski zamanlarda düğünlerde, insanlar çiftlerin birbirlerine sadık kalacağı ve birleşmelerinin çocuklarla kutsanacağı umuduyla şu karga şarkısını söylerlermiş:

İyi kalpli beyler, kargaya bir avuç buğday verin,

Ya da bir tabak buğday, Apollo’nun çocuğuna,

Ya bir somun veya bir kuruş,

Ya da gönlünüzden ne koparsa

(Boria Sax, Toplumun Aynasında Karga)

Karga deyip geçmemeli…

Yazar: Editor
2010-07-03 10:39:16

K Ü L    V E   F İ D A N

http://ul.gcg.me/files/2010-07/ats.jpg
 

Geceler karabasanla yüklüydü on yıldır... Uykular kâbus taşıyordu... Madımak’tan yükselen duman genzine doluyor, nefesi kesiliyor, gözleri yaşarıyordu... On yıldır her gece kan ter içinde uyanıyor, içindeki ateşi söndürmek istercesine musluğa koşuyor, kana kana su içiyordu... Işıkları açmadan evin içinde volta atıyor, sigaranın biri bitmeden öbürünü yakıyordu... Yaşadıklarını her gece siyah-beyaz karelerle yeniden izliyor, her gece yeniden yanıyor, her gece yeniden boğuluyordu...

İç Anadolu bozkırında haziran temmuza devretmişti gün sayımını... Güneşin ötesinde bir aydınlık vardı Sivas’ta... Sivas ışıl ışıldı... Güle oynaya karşılamıştı temmuz sıcağını Sivas... Ama bir şey vardı sanki hani sözcüklerin yetersiz kaldığı, hani insanın göğüs kafesine çöken, yüreğini daraltan bir şey... İçi sıkılıyor, olduğu yerde duramıyor:

“Bir şey var, fark edemiyor musunuz? Bir tuhaflık var gelen günde...”diyordu yanındakilere...

“Hayır” diyordu herkes “Sen kuruntu yapıyorsun”

Kimseye anlatamıyordu... Kimse onu dinlemiyor, onun hissettiklerini kimse hissetmiyordu...

İkicanlıydı... Bir sevincin ürünü vardı karnında... Dünyaya bir can getirecek, zulme karşı bir can yetiştirecekti...

“Onurlu olacak çocuğum” diyordu “Savaşçı olacak, baş eğmeyecek ve baş eğdirmeyecek”

Serseri bir mayın gibi ortada dolaşıyor, of çekiyor, tırnaklarını yiyor ve içindeki bu kasvet havasını dağıtmaya çalışıyordu.

“Git dinlen” diyordu arkadaşları “Kaç gündür yoruldun belki onun içindir bu sıkıntın, biraz uyusan bir şeyin kalmaz”

“Bu ölüm sessizliği sizi ürkütmüyor mu? İnsanlardaki bu telaş, havadaki bu ağırlık size bir şey anlatmıyor mu?”diyor ama kimseyi uyandıramıyordu... Gözü açık, her türlü tehlikeyi önceden sezebilen arkadaşları bile sanki bir gaflet uykusundaydı, üzerlerine ölü toprağı serpilmişti sanki... Çalışıyor, çabalıyor, sağa sola koşuyor, her gördüğüne bir şeyler söylüyor ama havadaki bu kahrolası bulutu dağıtamıyordu... Sivas içten içe kaynıyor, Sivas kan kokuyor, Sivas Madımak’ta parlayacak ateşin dumanlarını saklıyordu...

 

...devamını okumak için tıklayınız...

 

03.04.2003

A D A N A  

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Yazar: Editor
2010-06-28 13:04:37

Üniversite Sınavlarıyla Muhatap Olmak Zorunda Kalanlara Notlar

http://ul.gcg.me/files/2010-06/54.gif

Geçtiğimiz pazar üniversiteye yönelik son sınav da yapıldı. Sınav maratonu değildi o sınav dekatlonu gibi bir şey oldu. Aşama aşama, biri bitiyor diğeri başlıyor. Gerçi toplamda 10’u bulmadı ya, olsun, maratondan daha zorluydu, dekatlona benzetmem ondan: )) Tabi bir de öğrencilere sormalı o zorluğu. Aslında velilere de sormalı, onlar bu süreçte neler çekiyorlar. Tam bir mesele…

  • Ben şuraya bağlayacağım:
  • Şu son sınavlar da göstermiştir ki,
  • Türk Dili ve Edebiyatı başlıklı sorulara baktığımızda
  • öğrencinin ihtiyacı olan öncelikle okul bilgileridir.
  • Zaten tüm sınavların temeli öyle;
  • okul…
  • Yani okuldan öte bir yere ihtiyaç yok! 
  • Bu sınavlar için ayrıca dershaneye filan gidip
  • birçok anlamda perişan olmaya
  • hiç mi hiç gerek yok!
  • Ana fikir budur.

Bakın, çok test çözmekmiş, deneme sınavlarıymış, hepsi hikâye… Onlar ellerindekini pazarlamak için kendilerince bir ihtiyaç yaratıyorlar. Okuduğum bir şeyi anlamak için ayrıca test mi çözeceğim. Bir öğrenci örneğin Namık Kemal’i biliyorsa soruyu her durumda yanıtlar, bunu için ayrıca bilmem ne dershanesinin rehberliğine veya testlerine nasıl bir ihtiyacı olabilir ki! Türk Dili ve Edebiyatı ile ilgili sınavlar için okul bilgileri yetmektedir. Okuldaki program ve yoğunluk kâfidir (Diğer alanlarla ilgili bir şeyler yazmak isteyen olursa onları da yayımlarız.).

Bir de şu sonuç çıkmaktadır ortaya: Genel kültür birikimiyle sınava giren öğrenci her zaman avantajlıdır. Bunun yolu da kitap okumaktan geçiyor; roman, öykü, şiir, deneme, makale, oyun, senaryo). Belki klişe bir sözdür bu, hep duyduğunuz ama doğruluğu da tartışılmazdır. Soruların ezici bir çoğunluğu söz konusu birikime ihtiyaç duymaktadır doğru yanıtlar için.

E, dershanelerin de kültür vs gibi bir derdi olmadığına göre…

Yazar: Editor
2010-06-18 23:03:16

Aşk

http://ul.gcg.me/files/2010-06/vector.jpg

Acı verir kısaca. Aşkın aşktan başka bir beklentisi yoktur. Yola çıkmak için yola çıkmak gibidir dersem yeridir.

  • Eğlencelidir,
  • ayrıca beklentisizdir, 
  • bahsettiğim o acı da beklentisizliğin hep bir beklenti içinde olmasından kaynaklanır, ah minel aşk: ))
  • sonunu görmezsin,
  • haddizatında görmek de istemezsin;
  • yola çıkmak için yola çıkmak dedim ya,
  • ve fakat yorar.
  • Yol neticede.
  • Aşk için aşk.
  • Sanat, sanat içindir klişesine benziyor.
  • Öyledir.
  • Yoksa onca özlemek,
  • aramak,
  • beklemek ne ki?
  • Hep aşka hürmeten…

Ama bunları aşkın o ego sisteminin dışına da çıkarmak mümkün değildir.

Ne olursa olsun, inanın 1.tekil kişinin ta kendisi içindir. Severken aramak, ararken sevmek falan filan…

Bilinmezi sonsuz bir denklemdir son tahlilde… Kelime oyunu gibi geliyor, farkındayım. O da öyledir.

  • Seviyorum, derken de aslında bir oyundur.
  • Ne oyunu mudur?
  • Kelimeleri saklama oyunudur.
  • Cümleyi tüm öğeleriyle kurmama oyunudur.
  • Hep bir kollama oyunudur.
  • Son derece bencilken “müthiş bir fedakâr” görünme oyunudur.
  • Taktik ve stratejilerle örülü bir oyundur.

Shakespeare bir sonesinde şu mealde bir şeyler söyler sevgiliye: “Senin beklentilerini, arzularını karşıladığım sürece varım.”

 

Hatta 57. sone şöyledir:

Kölen olmuşum senin, elden başka ne gelir,
Gece gündüz el pençe divanım buyruğuna;
Geçirdiğim saatler baştan başa bir hiçtir
Sen buyurmuş değilsen çabalarım boşuna.
Senin için, sultanım, saatleri gözlerken
Ben kimim ki küseyim sonu gelmez günlere,
Kara kara düşünmem, acı çekmem özlerken
Uğurlar olsun dersen kölene sen bir kere
Ben kimim ki kıskanıp kuşkulanıp sorayım
Kimle içli dışlısın, nedir yaptığın işler;
Derdim günüm put gibi düşünmeden durayım,
Mutlu kıldıklarını bilmek içime işler.
Öyle körkütük sadık bir köledir ki sevda,
Seni kötü göremez bin kötülük yapsan da.

 

Peki niye yazdım bunları?

Tamam, ben “sebep sonuççuyum”. Ama bu satırları yazmak istediğim için yazdım. Valla: ))

Ötesinde bir sebep aramayın.

Ha, mazi kalbimde bir yaradır. O da ayrı bir hikâyenin macerasıdır: ))

(Ki bu satırların eksiği vardır fazlası yoktur, metni tamamlamak da size mahsustur.)

Yazar: Editor
2010-06-06 09:32:49
http://ul.gcg.me/files/2010-06/tren1.jpg

ı

"ama bir kere sana dâhil düştük
bir kere nöbet bizimdir
bir kere fukaralığı dile yar ettik
ne yapsak ne etsek
el şehrinde demir zincir kırılmaz..."


İlhan Berk

ıı

Seninle gezdiğimiz köy yolları o anlarda tekdüzeliğinden, kimsesizliğinden, kaderi çoktan çizilmiş bir hayatın sonsuzluğu olmaktan kurtulur; bize dair yeni anlamlar kazanırdı. Bir başka niyetle ve keyifle geçen insanlara dair kısa bir hikâyeyi yazardı, kendi kendine, kendiliğinden...

ııı

"kaybolma
yanımda kal, yanı başımda bir suret
hayır daha fazlası
yanımda kal...
hani bazen diyorsun ya
'gitme'
o zaman gitme, kaybolma, yanımda kal..."

ıv

"yağmurlu bir günde gelirim,
peronda beni bekliyor olursun.
yeşil çayırlardan geçeriz
koyu yeşil hüzün dolu kırlardan
yürürüz evlerin ışıklarına doğru
sıradan şeyler konuşarak"

Hakan Savlı

v

"Fal çıktı. Köpükler içinde kaldı deniz,
Tepeleme çiçek dolu bir sandal.
Eylülün eskil çadırına giriyoruz,
İşte, büyücü martının bozgun çağrısı,
Uyurgezer yosunları delirten poyraz,
Odalara sığınan ürkü yaprakları,
İşte, çırpınan bir kavağın
Yalnızlık sanrısı dolaşıyor bahçede"

Melih Cevdet Anday

Yazar: Editor
2010-06-05 21:18:43

Dünya Kupası

 

http://2.bp.blogspot.com/_UHyrAj3FLso/SFzHX06IuZI/AAAAAAAAAEs/KJP_4hxyC4M/s400/Logo+Football+Nederland+-+KNVB.jpg

 

Yakında başlıyor dünya kupası maçları. Tam tarih nedir, bilmiyorum. Yine şenlik olacaktır; TV’de maçlar, elde biralar, çerezler, sempati duyulan takımlar…

Ben böyle diyorum ya, izleyeceğimden değil. Genel şeylerden bahsettim sadece.

Bağnazca bir tavırla evet, Adanaspor dışındaki futbol o kadar da ilgilendirmiyor. Ama öyle. Hatta aslında futbol ilgilendirmiyor (ama işte Adanaspor...). Çelişik ve garip bir durum gibi… Tartışırız.

Denk gelirse bakarım belki. Daha manalı bir işim varsa; örneğin güzel bir film, arkadaş sohbeti, sade bir rakı masası, kısa yolculuklar, lezzetli bir roman, dönüp bir daha Yaşar Kemal okumak tercihimdir, o vakit yüzüne bile bakmam maçların.

İşmiş gibi de bahsediyorum, sanki madalya takacaklar: ))

Fakat denk gelirse işte, tabi renklerinden dolayı Hollanda’yı takip ederim, izlemesem bile onların şampiyonluğunu isterim veya Fildişi… Birçok Adanasporlunun böyle düşündüğünü biliyorum. Aşkımız futbola değil turuncu-beyaz Adanaspor’a: ))

Sevgi ve hürmetlerle…

İzlemek isteyenlere de iyi seyirler şimdiden…

Yazar: Editor
2010-06-05 10:15:57

Hasret

 

http://ul.gcg.me/files/2010-06/teras.jpg

 

"şimdi hasret burcunda yıldızlar
daha karanlık gökyüzü, yollar daha tenha
ev, evrende içi boş bir nokta
yoksun ya...

şimdi hasret burcunda yıldızlar
bir labirentte kaybolmuş hayal
aşk kendini yollara vurmuş diyorlar
sesin mihmandarım oluyor
sen yoksun ya

sen yoksun diye işte hasret burcunda
bu şehir, tüm şehirler,
titreşir durur telgraf direkleri
kimsesizlik daha da soğuktur
unutulmuş bir hayatta kalmış onlar

hasret burcunda..."

Yazar: Editor
2010-06-05 03:16:57

Yazmak Üzerine

 

http://ul.gcg.me/files/2010-06/__.jpg

 

Zahmetli bir iştir yazmak.

Konuyu belirleyip ana fikri saptayıncaya kadar geçen süreçte zorlu anlar vardır aslında.

Yazdım oldu, deyip işin içinden sıyrılmak pek olmuyor. Olursa da içine sinmeyen, bazen silip atmak istediğin yazılara dönüşüyor öyleleri.

Bir anlatım biçimini belirleyeceksin önce ele aldığın konuya göre. Bunun içine yan düşünceler yerleştireceksin ki bu yan düşünceler asıl anlatmak istediğini destekleyecek, belirginleştirecek cümlelerden oluşur.

Örnekler, benzetmeler, somutlaştırmalar filan. Görüntülemek istediğini kadraja oturtup o uygun ve doğru anı yakalamak kadar meşakkatlidir bu mesele.

Meseledir sonuçta. (yani sevgili Mahir abinin ve Erkin’in düşündüğü kadar tuzu kuru bir mesainin ürünü değildir, kulağıma gelmiyor değil: ))

Bizim gibi blog yazarlarını geçelim, lakin hakiki yazarların örneğin bir romana başlarken ve onu sürdürürken ne çok acı çektiklerini ve benzer acıları yakın çevrelerine çektirdiklerini onların anılarından, denemelerinden izleyebiliyoruz.

Ama her şeye rağmen tutkulu ve fedakârlık isteyen güzel bir iştir.

Ben “iştir” dedim, siz ne derseniz deyin. Seni izleyen, şöyle diyeyim; bu adam ne yazıyor deyip okumak için sana zaman ayıran insanların varlığını da bilmek, işin bu güzel yanını iyice pekiştiriyor ve hoş bir sorumluluk da yüklüyor.

Bir düşünceyi en azından “asgari müşterekte” paylaşmanın lezzeti de söz konudur.(Yazıyorum bir şeyler ama kimseye okutmuyorum bunları, diyenleri anlamamışımdır zaten. Hoş birer takı gibidir aslında kelimeler, telaffuz edimesi, bu anlamda seyri bile makbuldür.)

Evet, güzeldir birçok insanla yol aldığını bilmek. Güç ve moral veriyor. Yazma şevkini güçlendiriyor.

Gevezeliğe de gerek yok bu arada. Futbolun yoğunluğunu azaltsak da bu sayfada hep bir şeylerden bahsedeceğiz demek istiyoruz bre: )) Ne kadar zorlu olursa olsun. Yazacağız yani: )) (Bunları söylemek için de bunca lafa ne lüzum vardı yahu. Değil mi ama: ))

Yazar: Editor
2010-03-13 11:27:17

Memleketten Notlar

 http://ul.gcg.me/files/2010-03/crk_1.jpg

  • Seda Sayan ile 2 yıllık evliliği sona eren Onur Şan, “Evlilik bitince sevgi de aynı şekilde bitmiyor, Seda’yı hâlâ çok seviyorum” dedi. Konuyla ilgili olarak Vatan gazetesine konuşan Şan, ayrılıklarına ihanetin neden olmadığını da sözlerine ekledi.
  • Son filmi "Serseri Mayınlar"ın çekimlerinin yapıldığı Lecce'de konuşan Ferzan Özpetek, eşcinsel olduğunu babasına söyleyemediği için üzgün olduğunu ifade etti.
  • Başbakan Tayyip, yanındaki belediye başkanına isyan eden halka, o bildik üslubuyla, "Yaygara yapmayın!" diye çıkıştı. R.Tayyip namaz kılacak diye yollar saatlerce ulaşıma kapatıldı!..
  • Bugüne kadar çapkınlığıyla tanınan ama son evliliğiyle iyice durulduğu konuşulan şovmen Mehmet Ali Erbil’in beşinci evliliği de bitiyor, haberi geldi.
  • Beşiktaş’da trafik kontrolü yapan polis, Matteo Ferrari’nin kullandığı son model Ferrarı marka otomobili durdurdu.
  • Fatih Terim’e İran talip oldu…
  • Görüldüğü gibi memlekette fotoğraf böyle ve sanırım değişen bir şey yok, hep aynı nakarat: ))
  • İsterseniz siz geçen sezonki Adanaspor Giresunspor maçının fotoğraflarıyla oyalanın, yarın da birbirinden güzel 40-50 fotoğrafı paylaşırız burada galibiyet neşesiyle.Tıklayın o fotoğrafları...
Yazar: Editor
2010-03-12 07:51:30

Bir Dev Daha Gitti

 

http://ul.gcg.me/files/2010-03/TURHAN_SEL__UK-__erkez_karada__.jpg

“Türk karikatürünün yaşayan en büyük ustası Turhan Selçuk sabaha karşı yaşamını yitirdi... Karikatürümüzde çığır açan, 1922 doğumlu dev sanatçı Turhan Selçuk 88 yaşındaydı... ama daha çok yaşasaydı ustalar...”

 

http://ul.gcg.me/files/2010-03/Turhan_Sel__uk-28_ocak08.jpg
Yazar: Editor
2010-03-08 18:15:18

Sömürü Kan Gözyaşı 8 Mart

http://ul.gcg.me/files/2010-03/ihap_hulusi1.jpg

Kadınlar günü 8 Mart, başka bir deyişle emekçi kadınlar günü… Temelinde acı ve gözyaşı vardır. Şöyle diyor kaynak:

 8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. (Gelişmeler tanıdık geldi değil mi?) İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.”

Öldürülen işçiler için yapılan anmalar kutlamalara dönüşür. Zaman içinde içeriğin biçim değiştirmesi olağandır. Önemli olan eylemin içindeki anlamdır.

Bir de günün özellikle bir sınıf bilinci doğrultusunda emekçi kadınlar günü olarak vurgulanması söz konusudur. Sermayenin vatanı olmaz, ortak çıkarları ve işbirlikçileri olur. Ortak çıkar sürecinde bırakın başka ulusları örneğin Latin Amerika, Afrika, Hindistan ve daha birçok toprağı bu adamlar kendi vatandaşını, eşini dostunu, konu komşuyu bile öldüresiye sömürür. Ve gözünü kırpmadan da öldürür, tarih ne yazık ki 8 Mart’larla doludur… Mazi böyleyken gün de elbette anlamlı ve önemlidir.

Emekçi kadınlar gününe istisnasız tüm kadınları eklemek hayatımızın kaçınılmaz gerçeklerindendir bence, her ne kadar kadınlık bilincinden bile yoksun kadınlar olsa da…

Ama yazıyı İhap Hulusi’nin afişindeki mesaja gönderme yapmadan bitiremem. Bakın ülkemizde bir “ulusal ekonomi ve arttırma kurumu” varmış vaktiyle ve bu kurum kadınları evde kendi üretimlerini yapmaya davet ediyormuş. Memleketi sata sata yabancı ve işbirlikçi sermayenin kucağına atan ve tüm bilinçlerden yoksun o öteki işbirlikçilere duyurulur… neyse…

Gün 8 Mart… Kutlu olsun hanımlar…

Yazar: Editor
2010-03-07 08:27:17

Bir Başına Bir Başkan, On Başkan’a ve 1. Lige Karşı

 
http://ul.gcg.me/files/2010-03/spartak__s.jpg
  • Karşı olduğumuz durumlar bitmiyor görüldüğü gibi.
  • Bu karşı olmalar da muhalif veya anarşist bir yaklaşımımızın tezahürü de değil üstelik.
  • Bizi ittikleri konum bu…
  • Böyle var olacağız çünkü.
  • Ötekilerin, Adanaspor’un gelişinden duydukları ürküntünün
  • ve bu korku vaziyetlerinin sonucunda karşımıza çıktıkları ya da çıkacak andaki ruh halleriyle boğuşmak zorunda kalmamızın,
  • hep iki kişilik çalışmak zorunda kalmamızın,
  • hep zorunda kalmamızın karşı olma durumlarıdır söz konusu olan. 
  • Karşı durmazsak, karşı olmazsak bizi bir kaşık suda boğmak isteyeceklerdir çünkü.
  • İşte bunlardan ve bunun gibi sorunlardan ötürüdür ki
  • bir başkan, Bayram Başkan kalan son on haftada
  • kalan on başkanla el emeği göz nuru bir şampiyonluk için mücadele etmek zorundadır,
  • zorundadır diyorum yine;
  • yoksa o korkunç derecede kurnaz adamlar
  • hakemleri de bir şekilde ayartıp 
  • eldekini avuçtakini hırsızlarlar, bize de saf saf onları alkışlamak kalır…
  • Demem o ki bir başkan,
  • karşı taraftaki on başkana
  • dişiyle tırnağıyla var ettiğini yok etme fırsatı, zemini, cesareti vermeyecektir… 
  • Yol haritasını maruz kaldığımız
  • ve olası entrikalara göre de belirlemelidir. 
  • Bizim var oluşumuz
  • o karşı duruşun şifrelerinde saklıdır…

_______________________________

Bugün yine zor bir maç olacak, çıkıştaki Samsun işimizi çok zorluyacak, bir de dünkü Giresun-Bolu beraberliği rakibin ilk 6'ya yaklaşma iştahını iyice kabartacaktır. Ben bu maçta Buca maçının tersini bekliyorum, lehimize elbette...

Bir de TV'den izleyeceğimiz 1 maçı alma vakti gelmedi mi sizce de!

Yazar: Editor
2010-03-04 07:59:48

Ne Yapmalı?

 

http://ul.gcg.me/files/2010-03/question.jpg
  • Sezon sonunda şampiyon olmalı!!!
  • Nasıl yapmalı?

Taraftar:

  • Her hafta sonu Adanaspor’umuzun  başarılı olacağına inanmalı.
  • Kendi sahamızda ki maçlarda stadyumda olmalı.
  • Teknik heyete, başkana ve futbolculara güvenmeli.

Futbolcu:

  • Buca maçında ki yenilgiyi unutmalı
  • Her zaman ki gibi çalışmalı.
  • Buca maçında ki gibi istekli ve savaşçı olmalı.
  • İyi oyunun sonucunun galibiyet olacağını bilmeli.
  • Taraftara güvenmeli.

Teknik heyet:

  • Çalışmalara aynı tempoda sürdürmeli.
  • Doğru bildiğinden şaşmamalı.
  • Futbolcu ve taraftara güvenmeli.

Yönetim:

  • Teknik ekip, futbolcu ve taraftara güven vermeye devam etmeli.
  • Adanaspor’umuzun kendilerine ihtiyacı olduğunu bilmeli.

Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2010-03-02 10:20:17
Tebrikler Çocuklar
 
http://ul.gcg.me/files/2010-03/Adanaspor_Buca_1.jpg

 

 62 Kare foto-yorumdadır,bunun ,için tıklayınız.

Ne denir, ne söylenir bilemiyorum… Bildiğim tek şey var ki bu futbolun karşılığı bu mağlubiyet değildir… Sahada canla başla savaşan futbolcular, tribünleri hınca hınç dolduran taraftarlar on üzerinden on aldılar…

Geçen yazımızda Buca yönetimine seslenip “siz futbolun kuralları içinde kalın, biz sizi alkışlarız demiştik” Evet sahadaki futbolcuları  alkışlıyorum, tertemiz bir futbol ortaya koydukları için…  Özellikle Yılmaz’ı alkışlıyorum, Adana seyircisinin vefasına vefa ile karşılık verdiği için… Ama, hafta başından beri hakemi etki altına almaya çalışan demeçler veren Buca yönetimini ve bu demeçlerin etkisi altında kalan Aytekiz Durmaz’ı şiddetle ve nefretle kınıyorum…  

Maça gelince… İyi başladık, iyi götürüyorduk ki sahaya “kara gömlekli, kara vicdanlı” DURMAZ çıktı ve durmadı da… Gereksiz iki sarı kartla futbolcularımızın gardını düşürüp bir de önündeki pozisyonda penaltıyı es geçince sersemledik… Bu arada Buca bulduğu bir pozisyonda şutu denedi ve ne yazık ki amatör kalecinin yemeyeceği bir golü Tolga eliyle kazandı… Ki bu Tolga’nın ilk sabıkası değildi… Birçok maçta forvetlerimizle yarışa girmiş forvetimiz attıkça Tolga da golü yemiştir… Ve ne yazık ki D-Spor yorumcusu Tunç KAYACI: “Tolga bu ligin kalecisi değil” tespitinde haklı çıkmıştır

Kemal Hoca’nın kaplanları bir dişli gibi çalıştı…  Maça kazanma azmi ile çıkıp bunu sahaya yansıttılar… Ama bu maçta iki kişi vardı ki, bunlar sahadaki arkadaşlarının emeklerine kıydılar… Sahada boş boş dolaşan, ayağına gelen topları cömertçe harcayan, işin en kötüsü ayakta durmakta zorluk çeken Muhammed Ali ve kalesinde güven vermekten öte korku yaşatan Tolga… Eğer bu iki aksaklık olmasaydı, belki de maç çok farklı olabilirdi… .(Bunları günah keçisi aramak için söylemiyoruz ve bir talihsizliktir diye bağlıyoruz.)

Ama hiç önemli değil… Bugünkü futbol ile Adanaspor yenilse bile şampiyondur… Neden mi?

Masa başı oyunlarına gerek görmeden onurluca savaştığı için;

Kazanmak adına her şeyi yaptığı için;

Ligin en tecrübeli takımı Buca’yı kalesine hapsettiği ama direkleri geçemediği için;

Yalnızca rakiple değil Buca Genel kaptanı Adnan Dolma ve onun demeçlerinden korkan kara gömlekli kara vicdanlı hakemle de mücadele ettiği için…

Bugün, 3-0 gibi bir yenilgiye rağmen hiç üzülmeden, onurla şunu söyleyebiliyorum:

“Bu taraftarın sevgisi, ananızın ak sütü gibi helaldir size çocuklar”

Not: 62 Kare foto-yorumda, tıklayınız.

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU
Yazar: Editor
2010-02-28 20:18:39
Pankart
 
http://ul.gcg.me/files/2010-02/pnkart1.jpg
  • Pankart ekibi bu hafta sonu iş başındaydı yine.
  • Birbirinden çarpıcı dört yeni çalışma Buca maçı için hazır…
  • Yükselme grubu maçlarında aynı ekip müthiş bir çalışmaya girmişti
  • ve filmin sonu çok güzel gelmişti. 
  • Bu uğraşın bize iyi geldiğine inanıyorum.
  • Benzer bir dönemeçte kolları sıvadık biz tribünde,
  • hazır Konya da ağır yaralı,
  • bu fırsat tarafımızca değerlendirilecektir.
  • Buca’nın hafta boyunca feryat figan olması bizi lig ikinciliğinden uzak tutamayacaktır.
  • Vira vakti yine: ))
Yazar: Editor
2010-02-23 21:21:29

Karabüke Dair

http://ul.gcg.me/files/2010-02/askrb.jpg

Ta yükselme grubunda bir “harita analizi: ))” ile Adanaspor Karabük şampiyonluğuna işaret etmiştik. Bildiğiniz gibi bu iki takım 1. Ligdeydi sonra. Geçen sezon her iki takım da mücadeleci bir çıkışla zirveye yaklaşmış ancak sınırda kalmıştı. Bu sezon Karabük bütçe avantajını harika kullanarak daha 11 maç varken şampiyonluk için müthiş bir avantaj da sağladı. Tertemiz, şaibesiz, net bir futbolla yerlerini alın teriyle hak etmişlerdir.

Gayri, Karabük’e hakkını teslim etmeden bir 1. Lig yazısı yazılamazdı. Şu noktada Adanaspor’un şampiyonluğu kadar sevineceğim Karabük şampiyonluğuna. Aradaki puan farkından dolayı bizim yolumuz daha zorlu ama sadece zorlu, ki “kuvvetle muhtemel” sadece bir iki kritik maç var atlatacağımız, sonrası yokuş aşağı tatlı bir meyil, “silindirin” durduğu yerde şampiyonluk kupası olan…

Uğur olsun diye bu sezon da o harita analizini tekrar etmiştik. İyi oldu. Gidiş o analizin doğrulacağı yönünde. Tabi bu iş uğurla talihle olmaz. Emekle olur, safi emekle, Çukurova’ya dair emekle, gücünü pamuk tarlalarından portakal bahçelerinden yani en namuslu alın terinden alan emekle… Bunun mimarlarına sevgiler, hürmetler…

Bu davada Adanaspor’un şansı neden yüksektir?

El cevap: Bu sezon Adanaspor tarihinin en mücadeleci ve en genç kadrosu var sahada, artık hiçbir deyimle, klişe sözle anlatamayacağım hırsı, inadı var. Çok uzun zamandır bu kadar koşan ve bu kadar disiplinli oynayan bir takım izlememiştim bu forma altında. Mimarlarına teşekkürler, sevgiler, alkışlar…

http://ul.gcg.me/files/2010-02/askrbk.jpg

Emeğin güzel iki şehridir Adana ve Karabük. Gerçi bizi o anlamda o kadar gerilere itti ki ülkeyi yönetenler… Emeğin güzelim şehri bir hizmet şehrine döner oldu; pek üretemeyen, tükenmemeye gayret ederek tüketen. Neyse bu tahlilleri bir başka yazıya bırakıp konuya döneyim. Evet, emeğin bu iki şehri tarzlarıyla, isteğiyle… şampiyonluğu yeterince ve gereğince hak etmektedir, buralarda vakti de gelmişti artık süper ligin. O zaman turuncuya ve kızıla vira…

Yazar: Editor
2010-02-22 08:15:05
Yazar: Editor
2010-02-21 08:48:52

21 Şubat 2010

  • Süper yürüyüşün önemli bir günüdür.
  • Bolu Beyi ile bir iktidar mücadelesi günüdür. 
  • Bir anda 6 puanlık karşılaşmaya dönüşen maçın günüdür.
  • Buca’nın evinde 2 puan kaybetmesinden sonra;
  • daha bir manalı
  • ve önemli
  • ve heyecanlı
  • ve şenlikli
  • ve güzel olan bir futbol düellosu günüdür. 
  • Bayram Akgül’ün “bu maçı benim için alın” dediği maçın günüdür.
  • Adanaspor futbolcusunun yine insanüstü bir mücadele göstereceği gündür. 
  • Emre’nin günüdür ki gol atacaktır.
  • Taraftarın daha bir coşacağı gündür. 
  • Sözün özü,
  • bu gün Adanaspor’a dair bir gündür.

 ____________________________

Not: Teknik bir sorundan dolayı maç fotoğraflarını bu akşam değil yarın sabah saat 9’da yüklemiş olacağız. Ama dilerim sorun hallolur ve iş yarına kalmaz.

____________________________

Yazar: Editor
2010-02-16 14:45:36

Onur Caymaz'dan

  • Tekel işçilerinin dramını anlatan 
  • "4/C Nedir?" temalı yazıyı okumak için 
  • sağdaki bağlantıyı tıklayınız.

            http://ul.gcg.me/files/2010-02/tarikdursun.jpg             http://ul.gcg.me/files/2010-02/tekel_BAT_logo.jpg    

Yazar: Editor
2010-02-15 08:17:59

“Orada Olmayan Adam”dan Maçın Yorumu

 http://ul.gcg.me/files/2010-02/230px-The_Man_Who_Wasnt_There.jpg

 

Teşekkürler;

Gaziantep b.b'ye

Kartal'a

Biraz da Bolu'ya

Haftaya bize mağlup olurlarsa tam teşekkürler...

Haftayı 4.  kapattık, Hacettepe iyi takım bence bu ligde kalacaklar.

Ankara deplasmanı 3 puan olsa iyi olurdu,

Ama 1 puanda iyidir be...

Bereket versin...

Haftaya acilen maça gitmem lazım...

Zamanı geldi...

Orada olmayan adamdan

Orada olan adama dönmek lazım...

Üçerden 6 puan lazım…

Ali Cem Gül

Yazar: Editor
2010-02-14 10:18:06

Yazarlarımız Ankara’dan Bildiriyor

http://ul.gcg.me/files/2010-02/asht.jpg
  • Telefonla bağlandık başkente.
  • Mehmet, Şenol ve arkadaşlar Ankara’ya varmış.
  • Şimdi Anıtkabir ziyaretindeler.
  • Buradan sonra biraz oyalanıp sahaya gideceğiz diyor Mehmet.
  • Ankara’da hava nasıl diyorum,
  • Adana’dan daha güzel şimdi, diyor.
  • Harika bir hava var.
  • Seferilerde moral çok yüksekti.
  • Takımın havası ve morali de iyidir o zaman, diye ortak bir fikir belirtiyoruz.

Az önce gazeteye bakıyordum. Sergen Yalçın iddaa’da en güvendiği 6 maçın içine almış Adanaspor’u 2 olarak. Sergen’in Adanaspor lehine yorumları daha önceleri hep tutmuştu.Şimdi onu da okurlarına mahcup etmemek var: ))

Bir başka yorum şöyle diyor: Genç kadrosuyla elinden geldiğince direnmeye çalışan Hacettepe Adanaspor’a karşı koyamaz. Maç sonuçlarından vazgeçtim, bu yorumları okumak bile insanı gönendiriyor.

  • İsmail Eğriparmak bu maça beraberlik demişti.
  • Geçen hafta Kocaeli maçı dediği gibi oynanmıştı.
  • Ama önceki mersin maçı sevgili İsmail’in öngörüsü dışında gelişmişti.
  • Zaten İsmail de yanılmayı çok istiyorum demişti.
  • Bu hafta da İsmail’in yanılmasını istiyoruz, çünkü bu hafta da 3 puan istiyoruz.

Maçtan sonra galibiyeti yazmak dileğiyle.

İlk yarıdaki Adanaspor-Hacettepe maç fotoğrafları için TIKLAYINIZ…

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ashctp.jpg

Yazar: Editor
2010-02-07 10:37:36

       http://ul.gcg.me/files/2010-02/kehanet.gif            http://ul.gcg.me/files/2010-02/ftmk.gif

Bu maçtan üç puan alıp yukarıya biraz daha yaklaşmak, maçta rahat bir son 15 dakika geçirmek ve birbirinden güzel fotoğrafları neşeyle yüklemek dileğiyle...

Yazar: Editor
2010-02-05 20:14:59

Üçlemelerle Sokak Felsefesi

 

http://ul.gcg.me/files/2010-02/d______nen_adam.jpg

Her maç üç ihtimallidir genel klişede;

1)Galibiyet, 2)mağlubiyet veya 3)beraberlik; maç yarı kalsa veya tatil edilse bile...

Birinde mutlak sevinirsin, diğerinde mutlak üzülürsün, sonuncusunda duygularını durum belirler.

Tabi ki farklı, özel, enteresan durumlar söz konusu değilse bu üç olasılık belirttiğim gibi tezahür eder.

Hayat üç aşamalıdır, ihtimalden öte;

1)Doğarsın, 2)yaşarsın, 3)ölürsün. Burada yaşarken ortaya çıkar ihtimaller. Şöyle de olabilir üçleme ihtimaller dâhilinde ve kuvvetle muhtemelde; 1)insanlar doğarlar, 2)acı çekerler ve 3)ölürler.

Bu meyanda ölüm üç ihtimallidir sonuç itibariyle…

Aşk üç ihtimallidir;

1)Seversin, 2)sevilirsin, 3)hem sever hem sevilirsin.

Sever ve sevilirken de üç aşamalıdır aşk;

Birinci evre: her şey güzeldir, incelikler, hissiyatlar filan,

İkinci evre: her şey güzelken incelikler, hissiyatlar dalında çürüyen yemişlere döner filan.

Son evre: her şey güzelken bir rüzgâr eser, kaybolur yürünen yollar filan.

Ayrılık üç ihtimallidir ihtimaller dâhilinde;

1)Unutursun, 2)unutmazsın, 3)unutmamışken unutmuş gibi yaparsın. Ve muhtemelen son ihtimalde rakı iyi gelir. İkinci ihtimalde rakı da fayda etmez, heyhat.

Rakı içmek üç ihtimallidir

1)Kederden, 2)keyiften, 3)keyfe kederden.

Bu sonuncusu sanki en zarif ihtimaldir.

Soruların cevapları üç ihtimallidir;

1)Sonunda ne aradığını bilirsin birinde, 2)Diğerinde aradığını bulamazsın, 3)En fenasında ne yapacağını bilemezsin.

İhtimaller üç ihtimallidir;

1)Muhtemelen iyidir, 2)muhtemelen kötüdür, Veya 3)herhangi bir ihtimal yoktur, bu fenadır.

Bir akşam vakti sokak felsefesi yapmanın üç ihtimali vardır;

1)Ya eğlenceli olur, 2)ya pek can sıkar komik duruma düşer, 3)Ya da son ihtimali hiç bilemezsin.

Aslında bu da tüm ömrümüzün biricik ihtimalidir; son ihtimali bir türlü kestirememek, tüm neden sonuç ilişkilerine rağmen…

Muhtemelen…

Oysa ben bir futbol yazısı yazacaktım Adana-Kocaeli maçını, böyle oldu. Niye öyle oldu?

1)Her yazı kendini yazdırır aslında. 2)Bazen dağıtmak iyidir. 3) İki tek rakının vakti (şimdi Adana zaman diliminde akşam 8 civarıdır) geldi demek: ))

Yazar: Editor
2010-02-04 11:44:45

Grev! Grev! Grev!

http://ul.gcg.me/files/2010-02/tekel_BAT_log.jpg
  • TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, MEMUR-SEN, TÜRKİYE KAMU-SEN ve KESK'in aldığı karar doğrultusunda, 
  • Tekel işçilerinin eylemine destek vermek amacıyla
  • “çalışmama hakkını kullanma”
  • eylemi başladı.

Kalbimiz, aklımız, desteğimiz, inancımız, direncimiz hep sizinle…

http://ul.gcg.me/files/2010-02/sol.jpg

 

                     http://ul.gcg.me/files/2010-02/attila.jpg  http://ul.gcg.me/files/2010-02/ak.jpg 
  • Şimdi bunu Attila İlhan’ın Grev şiiriyle ve bu şiirini Ahmet Kaya yorumuyla buradan desteklemeden olmaz.

Grev  

Oy bilesen ki ben haa
Taş döven demir döven
Oy bilesen ki ben haa
Toz toprak içinde şanlı
Sufakatim vakti çoktur
ellerim mağrur yavru
oy bilesen ki ben haa
yerden cevahir söken
zincirini yitirmiş dev
feryadım
grev hakkımı isterim
grev hakkımı isterim
GREV!
 

Attila İlhan

Ahmet Kaya’dan şiirin şarkısını dinlemek için tıklayınız.

Yazar: Editor
2010-01-31 11:50:16

Biz de Seni Çok Seviyoruz

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/kemal_k__l_____adanaspor.jpg

“Bu çocukları gerçekten çok seviyorum. Eksik olmamıza rağmen canla başla mücadele ediyorlar.”

Bu açıklama Kemal Kılıç’ın.

“İçten, samimi, bir baba şefkati, aile gibi değil aile, vs” şeklinde ifadelere gerek yok. Yoksa sulandırırız işi.

Fakat bizim Kemal hocamızın bir fotoğrafıdır o iki kısa cümle. Güvenen ve güven veren. O güveni ta tribüne kadar yansıtabilen.

Bu sene şampiyon oluruz olmayız, bence çok mesele değil bu. Ama Kemal hocanın varlığı önemlidir birçok yönden. Adanaspor’un bir kulüp, bir takım, bir camia olması, bunların devamlılığı, kalıcılığı açısından ve bir Adanaspor geleceğinin sağlam bir işçilik ve tarzla bina edilmesi noktasında, önemlidir Kemal Hoca… Çok önemlidir.

Kemal Hocayı sadece tribünden sahaya bakarak ve bu kısa konuşmalarıyla tanıyoruz ve tabi yaptıklarıyla. Biz de seni çok seviyoruz Kemal Hoca. Sana inanıyoruz. Hep Adanaspor’da olman dileğiyle…

Yazar: Editor
2010-01-29 11:58:08

 Tekel Direnişi Bir Milattır

Aşağıdaki karikatürler mizahhaber.blogspot.com'dan alınmıştır. Musa Kart'ın karikatürü Cumhuriyet gazetesi kaynaklıdır.

http://ul.gcg.me/files/2010-01/musa_kart-22_ocak_2010.jpg
 
Musa Kart
 
 
http://ul.gcg.me/files/2010-01/birol_____n_sat__ld__.jpg
Birol Çün
 
 
http://ul.gcg.me/files/2010-01/Mustafa_Y__ld__z-Kamuoyu.jpg
Mustafa Yıldız
Yazar: Editor
2010-01-28 22:16:43
http://ul.gcg.me/files/2010-01/cat-clipart-04_1.gif
 

“Senin tenin sıcak

Benim içimde bir kedi

Yumdu gözlerini

‘işte aşk’ dedi.”

 

 Ezginin Günlüğü'nden bu dizelerin şarkısını dinlemek için

tıklayınız...

Yazar: Editor
2010-01-24 16:25:57

Maçın Kralı Rahman

http://ul.gcg.me/files/2010-01/adanaspor_rahman_kaplanpenche.jpg

Bir önceki yazıya bakarsanız maçı zaten yazdığımı göreceksiniz: )) Aynen öyle oldu ve 3 puan hanemize kaydoldu. Müthiş mücadele, harika maç, enfes bir 3 puan. Bu koşullarda herhangi bir adanaspor taraftarı bundan fazlasını isteyemezdi. O ağır sahada mücadele eden tüm oyunculara alkış, ama bizim kaplanlara lig sonuna kadar alkış. Ve fakat RAHMAN’a hakkını vermeden bu maç yazılamaz, konuşulamaz. Maçın yıldızıydı, orta sahanın dinamosuydu, lokomotifiydi, üstadıydı, kralıydı ve de bu yazının başlığıydı: )) Var ol Rahman. (E, artık sevgili Erkin, Rahman için bir güzelleme yazmalı, sayfayı fazla bekletmemeli: ))

İlk yarı Mbilla müthiş bir fırsatı değerlendiremedi. Mersin de Mbilla’nınki kadar net olmasa da bir pozisyondan yararlanamadı. Sonra Mbilla tekrar çıktı sahneye ve olağanüstü azmiyle ilk golü yazdı. Sonra baskılar devam etti ve M. Ali önünde kalan topa sert vurdu ve bu golle resmen Adanasporlu oldu: )) baskılar devam ederken, bir köşe vuruşu sonrasında hızlı çıkan Mersin defansımızın bir dalgınlığında golü buldu. Devamında defansımıza çarpan topları Tolgahan’ı ters ayakta bırakarak skoru 2-2’ye getirdi. İşin doğrusu ilk yarıda Sami’yi tutmak İzzet için mesele oldu.

İkinci yarı maça hâkim bizdik. Orta saha mükemmele yakın işledi ve sağlı sollu ataklar gelir oldu ve sağdan indiğimiz bir sırada İzzet bir orta yaptı ben topa vuracak olası futbolcuyu objektife yerleştirmeye çalışırken tribün gol diye sevindi, bu enstantanede 3. golümüz gelmişti. O dakikadan sonra aksayan İzzet değil Sami olmuştu. Mersin’in en tehlikeli tarafı oyundan çıkmak zorunda kalmıştı. Sonuçta ilk devrenin tersine ikinci devrede bir gol attık ve üzerine yattık, 3 puanı kaptık. Böylece iki sezon önceki tarifeyi uyguladık 3–2…

Şimdi Kuddusi Müftüoğlu’na değinmeden olmaz. Ban göre bir penaltımızı vermedi. Ama bir “maç nasıl yönetilir” dersi verdi o FİFA kokartlı hakem müsveddelerine, özellikle Karşıyaka maçımızın o hakemine.

Rakiplerin puan kaybettiği bu haftada 3 puan çok anlamlı (ne demeksen bu klişe: )) ve değerlidir. Rize maçına itici bir güç olsun…

Not: Maç fotoğrafları foto-yorum'da. Tıklayınız...

*Teknik bir aksaklık nedeniyle 6. fotodan sonrası yüklenemedi:((  Hay Allah... İlerleyen saatlerde bu işi hallederiz... Vazgeçmeyiz, toplam 33 kare...

**Meğer foto-yorum rezervi dolmuş, o kadar çok fotoğraf var ki orada. Sevgili Güney sorunu hallediverdi ve şimdi orada duruyor 33 kare, iyi seyirler...

Yazar: Editor
2010-01-19 13:32:50
Haftanın Yuh Dedirtecek 3 Olayı
 
http://ul.gcg.me/files/2010-01/m3.jpg

Bu haftanın Yuhalanacak olaylarına geçmeden önce kısa bir hatırlatma yapalım.
Eylül ayında bir takım kurtarılırken diğer takımada destek verileceği sözü verilmişti tarih olarak da Aralık ayı verilmişti.
Kurtarıcı olarak İlyas Kahraman transfer edilmişti
Aynı zamanda yola şampiyonluk parolasıyla çıkılmıştı.
Güzel ve temiz bir lig temennisiyle başlanmıştı.
 
Şimdi gelelim haftanın Yuh dedirtecek 3 olayına
 
3 numara;  FIFA kokartlı hakem Bülent Yıldırımın Karşıyaka - Adanaspor maçını yönetmesi pardon katletmesi.
Yukarıdakilere yaklaştırmamak adına elinden gelen ne varsa yaptı, her türlü yola başvurdu ve listemizin üç numarasında kendisine yer buldu. YUH
 
2 Numara; Başkanımız yalnız bırakılıyor diye açıklama yapan ama sezon başından beri kendisi yüzünden takımın 10 kişi oynamasını sağlayan İlyas Kahraman. Dediğin doğru başkanımız idari ve mülki amirler tarafından yalnız bırakılıyor hatta kimse taşın altını elini sokmuyor ama be kardeşim sen de çok mu faydalısın? Ne yaptın 18 haftada millete laf sokacağına önce bir kendine baksan? Sana da YUH İlyas.
 
Geldik listemizin 1 numarasına; Söz verip sözünü yutanlar, ben öyle bir söz vermedin diyenler anlayacağınız üzere siyasilerimiz listenin bir numarasına sanki hiç inmeyecekler gibi kurulmuş durumdalar. Bir şehrin kaderini değiştirmeye hiç bu kadar yaklaşılmamışken böyle bir vurdumduymazlık ne görülmüş ne de duyulmuştur. Ayıptır günahtır. O zaman biz sizin verdiğiniz hangi söze inanacağız ve malumunuz sözünde durmayan insanlara ne derler sizlerde gayet iyi biliyorsunuz. Kocaman bir YUH çoktan hak ettiniz ama hala bir şans daha var. Gelin bu son şansı da elimizden kaçırmadan bu takıma destek çıkın, destek çıkın ki size oy veren 10 binlerce insanın ahını almayın ve unutmayın bu taraftarın ahını alan belini doğrultamaz bunu da aklınızın bir köşesine yazın.
Saygılar.

Murat Akıllı

Yazar: Editor
2010-01-18 08:52:44

Yeni Maça Doğru

http://ul.gcg.me/files/2010-01/as_miyd.jpg

Karşıyaka maçından 1 puan, normalde sevinmek gerekiyor ama sevinemiyoruz. Sanırım hem maçın seyrindeki fırsatları değerlendirememiş olma buna izin vermiyor, hem de rakiplerin aldıkları galibiyetler, bir de Mersin’in belası Emre’nin kırmızı kartlı olması… geçti gitti…

Şöyle bir ruh hali de oluşuyor: “Ben izleyince TV’de takım galip gelemiyor.” Ya da “bu maçı izleyemeyeceğim, çok geriliyorum, heyecanlanıyorum, hele biz öndeyken maç bitmek bilmiyor, ben iyi gelmiyorum… vs…” Ne zor durum yahu: )) hem takımı bu kadar sev hem de maçlarını bir TV yayını varken izleme… Bundan daha büyük fedakârlık olamaz futbol seyrinde: Seviyorum, ama takımın galibiyeti için o seyir zevkinden vazgeçiyorum. Yaygın bir durum…

Mersin maçı ne gün, bilmiyorum. Fakat Ali Cem iş toplantısı nedeniyle Antalya’da olacak ve Pazar gecesi dönecekmiş. Rica etti, ben de onun ileticisiyim, maç acaba pazartesi günü olur mu, diyor. Gerekirse direğe de çıkarım böyle bir durumda, diye ekliyor. Federasyonda tanıdığı olan varsa, bir aracı olsa da Ali Cem’e bir güzellik yapsak: ))

Mersin İdmanyurdu’nun puan hanemize önemli katkıları olmaktadır. Bu sebeple ayrı bir sempatim var Mersin maçlarına: )) Bu maçta da o sempatimin devam etmesini diliyorum. En önemlisi, arızasız bir maç diliyorum. Takım sevgisi herhangi bir üzüntüye dönüşmemeli. Bu konuyla ilgili yazılarımız arşivde bir yerde vardır.

Bir isim dolaşıyor transfer için. Olur, olmaz mesele değil. Takımı ben böyle ve her sonuca razı olarak kabul ediyorum; fakat bundan, “artık bir iddiam yok” manası çıkmasın lütfen: ))

Ben haftanın giriş yazısını yazdım. Devamını yazarlarımız getirir herhalde, çünkü uzun bir tatil yaptılar ve okurlar da yazılarını bekler: ))

NOT: Mersin maçlarının fotoğrafları için

http://ul.gcg.me/files/2010-01/as_miy1.jpg

!. Maç Yükselme Grubu... tıklayınız...

http://ul.gcg.me/files/2010-01/asmiy2.jpg

2. Maç Yükselme Grubu... tıklayınız...

http://ul.gcg.me/files/2010-01/asmiy3.jpg

3. maç 1. Lig... tıklayınız...

Yazar: Editor
2010-01-09 16:57:28
Suçlu, Ayağa Kalk 
  • “Sessizlik nerde ne durumda olursanız olun iki şey anlatır… Susarsın çünkü elinden bir şey gelmez… Susarsın çünkü suçlusundur… “
  • Başkan’ın susması çaresizlikten… Başkan’ın susması yalnızlıktan… Başkan’ın susması Adanaspor sevdasından…
  • Ya diğerleri… 
  • Bayram Akgül “Adanademirspor kardeş takımdır, zor durumda kalmasın” deyip payına düşen miktarı verirken Adanademirspor’a bir milyon iki yüz bin lirayı verenler söz konusu Adanaspor’ken niçin susuyorlar? Çünkü suçlular…
  • Adanaspor’u şirket takımı ilan edip ötekileştirmeye çalışanlar, belediye bütçesinden milyon liraları “öylece” verirken Adanaspor’a niçin bir transfer parası yardımında bulunmuyorlar? Niçin susuyorlar? Çünkü suçlular…
  • Bu takım, size rağmen yolunda yürümeye devam edecektir… 
  • Bu takım size rağmen er ya da geç süper lige çıkacaktır… 
  • Bu taraftar, bu takıma size inat sahip çıkacaktır…
  • Ve tarih, bir gün size “Suçlu ayağa kalk!” diye seslenecektir… 

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Yazar: Editor
2010-01-03 12:44:52

Kızılderililer ve Biz

[veya Elbet Bir Gün Dönecekler]

 http://ul.gcg.me/files/2010-01/apache1.jpg

Kızılderililer için yeni bir şey söylemeyeceğim. Yıllarca çok şey yazıldı, söylendi onlara dair; dramlarını anlatan filmler çekildi. Hepimizin bildiği konular bunlar evet. Kızılderilileri ulusça severiz, hatta aynı soydan geldiğimizi de iddia ederiz. Yaşam tarzlarından veya sözcüklerden benzerlikler ararız. İşin bu yanı boyumu aşan bir derinlikte, aslında birçok iddia sahibini de aşar. Sosyolojik, antropolojik, tarihsel araştırmaların ciddi sonuçları gerekmektedir bir akrabalığı kanıtlamak için.

Fakat bence mesele değildir bir akrabalık, Kızılderilileri sevmek için. Kızılderilileri sevmek için oraya gerçekçi bakışa da ihtiyacım yok, tamamen romantik bir yaklaşımla, çocukluktan kalan duygularla, Zagor okumalarıyla, izlediğim filmlerle de sevebilirim onları. John G. Neihardh ‘ın “İki Boynuzlu Kara Geyik Anlatıyor” adlı kitabının, Clark Wissler’in “Kızılderililerin Tarihi” adlı kitabının (her ikisi de imge yayınlarından) veya Dee Brown’ın harika kitabı “Kalbimi Vatanıma Gömün”ün (Bury My Heart Wounded Knee) (e yayınları) bu sevginin önemli destekleyicileri olduklarını unutmadan da sevebilirim Kızılderilileri. Hayata baktıkları yerden dolayı da sevebilirim. Yaşamış oldukları trajedinin büyüklüğünden dolayı, acımadan…

Kutsal Bir Hayat Sürüyorum:

Kutsal bir hayat sürüyorum

Başımı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum

Kutsal bir hayat sürüyorum

Atlarım o kadar çok ki

Sayısını şaşırıyorum.

Oturan Boğa’nın Türküsü:

Bir zamanlar

Bir savaşçıydım ben de

Oysa şimdi

Her şey bitti.

Zor zamanlar yaşıyorum

Bu günlerde.

http://ul.gcg.me/files/2010-01/oturan_bo__an__n_t__rk__s__.jpg

Bu iki Kızılderili şiiri arasındaki hazin fark bir başına yukarıda bahsettiğim trajedinin fotoğrafını çekmektedir.

Sonra Kızıl Bulut’un şu sözleri: Bize birçok söz verdiler, hatırlayamadığım kadar çok; bir tekinin dışında hiçbirini tutmadılar. Toprağımızı alacaklarını söylediler ve aldılar.

Ve büyük şeflerden Kara Geyik’in koca bir devri kapatan dramatik sözleri: (ABD ordusunun yaptığı Wounded Knee katliamı üzerine)

“O zaman kaç kişini öldüğünü anlayamamıştım. Şimdi kocamışlığımın şu yüksek tepesinden gerilere baktığımda, yerde birbirleri üzerinde yığılı duran boğazlanmış kadınları ve çocukları, hala genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, o kanlı çamurun içinde bir şeyin daha öldüğünü ve o kar fırtınasında gömüldüğünü görebiliyorum. Evet, bir halkın düşü öldü orada. Güzel bir düştü evet… Sonra bir ulusun umudu kırılıp paramparça oldu. Artık yeryüzünün merkezi yok, ölüp gitti kutsal ağaç.”

İnternetten indirdiğim bir (yukarıdaki) resme bakıyordum oysa, bu yazı da o resme ithaftır.

Yazar: Editor
2009-12-31 08:22:59

Olmayan Maça Giden Taraftar

http://ul.gcg.me/files/2009-12/ft1.jpg

Adanaspor'un kapanış sürecinde yaşanan tüm dramatik ayrıntıların yanı sıra işin bir de farklı bir boyutu vardır. Çünkü bir futbol takımı sadece bilmem kaç metrekarelik bir alanda oynanan bir oyunun tarafı olma misyonunu yüklenmez. Etrafına o kulübü seven insanları toplar. Bir çevre yaratır. 
Bu çevre en temel olarak evde, okulda; arkadaşlarınızdan, ailenizden başlar. Beraber onlarla maçlara gidersiniz, paylaşılan bir takım ortak duygular vardır.
Maçlara gittikçe artık stadyumda sima olarak tanıdığınız önceki maçta bir pozisyonun kritiğini yaptığınız, golden sonra sarıldığınız ama hiç tanımadığınız insanları görmeye başlarsınız. Gittiğiniz tribünde genel olarak oturduğunuz yerler az çok belliyse, o civarlarda suratlar çıkar karşınıza yabancı olmayan. Arkadaşlıklar kurulur, sohbetler edilir. Bir aidiyet duygusu gelişir zamanla.
Ve farkına varırız futbolun asla sadece futbol olmadığının.

İşte Danny'nin zamansız ölümü gibi, Adanaspor'un kapanışı da derin bir yara açmıştı sevenlerinin kalbinde. Ama bu yara bir sevgiliden ayrılmak, bir yakını kaybetmek ya da sıradan bir üzüntünün yanı sıra bir de o ortamdan çaresiz uzak kalma anlamına gelir. Belki de bir daha asla bir golde o tanımadığımız insanlara sarılamayacaktık. Beraber onlarca güzel anı yaşadığımız, tribünlerde çılgınca beraber sevindiğimiz, sevdamızı aynı dilden haykırdığımız, aynı şeylere gözyaşı döktüğümüz o insanlarla artık paylaşacak pek şeyimiz kalmamıştı.
Girişinde "Adanaspor" yazan ve ardında farklı bir dünyayı barındıran büyük ve eski bir tahta kapı artık sonsuza dek kapanmıştı Adanasporluya.

  • Adanaspor Kulübü tasfiye edilip, kulübe ait tek bir şey kalmadığı günlerdi. Ancak prosedür icabı 2005–2006 sezonu Adanaspor ismen fikstür çekimine katılmıştı. Haliyle fikstürde bir maçı görünüyordu. Rakip takım sahaya çıkacak ve yine "prosedür icabı" Adanaspor'un çıkmasını bekleyecekti. Sonra hakem kararıyla hükmen mağlubiyet ilan edilecekti.
  • İşte o gün skorboardın bile çalışmadığı, stat gişelerinde bilet satılmayan ve aslında olmayan bir maç vardı. Hayalet bir takımdık artık. Yoktuk
  • Ve bu ilk defa bu derece somut, 
  • bu kadar rencide edici 
  • ve bu kadar dramatik bir şekilde karşımıza çıkmıştı. 
  • Ancak işin çok daha dramatik tarafı ise o gün stadyumun güneyin bir grup Adanaspor taraftarının adeta takımlarının ölümünü, yokluğunu kabullenemez bir tavırla orada olmalarıydı.
  •  Artık herşeyin çoktan bittiği, umudun bile çoktan bu topraklardan uçup gittiği gerçeğini onlar da çok iyi biliyorlardı. Ama... Ama... Kelimelerin anlamsızlaştığı, gözyaşlarının olduğu o anlarda niye orada olduklarını dahi bilmeyen o insanlar; sevginin, harbiden sevmenin, olmayanı sevmenin, vefanın, terk etmemenin anlamını öğretiyorlardı. Sahibi öldükten sonra anlamsız gözlerle onun asla bir daha ayaklanamayacağını bile bile başında bekleyen küçük bir köpeğin halinden çok da farklı değildi o günkü çaresizlik.


İşte o ölmüş dostlarını gözyaşlarını içlerine akıtarak şerefle, gururla dik ve mağrur bir şekilde ve fakat umutsuzca bekleyen, sonra Danny'nin arkadaşları gibi her biri farklı bir sokağa, umutsuzluğun derinlerine yol alan o "Hayalet Süvari", yarın imkânsızlığın içinden destansı bir Diriliş hikâyesi çıkaracaklardı.

Hem o kayıp imparatorluk, sessizce hatırasını yüreğinde taşıyan o "Hayalet Süvari"nin sonsuz sevgisine ne kadar kayıtsız kalabilirdi ki?

Bu, imkânsızlık olgusunun tattığı tarihi mağlubiyetinin girişidir sadece...

  • Hep dediğimiz gibi, Zümrüdü Anka kendini yakıp küllerini oluşturur ve o küllerden yeniden doğarmış. Yani öldüğü gün aslında dirilişinin ilk günü olur.
  • İşte o gün stadyumun civarında bir hayaletin küllerinden bir dev yaratmak için onları toplayıp karanlığa yol olan o turuncu süvarinin başlattığı "diriliş"in öyküsüdür bizim en esaslı hikâyemiz!
  • Her şeyi unutmak mümkün şu hayatta ama bunu unutmamalı

Mehmet Uysal

Yazar: Editor
2009-12-27 09:34:38
YENİ  YIL 
 http://ul.gcg.me/files/2009-12/flower.jpg

Sevgili Editörümüzün futbola ara yazısına istinaden gündem dışı  bir yazı yazmak istedim

Yeni bir yıl geliyor yeni bir on iki ay yeni bir üç yüz altmış beş  gün… Günler aylar o kadar hızlı ilerliyor ki, ömür geçiyor hayat kısalıyor ve biz de bir o kadar olgunlaşıyoruz.

Herkes yeni umutlar besler yeni yıla girerken, planlar yapılır hedefler konur Yapılması gerekenler sıralanır tek tek... Hâlbuki zaman hep devam eden bir süreçtir. Zamanı bölmek yaşamda kısım kısım ilerleme kaydetmek gibi anlaşılabilir. Doğum ve ölüm arasındaki süreçtir yaşamak, nefes almak… Her bireyin hayata dair sorumlulukları vardır önce kendine sonra yaşadığı topluma Yaşam zordur kimilerine, kimilerine basit sıradan, kimilerine kolay Herkesin baktığı pencere de farklıdır, beklentileri, umutları, kırgınlıkları ve mutlulukları da… 

İnsanları toplumları anlatmak uzun sürer, konunun özü; bir yıl biter yeni bir yıl başlar… Önemli olan hayat yolculuğunda kendimize artılar ekleyerek ilerleyebilmektir, birey olarak gelişmek ve yaşadığın toplumu değiştirmektir, ülkene şehrine değer katmaktır… 

Bir de durumun yeni yıla girme kutlaması vardır Yeni yıla girerken vitrinler ışıklarla süslenir hoş geldin 2010 güle güle, 2009 yazılır geleneksel haliyle… Bizim vitrinimiz yansımalarımızdır, zorunluluktan yapmayalım bazı şeyleri,  içimizden geldiği gibi doğal haliyle yaşayalım 

Bu güzel olacağını düşündüğüm yıl’a sağlıklı, huzurlu, dayanışma içerisinde huzurlu ve mutlulukla girmenizi diliyorum… 

Adanaspor’umuza değinmeden bu yazıyı bitirmem mümkün değildir: )) Bu yıla dair en büyük dileğim Adanaspor’umuzun süper lige çıkmasıdır. 

İyi yıllar ADANA…

Nazlı Demirkaya
Yazar: Editor
2009-12-25 09:41:29

Arkadaşlıklar ve Yukarı Mahalle

http://ul.gcg.me/files/2009-12/steinbeck1.jpg

Farkında değilizdir çoğu zaman, insanları bir arada tutan şeyler vardır. Manevi bağlar değildir bunlar akrabalık bağları, sevgi, aşk gibi. Daha somuttur. Okul, üniversite, askerlik, çalışma gibi sebeplerle bir arada oluruz çoğu zaman. Bazen ömür boyu süren dostluklar, arkadaşlıklar kurulur. Ama bir de işin farklı bir boyutu vardır. Ağaç yapraklarını nasıl bir arada tutuyorsa, rüzgâr da zamanı gelince o yaprakları sağa sola savurmaktan geri kalmaz. Bizlerde savruluruz hayatın rüzgârıyla. Ve bir gün bir bakmışız farklı bir yerlerdeyiz. Çevre değişmiştir, insanlar değişmiştir, ortam değişmiştir, arkadaşlar değişmiştir ve "siz" değişmişsinizdir.

Hayattan bize kalan üç beş dost dışında çevremizdeki herkes değişiyor zamanla ve bu elde kalan dostluklar haricinde istemesek de bir sürü insan çıkıyor hayatımızdan, uçup giden kuşlar gibi. Çoğu zaman kaçınılmazdır bu. Hayat zorlar buna. Sonra da o insanlarla olan ortak noktalarımız azalır, çok daha seyrek görüşülür haliyle, hatta çoğu zaman unutulurlar. Tatlı hatıraların ayrıntılarıdır artık.

Dünyaca ünlü Amerikalı yazar John Steinbeck "Yukarı Mahalle" isimli romanında sokaklarda yaşayan ve temel gıdaları şarap olan bir kaç evsizin hikâyesini anlatır. Bunlardan biri olan Danny'ye bir gün bir miras kalır. Bunun sonucunda mahallede iki tane evi olur. Birinde kendi oturur ve diğerini de arkadaşlarına kiralar ancak kısa bir zaman sonra arkadaşlarının evinde yangın çıkar ve çaresiz onları da yanına alır. Ve böylece yerde buldukları bozuk paraları bile şarap almak için kullanan altı tane evsiz ve dört köpek sokakların soğuk yalnızlığından kurtulmuş, bakımsız ve pis de olsa sıcak bir evde yaşamaya başlamışlardı. Ufak tefek sorunlar dahi olsa, dostluğa paradan yeterince fazla değer veren bu sıradan insanlar mutlulardı. Belki de küçük şeylerle mutlu olabiliyorlardı. Ta ki bu mutlulukları Danny'nin ölümüyle ansızın yarıda kalana kadar. Daha hazin olanı ev de Danny'nin akrabalarına kalacaktı. Aslında Danny'yle beraber o ev de ölmüş, onları birbirlerine bağlayan bağlar da kopuvermişti.

Üstlerine giyecek birer parça kıyafet bulamamanın verdiği utançla arkadaşlarının cenazesine dahi katılamamışlardı. Evi ateşe verdiler. Çünkü bu kutsal arkadaşlıklarının sembolü, sıcak odalarında Danny'nin hatıraları bu olan evin, Danny gibi ölmesi onlar için daha doğruydu.
Yangın tamamen sönünce, her biri sessizce karanlığa doğru farklı sokaklarda ilerlediler, kaderleri gibi...

Mehmet Uysal

Yazar: Editor
2009-12-20 10:06:10
Adalet
 
http://ul.gcg.me/files/2009-12/adlt.jpg

Bir yönetici de bulunması gereken en önemli özellik adalet kavramıdır… Adil olmadıkça güçlü  olamazsınız… Sevili Hakan, eylemler ve iktidar açısından olaya bakıp nasıl adalet, nasıl vicdan diye soruyor yazısında…

Adil olmayanın vicdanı olmaz ki zaten… Adalet kavramına, Türkiye Futbol Federasyonu yönetimi açısından bakalım mı? Burada defalarca yazdık…  Federasyon, adalet kavramından uzaktır, dedik… Federasyon verdiği kararlarda haklıyı haksızdan değil, GÜÇLÜ’yü GÜÇSÜZ’den ayırmaktadır dedik… Hatta yine sevgili Hakan, “aklımıza buzağıyı düşürmeyin” dedi.

Evimizde iki kez Altay ile maç  yaptık, bu ligde… İki maçın sonunda da iki maç seyircisiz oynama cezası aldık… O dönemde yazdığımız yazıda “Adana’ya takımını desteklemeye değil de Adanaspor taraftarını tahrik etmeye gelmiş Altay taraftarının hiç mi suçu yok dedik… Sesimiz duymadılar, kulaklarını tıkayıp, başkanı her maçtan sonra Başbakan’a rapor veren takıma bir maç ceza verip bize iki maç uyguladılar…

Cumartesi günü oynanan Konya-Altay maçı sonrası  yaşananlar, federasyonun adalet sınavı olacak… Adana’da yaptıklarını Konya’da da yapan Altay taraftarı kenti birbirine kattı… Polise tehditler yağdırdı… Federasyon ya hep yaptığı gibi taraf olacak ve bu olayları da geçiştirecek, iki bin liralık ceza vererek Altay’a ya da adalet ilkesini uygulayıp Altay taraftarının terör estirmesini engelleyecek… Sizce hangi seçeneği uygulayacaklar?

İşçiye biber gazı, eczacıya sözleşme feshi, memura dayak, hak arayana işten çıkarma uygulayan bir anlayışın iktidar olduğu ülkede sakın adalet bekliyoruz demeyesiniz, buna çok gülerim işte…

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Yazar: Editor
2009-12-17 08:48:31
http://ul.gcg.me/files/2009-12/trn.jpg

"Türkiye Ulaştırma Hizmet Kolu Kamu Görevlileri Sendikası (Türk Ulaşım-Sen) ile Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS), geçici olarak görevden alınan 16 TCDD çalışanının görevlerine iade edilmediği gerekçesiyle eylem başlattı."

  • Düşünün ki bir hükümet;
  • hak arayışındaki vatandaşını,
  • hakkını bir eylemle aradığı için işinden ediyor
  • ve bu hükümet senelerdir bize
  • demokrasi,
  • adalet,
  • özgürlük nutukları atıyor.
  • Kendileri dışındaki aleme kör bakan insanlar, beri taraftaki dertleri nerden bilecek
  • nasıl anlayacak.
  • Bunlar yalnızca kendine Müslüman...

Kalbimiz sizinle demiryolu çalışanları.

  • Dilerim "iğdiş edilmemiş bir bilinçle" yolcular da birkaç günlük zorluğa katlanmayı içine sindirir ve bu eyleme destek verir, linç etmeye çalışmaz...
Yazar: Editor
2009-12-09 11:49:18

Sakın Şaşırma

Birkaç gün önce "işgüzarlık" başlıklı yazıda seyircisiz oynadığımız Konyaspor maçındaki penaltıya değinmiştim. Şöyle bir paragraf vardı:

"Bırakın, kimsenin işine bu kadar karışmayın; bizde yenilmek için bir müdahaleye lüzum yokken, Konya’nın galibiyet için herhangi bir hakeme ihtiyacı olmayacaktır. Nasıl ki biz Bolu, Rize, Buca maçlarını müdahalesiz kaybettiysek Konya da liderliğini heralde hakemlerle sağlamış değildir..." 

Sonra da; 

Bizi öküz altında buzağı aramaya zorlamayın…

diye bağlanmış yazı.

Bu hafta Konya Samsun maçında son üç beş dakikaya yenik giren Konya beraberlik golünü bir hentbol maçında bulur. O sırada hakem ne iş mi yapar?

Bilenin...

Ben masumane bakmak istiyorum şu futbola ısrarla. Ama dürtüyor işte yaşananlar. 

Tesadüf deyin, işgüzarlık deyin, resmi müdahale deyin, isterseniz canım bir şey deyin...

Rize'nin hemen her maçı yayıncı TV tarafından canlı veriliyor? Sebep? Gerçi orada başbakana hesap veriliyor.

Geçen iki sezon birtakım manevralarla Sivas yükselişi, Trabzon'a, Mersin'e, Eskişehir'e, Antalya'ya ve daha bir dolu takıma hükümet kıyağı... Derken efendim bir nevi başkent olan ama futbol mazisi bir mübadeleye ve sıradanlığa dayanan Kayseri'ye olağanüstü bir stat... Akabinde FB ve GS'nin önlenemez düşüşü, enteresan hakem işleri ve Kayserispor hürmetine şapkadan çıkan liderlik...

Ben derim ki,  hükümete bir de şampiyon takım lazım. Ama bir Bankasya 1. Lig şampiyonluğu kesmez orayı. Sivas'la olmadı. Ama Kayseri var işte daha müsait. Dedim ya bir nevi başkent Konya ile...

Konya emin ellerde gidiyor. Kayseri de gidecektir aynı ellerle.

Orhan Veli "...denizi göreceksin, sakın şaşırma..." der bir şiirinde... Sezon sonunda Kayseri'yi şampiyon görürseniz sakın şaşırmayın...

Yine öküz altında buzağı mı arıyorum? Dilerim öyledir ve yazdıklarından mahçup olan ben olurum...

 

 

Yazar: Editor
2009-12-06 21:52:46

Yazıyla: Dört / Sayıyla: 4

http://ul.gcg.me/files/2009-12/kartal_adana.jpg

En güzel deplasmanlardan biri oldu hem bizim hem de Adanaspor için.

Tam bir inançla çıkmıştık yola. En azından birçoğumuz öyleydi. Temkinli olan da bir nevi “totem” yapıyordu haddizatında: ))

Kim yoktu ki orada…

Perşembeden yollara düşen Mehmet, sonra Murat, beri taraftan Serkan Hoca, Erkin, Ali abi ve Oğlu, Adanaspor basını… Cumartesi günü yola çıkan Şenol, Apo… Apo ki askerden önce son maçını izledi… Bir otobüs Turbeyler… İstanbul katılımı…

400–500 arası bir taraftar topluluğu Adanaspor için oradaydı.

Giriş böyle…

Maça gelirsek; çoğumuz hemfikirdi, sezonun en iyi futbolu oynandı.

Futbolda görmek istediğimiz, hayalini kurduğumuz her bir incelik tarafımızdan sahada uygulandı. Pas trafiği, yardımlaşma, baskı, gol isteği, kazanma azmi… işte tüm güzel ifadeler bu maçta bizim içindi…

Lakin 80 dakika civarında bir “rehavet” 2 gole neden oldu ve güzelim 4–0, 4-2’ye geldi.

Kardan zarar… Boş yere 2 averaj gitti. Bir de bin bir emekle atılan gollerin karşılığı böyle olmamalı…

Son iki hafta İbrahimoviç’in attığı iki golü hatırlayınız. Gelen topları hiç durdurmadan rakip kaleye göndermişti. Bizim Fevzi aynı kalitede bir gole üstelik daha zor bir pozisyonda soldan gelen topa sağ ayağın dışıyla vurdu, kavis de alan top yan filelere yapıştı.

Bu gol her şeyin habercisiydi.

İkinci yarıda Emre, Rahman ve İlyas harika gollerle maçı 4-0’a getiriverdi.

Evet, harika bir deplasman ve müthiş bir galibiyetti. Bu galibiyetin daha da anlamlı olması için hedef Orduspor…

Bir de Kartalspor taraftarına not düşmeden edemeyeceğim. Maçta önce kardeşlik türküleri, Kartal-Adana tezahüratları, hoş geldinizler, küfre hayır, centilmenlik pankartları; 4 golden sonra küfür ve taş…

Enteresan bir çelişkiydi…

Demek tribün olmak başka bir hassasiyet… Neyse…

İstanbul seyahatnamesini sonraki yazılarda konuşmak üzere…

Not: Maç fotoları Foto-Yorum’da…Tıkayınız...

 

Yazar: Editor
2009-12-04 10:09:19