2010-03-13 11:27:17

Memleketten Notlar

 http://ul.gcg.me/files/2010-03/crk_1.jpg

  • Seda Sayan ile 2 yıllık evliliği sona eren Onur Şan, “Evlilik bitince sevgi de aynı şekilde bitmiyor, Seda’yı hâlâ çok seviyorum” dedi. Konuyla ilgili olarak Vatan gazetesine konuşan Şan, ayrılıklarına ihanetin neden olmadığını da sözlerine ekledi.
  • Son filmi "Serseri Mayınlar"ın çekimlerinin yapıldığı Lecce'de konuşan Ferzan Özpetek, eşcinsel olduğunu babasına söyleyemediği için üzgün olduğunu ifade etti.
  • Başbakan Tayyip, yanındaki belediye başkanına isyan eden halka, o bildik üslubuyla, "Yaygara yapmayın!" diye çıkıştı. R.Tayyip namaz kılacak diye yollar saatlerce ulaşıma kapatıldı!..
  • Bugüne kadar çapkınlığıyla tanınan ama son evliliğiyle iyice durulduğu konuşulan şovmen Mehmet Ali Erbil’in beşinci evliliği de bitiyor, haberi geldi.
  • Beşiktaş’da trafik kontrolü yapan polis, Matteo Ferrari’nin kullandığı son model Ferrarı marka otomobili durdurdu.
  • Fatih Terim’e İran talip oldu…
  • Görüldüğü gibi memlekette fotoğraf böyle ve sanırım değişen bir şey yok, hep aynı nakarat: ))
  • İsterseniz siz geçen sezonki Adanaspor Giresunspor maçının fotoğraflarıyla oyalanın, yarın da birbirinden güzel 40-50 fotoğrafı paylaşırız burada galibiyet neşesiyle.Tıklayın o fotoğrafları...
Yazar: Editor
2010-03-12 07:51:30

Bir Dev Daha Gitti

 

http://ul.gcg.me/files/2010-03/TURHAN_SEL__UK-__erkez_karada__.jpg

“Türk karikatürünün yaşayan en büyük ustası Turhan Selçuk sabaha karşı yaşamını yitirdi... Karikatürümüzde çığır açan, 1922 doğumlu dev sanatçı Turhan Selçuk 88 yaşındaydı... ama daha çok yaşasaydı ustalar...”

 

http://ul.gcg.me/files/2010-03/Turhan_Sel__uk-28_ocak08.jpg
Yazar: Editor
2010-03-08 18:15:18

Sömürü Kan Gözyaşı 8 Mart

http://ul.gcg.me/files/2010-03/ihap_hulusi1.jpg

Kadınlar günü 8 Mart, başka bir deyişle emekçi kadınlar günü… Temelinde acı ve gözyaşı vardır. Şöyle diyor kaynak:

 8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. (Gelişmeler tanıdık geldi değil mi?) İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.”

Öldürülen işçiler için yapılan anmalar kutlamalara dönüşür. Zaman içinde içeriğin biçim değiştirmesi olağandır. Önemli olan eylemin içindeki anlamdır.

Bir de günün özellikle bir sınıf bilinci doğrultusunda emekçi kadınlar günü olarak vurgulanması söz konusudur. Sermayenin vatanı olmaz, ortak çıkarları ve işbirlikçileri olur. Ortak çıkar sürecinde bırakın başka ulusları örneğin Latin Amerika, Afrika, Hindistan ve daha birçok toprağı bu adamlar kendi vatandaşını, eşini dostunu, konu komşuyu bile öldüresiye sömürür. Ve gözünü kırpmadan da öldürür, tarih ne yazık ki 8 Mart’larla doludur… Mazi böyleyken gün de elbette anlamlı ve önemlidir.

Emekçi kadınlar gününe istisnasız tüm kadınları eklemek hayatımızın kaçınılmaz gerçeklerindendir bence, her ne kadar kadınlık bilincinden bile yoksun kadınlar olsa da…

Ama yazıyı İhap Hulusi’nin afişindeki mesaja gönderme yapmadan bitiremem. Bakın ülkemizde bir “ulusal ekonomi ve arttırma kurumu” varmış vaktiyle ve bu kurum kadınları evde kendi üretimlerini yapmaya davet ediyormuş. Memleketi sata sata yabancı ve işbirlikçi sermayenin kucağına atan ve tüm bilinçlerden yoksun o öteki işbirlikçilere duyurulur… neyse…

Gün 8 Mart… Kutlu olsun hanımlar…

Yazar: Editor
2010-03-07 08:27:17

Bir Başına Bir Başkan, On Başkan’a ve 1. Lige Karşı

 
http://ul.gcg.me/files/2010-03/spartak__s.jpg
  • Karşı olduğumuz durumlar bitmiyor görüldüğü gibi.
  • Bu karşı olmalar da muhalif veya anarşist bir yaklaşımımızın tezahürü de değil üstelik.
  • Bizi ittikleri konum bu…
  • Böyle var olacağız çünkü.
  • Ötekilerin, Adanaspor’un gelişinden duydukları ürküntünün
  • ve bu korku vaziyetlerinin sonucunda karşımıza çıktıkları ya da çıkacak andaki ruh halleriyle boğuşmak zorunda kalmamızın,
  • hep iki kişilik çalışmak zorunda kalmamızın,
  • hep zorunda kalmamızın karşı olma durumlarıdır söz konusu olan. 
  • Karşı durmazsak, karşı olmazsak bizi bir kaşık suda boğmak isteyeceklerdir çünkü.
  • İşte bunlardan ve bunun gibi sorunlardan ötürüdür ki
  • bir başkan, Bayram Başkan kalan son on haftada
  • kalan on başkanla el emeği göz nuru bir şampiyonluk için mücadele etmek zorundadır,
  • zorundadır diyorum yine;
  • yoksa o korkunç derecede kurnaz adamlar
  • hakemleri de bir şekilde ayartıp 
  • eldekini avuçtakini hırsızlarlar, bize de saf saf onları alkışlamak kalır…
  • Demem o ki bir başkan,
  • karşı taraftaki on başkana
  • dişiyle tırnağıyla var ettiğini yok etme fırsatı, zemini, cesareti vermeyecektir… 
  • Yol haritasını maruz kaldığımız
  • ve olası entrikalara göre de belirlemelidir. 
  • Bizim var oluşumuz
  • o karşı duruşun şifrelerinde saklıdır…

_______________________________

Bugün yine zor bir maç olacak, çıkıştaki Samsun işimizi çok zorluyacak, bir de dünkü Giresun-Bolu beraberliği rakibin ilk 6'ya yaklaşma iştahını iyice kabartacaktır. Ben bu maçta Buca maçının tersini bekliyorum, lehimize elbette...

Bir de TV'den izleyeceğimiz 1 maçı alma vakti gelmedi mi sizce de!

Yazar: Editor
2010-03-04 07:59:48

Ne Yapmalı?

 

http://ul.gcg.me/files/2010-03/question.jpg
  • Sezon sonunda şampiyon olmalı!!!
  • Nasıl yapmalı?

Taraftar:

  • Her hafta sonu Adanaspor’umuzun  başarılı olacağına inanmalı.
  • Kendi sahamızda ki maçlarda stadyumda olmalı.
  • Teknik heyete, başkana ve futbolculara güvenmeli.

Futbolcu:

  • Buca maçında ki yenilgiyi unutmalı
  • Her zaman ki gibi çalışmalı.
  • Buca maçında ki gibi istekli ve savaşçı olmalı.
  • İyi oyunun sonucunun galibiyet olacağını bilmeli.
  • Taraftara güvenmeli.

Teknik heyet:

  • Çalışmalara aynı tempoda sürdürmeli.
  • Doğru bildiğinden şaşmamalı.
  • Futbolcu ve taraftara güvenmeli.

Yönetim:

  • Teknik ekip, futbolcu ve taraftara güven vermeye devam etmeli.
  • Adanaspor’umuzun kendilerine ihtiyacı olduğunu bilmeli.

Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2010-03-02 10:20:17
Tebrikler Çocuklar
 
http://ul.gcg.me/files/2010-03/Adanaspor_Buca_1.jpg

 

 62 Kare foto-yorumdadır,bunun ,için tıklayınız.

Ne denir, ne söylenir bilemiyorum… Bildiğim tek şey var ki bu futbolun karşılığı bu mağlubiyet değildir… Sahada canla başla savaşan futbolcular, tribünleri hınca hınç dolduran taraftarlar on üzerinden on aldılar…

Geçen yazımızda Buca yönetimine seslenip “siz futbolun kuralları içinde kalın, biz sizi alkışlarız demiştik” Evet sahadaki futbolcuları  alkışlıyorum, tertemiz bir futbol ortaya koydukları için…  Özellikle Yılmaz’ı alkışlıyorum, Adana seyircisinin vefasına vefa ile karşılık verdiği için… Ama, hafta başından beri hakemi etki altına almaya çalışan demeçler veren Buca yönetimini ve bu demeçlerin etkisi altında kalan Aytekiz Durmaz’ı şiddetle ve nefretle kınıyorum…  

Maça gelince… İyi başladık, iyi götürüyorduk ki sahaya “kara gömlekli, kara vicdanlı” DURMAZ çıktı ve durmadı da… Gereksiz iki sarı kartla futbolcularımızın gardını düşürüp bir de önündeki pozisyonda penaltıyı es geçince sersemledik… Bu arada Buca bulduğu bir pozisyonda şutu denedi ve ne yazık ki amatör kalecinin yemeyeceği bir golü Tolga eliyle kazandı… Ki bu Tolga’nın ilk sabıkası değildi… Birçok maçta forvetlerimizle yarışa girmiş forvetimiz attıkça Tolga da golü yemiştir… Ve ne yazık ki D-Spor yorumcusu Tunç KAYACI: “Tolga bu ligin kalecisi değil” tespitinde haklı çıkmıştır

Kemal Hoca’nın kaplanları bir dişli gibi çalıştı…  Maça kazanma azmi ile çıkıp bunu sahaya yansıttılar… Ama bu maçta iki kişi vardı ki, bunlar sahadaki arkadaşlarının emeklerine kıydılar… Sahada boş boş dolaşan, ayağına gelen topları cömertçe harcayan, işin en kötüsü ayakta durmakta zorluk çeken Muhammed Ali ve kalesinde güven vermekten öte korku yaşatan Tolga… Eğer bu iki aksaklık olmasaydı, belki de maç çok farklı olabilirdi… .(Bunları günah keçisi aramak için söylemiyoruz ve bir talihsizliktir diye bağlıyoruz.)

Ama hiç önemli değil… Bugünkü futbol ile Adanaspor yenilse bile şampiyondur… Neden mi?

Masa başı oyunlarına gerek görmeden onurluca savaştığı için;

Kazanmak adına her şeyi yaptığı için;

Ligin en tecrübeli takımı Buca’yı kalesine hapsettiği ama direkleri geçemediği için;

Yalnızca rakiple değil Buca Genel kaptanı Adnan Dolma ve onun demeçlerinden korkan kara gömlekli kara vicdanlı hakemle de mücadele ettiği için…

Bugün, 3-0 gibi bir yenilgiye rağmen hiç üzülmeden, onurla şunu söyleyebiliyorum:

“Bu taraftarın sevgisi, ananızın ak sütü gibi helaldir size çocuklar”

Not: 62 Kare foto-yorumda, tıklayınız.

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU
Yazar: Editor
2010-02-28 20:18:39
Pankart
 
http://ul.gcg.me/files/2010-02/pnkart1.jpg
  • Pankart ekibi bu hafta sonu iş başındaydı yine.
  • Birbirinden çarpıcı dört yeni çalışma Buca maçı için hazır…
  • Yükselme grubu maçlarında aynı ekip müthiş bir çalışmaya girmişti
  • ve filmin sonu çok güzel gelmişti. 
  • Bu uğraşın bize iyi geldiğine inanıyorum.
  • Benzer bir dönemeçte kolları sıvadık biz tribünde,
  • hazır Konya da ağır yaralı,
  • bu fırsat tarafımızca değerlendirilecektir.
  • Buca’nın hafta boyunca feryat figan olması bizi lig ikinciliğinden uzak tutamayacaktır.
  • Vira vakti yine: ))
Yazar: Editor
2010-02-23 21:21:29

Karabüke Dair

http://ul.gcg.me/files/2010-02/askrb.jpg

Ta yükselme grubunda bir “harita analizi: ))” ile Adanaspor Karabük şampiyonluğuna işaret etmiştik. Bildiğiniz gibi bu iki takım 1. Ligdeydi sonra. Geçen sezon her iki takım da mücadeleci bir çıkışla zirveye yaklaşmış ancak sınırda kalmıştı. Bu sezon Karabük bütçe avantajını harika kullanarak daha 11 maç varken şampiyonluk için müthiş bir avantaj da sağladı. Tertemiz, şaibesiz, net bir futbolla yerlerini alın teriyle hak etmişlerdir.

Gayri, Karabük’e hakkını teslim etmeden bir 1. Lig yazısı yazılamazdı. Şu noktada Adanaspor’un şampiyonluğu kadar sevineceğim Karabük şampiyonluğuna. Aradaki puan farkından dolayı bizim yolumuz daha zorlu ama sadece zorlu, ki “kuvvetle muhtemel” sadece bir iki kritik maç var atlatacağımız, sonrası yokuş aşağı tatlı bir meyil, “silindirin” durduğu yerde şampiyonluk kupası olan…

Uğur olsun diye bu sezon da o harita analizini tekrar etmiştik. İyi oldu. Gidiş o analizin doğrulacağı yönünde. Tabi bu iş uğurla talihle olmaz. Emekle olur, safi emekle, Çukurova’ya dair emekle, gücünü pamuk tarlalarından portakal bahçelerinden yani en namuslu alın terinden alan emekle… Bunun mimarlarına sevgiler, hürmetler…

Bu davada Adanaspor’un şansı neden yüksektir?

El cevap: Bu sezon Adanaspor tarihinin en mücadeleci ve en genç kadrosu var sahada, artık hiçbir deyimle, klişe sözle anlatamayacağım hırsı, inadı var. Çok uzun zamandır bu kadar koşan ve bu kadar disiplinli oynayan bir takım izlememiştim bu forma altında. Mimarlarına teşekkürler, sevgiler, alkışlar…

http://ul.gcg.me/files/2010-02/askrbk.jpg

Emeğin güzel iki şehridir Adana ve Karabük. Gerçi bizi o anlamda o kadar gerilere itti ki ülkeyi yönetenler… Emeğin güzelim şehri bir hizmet şehrine döner oldu; pek üretemeyen, tükenmemeye gayret ederek tüketen. Neyse bu tahlilleri bir başka yazıya bırakıp konuya döneyim. Evet, emeğin bu iki şehri tarzlarıyla, isteğiyle… şampiyonluğu yeterince ve gereğince hak etmektedir, buralarda vakti de gelmişti artık süper ligin. O zaman turuncuya ve kızıla vira…

Yazar: Editor
2010-02-22 08:15:05
Yazar: Editor
2010-02-21 08:48:52

21 Şubat 2010

  • Süper yürüyüşün önemli bir günüdür.
  • Bolu Beyi ile bir iktidar mücadelesi günüdür. 
  • Bir anda 6 puanlık karşılaşmaya dönüşen maçın günüdür.
  • Buca’nın evinde 2 puan kaybetmesinden sonra;
  • daha bir manalı
  • ve önemli
  • ve heyecanlı
  • ve şenlikli
  • ve güzel olan bir futbol düellosu günüdür. 
  • Bayram Akgül’ün “bu maçı benim için alın” dediği maçın günüdür.
  • Adanaspor futbolcusunun yine insanüstü bir mücadele göstereceği gündür. 
  • Emre’nin günüdür ki gol atacaktır.
  • Taraftarın daha bir coşacağı gündür. 
  • Sözün özü,
  • bu gün Adanaspor’a dair bir gündür.

 ____________________________

Not: Teknik bir sorundan dolayı maç fotoğraflarını bu akşam değil yarın sabah saat 9’da yüklemiş olacağız. Ama dilerim sorun hallolur ve iş yarına kalmaz.

____________________________

Yazar: Editor
2010-02-16 14:45:36

Onur Caymaz'dan

  • Tekel işçilerinin dramını anlatan 
  • "4/C Nedir?" temalı yazıyı okumak için 
  • sağdaki bağlantıyı tıklayınız.

            http://ul.gcg.me/files/2010-02/tarikdursun.jpg             http://ul.gcg.me/files/2010-02/tekel_BAT_logo.jpg    

Yazar: Editor
2010-02-15 08:17:59

“Orada Olmayan Adam”dan Maçın Yorumu

 http://ul.gcg.me/files/2010-02/230px-The_Man_Who_Wasnt_There.jpg

 

Teşekkürler;

Gaziantep b.b'ye

Kartal'a

Biraz da Bolu'ya

Haftaya bize mağlup olurlarsa tam teşekkürler...

Haftayı 4.  kapattık, Hacettepe iyi takım bence bu ligde kalacaklar.

Ankara deplasmanı 3 puan olsa iyi olurdu,

Ama 1 puanda iyidir be...

Bereket versin...

Haftaya acilen maça gitmem lazım...

Zamanı geldi...

Orada olmayan adamdan

Orada olan adama dönmek lazım...

Üçerden 6 puan lazım…

Ali Cem Gül

Yazar: Editor
2010-02-14 10:18:06

Yazarlarımız Ankara’dan Bildiriyor

http://ul.gcg.me/files/2010-02/asht.jpg
  • Telefonla bağlandık başkente.
  • Mehmet, Şenol ve arkadaşlar Ankara’ya varmış.
  • Şimdi Anıtkabir ziyaretindeler.
  • Buradan sonra biraz oyalanıp sahaya gideceğiz diyor Mehmet.
  • Ankara’da hava nasıl diyorum,
  • Adana’dan daha güzel şimdi, diyor.
  • Harika bir hava var.
  • Seferilerde moral çok yüksekti.
  • Takımın havası ve morali de iyidir o zaman, diye ortak bir fikir belirtiyoruz.

Az önce gazeteye bakıyordum. Sergen Yalçın iddaa’da en güvendiği 6 maçın içine almış Adanaspor’u 2 olarak. Sergen’in Adanaspor lehine yorumları daha önceleri hep tutmuştu.Şimdi onu da okurlarına mahcup etmemek var: ))

Bir başka yorum şöyle diyor: Genç kadrosuyla elinden geldiğince direnmeye çalışan Hacettepe Adanaspor’a karşı koyamaz. Maç sonuçlarından vazgeçtim, bu yorumları okumak bile insanı gönendiriyor.

  • İsmail Eğriparmak bu maça beraberlik demişti.
  • Geçen hafta Kocaeli maçı dediği gibi oynanmıştı.
  • Ama önceki mersin maçı sevgili İsmail’in öngörüsü dışında gelişmişti.
  • Zaten İsmail de yanılmayı çok istiyorum demişti.
  • Bu hafta da İsmail’in yanılmasını istiyoruz, çünkü bu hafta da 3 puan istiyoruz.

Maçtan sonra galibiyeti yazmak dileğiyle.

İlk yarıdaki Adanaspor-Hacettepe maç fotoğrafları için TIKLAYINIZ…

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ashctp.jpg

Yazar: Editor
2010-02-07 10:37:36

       http://ul.gcg.me/files/2010-02/kehanet.gif            http://ul.gcg.me/files/2010-02/ftmk.gif

Bu maçtan üç puan alıp yukarıya biraz daha yaklaşmak, maçta rahat bir son 15 dakika geçirmek ve birbirinden güzel fotoğrafları neşeyle yüklemek dileğiyle...

Yazar: Editor
2010-02-05 20:14:59

Üçlemelerle Sokak Felsefesi

 

http://ul.gcg.me/files/2010-02/d______nen_adam.jpg

Her maç üç ihtimallidir genel klişede;

1)Galibiyet, 2)mağlubiyet veya 3)beraberlik; maç yarı kalsa veya tatil edilse bile...

Birinde mutlak sevinirsin, diğerinde mutlak üzülürsün, sonuncusunda duygularını durum belirler.

Tabi ki farklı, özel, enteresan durumlar söz konusu değilse bu üç olasılık belirttiğim gibi tezahür eder.

Hayat üç aşamalıdır, ihtimalden öte;

1)Doğarsın, 2)yaşarsın, 3)ölürsün. Burada yaşarken ortaya çıkar ihtimaller. Şöyle de olabilir üçleme ihtimaller dâhilinde ve kuvvetle muhtemelde; 1)insanlar doğarlar, 2)acı çekerler ve 3)ölürler.

Bu meyanda ölüm üç ihtimallidir sonuç itibariyle…

Aşk üç ihtimallidir;

1)Seversin, 2)sevilirsin, 3)hem sever hem sevilirsin.

Sever ve sevilirken de üç aşamalıdır aşk;

Birinci evre: her şey güzeldir, incelikler, hissiyatlar filan,

İkinci evre: her şey güzelken incelikler, hissiyatlar dalında çürüyen yemişlere döner filan.

Son evre: her şey güzelken bir rüzgâr eser, kaybolur yürünen yollar filan.

Ayrılık üç ihtimallidir ihtimaller dâhilinde;

1)Unutursun, 2)unutmazsın, 3)unutmamışken unutmuş gibi yaparsın. Ve muhtemelen son ihtimalde rakı iyi gelir. İkinci ihtimalde rakı da fayda etmez, heyhat.

Rakı içmek üç ihtimallidir

1)Kederden, 2)keyiften, 3)keyfe kederden.

Bu sonuncusu sanki en zarif ihtimaldir.

Soruların cevapları üç ihtimallidir;

1)Sonunda ne aradığını bilirsin birinde, 2)Diğerinde aradığını bulamazsın, 3)En fenasında ne yapacağını bilemezsin.

İhtimaller üç ihtimallidir;

1)Muhtemelen iyidir, 2)muhtemelen kötüdür, Veya 3)herhangi bir ihtimal yoktur, bu fenadır.

Bir akşam vakti sokak felsefesi yapmanın üç ihtimali vardır;

1)Ya eğlenceli olur, 2)ya pek can sıkar komik duruma düşer, 3)Ya da son ihtimali hiç bilemezsin.

Aslında bu da tüm ömrümüzün biricik ihtimalidir; son ihtimali bir türlü kestirememek, tüm neden sonuç ilişkilerine rağmen…

Muhtemelen…

Oysa ben bir futbol yazısı yazacaktım Adana-Kocaeli maçını, böyle oldu. Niye öyle oldu?

1)Her yazı kendini yazdırır aslında. 2)Bazen dağıtmak iyidir. 3) İki tek rakının vakti (şimdi Adana zaman diliminde akşam 8 civarıdır) geldi demek: ))

Yazar: Editor
2010-02-04 11:44:45

Grev! Grev! Grev!

http://ul.gcg.me/files/2010-02/tekel_BAT_log.jpg
  • TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, MEMUR-SEN, TÜRKİYE KAMU-SEN ve KESK'in aldığı karar doğrultusunda, 
  • Tekel işçilerinin eylemine destek vermek amacıyla
  • “çalışmama hakkını kullanma”
  • eylemi başladı.

Kalbimiz, aklımız, desteğimiz, inancımız, direncimiz hep sizinle…

http://ul.gcg.me/files/2010-02/sol.jpg

 

                     http://ul.gcg.me/files/2010-02/attila.jpg  http://ul.gcg.me/files/2010-02/ak.jpg 
  • Şimdi bunu Attila İlhan’ın Grev şiiriyle ve bu şiirini Ahmet Kaya yorumuyla buradan desteklemeden olmaz.

Grev  

Oy bilesen ki ben haa
Taş döven demir döven
Oy bilesen ki ben haa
Toz toprak içinde şanlı
Sufakatim vakti çoktur
ellerim mağrur yavru
oy bilesen ki ben haa
yerden cevahir söken
zincirini yitirmiş dev
feryadım
grev hakkımı isterim
grev hakkımı isterim
GREV!
 

Attila İlhan

Ahmet Kaya’dan şiirin şarkısını dinlemek için tıklayınız.

Yazar: Editor
2010-01-31 11:50:16

Biz de Seni Çok Seviyoruz

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/kemal_k__l_____adanaspor.jpg

“Bu çocukları gerçekten çok seviyorum. Eksik olmamıza rağmen canla başla mücadele ediyorlar.”

Bu açıklama Kemal Kılıç’ın.

“İçten, samimi, bir baba şefkati, aile gibi değil aile, vs” şeklinde ifadelere gerek yok. Yoksa sulandırırız işi.

Fakat bizim Kemal hocamızın bir fotoğrafıdır o iki kısa cümle. Güvenen ve güven veren. O güveni ta tribüne kadar yansıtabilen.

Bu sene şampiyon oluruz olmayız, bence çok mesele değil bu. Ama Kemal hocanın varlığı önemlidir birçok yönden. Adanaspor’un bir kulüp, bir takım, bir camia olması, bunların devamlılığı, kalıcılığı açısından ve bir Adanaspor geleceğinin sağlam bir işçilik ve tarzla bina edilmesi noktasında, önemlidir Kemal Hoca… Çok önemlidir.

Kemal Hocayı sadece tribünden sahaya bakarak ve bu kısa konuşmalarıyla tanıyoruz ve tabi yaptıklarıyla. Biz de seni çok seviyoruz Kemal Hoca. Sana inanıyoruz. Hep Adanaspor’da olman dileğiyle…

Yazar: Editor
2010-01-29 11:58:08

 Tekel Direnişi Bir Milattır

Aşağıdaki karikatürler mizahhaber.blogspot.com'dan alınmıştır. Musa Kart'ın karikatürü Cumhuriyet gazetesi kaynaklıdır.

http://ul.gcg.me/files/2010-01/musa_kart-22_ocak_2010.jpg
 
Musa Kart
 
 
http://ul.gcg.me/files/2010-01/birol_____n_sat__ld__.jpg
Birol Çün
 
 
http://ul.gcg.me/files/2010-01/Mustafa_Y__ld__z-Kamuoyu.jpg
Mustafa Yıldız
Yazar: Editor
2010-01-28 22:16:43
http://ul.gcg.me/files/2010-01/cat-clipart-04_1.gif
 

“Senin tenin sıcak

Benim içimde bir kedi

Yumdu gözlerini

‘işte aşk’ dedi.”

 

 Ezginin Günlüğü'nden bu dizelerin şarkısını dinlemek için

tıklayınız...

Yazar: Editor
2010-01-24 16:25:57

Maçın Kralı Rahman

http://ul.gcg.me/files/2010-01/adanaspor_rahman_kaplanpenche.jpg

Bir önceki yazıya bakarsanız maçı zaten yazdığımı göreceksiniz: )) Aynen öyle oldu ve 3 puan hanemize kaydoldu. Müthiş mücadele, harika maç, enfes bir 3 puan. Bu koşullarda herhangi bir adanaspor taraftarı bundan fazlasını isteyemezdi. O ağır sahada mücadele eden tüm oyunculara alkış, ama bizim kaplanlara lig sonuna kadar alkış. Ve fakat RAHMAN’a hakkını vermeden bu maç yazılamaz, konuşulamaz. Maçın yıldızıydı, orta sahanın dinamosuydu, lokomotifiydi, üstadıydı, kralıydı ve de bu yazının başlığıydı: )) Var ol Rahman. (E, artık sevgili Erkin, Rahman için bir güzelleme yazmalı, sayfayı fazla bekletmemeli: ))

İlk yarı Mbilla müthiş bir fırsatı değerlendiremedi. Mersin de Mbilla’nınki kadar net olmasa da bir pozisyondan yararlanamadı. Sonra Mbilla tekrar çıktı sahneye ve olağanüstü azmiyle ilk golü yazdı. Sonra baskılar devam etti ve M. Ali önünde kalan topa sert vurdu ve bu golle resmen Adanasporlu oldu: )) baskılar devam ederken, bir köşe vuruşu sonrasında hızlı çıkan Mersin defansımızın bir dalgınlığında golü buldu. Devamında defansımıza çarpan topları Tolgahan’ı ters ayakta bırakarak skoru 2-2’ye getirdi. İşin doğrusu ilk yarıda Sami’yi tutmak İzzet için mesele oldu.

İkinci yarı maça hâkim bizdik. Orta saha mükemmele yakın işledi ve sağlı sollu ataklar gelir oldu ve sağdan indiğimiz bir sırada İzzet bir orta yaptı ben topa vuracak olası futbolcuyu objektife yerleştirmeye çalışırken tribün gol diye sevindi, bu enstantanede 3. golümüz gelmişti. O dakikadan sonra aksayan İzzet değil Sami olmuştu. Mersin’in en tehlikeli tarafı oyundan çıkmak zorunda kalmıştı. Sonuçta ilk devrenin tersine ikinci devrede bir gol attık ve üzerine yattık, 3 puanı kaptık. Böylece iki sezon önceki tarifeyi uyguladık 3–2…

Şimdi Kuddusi Müftüoğlu’na değinmeden olmaz. Ban göre bir penaltımızı vermedi. Ama bir “maç nasıl yönetilir” dersi verdi o FİFA kokartlı hakem müsveddelerine, özellikle Karşıyaka maçımızın o hakemine.

Rakiplerin puan kaybettiği bu haftada 3 puan çok anlamlı (ne demeksen bu klişe: )) ve değerlidir. Rize maçına itici bir güç olsun…

Not: Maç fotoğrafları foto-yorum'da. Tıklayınız...

*Teknik bir aksaklık nedeniyle 6. fotodan sonrası yüklenemedi:((  Hay Allah... İlerleyen saatlerde bu işi hallederiz... Vazgeçmeyiz, toplam 33 kare...

**Meğer foto-yorum rezervi dolmuş, o kadar çok fotoğraf var ki orada. Sevgili Güney sorunu hallediverdi ve şimdi orada duruyor 33 kare, iyi seyirler...

Yazar: Editor
2010-01-19 13:32:50
Haftanın Yuh Dedirtecek 3 Olayı
 
http://ul.gcg.me/files/2010-01/m3.jpg

Bu haftanın Yuhalanacak olaylarına geçmeden önce kısa bir hatırlatma yapalım.
Eylül ayında bir takım kurtarılırken diğer takımada destek verileceği sözü verilmişti tarih olarak da Aralık ayı verilmişti.
Kurtarıcı olarak İlyas Kahraman transfer edilmişti
Aynı zamanda yola şampiyonluk parolasıyla çıkılmıştı.
Güzel ve temiz bir lig temennisiyle başlanmıştı.
 
Şimdi gelelim haftanın Yuh dedirtecek 3 olayına
 
3 numara;  FIFA kokartlı hakem Bülent Yıldırımın Karşıyaka - Adanaspor maçını yönetmesi pardon katletmesi.
Yukarıdakilere yaklaştırmamak adına elinden gelen ne varsa yaptı, her türlü yola başvurdu ve listemizin üç numarasında kendisine yer buldu. YUH
 
2 Numara; Başkanımız yalnız bırakılıyor diye açıklama yapan ama sezon başından beri kendisi yüzünden takımın 10 kişi oynamasını sağlayan İlyas Kahraman. Dediğin doğru başkanımız idari ve mülki amirler tarafından yalnız bırakılıyor hatta kimse taşın altını elini sokmuyor ama be kardeşim sen de çok mu faydalısın? Ne yaptın 18 haftada millete laf sokacağına önce bir kendine baksan? Sana da YUH İlyas.
 
Geldik listemizin 1 numarasına; Söz verip sözünü yutanlar, ben öyle bir söz vermedin diyenler anlayacağınız üzere siyasilerimiz listenin bir numarasına sanki hiç inmeyecekler gibi kurulmuş durumdalar. Bir şehrin kaderini değiştirmeye hiç bu kadar yaklaşılmamışken böyle bir vurdumduymazlık ne görülmüş ne de duyulmuştur. Ayıptır günahtır. O zaman biz sizin verdiğiniz hangi söze inanacağız ve malumunuz sözünde durmayan insanlara ne derler sizlerde gayet iyi biliyorsunuz. Kocaman bir YUH çoktan hak ettiniz ama hala bir şans daha var. Gelin bu son şansı da elimizden kaçırmadan bu takıma destek çıkın, destek çıkın ki size oy veren 10 binlerce insanın ahını almayın ve unutmayın bu taraftarın ahını alan belini doğrultamaz bunu da aklınızın bir köşesine yazın.
Saygılar.

Murat Akıllı

Yazar: Editor
2010-01-18 08:52:44

Yeni Maça Doğru

http://ul.gcg.me/files/2010-01/as_miyd.jpg

Karşıyaka maçından 1 puan, normalde sevinmek gerekiyor ama sevinemiyoruz. Sanırım hem maçın seyrindeki fırsatları değerlendirememiş olma buna izin vermiyor, hem de rakiplerin aldıkları galibiyetler, bir de Mersin’in belası Emre’nin kırmızı kartlı olması… geçti gitti…

Şöyle bir ruh hali de oluşuyor: “Ben izleyince TV’de takım galip gelemiyor.” Ya da “bu maçı izleyemeyeceğim, çok geriliyorum, heyecanlanıyorum, hele biz öndeyken maç bitmek bilmiyor, ben iyi gelmiyorum… vs…” Ne zor durum yahu: )) hem takımı bu kadar sev hem de maçlarını bir TV yayını varken izleme… Bundan daha büyük fedakârlık olamaz futbol seyrinde: Seviyorum, ama takımın galibiyeti için o seyir zevkinden vazgeçiyorum. Yaygın bir durum…

Mersin maçı ne gün, bilmiyorum. Fakat Ali Cem iş toplantısı nedeniyle Antalya’da olacak ve Pazar gecesi dönecekmiş. Rica etti, ben de onun ileticisiyim, maç acaba pazartesi günü olur mu, diyor. Gerekirse direğe de çıkarım böyle bir durumda, diye ekliyor. Federasyonda tanıdığı olan varsa, bir aracı olsa da Ali Cem’e bir güzellik yapsak: ))

Mersin İdmanyurdu’nun puan hanemize önemli katkıları olmaktadır. Bu sebeple ayrı bir sempatim var Mersin maçlarına: )) Bu maçta da o sempatimin devam etmesini diliyorum. En önemlisi, arızasız bir maç diliyorum. Takım sevgisi herhangi bir üzüntüye dönüşmemeli. Bu konuyla ilgili yazılarımız arşivde bir yerde vardır.

Bir isim dolaşıyor transfer için. Olur, olmaz mesele değil. Takımı ben böyle ve her sonuca razı olarak kabul ediyorum; fakat bundan, “artık bir iddiam yok” manası çıkmasın lütfen: ))

Ben haftanın giriş yazısını yazdım. Devamını yazarlarımız getirir herhalde, çünkü uzun bir tatil yaptılar ve okurlar da yazılarını bekler: ))

NOT: Mersin maçlarının fotoğrafları için

http://ul.gcg.me/files/2010-01/as_miy1.jpg

!. Maç Yükselme Grubu... tıklayınız...

http://ul.gcg.me/files/2010-01/asmiy2.jpg

2. Maç Yükselme Grubu... tıklayınız...

http://ul.gcg.me/files/2010-01/asmiy3.jpg

3. maç 1. Lig... tıklayınız...

Yazar: Editor
2010-01-09 16:57:28
Suçlu, Ayağa Kalk 
  • “Sessizlik nerde ne durumda olursanız olun iki şey anlatır… Susarsın çünkü elinden bir şey gelmez… Susarsın çünkü suçlusundur… “
  • Başkan’ın susması çaresizlikten… Başkan’ın susması yalnızlıktan… Başkan’ın susması Adanaspor sevdasından…
  • Ya diğerleri… 
  • Bayram Akgül “Adanademirspor kardeş takımdır, zor durumda kalmasın” deyip payına düşen miktarı verirken Adanademirspor’a bir milyon iki yüz bin lirayı verenler söz konusu Adanaspor’ken niçin susuyorlar? Çünkü suçlular…
  • Adanaspor’u şirket takımı ilan edip ötekileştirmeye çalışanlar, belediye bütçesinden milyon liraları “öylece” verirken Adanaspor’a niçin bir transfer parası yardımında bulunmuyorlar? Niçin susuyorlar? Çünkü suçlular…
  • Bu takım, size rağmen yolunda yürümeye devam edecektir… 
  • Bu takım size rağmen er ya da geç süper lige çıkacaktır… 
  • Bu taraftar, bu takıma size inat sahip çıkacaktır…
  • Ve tarih, bir gün size “Suçlu ayağa kalk!” diye seslenecektir… 

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Yazar: Editor
2010-01-03 12:44:52

Kızılderililer ve Biz

[veya Elbet Bir Gün Dönecekler]

 http://ul.gcg.me/files/2010-01/apache1.jpg

Kızılderililer için yeni bir şey söylemeyeceğim. Yıllarca çok şey yazıldı, söylendi onlara dair; dramlarını anlatan filmler çekildi. Hepimizin bildiği konular bunlar evet. Kızılderilileri ulusça severiz, hatta aynı soydan geldiğimizi de iddia ederiz. Yaşam tarzlarından veya sözcüklerden benzerlikler ararız. İşin bu yanı boyumu aşan bir derinlikte, aslında birçok iddia sahibini de aşar. Sosyolojik, antropolojik, tarihsel araştırmaların ciddi sonuçları gerekmektedir bir akrabalığı kanıtlamak için.

Fakat bence mesele değildir bir akrabalık, Kızılderilileri sevmek için. Kızılderilileri sevmek için oraya gerçekçi bakışa da ihtiyacım yok, tamamen romantik bir yaklaşımla, çocukluktan kalan duygularla, Zagor okumalarıyla, izlediğim filmlerle de sevebilirim onları. John G. Neihardh ‘ın “İki Boynuzlu Kara Geyik Anlatıyor” adlı kitabının, Clark Wissler’in “Kızılderililerin Tarihi” adlı kitabının (her ikisi de imge yayınlarından) veya Dee Brown’ın harika kitabı “Kalbimi Vatanıma Gömün”ün (Bury My Heart Wounded Knee) (e yayınları) bu sevginin önemli destekleyicileri olduklarını unutmadan da sevebilirim Kızılderilileri. Hayata baktıkları yerden dolayı da sevebilirim. Yaşamış oldukları trajedinin büyüklüğünden dolayı, acımadan…

Kutsal Bir Hayat Sürüyorum:

Kutsal bir hayat sürüyorum

Başımı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum

Kutsal bir hayat sürüyorum

Atlarım o kadar çok ki

Sayısını şaşırıyorum.

Oturan Boğa’nın Türküsü:

Bir zamanlar

Bir savaşçıydım ben de

Oysa şimdi

Her şey bitti.

Zor zamanlar yaşıyorum

Bu günlerde.

http://ul.gcg.me/files/2010-01/oturan_bo__an__n_t__rk__s__.jpg

Bu iki Kızılderili şiiri arasındaki hazin fark bir başına yukarıda bahsettiğim trajedinin fotoğrafını çekmektedir.

Sonra Kızıl Bulut’un şu sözleri: Bize birçok söz verdiler, hatırlayamadığım kadar çok; bir tekinin dışında hiçbirini tutmadılar. Toprağımızı alacaklarını söylediler ve aldılar.

Ve büyük şeflerden Kara Geyik’in koca bir devri kapatan dramatik sözleri: (ABD ordusunun yaptığı Wounded Knee katliamı üzerine)

“O zaman kaç kişini öldüğünü anlayamamıştım. Şimdi kocamışlığımın şu yüksek tepesinden gerilere baktığımda, yerde birbirleri üzerinde yığılı duran boğazlanmış kadınları ve çocukları, hala genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, o kanlı çamurun içinde bir şeyin daha öldüğünü ve o kar fırtınasında gömüldüğünü görebiliyorum. Evet, bir halkın düşü öldü orada. Güzel bir düştü evet… Sonra bir ulusun umudu kırılıp paramparça oldu. Artık yeryüzünün merkezi yok, ölüp gitti kutsal ağaç.”

İnternetten indirdiğim bir (yukarıdaki) resme bakıyordum oysa, bu yazı da o resme ithaftır.

Yazar: Editor
2009-12-31 08:22:59

Olmayan Maça Giden Taraftar

http://ul.gcg.me/files/2009-12/ft1.jpg

Adanaspor'un kapanış sürecinde yaşanan tüm dramatik ayrıntıların yanı sıra işin bir de farklı bir boyutu vardır. Çünkü bir futbol takımı sadece bilmem kaç metrekarelik bir alanda oynanan bir oyunun tarafı olma misyonunu yüklenmez. Etrafına o kulübü seven insanları toplar. Bir çevre yaratır. 
Bu çevre en temel olarak evde, okulda; arkadaşlarınızdan, ailenizden başlar. Beraber onlarla maçlara gidersiniz, paylaşılan bir takım ortak duygular vardır.
Maçlara gittikçe artık stadyumda sima olarak tanıdığınız önceki maçta bir pozisyonun kritiğini yaptığınız, golden sonra sarıldığınız ama hiç tanımadığınız insanları görmeye başlarsınız. Gittiğiniz tribünde genel olarak oturduğunuz yerler az çok belliyse, o civarlarda suratlar çıkar karşınıza yabancı olmayan. Arkadaşlıklar kurulur, sohbetler edilir. Bir aidiyet duygusu gelişir zamanla.
Ve farkına varırız futbolun asla sadece futbol olmadığının.

İşte Danny'nin zamansız ölümü gibi, Adanaspor'un kapanışı da derin bir yara açmıştı sevenlerinin kalbinde. Ama bu yara bir sevgiliden ayrılmak, bir yakını kaybetmek ya da sıradan bir üzüntünün yanı sıra bir de o ortamdan çaresiz uzak kalma anlamına gelir. Belki de bir daha asla bir golde o tanımadığımız insanlara sarılamayacaktık. Beraber onlarca güzel anı yaşadığımız, tribünlerde çılgınca beraber sevindiğimiz, sevdamızı aynı dilden haykırdığımız, aynı şeylere gözyaşı döktüğümüz o insanlarla artık paylaşacak pek şeyimiz kalmamıştı.
Girişinde "Adanaspor" yazan ve ardında farklı bir dünyayı barındıran büyük ve eski bir tahta kapı artık sonsuza dek kapanmıştı Adanasporluya.

  • Adanaspor Kulübü tasfiye edilip, kulübe ait tek bir şey kalmadığı günlerdi. Ancak prosedür icabı 2005–2006 sezonu Adanaspor ismen fikstür çekimine katılmıştı. Haliyle fikstürde bir maçı görünüyordu. Rakip takım sahaya çıkacak ve yine "prosedür icabı" Adanaspor'un çıkmasını bekleyecekti. Sonra hakem kararıyla hükmen mağlubiyet ilan edilecekti.
  • İşte o gün skorboardın bile çalışmadığı, stat gişelerinde bilet satılmayan ve aslında olmayan bir maç vardı. Hayalet bir takımdık artık. Yoktuk
  • Ve bu ilk defa bu derece somut, 
  • bu kadar rencide edici 
  • ve bu kadar dramatik bir şekilde karşımıza çıkmıştı. 
  • Ancak işin çok daha dramatik tarafı ise o gün stadyumun güneyin bir grup Adanaspor taraftarının adeta takımlarının ölümünü, yokluğunu kabullenemez bir tavırla orada olmalarıydı.
  •  Artık herşeyin çoktan bittiği, umudun bile çoktan bu topraklardan uçup gittiği gerçeğini onlar da çok iyi biliyorlardı. Ama... Ama... Kelimelerin anlamsızlaştığı, gözyaşlarının olduğu o anlarda niye orada olduklarını dahi bilmeyen o insanlar; sevginin, harbiden sevmenin, olmayanı sevmenin, vefanın, terk etmemenin anlamını öğretiyorlardı. Sahibi öldükten sonra anlamsız gözlerle onun asla bir daha ayaklanamayacağını bile bile başında bekleyen küçük bir köpeğin halinden çok da farklı değildi o günkü çaresizlik.


İşte o ölmüş dostlarını gözyaşlarını içlerine akıtarak şerefle, gururla dik ve mağrur bir şekilde ve fakat umutsuzca bekleyen, sonra Danny'nin arkadaşları gibi her biri farklı bir sokağa, umutsuzluğun derinlerine yol alan o "Hayalet Süvari", yarın imkânsızlığın içinden destansı bir Diriliş hikâyesi çıkaracaklardı.

Hem o kayıp imparatorluk, sessizce hatırasını yüreğinde taşıyan o "Hayalet Süvari"nin sonsuz sevgisine ne kadar kayıtsız kalabilirdi ki?

Bu, imkânsızlık olgusunun tattığı tarihi mağlubiyetinin girişidir sadece...

  • Hep dediğimiz gibi, Zümrüdü Anka kendini yakıp küllerini oluşturur ve o küllerden yeniden doğarmış. Yani öldüğü gün aslında dirilişinin ilk günü olur.
  • İşte o gün stadyumun civarında bir hayaletin küllerinden bir dev yaratmak için onları toplayıp karanlığa yol olan o turuncu süvarinin başlattığı "diriliş"in öyküsüdür bizim en esaslı hikâyemiz!
  • Her şeyi unutmak mümkün şu hayatta ama bunu unutmamalı

Mehmet Uysal

Yazar: Editor
2009-12-30 07:51:17

Miro / Veya Bir Gezginin Ölümü

 http://ul.gcg.me/files/2009-12/miro4Portrait-No-1-Posters.jpg

Miro bir portakal çiçeğinden doğar
Bu yüzden biraz turuncudur elleri
Gülünce portakal çiçeği kokar
 
Ceviz ağacına bakar Miro, çünkü
Gölgesinde yaralı sincaplar yatar
Bir kara yılan rüyasında Miro’ya bakar
Bazen Miro uyumaktan korkar

Denizkızlarına âşık olur Miro / Denizi hiç bilmez
Dalgalar rakı kokar, dersem inanır Miro
Efkârlanır, oturur benimle bir sigara yakar

Ağaçlarda evler yapar Miro
Serçeler, sığırcıklar, güvercinler,
Ama en çok kargalar konar sundurmanın zeytin dallarına
En çok da kargaları sever Miro
Kargalar, kafasına uzun yolculuklar sokar
 
Uyuyunca bir gece Miro / Yıldızsız, karanlık, soğuk…
Portakal ağaçları ona
-bilirler hayatı zorludur,
dertlidir, uzundur işte gece-
Yapraklarından yorgan yapar
 
Bir iskambil kâğıdında Maça Beyi olur Miro
Sinek Kızı ona sevdalı sevdalı bakar
Ama bilir Miro aşk
Bir yalnızlıktır, aşk kavuşamamak,
Aşk ölüm oyununda köşe bucak kaçmak
Hem zanneder ki / Denize ulaştığı yerde Miro
Bir denizkızı ona yine öyle bakacak
 
Kuru nehir yataklarında, karlı tepelerde, sararmış bayırlarda,
Kedili sokaklarda, taş caddelerde, belki kalabalıklarda
Yürümeyi sever
Hep zanneder Miro, zanneder ki
Bir portakal çiçeği kokusudur hayat ve hep öyle kokacak
 
Evvel zaman içinde Kara Yılan Asma’ya dolanarak çıkar
Korkar Yaralı Sincap, Ceviz Ağacı onu saklar
Bir denizkızı kendi rüyasında âşık olur Miro’ya
Ama/ ölüverir Miro bir akşam
Sinek Kızı çok ağlar
Ne çok gezecektik, der kederlenir, hiddetlenir kargalar
 
Ne hazindir, ne kısadır, ne güzeldir hayat
Gece, gelir Miro’yu sarar,
Görünmez olur Ceviz Ağacı, Portakal Çiçeği, Zeytin Dalları
Ben efkârlı bir sigara daha yakarım
Dalgalar hala rakı kokar…

H. Tabakan

Yazar: Editor
2009-12-27 09:34:38
YENİ  YIL 
 http://ul.gcg.me/files/2009-12/flower.jpg

Sevgili Editörümüzün futbola ara yazısına istinaden gündem dışı  bir yazı yazmak istedim

Yeni bir yıl geliyor yeni bir on iki ay yeni bir üç yüz altmış beş  gün… Günler aylar o kadar hızlı ilerliyor ki, ömür geçiyor hayat kısalıyor ve biz de bir o kadar olgunlaşıyoruz.

Herkes yeni umutlar besler yeni yıla girerken, planlar yapılır hedefler konur Yapılması gerekenler sıralanır tek tek... Hâlbuki zaman hep devam eden bir süreçtir. Zamanı bölmek yaşamda kısım kısım ilerleme kaydetmek gibi anlaşılabilir. Doğum ve ölüm arasındaki süreçtir yaşamak, nefes almak… Her bireyin hayata dair sorumlulukları vardır önce kendine sonra yaşadığı topluma Yaşam zordur kimilerine, kimilerine basit sıradan, kimilerine kolay Herkesin baktığı pencere de farklıdır, beklentileri, umutları, kırgınlıkları ve mutlulukları da… 

İnsanları toplumları anlatmak uzun sürer, konunun özü; bir yıl biter yeni bir yıl başlar… Önemli olan hayat yolculuğunda kendimize artılar ekleyerek ilerleyebilmektir, birey olarak gelişmek ve yaşadığın toplumu değiştirmektir, ülkene şehrine değer katmaktır… 

Bir de durumun yeni yıla girme kutlaması vardır Yeni yıla girerken vitrinler ışıklarla süslenir hoş geldin 2010 güle güle, 2009 yazılır geleneksel haliyle… Bizim vitrinimiz yansımalarımızdır, zorunluluktan yapmayalım bazı şeyleri,  içimizden geldiği gibi doğal haliyle yaşayalım 

Bu güzel olacağını düşündüğüm yıl’a sağlıklı, huzurlu, dayanışma içerisinde huzurlu ve mutlulukla girmenizi diliyorum… 

Adanaspor’umuza değinmeden bu yazıyı bitirmem mümkün değildir: )) Bu yıla dair en büyük dileğim Adanaspor’umuzun süper lige çıkmasıdır. 

İyi yıllar ADANA…

Nazlı Demirkaya
Yazar: Editor
2009-12-25 09:41:29