2012-03-25 09:09:13

Şuradan Buradan

 http://hizliresimyukle.com/showoriginal-215880/hj.jpg

Evet, Başbakan açıklamış, dershaneleri kapatacağız diye. Bunu büyük dershaneler de konuşmuş. Olurlarını almak için değildir umarım. Hadi bakalım, olursa tebrik ederiz. ikinci aşama eğitim çalışanların hallerinin iyileştirilmesi…

  • Bir reklâm, Türkan Şoray “işte o zaman sevgi emektir” diyor arada. 
  • Bir bakıyoruz Banka reklâmı. 
  • Ne alaka yahu? 
  • Bu bankacıların kullanmayacağı hiçbir şey yok. 
  • Uzak durmalı bu adamlardan, 
  • ama nasıl?

Bir başka reklâm, telefoncu işi… Kocasına “Cemil Bey kızınız arıyor” diye hitap ediyor kadın. Nedir bu? Saygı sevgi bilmem ne mi? Yalan sahte bir iletişim şekli mi? Ne antin kuntin işler bunlar! Hakikaten samimi olmak zor geliyor sanırım. O telefoncular da bankacılar kadar tehlikeli…

Reklâmcılar da bu tehlike çemberinin fena içinde.

  • Başka ne diyecektim? 
  • Evet, dün Rize ve Konya galip geldi. 
  • Böylece Elazığ’a iyice yaklaştılar. 
  • Onların işi böylece daha da zorlaştı. İlk ikiden geriye düşmelerine az kaldı. 
  • Ama şu tabloya göre de ilk 5 şekillendi Elazığ, Kasımpaşa, Konya, Akhisar ve Rize şeklinde. 
  • Geçen haftaki hazin ve aslında 3 puandan fazlasını kaybettiğimiz Göztepe yenilgisinden dilerim kendine iyi bir ders çıkarmıştır tecrübeli bilgili büyük hoca L. Eriş. 
  • Yoksa benim şuradan çok iddialı olmam bir b.ka yaramaz. Altıncılık bileti için bakalım ne gösterecek ileri haftalar bize, Levent hocanın elinden?
Yazar: Editor
2012-03-10 06:35:59

Sivas’ı Unutma

 http://ul.gcg.gen.tr/x/b9e4d53.jpg

Katliamlara duyarlı bir millet olduğumuzu kanıtladık. Kınıyor, isyan ediyor, telin ediyoruz vs… Ayrıca bakın Suriye’deki kimi olaylar için ne kadar duyarlı bir hükümetimiz var. Ama işte örneğin bir Sivas söz konusu olunca tüm duyarlıklar, empatiler uçup gidiyor. Ve Sivas katliamında zaman aşımı gelip bir zihniyetin, egemen zihniyetin neci olduğunun bariz bir kanıtı oluyor.

Sivas’ta taammüden, devlet nezaretinde 33 insan öldürülmüştür. İşin hazin yanı da “olağan şüphelilerin” tabi olduğu fikriyat resmiyette de muktedir olmuştur.

Basından şu soruları aşağıya aktarıyorum. Bilmem, nasıl bir faydası uyarısı olur zulmün krallığına…

  1. Aziz Nesin konuşurken kışkırtıcı bildirileri kim dağıttı, dağıttırdı?
  2. Olayların başında namazdan çıkan az sayıdaki göstericiye polis neden müdahale etmedi?
  3. Kalabalık büyümeye başladığında müdahale için neden yetersiz sayıda asker gönderildi?
  4. Dağılmaya başlayan grubu yeniden Madımak Oteli’ne yönlendiren provokatörler kimdi?
  5. Çevre illerden yardım isteme seçeneği neden kullanılmadı?
  6. Kalabalığın yoğun olarak kullandığı kaldırım taşlarının Madımak Oteli’nin önündeki inşaata bir gün önce depolandığı iddiası neden araştırılmadı?
  7. Askeri birlikler çekilme emrini kimden ya da nereden aldı?
  8. Olaylarda çıkan yangınlara müdahale eden itfaiye çalışanları neden isteksizce çalışıyordu?
  9. Valililiğe saldırı önceden biliniyor muydu?

Evet, siz bu katliamı yoklar hanesine yazacaksınız tüm ‘duyarlığınıza’ rağmen.

  • Ama “aynı amaca hizmet eden 
  • 1 Mayıs Katliamını, 
  • Maraş’ı, 
  • Çorum’u,
  • 12 Eylül zulmünü” kaydeden toplumsal bellek 
  • bunu da unutmayacaktır.

28 Şubat mağdurları(!)na notumuz olsun bu!

Yazar: Editor
2012-03-06 21:42:45

Evet, Zülküf!

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-204858/z.jpg

Bu sayfada vaktiyle Tolgahan’ı çok eleştirdik ama yanına basiretsiz hocaları da koyarak. Geçmiş zaman…

  • Bu sezon, kim ne derse desin 
  • ne düşünürse düşünsün, 
  • tribün nasıl bir tavır takınırsa takınsın 
  • pek umurumda olmadan derim ki; 
  • Tolgahan evet bu sezon 20 küsur maç itibariyle neredeyse hatasız oynamıştır. 
  • Neredeyse, diyorum, 
  • tartışmaya mahal vermeden…

O klasik "ama" tam da burada girer devreye, şöyle devam eder cümleler:

  • Çok laf edip hiçbir şey dememiş olmamak için 
  • kısa kesiyorum: 
  • Şu noktadan itibaren, çok önemli bir aksilik olmadığı sürece Zülküf ilk 11’deki o formanın sahibidir! 
  • Bunu kanıtlamıştır! 
  • Süreci bir kaleci düşmanlığı üzerinden izlememek dileğiyle!

Ve dilerim Levent Hoca bu konuda ilke, prensip vs niyetine bir hata yapmaz, zira hem kendini hem de Tolgahan’ı yıpratır ve Zülküf’ü tamamen kaybeder veya kaybetme ihtimaline maruz kalmamıza sebep olur.

Ne bileyim, böyle bir şey!

O kale Zülküf’ündür artık,

diyeceğim budur!

Yazar: Editor
2012-03-01 07:51:58

Eğitim Meselesi ve Sairesi

Şimdi gündemde 4+4 ve falan filan var.

Eski hikâye.

Düşünebiliyor musunuz, on yıllardır eğitimin bir devlet politikasına göre kimlik bulamamasını?

  • Eğitim sistemi hükümetlere, 
  • hatta bakanlara göre şekilden şekle giriyor. 
  • Böylece ortaya gerici bir eğitim süreci ortaya çıkıyor. 
  • Ne dediğimizin daha iyi anlaşılması için örneğin bakınız son 5, hatta son 10, hayır yahu son 20 milli eğitim bakanına…
  • Ama önce öğretmenlerin durumu tartışılmalı, 
  • görüşülmeli aslında. 
  • Çünkü öğretmen olmadan doğaldır ki bu eğitim öğretim zımbırtısı da çalmaz.

Nedir durumu öğretmenlerin maddi ve manevi boyutta? Kısaca yanıtlayayım, vahim! Evet, önce öğretmenlerin durumu her maddede iyileştirilsin, kılık kıyafet yönüyle özgürleştirilsin sonrası daha kolay olur.

Ad Verme

Bilirsiniz, Dede Korkut hikâyelerinde çocuk önce bir iş yapar, bir kahramanlık yiğitlik filan sonra Dede Korkut gelir çocuğa ad verir.

  • Bulvarlara, yerlere, yerleşkelere verilen adlar örneğin Adana’nın 
  • ve genelde Türkiye’nin ne tür bir algı ve bilinçle yönetildiğini gösterir.
  • Şimdi bazı üniversitelere kimi politikacıların adları verilecekmiş. 
  • Vah ulan! 
  • Memleket için ama hakkaten ne yapmışlar ki? 
  • Dedem Korkut gelip görse çok kızardı bu işe.

Taciz

Pozantı’da çocuk mahkûmlara taciz! Adalet bakanı özetle, karartılmayacak, demiş. Umalım da öyle olsun. İnsanın haysiyetini aldıktan sonra ne kalır ki geriye?

Ama bakınız Yılmaz Güney'in "Duvar" filmi.

Simge

Paramızın bu gün simgesi de olacakmış. Vatandaşın cebinde bir türlü olmayan o nesnenin simgesi olsa ne olur olmasa ne olur.

  • Muhtemelen on binlerce üniversite mezununun, 
  • yani yetişmiş eğitimini almış insanların 
  • en verimli zamanlarını 
  • işte değil de 
  • iş arayarak 
  • ve bulamayarak geçirdiği bir ülkede 
  • paramızın bir de simgesinin olması 
  • vaktiyle sıfırlarından kurtulması gibi 
  • sadece duygusal bir etkisi olur, 
  • romantik bir şeydir, 
  • o kadar.

Not: Başbakanımızın doğumgünü havaalanında kutlanmış, evine özel çalgıcılar filan gelmiş. Ne iyi! Bu bana da surnameleri hatırlattı bre: ))

Yazar: Editor
2012-02-29 13:10:14

Aynı Meşrebin Telveleri

Şu Sarkozy var ya, Türkiye’de yaşasaydı kesin olarak Akp’ye oy verir hatta orada siyaset yapardı.

  • Adamın tüm siyasi manevraları 
  • tam da muktedirlerin torna tesviyesinden geçme. 
  • Her bir şeyi iç politikaya 
  • ve şahsi siyasi istikbale alet etme… 
  • Bildiğiniz makamlar… 
  • Sonu hiç düşünülmeyen ucuz aciz taktikler…

Şimdi çıkmış yine aynı politikayı satıyor. Şöyle:

“1915 Olayları’nı ‘soykırım’ olarak tanımayanları cezalandırmayı öngören yasa teklifi, Anayasa Konseyi duvarına çarptı. Hem iktidar hem de muhalefetin desteğiyle önce Ulusal Meclis’ten, ardından da Senato’dan geçen yasa tasarısı ‘ifade özgürlüğüne aykırı’ bulundu. Konsey reddederse yeniden gündeme getireceğini açıklayan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ise bu konuda hükümete yetki verdiğini ve yasayı yeniden gündeme getireceğini açıkladı.

Buyurun buradan yakın!

Sanmayın ki adamın derdi bir insanlık derdi!

Neye varacağı hesaplanmamış veya umursanmamış eylemler…

En azından Türkiye için…

  • Zira Sarkozy ile aynı meşrepte olan insanlar, 
  • bir meseleyi iç politikaya alet edecek kadar arsız şahıslar 
  • alesta vaziyette beklemededirler 
  • ki bu da kendi karın ağrımızı tetiklemektedir.

Oradan buraya bir domino etkisi daha!

Yani efendim bakınca, zalim bir ırkçılık ki zaten zalimdir o, hiddetini nereye akıtacağını meçhul bir ruh hali işgal eder bu coğrafyayı. Ne fena bir şey bu!

  • Fransız Sarkozy burada örneğin İdris olur makamlarla, 
  • döner aynı zihniyet Ermenistan’da bir yerde görünür kendi ülkesinin faşisti olarak 
  • ve bunlar insanlık tarihinin trajedilerini 
  • el birliği ile bina ederler.

Katledilen, hazin ölümüyle kalır. Hissiz hassasiyetsiz insanların dilinde kin, kan, küfür olarak sokağa dökülür sonra hedefini bilmeyip haddini aşan bir düşmanlık…   

Olan, ufuklarda hala bir hayal olarak duran amaca olur. “Yaşasın halkların hür kardeşliği” meydanların kimsesiz bir sloganı olarak durur!

Yazar: Editor
2012-01-30 18:54:06

Kış Günlüğü ve Paul Auster

http://2.bp.blogspot.com/_gHAE_z0DfBo/SQjLeLRb_AI/AAAAAAAAA4w/V-iPAhW68Mk/s1600/paa.jpg

Paul Auster’ın anılarını yazdığı “Kış Günlüğü” Amerika’dan önce Türkiye’de basıldı.

Yalın, duru, akıcı ve açık bir anlatım!

  • Ne dediği anlaşılıyor,
  • kolay okunuyor ama basit değil
  • ve gereksiz ayrıntılarla boğmuyor.
  • Yani bildiğimiz bir Paul Auster kitabı.
  • Daha önce bunu Cebi Delik ve yer yer Kırmızı Defter’de de yapmış anılarını ayrıca karavellilerle desteklemişti.
  • Aslında düşününce Paul Auster’in bütün kitapları çeşitli hikâyeciklerle örülü.
  • Net örnekler vermek için dönüp bir daha bakmam lazım kitaplara; )) Sonra!
  • Bunu tabi ki Orhan Pamuk’ta da görürüz; ana hikâye içinde neredeyse bağımsız küçük küçük hikâyeler olan karavellileri.

Brooklyn’li yazar (kendisi öyle diyor) Amerika’dan çok Avrupa’da okunuyor. Ülkemizde de ciddi bir okur kitlesi var. Kış Günlüğü’nün önce burada basılması da durumun bir göstergesi.

  • “Bunun başına hiç gelmeyeceğini, gelemeyeceğini, dünyada bunların hiçbirinin başına gelmeyeceği tek kişi olduğunu sanırsın; sonra tıpkı herkese olduğu gibi hepsi teker teker senin de başına gelmeye başlar.”

Yukarıdaki cümleyle başlar Kış Günlüğü, nasıl bittiğini söylemesem; ))

Ay Sarayı, Yükseklik Korkusu, Leviathan, Timbuktu Paul Auster’ın ilk kalemde önereceğim kitapları. Duman, Surat Mosmor, Lulu Köprüde ise yazarın imzasını attığı filmler.

Aşağıdaki bağlantı da Duman (Smoke) adlı filmin son bölümüdür. Müzik Tom Waits. İyi okumalar, güzel seyirler o zaman…

http://www.youtube.com/watch?v=61pp51kxvVM

Ve basından bir alıntı:

Dünyaca ünlü yazar Paul Auster Hürriyet gazetesinden Buket Şahin’e verdiği röportajda şöyle der:

  • “Hapiste yatan yazar ve gazeteciler yüzünden Türkiye’ye gelmeyi reddediyorum! 
  • Kaç kişi oldu? 100’ü geçti mi? 
  • Biz demokratlar Bush’lardan kurtulduk. 
  • Bir savaş suçlusu olarak yargılanması gereken Cheney’den kurtulduk. 
  • Neler oluyor Türkiye’de! En çok endişelendiğim ülke. Demokrat yasaları olmayan ülkelere gitmiyorum davet alsam da. 
  • Aynı sebeple Çin’den gelen davetleri de geri çeviriyorum. 
  • Bu hükümetleri protesto ediyorum.” 
Yazar: Editor
2012-01-15 16:22:47

Masalların Masalı

Su basında durmuşuz / çınarla ben. 
Suda suretimiz çıkıyor / çınarla benim. 
Suyun şavkı vuruyor bize / çınarla bana. 

Su basında durmuşuz / çınarla ben, bir de kedi. 
Suda suretimiz çıkıyor / çınarla benim, bir de kedinin. 
Suyun şavkı vuruyor bize / çınarla bana, bir de kediye. 

Su basında durmuşuz / çınar, ben, kedi, bir de güneş. 
Suda suretimiz çıkıyor / çınarın, benim, kedinin, bir de günesin. 
Suyun şavkı vuruyor bize / çınara, bana, kediye, bir de güneşe. 

Su basında durmuşuz / çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz. 
Suda suretimiz çıkıyor / çınarın, benim, kedinin, günesin, bir de ömrümüzün. 
Suyun şavkı vuruyor bize / çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze. 

Su basında durmuşuz. / Önce kedi gidecek / kaybolacak suda sureti. 
Sonra ben gideceğim / kaybolacak suda suretim. 
Sonra çınar gidecek / kaybolacak suda sureti. 
Sonra su gidecek /güneş kalacak/ sonra o da gidecek... 

Su basında durmuşuz. 
Su serin / Çınar ulu, 
Ben şiir yazıyorum. 
Kedi uyukluyor 
Güneş sıcak. 
Çok şükür yaşıyoruz. 
Suyun şavkı vuruyor bize 
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze            

Nazım Hikmet

http://galeri.uludagsozluk.com/47/naz%C4%B1m-hikmet-ran_120314.jpg

Yazar: Editor
2011-12-30 08:15:56

Uludere

Ertuğrul Kürkçü şöyle dedi olay için:

  • "Hepimiz gözlerimizle gördük, 
  • kulaklarımızla duyduk, 
  • 38 günahsız insan, avcı uçakları tarafından bombalanarak öldürüldüler. 
  • Şimdi hükümete soruyoruz. 
  • Dünyanın başka ülkelerindeki vahşete karşı meydan okuyan hükümetimiz
  • kendi halkının kendi askerleri tarafından bombalanması karşısında kimi çağıracaktır?"

http://www.hakimiyet.com/images/haberler/ak_partiden_uludere_aciklamasi_h11016.jpg

Hüseyin Çelik de 35 kişinin öldüğü olayla ilgili olarak ‘Bu bir operasyon kazasıdır’ dedi.

Tarafsız gözlemciler de Uludere olayının AKP’nin 33 Kurşun’u olduğunu söylüyor.

Yazar: Editor
2011-12-21 11:27:55

Bir Derbi Hatırası

 http://images.amazon.com/images/P/B00000JB45.01._SCLZZZZZZZ_.jpg

  • “1970’lerin sonunda Beşiktaş’ın davetlisi olarak İstanbul’a gelen Dalida (o zamanların en ünlü pop yıldızıdır), 
  • BJK-Fener maçından önce sahaya çıkmış 
  • ve o günlerde çok moda olan parçalarını 
  • Fenerbahçe tribünlerinden dinlemenin keyfini yaşamıştır. 
  • Centilmen Fenerbahçeliler rakip takımın misafirinin şarkısını yabancı dille söylemektedirler (Dalida’ya göre: )) 
  • “Salma ya salama, 
  • Fener ko… ağlama…” diye. 
  • Dalida ikinci bölümü anlamasa da 
  • bu sevgi gösterisi(!) karşısında sarı-lacivertli tribünlere el sallayacak 
  • ve şahsına yönelik bir sevgi gösterisi (!) ile daha karşılaşacaktır: 
  • “Orospu Dalida, orospu Dalida!” 
  • Kadıncağız, çok duygulanacak 
  • ve Fenerbahçe tribününe koşmaya başlayacaktır. 
  • Arkadan gelenler beline sarılıp orta sahaya çekene kadar 
  • zavallı Dalida 
  • başına sağından solundan gelen ünlü Tat meyve suyu kutularından zor kurtulacak, 
  • şaşkınlıktan ise uzun süre kurtulamayacaktır…”

(Can Kozanoğlu’ndan / Bu Maçı Alıcaz)

Yazar: Editor
2011-12-12 16:06:20

Sergi

 
 

Ressam Teksin Özgüz resimlerini 13–24 Aralık 2011 tarihleri arasında Adana Büyükşehir Belediyesi 75 Yıl Sanat Galerisi'nde sergiliyor. Yaşamını ve çalışmalarını İstanbul’da sürdüren ressam, çocukluk ve gençlik yıllarını Adana'da geçirmiş. Resim çalışmalarına İstanbul’daki atölyesinde  devam eden sanatçı aynı zamanda, İstanbul’da kurucusu olduğu ve yönettiği Teksin Sanat Galerisi ile sanat hizmetini sürdürmekte. 


Resimlerde kavramı ve anlam alanını, doğanın ve dünyanın kirlenip bozulmasına gönderimi içeren, ayrıca sadece kendisiyle sınırlı olmayan ve yaşamsal olana, dünyaya ait anlam ve değer de üreten; çevreye karşı duyarlılığı da bütün boyutlarıyla içermektedir. Sergide soyut peyzajlar, şehir görünümlerini içeren yağlıboya çalışmaları yanı sıra, pastel çalışmaları ve serginin konusunu destekleyen bir heykel çalışması da yer alacak. Ağırlıklı olarak İstanbul’u konu alan yağlıboya resimleri de bu sergide izlenebilecek.
Bilgi icin;
Ebru Celik
info@teksingaleri.com
0532 453 51 23
www.teksinozguz.com

 

Teksin Özgüz Biyografisi;
  • Adana´da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimimi Adana´da tamamladı. 
  • 1974–1976 yılları arasında Mithatpaşa Sanat Enstitüsü’nde resim ve moda eğitimi aldı. 
  • 1976 yılında İstanbul’a yerleşti. Kurduğu atölyede resim çalışmalarına devam etti, çeşitli grup sergilerine katıldı.
  • 1988–2000 yılları arasında Klasik Türk Müziği eğitimi aldı. ÜMC’de korist olarak görev yaptı. 
  • 1998 yılında İstanbul Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Plastik Sanatlar Bölümü’ne girdi ve 2002 yılında Zahit Büyükişliyen ve Özdemir Altan atölyelerinden mezun oldu. 
  • 1995–2010 yılları yaz aylarında İngiltere ve Amerika’da sanat araştırmaları ve çalışmaları yaptı ve bu çalışmalarını halen devam ettirmektedir.
  • 2003 Ağustos-Eylül arası İngiltere Bournemouth University’de resim çalışmaları yaptı, sanat ile ilgili eğitim programına katıldı. 
  • 2005 Ağustos-Eylül aylarında Amerika San Francisco’da Academy of Art University’de work-shop çalışmasına katıldı.
  • Bournemouth ve San Francisco’da katıldığı eğitim programları sonrası düzenlenen karma sergilerde resimleri yer aldı. 
  • Yurtici ve yurtdisinda cesitli karma ve kisisel sergilere katildi.
  • Chicago, Londra, California ve Houston’da özel koleksiyonlarda resimleri bulunmaktadır. 
  • 2011 Mayis ayinda California´da, Orange County Fine Arts tarafindan pastel kategorisinde bir resmi 1.lik odulu aldi. 
  • 2001 yılında kurduğu Teksin Sanat Galerisi’ni yönetmekte, ayrıca resim çalışmalarına devam etmektedir.
  • Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği üyesidir.

Yazar: Editor
2011-12-07 07:10:01

Ben Utandım

  • Bir hakem yazısı daha karalamak şart oldu. 
  • Buca maçı hakeminin adı üstünden bir profil analizine giriştik, 
  • olmadı. 
  • Demek tüm bildiklerimiz yalanmış. 
  • Yani insanlar isimlerinin ağırlığını taşıyamazmış, 
  • ama meğer insanlar makamlarının da ağırlığını taşıyamazmış. 
  • Çapsız çorapsız adamlar 
  • ellerine geçen yetkiyle ne oldum delisine dönüşüp 
  • 90 dakikalık bir saltanatta düdüklerinin kölesi olurlarmış.

(Yukarıdaki “çapsız çorapsız” sözünü uydurdum tabi. Çorapsızdan kastım manen sefil filan, onun gibi bir şey demek.)

  • Haddizatında hakem olmak, 
  • insan olmak 
  • ve tabi ki bir Yaşar Kemal olmak zordur. 
  • Mesele iştir. 
  • Zahmetlidir, 
  • emek ister.
  • 3.dakikada kırmızı vermeyeceksin, 
  • sonra ofsayt kokan pozisyonda golü vereceksin, 
  • dönüp penaltıyı vermeyeceksin, 
  • olmayan bir faulü verip frikikten gol yedirteceksin, 
  • adamlar birbirini tokatlamış, 
  • bunu görmezden geleceksin… 
  • Zor iş zor… 
  • Bu adamlar polis olsa asayişi sağlayamaz, 
  • öğretmen olsa sınıfta ders anlatamaz, sınıfta kavga olsa öğrencileri ayıramaz, döner pencereden bahçeyi izler; 
  • aşçı olsalar yaptıkları yemek yenmez, 
  • çiftçi olsalar domatesleri hormonlu rezil domates olur.

Hay, bindiğiniz arabanın tekerine,

içtiğiniz şarabın çanağına,

gezdirdiğiniz g.tünüzün basuruna tükürsünler...

Mahcup ettiniz ulan beni eşe dosta, sefil beberuhiler!

Yazar: Editor
2011-12-02 07:00:46

Hafta Sonu Notları

 http://chrisbanescu.com/wp-content/uploads/2009/01/Capitalism_Freedom_02_300px1.jpg

  • Şike konusu yine gündeme geldi ve yeni bir yasayla meseleye bir ayar verildi.
  • Köşk son imzayı atınca erk’e göre “boyunun ölçüsünü alanlar”
  • gayri ona göre hareket edecektir.
  • Şöyle bir gözdağı haddizatında herhalde yeterlidir.

Ahmet Şık'ın "örgüt dokümanı" olarak toplatılan kitabı 125 imzayla yayınlandı.

  •  Nihat Doğan Twitter hesabından şöyle bir laf etmiş:

Kahrolsun Küçük elitist burjuva faşizm gericiliği, yaşasın proleterya enternasyonalizmi…” Onca yıllık okuma yazma sergüzeştimde şöyle bir laf edemedim ya! Yuh bana: ))

  • Nagehan Alçı İle Nazlı Ilıcak aynı programda konuşunca
  • iki ayrı neslin aynı kafaları
  • TV’lerde yan yana gelince…
  • Efkârlanmamak elde mi ki!

Şimdi demokrasi havarisi kesilen Nazlı Ilıcak’ın işkenceci askeri cuntanın şakşakçısı olduğunu, işkencede konuşan kendi fikrinde olmayan gazeteciler için “bülbül gibi öttüler” diye manşetler attığını, fakat ‘konuşan’ gazetecilerin hangi ortamda konuştuklarını bir akrostişle ifadelerine yerleştirdiklerini, bunun üzerine Nazlı Ilıcak’ın … olduğunu… hatırladım.

  • TV’lerde birçok konu konuşulur.
  • En son camilerde kadın erkek yan yana saf tutabilir mi konusu vardı.
  • Demokratik ülkelerde her şey konuşulabilir.

Ve fakat aşağıdaki alıntıyı yapsak halimize misalen, Walter Benn Michaels’ten;

  • “Amerikalı liberaller neden kapitalizm hakkında konuşmaları gereken bir zamanda
  • ırkçılık ve cinsiyetçilik hakkında konuşup duruyorlar,
  • sorusuna verilecek cevap bellidir:
  • Kapitalizm hakkında konuşmaktan çekindikleri için
  • ırkçılık ve cinsiyetçilik hakkında çene çalıyorlar.”

Yani;

Asıl mesele burada ve dünyada bir kapitalizm meselesidir, TV’lere çıkıp ötesinde konuşmak gevezeliktir.

Ve fakat… 

Yazar: Editor
2011-11-21 15:02:22

Müşahede Etmek ve Üzülmek

http://www.howthiswebsitemakesmoney.com/images/blog/missionaries-in-africa.JPG

Başbakanımız demiş ki;

''Afrika kıtasında, yoksulluğun da etkisiyle, misyonerlik faaliyetlerinin hız kazandığını üzülerek müşahede ediyoruz."

Evet! Ne güzel! Bir şeyleri fark ediyorlar demek.

Dışarıda da olsa kimi din tacirlerinin ne yapmak istediklerini, nasıl yapmak istediklerini, ne zaman yapmak istediklerini ve nerede yapmak istediklerini görüyorlar en nihayetinde.

Belki bir ara özeleştiri durağına da uğrarlar.

Neymiş üzüntüyle müşahede edilen;

Afrika,

Yoksulluk,

Misyonerlik,

Faaliyet,

Hız

Ve en nihayetinde üzülmek…

Biz de bu coğrafyada müşahede ettiklerimize çok üzülüyoruz, çok!

Yazar: Editor
2011-11-10 21:35:28

Bunu da mı Düşünmeyeceğiz?

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-134168/dp.jpg

Semih Gümüş çok güzel bir not düşmüştü;

“Niçin savaşlarda ve depremlerde yoksullar ölür? Bunu da mı düşünmeyeceksin!” diye…

Bir makale yoğunluğunda, bir şiir özlülüğünde ve milli bir trajedinin tanıklığında… Üzerine daha fazla yazmaya ve söylemeye gerek yok!

Lucretius Titus Carus (İÖ 98–55) da bundan 2000 küsur sene önce de “Depremler değil, binalar öldürür!” demişti Evrenin Yapısı adlı eserinde.

  • Demek hiç yol almamışız biz,
  • hiç öğrenmemişiz,
  • hiç biriktirmemişiz,
  • kendi ömrümüze bile
  • bir mirasyedi umursamazlığı ile bakmışız,
  • hep sıfırdan başlamışız
  • ve bir zihniyetin
  • adeta
  • yüzyıllarca süren idaresine mahkûm da kalmışız
  • hal böyleyken.

Hal böyleyken daha ne denir ki; yine savaşlar olur, yine depremler yıkar ve yine hep yoksullar ölür. Biz bunu bir düşünene kadar!

Yazar: Editor
2011-10-26 09:57:12
Sacco ile Vanzetti ve Baltalı İlah ve de…

http://law2.umkc.edu/faculty/projects/ftrials/SaccoV/sv.gif

Bir girizgâh filan yapmadan doğrudan mevzuya giriyorum ki ülkede gündem yıldırım hızıyla değişiyor, yetişene aşk olsun. Zagor’un baltasından daha seri ve sert gidiyor! Darkwood’un bataklıkları adına… Ben bir yer buldum ve orada duracağım bu ay. Bu arada Zagor, okuduğum şu macerasında Kızılderili topraklarına girip silah satan ve ayrıca altın madenlerine ulaşmak için nehri dinamitleyip akışını değiştirmeye çalışan beyaz adam ve onların işbirlikçileriyle savaşıyor.

“Oryantalist bir kahramanın, (neticede kahramandır, İtalyan bir ürün olsa da Amerikan imajının bir cilasıdır işte) böyle bir beyaz adamın emperyal hesaplar içinde kan gölüne dönen sömürgeleştirilmiş ulusların kendi öz topraklarındaki mücadelesinde romantik bir figür olmaktan öte üslenecek bir rolü yoktur” gibisinden cakalı fiyakalı bir cümle kurmak yerine orada Zagor’un baltayı koyup işi çözmesini son derece pratik ve çarpıcı haddizatında bir çizgi roman evreninde heyecan verici de bulurum. Zagor gider komşu Kızılderili köyüne, söz konusu süreçte yan çizmeden, silah tüccarlarını ve büyük altın arayıcılarını karşısına alma tehlikesini bir tehlike olarak saymadan işi çözmeye koyulur.

Hayal ile Hakikat

Evet, Zagor bir hayal olsa da hikâyenin içi son derece hakikidir ve çizgi bir romanda yaşandığından çok daha dehşetengiz bir hakikattir şuradaki. Zagor, hiç olmayan “Kızılderili Baharı”nda sade bir baltasıyla gerçekçi bir Darkwood bölgesinin kendi kurgusallığı içindeki hakiki lideridir; adaletlidir, tutarlıdır, ormana oynamaz ve bu hak edilmiş bir liderliktir, sipariş üzere değildir, son tahlilde “İlah’tır” ki delikanlının kralıdır; şu Hacivat Karagöz sahnesinde görüldüğü gibi acı hakikatin kurgusu değildir.

Ne diyecektim ben; Sacco ile Vanzetti’den bahsedecektim evet ve güya girizgâh olmayacaktı. Fakat bir örnekten ana fikre yol almak da olağan işlerdendir yazma sergüzeştinde.

Şimdilik mecazen satılmış ve kendine bir yol haritası çizilmiş adaletsiz hukukun veya hukuksuz yargının aslında siyasi iki kurbanıdır Sacco ile Vanzetti.

Hikâyeyi bir alıntı yardımıyla hatırlatayım dilerseniz;

“Sacco ile Vanzetti ABD'ye gelmiş iki İtalyan göçmendirler. 1920'de ABD'de doruğa tırmandırılan komünist karşıtlığı ortamında soygun ve adam öldürme suçuyla tutuklanırlar. Dünya savaşının bitmesiyle ortaya çıkan işsizlik, düşük ücret, büyük sermayenin gittikçe büyümesine karşılık orta sınıfın hızla yoksullaşması ülkede huzursuzluğun büyük ölçüde yaygınlaşmasına yol açar, 1918'de 1 milyon olan grevci işçi sayısı 1919'da 4 milyona yükselir. İşçiler grevlerde ekonomik haklar yanında demokratik haklar da talep etmeye, kimi endüstri kollarının millileştirilmesini istemeye başlarlar. Gelişen radikal hareketlerin geriletilmesi için yoğun bir baskı ortamı yaratılır. 2 Ocak 1920'de 70 kentte aynı anda gerçekleştirilen "baskın"larda 6000'i aşkın ilerici tutuklanır. Solcu partilerin bütün binaları basılır, yöneticileri hapse atılır. Tutuklananlar kentlerin büyük caddelerinden kelepçeli olarak toplu halde geçirilirler. İşkenceler ayyuka çıkar. Basının da yardımıyla tüm ülke bir korku ve dehşet ortamına sokulur.

Üye sayısı 5 milyona yükselen Klu Klux Klan da bu dehşet ortamına üzerine düşen görevi yapar.
Nicole Sacco ile Barolomeo Vanzetti göçmendiler. O dehşet ortamında, 5 Mayıs 1920 günü tutuklanırlar.
Üstlerine atılan suç iki maaş mutemedinin soygun amacıyla öldürülmesidir. İki
İtalyan'ın yargılanması Masachusetts eyaletinin başkenti olan Boston'da teatral bir seyirde iki ay sürer. Sonunda iki göçmen jüri kararıyla suçlu bulunup idama mahkûm edilirler. Bu yargılamanın -ve sonraki gelişmelerin- tüyler ürpertici ayrıntılarına burada yer vermeye olanak yoktur.

Suçsuzlar

Ki Sacco ile Vanzetti eli kanlı suçlular filan değillerdir, kayda “komünist işçi önderleri” olarak geçmiş iki insandır. Yukarıda bahsettiğimiz o hukukun seçilmiş kurbanlarıdır.

Benzer olaylar 2. Dünya Savaşı sonrasında, 1950’lerde Mc Carty dönemi olarak anılan yıllarda da yaşanır. Sadece ABD’de değil ABD meşrebindeki hükümetlerin iktidarlarında bambaşka iklimlerde ve coğrafyalarda, enlem ve boylamda da tüm aynılığı, ortak idealin eş başkanlığı ve şiddetiyle de yaşanır… Bu arada Obama: “...çok güçlü ortaklık, Afganistan'daki işbirliği, sergilenen liderlik, demokrasiye olan taahhütler nedeniyle teşekkür…" filan demiş. Tüm mütevazılığimle diyorum ki; o cenahtan gelen o teşekkürle ben muhatap olsaydım ‘ulan nerede hata yaptım’ der ve mahcubiyetten darabayı indirir, bir dilenci kral olarak hayatıma devam ederdim. Ya da bir çizgi romanda, gider Darkwood ormanında Zagor ve Çiko ile takılırdım, bir şeyler öğrenirdim Zagor’dan, o teşekküre de bir daha maruz kalmazdım; )

Yiğit Adam

Evet! Zagor var ya, harbi yiğit adamdır. Komşusu olan Sauk Kızılderilileri zor durumdadır ve onlar kötü ruhların da tacizindedir. Beyaz adam da o topraklara göz dikmiştir. Bu yetmez gibi işbirlikçi bir muhalif olan Tek Göz’ün içten tazyiklerine de maruz kalmıştır kabile ve Zagor’un eski dostu Kara Balta’nın yardıma ihtiyacı vardır. Ne yapar Zagor? Gider ve dostuna yardım eder. Tek Göz’ün o işbirlikçi muhalif girişimlerinin yükselen baskısına da tav olmaz, beyaz adamın kirli hesabının muhasebecisi olmaz, insani ve vicdani olanı yapar, Darkwood bölgesinin barışı için elini değil gövdesini taşın artına koyar. Öyle!

(Bir sigara arası…) Sacco ile Vanzetti diyorduk bir de…

O Çarka Balta

Var ya; ister çizgi olsun, ister kurgu olsun, ister en yalın gerçeklik olsun; ister okyanus ötesi olsun, ister yanı başımız olsun; ister taş devri olsun, ister modern zamanlar olsun; ister “otokratik, totaliter, otoriter” iradeler olsun, ister “ileri demokrasiler” olsun o malum evrensel ve emperyalist ve ebedi hesabın çarkı tıkır da tıkır işliyor.

Her devrin de kendi kurbanları oluyor cellâtlarının yanında…

Hadi Darkwood’da bir Zagor var, aşıyor zulmün keşmekeşini kendi yöntemince, eline koluna sağlık. Ulan peki biz burada ne yapacağız Zagor’suz bir başımıza?

De ki Zagor Söyledi

Zagor, Kızılderili ulusuna şöyle seslenir bir macerasında:

“Sancağınızı, sahtekârlığın ustalarına bırakmayın. Sizin kuşağınız sancağı tüm yeryüzünde kuramayacak kadar zayıf çıkarsa, o lekesiz sancağı çocuklarınıza devredin. Bütün insanlığın geleceği için bir mücadeledir bu. Çok şiddetli geçecektir, uzun sürecektir. Kim bedenine rahat, ruhuna huzur arıyorsa bıraksın gitsin. Ne tehditler, ne kumpaslar, ne de haklarınızın ayaklar altına alınması durdurabilir sizi. Hakikat zafere erecektir. Kaderin bütün ağır darbeleri karşısında, sizlerle birlikte onun zaferine bir katkım olursa, tıpkı gençliğimin en güzel günlerindeki gibi mutlu olacağım. Çünkü dostlarım, insanın en yüce mutluluğu, bugünü tüketmekte değil, dayanışma içinde geleceği yaratmakta yatar…” : ))

Koşullar ve mücadele şekli olduğu gibi duruyor ortada, aslında değişen pek bir şey yok on yıllardır!

Darkwood’un tüm tamtamları adına…

Yazar: Editor
2011-10-10 08:04:03

Giriş 

http://2.bp.blogspot.com/-ayKtUzL3BpY/Tgn33tzvGkI/AAAAAAAAAVM/moP7i1chyA8/s400/elif+%25C5%259Fafak3.Jpeg

Yurdumda ve memleketimde bir pazartesi de böylece başlar. Uyanıp yataktan kalktın mı ne hafta başı derdi kalır ne korkusu ne de klişe sendromu. Bir de çıktık ya sabah trafiğinden… Ve girişelim muhalif yazılara, ilk kurbanımız Elif Şafak bu hafta.

Dün Elif Şafak söyleşisi vardı BirGün gazetesinde. BirGün nasıl bir ihtiyacı neden duydu ki de E. Şafak ile bir röportaj yaptı, bilmem. Yine dünyanın en standart laflarıyla konuşmuş mega yazar. Neler demiş bir iki alıntı yapayım:

  • Son kitabını tek bir cümleyle özetliyor/muş, “şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır…” Ee? Onca yaygaradan sonra çıkan bu mu?
  • “Bizde edebiyat okurundan ziyade elit kesim içindeki adacıklar son derece hoyrat.” demiş. “adacıklar” ha! Yahu ne cins bir sığlıktır bu, nasıl bir harcıalemliktir?
  • “Türkiye’de eleştiri mekanizması ekseriya acımasız ve hep ama hep şahsi.” Ama her yazar, yazdığı kadardır, değil mi Elifçiğim. Eleştiri de neticede yazılana dairdir ve bir yazarın ülkede çizdiği profile. Ne yani, Emily Brontë mi diyecektik sana durduk yerde...
  • İskender'in kapağı empati kurmaya, kendini bir başkasının yerine koymaya da çağırıyor. diyor. Şu klişelerden sonra neyden şikâyet ediyor?
  • “Ve bir de erkekliğin inşasında kadınların oynadığı rolle yüzleşmemiz lazım.”mış! Oo yee Elif Şafak...
  • Romanda değindiği tasavvuf yoğunluğu için şöyle diyor: “Bir pencere, bir meltem, bir katre, o kadar yeter.” Yazar dediğin böyle konuşur!
  • “Tasavvuf hep benimle. Farklı farklı mevsimlerden geçerek elbette.” de demiş. Farklı mevsimlerden geçmek! Ben niye böyle laflar edemiyorum:(
  • Kadıncağızın toplumsal mesajları samimiyetsiz, yalandan söylenmiş, kof, klişenin ayağa düşmüş olanı, düttürü, empati, katre, meltem! Hay bin şafak attı bende...

Ve de “Her dönem kendi idealistlerini, kendi düşünürlerini, kendi Don Kişotlarını yaratır” diyor! Evet! Her dönemin kendi yazarını yarattığı gibi.

Değil mi Ms Shafak!

Yazar: Editor
2011-10-08 12:06:32

Ctesi

 http://us.cdn3.123rf.com/168nwm/bonathos/bonathos0803/bonathos080300021/2661081-the-real-desire-of-capitalism-master-the-world.jpg

Parasız eğitim isteyen gençler 19 ay sonra serbest bırakıldı. Peki, o çocukları 19 ay kodeste tutan vicdan nasıl serbest kalacak?

  • Bir gazete müsveddesinden adeta cinayet pornosu… 
  • Adamlar tiraj için her bir haltın altına yatacak meşrepteler.

Milli takım Almanya’dan 3 yemiş… Kusura bakmayın ama milli takımda Adanaspor’dan bir veya birkaç futbolcu olmadığı sürece galiba bir şey hissetmeyeceğim. Ki milli takımımız zaten Adanaspor’dur.

Steve Cobs ölmüş. Hiç tanımam, ama anladığım kadarıyla önemli biriymiş.

Bir cenazede en az 5 bin resmi polis niye görev alır ki?

  • Son kriz yine gösterdi ki 
  • kapitalizm her hava koşulunu kendi çıkarlarına kullanır. 
  • Şimdi o vampir âleminde geçerli olan şudur
  • “Esnek ve güvencesiz istihdam.” 
  • Bunu zaten dershane denen dehşetengiz ticarethaneler yapıyordu, 
  • yapmaya da devam edecekler. 
  • Öğretmenlerini üç kuruşa, 
  • sınırsız sürede, 
  • güvencesiz, 
  • kelimenin tam anlamıyla sömürerek çalıştırırlar. 
  • Kimi “büyük” dershane 
  • bir işte bir şekilde çalışmak zorunda olan öğretmenlerinin hazırladığı sorularla 
  • deli paraları kazanırlar, 
  • kuruş telif ödemeden çalıştırırlar. 
  • Kimi sefil küçük dil dershanesi de çevresindekilerin sülüğü olur. 
  • Kapitalizm ‘mikro’da da aynı rezilliği sahneler ‘makro’da da… 
  • Utanmaz adamlar… 
  • Onlarla mücadele boynumuzun borcudur.

Fatih Altaylı bıçaklanmış kadın manşetine açıklama getirmiş. Dikkat çekmek filan demiş… O açıklama acaba ona dair hangi gerçeği değiştirecek. Buna bir dikkat çekmeli.

  • Şimdi tam 1 hafta var 
  • Adanaspor maçına! 
  • Off ulan. 
  • Geçer mi bu süre bre. 
  • Neyse, bekleyeceğiz tff’nin keyfine istinaden. 
  • Ve 4x3=12 hatırına: ))
Yazar: Editor
2011-10-04 15:37:55

Sayın Muhbir Vatandaş

Epeydir düştük ülke gündeminden,

tabi Adanaspor söz konusu olunca: ))

  • Son aşamada enteresan bir şey oldu. 

  • “Terörist olduğundan şüphelenilen kişiyi ihbar edene ödül” haberi örneğin kafadan şöyle bir sahne yaratmış: 

  • Emniyet telefonları kilitlenmiş! 

  • Daha ilk günden… 

  • Terörle mücadelenin en tehlikeli yöntemi bu olsa gerek. 

  • Şimdi birçok insan bir başkasının kurbanı olabilir. 

  • Nasıl olsa gerekçe hazır ve gayet de milli manevi. 

  • Öğretmen not mu vermedi, asıl telefona. 

  • Öğrenci haylazlık mı yaptı saldır tuşlara. 

  • Topçu, hocanın taktiğini mi uygulamadı, al sana terörizm ihbarına sebep. 

  • Sevdiğin kızı mı kaptı herifçioğlu, gönder gitsin.

Biz abarttık biraz işin mizahına geçerken, ama durum bunlara yakın bir yerde seyredebilir. Devletin bu önemli iş için alacağı daha mantıklı ve sağlıklı yöntemler vardır mutlaka. Kendi vatandaşını bir muhbire dönüştürmeye çalışmak en iyi ifadeyle gayriahlâkîdir. Hoş değildir.

  • Hükümetin devleti dönüştürdüğü 

  • ve kendisinin devletleştiği bir devirde 

  • bu projeyi pek masum ve anlaşılır bulamıyorum. 

  • Bu daha çok muhaliflere yönelik operasyon silsilesinin bir aşaması olabilir, öyle görünüyor. 

  • Bir partinin 

  • halka hoş görünecek bir gerekçeyle 

  • ülke psikolojisini de ele geçirme hamlesidir, 

  • böyle de okunuyor.

Şöyle bir haber alıntısıyla toparlayayım:

“Düzenlemeye göre, terör suçu işlediği iddia edilen kişilerin yakalanmasına yardım edenlere, bu kişilerin yerlerini ve kimliklerini bildirenlere devlet para ödülü verecek.
Henüz yönetmelik taslağı yasalaşmadı, ancak haberi duyanlar Emniyet'in telefonlarını kilitledi. Gün içerisinde çok sayıda  kişinin emniyeti arayarak, ihbarda bulunduğu ve karşılığında para istediği öğrenildi. Ancak henüz paranın nasıl verileceği, kime verileceği netlik kazanmadığı için ihbarlarla ilgili Emniyet'in tutumu bilinmiyor.

Hay bin muhbir!

Yazar: Editor
2011-09-27 20:58:02

 

  •  Zagor
  • Mister No 
  • ve 
  • Tex Willer’in babası 
  • Sergio Boneli de gitti. 
  • Yeni yurdu Ulu Manitu’nun yeşil çayırları olsun.

 

Yazar: Editor
2011-09-21 10:09:04

Gündem Memleket vs

Önce deplasman galibiyetinin coşkusu sonra evdeki yenilginin efkarı derken Adanaspor’dan başımızı kaldırıp da öyle bir bakamadık memleket gündemine. Ama ana hatlarda değişen bir şey yoktur, değişen sadece vakalar.

  • Dün akşam Fenerbahçe’nin kadınları damgalarını vurdular  
  • geceye 
  • ve de ülkenin futbol gündemine. 
  • Bence oradan güzel bir cevap verdi FB’li kadınlar 
  • hem UEFA’ya, 
  • hem TFF’ye, 
  • hem de şampiyonlar ligine Trabzonspor gibi bir takımın gönderilmesine… 
  • Ve bir cezayı “kadın” ile kotarma zihniyetini de ters köşeye yatırmışlardır; “i.ne T.zon. olamazsın şampiyon” tezahüratıyla: ))

Başbakanımız “Arap Baharı”nı bir sonbaharda da sürdürme gayretkeşliğinin yanı başında ülke mutedil dalgalı bir kışın yamacında dolanıyordu.

Muktedirler ülke ülke gezmeye devam ediyor, kolay gele, iyi gezmeler.

  • ABD’de temaslara devam ediyor neoosmanlının dış işleri bakanı. Sipariş filan alıyordur.
  • Anlamadığı bir şeyin eşbaşkanlığı söz konusu şahülislam için. Sanırım mutludur.

Ertuğrul Kürkçü Fatih Altaylı denenin kulağını fena çekmiş, iyi de etmiş. Bu adamlara birilerinin bir dur demesi gerekiyor birkaç kelimeyle de olsa.

Ahmet Altan denen bir başka vakaya da ihanet ettiği bir davadan ödül bile verilmiş, helal olsun! Aymazlık böyle bir şey…

  • Yani, eski tas eski hamam! 
  • Biz Güngören maçına bakalım.
Yazar: Editor
2011-08-30 22:32:52

Adı: Aganta Burina Burinata

Konu: Balık Avı

Ana Fikir: Balığa Yakışanı Yap

http://www.cksinfo.com/clipart/animals/wateranimals/fishes/-happy-fish_001.png

Bir aksilik olmazsa Çarşamba sabahı itibariyle Ceyhan nehrinin denize karıştığı noktada balığa gidesim var. Ağ atılacak, balık tutulacak, rakı içilecek, iyi olacak: ))

Bildiğim işler değil, ama öğrenilir.

Sinan’la Yeşilovacık açıklarında şişme botta bir balık tutma serüveni yaşamıştık. Erkenden kalkıp açılmıştık denize, oltaların ucu suda, bot seyirde, balıklar gelmeyince sıkılan ben uykuda: ))

Sonra yakaladım yakaladım. Daha doğrusu balıkların kendileri geldiydi oltaya. Sebebini anlamadım, soramadım da, can çekişiyordu hayvancıklar. Şu küçük, bu olmamış, bu da değil diye hepsini geri atmıştım suya. Seni bir daha balığa getirenin… diye payladıydı Sinan. O oldu!

Şimdi işin biraz daha ustası ile çıkacağız balığa (Sinan bu yazıyı okumaz umarım; ). Cahit dayı böyle duygusallıklara pabuç bırakmaz. Denizden babam çıksa yerim, kavminden o.

Dönüşte fotoğraflarla paylaşırız bu balık avını.

O zaman bana “aganta burina burinata”

Yazar: Editor
2011-08-18 22:33:30

Adı: Müzik Arası

Konu: Tom Waits

Ana Fikir: Şarkılar Çok Güzel

http://30.media.tumblr.com/L8LRNoiWan4fquyoApzOz88ko1_250.jpg

Şimdi biraz Tom Waits dinlesek. 

Ne güzel bir şey.

  • Aslında herkes
  • böyle bir şeyler dinlese bu aralar,
  • bilmediğimiz dillerde de olsa,
  • daha huzurlu mu olurdu hayatlar?
  • Ne bileyim!
  • Yine mi olduk Polyannapençe: ))

Şöyle birkaç bağlantı versem...

Tom Waits - All The World is Green with Lyric

Tom Waits - Green Grass

Tom Waits - Telephone call from Istanbul

Tom Waits More Than Rain

Tom Waits I`ll be gone

http://cdn1.ticketsinventory.com/images/last_photos/concert/T/tom-waits/tom-waits-edinburgh-tickets_130289346285.png
Yazar: Editor
2011-08-08 00:10:49

Güzel, gelişmiş, modern, renkli bir kent. Daha olumlu birçok şey söylenebilir Antalya için. Bir bilgiye kendi grubunda Avrupa'nın en iyi havaalanı bu şehirde. Turizmden payını da buna göre aldığı aşikar. Sosyal ve ekonomiye dayalı hayatın birçok alternatifi olan bir büyük şehir. Düzenli, temiz, akıcı... 

  • Bir Kaleiçi ki her şehrin sahip olmayı hayal edebileceği tarihsel derinlikte ve güzellikte bir mekan,
  • tabi bugüne de uyarlamış kendini;
  • fotoğrafçıların hayallerini süsleyen bir tonda sokaklar, evler, pencereler, kapılar...
  • Lakin makineyi almadan çıkmış olmak geriye bir hayıf bıraktı.

Konuya futboldan bakınca şehre yönelen bakışların yanında, Antalyaspor süper ligin müdavimi olacak bir kenttir. Bu aşamada noktayı koymuş görünüyor Antalya.

  • Bir büyük tahlilin ancak kısa mı kısa bir önsözü olur diyeceklerimiz.
  • Fakat tüm bunların ardında elbette bir başka Antalya vardır ki o taraf Adana'da da var, Mersin'de de, İstanbul'da da...
  • Tüm zenginliğin, renkliliğin, canlılığın, tatlı hayatın arka planı...
  • Tüm standartların altında dolanan hayatlar...

Ama böyledir bu iş, gerçek hayatlar o ışıltılı gecelerin berisindeki karanlık sokaklarda akar... Aslında bir kader olmadan akar bu...

Şöyle bir fotoğraf paylaşalım bir mesire yerinden: ))

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-91032/an.jpg
Yazar: Editor
2011-08-07 09:14:55
Yazar: Editor
2011-06-12 09:02:38

“Gazeteciler gurubunda dikkati çeken ve bugün de (1970) Küba’nın etkili politikacılarından olan Carlos Rafael Rodruguez’in tutuklu Rivero’ya verdiği şu cevap oldukça anlamlıdır: Dünya, oportünistlerin değildir! O, savaşmaya hazır olanlarındır!”

Bir profil üzerinde duralım bu yazıda, kendisinin birkaç yazısından alıntılarla1970’ten bugüne nasıl evrilmiş olduğuna bakalım. Bakabildiğimiz kadar bakalım.

[Kaynak;

Tiyatro 70 dergisi,

Sayı:6–7–9, Temmuz –Ağustos- Ekim1970]                               

“Popülizm Üzerine”

Temmuz yazısının başlığı şöyle “Popülizm Üzerine” ve Nejat Uygur ile tiyatro üzerine bir söyleşi yapıyor. Arada şöyle bir soru yöneltiyor Nejat Uygur’a: “Devrimci politik tiyatro üzerine görüşleriniz?” Uygur da böyle yanıtlıyor kendisini: “Tiyatro ve politika birlikte bulunmaması gereken iki kavramdır.”

Zannederim ki o yıllarda bu cevap adamımızı hoşnut etmiyor.

Yazının devamındaki içerik şu şekilde sahne alıyor kendisinin analizinde:

“Bu tür tiyatroların tümü halka inmekle, halka yakın olmakla övünmektedirler. Aslında oynadıkları topluluklar ne işçi, ne köylü, ne de küçük esnaf ve bürokratlardır. Kültür ve beğenisi gelişmemiş, burjuvaya dönüşmekte olan garip bir orta sınıf buldular, ona oynuyorlar… Sonuç olarak sözünü ettiğimiz tiyatro türü belli bir siyasal düzene ve yapıya bağlıdır; belli sosyal şartlar içinde ortaya çıkmıştır. Elbette ki bir süre sonra değişen yapı ve şartlarda kendiliğinden ortadan kalkacaktır.”

(Bence burada devrime işaret ediyor adamımız; devrim olacak ve bu köhne topluluklar tiyatro tarihinin çöplüğüne gidecek diyor. Böyle derdi de, hatta ağırını da söylerdi, fakat o zaman içinde bulunduğu siyasetin terbiyesi buna müsaade etmiyor veya terbiyesi henüz bozulmamış. HT)

“Devrimin Doğruları”

Aynı derginin bir sonraki sayısında “Devrimin Doğruları mı Güner Sümer’in Doğruları mı?” başlıklı yazısında, yine bir söyleşiden sonraki tahlil bölümünde bakalım ne diyor:

“Bir sendikanın, toplu sözleşme görüşmeleri emekçiden yana sonuç vermeyince, üyelerinin çalıştığı işyerinde greve gitmesi onun en doğal hakkı ve görevidir. Bir anlamda grev, emekçi gücünün somut ifadesi olan sendikanın kendi kendini doğrulamasıdır.”

Alıntılarla gidiyorum bu yazılardan, hepsini buraya taşımanın bir anlamı yok. Fakat okuru yanıltmak için dokuyu bozacak, adamın demek istemediğini dedirtecek makaslamalar da yaptığımız yok. Genel fikir içinde en çarpıcı olan noktaları paylaşıyoruz. Şöyle:

“Asıl üzücü olan, son zamanlarda moda olan ‘birbirini karşıdevrimcilik ve işbirlikçilikle suçlamak hastalığının’ AST grevi gibi bir eyleme bulaşmış ya da bulaştırılmış olmasıdır. Bu tür suçlamalar yalnız ve yalnız devrimci cepheyi ufalayıp bölmekten, asıl karşıdevrimci faşist sürülerinin de bir kat daha güçlenmesini sağlamaktan başka bir şeye yaramamaktadır.” Doğru söylüyor.

“Şüphesiz, Hiçbir Devrim Hükümeti, Karşıdevrimcilere Böyle Adil Bir Duruşma Ortamı Sağlamamıştır”

Yine aynı derginin 9. sayısında, bir tür başyazıda Hans Magnus Enzesberg’in Havana Duruşması adlı oyununu değerlendiriyor. Önce olayın tarihsel yanı hakkında bilgi veriyor, okuyalım:

“Amerikan Gizli Servisi CIA, 17 Nisan 1961’de Küba’nın Giron Sahiline bir çıkartma düzenledi… Harekâtın amacı 1959 yılından beri devam eden Küba Devrim Yönetimini devirmek ve yerine Küba’daki Amerikan çıkarlarını koruyacak bir rejim getirmekti. Bu iş için ABD’ye sığınmış 1500 Kübalı karşıdevrimci kullanılmıştır.”

Bu arada Nazım Hikmet’ten bir alıntı yapıyor yazısına:

“…Küba’nın havasında ağır çiçek kokularıyla karışık leş kokusu dağıldı yani Birleşik Amerika Devletleri kokusu…”

Devam ediyor:

“Bu harekât dünya kamuoyunca ‘Domuzlar Körfezi Çıkartması’ diye bilinir. ‘Domuzlar Körfezi Çıkartması’ karşıdevrimciler ve CIA için kesin bir yenilgi ve acı bir hüsranla sonuçlandı. 72 saat içinde 1500 saldırganın 1133’ü tutuklandı, geri kalanları ise Zapata Bataklıklarında öldürüldü…”

(Tutuklular) “Vencimos- Patria O Muerte” ( Yeneceğiz- Ya Vatan Ya Ölüm) yazılı büyük bir yaftanın asılı olduğu tiyatro salonunda sorguya çekildiler. Silahlı milis askerlerinin denetiminde yapılan sorgular dört gece sürdü. Salonun aldığı ölçüde halk da sorguları izledi. Televizyon kameraları ve mikrofonlar, sorguları dakikası dakikasına bütün dünyaya iletiyordu...”

“Nitekim dört gece süren sorgu sonunda hepsi barakalarına döndüler. Şüphesiz, hiçbir devrim hükümeti, karşıdevrimcilere böyle adil bir duruşma ortamı sağlamamıştır. Bu koşullar altında her tutuklu inandığı düşünceyi rahatça savunmak olanağını buldular. Buna karşılık gazeteciler onların savunmalarını çürüttüler ve gerçeği onlara ve kamuoyuna bir kez daha açıklayıp ispatladılar.”

“…Değişik köken ve inançlara sahip bu adamların (karşıdevrimci tutuklulardan bahsediyor) birleştikleri tek nokta Küba Devrimine ve Sosyalizme ihanettir. Sorgularında takındıkları tavır genellikle inatçı bir idealizmdir. Hepsinin kendine göre idealleri vardır, mademki Başkan Castro “ İnsanın ideali uğruna çarpışması gerekir.” demiş işte onlar da bunu yapmışlardır… vb… vb… Yenilginin en hayvanca ifadesi olan mutlak inkara sığınan katil Calvino bir yana içlerinde çoğu burjuva değerlerine göre kültürlü ve ilerici kişilerdir.”

“Ve Komünizmi Yenecek Tek İdeoloji Hıristiyanlıktır”

İlerleyelim yazıda, bir başka alıntı:

“Rahip İsmael De Lugo’nun yazmış olduğu halka çağrıda geçen şu cümle özellikle ilginçtir: ‘Savaşımız komünizme karşı demokrasinin savaşıdır… Ve komünizmi yenecek tek ideoloji Hıristiyanlıktır.’ (Ama hakikaten ilginç, değil mi? HT) De Lugo, İspanya İç Savaşında da Frankistlerin yanında çarpışmıştır… Amacının toprak ağalarını ve milyonerleri kurtarmak değil Meryem Anayı komünistlerden korumak olduğunu belirmişti. Okuyucunun kolaylıkla sezinlediği gibi, tutukluların kafa yapılarıyla Türkiye’de onlarla aynı paralelde olan kişilerin kafa yapıları büyük bir uyum içindedir… Gerçekten de karşıdevrimcileri yalnızca yobaz ve faşist sürüsü olarak nitelemek, büyük bir yanlışlığa düşmektir. Devrim öncesinin bulanık ortamında ‘ilerici’ vb olduklarını ileri süren bazı çevreler, artık kesin bir tavır takınmaları ve devrime katılıp katılmamaları söz konusu olunca, kolayca devrimin karşısına düşmektedirler. Bu Küba’da da böyle olmuştur, dünyanın birçok ülkesinde de…”

“De Lugo’nun sözleri zaten ufak değişiklikler ‘Uhuvvet, Fütüvvet, İçtihat’ gibi birtakım paçavralarda her dakika okunduğunda artık kanıksanmıştır…”

“Özellikle bu açıdan, Havana Duruşması her devrimci tarafından büyük bir dikkatle ve ibretle okunması gereken bir metindir. Kübalı karşıdevrimciler ve onların başka sütkardeşleri arasında kurulacak her paralellik, devrimci cephenin gözünü biraz daha açmalı, devrimci safların biraz daha sıklaştırılmasını sağlamalıdır.

Gazeteciler gurubunda dikkati çeken ve bugün de (1970) Küba’nın etkili politikacılarından olan Carlos Rafael Rodruguez’in tutuklu Rivero’ya verdiği şu cevap oldukça anlamlıdır: “Dünya, oportünistlerin değildir! O, savaşmaya hazır olanlarındır!”

Nedir?

Ne ki adamımızın 1970’ten bu güne değindiği ve eleştirdiği noktalarda ve vaktiyle durduğu yerde değişen bir şey olmamıştır, sorun ve çözüm aynılığıyla cascavlak ortadadır.

Küba Devrimi yine oradadır, Amerikan tezgâhları yine yanı başımızdadır, tiyatronun dramı kültür bakanlığı düzeyinde aşikârdır, burjuva cahilliği aynı derttir, karşıdevrimciler hala vardır ve daha güçlüdür, grevler yine grevdir ve oradaki amaç bir oportünizme tenezzül etmemiştir, devrimin doğruları değişmemiştir. En büyük düşman orada hala komünizmdir ve fikirlerince mücadele şekli şümulü kendisinin yazdığı gibi “Uhuvvet, Fütüvvet, İçtihat menşeli birtakım noe paçavralarda her dakika okunmakta”dır,  işbirlikçilik, döneklik tavandadır. Yahu mesele, yine meselenin kendisidir!

Değişen?

Değişeni biliyoruz, değişmenin niçin olduğunu da… Bir boyutuyla kendisi yazmış yukarıda zaten, bir daha alalım: “Devrim öncesinin bulanık ortamında ‘ilerici’ vb olduklarını ileri süren bazı çevreler, artık kesin bir tavır takınmaları ve devrime katılıp katılmamaları söz konusu olunca, kolayca devrimin karşısına düşmektedirler. Bu Küba’da da böyle olmuştur, dünyanın birçok ülkesinde de…”

Kim mi idi bu cevval devrimci, yani devrinin devrimcisi?

Engin ARDIÇ!

Şimdinin bir nevi uhuvvetçi fütüvvetçi içtihatçı Rahip İsmael De Lugo’su ya da Domuzlar Körfezi’nin karşıdevrimcisi Rivero’su…

Yazar: Editor
2011-05-11 08:10:28
http://tr.toonpool.com/user/611/files/eurovision_127595.jpg

Eurovision’da ilk elemeyi geçememişiz. Hayırlı bir gelişme. Neye hizmet ettiği meçhul bir müzik organizasyonunu yıllarca ne çok ciddiye aldık, hatta adeta bir memleket meselesi yaptık. Bu dert bu sene erken bitti, ne güzel oldu. Üstelik şarkı da grup da çok kötüydü. Normal sonuç, önümüzdeki Eurovision’lara bakalım.

Bir Akp bakanı yeğeni için ÖSYM’ye email atmış, ilgili kişiyi uygun bir yere yerleştirin manasında. Gelişmelere bakalım o zaman.

İlk yerli tank yapılmış, adı da Altay’mış… Hadi bakalım…

KÜTAHYA’nın Tavşanlı ilçesi yakınlarındaki Eti Gümüş A.Ş’deki siyanür gerilimi, işçilerle köylüleri karşı karşıya getirmiş. Alın size dünyanın en eski sömürgeci, insan düşmanı, para düşkünü, zalim kapitalist taktiği… Adamlara bakın, işçileri köylülerin önüne sürecek kadar insaf ve vicdandan yoksunlar. Ne olacak orada? Birbirlerini mi kıracak o insanlar, patronlar ellerini ovuştururken?

Bursaspor-Beşiktaş karşılaşması öncesi bazı tribün liderlerinin taraftarlara olay çıkarmaları için Kuran-ı Kerim’e el bastırdığı öne sürüldü. Bizim topçular da aynısını yapsa şu Altay maçını kazasız belasız atlatmak için.

Adanaspor.org’da “takımı yalnız bırakma” diye bir başlık… Taraftara bir çağrı… Öyle, taraftarından başka kimi var ki Adanaspor’umuzun? Evet, takımı asla yalnız bırakma!

Yazar: Editor
2011-05-02 10:12:49

İlk şampiyon olan Samsunspor’a tebrikler.

Hak edilmiş bir şampiyonluk, diyorum.

Süper ligde olması gereken takımlardan biriydi zaten. Hoş, ben böyle diyorum ya, şu B.A. 1.ligin de süper ligden bir farkı yok, özellikle süper lig mazili takımlar açısından.

http://www.seeklogo.com/images/S/Samsunspor-logo-4BDAA46450-seeklogo.com.gif
  • Şahsen şampiyon adaylarımdan biriydi.
  • Israrcı bir takım olmaları gerekçemdi.
  • Diğer takım Bolu olur diyordum,
  • fakat son haftalarda kendi ayaklarına sıkmaları işlerini bozdu.

Sonuçta, güle güle Samsunspor, süper ligde yolun açık olsun

O zaman laf açılmışken B.A. 1.lige çıkan Göztepe ve Elazığspor'a da hoş geldiniz diyelim.

Göztepe de bizim gibi büyük badireler atlatmış bir takımdır, dönüşlerinden mutlu oldum.

          http://www.izmir.com.tr/Extras/image/goztepe_logo_126x126.jpg           http://www.logomuz.com/dosyalar/resim/elazigspor-1282303715.jpg
Yazar: Editor
2011-05-01 08:33:08
Yazar: Editor
2010-12-31 08:35:22

Piyango

Yılın bu günleri piyango daha bir gündemde olur. Uğurlu zannedilen mekanlardan siparişler verilir veya insanlar bunun için şehir değiştirir. Hayaller kurulur...

Böyle bir şeydi. TV'nin biri piyango bayiilerin etrafında konuşuyor vatandaşla. Soru belli, cevaplar farklı tabi. Ev, araba ilk sıralarda. Sonra tatildir, eğitimdir, lüks hayattır sıralanır gider.

Mikrofon bir ara 70'li yaşlarındaki bir amcaya uzanıyor. Ne yaparsın diyor spiker bu para sana çıksa. Diyor ki adam; dişlerimi yaptırırım.

İşte Akp Türkiyesinin en nesnel fotoğrafı budur. Kimse vatandaşa masal anlatmasın. Hükümet etrafında bir şekilde oluşmuş, gelişmiş, serilip serpilmiş tatlı hayat kimseleri aldatmasın. Çünkü hakiki Türkiye o Türkiye değil. Gerçeği, ömrünün halatını ne hazindir ki bir piyango hayaline bağlayan Türkiye'dir!

Yazar: Editor
2010-12-28 08:45:34

Türkçeye Akraba dillerin Yeni Yıl Kutlaması  

Altay Türkçesi: slerdi cangı cılla utkup turum! 
Azerbaycan Türkçesi: yeni iliniz mübarek olsun!
Başkırt Türkçesi: hizzi yangı yıl menen kotlayım! 
Çuvaş Türkçesi: sene sul yaçepe salamlatap!
Füyu Kırgızcası: naa cılıngar guttug bolsun!
Gagauz Türkçesi: yeni yılınızı kutlerim! 
Hakas Türkçesi: naa çılnang alğıstapçam sirerni! 
Karaçay-Malkar Türkçesi: cangı cılığıznı alğışlayma! 
Karakalpak Türkçesi: canga cılıngız kuttı bolsın! 
Karay/Karaim Türkçesi: sizni yanhı yıl bıla kutleymın! 
Kazak Türkçesi: janga jılıngız kuttı bolsın! veya janga jılıngız ben!
Kırım Türkçesi: yangı ılıngız kaırlı (veya mubarek) olsun! 
Kırgız Türkçesi: cangı cılıngız kuttu bolsun! 
Kumuk Türkçesi: yangı yılıgız kutlu bolsun! 
Nogay Türkçesi: yanga yılıngız men! 
Özbek Türkçesi: yengi yılıngız mübarek bolsun! 
Sarı Uygurca Türkçesi: ak éy yahşi mo!
Şor Türkçesi: naa çıl çakşı polzun! 
Tatar Türkçesi: sezne yanga yıl belen tebrik item! 
Tuva Türkçesi: caa çıl-bile bayır çedirip or men! 
Türkiye Türkçesi: yeni yılınız kutlu olsun!
Türkmen Türkçesi: teze yılınızı gutlayaarın! (Irak Türkmenleri) yengi iliyiz (iliwiz) mubarak olsun!
Uygur Türkçesi: yengi yılıngızğa mübarek bolsun! 
Yakut Türkçesi: ehigini şanga sılınan eğerdeliibin!


Hepsinin, bir diğerini kaba bulduğunu düşününce... Hepsi ötekine bunlar dağ Türkü dese ya da...

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2010-12-22 10:49:19
Geçmiş Olsun

  • Akıl, sağduyu, tecrübeye dayalı bir Adanasporluluk bilinci,
  • takımı aşkla sevmenin olgunlaşmış hali.
  • Yeri gelince usta yazar.
  • Çoğu zaman aklıselim adam,  
  • adanaturuncudur.com’un babası…
  • Evet, Mahir Alev’den bahsediyorum.
  • Sevgili Mahir Abimiz bir sağlık sorunu yaşamış
  • ve böylece bir de küçük bir operasyon geçirmiş.
  • Fena bir durum olmadığı bildiriliyor.
  • Hatta aradık konuştuk.
  • 3 saatlik ciddi bir operasyon, dedi.
  • Ama doktor başarılı bir müdahale olduğunu belirtiyor.
  • Biz de diyoruz ki,
  • hem Adanaspor hem de bir Adanasporlu zoru sever ve onu aşar: ))
  • Teslim olmaz.
  • Değil mi.
  • Maçlara yetişilecek!
  • Biz geçmiş olsun diyoruz Mahir Abimize.
  • Sevgiler…
Yazar: Editor
2010-10-01 19:59:58

İki otobüs ve Yansımaları

http://ul.gcg.me/files/2010-10/adanasporotobus.jpg
 
http://ul.gcg.me/files/2010-10/myd.jpg
 
http://ul.gcg.me/files/2010-10/miy.jpg

İki otobüs, iki başkan ve iki kulüp…

Birinde Mersin İdmanyurdu otobüsü; otobüsteki fotoğrafın arka fonunda Mersin maratonu, üzeri kapatılmış tribün, bunun tepesinde de Mersin İdmanyurdu başkanı Ali Kahramanlı’nın şirketinin reklâmı ve başkanın dev bir röportaj fotosu (fonda da Adanaspor tribünü, bu hoş olmuş: ))… Hepsi bir futbol takımının otobüsünde…

Diğeri Adanaspor otobüsü; beyaz ve otobüsün arka gövde kısmında güzelim Adanaspor amblemi… Bu kadar! Bayram başkan veya şirketi yok o otobüsün üzerinde, yasalarca ve belediyecilerce ve kamuoyunca şirket takımı olarak anılmamıza rağmen… (Kanımca, Adanaspor’un hâlâ sahiplenenidir Bayram Akgül bu durumda da görüldüğü gibi, sahibi değil!)

Bu iki fotoğrafa bakıp da ayrıca kıvanç duyabiliriz diye düşünüyorum Adanaspor camiası olarak.

Not: Aradaki (bence yapay olan) sorunlara da gönderme yaparak Mersin İdmanyurdu taraftarını bu “durumdan” ayrı ve uzak tutuyorum.

Not: Bu yazıdan amaç bir tarafı rencide etmek değildir, kendi idari "fotoğrafımızı" bir yönüyle de olsa netleştirmektir...

Yazar: Editor
2010-09-08 11:55:52

I

Arkeolog arkadaşımız sevgili Hüseyin Adıbelli şöyle bir not bırakmış sayfamıza Alliaoni ile ilgili. Dileriz Orman bakanı da konuyla ilgili daha kapsamlı araştırmalara girişmiştir.

“İzmir’in Bergama İlçesi’nin 18 km. kuzeydoğusunda yer alan Alliaoni, dünyanın sağlam kalmış antik ılıcası kompleksi veya Hydroterapi (suyla tedavi) merkezi olarak dikkat çekmektedir. Antik kent, Yortanlı Barajı göleti alanında olduğu ve sular altında kalacağı için önceden planlanan kurtarma kazıları ile açığa çıkarılmış ve Sağlık Tanrısı Asklepion’un yurdu olarak bilim alanında yerini almıştır. Kentte Roma İmparatorluk Dönemi’nde (M.S. 2. yüzyıl) pek çok kült merkezinde olduğu gibi büyük bir bayındırlık faaliyeti yaşanmıştır. Kazılarda   ortaya çıkartılan yapıların büyük bir kısmı bu döneme aittir. Ilıcanın yanı sıra, köprüler, caddeler, sokaklar, propylon ve nympheum önemli yapılar arasındadır.

 

1998 yılından bu yana Paşa Ilıcası merkez olmak üzere baraj su toplama havzası içinde kalan alanda kurtarma kazı çalışmaları aralıksız sürmektedir. Eğer projeden vazgeçilmezse ve baraj su toplanmaya başlandığı günden itibaren Alliaoni tamamen sular altında kalacaktır.”

II

U2 konserinde Bono mudur senet midir kimdir (Tamam, kötü espri: )) Başmüzakereci Egemen Bağış’ı (bence sipariş üzerine, ya da onca milyon dolar hatırına, ne bileyim işte) övecek olmuş. Dinleyicilerden bir yuhalama… Ne güzel… Ülkeye olan inancımızın, umudumuzun “hala” devam ettiğine-edeceğine dair güzel bir işaret…

III

Şimdi şöyle dürttü şeytan: Ulan, Bilal Kısa bize gelecekti, her şey bitmiş gibiydi, uçak biletleri bile yollanmıştı adama, Mersin maçını izleyecek ve imzayı atacaktı, bir de baktık ki Karşıyaka’ya atıvermiş imzayı…

Şeytanın nasıl dürttüğünü anladınız. Kemal hoca takmış ya kafayı o tarafa gidecek, e Bilal da hakikaten sağlam oyuncu… Adanaspor’da olacağına, gideceğim takımda olsun, demiş midir, bence demiştir! Ne dersiniz, bu da ikinci bir Hikmet Karaman vakası değil mi? Ona Kemal Karaman demekte haksız mıyız şimdi!

Not: Az önce fark ettim adanaspor.org'da "Mustafa" arkadaşımız zaten vurgulamış aynı noktayı, aklın yolu birdir: ))
Yazar: Editor
2010-05-22 11:21:41

Başın Sağ olsun Emrah Bedir

Sakatlıklardan canı çok yanan Emrah gelen haberle yıkıldı.

Mersin Anamur'da amatör futbol hayatını sürdüren ağabeyi Ergün Bedir,

bir trafik kazası sonucunda otomobilin altında kalarak yaşamını yitirdi.

Ergün Bedir  evli ve 1 çocuk babasıydı.

Emrah'a ve ailesine sabır diliyoruz,

Bedir ailesinin ve tüm camiamızın başı sağ olsun.

 

http://ul.gcg.me/files/2010-05/ebd.jpg

 

Yazar: Editor
2010-05-01 10:29:35

1 Mayıs

http://ul.gcg.me/files/2010-05/mayday1.jpg

Sekiz saatlik işgününü kazanmanın bir aracı olarak bir işçi bayramı kutlamasının kullanılması fikri ilk olarak Avustralya’da doğdu. İşçiler 1856’da, sekiz saatlik işgünü talepli bir gösteri olarak, mitingler ve kutlamalar eşliğinde bir günlük genel grev yapmaya karar verdiler. Bu kutlamanın tarihi de 21 Nisan olacaktı. İlk başta, Avustralyalı işçiler bunu sadece 1856 yılı için düşündüler. Fakat bu ilk kutlama Avustralya’nın işçi kitlelerini ateşleyip yeni bir heyecana iterek, üzerlerinde o kadar güçlü bir etki yaratmıştı ki, bu kutlamanın her yıl yapılmasına karar verildi.

Avustralyalı işçileri ilk örnek alan Amerikalılar oldu. 1886’da 1 Mayıs’ın genel grev günü olmasına karar verdiler. O gün 200 bin Amerikalı işçi iş bırakarak 8 saatlik iş günü talebini yükseltti. Sonrasında, polis baskısı ve yasal baskılar işçilerin tekrar bu ölçekte bir gösteri yapmasını yıllar boyunca engelledi. Ne var ki, işçiler 1888’de kararlarını yenilediler ve bir dahaki gösterinin 1 Mayıs 1890’da yapılmasına karar verdiler.

"1 Mayıs’ta, sekiz saatlik işgününün uygulanması talep edildi. Ama bir kez bu hedefe ulaşıldıktan sonra, 1 Mayıs’tan vazgeçilmedi. İşçilerin burjuvaziye ve egemen sınıfa karşı mücadelesi sürdükçe, bütün talepleri karşılanana dek, 1 Mayıs bu taleplerin her yıl dile getirildiği gün olacaktır. Ve daha güzel günler geldiğinde, dünya işçi sınıfı kurtuluşunu kazandığında, insanlık muhtemelen, zorlu mücadelelerin ve ödenen bedellerin anısına 1 Mayıs’ı yine kutlayacaktır."

Rosa Luxemburg  

Yazar: Editor