2012-01-06 06:59:30

Hafta Biterken

Akp milletvekili Hakan Şükür TV’de futbol yorumculuğuna devam ediyor. Bu ülkede kim için ne desek boş. Ama hakkaten boş, zira futbol da tam egemenlik alanlarında elbette resmi partili yorumcular olacak hatta daha çok olacak. Partim isterse bırakırım, demiş. Benim istemem yetmez mi acep? Bir çekil be vekilim, parti iradesi için değilse de Allah rızası için… Az görüşelim!

İlker Başbuğ görevdeyken “terör örgütü yöneticiliği ve darbecilikten” tutuklanmış. Yorumsuzum.

  • FB hocası Aykut Kocaman 
  • “futbolda dengeler değişti, bize ince ince giydiriyorlar” 
  • gibi bir şey demiş. 
  • Ntv yorumcusu Mehmet Demirkol da 
  • bu lafın içindeki siyasi mesajı anlamazdan gelip 
  • “daha önceki dengeler neydi” 
  • gibisinde ve zekâsına hiç yakışmayan bir soru ile karşılık veriyor. 
  • Şikeciliğe gönderme yapıyor kendince.
  • Be Mehmet, bunu da anla bir zahmet! 
  • Dalıver bu siyasi hesapların döndüğü şaibeli şike iddialarının arka sokaklarına, ne var!
  • Korkma Ntv kovar diye. 
  • Evet, kovarlar ama gider başka bir yerde iş bulursun. 
  • Anlamadıysan ben söyleyeyim sana yine de; 
  • siyasi dengeler futbola da bir ince ayar verdi 
  • ve “yıkılmayan son kale”ye girildi. 
  • Hani İstanbul takımlarının her kalesine girilsin 
  • bana ne diyeceğim, 
  • ama olmuyor ucu bir memleket meselesine kadar gidiyor. 
  • Ve yarın bir gün bizim kaleye de girilirse bu manada, 
  • başkalarını bilmem fakat ben üzülürüm…

Bolu’nun bir köyünde 11 yaşında bir kızcağız 8 aylık hamileymiş. Buyurun bakalım! Bu utancı nerenize sokacaksınız?

  • Mümtaz Türköne denen 
  • Zaman gazetesi yazarı zat 
  • Cumhurbaşkanı tarafından atandığı 
  • Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu başkanlığı görevinden istifa etmiş. 
  • 15 gün sonra. 
  • Tepkiler üzerine. 
  • Ama gerçekten, 
  • Atatürk düşmanı bir adamın öyle bir görevde olmasının sadece kara mizahı var 
  • iyi niyeti filan yok. 
  • Atanması ne kadar yanlışsa, 
  • istifası da o kadar isabetlidir 
  • kanımca.

Haber Türk,  zalimce (!) muhalefet yapan ve belki de tek haysiyetli yazarını, Ece Temelkuran’ı kovmuş. Ne diyelim, gazete onların, siyaset onların…

Şimdilik bu kadar olsun, Akşama doğru bir Adanaspor yazısı ile tekrar görüşmek üzere... 

Yazar: Editor
2011-10-20 09:04:18

GBB maçıyla ilgili yazacak hiçbir şey yok.

Çünkü iki sezondur zaten yazıyoruz, domino etkisidir bilme nedir diye. 

Son yılların en kötü Adanaspor'u sahne alıyor, her geçen hafta iş daha da kötüye gidiyor.  

Anlaşıldı,

hocaların yapabileceği bir şey yok!

Ama lütfen Bayram Başkan,

onca emeğinize sahip çıkın, bir hakkınızı kullanın, hocayı değil ama ötekini gönderin. 

Hemen, şimdi; çünkü yarın çok geç olacak! 

Yorulduk bunları yazmaktan.  

Şunları yazmak çok tatsız ama şahsi lig hedefim, bu koşullarda sadece kümede kalmaktır! 

Yazar: Editor
2011-09-26 17:47:37

Futbol ve Uğurlu Şeyler

 

Futbol, kendi içinde birtakım inançları barındırır doğal olarak. Örneğin ben hala sigara ile gol yolunu açma uğur denemeleri yapıyorum. Rize maçında neredeyse nargile yakacaktım: ))

  • İki deplasman ve iki galibiyet; ikisini de Malatya bölgesi hakemleri yönetti. 
  • Evdeki maçı yanılmıyorsam Konya bölgesinden bir hakem yönetti. 
  • Alın size tam bize göre bir istatistik.
  • Giresun maçının hakemi Taner Gizlenci! 
  • En son 11 Ekim 2009’da Adanaspor – Samsunspor maçını yönetmiş 
  • ve o maçı da 2 -0 almışız. 
  • Denizli bölgesinden. 
  • Dürüst bir maç yönetir diye düşünüyorum. 
  • Gerçi Giresunspor taraftarı bu isimden hoşnut değil. 
  • Neyse. 
  • Bize çalmasın, doğru düzgün çalsın yeter, 
  • hiçbir hakem maç sonucunu işimize gelecek de olsa hatalarla etkilemesin. 
  • Bu arada genel formlarda Özgüç Türkalp’in maç almamış olması şenlikle karşılanmış. 
  • Demek ne kadar can yakmış herifçioğlu. 
  • Ona olan tepkilerimiz evrensel bir karşılık bulacak neredeyse: )

Bir de TRT6 diğer adıyla TRTŞEŞ bize iyi geliyor. Bu sezonun iki deplasman galibiyetini oradan izledik. O zaman devam etsin, 3 puanlar da gelsin.

Yazar: Editor
2011-06-06 13:16:49
http://www.habermonitor.com/img/hopa-olaylari-ankaradaki-protestocular-adliye.jpg

Hopa’da sıkıyönetim!

Başbakanın Hopa’da protesto edilmesi üzerine tahmin ettiğimiz “Akp terörü” kendini göstermeye başladı.

  • Gözaltılar,
  • hukuksuzluklar,
  • şiddet,
  • insan avı,
  • gece baskınları,
  • bu baskınlarda insanları rencide etmeler,
  • eşyaları kırıp dökmeler,
  • bunları kaydeden güvenlik kameralarına el koymalar,
  • Hopa halkına uygulanan şiddeti bu yolla örtbas etmeler,
  • darp, işkence…
  • Akp bunu devlet erkini kullanarak yapıyor.
  • Kendi halkından intikam alıyor, özgür iradeden nefret ediyorlar çünkü,
  • onlar kendilerinin hükmündeki, kontrolündeki biatçı iradeyi seviyorlar,
  • Akp ileri demokrasisi öyle bir şey.
  • Sonra da Akp hükümeti Suriyeli, Libyalı, Mısırlı muhalifleri Türkiye’de örgütlüyor, destekliyor.
  • Sormazlar mı adama bu nasıl iştir diye.
  • Akp'nin ve başbakanının bu ruh halini nasıl tarif etsek!

‘Ruhi Su’nun dediği gibi;

“Şiddetin sabahı yakın

Dayan dizlerim dayan!”

Dayan Hopa!

Yazar: Editor
2011-03-23 10:35:09

Başbakanımız bir Arabistan kralına “ağabey” filan demesin. En kalbi duygularımızla rica ediyoruz. Yoksa burada bizim içimiz eziliyor, gururumuz kıvranıyor.

http://images.habervitrini.com/haber_resim/abdullah_bin_abdul_aziz.jpg

Başbakan, Cidde’deki konuşmasında Suudi Arabistan kralına “ikili görüşmemizde, Türkiye’de biz en büyüklere ağabey deriz, size de ağabey diyebilir miyim” diye sormuş, o da yani Harameyn Melikin Şerif Abdullah da “ne demek canım, tabi ki diyebilirsiniz” demiş.

Ne güzel bir samimiyet sahnesi…

  • Ama Başbakan Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı iken,
  • o makama sahip iken, üstelik
  • – ne kadar uzun sürerse sürsün, önünde sonunda -
  • geçici olarak o sıfata sahip iken,
  • Türkiye üstelik bir ileri demokrasi ülkesi iken,
  • her ne kadar seçim sürecine dair kaygılarımız olsa da,
  • eşit koşullarda bir seçim yarışı yaşanmıyor olsa da,
  • seçimler referandumlar bir seçme özgürlüğünü işaret ediyor iken,
  • ülkemizde…
  • Ülkemizin Başbakanı,
  • bir Suudi şeyhinden krala,
  • üstelik bir Amerikan adamı olana,
  • bu ülkenin Başbakanı olarak,
  • ikili ilişkilerinde bile “ağabey” dememeli, demesin, diyemesin,
  • bir his ona engel olsun,
  • ne bileyim bir iç güç onu durdursun Başbakanımız veya Akp Başbakanı bir Arabistan kralına “ağabey” filan demesin.
  • En kalbi duygularımızla rica ediyoruz.
  • Yoksa burada bizim içimiz eziliyor,
  • gururumuz kıvranıyor.

Hayır, başbakan bir gün vakti gelince bırakır bu görevi; hacdır, umredir o esnada kime nasıl isterse öyle hitap eder, izinli veya izinsiz… Karışan namerttir…

Ama hal böyleyken…

Topa bir bassak bre…

[Ama ülkemizde ‘bu tür İslamcı davranışların’ nasıl bir Suudi veya büyük ya da ağabey algısı olduğu da bizden çok daha iyi biliniyordur… Hikmetyar meselesi de unutulmuş değil hani…]

Yazar: Editor
2011-02-05 19:50:57

Bugün Ne Oldu?

http://4.bp.blogspot.com/_83b0G7GFF9w/TOLoGObQfCI/AAAAAAAAFs8/4NkxZthz96k/s1600/calendar_clip_art.gif

 Rize evinde Denizli’ye yenildi. O Rize ki flaş transferlere imza atmış. Bir Sertan Vardar bile yeter, der idim. Ama yetmedi işte. Veya şimdilik yetmedi… Çok isim, büyük isim laf. Bu arada Denizli de önemli birkaç isim almamış değil. Örneğin Ceyhun Eriş.

Denizli Rize’yi Rize’de üstelik hocasız yendi. Demek hocasız da oluyor. Gün geçtikçe, tanık oldukça genelde değilse de B:A: 1. Lig özelinde hocaya filan gerek yok diye düşünüyorum. Takım içinde iyi bir ağabey, takımda titiz bir yönetim, belki kondisyoner (geliştirici) filan… Yeter. Yani bana yeter gibi geliyor. Zaten bazı takımlarda işler öyle yürüyor, o hükümsüz hocalar(!) yüzünden…

Bu maçın sihri şuydu: Denizli topa sahip olmak istedi, bunu sağlamak için birbirlerine yakın oynadılar ve yardımlaştılar. Bu da oyun hâkimiyetini getirdi. Rize’ye hemen hemen hiç pozisyon vermediler. Paniklememeleri de önemli avantajları oldu. ve yendiler. Nasıl? Sihir diye bir şey zaten yoktu değil mi!

 

Yarın bizim sahiden bir sihre ihtiyacımız olmaz dilerim. Ama maçın TV’den gösterilmemesi bir avantaj olabilir, çokça eleştirdiğimiz isimler için. Belki biraz rahat hissederler kendilerini, stresten uzak… Ne bileyim, bardağın dolu yanını görmeye çalışıyorum. Çaresizce mi desem?

 

Peki cumartesi itibariyle başka ne oldu?

İstanbul’da Galatasaray Lisesi önünde benzin fiyatları protesto edildi. Hadi bakalım.

Taksimde Hopalılar şenlikli bir HES eylemi yaptı. Ne güzel…

İşçiler, torba yasasına tepki çerçevesinde bu meseleye duyarsız kalan TÜRKİŞ yönetimini yumurtaladı. Şık bir hareket.

Yalnız ve mutsuz ülkem, demişti Nuri Bilge Ceylan. Yoksa sadece yalnız ülkem mi demişti? Hayır yalnız ve güzel ülkem demişti, ben güzeli mutsuzla değiştirmiş olayım.

Öyle, mutsuz ülkemizde antideprasan tüketimi fena artmış. Ne olabilir sebep? Bence iş bilmez teknik direktörlerdir bu mutsuzluğun sebebi, geniş anlamda T.Direktör; ))

 

Bu gün bitti, biz yarına, pazara bakalım…

Yazar: Editor
2011-01-29 12:49:57

Ama Biz Mirasyedi değiliz

Kartal maçına gideceğiz, takımımızı yine aşkla destekleyeceğiz, kimi tatsızlıklardan dolayı heyecanımızı biraz kaybetsek de, destekleyeceğiz. Ama arada sigaramızı yakıp şöyle bir bakacağız sahada neler olduğuna. Takımın çoğu örneğin Mersin maçında olduğu gibi, yine canla başla mücadele edecek. Onlara sevgimiz, hürmetimiz baki olacak.

  • Fakat,
  • işlerin ters gitmemesi için yalvaracağız içimizden,
  • gizli gizli totomler,
  • dilekler,
  • temenniler,
  • aman erken bir gol,
  • hemen bir gol,
  • güzel bir gol...

İlk kriz aslında maçtan önce patlak verebilecek, bir ihtimal, o ihtimal de ilk formanın kimde olacağına ilişkin bir ihtimal.

O.Ö. muhtemelen bildiğini okuyacak taraftar da kendi bildiğini okuyacak. O sırada takımın geneli nasıl etkilenecek o bildiğini okumalardan.

Bir hiddetimiz olsa da, bazı arızaların çıkmasından hep tedirgin olacağız.  Bir tatsızlık olmaması için ne yapılır? Esame listesini gidip değiştirecek halimiz yok ya, ulan lanet olsun diyeceğiz içimizden. Suyu, o manada, akışına bırakacağız...

  • Ve işte
  • 'heyecanımız gider olduysa da sevdamız duruyor yerli yerinde' sloganıyla
  • "aşkımız Adanaspor'a" deyip desteklerken
  • işlerin 90+ dakika rast gitmesi için de
  • tüm tribün ritüellerini yerine getireceğiz. 

Hadi bir gol, hemen, bir gol, güzel bir gol... Çünkü beklentimiz bir kaos değil, onca laf bu yüzden, ama derdimiz akla zarar işlerden... Çünkü herkes gidecek biz buradayız ilel ebed. Çünkü hoşnut olduğumuz tatlı bir kaderdir bize Adanasporluluk:

  • Babadan,
  • bu şehrin sarı sıcağından,
  • tribün hatıralarından,
  • her bir efkardan,
  • şampiyonluk lezzetlerinden,
  • eş dost arkadaştan,
  • aşktan sevdadan bize sonsuz bir mirastır...

Ama işte biz mirasyedi değiliz, har vurup harman savuralım bu "Adanasporluluk servetimizi". Derdimiz meselemiz budur, kimseler de savurmasın Adanaspor'umuzu, sevgimizi, bizi...

Evet, bir mirastır bize Adanasporluluk, ama biz vefasız hayırsız mirasyedi değiliz.

Kimseler de Adanaspor'a bir mirayedi gibi davranmasın. Bu camiada hep emek var ta 1954'ten beri, kimseler bunu yok saymasın, hele o kulübedeki istikbali ancak üç beş günlük olan biri...

Gideceğiz bu maça da gidecek destekleyeğiz, ama...

Yazar: Editor
2010-12-21 13:56:00

Güzel Şeyler de Oluyor Memlekette 

Ne mi oluyor güzelinden? Buyurun sıralayayım:

  1. Bakan vekile, vekil bakana yalancı diyor. İyi işte devlet sırları bir bir açıklanıyor.
  2. İngiliz Kemal, hani nerede 4 liralık benzin, diyor, ben görmedim diye ekliyor. Aynı gece haberlerde benzinin 4 liradan satıldığını kanıtlayan istasyonlar gösteriliyor. İyi bir şey bu, inkâr demokrasisi gelişiyor.
  3. BJK, İspanya’yı karıştırmış. Ne iyi! İlle de kendini mi karıştıracak bir kulüp?
  4. Aziz Yıldırım bir lokantada karşılaştığı Arda’ya “ulen sen de mi buradasın?” demiş, buna Adnan Polat bozulmuş. E, iyiymiş.
  5. Chp’ye oy bile vermemiş isimler parti yönetimindeymiş. Bu daha güzel, yeni oylar geliyor işte.
  6. Chp’de kurultaya biz itiraz daha gelmiş. Gelmese ayıpmış.
  7. Kaplumbağanın teki timsah yemiş. Gerçi bu haber memleket menşeli değil, olmaz.
  8. Solun meclisteki sesi olacağını iddia eden Ufuk Uras’ın kaçırıldığı söylentisi var. Yahu en güzel haber budur o zaman.
  9. Kötü haber: Bilgisayarın şarjı bitmektedir. Yazıyı kısa kesip siteye yüklemem icap etmektedir…
Yazar: Editor
2010-11-05 12:13:13

Umuda Yolculuğumuz

Ligde dokuz haftayı geride bıraktık… İki galibiyet, dört beraberlik ve üç yenilgi ile elde ettiğimiz on puanımız var… Kötü günler geçirdik… Kemal Kılıç’ın ihaneti ile başlayan süreçte taraftar futbolcu kavgası, belediyenin yönetime ekonomik baskısı, Cemal Gürsel menteşe’nin ayrılışı gibi sorunlar üst üste geldi…

Böylesine zor bir süreçte bile 10 puan toplamayı başardık –ki kişisel ve kenar yönetimi hataları ile kaçan puanları eklerseniz ligde ilk üç sıranın içinde olabilirdik-Dün gece ligi alıp götüreceği söylenen ve hatta bu ligin üstünde bir takım olduğu iddia edilen Denizli’ye futbol resitali sunduk… Kenar yönetimimiz gerekli müdahalelerde gecikmese, forvetlerimiz son vuruşlarda becerikli olsa Adana’ya galibiyet için gelen Denizli farklı bir yenilgi ile ayrılabilirdi sahadan…

Ki TRT ekranlarında Ömer Üründül : “Hayret ediyorum, bu Adanaspor nasıl dokuzuncu sırada” diye sorarken ezberleri yeniden bozduğumuzu ilan ediyordu aslında dosta düşmana…İki teknik direktörle yollarımızı ayırdığımız ve üçüncüyü aradığımız bir dönemde bile altıncı ile aramızda iki puan; liderle aramızda on bir puan fark varsa hiçbir şey bitmemiştir bizim için, umutlar tazedir ve yarışta Adanaspor hala vardır…

Geçen yıl çoğu maça 18 kişilik kadroyu tamamlayamadan çıkan, buna rağmen Süper ligi averajla kaçıran takımızın bu yılki geniş ve alternatifli kadrosu düşünülürse başarıya ne kadar yakın olduğumuz görülebilir…

Peki nelere gereksinimimiz var dersiniz?

Birincisi, takımı toparlayacak, futbolcuya yön verecek ve yalnız bizim futbolcularımıza değil rakip takıma hatta hakemlere bile ağırlığını hissettirecek bir hoca;

İkincisi, nerede ve ne zaman patlayacağı bilinmeyen ceza alanı içinde serseri mayın gibi dolaşmayan, arkadaşlarına ve taraftara güven veren bir kaleci; yani kendini tam olarak toparlamış bir Tolgahan…

Bu iki eksik giderilirse Süper Lig yolumuz her zamankinden daha açık olacaktır…Taraftara gelince, özellikle Diyarbakır maçı ile alkışı hak eden, içindeki bölünmeyi çözen Adanaspor taraftarı, Denizli maçındaki bilinci ve desteği ile “BÜYÜK ADANASPOR TARAFTARI” adını fazlasıyla hak etmiştir…

Bundan sonra hiçbir futbolcunun “taraftarın kötü sözleri” diye başlayan cümleler kurmaya hakkı yoktur ve hatta buna gerek de yoktur… Adanaspor taraftarı destan yazmaktadır…

Şimdi sıra o destanı futbolcuların tamamlamasındadır…

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Yazar: Editor
2010-10-29 22:34:57

Acıyorsam Sana…

http://ul.gcg.me/files/2010-10/oral-calislar.jpg

Girizgâh Niyetine

“Yaşımız erdi kemale, dönelim gayri ol Recep’in cemale” diyecek halimiz yok şu referandumdan sonra, örneğin Oral Çalışlar’ın referandumdan çok önceleri yaptığı gibi; ama o omurgasız zevata bir çift lafımız olacak, namus borcudur...

1980 12 Eylülünün sivil ayağına 2010 12 Eylülünde çakıl taşı olanlardan biri olan Oral Çalışlar, kendinden önceki döneklerle açılan arayı kapatmak için takdire şayan bir gayret göstermiştir. Gerçi onu bizden daha iyi tanıyan ve izleyenlerin tanıklığına göre Oralcan bu dönüşü uzun zaman öce başlatmıştır zaten. Somut yansımasını ancak Ramazan arifeli referandumda idrak edebildik.

Hatırlatma Niyetine

Oralcık, “Portreler” adlı kitabının ( Çağdaş Yayınları, Aralık 1996, İstanbul) önsözünde şöyle diyor:

“Deniz gezmiş arkadaşımdı. Yaşıtımdı. 68’in ortak hayallerini onunla paylaşmıştık. Onu 23 yaşında astılar.

Yaşar Kemal, hep sevdiğim bir büyüğüm, ağabeyim. Onun romanlarını okudum, onunla dost oldum. Aynı toprağın insanı olmak, hele Çukurovalı olmak, Yaşar Kemal’in hemşerisi olmak bana hep onur verdi.

Aziz Nesin’le aynı ülkede ve onun yaşadığı yıllarda yaşamak ve onu yakından tanımak mutluluktu. Bu mutluluğu doya doya tattım.

Mehmet Ali Aybar, Türkiye’de sosyalizmin kitleselleştiği dönemin simge adıydı. TİP Genel Başkanı olarak TBMM’de 8 yıl gericiler demokrasi dersi verdi.

Sabahattin Ali, yüreğimizde kanayan bir yara. Onun esrarengiz ölümü hala ne büyük acı. Sabahattin Ali’nin ismi şimdi öldürüldüğü dağlarda. Başı dağ, saçları kar Sabahattin Ali’nin.

Yılmaz Güney, Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük sinema dehası. Filmleri ise hala kayıp. Cuntanın generalleri, bu filmleri ne yaptıklarını yıllardır söylemediler.”

Sual Etmeme Niyetine

Bunları Oral çalışlar yazmış, çok eskilerde değil, 1996’da. Ne hoş hisler değil mi? Ama bunları yazan bir insanın yazdığı o satırların arasında, o duygu ve düşünlerinin arkasında olması gerekmez miydi? Benim bu sorum da pek manasız ve sıradan oldu değil mi? Yukarıda geçen alıntıdaki sözlerin samimiyetsizliği gibi…

Oral Ç. yazı hayatının son dönemlerinde Akp tekneciğine binmeyi içine sindirebilmiştir. O cemaatle birlikte hareket etmekte bir beis görmemiştir. Olabilir. Elbette bunu bir sebebi vardır. Bakın Ertuğrul Günay bir bakanlık kapmıştır, tam da siyasi bir cenazeye dönüştüğü sırada.

Belki yorulmuştur kendisi, yılmıştır, ezginleşmiştir. Mümkündür, pek insani veya gayri ihtiyarı… Örneği çok ya, olağan kabul ediliyor.

Aman be, ben mi kurtaracağım dünyayı, deyip tatlı hayatçılar tayfasına bir demokrasi cengâveri kadrosuyla dâhil olmuştur. Ona Cengizlerle, Altanlarla, Hasanlarla, Mehmetlerle ve bir alay dönek dümbelekle güzel ve mesut bir hayat dilemekten başka yapacağımız bir şey yoktur.

“Şu referandum sürecinde paketin içini nasıl görememiştir, bu Akpcilerin ezelden beri, demokrasi ve hatta özgürlükle bir işi olmamıştır ve olamayacaktır, bunu nasıl anlayamamıştır? Sosyalist bir yazar sıfatıyla şu işbirlikçiliğini nasıl birleştirebilmiştir?”  şeklindeki teneke soruları yöneltmeyi gereksiz buluyorum. Demek ki adamcağızın nefesi ve nefsi buna yetmiştir.

Mektup Niyetine

Bak Oralcan, yukarıdaki önsözüne şöyle bir ayar verebiliriz 2010 Ekiminde (ki Ekimlerin anlamını unutmuşsundur gayri), bu da küçük bir tat olsun sana.

Deniz Gezmiş senin yaşıtın değil. O hala 23 yaşında ve hala devrimci. Sen kendi hayaline devam et, Deniz’den uzak kal, boyunu aşan yerlere gitme, sığ sularda dolan. Sen şimdi onu asan fikriyatla aynı gemidesin.

Yaşar Kemal bir Çukurova Destanıdır, hem de destancısıyken. Sen onun romanlarını yanlış okumuşsun be güzelim. Sanırım örneğin İnce Memed’i okurken kahramanların Abdi Ağa, Ali Safa Bey, Ali Saim Bey vs idi. Yaşar Kemal’in hemşerisi olmak bize onur verir, seni Çukurova’nın sıtmacı sivrilerinden sayıyoruz gayri. Artık, Yaşar Kemal olmaz! Sana Orhan Pamuk versek, ağabey arkadaş muhabbetinde, ha?

Aziz Nesin’in uğradığı zulmün baş aktörleriyle aynı sahneyi paylaşıyorsun ama Oralcan, bak şimdi selam verme zamanı, oyunun bir sahnesi bitti, yalnız öne çıkamazsın; çünkü figüranlar biraz beriden, azıcık kenardan verir selamı bilirsin. Yaşasaydı, Aziz Nesin zannederim ki seninle aynı ortamı paylaşmış olmaktan hicap ederdi. Seni şimdi ROK’a, Metiner’e filan havale etsek, veya orada bir alay Akp muhibbi var, çakma özgürlük ve demokrasi savaşçısı, başbakan kankası var. Oradan birileriyle eğleş.

Mehmet Ali Aybar’ın demokrasi dersi verdiği o gericilerle aynı fotoğrafta olmak nasıl bir histir be Hacı’m? Mehmet Ali Aybar devam ediyor o demokrasi dersine, ama sen dersten kaçıyorsun… Oralcığım, neredesin?

Bu nasıl bir cümledir, ne klişe bir ifadedir, ne sahte bir hissiyattır Oral Çalışlar: “Sabahattin Ali, yüreğimizde kanayan bir yara.” Gerçi 14 sene öncesi, henüz toysundur, edebiyat kokmayan, Yaşar Kemal misali has cümleler kurmak zaman işidir. Çalış olur. Sen şimdi kanayan o yaranın faillerinin karanlık koridorlarındasın (bak, nasıl ifade ama!), onlarla yan yanasın işte Oral Bey. O dağlardaki cinayetin parmak izinin en az yarısını çevrendeki örgütlenmenin tarihçesinde görebilirsin. Lakin evet, hâlâ başı dağ, saçları kardır Sabahattin Ali’nin. Peki, sen ne âlemdesin?

Yılmaz Güney! Yaşasaydı ve şu halini görseydi inan öyle bir “iki çift laf”ederdi ki sana, insan içine çıkamazdın. Şimdi 12 Eylül 1980’in sivil dönüşümünü yansıtan 12 Eylül 2010 cuntasının yamacında, modern Kenan Evren’in vesayetinde, sivil generallerin keyfiyetinde, bir ülkenin kayboluş filmine tanık olabilirsin; izin olursa da bu filmin senaryo ekibinde de yer alabilirsin.

Niyet Niyetine

Nedir? Biz askeri veya sivil tüm cuntalardan, davanın asıl sahipleri olarak esas hesabı sormak, o kara defteri dürmek için hep saflardayız. Korkma, o sırada kapın çalındığında sadece kulağını çekip “seni seni” diyeceğiz. Teslim olmana gerek kalmayacak yani!

Kitabında, alıntı yapmışsın Deniz Gezmiş’i anlatırken, Can Yücel’den, “Aşk Olsun Sana Çocuk” şiirinden. Biz de oradan bir alıntıyla bitirelim o zaman: Meşk olsun sana Oral, meşk olsun, ama;

“Acıyorsam sana...!”

Yazar: Editor
2010-10-13 21:03:36

Konuya Katkı

Sevgili Editörün "Futbol afyondur o vakit fena uyuşturur" yazısını okuduğum da tam da içimden geçen düşünceleri yansıttığı için kendilerine teşekkürlerimi sunuyorum :)

Pazartesi akşamı bütün TV kanallarını gezerken bir kaç yerde yine konu Mesut Özil' di maalesef... Almanya'da yabancılaşan Avrupalı yaşamı benimseyen Türk ailelerinin ve bunun yanında Türk mahallelerinde Türk adet ve geleneklerine göre yaşayan Türklerden bahsediyorlardı. Bir futbol ki  Avrupa ülkesinde yaşayan bir futbolcunun yaşadığı ülkenin milli formasını tercih etmesinden dolayı eleştiriliyor. Yitirilen bir kimliği var Mesut Özil'in ve görüldüğü kadarıyla bu durum kendinden başka kimseyi ilgilendirmiyor. Biz millet olarak böyle duygusal tepkilere karışmasak da herkes bildiğini yapsa... Bu bir tercih meselesidir, bu bir kişiye verilen hak'tır... Ne demişti Atalarımız? ''Doğduğun yer değil doyduğun yer'' Bu konuyu bende uzatmadan sosyolojik açıdan bazı spor tanımlarına yer vermek istiyorum;

Spor , “ İnsanın doğasında bulunan saldırganlık için sağlıklı ve barışçı bir emniyet supabı, saldırganlık güdüsünü denetim altına alan uygun bir ‘dostça rekabet ‘ ortamı, savaşın da barışçı ikamesidir. “

Spor , “ kişinin ruh ve beden sağlığını güvence altına alan, onun topluma uyumunu sağlayan, günlük hayatın gerginlik ve sürtüşmelerini masseden bir araçtır. “

Spor , “ devletler için hem doğal, hem gerekli olan yayılma politikaları için en etkili askeri eğitim aracıdır.”

Spor , “ Oyunla yarışmayı birleştiren, bedensel yetenekleri daha fazla olduğu için kazananları ödüllendiren, üst düzeyde oyun, mücadele ve ağır kas çalışması gerektirdiği için sürekli ve yoğun çabayı zorunlu kılan bir uğraşıdır.”

Spor , “ bir yandan kitlelerin afyonu, beri yandan suspansuvarlı milliyetçiliktir.” bu cümlenin  Mesut Özil problemini tamamen kapatması dileklerimle :)

Nazlı Demirkaya

 

Yazar: Editor
2010-10-05 11:50:46

Bir Çözümü Olmalı

Fevzi dile getirdi derdini maçtan sonra, Tolgahan da… Bakın adamlar orada çok net. Yekten küfür geliyor ve biz bunu duyuyoruz, diyorlar, etkileniyoruz… Daha ne desinler? Şimdi bunu doğrudan açık yüreklilikler dile getiren o insanlara bir kulak vermeli. Sözüm yine o tekilden takılanlara. Yoksa bu sayfaya giren arkadaşlarla belli bir duyarlılığı paylaştığımıza eminim, taraftarın genelinden eminim... Dertleşiyoruz sadece.

Onlar da yani sövenler de galiba bir tür Adanaspor sevgisiyle yapıyorlar bunu ve bu meselenin başka tribünlerde de yaşandığını gayet iyi biliyoruz. İsteyen yüzleşir, isteyen sorunu yok sayar. Biz “hedefimizi doğru koyarak” yani orada burada duran, amacı meçhul kitleye yapıyoruz eleştirimizi. Yüzleşe yüzleşe…

Karşındaki âşık olduğun takımın futbolcusu olmasa da, herhangi bir insan olsa da, sokaktan öyle biri olsa da, o şekilde yaklaşamazsın mevzuya. Olmaz. Yakışık almaz. İnsaniyete sığmaz. Delikanlılığın yanından geçmez. Tek kelimeyle ayıptır. Ödlekliktir. Haddizatında böyle bir şeye bire birde o küfürcülerin yüreği filan da yetmez. Düşünün, dolmuşla şehre iniyor, şoför arkadaş biraz hızlı gitti diyelim ve aynı zat yani tribünden topçusuna sinkaf eden şahsiyet kalkıp orada bir can meselesinde bile, tribündeki ifadesine yakın bir şekilde söyleyeyim, “yavaş gitsene… vs…” diyemez, en acil durumlarda hakkını arayamaz ama oradan kalkıp sahadaki insana sataşır. Çünkü onunla yüz yüze göz göze gelmiyordur.

Ne yapmalı? Uyarmalı, ne yapıyorsun, demeli, bir sus bre, diye bir hiza verilmeli. İnanın hemen bir ayara geliyorlar, yeter ki onların o kof, kişiliksiz “taraftarlıklarına” yenilmeyelim. Ki onların da taraftarlıkla bir ilgisi yok. Onların kendilerini bir şey; Adanaspor’u, Adanasporluluğu hiçbir şey zannetmelerine izin vermeyelim. Şiddet yasasına kadar bu mücadeleyi şiddetsiz halledelim, uyararak… Bir Adanaspor için. Lütfen…

Yazar: Editor
2010-09-25 10:01:04

3 Puan İçin

  • Giresun'da Adanaspor 3 puana oynayacaktır.
  • Başka bir hedef bizi de,
  • hocayı da,
  • başkanı da,
  • takımı da kesmez.
  • Bizden güçlü bir takımla oynamıyoruz,
  • puana bizim kadar ihtiyacı olan bir takımla oynuyoruz ama.
  • Geçen haftayı adeta kendi evinde
  • fakat sürpriz bir biçimde puansız geçen rakip
  • belki bu noktada Adanaspor'a karşı bir direnç gösterecektir.
  • Bu direnci de sadece ve sadece
  • biz izin verirsek gösterecektir.

Örnek olsun diye söylüyorum; kupa maçında GBB biz izin verdiğimiz için galip gelip turu atladı. Bile bile elendik anlamında söylemiyorum bunu, mücadele kalitesi açısından yaklaşıyorum "izin verme" meselesine.

Geçen senede olduğu gibi mücadele edeceğiz sahada ve takıma bu sene katılan yaratıcı oyuncularla da galibiyeti getireceğiz.

  • Ben ısrarla ve iddiayla
  • takımın kadro kalitesine
  • ana hatlarıyla güveniyorum,
  • onlara inanıyorum.
  • Güzel günleri görmek için
  • onların yapması gereken
  • yalnızca
  • kendilerinin de içine sinen
  • inandırıcı bir mücadeledir.
  • İlk deplasman galibiyeti
  • ve sonrası nasıl olsan gelecektir.
Yazar: Editor
2010-09-13 11:52:53

Şenlik Ola

 

Hafta sonu istediğimiz gibi geçmedi. Önce Adanaspor’dan üzüldük, haliyle. Sonra da referandum…

Adanaspor başının çaresine bakacaktır, krizin üstesinden geleceğiz. Lakin aynı şeyi Türkiye için söylemek pek mümkün değil.

Felaket tellallığı değil. Hakikatin gerçek yüzü kendini kısa zamanda kademe kademe gösterecektir.

Örneğin, ülkenin sadece zaten ciddi bir değişime uğramış olan sosyal hayatı değişmeyecek doğal hayatı da sermayenin elinde kahrolacak.

Yani, doğal hayatın tahammül edemeyeceği bir santral kurulacak veya bir orman yağmalanacak ya da bir kurum daha peşkeş çekilecek.

  • Bunu önünde durabilecek hiçbir irade yok artık.
  • Alın şunu bir daha düşünün, diyecek herhangi bir aklıselim yok artık,
  • güçler dengesi yok artık.

Önümüzdeki yol bir tür krallık sistemine gider…

Şenlik ola…

Yazar: Editor
2010-06-20 08:39:11
http://ul.gcg.me/files/2010-06/rki.jpg

" Sakla yamalarını kalbim...

Kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla.

Yürü, arkana bakma,

Ama umursa.

Bazen anılara en çok yakışan elbise,

Birkaç damla gözyaşıdır unutma... "

Yılmaz ODABAŞI

Yazar: Editor
2010-05-26 00:07:57

aşkın en uzak hali

http://ul.gcg.me/files/2010-05/yy.jpg

"ne kadar uzaktır ki aşkın en uzak hali
bir başınalıktan da mı uzak
kaf dağından, çini maçinden de mi...

yemen çöllerinden...

ama işte ne kadar uzaktır
sensiz bir ayışığından
bir yaz denizinden
sessiz akşam rakılarından...

ne kadar uzaktır en uzak hali aşkın
ki uzaklık aşkın en naif halidir
...
kimsesiz bir keder
aşkın bu hali..."

Yazar: Editor
2010-04-15 07:48:15

Konya’dan Önce! Kritik Zamandayız...

http://ul.gcg.me/files/2010-04/fttr.jpg

Adanaspor’umuzun bu haftaki Konya deplasmanı asıl konumuz olsa da  tribündeki sorunlara da değinmek istedim.
Bayan taraftarlar olarak belki büyüklerimizin yanında söz sahibi değiliz. Biz konuşma gereği duyduysak birbirimizi aile gibi gördüğümüzden dolayıdır.

  • Öncelikle Konya deplasmanına gelemediğimiz için üzgün olduğumuzu belirtmek istiyorum. Kendi imkânlarımızı ayarlamış olsak da büyüklerimiz olan abilerimizden - kritik bir maç sizi tehlikeye sokamayız!- cümlesini duymak sanırım bizi mutlu etti.
  • Konya’da kardeşlerimizle birlikte kendi evimizde olduğu gibi takımımızı elimizden geldiği kadar hatta elimizden geleninden de fazlasını yaparak destek olacağımızdan şüphem yok fakat Konya’nın bizimle arasının iyi olmamasından kaynaklanan taşlama, biber gazı, cop, küfür  vs gibi durumlardan bizi korumak isteyen abilerimiz başka bir deplasman sözünü vererek gönlümüzü hoş ettiler. Aslında tribün hayattır benim gözümde.
  • Söylenen hiçbir söze kulak asmıyorum. Beni armaya âşık binlerce insan anlıyor. Maçlarda küfür, kavga, saygısızlık gibi durumların azalması için biz varız. Artık maçlara anneleriniz bacılarınız geliyor. Takımıma deli gibi bağlı, kalbini gönlünü armaya adamış güzel kardeşlerim, birbirimize saygı, sevgi içerisinde olduğumuz sürece biz iyi yerlere gelmeyi hak ederiz.

Biz var oldukça, destek oldukça takım da güçlenecektir. Orada bulunan herkes kardeşimizdir. Sevincimizi paylaşalım. Zor günlerde ailemize destek olalım. Taraftar takımının ruhudur. Biz inanalım ki takım da ona güvenen bu kadar insanın yüzünü kara çıkartmasın öyle değil mi ? Kendi içimizde tartışmalar oluyor. Ben bunun Konya deplasmanına yansıyacağını düşünmüyorum. Çünkü benim taraftarım, abilerim, kardeşlerim hepsi takımımıza o kadar âşıklar, menfaatsiz çalışıyorlar  ki Konya’da bizi en iyi şekilde temsil edeceklerdir. Fazla uzatmayacağım  hepinizin duacısıyım. Sağ salim gidip gelmeniz dileğiyle renktaşlarım yolunuz açık gazanız mübarek olsun. Unutmayın Turbeyler önde gider ;) biz şampiyon oLacağız Hepimiz için…

Müge Aydın

Yazar: Editor
2010-03-23 02:44:38
Alkış… Hakan… Fevzi
 
http://www.retroclipper.com/assets/images/autogen/a_xcartoonman12.jpg
  • Görünen o ki, alkış konusunda ortak bir nokta bulamamışız… Görünen o ki, küfür konusundaki uzlaşıyı alkış konusunda yakalayamamışız…  Ve her şeyden önemlisi, biz derdimizi anlatamamışız… Anlatamamışız ki Sevgili Hakan, rakip tribüne davet konusunda ısrar ediyor…  Öyleyse baştan başlayıp derdimizi biraz daha açık anlatalım…  Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki sevincimiz, hüznümüz, düğünümüz, sünnetimiz abartıya bulaşmıştır yüzyıllardır… Ölümüne severiz, ölesiye içeriz, düğünde silah atarız, sünnette korna sesleri ile kenti ayağa kaldırırız… Futbol cephesinden bakınca da farklı değildir bu görüntü… Yenilgi sonrası cenaze marşları çalar, galibiyet sonrası destanlar yazarız…  Bu bizim kültürümüz… Bu bizim yaşam biçimimiz…
  • Neden böyleyiz biz? Neden ortamız yoktur bizim? Neden eleştiri sözcüğünden çok haz etmeyiz… Neden eleştirmek adına bütün değerlere saldırırız? Görüyorsunuz ya, sorular art arda geliyor… Bu soruların yanıtları ise bu coğrafyanın havasında suyu saklı  galiba…
  • Bir de işin şu boyutu vardır, yurdum insanında… Kendi takımını  alkışlayan rakip taraftarları kardeş ilan eder; ama kendi taraftarı rakibi alkışladı mı damga hazırdır: İhanet! Öyleyse adres de hazırdır: Rakip tribün… Bunun adı  nalıncı keseridir… Nalıncı keseri “hep bana, hep bana” diye vururmuş… Oysa testere olmak gerekir; çünkü  testere “bir sana, bir bana” diye kesermiş… Yazılar yazılıyor ve Altay taraftarı şiddetle kınanıyor, federasyon göreve çağırılıyor…  Biz hak ettik, emek verdik, böyle davranmamalıydı Altay taraftarı  deniyor… Peki sizi yenen takımı, tam da bu noktada, emeği için alkışlayanları niye ihanet zincirini tutmakla suçluyorsunuz, diye sormazlar mı o zaman…
  • Şimdi gelelim Giresun maçına… Giresun alkışı bir tepkidir; tepki yenilgiye değil, ruhsuzluğa ve inançsızlığadır… Ne yenilgiler görmüşüz, bırakın rakibi alkışlamayı futbolcularımızı bağrımıza basmışız, tribüne çağırıp alkışlamışız… Buca maçı sonrası, böyle oynayın, sonuç hiç önemli değil demişiz… Peki uzlaşamadığımız yer neresi… Giresun maçındaki oyun anlayışının yetersizliği, gençlerin 36 yaşındaki bir adamı durduramaması, Tolgahan’ın kalesinde güven vermemesi gibi noktalar herkesin gördüğü ama takıma zarar vermemek adına konuşmadığı konular… Yaş ortalaması 22 olan bir takım 36 yaşındaki bir adamı durduramıyorsa ben bunu söylemekten çekinmem… Yaş ortalaması 22 olan bir takımda, futbolcular düştükleri zaman kalkmıyorlarsa ben rakip takımı alkışlarım… Ruhsuz, inançsız bir takıma destek vermektense rakip tribüne kaçarak değil kalabalığın içinde “kral çıplak” diyerek Giresun’u alkışlarım…
  • Bizim elimizdekini yitirme korkusu ile eleştiri hakkını saklı tutmamız nelere yol açıyor görmüyor musunuz? Giresun maçında sahada gezinen Fevzi, Altay maçındaki oyunu ve golü sonrası beylik sözlerle açıklama yapıyor: “Bizi yerden yere vurmayın” Siz yerden yere vuran bir yazı okudunuz mu hiç? En acımasızını ben yazmışımdır; ama o da Sevgili Hakan’a takıldı…
  • Bir konuda Hakan’a katılıyorum, Adanaspor zor şartlar altında mücadele ediyor… Bu zorluğu Başkan, Hoca, taraftar yaşıyor… Ama tüm ligler içinde futbolcusuna borcu olmayan bir takımda oynayan bir futbolcunun bir maçlık da olsa “ruhsuzluk ve inançsızlık” lüksü yoktur… Ve her şeyden önemlisi, bir futbolcuyu, hocayı, oyun anlayışını eleştirmek ya da buna yönelik tepki alkışını rakibe sunmak turuncu sevdadan vazgeçmek demek değildir.

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU 

Yazar: Editor
2010-03-20 09:17:15
Anıların Peşi Sıra 
 
http://www.resimmotoru.com/data/media/1107/adana_tren_istasyonu.jpg

“Garibim; Ne bir güzel var avutacak gönlümü, bu şehirde, Ne de bir tanıdık cehre; Bir tren sesi duymaya göreyim, İki gözüm İki çeşme.” 

İşte bu dizeler, benim yaşadıklarım ve yaşadıklarımdan artakalandır… Tren demek, Tarsus demektir, benim için… Tren demek, istasyonların bıraktığı izlerdir… Tren demek, yokluğun mahkûm ettiği yolculuklardır… Tren demek, ray boyunca uzanan çocukluk umutlarıdır… Yıllar önce annem ve kardeşimle defalarca yaptığımız bu yolcuğa, şimdi çocuklarımla çıkıyordum… Onlar ilk kez trene binecek, bense anamın ve anıların izlerini kovalayacaktım…

Dolmuştan inip istasyona doğru yürürken, ilk kez tren yolculuğu yapmanın heyecanı sarmıştı çocuklarımı … Durmadan soruyorlar ve heyecanlarını dindirmeye çalışıyorlardı…

“Tren tam saatinde mi kalkar baba?”

“Geç kalırsak tren bekler mi baba?”

“Treni kim kullanıyor baba?”

“İstediğimiz yere oturabilir miyiz, baba?”

“Tren kalabalık oluyor mu, baba?”

...devamını okumak için yıklayınız...

Fatin Murat Seferbeyoğlu

Yazar: Editor
2010-03-10 16:41:10

Kaçan Galibiyetlerden Sonra

http://ul.gcg.me/files/2010-03/adanaspor_kocaelispor_gol.jpg

  • Karşıyaka deplasmanında galibiyeti kaçırmıştık. Özellikle son dakikada Okan’ın kaçırdığı o pozisyon hala gözlerimin önünde, muhtemelen siz de öyle düşünüyorsunuz. Sonra Rize maçında da aynı şeyler yaşandı, yine son dakikada yerini bulmayan bir pas bizi galibiyetten etti. Hacettepe’de kaçanlar ilk on beş dakikada elden gitmiş, görenler böyle anlatıyor.
  • Ama Samsun’da böyle olmadı. Adanaspor eline geçen fırsatı 86. Dakikada kullandı.
  • En son Kocaeli maçında böyle bir son an gollerinden birini atmıştık.
  • Şimdi şöyle üç beş sonuç çıkaracağım bu yazıdan:
  • 1) Maçın son düdüğüne kadar gol umudu bitmemiştir.
  • 2) Talihsiz bir golün kalemizde yarattığı travmadan ancak rakip kaledeki bir golle kurtulabiliriz.
  • 3) Ama bundan Giresun’u son dakika golü ile yensek de olur anlamı çıkmasın, yürek dayanmıyor.
  • 4) Sonrasındaki Altay maçından galibiyetle dönmek için lütfen ele geçen gol fırsatlarının hiç olmazsa yarısını ilk yarıda filan kullanalım ve Adana’da bir İzmir takımına bıraktığımız avantajı bu sefer bir başka İzmir takımından ele geçirelim.
  • 5) Bu yazıdan ancak bu kadar mesaj çıkar: ))
Yazar: Editor
2010-02-26 17:43:39

Lord Voldemort ve X Takımı Olmak

 http://ul.gcg.me/files/2010-02/Lord_Voldemort.jpg

Hepimiz Harry Potter kitap ve film serisini biliriz. Merak etmeyin Harry Potter da Adanasporludur demeyeceğim. Bildiğiniz üzere seride Harry Potter’ın en azılı düşmanı Lord Voldemort’dur.

Kitaptaki karakterler karanlık Lord Voldemort’dan çekindikleri için, Lord Voldemort’dan bahsederken “KİM OLDUĞUNU BİLİRSİN SEN” şeklinde bir ifade kullanırlar.

Şimdi Lord Voldemort ile bizim alakamız ne diye soruyorsunuz. Adana’da da 2 tane Lord Voldemort var; biri Adanaspor diğeri Adanademirspor. Her iki takımı da Lord Voldemort’a benzetmemim nedeni, her iki takımın taraftarlarının büyük bölümü diğer takımdan bahsederken veya kendi sitelerinde diğer takımdan söz ederken, diğer takımı ismi ile değil de X TAKIMI OLARAK ifade etmeleridir.

Yazıma devam etmeden önce, herkese inat şunu söylemek istiyorum: Bu şehrin 2 takımı vardır, bu takımlardan biri Adanaspor diğeri X Takımı veya biri Adanademirspor diğeri X Takımı değil, bu takımlar Adanaspor ve Adanademirspor’dur.

X takımı ifadesinin kullanımının altında birçok neden vardır; kimi küçümsemek için, kimi farklılık yaratmak için, kimi dalga geçmek için kullanır. Ama işin altında yatan psikolojik sebep, tavır YOK SAYMADIR.

Bir düşünür, “İnsana verebilecek en büyük ceza, onu yok saymaktır” der. Bu konuyla ilgili bir hocanın her seminerinde anlattığı bir anekdotu burada paylaşmak isterim. 3 tür fare öldürme yöntemi vardır. 

  1. Fizyolojik Yöntem
  2. Biyolojik Yöntem
  3. Psikolojik Yöntem

Fizyolojik yöntemde; fareyi yakalarsınız, kafasına bir tuğlayla vurursunuz, fare ölür. Biyolojik yöntemde; fareyi yakalarız, burnunu sıkarız, nefes almak için ağzını açan fareye zehir veririz, fare ölür.

Psikolojik yöntemde ise; fareyi yakalamamız gerekmez. Fare oturma odanızın ortasından geçer. Siz hiç oralı olmaz, işinize devam edersiniz. Fare, “herhalde fark etmediler” diye düşünerek tekrar ortanızdan geçer. Fakat siz yine ilgilenmez ve işinize devam edersiniz. Bu duruma iyice sıkılan fare, fark edilmediği düşüncesi ile tekrar ve size daha yakın mesafeden ortanızdan geçer. Siz yine işinize devam edersiniz. Fare bu turu birkaç kez daha tekrarlar ve hep aynı sonuçla karşılaşır. Fakat fark edilmeme sonucu değersizlik duygusuna kapılan fare iyice yıpranmıştır. Nitekim fark edilmeme, önemsenmeme, değersizlik ve yok sayılma duyguları sonucu farenin iç salgıları ve mide asit oranı hızla artar… Bir süre sonra artan mide asidi oranı farenin midesini delerek iç organlarına zarar verecek düzeye ulaşır. Artık fare psikolojik yöntemle ölmüştür.

Buradan her iki camia için de çıkartılacak sonuç şudur; birbirimizden bu kadar çok mu nefret ediyoruz da, isimlerimizi bile söylemeye tahammül göstermeyerek, BİRBİRİMİZİ YOK SAYIYORUZ.

Şimdi her iki camiadan da bazı aklı evveller çıkıp sen bize fare mi diyorsun diyecektir. Onlara verecek cevabım Harry Potter’dan alıntı yaparak “Kim Olduğunu Bilirsin Sen” olacaktır.

Erkin Doygun

Yazar: Editor
2010-02-13 17:57:29

Ankara Deplasmanına Dair

http://ul.gcg.me/files/2010-02/kedicik.jpg

  • Normal koşullarda ben bu yazıyı Ankara’dan yazıyor olurdum.
  • Hacettepe maçı için başkente çoktan konuşlanmıştım.
  • Yükselme grubundaki E. Şeker maçında en kötü koşullarda bir grup taraftarla oradaydık da.
  • Faruk abi de o soğuğu çok iyi hatırlar: ))
  • Gelin görün ki Ankara’ya gitmenin Adanaspor  dışında pek güzel bir sebebi daha vardı benim için, ki yolculuğa lirik heyecanı ayrıca kazandıran da o sebepti hakikatte.
  • Demem şudur (Adanaspor’u bu cümlede hariç tutarak),

işte o zarif, güzel neden de olmayınca; Ankara’ya gitmenin, şehrin “Ankara” olması açısından, bir manası kalmıyor. Umarım derdimi anlatabilmişimdir.

  • Birçok arkadaş oraya gidecektir ve Hacette bizim için deplasman olmayacaktır. 3 puanı hanemizde düşünebilirsiniz.

_____________________________

  • Zuhal Olcay’dan “Ankara’da aşık olmak zor iki gözüm” şarkısını dinlemek için soldaki fotoyu,
  • aynı şarkıyı Vedat Sakman’dan dinlemek için sağdaki fotoyu tıklayınız.

     http://ul.gcg.me/files/2010-02/zo.jpg    http://ul.gcg.me/files/2010-02/zovs.jpg     http://ul.gcg.me/files/2010-02/vs.jpg

Yazar: Editor
2010-02-11 23:42:46

Futbol ve Biz

http://ul.gcg.me/files/2010-02/afr.png
  • Futbolun neden bu kadar çok sevildiğini düşündünüz mü hiç?
  • Dünyada milyonlarca insanı aynı ortak duygulara iten şeyi. Neydi bu sihir? Onu bu denli cazip yapan şey?
  • Bu soruların aklımıza gelenlerden çok daha fazla cevabı olduğu kesin. Elbette insanı cezbeden bir çok yönü vardır. Başarma arzusu, hırs, zevk, estetik, takım ruhu, sevinç, üzüntü vs... Onlarcasını sıralayabiliriz. Belki çok daha fazlasını.
  • Hiç farkında olmasak da ya da bunu futbolun doğası içinde varolan bir kural olarak görsek de şüphesiz futbolun içinde var olduğuna inandığımız ve defalarca tanık olduğumuz güçlü-güçsüz dengesidir.
  • Dengeden ziyade dengesizliktir aslında bu.
  • Beklenmedik sonuçlara gebe olmasıdır. İki takım arasında güç farkı yaratacak tüm faktörlerin bir düdükle saha dışında kalmasıdır.
  • Çünkü futbolun tanrıları sadece "sahada" iyi olandan yanadır.
  • Çünkü çok köklü, çok başarılı, çok güzel tesislere, stadyuma sahip, binlerce taraftarı olan, maddi açıdan çok rahat, başarılı futbolculardan kurulu bir takımın; tüm bu koşullardan yoksun bir takıma yenilmesi aslında bu kutsal oyunun içinde çok da şaşırılacak birşey değildir.

 

  • Yaşadığımız dünyada maddiyat tüm koşullarda birçok değerden üstün ve çoğu zaman başarının ölçüsüyken, ezilen çoğu zaman ezilen olarak kalmaya mahkumken ve güçlü güçsüzü her mecrada yenerken, futbolda her an güçsüzün hançeri o en güçlünün kalbine saplanabilir. Ezilenin bir anlamda çıkış kapısıdır, umududur futbol! Çünkü gerçeklerle yüzleşince bulamadığımız o keskin adalet duygusu futbolun temelindedir.
  • Ve çoğu insanın o güne kadar adını dahi duymadığı bir Afrika ülkesinin, son dünya şampiyonuna sahayı dar edip, yenmesi kadar anlamlıdır futbol!
  • Örnekleri çoktur bunun, bir avuç inanmış insanın tüm zorluklara ya da imkansızlara karşın başarıya ulaştıkları.

 

  • Ve futbolun tanrıları, umutsuzluğun ne demek olduğunu ve dökülen gözyaşlarının ne derece anlamlı olabileceğini çok iyi bilen, belki de bir futbol kulübünün yaşayabileceği en kötü günleri yaşamış ama kadere boyun eğmeyip ona kafa tutan bir topluluğun umulmadık bir şekilde zafere koşuş öyküsünü bize izlettiriyorlar galiba...

 

  • Hoş, o yolun sonu zafer olmasa ne yazar...
  • O da başka bir hikaye olur. Bu bile bir başkaldırıdır!

Mehmet Uysal

Yazar: Editor
2010-02-01 10:53:10

Reklamlar

 

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ersin_korkut.jpg

Reklamların üzerimizdeki etkileri göz ardı edilemez. Alışveriş çılgınlığımızı körükleyen cinliklerle kurgulanmıştır çoğu. İzlemeye tahammül edemediğimiz reklamlar da oluyor izlemekten bıkmadığımız reklamlar da… Kendi başına bir sanat eseri olan reklamlar da yok değil.

Bu yazıdaki sebebi ziyaretim son günlerde dönen 3 tür seri reklam…

Birincisi izlerken müthiş eğlendiğim bir çalışma. Ersin Korkut’un rol aldığı, rol aldığı diyorum, “çitliyor, muhabbete kitliyor” temalı reklam. Son zamanların en eğlenceli reklamıdır bence...

Ama ikinci ve üçüncü sırada ele alacağım reklamlar için aynı şeyleri söylemek mümkün değil.

Bir telefoncu reklamı ilki, reklam çekimli içerikli olanı... Tam da olanı yansıtıyor, belki de rahatsız eden şey bu; hep isteyen, üretmeden isteyen (hoş, üretip de isteyenlerin halleri de ortada…) , bedavaya isteyen kurnaz, avantacı tipler… Karşı tarafta da “neden olmasın” diyen daha kurnaz tüccarlar. Bir kere ellerine düşmeye göresin.

Sonuncusu bir “çakma” kola reklamı. Yahşi Batı filmi üzerinden yapılan o reklamlar filmi izleme isteğimi silip götürdü. Sadece o reklam dizi yüzünden bıkmadan izleyebildiğim bir Cem Yılmaz’ın filmine gitmekten vazgeçtim. Kaş yapayım derken göz çıkarmak böyle bir şey demek.

Evet, haftanın ilk yazısı da böyle bir şey oldu: ))

Yazar: Editor
2010-01-26 15:55:05

Sadece Futbol

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/sadece_futbol.jpg

Futbol oyunu daha doğrusu tüm oyunlarda kazananlar ve kaybedenler var.

Ve ne acıdır ki bir başkasının mutluluğu diğerinin üzüntüsü ile olmakta.

Her hafta takımımızdan başarı bekliyoruz.

Bu beklenti karşılanmadığında o gün ve izleyen günlerde bir tarafımız eksik kalıyor. 

İşte tam burada futbolun bir oyun olduğu aklımıza gelmeli bu sonucu olabildiğince sağduyu ile karşılamalı.

Kızmak, sinirlenmek, vurup dökmek…

Bunlar biz insanlara yakışmıyor...

Hafta sonu bunun bir örneğini kendi sahamızda gördük.

İdmanyurdu taraftarının yaptıkları ne kadar çirkin görünüyordu…

Bu sahneyi görüp de olası bir yenilgimizde (bunun olmamasını gönülden diliyorum) umarım aynını yapmayız, yapmamamız lazım.

Her şeye rağmen acımızla yaşayıp önümüz deki haftayı beklemeli...

Güzel günler göreceğimize olan inancımızı sürdürmeliyiz.

Bu sezon sonunda mutlu sona ulaşacağımıza olan inancımızla…

Her şey gönlümüzce olsun Adanaspor’umuz şampiyon olsun…

Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2010-01-16 11:49:20

Cumartesi Yazısı

http://ul.gcg.me/files/2010-01/kar____yaka_adanaspor.jpg

Nasıl olur ki bir cumartesi yazısı? Tatil günüdür kurumlarda çalışanlar için. En güzel gündür. Ertesi de tatildir. Ne güzeldir. Çıraklarda, kalfalarda haftalık günüdür, tabi esnafın bir işçisine bile olsun haftalık verebilecek mecali kalmışsa vergilerden, zamlardan ve en mühimi işsizlikten… Bir cümlede nasıl da keyifleri kaçırdım değil mi? Ben olağan hale dönmeye çalışayım en iyisi. Memleketteki meseleleri görmezden geleyim hadi, bulutlu, yağışlı da olsa şu günün keyfini kaçırmayayım.

Geç uyanma, yatak keyfi, battaniye altında elde kumanda eski bir Türk filmi, yenilerin çoğu dayanılır gibi değil, dışarıda serpiştiren yağmur, orada bir portakal bahçesi… Oh efendim, tatlı hayat…

Her şey bir yana, cumartesinin en güzel yanı bizim için pazara, bir Adanaspor maçına dönmesidir. Maç dış sahadadır ama bir canlı yayın vardır. Ne güzeldir…

Takım bu sabah İzmir’e uçuyormuş. Umutlu gidiyoruz, mutlu döneceğiz.

Ne demiş Cahit Külebi:

“İzmir’in denizi kız/Kızı deniz/Sokakları hem kız/Hem deniz kokar!”

Gerçi Karşıyaka tarafı kendilerini bağımsız Karşıyaka olarak konumlandırmışlar gibi; 35,5…

Biz de şöyle diyoruz:

Karşıyaka maçı 3 puan kokar. Ama bize kokar: ))

Yazar: Editor
2010-01-02 16:55:55

Dost

Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız
Dokunarak uçalım.

insanlardan buz gibi soğudum,
işte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın.

***

 http://ul.gcg.me/files/2010-01/Cahit_K__lebi.jpg

Tokat’a Doğru

Çamlıbel'den Tokat'a doğru
Tozlu yolların aktığı ırmak!
Ben seni çoktan unuttum;
Sen de unuttun mu, dön geri bak.
 
Atların kuyruğu düğümlü,
Bir yandan yağmur yağar, ıslak;
Bir yandan hamutlar şak şak eder,
Bir yandan tekerler döner, dön geri bak.
 
Orda, derenin içinde
İki üç akçakavak,
Tekerler döner, başım döner,
Kavaklar yeşeriyor dön geri bak.
 
Orda, derenin içinde
İki üç çırılçıplak
Alçacık damı düşündükçe
Gözlerim yaşarıyor, dön geri bak.
 
Irmaklar gibi uzaklaşır
Bir türkü kadar uzak
Tekerler iki çizgi bırakır,
Hamutlar şak şak eder, dön geri bak.

Cahit Külebi
Yazar: Editor
2009-12-24 20:45:56
KONUŞMAK  -  SUSMAK 

Konuşmak bir ölüm / Susmak bin

Özledim demek yasak buralarda

Seviyorum demek / Boğazda dizili lokma

En çok da sözcükler yaralıyor

“Gidersen”diye başlıyor / Kanadı  kırık cümleler

Eli kanlı konuşmalardan geçiyor yaşam

Zamanı lafa tutmasa / Şu soytarılar diyorum

Serseri adımlarla / Basmasalar bağrımıza

Acımızı taştan taşa  çalmasalar

“Su bulanmazsa durulmaz”diyor / Yaşamın bilge yüzü

Bir ömür müdür / Durulmanın bedeli

Haydan mı geldik ki / Huya gidelim 

Konuşmak bir ölüm / Susmak bin

Sular çağıldıyor gözümde

Her damla bir kırbaç  gibi / Şaha kaldırıyor hüzünleri

Baharlar solduran bir rüzgâr / Esiyor deli gibi

Vuruyor yüzüme yüzüme

Yüküm ağır / Yolum uzun

Kal diyemiyorum / Git demeye dilim dönmüyor

En çok da türküler avutuyor

Bağrı taşlı dizelerden geçiyor yaşam

“Kuş kanadı kalem olsa / Yazılmaz benim derdim” 

                                                      18.07.2003

                                                      Adana / Fatin Murat
Yazar: Editor
2009-12-13 13:46:40

Ölüm, Şarap ve Çıplak Asma

http://ul.gcg.me/files/2009-12/asma.jpg

Kimilerine güllük gülistanlıktır hayat. Onun yöresindeki her şey bir sevinçtir, kapısı her umuda açılır. Akşamlarını en güzel eğlenceler süsler, gün bir çınar gölgesinde geçer adeta. Dereler ona akar, çiçekler ona kokar, ceylanlar hep ona seker. Hep hasat zamanıdır. Yağmur hep berekettir. Sel olup öldürdüğü olmamıştır hiç. Çiçeği solmamıştır. Kuru nehir yataklarında kalmamıştır hiç.

Yaşama sevincinin şarkılarını dinlemiştir. Mevsimi hep ilkbahardır. Biliriz ilkbaharı. Ne güzel kokar. Renklerine hayran olmamak elde mi?

 

Ya sonbahar?

Aşkın ardında yenilmiş insanların hikâyeleri anlatılır. Yalnız, mutsuz insanlar… Bir hüzün imgesi sonbahar…

Ölüm alıp götürendir, şarap; belki bir acıyı katlanılır kılandır ve bunların bütünleştiği çıplak asma; ölümün ve şarabın annesi, bir de yeniden doğmanın… Sonra Dionyzos; aşkın, şarabın ve acını tanrısı… Ve oyun tanrısı, bizi uçsuz bucaksız ovalara salan… Ölme-dirilme motifinin en ilahi örneği…

“Dionyzos’un şarabı

Üzüntüler, kaygılar sarınca yüreklerini insanların

Hiç görmediğimiz bir ülkeye götürür

Yoksullar zengin olur, zenginler duygulanır

Her şeyi yere serer asmadan yapılmış oklar”

http://ul.gcg.me/files/2009-12/asma1.jpg

En yalnızı ve kederlisi belki asmadır bitkilerin. Kolu, bacağı onunki kadar kesilen başka bir canlı daha yoktur, kuruyup kupkuru kalan… Ama en üretken, en verimli olan, yeniden var olan asma…

Yazar: Editor
2009-11-21 08:23:55

Geçip Geçmemek Meselesi

http://ul.gcg.me/files/2009-11/as_cnk_kaplanpenche.jpg

Yarın nihayet maç var.

O bir haftalık ara pek uzun oldu.

Tabi, 15 güne karşılık geldi.

Ceza aralarını saymıyoruz. Bir de şu mesele gündemimizden bir düşse de Adanaspor’un kendisine odaklansak.

 

Rakiple ilgili gelişmeleri biliyorsunuz, ya yeniyorlar ya yeniliyorlar.

Ama daha çok yeniliyorlar.

Umarım bize yenilmeleri denk gelir.

Gerçi ummaktan öte şeyler söz konusudur kazanmada, bunlar da biz de zaten var.

Yarınki maça 3 puanı alabilecek bir kadroyla çıkmamız mümkün.

Bir cezalı bir sakat dışında eksik yok.

O zaman şöyle toparlıyorum: Yarınki Çanakkale maçının galibi biz oluruz. Kazanmamak için hiçbir bahanemiz yok.

Aklımdan geçen maç sonucunu da yarın sabahki yazıda söylerim.

Vira…

Yazar: Editor
2009-11-11 14:26:40

Memleket Futbolu

http://ul.gcg.me/files/2009-11/my.png

TV’lerde bir reklâm dönüyor, B.A. 1. Lig “Memleket Futbolu” temalı…

Hani kahvede olan…

Gevrek sesli bir amca konuşuyor, uzunca saçlı, yer yer kırlaşmış. Eski model bıyıklı, “Memleket’in Yorumcusu” başlıklı (evet, şu fotoğraftaki)...

Ne diyordu:

“Hatırlayın geçen hafta deplasmandaki futbolu, beraber izlemiştik. Takım ne kadar arzuluydu, hırslıydı…”

Böyle bir şeydi değil mi o sözler.

Futbolun klişelerle konuşulduğunun veya durumların aslında ne kadar “aynı” olduğunun komik bir örneği…

Rıdvan’ından tutun da Şansal’ına, özellikle Hıncal’ına kadar hep aynı sözlerin dönüp durduğu bir aynılık, yeknesaklık…

Öyle de devam edecek.

O reklâma ve yazının esbab-ı mucibesine dönersek de tam da kendimizi görürüz son iki hafta fotoğrafında:

“Oysa takımımız deplasmanda ne kadar hırslı ve istekliydi, izlemiştik…”

Yazar: Editor
2009-11-08 15:47:42

Umduğumuz Bu Değildi!

http://ul.gcg.me/files/2009-11/as_ke1.jpg

Bu değildi umduğumuz.

Ne olursa olsun 3 puan bizimdir, diye düşünmüştük.

Gaziantep deplasmanı izlenimleri, genel hava bizi üç puana inandırmıştı.

Takım nasıl oynadı bilmiyorum.

Kötü de oynamış olabilir.

Geçen hafta sevindiren takımımız bu hafta aynı duyguları yaşatmadı.

Ama futbol işte, oluyor böyle işler.

Ne yani, şimdi yuh mu çekeceğiz.

Gider Çanakkale’yi yeneriz bu kaybı telafi ederiz.

Değil mi?

 

Bu arada Fevzi ya atıyor ya attırıyor.

45’te atmış golünü, ah bir de attırsaydı ikinci devrede, hem atmış hem attırmış olurdu bu maçta.

Evet, hedef Çanakkale maçı…

 

Son olarak;

Anlaşılan bu maç seyircinin desteğiyle çok farklı olabilecek bir maçmış. En az on bin kişinin katkısı o iki puan kaybını önleyebilirdi. Bilmem, buradan bakınca şimdi bana öyle geliyor. Hani iş işten geçtikten sonra yorum yaparız ya: ))

Şimdi ne dersiniz; bu maçı ve puan kaybını, sahanın kapanmasına yol açan o “kahramanlara(!)” ithaf edelim mi?

Yazar: Editor
2009-11-03 07:40:58
Unutuyoruz

Bazen unutuyoruz kendi kudretimizi

Kaplan gücünü unutuyoruz

Dipten gelen dalga olduğumuzu

Unutuyoruz bazen turuncu formanın heybetini

Armanın hiddetini

 

 Adanaspor’un dirayetini

Bazen unutuyoruz işte

Sonra da bir belediye deplasmanında beraberliğe bile razı oluyoruz

Ne güzeldir ki mahcup oluyoruz…                          

Unutmayalım

Bu bir Adanaspor’dur

Meselesi de büyük bir meseledir…

Yazar: Editor
2009-10-20 11:01:38

Bir Rakip Bir Hatıra

Kupada rakip Konya Şeker’miş. Üniversite yıllarına götürüverdi bu kura. Okumak için Konya çıkınca tercihlerden oranın yolu tutulmuştu.

Neyse ki mahalleden “Şadi Abi”  vardı da Konya’da Batı dillerinde, böylece biraz güven gelecekti bana o yabancı şehirde.

Eski bir zamandı. Otogarda inip Şeker Fabrikası yolunu tutmuştum.Şadi orada kalecilik yapıyordu. Gel, bir iki gün burada kalırsın, sonra hallederiz ev işini filan demişti. Konya’nın hep iddialı olmuş amatör takımlarının başında gelirdi Şekerspor, Kromspor’la birlikte. Görülen o ki, o zamanki ciddiyet sonucunu vermiş.

Antrenmanda öncesine denk gelmişti fabrikaya varışım. O zamanki antrenörleri Aydın Hocaydı. Adanalı, sen de top oynuyor musun, diye sormuştu şöyle bir bakıp. Oynuyordum. Hadi çık idmana demişti. Bir görelim. Futbolu koşmadan oynama hevesim, onu bir meslek olarak düşünmekten zaten caydırmıştı beni.

Ama işte öğrencilik, lojman fırsatı, fabrika koşullarının cazibesi… Neden olmasın demiştim, ama olmamıştı. Fakat Şadi’den dolayı izlediğim bir takım olmuştu Konya Şeker.

Sonra Kromspor’da Sami Hoca'nın inadıyla oynarken bir hazırlık maçında Şeker’e karşı yine Aydın Hocaydı oradaki antrenör. Burada mısın Adanalı, demişti. Ama daha çok koşman lazım... Doğruydu, bu iş koşmadan halı sahalarda bile oynanmıyor ki…

Derken üniversite yılları bitti. Her şey bir anı oldu. Konya günleri bir buruk hikâye… Sonra Aydın Hocanın bir trafik kazasında öldüğünü söyledi Şadi. Eğer Konya Şekerspor 2B’de oynuyorsa ve bir başarısı varsa, bunda Aydın Hocanın da emeği vardır.

Evet, rakip Konya Şekerspor... Dilerim sonuç hatıralar kadar tatlı olur

Yazar: Editor
2009-10-05 18:21:39

Kutsal Üçleme

http://ul.gcg.me/files/2009-10/kutsal_____leme_kaplanpenche_adanaspor.jpg

 

Her yokuşun bir inişi vardır

Her hatanın bir bedeli vardır

Yanlışların düzeltilmesi…

Her gidişin bir dönüşü vardır

Hayat zıtlıkları ve çelişkileriyle vardır

Umutsuzluğun umudu…

Ve her ayrılığın bir vuslatı vardır…

 

Kemal Hocanın o gidişinden sonra bence kimyamıza uygun bir hoca bulamadık (Eyüp Hocayı değerlendirme dışı bırakıyorum)

Hep eksik kaldı bir yanımız

Tatsız tuzsuz zamanlar geçirdik

Ve zaman kaybettik haliyle…

İşinin zor olduğu söyleniyor Kemal Hoca için. Öyledir. Ama bizim işimiz ne zaman kolay oldu ki.

Lafın özü, Adanaspor Hocasını bulmuştur, o da Kemal Kılıç’tır.

Önceki yılki o kutsal üçleme yeniden tamamlandı: Bayram Akgül, Kemal Kılıç ve Adanaspor Taraftarı…

Şimdi Mevlana’nın dediği gibidir durum:

 

“Dünle beraber gitti cancağızım;
Ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”

 

Not:

Güya yazmayacaktım bu hafta…

Bir hikâyesinde yazmamaya karar veren Sait Faik, dayanamaz ve kaleme kâğıda sarılırken şöyle tamamlar hikâyeyi: Yazmasam çıldıracaktım…

Hayır, benim iş o kadar uzun boylu değil, ama bu gelişme yazmayı da zorunlu kıldı.

*________________________________________*

http://ul.gcg.me/files/2009-10/ah.png

*Şimdi destek zamanı

*Şimdi öfkeyi değil sevgiyi gösterme zamanı

*Şimdi tek vücut Adanasporluluk zamanı

 

*Bu hafta sonu oynanacak Samsun maçında 5 Ocak’ı bayraklarla donatma zamanı

*Biz maç saatine kadar, bayraklanma konusunda, üzerimize düşeni yapacağımızı taahhüt ediyoruz

*Vira Adanaspor, haydi Adanasporlu…

kaplanpenche

*________________________________________*

Yazar: Editor
2009-10-03 13:57:39

Futbolun Matematiği

http://www.oweiss.com/news/2006/06-06/legal-soccer_12.gif

Futbolun matematiği aslında devamlı dilimizdedir.

—18’de topla buluştu mu affetmez,

—Hocaaaaaa 9,15’e çekseneeeee barajııııııııııı

-Yapma yaa yapma yaaa 6 pastan kaçar mı arkadaşşşşş o golllllllllll!!!

-2,44 – 7,32 ye nasıl girmiyor bu top olacak iş değil!!!

Daha da uzatmadan şu matematik aslında daha basit olabilirdi, lafı ona getirelim.

İngilizler bulduğu için adamlar kendi ölçü birimlerini kullanmış. Kale aslında 8 yarda 8 ft, yani yaklaşık 8*0,9144 m hesabı ile eni 7,32 metre, yüksekliği ise 2,44 metre. 18 dediğimiz aslında 18 metre değil yine 18 yard, yani yaklaşık 16,45 metre, yani 18 den topçumuz kaçırdığında daha hiddetli uyarabiliriz futbolcumuzu: ))

Ya da kalecimiz topu ağlarında görürse çok üzerine gitmeyelim, 16 buçuktan yiyor golü: ))

6 pas aslında yine 6 yard, 5,45 metre. Ordan da kaçar mı bu gol, 5buçuk ya, ne değiştiyse artık bendeniz de gaza geldi.

Orta alan dairesinin çapı  10 yard, yani 9,15 metre, penaltı noktası ile 16,5 : )) pardon 18 yayına olan uzaklık yine 9,15 metre...

Baraj mesafesine de 10 yard uzakta dursunlar işte demiş adamlar. Saha ölçüleri ise en az 100 yard uzunluk, 50 yard genişlik diye koymuşlar, takımın ciğerine göre yapsınlar diye de öğüt vermişler...

İşte bazılarını yard bile olsa direk kabul etmişiz dilimize, bazılarına yok olmaz arkadaş demişiz, futbolun dilimizdeki matematiğinin ardındaki gizemi araştıran bendeniz büyük bir erdeme vararak huzur içerisinde selamlarını iletir, saygılarını sunar siz sevgili okurlara...

Gökmen Demirkaya

Yazar: Editor
2009-09-23 08:58:37
Sürüye Katılmak ya da İnsanlaşmak!
 
http://okulweb.meb.gov.tr/25/01/815422/belirli_gun/belirligun_foto/felsefe02.jpg

KaplanpenCHE! Adanaspor'a soldan destek diyerek yola çıkmış!

"Aslında buna ne gerek vardı hele de futbola siyaset karıştırmanın ne anlamı var" diyenler olabilir.
Zaten diyorlar da!
Ancak benim bu sitede söylenenden anladığım bir siyasal yaklaşımdan çok bir felsefi yaklaşımdır..
Çünkü
pozitif bilime dayalı sağlam bir felsefi temel olmadan olayları
derinliğine kavramak ve bu noktada doğru biçimde düşünce üretmek mümkün
değildir.
KaplanpenCHE'de ifade edilmek istenen şey her hangi bir
sol partiye veya siyasete aidiyet değil olaylara bilimsel pencereden
bakarak diyalektik bir yaklaşımla sürece katkıda bulunmaktır.
Burada sol olan olayları kavrama biçimidir!
Burada sol olan bakış açısının niteliğidir.
Anlamak, kavramak ve bilince çıkarmaktır aslolan.
Unutmayın Özgürlük denen şey doğrudan bilinçle ilgilidir.
Örneğin Bilgisayar kullanma özgürlüğü bilgiden geçiyor.
Bilginiz yoksa bu konuda özgür olamazsınız.
Bilgisayar bilmeyen bir insan bilgisayar karşısında apışıp kalır.
Bilen insan ise bildiği kadar bilgisayara egemen olur.
Bu ilişki yaşamın bütün alanları içinde geçerlidir.
İçinde
yaşadığınız toplumla ilgili gelişmelere bilimsel bir bakış açısıyla
bakamıyor ve bunun için yeterli bilince sahip değilseniz aynı
bilgisayar karşısındaki gibi apışıp kalmanız kaçınılmazdır.
Ondan sonra artık siz sürece değil süreç size yön vermeye başlar.
Yani bilginiz yoksa, yani bilinçizseniz süreç sizi özgürleştirmez tam tersi mahkum eder ve sizi yönlendirir.
Sizi sürünün parçası haline getirir.
Nazım'ın dediği gibi
" Gocuklu celep kaldırıverince sopasını sürüye katılıverirsin!"
Üstelik tüm bunların suçlusu haline gelirsin ama farkında bile olmazsın.
Nazım devam eder:
"Ve açsak,
yorgunsak,
al kan içindeysek,
ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak,
kabahat senin,
kabahatın çoğu senin canım kardeşim!"

KaplanpenCHE içinde yer aldığı süreçte sürüye dönüşen bir taraftar topluluğu yerine bilinçli bir yapı hedefliyor sanırım!
Bu sürece katkı koymak herkesin görevi olmalı!
Fazla iddialı bir yazı oldu ama ben süreci böyle algılıyorum.

Nedim Soylu

Yazar: Editor
2009-09-14 15:24:09

Kocaeli’nin muhtemel 11′i…

Metin: 87 doğumlu. Amatörde bir de 3.ligde Orhangazi’de oynamış

Emirhan: 88 doğumlu. Amatörde ve 3.ligde İnegöl’de oynamış..

Cem Sinan: 78 doğumlu..Kadrodaki en tecrübeli oyunculardan.. Ankaragücü, Antalyaspor, Kocaelispor ve Giresun’da oynamış…

Burak Halil: 92 doğumlu. Sadece amatörde oynadı… En genç oyuncu..

Mehmet: 90 doğumlu… Aynı Burak Halil gibi sadece amatörde oynadı…

Onur: 90 doğumlu… Yine sadece amatörde oynadı (Fikirtepe Dumlupınarspor)

Bilal:84 doğumlu. Amatörde oynadı sadece… (Suadiye Bld. Spor, Kocaeli Polisgücü, Tavşancılspor, Kocaeli Çenesuyuspor, Kocaeli Plajyoluspor)

Hamza: 86 doğumlu… 3 aydır antrenmansız… Geçmişte yine amatör takımlarda oynadı…(Yavuzpor, Alikahyaspor)

Gökhan: 91 doğumlu… Yine sadece amatörde oynadı. (Kocaeli Kağıtspor)

Uğur: 90 doğumlu… Sadece amatörde oynayan bir başka isim. (Kocaeli Demirspor)

Serdar Topraktepe: 76 doğumlu. Dışarıdan bir insanın kadroya bakıp da tanıdığı tek isim… Çok tecrübeli. Kocaeli, Beşiktaş, Sivas ve Bursa’da oynadı…

Eğer böyle bir takımı yenemezsek şampiyonluk naraları atmayalım!  

Sakın Kocaeli’ni küçümsediğim anlamına gelmesin…

Geçmişte Türkiye Kupasını kazanan takımlardan… Ama şu anda sadece isimleri var. O kadar. Mevcut durumlar rahat galip gelmemiz gerektiğini işaret ediyor…

İsmail Eğriparmak

Yazar: Editor
2009-09-12 01:27:00
Yine… Yeni… Yeniden…
 
http://ul.gcg.me/files/2009-09/adanaspor_kaplanpenche.jpg

 Rize maçının ardından yorumlar yapıldı… Herkes söyleyeceğini söyledi… Söylenmeyenler vardır mutlaka… Şimdi her şeyi rafa kaldırdık… Otuz dört maçlık engelli bir koşuda bir engele takıldık ve dördüncü  engeli aşmak için yine, yeni, yeniden yollardayız… 

Rakip Kocaelispor…

Ekonomik sıkıntılarla boğuşan bir takım Kocaeli… İyi transferler yaptılar; ama borç batağından çıkamadıkları için bu transferleri oynatamıyorlar… Teknik direktörleri sahaya giremiyor ve gençlerle çıkıyorlar maçlara… Adanaspor maçını “sezon açılışı” olarak niteliyor başkanları… Her ne kadar bir yanımız bu mücadeleye şapka çıkarsa da “turuncu yanımız” bu engeli aşmak istiyor… Sahaya çıkan gençler, kendilerini kanıtlamak isteyecektir… Kocaeli Yönetimi, “biz güçlüyüz” mesajı vermeye çalışacaktır… Ama biz onlara: “Kendinizi kanıtlayacağınız takım biz değiliz” demek için YENECEĞİZ…

İlk iki hafta aldığımız galibiyetlerin ardından yaşadığımız talihsiz Rize yenilgisi bazılarının ayranını kabartmıştır… “İki atımlık barutları vardı, bittiler” diye bıyık altından gülenlere “Rize maçı bir iş kazasıydı; sendeledik ama düşmedik; kaldığımız yerden devam ediyoruz” demek için YENECEĞİZ

Hikmet Karaman’ın dalavereleri ile belleğimizde kötü izler bırakan Kocaelispor’la –O unutulmaz 4-4 lük maçtan sonra- yarım kalan hesabı kapatmak için YENECEĞİZ

Saatlerin Mart ve Eylül’ü vurduğu bu güzel ülkede “Eylül’e İsyan” taşıyan ruhumuzla “12 Eylül”ün yıldönümüne gelen bir haftada “turuncu bayram”  yaşamak için YENECEĞİZ… 

Fatin Murat Seferbeyoğlu

Yazar: Editor
2009-08-22 11:43:37

İlle de 3  Puan

Tolga Gön şöyle demiş Karşıyaka’yı neden yenmeliyiz sorusunu yanıtlarken; "Karşıyaka'da Adanaspor’umuzun formasını giyip göğsümüzü gere gere gezebilmek için...."

Göğsümüzü sadece Karşıyaka’da değil şu ligde de gerebilmek için, ömrümüzün en güzel hikâyesine bir güzel cümle daha ekleyebilmek için, yahu hiçbir şey için olmasa bile o tadından yenmez 3 puan için yenmeliyiz Karşıyaka’yı. Aslında sebepsiz, gerekçesiz, işin icabınca yenmeliyiz.

Peki yenemezsek mi?

E, o da üç ihtimalden biri. Ama şimdi o ihtimali hiç konuşmasak…

Foto Galeri / Yorum

Not: Maç fotoğrafları her zamanki gibi foto-yorum bölümünde olacak, pazarı pazartesiye bağlayan gece…

Yazar: Editor
2009-08-15 21:46:05

 Bilet, Tribün ve Ötelenen Taraftar

Para hesabına dayalı futbolda iş çığrından çıkıyor. Bir örnek:

Fenerbahçe Sivas maçının kale arkasını 55 TL olarak açıklamış. (mevzu Fener değil burada, tribünün gerçek sahiplerinin mekânlarından uzaklaştırılma operasyonlarıdır derdimiz...)
Eski parayla 55 milyon.
Yan masraflar, ikinci ve üçüncü kişiler hariç...
Bu yeni futbol düzeninde öteden beri hesaplanan bir gelişme.
Parası olmayan stada giremeyecek.
Çünkü parasız adam kaybedecek hiçbir şeyi olamayan adamdır ve böyle adamlar nezih tribünlerin huzurunu fena halde kaçırır.
Olayları da hep Allahsız parasızlar çıkarır.

Belli bir gelirin altında parayla hayatını sürdüren taraftarların maça gelmemesi için bilet fiyatlarının artırılmasını 2–3 yıl önce ilk gündeme getirenlerden biri FB'nin eski yöneticilerinden Kemal Dinçer adlı futbol elitiydi(!) Sonra bu sene başlarında benzer açıklamalar Faik Gürses'ten gelmişti.
Yani alçaklığın evrensel tarihi futbolda da pek ala yazılabiliyor bu çerçevede.
Sahibinin sesi öncü birlikler bir kamuoyu oluşturur, sonra icraatlar başlar.

Bir dedikoduya göre TRT / Telekom ortaklığı süper lig maçlarını ücretsiz yayımlayacak. E, geriye ne kaldı?
Tribünlere -huzuru kaçıracak herhangi bir parasız pulsuz olmadan- keyifle yayılan ve hareketleri ve golleri asilce alkışlayan, herhangi bir taşkınlık çıkarmayı lugatlerinde bile barındırmayan zengin seyirci...
Ne diyelim... Her şey gönlünüzce olsun...

Yazar: Editor
2009-08-02 14:29:03

Oysa Bir Kaşkol de Yeterdi

http://ul.gcg.me/files/2009-08/adanaspor_ka__kol__.jpg

Futbolcell

Fenerbahçe, Galatasaray, BJK mobil ile Beşiktaş, ardından Trabzonspor da …cell furyasına dahil oldu. Anadolu kulüplerinin de böyle hayalleri mutlaka vardır.

İlgili takımların taraftarları olasılıkla hoşnuttur bu tür girişimlerden. Kalıcı gelir sağlama, popülerleşme, dünya kulübü olma yolunda ilerleme, “markalaşma” vs adına

Kapitalizmin, hayatımızın en ince yerlerine kadar nüfus etmesi hakikati, taraftarda bir başka hakikati mi doğuruyor; âlemin en büyük futbol takımı ve dolayısıyla taraftarı olma isteği-hayali-umudu-beklentisi… şeklinde…

Bilmiyorum.

Bildiğim bir şey varsa şudur: Söz konusu kulüplerin (birilerince) taraftarlara, taraftarlığın da dehşetengiz bir ticaret ağına pazarlanmasıdır.

“Bunun neresi kötü?” diyebilirsiniz. Kalıcı gelir, markalaşma, ticari kurumsallaşma, böylece devler arasına girme…

Bilmem. Bunun cevabını zaman verir.

Zaman, böylesi bir ticari kurumsallaşmanın, “paranın”; “büyük olmanın kendisi” olamayacağını belki öğretir.

Çünkü o para kazanıldığı gibi kaybedilebilir de.

Futbolu-kulüpleri bu kadar ayrıntılı bir biçimde pazarlamak her zaman aynı nicelikte ve ekonomik düzeyde, müşteri-seyirciyi kasada banknotlar olarak garanti etmeyebilir.

Bu hamleler “taraftarı” “seyirci” yapabilir.

Belli bir ekonomik gücün altındaki taraftarı ki bence geneli yani asıl taraftar kitlesini eritebilir, tribünden koparabilir ve hatta takım aşkından uzaklaştırabilir.

Tüm bunları “belki” çerçevesi içinde söylüyorum. Ama görmezden gelinecek ihtimaller de değildir. (Hani bir biçimde iflas edip kapanmış olmanın somut bir tecrübe olduğunu da ekleyeyim.)

Formaydı, eşofmandı, şapkaydı, kredi kartıydı, terlikti, çoraptı, defterdi, kalemdi, yorgandı, battaniyeydi, nevresimdi, sabahlıktı, dondu, havluydu, bornozdu…

Ve işte üzerinde durduğumuz şu “futbolkulüplericell”…

Daha önce de değinildiği gibi, bir kulübün hazır sermayeyi de arkasına alarak bir telefon alt yapısı kurması, futbolun alt yapısını kurmasından çok daha zahmetsizdir. Bu da bir tercih…

Ama sanki taraftara bir kaşkol de yeterdi…

Yazar: Editor
2009-07-29 00:57:30

 “Şimdiden Kurulamalısın Rengini”

 

Şimdiden kurulamalısın rengini

Dönüşte kuruntumuz olacak soluğumdaki kavurucu yaz

 

Ateşi gizlemelisin özgürlüğün tütsüsünü de

Yeni bir tutsaklığa varacak yolumuz

 

Şimdiden tutmalısın ellerimi görmeden

Aramızdaki uzaklığın nehrini ve gecesini

 

Ekmek kırıntılarını ve zıplayan çekirgeyi

Yıldızların ve pamuk tarlasının tıp tıp yüreğini

Yâd etmelisin

Şimdiden…

 

Şener Özmen

Yazar: Editor
2009-07-24 09:37:14

Şehir ve Hayat

http://ul.gcg.me/files/2009-07/eski_adana.jpg

Geriye doğru gidince galiba herhangi bir şehrin yerlisini bulmak imkânsızdır. Yüzyıllar içinde gelenlerle ve gidenlerle bir kent dokusu oluşur. Her kültür diğerine bir incelik bırakır devrolur gider. Bir şehirde yaşayan insanların tümünün yüzde yüz oralı olması da garip bir durumdur kanımca, farklılığın renkliliği daha cazip geliyor.

Evet, bir şehirde örneğin Adana’da Diyarbakır’dan Niğde’ye, Yozgat’tan Tokat’a onlarca şehirden, inançtan insan var. Olacak da. Hatta olmalı. Ama bu farklılık şehrin doğal dokusuna bir dayatmayı (hayır artık birçok dayatma olur bu, onlarca farklı şehir dedik ya) getirirse, ortaya her yere benzemeye çalışırken hiçbir yere benzemeyen bir şehir çıkar, bir Frankeştayn...

Şalgamın keskinliği kaçar, kebabın tadı gider, bici bici yenmez olur, Çakmak Caddesinde kaybolursun, kuzeyde kalan Adana bilmediğin bir yer olur çıkar, kazancılarda iki tek atamazsın, arasta yani ayakkabıcılar çarşısı dağılır, Taş Köprü her restorasyonla bir ucube olur çıkar, sanayisi kaçmış tarımı göçmüş bir Adana peyda olur…

Lafın kısası şu:

Bence, yaşanan şehrin havası teneffüs edilmeli, o şehrin tarihsel tarzıyla yoğrulmalı kendinden de bir şeyler katarak. Oranın bir parçası olunmalı, bir yaması değil…

Yukarıda yazılanlar, olasılıkla, günümüz dünyasında her yerin meselesi, sadece bizim değil.

Neyse, ben sadede geleyim.

Epeydir internette bir iddia dolaşıyor; Adana’nın büyük bir ilçesinin, Seyhan’ın belediye başkanı Kayserispor’un kombinelerini satın almış, bilmem ne kadar para ödeyip. Bravo, güzel bir dayanışma, o da ülkenin bir takımı. Hatta az bile yapmış yapmışsa; Konya’nın, Sivas’ın kısacası Akp temalı tüm şehirlerin kombinesini alsın, bana ne.

Lakin belediye başkanlığı yaptığın şehirdir falan filan desem; bak, bu şehrin iki takımı var desem; yahu gel bu hayat tarzının, kültürün, güzelim Adanalılığın bir parçası ol, parçalayıcısı olma desem, şu ekonomik koşullarda kendi bütçelerinden 60 bin TL’lik bir destekle ortaya çıkan platform kadar yürekli ol, oradan bir Adanalılık dersi al, daha (ne yazık ki) en az 3–4 yıl buradasın, yüz yüze bakacağız desem…

Ve saire desem… Bilmem, beni kaale alır mı? Veya dediklerimiz umurunda olur mu?

Yazar: Editor
2009-07-18 16:16:51

Dumanıma Karışma Havamı Bozma

 

19 Temmuz 2009 tarihinden sonra kapalı mekânlarda ve muadillerinde sigara yasağı başlıyor. Buna göre kahvehaneler, pastaneler, birahaneler, bilumum haneler, çınar gölgeleri, şemsiye altları, merdiven boşlukları, köprü altları, alt geçitler, kapalı üstgeçitler, bulutlu havalar, kasket altı, fötr kenarı vs. dumansız hava sahası mıdır nedir kapsamında.

İyi hoş, sağlıklı toplum falan filan için güzel bir hamle hayırlısı olsun.  Sigarayı tüm fenalıların anası ilan eden hükümet ve saz arkadaşları şu “sağlık” meselelerini daha ciddiye alıp alanı bir genişletse o zaman samimiyetlerine biraz inanasımız gelir. Hani sanki sigaradan çok aslında içki ile bir mücadeleye girildi de ön adım sigara ile atıldı. Özellikle içkili mekânların etkileneceği bu uygulama bir başka hesabın küçük bir hamlesi gibi duruyor hala.

Sağlıklı bir toplum isteniyor?

O zaman daha kapsamlı ve etkili bir savaşa girişin. Alın size 20 tek (bir paket) öneri:

1.Öncelikle işsizliği bir önleyin. Evine ekmek götüremeyen insanların beden, ruh sağlığını bir muhafaza edin. İşsiz ve çaresiz insanların kendilerine ve çevrelerine zarar vermelerini bir önleyin. Koruyun.

2.Şu asgari ücrete bir el atın millet yoksulluk sınırını aşıp mayın tarlasına girer gibi açlık sınırına dayanmış. O parayla siz nasıl bir sağlıklı toplum gelişimi bekliyorsunuz? Asgari ücretli aileler analar, babalar, büyükanneler, büyükbabalar, çocuklar, gençler iki kuruşla bir alay faturadan sonra nasıl beslenecekler de sağlıklı bir toplumun bireyleri olacaklar. Hadi, koruyun.

3.İşçinin memurun yaşam koşullarını iyileştirin, efendilerinizin çıkarlarını değil, o ücretli kölelerin çıkarlarını düşünün madem sağlıklı bir toplum istiyorsunuz. Doğru düzgün giyinebilsinler bari ayda bir sinemaya, dışarıda bir yerde yemek yemeye gitsinler, TV’lerde görünen o renkli(!) sosyal hayatın bir anlık da olsa bir parçasına dönüşsünler. Anne ve babaların çocuklarının yüzüne bakabilecek bir geliri olsun.

4.Her felaketin tüm kötülüklerin anası da babası da yoksulluk ve sosyal adaletsizliktir. Bunu halledin. İnsanlar ahlaki sağlıklarını kaybedip gayri ahlaki işlere, yüz kızartıcı suçlara yönelmesin. Düzeltin şu ekonomiyi bize maval okumayın. Asıl ailelerin sağlığı bozulmasın, o bozulursa daha hiçbir şeyi düzeltemezsiniz bu ülkede. Övündüğünüz geleneksel Türk aile yapısını yoksullukla bozmayın efendiler.

5.Bir ömrü köle sınıfından biri olarak geçirip, yarı ölüyken emekliye ayrılan insanların onlarca yıllık emeğinin karşılığını doğru düzgün verin. Emeklinin sağlığını, saygınlığını koruyun efendiler.

6.Gençlere geleceklerine dair bir umut verin hayata hayal kırıklıklarıyla başlamasınlar. Onlara sağlıklı bir gelecek verin. O hayali koruyun.

7.Elbette sonsuz olmayan iktidarınızı baki kılmak için insanları sadakaya alıştırıp onların haysiyetlerinin sağlığını bozmayın, koruyun.

8.Şu sömürü zincirini kırın üreten çalışmasının karşılığını alsın emeğin sağlığını koruyun.

9.İnsanların hak arayışlarını, polis devleti şiddetiyle sindirmeyin. Devlet babaya olan inancın sağlığını koruyun.

10.Güven duygusunun ve adaletin, toplumsal barışın sağlığını koruyun.

11.Robin Hood’culuk oynayıp zenginden alıp yoksula verin demiyorum ama yoksula kol kanat gerip sosyal devletin sağlığını koruyun.

12.Hormonlu yiyeceklerle savaşın, kansere yol açan maddeler içeren gıdalarla… Bari domatesin, hıyarın da sağlığını koruyun.

13.Arsa talanlarını kıyı yağmalarını önleyin. Toprağın denizin selametini koruyun. Çarpık kentleşmeye dur deyin şehirleri koruyun.

14.Halkın temel ihtiyaçlarını karşılayın; yeme, içme, giyinip kuşanma, barınma, iş, eğitim, gelecek kaygılarının üstesinden gelin. Umudun sağlığını koruyun.

15.İş güvencesi sağlayın, işsizi işsize kırdırmayın, çalışma prensiplerinin sağlığını koruyun.

16.İş güvenliği sağlayın, örneğin “Tuzla”larda insanlar değersiz varlıklar olarak ölmesin. Üretenin bu manada sağlığını koruyun ki zenginliğinizin temeli onlardır.

17.Gençleri, aileleri paralı eğitimin, dershanelerin tuzağından kurtarın;  eğitimin sağlığını koruyun.

18.Kutsal sayılan çeşitli duyguların sömürülüp, ticarete malzeme edilmesini önleyin. Madem inanıyorsunuz inancın sağlığını koruyun.

19.Milleti hırsızdan, uğursuzdan, kan içiciden, kredi kartlarından, tefeci bankalardan, çetelerden, mafyalardan, “F tipi” örgütlenmelerden, sinsiliklerden, hainliklerden satılmış sendikacılıktan, yalancılıktan, ikiyüzlülükten üçkâğıtçılıktan koruyun.

20.Hastasını müşteri olarak gören “sağlık sektöründen” koruyun insanları; yani sağlıklarını hakikaten koruyun bizi teslim alan sigaranın efkârlı dumanı değildir, siz bizi sizden ve zihniyetinizden koruyun.  

Dumanımıza karışmayın, havamızı bozmayın.

Yazar: Editor
2009-07-04 23:28:24

"Transfer bitmedi, bitmeyecekte. Sadece bir süre bekleme kararı aldık. Biz Adanaspor olarak büyük düşünüp büyük oynayacağız. Gerekli mevkilere takviye yapacağız. Top yekûn mücadele edip Adanaspor'un şampiyonluk özlemine son vermeye çalışacağız. Bunun için Adanaspor camiasının, medyasının, taraftarının kısacası hepimizin bir bütün olmamız şart"
bu sözler Ekrem Al’dan…

Bu sözlerin hepsi güzel… Hepsi heyecan verici: Büyük düşünüp büyük oynamak, top yekûn mücadele etmek, şampiyonluk özlemine son vermek ve en önemli yaklaşım; Adanaspor camiası, medyası, taraftarıyla bir bütün olmak

http://ul.gcg.me/files/2009-07/qa.jpg

Evet Hocam, Adanasporluluk bu yüreği gerektirir. Hele bütün olma konusunda hassasiyetimiz son noktada. Baştan beri arkasında durduğumuz da budur. Kin tutmadan, adam kayırmadan, bir büyük camianın da çıkarlarını gözeterek bütün olmak… Bu takıma hakikaten emeği geçen-hala da geçecek olan has oyuncularımızla da…

O zaman, vira…

Yazar: Editor
2009-06-19 23:05:24

Şimdi bir başka yerden giriliyor mevzuya. Yol inceltiliyor. Ve vakti gelince de cepheden girişeceğiz savaşa. Kaçak dövüşmeden, bel altı vurmadan… Direkt yani doğrudan kalem kuşanacağız. Harbice… Belki sert olacak. Dilimiz ısırmadan, kalemi bükmeden… Vakti gelince… Ama dileriz bir büyük yanlıştan dönülür ve o vakit gelmez.

Konumuz şimdi simgeler olsun. Bildiğimiz semboller, armalar, bayraklar... Kıymetli, değerli, kursal kavramlardır bunlar. Hatırlarsanız Ali Asım önceki sezon yükselme grubu maçları öncesinde futbolu bıraktığında onu uğurlarken değinmiştik bu konuya uzun uzun. Okumak isterseniz o yazıyı buyurun bu da bağlantısı…

Konumuz simge… Boş bir kavram değildir bu. Hatta simgelerin içi anlam olarak fazlasıyla doludur. Onu kimseler tartışamaz bile. Ki kimselerin de simgeleri (bu simge kavramına geniş bir perspektiften bakabiliriz) tartışmaya da hakkı bir anlamda yoktur. Çünkü önce sevmiş ve inanmışsındır. Bunlar yeterli hislerdir.

Futbol âlemi de ezelden beri bu simgelerle vardır, eski veya yeni… Bu simge bir armadır, renklerdir veya bir tür canlıdır ama daha çok has bir futbolcudur, hocadır.

Örneğin kabul veya reddedilsin, Gündüz Tekin Onay Adanaspor için ebedi bir simgedir. Böyledir bu. Ben ya da bir başkası bunu değiştiremez gayri. Ve fakat yine örneğin bir Ekrem Al ömrü billâh, bizi şampiyon yapsa da bu sezon (üzülerek söylüyorum, gidişata göre bu pek mümkün görünmüyor, ama yanılan biz olalım, yeter ki Adanaspor(luluk) kazanan taraf olsun…) asla simgemiz olamayacak, yanından bile geçmeyecek. (sezonu bile tamamlayamayacak diyeceğiz ama demiyoruz işte can sıkmamak için…( hatta  o, koca bir camiayı yok sayarak "başkan yoksa ben de yokum" diyerek bir karakter tahlili yaptırdı bize ve sınıfta aslında o dakikada kaldı...)

Simgeler bir sezonluk da olabilir, üç beş sezonu kapsayan bir dönemlik de… Bu simge o camianın omurgasını oluşturur olduğu yerde. Bir duruş, bir görüş verir. Mizandır…

İsa, Özer, Timuçin, Kayhan, Feyzullah, Ali Beykoz, hatta Altan daha öncesinde Miliç hep bu nitelikte futbolcular olmuştur. Kavafis’in bir şiirinde “bu şehir arkandan gelecek, başka bir şey umma, başka şey umma”… dediği misal; O futbolcuların hayatlarında da hep Adanaspor olmuştur, bu ad (Adanaspor) hep yanı başlarında durmuştur. Arkalarından gitmiştir.

Evet, simgeler önem arz eder. Onlarla oynamamalı. Tersi bir durum, fena çarpar zamanı gelince…

Evet… Devam edeceğiz…

Yazar: Editor
2009-06-13 09:01:25

Üç Maymun Üzerine Birkaç Söz

http://ul.gcg.me/files/2009-06/bab.jpg

Üslup sinemacılığının en önemli ismi olmuştur şimdi Nuri Bilge Ceylan. Üç Maymun’u da bu anlamda Antalya’da garip bir biçimde haksızlığa uğrayıp öte yandan aldığı tüm ödülleri hak etmiştir.

Üç Maymun’un içeriğinde Yılmaz Güney’in Baba adlı filmi hatırlanabilir. İkisinde de bir baba vardır ve ailesi için bir fedakârlık yapar, ikisinde de o aile bu fedakârlığın karşısında alçakça adeta “darp edilir.”

Filmleri anlatmayalım. Ama hem anlatım hem de sonuç yönünden bakınca bambaşka iki film çıkmıştır ortaya, ikisi de birbirinden güzel…

_________________________________

Şöyle bir baktığımızda Yılmaz Güney'in Baba'sı; Sabahattin Ali'nin Kuyucaklı Yusuf'unu işaret eder bize, İnce Memed'i... Çünkü o devirlerin hayatı kaçınılmaz olanı zaten dayatmış insanına. Bundan ne Yılmaz Güney kaçabilirdi, ne Sabahattin Ali, ne Yaşar Kemal... Bir hesap varsa görülecek, hiçbir şey sineye çekilmeyecek!

Ee, her dönem koşulları ve anlayışlarıyla gelir.

_________________________________
Bugünün hayatı da Nuri Bilge Ceylan'a üç maymunu oynatmayı dayatmıştır, tüm rezillikleri sineye çeken bir devir ve insanlar kalmıştır ona da anlatacak... Ama o da dayanamamıştır bir Nuri Bilge Ceylan olarak, bir yerde, Yılmaz Güney'in Baba'sı olmuştur, hesabı görmüştür; nagantını alıp, Muazzez'i "kirleten" Kaymakam'ı ve Şakir'i haklayan Kuyucaklı Yusuf'a dönüşüvermiştir adeta.

2000’lerin Türkiye’sinde, ekonomik çaresizliğin bir ahlaki zafiyete devrolduğu anda Üç Maymun’un tüm karakterleri filmin de isminin hakkını vererek “bir zavallı hale razı olmuşken”,  kanımca Nuri Bilge Ceylan olaya bir tanrı-sanatçı hakkını kullanarak müdahale etmiştir. Film kahramanlarının yapamadığını kendisi yapmıştır. Böylece yukarıda bahsettiğim “farklı son”u bir nebze de olsa dengelemiştir.
Bu da, devre uymayan sanatçının kendi eseri içinde "özel" bir duruşunun resmi olmuştur. İyi de olmuştur.

Yazar: Editor
2009-06-04 12:17:35

Milyonluk Eşekler

O müthiş zamanlarımız…

Bizans takımlarını dolayısıyla ligi silkeleyip sarstığımız yıllar… Bir fırtınaydık, Silinidirspor’duk ezip geçen…

Her futbolcumuz bir ateş… İsa milli takıma kadar gidiyor, kolay mı Anadolu’dan bir futbolcunun oraya kadar gitmesi, gidiyor ve 30 metreden golü atıyor. (mesafeyi biraz abartmış olabilirim: )) Apache İsa..

Onu veriyoruz, Zonguldak’tan Özer’i alıyoruz. Özer gol kralı oluyor.

Beşiktaş’a Özer’i veriyoruz, oradan Bora’yı alıyoruz.

Adanaspor’u o yıllarda tutabilene aşk olsun… Ve derken Bora gol kralı…

Bora’yı geri veriyoruz, Özer’i geri alıyoruz…

Anlatmaktan, yazmaktan, dinlemekten, konuşmaktan bıkmadığımız, keyif aldığımız destan zamanlar…

Mütevazı bir Adanaspor Bizans takımlarını tepelediğinde o vakitler bir şenlikle, neşe bularak bağırılırdı, rakibe en ağır darbeyi indirerek; Milyonluk Eşekler

Yani bu sözlerin muhatabı 3 büyüklerin oyuncularıydı.

Ama bunu, oralardaki taraftarın kendi ruhsuz futbolcusunu protesto etmek için de sık sık kullanmış olmaları da vaktiyle söz konusu idi. Bu muhabbet hala var mı bilmiyorum ya… Neyse, şu süper lige çıksak da bu eğlenceyi gündeme getirsek: ))

Yazar: Editor
2009-06-01 19:55:17
http://ul.gcg.me/files/2009-06/adanaspor.jpg
Yazar: Editor
2009-05-28 21:02:18

a41.jpg

 Kötü zamanlarımızdan kalma bir acı hatıradır, diyelim ve paylaşalım bunu: ))(Tezahüratı idare eden tribüncülerden bir arkadaşın yanındakiyle konuşmasından alınmıştır.)

&md