2017-06-06 21:25:33

Olayı biliyoruz.

Arda Turan adlı futbolcu uçakta bir gazetecinin boğazına sarılmış.

Uçakta...

Magandalığın özetidir.

Geçelim...

De ki bu futbolcu birader olayın ötesinde haklı, de ki haklı.

Bunu çözecek olan sadece ve sadece ülkenin bağımsız hür mahkemeleridir.

Her şey orada çözülür.

Bunun başka bir yerde çözülme ihtimali en kibar kelimelerle yoz bir kabadayılığı tarif eder.

Burada eski Adana kabadayılığından bahsetmiyoruz, demek istediğimiz şey, ülkeyi tepeden tırnağa saran mafyatik kabadayılıktır.

Ülkeyi teslim alan yoz bir kabadayılık.

Sokaktan futbolcusuna, futbolcusundan hocasına, hocasından başkanına, ama parti başkanına...

Bir de futbolcular bu harekete sahip çıkmış falan.

Falan düzeyinde bir futbol alemiyle muhatabız ne yazık ki.

Adamcağızlar filan aşamasına geçememişler bile.

Üstadın dediği gibi:

Ardaya destek olan tüm futbolcular milli takımdan sonsuza kadar çıkarılsın.

Ama kimden neyi talep edeceğiz, kimi kime şikayet edeceğiz?

Yazık bize lan! 

Not. 

Fatih Terim problemine girmiyorum bile... 

Yazar: Editor
2017-05-01 15:39:56

* Cumartesi günü yapılan maçlarla birlikte 2.Ligde Kırmızı ve Beyaz Grupta maçları tamamladık. 

* Beyaz Grubun şampiyonu İstanbulspor oldu. Zaten beni takip edenler bilir geçen haftadan kendi evinde kazanarak tur atacaklarını yazmıştım. Sivas Belediyespor onlara asla rakip olamazdı. Özetle Yalçın Koşukavakın öğrencileri zaten bu şampiyonluğu hak etmişlerdi. Biz de kendilerini tebrik edelim.

* Bu grupta Amedspor da maçını kazandı ama İstanbulsporun maçını kazanmasıyla onlar da Play Off tan şanslarını deneyecekler. Play Off taki diğer takımlar ise zaten belli olmuştu. Erzurumspor, Kocaeli Birlik ve Sivas Belediyespor.

* Beyaz Grupta küme düşen son takım ise Üsküdar Anadolu oldu. Bucasporu farklı mağlup etmelerine rağmen Fethiyenin Erzurum deplasmanından beraberlik almasıyla lige veda ettiler.

* Kırmızı grubun şampiyonu Ankaragücü, bu hafta kupasını aldı. Ama bu gruptaki Play Off maçları açıkçası daha zevkli ve ilgi çekeceğe benziyor. Çünkü Gümüşhane, Hatay, Kastamonu ve Menemen hepsi de iddialı ve diğer gruba göre daha iyi ekipler. Gönlüm ise Kastamonudan yana. İnanılmaz derecede sempatimi kazandılar. Açıkçası son 20 haftada gösterdikleri performansla da çıkmayı hak eden takım oldular.

* Bu gruptan ise küme düşen son takım Aydınspor oldu. Puan dezavantajına rağmen Kırklareli, Bugsaş deplasmanında net skorla kazanarak ligde kaldı. Beni yanıltmayan ekiplerden birisi oldular. Son yazımda Bugsaş deplasmanında kazanıp ligde kalacaklarını söylemiştim. Tuzla-Aydın maçında ise ev sahibi ekip kazanarak ligde kaldı. Aydınspor ise en büyük hatayı Türkiye Kupasında yaptı. Kısıtlı olan kadro haftada iki maçı kaldıramadı. Kritik maçlarda da puan kaybı yaşadılar. Dolayısıyla gruplara kalmak bazen dezavantaj da olabiliyor.

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-04-05 20:30:47

 sakaryaspor logo ile ilgili görsel sonucu

* Bugün 3.Lig 3.Grup takımlarından Sakaryasporu gündeme getirmek istiyorum.

Ligde artık son dört haftaya giriyoruz.

* Sezona şampiyonluk hedefiyle başlayan Sakaryaspor bence büyük bir hata yaparak lige tecrübesiz, bence şu ana kadar hiçbir şekilde teknik adamlık anlamında kendini geliştirmeyen bir isimle Tuncay Şanlıyla lige başladı.

* Teknik adamlık gönül hatır işine benzemez.

Tamam futbolculuk anlamında Sakaryada kendini göstermiş olabilir, yıldızı parlamış olabilir, Fenerbahçe ve Middlesbrough takımlarında iyi işler yapmış olabilir ama takımı yönetmek, taktiksel anlamda maça hazırlamak bambaşka bir şey.

Dolayısıyla geç de olsa yönetim hatasının farkına vardı ve yolları iç sahada kaybedilen Afyon maçından sonra ayırdı.

* Sultanbeyli deplasmanında takımın başına ise alt ligleri yakından bilen, Hacettepe ve Ordusporda başarılı işlere imza atan, bir dönem bizde de görev yapan Osman Özdemiri getirdiler. ( Ligi bilen birisinin görev yapması her zaman avantajdır. Mesela 1.Ligde Yücel İldiz benim gözümde rakipsizdir.)

* Osman Özdemirli Sakaryaspor, Sultanbeyli maçından sonra takım inanılmaz bir şekilde kendine geldi ve arka arkaya oynanan dokuz maçın tamamı kazanıldı.

Şu an Afyonla aralarında beş puan fark var,  belki bu beş puanlık fark son dört haftada kapanmayacak ama Sakaryalı dostlar üzülmesin bu takım Play Off maçlarından çıkacaktır ve yeni sezonda 2.Ligde mücadele edecektir.

Bundan da kimsenin şüphesi dahi olmasın.

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-02-28 18:34:15

*Adanasporun kalan 12 maçta ligde kalması için ihtiyacı olan puan 20.

Ama bu puanları alması şu anki formuyla çok zor.

Bir an önce kendini toparlaması lazım.

Bu aşamada da Konya maçı artık son şans gibi görünüyor.

*Geriye 12 hafta kaldı ve ben bu 12 maçlık dilimi ilk 7 hafta ve son 5 hafta olarak ikiye ayırdım.

Şimdi öncelikle ilk dilimdeki maçlara değinelim.

*Bir defa Konyaspor maçı kesinlikle 3 puan olmalı.

Hani kolay mı derseniz elbette ki kolay maç değil.

Ekstra bir performans sergilemek zorundayız Konya engelini aşmak için. 

Ardından gelen Karabükspor deplasmanında en kötü ihtimalle yenilmemek şart.

Kolay bir deplasman mı?

Hayır.

Bu deplasmanda Beşiktaş, Galatasaray gibi güçlü takımlar bile kaybetti.

Sonraki maçımız iç sahada Akhisar.

İlk iki haftada eğer ki 4 puan gelirse iç sahada taraftar desteğini de arkasına alacak olan Adanaspor, bence Akhisarı mağlup eder.

Çünkü moralli bir takım sahada olacak. 

*Dördüncü maçımız İstanbulda Galatasaray karşılaşması.

Ben dün Galatasarayın derbiyi kaybetmesine sevindim.

Ligde en iyi hedefleri ikincilik olacak ve bu bence çok zor.

Bu saatten sonra Galatasaray takımının hedefi üçüncülük olur. 

İddiasız bir takımdan puanın gelmesi yüksek ihtimaldir.

Açıkçası Galatasaray İsminden çok da çekinmiyorum.

Galatasaray deplasmanından sonra iç sahada Rize ile oynayacağız ve şu ana kadar söylediklerimiz eğer olursa ben Rize maçını her türlü kayıpsız geçeriz diyorum.

*Rize maçından sonra Beşiktaş deplasmanı olacak.

Hani puan gelmese de bir şey kaybetmeyiz.  

Asıl önemli olan ise ondan sonra oynayacağımız iç sahadaki Antalyaspor maçı.

Yine taraftar desteğini arkasına alacak olan Adanaspor, sıralamada 6 ile 8 arasında yer alacak olan iddiasız Antalyasporu bence kayıpsız geçer. 

*Kısacası ümitlerimiz çok az bu bir gerçek. 

Eğer ki şu 7 maçtan 13 puan gelirse ben son beş haftaya çok daha ümitli bakacağım.

Çünkü ligde çok rahatlamış olan Kayseri ve son hafta hiçbir iddiası olmayan Fenerbahçe maçlarından 6 puan alınabilir. 

*Sözün özü 

Konya maçı ya tamam ya devam maçı olacak.

Bekleyip görelim.

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-02-11 06:21:25

*Karabükspor, şampiyonluk adaylarından olan Galatarasaydan sonra Beşiktaşı da 2-1 ile geçti.

Karabüksporlu Seleznyov da keza Galatasaraydan sonra Beşiktaşı da boş geçmedi.

*Beşiktaşta teknik direktör Şenol Güneş adeta tel tel dökülen Oğuzhana 60 dakika sabretti. 

*İnanılmaz derecede kötüydü, her zaman övülen Şenol Güneş ve kenar yönetimi bu maçta taktiksel anlamda sınıfta kaldı.

Talisca da bugün eski performansından uzaktı, sorumluluk alamadı.

*10 yaşındaki çocuğun gördüğünü kenar yönetimin görememesi ilginç! 

Fenerbahçe maçının travması atlatılamamış, maça hiç hazır gelmeyen bir Beşiktaş vardı. 

*Dün, Beşiktaşlı oyuncuların sağdan ve soldan yaptıkları ortalarda da kaleci ve Karabüklü diğer oyuncular başarılıydı.

Nitekim Beşiktaşın golü de paslarla geldi.

*Bu arada Beşiktaş, ligde ilk golü yediği hiçbir maçı bu sene kazanamadı.

*Karabükspor maçı kart görmeden tamamladı. 

İsmail Eyriparmak

Yazar: Editor
2017-02-05 09:07:05

Çikonun Şeflik Modelleri

III

Bir Fidji atasözünde başkana dair kaygılar şöyle dile getiriliyor:  “Bu krallık yıkıma doğru gidiyor. Çünkü hala ağzında dişleri olan bir kral tarafından yönetiliyor.”

Guayaki kabilesinin başkanının durumu da güzel aslında bir başkanlık misalinde: Bu başkanın yasayı söylemekten başka bir işlevi yoktur, sadece herkesin bildiğini tekrar eder. Başkanın elindeki tek güç yasa, ama tekelinde olmayan yasa…

Bir de toplum için yapması gereken bir şey var: Cömertlikten vazgeçmeyecek ve elindekini sürekli dağıtacak ve geçimini ayrıca sağlamak için de herkesten daha çok çalışacak, fiilen, bedenen! Fiili durum olarak değil yani.

Bir başka kabilede başkanın bedeni kutsaldır, dokunamaz ve dokunulamaz; bununla beraber tamamen iktidarsızlaştırılmıştır, dünyevi her şeyden soyutlanmış bedensel bir kutsallıktan ibarettir. Dedik ya, bir nevi nefes alıp veren bir totem…

Japonların Mikadosunun da gündelik hayattan uzaklaştırıldığı, otoritesinin de bir anlamda yok edildiği unutulmamalı…

Öyle ki Mikado yere basamazdı, açık havaya çıkamazdı, güneşte duramazdı, saçını sakalını tırnaklarını kesemezdi. Tahtta otururken bir put kadar hareketsiz olmalıydı. Bunun sebebi de barışın sağlanabilmesiydi.

Bir başka yerde, Masailerde ol oiboni diye de adlandırılan başkan doğrudan yönetmezdi ve yürütmeye ilişkin hiçbir işlevi yoktu. Masailere göre başkan çenesindeki sakal kesildiğinde tüm gücünü kaybederdi.

İbo krallığında başkanın ölümünden sonra yeni başkan seçimi için yedi sene beklemeliydi. Kimilerine göre bir başkan için yedi sene beklenebiliyorsa başkansız da yapılabilirdi. Ne güzel!

Nijerden bir Etatin başkanı şöyle anlatıyor: “Kabile başkan olmam için beni zorladılar. Boynuma kabile totemi asıldı, karşı çıksaydım iki kölemi vermek zorunda kalırdım. Geleneğe göre bakan toprağını terk edemez.

On yıldır buradan çıkamıyorum yaşlı olduğum için özgürlüğümden olmak beni ekilemiyor. Totemleri koruyor, törenleri yönetiyorum.

Çiftçilere ürün, avcılara av, balıkçılara balık sağlıyorum. Onlar da karşılığında bana elde ettiklerinden veriyor. Yağmur yağdırmak için de ağzıma su alıp püskürtüyor, Tanrılarımıza dua ediyorum.”

Sürecek

Yazar: Editor
2017-01-01 18:53:14

Tüm bu yaşananlar,

bir öykü, roman veya tiyatro eseri olsaydı 

şu acıklı halimiz...

Ona güzel bir son yazardık

ve olur biterdi.

Mutlu hayatlarımıza devam ederdik.

Ne yazık ki yaşadığımız ve tanık olduğumuz olaylar

çok gerçek.

Hiç olmamış gibi davranmak

sorunu çözmeyecek.

Tüm terör eylemlerine karşı,

insanlık dışı dayatmalara karşı

dönmeden, bükülmeden,

yalnızca kendi gemimizi düşünmeden

ortak bir noktada durabilirsek 

ülkenin geleceğini kurtarabiliriz. 

Yazar: Editor
2016-12-14 09:58:53

Ülke

tanık olduğumuz tarihi boyunca

böylesi bir faşizme boğulmamıştı.

 

Düzelmesi için üzülmek yetseydi keşke...

Yazar: Editor
2016-12-07 19:02:47

Hakemlerin başkanı Yusuf Namoğlu,

Dinamo Kiev maçının hakemi hakkında

hemen yorumda bulunmuş.

O penaltı penaltı değildi,

Kırmızı kart kırmızı değildi,

6. gol ofsayt idi diye...

İyi, güzel hoş ve pek milli.

Öyle olsun.

Peki aynı Namoğlu

sezon başından beri

Adanaspor aleyhinde verilen en az on yanlış karar için

acaba basit bir cümle kurar mı? 

Ayıp etmiş şu hakemler, gibisinden.

Böyle bir cümle kurmazlar değil mi?

Çünkü bunlar içeride ve dışarıda sedece muktedirlerin menfaatlerini korumak için varlar.

Ama, 

Bir memleket takımı olan  Adanaspor için eski hakem muhteremi neden kılını kıpırdatsın?

Not:

Nöbetçi hoca konsunda görüşlerimizi daha önce yazmıştık. Bunu tekrar etmeye gerek yok! 

Yazar: Editor
2016-11-21 19:19:32

Bu aralar yeni yazı yok.

Eski yazılarla idare edeceğiz izninizle.

Ta ağustos ayından bir yazıyı paylaşalım.

İyi okumalar. 

__________________

Tarkan yalnız başına, elinde kılıcı ve yüreği, mücadele azmi, moral motivasyonu, üzerindeki kürklü giysi gümüş eyer ve gümüş madalyon aşkına, mensup olduğu kimliğin kudretiyle filan Bizansa hücüm eder.

Gittiği yerleri fetheder. Melun rakiplerini darbeder eder, yeşil çimenli Bizans topraklarını darmadağın eder. En son Bizans Tekfurunun kızını da alarak sezon sonunda muradına erer. 

Film bu.

Olur.

Adanasporu, bu kadrosuyla, Altarın Oğlu Tarkan gibi zannedenler, bu ligi, böyle geçer gider, diye düşünenler Adanaspora büyük bir kötülük yaptıklarını fark etmiyorlardır. 

Dilerim dün akşamki Bursa - TS maçını izlememiştir takıma takviye yapmama konusunda takıntılı ve pinti olan bizim yönetim. Kurdukları ütopik kadro hayali yerle bir olur zira. Seyretmesinler bilmesinler, bu körlük hali onlar için daha iyi. Ne kadar bilirsen o kadar acı çekersin, der ya Çin atasözü.

Süper lig takımları bu kadroyu, yemek masası örtüsündeki ekmek kırıntılarını silkeler gibi silkelerler.

O tarafta yani yönetimde bir gram olumlu etkisi olanlar veya böyle olduğunu düşünenler, bunu takıma takviyeler konusunda kullanmalı...

Yapınız bunu, lütfen... 

Yazar: Editor
2016-11-11 05:04:42

Aslında Bjk başkanına takıldım biraz, azıcık.

Trabzon maçından sonra,

malum kırmızı kartlar olayından sonra yorum yapan takımlara koymuştu postayı,

bizim hakkımızda kimse yorum yapamaz filan,

kartlar için de sadece Trabzonspor bir şeyler diyebilir özetini geçti.

İyi mi?

Bkj efendiliğinden, büyüklüğünden bahsetti ve saire, ve saire...

Laf kalabalığı yani, eskimiş ve kokuşmuş bir hamaset edebiyatı.

Peki,

bizim haftaya karşılaşacağımız takım Bjk.

Bu durumda biz de o kartlar konusunda yorum yapabilir miyiz, Bjk başkanına soruyoruz?

O kartla konuşsaydı,

iki önemli futbolcuları sahada olmayacaktı bu maçta,

böylece rakibin hücum gücü zayıflamış olacaktı,

üstelik önemli bir oranda...

biz de bunları konuşmamış olacaktık.

O zaman, TVlere çıkıp hem bilgece hem bilmişçe konuşan rakip takımın başkanına şöyle diyoruz:

Madem iddia ettiğiniz kadar efendi ve centilmensiniz

aslında kırmızıyı hak eden o iki futbolcunuzu

Adana deplasmanına getirmeyin,

cezayı siz kendiniz kesin, centilmence ve efendice.

Hadi bakalım muhterem! 

Yazar: Editor
2016-10-30 18:58:00

Bir İmkânsızı Daha Başarmak İçin

  1. Adanaspor, Galatasaraya 1-0 yenildi.
  2. Aslında yenilmek beklenen sonuçtu.
  3. Artık önümüzdeki Rize maçına konsantre olmalıyız.
  4. Ligde kalabilmek için öncelikle her maç 1 puan ortalamasını tutturmak zorundaydık.
  5. Oynadığımız 9 maç sonucu 5 puan elde ederek bu hedefin 4 puan gerisinde kaldık.
  6. Kalan 7 maçtan 11 puan almalıyız ki bu hedefi yakalayalım.
  7. Bunun için her maç 1 puan hedefi artık yeterli değil, mutlak surette 2-3 maçtan 3 puan almalıyız.
  8. Kalan maçlara bakarsak Rize, Antalya, Trabzon deplasmanları ve Beşiktaş, Gençlerbirliği, Kayseri ve Medipol Başakşehir iç saha maçları var.
  9. Bu maçlardan Trabzon, Beşiktaş ve Medipol Başaksehir maçlarından 1er puan alma hedefi ile oynamamız mantıklı olabilir.
  10. Güç ve oyuncu kalitesi itibarı ile Adanaspordan iyi oldukları kesin.
  11. Hiçbir maçın oynanmadan kazanılıp kaybedilmediğini bilenlerdenim ama bu maçları kağıt üzerinde kazanmamız zor görünüyor.
  12. Elbette imkânsızın başarılma ihtimali vardır, göz ardı etmeyelim.
  13. Diğer 4 maçtan 3er puan nasıl alırız, Teknik direktör Jurcicin asıl kafa yorması gereken konu bu.
  14. Eldeki dar ve alternatifsiz kadro ile bunu başarmak zor ama imkansız değildir.
  15. Oyun taktiğini önce 1 puan üzerine değil, önce 3 puan üzerine kurmalı ve gol atıp önce geçtikten sonra skoru koruma derdine düşmeliyiz.
  16. Unutmayalım ki " impossible is nothing - imkansız hiçbir şey yoktur."

Mahir Alev

Yazar: Editor
2016-10-24 15:10:28

Kendi yönetimimizi tenzih ederek konuşuyorum.

Genel bir sitemdir.

Ama bu ülkede, bu ekonomik koşullarda,

herhangi bir futbol maçı için

en ucuz tribünü örneğin 75 TLden açmak (kullanım parası hariç)

sadece vurgunculuk olarak tarif edilebilir.

Ev sahibi veya rakip tribün fark etmez.

Taraftarı, denk getirip öpeceğimiz varlıklar olarak görmek, futbolu geçtim, hiçbir vicdana sığmaz. 

O tribünleri bu tüccar kafayla kimse dolduramaz.

Çünkü kimse kısıtlı bütçeyi hokus pokusla çok edemez.

Yazar: Editor
2016-10-21 05:00:21

Malum Mehmet Ağar ne demiş, biz solcuları yanlış tanımışız, ellerine bıçak bile almayan, temiz fikir insanları.

Ne zannettiniz muhterem veya ne zannediyorsunuz?

İddialı bir şekilde söylüyorum, bu memleketi en hesapsız sevenler,

memleketten zerre kadar maddi menfaati ve beklentisi olmayan, meselesi memleket meselesi olan; ranttan, rüşvetten, emek hırsızlığından uzak duran; milletin anasını bellemek gibi bir hedefi olmayan, tersine böyle hedefleri olanlara karşı da mücadele eden; yurdu çiçeği, böceği, yaylası, taşı, toprağı, nehirleriyle bir bütün olarak düşünen solculardır.

Hiçbir odağın, gücün, klanın, zümrenin, grubun, çetenin hesabına çalışmamış olan solcular…

Mehmet Ağar sadece bir gerçeği itiraf etmiştir.

Yazar: Editor
2016-10-16 10:00:09

Facianın Maddeleri

  1. Bekir Yılmazın acilen iyileşmesi gerek.
  2. H.Mert Akyüzün hemen gözden geçirilmesi lazım.
  3. Bu teknik direktörle durum vahim.
  4. Sorunumuzun orta sahada olduğunu göremeyip santrafor değiştirip Ahmet Dereliyi Santrafor oynatmak facia.
  5. Samicanı oyuna 80.dakikada almak facia.
  6. 2 haftadır 18e giremeyen kaleciyi ilk 11 de oynatmak facia.
  7. Kaleci konusunda teknik direktöre H.Mert Akyüzün oynamasını öneren kaleci antrenörüne milli takımlarda seminer verdiren, H.Mert Akyüzü milli takıma alıp kucağımıza bombayı bırakan Fatih Terim ayrı bir facia.
  8. Bu kadar olumsuzluklara rağmen hakemler tam bir facia.
  9. K.Karabükspor bu galibiyetle an itibariyle 4.sırada ki çok kötü bir Adanaspora karşı ikinci yarıda pozisyonu yok, gel de yanma.

Şehmus Seferbeyoğlu

Yazar: Editor
2016-10-07 04:39:23

Milli arayı iyi değerlendireceğiz, gibisinden bir açıklama yapmış K. Jurcic.

Müthiş umutlandım.

Tüm yılgınlığım gitti. İçimde bir ferahlık, inanılmaz. Ben takımın bir hafta tatil yapacağını zannediyordum. Çünkü yakın ve uzak rakiplerimiz hep yatacak.

Hatta hepsi kısa bir pastırma yazı tatiline gitti bile. O tatilden dönmemeleri dileğimiz. Hele Karabükspor! Maç gününe kadar tatil yapsalar ne iyi…

Böyleyken böyle!

Bunlar Avrupadan geldi ya, bizi hepten kara cahil filan zannediyorlar. Ne bileyim, diyecek başka bir şey bulamadım çünkü.

Muhterem!

Konuşacak bir sözünüz yoksa laf cambazlığı yapmayınız, takımı maça hazırlayınız, topçunuzu iyi tanıyınız sağ beki sol açıkta denemeyiniz, zira bu milli ara size özel değil.

Daha çok çalışınız, yine bedel ödemeyiniz. Yarın bir gün siz gidersiniz veya gönderilirsiniz (Ama dilerim sizin gönderilişiniz daha nezaket dolu olur, emsallerinizi hatırlatmaz dilerim ve esasında işleri yoluna koyup hiç gitmemenizi-gönderilmemenizi dilerim, o ayrı bir konu.) işte o bedel bize kalır muhterem.

Hem ne bedeli bre!

Takımın başına geldiğinizde Kasımpaşaspor maçını izlemiştiniz, kadroyu az çok görmüştünüz ve en önemlisi transferin bitmesine koca üç gününüz vardı Sayın Jurcic.

Bir protokol anlaşmasıyla, örneğin üç transfer isterim yoksa imzalamam, koşuluyla o bedeli ödemek zorunda kalmayabilirdiniz.

Karamba karambita Sayın  John Turturrro!

Lafın sonu;

Yahudi kampına gelmiş Alman işadamları misali seçme ayrıcalığımız, örneğin hoca seçme durumumuz yok taraftar olarak. Bu etin yahnisine razı olacağız.

Vira diyelim bari.

Yazar: Editor
2016-09-26 19:28:33

Bu maçta biz Alanyasporu değil, vukuat hakem Suat Arslanboğayı yendik. Hem de iyi yendik.

Maç boyunca tartışmalı kararlarıyla elimizdeki maçı zora soktu.

Bu maçtan net bir galibiyetle ayrılırdık ve son dakikalarda kimseler ıstırap çekmezdi.

Ama işte malum bir hakem.

Evet, kazanmayı çok isteyen ve o nefis 3 puana çok ihtiyacı olan Adanaspor maçı aldı.

Yine çok mücadele ile.

Bu maça özgü bir durum diyelim defansın aksaması. Sanırım Hoca da Vierayı bu yüzden oyundan aldı. Veya sakatlık nedeniyle çıktı. Ama oralarda bir yerde problem olduğu kesin.

Maç 1-1e geldikten sonra korkunç gedikler verdik.

Tartışmalı golün stresi takıma fena çötü.

Neyse ki devreyi önde kapatmak takıma moral oldu.

Cemin galibiyet golünü yazması ve 3 puanın bu golle gelmiş olması, hem takım hem de Cem adına sevindirici.

Şimdi Cem daha özgüvenli oynayacaktır umarız ve daha iyi işler yapacaktır.

Rakip kaleyi en çok yoklayan Cemin bu girişimlerden sonuç alması da ayrı bir güzellik oldu.

Maçı hiç bırakmayan taraftarı da en sona not etmeli.

Güzel bir galibiyet oldu.

Şimdi konya deplasmanına daha güvenle gideriz. 

Yazar: Editor
2016-09-13 07:22:29

Adanaspor Gaziantepspor maçını 4020 biletli seyirci izlemiş.

Tam da bunu yazacaktık ki twitter kahramanlık meydanında ortalık karışmış.

Nedir?

Herkes kendi üslubundan sorumludur. 

Can sıkan işler.

Ama Can Yücel şiirinde geçtiği gibi, bizim gidişimiz, ne kadar rezil olursak o kadar iyi, noktasına doğru galiba.

Berbat bir durum.

Herkes, ne hali varsa görsün.

Uğraştığımız şeye bakın. 

Ne kimseye verecek aklım ne de böyle bir niyetim var bu mevzuda.

Ama şu bilet konusunda bir fikir yürütülebilir.

Sadece 4020... 12 yıl sonra, süper ligde hiç de iyi bir sayı değil.

En kısa yoldan maça gelmeyenleri eleştirebiliriz.

Adanaspor taraftarı neden ilgi göstermedi bu maça?

Veya genel olarak neden ilgi göstermiyor?

Yıllardır yanıtı aranan bir soru, öylece ortada duruyor.

Sebep yok, taraftar gelmiyor işte, denebilir.

Zaten yağmur da canı isteyince yağar,

rüzgar laf olsun diye çıkar,

sel dediğin kaderdir,

maden faciaları işin fıtratıdır,

deniz sırf romantizm için dalgalanır,

yapraklar nedensiz sararır,

aslında dünya düzdür, ay da bir ışık parçasıdır.

 

Ne demişti Nadia Comaneci

Ben alkışlara değil o alkışların sebebine sevinirim,

bununla mutlu olurum. 

Yazar: Editor
2016-09-07 16:05:25

Şiir ve Futbol

Kimi yaklaşımlara göre şiirdeki gizemi yok etmek şiirin kutsallığı açısından doğru bir girişim değildir. Bu hissetmekle belki inanmakla ilgilidir.

Şiire ancak sezgiyle yaklaşılabilir. O, uzaktaki bir imge-bir güzel veya tapınak gibidir. Ona ulaşamasanız da duyularınızla algılayabilirsiniz, çoğu zaman bu da yetebilir…

Şimdi aynı pencereden futbola bakalım.

Dâhil olduğumuz kimi yaklaşımlara göre futboldaki masumiyeti yok etmek bu sporun kitleselliği açısından, geleceği açısından pek akıllıca değildir, Futbol simsarları açısından her ne kadar kazançlı olsa da.

Bu salt futbolu sevmekle ilgilidir. Futbola ancak sevgiyle yaklaşılabilir. O, uzaktaki bir sevgili, anlamlı bir toprak parçası veya bir ülkenin kendisi gibidir. Kendi içişlerine karışamazsınız.

Onunla ancak yaşayabilirsiniz.

Yazar: Editor
2016-09-04 09:28:02

Futbol asla futbol değildir der Simon Kuper.

Çok doğru bir laf etmiş haşmetli..

Aslında büyük bir ekonomidir futbol.

Yok yok öyle büyük paralarla yapılan transferleri ima etmiyorum.

Halkın ta kendisinin, bir şekilde etkilendiği bir ekonomiden bahsediyorum.

Mesela dolmuşçu veya halk otobüsleri için ekstra bir gelirdir.

Tekel bayii, büfeler, kebabçı, su satan çocuklar, şalgamcı, ayrancı, merdiven altı forma-atkı imalatçıları ve de işporta tarzı satıcılar için büyük bir beklenti ve ekmek kapısıdır.

Maddi durumu daha iyi olanların gittiği lokantalar, kafeler, publar için de durum aynıdır.

Stad çevresinin hayat bulduğu zamanlardır futbol maçları.

Herkes etkilenir iyi ya da kötü.

Adeta yaşam bulur sokaklar caddeler.

Seyircisiz maçın tatsız ve tuzsuluğu ondadır..

Yaşam olmaz stadın çevresinde.

Sevimsizdir o yüzden.

Mesela dün oynanan Adanaspor-Ş.Urfaspor maçı öncesinde en ufak bir hareket ve heyecan yoktu stadyum çevresinde.

Kaybeden sadece maçı izleyemeyen taraftar değildi, yukarıda saydığım esnaflar ve Halkın ta kendisiydi.

Umarım bundan sonra hiçbir maç seyircisiz oynanmaz...

Mahir Alev

Yazar: Editor
2016-08-31 09:09:53

İlk iki haftayı geride bırakmışken, bazı oyuncularımız üzerinde incelemelerde bulunalım. 

İlk olarak Koman...

  1. Kadroda geçmişi en parlak oyuncumuz. 
  2. İtalyanın önde gelen takımlarından Sampdoriada uzun yıllar oynayan Koman, Rusya liginde ise Avrupa Ligine katılma hedefinde olan ve bunu başaran Krasnodar takımında forma giymişti. 
  3. Kariyeri kalitesini fazlasıyla ortaya koyuyor. 
  4. Geçtiğimiz iki maçta da farkını belli etti. Tekniği ve vizyonu ile ön planda olan oyuncu çalışkanlığı ile de dikkat çekti. 
  5. Bu sezonki en büyük kozumuz olmaya aday. 

Takımın yenilerinden Brezilyalı Ronei 

  1. ceza sahası çevresinde buluştuğu toplarda etkili oluyor. 
  2. Hem Bursaspor maçında hem de Kasımpaşa maçında gol pozisyonlarının içerisinde yer aldı. 
  3. Çabuk ve bilekleri hızlı bir oyuncu. 
  4. Uyum sağladıkça performansı da artacaktır. 

Magaye Gueye

  1. ilk iki haftada çabasıyla en çok takdir kazanan isimlerden. 
  2. Yakaladığı forma şansını iyi değerlendiriyor. 
  3. Pozisyona giriyor, 
  4. pozisyon yaratıyor 
  5. ve kullandığı duran toplarla rakibe tehlike çanları çalıyor. 
  6. Kullandığı kornerlerle iki tane asisti var. 
  7. Bir de girdiği gol pozisyonlarını daha iyi değerlendirebilseydi Süper Ligde ilk iki haftaya damgasını vuran isim olurdu.

Sürpriz golcümüz Dinize gelelim...

  1. Açıkçası TSYD Kupası performansı ile kafalarda soru işaretleri bırakmıştı. 
  2. Fakat golleri ve ligdeki performansı yüzleri güldürdü. 
  3. İlk maçta kendi mevkiisi olan stoper pozisyonunda görev yapan Diniz, ikinci maçta Didinin takıma dönmesi ile sol bek pozisyonuna geçti. 
  4. Kesiciliği konusunda sorun yok fakat ağır bir oyuncu olması sebebi ile zorda kalınmadığı sürece sol bek oynatılmaması taraftarıyım.

Sağ bek pozisyonunda görev yapan Digao

  1. yine takımın çalışkan oyuncularından. 
  2. İlk iki maçta bindirmeleri ile dikkat çekti. 
  3. Hatta Kasımpaşa maçında kaleci ile karşı karşıya bir pozisyon da yakaladı ama değerlendiremedi. 
  4. Ancak bu hücum sevdası bazen geride açık alan bırakmasına neden oluyor. 
  5. Bu konuda biraz daha dikkatli olmalı. 
  6. Emre Uğur döndükten sonra sağ açık olarak da görev yapabileceğine inanıyorum. 
  7. Zaten hücumu seven bir oyuncu gerideki sorumluluğu da azalırsa belki o pozisyonda daha fazla katkı verebilir diye düşünüyorum.

Halit Gürer

Yazar: Editor
2016-08-24 14:29:19

-Eleştiri dediğimiz şey sadece yerden yere vurmak mı kuzen?

-Bana göre değil Çiko. Bir şeyin doğru ve yanlış yönlerini göstermek. Tabi yaygın olan kullanımıyla yanlış olanı belitme işi oluyor. Ama bu da kötü bir eylem değil, gibi duruyor buradan bakınca.

-Aslında eleştirilen şeyin anlaşılmasını sağlamak oluyor neticede.

-Süpersin Çiko. 

-Bilginin dayanakları da doğruluk durumu da böylece incelenmiş oluyor.

-Ne yedin bugün? Vurdun gol oldu.

-Fazla gaza gerek yok kuzen, kitapta yazanı okuyorum. Dogmacılığa ve kuşkuculuğa karşı geliştirildiği de yazıyor.

-Maça iyi hazırlanmış bir Çiko görüyorum.

-İki sayfacık bir şey... Bizim Meksikalı muktedirlerimiz bu eleştiri işinden hiç hoşlanmazdı kuzen. Bu konuda biraz muzdarip bir milletiz.

-Sorma Çiko! Muktedir her ayrı kategoride aynı anlaşılan. Eleştiri hoşa gitmeyince ya yıkıcı oluyor ya sıkıcı. Yayın kesiliyor sonra.

-Beni sevme, öv yeter.

-2-0 oldu. İç politikan kindar yanlışlarla dolu, dış politikan stratejik iflaslarla boğulu, denince yıkıcı eleştiri oluyor.

-Aynı bizim Meksika. Düşünme, arzu et sadece, demişti şair.

-Bir de rakı şişesinde balık olsam, diye eklemişti.

-Nefis bir ana fikir oldu son cümlen. Bunun üzerine konuşulmaz, meyhaneye gidilir.

-Vira bre! 

Yazar: Editor
2016-08-19 06:55:41

Adanasporu

12 yıl aradan sonra

Süper Lige çıkaran irade

yönetim veya başkanı değildir.

Adanasporu

12 yıl aradan sonra

Süper Lige çıkaran güç

Engin İpekoğludur.

Kayda böyle geçmeli.

Bunun dışındaki yorumlara

itibar etmeyeceğiz.

Not: Futbolcunun emeği bakidir.

Yukarıdaki cümle,

futbolcu etkenini Hoca veya yönetim etkenine dahil etmeden kurulmuştur.

#enginhocagöreve 

Yazar: Editor
2016-08-11 06:56:50

Alınan genç kalecinin

umulduğu gibi çıkmadığı

ve bizim süper lige,

geçen sezon

yediği hemen hemen her gol hatalı olan kalecimizle

devam etme mecburiyetimizin

kuvvetle muhtemel olduğu da

paylaşılan bilgiler arasında. 

Düşünün bir,

rakiplerin en çok muhatap olacağı

veya muhatap olmak isteyeceği yer

hiç de güven arz etmiyor.

Yazar: Editor
2016-08-06 08:17:21

Kanmak fiili kök halindeyken inanmak anlamında bir görev üstlenir.

  • Söylenen sözün, 
  • anlatılan konunun doğruluğuna, 
  • gerçek olduğuna inanmak, 
  • öyle kabul etmek...

Bu haliyle geçişsiz bir fiildir, yani nesne almaz, yani bu fiilin kök hali birini etkileyemez. Onu kandım, gibi bir cümle olmaz. Bunun için kanmak fiiline bir ek getirmek lazım: kan-dır-mak şekline sokmak lazım onu. O vakit birini rahatlıkla kandırabilirsiniz. Gramer de buna izin verebilmektedir artık:

  • Hakemi kandırdım
  • ailemi kandırdım, 
  • öğretmeni kandırdım, 
  • arkadaşları kandırdım,
  • halkı kandırdım, 
  • kitleyi kandırdım, gibi... 
  • Bir -dır ekiyle kandırmayı, inandırmayı, aldatmayı sağlayabiliriz. 

Bir de bunun edilgen hali var. Kan-dır-ıl-mak şeklnde olanı. Kandırılmak durup dururken olmuyor, ona da bir başka ek getirmek icap ediyor görüldüğü gibi. Bu durumda özne yani fail yani işi yapan, fiilin aldığı -ıl eki sayesinde kayboluveriyor.

Ama sadece cümlede kayboluveriyor. Biz aslında kandıran ile kandırılan arasındaki münasebeti biliyoruz.  Dilbilim bile bunu kanıtlıyor. Sanki sadece kandıran var ve kandırılan diye sorumlu biri yok ve bu iki şahıs yani yapan ile etkilenen arasında hiçbir ilişki yok. Ama o ilişki var işte...

  • Üstelik, gramerin 
  • kendi mantiği ve yapısı içinde 
  • kandırmadan kandırılma olmuyor canına yandığım. 
  • Önce kandırmak var 
  • sonra kandırılmak var. 

Nedir?

Kanma kimselere.

Sen halkını kandırırsan, başkaları tarafından da sen kandırılırsın.

Evet, fiilin üç aşaması dramatik ve manidar bir şekilde böyledir efendim. 

Bu esnada, ben de yekten kandırılmış olabilirm bre. 

Yazar: Editor
2016-07-27 05:38:09

Kulübün transfer konusundaki açıklamaları bir soruna işaret ediyor.

Parayı artırsan bile yabancı futbolcu gelmek istemiyor.

Yerli futbolcu da galiba bu durumu fiyatını katlamaya tahavvül ettirmiş.

Bildiğin kriz dönemi vurgunculuğu.

Savaş zengini olarak anılmak istiyorlar.

Yerli futbolcunun çapı Avrupa kupasında temsilen görüldü: Yok! Çap map yok!

Ne olacak?

Bu kadroyla da lige devam edemeyiz.

Bence geçen seneki kadrodan bile zayıf durumdayız.

Galiba bir forvetimiz bile yok.

Şimdi keşme meşke demeyeceğim.

Yönetimin çabaladığına ben de inanıyorum.

Onca emekle çıkmış bir takımın düşmesine kimseler göz yumamaz herhalde.

Ama anlaşılan daha çok çaba gerekiyor.

Biz de o çabayı bekliyoruz taraftar olarak ve doğal olarak.

Yazar: Editor
2016-07-15 09:36:45
  • Kendini inanç diye tarif eden bir cinnet hali 
  • dünya hissiyatını korkuyla nefretle öfkeyle hizalıyor. 
  • Sanırım bunu karşılıklı olarak yapıyor.
  • Nedir bu terörün tarifi? 
  • Yüzyıllar öncesinden başlayan ve yayılan sömürgeciliğin 
  • hesabının sorulması mı? 
  • Böyle düşünmek de şiddetin dramatize edilmesinden 
  • ona masum ve romantik bir çehre büründürülmesinden 
  • başka bir şey değildir.
  • Bu vahşetleri rövanş alma hesabıyla görüp 
  • makulleştirince yeni yeni terörist hesaplaşmaların kapıları 
  • aralanır oluyor böylece. 
  • Yani herkesin herkesten soracak o kadar hesabı çıkıyor ki ortaya. 
  • Vah! 
  • Olmasın dünyadın sonu böyle.
Yazar: Editor
2016-06-30 04:43:17

Ehil olmayan

adamların

yönettiği ülke

olmanın

dayanılmaz hüznü.

İç ve dış politikadaki

öngörüsüzlükler

ve yetersizliklerin

yaşattığı

acılar.

Sebep olan

olduğuyla

kalıyor,

ölen öldüğüyle...

Yazar: Editor
2016-06-22 05:27:01

Mersinde oynadığı zamanlarda

keşke Adanasporda olsaydı

dediğim bir futbolcuydu

Nduka.

Sonra

bir de baktık ki

Nduka Adanasporda.

Şampiyonlukta

en

ama en çok katkısı olanların

başında geliyordu.

O da

gidenler arasına katıldı.

Keşke gitmeseydi.

Söylenene göre

çocuklarının eğitimi için

Avrupayı tercih etmiş.

Kendisinin ve ailesinin

yolu her daim açık olsun.

Dileriz her şey

umduğu gibi olur.

Vira Nduka...

Yazar: Editor
2016-06-17 09:35:11

Bu sezon

ağzımı hiç açmadan

bekleyeceğim

transferleri.

Bin bir emekle

ancak 12 senede

gelen

bu

Süper Lig fırsatını

Bayram Başkanın

yanlış ve geç kalmış

bir

transfer politikasıyla

bir çırpıda harcayacağına

ihtimal

bile

vermiyorum.

Yazar: Editor
2016-06-10 11:23:30

Ama zaten

bizim milli takımımızın maçları

bitti.

Ve biz

Adanaspor Milli Takımı

olarak

uzak ara

şampiyon

olduk.

Bundan gerisi

bizim için

sadece

plaj futboludur.

Yazar: Editor
2016-06-07 14:48:03

Tarih

şunu da

kaydetmiştir:

Bir ülke

bir adamdan

her zaman

büyük olmuştur.

Adamlar

gitmiş

ülkeler

kalmıştır.

Yazar: Editor
2016-05-31 13:45:58

Tarih güzeldir.

En azından eğlenceli hikayelerle dolu.

Tarih bilinci de güzeldir.

Bir futbolda bile önemlidir kulüp tarihinde olan bitenler.

Bunları anmak

ulusal manada kıymetlidir herhalde.

Ama tarihsel anlardan olaylardan

bir parti görgüsüzlüğü yaratmak,

o tarihin içini boşaltıp

tek adam gösterisine dönüştürmek

sadece acıklıdır.

Nedir?

Sultan Mehmet fethetti,

bunu şov dünyasında

siyasi malzeme yapmak

muktedir paçozluğuna kaldı.

Yürüyün bre,

toslayana kadar.

Yazar: Editor
2016-05-25 13:29:47

Transfer başlamadı.

Fakat dedikoduları başlayabilir, başlasın yani.

Zaten, futbolun en eğlenceli zamanı değil midir transfer dönemi ve dedikoduları?

Süper Lige yakışır bir süreç yaşamak dileğiyle...

Zira

Engin Hocanın dediği gibi:

Bu lige çıkmak çok zor

ama buradan düşmek çok kolay.

 

Yazar: Editor
2016-05-19 15:20:18

Saraya rağmen...

Laik Cumhuriyet

İmkansız diye bir şey yok...

Mümkündür

19 Mayıs... 

Yazar: Editor
2016-05-13 15:48:10

Yavuz Bingöl şeysi, bildiğiniz kişi için,

son nefesime kadar yanındayım,

demiş.

İyi demiş kendi namına.

  • Fakat 
  • takipçisi 
  • olacağız
  • bu
  • cümlenin. 
  • Hakikaten 
  • öyle 
  • olacaksa 
  • ona, 
  • kendi çapında 
  • yiğit bir adammışsın, 
  • diyeceğiz.

Değilse, yani yine döneklik ve dümbeleklik ederse ona bu cümlesini buradan hatırlatacağız. Sadece hatırlatacağız.

Yazar: Editor
2016-05-03 11:45:44

Hala sorun var sitede.

Bu sorunu halleder halletmez, yenilenmiş yazar kadromuzla devam edeceğiz dostlar.

Yazar: Editor
2016-04-30 06:48:22
Rekor için... yenilmezlikte 22 maça doğru...
Yazar: Editor
2016-04-29 09:48:49

Adanaspor başarısından

Kendine bir don biçmeye çalışan

Siyaset utanmazlığı...

Biraz uzak dursanız da keyfimize baksak... 

Yazar: Editor
2016-04-18 16:10:34

Adanalı Panzerler 

Lig devam ediyor ve önümüzde 4 haftanın 12 puanı var.

İstatistikler yanıltabilir ama matematik yanıltmaz.

Bu yüzden -her ne kadar şampiyonluk yüzde 90 bizde olsa da- matematiksel garantiyi görene ve sonrasında yenilmezliği 22 maça çıkaran kadar ciddiyetle ve disiplinle çalışmaya devam.

Evet, 4 maç ve 12 puan, takım ve taraftar için hedef bundan başka bir şey değildir.

Bunu belirleyecek olan nesnel mücadele koşullarıdır elbette. 

*

Yıllar öncesinden, ta 1990'lardan olabilir bu diyeceğim.

Br TV programında bir spor yorumcusu Adanaspor için, "sahada bir tarzı olmayan takım" gibisinden bir ifade kullanmıştı.

O zamanlar için doğru bir yorumdu. Canımızı çok yakmıştı bu saptama ama gerçekten başka da bir şey değildi.

Şimdi?

Özellikle bu sezon, Adanaspor o tarz dediğimiz kavramın kitabını yazdı.

Dileyen stil desin. Stillerin kralını çizdi.

Savunmada, orta sahada, hücumda ne yapacağını belirlemiş bir takım. Sır yok, sihir yok, şans hiç yok. Çaba var.

İhtiyacı olduğunda gidip golünü de atabilecek bir oyun taktiğine sahip bir takım.

Bir lig ve 10 yıllık kalkınma stratejisi olan bir takım, eksiklerine rağmen evet.

Ve en önemlisi disiplinli bir takım.

Bu sezon Adanaspor'u izlerken, kim Panzer olan Alman Milli Takımını hatırlamadı.

*

İşte bu yeni ve etkili ve nefis imajın devamı için, bir stili kimliğe dönüştürmek için, bir futbol taktiğini ve stratejisini markalaştırmak için çalışmaya ligin son dakikasına kadar devam edilecektir.

Yazar: Editor
2016-04-11 15:42:58

Hafta içi oynayacağımız, Boluspor takımı ilk yarıda oynadığımız karşılaşma itibarıyla, bu sezon Ptt liginde izlemiş olduğum, en iyi takım izlenimi vermişti.

Hatta, Adana da yıllardır gıpta ile beklediğimiz kadroyu kurduklarını düşünmüştüm. Haftalar ilerledikçe beni yanıltan bir performans sergilediler.

Maçı istedikleri taktirde, oyunu forse edebilecek kapasiteye sahip olmalarına rağmen, sezon boyunca bir hava yakalayamadılar. İstikrarsız görüntü sergilediler.

Hedeften uzaklaşmış gibi, bir görüntüleri  olsa da, 16 karşılaşmadır, kaybetmeyen Adanaspor ile oynayacakları bilinci içerisinde sahada yer alacaklardır.

Bundan önce ve bundan sonra oynayacağımız tüm rakipler gibi, yenilmezlik unvanımıza son verebilmek amacıyla oynayacaklardır.

Şunu da unutmamak gerekir, takımımız da kaybetmeme alışkanlığı yakaladı. Bu da oyuncularımıza, ayrı bir özgüven, ayrı bir motive oluşturuyor.

Yakalanan özgüven ve motivemizin bu karşılaşmada da devam etmesini bekliyoruz.

Kubilay ARI

Yazar: Editor
2016-03-25 12:16:14

Bujisini söktüğümün tffsi ve saz arkadaşları, sabahtan akşama kadar keyfi cezalar versinler, futbolcularımız ve teknik ekip, Engin Hoca gereken cevabı sahada verecektir.

Masa başında değil, sahada ey tff ve passokart tellalları...

Yahu telallığını yaptığınız o kartlar niye çıktı?

Arıza çıkaranı tekilden bulmak için.

Muhteremler!

O karta neden para ödüyoruz o zaman?

O kartı almak için neden eziyet çekiyor taraftar?

Neden o kartı okutuyoruz turnikelerde?

Orada neden onca techizat var?

Adamlar biz girerken neden bize ve yukarıda bir ekrana tuhaf tuhaf bakıyor?

Tüm bunlar niye?

Bir tiyatro mu sizinki?

Aslında evet, tamamen tiyatro.

Ha, yandaş bankaya gelir sağlama işini en başa yazdık zaten.

Terörün, mafyanın, yandaşın, keyfiyetin, hukuksuzluğun ve adaletsizliğin, sapıklığın egemen olduğu, derbi maç ertelemek zorunda kaldığınız bir yerde aklınız sıra futbol taraftarı üzerinden bir erk gösterisi yapıyorsunuz.

Tebrikler gazcı tayfası...

Osuruktan tayyareler sizi...

Şimdi yapmanız gereken tamirat, bir önceki Samsunspor-Adanaspor maçında uyguladığınızdır: Tribünleri kapatmayı, para cezasına çevirmektir.

Belki o zaman adaletten bir kırıntı düzeyinde de olsa nasiplendiğinize inanırız. 

Yazar: Editor
2016-03-17 09:06:34

Hani sağlıkta, hizmette, organizasyonda bir uzay devri yaşanıyor edebiyatı yapılıyor ya...

Gerçekten de tam bir edebiyat.

Devlet hastaneleri, 1980'lerde nasılsa şimdi de öyle. Giden değişik bir nostalji yaşar, o kadar.

Bakın işin sunumu çok havalı ama.

1 dakikada randevu alıyorsun.

Sana hastaneni, dilediğin doktoru ve saati tık diye veriyorlar.

Ama iş hastaneye gidince değişiyor.

Önce bir izdiham.

1980'lerde de olduğu gibi. Yığılma...

Sonra?

Örneğin Yeşilevler'den randevu ile gelmiş bir hasta oraya geldiğiyle kalır. 

Onca yol, yol parası... Öyle, yol parası, dedim. Devlet hastanesine gelen bir hastanın ve ihtimal ki yakınının harcadığı yol parası... Sonra çektiği zahmet, hepsi nanay!

Çünkü doktorun o gün ameliyatı vardır.

Onun yerine bakacak doktorun da ameliyatı vardır.

Ötesinin de zaten işi gücü vardır.

Hastaya geri bildirim yok, yeni randevu yok, uyarı yok, boşuna gelme demek yok... Ama biz yaptık, ne güzel yaptık reklamı var. 

Durum bir illüzyondan ibaret. Başka da bir şey yok. Tabi özellerde durum farklıdır.

Zaten bunca pespayelik de müşteri (bakın, hasta değil) olasılıkla, özel hastanelere kaçsın diyedir.

İşin içinde olduğum için biliyorum. Bu sağlık politikası "önleyici sağlık"tan, "tedavi edici sağlık"a geçtiğinden beri hep böyle, hep ticari...

ACG

Yazar: Editor
2016-03-12 20:11:17

Ve Umudun Ordusunun Rakibi

İzmir’in Altınordu’su

PTT liginin 23 yaş ortalası ile en genç takımı, çok uzun zamandır birlikte oynayan oyuncu grubu ve oynatan antrenörler ile istikrarı gösteriliyor. Galibiyet, beraberlik ve mağlubiyet sayıları 8, hatta içerde ve dışarıda aldıkları puan sayıları da aynı 16, kendi sahasında bildiğin gol fukarası toplamda 12 maçta 7 gol atıp kalelerinde 9 gol görmüşler.

  • İçerdeki maçlarda gol olmaması oynadıkları maçlarda sonucu berabere bitiyor. 
  • Maçta atılacak gol çok kıymetli; 
  • İçerde sadece Alanyaspor’a karşı gol yedikleri halde kazanmışlar 
  • yani 3 puanı almışlar. 
  • İçerde oynadığı ve gol yediği bütün maçları kaybettiler.

Takımı orta sahadan Erdoğan Yeşilyurt ve Cengiz ileriye taşıyorlar. Nerdeyse hiç uzun topla oynama alışkanlığı olmayan Altınordu elinden geldiği kadar set oyunu oynamaya çalışıyor. Kanatlardan kendi sollarını kullanarak oyunu rakibe kabullendirip Yusuf Acer ile etkili olmaya çalışıyorlar.

Kalecileri bizimde yakından tanıdığımız Tolga, oyunu hızlı başlatmaya çalışırken boyu pekte uzun  olmayan Göksü’yü topla buluşturup tehlike yaratmaya çalışıyorlar.  PTT liginin en fazla şut çeken takımı, maç başına 10’un şut ortalaması ile oynuyor önce savunmamızın sonra da Hayrullah’ın daha fazla dikkat etmesi gerekiyor.

  • Yedikleri golleri çoğu kendi sağ taraflarından, 
  • sağ bek ve sağ ön oyuncuları daha fazla hata yapıyor hata yapmalarındaki nedeni hucumu sevmeleri. 
  • N’Duka’yı bu bölgede kullanmalıyız.

Duran toplarda topu Çağlar’ın uzağına kullanırsak tehlike yaratabiliriz. Ve bu maçta kırmızı kart ve penaltı bekliyorum. Rakip takımda en fazla penaltı  kararı ile gol yiyen takım ( 7 Gol). Derby maç öncesi oyuncularımızın daha dikkatli olması gerekiyor.

  • Didi’nin yokluğunda acele etmeden defans  ikilimizin az hata yaptığı bir maç olsun. 
  • Acele etmeden diyorum son maçımızda araya pas atma işini  çok abarttık. 
  • Daha sağlam ve dirençli olmalıyız. 
  • 89. dakakida 2 haftayı anımsatarak daha fazla dikkatli olmalıyız. 
  • Sağ bekte oynayacak;mühtemelen Fahri’nin  ileri çıkışlarda dikkat etmesi gerektiğini düşünuyorum 
  • hatta gerekirse hiç çıkmasın lütfen.

Altınordu maçların son 4 haftada 2 puan almasına rağmen ilk 6’nın sadece 4 puan gerisinde ve iddasını devam ettirmek için kaybetmek istemeyeceklerdir. İddaası olmayan tek takım olma yönünde ilerliyorlar. Adanaspor olarak puan farkını korumak hatta diğerlerinin puan kaybının yaşanacağı bu haftada 3 puan almalıyız.

#UmudunOrdusuEge’de

_______________

Ve Tüm Analizler Bir Yana

Sen Adanaspor'sun

Unutma!

___________________ 

Ahmet Gültekin

Yazar: Editor
2016-02-28 09:20:22

Dostluk Tribünde ilelebet, Sahada Daha Çok Mücadele

Kardeşlik, dostluk. Tabi ki kardeşlik ve dostluk güzel bir şey, yeter ki düşmanlık olmasın.

Adanaspor ile Yeni Malatyaspor karşılaşması tam bu havada başladı. Pozisyonlar verdik, pozisyonlar yakaladık. Ve nitekim galibiyet için lazım olan, golü de bulduk.

Tam da ilk yarı bitmek üzere iken. Bu kardeşlik, dostluk muhabbeti önde oynayan oyuncularımıza da motivasyon anlamında, fazlasıyla yansıdı. Sanki maç bu havada geçecek gibi, rehavet uyandırdı.

2.golü atıp, rahatlama fırsatını teptirdi. O pozisyonları fazlasıyla da bulduk. Tribünde ne denli, dost olsan da, sahada öyle olmadığını, herkes gördü.

Öyle de olması gerekiyordu. 2 haftadır, Yeni Malatya takımı, kesinlikle kendileri açısından önemli olduğundan, rakibimiz olan takımları mağlup etti.

Ancak, yaratılan bu rehavet ortamı, sahadaki oyuncularımıza da yansıdı. Bu durum, bizim adımıza pahalıya mal oldu.

Avantaj elde edeceğimiz hafta da son dk. golüyle 1 puana razı olduk.

Bu maçta, yine iyi mücadele eden oyuncularımızın ve tabi ki en başta, yerinde müdahaleleriyle, sahanın en iyi oyuncusu DİDİ'nin emeklerine de yazık oldu.

Kubilay ARI

Yazar: Editor
2016-02-24 18:06:18

 

Hayrullah

Geçen sezon Atilla ve Evren'in formsuzluğunda Osmanlıspor maçında ilk kez şans buldu. Kaleciler konusunda çok sıkıntı çektiğimiz o dönemde şansını iyi kullanıp, A milli takıma kadar yükseldi.

Fakat kalecilik nankör bir meslek... Bu sezonun ilk yarısında yediği bazı şanssız goller eleştiri almasına sebep oldu. Benim şahsi görüşüm bu konuda ona biraz haksızlık edildi. Kalecilik tecrübe işidir.

Tecrübe kazandıkça daha iyi olur file bekçileri... Bir hata yapar pahalıya mal olur ve bir dahaki sefer benzer bir durumda ne yapması gerektiğini bilir ve o hatayı yapmaz.

Bir kalecinin en iyi performans gösterdiği yaşın 30 olduğunu söylerler. Hayrullah ise hem çok genç hem de bu ligde 1. yılını yeni doldurmuş bir kaleci. Bu nedenle bundan sonrası için ona iyi gününde değil her zaman destek olmamız gerekiyor. Hem Fatih Terim A milli takıma kadar yükselttiyse mutlaka onun da bir bildiği vardır değil mi?

Son haftalardaki performansına gelince, bütün takım gibi o da yükselişte. İyi bir savunmanın arkasında, daha sağlam bir görüntü veriyor. Oyuna topu yavaş sokuyor gibi görünüyor ama hem takımın sahaya yerleşmesini hem de biraz nefeslenmesini sağlayarak takımı rahatlatıyor.

Son dört maçtadır da gol yemiyor. İyi performansının devamını diliyoruz. Seneye Adanaspor kalesini Süper Lig'de koruması dileğiyle...

Halit Gürer

Yazar: Editor
2016-02-19 13:26:21

Rehavet Hali Beklemiyoruz

Engin Hoca'nın göreve geldiği günden bugüne takımımızın en önemli özelliği, her maça aynı önemi verip yüksek konsantrasyonla ve istekli bir şekilde sahaya çıkması. Bu yüzden önümüzdeki maçta bulunduğumuz konumdan ötürü bir rehavet hali beklemiyorum.

 

  • Ayaklarımız yere sağlam basıyor. 
  • Çıkacağımız sistem, oynayacağımız oyun belli. 
  • Planlarımız yine istediğimiz gibi işlerse galibiyet zincirimize bir halka daha ekleriz gibi görünüyor.

Kadro kalitesi yüksek, ancak bir türlü istikrar yakalayamayan bir takıma karşı oynayacağız. İki haftadır yaşadıkları puan kayıplarıyla sıralamada gerilediler ve bu da bize karşı daha istekli bir şekilde çıkacaklarını işaret ediyor.

  • Hiç kimse rakibin çok iddialı bir şekilde karşısına çıkmasını istemez şüphesiz. 
  • Ancak ben Balıkesirspor'un bize karşı mutlak galibiyet hedeflemelerinin bizim avantajımıza dönüşeceğine inanıyorum. 
  • Şöyle ki, beraberliğin bizi bozmayacağı ancak Balıkesirspor'u ilk iki yarışından biraz uzaklaştıracağı bir maç olacak ki 
  • tam da bizim oyun tarzıma uygun bir durum.

Ayrıca Balıkesirspor, rakip üzerinde yoğun baskı kurabilen, çok fazla pozisyona girebilen bir takım değil. Sağ bekleri Okan Alkan ve onun önünde açıkta görev yapan Yiğit Gökoğlan'ın kanadından ortalar ve verkaçlarla gol pozisyonlarını oluşturmaya çalışıyorlar. Bunun haricinde hücumda çok üretken değiller.

  • Hal böyle olunca, bizim çok fazla pozisyon vermeyen bir takım olduğumuz da hesaba katılınca, 
  • dakikalar geçtikçe daha fazla risk alacaklarına ve bizim de bu durumdan faydalanabileceğimize inanıyorum. 
  • Tabi bu sadece benim öngördüğüm bir senaryo. 
  • Elbette atılacak veya yenecek erken bir gol maçı alıp farklı noktalara da götürebilir. 

Tabi işimiz hiç de kolay olmayacaktır. Sonuçta ligin en az mağlup olan takımı ile oynayacağız. Ve gayet iyi savunma yaptıklarından da bahsedebiliriz. Geriye düşersek eğer iyi kapanıp bize ciddi sıkıntı yaşatacaklarını ancak oyunu dengede tuttuğumuz her dakikanın ise bizim lehimize döneceğine inanıyorum.

Taktiğimizin bu hafta da tutması dileğiyle... Yolun sonu şampiyonluk olsun...

Halit Gürer

Yazar: Editor
2016-02-14 11:37:21

Sükûnet İyidir

Takım iyi gidiyor. Bu sırada taraftarın eğlenmesi, durumun tadını çıkarması en büyük hakkı.

 

Ama unutmamamız gereken birkaç nokta var.

  1. Bu takımın, başta ben olmak üzere, kümede kalmasına razı ciddi bir kitle vardı. Bunu unutmamalı. 
  2. Takımın tarattığı 9 haftalık üst düzey başarı elbette bir beklenti oluşturdu. Olağandır. 
  3. Ne ki, tam da bu esnada taraftarın da takım kadar disiplinli ve temkinli olması gerekiyor, diye düşünüyorum.
  4. Önümüzde birbirinde çok zor daha 13 hafta var.
  5. Birbirinden dişli şampiyonluk adayları var.
  6. Bu manada hepimizin daha kontrollü olması gerekiyor.
  7. Takım üzerinde olumsuz bir baskı oluşturma ihtimalini, sakinliğimizle yok etmemiz gerekir.
  8. Özelikle sosyal medyada daha makul davranmamız takım lehine olacaktır.
  9. Sadece takımımıza yoğunlaşmamız, takımın da sadece maçlarına odaklanması isabetli olur fikrindeyim.

Son sözü söyleyene kadar…

Vira Güzel Yurdum Adanaspor’um.

Yazar: Editor
2016-02-07 17:53:18

Alışmak ve İstikrar

10 yıllık başkanlık deneyimiyle Adanaspor tarihinde en uzun süre başkanlık yapan isim olan Kulüp Başkanımız Bayram Akgül, dik duruşu ve kimseye minnet etmeyen tarzıyla dikkat çekiyor. İnişli, çıkışlı grafiğiyle zaman zaman eleştirilse de çoğu zaman benimsenen bir isim olarak ön plana çıkan Bayram Akgül’ü camia, kendi doğru ve yanlışlarıyla kabul etti ve Akgül’le yaşamaya alıştı. Bayram Akgül’ün agresif tarafı halen bazı kesimlerce eleştiri alsa da, taraftarın büyük çoğunluğu başkanın yanında.

Adanaspor’un şehirde yalnızlaştırılmaya çalışıldığı bu dönemde kimseye minnet etmeden, kendi doğrularını taraftarın doğrularıyla aynı çizgide götüren ve her fırsatta, “Benim bu şehirdeki en büyük gücüm taraftarım” diyen Akgül, mevcut düzene baş kaldıran yapısıyla, Adanaspor’u da Adanasporluyu da dimdik ayakta tutmayı başarmıştır. Geçtiğimiz yıl Adana Derbisi’nde tribünlerin , “Siz Hepiniz, Biz ADANASPOR!” haykırışıyla bu mesaj dost-düşman herkese verilmiştir.

Engin İpekoğlu ile Süper Gidiş

Mütevazı ve sakin karakteriyle geldiği ilk günden bu yana dikkatleri üzerine çeken Engin hoca, göreve geldiği açıklandığında camia tarafından pek fazla benimsenmedi. Kapalı bir kutu gibi görünen ve ne yapacağı merak konusu olan Engin İpekoğlu, kendisine güvenmeyenleri Adanaspor kariyerine harika bir başlangıç yaparak mahcup etti.

Göreve geldiği ilk hafta henüz çok fazla tanımadığı bir takımla ilk maçında iç sahada Boluspor yenilgisi alan Engin hoca, ardından hem ligde hem de kupada önemli maçlarda büyük başarı yakaladı. Adanaspor tarihinde ilk defa kupada gruplara kalırken, ligde de son 8 maçta 6 galibiyet, 2 beraberlik çıkartarak zirvenin ortağı oldu. Adanaspor’un bir anda kendini zirve yarışının içinde bulması beklentileri de yüzde yüz değiştirmiş durumda. Adanaspor’un belki de bu dönemdeki en büyük şansı mütevazı karakteriyle takıma güven aşılayan Engin İpekoğlu!

İlerleyen haftalarda neler yaşanacak ve Adanaspor’un lig bitiminde puan durumunun neresinde olacağı büyük bir soru işareti. Her takımın birbirini yenebildiği bu ligde, Engin hoca’nın Adanaspor’u dev bütçeli takımlar içerisinde saygın bir lig konumuna getirmiş olması önemli bir başarı. Şampiyonluk büyük bir umutla bekleniyor ancak gerçeklerin göz ardı edilmesi yerine kocaman bir hayal kırıklığına bırakabilir…

Turbeyler ve Yükselen Grafik

Dernekleşme süreciyle beraber son yıllarda ciddi atılımlar içerisine giren ve tribünde istikrarı sağlayarak iç saha ve deplasman tüm maçlarda Adanaspor’un en büyük gücü olan Turbeyler, bu sezona da iyi bir giriş yaptı. Bu sezon tüm deplasman maçlarında takımının yanında olan Adanaspor taraftarı özellikle Trabzon, Erciyes, Alanya ve Elazığ deplasmanlarında önemli sayılarla takımının yanında oldu.

Cem Kaplanoğlu 

Yazar: Editor
2016-02-02 09:53:57

 

Küçük Bir KAPTAN Anısı

Sezonun en önemli maçında  küme düşmek üzere olan rakibe karşı dakikalar yavaş yavaş erimekte. Rakibin kontra ataklarının ardı arkası kesilmiyor. Biraz şans biraz beceriksizlik sayesinde fark açılmıyor. Sahada birbirimize endişeli gözlerle bakıyoruz. Rakibin yere yatmaları, yavaş hareketleri, hakaretleri ve hakemin bunlara göz yumması endişemizi bir kat daha arttırıyor.

  • Top kullanmak, risk almak kimileri için imkânsız denecek kadar uzak. 
  • Hoca kenardan  “Haydi olacak merak etmeyin hadi aslanlarım.” diye bağırmaktan helak olmuş durumda. 
  • Koskoca ikinci yarıda rakip yirmi dakika yerde yatıyor ve her yere yatışlarında sahadaki en inanmış adam gelip "Yatın yatın, nasıl olsa atacağız" diyor. 
  • Sadece söylemekle kalmıyor tabi. Koşuyor, top kullanıyor, arkadaşlarını yönlendiriyor, rakiple boğuşuyor. 
  • Biz onu gördükçe daha fazlasını yapmak için çabalıyoruz; onun inandığına biz de inanıyoruz. 
Dördüncü hakem uzatma dakikalarını göstermek için tabelayı kaldırıyor. En az on dakika olması gerekirken beş dakikayı görünce beynimizden vurulmuşa dönüyoruz. Bir tek o sakin. “Merak etmeyin atacağız.” diyor. Diyor ama topun kaleye girmek gibi bir niyeti, bizim de inancımız yok artık. 
  • Son şansımız frikik. 
  • Hani herkesin atıştan sonra maçın biteceğini bildiği atışlar var ya işte o türden. 
  • Ceza sahasında adım atılacak boşluk yok. Tam atış kullanılacak derken hakem uyarısı geliyor didişen oyunculara. 
  • Tekrar pozisyon alıyoruz. 
  • Gözüm onu arıyor. 
  • Her zaman durduğu yerden farklı yerde bu sefer. 
  • Boşalttığı alana gidiyorum ben de. 
  • Atış kullanılıyor. 
  • Ön direkte iki kişi vuramıyor topa. 
  • Ayağımı sallıyorum, 
  • seken top kaval kemiğime çarpıp gol oluyor. 
  • Belki de şampiyonluk golü olan gol kaval kemiğiyle atılan sezonun en çirkin ama en özel golü oluyor.

Herkes ayrı yöne koşuyor. Sevinçten çılgına dönmek tabiri can buluyor o anda. 

Ona bakıyorum iki yumruğu havada bağırıyor. Koşup sarılıyoruz. Santraya doğru yürürken gözüm kolundaki banda takılıyor. Tek bir harf var bandın üzerinde. Kaptanın kısaltması olarak. İçimden "Ne fark eder" diyorum. " Büyük harflerle sahaya yazdıktan sonra kolunda yazmasa ne fark eder" KAPTAN...

Hakan Hacıbektaşoğlu

Yazar: Editor
2016-01-28 13:24:45
  • Ara transferde 
  • bizim üçüncü futbolcuyu bile almakta zorlandığımız; 
  • rakiplerin ise 
  • sekizer, 
  • onar, 
  • on beşer transfer yaptığı bir 
  • ptt 1.lig futbol cangılında 
  • kimse bizden 
  • Barselona futbolu beklemesin.

Eşit koşullarda, eşit bir mücadele olmadığı sürece biz gidip kadromuza, gücümüze, o maça göre oynayacağız.

  • Gerekirse çıkıp
  • keyfimize göre de oynayacağız.
  • Bunun izahını 
  • kedimizden başka kimseye vermeyeceğiz.

Taktik, o maçı almak.

Strateji, alt yapıdan destekli takımla şampiyon olmak, futbolcu yatırımı yapmak.

Tutarsa ne ala.

Tutmazsa s.kimiz sağolsun. 

Bizde sabır da var, sevgi desen gani, mecal ise pek çok...

Arada sitem ederiz keyfe keder. Bu da bizi alakadar eder.

İlan olunduğu gibi,

Her Yerde Adanasporluyuz.

Her Zaman Adanasporluyuz.

Sadece Adanaspoluyuz. 

Yazar: Editor
2016-01-23 18:45:29

 

Bu sezon şöyle bir geriye dönüp baktığımızda, en kötü maçımızı ilk yarıdaki Göztepe maçı olarak gösterebiliriz. Çok daha farklı bitebilecek bir maçtı. Tam kadro olmayışımız, sahadaki oyuncularımızın gününde olmaması ve rakibimizin en iyi maçlarından birini oynaması böylesine bir sonucu doğurmuştu.

Ama o günkü Adanaspor'dan bugüne oyun ve taktik anlamında çok şey değişti. Bu sefer düşme adayı değil şampiyonluk adayı bir takım olarak sahaya çıkacağız.

Göztepe, sezon başı olduğu gibi, devre arasında da birçok transfer yaptı. Belki de şu an ligin en pahalı takımına sahipler ancak istedikleri seviyeye bir türlü gelemediler. Sezon içerisinde zaman zaman iyi maçlar oynasalar da istikrarlı bir takım olamadılar.

Geçen haftaki Elazığspor maçında sahayı iyi kullanabilen ancak pozisyona girmekte oldukça zorlanan bir Göztepe vardı. Bizim de ligin en iyi savunma yapan takımlarından biri olduğumuzu düşünürsek, bu konuda onları epey zorlarız diye düşünüyorum. Yeter ki geçen haftaki gibi ikramlarda bulunmayalım. 

Adanaspor olarak, bu maçtan iyi bir sonuçla ayrılmak için geçen haftaki performansımızın üstüne çıkmalıyız. Geçen haftakinden daha zor bir karşılaşma olması bir yana, rakibimiz kötü gidişini durdurmak için bu maçı bir fırsat bilecektir ve ona göre hazırlanacaktır.

Bizim için ise galibiyet durumunda çok şey kazanacağımız bir karşılaşma daha. 

Çıkışımızın İzmir'de de devam etmesi dileğiyle.

Halit Gürer

Yazar: Editor
2016-01-14 15:55:45

 

Urfaspor'u uzun süre öyle eksik kadroyla yakalayamayız.

  • Bu yüzden, 
  • Adanaspor'dan 
  • bu maçta 
  • en temizinden 3 puan almasını beklemek 
  • hakkımızdır, 
  • diye düşünüyorum.

Şu 2 kupa maçında yenilmemizden, özellikle 2. maçta ezilerek yenilmemizden bir sonuç çıkarmışızdır umarım.

Nedir?

Oyun disiplininden kopmamak. 

Tüm rakiplerimize karşı zaten yalnızca 3 avantajımız var, evet 3 sıkı avantaj:

1.Mücadele eden bir Adanaspor.
2.Oyun disiplininden kopmayan bir Adanaspor.
3.Taraftarıyla koşulsuz bütünleşmiş bir Adanaspor.

İkinci yarıda da şu 3 nefis farkı devam ettirmemize ne engel var? Kıymetini bilmeli bunların.

Vira Güzel Yurdum Adanaspor'um!

Neydi?

  • Her Yerde Adanasporluyuz.
  • Her Zaman Adanasporluyuz.
  • Sadece Adanasporluyuz.
Yazar: Editor
2016-01-04 14:34:48

 

Bizim klask transfer kabızlığımız sürerken biraz stres atalım transfer dönemi klişeleriyle.

Tabi aşina olduğumuz sözler bunlar. Biz birkaçını hatırlatalım:

İlk konuşan yönetici sonra konuşan futbolcu… diye gider.

Bize, filanca oyuncu için herhangi bir teklif yok.

Bana veya menajerime gelen herhangi bir teklif yok.

Filanca oyuncu bizim sözleşmeli futbolcumuzdur, biz izin vermeden hiçbir yere gidemez.

Ben zaten kundaktan beri falanca takımlıyım. Ebem beni o renklere sarmıştı ilk.

Bu formaya layık transferler yapacağız.

Kulübüme para kazandırmadan bir yere gitmem.

Bu transfer dedikoduları kulübümüze zarar vermektedir.

Bu transfer dedikoduları beni yıpratmaktadır.

Taraftarımız bize güvensin.

Şampiyonluk yaşamaya geldim.

Bu forma her futbolcuya nasip olmaz.

Burada olmaktan çok mutluyum.

Biz büyük bir camiayız.

Büyük bir camiaya geldiğimin bilincindeyim.

Alamayacağımız futbolcu yok.

Hayallerimin takımına geldim.

Taraftarımız bana güvensin.

Burada ikinci baharımı yaşayacağım.

İstikrardan yanayız.

Bana inananları mahcup etmeyeceğim.

Transferde çok dikkatli davranıyoruz.

Takımı layık olduğu yere getirmek için ben ve arkadaşlarım elimizden geleni yapacağız.

Nokta transferler yapacağız.

Benim için para ikinci planda.

Sokağa atılacak paramız yok.

Bu sezon tüm kupaları alacağız.

Bu sezon tüm kupaları alacağız.
Yazar: Editor
2015-12-21 14:21:23

Takım Olunca

  • Ligin en kaliteli kadrosuna sahip Karabükspor’la oynadık. 
  • Maç öncesinde, genel kanı, kaybetmemek başarı. 
  • Zira, kısıtlı kadromuzda, golcümüz Ergin’in cezalı olması da buna etken.
  • Ancak, bir gol bulup, üstüne yatabilirmiyiz diye, kalbimizin bir köşesinden de geçmiyor değil.
  • Forvetsiz maça çıktık diye kafalarda bir soru işareti varken, bir anda tüm oyuncular forvet oldu. 
  • Takım olabilmek böyle bir şey olsa gerek.
  • İlk devre, Karabükspor topla bizden çok fazlaca oynadı. 
  • Ancak, kalecimizi yere dahi yatırabilecek pozisyon üretemediler.
  • Özellikle 2.yarıda ilk golü bulduktan sonra, yıllar öncesinde tüm Türkiye’nin takdirini kazanan Silindirspor geri döndü.
  • Emre Uğur’u ilk defa bu kadar üretken gördüm. 
  • İki kişilik oynadı. 
  • Bindirmelerini izlerken, tribünden bizler yorulduk.
  • Kenarlarda oynayan, Ahmet Dereli ve Magaye defansif özelliği olmayan oyunculardı. 
  • Bu karşılaşmada Magaye biraz daha içe oynayınca çok daha verimli oldu. 
  • Her hafta üstüne koyarak geliyor. 
  • Beklediğimiz golü de buldu. 
  • Hem de ne buldu. 
  • Belki de Ptt liginin en güzel gollerinden birisine imza attı.  
  • Engin Hoca’dan çok güzel bir hamle geldi. Ahmet Dereli oyundan alındı. Mehmet Sak oyuna girdi. 
  • Müthiştin Mehmet Sak, tebrikler...
  • Futbolun iki yönünü de iyi oynayınca, yani kenarlar iyi çalışınca, geride olan rakip’e baskı kurma şansı kalmadı.
  • Tevfik, Nduka, Renan, Didi, Merthan hep iyilerdi. Fazlaca süre alamayan, Mahmut ve M. Sak’ın bu performanslarından sonra, Engin hoca’nın kadro seçiminde işi bir hayli zorlaştı.
  • Çok önemli dipnot ise, son 5 maçtır, Adanaspor takımı 85. dk. dan sonra goller atıyor. 
  • Bu da gösteriyor ki, takımımız kondüsyon olarak, çok iyi durumda. 
  • Maçı sonuna kadar bırakmıyor.

Kubilay ARI

Yazar: Editor
2015-12-10 15:55:02

 

Sırf rengindeki turuncudan dolayı birçoğumuz Alanyaspor'u sever.

Ben de severim.

Sevmek dediğin yenmemek anlamına gelmez tabi.

Hem sevelim, hem yenelim.

Müthiş bir çıkıştan sonra hafifçe durakladılar.

Bakalım bu duraklama bizim işimize yarayacak mı?

İşimize yarayabilecek olması daha çok bizim elimizde.

Takımın sezon başından beri iyi niyetli mücadelesi ve dayanışması sonuçlarını vermeye başladı.

Bir de formunu bulan oyuncular var ki onların da katkısı unutulmamalı.

Dilerim işler umuduğumuz gibi gider bu deplasmanda da.

Nedir?

Mücadele puan alır.

İyi mücadele puanlar alır. 

Yazar: Editor
2015-11-29 22:56:34

1461 Trabzon karşılaşmasında, baştan sona kadar, umut veren futbol oynadık.

· Eğer bu maçı kaybetmiş olsaydık, kesinlikle hiç haketmediğimiz sonuç olurdu.

· Geçen hafta Boluspor kaşılaşmasında eleştirdiğim, Emre dün sahanın en iyi oyuncularındandı. Özellikle rakibin en tehlikeli oyuncusu Ziya’yı sahadan sildi desek yeridir. Zaten çabukluk ve süratine diyeceğimiz yok. Top kullanabilme ve orta yapabilme yeteneğini ektra çalışarak giderebilir.

· Sezon başından beri, kendisini aşamadığı gerekçesiyle, ilk onbir kadrosunda olmasını yadırgadığım, Samican için de aynı şeyleri söyleyeceğim. Dün yine çok çalıştı. Bu sefer, futbolun iki yönünü  oynayarak, çok katkı koydu.

· Kaleci Hayrullah ise, çok iyi oynayan takımımızda, çok fazla iş düşmedi. Vasat’ta kaldı.

·Kalitesine inandığım Magaye, kendisine güvenimi kaybetmeye başlamıştım ki, işte ben buyum dedirtti. Beni yanıltmayacağını biliyordum. Daha önceki haftalarda çok kötü performans sergilemesine rağmen, kendisine inanmaya devam ederek, 1461 Trabzon maçına da onunla başlamayı düşünen, Engin hoca’yada ayrı bir parantez açmak lazım. Goller atmaya başladıkça, daha da özgüven sağlayacak. İnşallah bu onun adına bir başlangıç olur.

· Defansımız bir pozisyon dışında güvenli oynadı. Rakibimizin atağı dahi yokken, o pozisyon kalemizde gol oldu. Taç atışından gelen bir topun, dışarıya çıkmasını beklememiz hata olduğu gibi, adam paylaşımındaki eksikliğimizi, sezon başından beri bir türlü gideremedik. Özellikle Didi yine istikrarlıydı. Merthan hatasız oynadı.

· Orta sahamız çok çalıştı. Samican ve Magaye’nin çok üstün performansları bu bölgeyi ele geçirmemizi sağladı. Tevfik’te çok çalıştı. Renan hep bildiğimiz gibi, tam bir istikrar abidesi.

· İlerde Ergin, tam bir deplasman forveti gibi oynadı. Ayağında çok iyi top saklıyor. Bu özeliği ve tecrübesiyle, pek çok faul alarak topun bizde kalmasını sağladı. Fırsatçılığını kullanarak, golcülüğünü konuşturdu.

· Engin hoca ise, son 15 dk.da yorulan oyuncularımızı kenara alarak, takımımızın oyunda kalmasını sağladı. Geçen haftadan farklı olarak, kazanmayı isteyen tarzda takımı motive etmesi, güzel yanlarıydı.

· Özetle, istedik ve kazandık.

· Artık, hafta içinde Türkiye Kupasında oynayacağımız Diyarbekirspor maçına konsantre olup, ilk defa yakaladığımız, gruplara kalma şansını kaçırmamak lazım. Adanaspor adının gündemde kalması ve klübümüzün geliri açısından önemli olacağı görüşündeyim. Haydi rastgele !


Kubilay ARI

Yazar: Editor
2015-11-18 11:52:33

Ortamını bulsam emperyalizmi ve uşaklarını ıslıklarım.

Dünyanın tarih boyunca kana bulanmasına sebep olanları denk gelirse ıslıklarım hatta buradan ıslıklıyorum. 

Kapitalizmi ve ondan fena halde nemalananları ıslıklarım.

Irkçıları, mezhepçileri, bir başkasının emeğini sömürenleri, insan hayatına değer vermeyenleri, hayat tarzlarına saygı duymayanları ıslıklarım.

Hakemleri ve kararlarını da ıslıklarım.

Kötü yöneticileri...

Formasının hakkını vermeyen futbolcuları...

Haksızlık yapanları, haksızlıkları...

Yahu,

Katliamlarda ölenleri anan saygı duruşlarını neden ıslıklarlar ki?

... 

Benimki de saçma sapan bir soru oldu değil mi! 

Yazar: Editor
2015-11-10 16:10:00

Oysa hepimiz çok umutluyduk.

Eyüp Hoca hatırına iyi transferler olacak diye.

Olmadı.

Vasat adamlarla lige başladık.

Bu manada Eyüp Hocaya en büyük darbeyi en başta Başkan vurmuştur. 

Buna rağmen Eyüp Hoca, eldeki malzemeyle olabilecek en iyi işi çıkardı.

11 maçta 14 puan bu kadro için pek lüks.

Hele Milli kalecimizin çıkardığı maçları düşününce...

Yine de daha fazla puanımız olabilir miydi?

Bence olabilrdi ki bu da Eyüp Hocanın başarısız olmadığının bir göstergesidir.

Daha çok futbolcuya dayalı kişisel hatalar... 

Belki 2 maçta taktik hata olmuştur, ama bunu da söyleyen biziz yani futbol namına işi yalnızca taraftarlık olan biri...

Eyüp Hoca bu camianın en iyi Adanasporluların başında gelir...

Haddini bilmez eleştirileri kendi vicdanlarıyla baş başa bırakıyoruz.

Formanın hakkını veremeyip Eyüp Hocayı zor durumda bırakanları da zaten havale etmiştik o vicdana. 

Sevgiler ve saygılar Eyüp Hocaya... 

Yazar: Editor
2015-10-30 11:33:14

Konumuz futbol değil, konumuz hiçbir şey.

Konu hiçbir şey olunca hiç kimse hiçbir şey konuşamaz; çünkü konuşulacak bir şey yoktur.

Nedir?

Bir kulüp başkanı; bence bundan böyle kulübünden, takımından, şehrinden kendi kendini ta en baştan soyutlamış; bir reis biatında kendini somutlamış ve pekçe fikr-i fukara ve çokça Mehmet Ali Ağca çakması abi...

Bildiğiniz bir sahne ama aslında dehşetengiz bir sahne. Neden dehşetengiz? ülkenin ne olduğunun bir karikatürünü mü desem bir parodisini mi desem bir dramını mı desem bir melodramını mı desem bir trajedisini mi desem, işte diyecek bir şey bulamadığım bir halini ayan beyan etmiş az peksimet çok kruvasan.

Yahu!

Adamo, tutmuş hakemleri stada hapsettirmiş bir telefonla! (Devamında da ancak CB ricasıyla bırakılmışlar, yani ortada güvenlik güçleri de yok demek ki ve demek ki ortada derdest edilecek bir solcu da yok, o yüzden sorun da yok!)

Ben gelene kadar, o küffar-ı müseddes, arenadan çıkarılmaya. Gelince bizzat aslanlara ben atacağım onları. Filan.

Hani hakemleri sevdiğimden değil. En iyisi basur olsun!

Lakin bu nedir kuzen?

Kuzen bu arada bana kırgın. Beni yeni mi hatırladın, diyor. Sitem ediyor. Haklı, ne diyeyim. Cevabını da veriyor, beni kırmıyor kuzen:

Sekiz olimpiyat, dokuz dünya kupası gördüm ama böyle bir pozisyon zenginliği görmedim, diyor.

Hakikaten bu şey nedir yahu?

O harekette anayasal bir suç yok mu?

İnsanları alıkoyma yok mu?

Devlet erkine alternatif olma organizasyonu yok mu?

Kişilerin hak ve özgürlüklerinin alenen gasp edilmesi yok mu?

Faul yok mu faul? 

Kadına hakaret zihniyeti ayrı bir yazının konusu.

Toplumu gayri meşruya, keyfiyete tevessül ettirme şeysi yok mu?

Bakalım hakemler ne yapacak bu durum üzerine? Hadi bakalım?

Acaba maçları protesto edip ligleri sallarlar mı? Bari maçları 10 dakka geç başlatsalar? Düdükleri kırsalar? Kartları yaksalar?

Ama nerede o cesur yürek?

Sahi, şimdi biz hala futbol mu konuşacağız veya aslında hala futbol mu konuşuyoruz?

Hay bin kunduz! 

Yazar: Editor
2015-10-21 18:11:25

Kim tehdit eder?

Ama önce tehdit nedir?

Bir saldırı gerçekleştireceğinden bahsetmek, tehditin özeti.

Birinin, birilerinin canına, malına, özgürlüğüne vs...  zarar vermeyi ima etme veya biraz daha ötesi.

Bunu bir kalabalık yaparsa ortaya suç çıkarmış bre, cezası büyük olan bir suç üstelik.

Ben demiyorum, TCK'nın 106. maddesi diyor. 

Şantaj ve gözdağı konumuz olan kelimenin anlam allanında duruyor. Kuzen olan kelimeler.

Centilmence olmayan bir ikaz. Bir ara bu "akıllı ol" şeklinde moda bir sözdü.

Peki hakkaten kim tehdit eder?

Kim tehdit ederse etsin ama bir başbakan tehdit etmez değil mi? Hiç hoş değil bu iş, yani eskilerin deyişiyle nahoş, fena, habis, fasit bir durum.

Herkes gitsin gönlünün, fikrinin, vicdanının denk düştüğü partiye oyunu versin.

Devlet veya hükümet de bu oy verme sürecinin tamamen hür güvencesini ve güvenliğini sağlasın. 

Tehdit etme, tedbir al, demiştir Marlon Cahit.

Değil mi ama.

Tehditmiş... 

Yazar: Editor
2015-10-01 14:21:48

Teksas'ı özellikle kovboy filmlerinden severim, ekrandan manzarası güzel gelir, ötesini berisini bilmem. 

Bir de çizgi roman kahramanı Teksas var, asıl adı Çelik Bilek. Zagor kadar değilse de onu da severim.

Dilimize deyim olarak geçmesi de söz konusu Teksas'ın; memleket Teksas'a döndü diye. Bunu gayri meşru artınca söyleriz daha çok, tabancalar filan patladığında, asayiş berkemal olmadığında. 

Ayrıca Bursaspor'un tribüncüleri Teksaslar var, uzaktan kulağa hoş geliyor. 

Bunların hepsi iyidir, hoştur, eğlencelidir ama memleketin hakikaten, yani gerçek anamda Tekas'a dönmesi hiç de hoş değil, fena halde can sıkıcı, mide bulandırıcı, tahrip edici.

Hukukun, adaletin, özgürlüğün, eşitliğin, bilumum hakların, insaniyetin çekip gider olması; bunların zıddının egemenlik kurması berbat bir şey bre.

Biz kovboy filmleri izleyelim, Teksas Tommiks okuyalım lakin memleket Teksas'a dönmesin...

Gücü gücü yetene olmasın, keyfiyet ve zorbalık ve şehir eşkıyalığı ve bilmem ne krallığını ilan etmesin...

Daha çok hak, daha çok hukuk, daha çok özgürlük...

Herkese...

İhtiyacı olana olmayana... 

  • Kim 
  • neye 
  • ne zaman ihtiyaç duyacağını 
  • nereden 
  • bilebilir ki? 

Hay bin kunduz yani... 

Yazar: Editor
2015-09-17 09:42:19

Sevgili dostlar,

Kaplanpenche'nin bu sayfadan başka resmi veya gayriresmi herhangi bir bağlantısı yoktur.

Şimdilik bu.

Daha ayrıntılı bir açıklamayı sonra yaparız.

Yazar: Editor
2015-09-06 09:29:53

Milli maç nedeniyle verilen araları hiç sevmem çünkü benim milli takımım zaten Adanaspor.

Ötesi berisi ilgilendirmiyor.

Takım gerçekten iyi olsaydı bu ara canımı çok sıkardı ama takım sıkıntılı olunca böyle, bu milli maç arasını sorun etmedim, yoksa çok fena kızardım.

Neticede herkes kendi milli takımını destekler, değil mi?

Bir de F.Terim'in başında olduğu bir milli takımı desteklemek kaç kişinin içinden geliyor dostlar, ama doğru söyleyin.

Üstelik milli meselelerin futbola spora filan bulaştırılmasını hiç mi hiç anlamıyorum. Hem devenin hamuduyla götürüldüğü bir coğrafyada o milli meselelere kim ne kadar inanacak? (Sahi milli TD F.Terim'in maaşı neydi bre?)

Ha, sınıfsal meseleler derseniz eyvallah!

Milli maç deyince aklıma geldi. Bizim Kassap Zihni yaşasaydı Hollanda'yı tutardı. O renkleri görünce dayanamıyorum, duygularım milli filan dinlemiyor, derdi. 

Yengenden vazgeçerim Adanaspor'dan vazgeçmem de derdi. 

Kassap Zihni, iyi bir Adanasporluydu, tribün TD'lerindendi. Galiba ruhu rahmet istedi, ne diyelim... 

Umarım şu ara bize iyi gelir.

Dilerim Hocamız bazı isimlerden, hem kendi istikbali hem de Adanaspor için artık vazgeçer. İsim mi istiyorsunuz benden? Onları zaten biliyorsunuz.

Vira güzel yurdum Adanaspor'um! 

Yazar: Editor
2015-08-18 09:31:39

Gerekirse Yapılacak İşler

  1. Terör gerekirse duracak.
  2. Seçim buna göre gerekirse yapılacak.
  3. Ülke gerekirse kaostan çıkarılacak.
  4. Koalisyon gerekirse olacak.
  5. Açlık sınırının üzerine gerekirse çıkılacak
  6. İşçiye ve memura zam gerekirse yapılacak.
  7. Atlet Aslı hanım gerekirse doping yapacak.
  8. Dönemin spor bakanı ona gerekirse koştur koştur telefon uzatacak.
  9. O telefonda dönemin başbakanı dopingçi milli atletimizi Trt ekranlarında tebrik edecek.
  10. Trt gerekirse böyle allengirli işlere de karışacak.
  11. Huzur ülkeye gerekirse gelecek.
  12. Gerekirse, oğlunun cenazesi başında ağlayan babanın hemen yanında bir eli tabutta şehit edebiyatı yapılacak.
  13. Gözyaşları gerekirse dökülecek
  14. Gereken işler gerekirse yapılacak.
  15. Gerekirse gereğince yapılacak.
  16. Çeşitli görüşmeler gerekirse sağlanacak.
  17. Gerekirse uzlaşılacak.
  18. Gerekmedikçe gerek duyulmayacak.
  19. Bir seçim kaybedildiği gerekirse hatırlanacak.
  20. Devrik başbakan hükümet kurma görevini gerekirse iade edecek.
  21. Gerekirse yani.
  22. Ve gerektiği kadar.

 

Yazar: Editor
2015-08-10 09:57:40

Gün itibariyle mucizeler bekliyoruz.

Bir değil birkaç mucize bekliyoruz.

Terörün silah bırakmasını biz de mucizevi ve insani bir şekilde bekliyoruz.

Partidevletinin yarattığı kargaşa üzerinden kendine birçok oy toplamaya çalışmasından vazgeçmesini bekliyoruz, mucize bu da.

Yine bir mucizeyle partidevletinin "götürücülerinin, türedi zenginlerinin" yargı önüne çıkmasını bekliyoruz.

Ki haddizatında bunca karmaşık belanın arkasında bir nakliyeci kitleyi koruma telaşı söz konusu, zira orada bir domino etkisi muhteremleri fena yapacaktır. Bakalım bu etkiden ne kadar kaçacaklar?

Mucize bu ya, muktedir kitlesinin kendini bir tek adam işgalinden kurtarmasını bekliyoruz, bakın bunu kendimiz için beklemiyoruz, vallahi kendileri için bekliyoruz, kırın zincirlerinizi lan.  

Sonra yine bir mucizeler dükkanına girmiş gibi dünyanın açlıkla verdiği imtihan sonucu düştüğü rezil durumdan kurtulup aç sınıfın lanetine maruz kalmamak için kendini yeni bir çehreye büründürmesini bekliyoruz. Yoksa devlet dediğin kim için vardır? Efendim? 

Neydi? Aç midenin milliyeti yoktur. Aç mide aç midedir!

Derken efendime söyleyeyim, asıl mucizeyi, mucizeler mucizesini Bayram Başkandan bekliyoruz:

Transfer, birazcık, azıcık, sol beke, orta sahaya ve hücum bölgesine...

Bakın bu sonuncu bekleti en imkansız olanı değil mi?

Haklısınız.

Ben de öyle düşünmüştüm.

Vira ulan kara bahtım kem talihim...

Yazar: Editor
2015-08-01 11:46:53
  • Kapalı toplumların 
  • kapalı kalabilmek 
  • ve buna göre bir idareyi 
  • baki kılabilmek uğruna
  • toplumu farklılaştırabilecek bir sosyal yoğunluğa 
  • ve nüfus artışına 
  • engel olabilmek için 
  • bir nevi 
  • nüfus planlaması da yaptıkları 
  • konunun uzmaları tarafından 
  • ileri sürülmektedir.
  • Bu yüzden, 
  • kapalı toplumların, 
  • kapalı toplum olarak kalmaya 
  • devam edebilmeleri için 
  • sistemli olarak 
  • kendi öz çocuklarını 
  • ve özellikle 
  • kız çocuklarını 
  • yok ettikleri 
  • tarihsel kaynaklar 
  • ve bunların araştrmacıları tarafından 
  • kaydedilmiştir.

Daha çok bilgi için bakınız "Orta Asya/Jean-Paul Roux"

Yazar: Editor
2015-07-27 19:20:35
  • Sağcı muktedirin,
  • ki hep muktedir oldular bu ülkede bre-
  • temel sorunu 
  • solcularla 
  • ve solculukla... 
  • Muhteremler en çok 
  • solculardan nefret ediyorlar 
  • ve solcuların varlığına 
  • tahammül edemiyorlar. 
  • Çünkü
  • solcular;
  • muktedirin her manada 
  • ve hep muktedir kalmak için 
  • döndürdüğü tekere 
  • çomak sokmakta,
  • bir keyfiyeti bu manada 
  • rahatsız etmekte,
  • kendi aralarında götürdüklerine itiraz etmekte,
  • artı değeri
  • hakkaniyetle üleştirmekten yana.
  • Hal böyleyken
  • bir 'melun' solcunun 
  • Türk, Arap, Kürt, Ermeni, Alevi, Sünni olup olmaması 
  • önemli değil kendileri açısından,
  • nefret etmek için 
  • solcu olmaları 
  • yetiyor işte.

Bu sağcı muktedirlerin bir başka sorunu da bu güzelim ülkeyi solculardan daha fazla sevdiklerini zannetmeleri.

Ve kendilerini bu ülkenin asıl sahibi filan zannetmeleridir. Öyle bir his içindeler ve başta dediğim gibi bu hazin bir sorundur muktedir sağcılık için.

  • Dilimizde 
  • buna rağmen 
  • bir nefret yok, 
  • içimizde de yok... 
  • Bu ükeyi 
  • herkes aynı derecede, 
  • kendine göre sevebilir,
  • seviyor da,
  • sevecek de...

Ama sağcı muktedir,

beni kategorize etme,

memleketle oynama... 

Keyfine göre

yaftayı yapıştırma... 

Yazar: Editor
2015-07-23 18:03:22

Bir ölüm bir başka ölümden ayrılamaz.

Bu anlamda bir acı bir başka acıdan farklı değerlendirilemez.

Şimdi de asker ve polisler öldürülüyor. (Öldürülen insanlara Rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyoruz.)

Bu nereye kadar böyle devam edecek?

Daha ne kadar üzüleceğiz ve kaygı içinde olacağız.

Bizim üzülmemiz veya kaygı içinde olmamız, insanların canlarının yanında bir hiçtir.

Gündelik üzüntülere razıyız,

futbola, yoksulluğa, işsizliğe, aşka, yalnızlığa dair üzüntülerimiz ve dertlerimiz yine olsun,

birbirimizi yine eleştirelim, laf sokalım...

ama insanlar ölmesin, öldürülmesin...

Acil sağduyu...

Kimin bir gücü varsa o gücü ülkenin huzuru için kullansın. 

Bu bir tenennidir...

Meclisteki partiler veya dışarıdakiler, sivil toplum örgütleri, yazılı ve görsel basın, yandaşı muhalifi...

Yarın çok geç olmadan,

ülkenin yuvarlanmak üzere olduğu derin kaostan hepimizi

-ayrımsız olarak-

uzak tutmak için gayret edin.

Sürmesi gereken ortak bir hayatımız var.

Yok etmeyelim... 

Yazar: Editor
2015-03-11 07:10:47

Kendini dünyanın merkezinde zannetmek hazin bir şey. Yani bana öyle geliyor.

İşte öyle bir kitlenin gadrine uğradık iyi mi.

De ki Aktroller saldırdı. Hiç farkı yok bre. Nedir?

Bizim meselemiz Adanaspor meselesi yani memleket meselesi. Adanaspor hakları için mücadele ediyoruz, memlekette zulme uğrayanların hakları için mücadele ettiğimiz gibi.

Sözlü'ye ve daha öncekilere eleştirimiz bu sebeptendi, şahıslarla da değil işimiz bir zihniyetle. Bu minvalde Özsüt'ü de protesto edeceğiz, Adanaspor'u yok sayanı da.

Ama bakın, bu süreçte rakip takımın taraftarına veya taraftarlığına hiç laf etmedik.

Çünkü taraftarlala veya taraftarlıkla, bir takımı sevmekle ilgili hiçbir olumsuz tavrımız olmadı, olmayacak da. İlkelerimizi 9 sene önce manifestomuzda demiştik zaten... Orada duruyor, dileyen okur.

Ama süreci, Adanaspor'ı yok sayarak yöneten Abdi Ağalara karşı bir lafımız olmayacak mı? Olacak!

Şampiyonluğa oynayan diğer takımları boş geçmeye gelince... Hakkaten ironik bir yaklaşımdı o! 

Merak etmeyin, Adanaspor çıkar ve futbolunu oynar, gücü yeterse yener geçer, Samsun maçında olduğu gibi; gücü yetmese de (hakem vs) şu son maçta olduğu gibi, yapacak bir şey yok!

Yazar: Editor
2015-03-05 09:59:19

De ki Şampiyonluk Maçı

Şimdi şöyle bir laf dolanır oldu, araya mülki amirler falan filan ve de feşmekân girecek maç Temsabelediyespor’a verilecek, yani bir hatır şikesi senaryosu ısıtılıyor. Neymiş Adana’dan bir takım şampiyon olsunmuş. İşin bu yanı umurumuzda değil. Osmanlısipor bile şampiyon olabilir, ne gam. Ama bizim üzerimizden Büyükşehirtemsaspor’un bir şampiyonluk kapısı açılamayacaktır.

Hem soruyoruz, kim hangi yüzle Bayram Başkan’dan veya haysiyetli Adanaspor Futbolcusundan, Büyük Adanaspor Camiasından böyle bir şeyi isteyebilecek? Böyle bir senaryo ihtimali ilk muhatabından yani Bayram Başkan’dan terslenecektir. Kimse bizi karanlık ve kirli planların içine ekemeyecek?

Evet, kim isteyecek hatır şikesini?

Valilik mi? Bre!

Belediye ve başkanı mı? Gülerim!

Adana’nın müstesna yerel basını ve münevver temsilcileri mi? Ağlarım!

Ticaret odaları mı, şoförler derneği mi? Muhatap almam.

Chp, Mhp, Akp mi veya onların vekilleri il başkanları belediye başkanları ve saireleri mi? Boş geçerim hepsini.

Bizim çocuklar dedi diyeceğini!

Siz alayınız!

Biz Sadece Adanaspor!

Bu maç bir İnce Memed mücadelesidir, Abdi Ağalara karşı bir mücadeledir.

 

Kaplan Demirbüken

Yazar: Editor
2015-02-27 09:28:53

Şimdi adamlar o kadar pervasızlaştı ki; her yerde her alanda ama. Örneğin mahkeme çeşitli yasal gerekçelere dayanarak bir inşaatı durdurma kararı veriyor, ama karşı taraf keyfi koşullara dayanarak ve muhtemelen sarayın onlara verdi bir güvene istinaden ya da nasıl olsa hiçbir şey olmaz memleket bizim ulan, hissiyatıyla aslnda hepsinin toplamı ve daha birçok özgüven patlamasıyla o inşaatı var olan yasalara bile uymamasına rağmen devam ettiriyor.

Bu sadece basit bir örnek buna benzer hallerin artık yüzlercesi var memleketimde. Ah ulan!

Seçimler yaklaştı ya! Yeni Türkiye'nin(!) ibişleri de arz-ı endam etmekte. Pespayelik diz boyu ne dizi, boğulduk. İnsanlar yazmaktan usandı muhteremler ise rezillikleri sahnelemekten usanmadı, bırakın hicap etmeyi.

Geçende muktedir partinin bir milletvekili aday adayı "Referansım Allah'tır" diye başlatmış propagandasını. Adamın cesaretine bakar mısınız? Aştı gitti kainatı canına yandığım. Sen söyleyene değil, ona bunu söyleten koşulların hazinliğine bak. Madem referansın Allah'tan, ne işin var senin seçimle filan ulan, ne gezersin bizim gibi ölümlüler arasında?

Nedir ki bu? İktidar sarhoşluğu mu?

Dini siyasete alet etmenin son arsızlığı mı?

Bir meczupluk resitali mi?

Bilemedim. 

Hay bin referans bre! 

Yazar: Editor
2015-02-15 11:33:40

Günaydın

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk AFP’ye verdiği röportajda, AKP hükümetine sert eleştirilerde bulundu. AKP’nin kuvvetler dengesini yerle bir ettiğini dile getiren Orhan Pamuk, “Türkiye, sadece seçimlerin yapıldığı fakat insan haklarına saygının, ifade özgürlüğünün her gün ihlal edildiği bir demokrasi” dedi.

Pamuk, Türkiye’de demokrasinin temel unsurlarının her gün ihlal edildiğini, öyle ki insanların artık fısıldayarak konuştuğunu söyledi. Ülkede bir “korku iklimi” hissettiğini vurgulayan Pamuk, “Otoriter askerler gönderildi, onların yerini otoriter ve İslamcı hükümet aldı” saptamasını yaptı.

‘Yolsuzluk suçlamaları inandırıcılığı götürdü’

Pamuk, Siyasal İslam’ın gizeminin, yolsuzluk suçlamalarının inandırıcılığından dolayı kaybolduğunu da söyledi. Nobel Edebiyat Ödülü’nün hayatını kolaylaştırmadığını belirten Pamuk, Türkiye’de kendi jenerasyonundaki çok sayıda yazarın hapis cezası aldığı, sürgün edildiği hatta öldürüldüğünü göz önünde bulundurduğunda kendini şanslı gördüğünü ifade etti. “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın seküler muhalifliğine indirgenmek değil, romancı olarak algılanmak istediğini” dile getiren Pamuk, “Ben sadece hükümetle kavga etmek için tedbir almamalıyım, aynı zamanda insanların taleplerini de dinlemeliyim. Bir açıdan, başı dertte olan ya da hükümetin iyi gitmediğini düşünenler, sorunlarını benim yansıtmamı istiyor. Tabii elbette tüm bu sorunlarla da uğraşmaktan ötürü mutluyum” ifadelerini kullandı.

Yukarıdaki sözler basından alıntı.

Şimdi yazacaklarım benden.

Orhan Pamuk, birçoklarının beğenmemesine rağmen, çok sevdiğim romancıların başında gelir. Bana göre onun ”Sessiz Ev”i romancılığımızda bir başyapıt. Kara Kitap da ayrı bir yere konmalı, Beyaz Kale de klas bir lezzette. Masumiyet Müzesi nefis bir aşk romanı. Son romanı Kafamda Bir Tuhaflık, saptamalarıyla önemli, hissiyatıyla değerli, güzel. Yine de hepsinin içinde, Sessiz Ev ve Kara Kitap bambaşka. Fikrim bu.

Tabi bu yazının bir AMA’sı var.

Ama sevgili Orhan Pamuk, siz bunu yeni mi fark ettiniz, henüz mü, şu anda ve şimdi mi? Bunun için müttefik Amerikalılar “uyan da balığa gidelim” gibi bir şey diyormuş.

Akp’yi buralarda kadar getiren ve bunca pervasızlaştıran aynı zanda liberal aydın aymazlığı, gevşekliği, puştluğu veya saflığı ve sairesi değil miydi? Sosyalistler bunu çok izah etti, kral çıplak diye bağırdı, ne yazık ki sesini her yere duyuramadı. Şimdi hay bin hayıf size de geldi. Hayırlı olsun.

Yazar: Editor
2015-01-14 15:25:20

Cevdet Kudret’in bir kitabından: Abdülhamit Devrinde Sansür’den…

“Türkiye’de basın üzerinde baskı ve sansür denince akla hemen Abdülhamit devri gelir. Oysa sansür ve benzeri baskılar daha önceki devirde başlamış; Abdülhamit o konuda epey zengin bir birikime mirasçı olmuş, geçmişteki denemeleri göz önünde bulundurarak sistem üzerinde her yıl biraz daha oynamış, onu bir kuyumcu gibi işlemiş, ‘geliştirmiş’; kanun ve tüzüklerdeki bütün boşlukları doldurmuş, açık kapıları tıkamış; kurduğu düzeni tam 33 yıl hiç aksatmadan uygulamıştır.”

Vay anam, 33 yıl! Burada şimdilik etti 12 yıl! Yani bir 21 yılı daha var mahdumların… Müebbet yemiş gibi olduk bre!

Devam edelim alıntıya:

“(Fransa’da III. Napoléon zamanında hazırlanan (1852) basın kanunundan çevrilen nizamnameye göre…) 

  • Ayrıca saltanat, padişah, hanedan hakkında 
  • uygunsuz sözler ve deyimler kullanan, 
  • hükümet aleyhinde taarruzda bulunan (m.15), 
  • nazırlara dokunacak söz yazan (m.16), 
  • devletin dostu ve müttefiki olan hükümdarlara dokunur söz ve deyimler kullanan (m.17), 
  • yabancı devletlerin Türkiye’de oturan elçilerini, temsilcilerini, memurlarını vb kötüleyen (m.21) 
  • gazeteler, hükümetçe bir ay süre ile kapatılır (m.27). 
  • İki yıl içinde mahkemece 3 kez aleyhte hüküm giyen gazete 
  • ve süreli yayınlar hükümetçe geçici ya da kesin olarak kapatılır (m.29).”

Efendim, durum iktidarlar tarafında ezelden beri böyle!

Yazar: Editor
2015-01-07 09:35:18

Önce Transfer etmek, Sonra Umut etmek

  • Her transfer bir umuttur.
  • Yaşama sevinci verir. Hayata bağlar.
  • Dipdiri tutar futbol sevgini.
  • Takımına daha bir güzel bakarsın.
  • Her transfer bir umuttur.
  • Güç verir, yazdırır, konuşturur.
  • Kitleye bir başka hava verir. İnancı pekiştirir.
  • Transfer edilen futbolcunun önceki dönemleri pek bir mana taşımaz; 
  • sakatlıkları, başarısızlıkları, tatsızlıkları…
  • İnanırız ki bizle yepyeni bir sayfa açacaktır. 
  • Yükselecektir bizle.
  • Gol sevincini yaşayacak, yaşatacaktır.
  • Şampiyonluk turu atılacaktır hep birlikte.
  • Bakınca; her transfer adeta bir Messi’dir. Öyle beklenir.
  • Her transferin bir kredisi vardır tribünde. İlk önce güvenilir. Sonra gelişmeler izlenir.
  • Rakiplere nispettir. Bir fark oluşturacaktır onlarla aramızda, lehimize.
  • Çok koşacak, çok çalışacak, çok gol atacaktır. Hiç hata yapmayacaktır, kart görmeyecek, hiç sakatlanmayacaktır.
  • Transfer dönemi bir şenlikse her transfer de bu şenliğin en muhteşem havai fişeğidir. Bin bir renkle art arda patlayan, gökyüzünde ışıltılı izler bırakan, seyrine doyum olmayan…
  • Her transfer bir umuttur.
  • Umut, tribünün yegane ilacı, aşı, dayanağıdır.
Bu da bir tekrar yazısıdır, taa 2009'dan...
Hep aynı şeyleri yaşamak kaderimiz mi oldu bre?
Yazar: Editor
2014-10-21 08:32:50

"Birleşik Haziran Hareketi" tarafından

kamuoyuyla paylaşılan çağrı metni:

Eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik, kamucu, dayanışmacı, laik, bağımsız, toplumcu bir cumhuriyet ve ülke için; gericiliğe, faşizme, emperyalizme, piyasacı yağma düzenine ve bunları temsil eden AKP rejimine karşı birlikte yola çıkıyoruz.

Ülkemiz emperyalizmin bölge politikalarıyla uyum içinde, mezhepçi faşist bir diktatörlüğe sürükleniyor. AKP iktidarı baskı ve hileyle, sokak çeteleri kurup devlet şiddetini sonuna kadar kullanarak bu yolda ilerliyor.

Bu gidişata dur demek, yarınımızı AKP’nin pençesinden kurtarmak için bir araya geliyoruz.

  • Ülkemizin bugününe ve geleceğine sahip çıkmanın direnmekten ve halkın birleşik örgütlü mücadelesinden geçtiğini biliyoruz. 2013 Haziran’ındaki büyük direnişin izinde şimdi de birleşik bir mücadeleyi birlikte yaratıp Haziran barikatlarını ileri taşıyacağız.

Bu toprakların ortaya çıkarttığı ilerici ve devrimci birikimi sahipleniyoruz. Özgür bir geleceği bu birikimle Gezi-Haziran direnişini buluşturarak kurabileceğimize inanıyoruz.

ÇAĞRIMIZDIR

Birleşik Haziran Hareketi, anti-kapitalist, anti-emperyalist, anti-faşist ve gericiliğe karşı aşağıdaki ilke ve amaçlar doğrultusunda harekete geçecek bir halk örgütlenmesinin çağrıcısıdır.

*Ülkemizin faşist ve dinci/mezhepçi zorbalığa sürüklenmesine dur diyoruz.

*Emekçi sınıfların insanlık dışı çalışma koşullarına mahkûm edilmesine, taşeronlaşmaya ve  güvencesizliğe karşı, insanca bir yaşamı savunuyor, işçi cinayeti ve katliamlarının önlenmesi için mücadele ediyoruz.

*Piyasacı talan ekonomisine karşı çıkıyor, özelleştirme yağmasına karşı halkçı-kamucu bir ekonomiyi savunuyoruz.

*Dinin siyasal ve toplumsal yaşamı belirlemesine karşı laik ve özgür bir yaşam için bir araya geliyoruz.

*Bölgemizdeki emperyalist boyunduruğa karşı direnen halkların yanında yer alıyor,  ülkemizin Ortadoğu’da savaşa sürüklenmesine karşı barışı savunuyor, bağımsız bir ülke ve kardeşçe bir bölge istiyoruz.

*Kürt sorununun çözümünde özgürlük temelinde kardeşlik ve birlikte yaşama iradesine dayalı, adil, onurlu bir barışı ve eşit yurttaşlığı esas alan bir çözüm için güçlerimizi birleştiriyoruz.

*Her tür cinsel ayrımcılığa, şiddete ve baskıya karşı duruyor, kadın cinayetlerine son vermek için harekete geçiyoruz.

*Doğanın tahribine, kentlerimizin ve yaşam alanlarımızın kar amacıyla yağmalanmasına karşı mücadeleyi her alana yayıyoruz.

*Halkın söz ve karar sahibi olacağı Meclisleri her alanda kurup, geliştireceğiz.

  • Bu amaçlar doğrultusunda sokak ve mahallelerde, işyerlerinde ve okullarda, köylerde ve kentlerde biraraya gelelim. Her yerellikte bir Meclis oluşturalım. Forumlarla kararlarımızı hep birlikte alalım.

*Meclisler yukarıdaki amaçları paylaşan herkese açıktır.

*Yerel Meclisler kendi alanlarında yukarıdaki ilkeler çerçevesinde halkın mücadele aracı ve karar organıdır.

*Yerel Meclisler kendi koordinasyon kurullarını, sözcülerini ve Türkiye Meclisi delegelerini belirler.

*Türkiye Meclisi her yerel meclisten belirlenen temsilcilerle toplanır ve Birleşik Haziran Hareketi’nin ortaklaştırıcı iradesini temsil eder, genel politik doğrultusunu belirler, ülke çapındaki siyasal görevleri, hareketin merkezi temsiliyetini ve koordinasyonunu sağlamak üzere organlar yaratır.

*Yerel Meclislerde ve Türkiye Meclisinde seçilen kurulların üyeleri, sözcüler ve delegeler kendilerini seçenler tarafından her an geri çağrılabilir.

*Birleşik Haziran Hareketi’nin tüm işleyişinde ikna olmaya açık tarafların tartışma ve birlikte üretmeleri yöntemi esastır.

  • Şimdi bu anlayışla bir araya geliyor, Haziran’da TOMA’ların önündeki direnişimizi, barikatların ardında büyüttüğümüz yeni yaşam filizlerini, umutlarımızı ve hayallerimizi birlikte çoğaltmak için yola çıkıyoruz.

HAYDİ O ZAMAN!

Evimizi, ocağımızı, ekmeğimizi, doğamızı, aşımızı birlikte savunalım. Sokaklarımızı, okullarımızı, derelerimizi, özgürlüğümüzü geri alalım. Bu köhnemiş düzeni zalimlerin başına yıkalım. Eşitlikçi, özgürlükçü, bağımsızlıkçı, laik, kamucu, dayanışmacı yeni bir toplumsal düzenin kurucu iradesini birleşik direnişimizle inşa edelim.

Sokaklarda, Meclislerde, Forumlarda buluşalım.

_____

Basından Alıntıdır. 

Yazar: Editor
2014-10-09 20:49:59

iyi şeyler olmadığı kesin.

Bu ülkede çoğu zaman iyi şeyler olmuyor zaten.

Adaletsizlik, rüşvet, hırsızlık, hukuksuzluk, yalan, talan... hepsine eyvallah. Yaşar gideriz bunlarla da mücadele ederek.

Ama ülke can güvenliğinin olmadığı bir noktaya doğru giderse asıl kaygı orada başlar. Bu can güvenliği meselesi de bir iç çatışma provalarını işaret ediyor. Gücü yeten yanındakini aklı selim olmaya davet etse ne iyi olur!

Herkes tedirgin, tedirgin olmayan yok.

Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan da tedirgin, kaybedecek hanları hamamları olanlar da...

Parantez:

Sosyalistler yıllardır bir sınıf mcadelesini savunuyor, zira o sınıf mücadelesidir insanların en temel harcı; ama bizi din, mezhep, ırk sarmalında boğdular. Dediğim mücadele için hiçbir zaman geç değildir. Şimdi tam zamanıdır, bu derin ayrımı önleyecek yoldur. Bir bunu denemedi bu ülke, kitlesel anlamda.

Son olarak şu iki noktada bir görüşü paylaşacağım:

1.Kürtler ittifakı, barışı ülkenin aydınlık yanında aramalı ve sisteme yönelik tepkilerini bir Türk düşmanlığında heder etmemeli.

2.Türkler, Kürt nefretini bir Işid sempatisine dönüştürmemeli. 

Zira felaketi evinin içine davet edilmiş olur. Bir "anlayışın" sınırı geçmesi, o anlayışı savunan insanların geçmesinden çok daha kolay ve korkutucudur. 

Öldürmekle kimse kimseyi bitiremedi; Naziler Yahudileri, Yahudiler, Filisitini, Haçlılar Müslümanları... bitiremedi.

Ortak yaşamak zorunluluğu var. İstense de istenmese de... Ortak yaşam tercihleri bu ülkenin geleceğini belirleyecek; kelimenin tam anlamıyla- orta çağ mı olacak tercihimiz, uygarlık mı?

Cevabı Türkler ve Kürtler ortak verecek!

Kimle, hangi iradeyle yaşamak istiyorsunuz? Işidle mi, birbirinizle mi?

Maçları, kitapları, sinemayı mı konuşmak istiyoruz, ölümleri mi?

Yazar: Editor
2014-09-11 13:43:43

Toplu taşıma ücretleri zamlandı ve halk tepkili. Ama bu tepki sonuç alacak bir eyleme dönüşmedi henüz. Dönüşür mü dönüşmez mi, bilmem.

Benim diyeceğim iki şey var:

1) Bu zamlar da fazla, canına yandığım.

2) Toplu taşımacılık adeta (vatandaştan nefret eden, safi paracı) gizli bir terör örgütünün elinde.

Evet, her emeğin bir bedeli vardır, yakıtı, tekerleği, tamiratı bilmem neyi cabası; ama yurdumuzda toplu taşıma yapan kitle; (istisnalar hariç) şoför veya muavin vs... belirlenen bedeli hak etmemektedir.

Bu iş bir hizmet işidir; önce saygıyla hizmet edersin sonra ücretini hak edersin...

Beğenmeyen bu işe talip olmaz gider başka bir iş yapar. Ama vatandaşın böyle bir tercihi yoktur, o otobüslere münibüslere binmek zorunda vatandaş.

  • Bu sebeptendir ki 
  • şu toplu taşımacılık 
  • toplu eziyete dönüşmemeli; 
  • vatandaşa ve trafiğe saygılı insanların 
  • yönetiminde olmalı. 
  • Yukarıdaki 2. maddeden kastım budur.
  • yani her şey sadece para değildir.

Bu düzeni ve dengeyi tabi ki vatandaş lehine kuracak olan da devlettir. 

Alo...

Hatlar kesik galiba... Alo... 

Yazar: Editor
2014-03-28 06:51:14

Yazık Bize Bre

iddialar şöyle; 

içi para dolu ayakkabı kutuları

birkaç kuruşa denk gelen bakanoğlu trilyonları

bir türlü sıfırlanamayan paralar

gazeteci ayarları aslında demek ki bu fabrika ayarları

hediye saat

makara

bir başa gazeteci ayarı

daha başka gazeteci vs

ada

trollerin yönetimi

sınır güvensizliği

skandallar

Süleyman Şah Türbesi süreci

görüşmeleri

savaş taktikleri 

bunları düşünmüş olmak

konuşmuş olmak

kaydetmiş olmak

paylaşmış olmak

twitter yasağı

youtube yasağı

milletin yasakla imtihanı

milletin sesle imtihanı 

bozulan toplumsal ruh sağlığımız

güvensizlik yılgınlık tatsızlık  

hepsi oy ve dolayısıyla bir iktidarın devamı veya sonu için 

Nedir bu kadar önemli olan bir muktedirlik süreminde, biraz muhalefette kalsanız ne olur, kıyamet mi kopar?

Not:

Şu bir ayda yaşadığım atraksiyonu İsveç veya İzlanda ya da Finlandiya, ne bileyim acaba Norveç, Malta filan kaç yüzyılda yaşar?

Yazar: Editor
2014-02-21 12:42:40

Gerçekliğin Paralel Paradoksu

Roman okuyan insan değil, okuduğunun bir roman olduğunu unutan insan problemlidir.

Nedir şimdi bu?

Gerçek ile gerçeklik arasındaki derin meseledir, ama aslında hem paralel hem de paradoksal bir sahneye de işaret eder. İronik değil mi? Zaten romancıyı da kurtaracak olan bu neşeli ve hazin ironidir. Gerçek dediğimiz de kurgulanabilir mi, gerçeklik gibi? Kimi teorilere göre kurgulanır elbet. Neden-sonuç sürecini kontrol eden yaşanan gerçeği de etkiler böylece. Belki uzun vadeli bir hesaptır bu. Peki, o zaman bu şey gerçek olarak kalmaya devam edebilir mi? O şey artık bu esnadan sonra bir gerçeklik değil midir? O kurgunun bir parçası olduğum için diyorum, dedi Marlon Cahit.                                                                                  

  • Karavelli: Gerçek; yağmur yağıyor şimdi, içeri biri girdi az önce parlatılmış parkeler çamurlu ayak izleriyle pek fena oldu, yeniden temizlemek gerecek, ama içeriye de birileri girip çıkmaya devam edecek. O zaman yeniden temizleme işini biraz ötelemeli, gün batarken olabilir el ayak çekilince. Demek toplumsal manada, mecazen el ayak çekilince temizlik şey oluyor.

Hayat gerçekler üzerinde gider, örneğin asgari ücretin şu kadar olduğu bir yerde yoksulluk, bir gerçek değil de nedir? O yoksulluğun mağduru olan çalışan -ki asıl mağduriyet budur- müdahale edilmiş bir süreci yaşıyorsa on yıllarca, onun için söz konusu olan gerçekliktir işte. Böylece dizginleri ele almak mı lazım? Yaşadığımız şu hem paralel hem de paradoksal şeye tekmeyi basıp çelişkiyi tersine çevirmek bir kimsenin tek başına yapabileceği bir iş midir? Zira toplumsal bir hayatın parçalarıyız… Evet, ben olmazsam Çiko’nun hali nice olur? Ama doğrusu, Çiko’nun varlığı da birçok hayat sahnesini mümkün olduğunca idrak etmemin bir tümleci oluyor. Yardımcı öğe işte… Duymasın, kırılır.

  • Dünyayı olduğu gibi görmezseniz ona büyük zararlar verebilirsiniz, demişti 
  • zamandilimsiz adam Marlon Cahit Uzungece. 
  • Kim mi Marlon Cahit, kendisi sade bir roman kahramanıdır. 
  • Çiko ile de ahbaptır, vesilemle tanışmışlardır. Paralel bir varoluş içindedirler ama Marlon Cahit kaderini tayin etme konusunda o ‘gerçeklik’ âleminde fakat hep gerçekle münasebet içinde olmaya çalışan biridir. 
  • Çiko’nun hayalci köfteciliği onda yoktur. 
  • Değer yargıları ve inançları onların, birbirinden uyumsuz ve parçalıdır; 
  • Çiko eklektik, 
  • Marlon Cahit diyalektiktir. 
  • Tam da romanlıktır icabında. Peki, gerçek de böyle olursa, yani kurgusal mantık dizgesi içinde filan. Canına yandığım… Zira roman dilersen şeytanı bile sevimli, iyi bir muhterem şekline büründürecek sihirli bir tür, lakin sihir diye bir şey yoktur, diye mırıldandı bu sekansta Marlon Cahit.

Yahu, tanık olduğumuz şu sahneler gerçekte olamayacak kadar enteresan, garip, komik, hazin bir gerçeklik hüviyetinde değil mi sizce de. Bildiğiniz kurgu âlemi. Dağınık duğunuk durdukça da bireysel, toplumsal, sınıfsal gerçeğimiz o mendebur gerçekliğin elinde oyuncak olacaktır muhtemelen, olmaya devam edecektir veya ne bileyim, hangisini seçersek onla bitirelim cümleyi.

Sade bir roman kahramanı olan Marlon Cahit Uzungece; roman bile, bir otoriteye tabi olmaktansa kendi otoritesini kurar, dedi, roman bile... İyi mi? devam etti; modern özne de tıpkı bir roman kahramanı gibi kendi kendini var eder, özgürlüğün sınırlarını kendi eliyle çizer. Evet, gündelik hayat ciddiye alınmalı, çünkü bize sorunun şifrelerini bu hayatın kendisi bizzat vermektedir. Yani gerçeği ciddiye almak... İhtiyacımız olan o “gerçekçilik” denen mefhum hiç değildir. Bakar mısınız, bir şeye “gerçekçi” filan demek, onu öyle nitelemek onun aslında gerçek olmadığını kabul etmektir. Örneğin silikon bir meme gerçekçidir fakat gerçek değildir. Böyle diyor gerçek olmayan ama gerçekçi olan roman kahramanı Marlon Cahit. Bu sırada Başbakanımızın tüm “gerçekçi” konuşmaları vb filan geliyor benim aklıma. Vay aman…

Bu arada Çiko da uzaktan uzağa ifrit oluyor bu duruma, paralel bir kahraman mı tecessüm etti durup dururken ve bendeniz de hala burada dururken, diye…

  • Hesaplanmış tesadüfler hep bir gerçeklik atmosferinin meydana getirilmesi içindir, kusurlu gerçeği tamir etmek içindir. 
  • Tamiratlar tadilatlar beklentilerimizi pek karşılamayan gerçeğe bir çeki düzen vermek içindir… 
  • Şahsen zamandilimsiz bir adam olarak gerçekliğin içinde dolanıp dururum keyfekeder; 
  • ama sen öyle yapmayasın 
  • Henry Kissinger’e Nobel barış ödülü verecek, 
  • Menderes’i demokrasi karamanı yapacak, 
  • Erdoğan’ı dünya lideri namlı kılacak kadar izansız olan şu gerçek içinde, 
  • dedi giderken Marlon Cahit.

Zannederim ki bu arkadaş Plebyen bir roman kahramanı, dedi sahneye yeniden çıkmanın hazzını belli etmekten çekinme ihtiyacı bile duymayan Çiko. Niye ki dedim? Baksana dedi, bir halk meclisini kurdu bile kendi kendine şuracıkta, pek avam.

Kıskandınız mı Çiko hazretleri?

Sebep, dedi, niye kıskanayım, varlığımın manasını okur iradesi değerlendirecektir haddizatında.

Milli irade diyorsun yani…

Yani…

Biliyor musun Çiko, dedim, senle Marlon Cahit arasındaki fark şiirle roman arasındaki fark gibi.

Yani bana şiir gibisin mi demek istiyorsun, diye hoşnut oldu Çiko.

Olabilir dedim.

Aslında bu kadarıyla yetinebilirim ama biraz izahat lütfen, dedi.

Bankaların veya sigorta şirketlerinin ve seri üretim köftelerin dünyasında lirizme yer yoktur, dedim.

  • Yeni arkadaşından mı öğrendin bu lafları? Neyse, o canım köfteleri buz gibi biralarla gövdeye indirirken gözlerimin hazdan adeta yaşarması sayılmaz mı bu lirizm bahsinde, diye bir atak yaptı Çiko, hem senin vaziyetin veya siz “gerçek”  olan arkadaşların vaziyeti nedir şu meselde?

Şahsen bir büyük cephenin ferdi olmadığım sürece, dostum Çiko, bana kalan şey bozkır köpekleri gibi ıssız bir ömürdür, dedim.

Şu durumda benden hiçbir farkın yok, dedi. Bir gazete haberini Aşk-ı Memnu ile karıştıran bilincin gerçekle hiçbir alakası yoktur. Bir macerada mevta olabilecek Marlon arkadaşımız için Mevlüt okutmaya kalkışmazsın umarım. Öyle bir şey yapacak olursan da benim için kebap dağıt, şalgam suyu ver, helva ikram et; değilse çizgilerim sızlar, dedi Çiko.

Son bir hamleyle karambita diye mırıldandım.

Yazar: Editor
2013-08-10 23:32:57

Bakalım Tribünler de Susturulabilecek mi?

Aslında genel olarak derin bir yurtseverlil olgusundan dolayı, siyaseten sustulmaya doğal bir şekilde müsait olan tribünler "Gezi"den sonra nasıl olacak yeni sezonda?

Acaba bu sezon, yepyeni bir sezon mu olacak?

Sadece renklere göre değil siyasal tercihlere göre de ayrılan tribünler mi olacak? 

Konuya yakın bir mesafede şöyle diyor toplumbilimci Eitzen:

  • Aslında spor, 
  • hayatın dışında öncelikle kutsal bir faaliyet değildir. 
  • Spor toplumun yansımasıdır. 
  • Toplumun özellikleri 
  • spor kurumuna da aynen yansır. 
  • Eğer toplumda yoksulluk, cahillik, etnik ve dini ayrılıklar varsa, 
  • spor müsabakalarında 
  • arzu edilemeyen görüntüleri yaşamak kaçınılmaz olur.

Politikacı, iş adamı ve yöneticiler her ne pahasına olursa olsun zafer isterlerse, oyuncu ve antrenörler bu tür baskılara dayanamazlar ve başarı için her yolu denemek zorunluluğu hissederler.

  • Sporun topluma yansıttığı stres, 
  • spor için mazeret değildir. 
  • Haksız rekabet, 
  • saldırganlık ve şiddet sporun, 
  • doğru oyunun düşmanıdır. 
  • Toplumun tüm kurumları 
  • istenen düzeye getirilmeden 
  • spor kurumunda reform yapmak mümkün değildir. 
  • Çünkü spor olgusu toplumun tüm birimleriyle ilişkilidir 
Yazar: Editor
2013-07-06 09:30:31

Ve Sandık

Hükümetin başı diyor ki,

"Sandık demokrasinin namusudur."

Doğrudur.

Altına da imza...

Biliyorsunuz, böyle yazılar "ama"sız olmaz.

Ama efendimiz,

o sandığa halk saf bir iradeyle gidecek;

o iradeyi dinsel sömürüler,

ekonomik yoksunluklar,

eğitim zaiyatı bilinç,

bir şekilde satın alınmış oylar,

tarikat, cemaat, aşiret, mahalle veya devlet baskısı etkilemeyecek, etkileyemeyecek.

Parti başkanlarının "atadığı" adayları konuşmuyorum bile, sandığın namus olduğu bu esnada.

Hele o seçim barajına ne demeli.

bırakın yüzde 10'u,

seçim barajı olan bir ülkede

o sandığın, demokrasinin namusu olduğunu nasıl söyleyeceksiniz?

Siz söyleyeceksiniz de biz nasıl inanacağız?

Bu sözler aslında Mısır için söylendi. Ama biz de hissemizi alacağız tabi.

Mursi bir darbeyle indi ve o Mursi'nin nasıl geldiği unutuldu, derken sandık böylece demokrasinin namusu oldu.

Bana sorarsanız Mısır'daki o darbe muhaliflere, özgürlük isteyen halka yapıldı en nihayetinde. Her zaman olduğu gibi.

Ve her zaman olduğunu gibi o darbenin nimetlerinden yine ve yine demokrasinin ne olduğunu sözlükten bile bilmeyenler faydalanacak.

Ülkemde de olduğu gibi...  

Ha,

iki sandık arasında, olası yanlışlarda hükümeti kontrol etmeye çalışan, sorgulayan, eleştiren, gerektiğinde protesto eden halk iradesi de terörist, darbe yanlısı filan olmasın da...

Not:

101 TL olan ehliyet kağıdı filan,

halkın tepkisiyle -birbaşka yazının konusu olarak- 15 TL'ye düştü. 

Bu, bir Gezi kazanımdır dostlar.

Vira... 

Yazar: Editor
2013-01-09 09:55:56

[Bu yazı daha önce 29 Eylül 2009 tarihinde yayımlanmıştır.]

Futbolu Siyasetle Buluşturmak ve Kaplanpenche

http://2.bp.blogspot.com/_-IjTKVh4cr4/ScFpiprQ5UI/AAAAAAAAAZc/3ifHJF4yQyE/s320/atk%C4%B1_tayyp.jpg

Gündeme gelmişken ben de özetle değineyim birkaç noktaya, mevzu futbola siyaseti karıştırmak olmuşken.

Maddeliyorum:

  1. Siyaset öteden beri futbola fena halde dalmıştır; balıklama, çivileme ve bilumum pozisyonlarda…
  2. Başkanların, Başbakanların, Cumhurbaşkanlarının futbol maçlarında, tribünlerde boy göstermeleri tamamen siyasidir. Sonra seçim zamanlarında siyasilerin boyunlarına dolanmış kaşkoller...
  3. Başbakan’ın vaktiyle federasyon başkanlığı konusundaki o enteresan ısrarı siyaseten değil de nedendi?
  4. Belediye başkanlarının futbol kulüpleri yönetmesi, desteklemesi vatan aşkı filan değildir, siyasetin “daniskasıdır.”
  5. Sonra Gökçeklerin Ankaraspor'u, derken Ankaragücü'ne el atmaları siyasi manevralar değil de nedir bre! Bir de yıllar öncesinde Netekim Paşa'nın Ankaragücü'ne dair buyurması...
  6. Kemal Unakıtan’ın bazı olanakları Eskişehirspor’a akıtmış olması bu meselenin en pespaye hali değil miydi?
  7. M. Ali Şahin’in Antalyaspor’a desteği memleket aşkı mıydı?
  8. Kürşat Tüzmen Mersinlileri tavlayıp oylarını hanelerine yazdırmak için değil miydi bir gecede toplanan trilyonlar, bu mesele siyaseten yürütülmedi mi yani?
  9. Faruk Nafiz Özak’ın bizatihi Trabzonspor’un transfer fotoğraflarında yer alması siyasetçinin tribüne ve şehre oynaması değil miydi?
  10. Rize’de ve Kayseri’de o statların yapılması sadece sportif bir şey miydi? Futbol kültürü bu şehirlerden on gömlek üstün olan Adana’ya böyle bir stat yapılamaması siyasetin kafakol ilişkilerinin bir tür tezahürü değil midir?
  11. Kasımpaşa’daki Recep Tayyip Erdoğan Stadyumu, neden Recep Tayyip Erdoğan stadyumudur?
  12. Tüm bunlardan ve daha bir alay enresanlıktan sonra kaplanpenche’nin futbolla siyaseti buluşturması, futbolun siyasete bulaşmasının veya siyasetin futbola da yönünü çevirmesinin en haysiyetli halidir… Ki bizim vicdanımız tam manasıyla rahattır… üç nokta…

Not:

Kendi sloganlarımızı kendimiz buluruz. Bu bizim tarzımızdır. Peki, şimdi tam bu esnada “durmak yok, yola devam” dersem, ne dersiniz?

Yazar: Editor
2012-07-23 10:01:24

Tutunacak Bir Dal

İnsanlara umut vermek gerekir, onlara tutunacak bir dal uzatmalı, hayata bağlayacak bir şeyler ama ne olursa olsun…

  • Bir lokma ekmektir belki bu, 
  • bir odanın sıcaklığı, 
  • bir bakış bir tebessümdür, 
  • bir şarkıdır bu ne bileyim, 
  • ama bir umut vermeli ki 
  • güne başlamanın bir anlamı olsun. 
  • İnsanlara tutunacak bir dal…

Teselli değil umut istiyoruz!

Güneşli, güzel günlere inanmanın lezzeti, bunun kendisi de güzel bir şeydir. Sevgilinin öylesine de olsa bir bakışından duyulan haz… Evet, bir umut vermeli ki rakıya arada bir efkâr gerekmesin.

  • Teselli Değil, Umut İstiyoruz!
  • Her ne kadar Adanaspor’un kendisi bir umut, 
  • yaşadığımız şu sıradan hayatın capcanlı bir rengi, 
  • günlere tutunmada en sağlam dal olsa da bize, 
  • şu sıralar bu büyük turuncu gücün yanına 
  • bir beyaz bir umut istiyoruz.

Teselli değil umut istiyoruz!

En güzel iki armağanla taçlandırılan yakın geçmişteki iki sezonun kendisi de herkes için bir referanstır, bizim içinse umudun en somut göstergesidir.

  • Yani “yapacağız” dediğimiz zaman “yaparız”, “yaptık”… 
  • İşte başlamamış şu sezon için 
  • Şampiyonluk iddiamıza yakışır birkaç hatta üç beş hamle bekliyoruz.

Biz taraftar olarak diyeceğimizi dedik… Şimdi, her bir Adanasporlu gibi heyecanla gelişmeleri bekleyeceğiz.

Ama işte biz hala hiç vazgeçmeden,

Teselli değil   u m u t   i s t i y o r u z!

Yazar: Editor
2012-01-06 06:59:30

Hafta Biterken

Akp milletvekili Hakan Şükür TV’de futbol yorumculuğuna devam ediyor. Bu ülkede kim için ne desek boş. Ama hakkaten boş, zira futbol da tam egemenlik alanlarında elbette resmi partili yorumcular olacak hatta daha çok olacak. Partim isterse bırakırım, demiş. Benim istemem yetmez mi acep? Bir çekil be vekilim, parti iradesi için değilse de Allah rızası için… Az görüşelim!

İlker Başbuğ görevdeyken “terör örgütü yöneticiliği ve darbecilikten” tutuklanmış. Yorumsuzum.

  • FB hocası Aykut Kocaman 
  • “futbolda dengeler değişti, bize ince ince giydiriyorlar” 
  • gibi bir şey demiş. 
  • Ntv yorumcusu Mehmet Demirkol da 
  • bu lafın içindeki siyasi mesajı anlamazdan gelip 
  • “daha önceki dengeler neydi” 
  • gibisinde ve zekâsına hiç yakışmayan bir soru ile karşılık veriyor. 
  • Şikeciliğe gönderme yapıyor kendince.
  • Be Mehmet, bunu da anla bir zahmet! 
  • Dalıver bu siyasi hesapların döndüğü şaibeli şike iddialarının arka sokaklarına, ne var!
  • Korkma Ntv kovar diye. 
  • Evet, kovarlar ama gider başka bir yerde iş bulursun. 
  • Anlamadıysan ben söyleyeyim sana yine de; 
  • siyasi dengeler futbola da bir ince ayar verdi 
  • ve “yıkılmayan son kale”ye girildi. 
  • Hani İstanbul takımlarının her kalesine girilsin 
  • bana ne diyeceğim, 
  • ama olmuyor ucu bir memleket meselesine kadar gidiyor. 
  • Ve yarın bir gün bizim kaleye de girilirse bu manada, 
  • başkalarını bilmem fakat ben üzülürüm…

Bolu’nun bir köyünde 11 yaşında bir kızcağız 8 aylık hamileymiş. Buyurun bakalım! Bu utancı nerenize sokacaksınız?

  • Mümtaz Türköne denen 
  • Zaman gazetesi yazarı zat 
  • Cumhurbaşkanı tarafından atandığı 
  • Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu başkanlığı görevinden istifa etmiş. 
  • 15 gün sonra. 
  • Tepkiler üzerine. 
  • Ama gerçekten, 
  • Atatürk düşmanı bir adamın öyle bir görevde olmasının sadece kara mizahı var 
  • iyi niyeti filan yok. 
  • Atanması ne kadar yanlışsa, 
  • istifası da o kadar isabetlidir 
  • kanımca.

Haber Türk,  zalimce (!) muhalefet yapan ve belki de tek haysiyetli yazarını, Ece Temelkuran’ı kovmuş. Ne diyelim, gazete onların, siyaset onların…

Şimdilik bu kadar olsun, Akşama doğru bir Adanaspor yazısı ile tekrar görüşmek üzere... 

Yazar: Editor
2011-10-20 09:04:18

GBB maçıyla ilgili yazacak hiçbir şey yok.

Çünkü iki sezondur zaten yazıyoruz, domino etkisidir bilme nedir diye. 

Son yılların en kötü Adanaspor'u sahne alıyor, her geçen hafta iş daha da kötüye gidiyor.  

Anlaşıldı,

hocaların yapabileceği bir şey yok!

Ama lütfen Bayram Başkan,

onca emeğinize sahip çıkın, bir hakkınızı kullanın, hocayı değil ama ötekini gönderin. 

Hemen, şimdi; çünkü yarın çok geç olacak! 

Yorulduk bunları yazmaktan.  

Şunları yazmak çok tatsız ama şahsi lig hedefim, bu koşullarda sadece kümede kalmaktır! 

Yazar: Editor
2011-09-26 17:47:37

Futbol ve Uğurlu Şeyler

 

Futbol, kendi içinde birtakım inançları barındırır doğal olarak. Örneğin ben hala sigara ile gol yolunu açma uğur denemeleri yapıyorum. Rize maçında neredeyse nargile yakacaktım: ))

  • İki deplasman ve iki galibiyet; ikisini de Malatya bölgesi hakemleri yönetti. 
  • Evdeki maçı yanılmıyorsam Konya bölgesinden bir hakem yönetti. 
  • Alın size tam bize göre bir istatistik.
  • Giresun maçının hakemi Taner Gizlenci! 
  • En son 11 Ekim 2009’da Adanaspor – Samsunspor maçını yönetmiş 
  • ve o maçı da 2 -0 almışız. 
  • Denizli bölgesinden. 
  • Dürüst bir maç yönetir diye düşünüyorum. 
  • Gerçi Giresunspor taraftarı bu isimden hoşnut değil. 
  • Neyse. 
  • Bize çalmasın, doğru düzgün çalsın yeter, 
  • hiçbir hakem maç sonucunu işimize gelecek de olsa hatalarla etkilemesin. 
  • Bu arada genel formlarda Özgüç Türkalp’in maç almamış olması şenlikle karşılanmış. 
  • Demek ne kadar can yakmış herifçioğlu. 
  • Ona olan tepkilerimiz evrensel bir karşılık bulacak neredeyse: )

Bir de TRT6 diğer adıyla TRTŞEŞ bize iyi geliyor. Bu sezonun iki deplasman galibiyetini oradan izledik. O zaman devam etsin, 3 puanlar da gelsin.

Yazar: Editor
2011-06-06 13:16:49
http://www.habermonitor.com/img/hopa-olaylari-ankaradaki-protestocular-adliye.jpg

Hopa’da sıkıyönetim!

Başbakanın Hopa’da protesto edilmesi üzerine tahmin ettiğimiz “Akp terörü” kendini göstermeye başladı.

  • Gözaltılar,
  • hukuksuzluklar,
  • şiddet,
  • insan avı,
  • gece baskınları,
  • bu baskınlarda insanları rencide etmeler,
  • eşyaları kırıp dökmeler,
  • bunları kaydeden güvenlik kameralarına el koymalar,
  • Hopa halkına uygulanan şiddeti bu yolla örtbas etmeler,
  • darp, işkence…
  • Akp bunu devlet erkini kullanarak yapıyor.
  • Kendi halkından intikam alıyor, özgür iradeden nefret ediyorlar çünkü,
  • onlar kendilerinin hükmündeki, kontrolündeki biatçı iradeyi seviyorlar,
  • Akp ileri demokrasisi öyle bir şey.
  • Sonra da Akp hükümeti Suriyeli, Libyalı, Mısırlı muhalifleri Türkiye’de örgütlüyor, destekliyor.
  • Sormazlar mı adama bu nasıl iştir diye.
  • Akp'nin ve başbakanının bu ruh halini nasıl tarif etsek!

‘Ruhi Su’nun dediği gibi;

“Şiddetin sabahı yakın

Dayan dizlerim dayan!”

Dayan Hopa!

Yazar: Editor
2011-03-23 10:35:09

Başbakanımız bir Arabistan kralına “ağabey” filan demesin. En kalbi duygularımızla rica ediyoruz. Yoksa burada bizim içimiz eziliyor, gururumuz kıvranıyor.

http://images.habervitrini.com/haber_resim/abdullah_bin_abdul_aziz.jpg

Başbakan, Cidde’deki konuşmasında Suudi Arabistan kralına “ikili görüşmemizde, Türkiye’de biz en büyüklere ağabey deriz, size de ağabey diyebilir miyim” diye sormuş, o da yani Harameyn Melikin Şerif Abdullah da “ne demek canım, tabi ki diyebilirsiniz” demiş.

Ne güzel bir samimiyet sahnesi…

  • Ama Başbakan Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı iken,
  • o makama sahip iken, üstelik
  • – ne kadar uzun sürerse sürsün, önünde sonunda -
  • geçici olarak o sıfata sahip iken,
  • Türkiye üstelik bir ileri demokrasi ülkesi iken,
  • her ne kadar seçim sürecine dair kaygılarımız olsa da,
  • eşit koşullarda bir seçim yarışı yaşanmıyor olsa da,
  • seçimler referandumlar bir seçme özgürlüğünü işaret ediyor iken,
  • ülkemizde…
  • Ülkemizin Başbakanı,
  • bir Suudi şeyhinden krala,
  • üstelik bir Amerikan adamı olana,
  • bu ülkenin Başbakanı olarak,
  • ikili ilişkilerinde bile “ağabey” dememeli, demesin, diyemesin,
  • bir his ona engel olsun,
  • ne bileyim bir iç güç onu durdursun Başbakanımız veya Akp Başbakanı bir Arabistan kralına “ağabey” filan demesin.
  • En kalbi duygularımızla rica ediyoruz.
  • Yoksa burada bizim içimiz eziliyor,
  • gururumuz kıvranıyor.

Hayır, başbakan bir gün vakti gelince bırakır bu görevi; hacdır, umredir o esnada kime nasıl isterse öyle hitap eder, izinli veya izinsiz… Karışan namerttir…

Ama hal böyleyken…

Topa bir bassak bre…

[Ama ülkemizde ‘bu tür İslamcı davranışların’ nasıl bir Suudi veya büyük ya da ağabey algısı olduğu da bizden çok daha iyi biliniyordur… Hikmetyar meselesi de unutulmuş değil hani…]

Yazar: Editor
2011-02-05 19:50:57

Bugün Ne Oldu?

http://4.bp.blogspot.com/_83b0G7GFF9w/TOLoGObQfCI/AAAAAAAAFs8/4NkxZthz96k/s1600/calendar_clip_art.gif

 Rize evinde Denizli’ye yenildi. O Rize ki flaş transferlere imza atmış. Bir Sertan Vardar bile yeter, der idim. Ama yetmedi işte. Veya şimdilik yetmedi… Çok isim, büyük isim laf. Bu arada Denizli de önemli birkaç isim almamış değil. Örneğin Ceyhun Eriş.

Denizli Rize’yi Rize’de üstelik hocasız yendi. Demek hocasız da oluyor. Gün geçtikçe, tanık oldukça genelde değilse de B:A: 1. Lig özelinde hocaya filan gerek yok diye düşünüyorum. Takım içinde iyi bir ağabey, takımda titiz bir yönetim, belki kondisyoner (geliştirici) filan… Yeter. Yani bana yeter gibi geliyor. Zaten bazı takımlarda işler öyle yürüyor, o hükümsüz hocalar(!) yüzünden…

Bu maçın sihri şuydu: Denizli topa sahip olmak istedi, bunu sağlamak için birbirlerine yakın oynadılar ve yardımlaştılar. Bu da oyun hâkimiyetini getirdi. Rize’ye hemen hemen hiç pozisyon vermediler. Paniklememeleri de önemli avantajları oldu. ve yendiler. Nasıl? Sihir diye bir şey zaten yoktu değil mi!

 

Yarın bizim sahiden bir sihre ihtiyacımız olmaz dilerim. Ama maçın TV’den gösterilmemesi bir avantaj olabilir, çokça eleştirdiğimiz isimler için. Belki biraz rahat hissederler kendilerini, stresten uzak… Ne bileyim, bardağın dolu yanını görmeye çalışıyorum. Çaresizce mi desem?

 

Peki cumartesi itibariyle başka ne oldu?

İstanbul’da Galatasaray Lisesi önünde benzin fiyatları protesto edildi. Hadi bakalım.

Taksimde Hopalılar şenlikli bir HES eylemi yaptı. Ne güzel…

İşçiler, torba yasasına tepki çerçevesinde bu meseleye duyarsız kalan TÜRKİŞ yönetimini yumurtaladı. Şık bir hareket.

Yalnız ve mutsuz ülkem, demişti Nuri Bilge Ceylan. Yoksa sadece yalnız ülkem mi demişti? Hayır yalnız ve güzel ülkem demişti, ben güzeli mutsuzla değiştirmiş olayım.

Öyle, mutsuz ülkemizde antideprasan tüketimi fena artmış. Ne olabilir sebep? Bence iş bilmez teknik direktörlerdir bu mutsuzluğun sebebi, geniş anlamda T.Direktör; ))

 

Bu gün bitti, biz yarına, pazara bakalım…

Yazar: Editor
2011-01-29 12:49:57

Ama Biz Mirasyedi değiliz

Kartal maçına gideceğiz, takımımızı yine aşkla destekleyeceğiz, kimi tatsızlıklardan dolayı heyecanımızı biraz kaybetsek de, destekleyeceğiz. Ama arada sigaramızı yakıp şöyle bir bakacağız sahada neler olduğuna. Takımın çoğu örneğin Mersin maçında olduğu gibi, yine canla başla mücadele edecek. Onlara sevgimiz, hürmetimiz baki olacak.

  • Fakat,
  • işlerin ters gitmemesi için yalvaracağız içimizden,
  • gizli gizli totomler,
  • dilekler,
  • temenniler,
  • aman erken bir gol,
  • hemen bir gol,
  • güzel bir gol...

İlk kriz aslında maçtan önce patlak verebilecek, bir ihtimal, o ihtimal de ilk formanın kimde olacağına ilişkin bir ihtimal.

O.Ö. muhtemelen bildiğini okuyacak taraftar da kendi bildiğini okuyacak. O sırada takımın geneli nasıl etkilenecek o bildiğini okumalardan.

Bir hiddetimiz olsa da, bazı arızaların çıkmasından hep tedirgin olacağız.  Bir tatsızlık olmaması için ne yapılır? Esame listesini gidip değiştirecek halimiz yok ya, ulan lanet olsun diyeceğiz içimizden. Suyu, o manada, akışına bırakacağız...

  • Ve işte
  • 'heyecanımız gider olduysa da sevdamız duruyor yerli yerinde' sloganıyla
  • "aşkımız Adanaspor'a" deyip desteklerken
  • işlerin 90+ dakika rast gitmesi için de
  • tüm tribün ritüellerini yerine getireceğiz. 

Hadi bir gol, hemen, bir gol, güzel bir gol... Çünkü beklentimiz bir kaos değil, onca laf bu yüzden, ama derdimiz akla zarar işlerden... Çünkü herkes gidecek biz buradayız ilel ebed. Çünkü hoşnut olduğumuz tatlı bir kaderdir bize Adanasporluluk:

  • Babadan,
  • bu şehrin sarı sıcağından,
  • tribün hatıralarından,
  • her bir efkardan,
  • şampiyonluk lezzetlerinden,
  • eş dost arkadaştan,
  • aşktan sevdadan bize sonsuz bir mirastır...

Ama işte biz mirasyedi değiliz, har vurup harman savuralım bu "Adanasporluluk servetimizi". Derdimiz meselemiz budur, kimseler de savurmasın Adanaspor'umuzu, sevgimizi, bizi...

Evet, bir mirastır bize Adanasporluluk, ama biz vefasız hayırsız mirasyedi değiliz.

Kimseler de Adanaspor'a bir mirayedi gibi davranmasın. Bu camiada hep emek var ta 1954'ten beri, kimseler bunu yok saymasın, hele o kulübedeki istikbali ancak üç beş günlük olan biri...

Gideceğiz bu maça da gidecek destekleyeğiz, ama...

Yazar: Editor
2010-12-21 13:56:00

Güzel Şeyler de Oluyor Memlekette 

Ne mi oluyor güzelinden? Buyurun sıralayayım:

  1. Bakan vekile, vekil bakana yalancı diyor. İyi işte devlet sırları bir bir açıklanıyor.
  2. İngiliz Kemal, hani nerede 4 liralık benzin, diyor, ben görmedim diye ekliyor. Aynı gece haberlerde benzinin 4 liradan satıldığını kanıtlayan istasyonlar gösteriliyor. İyi bir şey bu, inkâr demokrasisi gelişiyor.
  3. BJK, İspanya’yı karıştırmış. Ne iyi! İlle de kendini mi karıştıracak bir kulüp?
  4. Aziz Yıldırım bir lokantada karşılaştığı Arda’ya “ulen sen de mi buradasın?” demiş, buna Adnan Polat bozulmuş. E, iyiymiş.
  5. Chp’ye oy bile vermemiş isimler parti yönetimindeymiş. Bu daha güzel, yeni oylar geliyor işte.
  6. Chp’de kurultaya biz itiraz daha gelmiş. Gelmese ayıpmış.
  7. Kaplumbağanın teki timsah yemiş. Gerçi bu haber memleket menşeli değil, olmaz.
  8. Solun meclisteki sesi olacağını iddia eden Ufuk Uras’ın kaçırıldığı söylentisi var. Yahu en güzel haber budur o zaman.
  9. Kötü haber: Bilgisayarın şarjı bitmektedir. Yazıyı kısa kesip siteye yüklemem icap etmektedir…
Yazar: Editor
2010-11-05 12:13:13

Umuda Yolculuğumuz

Ligde dokuz haftayı geride bıraktık… İki galibiyet, dört beraberlik ve üç yenilgi ile elde ettiğimiz on puanımız var… Kötü günler geçirdik… Kemal Kılıç’ın ihaneti ile başlayan süreçte taraftar futbolcu kavgası, belediyenin yönetime ekonomik baskısı, Cemal Gürsel menteşe’nin ayrılışı gibi sorunlar üst üste geldi…

Böylesine zor bir süreçte bile 10 puan toplamayı başardık –ki kişisel ve kenar yönetimi hataları ile kaçan puanları eklerseniz ligde ilk üç sıranın içinde olabilirdik-Dün gece ligi alıp götüreceği söylenen ve hatta bu ligin üstünde bir takım olduğu iddia edilen Denizli’ye futbol resitali sunduk… Kenar yönetimimiz gerekli müdahalelerde gecikmese, forvetlerimiz son vuruşlarda becerikli olsa Adana’ya galibiyet için gelen Denizli farklı bir yenilgi ile ayrılabilirdi sahadan…

Ki TRT ekranlarında Ömer Üründül : “Hayret ediyorum, bu Adanaspor nasıl dokuzuncu sırada” diye sorarken ezberleri yeniden bozduğumuzu ilan ediyordu aslında dosta düşmana…İki teknik direktörle yollarımızı ayırdığımız ve üçüncüyü aradığımız bir dönemde bile altıncı ile aramızda iki puan; liderle aramızda on bir puan fark varsa hiçbir şey bitmemiştir bizim için, umutlar tazedir ve yarışta Adanaspor hala vardır…

Geçen yıl çoğu maça 18 kişilik kadroyu tamamlayamadan çıkan, buna rağmen Süper ligi averajla kaçıran takımızın bu yılki geniş ve alternatifli kadrosu düşünülürse başarıya ne kadar yakın olduğumuz görülebilir…

Peki nelere gereksinimimiz var dersiniz?

Birincisi, takımı toparlayacak, futbolcuya yön verecek ve yalnız bizim futbolcularımıza değil rakip takıma hatta hakemlere bile ağırlığını hissettirecek bir hoca;

İkincisi, nerede ve ne zaman patlayacağı bilinmeyen ceza alanı içinde serseri mayın gibi dolaşmayan, arkadaşlarına ve taraftara güven veren bir kaleci; yani kendini tam olarak toparlamış bir Tolgahan…

Bu iki eksik giderilirse Süper Lig yolumuz her zamankinden daha açık olacaktır…Taraftara gelince, özellikle Diyarbakır maçı ile alkışı hak eden, içindeki bölünmeyi çözen Adanaspor taraftarı, Denizli maçındaki bilinci ve desteği ile “BÜYÜK ADANASPOR TARAFTARI” adını fazlasıyla hak etmiştir…

Bundan sonra hiçbir futbolcunun “taraftarın kötü sözleri” diye başlayan cümleler kurmaya hakkı yoktur ve hatta buna gerek de yoktur… Adanaspor taraftarı destan yazmaktadır…

Şimdi sıra o destanı futbolcuların tamamlamasındadır…

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Yazar: Editor
2010-10-29 22:34:57

Acıyorsam Sana…

http://ul.gcg.me/files/2010-10/oral-calislar.jpg

Girizgâh Niyetine

“Yaşımız erdi kemale, dönelim gayri ol Recep’in cemale” diyecek halimiz yok şu referandumdan sonra, örneğin Oral Çalışlar’ın referandumdan çok önceleri yaptığı gibi; ama o omurgasız zevata bir çift lafımız olacak, namus borcudur...

1980 12 Eylülünün sivil ayağına 2010 12 Eylülünde çakıl taşı olanlardan biri olan Oral Çalışlar, kendinden önceki döneklerle açılan arayı kapatmak için takdire şayan bir gayret göstermiştir. Gerçi onu bizden daha iyi tanıyan ve izleyenlerin tanıklığına göre Oralcan bu dönüşü uzun zaman öce başlatmıştır zaten. Somut yansımasını ancak Ramazan arifeli referandumda idrak edebildik.

Hatırlatma Niyetine

Oralcık, “Portreler” adlı kitabının ( Çağdaş Yayınları, Aralık 1996, İstanbul) önsözünde şöyle diyor:

“Deniz gezmiş arkadaşımdı. Yaşıtımdı. 68’in ortak hayallerini onunla paylaşmıştık. Onu 23 yaşında astılar.

Yaşar Kemal, hep sevdiğim bir büyüğüm, ağabeyim. Onun romanlarını okudum, onunla dost oldum. Aynı toprağın insanı olmak, hele Çukurovalı olmak, Yaşar Kemal’in hemşerisi olmak bana hep onur verdi.

Aziz Nesin’le aynı ülkede ve onun yaşadığı yıllarda yaşamak ve onu yakından tanımak mutluluktu. Bu mutluluğu doya doya tattım.

Mehmet Ali Aybar, Türkiye’de sosyalizmin kitleselleştiği dönemin simge adıydı. TİP Genel Başkanı olarak TBMM’de 8 yıl gericiler demokrasi dersi verdi.

Sabahattin Ali, yüreğimizde kanayan bir yara. Onun esrarengiz ölümü hala ne büyük acı. Sabahattin Ali’nin ismi şimdi öldürüldüğü dağlarda. Başı dağ, saçları kar Sabahattin Ali’nin.

Yılmaz Güney, Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük sinema dehası. Filmleri ise hala kayıp. Cuntanın generalleri, bu filmleri ne yaptıklarını yıllardır söylemediler.”

Sual Etmeme Niyetine

Bunları Oral çalışlar yazmış, çok eskilerde değil, 1996’da. Ne hoş hisler değil mi? Ama bunları yazan bir insanın yazdığı o satırların arasında, o duygu ve düşünlerinin arkasında olması gerekmez miydi? Benim bu sorum da pek manasız ve sıradan oldu değil mi? Yukarıda geçen alıntıdaki sözlerin samimiyetsizliği gibi…

Oral Ç. yazı hayatının son dönemlerinde Akp tekneciğine binmeyi içine sindirebilmiştir. O cemaatle birlikte hareket etmekte bir beis görmemiştir. Olabilir. Elbette bunu bir sebebi vardır. Bakın Ertuğrul Günay bir bakanlık kapmıştır, tam da siyasi bir cenazeye dönüştüğü sırada.

Belki yorulmuştur kendisi, yılmıştır, ezginleşmiştir. Mümkündür, pek insani veya gayri ihtiyarı… Örneği çok ya, olağan kabul ediliyor.

Aman be, ben mi kurtaracağım dünyayı, deyip tatlı hayatçılar tayfasına bir demokrasi cengâveri kadrosuyla dâhil olmuştur. Ona Cengizlerle, Altanlarla, Hasanlarla, Mehmetlerle ve bir alay dönek dümbelekle güzel ve mesut bir hayat dilemekten başka yapacağımız bir şey yoktur.

“Şu referandum sürecinde paketin içini nasıl görememiştir, bu Akpcilerin ezelden beri, demokrasi ve hatta özgürlükle bir işi olmamıştır ve olamayacaktır, bunu nasıl anlayamamıştır? Sosyalist bir yazar sıfatıyla şu işbirlikçiliğini nasıl birleştirebilmiştir?”  şeklindeki teneke soruları yöneltmeyi gereksiz buluyorum. Demek ki adamcağızın nefesi ve nefsi buna yetmiştir.

Mektup Niyetine

Bak Oralcan, yukarıdaki önsözüne şöyle bir ayar verebiliriz 2010 Ekiminde (ki Ekimlerin anlamını unutmuşsundur gayri), bu da küçük bir tat olsun sana.

Deniz Gezmiş senin yaşıtın değil. O hala 23 yaşında ve hala devrimci. Sen kendi hayaline devam et, Deniz’den uzak kal, boyunu aşan yerlere gitme, sığ sularda dolan. Sen şimdi onu asan fikriyatla aynı gemidesin.

Yaşar Kemal bir Çukurova Destanıdır, hem de destancısıyken. Sen onun romanlarını yanlış okumuşsun be güzelim. Sanırım örneğin İnce Memed’i okurken kahramanların Abdi Ağa, Ali Safa Bey, Ali Saim Bey vs idi. Yaşar Kemal’in hemşerisi olmak bize onur verir, seni Çukurova’nın sıtmacı sivrilerinden sayıyoruz gayri. Artık, Yaşar Kemal olmaz! Sana Orhan Pamuk versek, ağabey arkadaş muhabbetinde, ha?

Aziz Nesin’in uğradığı zulmün baş aktörleriyle aynı sahneyi paylaşıyorsun ama Oralcan, bak şimdi selam verme zamanı, oyunun bir sahnesi bitti, yalnız öne çıkamazsın; çünkü figüranlar biraz beriden, azıcık kenardan verir selamı bilirsin. Yaşasaydı, Aziz Nesin zannederim ki seninle aynı ortamı paylaşmış olmaktan hicap ederdi. Seni şimdi ROK’a, Metiner’e filan havale etsek, veya orada bir alay Akp muhibbi var, çakma özgürlük ve demokrasi savaşçısı, başbakan kankası var. Oradan birileriyle eğleş.

Mehmet Ali Aybar’ın demokrasi dersi verdiği o gericilerle aynı fotoğrafta olmak nasıl bir histir be Hacı’m? Mehmet Ali Aybar devam ediyor o demokrasi dersine, ama sen dersten kaçıyorsun… Oralcığım, neredesin?

Bu nasıl bir cümledir, ne klişe bir ifadedir, ne sahte bir hissiyattır Oral Çalışlar: “Sabahattin Ali, yüreğimizde kanayan bir yara.” Gerçi 14 sene öncesi, henüz toysundur, edebiyat kokmayan, Yaşar Kemal misali has cümleler kurmak zaman işidir. Çalış olur. Sen şimdi kanayan o yaranın faillerinin karanlık koridorlarındasın (bak, nasıl ifade ama!), onlarla yan yanasın işte Oral Bey. O dağlardaki cinayetin parmak izinin en az yarısını çevrendeki örgütlenmenin tarihçesinde görebilirsin. Lakin evet, hâlâ başı dağ, saçları kardır Sabahattin Ali’nin. Peki, sen ne âlemdesin?

Yılmaz Güney! Yaşasaydı ve şu halini görseydi inan öyle bir “iki çift laf”ederdi ki sana, insan içine çıkamazdın. Şimdi 12 Eylül 1980’in sivil dönüşümünü yansıtan 12 Eylül 2010 cuntasının yamacında, modern Kenan Evren’in vesayetinde, sivil generallerin keyfiyetinde, bir ülkenin kayboluş filmine tanık olabilirsin; izin olursa da bu filmin senaryo ekibinde de yer alabilirsin.

Niyet Niyetine

Nedir? Biz askeri veya sivil tüm cuntalardan, davanın asıl sahipleri olarak esas hesabı sormak, o kara defteri dürmek için hep saflardayız. Korkma, o sırada kapın çalındığında sadece kulağını çekip “seni seni” diyeceğiz. Teslim olmana gerek kalmayacak yani!

Kitabında, alıntı yapmışsın Deniz Gezmiş’i anlatırken, Can Yücel’den, “Aşk Olsun Sana Çocuk” şiirinden. Biz de oradan bir alıntıyla bitirelim o zaman: Meşk olsun sana Oral, meşk olsun, ama;

“Acıyorsam sana...!”

Yazar: Editor
2010-10-13 21:03:36

Konuya Katkı

Sevgili Editörün "Futbol afyondur o vakit fena uyuşturur" yazısını okuduğum da tam da içimden geçen düşünceleri yansıttığı için kendilerine teşekkürlerimi sunuyorum :)

Pazartesi akşamı bütün TV kanallarını gezerken bir kaç yerde yine konu Mesut Özil' di maalesef... Almanya'da yabancılaşan Avrupalı yaşamı benimseyen Türk ailelerinin ve bunun yanında Türk mahallelerinde Türk adet ve geleneklerine göre yaşayan Türklerden bahsediyorlardı. Bir futbol ki  Avrupa ülkesinde yaşayan bir futbolcunun yaşadığı ülkenin milli formasını tercih etmesinden dolayı eleştiriliyor. Yitirilen bir kimliği var Mesut Özil'in ve görüldüğü kadarıyla bu durum kendinden başka kimseyi ilgilendirmiyor. Biz millet olarak böyle duygusal tepkilere karışmasak da herkes bildiğini yapsa... Bu bir tercih meselesidir, bu bir kişiye verilen hak'tır... Ne demişti Atalarımız? ''Doğduğun yer değil doyduğun yer'' Bu konuyu bende uzatmadan sosyolojik açıdan bazı spor tanımlarına yer vermek istiyorum;

Spor , “ İnsanın doğasında bulunan saldırganlık için sağlıklı ve barışçı bir emniyet supabı, saldırganlık güdüsünü denetim altına alan uygun bir ‘dostça rekabet ‘ ortamı, savaşın da barışçı ikamesidir. “

Spor , “ kişinin ruh ve beden sağlığını güvence altına alan, onun topluma uyumunu sağlayan, günlük hayatın gerginlik ve sürtüşmelerini masseden bir araçtır. “

Spor , “ devletler için hem doğal, hem gerekli olan yayılma politikaları için en etkili askeri eğitim aracıdır.”

Spor , “ Oyunla yarışmayı birleştiren, bedensel yetenekleri daha fazla olduğu için kazananları ödüllendiren, üst düzeyde oyun, mücadele ve ağır kas çalışması gerektirdiği için sürekli ve yoğun çabayı zorunlu kılan bir uğraşıdır.”

Spor , “ bir yandan kitlelerin afyonu, beri yandan suspansuvarlı milliyetçiliktir.” bu cümlenin  Mesut Özil problemini tamamen kapatması dileklerimle :)

Nazlı Demirkaya

 

Yazar: Editor
2010-10-05 11:50:46

Bir Çözümü Olmalı

Fevzi dile getirdi derdini maçtan sonra, Tolgahan da… Bakın adamlar orada çok net. Yekten küfür geliyor ve biz bunu duyuyoruz, diyorlar, etkileniyoruz… Daha ne desinler? Şimdi bunu doğrudan açık yüreklilikler dile getiren o insanlara bir kulak vermeli. Sözüm yine o tekilden takılanlara. Yoksa bu sayfaya giren arkadaşlarla belli bir duyarlılığı paylaştığımıza eminim, taraftarın genelinden eminim... Dertleşiyoruz sadece.

Onlar da yani sövenler de galiba bir tür Adanaspor sevgisiyle yapıyorlar bunu ve bu meselenin başka tribünlerde de yaşandığını gayet iyi biliyoruz. İsteyen yüzleşir, isteyen sorunu yok sayar. Biz “hedefimizi doğru koyarak” yani orada burada duran, amacı meçhul kitleye yapıyoruz eleştirimizi. Yüzleşe yüzleşe…

Karşındaki âşık olduğun takımın futbolcusu olmasa da, herhangi bir insan olsa da, sokaktan öyle biri olsa da, o şekilde yaklaşamazsın mevzuya. Olmaz. Yakışık almaz. İnsaniyete sığmaz. Delikanlılığın yanından geçmez. Tek kelimeyle ayıptır. Ödlekliktir. Haddizatında böyle bir şeye bire birde o küfürcülerin yüreği filan da yetmez. Düşünün, dolmuşla şehre iniyor, şoför arkadaş biraz hızlı gitti diyelim ve aynı zat yani tribünden topçusuna sinkaf eden şahsiyet kalkıp orada bir can meselesinde bile, tribündeki ifadesine yakın bir şekilde söyleyeyim, “yavaş gitsene… vs…” diyemez, en acil durumlarda hakkını arayamaz ama oradan kalkıp sahadaki insana sataşır. Çünkü onunla yüz yüze göz göze gelmiyordur.

Ne yapmalı? Uyarmalı, ne yapıyorsun, demeli, bir sus bre, diye bir hiza verilmeli. İnanın hemen bir ayara geliyorlar, yeter ki onların o kof, kişiliksiz “taraftarlıklarına” yenilmeyelim. Ki onların da taraftarlıkla bir ilgisi yok. Onların kendilerini bir şey; Adanaspor’u, Adanasporluluğu hiçbir şey zannetmelerine izin vermeyelim. Şiddet yasasına kadar bu mücadeleyi şiddetsiz halledelim, uyararak… Bir Adanaspor için. Lütfen…

Yazar: Editor
2010-09-25 10:01:04

3 Puan İçin

  • Giresun'da Adanaspor 3 puana oynayacaktır.
  • Başka bir hedef bizi de,
  • hocayı da,
  • başkanı da,
  • takımı da kesmez.
  • Bizden güçlü bir takımla oynamıyoruz,
  • puana bizim kadar ihtiyacı olan bir takımla oynuyoruz ama.
  • Geçen haftayı adeta kendi evinde
  • fakat sürpriz bir biçimde puansız geçen rakip
  • belki bu noktada Adanaspor'a karşı bir direnç gösterecektir.
  • Bu direnci de sadece ve sadece
  • biz izin verirsek gösterecektir.

Örnek olsun diye söylüyorum; kupa maçında GBB biz izin verdiğimiz için galip gelip turu atladı. Bile bile elendik anlamında söylemiyorum bunu, mücadele kalitesi açısından yaklaşıyorum "izin verme" meselesine.

Geçen senede olduğu gibi mücadele edeceğiz sahada ve takıma bu sene katılan yaratıcı oyuncularla da galibiyeti getireceğiz.

  • Ben ısrarla ve iddiayla
  • takımın kadro kalitesine
  • ana hatlarıyla güveniyorum,
  • onlara inanıyorum.
  • Güzel günleri görmek için
  • onların yapması gereken
  • yalnızca
  • kendilerinin de içine sinen
  • inandırıcı bir mücadeledir.
  • İlk deplasman galibiyeti
  • ve sonrası nasıl olsan gelecektir.
Yazar: Editor
2010-09-13 11:52:53

Şenlik Ola

 

Hafta sonu istediğimiz gibi geçmedi. Önce Adanaspor’dan üzüldük, haliyle. Sonra da referandum…

Adanaspor başının çaresine bakacaktır, krizin üstesinden geleceğiz. Lakin aynı şeyi Türkiye için söylemek pek mümkün değil.

Felaket tellallığı değil. Hakikatin gerçek yüzü kendini kısa zamanda kademe kademe gösterecektir.

Örneğin, ülkenin sadece zaten ciddi bir değişime uğramış olan sosyal hayatı değişmeyecek doğal hayatı da sermayenin elinde kahrolacak.

Yani, doğal hayatın tahammül edemeyeceği bir santral kurulacak veya bir orman yağmalanacak ya da bir kurum daha peşkeş çekilecek.

  • Bunu önünde durabilecek hiçbir irade yok artık.
  • Alın şunu bir daha düşünün, diyecek herhangi bir aklıselim yok artık,
  • güçler dengesi yok artık.

Önümüzdeki yol bir tür krallık sistemine gider…

Şenlik ola…

Yazar: Editor
2010-06-20 08:39:11
http://ul.gcg.me/files/2010-06/rki.jpg

" Sakla yamalarını kalbim...

Kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla.

Yürü, arkana bakma,

Ama umursa.

Bazen anılara en çok yakışan elbise,

Birkaç damla gözyaşıdır unutma... "

Yılmaz ODABAŞI

Yazar: Editor
2010-05-26 00:07:57

aşkın en uzak hali

http://ul.gcg.me/files/2010-05/yy.jpg

"ne kadar uzaktır ki aşkın en uzak hali
bir başınalıktan da mı uzak
kaf dağından, çini maçinden de mi...

yemen çöllerinden...

ama işte ne kadar uzaktır
sensiz bir ayışığından
bir yaz denizinden
sessiz akşam rakılarından...

ne kadar uzaktır en uzak hali aşkın
ki uzaklık aşkın en naif halidir
...
kimsesiz bir keder
aşkın bu hali..."

Yazar: Editor
2010-04-15 07:48:15

Konya’dan Önce! Kritik Zamandayız...

http://ul.gcg.me/files/2010-04/fttr.jpg

Adanaspor’umuzun bu haftaki Konya deplasmanı asıl konumuz olsa da  tribündeki sorunlara da değinmek istedim.
Bayan taraftarlar olarak belki büyüklerimizin yanında söz sahibi değiliz. Biz konuşma gereği duyduysak birbirimizi aile gibi gördüğümüzden dolayıdır.

  • Öncelikle Konya deplasmanına gelemediğimiz için üzgün olduğumuzu belirtmek istiyorum. Kendi imkânlarımızı ayarlamış olsak da büyüklerimiz olan abilerimizden - kritik bir maç sizi tehlikeye sokamayız!- cümlesini duymak sanırım bizi mutlu etti.
  • Konya’da kardeşlerimizle birlikte kendi evimizde olduğu gibi takımımızı elimizden geldiği kadar hatta elimizden geleninden de fazlasını yaparak destek olacağımızdan şüphem yok fakat Konya’nın bizimle arasının iyi olmamasından kaynaklanan taşlama, biber gazı, cop, küfür  vs gibi durumlardan bizi korumak isteyen abilerimiz başka bir deplasman sözünü vererek gönlümüzü hoş ettiler. Aslında tribün hayattır benim gözümde.
  • Söylenen hiçbir söze kulak asmıyorum. Beni armaya âşık binlerce insan anlıyor. Maçlarda küfür, kavga, saygısızlık gibi durumların azalması için biz varız. Artık maçlara anneleriniz bacılarınız geliyor. Takımıma deli gibi bağlı, kalbini gönlünü armaya adamış güzel kardeşlerim, birbirimize saygı, sevgi içerisinde olduğumuz sürece biz iyi yerlere gelmeyi hak ederiz.

Biz var oldukça, destek oldukça takım da güçlenecektir. Orada bulunan herkes kardeşimizdir. Sevincimizi paylaşalım. Zor günlerde ailemize destek olalım. Taraftar takımının ruhudur. Biz inanalım ki takım da ona güvenen bu kadar insanın yüzünü kara çıkartmasın öyle değil mi ? Kendi içimizde tartışmalar oluyor. Ben bunun Konya deplasmanına yansıyacağını düşünmüyorum. Çünkü benim taraftarım, abilerim, kardeşlerim hepsi takımımıza o kadar âşıklar, menfaatsiz çalışıyorlar  ki Konya’da bizi en iyi şekilde temsil edeceklerdir. Fazla uzatmayacağım  hepinizin duacısıyım. Sağ salim gidip gelmeniz dileğiyle renktaşlarım yolunuz açık gazanız mübarek olsun. Unutmayın Turbeyler önde gider ;) biz şampiyon oLacağız Hepimiz için…

Müge Aydın

Yazar: Editor
2010-03-23 02:44:38
Alkış… Hakan… Fevzi
 
http://www.retroclipper.com/assets/images/autogen/a_xcartoonman12.jpg
  • Görünen o ki, alkış konusunda ortak bir nokta bulamamışız… Görünen o ki, küfür konusundaki uzlaşıyı alkış konusunda yakalayamamışız…  Ve her şeyden önemlisi, biz derdimizi anlatamamışız… Anlatamamışız ki Sevgili Hakan, rakip tribüne davet konusunda ısrar ediyor…  Öyleyse baştan başlayıp derdimizi biraz daha açık anlatalım…  Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki sevincimiz, hüznümüz, düğünümüz, sünnetimiz abartıya bulaşmıştır yüzyıllardır… Ölümüne severiz, ölesiye içeriz, düğünde silah atarız, sünnette korna sesleri ile kenti ayağa kaldırırız… Futbol cephesinden bakınca da farklı değildir bu görüntü… Yenilgi sonrası cenaze marşları çalar, galibiyet sonrası destanlar yazarız…  Bu bizim kültürümüz… Bu bizim yaşam biçimimiz…
  • Neden böyleyiz biz? Neden ortamız yoktur bizim? Neden eleştiri sözcüğünden çok haz etmeyiz… Neden eleştirmek adına bütün değerlere saldırırız? Görüyorsunuz ya, sorular art arda geliyor… Bu soruların yanıtları ise bu coğrafyanın havasında suyu saklı  galiba…
  • Bir de işin şu boyutu vardır, yurdum insanında… Kendi takımını  alkışlayan rakip taraftarları kardeş ilan eder; ama kendi taraftarı rakibi alkışladı mı damga hazırdır: İhanet! Öyleyse adres de hazırdır: Rakip tribün… Bunun adı  nalıncı keseridir… Nalıncı keseri “hep bana, hep bana” diye vururmuş… Oysa testere olmak gerekir; çünkü  testere “bir sana, bir bana” diye kesermiş… Yazılar yazılıyor ve Altay taraftarı şiddetle kınanıyor, federasyon göreve çağırılıyor…  Biz hak ettik, emek verdik, böyle davranmamalıydı Altay taraftarı  deniyor… Peki sizi yenen takımı, tam da bu noktada, emeği için alkışlayanları niye ihanet zincirini tutmakla suçluyorsunuz, diye sormazlar mı o zaman…
  • Şimdi gelelim Giresun maçına… Giresun alkışı bir tepkidir; tepki yenilgiye değil, ruhsuzluğa ve inançsızlığadır… Ne yenilgiler görmüşüz, bırakın rakibi alkışlamayı futbolcularımızı bağrımıza basmışız, tribüne çağırıp alkışlamışız… Buca maçı sonrası, böyle oynayın, sonuç hiç önemli değil demişiz… Peki uzlaşamadığımız yer neresi… Giresun maçındaki oyun anlayışının yetersizliği, gençlerin 36 yaşındaki bir adamı durduramaması, Tolgahan’ın kalesinde güven vermemesi gibi noktalar herkesin gördüğü ama takıma zarar vermemek adına konuşmadığı konular… Yaş ortalaması 22 olan bir takım 36 yaşındaki bir adamı durduramıyorsa ben bunu söylemekten çekinmem… Yaş ortalaması 22 olan bir takımda, futbolcular düştükleri zaman kalkmıyorlarsa ben rakip takımı alkışlarım… Ruhsuz, inançsız bir takıma destek vermektense rakip tribüne kaçarak değil kalabalığın içinde “kral çıplak” diyerek Giresun’u alkışlarım…
  • Bizim elimizdekini yitirme korkusu ile eleştiri hakkını saklı tutmamız nelere yol açıyor görmüyor musunuz? Giresun maçında sahada gezinen Fevzi, Altay maçındaki oyunu ve golü sonrası beylik sözlerle açıklama yapıyor: “Bizi yerden yere vurmayın” Siz yerden yere vuran bir yazı okudunuz mu hiç? En acımasızını ben yazmışımdır; ama o da Sevgili Hakan’a takıldı…
  • Bir konuda Hakan’a katılıyorum, Adanaspor zor şartlar altında mücadele ediyor… Bu zorluğu Başkan, Hoca, taraftar yaşıyor… Ama tüm ligler içinde futbolcusuna borcu olmayan bir takımda oynayan bir futbolcunun bir maçlık da olsa “ruhsuzluk ve inançsızlık” lüksü yoktur… Ve her şeyden önemlisi, bir futbolcuyu, hocayı, oyun anlayışını eleştirmek ya da buna yönelik tepki alkışını rakibe sunmak turuncu sevdadan vazgeçmek demek değildir.

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU 

Yazar: Editor
2010-03-20 09:17:15
Anıların Peşi Sıra 
 
http://www.resimmotoru.com/data/media/1107/adana_tren_istasyonu.jpg

“Garibim; Ne bir güzel var avutacak gönlümü, bu şehirde, Ne de bir tanıdık cehre; Bir tren sesi duymaya göreyim, İki gözüm İki çeşme.” 

İşte bu dizeler, benim yaşadıklarım ve yaşadıklarımdan artakalandır… Tren demek, Tarsus demektir, benim için… Tren demek, istasyonların bıraktığı izlerdir… Tren demek, yokluğun mahkûm ettiği yolculuklardır… Tren demek, ray boyunca uzanan çocukluk umutlarıdır… Yıllar önce annem ve kardeşimle defalarca yaptığımız bu yolcuğa, şimdi çocuklarımla çıkıyordum… Onlar ilk kez trene binecek, bense anamın ve anıların izlerini kovalayacaktım…

Dolmuştan inip istasyona doğru yürürken, ilk kez tren yolculuğu yapmanın heyecanı sarmıştı çocuklarımı … Durmadan soruyorlar ve heyecanlarını dindirmeye çalışıyorlardı…

“Tren tam saatinde mi kalkar baba?”

“Geç kalırsak tren bekler mi baba?”

“Treni kim kullanıyor baba?”

“İstediğimiz yere oturabilir miyiz, baba?”

“Tren kalabalık oluyor mu, baba?”

...devamını okumak için yıklayınız...

Fatin Murat Seferbeyoğlu

Yazar: Editor
2010-03-10 16:41:10

Kaçan Galibiyetlerden Sonra

http://ul.gcg.me/files/2010-03/adanaspor_kocaelispor_gol.jpg

  • Karşıyaka deplasmanında galibiyeti kaçırmıştık. Özellikle son dakikada Okan’ın kaçırdığı o pozisyon hala gözlerimin önünde, muhtemelen siz de öyle düşünüyorsunuz. Sonra Rize maçında da aynı şeyler yaşandı, yine son dakikada yerini bulmayan bir pas bizi galibiyetten etti. Hacettepe’de kaçanlar ilk on beş dakikada elden gitmiş, görenler böyle anlatıyor.
  • Ama Samsun’da böyle olmadı. Adanaspor eline geçen fırsatı 86. Dakikada kullandı.
  • En son Kocaeli maçında böyle bir son an gollerinden birini atmıştık.
  • Şimdi şöyle üç beş sonuç çıkaracağım bu yazıdan:
  • 1) Maçın son düdüğüne kadar gol umudu bitmemiştir.
  • 2) Talihsiz bir golün kalemizde yarattığı travmadan ancak rakip kaledeki bir golle kurtulabiliriz.
  • 3) Ama bundan Giresun’u son dakika golü ile yensek de olur anlamı çıkmasın, yürek dayanmıyor.
  • 4) Sonrasındaki Altay maçından galibiyetle dönmek için lütfen ele geçen gol fırsatlarının hiç olmazsa yarısını ilk yarıda filan kullanalım ve Adana’da bir İzmir takımına bıraktığımız avantajı bu sefer bir başka İzmir takımından ele geçirelim.
  • 5) Bu yazıdan ancak bu kadar mesaj çıkar: ))
Yazar: Editor
2010-02-26 17:43:39

Lord Voldemort ve X Takımı Olmak

 http://ul.gcg.me/files/2010-02/Lord_Voldemort.jpg

Hepimiz Harry Potter kitap ve film serisini biliriz. Merak etmeyin Harry Potter da Adanasporludur demeyeceğim. Bildiğiniz üzere seride Harry Potter’ın en azılı düşmanı Lord Voldemort’dur.

Kitaptaki karakterler karanlık Lord Voldemort’dan çekindikleri için, Lord Voldemort’dan bahsederken “KİM OLDUĞUNU BİLİRSİN SEN” şeklinde bir ifade kullanırlar.

Şimdi Lord Voldemort ile bizim alakamız ne diye soruyorsunuz. Adana’da da 2 tane Lord Voldemort var; biri Adanaspor diğeri Adanademirspor. Her iki takımı da Lord Voldemort’a benzetmemim nedeni, her iki takımın taraftarlarının büyük bölümü diğer takımdan bahsederken veya kendi sitelerinde diğer takımdan söz ederken, diğer takımı ismi ile değil de X TAKIMI OLARAK ifade etmeleridir.

Yazıma devam etmeden önce, herkese inat şunu söylemek istiyorum: Bu şehrin 2 takımı vardır, bu takımlardan biri Adanaspor diğeri X Takımı veya biri Adanademirspor diğeri X Takımı değil, bu takımlar Adanaspor ve Adanademirspor’dur.

X takımı ifadesinin kullanımının altında birçok neden vardır; kimi küçümsemek için, kimi farklılık yaratmak için, kimi dalga geçmek için kullanır. Ama işin altında yatan psikolojik sebep, tavır YOK SAYMADIR.

Bir düşünür, “İnsana verebilecek en büyük ceza, onu yok saymaktır” der. Bu konuyla ilgili bir hocanın her seminerinde anlattığı bir anekdotu burada paylaşmak isterim. 3 tür fare öldürme yöntemi vardır. 

  1. Fizyolojik Yöntem
  2. Biyolojik Yöntem
  3. Psikolojik Yöntem

Fizyolojik yöntemde; fareyi yakalarsınız, kafasına bir tuğlayla vurursunuz, fare ölür. Biyolojik yöntemde; fareyi yakalarız, burnunu sıkarız, nefes almak için ağzını açan fareye zehir veririz, fare ölür.

Psikolojik yöntemde ise; fareyi yakalamamız gerekmez. Fare oturma odanızın ortasından geçer. Siz hiç oralı olmaz, işinize devam edersiniz. Fare, “herhalde fark etmediler” diye düşünerek tekrar ortanızdan geçer. Fakat siz yine ilgilenmez ve işinize devam edersiniz. Bu duruma iyice sıkılan fare, fark edilmediği düşüncesi ile tekrar ve size daha yakın mesafeden ortanızdan geçer. Siz yine işinize devam edersiniz. Fare bu turu birkaç kez daha tekrarlar ve hep aynı sonuçla karşılaşır. Fakat fark edilmeme sonucu değersizlik duygusuna kapılan fare iyice yıpranmıştır. Nitekim fark edilmeme, önemsenmeme, değersizlik ve yok sayılma duyguları sonucu farenin iç salgıları ve mide asit oranı hızla artar… Bir süre sonra artan mide asidi oranı farenin midesini delerek iç organlarına zarar verecek düzeye ulaşır. Artık fare psikolojik yöntemle ölmüştür.

Buradan her iki camia için de çıkartılacak sonuç şudur; birbirimizden bu kadar çok mu nefret ediyoruz da, isimlerimizi bile söylemeye tahammül göstermeyerek, BİRBİRİMİZİ YOK SAYIYORUZ.

Şimdi her iki camiadan da bazı aklı evveller çıkıp sen bize fare mi diyorsun diyecektir. Onlara verecek cevabım Harry Potter’dan alıntı yaparak “Kim Olduğunu Bilirsin Sen” olacaktır.

Erkin Doygun

Yazar: Editor
2010-02-13 17:57:29

Ankara Deplasmanına Dair

http://ul.gcg.me/files/2010-02/kedicik.jpg

  • Normal koşullarda ben bu yazıyı Ankara’dan yazıyor olurdum.
  • Hacettepe maçı için başkente çoktan konuşlanmıştım.
  • Yükselme grubundaki E. Şeker maçında en kötü koşullarda bir grup taraftarla oradaydık da.
  • Faruk abi de o soğuğu çok iyi hatırlar: ))
  • Gelin görün ki Ankara’ya gitmenin Adanaspor  dışında pek güzel bir sebebi daha vardı benim için, ki yolculuğa lirik heyecanı ayrıca kazandıran da o sebepti hakikatte.
  • Demem şudur (Adanaspor’u bu cümlede hariç tutarak),

işte o zarif, güzel neden de olmayınca; Ankara’ya gitmenin, şehrin “Ankara” olması açısından, bir manası kalmıyor. Umarım derdimi anlatabilmişimdir.

  • Birçok arkadaş oraya gidecektir ve Hacette bizim için deplasman olmayacaktır. 3 puanı hanemizde düşünebilirsiniz.

_____________________________

  • Zuhal Olcay’dan “Ankara’da aşık olmak zor iki gözüm” şarkısını dinlemek için soldaki fotoyu,
  • aynı şarkıyı Vedat Sakman’dan dinlemek için sağdaki fotoyu tıklayınız.

     http://ul.gcg.me/files/2010-02/zo.jpg    http://ul.gcg.me/files/2010-02/zovs.jpg     http://ul.gcg.me/files/2010-02/vs.jpg

Yazar: Editor
2010-02-11 23:42:46

Futbol ve Biz

http://ul.gcg.me/files/2010-02/afr.png
  • Futbolun neden bu kadar çok sevildiğini düşündünüz mü hiç?
  • Dünyada milyonlarca insanı aynı ortak duygulara iten şeyi. Neydi bu sihir? Onu bu denli cazip yapan şey?
  • Bu soruların aklımıza gelenlerden çok daha fazla cevabı olduğu kesin. Elbette insanı cezbeden bir çok yönü vardır. Başarma arzusu, hırs, zevk, estetik, takım ruhu, sevinç, üzüntü vs... Onlarcasını sıralayabiliriz. Belki çok daha fazlasını.
  • Hiç farkında olmasak da ya da bunu futbolun doğası içinde varolan bir kural olarak görsek de şüphesiz futbolun içinde var olduğuna inandığımız ve defalarca tanık olduğumuz güçlü-güçsüz dengesidir.
  • Dengeden ziyade dengesizliktir aslında bu.
  • Beklenmedik sonuçlara gebe olmasıdır. İki takım arasında güç farkı yaratacak tüm faktörlerin bir düdükle saha dışında kalmasıdır.
  • Çünkü futbolun tanrıları sadece "sahada" iyi olandan yanadır.
  • Çünkü çok köklü, çok başarılı, çok güzel tesislere, stadyuma sahip, binlerce taraftarı olan, maddi açıdan çok rahat, başarılı futbolculardan kurulu bir takımın; tüm bu koşullardan yoksun bir takıma yenilmesi aslında bu kutsal oyunun içinde çok da şaşırılacak birşey değildir.

 

  • Yaşadığımız dünyada maddiyat tüm koşullarda birçok değerden üstün ve çoğu zaman başarının ölçüsüyken, ezilen çoğu zaman ezilen olarak kalmaya mahkumken ve güçlü güçsüzü her mecrada yenerken, futbolda her an güçsüzün hançeri o en güçlünün kalbine saplanabilir. Ezilenin bir anlamda çıkış kapısıdır, umududur futbol! Çünkü gerçeklerle yüzleşince bulamadığımız o keskin adalet duygusu futbolun temelindedir.
  • Ve çoğu insanın o güne kadar adını dahi duymadığı bir Afrika ülkesinin, son dünya şampiyonuna sahayı dar edip, yenmesi kadar anlamlıdır futbol!
  • Örnekleri çoktur bunun, bir avuç inanmış insanın tüm zorluklara ya da imkansızlara karşın başarıya ulaştıkları.

 

  • Ve futbolun tanrıları, umutsuzluğun ne demek olduğunu ve dökülen gözyaşlarının ne derece anlamlı olabileceğini çok iyi bilen, belki de bir futbol kulübünün yaşayabileceği en kötü günleri yaşamış ama kadere boyun eğmeyip ona kafa tutan bir topluluğun umulmadık bir şekilde zafere koşuş öyküsünü bize izlettiriyorlar galiba...

 

  • Hoş, o yolun sonu zafer olmasa ne yazar...
  • O da başka bir hikaye olur. Bu bile bir başkaldırıdır!

Mehmet Uysal

Yazar: Editor
2010-02-01 10:53:10

Reklamlar

 

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ersin_korkut.jpg

Reklamların üzerimizdeki etkileri göz ardı edilemez. Alışveriş çılgınlığımızı körükleyen cinliklerle kurgulanmıştır çoğu. İzlemeye tahammül edemediğimiz reklamlar da oluyor izlemekten bıkmadığımız reklamlar da… Kendi başına bir sanat eseri olan reklamlar da yok değil.

Bu yazıdaki sebebi ziyaretim son günlerde dönen 3 tür seri reklam…

Birincisi izlerken müthiş eğlendiğim bir çalışma. Ersin Korkut’un rol aldığı, rol aldığı diyorum, “çitliyor, muhabbete kitliyor” temalı reklam. Son zamanların en eğlenceli reklamıdır bence...

Ama ikinci ve üçüncü sırada ele alacağım reklamlar için aynı şeyleri söylemek mümkün değil.

Bir telefoncu reklamı ilki, reklam çekimli içerikli olanı... Tam da olanı yansıtıyor, belki de rahatsız eden şey bu; hep isteyen, üretmeden isteyen (hoş, üretip de isteyenlerin halleri de ortada…) , bedavaya isteyen kurnaz, avantacı tipler… Karşı tarafta da “neden olmasın” diyen daha kurnaz tüccarlar. Bir kere ellerine düşmeye göresin.

Sonuncusu bir “çakma” kola reklamı. Yahşi Batı filmi üzerinden yapılan o reklamlar filmi izleme isteğimi silip götürdü. Sadece o reklam dizi yüzünden bıkmadan izleyebildiğim bir Cem Yılmaz’ın filmine gitmekten vazgeçtim. Kaş yapayım derken göz çıkarmak böyle bir şey demek.

Evet, haftanın ilk yazısı da böyle bir şey oldu: ))

Yazar: Editor
2010-01-26 15:55:05

Sadece Futbol

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/sadece_futbol.jpg

Futbol oyunu daha doğrusu tüm oyunlarda kazananlar ve kaybedenler var.

Ve ne acıdır ki bir başkasının mutluluğu diğerinin üzüntüsü ile olmakta.

Her hafta takımımızdan başarı bekliyoruz.

Bu beklenti karşılanmadığında o gün ve izleyen günlerde bir tarafımız eksik kalıyor. 

İşte tam burada futbolun bir oyun olduğu aklımıza gelmeli bu sonucu olabildiğince sağduyu ile karşılamalı.

Kızmak, sinirlenmek, vurup dökmek…

Bunlar biz insanlara yakışmıyor...

Hafta sonu bunun bir örneğini kendi sahamızda gördük.

İdmanyurdu taraftarının yaptıkları ne kadar çirkin görünüyordu…

Bu sahneyi görüp de olası bir yenilgimizde (bunun olmamasını gönülden diliyorum) umarım aynını yapmayız, yapmamamız lazım.

Her şeye rağmen acımızla yaşayıp önümüz deki haftayı beklemeli...

Güzel günler göreceğimize olan inancımızı sürdürmeliyiz.

Bu sezon sonunda mutlu sona ulaşacağımıza olan inancımızla…

Her şey gönlümüzce olsun Adanaspor’umuz şampiyon olsun…

Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2010-01-16 11:49:20

Cumartesi Yazısı

http://ul.gcg.me/files/2010-01/kar____yaka_adanaspor.jpg

Nasıl olur ki bir cumartesi yazısı? Tatil günüdür kurumlarda çalışanlar için. En güzel gündür. Ertesi de tatildir. Ne güzeldir. Çıraklarda, kalfalarda haftalık günüdür, tabi esnafın bir işçisine bile olsun haftalık verebilecek mecali kalmışsa vergilerden, zamlardan ve en mühimi işsizlikten… Bir cümlede nasıl da keyifleri kaçırdım değil mi? Ben olağan hale dönmeye çalışayım en iyisi. Memleketteki meseleleri görmezden geleyim hadi, bulutlu, yağışlı da olsa şu günün keyfini kaçırmayayım.

Geç uyanma, yatak keyfi, battaniye altında elde kumanda eski bir Türk filmi, yenilerin çoğu dayanılır gibi değil, dışarıda serpiştiren yağmur, orada bir portakal bahçesi… Oh efendim, tatlı hayat…

Her şey bir yana, cumartesinin en güzel yanı bizim için pazara, bir Adanaspor maçına dönmesidir. Maç dış sahadadır ama bir canlı yayın vardır. Ne güzeldir…

Takım bu sabah İzmir’e uçuyormuş. Umutlu gidiyoruz, mutlu döneceğiz.

Ne demiş Cahit Külebi:

“İzmir’in denizi kız/Kızı deniz/Sokakları hem kız/Hem deniz kokar!”

Gerçi Karşıyaka tarafı kendilerini bağımsız Karşıyaka olarak konumlandırmışlar gibi; 35,5…

Biz de şöyle diyoruz:

Karşıyaka maçı 3 puan kokar. Ama bize kokar: ))

Yazar: Editor
2010-01-02 16:55:55

Dost

Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız
Dokunarak uçalım.

insanlardan buz gibi soğudum,
işte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın.

***

 http://ul.gcg.me/files/2010-01/Cahit_K__lebi.jpg

Tokat’a Doğru

Çamlıbel'den Tokat'a doğru
Tozlu yolların aktığı ırmak!
Ben seni çoktan unuttum;
Sen de unuttun mu, dön geri bak.
 
Atların kuyruğu düğümlü,
Bir yandan yağmur yağar, ıslak;
Bir yandan hamutlar şak şak eder,
Bir yandan tekerler döner, dön geri bak.
 
Orda, derenin içinde
İki üç akçakavak,
Tekerler döner, başım döner,
Kavaklar yeşeriyor dön geri bak.
 
Orda, derenin içinde
İki üç çırılçıplak
Alçacık damı düşündükçe
Gözlerim yaşarıyor, dön geri bak.
 
Irmaklar gibi uzaklaşır
Bir türkü kadar uzak
Tekerler iki çizgi bırakır,
Hamutlar şak şak eder, dön geri bak.

Cahit Külebi
Yazar: Editor
2009-12-24 20:45:56
KONUŞMAK  -  SUSMAK 

Konuşmak bir ölüm / Susmak bin

Özledim demek yasak buralarda

Seviyorum demek / Boğazda dizili lokma

En çok da sözcükler yaralıyor

“Gidersen”diye başlıyor / Kanadı  kırık cümleler

Eli kanlı konuşmalardan geçiyor yaşam

Zamanı lafa tutmasa / Şu soytarılar diyorum

Serseri adımlarla / Basmasalar bağrımıza

Acımızı taştan taşa  çalmasalar

“Su bulanmazsa durulmaz”diyor / Yaşamın bilge yüzü

Bir ömür müdür / Durulmanın bedeli

Haydan mı geldik ki / Huya gidelim 

Konuşmak bir ölüm / Susmak bin

Sular çağıldıyor gözümde

Her damla bir kırbaç  gibi / Şaha kaldırıyor hüzünleri

Baharlar solduran bir rüzgâr / Esiyor deli gibi

Vuruyor yüzüme yüzüme

Yüküm ağır / Yolum uzun

Kal diyemiyorum / Git demeye dilim dönmüyor

En çok da türküler avutuyor

Bağrı taşlı dizelerden geçiyor yaşam

“Kuş kanadı kalem olsa / Yazılmaz benim derdim” 

                                                      18.07.2003

                                                      Adana / Fatin Murat
Yazar: Editor
2009-12-13 13:46:40

Ölüm, Şarap ve Çıplak Asma

http://ul.gcg.me/files/2009-12/asma.jpg

Kimilerine güllük gülistanlıktır hayat. Onun yöresindeki her şey bir sevinçtir, kapısı her umuda açılır. Akşamlarını en güzel eğlenceler süsler, gün bir çınar gölgesinde geçer adeta. Dereler ona akar, çiçekler ona kokar, ceylanlar hep ona seker. Hep hasat zamanıdır. Yağmur hep berekettir. Sel olup öldürdüğü olmamıştır hiç. Çiçeği solmamıştır. Kuru nehir yataklarında kalmamıştır hiç.

Yaşama sevincinin şarkılarını dinlemiştir. Mevsimi hep ilkbahardır. Biliriz ilkbaharı. Ne güzel kokar. Renklerine hayran olmamak elde mi?

 

Ya sonbahar?

Aşkın ardında yenilmiş insanların hikâyeleri anlatılır. Yalnız, mutsuz insanlar… Bir hüzün imgesi sonbahar…

Ölüm alıp götürendir, şarap; belki bir acıyı katlanılır kılandır ve bunların bütünleştiği çıplak asma; ölümün ve şarabın annesi, bir de yeniden doğmanın… Sonra Dionyzos; aşkın, şarabın ve acını tanrısı… Ve oyun tanrısı, bizi uçsuz bucaksız ovalara salan… Ölme-dirilme motifinin en ilahi örneği…

“Dionyzos’un şarabı

Üzüntüler, kaygılar sarınca yüreklerini insanların

Hiç görmediğimiz bir ülkeye götürür

Yoksullar zengin olur, zenginler duygulanır

Her şeyi yere serer asmadan yapılmış oklar”

http://ul.gcg.me/files/2009-12/asma1.jpg

En yalnızı ve kederlisi belki asmadır bitkilerin. Kolu, bacağı onunki kadar kesilen başka bir canlı daha yoktur, kuruyup kupkuru kalan… Ama en üretken, en verimli olan, yeniden var olan asma…

Yazar: Editor
2009-11-21 08:23:55

Geçip Geçmemek Meselesi

http://ul.gcg.me/files/2009-11/as_cnk_kaplanpenche.jpg

Yarın nihayet maç var.

O bir haftalık ara pek uzun oldu.

Tabi, 15 güne karşılık geldi.

Ceza aralarını saymıyoruz. Bir de şu mesele gündemimizden bir düşse de Adanaspor’un kendisine odaklansak.

 

Rakiple ilgili gelişmeleri biliyorsunuz, ya yeniyorlar ya yeniliyorlar.

Ama daha çok yeniliyorlar.

Umarım bize yenilmeleri denk gelir.

Gerçi ummaktan öte şeyler söz konusudur kazanmada, bunlar da biz de zaten var.

Yarınki maça 3 puanı alabilecek bir kadroyla çıkmamız mümkün.

Bir cezalı bir sakat dışında eksik yok.

O zaman şöyle toparlıyorum: Yarınki Çanakkale maçının galibi biz oluruz. Kazanmamak için hiçbir bahanemiz yok.

Aklımdan geçen maç sonucunu da yarın sabahki yazıda söylerim.

Vira…

Yazar: Editor
2009-11-11 14:26:40

Memleket Futbolu

http://ul.gcg.me/files/2009-11/my.png

TV’lerde bir reklâm dönüyor, B.A. 1. Lig “Memleket Futbolu” temalı…

Hani kahvede olan…

Gevrek sesli bir amca konuşuyor, uzunca saçlı, yer yer kırlaşmış. Eski model bıyıklı, “Memleket’in Yorumcusu” başlıklı (evet, şu fotoğraftaki)...

Ne diyordu:

“Hatırlayın geçen hafta deplasmandaki futbolu, beraber izlemiştik. Takım ne kadar arzuluydu, hırslıydı…”

Böyle bir şeydi değil mi o sözler.

Futbolun klişelerle konuşulduğunun veya durumların aslında ne kadar “aynı” olduğunun komik bir örneği…

Rıdvan’ından tutun da Şansal’ına, özellikle Hıncal’ına kadar hep aynı sözlerin dönüp durduğu bir aynılık, yeknesaklık…

Öyle de devam edecek.

O reklâma ve yazının esbab-ı mucibesine dönersek de tam da kendimizi görürüz son iki hafta fotoğrafında:

“Oysa takımımız deplasmanda ne kadar hırslı ve istekliydi, izlemiştik…”

Yazar: Editor
2009-11-08 15:47:42

Umduğumuz Bu Değildi!

http://ul.gcg.me/files/2009-11/as_ke1.jpg

Bu değildi umduğumuz.

Ne olursa olsun 3 puan bizimdir, diye düşünmüştük.

Gaziantep deplasmanı izlenimleri, genel hava bizi üç puana inandırmıştı.

Takım nasıl oynadı bilmiyorum.

Kötü de oynamış olabilir.

Geçen hafta sevindiren takımımız bu hafta aynı duyguları yaşatmadı.

Ama futbol işte, oluyor böyle işler.

Ne yani, şimdi yuh mu çekeceğiz.

Gider Çanakkale’yi yeneriz bu kaybı telafi ederiz.

Değil mi?

 

Bu arada Fevzi ya atıyor ya attırıyor.

45’te atmış golünü, ah bir de attırsaydı ikinci devrede, hem atmış hem attırmış olurdu bu maçta.

Evet, hedef Çanakkale maçı…

 

Son olarak;

Anlaşılan bu maç seyircinin desteğiyle çok farklı olabilecek bir maçmış. En az on bin kişinin katkısı o iki puan kaybını önleyebilirdi. Bilmem, buradan bakınca şimdi bana öyle geliyor. Hani iş işten geçtikten sonra yorum yaparız ya: ))

Şimdi ne dersiniz; bu maçı ve puan kaybını, sahanın kapanmasına yol açan o “kahramanlara(!)” ithaf edelim mi?

Yazar: Editor
2009-11-03 07:40:58
Unutuyoruz

Bazen unutuyoruz kendi kudretimizi

Kaplan gücünü unutuyoruz

Dipten gelen dalga olduğumuzu

Unutuyoruz bazen turuncu formanın heybetini

Armanın hiddetini

 

 Adanaspor’un dirayetini

Bazen unutuyoruz işte

Sonra da bir belediye deplasmanında beraberliğe bile razı oluyoruz

Ne güzeldir ki mahcup oluyoruz…                          

Unutmayalım

Bu bir Adanaspor’dur

Meselesi de büyük bir meseledir…

Yazar: Editor
2009-10-20 11:01:38

Bir Rakip Bir Hatıra

Kupada rakip Konya Şeker’miş. Üniversite yıllarına götürüverdi bu kura. Okumak için Konya çıkınca tercihlerden oranın yolu tutulmuştu.

Neyse ki mahalleden “Şadi Abi”  vardı da Konya’da Batı dillerinde, böylece biraz güven gelecekti bana o yabancı şehirde.

Eski bir zamandı. Otogarda inip Şeker Fabrikası yolunu tutmuştum.Şadi orada kalecilik yapıyordu. Gel, bir iki gün burada kalırsın, sonra hallederiz ev işini filan demişti. Konya’nın hep iddialı olmuş amatör takımlarının başında gelirdi Şekerspor, Kromspor’la birlikte. Görülen o ki, o zamanki ciddiyet sonucunu vermiş.

Antrenmanda öncesine denk gelmişti fabrikaya varışım. O zamanki antrenörleri Aydın Hocaydı. Adanalı, sen de top oynuyor musun, diye sormuştu şöyle bir bakıp. Oynuyordum. Hadi çık idmana demişti. Bir görelim. Futbolu koşmadan oynama hevesim, onu bir meslek olarak düşünmekten zaten caydırmıştı beni.

Ama işte öğrencilik, lojman fırsatı, fabrika koşullarının cazibesi… Neden olmasın demiştim, ama olmamıştı. Fakat Şadi’den dolayı izlediğim bir takım olmuştu Konya Şeker.

Sonra Kromspor’da Sami Hoca'nın inadıyla oynarken bir hazırlık maçında Şeker’e karşı yine Aydın Hocaydı oradaki antrenör. Burada mısın Adanalı, demişti. Ama daha çok koşman lazım... Doğruydu, bu iş koşmadan halı sahalarda bile oynanmıyor ki…

Derken üniversite yılları bitti. Her şey bir anı oldu. Konya günleri bir buruk hikâye… Sonra Aydın Hocanın bir trafik kazasında öldüğünü söyledi Şadi. Eğer Konya Şekerspor 2B’de oynuyorsa ve bir başarısı varsa, bunda Aydın Hocanın da emeği vardır.

Evet, rakip Konya Şekerspor... Dilerim sonuç hatıralar kadar tatlı olur

Yazar: Editor
2009-10-05 18:21:39

Kutsal Üçleme

http://ul.gcg.me/files/2009-10/kutsal_____leme_kaplanpenche_adanaspor.jpg

 

Her yokuşun bir inişi vardır

Her hatanın bir bedeli vardır

Yanlışların düzeltilmesi…

Her gidişin bir dönüşü vardır

Hayat zıtlıkları ve çelişkileriyle vardır

Umutsuzluğun umudu…

Ve her ayrılığın bir vuslatı vardır…

 

Kemal Hocanın o gidişinden sonra bence kimyamıza uygun bir hoca bulamadık (Eyüp Hocayı değerlendirme dışı bırakıyorum)

Hep eksik kaldı bir yanımız

Tatsız tuzsuz zamanlar geçirdik

Ve zaman kaybettik haliyle…

İşinin zor olduğu söyleniyor Kemal Hoca için. Öyledir. Ama bizim işimiz ne zaman kolay oldu ki.

Lafın özü, Adanaspor Hocasını bulmuştur, o da Kemal Kılıç’tır.

Önceki yılki o kutsal üçleme yeniden tamamlandı: Bayram Akgül, Kemal Kılıç ve Adanaspor Taraftarı…

Şimdi Mevlana’nın dediği gibidir durum:

 

“Dünle beraber gitti cancağızım;
Ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”

 

Not:

Güya yazmayacaktım bu hafta…

Bir hikâyesinde yazmamaya karar veren Sait Faik, dayanamaz ve kaleme kâğıda sarılırken şöyle tamamlar hikâyeyi: Yazmasam çıldıracaktım…

Hayır, benim iş o kadar uzun boylu değil, ama bu gelişme yazmayı da zorunlu kıldı.

*________________________________________*

http://ul.gcg.me/files/2009-10/ah.png

*Şimdi destek zamanı

*Şimdi öfkeyi değil sevgiyi gösterme zamanı

*Şimdi tek vücut Adanasporluluk zamanı

 

*Bu hafta sonu oynanacak Samsun maçında 5 Ocak’ı bayraklarla donatma zamanı

*Biz maç saatine kadar, bayraklanma konusunda, üzerimize düşeni yapacağımızı taahhüt ediyoruz

*Vira Adanaspor, haydi Adanasporlu…

kaplanpenche

*________________________________________*

Yazar: Editor
2009-10-03 13:57:39

Futbolun Matematiği

http://www.oweiss.com/news/2006/06-06/legal-soccer_12.gif

Futbolun matematiği aslında devamlı dilimizdedir.

—18’de topla buluştu mu affetmez,

—Hocaaaaaa 9,15’e çekseneeeee barajııııııııııı

-Yapma yaa yapma yaaa 6 pastan kaçar mı arkadaşşşşş o golllllllllll!!!

-2,44 – 7,32 ye nasıl girmiyor bu top olacak iş değil!!!

Daha da uzatmadan şu matematik aslında daha basit olabilirdi, lafı ona getirelim.

İngilizler bulduğu için adamlar kendi ölçü birimlerini kullanmış. Kale aslında 8 yarda 8 ft, yani yaklaşık 8*0,9144 m hesabı ile eni 7,32 metre, yüksekliği ise 2,44 metre. 18 dediğimiz aslında 18 metre değil yine 18 yard, yani yaklaşık 16,45 metre, yani 18 den topçumuz kaçırdığında daha hiddetli uyarabiliriz futbolcumuzu: ))

Ya da kalecimiz topu ağlarında görürse çok üzerine gitmeyelim, 16 buçuktan yiyor golü: ))

6 pas aslında yine 6 yard, 5,45 metre. Ordan da kaçar mı bu gol, 5buçuk ya, ne değiştiyse artık bendeniz de gaza geldi.

Orta alan dairesinin çapı  10 yard, yani 9,15 metre, penaltı noktası ile 16,5 : )) pardon 18 yayına olan uzaklık yine 9,15 metre...

Baraj mesafesine de 10 yard uzakta dursunlar işte demiş adamlar. Saha ölçüleri ise en az 100 yard uzunluk, 50 yard genişlik diye koymuşlar, takımın ciğerine göre yapsınlar diye de öğüt vermişler...

İşte bazılarını yard bile olsa direk kabul etmişiz dilimize, bazılarına yok olmaz arkadaş demişiz, futbolun dilimizdeki matematiğinin ardındaki gizemi araştıran bendeniz büyük bir erdeme vararak huzur içerisinde selamlarını iletir, saygılarını sunar siz sevgili okurlara...

Gökmen Demirkaya

Yazar: Editor
2009-09-23 08:58:37
Sürüye Katılmak ya da İnsanlaşmak!
 
http://okulweb.meb.gov.tr/25/01/815422/belirli_gun/belirligun_foto/felsefe02.jpg

KaplanpenCHE! Adanaspor'a soldan destek diyerek yola çıkmış!

"Aslında buna ne gerek vardı hele de futbola siyaset karıştırmanın ne anlamı var" diyenler olabilir.
Zaten diyorlar da!
Ancak benim bu sitede söylenenden anladığım bir siyasal yaklaşımdan çok bir felsefi yaklaşımdır..
Çünkü
pozitif bilime dayalı sağlam bir felsefi temel olmadan olayları
derinliğine kavramak ve bu noktada doğru biçimde düşünce üretmek mümkün
değildir.
KaplanpenCHE'de ifade edilmek istenen şey her hangi bir
sol partiye veya siyasete aidiyet değil olaylara bilimsel pencereden
bakarak diyalektik bir yaklaşımla sürece katkıda bulunmaktır.
Burada sol olan olayları kavrama biçimidir!
Burada sol olan bakış açısının niteliğidir.
Anlamak, kavramak ve bilince çıkarmaktır aslolan.
Unutmayın Özgürlük denen şey doğrudan bilinçle ilgilidir.
Örneğin Bilgisayar kullanma özgürlüğü bilgiden geçiyor.
Bilginiz yoksa bu konuda özgür olamazsınız.
Bilgisayar bilmeyen bir insan bilgisayar karşısında apışıp kalır.
Bilen insan ise bildiği kadar bilgisayara egemen olur.
Bu ilişki yaşamın bütün alanları içinde geçerlidir.
İçinde
yaşadığınız toplumla ilgili gelişmelere bilimsel bir bakış açısıyla
bakamıyor ve bunun için yeterli bilince sahip değilseniz aynı
bilgisayar karşısındaki gibi apışıp kalmanız kaçınılmazdır.
Ondan sonra artık siz sürece değil süreç size yön vermeye başlar.
Yani bilginiz yoksa, yani bilinçizseniz süreç sizi özgürleştirmez tam tersi mahkum eder ve sizi yönlendirir.
Sizi sürünün parçası haline getirir.
Nazım'ın dediği gibi
" Gocuklu celep kaldırıverince sopasını sürüye katılıverirsin!"
Üstelik tüm bunların suçlusu haline gelirsin ama farkında bile olmazsın.
Nazım devam eder:
"Ve açsak,
yorgunsak,
al kan içindeysek,
ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak,
kabahat senin,
kabahatın çoğu senin canım kardeşim!"

KaplanpenCHE içinde yer aldığı süreçte sürüye dönüşen bir taraftar topluluğu yerine bilinçli bir yapı hedefliyor sanırım!
Bu sürece katkı koymak herkesin görevi olmalı!
Fazla iddialı bir yazı oldu ama ben süreci böyle algılıyorum.

Nedim Soylu

Yazar: Editor
2009-09-14 15:24:09

Kocaeli’nin muhtemel 11′i…

Metin: 87 doğumlu. Amatörde bir de 3.ligde Orhangazi’de oynamış

Emirhan: 88 doğumlu. Amatörde ve 3.ligde İnegöl’de oynamış..

Cem Sinan: 78 doğumlu..Kadrodaki en tecrübeli oyunculardan.. Ankaragücü, Antalyaspor, Kocaelispor ve Giresun’da oynamış…

Burak Halil: 92 doğumlu. Sadece amatörde oynadı… En genç oyuncu..

Mehmet: 90 doğumlu… Aynı Burak Halil gibi sadece amatörde oynadı…

Onur: 90 doğumlu… Yine sadece amatörde oynadı (Fikirtepe Dumlupınarspor)

Bilal:84 doğumlu. Amatörde oynadı sadece… (Suadiye Bld. Spor, Kocaeli Polisgücü, Tavşancılspor, Kocaeli Çenesuyuspor, Kocaeli Plajyoluspor)

Hamza: 86 doğumlu… 3 aydır antrenmansız… Geçmişte yine amatör takımlarda oynadı…(Yavuzpor, Alikahyaspor)

Gökhan: 91 doğumlu… Yine sadece amatörde oynadı. (Kocaeli Kağıtspor)

Uğur: 90 doğumlu… Sadece amatörde oynayan bir başka isim. (Kocaeli Demirspor)

Serdar Topraktepe: 76 doğumlu. Dışarıdan bir insanın kadroya bakıp da tanıdığı tek isim… Çok tecrübeli. Kocaeli, Beşiktaş, Sivas ve Bursa’da oynadı…

Eğer böyle bir takımı yenemezsek şampiyonluk naraları atmayalım!  

Sakın Kocaeli’ni küçümsediğim anlamına gelmesin…

Geçmişte Türkiye Kupasını kazanan takımlardan… Ama şu anda sadece isimleri var. O kadar. Mevcut durumlar rahat galip gelmemiz gerektiğini işaret ediyor…

İsmail Eğriparmak

Yazar: Editor
2009-09-12 01:27:00
Yine… Yeni… Yeniden…
 
http://ul.gcg.me/files/2009-09/adanaspor_kaplanpenche.jpg

 Rize maçının ardından yorumlar yapıldı… Herkes söyleyeceğini söyledi… Söylenmeyenler vardır mutlaka… Şimdi her şeyi rafa kaldırdık… Otuz dört maçlık engelli bir koşuda bir engele takıldık ve dördüncü  engeli aşmak için yine, yeni, yeniden yollardayız… 

Rakip Kocaelispor…

Ekonomik sıkıntılarla boğuşan bir takım Kocaeli… İyi transferler yaptılar; ama borç batağından çıkamadıkları için bu transferleri oynatamıyorlar… Teknik direktörleri sahaya giremiyor ve gençlerle çıkıyorlar maçlara… Adanaspor maçını “sezon açılışı” olarak niteliyor başkanları… Her ne kadar bir yanımız bu mücadeleye şapka çıkarsa da “turuncu yanımız” bu engeli aşmak istiyor… Sahaya çıkan gençler, kendilerini kanıtlamak isteyecektir… Kocaeli Yönetimi, “biz güçlüyüz” mesajı vermeye çalışacaktır… Ama biz onlara: “Kendinizi kanıtlayacağınız takım biz değiliz” demek için YENECEĞİZ…

İlk iki hafta aldığımız galibiyetlerin ardından yaşadığımız talihsiz Rize yenilgisi bazılarının ayranını kabartmıştır… “İki atımlık barutları vardı, bittiler” diye bıyık altından gülenlere “Rize maçı bir iş kazasıydı; sendeledik ama düşmedik; kaldığımız yerden devam ediyoruz” demek için YENECEĞİZ

Hikmet Karaman’ın dalavereleri ile belleğimizde kötü izler bırakan Kocaelispor’la –O unutulmaz 4-4 lük maçtan sonra- yarım kalan hesabı kapatmak için YENECEĞİZ

Saatlerin Mart ve Eylül’ü vurduğu bu güzel ülkede “Eylül’e İsyan” taşıyan ruhumuzla “12 Eylül”ün yıldönümüne gelen bir haftada “turuncu bayram”  yaşamak için YENECEĞİZ… 

Fatin Murat Seferbeyoğlu

Yazar: Editor
2009-08-22 11:43:37

İlle de 3  Puan

Tolga Gön şöyle demiş Karşıyaka’yı neden yenmeliyiz sorusunu yanıtlarken; "Karşıyaka'da Adanaspor’umuzun formasını giyip göğsümüzü gere gere gezebilmek için...."

Göğsümüzü sadece Karşıyaka’da değil şu ligde de gerebilmek için, ömrümüzün en güzel hikâyesine bir güzel cümle daha ekleyebilmek için, yahu hiçbir şey için olmasa bile o tadından yenmez 3 puan için yenmeliyiz Karşıyaka’yı. Aslında sebepsiz, gerekçesiz, işin icabınca yenmeliyiz.

Peki yenemezsek mi?

E, o da üç ihtimalden biri. Ama şimdi o ihtimali hiç konuşmasak…

Foto Galeri / Yorum

Not: Maç fotoğrafları her zamanki gibi foto-yorum bölümünde olacak, pazarı pazartesiye bağlayan gece…

Yazar: Editor
2009-08-15 21:46:05

 Bilet, Tribün ve Ötelenen Taraftar

Para hesabına dayalı futbolda iş çığrından çıkıyor. Bir örnek:

Fenerbahçe Sivas maçının kale arkasını 55 TL olarak açıklamış. (mevzu Fener değil burada, tribünün gerçek sahiplerinin mekânlarından uzaklaştırılma operasyonlarıdır derdimiz...)
Eski parayla 55 milyon.
Yan masraflar, ikinci ve üçüncü kişiler hariç...
Bu yeni futbol düzeninde öteden beri hesaplanan bir gelişme.
Parası olmayan stada giremeyecek.
Çünkü parasız adam kaybedecek hiçbir şeyi olamayan adamdır ve böyle adamlar nezih tribünlerin huzurunu fena halde kaçırır.
Olayları da hep Allahsız parasızlar çıkarır.

Belli bir gelirin altında parayla hayatını sürdüren taraftarların maça gelmemesi için bilet fiyatlarının artırılmasını 2–3 yıl önce ilk gündeme getirenlerden biri FB'nin eski yöneticilerinden Kemal Dinçer adlı futbol elitiydi(!) Sonra bu sene başlarında benzer açıklamalar Faik Gürses'ten gelmişti.
Yani alçaklığın evrensel tarihi futbolda da pek ala yazılabiliyor bu çerçevede.
Sahibinin sesi öncü birlikler bir kamuoyu oluşturur, sonra icraatlar başlar.

Bir dedikoduya göre TRT / Telekom ortaklığı süper lig maçlarını ücretsiz yayımlayacak. E, geriye ne kaldı?
Tribünlere -huzuru kaçıracak herhangi bir parasız pulsuz olmadan- keyifle yayılan ve hareketleri ve golleri asilce alkışlayan, herhangi bir taşkınlık çıkarmayı lugatlerinde bile barındırmayan zengin seyirci...
Ne diyelim... Her şey gönlünüzce olsun...

Yazar: Editor
2009-08-02 14:29:03

Oysa Bir Kaşkol de Yeterdi

http://ul.gcg.me/files/2009-08/adanaspor_ka__kol__.jpg

Futbolcell

Fenerbahçe, Galatasaray, BJK mobil ile Beşiktaş, ardından Trabzonspor da …cell furyasına dahil oldu. Anadolu kulüplerinin de böyle hayalleri mutlaka vardır.

İlgili takımların taraftarları olasılıkla hoşnuttur bu tür girişimlerden. Kalıcı gelir sağlama, popülerleşme, dünya kulübü olma yolunda ilerleme, “markalaşma” vs adına

Kapitalizmin, hayatımızın en ince yerlerine kadar nüfus etmesi hakikati, taraftarda bir başka hakikati mi doğuruyor; âlemin en büyük futbol takımı ve dolayısıyla taraftarı olma isteği-hayali-umudu-beklentisi… şeklinde…

Bilmiyorum.

Bildiğim bir şey varsa şudur: Söz konusu kulüplerin (birilerince) taraftarlara, taraftarlığın da dehşetengiz bir ticaret ağına pazarlanmasıdır.

“Bunun neresi kötü?” diyebilirsiniz. Kalıcı gelir, markalaşma, ticari kurumsallaşma, böylece devler arasına girme…

Bilmem. Bunun cevabını zaman verir.

Zaman, böylesi bir ticari kurumsallaşmanın, “paranın”; “büyük olmanın kendisi” olamayacağını belki öğretir.

Çünkü o para kazanıldığı gibi kaybedilebilir de.

Futbolu-kulüpleri bu kadar ayrıntılı bir biçimde pazarlamak her zaman aynı nicelikte ve ekonomik düzeyde, müşteri-seyirciyi kasada banknotlar olarak garanti etmeyebilir.

Bu hamleler “taraftarı” “seyirci” yapabilir.

Belli bir ekonomik gücün altındaki taraftarı ki bence geneli yani asıl taraftar kitlesini eritebilir, tribünden koparabilir ve hatta takım aşkından uzaklaştırabilir.

Tüm bunları “belki” çerçevesi içinde söylüyorum. Ama görmezden gelinecek ihtimaller de değildir. (Hani bir biçimde iflas edip kapanmış olmanın somut bir tecrübe olduğunu da ekleyeyim.)

Formaydı, eşofmandı, şapkaydı, kredi kartıydı, terlikti, çoraptı, defterdi, kalemdi, yorgandı, battaniyeydi, nevresimdi, sabahlıktı, dondu, havluydu, bornozdu…

Ve işte üzerinde durduğumuz şu “futbolkulüplericell”…

Daha önce de değinildiği gibi, bir kulübün hazır sermayeyi de arkasına alarak bir telefon alt yapısı kurması, futbolun alt yapısını kurmasından çok daha zahmetsizdir. Bu da bir tercih…

Ama sanki taraftara bir kaşkol de yeterdi…

Yazar: Editor
2009-07-29 00:57:30

 “Şimdiden Kurulamalısın Rengini”

 

Şimdiden kurulamalısın rengini

Dönüşte kuruntumuz olacak soluğumdaki kavurucu yaz

 

Ateşi gizlemelisin özgürlüğün tütsüsünü de

Yeni bir tutsaklığa varacak yolumuz

 

Şimdiden tutmalısın ellerimi görmeden

Aramızdaki uzaklığın nehrini ve gecesini

 

Ekmek kırıntılarını ve zıplayan çekirgeyi

Yıldızların ve pamuk tarlasının tıp tıp yüreğini

Yâd etmelisin

Şimdiden…

 

Şener Özmen

Yazar: Editor
2009-07-24 09:37:14

Şehir ve Hayat

http://ul.gcg.me/files/2009-07/eski_adana.jpg

Geriye doğru gidince galiba herhangi bir şehrin yerlisini bulmak imkânsızdır. Yüzyıllar içinde gelenlerle ve gidenlerle bir kent dokusu oluşur. Her kültür diğerine bir incelik bırakır devrolur gider. Bir şehirde yaşayan insanların tümünün yüzde yüz oralı olması da garip bir durumdur kanımca, farklılığın renkliliği daha cazip geliyor.

Evet, bir şehirde örneğin Adana’da Diyarbakır’dan Niğde’ye, Yozgat’tan Tokat’a onlarca şehirden, inançtan insan var. Olacak da. Hatta olmalı. Ama bu farklılık şehrin doğal dokusuna bir dayatmayı (hayır artık birçok dayatma olur bu, onlarca farklı şehir dedik ya) getirirse, ortaya her yere benzemeye çalışırken hiçbir yere benzemeyen bir şehir çıkar, bir Frankeştayn...

Şalgamın keskinliği kaçar, kebabın tadı gider, bici bici yenmez olur, Çakmak Caddesinde kaybolursun, kuzeyde kalan Adana bilmediğin bir yer olur çıkar, kazancılarda iki tek atamazsın, arasta yani ayakkabıcılar çarşısı dağılır, Taş Köprü her restorasyonla bir ucube olur çıkar, sanayisi kaçmış tarımı göçmüş bir Adana peyda olur…

Lafın kısası şu:

Bence, yaşanan şehrin havası teneffüs edilmeli, o şehrin tarihsel tarzıyla yoğrulmalı kendinden de bir şeyler katarak. Oranın bir parçası olunmalı, bir yaması değil…

Yukarıda yazılanlar, olasılıkla, günümüz dünyasında her yerin meselesi, sadece bizim değil.

Neyse, ben sadede geleyim.

Epeydir internette bir iddia dolaşıyor; Adana’nın büyük bir ilçesinin, Seyhan’ın belediye başkanı Kayserispor’un kombinelerini satın almış, bilmem ne kadar para ödeyip. Bravo, güzel bir dayanışma, o da ülkenin bir takımı. Hatta az bile yapmış yapmışsa; Konya’nın, Sivas’ın kısacası Akp temalı tüm şehirlerin kombinesini alsın, bana ne.

Lakin belediye başkanlığı yaptığın şehirdir falan filan desem; bak, bu şehrin iki takımı var desem; yahu gel bu hayat tarzının, kültürün, güzelim Adanalılığın bir parçası ol, parçalayıcısı olma desem, şu ekonomik koşullarda kendi bütçelerinden 60 bin TL’lik bir destekle ortaya çıkan platform kadar yürekli ol, oradan bir Adanalılık dersi al, daha (ne yazık ki) en az 3–4 yıl buradasın, yüz yüze bakacağız desem…

Ve saire desem… Bilmem, beni kaale alır mı? Veya dediklerimiz umurunda olur mu?

Yazar: Editor
2009-07-18 16:16:51

Dumanıma Karışma Havamı Bozma

 

19 Temmuz 2009 tarihinden sonra kapalı mekânlarda ve muadillerinde sigara yasağı başlıyor. Buna göre kahvehaneler, pastaneler, birahaneler, bilumum haneler, çınar gölgeleri, şemsiye altları, merdiven boşlukları, köprü altları, alt geçitler, kapalı üstgeçitler, bulutlu havalar, kasket altı, fötr kenarı vs. dumansız hava sahası mıdır nedir kapsamında.

İyi hoş, sağlıklı toplum falan filan için güzel bir hamle hayırlısı olsun.  Sigarayı tüm fenalıların anası ilan eden hükümet ve saz arkadaşları şu “sağlık” meselelerini daha ciddiye alıp alanı bir genişletse o zaman samimiyetlerine biraz inanasımız gelir. Hani sanki sigaradan çok aslında içki ile bir mücadeleye girildi de ön adım sigara ile atıldı. Özellikle içkili mekânların etkileneceği bu uygulama bir başka hesabın küçük bir hamlesi gibi duruyor hala.

Sağlıklı bir toplum isteniyor?

O zaman daha kapsamlı ve etkili bir savaşa girişin. Alın size 20 tek (bir paket) öneri:

1.Öncelikle işsizliği bir önleyin. Evine ekmek götüremeyen insanların beden, ruh sağlığını bir muhafaza edin. İşsiz ve çaresiz insanların kendilerine ve çevrelerine zarar vermelerini bir önleyin. Koruyun.

2.Şu asgari ücrete bir el atın millet yoksulluk sınırını aşıp mayın tarlasına girer gibi açlık sınırına dayanmış. O parayla siz nasıl bir sağlıklı toplum gelişimi bekliyorsunuz? Asgari ücretli aileler analar, babalar, büyükanneler, büyükbabalar, çocuklar, gençler iki kuruşla bir alay faturadan sonra nasıl beslenecekler de sağlıklı bir toplumun bireyleri olacaklar. Hadi, koruyun.

3.İşçinin memurun yaşam koşullarını iyileştirin, efendilerinizin çıkarlarını değil, o ücretli kölelerin çıkarlarını düşünün madem sağlıklı bir toplum istiyorsunuz. Doğru düzgün giyinebilsinler bari ayda bir sinemaya, dışarıda bir yerde yemek yemeye gitsinler, TV’lerde görünen o renkli(!) sosyal hayatın bir anlık da olsa bir parçasına dönüşsünler. Anne ve babaların çocuklarının yüzüne bakabilecek bir geliri olsun.

4.Her felaketin tüm kötülüklerin anası da babası da yoksulluk ve sosyal adaletsizliktir. Bunu halledin. İnsanlar ahlaki sağlıklarını kaybedip gayri ahlaki işlere, yüz kızartıcı suçlara yönelmesin. Düzeltin şu ekonomiyi bize maval okumayın. Asıl ailelerin sağlığı bozulmasın, o bozulursa daha hiçbir şeyi düzeltemezsiniz bu ülkede. Övündüğünüz geleneksel Türk aile yapısını yoksullukla bozmayın efendiler.

5.Bir ömrü köle sınıfından biri olarak geçirip, yarı ölüyken emekliye ayrılan insanların onlarca yıllık emeğinin karşılığını doğru düzgün verin. Emeklinin sağlığını, saygınlığını koruyun efendiler.

6.Gençlere geleceklerine dair bir umut verin hayata hayal kırıklıklarıyla başlamasınlar. Onlara sağlıklı bir gelecek verin. O hayali koruyun.

7.Elbette sonsuz olmayan iktidarınızı baki kılmak için insanları sadakaya alıştırıp onların haysiyetlerinin sağlığını bozmayın, koruyun.

8.Şu sömürü zincirini kırın üreten çalışmasının karşılığını alsın emeğin sağlığını koruyun.

9.İnsanların hak arayışlarını, polis devleti şiddetiyle sindirmeyin. Devlet babaya olan inancın sağlığını koruyun.

10.Güven duygusunun ve adaletin, toplumsal barışın sağlığını koruyun.

11.Robin Hood’culuk oynayıp zenginden alıp yoksula verin demiyorum ama yoksula kol kanat gerip sosyal devletin sağlığını koruyun.

12.Hormonlu yiyeceklerle savaşın, kansere yol açan maddeler içeren gıdalarla… Bari domatesin, hıyarın da sağlığını koruyun.

13.Arsa talanlarını kıyı yağmalarını önleyin. Toprağın denizin selametini koruyun. Çarpık kentleşmeye dur deyin şehirleri koruyun.

14.Halkın temel ihtiyaçlarını karşılayın; yeme, içme, giyinip kuşanma, barınma, iş, eğitim, gelecek kaygılarının üstesinden gelin. Umudun sağlığını koruyun.

15.İş güvencesi sağlayın, işsizi işsize kırdırmayın, çalışma prensiplerinin sağlığını koruyun.

16.İş güvenliği sağlayın, örneğin “Tuzla”larda insanlar değersiz varlıklar olarak ölmesin. Üretenin bu manada sağlığını koruyun ki zenginliğinizin temeli onlardır.

17.Gençleri, aileleri paralı eğitimin, dershanelerin tuzağından kurtarın;  eğitimin sağlığını koruyun.

18.Kutsal sayılan çeşitli duyguların sömürülüp, ticarete malzeme edilmesini önleyin. Madem inanıyorsunuz inancın sağlığını koruyun.

19.Milleti hırsızdan, uğursuzdan, kan içiciden, kredi kartlarından, tefeci bankalardan, çetelerden, mafyalardan, “F tipi” örgütlenmelerden, sinsiliklerden, hainliklerden satılmış sendikacılıktan, yalancılıktan, ikiyüzlülükten üçkâğıtçılıktan koruyun.

20.Hastasını müşteri olarak gören “sağlık sektöründen” koruyun insanları; yani sağlıklarını hakikaten koruyun bizi teslim alan sigaranın efkârlı dumanı değildir, siz bizi sizden ve zihniyetinizden koruyun.  

Dumanımıza karışmayın, havamızı bozmayın.

Yazar: Editor
2009-07-04 23:28:24

"Transfer bitmedi, bitmeyecekte. Sadece bir süre bekleme kararı aldık. Biz Adanaspor olarak büyük düşünüp büyük oynayacağız. Gerekli mevkilere takviye yapacağız. Top yekûn mücadele edip Adanaspor'un şampiyonluk özlemine son vermeye çalışacağız. Bunun için Adanaspor camiasının, medyasının, taraftarının kısacası hepimizin bir bütün olmamız şart"
bu sözler Ekrem Al’dan…

Bu sözlerin hepsi güzel… Hepsi heyecan verici: Büyük düşünüp büyük oynamak, top yekûn mücadele etmek, şampiyonluk özlemine son vermek ve en önemli yaklaşım; Adanaspor camiası, medyası, taraftarıyla bir bütün olmak

http://ul.gcg.me/files/2009-07/qa.jpg

Evet Hocam, Adanasporluluk bu yüreği gerektirir. Hele bütün olma konusunda hassasiyetimiz son noktada. Baştan beri arkasında durduğumuz da budur. Kin tutmadan, adam kayırmadan, bir büyük camianın da çıkarlarını gözeterek bütün olmak… Bu takıma hakikaten emeği geçen-hala da geçecek olan has oyuncularımızla da…

O zaman, vira…

Yazar: Editor
2009-06-19 23:05:24

Şimdi bir başka yerden giriliyor mevzuya. Yol inceltiliyor. Ve vakti gelince de cepheden girişeceğiz savaşa. Kaçak dövüşmeden, bel altı vurmadan… Direkt yani doğrudan kalem kuşanacağız. Harbice… Belki sert olacak. Dilimiz ısırmadan, kalemi bükmeden… Vakti gelince… Ama dileriz bir büyük yanlıştan dönülür ve o vakit gelmez.

Konumuz şimdi simgeler olsun. Bildiğimiz semboller, armalar, bayraklar... Kıymetli, değerli, kursal kavramlardır bunlar. Hatırlarsanız Ali Asım önceki sezon yükselme grubu maçları öncesinde futbolu bıraktığında onu uğurlarken değinmiştik bu konuya uzun uzun. Okumak isterseniz o yazıyı buyurun bu da bağlantısı…

Konumuz simge… Boş bir kavram değildir bu. Hatta simgelerin içi anlam olarak fazlasıyla doludur. Onu kimseler tartışamaz bile. Ki kimselerin de simgeleri (bu simge kavramına geniş bir perspektiften bakabiliriz) tartışmaya da hakkı bir anlamda yoktur. Çünkü önce sevmiş ve inanmışsındır. Bunlar yeterli hislerdir.

Futbol âlemi de ezelden beri bu simgelerle vardır, eski veya yeni… Bu simge bir armadır, renklerdir veya bir tür canlıdır ama daha çok has bir futbolcudur, hocadır.

Örneğin kabul veya reddedilsin, Gündüz Tekin Onay Adanaspor için ebedi bir simgedir. Böyledir bu. Ben ya da bir başkası bunu değiştiremez gayri. Ve fakat yine örneğin bir Ekrem Al ömrü billâh, bizi şampiyon yapsa da bu sezon (üzülerek söylüyorum, gidişata göre bu pek mümkün görünmüyor, ama yanılan biz olalım, yeter ki Adanaspor(luluk) kazanan taraf olsun…) asla simgemiz olamayacak, yanından bile geçmeyecek. (sezonu bile tamamlayamayacak diyeceğiz ama demiyoruz işte can sıkmamak için…( hatta  o, koca bir camiayı yok sayarak "başkan yoksa ben de yokum" diyerek bir karakter tahlili yaptırdı bize ve sınıfta aslında o dakikada kaldı...)

Simgeler bir sezonluk da olabilir, üç beş sezonu kapsayan bir dönemlik de… Bu simge o camianın omurgasını oluşturur olduğu yerde. Bir duruş, bir görüş verir. Mizandır…

İsa, Özer, Timuçin, Kayhan, Feyzullah, Ali Beykoz, hatta Altan daha öncesinde Miliç hep bu nitelikte futbolcular olmuştur. Kavafis’in bir şiirinde “bu şehir arkandan gelecek, başka bir şey umma, başka şey umma”… dediği misal; O futbolcuların hayatlarında da hep Adanaspor olmuştur, bu ad (Adanaspor) hep yanı başlarında durmuştur. Arkalarından gitmiştir.

Evet, simgeler önem arz eder. Onlarla oynamamalı. Tersi bir durum, fena çarpar zamanı gelince…

Evet… Devam edeceğiz…

Yazar: Editor
2009-06-13 09:01:25

Üç Maymun Üzerine Birkaç Söz

http://ul.gcg.me/files/2009-06/bab.jpg

Üslup sinemacılığının en önemli ismi olmuştur şimdi Nuri Bilge Ceylan. Üç Maymun’u da bu anlamda Antalya’da garip bir biçimde haksızlığa uğrayıp öte yandan aldığı tüm ödülleri hak etmiştir.

Üç Maymun’un içeriğinde Yılmaz Güney’in Baba adlı filmi hatırlanabilir. İkisinde de bir baba vardır ve ailesi için bir fedakârlık yapar, ikisinde de o aile bu fedakârlığın karşısında alçakça adeta “darp edilir.”

Filmleri anlatmayalım. Ama hem anlatım hem de sonuç yönünden bakınca bambaşka iki film çıkmıştır ortaya, ikisi de birbirinden güzel…

_________________________________

Şöyle bir baktığımızda Yılmaz Güney'in Baba'sı; Sabahattin Ali'nin Kuyucaklı Yusuf'unu işaret eder bize, İnce Memed'i... Çünkü o devirlerin hayatı kaçınılmaz olanı zaten dayatmış insanına. Bundan ne Yılmaz Güney kaçabilirdi, ne Sabahattin Ali, ne Yaşar Kemal... Bir hesap varsa görülecek, hiçbir şey sineye çekilmeyecek!

Ee, her dönem koşulları ve anlayışlarıyla gelir.

_________________________________
Bugünün hayatı da Nuri Bilge Ceylan'a üç maymunu oynatmayı dayatmıştır, tüm rezillikleri sineye çeken bir devir ve insanlar kalmıştır ona da anlatacak... Ama o da dayanamamıştır bir Nuri Bilge Ceylan olarak, bir yerde, Yılmaz Güney'in Baba'sı olmuştur, hesabı görmüştür; nagantını alıp, Muazzez'i "kirleten" Kaymakam'ı ve Şakir'i haklayan Kuyucaklı Yusuf'a dönüşüvermiştir adeta.

2000’lerin Türkiye’sinde, ekonomik çaresizliğin bir ahlaki zafiyete devrolduğu anda Üç Maymun’un tüm karakterleri filmin de isminin hakkını vererek “bir zavallı hale razı olmuşken”,  kanımca Nuri Bilge Ceylan olaya bir tanrı-sanatçı hakkını kullanarak müdahale etmiştir. Film kahramanlarının yapamadığını kendisi yapmıştır. Böylece yukarıda bahsettiğim “farklı son”u bir nebze de olsa dengelemiştir.
Bu da, devre uymayan sanatçının kendi eseri içinde "özel" bir duruşunun resmi olmuştur. İyi de olmuştur.

Yazar: Editor
2009-06-04 12:17:35

Milyonluk Eşekler

O müthiş zamanlarımız…

Bizans takımlarını dolayısıyla ligi silkeleyip sarstığımız yıllar… Bir fırtınaydık, Silinidirspor’duk ezip geçen…

Her futbolcumuz bir ateş… İsa milli takıma kadar gidiyor, kolay mı Anadolu’dan bir futbolcunun oraya kadar gitmesi, gidiyor ve 30 metreden golü atıyor. (mesafeyi biraz abartmış olabilirim: )) Apache İsa..

Onu veriyoruz, Zonguldak’tan Özer’i alıyoruz. Özer gol kralı oluyor.

Beşiktaş’a Özer’i veriyoruz, oradan Bora’yı alıyoruz.

Adanaspor’u o yıllarda tutabilene aşk olsun… Ve derken Bora gol kralı…

Bora’yı geri veriyoruz, Özer’i geri alıyoruz…

Anlatmaktan, yazmaktan, dinlemekten, konuşmaktan bıkmadığımız, keyif aldığımız destan zamanlar…

Mütevazı bir Adanaspor Bizans takımlarını tepelediğinde o vakitler bir şenlikle, neşe bularak bağırılırdı, rakibe en ağır darbeyi indirerek; Milyonluk Eşekler

Yani bu sözlerin muhatabı 3 büyüklerin oyuncularıydı.

Ama bunu, oralardaki taraftarın kendi ruhsuz futbolcusunu protesto etmek için de sık sık kullanmış olmaları da vaktiyle söz konusu idi. Bu muhabbet hala var mı bilmiyorum ya… Neyse, şu süper lige çıksak da bu eğlenceyi gündeme getirsek: ))

Yazar: Editor
2009-06-01 19:55:17
http://ul.gcg.me/files/2009-06/adanaspor.jpg
Yazar: Editor
2009-05-28 21:02:18

a41.jpg

 Kötü zamanlarımızdan kalma bir acı hatıradır, diyelim ve paylaşalım bunu: ))(Tezahüratı idare eden tribüncülerden bir arkadaşın yanındakiyle konuşmasından alınmıştır.)

— Gardaş var ya…( bu sırada tezahurat devam ediyordur: saldırın)… (ıslıklı tempo: fiiyt fiiyt) durmadan. fiiyt fiiyt… Tabi yanındakiyle de konuşmasına devam ediyordur bu esnada, eksik anlaşılmasın…

— Biliyon mu( tezahürat devam eder… bu taraftar arkanızda her zaman… fiiyt fiiyt…)

— Şöyle bir gol olmasını…( tezahürata devam: Kaplan’a rahat yok… fiiyt fiiyt…)

— Öyle özledim ki… ( 5 Ocak’ta filancaya atmadan… fiiyt fiiyt…)

— Tellere yapışmayı Öyle özledim ki

Bu arada biz bir gol yeriz ve fakat tezahürat devam eder, tellere yapışma hasreti bir başka bahara kalır.

…saldırın, durmadan, bu taraftar arkanızda her zaman, kaplan’a rahat yok…

Yazar: Editor
2009-05-24 21:19:06

Aslında spor, hayatın dışında öncelikle kutsal bir faaliyet değildir. Spor toplumun yansımasıdır. Toplumun özellikleri spor kurumuna da aynen yansır. Eğer toplumda yoksulluk, cahillik, etnik ve dini ayrılıklar varsa, spor müsabakalarında arzu edilemeyen görüntüleri yaşamak kaçınılmaz olur.

http://ul.gcg.me/files/2009-05/images.jpg

Politikacı, iş adamı ve yöneticiler her ne pahasına olursa olsun zafer isterlerse, oyuncu ve antrenörler bu tür baskılara dayanamazlar ve başarı için her yolu denemek zorunluluğu hissederler. Sporun topluma yansıttığı stres, spor için mazeret değildir. Haksız rekabet, saldırganlık ve şiddet sporun, doğru oyunun düşmanıdır. Toplumun tüm kurumları istenilen düzeye getirilmeden spor kurumunda reform yapmak mümkün değildir. Çünkü spor olgusu toplumun tüm birimleriyle ilişkilidir (Eitzen).

Yazar: Editor
2009-05-16 21:17:37
http://ul.gcg.me/files/2009-05/manisa.jpg

Kendi gündemimizden fırsat bulup 1.lig’de şampiyon olan takımlara değinemedik. Bildiğiniz gibi Manisa ve Diyarbakır doğrudan yükseldi süper lige. Sezon başında sağlam kadrolar kuran iki takım öne çıkıyordu. Birincisi Manisa diğeri, Rize idi. Rize tam bir hayal kırıklığıydı… Aslında Manisa da beklenen tempoda bitiremedi ligi. Haftalar önce ilan etmeliydi şampiyonluğunu. Ama bu sezon 1.lig çok enteresandı.

Diyarbakır tam bir sürpriz oldu. Sezon başında bildiğimiz olayları yaşadılar, sezon boyunca hep sorunlu geçti. Fakat sonuçta istediklerini almayı bildiler.

Tahminlere ve ilk yarı performansına göre Kasımpaşa da favoriler arasındaydı. Süper lige sorunsuz dönerler, diye düşünüyorduk. İkinci yarı sadece bizim düzeni bozdular, daha doğru bir söyleyişle 2. yarıya daha iddialı ve umutlu başlamamıza engel oldular. O kadar, onun dışında Kasımpaşa ikinci devrede, deyim yerindeyse yattı. Karşıyaka-Kasımpaşa şampiyonluk maçıyla da büyük olasılıkla, hani bir sürpriz olmazsa süper lige dönecekler.

Manisa ve Diyarbakır’ı yürekten kutluyoruz. Süper ligde başarılar onlara.

Bizi ilgilendirmeyen şampiyonluk maçında kazanan kim olursa olsun onlara da süper ligde kalıcılık diliyoruz.

http://ul.gcg.me/files/2009-05/diyarbak__r.jpg
Yazar: Editor
2009-05-10 09:12:54
http://ul.gcg.me/files/2009-05/anneler.jpg

beni burada arama anne
kapıda adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne
ağlama
kırıldıysa düş evinin kapısı
bütün kırık kapıların çağrılısıyım
kızların yanaklarında çukurlaşan
biten başlayan aşkların ortasındayım
her kavgada ölen benim
bayrak tutan çarpışan
her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
özlem benim kavga benim aşk benim
bekle beni anne
bir sabah çıkagelirim

bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
cam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
öylece kalkar uykudan şalterler
dişleyip tükürmeden sigaralarını
türkü tadında giyinirken işçiler

bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
adı başka sesi başka nice yaşıtım
koynunda çiçekler
çiçekler içinde bir ülke getirirler
başlarını koymak için yoğun dizine
sen hazır tut dizini anne
o mükemmel güne

 

Nevzat Çelik

Şafak Türküsü

Yazar: Editor
2009-04-20 08:56:48

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/ddebfb9.jpg

Şöyle bir bakalım son üç haftaya doğru:

  • Altay bile şu an için rakiplerimizden birisi...
  • Takımın 51 puanı var.
  • Oynayacağı son 3 maçtan birisi bizle...
  • Haftaya Sakarya ile oynuyorlar, iç sahada da olsalar KAZANAMAZLAR...
  • Berabere kalırlar en fazla eder 52, biz zaten Karabük'te kazanacağız etti 49...
  • Sonra Adana-Altay...
  • Kazanırsak puanlar eşitlenecek...
  • Son hafta iddiasız Samsun'da kesin kazanırız.
  • Ligi de 55 puanla kapatırız.
  • Altay son hafta eğer Erciyes iddiasızlaşmışsa yani garantilemişse ligde kalmayı Altay da kazanır onlarda 55 puanda bitirir.
  • Demek ki ikili averaj da çok önemli...
  • O halde Altay'ı 2 hafta sonra 2 farklı yenmek de gerekebilir.

    Bu arada haftaya Bolu-Giresun maçı da çok önemli hale geldi... İkisi de kardeş takım bildiğiniz gibi... Bakalım ne olacak...
  • İsmail Eğriparmak
Yazar: Editor
2009-04-03 21:09:31

Bolu’yu Yenmek

http://ul.gcg.gen.tr/x/3ef413c.jpg

Boluspor’u yenersek neler olur?

  1. Tabi ki ilk 6 heyecanımız pekişir olur.
  2. Sonra oynayacağımız iki rakibin ( Rize ve Altay) bize bakışı iyiden iyiye değişmiş olur.
  3. Adanaspor’un adı ile bu sezondaki ağırlığı örtüşür olur.
  4. Lige yine yeni baştan başlanmış olur.
  5. Müthiş bir “son beş hafta” olur.
  6. Ki o 5 hafta tadından yenmez olur.
  7. Takımın ve taraftarın o inatçı iddiası bir mana kazanmış olur.
  8. Vaktiyle Antalya’da kaybettiğimiz o son maç ile yeniden hesaplaşma fırsatı doğmuş olur.
  9. Bu arada son iki (ekstra) maç için örneğin Emrah Bedir namına güzel ve etkileyici bir sezon sonu “son dokunuş” imkânı doğmuş olur.
  10. Haddizatında iyi olur.
  11. Hiçbir şey olmasa bile yeni sezon için, en üst moral seviyesinde bir Adanaspor hazır olur.
  12. Bu iş olur!!!
Yazar: Editor
2009-03-18 19:58:52
http://ul.gcg.gen.tr/x/d6cb5ec.jpg

Adanaspor.org forumlarında gündemde olan konulardan biri, bu Pazar konvoy halinde veya bağımsız, ama belli bir saatte Çatalan tesislerine gidip takıma moral, güç, sevgi, şefkat, destek vermek… Meşaleler, konfetiler (ikincisini ben ekledim: )) eşliğinde…

Futbol bir şenlikse ve mutlak sevdaysa, yine ve hep yola düşmekse (ki öyledir) tabi ki varız. Antrenman yapan turuncu formaları görmek için de varız, içinde Adanaspor adı geçen her yerde varız, Adanaspor içinse sebepsiz de varız.

“Bizler inandık siz de inanın” demeden de varız, bir başına inanarak da varız.

Turuncu bir gün batımında şehrin sınırlarına varırız; şarkılar, şenlikler… Bir hayalden bahsedilir, gelecek güzel günlerden… Varız, varırız…

Yazar: Editor
2009-03-11 19:36:47

Ersan Âdem Gülüm’e Dair

http://ul.gcg.gen.tr/x/a3acd07.jpg

Sezon başında Ersan bir iki hatadan sonra tribün tarafından ıslıklanmıştı. Bu duruma dair üzüntümüzü yazmıştık. Bırakın bir futbol maçının aktörünü, hiçbir insan  bu şekilde ıssızlığın ortasında bırakılamaz demiştik.

Son maçlar Ersan Âdem’in yüreğinin ve kalitesinin turnusol kâğıdı oldu. Gün gösterdi ki bu futbolcumuz yılın en önemli transferidir, savunmanın bel kemiğidir. Arada ufak tefek hatalar olmuyor mu? Nedir ki…

Önümüzdeki sezon çok iş yapacak Ersan ve biraz zaman geçince de transfer yıldızlarından biri olacak, yeter ki böyle oynamaya devam etsin.

Yazar: Editor
2009-03-05 20:31:53

Yeniden Merhaba “İnce Memed”

http://www.turkdirlik.com/images/Kitap/Roman/InceMemed2.jpg

1993 Şubat-Mart'ında okumuştum Yaşar Kemal’in İnce Memed’ini. İşte 16 yıl oluvermiş. Burada bir iki paragrafta anlatamayacağım bir roman. (Bir kere özellikle Adanalıyım, Çukurovalıyım diyen birinin mutlaka okuması gereken bir kitap.)

Bireysel bir isyanın toplumsal bir hüviyete bürünmesi aşkla, acıyla, vefayla, inatla, sevgiyle, kavgayla, dirençle (ne kadar tanıdık kavramlar değil mi sevgili Adanasporlular) anlatılması ancak bu kadar mümkün olur ve bu kadar güzel…

Modern zamanların Homeros’u Yaşar Kemal bir Çukurova destanını yazarken 20. yüzyılın başlarından yakın zamana gelen bir Türkiye panoramasını da kaleme almıştır İnce Memed’le.

2009 Şubatında, yeniden okuma ihtiyacını derinden duyduğum bu başyapıtı kitaplıkta ararken bir eski dostu aramanın heyecanını ve sonra bulmanın sevincini yaşadım.

Daha ilk sayfaları okurken bile, Abdi Ağaların tahakkümüne bu günlerde daha çok giren ülkemde şimdi seni çok daha iyi anlıyorum İnce Memed…

Yeniden merhaba…

Yazar: Editor
2009-02-10 20:02:19
http://ul.gcg.gen.tr/x/e5743fd.jpg

Şimdi bakıyorum da çok eski bir zamandı. Sanki milattan önceydi. Tarih? Yok! 70′lerin sonu olabilir mi? Ama hatırladığım bir Adanaspor-Zonguldakspor maçıydı. Küme düşmeme mücadelesi veriyoruz. Takım kritik bir dönemeçte. Bu maçı da kazanamazsak halimiz harap. Kapalı, kasvetli bir hava; Adana’ya hiç yakışmıyor. Karabulutlar hem gerçek hem de mecazi anlamda üzerimize çökmüş. Maçın son anlarıdır ve Adanasporumuz 1–0 yenik oynuyordur. Ne o maç için ne de o sezon için yapacak bir şey vardır artık. Bir ara arkama döndüm, o zamanlar 27–28 yaşlarında bir abi başını elleri arasına almış, sessiz sessiz ağlıyordu. Evet, yeni bir şey daha anlamıştım. Adanaspor için maça gidilir, ondan başarı beklenir, sevinilir... Ama işte biricik Adanaspor için gözyaşı da dökülebilirdi.

Yazar: Editor
2009-02-05 16:21:51
http://www.kurtuluscephesi.com/kurcep1/kcfoto/10001.jpg
 
Cumhurbaşkanının Suudi Arabistan gezisine oğlu Mehmet Emre Gül de katılmış. Acaba sadece bir "oğul" olarak mı katılmış? Böyle değilse neden katılmış, nasıl katılmış? Bu normal bir katılma mı? Böyle şeyler her ülkede olur mu? Bize mi özgü yoksa? Onun da gemisi var mı? Biz çok mu fesat düşünüyoruz?  Fena insanlar mıyız bunları düşündüğümüz için? Ne olacak bu memleketin hali?  Ama bu sorunun cevabı için iki tek şart oldu!
Yazar: Editor
2009-02-03 18:42:01

http://www.sporstudyo.com/images/news/4406.jpg

Abdullah Avcı

Sonunda en beyefendi hocayı da çileden çıkardılar ya…

Hiç hazzetmediğimiz bir takımdır İstanbul B.B. renkleri içinde her ne kadar turuncu olsa da…

Ama orada bir Abdullah Avcı var ki… Ona şapka çıkarırız. Severiz… Tutarlı bir biçimde sergilediği incelikli davranışları işte onu en fazla İ.B.B. teknik direktörü yapabilmiştir ne yazık ki… Bu durum da nezih futbol âlemimizin hazin bir fotoğrafını vermektedir. (Bizce) milli takım düzeyinde bir hoca İBB’deyse ve akabinde en fazla İBB’yi çalıştıracak biri milli takımın başındaysa aslında bu ülkede futbola dair konuşulacak herhangi bir şey kalmamış demektir. Yoktur. Bitmiştir.

___________________________________

Mevzunun esasına dönelim; 1Şubat 2009 tarihli Eskişehir-İBB maçında fena halde mağdur olan İBB önce Engin B.nin sonra da hakemin gadrine uğramıştır. Ve Abdullah Avcı da kendi terbiye ölçülerinde öfkesinin sınırına gelmiştir. Buna rağmen işte o bahsettiğimiz ve takdir ettiğimiz terbiye sınırları içinde aslında diyeceğini de demiştir. Ve de öyle anlaşılıyor ki “Türkiye Cumhuriyeti”nin (Eskişehir’in demiyorum) bir maliye bakanı Eskişehirspor’un 12. adamı olarak çift dalmaya devam etmektedir. Devamında da bu konuda zaten hassas olan kamu vicdanı incinmektedir.

Bakın, bir tek bu durum bile o koca Eskişehirspor efsanesini yerle bir etmeye yeter. Belleği zayıf bir toplum olabiliriz. Ama futbolun dünyasında her bir ayrıntı, taraftarların bilincine kazınarak kaydolmaktadır. Biliriz. Yaşadık.

Demedi demeyin!

Yazar: Editor
2009-01-30 11:33:09
http://ul.gcg.gen.tr/x/2f25bf2.jpg

Birkaç yazı altta Arjen Robben’den bahsetmiştim. Şimdi bunu bize bağlayalım. Adanaspor’un Robben’i vaktiyle kimdi? İzlemiş olanlar çok iyi hatırlar ve onaylar ki o Ümit’ti.

Samsunspor’dan 1984 civarında transfer edilmişti. Onunla birlikte bir futbolcu daha alınmıştı ama diğeri Ümit’in yanında sönük kalmıştı. Sağ kanadın adeta sihirbazıydı. Topu aldığı zaman bilirdik ki bir şeyler olacak. Özel bir seyirci topluluğu olan Ümit mutlaka bir şeyler yapardı. Onun 4–4 berabere biten bir Tarsus maçındaki golü aslında golden önceki tüm hareketleri hala belleklerdedir. Hakikatte biz Robben’i izlerken az da olsa bir nostaljiye dalıp o müthiş Adanaspor’un müthiş Ümit’ini de izler gibi oluyoruz.

Bir Tekirdağ maçında Adanaspor’un 8. golünden sonra kanadındaki savunma oyuncusunun “Abi yeter artık gelme!” demek zorunda kaldığı rivayet edilir. Sonraki sezonların birinde Ümit dönemin en yüksek transfer ücretini alarak Antalyaspor’a transfer oldu. Oradan da Fenerbahçe’ye gitti. Biz onu hep Adanasporlu Ümit olarak izledik ve bundan hep mutlu olduk hep keyif aldık.

___________________________

Bugüne gelecek olursak kendi standartlarımızda, şimdiki Adanaspor kadrosu içinde Robbenvari iki oyuncudan bahsetmek mümkün. Bunlardan biri Hakan’dır diğeri ise Habip. Bu iki oyuncumuz oyunun yükünü fazlasıyla omuzlamak zorunda kalmadıkları sürece bulundukları kanatlarda yüksek tahrip gücüne sahiptir. Yeter ki dayanışmanın, yardımlaşmanın üst düzeyde olduğu bir futbol ortamı olsun. Yeter ki özellikle orta sahada biraz daha güçlü bir Adanaspor olsun. Siz o zaman Hakan ve Habip’in neler yapabileceğine tanık olacaksınız. Bu iki futbolcunun oyunun kaderini her an değiştirebilecek niteliklerde olduğunu göreceksiniz. Dilerim zaman beni mahcup etmez!

Not: Ne yazık ki biz bu satırları yazarken, Habip Profesyonel Futbol Disiplin Kurulundan G.Antep maçından dolayı, üstelik ona en çok ihtiyaç duyduğumuz bir zamanda 2 maç ceza alıyor. Ah Habip ah

Yazar: Editor
2009-01-26 14:30:19
http://ul.gcg.gen.tr/x/f5b935a.jpg

Bir Başka Turuncu/ Arjen Robben

“Arjen Robben (Doğumu 23 Ocak 1984 Groningen doğumlu) 1.80cm boyunda Hollandalı futbolcu. Şu anda Real Madrid C.F'de oynamaktadır. Forvet oyuncusu ve kanat oyuncusu olarak görev yapmaktadır. Sürat makinesidir. Sol ayağını mükemmel kullanan bu oyuncu Chelsea'ye geldikten hemen sonra ayağı kırıldığı için bir süre futboldan uzak kalmıştır. Yaklaşık değeri 30.000.000€ dur. Hollanda'da iki kez yılın oyuncusu seçilen Robben, Hollanda Milli Futbol Takımı’nın en önemli oyuncuları içinde yer almaktadır. Real Madrid e 36 milyon Euro ile transfer olarak senenin en pahalı 2. futbolcusu olmuştur.”

______________________________________

Bunlar Arjen Robben’e dair ansiklopedik bilgiler ve her yerde bulunabilir. Fakat yazılanların hiçbiri ve bu yazının kendisi onu futbol perspektifinden anlatmaya yetmez.

  *  Onun karizması David Beckham’ın artistik bir pazarlama ürünü olmasından farklı bir durum arz ediyor. Evet, hazret kadar “vitrinsel” değil, her bir yoldan da gündeme gelmiyor. Belki saçsız kalmaya başlaması onu futbolunun bir adım gerisine itiyor. Robben enteresan bilekleriyle ve çalımlarıyla “rakip savunmacıların bir talihsizliği” ise bahsettiğimiz fiziki durumu (burada bir “galiba’ demek boynumuzun borcudur) direkt Robben’in talihsizliği olarak kendine dönüyor (bunu, onu televizyondan izleyen bir “his” olarak yazıyorum, yanılma ihtimalim son derece yüksektir). Bu da ondan çalımı fena halde yiyip ters yüz olan rakiplerin bir tesellisi oluyor: Evet, bizi fena benzetti, lakin bu anda yolacak saçlarımız var bizim, hiç olmazsa: ))

Bilmiyoruz oralarda böyle bir avuntunun olup olmadığını. Ama bildiğimiz bir şey varsa o da Robben’in izlenmeye fazlasıyla değer bir oyuncu olduğudur. Oyunculuğu da doğrudan futbola dairdir. En azından izlediğimiz maçlarında, onun futbolundan başka bir şeyle ilgilenmediğine tanık olduk. Bir başka talihsizliği ve işte asıl talihsizliği de sıkça sakatlanmasından kaynaklanan “cam adam”lığıdır. Ama işte hiçbir tehdit onu futbolunda, geride bir yere sabitleyememektedir. Ve Robben topu her aldığında, futbol ilahlarını çıldırtırcasına, 90 dakikanın kaderini değiştirebilecek bir karşı-ilah olduğunu göstermektedir. Ateşi tanrılardan çalan Prometheus gibi. Ve işte bunun cezası da belki de bir futbol ölümsüzü olmasını engelleyebilecek “cam adam”lığıdır…

http://web.inonu.edu.tr/~mkarakaplan/images/prometheus.jpg
Yazar: Editor
2009-01-22 08:32:29

Takviye

 http://www.webweaver.nu/clipart/img/entertainment/sports/soccer/player.jpg

Dünkü açıklamalar takviye olacağına dairdi. “Takviye olabilir” gibi bir söz geçmişti. Bu ligi takviyesiz götürmemiz çok zor. Bırakın ilk ikiyi veya ilk altıyı, 1.ligde tutunabilmek için bile 2 noktaya en az 2 transfer gerekmektedir. Bunlardan biri savunma diğeri, orta saha oyuncusu olmalı. Özellikle orta sahadaki boşluk, siz buna ne derseniz deyin, sezon başından beri bizi fena hırpaladı.

  • Bence takım olarak yaşadığımız tüm sorunların temelinde bu orta saha arızası vardı.
  • Gol yollarına sokulamadıysak,
  • Gol pozisyonu bulamadıysak yeterince,
  • Golcülerimiz boş geçtiyse genelde,
  • Haddinden fazla gol yediysek,
  • Takım moralini tribün umudunu yitirdiyse,
  • Keyfimiz kaçtıysa…

Tüm bunların temel nedeni hep orta sahasızlıktır. Bakınsanıza, geçen sene kadroya bile giremeyen bir oyuncuya kaldık… Volkan Glatt transferi bir umut olmuştu ama Kasımpaşa maçındaki sahne Glatt’ın epey sonra hazır olabileceğini gösteriyordu.

Bu iki mevkiiye yapılacak acil transferlerle fakat güçlü transferlerle (bu saatten sonra kimleri bulacaksak…) kabuslar görmeden sezonu tamamlayabiliriz.

  • Unutmayalım, buraya yani 1.lige çıkmak süper lige çıkmaktan (hem maddi hem de manevi anlamda) çok daha zor.
  • Durumdan çıkaracağımız vazife; en azından bulunduğumuz konumu korumaktır, bunun için de en az iki takviye yapmaktır. Son bir umutla bekliyoruz…
Yazar: Editor
2009-01-13 15:22:10
http://insanhaklarimerkezi.bilgi.edu.tr/images/pictures/adalet.jpg

Bir Şehrin Dengeleri

  • Şehrin dengeleri oynaktır, duruma göre değişir.
  • Bugün söylediğini yarın inkâr ettirir.
  • İlkesizlikler üzerine kurulmuştur şehrin dengeleri.
  • Dengeyi kuran da meçhuldür çoğu zaman.
  • Bir gizli el dokunur şehrin dengelerine.
  • Bir ortaoyunudur aslında şehrin dengeleri.
  • Neye göre dengelenir, bellidir de, diyebilene aşk olsun.
  • Tahterevallidir şehrin dengeleri, dengede tutmak için ayak oyunları gerekir.
  • Hakka göre değildir, keyfidir şehrin dengeleri.
  • Standartlar hep  değişir.
  • Dengeleniverir dengeler.
  • Açık olana eyvallah, ama gizli menfaatlere göre dengelenir şehrin dengeleri.
  • Bir nalıncı keseridir.
  • Hırslar, kıskançlıklarla sıvanır binası şehrin dengelerinin.
  • Zalimcedir.
  • Bizans oyunlarına rahmet okutur.
  • Mertçe değildir.
  • Bel altından vurur.
  • Kanaat önderleri(!) hiçbir şeye kanaat etmezler ki hakikatte yoktur öyle bir müessese.
  • Şehrin dengeleri yerel gazetelerin dengesizliğine bırakılmayacak bir hassas terazidir.
  • Adalete dairdir, gözleri bağlıdır, kimi yargıladığını görmemek, bilmemek içindir; kör bir adalet için değil.
  • Ne yazık ki bazen Parası veya gücü olanın dengesidir.
  • Ama “bir gücü olduğunu zannedenin” dengesizliği değildir.
  • Dengesini kaybetmiştir haddizatında şehir.

On yıllardır böyledir şehir. Yoksullaşmaktadır. Kimsesizleşmektedir. Çünkü birilerinin çıkarı, bireylerin-toplumun çıkarlarından önce gelmiştir hep. Hep kandırılmıştır şehir, aldatılmıştır yani. Tarımsız, sanayisiz, siyasetsiz, “komuoyu”suz, sporsuz, felsefesiz, yerelde gazetesiz kalmıştır. Kalakalmıştır. Arada kalmıştır. Koca koca adamlar kendi menfaatleri için manevralar yaparken bir futbol macerasında takımlarını en masum duygularla seven insanlar, garip bir kinle, karşı karşıya kalmıştır. Hep karşı kutupta kalmıştır. Ve oluşturulan bu düşmanlık üzerinden kimi siyaset kimi de ticaret yapmıştır.

  • Şehrin dengeleri mi? Bu söz bir “şehir efsanesi” olsa gerek…
  • Dengesini kaybetmiştir ip cambazı ve şehir ölmüştür!

Yazar: Editor
2009-01-06 20:32:52

Maç İddaa’ya Gitti

http://ul.gcg.gen.tr/x/222df2a.jpg

Yakın zamanın bir tribün saptamasıdır bu:

  • Maç iddaaya gitti.
  • Maç iddaya gidecek
  • Oranlara bak, bu maç iddaaya kurban edilir

Şeklinde yorumlara rastlanır. Yaşananlar göstermiştir ki aslında taraftar yıllardır futbolun içindeyken, onunla yakın bir hayat sürerken edindiği izlenimler, tanık oldukları onun bu durumda pek de haksız olmadığını gösterir.

Gazetelerden okuduklarımız, TV’lerden filan izlediklerimiz, duyduklarımız; Avrupa’da ve Türkiye’de yaşananlar böyle bir tribün kaygısını yaratmıştır. Zaten paranın köpeği olmuş futbol bir de bahislere, bahisçilere mi pazarlanıyor, aslında hiç de karanlık olmayan, hatta ziyadesiyle aydınlık mekânlarda?

Ayrıca “sistem” denen o soyut organizasyona duyulan güvensizliğin bir göstergesidir de bu yorumlar. Çünkü birileri bir yerlerde anlaşılır “ideallerle(!)” örgütlenmiştir. Dernekler, federasyonlar, kulüpler, partiler, ama işte oralarda o örgütlü insanlar “gizli örgüte” evirilip “şahıslarına menfaat sağlama” gruplarına, çetelere dönüşmüşlerdir.

Bir ülkede “dinin kutsallığı” içinde bile türlü dalavereler çevrilirken, tezgâhlar kurulurken, bir yerlerde enteresan insanlar, şirketler enteresan yollarla birkaç gecede dolar üzerinden milyoner edilirken bir futbol maçında küçük bir operasyon düzenlemek iş midir bre!

Sonuçta:

  • Burada her maç rahatlıkla iddaaya gidebilir
  • Bundan sonra, uzunca bir zaman, yenilgi gerekçelerinden biri de bu kaygı sayılmalı
  • Saha, hava, sakatlık, ceza sebepleri gibi…
Yazar: Editor
2008-12-23 20:46:49

Hakemler

http://ul.gcg.gen.tr/x/a172793.jpg

Herkes bir şeyler dedi yazdı onlar için. Biz de yazacağız bir iki satır.

Hem 1.ligde hem de Süper Ligde birçok maçı izledik. 1.ligde muhatap olduğumuz maçlar tabi ki Adanaspor’undu. Stattan veya TV’den izledik bu maçları. Süper lig maçlarının hatırı sayılır bir miktarını da izledik TV’den, evet. Bu yazının hazin sonu şu ünlemle de özetlenebilir hakemler için: Vah!  

Onlarca, yüzlerce hataya tanık olduk. Vahim hatalardı bunların çoğu. Hakemler belki art niyetli filan değildi o anlarda. Belki diyoruz. Öyle farz edelim. Bu da bir sorundur ama kendi başına, garabet şudur: Hakemlerimiz fena halde kötüdür. Kötüden de kötüdür. Bir alay “ne yaptığını bilmeyenler topluluğu”dur.  Birçok takımın kaderiyle oynamıştır onlar. Sezon boyunca onca emeği hırsızlamışlardır. Antrenmansızlardır, tutarsızlardır, iddiasızlardır, gayretsizlerdir, kolaycılardır…

Hata yapan futbolcu gider, yönetici gider, hoca gider; ama hata yapan hakem gitmez, hayır belki gider, yukarı yukarı gider. Büyük takımların(!) maçlarını yönetmeye gider.

Futbol en küresel spor-sektördür belki de. Örneğin bir Avusturalyalı dünyanın öteki ucundan gelip burada top oynuyor. Oynayacak elbette itiraz buna değil. Hocası da geliyor her yerden. Gelsinler, futbolumuza katkıları inkâr edilemez. Anladınız geleceğimiz noktayı:

Öneriyoruz! Bundan böyle hakem de gelsin dışarıdan. Bir yasak varsa konuya ilişkin, kaldırılsın. İstiyoruz bunu; çünkü tanık olduğumuz ve maruz kaldığımız onca eziyetten sonra o hakemlerin bir tekine bile inancımız, güvenimiz kalmamıştır. Art niyetli olup olmamaları bizi hiç ilgilendirmiyor! Can yakmaları ilgilendiriyor! Öyledir, yabancı hakem istiyoruz!!!

 

Not: Fırat Aydınus için çok yazdık burada. Bu notla ona da noktayı koyuyoruz. Ona “sana hakem olamazsın demedim” diye seslenmiştik. Son maçında da (Trabzon-Eskişehir) gördük ki aynı zamanda bir tetikçidir o. Düştüğü hazin durumlar nedeniyle inanın ona acıdık da bu kez. Ah, insan bir kere şaşırmaya görsün.

Yazar: Editor
2008-12-03 17:21:26

Kaplanpenche’ye öteden beri 20’nin üzerinde ülkeden giriş oluyor (Avrupa’nın birçok ülkesinden, Avustralya’dan, Kuzey Afrika’dan, Eski SSCB’den, Çin’den, ABD’den, Brezilya'dan…). Belki bahsetmiştik. Bu girişler bizi tabii ki daha fazla heyecanlandırıyor. Binlerce km uzaktan Adanaspor’u izleyenlere elimizden geldiğince ulaşmak bir başka mutluluğumuz oluyor.

Fakat bu hafta yapılan bir giriş, hassasiyetimize yeni bir boyut kazandırdı. Kamerun’dan gelen tıklama Kbong ve Mbilla için ayrıca bir şeyler yapmamız gerektiğini düşündürdü, hissettirdi bize.

“Dünya’nın öteki ucunda bir yerde yaşayan, futbol oynayan bir arkadaşı, kardeşi, oğlu fotoğraflarla da olsa görme-izleme isteği onları bize de ulaştırdı.” Buna ayrıca cevap vermeli, dedik.

Karabük maçı fotoğrafları sonrası, örneğin çarşamba günü “foto-yorum” bölümünde Mbilla ve Kbong fotoğrafları sıralayacağız; Kamerun’a da sevgiler deyip…

http://assets.panda.org/img/mtkupe_cameroon_35603_135459.jpg
Yazar: Editor
2008-11-27 23:07:11

Sabaha Kadar Oynasak …

http://ul.gcg.gen.tr/x/8e17553.jpg

Aslında bu bir sıkılmanın işaretidir. “Bu maçtan hayır yok. Gidip şurada iki tek atalım. Daha çok keyif alırız. Hem böyle eziyet de çekmeyiz.” anlamındadır.

Takım belki koşuyordur, ama sadece koşuyordur. Boş boş koşuyordur. “Bak ben koşuyorum ve doğal olarak birazdan yorulacağım, sonra bana sitem etme.” der gibi koşuyordur.

Mevkisini bilmeden koşuyordur. Bir kısır döngüde koşuyordur. Topu almak için değil, toptan kaçmak için koşuyordur. Topu koşturamadığı için koşuyordur. Gol atacak bir organizasyonu olmadığından koşuyordur (hay bin kunduz, haftalar önce not aldığımız şu satırlar bizim şimdiki durumumuza ne kadar da benziyor!).

Ama işte biz ille de gol isteriz, onun heyecanını isteriz, girişimizi isteriz. Bunun işaretlerini göremeyince de teşhisimizi koyarız:
“Abi, sabaha kadar oynasak da gol atamayız!”
Bunu yanımızdakine söyleriz daha çok. Acıyla haykırmayız tribünden sahaya. Çünkü bu kendimizin bir saptamasıdır, derin futbol bilgimiz, gözlemlerimiz ve tecrübelerimizle sabitlenmiştir ki kitlenin de keyfini kaçırmaya gerek yoktur. En çok yanı başımızdakiyle paylaşırız derdimizi. Bu yüzden “abi, kardeş, baba” gibi artık bilinmesi gereken bir gerçeğin ifade edilmesinin vaktinin geldiğini sezdiren samimi bir kelimeyle başlar.

Ve bir mucize olmazsa maç hakikaten öyle biter.

Yazar: Editor
2008-11-21 21:56:14

Rize’yi Nasıl Yeneriz?

  • Forma aşkıyla yeneriz.
  • Adanasporluluğumuzla yeneriz.
  • Takım, tribün bir olur yeneriz.
  • Her futbolcu bu işi bir onur meselesi bilir, öyle yeneriz.
  • Mücadele ederek neler yaptığımızı hatırlarsak yeneriz.
  • Uyuyan dev uyanırsa yeneriz.
  • Ama o kadar eksikle nasıl yeneriz!
  • Futbol sadece sahadaki nicelikle değil nitelikle de oynanıyor.
  • Yani sadece 11’e 11 değil ki maç bu anlamda.
  • Bir de “kalite” denen mefhum var ortada.
  • Hani “silkinmeler” olmuyor değil futbolda…
  • Ama bu durumumuz da yalnızca bir “silkinme” ile düzelir mi ki!
  • Yeni hoca yeni umut, deyip bu konuya hiç girmiyoruz ve girmeyeceğiz. Yeter konuştuk bu antrenör işini.
  • Peki, gerçekten yenebilir miyiz Rize’yi?
  • (Vah, biz bu satırları da mı yazacaktık?)
  • Keşke yenebilsek Rize’yi, birçok sıkıntı aşılırdı devreye kadar.
  • Yenelim be şu Rize’yi.
  • Ne iyi olur.
  • Biz yine maça, yenmek umuduyla gideceğiz Rize’yi.

Yine olmadı diyelim, ne gam! Ne demişti bir şiirinde Cahit Sıtkı Tarancı:

“Korkum yok bana verdiğin elemden,

Her mihnet kabulüm,

Yeter ki gün eksilmesin penceremden.”

Yeter ki Adanaspor’umuz herhangi bir eksikliği olmasın hayatımızda.

Yazar: Editor
2008-11-18 22:13:59

Feyzullah

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/fbcefc2.jpg

Top ondayken tribün bilirdi ki bir şeyler olacak. Gol olacak veya net bir gol pozisyonu yaşanacak; taraftar sonu bilinen, belki tahmin edilen bir coşkuyla ayakta olacak. O zamanlar “takım aşkına taraftar ayağa” sloganına zaten gerek yok, çünkü Feyzullah buna tek başına bile yapabilecektir. Bilirdik.

Onun kendine özgü ve binlerle ifade edilebilecek bir taraftar kitlesi vardı. Feyzullah’ı seyretmek, futbol denen o eğlenceli etkinliğin haz alma hissini tatmin etmeye yeterdi. Bizim Maradona’mızdı desem abartmış olmam. Hatırlayanlara sormak bile yeter.

Nejat’la organize ettikleri frikikler unutulmaz. Malum noktada bir serbest vuruş düdüğüne biz penaltı muamelesi yapar öyle sevinirdik. Nejat topu hafifçe havalandırırdı, Feyzullah vururdu ve gol olurdu. Bu kadar basitti eylem.

Yine dar zamanlarımızdı, tribünün tepkisi olur olmaz yerlere isabet eden deli maytaplar gibiydi. Birinde Feyzullah’a geldi bu tepki. Ki o söz konusu maçta da en çok savaşandı. Feyzullah, kendisine yöneltilen “tepkileri” duyduğu yerden bir bakış fırlatmıştı maratona, adeta o anda buz kesmişti tribün veya bir ‘Tarantino’ filminde her şey ağır çekim seyrediyordu o zaman… Sanki bin yıl süren bir sessizlik olmuştu. Evet, bir tepki olurdu belki futbolcuya, hak edeni de vardır; ama işte o saat itibariyle uzayın boşluğunda savrulmuş o acı sözlerin muhatabı asla Feyzullah olmayacaktı. O bakıştan bu böyle bilinecekti.

Derken, ilerleyen dakikalarda o sitemkâr bakışı bıraktığı noktadan (kuzey kale arkasına, orta saha ile ceza sahası arasında bir yerden) öyle bir şut çekti ki Feyzullah, o topu ne kaleci gördü, ne ben gördüm ne de tribün gördü. Bize kalan gole sevinmekti artık. Ama Feyzullah yalnızca bir “futbolcu onuruyla” o golden sonra takımının galibiyetinin peşine düşmüştü yine, tribünden basit bir intikamın değil.

Adanaspor’un mazisine dönüp baktığınızda orada, hem de güzel bir yerde Feyzullah’ı göreceksiniz.

...“YENİLMEMİŞ” bir adam!!!

Yazar: Editor
2008-11-16 18:46:32

Bir Yıldız Daha Kaydı

 

"http://ul.gcg.gen.tr/x/52f4691.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

Adanaspor’un Tarsus’taki en büyük destekçisi sevgili Ali Cem 15 Kasım 2008 itibariyle dünya evine girdi.

Önemli tüm maçlarımızda Adana’ydı ve onun tribünde olduğu maçları hep kazandık; iki Mersin maçı, Demirspor maçı, Karabük maçı… Daha önceki sezonda Mersin'deki şampiyonluğu beraber kutlamıştık hatta…

( Bu aralar Ali Cem’in maçlara acilen gelmesi gerekiyor, evlilik hazırlıkları nedeniyle ihmal etmişti buraları, en yakın zamanda bekliyoruz Başkan Rahmi, Hüseyin’i, Barmen Yusuf’u da alarak: ))

Pankart çalışmalarımıza da katılır, o vakitler müstakbel eşine o pankartlar aracılığıyla da mesajlar yollardı. (Bakınız 1. fotoğraf)

“Gül” çiftine mutluluklar diliyoruz.

(2. fotoğrafta da Tarsus tribünlerinin önemli isimlerinden Başkan Rahmi ve Hüseyin ile Ali Cem kardeşimiz)

 

"http://ul.gcg.gen.tr/x/a90ab44.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.
Yazar: Editor
2008-11-11 21:35:11

Hoca Kim Olacak

Üç isim dolanıyor piyasada, üçü de birbirinde vahim.

      *  Celal Kıbrızlı hala antrenörlük yapıyor mu, meçhul. Unuttuğu berberliği tepemizde mi öğrenecek? Bu ismi acilen geçelim.

       *  Diğer isim Bahri Kaya. Rıdvan’dan hazır aldığı takımı zar zor şampiyon yaptıydı(!) Hoş, takım zaten şampiyondu aldığında. Rıdvan işi epeyce kolaylamıştı zaten. Ama o yıl Bahri Kaya’nın kupadaki basiretsizliğini unutmayacağız ve affetmeyeceğiz. Bahri Kaya’nın büyük gayretiyle de yenildiğimiz Kocaeli kupayı alıp UEFA’ya gitmişti. Kupayı almasaydı da gidiyordu… Bir de ne yapmış onca zamanda bu hoca liglerde. Lütfen Adanaspor’un çapını bu kadar düşürmeyelim! Çok basit bir şey söylüyoruz; Adanaspor’un ağırlığını çekebilecek biri lazım. Ne demişler, “devlerin yükünü karıncalar çekemez!” Unutulmaya! Bu ismi de tez elden çizdik.

   * Sonuncusu Hikmet Karaman. Hocalığa dair bir kariyeri varsa nedeni Adanaspor’dur. Büyük bir ihanetle gitmişti Kocaeli’ye. Üstelik türlü Bizans oyunları da yaparak… Bizim paramızla Avrupa’yı gezip beğendiği topçuları Kocaeli’ye transfer ettirerek, peşinden birkaç futbolcumuzu ayartarak… Çabucak geçelim bu ismi de…

http://ul.gcg.gen.tr/x/2d80fc8.jpg

Şimdi takımı Ahmet Yıldırım ve Fuat çalıştırıyormuş. Şu koşullarda bizce en isabetli isimdir Ahmet Yıldırım’dır… Neden, diyeceksiniz. El cevap:

  • İlklere imza atan Adanaspor, burada da bir ilki gerçekleştirecektir. Oyuncu-menajerlik uygulaması. “Şimdiki zaman” buna son derece uygundur.
  • Gündemde o üç isim varsa bunlardan çok daha kariyerli olan bir Ahmet Yıldırım var karşılarında. O, UEFA kupasını kaldırmış bir futbolcudur, hiçbir şey olmazsa… Peki ötekiler?
  • Takımı en iyi tanıyanlardandır Ahmet Yıldırım, bizle bir şampiyonluk keyfi de yaşamıştır, tribünden edindiğimiz izlenim onun takımı çevirebilecek bir dirayette olduğu yönündedir.
  • Ara dönemde isabetli transferler yapabilecek bir çaptadır.
  • Üstelik bunun çok güzel bir örneği de vardır. Aslında çok örneği vardır da biz birini hatırlatalım. Efsanevi futbolcu RUUD GULLİT1995–1998 yıllarında Chelsea'de oyuncu menajer olarak görev almış ve Fa Cup'u kazanan en genç menajer olma unvanını ele geçirmiştir.
  • Vaktiyle Gündüz Hoca başkanımız olmuştu teknik direktörümüzken, şimdi de Ahmet Yıldırım neden oyuncu menajer olmasın…
  • Bizim camia olarak buna yüreğimiz yeter, desteğimiz de olur sonuna kadar! Haydi o zaman…
http://ul.gcg.gen.tr/x/2c78174.jpg
Yazar: Editor
2008-11-08 17:13:24
http://ul.gcg.gen.tr/x/cf024b2.jpg

Önsöz: Maç öncesi son yazı aşağıdaki gibi iddialı bir başlıkta olunca ne de zor oluyor yahu bir beraberlik yazısı yazmak: ))

Denk kuvvetlerin maçı olarak göründü. İlk yarı Orduspor gol pozisyonları da buldu. Bir topları direkten döndü. Adanaspor maç boyunca dikkatli oynadı. Yakaladığım pozisyonu gol yaparım ve maçı koparırım, anlayışıyla oynadı. Nitekim 32. dakikada Hakan’ın ara pasına koşan ve rakiplerinden sıyrılan Kbong Adanaspor’un golünü attı.

Golden sonra da kontrolü elden bırakmadık. Bu sürede Ahmet Yıldırım akıllı oyunuyla takımı rahatlatan futbolcuydu. Hakan yine iyi işler yaptı. Fevzi üzerinde baskıyla net bir pozisyonda, galiba kaleye vurmaya cesaret edemedi, sağındaki Emre Hızarcı’ya bir pas çıkardı ve… bir golden olduk.

İkinci yarıya Emre Hızarcı’nın yerine Kerem’le başladık. Defansı böylece dörtledik, Ahmet önlerinde oynadı, onun da hemen önünde Hakan vardı. İkinci yarı Adanaspor rakibe pozisyon vermeme niyetindeydi. Genelde öyle de oldu. Bir pozisyonda Ahmet Şahin net bir golü çıkardı. Bu dakikada biraz şanslıydık, aslında rakip forvet güzel de vurmuştu; ama kalecimiz o dakikada çok iyiydi.

Derken…
Dakika 86’da hakem çıktı sahneye. Yahu bir her hafta bir şeyler mi yazacağız şu hakemler için! Bir tanesi haysiyetli bir insan gibi bir maç yönetmeyecek mi? Pozisyon şu; (valla en tarafsız halimle yazacağım: )) defansımızın arkasına bir top sarktı, Ahmet Şahin tam da ceza sahası çizgisine kadar çıktı. Rakiple birlikte topa havalandı, bunu yaparken ellerini filan açmadan da sırtını dönmeye çalıştı topa. Defansımız yardıma yetişirken, bu birlikte yükselme sırasında top kaleciye çarptı ve ceza sahası çizgisinden uzaklaştı. Ve hakem işte tam bu sırada start aldı ve tam da ceza sahası çizgisinde frikik kararı verdi. Ahmet Şahin’e de sarı kart gösterdi.

Maden bu kararı verdin ne diye kırmızı göstermedin ki be adam? Yüreğin o kadarına mı yetti? Vaziyeti mi idare ettin? Tabi kabak gibi ortada olan kaleye ayağı son derece düzgün Bruno güzel bir vuruş yaptı ve skoru eşitledi.

Not: Puan kaybettiğimiz her maçta biz zaten genel olarak yetersizdik, hadi itiraf edelim, kötüydük; ama o hakemler de en az bizim kadar kötüydü. Mesele bu. Yardım ummuyoruz, biraz insaflı olun diyoruz. Bırakın da en küçük bir bahanemiz olmadan yenilelim!

Maç fotoğrafları foto-yorum’da.

Yazar: Editor
2008-11-02 20:28:17

Bir Teselli Ver

Üçte üç yaptık. Ama yenilgide… Ne zamandır böyle kötü bir dönem geçirmiyorduk. En son kapanmaya giden senede böyle fena bir seriye tutulmuştuk.

Düzelmenin işaretleri var mı peki? Eldeki kadroyla yok bence. Bu yalnızca futbolcu niteliğinden kaynaklanan bir problem değil. Mevkilerde açıklar var. O da ancak transferlerle düzelir, bildiğiniz gibi…

Rakip belli bir güçte, bizdeki durum da malumunuz.

Hakan Hacıbektaşoğlu
Manisa - Adana maçına bakacak olursak ilk söyleyeceğim isim Hakan olur! Maç boyunca nasıl mücadele edilir, bunun bir resitalini yaptı Hakan!

  • Koşabileceği kadar koştu,
  • Bu yetmez elbette, takımı atağa kaldırdı,
  • Dönüp defansa yardım etti,
  • Hücum oyuncularına destek verdi,
  • Kanat oyuncusu gibi kenarlardan top taşıdı,
  • Şut çekti.

Diyeceksiniz ki orta sahada oynayan bir futbolcunun bunları doğal olarak yapması beklenir… Veya herhangi bir futbolcunun takımına bunlara yakın düzeyde bir katkı sağlaması gerekir…Haklısınız!

Ahmet Yıldırım
Hakan’a eklenecek bir başka isim Ahmet Yıldırım olurdu. 34 yaşındaki Ahmet Yıldırım da nasıl oynanması gerektiğine dair 90 dakikalık bir ders verdi adeta. Cem Karahan’ın ondan öğrenmesi gereken çok şey vardı bu maçta.

Cem Karahan
Ne yazık ki Hüsnü Özkara’nın büyük umutlarla transfer ettiği Cem Karahan oyunda kaldığı süre boyunca hemen hemen hiçbir işe yaramadı.

Yukarıda saydığım o olağan işlerin bir tekini yapsaydı bu maç yine de farklı olurdu.

Maç
Manisa’nın girdiği gol pozisyonları, lehlerine sonuçlansaydı “tarihi fark” diye bir başlık atmam gerekebilirdi. Biz elde ettiğimiz birkaç pozisyonu idareli kullandık ve bu hafta (eski deyimle söyleyeyim) “şerefli bir mağlubiyet” aldık!

Hoca
Hocayı eleştirim “o Cem’e nasıl bu kadar dayandı?” noktasında olur, bir de Onur yerine Kerem giremez miydi? Bunun dışında onun yapabileceği ne vardı ki bu kadroda! Mustafa Çapanoğlu’nun takım için yapabileceği en büyük iş takımdaki "savrukluğu" toparlamak olur, daha çok "kaynaşmış" bir futbolcu topluluğu kurmak, formasını seven… Yoksa ne Eyüp Hoca’yı ne de Mustafa Hocayı sorumlu tutabiliriz hal ve gidişten (öfkemiz kime biliyorsunuz). İşte bundan sonra tüm sorumluluk başkanımıza düşmektedir. Alınacak her kötü sonuçta yavaş yavaş o eleştiri odağına gelecektir. Dilerim işler o noktaya hiç varmaz.

Emre
Emre’nin 8. dakikada üst üste iki sarı kartla oyun dışı kalmasını hala anlayamadım. O arada ne oldu da 2. sarı çıktı sahneye? Bilemedim. Maçı birlikte izlediğimiz hiç kimse anlamadı. O Fırat Aydınus’a da bir çift lafım olacak, yarın… (Bu öfkeyle yazarsam “banlanırız” sonra kaplanpenche olarak: ))

Teselli
8. dakika uzatma oldu toplamda. Ve Adanaspor’umuz tam 90 dakika 10 kişi oynadı. Tüm eleştirilere rağmen, içinde bulunduğumuz koşullara göre konuşursam, “bittiğimizin resmidir” denecek seviyede bir maç oynamadık. Emre oyunda kalsaydı, Hakan ve Ahmet’e o civarda iki oyuncu kendi kapasitelerini biraz zorlayarak destek verseydi, bu karşılaşma yenilgimizle sonuçlanmazdı. Ve fakat 3-0’ı 3-2’ye getirmek hepimizde önümüzdeki Ordu maçı için iyimser bir hava yarattı. Bu da “haftanın kârı” olsun: ))

Yazar: Editor
2008-10-29 17:30:31
http://ul.gcg.gen.tr/x/0791cd7.jpg

Sevinmek duyguların en içten bir biçimde dışa vurumudur. Onun içinde numara, riya olmaz. Bir hesap peşinde olmadan sevinirsin.

Sevdiğin için sevinirsin...

Şu sevinç yumağına bakar mısınız! Emre'nin şu sevincine... Bu, şampiyonluk düğümünü çözen maçın frikik golünden sonra çekilmiş bir fotoğraf... Şampiyonluk sevincine hazırlanma sevincidir bu... Emre'nin ve takım arkadaşlarının samimi sevinci...

Yazar: Editor
2008-10-26 16:50:48
http://ul.gcg.gen.tr/x/9e42ce4.jpg

Kopya Cinayetler

Evimizde oynadığımız ilk karşılaşmanın, Gaziantep maçının bir kopyasını yaşadık.

Rahatlıkla kazanabileceğimiz bir maçı daha aynı rahatlıkla kaybettik.

İlk yarı hiç pozisyon vermedik, birkaç gol pozisyonundan da yararlanamadık.

İkinci yarıda kişisel hatalardan iki gol yedik: İlkinde orta sahada atak hazırlayabileceğimiz bir pozisyonda Fuat Halit'in bir adım gerisine attı topu, orada kaptırılan topla sol tarafımızdan gol geldi. İkincisinde yine sağ kanatta gol hazırlığındayken Cihan kaptırdı sol tarafımızdan ikinci gol geldi.

Arada Fuat kırmızı kartla oyun dışı kaldı 1-1 devam ederken maç.

Yani kendi ipimizi kendimiz çekiyoruz. Tamam, biz yeterince bile iyi bir takım değiliz artık, ama yenildiğimiz takımlar asla bizen iyi değil.

Durum her geçen gün vahimleşiyor.

http://ul.gcg.gen.tr/x/99fb2c0.jpg

Maraton Dışarı

Gaziantep maçında olduğu gibi bu maçta da maratona kurban verdik. Önce Ersan'dı hedef adam, Gaziantep maçında; bugün Fevzi kurban edildi, devamında ona sahip çıkan takım arkadaşı Emre.

Şimdi keyfine göre bağıran maraton bunu takıma destek için birkaç dakika yapıyor. Devamında işler biraz ters gidince küçük bir grubun gazıyla da futbolculara sallıyor. Oysa kötü gün dostu olmak bizim tarzımızdı diyoruz. Anlaşılan "iyi taraftar olmak" sadece takımın iyi gününe endeksli. Son dakikaya kadar Adanasporu'nu destekleyen taraftar buharlaştı mı? Öyle değilse bile "seyirciye dönüştü".

Maçın bitmesine hala 15 dakika varken, uzatmalar hariç; takım 1-0 geriye düştükten sonra 1-1'i yakalamışken, on kişiyken bile rakibin üzerine gidiyorken, gitmek için çabalıyorken "Fevzi dışarı" demek, sadece art niyettir. O maratondaki tetikleyici üç beş kişi takımın galibiyetini düşünmüyor demektir. Başka bir hesap var demektir. Her maçta takım bu gerginliği mi yaşayacak işler biraz ters gidince? Taraftar ne zaman vardır? Sadece şampiyonluk sevinci için mi? Aradaki dönemde ne olacak?

O zaman şöyle mi diyelim; takım şampiyonluk potasına girinceye kadar, tepede iddialı bir konuma gelinceye kadar, "maraton dışarı!"

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/daabb92.jpg

 

İyi takım bir iki takviyeyle yine kurulur; ama iyi bir taraftar olmak iyi bir takım olmaktan çok daha zordur; bu bir "tarz meselesidir".

Kişisel hırslarımızı, tatmin olmak zorunda(!) olan o ille de acil zafer tutkumuzu biraz bir kenara bırakalım, Adanaspor'a bakalım! Adanaspor'u düşünelim! Daha çok üzülmemek için öfkemizi içimizde tutalım bir parça, Adanaspor'a daha çok sarılalım. Gün bu gündür!

Yazar: Editor
2008-10-20 21:24:37

Hedefi şampiyonluk olarak koyup bunun gereği olabilecek pek bir şey yapamamak camiayı dalgalı bir ruh haline sevk ediyor: Evde şen, dışarıda yaslı. Taraftarın da kafası karışıyor, iddialı olsak mı olmasak mı? Bakıyorsun liderle aranda 6 puan var, dönüyorsun geriye lig sonuncusu ile aranda iki puan var. Yüksek sesle düşününce, şampiyon da oluruz küme de düşeriz, gibi bir cümle çıkıyor ortaya.

Biz taraftar olarak hiçbir maddi veya resmi sorumluluk üstlenmeden hedefi zaten belirledik( geçen sene de önceki sene de o bin haz dolu hedefi belirlemiş ve şampiyonluk keyfini yaşamıştık). Çünkü takımın içinde bulunduğu çeşitli koşullar biz o kadar da ilgilendirmez. Neler olduğunu bilmeyiz de. Bakarız rakiplere, bir de Adanaspor’umuza. Bu sahada da çapımızda takım yok deriz (ki geçen yıl 50 takımın en iyisi Adanaspor’dur her anlamda demiştik ve Adanaspor kimseyi mahcup etmeden o 50 takımın lideri olarak şampiyon olmuştu. Bunu bir kez daha hatırlatmakta fayda var.). İddiamızı sürdürürüz. Ama işte dedik ya biz sadece taraftarız. Böyle lafları hiç çekinmeden ederiz.

Peki, sorumluluk sahibi olanlar da böyle konuşursa… O vakit bu iddianın gereği yapılır, yapılmalı.

Dünkü maç, o kadar iddialı açıklamadan sonra tam bir hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Yine söyleyelim; o kötü Karşıyaka’ya hazin bir biçimde yenildik. Ki o Karşıyaka 12 puanla oynuyor bu saat itibariyle. -Bu lig hakikaten enteresan…-

Şimdi şu futbol denen şey bir tür savaşsa ve elinde yeterli silahın yoksa ne yaparsın? Siperde beklersin destek gelmesini… Aslında –bizce- Adanaspor tam da bunu yapıyor. Liderle arayı açmadan ilk yarıyı tamamlamak niyetinde en az kayıpla, şimdi transfer olamayacağına göre. (tabi ki hedef hala şampiyonluksa…) Sorası sonra…

Eyüp Hoca elindeki silahları en iyi şekilde kullanarak çarpıştı. Başarılıydı da. Mustafa Hoca da aynı şeyi yapıyor. (Morinho da gelse, bizde bundan ötesi olmaz hali hazırdaki koşullarda.)

Uzatmadan bağlayalım, sorumluluk sahibi olanlar iddialı almanın gereğini yapmazsa, dedik yukarıda. Sözümüz önce Hüsnü Hocaya:

Karabük ile anlaşırken, Adanaspor istediğim transferleri yapmadı, gibisinde bir şeyler söyledi. Bir teknik direktör için ne hazin bir açıklama. Şimdi sana sormazlar mı neden kabul ettin bu baskıyı. Bu olumsuzluğa rağmen göreve devam etmeyi içine nasıl sindirdin? Antrenörlük çapın başkanın bu “yaptırımına” direnmeye yetmedi mi? Peki vaziyet buyken neden şampiyonluk lafını hiç düşürmedin ağzından? Neden bizi aldattın? Üç dört transferle tozunu atacağımız şu komik sonuçlu ligde yeni bir şampiyonluk sevincinden neden hem kendini hem de bizi mahrum ettin?

Son olarak, Hüsnü Hocanın söyledikleri doğruysa (yalan söylemesi için bir neden yok)… O zaman da bizim başkanı birileri eldeki kadroya dair yanlış yönlendirmiş. Bunun bedelini de işte böyle inişli çıkışlı ve sıkıntılı bir grafikle ödüyoruz…şimdilik…

Yazar: Editor
2008-10-15 21:06:02

Bal Yapmayan Arı

http://ul.gcg.gen.tr/x/8331b62.jpg

Kimdir bu topçu?

Çok koşup bunu bir sonuca bağlayamayan mı? Yani boş boş koşan? Gol pası veremeyen mi? Ya da gol atamayan? Seyirciye hoş gelen hareketler yapamayan mı, yani bir Ali Beykoz, bir Altan, daha öncelerinden söylersek bir Ümit, bir Kayhan, bir Feyzullah olamayan mı "bal yapmayan arı" diye hakir görülen futbolcu?

Çalımlarla orta sahadan rakip eza sahasına süzülemeyen futbolcu mu? Bir kere bu bal yapmayan arının kaleci olmadığı kesin. Defans oyuncularından biri de değildir. O zaman orta sahadan bir oyuncudur bu. Golcüler için de söylenmez bu söz. Onlar golü bir şekilde atar ve vaziyeti kurtarır.

Kendi etrafında dönen, gölgesine çalım atan, topu ileriye taşıyamayan, koşup mücadele eden ama bu mesai sırasında pek iş çıkaramayan, bal yapmayan arı olur (mu?).

Ama çoğu zaman seyirci bu tahlilde yanılır. Çünkü o, acilen sonuca odaklanmıştır. O çok koşan fakat gol pozisyonuna giremeyen (ki işi bu değildir o oyuncunun) futbolcunun arka planda ne kadar çok iş yaptığını göremez bile mevzuu bahis seyirci. Kendine göre her şey ortadadır: Kaç gol attı bu adam? Cevap tatmin etmez kimseyi, o zaman bal yapmayan bir arı vardır sahada…Oysa böyle eleştirilen futbolcular yanındaki takım arkadaşlarını koşularıyla rahatlatmıştır, rakibin oyununu bozmuştur, belki top kaptırmıştır lakin daha çok top kapmıştır; defans ile forvet arasında lojistik bir köprü olmuştur, orada bir ton işi kolaylamıştır, takımı dinlendirmiştir, kritik paslarıyla gol kapısının kilidini açmıştır.

Özeleştiri

Örneğin ilk zamanlarda Halit için bu sıfatı kullanıyorduk. Ama onun ne yaptığına iyice bakınca, özellikle geçen sezon birçok maçta, aslında balın hasını yapan oyuncu olduğunu görmüştük. Yokluğunda otobana dönüşen orta sahanın haline tanık olunca anlamıştık değerini.

Evet, bir oyun içinde mücadele edip de sonuca katkısı olamayan futbolcular vardır. Ama bu durum çoğunda geçicidir, onun karakteristik özelliği değildir. Oyuncu gün olur sahada yoktur bile, gün olur maçı kurtarır (bakın, son maçta Fevzi).

Netice itibariyle arının bal yapıp yapmaması çoğu zaman ahval ve şerait göre değişen bir haldir.

Yazar: Editor
2008-10-14 20:47:15

Yedinci Haftanın Analizi

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/39c2b31.jpg

Kasımpaşaspor-Manisaspor (0–0)

Haftanın maçında ne şiş yandı ne kebap. Kurdukları kaliteli kadrolarıyla Bank Asya Liginin en büyük favorileri arasında gösterilen Kasımpaşaspor ve Manisaspor arasındaki mücadelede beraberliğe sevinen taraf konuk Manisaspor oldu. Ufukhan’ın kırmızı kart görmesiyle tam 60 dakika 10 kişi oynayan Manisaspor, Kasımpaşaspor takımına gol izni vermedi ve hem liderliğini hem de namaglup unvanını korumuş oldu.
Ev sahibi ekipte bu aralar bir düşüş görünüyor. Son 3 maçından sadece 2 puan alan ev sahibi takımda ilk haftalarda sergilenen güzel ve mücadeleci oyun son haftalarda yok. Manisaspor ise şu ana kadar hedeflenen puana ulaşmış durumda. Sene sonuna kadar Manisa takımını sürekli olarak üst sıralarda göreceğimiz kesin.

Altay-Boluspor (1–1)

Lige fırtına gibi bir giriş yapan Altay,oynadığı son 4 maçından da beraberlikle ayrıldı.Golcü Şehmuz'dan yoksun olarak Boluspor maçına çıkan Altay,mutlak favori olduğu karşılaşmada Burak'ın çok net kaçırdığı pozisyonları maç boyu aradı. Bu aralar oldukça çalkantılı bir dönem geçiren Boluspor karşısında kaleci Ziya'nın büyük hatasıyla öne geçen Altay, ilerleyen dakikalarda yapılan yanlış değişikliklerle ve skoru koruma amaçlı defansa çekilince oyundaki üstünlüğünü Boluspor'a kaptırdı. Son dakikalara doğru gelen Bilal'ın golü deplasman takımına beraberliği getirirken, en yakın rakiplerinin karşılaştığı bu haftada Altay galip gelemeyerek avantaj yitirdi. Maçın yıldızı ise Bolusporlu Erdem oldu.

Gaziantep Bş.Bld.Spor-Güngören Bld.Spor (3-0)

Çok az sayıda taraftarın izlediği maçı ev sahibi ekip rahat kazandı. Sezon öncesi yaptığı etkili transferlerin takıma uyum sağlamasıyla gücüne güç katan Antep ekibi, ilk yarıda gelen Mustafa Şahintürk ve Uğur'un golleriyle skor avantajını 90 dakika boyunca korudu. Zayıf Güngören Bld. Spor’un hiçbir varlık gösteremediği maçta, Baykal'ın da takımını 10 kişi bırakması farklı mağlubiyete davetiye çıkardı. Geçtiğimiz hafta güzel bir oyunla güçlü Kasımpaşa'yı deviren Güngören'in kadro yapısı itibarıyla, biraz daha zamana ve tecrübeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Güngören takımının sezon sonuna kadar bu tarz sürpriz galibiyet ve mağlubiyetlerine herkesin alışması gerekir. Ev sahibi ekip için ise söyleyeceklerim, her maçını deplasmandaymış gibi oynuyor. Çünkü iç sahada maçlarını 200–250 kişiye oynuyor. Taraftar desteği denen bir şey söz konusu değil. Her sene olduğu gibi bu sene de taraftar sıkıntısını fazlasıyla yaşayan Antep'in Mavi-Beyazlı ekibi artık yalnızlığa alıştı!

Erciyesspor-Kartalspor (1–1)

Bir başka, az sayıdaki taraftarın izlediği maçtı bu. Maçın başlarında Bikoko'nun golüyle öne geçen ev sahibi ekip, son dakikalara doğru Mesut'un golüne engel olamayarak sahadan beraberlikle ayrıldı. Geçtiğimiz hafta Erciyes-Diyarbakırspor maçından önce Erciyesspor kulüp başkanı Enver Kemaloğlu'nun yaptığı açıklamalar takım üzerinde büyük bir baskı oluşturdu. Futbolcuları ve teknik heyeti tehdit edercesine birtakım söylemlerde bulunan Enver Kemaloğlu kısa vadede istediğini almış görünüyor. 2 haftada alınan 4 puan takımı birazda olsa tehlikeli bölgelerden uzaklaşmaya yetti. Ancak bu ve benzeri açıklamaların uzun vadede başarı getirmeyeceği apaçık ortada. Kartalspor'un ise istikrarlı ilerleyişi devam ediyor. Teknik direktör Mehmet Altıparmak'ın elinde geniş bir kadro var ve süreçte bu kaliteli isimlerle sürekli üst sıralarda dolaşacakları kesin.

Karabükspor-Ç.Rizespor (1–1)

Hafta içinde teknik direktörlüğe Hüsnü Özkara'yı getiren Karabükspor ile geçen sene Turkcell Süper Liginden düşen Ç.Rizespor'un mücadelesinden galip çıkmadı. Şadi, Ali Sakal, Kürşat, Özden ve Sedat'tan yoksun olarak Karabük deplasmanına çıkan Rizespor, Riberio’nun golüyle skorda üstünlüğü yakaladı. Son 15 dakikaya girilirken ev sahibi takımdan Hakan Bayraktar'ın da kırmızı kart görmesiyle 10 kişi kalan Karabükspor karşısında Rizespor'un daha rahat kazanması bekleniliyordu ancak Mahmut'un golü ev sahibi takımına 1 puanı getirdi. Sezon öncesi şampiyonluğun en büyük favorisi olarak gösterdiğim Ç.Rizespor, şu ana kadar beklenileni veremedi. Tecrübeli kadrosuyla bu ligde mücadele eden bu takımda teknik direktör Metin Diyadin ve futbolcular tamamen hayal kırıklığı yaratmış durumdular. Karabükspor’a baktığımız zaman ise istikrarsızlık söz konusu. Genç kadro ile mücadele veren bu takımın uzun vadede başarı getirip getirmeyeceği şu anda soru işareti.Yalnız geçmiş senelere baktığımızda bu ligde genç kadro ile mücadele eden takımların pek başarılı olamadıkları ortada.

Diyarbakırspor-Malatyaspor (1–0)

İlk 3 haftada topladığı 7 puanla lige iyi bir giriş yapan ancak ardından oynadığı son 3 maçtan da mağlubiyetle ayrılan Diyarbakırspor ile son haftalarda oldukça formda görünen Malatyaspor arasındaki karşılaşmayı ev sahibi ekip ilk yarının son dakikasında Erhan Şentürk'ün attığı golle kazandı ve kötü gidişe dur dedi. Kadro kalitesi olarak birçok takımdan daha iyi durumda bulunan Diyarbakırspor aynı Rizespor da olduğu gibi hayal kırıklığı yaratan takımlardan. Yalnız başarının gelmesi için sadece iyi bir kadro yetmiyor, içte de istikrarlı bir yönetimin olması gerekiyor. Fakat şu ana kadar Diyarbakırspor'da bu gerçekleşmiş değil. Malatyaspor ise, geçen haftanın en büyük sürprizine imza atmış bir takımdı. Fakat dün sahada çok kötü bir Malatyaspor vardı. Skor belki 1–0, ama Malatya kalecisi Fevzi tam 6 mutlak golü önledi. Ayrıca Diyarbakırsporlu Hüseyin Kartal, bir de penaltı atışından yararlanamadı. Kısacası ev sahibi ekip dün tarihi farkı kaçırdı.

Samsunspor-Orduspor (1-0)

Her iki takım taraftarlarının da yoğun ilgi gösterdiği Karadeniz derbisinde gülen taraf Samsunspor oldu. İlk yarıda konuk Orduspor daha iyi bir görüntü sergilerken direkten dönen top belki de maçın kırılma anı oldu. İkinci yarı ise ev sahibi bambaşka bir görüntüdeydi. Yoğun baskı kuran Samsunspor aradığı gole, 80.dakikada Oktay ile buldu. Bu golden sonra ise Orduspor beraberlik için saldırdı fakat maçı ev sahibi ekip kazanmayı bildi. Konuk Orduspor, sezona oldukça sıkıntılı başlasa da şu anda yönetim konusundaki sıkıntıları gidermiş görünüyor fakat geçen seneki motivasyonlarını yakalayabilmiş değiller. Ev sahibi Samsunspor ise kazandı ve biraz da olsa kendine geldi.

Sakaryaspor-Karşıyaka (3–1)

Deplasmanda Giresunspor'u yenerek, beklenen patlamayı yapan Sakaryaspor, bu hafta da Karşıyaka'yı yenerek çıkışını sürdürdü. İlk yarıdaki oyun vasatın altında kaldı. Bu devrede Sakaryaspor sadece 1 pozisyon bulurken, maç boyu Karşıyaka ise 2 pozisyon buldu. Karşıyaka, duran toptan bulduğu pozisyonu gole çevirirken, diğeri ise direkten döndü! İkinci yarıda ise fırtına gibi esen bir Sakaryaspor ve Özgürcan izledik. Yapılan doğru değişikliklerle oyunda tamamen üstün olan Sakaryaspor, maçı hak ettiği şekilde kazandı ve ilerleyen haftalarda daha iyi olacaklarını gösterdi.

 

Yazar: Editor
2008-10-10 23:57:03

Bu iki takım arasındaki efsanevi maç Miliçli zamanımıza denk gelir. Biz bu hikayeyi anlatılanlardan biliyoruz. O zamanki 2. lig şampiyonluk maçıdır. Anlatılana göre Adanaspor'a şampiyonluk için beraberlik de yetiyor.(Galiba her iki takım 1. lige-süper lige yani- her durumda çıkıyor, fakat bu bir tür prestij maçıdır. Böyle bir ayrıntı söz konusu anlatılanlarda.) Son dakikada Giresunspor bir gol atıyor ve skoru kendi lehine 2-1'e getiriyor. Adanaspor hemen santraya geliyor ve Miliç, hala gol sevinci yaşayan Giresunspor kalecisini biraz önde yakalıyor ve orta sahadan attığı golle skoru eşitliyor, böylece Adanaspor üst lige şampiyon olarak çıkıyor.

(Anlatılan bu, arada atladığımız bir şey varsa özür...)

Anlaşılan o bir anlamda keyif maçı olmuş. Ama bu pazar oynanacak maç pek öyle olmayacak. Giresunsporlular, puana acilen ihtiyaç duyduklarını belirtiyorlar. Ligin başı, elbette iddiayı devam ettirmek için bu maç onlar açısından da önemli. Üstelik deplasman performansı iyi olan bir takım.

Bu maçta sadece mücadele etmek yetmeyebilir, oyunun hakimi de biz olmalıyız 3 puan için. Bu da topa daha çok ve disiplinli bir şekilde sahip olmakla mümkün, yani hem koşan hem de paslaşan, gol yollarını açabilen bir orta sahayla... Bu hal, transfer dönemindeki bazı hatalara, eksik transferlere hayıflanmamıza neden oluyor ister istemez. Neyse, bu yarayı artık kaşımanın bir anlamı yok. Tüm bu olumsuzluklara rağmen kör bir saplantıyla değil, takıma inanarak iddiamızın olabileceğini söylüyoruz. Bunu söylememizin nedeni aslında bu ligin takımlarının birbirine çok yakın güçte olmalarıdır. Hatta biraz abartarak örneklersek "x bir takım bu ligde şampiyonluğa da oynayabilir küme düşmemeye" de... Nihai sonucu ne belirleyecek peki? Bizce "takım olmak!" Sihir burada. Takım olmayı sağlayacak olan da yönetimdir, bizim tribündeki desteğimiz, sevgimiz, hoşgörümüz, takıma sonuna kadar destek olmamız, inancımız "en etkili belirleyici" olamayacaktır!

http://ul.gcg.gen.tr/x/47e1aaf.jpg
Yazar: Editor
2008-10-07 22:12:11

Bu topraklarda Türkler, Kürtler, Araplar ve daha birçok halk; Aleviler Sünniler büyük bir çoğunlukla, genel bir uyum içinde on yıllarca ve hatta yüzyıllarca birlikte yaşamışlardır. Kız alıp kız vermişlerdir birbirlerine. Dar günlerinde birbirlerinin yanında olmayı bilmişlerdir. Bunlar yaşananlarla tecrübe edilmiştir.

Yıllardır ülke, özellikle hakikaten "dış güşlerin" kontrolünde birtakım girişimlerle bir kaos ortamına çekilmeye çalışılıyor. Halk buna yıllardır itibar etmiyor. Birlikte yaşamanın önemine olan inancımızın temelinde bu sağduyu vardır. Güzel günlere inancımızın temelinde işte bu vardır.

Bir gün bu oyun bozulur ve Türkiye tüm insanlarıyla hayatlarını yine devam ettirir. Yeter ki "birlikte yaşamanın, aynı kaderi ve kederi paylaşmanın" kutsallığını kaybetmeyelim...

Yazar: Editor
2008-10-02 10:22:26
http://ul.gcg.gen.tr/x/7ee6acf.jpg

Bitti Eylül. Yazın son izleri de böylece çekildi bir yaşantıdan.
Eylül bitti, şimdi sonbaharın en kederli günleri başlar; çünkü mevsim yazdan elini eteğini çekip kışa teslim olma hazırlığındadır ve asmalar daha da kurumaktadır yarı bir ölüm uykusuna yatar gibi.
Eylül bitti, gitti. Soluverdi ömrün en narin teni gibi, gökyüzünün de rengi değişti.
Pencereler daha az açılır artık, balkon oturmaları ertelenir, soğuk bir biranın tadı daha az hissedilir; görebilseydik göçmen kuşlar da toparlanırdı, sahi kaç zaman oldu onları uzak mavi gökyüzünde izlemeyeli, daha bir efkarlı şimdi sonbahar... Çünkü bir ömür biter gibi bitti Eylül...
Şimdi uzak bir yalnızlık şarkısı gibi hafif hafif rüzgarın ıslığı kalır bize...
Eylül bitti.

Yazar: Editor
2008-09-30 18:09:46

Bugünkü idmanı izlemek için (1 Ekim) Çıldırın tesislerindeydik. Teknik Direktörümüz Eyüp Arın ile ayaküstü konuştuk.

http://ul.gcg.gen.tr/x/c26eb42.jpg

Önce tebrik ettik Hocamızı ve ekibini. Hem yeni görevleri hem de alınan puanlar-galibiyetler için.

Takımı sorduk hemen. En sevindirici yan, takımdaki arkadaşlık havası, dedi. (Antrenmanın da neşeli başlaması ve öyle devam etmesi bunun küçük bir göstergesiydi.) Bu arkadaşlık kıymetli bir şeydir, çünkü "takım" olamayan futbolcu topluluğunun başarılı olması da pek mümkün değildir. Arkadaşlık duygusu takım olmayı ve başarıyı getirecek olan itici güçtür.

http://ul.gcg.gen.tr/x/50ca74f.jpg

Kartal deplasmanını sorduk. Kartal zor bir takım, dedi. Sakarya'yı Sakarya'da yenmesini hatırlattı. Gerçi biz de Sakaryaspor'u orada yenebilirdik, ilk yarıda en az 5 pozisyondan yararlanamadık, diye devam etti. Biz de, kimseye sitem etmeden kaçan penaltıyı düşündük. (Gerçi onlar da kaçırmıştı, ama son fırsat bizdeydi, avantaj kaybeden bizdik orada.) Sonuç olarak, Kartal'dan puan almak için, mücadele edeceğimizi vurguladı.

http://ul.gcg.gen.tr/x/2e4107c.jpg

Son olarak "Cem?" dedik. Evimizde oynayacağımız Giresun maçında hazır olacağını düşündüğünü söyledi. (Bunu biz taraftarın genel merakı üzerine sorduk, takımın her bir oyuncusuyla her maça hazır olduğunu özellikle son 3 maçtır zaten görüyorduk.)

http://ul.gcg.gen.tr/x/7af451c.jpg

Eyüp, Feyzullah, ismail ve Cem Hocalara ve de Adanaspor'umuza iyi çalışmalar, dedik; Kartal'dan 3 puan dileğiyle oradan ayrıldık.

http://ul.gcg.gen.tr/x/a6fb43c.jpg
 
Not: Hocaların eski takım arkadaşı ve Akkapıspor'un antenörü Razık da oradaydı arkadaşlarını tebrik etmek, sevgisini iletmek için... Adanaspor arkadaşlığı işte böyle bir şeydir...
Yazar: Editor
2008-09-27 19:44:28
http://ul.gcg.gen.tr/x/c254eaf.jpg
 
"Hiçbir yol çıkmaz değil, hiçbir keder sonsuz...Hiçbir yol uzun değil, hiçbir yolculuk zorlu... ve hiçbir acı, acı değil sensizliğin yanında..."
Yazar: Editor
2008-09-23 19:11:50
http://ul.gcg.gen.tr/x/ad99eee.jpg

Manisaspor-Karabükspor (5–1)
Geçtiğimiz hafta deplasmanda Malatyaspor'u deplasmanda farklı deviren Manisa ekibi, ligin 4.haftasında da ligin yeni ekiplerinden Karabükspor'u farklı devirerek şampiyonluğun en güçlü adaylarından olduğunu gösterdi. Kaptan Sezer'in 3 gol atıp yıldızlaştığı maçta,2 asistle oynayan Rafael de yıldızlaşan bir başka isimdi. Konuk Karabükspor'un bir penaltı atışından yararlanamadığı maçta, taraftarın maça olan ilgisizliği de gözlerden kaçmadı. Bu sonuçla Manisaspor zirveye yerleşirken, Karabükspor son 3 haftayı da mağlubiyetle tamamladı.

Güngören Bld. Spor-Altay (1–1)
Güngören'in en etkili oyuncusu Âdem’in kart cezalısı olmasından dolayı oynayamadığı maçta ev sahibi ekip daha iyi bir oyun ortaya koydu. Haftaya lider olarak giren Altay, beraberliği son dakikada Yasin'in attığı golle kurtarırken, mütevazı kadrosuyla ligde kalma mücadelesi mücadele verecek olan Güngören ise liderden aldığı bu beraberliğe sevinemedi. Maç tamamlandıktan sonra Göngören Belediyespor'dan Ahmet ile Altay'dan Mehmet arasındaki tartışmanın ardından iki takım futbolcuları arasında da gerginlik yaşandı. Maçın hakemi karşılaşmanın ardından Ahmet ve Mehmet'e sarı kart gösterdi.

Giresunspor-Kasımpaşaspor (0–1)
Deplasman takımının fazlaca zorlanmadığı maçı hak eden taraf kazandı. Maç boyu üstün bir performans sergileyen Kasımpaşaspor, belki de galibiyete son dakikada ulaştı ancak maç içinde verilmeyen penaltı ve yine verilmeyen net bir gol vardı. Giresunspor'un sağ kanadının oldukça kötü bir performans sergilediği maçta golü Moritz attı.

Kartalspor-G.Antep Bld. Spor (2–2)
İlk devrede konuk ekip, ikinci yarıda ise ev sahibi ekip üstün bir performans sergiledi. Maçın ilk 20 dakikasında önce Cafercan'ın hemen ardından Mustafa Şahintürk'ün attığı gollerle bir anda 2–0 öne geçen Antep ekibi, ikinci yarıda Kartalspor'un etkili oyununa karşı koyamadı ve sahadan 2-2'lik sonuç çıktı. Ev sahibi ekipte henüz uyum sorununun atlatılamadığı göze çarparken, deplasman takımı Antep Bld ise beraberliğe üzülen takım oldu.

Adanaspor-Diyarbakırspor (2–1)
Gerek Antep Bld maçında gerekse Sakaryaspor maçında iyi bir performans sergilemesine rağmen istediği puanları alamayan Adanaspor, bu kez şansızlığını kırmasını bildi ve sahadan 3 puanla ayrılmasını bildi. İlk yarıda maçın tek hâkimi olarak gözüken Adanaspor, yakaladığı pozisyonları gole çeviremezken, ikinci yarıda iki takımında etkili atakları vardı. Adanaspor’da Cem ve Emrah Bedir yakaladıkları pozisyonları gole çevirirken, konuk ekibin sayısı ise Emrah Bozkurt'tan geldi. Adanaspor’da Kibong ve Emrah Bedir; Diyarbakırspor’da ise Mutlu ve Emrah Bozkurt ön plana çıkan isimler olurken, sahanın en kötü ismi ise Adanasporlu Yunus Murat Ceylan oldu. Kaldığı süre içerisinde sağ kanatta çok silik bir performans sergileyen Yunus'un daha önce çıkması gerekirdi. Bu sonucun ardından Adanaspor yükselişine devam ederken Diyarbakırspor ise ligdeki ilk mağlubiyetini almış oldu.

Boluspor-Ç.Rizespor (2–0)
Güngören Bld. Spor ve Adanaspor'da olduğu gibi Boluspor da yükselişe geçen bir diğer takım oldu. Maça dönecek olursak Boluspor, 90 dakika boyunca maçın tek hâkimiydi. Birçok pozisyondan yararlanamayan Bolulu Yarenler, galibiyete Mehmet Ayaz ve Erdem'in attığı gollerle ulaşırken, Rizespor ligdeki ilk mağlubiyetini aldı. Boluspor’da Gurbanov'un ve İlhan Şahin'in sakatlıklarının tam olarak geçmesiyle daha iyi bir ekip olacaklarını ve üst sıralara hızla yükseleceklerini söyleyebilirim.

Karşıyaka-Samsunspor (0–0)
İlk 2 hafta sonunda 6 puana ulaşmasına karşın hem Malatyaspor maçında hem de Karabükspor maçında iyi bir oyun ortaya koyamayan Karşıyaka, bu hafta iyi bir oyun ortaya koymasına rağmen sahadan 1 puanla ayrıldı. Karşıyakalı Yunus Altun'un oldukça müsait 2 pozisyondan yararlanamadığı maçta Samsunspor tamamen defansif bir anlayışla sahada oldu ve istediğini alarak Samsun'a döndü.

Orduspor-Malatyaspor (4–2)
Bu sene iç sahada oldukça başarılı maçlar çıkarmasını beklediğim Orduspor, beklentilerim dâhilinde iç sahadaki ikinci maçından da galibiyetle ayrıldı. Oldukça rahat bir oyun ortaya koyan Karadeniz ekibinde Ufuk Ateş ve Bronu maçta yıldızlaşan isimler olurken, konuk ekibin golleri Güngör ve Serkan Dökme'den geldi. Bu sonucun ardından Malatyaspor teknik direktörü Kadir Özcan ile yollar ayrıldı.

Erciyes-Sakaryaspor (1–1)

Çok az sayıda taraftarın izlediği maçta ilk yarıda her iki ekipte istediği oyunu ortaya koyamadı. İkinci yarıda ise ev sahibi ekip oldukça baskılı bir oyun ortaya koyarken aradığı golü de daha önce Mersin İdmanyurdu'nda forma giymiş ve benimde yakından tanıdığım forvet oyuncusu Taylan ile buldu. İlerleyen dakikalarda bu sefer Sakarya daha atak bir oyun sergilemeye başladı ve 80. dakikada kazanılan köşe vuruşunda Erciyesspor ceza alanı içinde oluşan karambolden gelen kafa vuruşunu kaleci Kaya çeldi ancak son dokunan Kerem oldu ve takımı adına beraberliği getiren golü kaydetti. Son dakikada da Sakaryaspor, yan topu değerlendiremeyince maç 1–1 sona erdi.

İsmail Eğriparmak

Yazar: Editor
2008-09-20 13:27:55

Bugünkü Adanaspor-Diyarbakırspor maçı itibariyle söylüyoruz; futbol sadece futboldur. Daha öncesinde de dile getirdiğimiz gibi tutkulu bir şenliktir, eğlencedir vesairedir bu anlamlarda. Bir savaş provası filan değildir; psikolojik, siyasi, edebi...

Tribünlerde olumsuz sonuçların dışında herhangi bir cansıkıntısı olmamalı. Kazanan 3 puanın keyfini çıkarmalı (bu biz oluyoruz: )), kaybeden evine biraz üzgün dönmeli. Bu kadar!

Futbol bu akşam sadece futbol olmalı.

Yazar: Editor
2008-09-15 17:36:00
http://ul.gcg.gen.tr/x/00a0072.jpg

Turuncu bir sabaha uyanıyorsak hala, bir şarkıda efkârlanıyorsak biz, uzak şehirlerdeyken de aynı göğe bakıyorsak, hayallerimiz varsa hala umut da vardır. Umut vardır bozulmamışsa rakının tadı, aynı şeylere gülüyorsak umut vardır, umut vardır aynı yağmurda ıslanacaksak, bir gün batımında dolaşacaksak birlikte umut vardır. Umut vardır yolculuklara çıkacaksak, bulut güllerinden daha bir suna ise güneşin şavkı, işaretlerine inanıyorsak hayatın, aynı filmden aynı hüznü buluyorsak ya da aynı aşkı, umut vardır. Aynı kaygılar sıkıyorsa canımızı, ama aynı yarınlara da inanıyorsak umut vardır, ki çıkmaz sokaklardan çıkarız aşka… Ve hep bir umut vardır…

Yazar: Editor
2008-09-03 22:26:16
http://ul.gcg.gen.tr/x/15ee80c.jpg

Adanaspor, Türkiye kupası ilk karşılaşmasında Gaziantep Belediyespor'a 2-1 yenilerek elendi.

Çok şaşırmadığımız ve de hiç üzülmediğimiz bir sonuç. Hedefimiz belli, 1.ligde yol almak. Yanlış birine sevdalanmanın alemi yok. Bu yüzden biz pazar günkü maçın hazırlıklarını yapalım.

"Üzülme" demişken; bu yıl her zorluğa, derde, kedere, gözyaşına hazır olmalıyız. "Pes ettik ilk haftada" mesajı olarak algılanmasın tırnak içindeki bu laf. İlk hafta gösterdi ki (ve geçmiş yıllardan da biliyoruz) 1. lig, sürprizlere fena halde meyilli. Hemen hemen her hafta enteresan sonuçlara tanık olacağı 0 dokuz maç içinde. Her takım, dişli, iddialı, iyi hazırlanmış. En azından bu yolda açıklamalara tanık oluyoruz. Bir Rize-Güngören maçı bile ne demek istediğimizi özetler.

Şimdi hiç paniklemeden, öfkelenmeden, ezginleşmeden yine en masum "Adanaspor aşkımızla" biz üzerimize düşen görevi yerine getireceğiz. Zaman içinde göreceksiniz ki Adanasporumuz da bizi yine mahcup etmeyecek ve yine güldürecek.

Şimdi, bu sezon itibariyle, tam zamanı bunu söylemenin:Kaplanpençe, yırtar bence!

Yazar: Editor
2008-09-01 17:10:10
http://ul.gcg.gen.tr/x/ad5f962.jpg

Hocamız orta sahada Onur'a inandı ve güvendi, lige onunla devam etme eğilimi gösterdi. Biz antrenmanlarda olan biteni bilemeyiz. Onur'un o çalışmalardaki performansı üst düzeyde de olabilir. Bu durum hocayı cesaretlendirmiştir.

Onur da elbette top oynamak istiyordur, işi bu. O güvenin ve formanın hakkını vermek istiyordur. Zaten Onur Adanaspor'daki hiçbir maçında kaçamak oynamadı. Koştu, didindi, uğraştı, çabaladı. Yani hep bir şeyler yapmaya çalıştı Onur.

İşin "ama"sına gelelim. Özellikle bu 1.ligde Onur oynadığı yerde Adanaspor'a da kendine de faydalı olamaz. Bu noktada mesele hocanın ona güvenmesi veya Onur'un iyi niyeti filan değildir. Onur'un o yere uygun niteliklerde bir oyuncu olup olmamasıdır.

Şimdi siz Onur'u orada oynatmaya devam edersiniz, en küçük bir olumsuzlukta o futbolcuyu seyirciyle karşı karşıya getirirsiniz. Adeta onu arenada aslanların önüne atmış olursunuz.

Bir yolu bulunmazsa bu meselenin Onur da kaybeder, hoca da kariyeri açısından kaybeder, onca yükün altına girmiş ama bunların üstesinden gelip Adanaspor'u bir ilki gerçekleştirme düzeyine ulaştırmış başkan kaybeder, dolayısıyla Adanaspor kaybeder, taraftar kaybeder, emek veren onca insan kaybeder.

Sonuçta hayatımız neden-sonuç ilişkileriyle örülmüştür. Talih vs. bu sürecin hiçbir yerinde yoktur. Bu yüzden, sezon sonunda kötü bir sonuçla karşılaşmadan şimdiden nedenler üzerinde biraz kafa yoralım. Sevgiler.

Her şey Adanaspor için...

 

Yazar: Editor
2008-08-30 11:09:02

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/4c140f0.jpg
 
3 lige Ereğli deplasmanında galibiyetle başlamıştık. Lig, son maça kadar devam etmişti. Noktayı Mersin Belediye maçında koymuş, geçici olarak ikame ettiğimiz 3. lige ebediyen veda etmiştik.

 

2B’ye de Şanlıurfaspor galibiyetiyle başlamıştık. Müthiş bir ilk yarı izlemiştik bu maçta. 3 puanı 2-1’le almıştık. Yükselme grubu Gaziosmanpaşa maçı ile çıkış yapmış ve 4–1 gibi güzel bir skorla şampiyonluğun adaylarından biri olduğumuzu göstermiştik. Sonucu biliyorsunuz.

Geçen iki yıllık üç aşamalı dönemde bunları aslında mütevazı kadrolarla yaptık. Gücümüzün farkında olarak mücadele ettik, en önemlisi vazgeçmedik, son ana kadar sabrettik.

(Biz –yönetim, taraftar- elbette hep iddialı olduk. Ama iddialı olmaktan başka ne beklenebilir ki Adanaspor’dan ve belli bir mazisi olan benzeri takımlardan. Koşullar sizi buna siz istemeseniz de iter. Neyse ki süreçte kimse mahcup olmadı, hedeflere zor da olsa ulaşıldı.)

Hani, hepsi yalan bu gerçek, denir ya. İşte bu noktaya geldik. 1.lig Kasımpaşa deplasmanıyla bu akşam 8’de başlıyor. Bakalım önceki yıllardaki güzel başlangıçlardan birini daha yapabilecek miyiz?

(Bize sorarsanız maçın mutlak favorisiyiz. Sevgili İsmail Eğriparmak gibi nesnel yorumlar yapamıyoruz maç arifesinde. Beklentilerimiz tahminlerimizi kuşatıyor. Olabileceklerden çok olmasını istediklerimizi söylüyoruz. (Gerçi bu hal dünyanın hemen hemen tüm taraftarları için geçerlidir ya.) Ama şimdiye kadar ileri sürdüklerimizin de çoğu gerçekleşti, o da ayrı bir gerçek: )) Demek inanınca oluyormuş: ))

Son paragraf itibariyle toparlayalım: Biz yine iddialıyız. Rakipler daha zorlu olabilir, önümüzde 34 maçlık uzun bir sezon olabilir, türlü sorunlarımız olabilir vs…; ama işte iş gelip Adanaspor’a dayanıyor. Bize bu inancı ve güveni veren de Adanaspor’un kendisidir, yönetimidir, futbolcularıdır, taraftarıdır. Hep olduğu gibi.

Yazar: Editor
2008-08-28 19:56:38
http://ul.gcg.gen.tr/x/7d78043.jpg

Adana'da Güneyyıldızı sahasında 8 amatör takım arasında bir turnuva düzenleniyor. Bu bize yıllar öncesinin turnuvalarını hatırlattı.

http://ul.gcg.gen.tr/x/7d0df59.jpg

Pırasa Tarlasında, Yapı Meslek sahasında, Yeşilevler'de, Milli Mensucat'ta, Mıdık'ta ve daha birçok yerde yapılan mahalle takımları turnuvaları aklımıza geldi. Ciddi bir havada geçerdi, belli bir iddia ve seyirci kitlesi vardı. Kaliteli maçlar oynanırdı. Olaylar da eksik olmazdı elbette. Ama sonuçta eğlenceliydi.

http://ul.gcg.gen.tr/x/92e3a17.jpg

Bugün iki maç vardı. Hadırlı ile Yenibey oynadı. Yenibey maçı 1-0 aldı. İkinci maçta Maliye ile Karşıyaka karşı karşıya geldi. Maliye üstün görünüyordu ilk dakikalarda, zaten maçın hemen başında ilk golünü de bulmuştu.

http://ul.gcg.gen.tr/x/8466f9a.jpg

Maçlar çekişmeli geçecek. Bu günün karşılaşmalı belli etti. Saha Güneyyıldızı. Akkapı yolunda. İzlemenizi öneririz, vaktiniz olur da zaman ayırmak isterseniz...

http://ul.gcg.gen.tr/x/8635d37.jpg
Yazar: Editor
2008-08-27 18:17:42
http://ul.gcg.gen.tr/x/49d7b1d.jpg
 
http://ul.gcg.gen.tr/x/1cf1583.jpg
Yazar: Editor
2008-08-18 20:08:17

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/e50498c.jpg

 

Sabah kondisyon salonunda çalışan Adanaspor, daha sonra topla idman yaptı. Sakatlıkları devam eden Halit ve Habip antrenmanda yer almazken, yabancı oyunculardan Kibong ise takımla birlikte antrenmanlara başladı. Teknik Direktör Hüsnü Özkara, Kayseri Erciyesspor ve Tarsus İdmanyurdu ile oynayacakları iki hazırlık maçında takımın son durumunu görme imkânı bulacaklarını söyledi. Adanaspor Teknik Direktörü Özkara: "Ligin başlamasına kısa bir süre kaldı. İki ciddi hazırlık maçı oynayacağız. Bu maçlarda sonuçtan çok ortaya konulan futbol önemlidir. Cumartesi günü de Tarsus İdmanyurdu ile mücadele edeceğiz. Ardından da maç haftasına gireceğiz." dedi.

Golcü futbolcu Emre Aktaş ise, tüm Adana'nın takıma destek olması gerektiğini belirterek, taraftarların kombine biletler konusunda duyarlı olmalarını istedi. Başkan Bayram Akgül'ün takımı tek başına finanse ettiğini belirten Emre Aktaş: "Başkanımız, Adanaspor'u yok olmaktan kurtararak takımı Bank Asya 1. Lig'e çıkarmıştır. Bundan sonra taraftarlar da kombine bilet alarak takımlarına destek vermelidir. Eğer takımın Süper Lig'e çıkması isteniyorsa tüm Adana kenetlenmelidir." diye konuştu.

Yazar: Editor
2008-08-17 13:35:58
http://ul.gcg.gen.tr/x/79f5392.jpg
 
Kaynak:"Eğlenceli Bilgi/Mıchael Coleman" 
Yazar: Editor
2008-08-15 20:46:19

Daha önce de yazmıştık, adanaspor.org da dile getirmişti, birçok taraftar da aynı istekte, hatta tanıdığımız her Adanasporlu tek şeyi söylüyor kombine konusunda: MARATON TRİBÜNE KOMBİNE İSTİYORUZ!

http://ul.gcg.gen.tr/x/1018038.jpg

Kapalı kombinelerinden bize en uygun olanını almaya çalıştığımızda bile gerçekten çok zorlanıyoruz. Bir kombine alıp Adanaspor'umuza böyle de destek olmayı çok istiyoruz. Ne yapıp edip alacağız diyoruz ama genelin beklentisi maraton kombilerine yönelik. Çünkü Adanaspor taraftarı bu anlamda sınırlı bir bütçeye sahip. Bunu da hesaba katıp bu konuda yönetimin son bir hamle yapmasını bekliyoruz, umuyoruz, diliyoruz!!!

Yazar: Editor
2008-08-12 12:31:15

Adanaspor, Kızılcahamam'daki son maçında Boluspor ile golsüz berabere kaldı. Bu sonuca göre turnuva şampiyonu Boluspor oldu.

http://ul.gcg.gen.tr/x/fcaa23b.jpg

Adanaspor kamp dönemi boyunca 7 hazırlık maçı yaptı. Bunların birincisi Azerbeycan’ın Qabala takımı ile yapıldı. Burada amaç daha çok yabancı oyuncuları görmekti. Adanaspor bu maçı kendi kalesine attığı golle 1-0 kaybetmişti. Sonraki 6 hazırlık maçının 4'ünü galibiyetle kapatan takımımız diğer 2 maçtan 0-0'lık sonuçlarla ayrıldı.

Boluspor ve Karabükspor ile yenişemeyen Adanaspor; Diyarbakırspor (3-1), Manisaspor (1-0), Giresunspor (4-2) ve Kartalspor (3-2) karşılaşmalarından galibiyetlerle ayrıldı. Bu maçlarda Adanaspor 11 gol atıp 5 gol yedi.

Golcümüz Emre'nin bu hazırlık maçlarındaki görünümü bizim için sevindiriciydi. Dileğimiz bu performansın lig maçlarına da yansımasıdır.

Lige az bir zaman kaldı. Takım, başkanın ve teknik direktörün son hamleleriyle ideal hale gelecektir. Adanaspor'u sahada görme heyecanı iyice sardı bizi, çevremizi. Umarız beklentilerimiz doğrultusunda bir Adanaspor oluşmuştur. Nedir mi beklentimiz? Elbette şampiyonluğa oynayan, seyri zevk veren, mücadeleci bir Adanaspor'dur. Ama Adanaspor'umuzun sahaya çıkmasının bile biricik beklentimiz olabileceği de unutulmamalı.

Yazar: Editor
2008-08-02 17:29:35

http://ul.gcg.gen.tr/x/b0f169f.jpg

günbatımına doğru
güneyde
tozlu köy yollarına karşı batar güneş

 akasya kokusu sarar birden
sonra sulama kanallarında
kurbağaların şarkıları başlar
kiminde ağustos böcekleri...

 önceleri at arabalarıyla evlerine
dönen tarla kadınları
mazilerinde genç kızlık

kim bilir

akşama bulgur pilavı – ayransız
zoraki bir hayat
ya da koca dayağı

uzun gecelerde hep bir şey var ki
kimi türkü söyler kendiliğinden
kimi hayıflanır yaşanmamışa ağlayarak

Yazar: Editor
2008-07-31 17:36:11

Son iki sezonda şampiyonluk yaşayarak Bank Asya Birinci Lig'e yükselen turuncu-beyazlı ekip, hazırlık maçlarında gösterdiği performansla dikkat çekerken, taraftarlar 3 sezon üst üste şampiyonluk sevinci yaşatan Adanaspor'u Süper Lig'de görmek istediklerini belirtiyorlar.

http://ul.gcg.gen.tr/x/a87af54.jpg

Geçmişte elde ettiği başarılarla Türkiye'yi UEFA ve Balkan Kupaları'nda başarıyla temsil eden Adanaspor, 2003 yılında yaşadığı çöküşün ardından taraftarlarına üst üste sevinçler yaşatmayı başardı.

Yarım asırlık bir mazisi olan turuncu-beyazlılar, ekonomik zorluklar yüzünden önce 2003–2004 sezonunda İkinci Lig A Kategorisine, ertesi sezon 2. Lig B Kategorisine düştü. Maçlara çıkamayınca Üçüncü Lig'e düşürülen kulüp tasfiye nedeniyle kapanma noktasına kadar geldi.

Futbol Federasyonu'nun 9 Haziran 2006 tarihli toplantısı sonucu yeniden Adanaspor adını alan kulübe sahip çıkan işadamı Bayram Akgül'ün desteğiyle, turuncu-beyazlı ekip yeniden yükselişe geçerek 2006–2007 sezonunda 2. Futbol Ligi B Kategorisi'ne, 2007–2008 sezonu da 2. Futbol Ligi Yükselme Grubu'nun son maçında Pendikspor'u sahasında 4–2 yenerek Bank Asya 1. Lig'e yükseldi.

Yeniden eski parlak günlerine dönmeye başlayan takımın Kartepe kampındaki performansı ise, kadrosuna dâhil ettiği yeni transferlerle gelecek için umut verdi. Kartepe Cup Futbol Turnuvası'na katılan Adanaspor, burada Vestel Manisaspor'u 1–0, Diyarbakırspor'u 3–1, Giresunspor'u ise 4–2 yenerek birinci oldu.

Futbolcular, hazırlık maçlarında başarılı oyunlarıyla göz doldururken, takımın yükselişini de kanıtlar nitelikte performans sergilediler. Kamp süresince, Kamerunlu Kibong ve Mbilla da antrenmanlar ve hazırlık maçlarındaki performanslarıyla Teknik Direktör Hüsnü Özkara'nın gözüne girmeyi başardı. Denenmek üzere kampa alan Kamerunlu Joseph ise ülkesine gönderildi.

Taraftarlar, 3 sezon üst üste şampiyonluk sevinci yaşayarak Adanaspor'u Süper Lig'de görmek istediklerini belirtiyorlar.

Hüsnü Özkara, yaptığı açıklamada hazırlık dönemini başarılı bir şekilde geçirdiklerini, güçlü takımlarla karşılaştıklarını, futbolcularının önemli bir başarı gösterdiğini vurguladı.

HEDEF TURKCELL SÜPER LİG
Özkara, futbolcuların iyi takım olma yolunda büyük başarı sağladıklarını belirterek, şunları kaydetti:
''Birinci etap kampta futbolcularımız önemli performans sergiledi. Genç bir kadroya sahip olmamıza karşın, futbolcuların hepsi olgun ve takım halinde mücadele eden bir yapıya sahip. Sezondan çok umutluyuz. Futbolcuların antrenman ve maçlardaki istekli davranışları bizi umutlandırıyor. Başkan Bayram Akgül önderliğinde Adanaspor zoru başararak 2 yılda önemli bir noktaya gelmiştir. Yeni sezonda da Turkcell Süper Lig'i hedefliyoruz. Bu hedefimizi gerçekleştirmek için elimizden geleni yapacağız. Sakatlıklar nedeniyle sezon başına kadar takıma takviye yapacağız. Özellikle savunma ağırlıklı bir transfer planlıyoruz.''

Yazar: Editor
2008-07-28 19:43:22

Bize göre, yakın dönemin en önemli şairlerinden biri olan Hakan Savlı'nın "Nişapurlu Hayyam" adlı şiirinin son bölümünü paylaşalım:

http://ul.gcg.gen.tr/x/e6bdab8.jpg

...

“otur karşıma Nişapurlu Hayyam. Sana yüzyıllar sonrasından / gün sökerken susan Şehrazat’ın ruhsatlı konuşmasını / İskenderiye mumlarının kokusunu, yorgun şahların uykusunu / yoksul bir kalbin şarkısını getirdim.

Bilgeler sürgün / budalalar hükümdarken / ayrılıktan gayrısı som altın değilken / otur, bu evrenin şarabını benimle paylaş.

Hakan Savlı

Yazar: Editor
2008-07-25 15:44:47

Adanaspor'da bu sezon forma aslanın ağzında.

http://ul.gcg.gen.tr/x/773e4a0.jpg

Takıma yeni katılan oyuncular antrenmanlarda teknik patron Hüsnü Özkara'nın gözüne girebilmek kıyasıya mücadele ediyorlar.
Her bölgede bu rekabet en üst düzeyde devam ederken oynanan hazırlık maçlarında da futbolcular ellerinden geleni yapıyor. Bir günlük dinlenmenin ardından günü çift idmanla geçiren Güney ekibinde moraller yerinde. 31 Temmuz'da yapılacak sabah idmanının ardından 2 gün izin yapacak olan futbolcular 3 Ağustos'ta Kızılcahamam Patalya otelde toplanacak.

Joseph ülkesine gönderildi Öte yandan denenmek üzere kampta bulunan 3 siyahî oyuncudan Joseph teknik direktör Hüsnü Özkara'nın raporu doğrultusunda ülkesine geri gönderildi.

Ahmet Çenet: '' Forma savaşında kazanan Adanaspor olacak!''

Adanaspor'un geçen sezon oynadığı maçlarda sahaya hırsını da yansıtan Ahmet Çenet takımdaki rekabetin beraberinde başarıyı getireceğini söyledi.Savunmada çok önemli oyuncuların bulunduğuna dikkat çeken başarılı futbolcu: '' Kamp süresince iyi çalışıp bu sezonda forma giymek istiyorum. Şu ana kadar her şey yolunda gidiyor. Ligin ilk maçında karşılaşacağımız Kasımpaşaspor'u yenerek iyi başlamak istiyoruz. Başarımızın önemli anahtarlarından biri olan aile havası bu sezonda devam ediyor.'' şeklinde konuştu.
3. Hazırlık Maçı Pazar Günü

Şu ana kadar Kartepe'de 2 hazırlık maçı oynayan Adanaspor takımı 3.hazırlık maçında Pazar günü Giresunspor ile karşı karşıya gelecek. Karşılaşma saat 16.30’da başlayacak.

Yazar: Editor
2008-07-19 18:04:30
http://ul.gcg.gen.tr/x/10942e7.jpg

İktidar olanın özgürlük ve demokrasi anlayışı hepimizinkinden farklıdır ve ileridedir(!) Bizim aklımız o tür özgürlüğe ve demokrasiye ermez. Adaletli(!) kalkınma(!) yandaşı çevreler, basın, TV'ler bunun yani oradaki özgürlüğün en güzel izahını yaparlar. Ulan biz yine anlamayız. Kafa bu basmıyor işte, anlayamıyoruz sizin sözlüğünüzdeki özgürlük maddesini.

Adam, başkan, futbol takımı, yazarcık, gazetecicik, patron, işbirlikçi vs. kollamak, kayırmak serbest, özgürlüğe ve demokrasiye uyar. Amma velakin işçinin hak arayışı yasak.

"Ne özgürlüğü kardeşim, adamlar iç huzuru bozuyor. Hem yollar aşınıyor, yasak yahu böyle şeyler, yasak. Gidin hükümet takviyeli takımlarınızı destekleyin statlarda. Orada bağırıp çağırarak rahatlayın."

İşte tam bu anda futbol bir afyondur ve fena halde uyuşturur...

Yazar: Editor
2008-07-19 15:34:07

"çıkmaz sokaklardan çıkardık aşka"

İki sezon önce bu günlerde, hatta daha da geç vakitlerde, 1 Eylül 2006 tarihinde Adanaspor yeniden dönüşü başlattı. 15 günde kurulan bir takımla Süper Lig yoluna yokluklardan çıktı. (Tam burada Hakan Savlı'nın bir dizesi gelir aklımıza: Çıkmaz sokaklardan çıkardık aşka, diye...) Bakınız 1. resim.

http://ul.gcg.gen.tr/x/81bfe05.jpg

Derken 19 Temmuz 2008 tarihli bir gazete haberi, bu maceralı ve heyecanlı yolculuğun bir başka durağı. Bakınız 2. resim.

http://ul.gcg.gen.tr/x/08bd006.jpg
 
Aslında buyada da Nazım'ın şu dizeleri denk düşer:
 
Yol Türküsü
 
Alnımızda yanar gençliğin tacı
Yorgunluğun anasını satarız
Elimizde neşemizin kırbacı
Ufukları önümüze katarız
Yazar: Editor
2008-07-13 19:09:57

Avluda çamaşır ipleri gerili, bir ağaçtan bir
ağaca. Bir adam rakısından alıyor.
Bir kadın merdivenlerden iniyor. Bahçenin ortalarından
köpek sesleri geliyor. Merdivenin altında uyuklayan
köpek kulaklarını dikiyor; ama kalkmaya niyetli
değil. Bir rüzgar sofadan avludan geçiyor. İpleri
sallıyor, ağaçlar arasında yitip gidiyor.
Elektrik yeni gelmiş. Sokak lambaları henüz yok.
Sofada sarı bir ışık, büyük odada… Mutfakta
gaz lambası, radyoda hüzünlü bir şarkı… Şarkının
hüznünü yeni yeni anladım. Belki anlar gibi oldum.

Şimdi sokak lambaları.. . Tulumbanın yerinde
bir musluk… Gaz lambaları hiç yok. Köpek sesleri
yine duyuluyor ya, uyuklayan köpek çoktan ölmüş.
Çamaşırlar dama asılıyor. Televizyonda açılış cıngılı…
Her şey darmadağınık. Art arda anımsadığım bunlar,
bir kapının eşiğinde. Ne garip bir hikaye bu; sarı ışık, mahzun şarkı…
ölmüş köpek… dut ağacı…

Yazar: Editor
2008-07-10 18:22:53
http://ul.gcg.gen.tr/x/45ecb87.jpg

Adanaspor, yeni sezon hazırlıklarını sürdürürken, yapılan yazılı açıklamada sıcak havaya rağmen ilk etap çalışmalarını sürdüren takımın, Teknik Direktör Hüsnü Özkara yönetiminde dar alanda çift kale maç yaptığı belirtildi.

Yazar: Editor
2008-07-08 11:55:13

7 Temmuz itibariyle Kaplanpenche 1. yılını doldurdu ve 2. yaşından gün almaya başladı.

http://ul.gcg.gen.tr/x/eec59c7.png

İlkelerimizi ilk yazımızda belirtmiştik ve mümkün olduğunca bu ilkelere bağlı kalarak yazdık. Arada dilimizi ısırmadığımız anlar da olmuştur; ancak bunlar da adabınca gerçekleşmiştir.

“Adanaspor’a soldan destek” diye not da düşmüştük. Politika, siyaset biz farkında olalım veya olmayalım hayatın her alanına sinmiştir. Bunun olumlu, olumsuz yanları elbette olmuştur oluyordur. Fakat hayata nerden baktığını tutarlı ve kendi felsefesine uygun bir biçimde göstermenin hiçbir sakıncası, zararı yoktur. Yeter ki amaç bu ülkeyi her şeyiyle bir adım daha ileriye götürebilmek olsun.

Uzunca bir zamandır siyaset de tekelleştirilmiştir. Kitlelere kendini ifade edebilme hakkı yalnızca belli fikirlere tanınmış, verilmiştir. Bu biçimde tek yönlü beslenen(!) ülkemizde fikri bir vitamin eksikliği baş göstermiştir. Vitamin eksikliği deyip geçmeyin; uzun vadede türlü hastalıkların, fena hallerin anasıdır bu zafiyet.

Bu manada, sporun özellikle futbolun içinde de deli gibi siyaset varken “biz de buradayız” deme ihtiyacı duyduk. Her fikirden olduğu gibi solcu Adanasporlular, Adanasporlu solcular da vardır. İnsanı ile iç içedir. Tribünlerdedir, emek verir, çalışır dedik.

Bu bir yıl içinde bizi beğenen veya beğenmeyenler olmuştur. Önce mesafeli yaklaşıp sonra Adanaspor camiasının bir parçası olarak kabul edenler de olmuştur, ne gerek var diyenler de. İyi oldu şu sanal âlemde farklı bir yaklaşım, bir renk getirdi diyenler de(Bir kere, bir tribün hareketi hiç değildir Kaplanpenche, olmayacak da. Zaten takımına “durması-olması gerektiği yerden” güzel ve olumlu bir destek veren, Adanaspor’un önüne geçmeyen, geçmeye çalışmayan bir grup var: Turbeyler…)

Her düşünce “kendini ifade edebilme becerisini” gösterebildiği sürece değerlidir. Bu, usulen söylenmiş bir laf değildir bizim için. İnanıyoruz buna; çünkü farklı yaklaşımlar bizim zenginliğimizdir, hem bireysel hem de toplumsal anlamda. Yoksa o, fikri vitamin eksikliği eleştirisinin hiçbir anlamı kalmaz.

(Bu süre içinde Kaplanpenche’nin şeklini hiç değiştirmedik. Yalnızca zamanla kategorilere ayrı ayrı renkle verdik. Bu, sayfayı bir monotonluktan kurtarır, diye düşündük. Bizce iyi de oldu. Bunun dışında sayfamızda hiçbir değişiklik yapmayı düşünmüyoruz. Bu görünüşün de bizle özdeş bir tarz olmasıdır amacımız.)

Bildiğiniz gibi sadece Adanaspor veya futbolu yazmadık. Şiirlere, hikâyeciklere, güncel olaylara da yer verdik. Bu içerikte yazmaya da devam edeceğiz. Ayrıca, sayfayı güncelleme konusunda izleyenlerimizi pek beklettiğimizi düşünmüyoruz. Hemen hemen her gün yazdık. Bazen günde birkaç yazı ekledik. Arada yazmadığımız zamanlar olmuştu ancak bu bizden değil koşullardan kaynaklanan bir sorundu. Yoksa yazacak bir konumuz hep vardı: ))

Foto-Yorum bölümüyle uzaktaki Adanasporlulara maçların atmosferini bir parça da olsa yaşatmayı amaçladık. Dileriz tatmin edici olmuştur. Futbolla ilgili her yazımızı Adanaspor sevgisiyle yazdık. Kimseyle bir ahbap çavuş ilişkimiz yoktur, olmaz da. Bu anlamda ilhamımızı, gücümüzü, cesaretimizi, yazma şevkimizi, inadımızı Adanasporluluğumuzdan aldık. Adanaspor’un menfaatleri için yazdık ve yazmaya devam edeceğiz.

Bu ülkede tanık olduğumuz bizce yanlış, eksik ve ucube olan her şeyi eleştirdik; eleştirmeye devam edeceğiz. Güzellikleri alkışladık, hak edene değerini verdik. Devam edeceğiz…

(Kaplanpenche’ye yaklaşık 15 ülkeden binlerce giriş oldu bu 1 yıl içinde. Bu ilgi artarak devam etti. Dolayısıyla bu durum bize hep yazma, daha nitelikli yazma, mümkün olduğunca nesnel yazma sorumluluğunu yükledi. Kaplanpenche tamamen “yaptığı işten haz alma” anlayışıyla devinmektedir. Hiçbir maddi karşılığı filan yoktur bu işin. Reklâm aramayı, almayı asla ve kat’a düşünmüyoruz.)

Tribündeki, sokaktaki, evindeki, işindeki her insanın kendince doğru, haklı bulduğu bir dünya görüşü vardır. (Bu fikirlerin niteliği kendine göredir -aslında her insan kendi başına bir siyasi parti iken- niceliği en yakın partiye verilen oylarla resmileştirilmektedir.) Ama hayatın içinde bu ayrı fikirleri birleştiren o kadar çok ortak nokta vardır ki (işte Adanasporluluktur, mahalle okul arkadaşlığıdır, ekonomik yakınlıktır, meslektaşlıktır, aynı sınıfın insanı olmaktır…) bu durum ister istemez bizi bir anlamda “kaderleri, kederleri ve sevinçleri ortak olan insanlar” konumuna getirir. Ve son tahlilde tüm bunlar aynı renkler altında çatışmayı değil birlikte hareket etmeyi zorunlu kılar.

Bu 1 yıl içinde emeği, desteği, sevgisi, eleştirisi olan herkese teşekkürler. Hep görüşmek dileğiyle… Kaplanpenche

Yazar: Editor
2008-07-03 20:47:18
http://ul.gcg.gen.tr/x/083d926.jpg

Kulüpten son açıklama şöyle:
"Görüşülen Nijeryalı 2 oyuncu önümüzdeki günlerde kampa katılacaktır. Ayrıca Altan ile görüşmeler devam etmektedir, önümüzdeki hafta içerisinde bu transfer de netliğe kavuşacaktır."

Evet, açıklamanın içeriği budur. Başka açıklamalar da vardı, fakat onların hemen hemen hepsini dün yazmıştık. Bakınız biraz alttaki yazı... (Bu kez siyahi futbolcuların kalitesini tutturacağımıza inancımız tamdır: ))

Yazar: Editor
2008-07-01 18:35:50
http://ul.gcg.gen.tr/x/e71bef2.jpg

ADAM/sanat'ın Ağustos 1993 tarihli kapağından alınmıştır...

Yazar: Editor
2008-06-29 09:33:36
Bank Asya 1. Lig’de 2008–2009 sezonunun planlaması belli oldu.

Futbol Federasyonu’ndan yapılan açıklamaya göre, Bank Asya 1. Lig, 31 Ağustos Pazar günü yapılacak ilk hafta maçlarıyla başlayacak. 21 Aralık Pazar günü yapılacak 17. hafta maçlarıyla devre arası tatiline girecek lig, 4 Ocak 2009’da 18. hafta maçlarıyla devam edip, 3 Mayıs 2009’da tamamlanacak.
http://ul.gcg.gen.tr/x/9987439.jpg

 

Yazar: Editor
2008-06-26 20:34:29

Futbol sadece Avrupa'da ve büyükler arasında oynanmıyor elbet. İşte Adana'nın bir mahallesinin herhangi bir sahasında da oynanıyor futbol, hem de en klas bir biçimde.

http://ul.gcg.gen.tr/x/5e5bd82.jpg

 

Yazar: Editor
2008-06-23 20:25:45

Yeni sezonda Bank Asya 1. Liginde mücadele edecek olan Adanaspor'da transfer harekâtı tüm hızıyla sürüyor. Dış transferde bugüne kadar Gebzespor'dan Engin, Giresunspor'dan Cem'i transfer eden Turuncu-Beyazlı ekip Samsunspor'dan Mehmet Hakkı Hocaoğlu ile prensipte anlaştı. Geçen sezon mevcut kadroda yer alan Ahmet Yıldırım, İlker, Hakan Gedik ve Yılmaz Özlem ile yollarını ayıran Adanaspor iç transferde sözleşmesi devam eden futbolcular ile tek tek masaya oturarak fiyat konusunda anlaşma zemini arıyor. Cem, Fevzi ve Ahmet Çenet ile henüz anlaşamayan Turuncu-Beyazlı ekibin bu futbolcular ile tekrar masaya oturacağı öğrenildi. Adanaspor Kulüp Başkanı Bayram Akgül, yeni sezonda şampiyonluğa oynayacak bir kadro oluşturmak için kolları sıvadıklarını söyledi. İç transferde hiçbir futbolcunun önemli boyutta sorun çıkarmayacağını belirten Akgül, " Hemen hemen iç transferde bütün futbolcular ile görüştük. Her futbolcumuz anlaşma taraftarı. Dış transfer çalışmalarımızı da büyük bir titizlik içerisinde sürdürüyoruz. Geçen sezon kiralık olarak forma giyen kaleci Tolgahan'ı tekrar kadroya dâhil etmek istiyoruz. Ancak kulübü Gaziantepspor bu kaleciyi verme taraftarı değil. Teknik direktörümüz Hüsnü Özkara'nın verdiği rapor doğrultusunda transferlerimizi sürdüreceğiz. Adanaspor taraftarları izlerken zevk alacakları bir takım oluşturacağız" dedi.

Öte yandan Adanaspor Teknik direktörü Hüsnü Özkara, Adana'da ilk basın toplantısını yarın saat 11.00'de Çukurova Gazeteciler Cemiyeti'nde yapacak.

Kaynak: bankasyabirincilig.com

Yazar: Editor
2008-06-21 11:57:00

zamana zeyl

http://ul.gcg.gen.tr/x/266dc8d.jpg

kopmuş bir uçurtma, rüzgarda

çocuklar, çığlıklar, ağaçlar, elektrik telleri ...

birden kaybolan görüntüler

siliniveren yüzler

savruluveren sesler

bir aşk, benim için ölür müsün, diyor

ne için ölünür öyle ölünürse

aramak, beklemek, kanamak ...

sırasını kaybettim günlerin

gün on iki saat bazen sekiz

bilmiyorum işte

salı, bileklerini kesiyor banyoda

perşembe, kaba bir fahişeye dönüşüyor

anlayamıyorum ne olduğunu

hangi gün dişidir hangi gün tanrı enlil

cumartesiye sevdalanıyor hepsi

biri belalı, biri berduş, biri serkeş

sanıyordum ki hepiniz atlasın kızlarısınız

karanlıkta yiten sevgili

unuttuğum adınız

boynuna dolanmış ipleri, kaçamıyor

çok kolay ölüyor zaman

ömür bunu hak etmiyor

ve neden, bu kadar yalnızım, diyor ...

ve neden ... ben ...
http://ul.gcg.gen.tr/x/e557bfa.jpg
Yazar: Editor
2008-06-18 13:40:55
Haftaya Dair
http://ul.gcg.gen.tr/x/8905690.jpg
 
 "http://ul.gcg.gen.tr/x/d838a87.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

çarşamba

IV. şiir

tam ortasındayım sanıyorum yolculuğun

bir seninle yürüyorum

bir sensiz

bir varsın, masal kızı gibi

bir yoksun

bir döngüsün, kara

bir gecesin, bir yıldız, bir nergis...

ama ansızın sensin

bugün bir öykücüğüm ben, seni beni anlatan

bir gelgit işte, sana bana dair

bugün bir beklentiyim kendi kendine

bir karartıyım

ertelemeyim, kötü hayat koşullarından

vakitsizliğim, meseleyim, muammayım ...

seni gördüğüm ilk gün’üm

ben bugün kördüğümüm

kargıyım, kargışım, alkışım ...

soruyum bugün ben sana bana

azım, azıcığım, gideceğim, biteceğim, öleceğim... bugün...

zeyl

“açılış cıngılı... radyo tiyatrosu dinlerim

bir roman bir hikaye...

çatı katında kaybolan fotoğraf olurum

Son Tren olurum alıp götüren her şeyi

derin bir ayrılık acısı olurum...

Süslü Karakol Durağı’nda olurum

her gece seni beklerim, her camda seni görürüm

yanlış vakitlerde yanlış bir yolcu-

bir aldanma olurum ben aşk oyununda...

evlerde kaybolurum...

Mapa Melikesi olursun sen, Nilgün

İstanbul’da tutulurum sana, Mısır’da arar Uzakdoğu’da

tenha adacıklarda bulurum seni, bir ‘gün’ gibi bulurum

Jivago gibi, yanı başında belki, senden habersiz ölürüm

yürür gidersin benden habersiz... ölürüm ...”

ve çarşambadır bir dörtlemede

ölüme gönderdiğim pusula.

"http://ul.gcg.gen.tr/x/d838a87.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.
Yazar: Editor
2008-06-16 00:49:44

Haftaya Dair

http://ul.gcg.gen.tr/x/c84ee9e.jpg

 "http://ul.gcg.gen.tr/x/bd5da0d.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.
pazartesi

 

II. şiir

gelmediğin gündür bana veya gelmeleri ertelediğin ...

tersine bir tatilde sıkıntıdır

kısa yolculuklar, kağıt oyunları, uykuyla avunma

derinleşen yalnızlıktır işte ...

zeyl

“uyandım, yoktum yorgundum

sokağa baktım, belki görünüverirsin diye

dinlemedim haberleri
umurumda değildi dünya

müzik dinlemedim, kitap okumadım

bir zil sesi düşledim, bir zil sesi düşlemedim

ağlamadım yalnızlığa, kendime acımadım

hiçbir şey içmedim güpegündüz

hiçbir şey düşünmedim, seni hiç düşünmedim ...”

pazartesiydi

en dışlanmış günü kamunun

benim…gecenin ...

"http://ul.gcg.gen.tr/x/bd5da0d.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

 

Yazar: Editor
2008-06-14 13:16:54

haftaya dair

http://ul.gcg.gen.tr/x/f24e4de.jpg
 
http://ul.gcg.gen.tr/x/bd5da0d.jpg

cumartesi
VII. şiir
“ rüyamda gördüm seni,
ondan mı ki erken uyandım
balkonda bir sigara içtim
içime çekmeden, üşüdüm

bir sahafa uğradım, bir haber aldım
sana bir haber yolladım
bekledim seni
yan yana kimsesizlikle
bir anahtar aldım

bir gülücük bıraktım ah , birçok dilemma
ağyar mıyım, ağyar mıyız ... biz
mağrurluğu düşündüm iğrendiğim bir aşkta

garlara yürüdüm yan yana, bir başıma

yorgun banklar, çöp kutuları (tahtadan)

palmiyeler, kullanılmayan raylar, ölü vagonlar

gölgeler, bir adam, falcı kadın aklımdaki yüz, kalbimdeki yara ,
taş bina, tren sesi ...


zeyl
“bir fotoğraf çekecektim gölgeler, ışıklar, renkler uyuşabilseydi

uzakları (ben kendim)bir edecektim ...

kalbimde bıraktığım fotoğraflar gibi

kısa metrajlı bir film

iki oyuncu / iki seyirci

sonunda mutlulukla değil beklentisiyle avunulan

bir anahtar, uzun bir yol -

bir hırka, bir gömlek, tozlu bir kazak

aklımda hala

gözümden öptü ,alnından öptüm

aşk mı bu yoksa ah mı ...

sonra Haşim, sonra akşam , sonra şarap

sonra sen, sonra ben, sonra sonsuzluk -

sonsuzluğa vurulmuş sen

yanlış bir zamanda

ah, sen ... “

zeyl’in zeyl’i
(ne güzel bir gün bu

birkaç şiir , biraz öykü; Havuçlu Pilav Meselesi

biraz müzik , belki sessizlik, biraz keder ...

n’olur bitmesin gün bugün ...)

aslında cumartesidir bende keder

(ki kalır) gün biter ...

http://ul.gcg.gen.tr/x/bd5da0d.jpg
Yazar: Editor
2008-06-06 16:43:24

Siyasetin futbola son hızla çift dalmasının Hasan Doğan'ın federasyon başkanı olmasıyla noktalanacağını düşünmek ancak safdillik olurdu. Zaten kulüp yöneticilerinin de böyle bir haksız rekabete engel olmak gibi bir erdemliliği yok, mümkün olduğunca bundan yararlanma var. Her iki taraf da, yani hem yönetici hem de siyasetçi aynı şeyi düşünüyordur: KULLANDIM! Bu enstantanede olan milletin parasına oluyordur. Öyle ya kimse cebinden harcamıyor o paracıkları.

http://ul.gcg.gen.tr/x/b11f890.jpg

Milletin, devletin maliye bakanı, bilimum bakanları bakın nelerle uğraşıyor...Biz de oturmuş buradan masum futbol hayalleri kuruyoruz. Ülkenin futbol ortamında hal ve gidiş böyleyken durun bakalım daha nelere şahit olacağız...

Yazar: Editor
2008-06-02 19:55:12
http://ul.gcg.gen.tr/x/830709d.jpg

Büyük Türk Şairi Nazım Hikmet'in ölümünün 45.yılı... Nazım Hikmet hakkında herkes bir şeyler düşünür ve söyler. Bunlar da genelde siyasal görüşlere göre şekillenmiş ve de kalıplaşmış yaklaşımlardır. Biz onun büyük şair olduğunu söyleriz, başkası onu öncelikle siyaseten reddeder ve beğenmez. Bizim de Nazım Hikmet'i öncelikle fikirleriyle benimsediğimizi söyleyebilirler...Doğruluk payı yok değildir bu düşüncelerin. Lakin biz sanatçıyı evvela sanatıyla severiz;Necip Fazıl'ı, Sezai Karakoç'u şairlikleriyle nasıl yüceltiyorsak Nazım'a da öyle yaklaşıyoruz.

Nazım Hikmet'ten bir şiir ile bağlayıp analım o büyük şairi:

MEMLEKETİMİ SEVİYORUM

Memleketimi seviyorum :
Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.
Memleketim :
Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,
kurşun kubbeler ve fabrika bacaları
benim o kendi kendinden bile gizleyerek
sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.
Memleketim.
Memleketim ne kadar geniş :
dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana.
Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum.
Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum
ve güneye
pamuk işleyenlere gitmek için
Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye
utanıyorum.

Memleketim :
develer, tren, Ford arabaları ve hasta eşekler,
kavak
söğüt
ve kırmızı toprak.
Memleketim.
Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven
alabalık
ve onun yarım kiloluğu
pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla
Bolu'nun Abant gölünde yüzer.
Memleketim :
Ankara ovasında keçiler :
kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması.
Yağlı, ağır fındığı Giresun'un.
Al yanaklı mis gibi kokan Amasya elması,
zeytin
incir
kavun
ve renk renk
salkım salkım üzümler
ve sonra karasaban
ve sonra kara sığır
ve sonra : ileri, güzel, iyi
her şeyi
hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır
çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım
yarı aç, yarı tok
yarı esir...

Yazar: Editor
2008-04-28 20:41:10
http://ul.gcg.gen.tr/x/e8cc6d7.jpg

Adanaspor'un eski futbolcularından ve alt yapı hocası olan Eyüp Arın Hüseyin Kalpar ile göreve gelmişti. Sevinmiştik. Çünkü Adanaspor'un istikbali açısından doğru bir hamleydi. Biz günü kurtarma derdinde değiliz, olamayız. Şimdi Hüseyin Hoca'dan boşalan yere geldi Eyüp Hoca. Bu da doğru bir hamle bizce. Hüseyin Kalpar Adanaspor'da belki umduğumuzdan az kaldı. Beklenti çok büyüktü. Planlar şampiyonluk sonrasına dairdi. Ama galiba Hüseyin Hoca, takımı yeterince tanıyamadı ve özellikle son iki haftada, yine bizce, yanlış hamleler sonucu hep beraber şampiyonluk potasından uzaklaştık. Mersin dönüşü zafer sarhoşuyken şimdi efkardan sarhoşuz :))

Önemli değil, her dert aşılır. Lakin futbol böyle bir şey işte, ille de olumlu sonuç bekler. Tam bir arena. Gidenin ardından atıp tutmayız. Yukarıdaki masun ve iyi niyetli bir eleştiri, o kadar. Kendini kanıtlamış bir isimdir Hüseyin Kalpar, yolu açık olacaktır. Gönül, daha mutlu ayrılmayı isterdi, şampiyonlukla filan.

Eyüp Hoca daha önce de aynı şekilde gelmişti takımın başına. Hatırlarsınız, Lig A'dan düştüğümüz yıl. Ahmet Ziya'nın yerine. Feyzullah'la birlikte çok iyi bir dönem geçirmişti. Adeta bitmiş bir takımı son haftalarda diriltmişti. Fakat kurtulmaya zaman kalmamıştı. Sonra da kapanış...

Şimdi durum farklı ve Eyüp Hoca da farklıdır. Zaman acılarıyla onu da iyice pişirmiştir. Adanaspor'un değerini en iyi bilenlerden. Netice itibariyle, sonuna kadar yanındayız Eyüp Hoca...

(fotoğraftakiler-soldan sağa-:Feyzullah, Candan Dumanlı, Eyüp Arın, İsmail ve Razık) 

Yazar: Editor
2008-04-23 13:18:20
http://ul.gcg.gen.tr/x/ac92307.jpg

Biz Aytaç Durak'ın bu gösterisinden usandık artık. Adana'nın bir kesiminin belediye başkanı olan Durak'ın bölgenin lider ve sulhçu başkanı pozlarından bize gına geldi.

Adanaspor'un başkanı Bayram Akgül'ü seviyoruz, Adanasporumuzu diriltti ve bize güzel günler yaşattı yaşatıyor. Ölen futbol sevgimize can verdi. Teşekkür ediyoruz. Ama artık Aytaç Durak'ın bu manevralarına kanmasa diyoruz. Bir kulübü ayakta tutmak, dahası şampiyonluğa oynatmak kolay değildir, anlıyoruz. Gelecek her türlü yardım bir avantajdır. Fakat Adana'nın sadece bir kesiminin belediye başkanı olan Durak'a hiçbir Adanasporlunun hiçbir minnet borcu olmaz, olamaz. DS'ye tonlarca yardımda bulunuyorsa Adanaspor'a da o kadar yardım etmek zorundadır. Evet, bu bir mecburiyettir. Fakat her şey ortadadır...Usta taktisyen bir parmak bal çalmalarla, yerel seçimler sürecinde, Adanaspor'un şampiyonluk fotoğrafına girmeye çalışıyor. İstemiyoruz...Yaptıkları komik yardımları (!) Adanaspor üzerinden gündeme gelmenin küçük bir bedeli olarak görüyoruz.

Bizim kimseyle kavga filan ettiğimiz de yok, bu yüzden bu birleştirme safsatasıyla da bir alakamız olamaz. Durak, Tarsus ve Şeker maçlarının kuzey kale arkası fotoğraflarına baksın. Ondan sonra bir birleştirmeden bahsetsin Tarsus'u ve Şeker'i de yanına alıp. Ama bize artık bulaşmasın... Adanaspor yoluna devam ediyor. Şampiyon olur veya olmaz(ki olacak)fakat  yoluna haysiyetye devam ediyor. Biz bunu seviyoruz. Düşmanlığımız yok; kurmaca ve türlü hesaplara dayalı dostluk hikayesine de karnımız tok!

Şu fotodaki ellere bakarsanız Durak'ın hangi eli nasıl kavradığını da gayet net görebilirsiniz. Gerçek duyguların tutuşlara yansıyan fotoğrafı... 

 

Yazar: Editor
2008-04-19 20:32:21
http://ul.gcg.gen.tr/x/9d818a0.jpg

Şu son 5 beş haftada herkesin üst düzeyde göstereceği performansına ihtiyacımız var, taraftarından malzemecisine kadar. Lider girdiğimiz şu haftalar tarihi birer nimettir ve de bilettir; geleceğe kesilmiş bilet...İşte tam bu anda bizim en çok Oğuzhan'a ihtiyacımız var. Onun kalede tam bir kaplan kesilmesinin tam zamanıdır. Av olmayıp hiçbir avı da kaçırmayan bir çevik kaplan...Oğuzhan bizce bu aralar kelimenin tam anlamıyla böyle olmalı...Ama golcülerimiz de hiçbir fırsatı kaçarmayan başka kaplanlar, rakip kale önündeki avcılar olmalı...Bunlar olmalı ki ilerisinde hayıf olmamalı, vah'lar olmamalı...gayri şenlik olmalı...

Yazar: Editor
2008-03-09 09:04:47
http://ul.gcg.gen.tr/x/e4bc907.jpg

...biz gol diye bağırırken o golü atan futbolcu böyle filelere yapışsa. Sonra biz de tellere yapışsak...sevinsek. Kaç oldu...eve bu kez şen dönsek, fotoları daha bir keyifle atsak galeriye...

http://ul.gcg.gen.tr/x/5dd1404.jpg
Yazar: Editor
2008-02-27 21:49:46
http://ul.gcg.gen.tr/x/e8b3f97.jpg
Yazar: Editor
2008-02-25 20:28:05

futbol

Sokak aralarında, nadasa bırakılmış tarlalarda, sokağa çıkma yasağı olduğunda caddelerde, iki ev arasında, okul bahçesinde, turnuvalarda, işte halı sahalarda… Gazozuna, parasına, sahte bir kupasına, keyfine ve illa ki keyfine oynadığımız futbolSeyirci olarak tribünlerde; mazide kalmış çocuk ruhumuzun can bulduğu, yeniden sokaklara, çılgınlıklara, eve üst baş kirli, korka korka dönmelere dair bir hatırayı canlandırmaktadır bizim için. Bizim için, eski zamanların dumanları arasında kalmış masum bir hikâyenin; uçurtmalar, bilyeler, topaçlar gibi değerli bir parçasıdır futbol. Yani çocuk yanımızın hiçbir yere gitmediğinin, yanı başımızda olduğunun en güzel tanığıdır da futbol.

Adam soruyor: Mutluluğun ne olduğunu bir çocuğa nasıl izah edersin?

Öteki: Bunu kelimelerle açıklayamam, der. Oynaması için ona bir futbol topu veririm, diye tamamlar.

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/c5c3478.jpg

 

 

Yazar: Editor
2007-11-13 19:30:04
http://ul.gcg.gen.tr/x/eca4a6c.jpg
Bir taraftar ne zaman vardır, ne için vardır?
Sadece o taraftarın beklentileri mi vardır?Futbolcunun,teknik direktörün,yöneticinin birtakım sorumlulukları vardır kulübe karşı,
peki taraftarın yok mudur?
Taraftarın sorumluluğu maça gelip keyfine mi bakmaktır,
yani hoşuna gitmeyene sinkaf etmek midir?Veya yalnızca takımın başarısının yanında mı olmaktır?Taraftar bir seyirci midir?Tercihen böyle bir şey de olabilir, kişi orada bir nicelik olarak bulunmayı da isteyebilir.Gol olur sevinir,yenilgiye üzülür ve hayatına devam eder.Eyvallah,ama takımına sitem etmez,sövmez,lanet okumaz.Elbette elzemdir bu seyirci yanı ağır basan taraftar.Ki o en küçük kıvılcımla takımın yanındadır tezahuratıyla.Adıyaman maçında maraton bunu göstermiştir.Tezahurat yükü Turbeylerin üzerinde.Hakkıyla yapıyorlar bu işi.Ama oraya da destek lazım;kapalıdan,maratondan,Turbeyin yan tarafından.Öncelik,maça daha çok seyirci gelmeli.Gelenler varsın seyirci/taraftar olsun(fakat sövmeyeninden).Sonrası?Sonrasında tribünlerin lokomotifi olan Turbeylere biraz omuz versin.
Çok mu istenen!!!
Not:Bu satırlar genel bir durumun tahliline dairdir.Adanaspor taraftar profilinin bir analizi değildir sadece.Ve eleştiri, kafasına göre takılıp takıma-futbolcuya veryansın eden her tribünde görülebilecek olanlara yöneliktir.
Yazar: Editor
2007-11-02 19:06:00

FUTBOLUN REDDEDİLEN HALLERİ

İlk On Bir

  • Futbol = Para zihniyetinin iktidarını reddediyoruz. ( Ama ne yazık ki elimizden reddetmekten başka bir şey gelmediğini de biliyoruz.)
  • Üç dört büyükler egemenliğini de esefle kınıyor ve reddediyoruz. ( Bknz. Yukarıdaki parantez içi.)
  • Süper Lig’in İstanbul ve Ankara kulüpleri tarafından işgal ve iğfal edilmiş olmasını hiddetle reddediyoruz.
  • Haddizatında örtülü örtüsüz tüm ‘belediye futbol kulüplerini’ reddediyoruz.
  • Siyasi manevralarla kayırılan, kollanan kulüplerin bu ayartmacaya kurban gidip de sus pus kalmalarını ve bu hazın hallerini sineye çekmelerini reddediyoruz.
  • Seçim transferlerinin kadro dışı kalmamalarını reddediyoruz.
  • Emeksiz galibiyetleri reddediyoruz.
  • Lehimize de olsa, haksız kararları ve türlü hakem şaşkınlıklarını reddediyoruz. (Hakem hakkında yorum yapmak istemiyoruz, edebiyatıyla kaderine razı bir ezikliği de reddediyoruz. Ama futbolcuyu, antrenörü, hakemi vs’yi eleştirip de kaymağından bir parmak aldığı zalim kapitalciliğin futbol âlemi için usulden de olsa iki laf edemeyen spor yorumculuğunu da reddediyoruz.-bizimki de laf, hem kaymaktan filan bahsediyoruz hem de neler bekliyoruz.)
  • Takımı kaybedince kendini kaybeden taraftarlığı reddediyoruz.
  • Futbolcunun ‘oyuncu’ olanını reddediyoruz.
  • Ve futbolda dönen onca paranın nereden geldiğini – nereye gittiğini hala idrak edememiş olmayı reddediyoruz.
Yazar: Editor
2007-10-21 17:47:55
Foto-Yorum Yenilendi
Bu seride Adanaspor taraftarının portresi yer almaktadır. Elbette bu küçük çapta bir çalışmadır. Katkılarla zenginleşecektir. Ve aslında bu hepimizin ortak hikayesidir.
http://ul.gcg.gen.tr/x/560889f.jpg
  ...ki, halkın takımıdır Adanaspor...
Yazar: Editor
2007-10-16 00:48:24
http://ul.gcg.gen.tr/x/14c2a20.jpgBU SEVİNCİ YAŞAT BİZE ADANASPOR'UM
Yine hafta içinde oynanan bir maç. Dış saha  açısından düşünecek olursak durumdan memnun bile olmamız gerekir, rakip takım evinde yeterince taraftar bulamayacak ve bu anlamda istediği baskıyı da kuramayacak. Fakat biz de kişisel koşullarımızı zorlayarak da olsa, gidip de izleyebilmekten  yine mahrum  kaldığımız bir maç diye bakıyoruz  şu vaziyete. Gönül hep Adanaspor'un yanında  olmaktan yana.  Neyse,  biz Adanasporlular nelere katlandık, bu dert nedir ki... Mutlaka puan çıkarmamız gereken bir maç. Tek puan da yeter; ama  neden  3 puan olmasın.  İnanın hiçbir  itirazımız olmaz.Seviniriz,  mutlu oluruz. Haydi Adanaspor! Radyo başında da olsa şu sevinci yaşat bize.
Yazar: Editor
2007-09-30 21:25:26

VE HÜZÜN

Oysa ne neşeliydik İskenderun yolunda. O heyecanla daha da kısaldı yol. Bir buçuk saat önce stat önündeydik. Aynı keyifle de dönmeyi umuyorduk Adana’ya, her Adanasporlu gibi… Ama olmadı, olamazdı; çünkü bu sezon izlediğimiz en kötü Adanaspor vardı sahada. Doğru dürüst bir atağımız olmadı dersek abartmış olmayız. Bir iki cılız girişim, o kadar. Bu maçta rakip bizden daha iyiydi ve bu da zaten sonuca yansıdı:2–0. Sanırım acil önlem zamanı. Kemal Hoca takımı toparlayacaktır. Üst üste alınan kötü iki sonuç umarız erken uyarı devrelerini harekete geçirmiştir. Elbette toparlayacaktır Adanaspor; ki takımımıza yakışan da bir an önce bu krizi atlatmaktır. Haydi Adanaspor; sevenlerini, sana inananlarını mahcup etme…

http://ul.gcg.gen.tr/x/c9d150f.jpg
Yazar: Editor
2007-09-11 17:29:26
http://ul.gcg.gen.tr/x/ed6159c.bmp Ömrümüzün En Güzel Hikayesi

Adanaspor’u hiçbir çıkar gözetmeksizin sevdiniz. Yani teklifsizdir bu tutku, riyasızdır, hesapsızdır. Bir aşka bağlanır gibi saf, duru, tertemizdir. Kutsaldır, anne baba sevgisi gibidir. Biliyoruz, Adanaspor’u siz böyle sevdiniz.

Süper Lig (o zamanki 1. Lig) şampiyonluğunu kovalayıp lig ikincisi olurken, UEFA kupalarına giderken, gol kralları çıkarırken siz oradaydınız. Beraber sevindiniz, beraber şarkılar, marşlar söylediniz.

Biliyoruz, Adanaspor’u siz böyle sevdiniz.

Kaybedilmiş maçları tribünde siz çevirdiniz, siz ateşlediniz Adanaspor’umuzu. O efsanevi Eskişehir, Konya maçlarının tribünlerini siz kurdunuz, o coşkunun en büyük mimarısınız. Üzüldünüz, ağladınız, yollara düştünüz. Ailenizi bile ihmal edip adeta Adanaspor için yaşadınız.

Biliyoruz, Adanaspor’u siz böyle sevdiniz.

En kötü günlerde bile takımınızın yanındaydınız. Herkes çekip gittiğinde siz yine oradaydınız. Vazgeçip umutsuzluğa düşenler, inancını kaybedenler oldu; ama siz kaçmadınız. Yolları sel, çığ, kar kapar bilirdik; ama Adanaspor aşkına o yolları siz kestiniz. Adanaspor ölmesin diye siperlerde göğüs göğse siz çarpıştınız.

Sizin içindi o centilmenlik ödülü. Bunun yanına siz vefakârlık ödülünü de kalbimizle aldınız. Liglere dönüp şampiyonluklar kovalayan Adanaspor’umuz aynı zamanda sizin eserinizdir.http://ul.gcg.gen.tr/x/6ccb2d9.jpg

Biliyoruz, Adanaspor’u siz böyle sevdiniz.

Futbol tarihinde bir taraftarın yaşayabileceği en büyük acıları yaşadınız, böyle bir tecrübeyi aştınız da geldiniz. Bu “dünyanın en güzel takımını” aynı zamanda siz yeniden var ettiniz; direnciniz ve emeğinizle, inadınız ve inancınızla, vefanız ve sevdanızla, aşkınız ve kavganızla…

Biliyoruz, Adanaspor’u siz böyle sevdiniz.

Şimdi tribünleri de yeniden yaratmanın zamanıdır.

Şimdi taraftar da kendi küllerinden yeniden doğmalı.

Yeniden tek yürek, tek nefes olmalı.

Biliyoruz Adanaspor’dan başka hesabınız hiç olmadı.http://ul.gcg.gen.tr/x/84533f6.bmp

Ve biliyoruz ki Adanaspor’u siz böyle sevdiniz.    

Yıllardır o tribünlerde,

Acı tatlı günlerde,

Ömrümüzün en güzel hikâyesini yaşadık.

Hadi, şimdi hep beraber olalım,

Ömrümüzün en güzel hikâyesini yazalım.

Yazar: Editor
2007-08-23 15:39:37

Çin Mitolojisinde Kaplan

Dağların Kralı

Kaplan, vahşi hayvanların kralıdır. Eski zamanlarda kaplana kurban adanmasının nedeni tarlaları mahveden yabani domuzları yemesiydi. Kaplan, bir eril yırtıcıdır ve de ayrıca beyaz kaplan sonbahar ve Batı’yı simgelerdi.

Kaplan aynı zamanda cesaret simgesidir ve kötü ruhları kovabilir. Bundan dolayı mezarlarda taştan kaplan heykelleri vardır. Kaplandan o denli korkulurdu ki adı bile ağza alınmaz, onun yerine DAĞLARIN KRALI denirdi.

Ve de KAPLAN en güzel ve en derin anlamını Adanaspor'la bulmuştur! Fazla söze gerek yok:

YIRTAR BENCE KAPLANPENCHE

Yazar: Editor
2007-08-20 20:20:40

kaplanpenche manifesto

Kaplanpenche adından da anlaşılacağı üzere Adanaspor’a soldan destektir.
Adanaspor
aşkıyla hareket edeceğimizi cümle âleme ilan ederiz.Hem ülkenin hem de Adanaspor’umuzun sol kanada her zamankinden fazla ihtiyacı olduğunun bilinci ve genel prensipleriyle hareket ederiz. Bunu yaparken kimseye saldırmayız, hakaret etmeyiz, küfretmeyiz; insanların ve kurumların kişisel haklarını, haysiyetlerini yok saymayız. Amma velâkin ırkçılığı, gericiliği, insanın bir başka insanı sömürmesini, emeksiz kazancı, emeğin yok sayılmasını, yozlaşmayı, avantacılığı, dönekliği, bilinçsizleştirmeyi, adaletsizliği ve de bu cephedeki bir alay aparatı reddederiz. İşimiz bireylerle değildir; ülkeyi, ülkeleri, sanatı, siyaseti, futbolu ve hayatımıza dair birçok inceliği çürüten bu bütüncül sistemledir meselemiz. Futbolda Adanaspor’dan, toplumsal anlamda ve siyaseten ezilenlerden yanayız. Sloganlarımızdan biri şudur(Orhan Veli’nin bir şiirinden uyarlamayla) : Solcuları severiz/ Adanasporluları severiz/ Ama Adanasporlu solcuları daha çok severiz. Diğer takımların taraftarlarıyla asla didişmez, takışmaz, atışmayız. Biliriz ki özellikle Anadolu kulüplerinin taraftarları takımlarına saf bir aşkla bağlıdır. Bunu anlar, bilir, hisseder ve de bu sevgiye saygı duyarız. Gerektiğinde dayanışma içinde de oluruz. Modern futbol mu dersiniz, ticari mi, endüstriyel mi; yoksa egemenlerin eğlendiği bir arena mı, enteresan ilişkiler sporu mu, paranın tanrı olduğu sportif bir araç mı… ne derseniz deyin işte bu ucubenin tüm hallerini reddederiz. Ama saf futbolu severiz. Adanaspor’un milli takımımız olduğunu ilan ederiz. Hiçbir grup, kurum veya organizasyonla resmi ya da gayri resmi herhangi bir bağımız yoktur. Bağımsızız ve bağımsızlıkçıyız. Muhalif bir girişimiz. İtaatsiziz. Derdimiz tek yumruk olmak; ama tercihimiz sol kroşedir. Kazanınca delirmeyiz; kaybedenin hüznünü hissederiz. Düşenin dostu oluruz, yani düşene bir tekme de biz atmayız; gerekirse tekmeye kafamızı sokarız. Adanaspor’un başarılarına elbette seviniriz. Ve fakat kötü gününde de yanında oluruz; asla ve asla takımımıza küsmez, sitem etmeyiz. Nihai amacımız Adanaspor saflarında yeni bir cephe açmak, takımımıza omuz vermek, Adanaspor’u şu sanal âlemde biraz renklendirmek, taraftarımızın bilincinde yeni sayfalar açmaktır. M e r h a b a…

Yazar: Editor