2010-07-27 15:35:11
Umut Tacirliği ve Resmi Kumar

 

Şöyle de bakabiliriz meseleye. Bu da aslında pek de orijinal bir bakış değildir, ben Akpcilerin işe nasıl bir samimiyetsizlikle yaklaştıklarına bir de bu cepheden değineceğim.Spor Toto’dur, iddaa’dır ve bunun olarca türevidir, Şans Topu’dur, Kazı Kazan’dır,10 Numara’dır, Süper Loto’dur, klasik piyango çekilişleridir (bir de bunlarda dağıtılan ikramiyenin iyice azaltılması söz konusudur ki bunu geçelim), at yarışları ve çeşitleridir (ve hemen hemen her gün yarış var ve bazen gece yarışları var) almış başını daha bir hızla yol almaktadır (unuttuğum varsa o oyundan özür dilerim).

  • Bir yeri idare eden bir iş yapar; öğretmen sınıfta, işçi fabrikada, çalışan ofislerde, çiftçiler tarlalar… değil mi? Bunu en üst düzeyde yapmaya çalışır insanlar olağan koşullarda. İdeal olan üzerinden konuşursak bu böyledir.
  • Bir sorun olursa o işi yapan/lar derdin ne olduğunu belirler ve sonra çözümler üretmeye çalışır. Bu sürece herkes bilgi ve becerisine göre katılır. Ama kimse de bu aşamalarda işi şansa bırakmaz değil mi? Yani bir ülkeyi yönetenler, ülkedeki yoksulluğu çözmeyi bir umut ticaretine dönüştürüp işin hal yoluna gitmez herhalde yukarıda saymakta zorlandığım şans oyunlarıyla.

Bakın, piyango idaresi oyun makinelerinin sayısını 10.000’e çıkarıyormuş, ikinci aşamada oyunları elektronik ortama taşıyacaklarmış, oyunları yaygınlaştırmak için cep telefonlarını devreye sokacaklarmış, (yahu bu adamlar sağlığa zararlı diye TV’lerdeki sigaralarla bile savaşıyorlar görüntüleri ucubeleştirerek, gürültüyle mücadele diyerek içkili mekânları derdest ediyorlar ama şurada yapılana bakın, bildiğiniz kumarı yaygınlaştırmak… neyse…), otomat tarzı oyun makineleri yaygınlaştırılacakmış, her yıl yeni bir oyun sistemi kurulacakmış, biletler sanal ortamdan alınabilecekmiş, tabi sözde sosyal yön nedeniyle kredi kartlarıyla oyun oynamayı engelleyeceklermiş ama bu da hikaye olur, sanal alışveriş nasıl olacak o da ayrı bir çelişki olarak oracıkta durmaktadır o zaman.

Söz konusu makinelerde 18 yaşındakiler ve üstündekiler oynayabilecekmiş ki bu işin bir başka “yalanı”, yalanı çünkü bunu idare ve takip edecek bir niyet asla olmayacaktır. Şimdi, vatandaşının refahını bu sahte umut kapılarıyla sağlamaya çalışan ve bu esnada milletin cebindeki üç kuruşu da çaresiz kalan insanların bir çare arayış macerasında cebellezi etmeyi sistemli programlı bir biçimde tasarlayan hükümet, başbakanı bize “millete hizmet yolunda başımızı koyduk.

  • Bu yola beyaz kefenimizle çıktık” diyor. Tabi bu lafı şans oyunları için demiyor ama bunların millete hizmet balonun posasından geriye yukarıdaki görüntü kalıyor.

Yoksulluktan kırılmış köyler, mahalleler, kasabalar, şehirler, buralarda yaşam mücadelesi veren insanlar, bu insanların bir başınalıkta sarıldıkları o oyunlar, ayrıca çeşitli izbe mahalle kahvehanelerinde, bozma kulüplerde dönen irili ufaklı kumarlar, tombalalar, yine buralarda son bir hamleyle o birkaç günü kurtarmak için faydasız hamlelerle ufalanan umutlar, kredi karlarının olağan kullanımlarının dışında orta çıkan kredi kartı tefeciliği, bankaların en zalim ve en resmi tefeciliği sarmalında perişan olan esnaf, memur, işçi, öğretmen… Adana deyimiyle “Allah’ı şaşmış” insanlar… Bakın yolsuzluklardan, eksenden, hükümetçilerin basiretsizlikleri nedeniyle sonu nereye varacağı meçhul açılımdan, herhangi bir kavganın bir tür iç savaş provasına dönüştüğü gerginliklerden bahsetmiyorum bile. Çok temel ve basit gündelik hayat hallerinden söz ediyorum sadece, hemen her gün hepimizin içinde olduğu sahnelerden.Şimdi bunlar bize her fırsatta bize memleket aşkından bahsediyorlar, bir evet’le hayatımızın hakiki bataklığının gül bahçesine dönüşeceğini ima ediyorlar en yaygaracı, ağzı kalabalık, yüzsüz, utanmaz yandaşlarıyla.

  • Ama hayır, bu numaranızı yutmayacağız. Siz bu yoksulluğa adam gibi çözümler üretmedikçe söylediğiniz her lafı yalan olarak addedip “Hayır, oyununuza daha fazla gelmeyeceğiz.” diyeceğiz. 
Yazar: Editor
2010-07-10 13:59:16
http://ul.gcg.me/files/2010-07/hakanx.jpg
Yazar: Editor
2010-07-02 10:30:28

 

.

.

.

.

Sivas’ı Unutma!

.

.

.

.

.

Yazar: Editor
2010-06-30 16:55:36
“2”Numara Olmak
 
http://ul.gcg.me/files/2010-06/afrca1.jpg
  • "Futbolun içerisinde 10 numara var, 9 numara var. Tamam da bu 2 numara da neyin nesi?" dediğinizi duyar gibiyim...
  • 2 numara, kendi ifadesiyle Emrah Bedir’in bu sezon Adanaspor'umuzda taşıyacağı forma numarası. 
  • Geçen gün röportajını baştan sona izledim. Büyük umutlarla transfer edilen ve oynadığı dönemde de hepimizi heyecanlandıran Emrah Bedir vardı o akşam ekranlarda...
  • Biraz hüzünlü, daha çok istekli... Fakat her şeyden önce çok daha bilinçliydi. Rahmetli ağabeyi aklına geldiğinde gözleri dolacak kadar duygusal ve onu her an yanında hissedecek kadar inançlıydı.

Forma numarasını 2 numara olarak açıkladı Emrah. Çünkü rahmetli ağabeyinin forma numarasını taşımak istiyordu kendisi. Böylelikle onun maneviyatının her an yanında olacağını hissediyordu. Bunları anlatırken de rahmetli ağabeyinin en büyük idealinin, "Emrah’ı çok daha başarılı olarak görmek" olduğunu anlatmaya çalışıyordu ama gözleri doluyor konuşamıyordu...

Söz sakatlığına geldiğinde biraz kırgın, biraz sitemkârdı... Sakatlıklarına inanmayanlara açıklık getiriyordu; "Kim ister ki sakatlığı, ben maç başına para kazanıyorum. Bu oynamadığım dönemde ekonomik olarak zor duruma düştüğümden dolayı bir evimi satmak zorunda kaldım.” Futbol tribündeki bizler için bir eğlence ama onlar için ekmek kapısı.

Futbola olan özlemine söz geliyordu... Uzak kaldığı 440 günü nasıl saydığını ve artık kramponları ile futbol topuyla uyuduğunu söylüyordu.  Uzun lafın kısası;  Emrah Bedir, yaşadığı bu talihsiz sakatlıklar nedeniyle futboldan ve Adanaspor'umuzdan uzak kalmak zorunda kalmasına rağmen o ilk günkü istek ve heyecanla yeni sezonu bekliyor olduğunu gözlerinden ve röportajı yaparken sesinin titremesinden anlayabiliyoruz.

Adanaspor'umuz gerçekten çok kaliteli genç bir kadroya sahip, bir de buna yeni transferlerimiz Efecan, Kemal, Sami ve Bülent Bölükbaşı'yla beraber gelecek yeni isimlerde eklenince gerçekten bu sene tribünlerde olmanın heyecanının çok daha artacağı görüşündeyim. Ve bence kesinlikle bu sezonun en iyi transferlerinden biri de şüphesiz ki Emrah Bedir’dir... Transfer diyorum çünkü Emrah gerçekten Adanaspor’umuza hizmet etmeye yeni başlayacak bir Efecan bir Sami ya da bir Kemal gibi…
  • Bugün bu yazımın tek bir amacı var.
  • Biz ADANASPORLULAR çok daha duygusalızdır.
  • Bu coğrafyada yaşayan diğer sıcak insanlar gibi. Sevgimizde aşırıdır, tepkimiz de. 
  • Adanaspor'umuzla aşkı daha yolun başında yarım kalan bir genç sahalara çıkacak.
  • Lütfen herkes ÖN YARGISINI bir kenara bırakarak tribünlere gelsin. 
  • O uzak kaldığı günlerin acısını sahada çıkarırken bizler de tribünde onu izleyip alkışlayalım...

Yılmaz Özkıral

Yazar: Editor
2010-06-20 16:26:17

Lili Marleen

http://ul.gcg.me/files/2010-06/dsv.jpg

 

"Akşam olur mektuplar hasretlik söyler,
Zagreb radyosunda Lili Marlen türküsü..."

diye başlar Attila İlhan'ın şiiri.


2. Dünya Savaşı sırasında cephelerde silahları susturan tek güçtür bu şarkı.

Zagreb radyosu bu şarkıyı çalmaya başlayınca tüm cepheler silah bırakır, efkârlı sigaralar yakılır ve...

3 dakika da olsa insanlar dünyanın hala güzel bir yer olduğuna inanır...

Sonra şarkı biter,

silahlar başlar,

kim bilir binlerce insanın dinlediği son şarkı bu olur...

 

Silahları sonsuza dek susturacak bir şarkı yok belki hayatımızın gerçekliğinde,

ama bazı çözümler mutlaka bir yerlerde gözümüzün içine bakıyordur.

 

Sonuçta şu dünyada insanları bir araya getiren o kadar çok incelik var ki…

Bu şarkıyı Marlene Dietrich’ten dinlemek için tıklayınız.

Yazar: Editor
2010-06-10 18:38:45

Sorunçözerler Düşmanüzerler

 http://ul.gcg.me/files/2010-06/kurtlar-vadisi-filistin.jpg

  • Amerikan askeri bizim askerlere çuval geçirdi,
  • çekildi bir Kurtlar Vadisi,
  • Polat ve alemdarları çıktı sahneye,
  • sordu o çuvalın hesabını.
  • Öyle olmuştu değil mi?
  • Şenlikle karşılanmıştı o film.
  • Harbiden film...
  • En komiğinden.
  • Devlet erkânı da bayılmıştı o filme.
  • Hatta Amerika’dan bizzat bir oyuncu da gelmişti.
  • Ne de güzel gaz alınmıştı.

Şimdi Mavi Marmara’nın hesabını soracaklarmış. Kurtlar Vadisi ekibi, Alemdar Polat’ın organizasyonunda İsrail’e haddini fena bildirecektir. Ne güzel olur. Yahu ne gerek vardı o kadar tantanaya? Değil mi? İktidar, muhalefet, iş adamları, yatırımlar, Avrupa, askeri işbirlikleri derken ortalığın bu kadar karışmasına lüzum mu vardı? Çekin kardeşim filmi. Vurun kırın. Alayını ağlatın İsrail askerlerinin. Hepsi altına işesin korkudan.

  • Sonra durmayıp devam etsinler be…
  • Yine çeksinler bir film,
  • kursunlar on bin fabrika,
  • güneyde, kuzeyde, doğuda, batıda
  • sağlasınlar milyonlarca istihdam,
  • filmden ama; ))
  • bitirsinler şu eziyeti.
  • Bir film daha,
  • sağlasınlar ülkede birliği beraberliği…
  • 2016 futbol organizasyonu mu verilmedi bize,
  • e gidip alsınlar,
  • altı üstü birkaç bobin film.
  • Ne ticareti,
  • meseleyi cüzdana havale etmek mi?
  • fırsat ganimettir mi?
  • hadi be oradan!
  • adamların aşkı derdi memleket.
  • Vallahi bunlar için bir kuruş para almazlar.

Yani çözüm gözümüzün önünde duruyor bre. Ama biz bunu göremeyecek, fark edemeyecek kadar körüz...

Yazar: Editor
2010-05-27 16:49:58

Bir Varmış Bir Yokmuş

 

http://ul.gcg.me/files/2010-05/mum2.jpg
 

Usta çırağa el verme zamanının geldiğini düşünür.
Son bir soruyla bu işi halledecektir.
Bir mum yakar ve sorar:
- Söyle bakalım bu ışık nereden gelmektedir?
Çırak düşünür, belki gülümser bilmiyorum.
Gider mumu parmakları arasında söndürür:
- Ustam, sen bu ışığın nereye gittiğini söyle ben de nereden geldiğini söyleyeyim.

Ustanın çırağa el verip vermediğini bilmiyoruz. Vermemişse ayıp etmiştir.
İşte bizim de şuracıkta demek istediğimiz, ne bileyim, ışığın nereden gelip nereye gittiğini aramaktır belki.
Cevaplara fazla takılmadan… Bulmayı da hayattaki tek gaye etmeden... Sırf aramayı severek, aramaya meftun olarak...

Ama pervane misali de olmadan.


Çünkü aşkmış, ölümmüş, elemmiş hepsi hayatımıza nüfuz etmiş şeylermiş.
Ve efendim bir varmış bir yokmuş...

Yazar: Editor
2010-05-24 10:09:42
http://ul.gcg.me/files/2010-05/kalayc__lar33.jpg

 

  • Kozan’ın yolunu tutup
  • kalaycılarla görüşmüştük;
  • iş güç,
  • kaybolan meslekler,
  • geçim derdi anafikri çerçevesinde.
  • Fotoğraflarla da sabitlemiştik konuyu.
  • Yarın onu da paylaşırız sayfamızda.
  • Şimdilik şu fotoğrafı yayımlayalım.
Yazar: Editor
2010-05-23 09:23:16

Kader Meselesi ve Madenciler


  • Bir ülkenin başbakanı ölen madencileri kadere havale ediyorsa
  • orada mezarlarımızı kazıp
  • içine yapmamız gerekir artık.
  • Hiçbir şey yapmadan,
  • düşünmeden,
  • yaratmadan,
  • yazmadan,
  • sevinmeden,
  • üzülmeden,
  • istemeden,
  • âşık olmadan,
  • kederlenmeden,
  • korkmadan,
  • gülmeden,
  • ağlamadan
  • yani insani hiçbir şey yapmadan
  • öylece yatıp beklemek gerekiyor.
  • İşin doğasında varmış. (biz bu halkı iplemiyoruz onları Allah'a havale ettik demenin Akp'cesi)
  • E, biz de nasılsa öleceğiz efendim,
  • o zaman nedir bu ölümlü dünya hırsı,
  • evlatların enteresan zenginliği,
  • bir başbakanlıkla gelen ihtişamlı servet,
  • millete onca eziyet
  • nedir padişahım?
  • Fransızlar şu maden facialarını her halde en son E. Zola’nın Germinal adlı romanında anlattılar,
  • 150 yıl filan önce…
  • Abartılıyormuş!
  • Aslında abaran sizin iktidarınızıdır
  • ve işte o kader filan da değildir,
  • bizzat bu halkın iradesiyle de değişecektir.
Yazar: Editor
2010-05-19 11:42:02

Kömür Karası

 

http://ul.gcg.me/files/2010-05/md.jpg
  • Zonguldak Karadon’da grizu patlaması… -540’ta 30 insan… Kurtulma umudu? Umut yok gibi. Oradaki insanlara ulaşılamıyor.
  • Bu facianın tek sorumlusu şu Akp hükümetidir. Bakanları çıkıyor “denetim yapışmıştı eksik yok” diyor.
  • Peki neden orada 30 insan? Güzelim ülkeyi bir kabile devletine dönüştürüp padişahlık saltanatı sürenler bu üsluplarının hesabını mutlaka verecektir.
  • Yaptıklarının “ve gerektiği halde yapmadıklarının” yanlarına kar kalması kamu vicdanını yaralar.
  • Hiçbir şey yokmuş gibi her şeyin kendi keyiflerince akıp gitmesi insanlık haysiyetine de terstir.
  • Orada -540’ta, 30 madenciden bize acı bir siluettir kömür karası,
  • ama hükümette bir utanç karasıdır.  
Yazar: Editor
2010-05-17 14:07:28
Ateşi ve İhaneti Gördük
 
http://ul.gcg.me/files/2010-05/g__k.JPG

16.05.2010/ Sabah… Elemeler için son yirmi dört saate girdik… Konya maçı için geri sayım başladı… Bizdeki heyecana, Süper Ligdeki şampiyonluk mücadelesi eklenince gergin bir pazar sabahına uyandım…

Öğleye kadar internette dolaştım… Adanaspor haberlerine baktım… Süper Lig heyecanı dinmek bilmedi… Gönlüm Bursaspor’dan yana… Anadolu ateşi bir yerlerde yanmalı artık… Dört takım arasında -1983–1984 sezonundan beri de Üç takım arasında- el değiştirip duran şampiyonluk yeni yüzler bulmalı, yeni renklerle kucaklaşmalı…

16.05.2010/ Akşam… Saatler geçmek bilmiyor… Belediye, Adanaspor taraftarı için 14 otobüs vermiş! Aman Beyler, buna lütuf, hangi dağda kurt öldü… Olası bir şampiyonluktan pay çıkarma sevdasında mısınız yoksa… Konya ve İzmir belediyeleri kentlerini İstanbul’a taşıdılar… Siz gaflet uykunuzdan yeni mi kalktınız! Yoksa kentin öz çocuğu(!) Demirspor’a yapacağınız büyük yardımların yerini mi yapıyorsunuz!

Adana takımları arasında ayrım yapmam diyen bir arkadaşım, Demirspor-Belediye Van maçına gitmişti… Maç dönüşü lafladık biraz… “Anlamıyorum” dedi, “tribünlerde doksan dakika Konya lehine tezahüratlar yapıldı ve Adanaspor’a küfredildi…” “Ateşi ve ihaneti gördük” dedim yalnızca…

Başımı gökyüzüne kaldırınca bulutların renginde gördüm turuncuyu… Bir ateşin başlangıcıydı  sanki… Gece Anadolu ateşini yaktı Bursa… Bir devrim yaptı… O bulutlar vermişti haberi…  Futbolda devrim ateşiydi yanan… Ve 17 Mayıs’ta Ali Sami Yen’de  başlayacak devrimin rengindeydi bulutlar…

Her maçlarında bize küfretse de aynı kentin çocukları; gizliden gizliye başarımızı istemese de zat-ı ekâbirler(!) elemelerde çok şanslı görmeseler de yazar-çizer takımı bizi, rüzgâr bizden yana esmeye başlamıştır gayrı… Bursa’da başlayan Anadolu ateşi Adana’nın göklerini sarmıştır…

Vira o zaman! 
 
Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Yazar: Editor
2010-05-12 17:25:48

İstanbul’a Gitmek

 

Bir sorun görünüyor İstanbul’a gitmeye dair. Şehrin yalnız takımı taraftarının çırpınışlarına pek karşılık göremiyor. Henüz hiçbir resmi veya sivil irade Adanaspor taraftarının İstanbul’a ulaşabilmesi için bir şey yapmış değil. Hep olduğu gibi Adanaspor yine kendi imkânlarıyla, kendi içindeki dinamiklerle bir şeyler yapacaksa yapacak.

Bu esnada Adanaspor İstanbul’da en az seyirciyle boy gösteren takım olma riskini taşımaktadır. Bu durumdan bir tahlil yayıp Adanasporluluk tutkusunu sorgulamaya çalışanlar olacaktır mutlaka. Boş işle uğraşmış olacaklar. Ülkenin durumu ortadayken, insanların geçim savaşı söz konusuyken, rakiplerin de ücretsiz otobüs peşinde olmaları somut bir gerçekken kimse Adanaspor taraftarlarının kendi imkânlarıyla İstanbullara gitmesini beklemesin. Zor iştir. Oralara Altay taraftarı da, Karşıyaka taraftarı da, Konya taraftarı da kendi başına gidemez. Bu, Türkiye’nin ekonomik gerçekleriyle örtüşmez.

Gelim işin bir diğer yanına… Adanaspor bu olumsuz durumdan kendine bir avantaj sağlayacaktır. Sezona baktığımızda Adanaspor’un deplasman karnesinin pek iyi olduğunu göreceksiniz. İstanbullarda “daha az” taraftarla mücadele edebilecek olan Adanaspor inanın bunu hanesine bir olumsuzluk olarak yansıtmayacaktır. Bu manada “Adanaspor taraftarının takımına bağlılığı şöyledir böyledir” diyen de yine at gözlükleriyle bakıp sadece kendi b.kunda oynamış olacaktır.

Yazar: Editor
2010-05-10 01:24:03

Adanaspor 3-1 KDÇ Karabük

  • Antrenmanda iki takım Adanaspor tribünlerine çağırıldı.
  • 3-1 yendik.
  • Ama bu sevinç yetmedi.
  • Çünkü Bucaspor K.Erciyesspor'u 4–0 yendi.
  • Ve konfetilere gelelim.
  • İki müsabaka da ilk dakikalarda durdu.
  • İş Play-Off'a kaldı.
  • Play-off un favori takımı Adanaspor.
http://ul.gcg.me/files/2010-05/erkut.jpg

Erkut Gürer

Yazar: Editor
2010-04-26 11:25:19

Sembol İsim

Biz bu akşam maçı alırız, Buca da puan kaybeder. Haftaya Orduspor deplasmanımız Buca’nın Rize deplasmanı kadar zor olmaz. Karabük maçına evimizde 2.sıradayken sahaya çıkarız, bir aksilik olmazsa Adana 5 Ocak stadyumunda çifte şampiyonluk yaşanır, geçen sezon Manisa-Diyarbakır örneğinde olduğu gibi.

Hiçbir hesabımız tutmadı dörtlü çarpışmadan hasarsız çıkarız. Yine mi olmadı, seneye uzak ara çıkarız birkaç takviyeyle. Laf uzuyor değil mi? : ))

Bunlar mesele değil, mesele kurumsallığı bina etmektir en alttan ta tepeye… Geleceğin Adanaspor’udur mesele…

Bu yüzden şöyle bir önerim var: Kemal Kılıç Hoca ile sezon bitmeden hatta şu Kartal maçında önce veya bu hafta içi mutlaka anlaşılsın, üstelik bir iki sezonluk da değil en az 10 yıllığına, ya da ilelebet anlaşılsın. Bezirgân antrenörlerin kol gezdiği şu futbol piyasasında adı Gündüz Hoca ile birlikte unutulmaz-sembol-ölümsüz olarak kaydolsun ki Kemal Hocanın bize kazandıracağı daha çok başarı gelecekte öylece bizi bekliyor.

Gelecek bugünden itibaren kurulur, unutmadan…

http://ul.gcg.me/files/2010-04/ka.jpg

Not:İstanbuldaki Kartal Adanaspor maç fotoları için tıklayınız...

Yazar: Editor
2010-04-25 14:25:56

Anneye Mektup

http://ul.gcg.me/files/2010-04/baba_kiz.jpg

Kızma anacım, neden arama; karşılıksız sevdim ben Adanaspor’u. Haklısın ekmek, su, para, iş vermiyor.
Kardeşlik, dostluk birlik ve beraberlik öğretiyor tribün bana.
Bir sürü kardeşim abilerim var benim orada. Hani diyorsun ya kavga çıkıyordur.
Ben de sana yalan söylüyorum anne! Evet, kavgalar çıkıyor abilerimiz tutuyor elimizden.
Ölümüne dövüşüyoruz biz anne.
Ölümüne seviyoruz çünkü. Biz farklıyız sokaktakilerden anne.
Polisler biber gazıyla saldırıyor bazen yine de inadına gidiyoruz biz maça anne.
Orada kardeşlerim var anne bırakamam ki onları.
Biz her gece rüyalarımızda beraber oluyoruz onlarla. Hayaller kuruyoruz.
Seviyoruz hepimiz turuncu beyaz olan her şeyi.
Ağlıyorum bazen anne. Yanlış anlayıp sinirlenme hemen mutluluktan ağlıyorum anne.
Bütün stadı turuncu beyaz görüp herkesin aynı anda aynı sevinci paylaşmasına ağlıyorum ben anne.
Bazen sana yalan söylüyorum maça giderken.
Sen o ana yüreğinle biliyorsun ya eve geldiğimde maça mı gittin yine, diyorsun.
Ses çıkartmıyorum işte o zaman anlıyor gülüyorsun ya bana.
Sesin mi kısıldı diyorsun ya anne.
Hiç umurumda olmuyor ertesi gün okula kısık sesle gidip yine de bağırmak geliyor içimden.
Pikniğe gidiyorum deyip de deplasmanlara gidiyorum ya anne.
Gerçeği bilsen kızar mısın bana. Hiç kızma merak etme karnım aç kalmıyor orda.
Çok eğleniyorum otobüslerde başlıyoruz bağırmaya. Deli değiliz biz anne.
Sevgimizi dışarıya yansıtıyoruz biz seviyoruz be anne!
Anlasana anne ben turuncu beyazı görünce kalbim çarpıyor.
Babam olsa onunla giderdim maçlara. . Babam gibi seviyorum Adanaspor’u anne.
Onun yokluğunu böyle gideriyorum belki de.
Stada babasıyla gelen küçük kız çocuklarını görünce gözlerim doluyor biliyor musun?
Ama mutlu oluyorum yine de anne benim gibi olmasınlar diye dua ediyorum.
Sakın ağlama annem kızın tribünde abilerinin kardeşlerinin yanında çok mutlu.
Bak yine maç günü yaklaşıyor. Heyecandan sabırsızlanıyorum.
Söz veriyorum anne Davamdan vazgeçmeyeceğim.

Müge Aydın
Yazar: Editor
2010-04-24 18:05:09

Hasan Nadir Nadirler

http://ul.gcg.me/files/2010-04/hasan1.jpg

Fanatik Adanasporlulardan Hasan Nadir Nadirler’le görüştük Kartal maçı öncesi. Bu maçı kalan maçları ve sezonu genel olarak konuştuk. O hem bir Adanaspor hastası hem de satranç ustasıdır (Doktor Burak'ın deyişiyle Kasparov). Oğlu Demokan Nadirler de kendi yaş grubunun(10) bir satranç üstadı ve o da bir Adanaspor aşığı.

*Kartal maçında ben Fevzi’den çok şey bekliyorum. Emre de eğer sakat değilse bu maçta biriktirdiği gol borcunu ödeyecektir. Emre’den bir patlama umuyorum. Oğlumun forması da Emre’nin forması ve bunun için de ondan bir gol bekliyorum. Buca’nın da Mersin maçında olduğu gibi Antep maçında puan kaybedeceğini düşünüyorum. Bize kök söktüren Antep BB Buca’yı rahat bırakmayacaktır.

*Ordu’nun bugün Bolu’ya 4 atması bizim oradaki maçı çok etkilemeyecektir olumsuz anlamda. Saman alevi olan ve tutarsız bir takım. Kartal’ı yendiğimizde ve daha net bir iddiayla Ordu’ya gittiğimizde bir dezavantaj olamayacaktır bugünkü sonuç.

*Son üç maçta toplamda 9 puan alacağımıza inanıyorum ben. Buca da kaybedecektir. Bugüne kadar deplasmanda istediğini alan Adanaspor taraftarını bence mutlu etmiştir. Ben sezon başında ancak play off olur diyordum fakat Kemal hocayla ve üstün performansla şampiyonluk potasındayız ve play off bizi artık kesmiyor. Keşke Buca ve Giresun maçları da umduğumuz gibi olsaydı. Fakat bu takımı takdir etmek gerekiyor diyorum, bulunduğumuz yer her şeye rağmen bu ters koşullarda çok güzel. Bayram başkan tüm olumsuzluklara rağmen kıt kaynaklarla marjinal faydayı sağlamıştır.

 

http://ul.gcg.me/files/2010-04/hasan2.jpg

Futbolda nihai bir başarı için önce maddi bir güç olmalı, ancak böyle tatmin edici bir sonuca ulaşılabilir. Son olarak Adanaspor taraftarının bir süper lig taraftarı olduğunu vurguluyorum ve onların bu bilinçle hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum.

son söz, dedik, Hasan abi de son söz ne olabilir ki, dedi “Adana turuncudur ”dan başka…

Yazar: Editor
2010-04-23 22:25:08
Kartal'ı Yener, Buca'dan Gelecek Skoru Bekleriz!
 
http://ul.gcg.me/files/2010-04/hotel.jpg

Toros Kaplanlarımız, Bucaspor'un kendi saha ve seyircisi önünde Mersin'e yenilmesiyle Süper Lige direk çıkma adına tekrar ümitlendi. Her ne kadar ikincilik düşük bir ihtimal de olsa umudumuz sürüyor.
 Kartalspor ise geçen hafta aldığı galibiyetle ligde kalmayı garantiledi ve sene başında koymuş oldukları hedef ulaşmış oldular. Kalan haftalar onlar için sadece prestij açısından önemli olacak.
Açıkçası çok da fazla yorum yazmaya gerek görmediğim bu karşılaşmayı Turuncu Beyazlı ekibimiz kazanacaktır. İşi buraya kadar getirmişken, şansımızı son maça kadar kovalayacağız! Tek istediğim golü erken bulmak; çünkü gol haberini aldıktan sonra Bucaspor bilinçsizce saldıracak ve Antep'in süratli oyuncularının ekmeğine yağ süreceklerdir !
 Dolayısıyla bu hafta asıl üzerinde durulması gereken maç Buca-G.Antep Bş Bld.Spor maçı olacak... Bucaspor geçen hafta beklediğim gibi yenildi ve eline geçirdiği büyük bir avantajı değerlendiremedi. Bu hafta her ne kadar kazanacaklarına dair iddialı açıklamalar yapsalar da Antep ekibi kolay lokma değil ! Bildiğiniz gibi Antep takımı dış sahada Samsun'u, Konya'yı, Karşıyaka'yı, Rize'yi, Hacettepe'yi ve Giresun'u yendi; Karabük, Mersin, Bolu ve Dardanel'le berabere kaldı. Diyeceğim Buca kazansa bile  açıkçası bu rahat bir biçimde olmayacak ! Özellikle Antep ekibi sağ tarafı iyi kullanırsa Buca'nın sol kanadını hallaç pamuğu gibi dağıtabilirler! Bununla birlikte ligin ilk yarısında Bucaspor forması giyen ve devre arasında olaylı bir biçimde ayrılan Kenan ve Ramazan'ın bu maçtaki performanslarını merakla bekliyorum. Bilenmiş şekilde de çıkabilirler, maça çok da fazla asılmayabilirler. Bilemeyiz .
Yazımın sonunda bu seneki Play Off sistemini anlatmak istiyorum; çünkü biliyorum ki çoğu kişi hala bu sistemin içeriğini tam olarak bilmiyor. Girişi şöyle başlatayım;
Hani diyoruz ya Kartalspor'u 1–0 yenelim, 3 puan olsun... Bu tür geyikleri geçelim bence... Bu maçta 1–0 olmasın... FARK olsun... Bence atabildiğimiz kadar atalım... Neden diyeceksiniz, hemen söyleyeyim...

Diyelim ki Play Off'a kaldık... Play Off'lar bu sene lig usulü olacak.. Play Off'ta 3 maç oynandı ve örneğin sıralamada Adanaspor ve Konya eşit puanda bitirdi... Şimdi lige kim çıkacak? İki takımın ligde yaptığı karşılaşmalara bakılır... Ligde sonuçlar ne oldu? İki maç da 0–0 bitti... Yine eşitlik söz konusu... Dolayısıyla 34 hafta sonunda ligde kimin gol averajı daha iyiyse lige o takım çıkacak... Şu an bizim averaj 8, Konya'nın ise 7... Kısacası " AVERAJ " bile lige hangi takımın çıkacağını belirleyebilir... Dolayısıyla Konya'nın maçları bile bizi ilgilendiriyor.
Altay ve Karşıyaka'ya göre ikili averajımız iyi... Play Off'a kalsak dahi böyle bir avantajımız söz konusu... Ama inşallah bu şekilde hesap kitap yapmadan ligi ikinci olarak bitirir, süper lige çıkarız...

İsmail Eğriparmak

Yazar: Editor
2010-04-23 00:19:12

Yakala Yakalayabilirsen (CATCH ME, IF YOU CAN)

 

http://www.wanken.com/blog/2009/04/13/3.jpg

Herkesin ‘Dahi’ olarak kabul ettiği ünlü yönetmen Steven Spielberg’ün yönettiği bu film, çoğu sinema eleştirmenleri tarafından Spielberg’e yakıştırılamamıştır. Hani zaman geçsin diye bir şeyler yapmak istersiniz ya, işte o anlarda seyredilebilecek keyifli bir filmdir. Başrollerinde Leonordo Di Caprio ve Tom Hanks olmasa sıradanlaşacak olan film, gerçek bir öyküden alınmış olması ile de dikkatleri çekmiştir. 

Filmde Leonardo Di Caprio’nun canlandırdığı ana karakterlerden Frank Abagnale, 16-21 yaşları arasında gerçekleştirdiği sayısız kalpazanlık ve sahte kimliğe bürünme suçlarından dolayı FBI’ın en çok arananlar listesine girer. Doktorluktan, pilotluğa kadar çok sayıda kimliğe bürünerek insanları kandıran Frank Abagnale’i ,Tom Hanks’in canlandırdığı FBI ajanı Carl Hanratty yakalamak için uğraşır durur. Akla hayale gelmeyecek yöntemlerle her seferinde ajan Carl’ın elinden kaçan Frank sonunda yakayı ele verir ve FBI adına çalışmaya başlar ve tüm dolandırıcıları anında yakalamayı başarır.

Bire bir örtüşmese de Adanaspor ile Bucaspor arasındaki kaçma, kovalama işi bu filmi hatırlattı bana. Ligin 2. haftasından beri Adanaspor Bucaspor’u kovalamakta ve her seferinde Buca bir yolunu bulup kaçmakta. Bucaspor elbette, dolandırıcılık ve sahtekârlıkla bunu yapmıyor ama zaman zaman şansının yardımı ile zaman zaman iyi oyunu ile hep kaçtı durdu. 24. haftada Bucaspor’u yakalayacak duruma gelen Adanaspor’umuz kendi sahasında 3–0 gibi beklenmedik bir yenilgi ile yine elinden kaçırdı rakibini.

Son 3 haftaya girdiğimiz BankAsya Birinci lig 2009–2010 sezonunda, Karabükspor’un Süperlig’e çıkmasının garantilenmesinin ardından, şimdi tüm gözler Adanaspor Bucaspor çekişmesinde. Adanaspor FBI ajanı Carl gibi Bucaspor’u yakalayacak mı? Yoksa Bucaspor dolandırıcı Fank’ın bile yapamadığını yapıp yakalanmadan bu ligi bitirecek mi? Cevabı 270 dakika sonra. Kim bilir belki daha da önce. Bizlere düşen takımı son dakikaya kadar desteklemek ve Buca’nın takılmasını beklemek. 

Son Söz 'Kaçan mutlaka yakalanır'

Mahir Alev

Yazar: Editor
2010-04-22 17:15:09

Çıkmaz Sokaklardan Bir Yol Bulunca

http://ul.gcg.me/files/2010-04/ad.__amp..jpg
  • Fark 4 puana inince
  • ve son üç haftaya rakip zor maçlarla girince,
  • nispeten riski az maçlara doğru gidince biz,
  • ortada duran dokuz puanın çok şeyi değiştirebileceği fark edilince,
  • Buca’ya 3 maçta üç farklı sonucun birer tanesi de yetmeyince
  • ve biz tabi ki 9 puanı cepte varsayınca,
  • bayraklar da şehirde usul usul görünmeye başlayınca,
  • Kartal maçı yine büyük bir coşkuya sahne alacak olunca,
  • son dakikaya kadar şampiyonluğu kovalama imkânı doğunca,
  • çıkmaz sokaklardan şampiyonluk yoluna çıkınca,
  • evet haklısınız yine konuşmaya başladık,
  • ama öyledir bu iş,
  • hem, matematik izin verdiği sürece iddiamız devam edecek de demiştik,
  • devam ediyoruz o zaman,
  • pazartesi akşamının çok şeye gebe olduğunun da altını çizerek.
Yazar: Editor
2010-04-22 08:30:50

Tribün Komedisi

http://hot.fox.az/uploads/posts/2009-04/1239134992_sual-757.az-maykl-foks.az-fox.az.jpg

  • Konya…-Adanaspor maçına döneceğim. Çakma Konya tribününe… Kendi tribününü bir başka tribüne dönüştürmek nasıl bir ilkesizliktir? Sebebi meçhul bir düşmanlıktan komik bir dostluk yaratmak oraya ne tür bir lezzet verdi acaba? Bilenin… Kendi takımın sahadayken bir başka takımın tezahüratını hangi coşkun bir öfke hissiyle yaparsın ki, ya da kompleksiyle? Acaba o arada Konya gol için daha mı çok saldırdı taraftarı başka bir takımı desteklerken, yoksa Adanaspor o yüzden mi galibiyet golünü bulamadı?
  • 5 Ocak’taki garip hallere alışmıştık, rakip tribünde “rakip” taraftarı ayrıca görmeye… Geçen cumartesi de Konya’da başka bir versiyonu yaşandı komedinin. Keşke formaları da değiştirselerdi: ))
  • Hiç hazzetmem tribün düşmanlıklarından. Bana fazlasıyla kurgusal geliyor. Düşman yaratarak safları sıklaştırmaktır hakiki niyet. Bir de yakın şehirlerin rekabetinin futbolda boy göstermesi… Boş geçelim bunları. Ama bir önerim olacak. Hani deniyor ya bazen “ayağa kalkmayan Mersinli olsun” diye. Şunu “Konyalı” yapsak daha gerçekçi olmaz mıyız, cevabı da gereken yere vermiş oluruz: )) değil mi?
  • Şaka bir yana; biz işimize baksak, takımımızı desteklesek, sadece Adanaspor’umuzu, şu üç maçı alsak, şampiyon olsak, bir tek sigara yaksak (sevgili Gökmen,affına sığınarak Selamlar: )) keyfimize baksak…
Yazar: Editor
2010-04-21 19:29:25

Bir Tek Bilet

 

http://ul.gcg.me/files/2010-04/trby.jpg
  • Taraftar, bilet konusunda not düşüyor bu aralar.
  • Son iki maçta daha sıkı bir tribün için bilet fiyatlarının düşürülmesi öneriliyor.
  • Aslında genç taraftarı tribüne çekmek için olması gereken de budur bence.
  • Hiç olmazsa o genç taraftar tribünde antrenör kesilmeden,
  • işi küfre de dökmeden
  • en saf,
  • en hesapsız
  • ve gençliğin de verdiği o coşkulu aşkla takımına sahip çıkar,
  • böyle bir gelişme iyi de olur.
  • ________________________
  • Geleceğin tribünü,
  • Adanaspor’un istiklali ve istikbali için
  • her önlem altın değerindedir
Yazar: Editor
2010-04-21 13:27:23
İpler Kimin Elinde!
 
 http://imgtr.fotokritik.com/photos/lowres/3/0/0/300726/548214e31af2d057ae0b922c7e92fdf4.jpg

Bucaspor Teknik Direktörü Özcan Kızıltan, Mersin yenilgisinden sonra: “Bu yenilgi, yalnızca işimizi geciktirdi… Süper lige en yakın ikinci takım biziz… İpler hala bizim elimizde, biz kendi “oyunumuzla” süper lige çıkacağız” demiş…

Tam da bizim dediğimize gelmişsin hocam, siz oyunu futbolun kuralları içinde oynayın, başka bir şey istemiyoruz… Ama o oyun sözcüğü  mecaz bir anlam taşıyorsa -ki geçmişteki maçlarınız bize hep bir şeyler düşündürdü- işte o zaman size Adana’nın bir deyimi ile yanıt veririz: “şeytan eşer; döner kendi düşer!”

Verilmeyen penaltının ardından bizden aldığınız galibiyeti mi, yoksa Karşıyaka’nın elinden “Allah’ın yardımı ile” son dakikada kurtulduğunuzu mu söyleyelim… Ordu, Hacettepe maçlarındaki hakem hatalarını  mı(!) anlatalım… 

En iyisi biz eski defterleri açmayalım… 

En iyisi biz, “futbol sahada oynanır” düşüncesine inanmaya devam edelim….

En iyisi biz, ipler Buca futbol takımının elinde diye düşünelim…

En iyisi biz, Özcan Kızıltan’ın bu sözlerini, “bir yerlere” iletilen mesaj olarak algılamayalım… 

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU 

Yazar: Editor
2010-04-21 07:47:28

Sigarapasifist

http://www.air-zone.com/images/cigarette_burning.jpg

Annem ve babam gerçeğini içerdi. Aile toplantılarında tüm büyüklerin hemen hemen hepsi içerdi. Biz küçükler büyüklerimize özenirdik...
Ortaokul ve liseye evden giderken İtimat dolmuşlarının en önüne kurulup keyifli keyifli kaptanın dumanını pasif içerdim.
Üniversiteyi kazandığım sene şehirlerarası yolculukta önümdekinin, arkamdakinin, yanımdakinin sigarasını pasif olarak çok içmişliğim vardır. Hey gidi günler!!!
Yurda kayıt olduğumda müdür bana sigaralı mı sigarasız oda mı diye sordu. Artık bırakmalıydım pasif içiciliği, sigaraya karşı pasifist duygularla sigarasız dedim. 12 kişilik odada pasifize kalan 2 kişiden biriydim 3 sene. Yine olmamıştı.
Pasif olarak çocukluğumdan beri sigara içiyordum malboro man'in ülkesine gelene kadar. Yalnız burada yoktu bu adam, sigara içene de pek rastlamadım çevremde, içen çoktur belki başka yerlerde ama üniversite içinde ve civarında pek görmedim.

Astım hastasıyım. Kendimi uzun zamandır çok iyi hissediyorum. Sigarasız yaşamın etkisi var mı? Bence var.

Hiç bir çerçeve çizmeden, siyasal, sosyal vesaire düşünmeden sigaranın kapalı alandan uzaklaştırılmasını düşününüz. İyi mi kötü mü? Başka bir soru sorayım. 50 yaşındaki bir baba, 25 yaşındaki oğlunun yanında kapalı alanda sigara içip onun akciğerinin zarar görmesini ister mi? Bilimsel veriler bu meretin birçok hastalığa neden olup birçoğunu da tetiklediğini ortaya koyuyor. Tüm devletler bu konuda çoktan önlem almış. Abd'de 1995 senesinden beri yasak olan eyaletler var, Avrupa 2002-2007 arası yasakları uygulamaya koymuş. Her şeyi geçtim, sigaranın tetiklediği hastalıklardan birisi nedeniyle kaybettiğiniz biri oldu mu?
Ben babamı kaybettim.

Hiçbir şeyi düşünmüyorsanız, kapalı alanda içmeyip, iki adım atıp açık alanda içme zahmetinde bulunmanın içmeyen kişilere ne kadar büyük bir iyilik olduğunu düşününüz. Ben kendi adıma sizlere teşekkür ediyorum.

 


Gökmen Demirkaya

Yazar: Editor
2010-04-16 22:38:59

Cumartesi

http://ul.gcg.me/files/2010-04/iki2.jpg
  • Cumartesi iki otuzda oynayacağımız maç bir tür final maçı olacak.
  • Yendiğimiz takdirde ikincilik hiç de uzak olmayacaktır.
  • Ama tek puan kaybı bile play off yolunu gösterecektir.
  • Bu arada Konya bir hesap yapacaktır:
  • Adanaspor mu tehlikeli olur dörtlü turnuvada
  • yoksa Buca mı?
  • Bu ayrıntıların bile düşünüleceği bir karşılaşma söz konusu olacak Konya için.
  • Belki motivasyonlarını bile etkileyecek seçeneklere bakışları.
  • Hoş, bizi bağlayan bir şey yok aslında.
  • Biz önce en kestirme yoldan bakacağız neticeye
  • olmazsa en çok üç maç daha yapacağız,
  • ne ki…
  • Diğerleri düşünsün ötesini.
  • Yine şu Konya maçı ve üç puan derim,
  • ötesini sonra konuşuruz.
Yazar: Editor
2010-04-07 09:08:35

Neden-Sonuç ilişkisi

Kuşkulanıyorum bazen Fatin Murat beni tahrik etmek için böyle yazıyor diye.

Hiçbir olay neden sonuç ilişkisi olmaksızın gelişemez. Bu durum bırakın futbolun hayatımızın temel olay örgüsünü oluşturur. Olmazsa olmazdır.

http://ul.gcg.me/files/2010-04/castro-480.jpg
  • Diyor ki “Castro Vuruşu”… Bana da romantik geliyor bu. Biraz da fantastik... Holivut filmlerinin alayı böyledir, Rocky filan. Hoşuma da gider bazen böyle filmler izlemek. Lakin hayat böyle değildir, Fatin de biliyor öyle olmadığını. Ama sahaya çıkan futbolcuları gladyatör zannedip işi iki kılıç darbesiyle halletmelerini umuyor, istiyor, bekliyor. Ve yine takıma ufaktan giydiriyor, ve hala eleştirdiğimiz “seyirci” tipini o ısrarla “taraftar” zannediyor.

Statlar, futbol sahaları şeklen arenaları hatırlatır. Söz konusu “seyir” ise iki durum vardır zaten: ya stat-arena bakışı ya da tiyatro-sinema bakışı (bunlardan birini tercih edelim demiyorum). Birincisi geniş bir olanda olup biteni görmek içindir. Olması gereken de odur. Diğeri daha dar bir mekâna ihtiyaç duyar. Birincisinde seyirci çığlık figan olaya da müdahale eder ve süreci etkiler. İkincisi, oyunun kurgusu izin verirse ancak gelişmeye etki eder. Birincisi sahadakini köleleştirirken ikincisi sahnedekini tanrılaştırır. Aşağı yukarı durum böyledir. Arenadan stadyumlara geçişin sancıları hala tribünlerde duruyor.

Bizim isyan ettiğimiz de budur. Futbolcuyu, sonu ölüm olan süreçte savaşan bir gladyatör gibi görüp her türlü hakarete ve en zalim eleştirilere de layık görmek en azından benim futbola bakışımda yok. Ne tanrı ne köle, bir işin hem de zor bir işin başındaki insan…

Ama arena tipi seyirci kalkıyor, gladyatör futbolcuya sayıştırıyor; eh, nasıl olsa o köle gladyatör birazdan ölecek ya, o noktada haysiyete de gerek yoktur… Ruhunun en ezik yanını tatmin ediyor, sonra olasılıkla çocuğuna bile laf geçiremediği evine gidiyor, oturuyor, dizileri izliyor. Ne bileyim Ezel’deki laflara bayılıyor, dışından Behlül’e lanet okuyor, içinden Behlül olmak istiyor. Neyse, beni aşan sosyolojik vakalar bunlar. Durumu uzmanları tartışsın artık. Ama ben tüm tribünlerde görülebilen o “çakma seyirci” tipini eleştiriyorum yoksa en derin acıları sessiz sedasız yaşayan gerçek taraftara laf etmek haddime düşmez.

Sonuçta, evet Fatin, puan kayıplarımızda hakemlerin büyük hataları olmuştur. Bunu dile getirmek mazeret üretmek değildir. Örneğin Buca maçının ilk dakikalarındaki penaltı çalınsaydı şimdi başka şeyler konuşuyor oluyorduk. Evet, o seyircinin bu Adanaspor’a hiçbir katkısı yoktur. Dolayısıyla bu takımı eleştirmeye de hakları yoktur. Tribünün maç çevirdiğini biliyoruz, var mı böyle bir örneğimiz bu sezon? Bu Adanaspor tarihinin en inanmış, en mücadeleci, en genç ve tüm bu olgular içinde en iddialı Adanaspor’larından biridir, başta gelenlerindendir hatta.

Futbol, 90 dakikalık bir olay örgüsünde tüm haftayı hatta tüm sezonu da içerecek bir şekilde neden sonuç ilişkilerini geliştirir. Hiçbir şey biz böyle istiyoruz diye gelişmez veya değişmez. Hesaba katmamız gereken o kadar çok etken vardır ki, en azından karşında senin gibi düşünme ihtimali yüksek olan bir takım vardır ve onlar da on bir kişidir, kazanmak istiyordur. Tamam, “Castro Vuruşu” yapacağız yapacağız da tam o esnada ya hakem sarılıyor elimize kolumuza, tempomuzu düşürüyor ya da bizdendir zannettiğimiz kişiler, gardı ha düştü ha düşecek rakibe çalışıyor.

Yazar: Editor
2010-03-26 10:17:28

Kuzey-Güney Savaşı

http://ul.gcg.me/files/2010-03/kgs.jpg

Bugün sizleri bir tarih yolculuğuna çıkaracağım. Sizlere çok uzun bir zaman önce yaşanmış bir savaşı anlatacağım. Tabi bu konudan da günümüze ve Adanaspor’a bir bağlantı kurmayı da unutmayacağım. Yoksa kızıyorsunuz.

  • Tarih meraklıları Kuzey-Güney Savaş’ını hatırlayacaklardır. Amerika’da 1861-1865 yılları arasında Kuzey ve Güney eyaletleri arasında yapılan bir Amerikan İç Savaşı’dır.
  • İç savaş köleliğin kaldırılmasını isteyen Kuzey eyaletleri ile köleliğin sürmesini savunan Güney eyaletleri arasında olmuştur.
  • Görünüşte insancıl bir sebep olmasına rağmen savaşın bir de ekonomik boyutu vardı. Kuzey eyaletleri zenci kölelerin bağımsızlık kazandıktan sonra Kuzey'e gelip oradaki sanayi kuruluşlarında ucuz emek olarak çalışacaklarını umuyorlardı.

Amerika’nın güney bölgelerinde büyük çiftliklerin ağırlıkta olduğu ve tarıma dayanan bir ekonomi bulunmaktaydı ve gereken iş gücü Afrika’dan kaçırılıp getirilen siyahi köleler ile karşılanmaktaydı. Amerika’nın kuzey bölgelerinde ise ekonomi sanayiye yönelmiş ve kölelik ortadan kalkmıştı. Bu ortamda güney eyaletleri köleliğin eninde sonunda güneyde de yasaklanacağından endişelenmekteydiler. Bu da güneyin yaşam tarzını kökünden tehdit ediyordu. Köleliği kaldırmaya söz vererek seçime katılan başkan adayı Abraham Lincoln seçimi kazanınca güneyli 7 eyalet yeni başkanın köleliği kaldıracağına kesin gözüyle bakarak Amerika’dan ayrılarak bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bu eyaletler Jefferson Davis’in başkanlığı altında Amerika Konfederasyon Devletleri adı altında yeni bir devlet kurdular.

Kısa bir süre sonra, Kuzey Eyaletleri ile Güney Eyaletleri arasında savaş patlak verdi. İlk yıllar her iki taraf da birbirlerine üstünlük sağlayamadı. Daha sonra İç Savaş Kuzey’in galibiyeti ile sona erdi. Savaşın bitiminde güneydeki bütün kölelere özgürlük hakları verildi. Kısa bir süre sonra da köleler oy kullanma hakkını kazandılar. Amerika’nın güneyinde köleliğe dayanan tarım ekonomisi sona erdi. Amerika bölünme tehlikesinin üstünden gelerek tekrar tek bir ülke olarak birleşmiş oldu.

http://ul.gcg.me/files/2010-03/trbl.jpg
  • Gelelim günümüze ve Adanaspor’a, bildiğiniz üzere Turbeyler Grubu güney kale arkasında yer alan köşede grupsal faaliyette bulunmaktadır.
  • Bununla birlikte, son maçlarda dikkatinizi çekmiştir, kuzey kale arkasındaki köşede de bir grupsal faaliyet gözükmektedir.
  • Kuzey kale arkasında yer alanlar, bir dönem grubun içinde olup, daha sonra ayrılan küskünlerden oluşmaktaydı.

Son 15 gündür dengelerde gel-gitler, medcezirler yaşanmaya başlandı. Kuzeyde yer alanlar bu hafta ile birlikte Güney Kale arkasına geçmeye karar verdiler. Bununla birlikte, Güney Kale arkasında bulunan guruptan bir bölümde bundan sonra Kuzey Kale arkasında yer alacaklarını açıkladılar. Anlayacağınız Amerikan İç Savaşı olan Kuzey-Güney Savaşı bir çeşidi ile Adana’da yaşanmaya başlandı.

  • Amaç aynı; Adanaspor’a hizmet etmek. Ama yaklaşımlar farklı, birileri güneyden birileri kuzeyden bakıyor Adanaspor’a.
  • Bize düşün buradan her iki tarafı da sağduyuya çağırmak ve Kuzey-Güney yaklaşımlarının Tribünlerin bölünmesine değil Amerikan iç savaşının sonunda kölelerin özgürlüğe kavuşması gibi TARAFTARIN ÖZGÜRLÜĞE kavuşmasını sağlamasını dileriz. Taraftarın özgürlüğü ise “sade taraftarlık” kavramından geçmektedir.
  • Bırakın taraftar özgür olsun… Tek yürek olsun.. Bu takım şampiyon olsun… Adanasporluluk; fedakârlıktır, kuzeyi, güneyi her yönü ile bütünlüktür.
  • Bizim savaşın bir iç savaş değil, sevda savaşı olduğunu herkese gösterin.
  • Erkin A. Doygun     
Yazar: Editor
2010-03-22 09:40:00

Rakip Takımı Alkışlama Fantezisine Dair

Fatin Murat beni yazma konusunda tahrik ediyor: )

  • Kötü örnek, örnek değildir, bu yüzden Altay maçındaki sahneler durumumuzu somutlaştırmaz. Bizim tartıştığımız önce küfür sonra alkıştır. Küfür konusunda anlaştık. Sıra rakibi alkışlama meselesinde (Üstelik ben ve böyle düşünenler alkışlamayınca taşlayalım demiyoruz ki...)
  • Ortada mevzu bahis bir emek varsa bu emeğin kralı Adanaspor’da vardır. Rakibi alkışlayıp aslında takımı protesto edenler şunu da düşünmeli: Bu takım liglerin en maliyetsiz takımı, en genç takımı üstelik buraya kadar, şampiyonluk kapısına kadar emekle geldiler; hakemlere ve federasyona rağmen hatta kendi taraftarına (hayır, seyircisine) rağmen.
  • Buradaki emeği görmemek bir miktar insafsızlıktır. Oyuncularımız birer makine değildir, ki makineler de arıza yapar.
  • Arıza yapacakları anlar elbet olacaktır, taraftarlığa düşen bu arızayı ‘pert’e dönüştürmemektir. Her bir oyuncuyu en kötü gününde de alnından öperek göndermek gerçek Adanasporluluktur. Ötesi anlamsız bir centilmenlik palavrasıdır. Çünkü bu çocuklar başbakanlık destekli trilyonluk Rize gibi değiller, küme düşme potasındalar bakın.
  • Eğer öyle olsaydı ben de gider yuhalardım onları milyonluk eşekler diyerek, rakibi de ellerim patlayıncaya kadar alkışlardım. Konya gibi yine en pahalı takımlardan biri olup böyle sefilleri oynasaydı yine anlardım rakip alkışlama fantezisini.
  • Ama bu takıma yapılacak bir hareket değildir, bu gencecik ve hakikaten emek dolu, direnç dolu, mücadele dolu, inanç dolu Adanaspor’a ki yine söylüyorum belki de tarihinin en özel takımıdır yukarıda saydıklarımdan dolayı… Bu takım saygıyı hak ediyor, maç sonuçları nasıl olursa olsun, saygı
  • Bu çocuklar arsından yeni simge futbolcular çıkıyor, mazi filan tamam, eyvallah, oraya da saygımız var ama eldeki takıma önce hak ettiğini verelim, ama o hak edilen şey küfür ve küfreder gibi rakip alkışlama değildir.
  • Çocuklara da “önce Adanaspor’u sev” öğretilmeli, “ne olursa olsun takımını, formanı sev” öğretilmeli, “iyi gün dostu olmamak” öğretilmeli, “emeğin hasına saygı duymak” öğretilmeli. Kafadan öğrendiği rakip takım alkışlamak olursa bir gün üzerinde artık sizin iradeniz dışında tutkuyla bağlandığı herhangi bir takımın formasını görürsünüz, bu sizi üzebilir.
  • Madem o kadar heveslisiniz rakip alkışlamaya maçtan önce alkışlayın onlar sahaya çıkarken, ataklarını alkışlayın, gollerini alkışlayın, abartayım biraz, hani centilmeniz ya, hakemlerin es geçtikleri penaltıları filan alkışlayın, şampiyonluğa el sallarken bize belki centilmenlik kupası verirler. Ne güzel olur. İkinci önerim bir tekrar mahiyetinde, rakip takım tribünü müsaittir gidin orada istediğinizi istediğiniz gibi alkışlayın…
  • Evet sevgili Fatin, bana kızma: ))
  • Durum ne yazık ki benim pencereden böyle.
  • Sevgiler…
Yazar: Editor
2010-03-17 01:08:45

Bir Tür Kurtuluş Savaşı

Bu konuda ben de bir şeyler demek istiyorum. Bu sıralar önemli olan şampiyonluk değil, tribünde en has Adanasporluluğu sağlayabilmektir.

Bunun için gereken cephe savaşı değildir. Cephe içi savaştır, namlusunu takımına, dolayısıyla tribündeki arkadaşına çeviren ve aslında ne yaptığını bilmeyen bir kısım Adanasporlu ile yapılacak cephe içi savaştır bize lazım olan. İcap ederse onlarla tribünde göğüs göğse savaşmaktır, takımını şartsız şurtsuz seven gerçek Adanasporlularla omuz omuza vererek…

Bu durumda Ulusalcı Adanasporluluk yetmeyebilir, buna devrimci Adasporluluğu da eklemek lazım. Bir tribün devrimi yapıp Adanaspor’un tribün geleceğini güvence altına alacak bir hareket… kaçınılmaz bir şey olmuştur bu…

Bir de takıma sövüp rakibi alkışlayanlara bir önerim var, bakın orada rakip tribün diye bir şey var, gidin oraya istediğiniz gibi sövün Adanaspor’umuza, istediğiniz gibi alkışlayın rakipleri, biz de net olarak görelim kimlerle boğuşacağımızı…

İyi gün dostları, çekin ayağınızı tribünlerimizden…

Ali Kaptan

Yazar: Editor
2010-03-09 18:29:09

En Genç Takım

http://ul.gcg.me/files/2010-03/nzbc.jpg

Sevgili Serkan Şenyürek takımın yaş ortalamasını vermiş: 22… Biliyorum, bu durum her Adanasporlunun gurur duyduğu, öte taraflarda gıpta edilen bir kazançtır ve tabi ki avantajdır da.

Şampiyonluktan sonra süper ligde de mücadele edecek iskelet duruyor bu Adanaspor’da. Başlarında Kemal hoca da olmak kaydıyla… Bir A. Ferguson modeli… Abartım mı? Göreceğiz bunu deyip bu sözlerin devamını sonraya bırakayım: ))

Takımda iki eksik varmış Giresun maçında. Ne gam? Bu takımda o formayı giyecek herkes hakkını verecektir. Zerre kuşkum yok. Makine kurulmuştur ve İzzet’in yerine Koray pek ala oynayacaktır, Mbilla’nın yerinde Sinan etkili işler yapacaktır. Hep üzerine koyarak gidiyoruz çünkü.

Bunun en güzel örneği Onur Demirtaş’tır. Bunları vicdanımı rahatlamak için yazacağım; Onur bu sayfalarda ve Adanasporlu sitelerde, formlarda çok eleştirildi. Belki o sıralar hak ediyordu o eleştirileri, ayrı bir şey bu…

İnsan üzülmeden de edemiyor bu arada keşke Onur bu formunu başta yakalasaydı, fazladan 3-5 puanımız olurdu, diye… Evet, şimdi Onur Demirtaş yoksa sahada, keyfim kaçıyor; itiraf ediyorum, eskiden kart görsün diye dua ederdim şimdi kart görür diye korkuyorum. Bu gelişmenin birinci ayağı Onur’un kendisidir ve öteki ayağı Kemal hocadır diğer ayağı ise Adanaspor’un kendisidir, futbolcuların içinde bulunduğu ortamdır, koşullardır…

Giresun korktuğum rakipti önceki haftalarda, şimdi o kadar kaygılı değilim. Biz “iş kazası hakkını” Buca maçında kullandık ve bitti: )) Giresun’u son haftalardaki futbolumuzla muhakkak yeneceğiz, yeter ki pozisyonların Onda ikisini değerlendirelim. Güzel gelişmelerin biri de bu, çok pozisyon buluyoruz, ah bir de son vuruşlar olsa…

Gelelim başlığa: En Genç takım… Adanaspor tarihinin en genç takımıdır olasılıkla. Belki liglerin de en genç takımıdır. Başka genç takımlardan bahsediliyor, Çanakkale gibi… Olabilir… o zaman toparlayalım başlığı “üstelik şampiyonluğa oynayan en genç takım” diyelim…

Yazar: Editor
2010-03-06 18:48:56

 10 Hocaya Karşı 1 Hoca

 

http://ul.gcg.me/files/2010-03/prometheus.jpg
  • Adana’da 1 Hoca, modern zamanların destancısıdır adeta.
  • Çünkü bir ovada en zor koşullarda adeta masal devlerine, canavarlarına karşı yürütülen bir isyanın destanını yaşamakta/yazmakta… 
  • Bu bir Çukurova destanıdır.
  • Tarih bu tür söylencelerle doludur,
  • İgor’dan Oğuz Kaan’a,
  • Beavulf’tan Manas’a
  • hep yoktan var olmanın hikâyeleri vardır. 
  • Ama işte tam şurada da kanımızla canımızla tanık ve dâhil olduğumuz bir kavganın destan yazıcısıdır o bir tek Hoca, 
  • Kemal Hoca
  • Çukurova’da,
  • aynı topraklarda futbolun Yaşar Kemal’idir,
  • Mustafa Kemal Hoca
  • ve Adana’da, kaderine terk edilmiş bir coğrafyada, ötelerdeki10 hocaya karşı, o 1 hoca…
  • Ateşi tanrılardan alıp Adanaya getiren bir Prometheus...
Yazar: Editor
2010-03-03 00:43:00
“Bayramizm” İçin Ek Bir Eylem  Önerisi
 
 http://ul.gcg.me/files/2010-03/Adanaspor_Buc.jpg

Sevgili Erkin köşesinde “Bayramizm” tanımı yapmış. İçine Adanalılık ve misafirperverlik unsurlarını eklemiş. Sonuna kadar katılıyorum. Doğrudur. İmzamı atarım... Bu noktada sonuna kadar başkanımızın yanındayız.

Fakat bu işin eksik bir yanı var. O yan önemli bir yandır. O noktada yan yan gitmek olmaz. Herkese mavi boncuk dağıtmak hiç olmaz. Meseleye cepheden yaklaşma şarttır. Savaşsa savaş… Yoksa bu kirli futbol o temiz yaklaşımları yerle bir eder.

Buca yönetimi hafta boyunca hakem konusunda bir psikolojik savaş verip bundan da bir sonuç alırken, takımın en tepesindeki insan hazin bir yenilgiden sonra protokolde bir “centilmenlik” önerirken(ki doğu bir iştir, evet) dönüp takımının da hakkını savunmak zorundadır. Büyük harflerle ZORUNDADIR diyorum. Tribündeki 15 - 20 bin, dışarıdaki evindeki on binlerce taraftar için değil, onca emek verdiği uğruna maddi manevi yönden yıprandığı bu takım için, kendi için yapmak zorundadır.

Sahada kendini paralayan Anıl için, İzzet için, Ersan için, Recep için, Tolgahan için, Fevzi için, Onur için, Okan için, Rahman için, Mbilla için, Emre için, tüm oyuncular için, Kemal Hoca için, yöneticiler için, masör için… Maçtan sonra o tertemiz emeği çalan hakeme dair de bir şeyler söylemeliydi. Yoksa biz ne yenilgileri hazmetmiş bir kulübüz. Bizim hazmedemediğimiz karşımıza çıkan rakip yöneticilerin, “rakip hakemlerin” entrikacı halleridir. Hazmedemediğimiz şey, bu durumların hazmedilmesidir. Yoksa Buca bizi yenmişmiş, protokolde adamlara ayıp olmuşmuş… Mesele değil.

Ama şu da var, Başkanımız çıkar, “Buca yöneticileri maç sürecinde doğru işler yapmıştır, hakem tertemiz bir maç yönetmiştir, bu yenilgiyi hazmetmemiz lazım” der. Ben de o zaman eyvallah der işimi kendi bakış açımla yapmaya devam ederim…

Önemli Not: Bu satırlardan Bayram başkanımıza bir tavrım olduğu çıkarılmasın. Hem sevgim hem de saygım nettir. Sevgiler…

Yazar: Editor
2010-02-18 08:11:53

Korku Salıyorlar

 

http://ul.gcg.me/files/2010-02/korkuyubeklerken1.jpg

 

[Sağlık Bakanlığı’nın Öteki Tiyatro’ya, Oğuz Atay’ın, “Korkuyu Beklerken” adlı oyununda, başrol oyuncusunun “sahnede sigara içtiği” gerekçesiyle uyarı cezası vermesi tiyatrocuların tepkisine neden oldu. Tiyatrocular, başta Devlet tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin olmak üzere uygulamayı saçma ve abartılı buldular.]

  • Geçenlerde bu haberi görmüştüm internet sayfasının birinde, epey dolaştı kafamda bu vaziyet. Birkaç satır yazmasam olmazdı.

Efendim, bu ne ince bir mizahtır; gıpta ettim onlara, hayır kıskandım Akp meşrepli o bir alay demokrasi havarisi görünümlü hakikatte yasakçı zihniyetli sigara polislerini… Ne güzel bir espri anlayışıdır. Aslında bu olayın kendisi bir oyun haline dönüştürülüp sahnelenmelidir.

  • Bu işgüzar beberuhilere birkaç önerim olacak yasakçı sansürcü ruhlarını daha derinden tatmin edecek ve halkın sağlığını(!) korumayı(!) tescilli olarak garanti altına alacak(!)

Önce Müjdat Gezen’den alıntı bir öneriyle başlayayım. Şöyle diyor; sahnede içki içiliyorsa içki ruhsatı da istesinler. Mantıklı. Devam ediyorum o zaman harcı alem önerilerime: Üstelik böylece gelir de elde ederler, ümüğünü sıktıkları millerin bu manada da iflahını keserler. Bu ruhsatın bedeli ve dolayısıyla vergisi bir maliyet oluşturacağından tiyatrocular açısından hükümetçileri sevindirecek birtakım sorunlar/sonuçlar da ortaya çıkacaktır, örneğin bu maliyet bilet fiyatlarına yansıtılacaktır, böylece insanların ayağı öyle şer ortamlarından da çekilecektir.

  • Sonra diyelim bir dükkân var oyunun bir sahnesinde, onun için de belediyeden, maliyeden iş yeri açmaya dair gerekli belgeler, aslında daha dükkânı açmadan esnafı iflas ettiren çeşitli meblağlar da tahsil edilir ve ülkemde bir İngiliz vatandaşının kontrolünde olan bütçeye aktarılır, gelir olur, fena mı? Sonra oyundaki o iş yerinden diyelim, bir sigara filan bir şey alındı veya ayakkabı ne bileyim işte, oradan da ayrıca deli gibi vergi alınır.

Mesela Haldun Taner’i “Keşanlı Ali Destanı” oynanıyordur, ani bir polis baskınıyla Keşanlı Ali oyuncusu halkı mülkiyete ve hükümet erkine karşı kışkırtmaktan, örgütlemekten dolayı tutuklanabilir. Sinekli halkı bir başka semte veya şehre sürülebilir, o mahalle de hükümetin acar yatırımcılarından birine, evlatlara filan ihalesiz mihalesiz verilebilir.

  • Diyelim Tuncer Cücenoğlu’nun Kadıncıklar’ı oynanıyor. İlgili birim oyunu basabilir ve fahişeyi oynayan oyunculardan çalışma ruhsatı veya sağlık belgesi ve saire isteyebilir. Veya “Ay Işığında Şamata” sahnededir, bu kez de oyuncular, yönetmen, halkı sınıfsal anlamada eleştirel bir bakış açısıyla bilinçlendirip vatandaşlar arasına nifak sokmaktan dolayı tutuklanabilirler.

Belki Dario Fo’nun “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü” oynanıyor, işi uzatmadan tüm salon seyircisi ve oyucusu, ekibiyle derdest edilebilir, hükümetin polisini işkence vs ile itham etmekten ve hatta bina Sivas usulü komple yakılabilir de… Bu arda yakanların zarar görmemiş olmasına şükredilebilir, bu cümle için Tansu Çiller konuşturulabilir.

  • Sonra efendim, ülkede yaratılmak istenen rezil ortamın bekasının sağlığı için TV’lerdeki o iğrenç dizilere, programlara örneğin bir kurtlar vadisi pespayeliğine asla dokunulmaz. Ve hatta gerçek hayattaki hakiki sağlıksızlıklar itinayla görmezden gelinir.

Sonra Hamlet’teki 1. Mezarcı’yı oynayan oyuncu, dünya malının dünyada kalacağını da ima eden repliklerinden yola çıkılarak, kimi hükümet yakınlarının alın terleriyle(!) kazanılmış servetlerine toz kondurup laf sokması münasebetiyle de tutuklanabilir. Shakespeare de dönek kültür bakanı tarafından bizzat kınanabilir. Ne, Shakespeare öleli bir 500 sene mi oldu? Olsun, kültür bakanı bunu nerden bilecek, nasılsa o bir Akp neferi, varsın kınasın.

  • Yahu ben de aklım sıra burada matrakça eleştiriyorum hazretleri, Amerika’yı yeniden keşfederek. Sanki bu ülkede insanlar yazdıklarından, çizdiklerinden, söylediklerinden dolayı öldürülmemiş, linç edilmemiş, sürülmemiş, hapsedilmemiş… Sahnede rol icabı içtiği sigaradan dolayı uyarı cezası alan o oyuncu arkadaş yatıp kalkıp dua etsin paçayı bu kadar ucuz kurtardığına.

Hey, hükümet tarafı basın! Ülkedeki demokratik, özgürlükçü, müdahalesiz sivilci bilmem neci gidişatın bu fotoğrafına da bakın. Bakın da iki laf da bunun için edin… Ama kıvırmadan, münferit bir hadisedir demeden, üzerimize G. Orwelvari bir tür sivil 1984 memleketi örülmeye çalışıldığını görmezden gelmeye çalışmadan…

Yazar: Editor
2010-02-09 14:39:42