2012-01-17 07:08:40

Ne Yazacağımı Bilmiyorum

Tabi ne yapacağımı da bilmiyorum sevgili arkadaşlar.

Ne diyeyim?

 

  • Zor atıp kolay gol yememizi mi, 
  • orta sahadaki boşluğu mu, 
  • hücum hattına yeterince destek veremeyişimizi mi, 
  • kör mücadelemizi mi? 
  • Bilmem ki!
  • Yoksa bazı futbolcularımızın, 
  • özellikle Okan, 
  • takım için değil de 
  • kendi için oynar bir havada olmasını mı? 
  • Anıl öyleydi! 
  • Bu maçta listeye Mbilla da katıldı 
  • ve 3 puanın ikisi 
  • buhar olup gitti.
  • Takımın dikey bir çizgi olarak 
  • en az 4 transfere daha ihtiyacı olduğuna mı değinsem 
  • ve yine bir transfer döneminin 
  • hüsranla sonuçlanmaya doğru gittiğini mi yazsam
  • bilmem ne yapsam?
  • Ve her şey bir yana, 
  • bu hakemlerle biz hiçbir yere gidemeyiz
  • Hakem müdahalesinin olmadığı maç yok! 
  • Şu işi namusuyla yapan bir insan evladı 
  • galiba 
  • denk gelmedi maçımıza. 
  • Eminim bir bize değil bariz hataları, 
  • birçok takımın canını fena yakıyorlardır. 
  • Ama işte bize daha çok denk geliyor işin olumsuz yanı!
  • Nedir? 
  • Basiretsiz, 
  • kifayetsiz, 
  • yetersiz, 
  • mesleki ahlaktan yoksun adamlara 
  • şu son süreçte anormal yetkiler verilirse olacağı budur! 
  • Bakın, 
  • Türk futbolunun dinamiti bu adamlardır. 
  • Onların verdiği zararı hiç kimse, 
  • ne şike ne teşvik iddiaları, 
  • hiçbir şey vermemektedir!

 

Söyleyin, futbolumuzu şu hakemlerden nasıl kurtaralım?

Zira benim heyecanım bu manada bitti biter!

Yazar: Editor
2011-11-24 10:23:55

Bir Yazı

 

  • Bu bir maç yazısı değildir, 
  • bu bir dönem yazısı olabilir, 
  • hakem yazısı özelinde aslında bir sistem yazısıdır belki, 
  • belki de Yeni Türkiye Cumhuriyeti 
  • veya 2. Cumhuriyet yazısıdır, 
  • sanki keyfiyetin egemen olduğu bir yönetim anlayışını eleştiri yazısıdır, 
  • yetersizlere yetki vermenin açtı yaraların yazısıdır, 
  • bir yazıdır neticede ama herhangi bir yazı değildir; 
  • canımızın yandığına dairdir 
  • ve ulan canına yandığımın memleketinde futbolda da siyasette de ekonomide de sanatta da hayatın bilumum yerlerinde de hep mi bizim canımız yanar ki 
  • o muktedirler bu kadar mı muktedirdir, 
  • haddizatında kifayetsiz muhterislere bir idareyi sorgusuz sualsiz teslim etmenin ne pespaye bir iş olduğunu kurcalayan bir yazıdır, 
  • idarenin iradesizliğine de dairdir, ah, bir memlekette örneğin bir şike soruşturması neticesinde o hakem denenlere bu kadar anormal yetkileri hissettirirseniz onlarda s.kinin keyfine düdük çalar 
  • ve yine örneğin bir Adanaspor’umuza çaldıkları 5 penaltının da penaltılıkla uzaktan yakından ilgisi olmaz, 
  • ama çalarlar; çünkü başkanından başka arkası olmayan bir takımdır Adanaspor 
  • ve ona vurun abalıya yapılabilir; şehrin maddi desteği tabi ki yoktur, siyasi desteği yoktur ve olmasındır, 
  • taraftar taraftarlık enerjisini bu manada bir tepkiye dönüştürmekten uzaktır, 
  • o kadar çok dış düşman varken biz içte düşman yaratma gafletindeyiz, düşman derken mecazen tabi…
  • Neticede ülke nasıl yönetiliyorsa futbol da öyle yönetilmektedir:
  • Yargı siyasi bir iradenin yargısıdır, gazeteler, televizyonlar, radyolar, piyasa sanatçıları türkücüleri ve koşulları da siyasi iradenin beberuhileridir, 
  • hep keyfiyet hep keyfiyet hep keyfiyet ama siyasi iradenin keyfiyeti… 
  • Yetkisi olan yetkisini bir şekilde güçlüden yana kullanır, arada görece güçsüzler gider. 
  • Futbol da öyledir.
  • Neticede bu bir hakem eleştirisi yazısıdır.  

 

Yazar: Editor
2011-11-16 20:46:45

En Fazla Bağıran veya Futbolun Bezirgânları

 http://hizliresimyukle.com/showoriginal-138076/et.jpg

Erman Toroğlu; çok konuşup hiçbir şey demeyen adam. Onca zamandır futbol aleminde ve yorumlar yapar, harcı âlem yorumlar, sokak ağzıyla konuşarak kamunun nabzını en kurnaz bir taktikle tutar. Kendi hesabınca iyi de tutar fakat bu nabzı tutmanın ahlaki boyutlarını varsın kendisi hesaplasın, dilerse ve vicdanı elverirse ya da yerse…

  • Sahi, onca zamandır en etkili kanallarda konuşan ve en etkili gazetelerde yazan adam ne vermiştir necip Türk futbol ailesine? 
  • Nasıl bir bakış açısı kazandırmıştır. 
  • Ne tür bir özgün imza atmıştır; 
  • o amiyane gevezeliklerden başka, 
  • süslü gösterişli, sokak jargonlu cümlelerden başka, 
  • bel altı vuruşlardan başka, 
  • en fazla bağıran en haklı sayılır taktiği neticesi olan muhabbet üslûbundan başka…

Fazlasıyla öznel, eyyamcı, sahte kabadayı, yalandan delikanlı, patavatsız dopra… Ne çok sıfatı olur böyle simaların. Keşke Cemal Süreya yaşasaydı da o portreler kitabında muhtereme de bir paragraf ayırsaydı. Bir paragraf yeterdi evet. Bakmayın siz burada lafı uzattığımıza, zamanımız çok…

16 Kasım 2011 tarihli yazısında yine inciler var bu futbol ve insanlık bilgesinden.

  • “Şımarıklar” demiş yazınsının başlığına. 
  • Tabi ki futbolculara sataşmış. 
  • Hiddink ve Oğuz Çetin için de oyuncu tercihleri vs için “beyefendiler” demiş. 
  • Biz biliyoruz ki bu beyefendileri kendisi aslında bir “ulan” manasında kullanmıştır 
  • veya daha net bir hakaret ifadesi içeriğinde. 
  • Direkt edememiş o hakareti, yememiş zira. 
  • Bende de yemedi, ben de Erman zatı muhteremine elbette hakaret edemeyeceğim; 
  • “beyefendinin önde gideni” diyeceğim sadece. 
  • Evet beyefendinin önde gideni; 
  • topçulara, hocalara sallarken yahu hiç mi dönüp bakmazsın, 
  • şu ülke futbolunun 
  • bu keşmekeşinde, 
  • seviyesizliğinde, 
  • futbolcuların o şımarıklığında, 
  • tribüne küfretmelerinde, 
  • kahrolduğunuz(!) başarısızlığında, 
  • bir türlü gelişememiş olmasında falan filan, 
  • sizin hiç mi payınız yok; 
  • o programlardaki şımarıklığınızın, 
  • küfre meyyal üslubunuzun, 
  • dobra olacağım derken terbiyesizleşmenizin, 
  • üç büyüklere çakacağım derken adaletsizleşmenizin 
  • ve yine falan filan...
  • Bunların hiç mi etkisi olmadı? 
  • Hiç mi yapmasınız iki gram özeleştiri? 
  • Eliniz hiç mi gitmez vicdanınıza, hep mi cüzdanınızı kollar o eliniz bir futbol kaosunu belli menfaatler icabınca kolladığınız gibi…

İşiniz memleket futbolu mudur, felaket tellallığı mıdır? Belli bir iradenin tetikçiliği midir, nedir be beyefendi? Hayır, beyefendinin önde gideni... Kendiniz bir ad koyun kendinize, harbi ve dobra bir biçimde, biz de öylece takip edelim onu… Ha beyefendi?

  • Diyor ki, o milli forma bazı futbolcuların ve menajerlerin tekelinde olmamalı.
  • Eyvallah beyefendi; altına da imza… 
  • Ama o futbol yorumculuğu denen iş de yüksek medyada bazı kifayetsiz cahil cühelanın da tekelinde olmamalı.

Siz de bir silkelenin ulan!

Not: Sahi o E.Toroğlu beyefendi örneğin son 5 ayda okuduğu 3 kitabı yazsa da bir bilgilensek muhteremin mecrasındaki derin bilgi birikimi ve kaynakları mevzusunda… Bunu istemeye hakkımız var değil mi? Şımarıklık mı yapıyoruz yoksa?

Yazar: Editor
2011-10-20 03:32:36

Hiçbir mücadele yoksul çocukların öldürülmesini haklı kılamaz. Ortada sadece cinayetler vardır şu son olaylarda. Özgürlük mücadelesi 21. yüzyılda aslında kendi gibi olanı öldürmekle yapılamaz. Yapan daha çok kana neden olur. Ne yazıktır ki ölenler de öldükleriyle kalır. Ülke huzur için tek adım yol alamaz. Yazık!

“Özgürlük mücadelesi” deyip bir terör örgütü olmaktan soyutlayamazlar kendilerini.

Ayrıca ortada ve tepededir eş sorumlular. Basiretsiz yönetimdir aynı zamanda bu katliamın ortağı. Ne yapar nasıl ederiz de daha çok kalırız diyenler de sorumludur.

Yine söylemeli, öldürülenler, bu memleketin yoksul gençleridir! Giden, en kutsal değer olan yaşama hakkıdır. İnsan hayatından daha kıymetli bir şey olamaz. Onca ömür gitmiş, çok daha fazla hayatlar da kahrolmuştur.

Tamam, yoksulluğa da razıyız ulan! Yeter ki bu gencecik insanlar ölmesin! Biz barış içinde ve huzurlu bir ülke istiyoruz. Bunun için çözüm üretemeyenler halkın adına ülke yönetmeye devam etmesin.

Ölen gençlere rahmet, ailelerine, yakınlarına, sevenlerine baş sağlığı diliyoruz.

Yazar: Editor
2011-10-13 12:17:37

Mesut ve Mutlu Olmanın Dayanılmaz Garabeti

Şimdi milli maç ve dolayısıyla Mesut’a değineceğim.

  • Mesut bizim milli maçta oynamadı, 
  • bir sebepten dolayı, 
  • ama bilmem ki nedir sebep; 
  • baskıyla gelen bir milli hissiyat mı, 
  • buna bağlı bir yaranma eğilimi mi Türk kamuoyuna, 
  • sakatlık mı, 
  • daha önemli bir maça bekletilmek mi? 
  • Bilmem!

Kaybettiğimiz Almanya maçından sonra galiba soyunma odamıza gelip başarı da dilemiş son maçta. Olağan forma değiştirme işi vs.

  • Derken 
  • aynı Mesut 
  • üç gün sonra bir başka milli maçta 
  • 1 gol 2 asistle geceye damgasını vuruyor. 
  • Milli yetkililer 
  • Mesut’a 
  • sevgi saygı ve minnetlerini filan sunuyor. 
  • Ne güzel 
  • ne hisli 
  • ne milli sahneler. 
  • Basından, 
  • TV’lerden, 
  • resmi kaynaklardan övgüler, 
  • alkışlar… 
  • (Sahi Şike savcısı ne yapıyor bu aralar, çalışıyor mu yoksa işi serdiler mi zamana?)

Ama yine bilmiyorum acaba ortada gayri ahlaki diyemeyeceksem de gayri vicdani bir sahne yok mu sizce de? Sessizlik ve 1 dakikalık saygı duruşu o zaman!

  • Evet, şike soruşturması sureci bitmedi, 
  • içeride adamlar var hala! 
  • Peki, bu bir haftada tanık olduğumuz vaka ne ulan? 
  • Emenike niye gözaltına alındı da 
  • ardından adeta ülkeden kaçtı? 
  • Öteki niye hala içeride? 
  • Berikinin hali necidir?

Ortada içimize sindirdiğimiz bir sonuç varsa hiçbir sorun yok! UEFA açısından da bu esnada hiçbir beis görülmüyorsa yine eyvallah!

  • O zaman şöyle yapalım;
  • içeridekileri salınız. 
  • Şikeye dair hiçbir soruşturmamız bundan böyle yoktur deyiniz. 
  • İsterseniz kimseden özür de dilemeyiniz, 
  • mağdur olan sizi anlar. 
  • Sonra da bizi o necip futbol âlemimizde 
  • yine kendi bokumuzla oynamaya bırakınız. 
  • Etikmiş, 
  • vicdanmış, 
  • emeğe saygıymış, 
  • futbolumuzun marka değeriymiş, 
  • erdemmiş, 
  • Türk futbolunun kurtuluşuymuş. 
  • Boş verin bre, 
  • bu akşam da TV’de diziler, 
  • spor programları var. 
  • Üstelik bu akşam 
  • “Fatmagül’ün Suçu Ne?” oynuyormuş, 
  • isabet olmuş.

Milli Mesut futbolumuza, içerim bu akşam!

Yazar: Editor
2011-08-26 09:06:20

Aslında Siyasi Bir Yazıdır, Bir Fenerbahçe Yazısı Değildir


Fenerbahçe B.A.1.Ligde oynamak için başvurmuş. Bunu biz istemeyiz: )) zaten böyle bir işe de müsaade etmezler. Fenerbahçe’nin yapacağı en sağlam eylem liglerden çekilmektir! Ama koca bir takımı bu hallere düşüren muktedirler Fener’i kaderine razı olup süpere devam etmelerini sağlarlar. Fenerbahçe hisselerinin yoğun bir biçimde cemaatçilerin eline geçtiği de ayrı iddialardan olunca, bir büyük uyum ve akabinde dönüşüm de kaçınılmaz.

  • Fenerbahçe, çelişkilerin ve belirsizliklerin içine itildi.
  • Hem İsa’ya hem Musa’ya yaranma politikası bu sonucu doğurdu,
  • gerçi sonuç budur, demek de erken,
  • her an sonucu etkileyen gelişmeler yaşanıyor.

Cem, özetle şöyle dile getirmiş sahnedeki mizanseni:

“Operasyon başlatıldı, şike var dendi, durum vahim dendi, infazlar yapıldı, İHALELER konuşuldu, durumdan vaziyet çıkaranları izledik, Tff ben işi çözemem dedi yargıya pası attı... Son olarak dava SİYASİ  dendi. Onlarda topu durdurdu şöyle bir kendi ekseni etrafında döndü pas verecek arkadaş aradı bulamayınca topu sürmeye devam etti... Bizler de top BAĞIMSIZ yargıda dedik beklemeye başladık... Buraya kadar her şey çok güzel...

Bundan sonra ne oldu?

1950’den itibaren olan oldu... “Dış güçler” ülkemizi yine ziyaret etti...

BAĞIMSIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN BAĞIMSIZ YARGISI hiçe sayıldı... Biz de her zaman ki gibi peki abi dedik...”

  • Fenerbahçeli arkadaşlara şöyle seslenebiliriz buradan,
  • “bu yoldan dönenler olabilir, mum gibi sönenler olabilir
  • (örneğin işadamı N. Özdemir), ne kadar direnirseniz o kadar büyüksünüz,
  • çünkü vaziyet futbolun egemenlik alanlarının dışındadır.”

Şöyle çarpıcı bir not düşmüştü twitter’a, paylaşayım: “Eski Cumhuriyeti sembolik olarak temsil eden FB tasfiye edilmiştir. Aynı Eski Cumhuriyetin diğer kurumları gibi. Bu bir iktidar savaşıdır.” Tabi yeni Türkiye’nin yükselen değeri elbette Trabzonspor olacaktır bu minvalde, WikiLeaks belgelerine göre Trabzonspor’a örtülü ödenekten aktarılan paralar da söz konusu olunca…

Şu öneriyle bitirelim, Fenerbahçe’nin kendi siyasi partisini kurup mücadeleye oradan devam etmesinin tam zamanıdır!

Yazar: Editor
2011-08-18 09:37:56
  • Yine gencecik insanlar öldü!
  • Savaş tarihinin en başından beri olduğu gibi yine ülkenin ekonomik kahrını çeken ailelerin çocukları öldü,
  • onları da muhtemelen aynı “mahallenin” çocukları öldürdü.
  • Böyle bir drama dünyanın her yerinde üzülür insanlar ve telin edilir…

Buna bir karşılık verildi Kandil üzerinden. Doğal bir süreçtir. Her eylem bir karşılık görür.

  • Ama bu doğal sürecin de adeta “kurumsallaşmış” olması sizi de korkutmuyor mu
  • Beni korkutuyor! Bu karşılık vermeler bizi ülke olarak içinden çıkılmaz kargaşalara götürmesin ve her iki taraf için, Cumhurbaşkanının Esat’a gönderdiği mektubun teması bizim tarafta hazin bir sonucu ima etmiş olmasın: Hayıflanmak!
  • Bir yanda asker çocuklar öldürülür, diğer yanda bir başka yer bombalanır… Yine aynı döngü… Sonra?

Bunu, işi silahla halletmek isteyen her iki tarafın unsurları da görmek zorunda…

  • Savaş tamtamı çalmaktan daha kolaydır barış çubuğunu tüttürmek.
  • Oturduğum yerden, o namluların ucunu görmeden kolaydır bir Türk veya Kürt şahini olmak!
  • Ben ısrarla sorunun silahsız halledilebileceğini ummak istiyorum!
Yazar: Editor
2011-08-16 07:54:21

Adı: Futbolda Maddi Problemler

Konu: Bazı Takımlar

Ana Fikir: Ekonomik Kriz Var Abi

http://photos3.fotosearch.com/bthumb/LIQ/LIQ119/vl0004b087.jpg

Genç Yazarlarımızdan Halit Gürerkrizdeki takımlara dair küçük bir araştırma yapmış, bunu paylaşalım. Hayır, niyetimiz “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” değildir bir Adanaspor konusunda: ))

ALTAY

GENEL BORÇ TOPLAMI

14.628.710,02

NAKİT KASA TOPLAM

14.605,00

ÇEK KASA TOPLAMI

345.000,00

SENET KASA TOPLAMI

275.000,00

TOPLAM KASA MEVCUDU

634.605,00

GENEL TOPLAM

13.994.105,02

KONYASPOR

Konyaspor yönetiminin iş bilmezliği yüzünden Konyaspor büyük sıkıntıda. Yönetimden yapılan açıklamada takım otobüsüne benzin alacak paranın bulunmadığı ve kendi aralarında topladıkları parayla kampa gittiklerini bildirdiler. İnternet üzerinden yapılan yardım kampanyasında ise sadece 15 bin TL toplayarak hayal kırıklığı yaşadılar.

BUCASPOR

Bucaspor da maddi imkânsızlıklar içerisinde. Transfer edilen Ergun Cengiz in lisansı hala çıkarılamadı. Teknik direktörleri Sait Karafırtınalar son ana kadar Ergun’un takımda kalmasına çalışıyor.

SAKARYASPOR

Bilindiği gibi Sakaryaspor da borçlar yüzünden transfer yapamaz durumda. Şöyle bir not düşüyorlar: Sakaryaspor’un mevcut statü ve ekonomik şartlar gereği, gelecek sezon da transfer yapması mümkün gözükmezken, imdada A2 takımı yetişti. Sakaryaspor, A2 için profesyonelden futbolcu döndürebilecek. Üstelik her ne kadar kâğıt üzerinde 23 yaş sınırlaması konulsa da, katı uygulama yok.

KOCAELİSPOR

Onların da durumu pek vahim... Alıntı şöyle: “Bir zamanlar Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor gibi dört büyüklerin de korkulu rüyası olan, iki kez Türkiye Kupası'nı kazandığı gibi birçok sezon da ligde zirve mücadelesi veren Kocaelispor sessiz sedasız tarih oluyor. 100 milyon TL'yi bulan borçlarının altından kalkmak mümkün olmayınca, takımın tüm futbolcuları yine 2. Lig'de mücadele eden ve isim değişikliğine giden eski adıyla "Körfez Belediyespor", yeni adıyla "Kocaeli Futbol Kulübü’ne transfer edilerek aktarma yapıldı. Ancak UEFA'nın "Kocaeli" adına sıcak bakmadığı ve bu ismin yeniden değiştirilebileceği belirtildi.”

  • Durum o civarda böyledir.
  • Bizden mümkün olduğunca uzak olması dileğiyle...
Yazar: Editor
2011-06-18 13:46:23
http://hizliresimyukle.com/showoriginal-68068/aj.jpg
  • Angelina Jolie
  • Suriye sınırımıza gelmiş.
  • Sebep-i ziyaret malum,
  • ülkeden kaçanlara destek olmak!
  • İnsanların kafasında iki Angelina oluşuverdi böylece:
  • Bir:
  • Ne iyi bir insan, adı gibi melek!
  • Böyle işlere karışmayıp
  • Paris Hilton gibi bir tarafının keyfine de bakabilirdi.
  • Üstelik bir sürü çocuğu da evlat edindi…
  • Kaç kişi yapar ki böyle bir insaniyet?
  • Ezilenlerin derdini kendine dert bellemiş.
  • İki:
  • Oralara giden Angelina değil de 
  • CIA başkanı filan olsaydı
  • bu ziyaretin amacı,
  • içeriği,
  • manası ve sairesi değişir miydi?
Yazar: Editor
2011-06-12 20:30:22

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

Yazar: Editor
2011-06-01 12:10:06
http://okulweb.meb.gov.tr/26/01/241439/gazete.gif

Hemen memlekete dönelim futbola kısa bir ara verip.

Geçenlerde B. Arınç Ümit Boyner’e bulaştı bu sefer. İnternet yasağı üzerinden, neymiş, bunlar gelirse porno serbest filan olurmuş. O yaştaki adamın düşündüğü şeye bakın hele; internet = porno. Sataşmayı üstelik Sayın Boyner’in ailesi, çocukları üzerinden yapıyor koca insan, koca politikacı, koca bakan, koca Akpli…

  • Hopa karıştı ve bir insan canından oldu.
  • Akp ve Başbakanı Hopa’da protesto edilince polis devleti işe karıştı ve emekli bir öğretmen uğradığı baskı sonucu kalp krizinden öldü.
  • Haberi şöyle:
  • “Çıkan olaylarda polisin sıktığı gazdan etkilenen emekli öğretmen Metin Lokumcu kalp krizi geçirdi. Lokumcu kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Lokumcu'nun hayatını kaybetmesi üzerine ilçede gerilim yeniden tırmandı.”
  • Ve başbakan o protestoculara eşkıya dedi.
  • Öyle ya, onlardan olmayan herkes eşkıya, cani, hain, kâfir, statükocu, darbeci vs…
  • Ki Hopa, iktidarın ağır zulmüne maruz kalırsa hiç şaşirmayın.

YÖK Başkanı Yusuf Ziya Bey şöyle bir açıklama yapmış taze taze:

“Kitapçıklarda şifre olduğunu ne biz ne de Ali Demir biliyordu. (Bir kere bu cümlede anlatım bozukluğu var Sayın YÖK başkanım, yandaş bir dershaneye gidin isterseniz, ihtiyaç söz konusu. … “ne biz biliyorduk” diye bir yüklem lazım oraya çünkü bu cümlede iki farklı özne var: )) Bilseler şifreli kitabı basına verirler miydi? Şifrenin basında tartışıldığı günlerde bir akşamüzeri ÖSYM Yürütme Kurulu toplantıdaymış. Aradılar. Gittim. “Adana’da anlamadığımız bir durum var. Bin kitapçıkta cevaplar büyük şıkkın sağındaki çıkıyor” dediler. “Bu kadar canınızı sıkmayın. Kopya var mı yok mu ona bakın” dedim…

Adana burası üstat! Anlamak için yaşamak gerekir! Ve bizce canınızı biraz sıkın bre, bu kadar rahat olmayın, o has damar çatlamasın. İki milyona yakın insan o sınava girdi. Ve de istifa eden ayıp etmez!

  • “İlköğretim 8. sınıf öğrencileri 4 Haziran 2011 Cumartesi günü, ilköğretim 7. sınıf öğrencileri ise 5 Haziran 2011 Pazar günü Seviye Belirleme Sınavı'na (SBS) girecek.
  • MEB sınava girecek öğrencileri aşırıya kaçmadan giyinmeleri konusunda uyarırken,
  • görevlilerden ise topuklu ayakkabı giymemelerini istedi.”
  • Aşırıya kaçmadan giyinmek, ne demekse?

Ve Gülben Ergen ile Mustafa Erdoğan fikir uyuşmazlığı nedeniyle boşanıyorlarmış. Sanırım referandumdan kalan bir mesele, Mustafa “Erdoğan” tarafı evetçiydi ya… Kız tarafı için iyi oldu bence, hayırlı olsun.

Yazar: Editor
2011-05-07 03:25:17
http://www.birikimhaber.com/image/haber/2010/04/21/Resim_1271856908.jpg
Yazar: Editor
2011-04-14 09:07:01

Ne olduydu?

En son Güngören’i yenmiştik deplasmanda 3–0 ile. Ondan önce Adana’da Orduspor’u 3–1 ile geçmiştik. Yani tam bir devredir, sanırım bu yarı sezona karşılık geliyor, evet o kadar zamandır Adana’da galip gelemiyoruz. Diyarbakır galibiyetini de saymazsak ki saymayalım, yine yarım sezondur maç kazanamıyoruz.

Böyle bir sahne tarihimizde birkaç kez yaşanmıştır ve hepsinde de takım küme düşmüştür.

Örneğin 80’li yıllardaki bir sezonda süper ligin ilk yarısını 4. tamamlayıp ikinci yarıda maç kazanamadan küme üştüğümüzü hatırlarım; üstelik Feyzullahlı, Kayhanlı, İsmailli, Ümitli bir kadroydu o, yok yoktu yani.

Ne olduk?

  • Ligin en çok gol atan 5. takımı (Erciyes ve GBB ile).
  • Ligin en çok gol yiyen takımı (Diyarbakır’ı saymıyorum doğal olarak).
  • Ligin en çok berabere kalan takımı (tek başına lider).
  • Ligin elinden en çok maç kaçıran takımı…
  • Bolu ve Ordu’dan sonra, attığı ve yediği gol toplamında ligin en şenlikli takımı…

Nedir?

Sonuçlar yukarıda, mesele ortada.

Ve fakat bence, yaşadığımız her bir olumsuzluğa rağmen bence güzel bir lig oluyor, heyecan dolu. Her hafta iddia dolu… Ağlasam da sızlasam da bu sezon böyle, şampiyonluk yarışı bize kendi hatalarımızdan dolayı yüz vermedi, olsun neticede son haftaya kadar macera dolu maçlarımız olacak.

Ama macera, heyecan, şenlik tamam da, bari şu Güngören’i aradan çıkarsak bre, öyle baksak neşemize, bari…

Yazar: Editor
2011-03-21 19:53:50

Kötü durumdaysak ve hedeflerimizde tepe taklak olmuşsak, bence diyorum, Fevzi’nin yokluğunun büyük etkisi olmuştur. Trabzonsporluların kalecileri Onur için dedikleri gibi, ulan keşke ben sakatlansaydım da Adanaspor’um Fevzi’nin yokluğundan böyle etkilenmeyip şu kötü günleri yaşamasaydı.

http://ul.gcg.me/files/2009-10/fevzi_kaplanpenche.jpg

_______________________

Fevzi’nin yokluğu bize çok pahalıya mal oldu, olmaya da devam ediyor. Mersin maçındaki sakatlığının faturasını hala ödüyoruz. Çünkü Fevzi orta saha ile forvet arasındaki ana damardı. o ana damar kopunca gol yollarında kaybolup gittik.

Fevzi’nin bizdeki yokluğu Barselona’da Xavi veya İniesta’nın yokluğu gibi bir şeydir.

  • Yardımlaşan,
  • ki bunu daha çok en yakınındakine destek olarak yapan,
  • kendi hareket bölgesinde rakibe fazla inisiyatif hakkı tanımadan oynayan,
  • defansa yardıma gelen, ki Mersin maçında öyle bir yardım esnasında sakatlandı,
  • saldırgan oyunuyla takımı da ateşleyen,
  • kazanmak için gücünün sınırlarını zorlayan,
  • ama bu sırada da erken yorulan -bu da onun üstesinden gelmek zorunda olduğu olumsuz yanıdır-
  • öncelikle rakip sahaya ve devamında rakip ceza sahasına girmeyi düşünen
  • -ama olumsuzlukta oyundan çabuk da düşebilen, bunu da aşmak zorunda olan-
  • gol atmada da belli bir becerisi olan
  • neticede artıları eksilerinden çok daha fazla olan bir etkili oyuncumuzdur.
  • Onu bu yüzden çok aramaktayız. 
  • Belli bir kitlenin, arkadaşlarımdan bazılarının pek tutmadığı bu sebepten de üzerinde tartıştığımız bir futbolcudur. Sanırım ona yönelik eleştirilerin temelinde de işte o tribüne oynamama özelliği de vardır. Bu da bence bir futbolcu için iyi bir meziyettir. Çünkü en fena olanı, şirin görünme ilkesizliğidir. Neyse, tatsız konulara dönmeyeceğim.

Bağlıyorum.

Kötü durumdaysak ve hedeflerimizde tepe taklak olmuşsak, bence diyorum, Fevzi’nin yokluğunun büyük etkisi olmuştur. Trabzonsporluların kalecileri Onur için dedikleri gibi, ulan keşke ben sakatlansaydım da Adanaspor’um Fevzi’nin yokluğundan böyle etkilenmeyip şu kötü günleri yaşamasaydı.

Yazar: Editor
2011-01-26 14:48:11

Eksikler 

Bu hafta Anıl ve Fevzi takımda yok. Anıl cezalı Fevzi sakat. Mersin maçında fena dönmüştü ayağı. Nedir? Fevzi, deyim yerindeyse, ölümüne dalmıştır topa. Sakatlanmayı göze alarak. Çünkü o sırada rakip sol tarafımızdan tehlikeli gelir olmuştur. Ama Fevzi hep böyle oynamaktadır. Baştan beri. Hep dediğimiz gibi, hiç kaçak dövüşmemiştir. Bir de ona kaptanlık verilse, bakın motivasyonu nasıl artar… üç nokta…

Fevzi ve Anıl…

Önemli oyuncular. Yoklukları hissedilir.Fakat, bu kadroda Anıl’ın da Fevzi’nin de yeri dolar. Bu hafta fazla kaygıya gerek yok bu manada. Ama Fevzi’nin sakatlığı dilerim uzun sürmez. Yeri, bir haftalığına dolsa da uzun vadede illa ki ihtiyaç duyulur.O değil, bu bahaneyle hiç oynamaması gereken, yine forma şansı bulup sağına soluna yük olacak. Bir derdim de bu… 

Onur Demirtaş

Mersin maçında O.Özdemir hazır olmayan bir Onur’u oyuna alarak bu futbolcumuzu zor durumda bırakmıştır. Keşke öyle yapmasaydı. Tam bunun konuşurken Alper bir ayrıntıyı hatırlattı.

Geçen sezon Onur, neden çok kart gördüğünden bahsediyordu. “Genç futbolcularımızı ezmeye çalışıyorlardı, ben de buna ayrıca müdahale ediyordum, bu yüzden itirazcı ve hırçın görünüyordum.” çerçevesinde bir şeyler söylemişti. Tam değil ama aşağı yukarı böyleydi Onur’un dedikleri.

O zaman da konuşmuştuk bunu. Onurlu bir davranış olduğunu vurgulamıştık…Şimdi takıma bakıyorum da orada kokmaz bulaşmaz bir kaptan. Vah… Beri yanda bir Onur. Kendini değil, arkadaşlarını da düşünen ve icap ettiğinde onları koruyup kollayan bir ağabey…

Taraftar bunları bilir, görür, izler, değerlendirir, sever veya yok sayar ya da protesto eder.

Dilerim son çare olmaz koyu yazıp altını çizdiğimiz; beyefendi elini taşın altına koyar da…

Yazar: Editor
2011-01-09 18:02:08

Yeni Hafta 

Neler olabilir ki bu yeni haftada?

  • Adanaspor’umuz santrafor arayışlarına devam eder. Çünkü Emre Aktaş konusu belirsizdir.
  • Taraftar başka transferler de bekler. Çünkü dokuz puan farka rağmen Adanaspor’un hala bir şampiyonluk umudu vardır.
  • Bu arada birkaç transfer dedikodusu çıkar. Çünkü bu transfer döneminin tadı bu uçan balonlardadır.
  • Birtakım beklenti ve hayallerle bu hafta da geçer.
  • Geçer çünkü zaman öyle bir şeydir, durmak gibi bir eğilimi yoktur, geçer gider.

Memlekette neler olur?

  • Yandaş medya ve de yan’a göre enflasyon yine düşer,
  • refah seviyemiz artar,
  • işsizlik yok olur,
  • bölgenin lideri olma yolunda dev adımlar atılır;
  • arada hükümet erkinden birileri çıkar muhalif fikirlere birkaç laf sokar,
  • biz yine öyle kalakalırız,
  • sonra bir “acaba yumurtalı sortiler olur mu ?” beklentisi,
  • üniversiteler direnişin umudu olmaya devam eder,
  • yargını içinde bulunduğu keşmekeş durulmaz,
  • hükümetin oradaki erke hepten sahip olma iştahı sürer,
  • ana muhalefet balans ayarını bir türlü yapamaz,
  • ülke on yıllardır olduğu gibi bir türlü gerçek gündemini bulamaz ara gündemlerle geçer gider ömrümüz,
  • Geçer, çünkü zaman öyle bir şeydir, durmak gibi bir eğilimi yoktur, geçer gider.
 
Yazar: Editor
2011-01-02 09:44:59

Gündüz Hoca

 

  • Büyük hoca olduğunun tanıklarından biriyim.
  • Onu tanıyanlar, dostluğunu bilenler de ne güzel bir insan olduğunu söylüyor.
  • Onun için en güzel sözleri de Adanaspor taraftarı zaten söylemiştir. Gereğince sahiplenilmiş bir isimdir bizde Gündüz Tekin Onay.
  • Herhangi bir isim olsaydı o, yeter derdik bu kadarı. Ama ülkenin ve Adanaspor’un futbol tarihinde tam bir köşe başı hocamız için bu sözler övgüler yetmez.
  • Ne kaldı geriye?
  • Herkes biliyor cevabı!
  • Bizim taraftar olarak resmen ilan ettiğimiz güneydeki Gündüz Tekin Onay Tribününe o tabelanın asılmasıdır şimdilik son hamle!
  • Bu son hamle kime düşer. Bence bloglar, siteler yani aktif taraftar üzerine düşeni yaptı. Konuyu gündemde tuttu, gereken bütçe için kendi arasında belli bir maddi desteği de taahhüt etti.
  • Resmi formaliteler de tamam…
  • Şimdi?
  • Bence yeni dernek yönetimi, sevgili Bekir Başkanın öncülüğünde bu işi noktalayacaktır.
  • Öyle düşünüyorum.

Ve Gölgesi Ağır Adam,

Ölüm, bir kuru bedeni alır götürür, büyük hatıralara ne yapabilir ki! O hatıra Adanaspor camiasında ilelebet muhafaza edilecektir!

Yazar: Editor
2010-12-25 09:17:01

Partizan Rektör 

Celal Bayar Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Mehmet Pakdemirli okuluna ziyarete gelen Bülent Arınç’ı protesto eden öğrencileri hizaya sokmak için Arınç gelmeden hemen önce olaya müdahale eder. Öğrencilerle tartışır. Enteresan diyaloglar gelişir.

Gençler cumhuriyeti koruyoruz der, rektör size mi kalmış der, biz koruz, ben korurum, diye ekler. Sonrasında rektörün TV’lerdeki açıklaması aşağı yukarı şöyleydi: Amacım öğrenciler zarar görmesin, ben bu yüzden inip müdahale etim, yoksa polis var özel korumalar var, odamda oturur talimat verirdim, bir de konuğumuz zarar görmesin… gibi sözler, ana hatlar böyle… Üniversitemde siyaset filan yaptırmam gibisinden diye ekliyor. İnsanları garip bir biçimde kategorize ediyor. Açıklamalar yaparken fikri alt yapısının haritasını çiziyor. Bir odacıyla bile görüşürüm diyor. Bakın “bile” diyor. Yine enteresan. Oysa bir odacıyla “bile”siz de görüşülürdü… 

Neyse, rektör haklıdır gençler haksızdır diyelim. Rektör oraya gönderilmiştir ve konumunu korumak gibi bir derdi de var olabilir. Olağandır. Kuzu’nun “yumurtalanma” sürecinde yaşananlardan korkmuş olabilir, Kuzu’nun rektörü filan istifaya davet etmesinden falan… Buna da hay hay. Herkesin bir şeylerden korkma hakkı vardır.

Geçelim bunları, dert değil tasa değil mesele hiç değil. Olacak böyle atraksiyonlar hayatımızda, üniversitelerde, maçlarda; tartışılacak, fikir ayrılıkları, müdahaleler falan filan,  olacak. Küseceğiz barışacağız, korkacağız...

Amma velakin yine TV’de CNN’de şöyle bir ifadeyi ağzından kaçırıyor. Diyor ki “ben herkesle konuştum bu bir aylık süre zarfında” (bir aydır o makamdaymış), sonra örnekleri sıralıyor derken, “belediye başkanıyla da görüştüm, başka bir partiden…”Evet, öyle diyor. Ben diyor, “başka bir partiden olan belediye başkanı ile görüştüm.” Kim diyor bunu, devletin rektörüyüm diyen Celal Bayar Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Mehmet Pakdemirli diyor. Başka parti, yani Akp değil o başka parti.

Böyle! Devletin rektörüyüm diyor ama Akp dışındaki bir partinin belediye başkanına başka partiden diyor. Bu, en hazin fotoğraflardandır yine. Ki o hazin fotoğraflar artıyor da artıyor. Yukarıda dedim diyeceğim. Sancılar olacak. Kaçınılmazdır bu!

Ve fakat o son sahne olmayacak. Rektörün elbette bir fikri, hayata sanata spora kendi ömrüne bir bakışı olacak; ama o rektör bir partili olmayacak. Biliyorum, o tarafta hep biz yaparsak olur deniyor içten içe hatta açıktan açıktan, biz yaparsak olur. Ben de şöyle bitiririm yazıyı, “ yahu o zaman bu yaptığınız biraz ayıp olur.”

Neymiş?

Başka bir partiden olan belediye başkanıyla da görüşmüşmüş… Ne iyi…

Berhudar olduk be…

Yazar: Editor
2010-12-18 17:12:22

Osman Özdemir 

Adanaspor Altay deplasmanında güzel oynadı bence. Deplasman takımı kimliğini doğru bir şekilde yansıttık sahaya. Önemli bir aksaklık yoktu futbolcularımızda. Doğru zamanda doğru hamlelerle defans pek pozisyon vermedi. Siz de izlediniz maçı, Altay tesadüfen bir iki pozisyon buldu, uzun toplarla gelmeye çalıştı, uzaktan da bir son dakika şutu…

  • Zülküf
  • malumumuz olan koşullarda
  • giydiği formanın hakkını fazlasıyla vermiştir.
  • Ya rakibin pozisyonun bozdu
  • ya topu aldı
  • ya da kendine faul yaptırdı.
  • Önemli işlerdir bunlar.
  • Derim ki,
  • Zülküf sınavı geçmiştir.

Osman Özdemir ise yine sınıfta kalmıştır. Bakın, yukarıda saydığım olumlu işler kendiliğinden değilse de oyuncuların doğal haliyle gerçekleşmiştir.Zannederim ki teknik direktörünün hiçbir faydasını görmeyen tek takım Adanaspor’dur bu ligde.

Heyhat…

Onur hala sakat mı? Sorayım dedim bu arada kendime.

Orta saha “eh işte” formatında oynadı. Buna rağmen pozisyon zenginliği bizdeydi. Ahmet Dursun verdiği pasların bir tekini alamamıştır. 5. dakikada Talha’dan aldığı topla adeta kendi yaratmıştır pozisyonunu. Adeta değil, öyle oldu diye düzelti kafamdaki görüntünün tekrarı: ))

Rakip 3 oyuncu değiştirdi, son dakikalarda gelir gibi oldu. Bizimki uykuda. 86. dakikada mı nedir ilk değişiklik. Anlaşılan odur ki Osman Özdemir’in hayalinde bile yok galibiyet. Son saniyede de Okan girdi oyuna. Bu ağır sahada, o yorgunlukta korkudan oyuncu değiştiremiyor.

Niye? Oyuncuları tanımıyor ki! Futbolcusuna güvenmiyor ki! Kendine bile inanmıyor ki! Ne deyim ki!Hayır, Osman Özdemir gitsin demiyorum.

Türk futbol camiasının hocaları aşağı yukarı birbirinin muadili. Kolaycı, hazırcı, statükocu, korkak, bilgisiz, mesleklerinde bile yetersiz adamlar. Biraz farklı olan zaten bir şekilde kendini gösteriyor. Ötesi aynı yahninin ciğeri… Haddizatında rakı mezesi bile olmaz birçoğundan.

Kalsın, ama Osman Özdemir olarak değil "Adanaspor Teknik Direktörü Osman Özdemir" olarak devam etsin işine. Devam edebilsin. Oftaş’ta iyi işler yapmışmış. Bana ne! Oftaş’tan her şekilde on milyon kat üstün olan Adanaspor’da bir iş yapamadıktan sonra… Ne yani, Allah geçinden vesin ama mezar taşına “Oftaş’ı şampiyon yaptı, maçlardan sonra da centilmence konuştu” mu yazılacak.

Osman Özdemir’in Grup Yorum’dan “Cesaret, Cesaret Daha Fazla Cesaret” adlı şarkıyı dinlemesini öneririm devre arası boyunca. Mesleki gelişimine bir katkısı olabilir. Adanaspor tarihinin en sıradan santraforlarından idi, hocalığı da öyle olmasın… Temennisiyle…

Yazar: Editor
2010-12-14 09:39:09

Kim Suçlu?

Şu maç için bir şeyler yazmak gerekecek ne olursa.Ben başka bir şey diyeceğim. Maçı sktr edelim. Asıl sorun bir insan el birliğiyle nasıl yok edilir onu konuşalım biraz.

Tolgahan, sevgili Serkan Şenyürek’in de dediği gibi Karşıyaka maçından sonra değil aslında geçen sezon, örneğin Buca maçından sonra kayboldu. Değil, heder oldu. Tökezlemedi devrildi, çöktü, gitti, her neyse işte.

Ama hangi irade Tolgahan’ın ve Adanaspor’un bu noktaya gelmesine sebep oldu? İşaretler hocaları gösteriyor.

Onu kollayacağım derken o kalecinin yok oluşunun mimarı olmuşlardır.basiretsiz, yüreksiz, niteliksiz hocalar… Onlar da bu hazin sahnenin baş aktörleridir.

Yahu bakın, Metin’i, Ahmet’i, Recep’i kesmek ne kadar doğalsa kaleciyi de kesmek o kadar doğaldır. Bunu neden böyle gurur yaptılar anlamıyorum. Anlayan beri gelsin.

Not: Taraftara akıl veren Osman hoca! Sen sınavı zaten geçemedin. Sen bu takımda bir korkaksın ki kötü bir kaleciyi yedeğe bile çekemedin, var olanın üzerine yatmaya çalıştın, takımı tanımadın, tahlil etmedin. Aslında düşmüş bir adama bir tekmeyi de böylece sen de vurdun.

Ama bak, Altay maçında Tolgahan’ı oynatmazsan, kesersen, o maçta da futbolcunun arkasında durmazsan o zaman harbiden boş adamsın. Madem çıktın bir yola, kovulana kadar devam et. Veya “böyle bir teknik direktör olmak artık gururuma dokunuyor” de ve çek git. Sen bilirsin.

Ama her halükarda bizim için bitiksin. Bunu da bil…

Ali Kaptan

 

Yazar: Editor
2010-12-13 11:26:47

YAŞASIN ADANASPOR

Yazmıyorum ulan,

Hiç kimse için

Hiçbir şey yazmıyorum…

Üç beş topçu bir kaleci beni Adanaspor'umdan edemez...

Ama yazmıyorum...

Bir temizlik olana kadar...

Ki olacak...

Yazar: Editor
2010-12-09 10:09:45

 

 

 Eri©Cantona.

Bir futbol muhalifi...Yetmez, bir futbol hiddeti… Öfkesi kendinde güzel adam... Tribünlere uçan tekme... Bilir çünkü, herkes haddini bilecek, anlatır da öylece.

Prensip meselesidir anlatmak, nasıl anlatacağını kendin tayin etmek. Futbolu bıraktıktan sonra bir tiyatro grubu kurar. Ne güzel! Geçenlerde bir Fransız filminde izledim. Anlaşılanından: )) Mafyanın adamı, Babanın sağ kolu ve de Babanın sevgilisine âşık... Ama bunu demeyecek kadar da delikanlı. Filmdir evet, hep kurgu. Olsun. Ama filmin sonunda hayatta kalabilen tek adamdır: )) 

Arada sağlam çıkışlar yapar, taşı gediğine koyar.

Derim ki, geçsin Chp’nin başına vallahi de billahi de onları tek başına iktidar yapar. Ne karizma bırakır RTE’de ne caka, ne hava. Alır âlemin paçasını aşağıya imaj muhabbetinde de. Adam üstelik çakma futbolcu da değildi padişah hazretleri gibi. Futbolcunun da hası idi… Rica edilse seve seve gelir, meselenin kendisi evrenseldir bir yanıyla, gelir bir omuz verir mücadeleye.  

Geçenlerde ne pek manalı laf dediydi:

Yüz binlerce insan gidip bankalardan parasını çeksin, kapitalizm çöksündiye…

Cantona bu, adamın hayatla bir meselesi var. Güzel insan. Telaşlanıvermiş o tefeci bankacılar, karşı açıklamalar gelmiş. Ama eminim susmaları gereken yerde de susmuşlardır. Uçan tekme için biraz geçse de uçan bir sille pek ala mümkündür.

Nedir, bizim futbol diyarımızın da aslında böyle has adamlara ihtiyacı vardır; hükümetçi, ayak oyuncu, lobici, cemaatçi, eyyamcısına değil… 

Hürmetler Mösyölerin hası Eric Cantona…

Yazar: Editor
2010-12-02 16:05:49
:((

Biat Edenlerin Dayanılmaz Dramı 

Şimdi şu sızıntılar ortaya düştü ya. Bazılar da ne diyeceğini bilemeden ortalığa düştü. Ayarları bozuldu, dengeleri, bıyıkları kesilmiş kediler gibi, kayboldu.

Zavallı haldeler. Vah!

Yalakalar ordusu Akp’yi, başbakanlarını, bakanlarını veya kalan kalın zevatı nasıl koruyup kollayacaklar şaşırmış durumdalar. Yok dedikodudur, yok yorumdur, yok komplo teorisidir, yok gayri ciddidir, yok ayıklanıp seçilmiştir… canım ayıkla ayıklama, orada yazılı mı değil mi gerçekler... ona bakalım...

mesele ayıklamak değil ki mevzumuz ayık olmak...

Yayımlayana, okuyana, düşünene lanet hakaret tehdit vs…  dedim ya, zavallı bir hal...

Adamlar izlemişler, gözlemişler, tahlil etmişler ve vazife gereğidir ki rapor etmişler falan filan.

Ya... Siz insanları hangi kanıtlarla kovuşturup soruşturup içerilere atıp itibarlarıyla oynayıp… Şimdi bu sızıntılara fena halde tedbirli yaklaşıyorsunuz hacım, niye ki?

Efendim ABD sorumluymuş, mahkemeye verilsinmiş, özürler dilenmişmiş…

Hazretlerin keyfi pek kaçtı, ki kafaları da pek karıştı (mı). Yoksa o sonsuz ve kusursuz biatla eski tas eski hamam devam mı edecekler her zaman yaptıklarına. Aynı sazı çalıp aynı havalarda dolanmaya. Ben ne bileyim...

O zaman ben ne diyeyim?

Beter olun…

Yazar: Editor
2010-11-26 09:41:00

Birileri Bizimle Eğleniyor  

  • Bir gecede gayrisafi milli hâsılamız, yani kişi başına düşen gelirimiz (öyle bir şeydi değil mi) artmış.
  • Nasıl artmış?
  • Üretim ilişkilerindeki bir ayar sonucu artı değerin adil paylaşımıyla mı oluvermiş acaba bu?
  • Bilmem ki. Ki zannetmem ki.
  • Öyle bir şey olsa zaten ülkenin makûs talihi değişir.
  • Ne ekonomik kriz kalır ne yoksulluk ne açlık… Ama böylesi bir ayar vatandaşın işine gelse de ötesinin işine hiç gelmez.
  • Çünkü bilinir ki bizim yoksulluğumuz olmadan başkalarının zenginliği olmaz.
  • Konuya dönelim efendim. İşte o “şey” artmış.
  • Kendi doğal seyrinde değil tabi.
  • Bakanlar kurulunun bir düzeltme kararıyla artmış.Haber şu: “
  • Bakanlar Kurulu'nun 2011 Yılı Programı'nda yer alan "Fert Başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH)"ya ilişkin bazı rakamlarda yaptığı düzeltme sonrası Satın Alma Gücü Paritesi'ne (SGP) göre kişi başına milli gelir, 2 bin 354 dolar artışla 15 bin 392 dolara, SGP bazlı toplam milli gelir de 171,1 milyar dolar artışla 1 trilyon 119 milyon dolara çıktı.” 
  • .
  • Böyle olur ağaların düğünü!
  • .
  • Siz milletin satın alma gücünü ancak bakanlar kurulu düzeltmesiyle artırırsınız.
  • Ötesine mecaliniz yok, zaten gücünüz de yetmez.
  • Çeşitli bakanlar kurulu düzeltmeleriyle trafik cinayetlerine de bir müdahale edin.
  • Işsizliği yok edin.
  • Yoksulluğu eritin. Sivil vesayet yoktur ulan, deyin.
  • Deyin canım ne olacak!
  • .
  • Şöyle bir hikaye var:
  • Seksenlik dede doktora gider, evlat der, kahvede arkadaşlar anlatıyor, her gece iki, bazen üç… Maneviyatım bozuluyor. Doktor da çözer işi, sen de anlat dedeciğim, der sen de anlat! 
  • Hadi bakalım, yükseltin gelirleri yok edin yoksulluğu, adaletsizliği, eşitsizliği…
  • Hepsi bir toplantıya bakar…
Yazar: Editor
2010-11-09 17:04:37

·                  Sevgili Erkin

·                  “Tuncelili Mustafa” diye bir yazı yazmıştır.

·                  Şovence bir yazı değildir.

·                Malum bir eleştiriye yönelik

           Çatalan gündemli bir yazıdır…

·                  Bir Adanaspor davası yazısıdır.  

·                  Bu yazıdan rahatsız olanlar vardır.

·                  Önemli bir not düşelim.

·                  Biz de bu yazının arkasındayız.

·                  Son kelimesine kadar…

·                  Bu yazının bir yanı da biziz!

·                  Erkin Doygun bu yazısıyla yalnız değildir!

·                  Kimsesiz değildir!

·                  Sahipsiz değildir! ·                   

 

·                  Hakan Tabakan

Yazar: Editor
2010-11-09 17:01:12

Hangisi Gerçek

Karşıyaka’yı deplasmanda elimizden kaçırdık ki ne kaçırma hem de… 2-0 öne geçtiğimiz maçı Tolga şovla berabere bitirdik… Yine de bu takımda ışık var dedik ve Denizli maçında tribünleri doldurduk… Öyle bir maç çıkardık ki Eyüp Arın korkmasaydı, Denizli’yi fark atarak yenebilirdik…

Yine önemli değil dedik; çünkü bu takımda hayat var dedik ve düştük Erciyes yollarına… Bugün sahada öyle bir Adanaspor vardı ki iler tutar yanı yoktu…

Tel tel dökülüyor, rakibe gel de gol at diye çağrı yapıyordu ki rakip atamayınca Metin dayanamadı ve kendisi attı golü kalemize… Maç sonu Eyüp Arın “ üzgünüz” demekle yetindi ve tüm suçu federasyona yükleyerek “ Pazartesi saat 14.00 de maç oynatmak nerede görülmüş” dedi…

Bu iniş çıkış içinde bize de “hangisi gerçek?” diye sormak kaldı… Evet hangisi gerçek, Denizli’ye sahayı dar eden Adanaspor mu, bugün 4-1 yenilen Adanaspor mu gerçek?..

Bunlardan hangisi kamera şakası… Bu noktada olaya birkaç açıdan bakmak gerekir… Futbolcu, hoca, ve taraftar açısından…Futbolcu, işini gücünü bırakacak, tribündeki taraftarla uğraşacak, onlar bizi etkiliyor, bizi desteklemiyorlar, bize söyledikleri bizi etkiliyor diyecek…

Kimse çıkıp da be güzel kardeşim, sen futbolculuğu seçerken tribünleri dolduran insanların neler söyleyeceğini hesap etmedin mi, tribündeki taraftar seni hep övmek zorunda mı, demeyecek… Üstüne üstlük futbolcuyu koruma adına tribünü bir avuç bırakacak kadar insanları dışlayacak…

Karşıyaka maçında 2-0 dan maç veren Tolga “Adana seninle gurur duyuyor” denerek tribünlere çağırılacak… Siz futbolcu olsanız, sorumluluk duyar mısınız… Ben kötü oynarsam, diye başlayan tedirgin cümleler kurar mısınız?Hoca, Denizli gibi bir takımı un ufak edecek futbol oynayan takıma yön veremeyecek, alınan beraberliği Adanaspor’un gücü olarak yansıtacak…

Bir hafta boyunca Adanaspor ve turuncu aşkından söz edecek ve 4-1 lik ağır yenilgiyi maç saatine bağlayacak… Biri de çıkıp be güzel kardeşim, senin 2.lg B grubundan haberin yok mu, adamlar çarşamba, perşembe saat 13.30 da oynuyor, sen hangi ülkede yaşıyorsun, demeyecek… Üstüne üstlük, Adanaspor’un medar-ı iftiharı olarak boy boy resimlerle demeçleri verilecek… Siz hoca olsanız, sorumluluk duyar  mısınız, yenmek için ne yapabilirim, diye kendinizi yorar mısınız…

El sonuç; sevgili Adanaspor taraftarları, bugün alınan sonuca şaşırmayın ve kimseye kızmayın… Adanasporluluk adına, sizi puan ya da puanlardan eden futbolcularla gurur duyduğunuz sürece bu sonuçları hep göreceksiniz ve hatta haftaya yine Adana sizinle gurur duyuyor diye bağırın, bağırın ki Orduspor da dörtleyip gitsin Adana’dan… Çünkü bu oyunda hiçbir şey gerçek değil, sizin katıksız sevginiz dışında…

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Yazar: Editor
2010-11-09 16:58:36
 

Acımız Dağlar Kadar…

  • Hani bir şarkıda der ya; ‘’herkesin acısı ;sevgisi kadar’’ tamda bizim için söylenilmiştir.
  • Ne yapılır bilinmez ama bu üzüntü hali birkaç gün üzerimizde kalacaktır.
  • Bu yaşadığımız ilk yenilgi değil ama bu durumun ,  son haftalarda ki iyi oyunun sonunda ve galibiyetten en ufak kuşkumuz olmayan bir maçta  olması ,hepimizi fazlasıyla yaralamıştır.
  • Bu maçın sonucunu  ve futbolcularımızın  oynadığı  oyunu gördükten sonra biz taraftarlara düşen, bu sezon için artık beklentilerimizi en aza indirmek ve yıllardır olduğu üzere Adanasporumuzu  sevmeye devam etmekten ibaret olsa gerek.
  • Bu ruh halinden çıkışımızın tek yolu budur.
  • Her zaman olduğu üzere son söz:
  • Yaşasın Adanaspor!
Zalif Aktaş
Yazar: Editor
2010-11-06 09:22:04

Avucunu Yalarsın!

http://ul.gcg.me/files/2010-11/ell.jpg
  • Biri buyurmuş ki
  • “Adanaspor boşaltırsa,
  • ilk işim
  • Adanademirspor’u
  • Çatalan tesislerine götürmek olur.”
  • Deriz ki
  • yavaş ol,
  • ağır gel!
  • Avucunu yalarsın!
  • Nokta!
  • Nokta!
Yazar: Editor
2010-09-17 08:32:36

“Adana’nın Adanaspor’a İkinci Ayıbı”

Adanaspor'un Çatalan tesislerini bırakacak olması nedeniyle Adanaspor Düşünce Platformu'ndan açıklama geldi.. Platform Başkanı Doç.Dr. Ali Aydın Altunkan ve Basın Sözcüsü Avukat Erkin Doygun, Adanaspor'un tesislerinden ayrılacak olmasının Adana'nın ayıbı olduğunu dile getirdiler... Platform Başkanı Altunkan konuyla ilgili şunları söyledi:"Büyükşehir Belediyesi tarafından 4–5 trilyon harcanmış bir tesisin bırakılması noktasına gelinmiş olması aslında belediyenin bir ayıbıdır. Uzun zamandan bu yana ortalama 150.000 TL civarında olan Adanaspor için bir yük ama belediye için yük teşkil etmeyecek bu rakamın Sayın Başkan Bayram Akgül'ün sırtında olması zaten destek görmeyen Adanaspor için sonun başlangıcı olmuştur.. Gelecekte çok daha büyük amaçlara hizmet edecek bu tesisten ayrılmak Adanaspor için sorun teşkil ederken, tesisin geleceği açısından da ciddi sıkıntılar doğuracaktır.. Adana'nın bir değeri olarak inşa edilen bu tesisin kullanılamaz hale gelmesi Adana için bir ayıp, Adanaspor için ise bir kayıptır..

Yasalar çerçevesinde belediyelerin takımlara yardımları söz konusu değil kabul edilmesine karşın, tüm kent belediyelerinin futbol takımlarına yardımının olduğunu herkes bilmektedir. Şirket takımı söylemi de Adanaspor için asla geçerli olamaz. Büyükşehir Belediyesinin kentimizin diğer takımına tam kadro halinde yönetici olarak destek olmasını saygıyla karşılıyoruz ancak Adana’mızın bir markası olan Adanaspor'u desteksiz bırakılmasını anlayamıyoruz.." Platform Basın Sözcüsü Av. Erkin Doygun da, Adanaspor'un 2005 yılında kapanması sahnesinde ortaya çıkan tablo neyse bugün Adanaspor'un tesislerinde çıkma zorunda bırakılmasının da aynı tablo olduğunu söyledi.. Doygun konuşmasına şöyle devam etti:

"Bu tablonun tek sorumlusu nasıl ki 2005 yılında ki mülki idareler ise 2010 yılında da aynı kurumlardır. Bundan sonra da Adanaspor taraftarı bir Adanaspor seçmeni olarak hareket ederek bu ikinci ayıba karşı en güzel cevabı verecek güçtedir.. Bank Asya'daki diğer takımlar nasıl belediyelerden doğrudan ve dolaylı olarak destek almakta ise Adanaspor gibi Adana markasını temsil eden bir kulübün bu desteklerden mahrum bırakılmaması gerekmektedir. Nasıl ki belediyenin kökü Demirsporludur sözü sarfedilmişse, Adana'nın kökünün de Adanasporlu olduğu gerçeği yok sayılamaz.. Sonuç olarak şunu söylemek mümkün; mülki ve idari amirlerin gereken hassasiyeti göstereceğini ve Adana'nın bu ayıbının temizleneceğini düşünüyorum"

Yazar: Editor
2010-09-02 12:22:12

Sitem veya Kahır

Ve transfer dönemi bitti.

Bu dönemden hoşnut olmayan taraftarlarımız mutlaka vardır. Rakiplerin gerisinde kalmayan bir transfer yoğunluğunu ve niteliğini kim istemez. (Örneğin ne olursa olsun Karşıyaka'ya kaptırdığımız Bilal Kısa'nın bize gelmesini çok isterdim...) Herhalde Başkanın kendisi de isterdi dehşetli transferleri. En çok da Kemal Hoca istedi sanırım… ucu refaha varan şampiyonluk be...

Tabi Başkana sitem edenler de vardır, (artık haklı olarak diyorum, rakiplere ezilmek istemeyen o taraftar hissiyatıyla)... Neden daha sıkı-hazır oyuncular almadık diye bir sitem... Bence bunun cevabı “almadık” değil, “alamadık”tır!

Benim diyeceklerim şunlar:

I) Metehan’ın yaklaşımına katılıyorum, bakınız Travma Sonrası Stres Bozukluğu” başlıklı yazı.

II) Şu iki hafta herkes gibi beni de kaygılandırdı, ama rakiplerin de öyle aman aman bir performansları da yok. Örneğin önce Diyarbakır A2’yi 87 dakikada yenebilen ve Karşıyaka gibi hiç oturmamış bir takımı bariz defans hatalarıyla geçen Rize… ve Gaziantep’te 3-0’ı zar zor koruyan, önceki hafta da yeni bir takımı ancak yenebilen Denizli… Evinde Akhisar'ı geçemeyen, ama bitik Altay'ı hasbel kader geçen Samsun... Ee, lig bitti mi? Unutmayın, bu iş biz bitti demeden bitmiyor: )) 

Bekleyeceğiz; eh, sonunda da ya sevineceğiz ya da "biz bu formayı sevdik" deyip Adanasporluluğumuzdan keyf alacağız...

III) Sitem ederiz, doğaldır. İnsanlar dostlarına, sevdiklerine sitem eder. Kelimenin içeriği buna müsaittir. Meseleye bir Adanasporluluk çerçevesiyle baktığım için de takıma, başkana, hocaya sitemi bu içerikte algılıyorum artık.

Lakin bizim veryansın edeceğimiz o belediyecilerdir. Demirspor’a yine yine akıtılan trilyonlar umurumda bile değil. Daha çok verilsin, hakikaten... Ama ya Adanaspor?

  • Şehrin turuncu yanına dönüp bakmayan o belediyecilere diyelim ne diyeceksek!
  • O kadar mı imkânsızdı bir parça da Adanaspor’a omuz vermek?
  • Bu konudaki son sözüm ve dileğim şudur;
  • umarım bir araştırma, inceleme bilmem ne komisyonu
  • şu belediyecileri de bir yoklar
  • Aytaç Durak’ı yokladıkları gibi…
  • Orada asırlardır ne tür hesaplar dönüyor
  • ve o dönen hesapların hesabını kim tutuyor,
  • onun da hesabı neden verilmiyor?
  • Olur mu ki böyle bir hesap sorma?
  • Sanmam!
  • Ama beklerim;
  • bir Adanasporlu olarak vergilerim, park paralarım, ıvır zıvır ödemelerim nereye gidiyor?
  • Not: O paralar M.Tuncer'in şahsi cebinden harcanıyorsa eğer, o zaman özür diliyor, böyle bir bilgide de bu yazıyı hemen siliyorum...
Yazar: Editor
2010-08-15 10:48:21

Biat Etmeyen Zayi Olacak

 

Bir aydan az bir zaman kaldı referanduma. Akpciler işi bir ölüm kalım meselesi haline dönüştürdüler, “kalım”da devamını getirecekler, ne diyor başbakan “asıl hesaplaşma 2012 Temmuzunda”. Yani buraya kadarı daha işin giriş bölümüydü. Siz bir evet çıkarsa, o zaman seyreyleyin gümbürtüyü.

İşsizlik tavan yapacak, yoksulluk toprak yedirtecek, yandaşlık daha çok ihya edecek, ülke bağnazlığa daha kuvvetle akacak, 80 yılın son maddi kazanımları da özelleştirmeyle tamamen elden çıkarılacak, yani babalar gibi özelleştirmenin son tangosu oynanacak, haddizatında taşeronluğun ağa abası olan bu hazretlerle taşeronluk alıp başını gidecek.

Büyük abiye daha da çok “emredin efem” denecek, zor durumlarda salya sümük ağlanacak, Çankaya’ya daha çok çıkılacak, çıkılmadık, alınmadık hiçbir kaya bırakılmayacak.

İçki gıyaben değil resmen yasaklanacak, bu insanların sosyal hayatlarına müdahale için yapılacak elbette kendi hayat-ülke anlayışlarını tamamen tesis etmek için… Ve bakın ondan sonra sigara serbestîsi olacak!

İşçi memur hakları hepten gidecek, sendikalaşma zaafa uğrayacak, Nazi tarzı parti tek hâkim olacak, özgürlük ve demokrasi maskesine hiç ihtiyaç duyulmayacak, bu arada “yetmez ama evet”çi safdilli tatlı su aydınları “lan ne oldu be”, diyerek küçük dillerini yutacak “oysa bunlar hani demokrasi peygamberiydi, n’aptım ben abi ya, ben gidiyorum Almanya’ya ( Bu arada Oral Çalışlar’a da iki lafımız olacak, sonraki yazıda)…” diye dövünüp zırlayacaklar lakin o esnada vakit biraz geçmiş olacak, her manada ayrışma bir kader değil, kaçınılmaz bir keder olacak, deyimin tam anlamıyla atı alan Üsküdar’ı geçecek.

Rte daha da pervasızlaşacak, Gül pek selim ve munis bir kıvamda tadından yenmez olacak, aveneler-aparatlar-garnitürler son derece küstahlaşacak, insanı çileden çıkaran bir çehreye bürünüp iktidar kucağında etrafa caka satacak.

Grevsiz toplu sözleşme olacak, onda da son söz iktidarcılarda olacak yani emekçi düşmanlarında, dolayısıyla sözleşmenin toplusu bir tür emek katliamına dönüşecek, eğitim-öğretim dibe vurmuşken dipsiz kuyulara düşecek çünkü kitlesel cehalet onların bin yıllık hükümranlık kaynağı ve teminatı olacak.

Akpden menfaatlenenlerin sayısı mümkün olduğunca artırılacak çünkü bilinir ki bunun tersinde orada Allah’ın bir tek kuluna rastlanmayacak, bu eylem en alt seviyede de dilencileştirmeyle devam edecek ve hatta nüfus kâğıtlarında bunu için de bir hane açılacak. O hanesi dolu olan, özellikle seçim zamanlarında gidip partiden erzakını çaresizliğin sarmalında ar damarını çatlatarak alacak, yoksa vatandaşını dilenci-köle yapan o sosyal devlet anlayışıyla başka türlü muhatap olunamayacak. Hakikatte iki koyunu “kendileri” güdemeyen o zevat, o beceriksizlik ve bilgisizlikle el attıkları her millet meselesini (Bakın kendi meselelerini demiyorum) batıracak amma lakin belagat ve yalan beyanatla, cemaat ve menfaat kifayetinde ki keyfiyetinde en karanlık sularda daha bir karanlığa yol alacak. Biat etmeyen zayi olacak… Lakin bu bezirgân düzenine bizim bir çift lafımız hep olacak.

Yazar: Editor
2010-07-27 15:35:11
Umut Tacirliği ve Resmi Kumar

 

Şöyle de bakabiliriz meseleye. Bu da aslında pek de orijinal bir bakış değildir, ben Akpcilerin işe nasıl bir samimiyetsizlikle yaklaştıklarına bir de bu cepheden değineceğim.Spor Toto’dur, iddaa’dır ve bunun olarca türevidir, Şans Topu’dur, Kazı Kazan’dır,10 Numara’dır, Süper Loto’dur, klasik piyango çekilişleridir (bir de bunlarda dağıtılan ikramiyenin iyice azaltılması söz konusudur ki bunu geçelim), at yarışları ve çeşitleridir (ve hemen hemen her gün yarış var ve bazen gece yarışları var) almış başını daha bir hızla yol almaktadır (unuttuğum varsa o oyundan özür dilerim).

  • Bir yeri idare eden bir iş yapar; öğretmen sınıfta, işçi fabrikada, çalışan ofislerde, çiftçiler tarlalar… değil mi? Bunu en üst düzeyde yapmaya çalışır insanlar olağan koşullarda. İdeal olan üzerinden konuşursak bu böyledir.
  • Bir sorun olursa o işi yapan/lar derdin ne olduğunu belirler ve sonra çözümler üretmeye çalışır. Bu sürece herkes bilgi ve becerisine göre katılır. Ama kimse de bu aşamalarda işi şansa bırakmaz değil mi? Yani bir ülkeyi yönetenler, ülkedeki yoksulluğu çözmeyi bir umut ticaretine dönüştürüp işin hal yoluna gitmez herhalde yukarıda saymakta zorlandığım şans oyunlarıyla.

Bakın, piyango idaresi oyun makinelerinin sayısını 10.000’e çıkarıyormuş, ikinci aşamada oyunları elektronik ortama taşıyacaklarmış, oyunları yaygınlaştırmak için cep telefonlarını devreye sokacaklarmış, (yahu bu adamlar sağlığa zararlı diye TV’lerdeki sigaralarla bile savaşıyorlar görüntüleri ucubeleştirerek, gürültüyle mücadele diyerek içkili mekânları derdest ediyorlar ama şurada yapılana bakın, bildiğiniz kumarı yaygınlaştırmak… neyse…), otomat tarzı oyun makineleri yaygınlaştırılacakmış, her yıl yeni bir oyun sistemi kurulacakmış, biletler sanal ortamdan alınabilecekmiş, tabi sözde sosyal yön nedeniyle kredi kartlarıyla oyun oynamayı engelleyeceklermiş ama bu da hikaye olur, sanal alışveriş nasıl olacak o da ayrı bir çelişki olarak oracıkta durmaktadır o zaman.

Söz konusu makinelerde 18 yaşındakiler ve üstündekiler oynayabilecekmiş ki bu işin bir başka “yalanı”, yalanı çünkü bunu idare ve takip edecek bir niyet asla olmayacaktır. Şimdi, vatandaşının refahını bu sahte umut kapılarıyla sağlamaya çalışan ve bu esnada milletin cebindeki üç kuruşu da çaresiz kalan insanların bir çare arayış macerasında cebellezi etmeyi sistemli programlı bir biçimde tasarlayan hükümet, başbakanı bize “millete hizmet yolunda başımızı koyduk.

  • Bu yola beyaz kefenimizle çıktık” diyor. Tabi bu lafı şans oyunları için demiyor ama bunların millete hizmet balonun posasından geriye yukarıdaki görüntü kalıyor.

Yoksulluktan kırılmış köyler, mahalleler, kasabalar, şehirler, buralarda yaşam mücadelesi veren insanlar, bu insanların bir başınalıkta sarıldıkları o oyunlar, ayrıca çeşitli izbe mahalle kahvehanelerinde, bozma kulüplerde dönen irili ufaklı kumarlar, tombalalar, yine buralarda son bir hamleyle o birkaç günü kurtarmak için faydasız hamlelerle ufalanan umutlar, kredi karlarının olağan kullanımlarının dışında orta çıkan kredi kartı tefeciliği, bankaların en zalim ve en resmi tefeciliği sarmalında perişan olan esnaf, memur, işçi, öğretmen… Adana deyimiyle “Allah’ı şaşmış” insanlar… Bakın yolsuzluklardan, eksenden, hükümetçilerin basiretsizlikleri nedeniyle sonu nereye varacağı meçhul açılımdan, herhangi bir kavganın bir tür iç savaş provasına dönüştüğü gerginliklerden bahsetmiyorum bile. Çok temel ve basit gündelik hayat hallerinden söz ediyorum sadece, hemen her gün hepimizin içinde olduğu sahnelerden.Şimdi bunlar bize her fırsatta bize memleket aşkından bahsediyorlar, bir evet’le hayatımızın hakiki bataklığının gül bahçesine dönüşeceğini ima ediyorlar en yaygaracı, ağzı kalabalık, yüzsüz, utanmaz yandaşlarıyla.

  • Ama hayır, bu numaranızı yutmayacağız. Siz bu yoksulluğa adam gibi çözümler üretmedikçe söylediğiniz her lafı yalan olarak addedip “Hayır, oyununuza daha fazla gelmeyeceğiz.” diyeceğiz. 
Yazar: Editor
2010-07-10 13:59:16
http://ul.gcg.me/files/2010-07/hakanx.jpg
Yazar: Editor
2010-07-02 10:30:28

 

.

.

.

.

Sivas’ı Unutma!

.

.

.

.

.

Yazar: Editor
2010-06-30 16:55:36
“2”Numara Olmak
 
http://ul.gcg.me/files/2010-06/afrca1.jpg
  • "Futbolun içerisinde 10 numara var, 9 numara var. Tamam da bu 2 numara da neyin nesi?" dediğinizi duyar gibiyim...
  • 2 numara, kendi ifadesiyle Emrah Bedir’in bu sezon Adanaspor'umuzda taşıyacağı forma numarası. 
  • Geçen gün röportajını baştan sona izledim. Büyük umutlarla transfer edilen ve oynadığı dönemde de hepimizi heyecanlandıran Emrah Bedir vardı o akşam ekranlarda...
  • Biraz hüzünlü, daha çok istekli... Fakat her şeyden önce çok daha bilinçliydi. Rahmetli ağabeyi aklına geldiğinde gözleri dolacak kadar duygusal ve onu her an yanında hissedecek kadar inançlıydı.

Forma numarasını 2 numara olarak açıkladı Emrah. Çünkü rahmetli ağabeyinin forma numarasını taşımak istiyordu kendisi. Böylelikle onun maneviyatının her an yanında olacağını hissediyordu. Bunları anlatırken de rahmetli ağabeyinin en büyük idealinin, "Emrah’ı çok daha başarılı olarak görmek" olduğunu anlatmaya çalışıyordu ama gözleri doluyor konuşamıyordu...

Söz sakatlığına geldiğinde biraz kırgın, biraz sitemkârdı... Sakatlıklarına inanmayanlara açıklık getiriyordu; "Kim ister ki sakatlığı, ben maç başına para kazanıyorum. Bu oynamadığım dönemde ekonomik olarak zor duruma düştüğümden dolayı bir evimi satmak zorunda kaldım.” Futbol tribündeki bizler için bir eğlence ama onlar için ekmek kapısı.

Futbola olan özlemine söz geliyordu... Uzak kaldığı 440 günü nasıl saydığını ve artık kramponları ile futbol topuyla uyuduğunu söylüyordu.  Uzun lafın kısası;  Emrah Bedir, yaşadığı bu talihsiz sakatlıklar nedeniyle futboldan ve Adanaspor'umuzdan uzak kalmak zorunda kalmasına rağmen o ilk günkü istek ve heyecanla yeni sezonu bekliyor olduğunu gözlerinden ve röportajı yaparken sesinin titremesinden anlayabiliyoruz.

Adanaspor'umuz gerçekten çok kaliteli genç bir kadroya sahip, bir de buna yeni transferlerimiz Efecan, Kemal, Sami ve Bülent Bölükbaşı'yla beraber gelecek yeni isimlerde eklenince gerçekten bu sene tribünlerde olmanın heyecanının çok daha artacağı görüşündeyim. Ve bence kesinlikle bu sezonun en iyi transferlerinden biri de şüphesiz ki Emrah Bedir’dir... Transfer diyorum çünkü Emrah gerçekten Adanaspor’umuza hizmet etmeye yeni başlayacak bir Efecan bir Sami ya da bir Kemal gibi…
  • Bugün bu yazımın tek bir amacı var.
  • Biz ADANASPORLULAR çok daha duygusalızdır.
  • Bu coğrafyada yaşayan diğer sıcak insanlar gibi. Sevgimizde aşırıdır, tepkimiz de. 
  • Adanaspor'umuzla aşkı daha yolun başında yarım kalan bir genç sahalara çıkacak.
  • Lütfen herkes ÖN YARGISINI bir kenara bırakarak tribünlere gelsin. 
  • O uzak kaldığı günlerin acısını sahada çıkarırken bizler de tribünde onu izleyip alkışlayalım...

Yılmaz Özkıral

Yazar: Editor
2010-06-20 16:26:17

Lili Marleen

http://ul.gcg.me/files/2010-06/dsv.jpg

 

"Akşam olur mektuplar hasretlik söyler,
Zagreb radyosunda Lili Marlen türküsü..."

diye başlar Attila İlhan'ın şiiri.


2. Dünya Savaşı sırasında cephelerde silahları susturan tek güçtür bu şarkı.

Zagreb radyosu bu şarkıyı çalmaya başlayınca tüm cepheler silah bırakır, efkârlı sigaralar yakılır ve...

3 dakika da olsa insanlar dünyanın hala güzel bir yer olduğuna inanır...

Sonra şarkı biter,

silahlar başlar,

kim bilir binlerce insanın dinlediği son şarkı bu olur...

 

Silahları sonsuza dek susturacak bir şarkı yok belki hayatımızın gerçekliğinde,

ama bazı çözümler mutlaka bir yerlerde gözümüzün içine bakıyordur.

 

Sonuçta şu dünyada insanları bir araya getiren o kadar çok incelik var ki…

Bu şarkıyı Marlene Dietrich’ten dinlemek için tıklayınız.

Yazar: Editor
2010-06-10 18:38:45

Sorunçözerler Düşmanüzerler

 http://ul.gcg.me/files/2010-06/kurtlar-vadisi-filistin.jpg

  • Amerikan askeri bizim askerlere çuval geçirdi,
  • çekildi bir Kurtlar Vadisi,
  • Polat ve alemdarları çıktı sahneye,
  • sordu o çuvalın hesabını.
  • Öyle olmuştu değil mi?
  • Şenlikle karşılanmıştı o film.
  • Harbiden film...
  • En komiğinden.
  • Devlet erkânı da bayılmıştı o filme.
  • Hatta Amerika’dan bizzat bir oyuncu da gelmişti.
  • Ne de güzel gaz alınmıştı.

Şimdi Mavi Marmara’nın hesabını soracaklarmış. Kurtlar Vadisi ekibi, Alemdar Polat’ın organizasyonunda İsrail’e haddini fena bildirecektir. Ne güzel olur. Yahu ne gerek vardı o kadar tantanaya? Değil mi? İktidar, muhalefet, iş adamları, yatırımlar, Avrupa, askeri işbirlikleri derken ortalığın bu kadar karışmasına lüzum mu vardı? Çekin kardeşim filmi. Vurun kırın. Alayını ağlatın İsrail askerlerinin. Hepsi altına işesin korkudan.

  • Sonra durmayıp devam etsinler be…
  • Yine çeksinler bir film,
  • kursunlar on bin fabrika,
  • güneyde, kuzeyde, doğuda, batıda
  • sağlasınlar milyonlarca istihdam,
  • filmden ama; ))
  • bitirsinler şu eziyeti.
  • Bir film daha,
  • sağlasınlar ülkede birliği beraberliği…
  • 2016 futbol organizasyonu mu verilmedi bize,
  • e gidip alsınlar,
  • altı üstü birkaç bobin film.
  • Ne ticareti,
  • meseleyi cüzdana havale etmek mi?
  • fırsat ganimettir mi?
  • hadi be oradan!
  • adamların aşkı derdi memleket.
  • Vallahi bunlar için bir kuruş para almazlar.

Yani çözüm gözümüzün önünde duruyor bre. Ama biz bunu göremeyecek, fark edemeyecek kadar körüz...

Yazar: Editor
2010-05-27 16:49:58

Bir Varmış Bir Yokmuş

 

http://ul.gcg.me/files/2010-05/mum2.jpg
 

Usta çırağa el verme zamanının geldiğini düşünür.
Son bir soruyla bu işi halledecektir.
Bir mum yakar ve sorar:
- Söyle bakalım bu ışık nereden gelmektedir?
Çırak düşünür, belki gülümser bilmiyorum.
Gider mumu parmakları arasında söndürür:
- Ustam, sen bu ışığın nereye gittiğini söyle ben de nereden geldiğini söyleyeyim.

Ustanın çırağa el verip vermediğini bilmiyoruz. Vermemişse ayıp etmiştir.
İşte bizim de şuracıkta demek istediğimiz, ne bileyim, ışığın nereden gelip nereye gittiğini aramaktır belki.
Cevaplara fazla takılmadan… Bulmayı da hayattaki tek gaye etmeden... Sırf aramayı severek, aramaya meftun olarak...

Ama pervane misali de olmadan.


Çünkü aşkmış, ölümmüş, elemmiş hepsi hayatımıza nüfuz etmiş şeylermiş.
Ve efendim bir varmış bir yokmuş...

Yazar: Editor
2010-05-24 10:09:42
http://ul.gcg.me/files/2010-05/kalayc__lar33.jpg

 

  • Kozan’ın yolunu tutup
  • kalaycılarla görüşmüştük;
  • iş güç,
  • kaybolan meslekler,
  • geçim derdi anafikri çerçevesinde.
  • Fotoğraflarla da sabitlemiştik konuyu.
  • Yarın onu da paylaşırız sayfamızda.
  • Şimdilik şu fotoğrafı yayımlayalım.
Yazar: Editor
2010-05-23 09:23:16

Kader Meselesi ve Madenciler


  • Bir ülkenin başbakanı ölen madencileri kadere havale ediyorsa
  • orada mezarlarımızı kazıp
  • içine yapmamız gerekir artık.
  • Hiçbir şey yapmadan,
  • düşünmeden,
  • yaratmadan,
  • yazmadan,
  • sevinmeden,
  • üzülmeden,
  • istemeden,
  • âşık olmadan,
  • kederlenmeden,
  • korkmadan,
  • gülmeden,
  • ağlamadan
  • yani insani hiçbir şey yapmadan
  • öylece yatıp beklemek gerekiyor.
  • İşin doğasında varmış. (biz bu halkı iplemiyoruz onları Allah'a havale ettik demenin Akp'cesi)
  • E, biz de nasılsa öleceğiz efendim,
  • o zaman nedir bu ölümlü dünya hırsı,
  • evlatların enteresan zenginliği,
  • bir başbakanlıkla gelen ihtişamlı servet,
  • millete onca eziyet
  • nedir padişahım?
  • Fransızlar şu maden facialarını her halde en son E. Zola’nın Germinal adlı romanında anlattılar,
  • 150 yıl filan önce…
  • Abartılıyormuş!
  • Aslında abaran sizin iktidarınızıdır
  • ve işte o kader filan da değildir,
  • bizzat bu halkın iradesiyle de değişecektir.
Yazar: Editor
2010-05-19 11:42:02

Kömür Karası

 

http://ul.gcg.me/files/2010-05/md.jpg
  • Zonguldak Karadon’da grizu patlaması… -540’ta 30 insan… Kurtulma umudu? Umut yok gibi. Oradaki insanlara ulaşılamıyor.
  • Bu facianın tek sorumlusu şu Akp hükümetidir. Bakanları çıkıyor “denetim yapışmıştı eksik yok” diyor.
  • Peki neden orada 30 insan? Güzelim ülkeyi bir kabile devletine dönüştürüp padişahlık saltanatı sürenler bu üsluplarının hesabını mutlaka verecektir.
  • Yaptıklarının “ve gerektiği halde yapmadıklarının” yanlarına kar kalması kamu vicdanını yaralar.
  • Hiçbir şey yokmuş gibi her şeyin kendi keyiflerince akıp gitmesi insanlık haysiyetine de terstir.
  • Orada -540’ta, 30 madenciden bize acı bir siluettir kömür karası,
  • ama hükümette bir utanç karasıdır.  
Yazar: Editor
2010-05-17 14:07:28
Ateşi ve İhaneti Gördük
 
http://ul.gcg.me/files/2010-05/g__k.JPG

16.05.2010/ Sabah… Elemeler için son yirmi dört saate girdik… Konya maçı için geri sayım başladı… Bizdeki heyecana, Süper Ligdeki şampiyonluk mücadelesi eklenince gergin bir pazar sabahına uyandım…

Öğleye kadar internette dolaştım… Adanaspor haberlerine baktım… Süper Lig heyecanı dinmek bilmedi… Gönlüm Bursaspor’dan yana… Anadolu ateşi bir yerlerde yanmalı artık… Dört takım arasında -1983–1984 sezonundan beri de Üç takım arasında- el değiştirip duran şampiyonluk yeni yüzler bulmalı, yeni renklerle kucaklaşmalı…

16.05.2010/ Akşam… Saatler geçmek bilmiyor… Belediye, Adanaspor taraftarı için 14 otobüs vermiş! Aman Beyler, buna lütuf, hangi dağda kurt öldü… Olası bir şampiyonluktan pay çıkarma sevdasında mısınız yoksa… Konya ve İzmir belediyeleri kentlerini İstanbul’a taşıdılar… Siz gaflet uykunuzdan yeni mi kalktınız! Yoksa kentin öz çocuğu(!) Demirspor’a yapacağınız büyük yardımların yerini mi yapıyorsunuz!

Adana takımları arasında ayrım yapmam diyen bir arkadaşım, Demirspor-Belediye Van maçına gitmişti… Maç dönüşü lafladık biraz… “Anlamıyorum” dedi, “tribünlerde doksan dakika Konya lehine tezahüratlar yapıldı ve Adanaspor’a küfredildi…” “Ateşi ve ihaneti gördük” dedim yalnızca…

Başımı gökyüzüne kaldırınca bulutların renginde gördüm turuncuyu… Bir ateşin başlangıcıydı  sanki… Gece Anadolu ateşini yaktı Bursa… Bir devrim yaptı… O bulutlar vermişti haberi…  Futbolda devrim ateşiydi yanan… Ve 17 Mayıs’ta Ali Sami Yen’de  başlayacak devrimin rengindeydi bulutlar…

Her maçlarında bize küfretse de aynı kentin çocukları; gizliden gizliye başarımızı istemese de zat-ı ekâbirler(!) elemelerde çok şanslı görmeseler de yazar-çizer takımı bizi, rüzgâr bizden yana esmeye başlamıştır gayrı… Bursa’da başlayan Anadolu ateşi Adana’nın göklerini sarmıştır…

Vira o zaman! 
 
Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Yazar: Editor
2010-05-12 17:25:48

İstanbul’a Gitmek

 

Bir sorun görünüyor İstanbul’a gitmeye dair. Şehrin yalnız takımı taraftarının çırpınışlarına pek karşılık göremiyor. Henüz hiçbir resmi veya sivil irade Adanaspor taraftarının İstanbul’a ulaşabilmesi için bir şey yapmış değil. Hep olduğu gibi Adanaspor yine kendi imkânlarıyla, kendi içindeki dinamiklerle bir şeyler yapacaksa yapacak.

Bu esnada Adanaspor İstanbul’da en az seyirciyle boy gösteren takım olma riskini taşımaktadır. Bu durumdan bir tahlil yayıp Adanasporluluk tutkusunu sorgulamaya çalışanlar olacaktır mutlaka. Boş işle uğraşmış olacaklar. Ülkenin durumu ortadayken, insanların geçim savaşı söz konusuyken, rakiplerin de ücretsiz otobüs peşinde olmaları somut bir gerçekken kimse Adanaspor taraftarlarının kendi imkânlarıyla İstanbullara gitmesini beklemesin. Zor iştir. Oralara Altay taraftarı da, Karşıyaka taraftarı da, Konya taraftarı da kendi başına gidemez. Bu, Türkiye’nin ekonomik gerçekleriyle örtüşmez.

Gelim işin bir diğer yanına… Adanaspor bu olumsuz durumdan kendine bir avantaj sağlayacaktır. Sezona baktığımızda Adanaspor’un deplasman karnesinin pek iyi olduğunu göreceksiniz. İstanbullarda “daha az” taraftarla mücadele edebilecek olan Adanaspor inanın bunu hanesine bir olumsuzluk olarak yansıtmayacaktır. Bu manada “Adanaspor taraftarının takımına bağlılığı şöyledir böyledir” diyen de yine at gözlükleriyle bakıp sadece kendi b.kunda oynamış olacaktır.

Yazar: Editor
2010-05-10 01:24:03

Adanaspor 3-1 KDÇ Karabük

  • Antrenmanda iki takım Adanaspor tribünlerine çağırıldı.
  • 3-1 yendik.
  • Ama bu sevinç yetmedi.
  • Çünkü Bucaspor K.Erciyesspor'u 4–0 yendi.
  • Ve konfetilere gelelim.
  • İki müsabaka da ilk dakikalarda durdu.
  • İş Play-Off'a kaldı.
  • Play-off un favori takımı Adanaspor.
http://ul.gcg.me/files/2010-05/erkut.jpg

Erkut Gürer

Yazar: Editor
2010-04-26 11:25:19

Sembol İsim

Biz bu akşam maçı alırız, Buca da puan kaybeder. Haftaya Orduspor deplasmanımız Buca’nın Rize deplasmanı kadar zor olmaz. Karabük maçına evimizde 2.sıradayken sahaya çıkarız, bir aksilik olmazsa Adana 5 Ocak stadyumunda çifte şampiyonluk yaşanır, geçen sezon Manisa-Diyarbakır örneğinde olduğu gibi.

Hiçbir hesabımız tutmadı dörtlü çarpışmadan hasarsız çıkarız. Yine mi olmadı, seneye uzak ara çıkarız birkaç takviyeyle. Laf uzuyor değil mi? : ))

Bunlar mesele değil, mesele kurumsallığı bina etmektir en alttan ta tepeye… Geleceğin Adanaspor’udur mesele…

Bu yüzden şöyle bir önerim var: Kemal Kılıç Hoca ile sezon bitmeden hatta şu Kartal maçında önce veya bu hafta içi mutlaka anlaşılsın, üstelik bir iki sezonluk da değil en az 10 yıllığına, ya da ilelebet anlaşılsın. Bezirgân antrenörlerin kol gezdiği şu futbol piyasasında adı Gündüz Hoca ile birlikte unutulmaz-sembol-ölümsüz olarak kaydolsun ki Kemal Hocanın bize kazandıracağı daha çok başarı gelecekte öylece bizi bekliyor.

Gelecek bugünden itibaren kurulur, unutmadan…

http://ul.gcg.me/files/2010-04/ka.jpg

Not:İstanbuldaki Kartal Adanaspor maç fotoları için tıklayınız...

Yazar: Editor
2010-04-25 14:25:56

Anneye Mektup

http://ul.gcg.me/files/2010-04/baba_kiz.jpg

Kızma anacım, neden arama; karşılıksız sevdim ben Adanaspor’u. Haklısın ekmek, su, para, iş vermiyor.
Kardeşlik, dostluk birlik ve beraberlik öğretiyor tribün bana.
Bir sürü kardeşim abilerim var benim orada. Hani diyorsun ya kavga çıkıyordur.
Ben de sana yalan söylüyorum anne! Evet, kavgalar çıkıyor abilerimiz tutuyor elimizden.
Ölümüne dövüşüyoruz biz anne.
Ölümüne seviyoruz çünkü. Biz farklıyız sokaktakilerden anne.
Polisler biber gazıyla saldırıyor bazen yine de inadına gidiyoruz biz maça anne.
Orada kardeşlerim var anne bırakamam ki onları.
Biz her gece rüyalarımızda beraber oluyoruz onlarla. Hayaller kuruyoruz.
Seviyoruz hepimiz turuncu beyaz olan her şeyi.
Ağlıyorum bazen anne. Yanlış anlayıp sinirlenme hemen mutluluktan ağlıyorum anne.
Bütün stadı turuncu beyaz görüp herkesin aynı anda aynı sevinci paylaşmasına ağlıyorum ben anne.
Bazen sana yalan söylüyorum maça giderken.
Sen o ana yüreğinle biliyorsun ya eve geldiğimde maça mı gittin yine, diyorsun.
Ses çıkartmıyorum işte o zaman anlıyor gülüyorsun ya bana.
Sesin mi kısıldı diyorsun ya anne.
Hiç umurumda olmuyor ertesi gün okula kısık sesle gidip yine de bağırmak geliyor içimden.
Pikniğe gidiyorum deyip de deplasmanlara gidiyorum ya anne.
Gerçeği bilsen kızar mısın bana. Hiç kızma merak etme karnım aç kalmıyor orda.
Çok eğleniyorum otobüslerde başlıyoruz bağırmaya. Deli değiliz biz anne.
Sevgimizi dışarıya yansıtıyoruz biz seviyoruz be anne!
Anlasana anne ben turuncu beyazı görünce kalbim çarpıyor.
Babam olsa onunla giderdim maçlara. . Babam gibi seviyorum Adanaspor’u anne.
Onun yokluğunu böyle gideriyorum belki de.
Stada babasıyla gelen küçük kız çocuklarını görünce gözlerim doluyor biliyor musun?
Ama mutlu oluyorum yine de anne benim gibi olmasınlar diye dua ediyorum.
Sakın ağlama annem kızın tribünde abilerinin kardeşlerinin yanında çok mutlu.
Bak yine maç günü yaklaşıyor. Heyecandan sabırsızlanıyorum.
Söz veriyorum anne Davamdan vazgeçmeyeceğim.

Müge Aydın
Yazar: Editor
2010-04-24 18:05:09

Hasan Nadir Nadirler

http://ul.gcg.me/files/2010-04/hasan1.jpg

Fanatik Adanasporlulardan Hasan Nadir Nadirler’le görüştük Kartal maçı öncesi. Bu maçı kalan maçları ve sezonu genel olarak konuştuk. O hem bir Adanaspor hastası hem de satranç ustasıdır (Doktor Burak'ın deyişiyle Kasparov). Oğlu Demokan Nadirler de kendi yaş grubunun(10) bir satranç üstadı ve o da bir Adanaspor aşığı.

*Kartal maçında ben Fevzi’den çok şey bekliyorum. Emre de eğer sakat değilse bu maçta biriktirdiği gol borcunu ödeyecektir. Emre’den bir patlama umuyorum. Oğlumun forması da Emre’nin forması ve bunun için de ondan bir gol bekliyorum. Buca’nın da Mersin maçında olduğu gibi Antep maçında puan kaybedeceğini düşünüyorum. Bize kök söktüren Antep BB Buca’yı rahat bırakmayacaktır.

*Ordu’nun bugün Bolu’ya 4 atması bizim oradaki maçı çok etkilemeyecektir olumsuz anlamda. Saman alevi olan ve tutarsız bir takım. Kartal’ı yendiğimizde ve daha net bir iddiayla Ordu’ya gittiğimizde bir dezavantaj olamayacaktır bugünkü sonuç.

*Son üç maçta toplamda 9 puan alacağımıza inanıyorum ben. Buca da kaybedecektir. Bugüne kadar deplasmanda istediğini alan Adanaspor taraftarını bence mutlu etmiştir. Ben sezon başında ancak play off olur diyordum fakat Kemal hocayla ve üstün performansla şampiyonluk potasındayız ve play off bizi artık kesmiyor. Keşke Buca ve Giresun maçları da umduğumuz gibi olsaydı. Fakat bu takımı takdir etmek gerekiyor diyorum, bulunduğumuz yer her şeye rağmen bu ters koşullarda çok güzel. Bayram başkan tüm olumsuzluklara rağmen kıt kaynaklarla marjinal faydayı sağlamıştır.

 

http://ul.gcg.me/files/2010-04/hasan2.jpg

Futbolda nihai bir başarı için önce maddi bir güç olmalı, ancak böyle tatmin edici bir sonuca ulaşılabilir. Son olarak Adanaspor taraftarının bir süper lig taraftarı olduğunu vurguluyorum ve onların bu bilinçle hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum.

son söz, dedik, Hasan abi de son söz ne olabilir ki, dedi “Adana turuncudur ”dan başka…

Yazar: Editor
2010-04-23 22:25:08
Kartal'ı Yener, Buca'dan Gelecek Skoru Bekleriz!
 
http://ul.gcg.me/files/2010-04/hotel.jpg

Toros Kaplanlarımız, Bucaspor'un kendi saha ve seyircisi önünde Mersin'e yenilmesiyle Süper Lige direk çıkma adına tekrar ümitlendi. Her ne kadar ikincilik düşük bir ihtimal de olsa umudumuz sürüyor.
 Kartalspor ise geçen hafta aldığı galibiyetle ligde kalmayı garantiledi ve sene başında koymuş oldukları hedef ulaşmış oldular. Kalan haftalar onlar için sadece prestij açısından önemli olacak.
Açıkçası çok da fazla yorum yazmaya gerek görmediğim bu karşılaşmayı Turuncu Beyazlı ekibimiz kazanacaktır. İşi buraya kadar getirmişken, şansımızı son maça kadar kovalayacağız! Tek istediğim golü erken bulmak; çünkü gol haberini aldıktan sonra Bucaspor bilinçsizce saldıracak ve Antep'in süratli oyuncularının ekmeğine yağ süreceklerdir !
 Dolayısıyla bu hafta asıl üzerinde durulması gereken maç Buca-G.Antep Bş Bld.Spor maçı olacak... Bucaspor geçen hafta beklediğim gibi yenildi ve eline geçirdiği büyük bir avantajı değerlendiremedi. Bu hafta her ne kadar kazanacaklarına dair iddialı açıklamalar yapsalar da Antep ekibi kolay lokma değil ! Bildiğiniz gibi Antep takımı dış sahada Samsun'u, Konya'yı, Karşıyaka'yı, Rize'yi, Hacettepe'yi ve Giresun'u yendi; Karabük, Mersin, Bolu ve Dardanel'le berabere kaldı. Diyeceğim Buca kazansa bile  açıkçası bu rahat bir biçimde olmayacak ! Özellikle Antep ekibi sağ tarafı iyi kullanırsa Buca'nın sol kanadını hallaç pamuğu gibi dağıtabilirler! Bununla birlikte ligin ilk yarısında Bucaspor forması giyen ve devre arasında olaylı bir biçimde ayrılan Kenan ve Ramazan'ın bu maçtaki performanslarını merakla bekliyorum. Bilenmiş şekilde de çıkabilirler, maça çok da fazla asılmayabilirler. Bilemeyiz .
Yazımın sonunda bu seneki Play Off sistemini anlatmak istiyorum; çünkü biliyorum ki çoğu kişi hala bu sistemin içeriğini tam olarak bilmiyor. Girişi şöyle başlatayım;
Hani diyoruz ya Kartalspor'u 1–0 yenelim, 3 puan olsun... Bu tür geyikleri geçelim bence... Bu maçta 1–0 olmasın... FARK olsun... Bence atabildiğimiz kadar atalım... Neden diyeceksiniz, hemen söyleyeyim...

Diyelim ki Play Off'a kaldık... Play Off'lar bu sene lig usulü olacak.. Play Off'ta 3 maç oynandı ve örneğin sıralamada Adanaspor ve Konya eşit puanda bitirdi... Şimdi lige kim çıkacak? İki takımın ligde yaptığı karşılaşmalara bakılır... Ligde sonuçlar ne oldu? İki maç da 0–0 bitti... Yine eşitlik söz konusu... Dolayısıyla 34 hafta sonunda ligde kimin gol averajı daha iyiyse lige o takım çıkacak... Şu an bizim averaj 8, Konya'nın ise 7... Kısacası " AVERAJ " bile lige hangi takımın çıkacağını belirleyebilir... Dolayısıyla Konya'nın maçları bile bizi ilgilendiriyor.
Altay ve Karşıyaka'ya göre ikili averajımız iyi... Play Off'a kalsak dahi böyle bir avantajımız söz konusu... Ama inşallah bu şekilde hesap kitap yapmadan ligi ikinci olarak bitirir, süper lige çıkarız...

İsmail Eğriparmak

Yazar: Editor
2010-04-23 00:19:12

Yakala Yakalayabilirsen (CATCH ME, IF YOU CAN)

 

http://www.wanken.com/blog/2009/04/13/3.jpg

Herkesin ‘Dahi’ olarak kabul ettiği ünlü yönetmen Steven Spielberg’ün yönettiği bu film, çoğu sinema eleştirmenleri tarafından Spielberg’e yakıştırılamamıştır. Hani zaman geçsin diye bir şeyler yapmak istersiniz ya, işte o anlarda seyredilebilecek keyifli bir filmdir. Başrollerinde Leonordo Di Caprio ve Tom Hanks olmasa sıradanlaşacak olan film, gerçek bir öyküden alınmış olması ile de dikkatleri çekmiştir. 

Filmde Leonardo Di Caprio’nun canlandırdığı ana karakterlerden Frank Abagnale, 16-21 yaşları arasında gerçekleştirdiği sayısız kalpazanlık ve sahte kimliğe bürünme suçlarından dolayı FBI’ın en çok arananlar listesine girer. Doktorluktan, pilotluğa kadar çok sayıda kimliğe bürünerek insanları kandıran Frank Abagnale’i ,Tom Hanks’in canlandırdığı FBI ajanı Carl Hanratty yakalamak için uğraşır durur. Akla hayale gelmeyecek yöntemlerle her seferinde ajan Carl’ın elinden kaçan Frank sonunda yakayı ele verir ve FBI adına çalışmaya başlar ve tüm dolandırıcıları anında yakalamayı başarır.

Bire bir örtüşmese de Adanaspor ile Bucaspor arasındaki kaçma, kovalama işi bu filmi hatırlattı bana. Ligin 2. haftasından beri Adanaspor Bucaspor’u kovalamakta ve her seferinde Buca bir yolunu bulup kaçmakta. Bucaspor elbette, dolandırıcılık ve sahtekârlıkla bunu yapmıyor ama zaman zaman şansının yardımı ile zaman zaman iyi oyunu ile hep kaçtı durdu. 24. haftada Bucaspor’u yakalayacak duruma gelen Adanaspor’umuz kendi sahasında 3–0 gibi beklenmedik bir yenilgi ile yine elinden kaçırdı rakibini.

Son 3 haftaya girdiğimiz BankAsya Birinci lig 2009–2010 sezonunda, Karabükspor’un Süperlig’e çıkmasının garantilenmesinin ardından, şimdi tüm gözler Adanaspor Bucaspor çekişmesinde. Adanaspor FBI ajanı Carl gibi Bucaspor’u yakalayacak mı? Yoksa Bucaspor dolandırıcı Fank’ın bile yapamadığını yapıp yakalanmadan bu ligi bitirecek mi? Cevabı 270 dakika sonra. Kim bilir belki daha da önce. Bizlere düşen takımı son dakikaya kadar desteklemek ve Buca’nın takılmasını beklemek. 

Son Söz 'Kaçan mutlaka yakalanır'

Mahir Alev

Yazar: Editor
2010-04-22 17:15:09

Çıkmaz Sokaklardan Bir Yol Bulunca

http://ul.gcg.me/files/2010-04/ad.__amp..jpg
  • Fark 4 puana inince
  • ve son üç haftaya rakip zor maçlarla girince,
  • nispeten riski az maçlara doğru gidince biz,
  • ortada duran dokuz puanın çok şeyi değiştirebileceği fark edilince,
  • Buca’ya 3 maçta üç farklı sonucun birer tanesi de yetmeyince
  • ve biz tabi ki 9 puanı cepte varsayınca,
  • bayraklar da şehirde usul usul görünmeye başlayınca,
  • Kartal maçı yine büyük bir coşkuya sahne alacak olunca,
  • son dakikaya kadar şampiyonluğu kovalama imkânı doğunca,
  • çıkmaz sokaklardan şampiyonluk yoluna çıkınca,
  • evet haklısınız yine konuşmaya başladık,
  • ama öyledir bu iş,
  • hem, matematik izin verdiği sürece iddiamız devam edecek de demiştik,
  • devam ediyoruz o zaman,
  • pazartesi akşamının çok şeye gebe olduğunun da altını çizerek.
Yazar: Editor
2010-04-22 08:30:50

Tribün Komedisi

http://hot.fox.az/uploads/posts/2009-04/1239134992_sual-757.az-maykl-foks.az-fox.az.jpg

  • Konya…-Adanaspor maçına döneceğim. Çakma Konya tribününe… Kendi tribününü bir başka tribüne dönüştürmek nasıl bir ilkesizliktir? Sebebi meçhul bir düşmanlıktan komik bir dostluk yaratmak oraya ne tür bir lezzet verdi acaba? Bilenin… Kendi takımın sahadayken bir başka takımın tezahüratını hangi coşkun bir öfke hissiyle yaparsın ki, ya da kompleksiyle? Acaba o arada Konya gol için daha mı çok saldırdı taraftarı başka bir takımı desteklerken, yoksa Adanaspor o yüzden mi galibiyet golünü bulamadı?
  • 5 Ocak’taki garip hallere alışmıştık, rakip tribünde “rakip” taraftarı ayrıca görmeye… Geçen cumartesi de Konya’da başka bir versiyonu yaşandı komedinin. Keşke formaları da değiştirselerdi: ))
  • Hiç hazzetmem tribün düşmanlıklarından. Bana fazlasıyla kurgusal geliyor. Düşman yaratarak safları sıklaştırmaktır hakiki niyet. Bir de yakın şehirlerin rekabetinin futbolda boy göstermesi… Boş geçelim bunları. Ama bir önerim olacak. Hani deniyor ya bazen “ayağa kalkmayan Mersinli olsun” diye. Şunu “Konyalı” yapsak daha gerçekçi olmaz mıyız, cevabı da gereken yere vermiş oluruz: )) değil mi?
  • Şaka bir yana; biz işimize baksak, takımımızı desteklesek, sadece Adanaspor’umuzu, şu üç maçı alsak, şampiyon olsak, bir tek sigara yaksak (sevgili Gökmen,affına sığınarak Selamlar: )) keyfimize baksak…
Yazar: Editor
2010-04-21 19:29:25

Bir Tek Bilet

 

http://ul.gcg.me/files/2010-04/trby.jpg
  • Taraftar, bilet konusunda not düşüyor bu aralar.
  • Son iki maçta daha sıkı bir tribün için bilet fiyatlarının düşürülmesi öneriliyor.
  • Aslında genç taraftarı tribüne çekmek için olması gereken de budur bence.
  • Hiç olmazsa o genç taraftar tribünde antrenör kesilmeden,
  • işi küfre de dökmeden
  • en saf,
  • en hesapsız
  • ve gençliğin de verdiği o coşkulu aşkla takımına sahip çıkar,
  • böyle bir gelişme iyi de olur.
  • ________________________
  • Geleceğin tribünü,
  • Adanaspor’un istiklali ve istikbali için
  • her önlem altın değerindedir
Yazar: Editor
2010-04-21 13:27:23
İpler Kimin Elinde!
 
 http://imgtr.fotokritik.com/photos/lowres/3/0/0/300726/548214e31af2d057ae0b922c7e92fdf4.jpg

Bucaspor Teknik Direktörü Özcan Kızıltan, Mersin yenilgisinden sonra: “Bu yenilgi, yalnızca işimizi geciktirdi… Süper lige en yakın ikinci takım biziz… İpler hala bizim elimizde, biz kendi “oyunumuzla” süper lige çıkacağız” demiş…

Tam da bizim dediğimize gelmişsin hocam, siz oyunu futbolun kuralları içinde oynayın, başka bir şey istemiyoruz… Ama o oyun sözcüğü  mecaz bir anlam taşıyorsa -ki geçmişteki maçlarınız bize hep bir şeyler düşündürdü- işte o zaman size Adana’nın bir deyimi ile yanıt veririz: “şeytan eşer; döner kendi düşer!”

Verilmeyen penaltının ardından bizden aldığınız galibiyeti mi, yoksa Karşıyaka’nın elinden “Allah’ın yardımı ile” son dakikada kurtulduğunuzu mu söyleyelim… Ordu, Hacettepe maçlarındaki hakem hatalarını  mı(!) anlatalım… 

En iyisi biz eski defterleri açmayalım… 

En iyisi biz, “futbol sahada oynanır” düşüncesine inanmaya devam edelim….

En iyisi biz, ipler Buca futbol takımının elinde diye düşünelim…

En iyisi biz, Özcan Kızıltan’ın bu sözlerini, “bir yerlere” iletilen mesaj olarak algılamayalım… 

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU 

Yazar: Editor
2010-04-21 07:47:28

Sigarapasifist

http://www.air-zone.com/images/cigarette_burning.jpg

Annem ve babam gerçeğini içerdi. Aile toplantılarında tüm büyüklerin hemen hemen hepsi içerdi. Biz küçükler büyüklerimize özenirdik...
Ortaokul ve liseye evden giderken İtimat dolmuşlarının en önüne kurulup keyifli keyifli kaptanın dumanını pasif içerdim.
Üniversiteyi kazandığım sene şehirlerarası yolculukta önümdekinin, arkamdakinin, yanımdakinin sigarasını pasif olarak çok içmişliğim vardır. Hey gidi günler!!!
Yurda kayıt olduğumda müdür bana sigaralı mı sigarasız oda mı diye sordu. Artık bırakmalıydım pasif içiciliği, sigaraya karşı pasifist duygularla sigarasız dedim. 12 kişilik odada pasifize kalan 2 kişiden biriydim 3 sene. Yine olmamıştı.
Pasif olarak çocukluğumdan beri sigara içiyordum malboro man'in ülkesine gelene kadar. Yalnız burada yoktu bu adam, sigara içene de pek rastlamadım çevremde, içen çoktur belki başka yerlerde ama üniversite içinde ve civarında pek görmedim.

Astım hastasıyım. Kendimi uzun zamandır çok iyi hissediyorum. Sigarasız yaşamın etkisi var mı? Bence var.

Hiç bir çerçeve çizmeden, siyasal, sosyal vesaire düşünmeden sigaranın kapalı alandan uzaklaştırılmasını düşününüz. İyi mi kötü mü? Başka bir soru sorayım. 50 yaşındaki bir baba, 25 yaşındaki oğlunun yanında kapalı alanda sigara içip onun akciğerinin zarar görmesini ister mi? Bilimsel veriler bu meretin birçok hastalığa neden olup birçoğunu da tetiklediğini ortaya koyuyor. Tüm devletler bu konuda çoktan önlem almış. Abd'de 1995 senesinden beri yasak olan eyaletler var, Avrupa 2002-2007 arası yasakları uygulamaya koymuş. Her şeyi geçtim, sigaranın tetiklediği hastalıklardan birisi nedeniyle kaybettiğiniz biri oldu mu?
Ben babamı kaybettim.

Hiçbir şeyi düşünmüyorsanız, kapalı alanda içmeyip, iki adım atıp açık alanda içme zahmetinde bulunmanın içmeyen kişilere ne kadar büyük bir iyilik olduğunu düşününüz. Ben kendi adıma sizlere teşekkür ediyorum.

 


Gökmen Demirkaya

Yazar: Editor
2010-04-16 22:38:59

Cumartesi

http://ul.gcg.me/files/2010-04/iki2.jpg
  • Cumartesi iki otuzda oynayacağımız maç bir tür final maçı olacak.
  • Yendiğimiz takdirde ikincilik hiç de uzak olmayacaktır.
  • Ama tek puan kaybı bile play off yolunu gösterecektir.
  • Bu arada Konya bir hesap yapacaktır:
  • Adanaspor mu tehlikeli olur dörtlü turnuvada
  • yoksa Buca mı?
  • Bu ayrıntıların bile düşünüleceği bir karşılaşma söz konusu olacak Konya için.
  • Belki motivasyonlarını bile etkileyecek seçeneklere bakışları.
  • Hoş, bizi bağlayan bir şey yok aslında.
  • Biz önce en kestirme yoldan bakacağız neticeye
  • olmazsa en çok üç maç daha yapacağız,
  • ne ki…
  • Diğerleri düşünsün ötesini.
  • Yine şu Konya maçı ve üç puan derim,
  • ötesini sonra konuşuruz.
Yazar: Editor
2010-04-07 09:08:35

Neden-Sonuç ilişkisi

Kuşkulanıyorum bazen Fatin Murat beni tahrik etmek için böyle yazıyor diye.

Hiçbir olay neden sonuç ilişkisi olmaksızın gelişemez. Bu durum bırakın futbolun hayatımızın temel olay örgüsünü oluşturur. Olmazsa olmazdır.

http://ul.gcg.me/files/2010-04/castro-480.jpg
  • Diyor ki “Castro Vuruşu”… Bana da romantik geliyor bu. Biraz da fantastik... Holivut filmlerinin alayı böyledir, Rocky filan. Hoşuma da gider bazen böyle filmler izlemek. Lakin hayat böyle değildir, Fatin de biliyor öyle olmadığını. Ama sahaya çıkan futbolcuları gladyatör zannedip işi iki kılıç darbesiyle halletmelerini umuyor, istiyor, bekliyor. Ve yine takıma ufaktan giydiriyor, ve hala eleştirdiğimiz “seyirci” tipini o ısrarla “taraftar” zannediyor.

Statlar, futbol sahaları şeklen arenaları hatırlatır. Söz konusu “seyir” ise iki durum vardır zaten: ya stat-arena bakışı ya da tiyatro-sinema bakışı (bunlardan birini tercih edelim demiyorum). Birincisi geniş bir olanda olup biteni görmek içindir. Olması gereken de odur. Diğeri daha dar bir mekâna ihtiyaç duyar. Birincisinde seyirci çığlık figan olaya da müdahale eder ve süreci etkiler. İkincisi, oyunun kurgusu izin verirse ancak gelişmeye etki eder. Birincisi sahadakini köleleştirirken ikincisi sahnedekini tanrılaştırır. Aşağı yukarı durum böyledir. Arenadan stadyumlara geçişin sancıları hala tribünlerde duruyor.

Bizim isyan ettiğimiz de budur. Futbolcuyu, sonu ölüm olan süreçte savaşan bir gladyatör gibi görüp her türlü hakarete ve en zalim eleştirilere de layık görmek en azından benim futbola bakışımda yok. Ne tanrı ne köle, bir işin hem de zor bir işin başındaki insan…

Ama arena tipi seyirci kalkıyor, gladyatör futbolcuya sayıştırıyor; eh, nasıl olsa o köle gladyatör birazdan ölecek ya, o noktada haysiyete de gerek yoktur… Ruhunun en ezik yanını tatmin ediyor, sonra olasılıkla çocuğuna bile laf geçiremediği evine gidiyor, oturuyor, dizileri izliyor. Ne bileyim Ezel’deki laflara bayılıyor, dışından Behlül’e lanet okuyor, içinden Behlül olmak istiyor. Neyse, beni aşan sosyolojik vakalar bunlar. Durumu uzmanları tartışsın artık. Ama ben tüm tribünlerde görülebilen o “çakma seyirci” tipini eleştiriyorum yoksa en derin acıları sessiz sedasız yaşayan gerçek taraftara laf etmek haddime düşmez.

Sonuçta, evet Fatin, puan kayıplarımızda hakemlerin büyük hataları olmuştur. Bunu dile getirmek mazeret üretmek değildir. Örneğin Buca maçının ilk dakikalarındaki penaltı çalınsaydı şimdi başka şeyler konuşuyor oluyorduk. Evet, o seyircinin bu Adanaspor’a hiçbir katkısı yoktur. Dolayısıyla bu takımı eleştirmeye de hakları yoktur. Tribünün maç çevirdiğini biliyoruz, var mı böyle bir örneğimiz bu sezon? Bu Adanaspor tarihinin en inanmış, en mücadeleci, en genç ve tüm bu olgular içinde en iddialı Adanaspor’larından biridir, başta gelenlerindendir hatta.

Futbol, 90 dakikalık bir olay örgüsünde tüm haftayı hatta tüm sezonu da içerecek bir şekilde neden sonuç ilişkilerini geliştirir. Hiçbir şey biz böyle istiyoruz diye gelişmez veya değişmez. Hesaba katmamız gereken o kadar çok etken vardır ki, en azından karşında senin gibi düşünme ihtimali yüksek olan bir takım vardır ve onlar da on bir kişidir, kazanmak istiyordur. Tamam, “Castro Vuruşu” yapacağız yapacağız da tam o esnada ya hakem sarılıyor elimize kolumuza, tempomuzu düşürüyor ya da bizdendir zannettiğimiz kişiler, gardı ha düştü ha düşecek rakibe çalışıyor.

Yazar: Editor
2010-03-26 10:17:28

Kuzey-Güney Savaşı

http://ul.gcg.me/files/2010-03/kgs.jpg

Bugün sizleri bir tarih yolculuğuna çıkaracağım. Sizlere çok uzun bir zaman önce yaşanmış bir savaşı anlatacağım. Tabi bu konudan da günümüze ve Adanaspor’a bir bağlantı kurmayı da unutmayacağım. Yoksa kızıyorsunuz.

  • Tarih meraklıları Kuzey-Güney Savaş’ını hatırlayacaklardır. Amerika’da 1861-1865 yılları arasında Kuzey ve Güney eyaletleri arasında yapılan bir Amerikan İç Savaşı’dır.
  • İç savaş köleliğin kaldırılmasını isteyen Kuzey eyaletleri ile köleliğin sürmesini savunan Güney eyaletleri arasında olmuştur.
  • Görünüşte insancıl bir sebep olmasına rağmen savaşın bir de ekonomik boyutu vardı. Kuzey eyaletleri zenci kölelerin bağımsızlık kazandıktan sonra Kuzey'e gelip oradaki sanayi kuruluşlarında ucuz emek olarak çalışacaklarını umuyorlardı.

Amerika’nın güney bölgelerinde büyük çiftliklerin ağırlıkta olduğu ve tarıma dayanan bir ekonomi bulunmaktaydı ve gereken iş gücü Afrika’dan kaçırılıp getirilen siyahi köleler ile karşılanmaktaydı. Amerika’nın kuzey bölgelerinde ise ekonomi sanayiye yönelmiş ve kölelik ortadan kalkmıştı. Bu ortamda güney eyaletleri köleliğin eninde sonunda güneyde de yasaklanacağından endişelenmekteydiler. Bu da güneyin yaşam tarzını kökünden tehdit ediyordu. Köleliği kaldırmaya söz vererek seçime katılan başkan adayı Abraham Lincoln seçimi kazanınca güneyli 7 eyalet yeni başkanın köleliği kaldıracağına kesin gözüyle bakarak Amerika’dan ayrılarak bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bu eyaletler Jefferson Davis’in başkanlığı altında Amerika Konfederasyon Devletleri adı altında yeni bir devlet kurdular.

Kısa bir süre so