2009-07-01 09:39:20

UNUTMA

http://ul.gcg.me/files/2009-07/ads__z.bmp

Madımak'ın merdivenleri.
Behçet Aysan önde oturuyor.
Bir şair; önünde yangın tüpü.
Elinde bir süpürgenin kırık sopası.
Sol arkadaki gri ceketli zayıf adam Metin Altıok.
Süpürgenin diğer yarısı da onda.
Korunabilmek için...
Bingöllü çocukların hep beyaz ayakkabılarıyla tanıdığı,
felsefe öğretmeni bir şairdi o da.
Sağ arkadaki Hasret Gültekin. Bir ozan.
İnsanın hiç Hasret diye ismi olur mu? Oluyor işte...
SİVASI UNUTMA

Onur Caymaz
Yazar: Editor
2009-06-27 01:14:11

Bir açık mektup

Vasiyetine bir alınlık eklemiş: Belki de, demiş; en kötüsü, ölümden sonra bile istemektir. İnsanın içini acıtıyor. Mektup zarflarından çıkan solgun, çizgili bir yaprakmış. ODTÜ’yü bitirmiş. Bir plazada çalışıyormuş. Çünkü çalışmak gerek değil mi sevgili kardeşim. Şairlik, yazarlık sökmüyordu değil mi; bilirim. Bir plazada çalışıyorum ben de. Ayın son cumartesi pazarı, genelde param kalmadığı için evde otururum. Bir yere çıksam da; iki bira, birkaç kitap (sahaflar hep), bir iki de dergi işte. Şairlik sökmüyor. Sökemiyor bu hayatı çivilendiği yerden. Mehmet Müfit’in o dizesi çare olurdu belki: “Annem annem / tüm kapıları çivilemek geliyor içimden”. Balkon kapılarını çivileyeydik, pencereleri çivileyeydik; kitabın için ölümünden sonra yapılan bunca tartışma, ölümünden önce yapılsaydı mesela; belki yayınevlerinin kapılarından döndün birçok kez; belki üç beş kuruş maaşını, şiir kitabını bastırabilmen için harcamanı istediler... Bu ülkede ölmeden bir şey olabilmek çok mu zor yorgun kardeşim benim?
Özge, Sabancı Center’da çalışıyormuş. Kredi Kartları Servisi’nde. 28 Ağustos 2004’müş. Yapayalnız geçirdiğim bir yazdı o yaz. Şehirde dolanıp durdum. Edip’in Cin şiirine benzeyen bir yazdı. Belki severdin Cansever’i... Kozyatağı’ymış, Sinan Sokak’mış, Arzu Apartmanı’ymış. Onuncu kattaymış evin. Evliymişsin. Dostlarınla çektirdiğin resimler varsa ne oldu onlara? Evinin penceresinden bırakıvermişsin kendini. Çivileseydik... Sabahları şiire çalışır mıydın? Seni hiç tanımam. Kansu’nun Anahtar şiirindeki soruyu sorsam sana: “Akşamları mı severdin, ikindileri mi?” Cesedin SSK’nın morguna kaldırılmış. Bir şair ölmüş. Bildi mi oradaki görevliler. Şiirlerini okumuşlar mıydı hiç? Eşin acı haberi duyduğunda mahvolmuştur. Ölenler unutulur mu ince kardeşim, yoksa bütün unuttuklarımız ölmüş olanlar mıdır?

Peki ya uçmak nasıldı Özge? Düşerken en son gördüğün, en son anımsadığın şey… Nereden kapıldığını bilmediğin bir büyü müdür ölmek? Büyü... Büyümek... Düşerken geride kalacakları düşündün mü? Birden, son anda bir pişmanlık yakıp kavurdu mu içini, yoksa yere çarparken huzurlu muydun? Yesenin de 27 Aralık 1925’te İngiltere Oteli’ndeki odasında bileklerini keserek intihar etmiş. Cesedinin yanında Mayakovski’ye yazdığı not: “Şu yaşamda yeni bir şey değil ki ölüm / Ama pek öyle yeni sayılmaz yaşamak da.” Sen de böyle mi düşündün acaba kırgın kardeşim? Bu yaşama başka türlü katlanılamayacağını ne zaman anladın ilk? Ne kadar taşıdın ölümü içinde; komşuların daha önce de intihara kalkıştığını söylemiş çünkü. Demek ki bunca yük kolayca taşınmıyor, zorluyor, birikiyor, acıtıyor. Demek ki şiir öyle üç beş kelime değil sadece, bir teknik değil, mor bir şey oluyor zamanla... Kitabın bunu açıklıyor zaten: “Oysa / mendil satar yine de bakardım bu kente / olsaydın içinde,” diyecek kadar içtenmişsin. Öylesi insanlar daha çabuk ölüyor galiba değil mi uzak kardeşim. Şimdi atmayan kalbin, şiirinde atıyor işte. Orada yaşamaya devam ediyorsun. Ne eski çerçevelerde, ne kapı arkalarında, ne rüzgârda kalmış sesinde; belki varsa, çocuğunda yaşıyorsun biraz, Aşık Dertli diyor ya: “Bir başıma kalsam şehe, sultana kul olmam / Viran olası hanede evlad ü iyal var;” öyle... Sözcüklerinde yaşıyorsun. Sözcüklerine gizlenmiş ince umutsuzluktasın, en çok oradasın. Yaptığın bazı kelime oyunlarına bunlar çok yapıldı, diyen editörler nasıldır acaba? Şiir profesörleri birkaç kadeh daha rakı içiyordur. Sanat sevicilerine üç beş kokteyl daha. Etkinliklerde falan görüp birbirimizi... Hiçbir yaramızı sarmadan... Kalbimize hiç dokunmadan... Bir içki ısmarlayıp geçiyoruzdur birine daha; üç beş manifesto, bir iki kurgusal metin, söylemlerden süreçlerden geçiyoruz kardeşim, geçiş dönemleri geçmek tükenmek bilmiyor, modernite iflas etmiş de, postmodern kuramlar üzerinden yeni bir söylem kurmaya çalışıyormuşuz da… Gözlerimizin içine kimse bakmıyorsa şiir ne işe yarar, değil mi içten kardeşim?
“ve / gömdüler beni, / öldürdükleri gibi / özenle” Gömdük... Özenle...

Kitaplaşmasını istediğin şiirlerini sıralamışsın vasiyetinde. Bir kitap hayal etmiş, altına da not düşmüşsün: “Bu 30 parça kitaplaşsın. Bir tanesini de mezarıma gömün. Öpücük sesi. 18.03.2003”

Hayat Susunca Konuştu Ölüm, Özge Dirik’i yeniden gündeme getirecek. Kitap, Art Shop tarafından yayımlanmış. Art Shop’un şiire bunca destek vermesi, üstelik bu zamanda çok değerli. Kitabı Didem Görkay Zengin hazırlamış. Şiirler Özge’nin vasiyetindekilerle pek uyuşmuyor. Edebiyat dünyasında bu mesele etrafında dönen bir tartışma var bir süredir. Olmamış deniyor, böyle olmaması gerekti deniyor, yapması gerekenler yapmadı deniyor... Sözler söylenip geçiliyor... Tırnakların uzamaya devam ediyor mudur eski kardeşim? Saçların? Onlar bizden daha çok yaşar.
Yine de bak, senin bir kitabın var artık. Yaşasaydın Beyoğlu’na çıkar, iki tek atarak kutlardık belki kitabını. Sadece şu dizen için bile bin selam ediyorum sana yalnız kardeşim:

“Ne de çok bekledim askere gidince sevdiği
Pencereden çalabilmek için gözlerini.”

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2009-06-20 22:23:19

Teknik Adam ve Önemi

  • Teknik direktörün bir takım üzerindeki etkileri ne kadardır? Tartışılagelmiştir bu konu. Bizde Fatih Terim’in GS’yi 4 kez üst üste şampiyon yaptığı ve UEFA kupasını aldığı zamanlarda çokça konuşuldu bu; Hagi mi, Fatih Terim mi? O müthiş başarıdaki hakiki mimar hala tartışma konusudur.
  • Mustafa Denizli döneminde FB’nin Aziz Yıldırım müdahalesiyle şampiyon olduğu iddiası ara ara hala gündeme gelmektedir. Söz konusu futbolsa her bir taraftarın söyleyecek bir çift lafı, arkasında durduğu bir fikri hep vardır. Bu görüşler çeşitli deneyim ve gözlemlerle beslenmiştir o belleklerde. Komplo veya değil, teorilerimiz bitmez. İşin en eğlenceli yanını oluşturur üstelik.
  • Ama hangi yandan bakarsan bak sonuçta yetkisini kullanamayan, zayıf bir teknik adam varsa ortada onun boşluğunu dolduracak birileri hep oluyor demek ki. Lisanssız da olsa o ikinci şahıs bir anlamda teknik direktöre dönüşüyor. Yani yine bir hoca söz konusu oluyor. Bu bir ağabey olabiliyor takımdaki, bir menajer, işte iddia edildiği gibi başkan… O zaman soru değişir burada; “Asıl teknik direktör kim?” olur.  
  • Bir de takım kurmak ile kurulacak takımı maça, maçlara hazırlamak var. Birincisi başkan yaptı diyelim, ikincisi peki? Onun da cevabı yardımcı çalıştırıcılar filan olabilir. Ya teknik, taktik, oyunu okuma, inisiyatif kullanma, risk alma, takıma bir rota belirleme, bunu uygulama? Of, yaza konuşa bitmeyecek bir mevzu bu.
  • Benim fikrim teknik direktörün takımın kralı olduğu yönünde. Üstelik Tanrı-Kral! Yetkin bir teknik adam o takımda her şeyi yapmaya muktedirdir. Bunu sinema, tiyatro yönetmenliği; öğretmenlik veya ebeveynlik, mühendislik ile filan somutlaştırma gereği duymuyorum.
  • Hele sezon başında teknik direktörün dirayeti olağanüstü bir önem arz etmektedir. Hatırlayınız tatlı bir tebessümle Kemal Kılıç’ı ve acıyla hatırlayınız Hüsnü Özkara vakasını.
  • Teknik adam “su” kadar önemlidir. Ne diyeyim daha! Kritik dönemlerde atacağı her adım başında olduğu takımın 34 maçlık kaderini çizer. Zaferleri veya felaketleri o adımlar belirler.
  • Peki, şöyle bakarsak; başkanın takıma müdahalesi yönünden… Çok mu ayıptır bu? Bir başkan takıma hiç mi karışmamalı? Hele transfer döneminde, futbolcu tercihlerinde? İpler hocanın elinde mi olmalı? Diyelim karışmadı başkan hiçbir tercihe, tercihlerin çoğuna; devamındaki olası olumsuzluklarda (yine hatırlayınız Hüznü Özkara olayını) ceremeyi kim çekecek. Cevap, koca bir camia!
  • O hoca ilk terslikte gidecek, geriye kendi kurduğu takımdan oluşan bir enkaz bırakacak ve olasılıkla takımda kalan “kendi adamlarının” sonraki günlerde oluşturabileceği gruplaşmaya son derece müsait bir yapı devredecek… Bize de ah’lar, vah’lar, keşkeler kalacak…
  • Teknik direktör çok önemlidir. Hele hakkaniyetli, kompleksiz, güçlü, toparlayıcı, adam kayırmayıcı- ayırmayıcı (hakkaniyetli demiştim zaten, olsun, bir de böyle yazmak istedim: ) bir hoca… Çok ama çok önemlidir!
Yazar: Editor
2009-06-16 11:16:33

Biz memleketçe korsan kitapla mücadeleye girişeduralım İsveç’te bir Korsan Partisi kurulmuş. Parti, telif hakkı yasalarıyla ilgili değişiklik ve reform hareketleri için çabalamakta
Teke Tek’te Fatih Altaylı, “Nasıldır bu Murat Belge?” diye sorunca; Murat Bardakçı’nın “Kitaplarına göz atalım, karar veririz” demesi üzerine aydın düşmanlığına dair yazmak istedim. Sonra Gana’dan gelen bir çocuk, buradakiler hâlâ doğru dürüst konuşamazken, Türkçe şiir okudu diye seyircilerin gözyaşına boğulduğu tuhaf etkinlik baskın çıktı. Fakat Can Dündar’ın Milliyet’teki bir yazısı üzerine bu saçmalıkları bir kenara atmak gerekti. Birlikte düşünmek, soru sormak, belki biraz da kafa karıştırmak istedim.
Dünya her geçen gün hızla değişiyor. Geçmişe ait bazı fikirlerin yerine yenisi konuluyor; değerler zamanla başka değerlere işaret ediyor; dinler, kurallar, düzenler sürekli birinden diğerine evriliyor... Kısacası değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu görüyoruz hep. Bir olaya başka bir yandan da bakabilmektir derdim. Bakunin’in “Banka soymak değil, banka kurmak suçtur,” dediğini öğrendiğinizde iktisatı, suçu, bankayı, parayı, mülkiyeti yeniden düşünmeye başlıyorsanız ne kadar iyi!
Telif hakkını ele almış Can Dündar. Bizim korsandır, yasaktır dediğimiz internette müzik dinlemek, bilgi paylaşmak, e-kitap, MP3 gibi kavramlar yeniden sorgulanıyor. Dünyanın birçok yerinde bazı insanlar, telife de ‘fikri mülkiyet hakkı’ diye bakıyor artık... İnsanlar, kültür ve bilgi üzerinden bir ‘endüstri’ kurulmasına karşı çıkıyor.
Radiohead, albüm fiyatlarını dinleyicilerinin belirlemesine izin veriyor; Coldplay, konserlerinde CD’lerini ücretsiz dağıtıyor; Metallica daha da öteye giderek son albümlerinin tüm şarkılarını internet üzerinden yayınlıyor. İyi de bu arkadaşlar albüm satmadan nasıl para kazanacak diyeceksiniz. “Televizyon izlerken para mı veriyorsunuz, internet sitelerinin reklam gelirleri ne güne duruyor?” diyorlar. İnternet, dünyaya bakışımıza farklı bir derinlik katıyor. Yerküre, sanal ortam üzerinden küçük bir köye dönüyor.

 

http://ul.gcg.me/files/2009-06/ppp.jpg

Biz memleketçe korsan kitapla mücadeleye girişeduralım (kendi korsanını kendi basan yayınevi var mıdır?) İsveç’te Rickard Falkvinge adlı bir arkadaş, 1 Ocak 2006 tarihinde Pirat Partiet’i, namı diğer Korsan Partisi’ni kurmuş (http://www.piratpartiet.se/international/english). Parti, telif hakkı yasalarıyla patentle ilgili değişiklik ve reform hareketleri için çabalamakta. Sitelerine göz atın.
Bu abiler katıldıkları ilk seçimde yüzde 0,64’lük oy alıp 40 parti içinde 10’uncu olmuşlar. Fakat son mitingleri binlerce insanın akınına uğramış. Üye sayısı 9,700. Parlamentoda 19 sandalyesi olan Yeşiller’den bile fazla üyeleri var. Falkvinge geçenlerde Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılma kararı almış.
Partinin bunca popüler olmasının nedeni, kurulduğu günlerde Pirate Bay davasının patlak vermesi. Pirate Bay internette bir site: http://thepiratebay.org/. Tıklamaya kalkmayın, bir şey bulamazsınız. Türkiye’de ‘yassah gardeşim!’ Siz sadece youtube’a girmeyi mi yasak sanıyorsunuz yoksa?
İsveç hükümeti, dünyanın en büyük ‘bittorent’ (bilgi paylaşımı) ortamlarından olan bu sitenin sunucularına el koyunca 3 yıl sürecek dava süreci başlamış, 4 bin sayfalık iddianame hazırlanmış. Siteye destek amacıyla mahkemeyi izlemeye binlerce kişi katılmış. Sitenin kurucuları para ve hapis cezasına çarptırılmış. Korsan Partisi de tam o civcivli günlerde doğru bir politika izleyerek, hiç açılım falan yapmadan, gerekli tavrı koymuş. Sitenin sempatizanları, kurucular cezalandırıldıktan sonra Uluslararası Ses Kayıt Endüstrisi Federasyonu’nun (IFPI) sitesini çökertmiş. Savaş bile her geçen gün biçim değiştiriyor...
Bakın neler istiyor bizim korsanlar:
»Patentler ve telif hakları, insanları daha yaratıcı kılarak toplumun gelişmesine katkı sağlamak için oluşturuldu. Ancak şu anki sistemde ürünün yaratıcısı çok geniş haklara sahip olurken insanların bilgiye ulaşmasında büyük engeller var. Düşüncenin ve fikirlerin özgürce paylaşılarak yayıldığı toplumlar hızlı kalkınır.
» Patentler resmî tekel haklarıdır. Tekeller toplumun düşmanıdır. Hiçbir ürünün ve fikrin tekeli olamaz. Tekeller fiyat artışı yaratır. Büyük firmalar patentleri ellerinde tutarak yüksek fiyatları kontrol eder ve rakiplerini saf dışı bırakır.
»Demokrasilerde özgür düşünce anayasal güvence altındadır. Aynı şekilde özgür bilgi de güvence altına alınmalı. Hiçbir bireyin bilgiye ulaşması engellenemez.
Eee, ne dersiniz?

 

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2009-06-11 08:05:42

Gol Sevinci

“Tribünlerin peşinde olduğu tek şeydir gol sevinci veya nihayetinde ulaşmak istedikleri doruk haz, ara hazlarla taçlandırılan…”

Bir yerden çıkalım yola ve gol sevincinin peşine düşelim. Bakalım nerelere uğrayacağız ve sonunda neye varacağız? Dendiği gibi, bir yerden sonra hikâye yazdırır kendini. Yazdırdığı kadar yazalım.

_______________________________

http://www.prvni-civilizace.cz/maia/mezoam/aztec_pic/01_aztek.jpg

Azteklerde bir ölüm kalım mücadelesiyken futbol, hayata yeniden gelmenin çığlığıdır gol sevinci, kaybedenin kurban edileceği bir oyunda… Bilgeler sürgün, budalalar hükümdarken; canını kurtardığın, fakat bir başka hayatı oyun dışı bıraktığın acı bir inlemedir belki o an gol sevinci. Futbolun en ritüel halinde, Tanrıların sonucundan mahcup olduğu, sanki kazananın hiç olmadığı bir anın son sesidir gol sevinci. Hakikatte hiçbir Tanrının umursamadığı…

Kiminde intikamdır, bir hesaplaşma…

Yunanlılarla Troyalıların savaşını anlatan dizelerde korkudan donakalan bir sestir gol sevinci:

Ne müthiş bir saldırıydı o başlattıkları!

Herkes birbirinin üzerine koştu.

Her yerde kelleler yuvarlanıyordu,

Sanki futbol oynanıyordu.

Ortalık kelleden geçilmiyordu.

Savaş ne acı ve şiddetliydi.”

Bir Çin şiirinde ima edilmiş bir imgedir bazen gol sevinci, futbolun felsefi ve mitolojik izi:

Top yuvarlak saha dört köşe

Yerle gök misali

Top tepemizde ay gibi süzülür

İki takım karşı karşıya geldiğinde…”

Onlarca insanın peşine düştüğü meşin yuvarlağın bir keşmekeşten bir an da olsa kurtulmak için kendini “rakip filelere” can havliyle bıraktığı o kısacık aranın uğultusudur gol sevinci.

Arkadaşlar, sokaklar, mahalleler, semtler, köyler, kasabalar, komşu şehirler, uzak şehirler, bölgeler, ligler, ülkeler, kıtalar hayaller, idealler, rüyalar, sevdalar, dostluklar ama daha çok düşmanlıklar, inatlar, hırslar, anlaşmalar, anlaşmazlıklar, hesaplar, hesaplaşmalar arası bir 90 dakikada veya uzatmalarında farklı tonlama ve vurgularla, apayrı belki apaynı beklentilerin sesidir gol sevinci.

“Zafere Kaçış” filminde, gerçekliği belki artık efsane olan kurguda Nazi Almanya’sına Peleli, Ardilesli, Stalloneli esir müttefik askerlerinin attığı 4. golden sonra, ki o beraberlik golüdür, işgal altındaki Fransızların sahaya girip esir asker futbolcuları kurtarıp direnişte bir mevzi kazandıkları anın fotoğrafıdır gol sevinci.

İşte, adalar mevzusu dolayısıyla bir şekilde hesaplaşılan ve Tanrı’nın bir el attığı, İngiliz’e Maradonalı bir cevabın Arjantin usulü konfetili şenliğidir gol sevinci.

Antalya’da, süper lige yükselme maçlarında, Altan’ın Adanaspor 3–0 yenikken 81. dakikada filan, Kartalspor’a attığı golün gözyaşlarıdır gol sevinci, kalan üç beş dakikada maçı 3–3’e getiren sevinçlerin ilki…

Veya Adana’da bir Adanaspor-Zonguldakspor maçında Zonguldak’ın attığı golde bizim efkârlı gözyaşlarımızdı rakibin gol sevinci.

90 dakikalık bir Yeşilçam filminde, dramatik tüm unsurları sergiledikten sonra, son sahnenin salondaki nemli mendilleridir gol sevinci.

Kolbastı zevksizliğine hiç bulaşmadan, sevindiren ile sevineni tellerde buluşturan bir çılgınlık anıdır aslında, en evrensel gol sevinci.

Bazen bayrak diktiren, bazen bayıltan, bazen kriz yaşatan, bazen de diğeri sevinirken kulübe tekmeletendir gol sevinci. Kederi kendinde saklı tek sevinç değil midir gol sevinci?

Sadece forma aşkıyladır bazı “ender zamanlar” gol sevinci, tribünde evet forma aşkıdır. Ama aslında ekstra pirimdir, iyi bir transferdir, bir pazarlamadır, ince bir hesaptır, en fenasından bir tezgâhtır da gol sevinci.

Eyvah ki en has purolar tüttürülürken, viskiler yudumlanırken; o toprağa yabancı futbol bezirgânları gözlerini pusmuş, boyunlarını omuzlarının içine çekmiş, alesta vaziyette dolanırken; çıldırmış sermaye ellerini yeni kârlarla ovuştururken, TV’ler her bir ayrıntıyı tekrar tekrar pazarlarken, yorumcular yorumlarını peşkeş çekerken, lakin futbolun asıl sahipleri statlardan gün gün uzaklaştırılırken uzaklarda bir uğultudur gol sevinci; hakiki sevincinden ki sahibinden koparılan…

Hermes’in bir gün bizim için çalıp bize geri vermesini istediğimiz bir sevinç, Prometheus’un yeniden çaldığı ateş, Dedem Korkut’un vaktiyle anlattığı bir mesel, Tanrı Dionyzos’un bağbozumu şenliğidir gol sevinci…

En masum halini usulca soyunup kaybolup bir hengâmede eriyip; ah, terk edildiğince terk edip çekip giden…

…ki gol sevinci

 

http://www.teachengineering.org/collection/cub_/lessons/cub_images/cub_intro_lesson01_clipart2.jpg

Yazar: Editor
2009-06-07 13:21:46
http://ul.gcg.me/files/2009-06/AK16_web1_normal_dolu_09.jpg
 

"16. Altın Koza Film Festivali" başlıyor.

Adana’nın sanatsal anlamda en iyi işlerinden biri olan bu festival önceki yıllara göre daha nitelikli bir biçimde gelişiyor. Bize nedense hep Yılmaz Güney’i hatırlatan bu şenliğin daha kalıcı ve evrensel bir çehreye bürünmesi dileği ve umuduyla…

Yazar: Editor
2009-06-05 11:01:22

Kaybolan Yüzler

Bir Tantana Kemal vardı.

Adanaspor tribünlerinin en renkli yüzlerinden biriydi. Maç boyunca tribünlerde gezerdi. Pek konuşmazdı. İnsan irisi bir arkadaştı.

Ve en önemli ayrıntı, Tantana Kemal o iri gövdesiyle, tribün uğultusu eşliğinde enteresan taklalar atardı.

Bacağında şalvarla dolanırdı. Taraftarı galeyana getireceği zaman ayaklarını yere hızlı hızlı vurur, taraftarı bu ritüele davet ederdi. Tribünler de bu davete icabet ederdi. Ve 5 Ocak’la sınırlı 4,5 şiddetinde bir deprem yaşanırdı Adana’da.

Sonra Kemal de kayboldu tribünlerde deprem hissini veren tantana da.

Hayat değişir, insanlar değişir, tribünler değişir,

zaman denen hızlı nehir alır her şeyi götürür.

Mevzuumuz futbolken, geriye Adanaspor tribünlerinin efkârlı hikâyeleri yani Adanaspor kalır.

Yazar: Editor
2009-05-31 13:32:08
Not: Bu yazıyı okurken Ahmet Kaya’nın “giderim” şarkısını dinleyiniz sevgili Adanasporlular… Bu da bağlantısı, iki tıklamada ulaşınız…

Dönmeyin

  1. Bayram Akgül kesin konuşup “Dönmeyeceğim” dedi. Hakikatte beklemediğimiz nihai bir karardı bu. Çünkü başkanın kolayca pes edip gideceğine ihtimal vermiyor veya vermek istemiyorduk. Hatta basında geçen “kadro oluşturuyor” sözlerine yürekten inanıyorduk. Veya inanmak istiyorduk. Taraftarın çoğunluktaki duygularıydı bunlar.
  2. İnternet âleminde Adanasporluluğun en iyimser sayıyla yüzde biri temsil ediliyor. Yani orada konuşulanlar koca bir okyanusun damlacıkları. Asıl mevzu işyerlerinde, evlerde, sokaklarda, okullarda, her köşe başında, iki Adanasporlunun bir araya geldiği her yerde, kederli rakı masalarında dönüyordu. Tanık oluyoruz da yazıyoruz.
  3. Bu konuşmalarda herkes fikrince birtakım yaklaşımlarla çözümler üretiyor veya işi bir çözümsüzlük noktasında görüyordu. Ama başkanın döneceği izlenimi veya isteği egemen bir yaklaşımı oluşturuyordu. Altını çizerek yazıyoruz bunu: o tür yaklaşımların hiçbiri, başkana bir biat değil Adanaspor’a ve Adanasporluluğa olan bir tutkuydu. Ki biat tabiatımızda olmayan bir histir. Hep yazdık güzel günler gördük onunla neden devamı olmasın diye. (Bir de başkanın Adanasporluluğuna olan tam inancımızdı. Sevdik Bayram başkanı, buydu bağ. Tribüne gelip oturmasını, son ana kadar inancını yitirmemesini, örneğin Nevşehir’deki turnuvada oraya giden taraftarın elini sıkıp “hoş geldiniz” deme inceliğini göstermesini, hele Gaziantep’teki Gaski maçında protokol tribününde “Adanasporluluğa” yapılan bir sataşmadan sonra kavga edip yine rakip tribüne yani Adanaspor taraftarının yanına gelişini, yan yana sigara içişimizi, gollerde omuz omuza sevinişimizi, son dakikaların gerginliğini aynı metrekarelerde yaşayışımızı sevdik. Deliliğimize eş deliliğini sevdik.)
  4. Süreçte duygu ve düşüncelerimizi kimseleri mümkün olduğunca incitmeden ifade etmeye çalıştık. Başkana herhangi bir olumsuz eleştirimiz olmadı. Sadece baştaki “söz ve eylem” çelişkisine sitem etmiştik. Sonra başkanın açıklaması geldi. Tamam, yaklaşım budur dedik, taraftar tenzih edilmiştir dedik.
  5. Ama son açıklama yine bizi başladığımız noktaya getirdi. Şöyle diyor sayın başkan: “Ben tek başıma sadece Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’ın katkılarıyla bu takımı nerelere getirdim. Ancak bana bile sahip çıkmıyorlar. Benim koltuğumu kırıyorlar. Ve bunlar cezasız kalıyor. Benim de bir dayanma gücüm vardı ve o da tükendi.” Böyle diyor. Şimdi biz aynı eleştirimizi yine yapacağız. Bu konuşmanın son sözleri taraftarın genelini yine kurtlar sofrasına atmaktan başka bir şey değildir. Hiçbir başkan yedi kişinin veya yetmiş kişinin eylemini oradaki on bin kişiye ve stat dışındaki on binlerce kişiye fatura etmez, edemez. (bakınız Karşıyaka, balkınız Van…) Hem bunu yapan bir avuç kendini bilmez demek hem de bu açıklamayla taraftara yüklenmek olsa olsa “ne dediğini veya ne yaptığını” bilmemektir. Yani hem üç beş çapulcu demek, hem de aynı noktadan çekip gitmek tutarsız eylemlerdir, taraftarın hepsini itham etmektir.
  6. Söz ve eylem işte bu noktada çelişmektedir.
  7. Diyor ki sayın başkan bunlar cezasız kalıyor. Biz ne yapalım, video kayıtları var onların, kimler olduğunu saptayıp ayaklarına mı sıkalım yoksa ilgili kurumların soruna yasalar çerçevesinde müdahale etmesini mi bekleyelim.
  8. Sayın başkan diyor ki “Bana bile sahip çıkmıyorlar.” Sayın başkan siz olaya istediğiniz yerden bakın ama o sahaya giren her bir taraftar aslında size ve sizin emeğinize sahip çıkıyordu. Sezon boyunca gasp edilen haklarımızın hesabını; yöntemini, beğenin veya beğenmeyin, o sefil ve rezil hakemlerden o son maçta soruyordu. Bu sahip çıkmaktan başka bir şey değildir.
  9. Aytaç Durak’tan bahsediyorsunuz, özellikle Bolu maçında taraftar Aytaç Durak’a gereken hürmeti göstermiştir. Bizce fazlasını bile yapmıştır.
  10. Sahip çıkmaktan kasıt nedir tekrar soruyoruz. Ama siz cevaben sahaya atlamalar, koltuklar diyorsanız sahiplik, sahipsizlik meselesini burada kilitliyorsanız bu noktada anlaşmamız mümkün değil.
  11. Sayın başkan, yerel basında size yapılan saldırıları kendimizedir bilip saf bir Adanasporlulukla arkanızda durduk. Devre arası olaylarında futbolcuların veya giden hocanın haklılığını-haksızlığını sorgulamadan kendi ilkelerimizle bile çelişerek yine sizin arkanızda durduk. Hatta bu arada takımı etkileyecek olumsuz eleştirileri bile yine bir Adanaspor meselesiyle önlemeye çalıştık. Kol kırılır yen içinde kalır dedik… Sayın başkan bunlar sahip çıkmak değil de nedir. Maddi gücümüz olsaydı veya taraftarın maddi gücü bu işi çevirmeye yetseydi zaten mesele bu noktaya gelmezdi. Biz yapacağımızı maça gelerek yaptık. Gelen seyirciyi de azımsamayın lütfen. Süper ligde şampiyonluğu kovalayan bir taraftar kitlesi dördüncü, üçüncü, ikinci liglerde bile o güzel mazinin acısına tuz basarak yerini aldı tribünde. Çok güzel günler görmüş bu taraftar bulunduğu konuma göre gereken ilgiyi göstermiştir. Son ana kadar tribünde görevinin başında olmuştur. Bu sahip çıkmaktır.
  12. Ama bizden size veya Aytaç Durak’a biat etmemizi beklemeyin. Saygı duyarız, sevgimizi gösteririz, vefalıyız ama bunun ötesinde bir şey istemek, kendinize bu taraftarı biat ettirmek onları haysiyetin en geri saflarına itmektir. Bunu ne Adanaspor taraftarından bekleyin ne de herhangi bir insan evladından isteyin.
  13. Sayın başkan son sözlerinizle yine taraftarı hedef tahtasına koyup adeta sizden sonraki bir oluşuma engel oluyorsunuz. Belki bilmeden yarattığınız o imaj olası yeni oluşumda taraftar aleyhine birtakım duyguların meydana gelmesine neden olacaktır. Biz, sizin veya Aytaç Durak’ın çizdiği profilde bir taraftar kitlesi değiliz. Lütfen bu konu hakkında en azından üç yılın hatırına daha insaflı konuşunuz.
  14. Kadro oluşturma konusundaki o alaycı sözleriniz aramızda adeta bir buzdağı oluşturmuştur. Bakın herhangi bir taraftar en gencinden en yaşlısına kadar en sıradan takımından Barcelona’sına kadar takımı için planlar yapar, hayaller kurar… Bu futbolun en evrensel duygusudur. Bunun karşısında “kadroyu oluşturanlar takıma bir de başkan bulsun” demek tüm o duyguları ezip geçmektir. Alay etmektir. İçimizdeki son şarkıyı da bitirmektir. Hayır, bu artık kesin olarak dönmemenize dair bir son değil, o sözlerdeki tarzınıza ilişkin bir kırılmanın sonudur
  15. Sayın başkan, Adanaspor taraftarı size de takıma da kulübe de sahip çıkmıştır. Siz her defasında koltuklar vs. dediniz. Biz de her defasında bu işler size sahip çıkmamak değil dedik. En nihayetinde ortada bir “ihanet” vakası var ise inanın bu taraftardan size karşı yapılan bir eylem değildir. Ama işte son nefeste bu vakanın ters istikametini düşünmek pek ala mümkündür. Yani yarı yolda kalan, sahipsiz olan Adanasporluluğun bizatihi kendisidir. Lütfen hala mağdur olduğunuzu düşünmeyin.
  16. Dönmeyin…
  17. Dönmeyin çünkü hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
  18. Giderken Adanaspor’a verdiklerinizin yanında bu Adanaspor’un size verdiklerini de kefe’nin diğer yanına, sonra elinizi vicdanınıza koyun ve gidin. Hatta şöyle bir önerimizle gidin. Bu işten elbette bir keyif aldınız. (Ayrıntılara girmeye gerek yok, her bir Adanasporlu bir gün Adanaspor başkanlığının hayalini kurup o heyecanın ve onurun bir parçası olmak istemiştir, bu manada bir keyif.) Şimdi o keyif üzerine gidin İstanbul’da bir 3. lig takımını alın ve “tek başınıza” Adanaspor’u getirdiğiniz noktaya getirin. Ama olası olaylarda orayı böyle yarı yolda bırakmayın… 
  19. Dönmeyin, gidin fakat “ihanetin, kendi sırtınıza sapladığınız bir hançer olduğunu” bilerek gidin.
  20. Taraftarı suçlamadan, yahu benim maddi gücüm bu kadar, diyerek gidin.
  21. Size olan vefa hissimiz bakidir, lakin sevgi ve saygımızı bitirmeden gidin.
Yazar: Editor
2009-05-29 19:21:35

Benim en sevdiğim şair, Edip’im Cansever’imin ölüm günüydü dün. Unutup gitmişim iş güç arasında...
Türkçe şiirin bu büyük adamını anmak, hep borç oldu.
Güzel bir borç

Bu şiiri okuduktan sonra, o var olan şeyin ne olduğunu düşünenlere...

http://www.odak-direnis.com/200811/images/h0401.jpg

Yok mu, Var

şunu aklında tut iyice
çilekte var, altın gibi parlayan ferik elmasında var
güneşte, gümüşte, fildişinde
tahtada, kömürde, sütte
suyun ateş olduğu, ateşin su olduğu yerde var
kızımıza ördüğün yeşil atkıda bile
beni seven ellerinde var
bir sabah geçiyordun
"bir sabah geçiyordun" ne demek
nasıl, niçin, nereden
bil ki böyle bir eksiklikte var
dilini acı yapan tütün kırıntısında
örneğin bir yolculukta katran gibi çaylar içtiğin
kirazlar, bavullar, akasyalar sevdiğin
her türlü virajlarda
ağaççileği gibi, ince çekirdekli
dile, dişe, damağa yayılan
akide olan gözlerinde
gözbebeklerinde yeşim
yakut olan, zümrüt olan damarlarında
özleminde günbatımı
yok mu, var

nasıl var hem de
var içimizde bizi eksiltmeden
dışarıda var
oranda, orantıda, dengede
bir hüzün bile sinmemiş plastik çiçeklerde
gene var
yüzünü yıkadın mı, iyi
sildin kuruladın mı
çıktın mı sokağa
yalnız su aramaya gidilen yollarda
ince bir bardak gibi gövdelensin diye susuzluk
orda var

ayakların değsin de suya
sözgelimi herhangi bir haziranda
haziranın köylü yüzünde
çizgili mintanında
denizlere uçan aklında
değsin de suya ayakların
sudan üşüyen parmaklarını çekerken
tam orda
kapıyı ardımdan kapadığında
bilmez olur muyum hiç
içerde kalan yüzünde, telaşlı
olmaz olur mu, var

yalnızlık gibi ama yalnızlık değil
bildiğin, çok iyi bildiğin bir şeyin
uzağında kalmak duygusu belki
iyi ya, var
hani sayıldığını duyar ya pencereler, tıpkı
göz görmez, ama bakıldığında duyar ya insan
hani ardında seni izleyen birisi
tanımazsın da sezersin birden izlendiğini
niçin mi
tam niçin dediğin zaman var

bilir miydik, sever miydik, inanır mıydık
o olmasaydı hiç
ama bugün, şimdilik
yenik düşmeden hiç de
var, diyoruz sadece, çünkü var.

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2009-05-21 08:44:02

Ütopya Üzerine Birkaç Söz

http://ul.gcg.me/files/2009-05/__TOPYA.jpg

Farkında olsak da olmasak da hepimiz türlü şekillerde ütopyalar oluştururuz. Hayatın bir yerinde dert sahibiyizdir, hoşnut değilizdir, sıkıntılıyızdır, daha iyi bir şeylerin olabileceği umudunu taşıyoruzdur… Ve önerilerimiz, hayallerimiz vardır hayata, siyasete, aşka, dostluğa, günlük akışın düzenlenişine, futbola, sanata dair…

Dolanalım bakalım ütopya olgusunun etrafında, kendimize yakın olanlara da bir tebessüm edelim…

Soru şu olsun “nedir ütopya?”, sıraladıklarımız da cevap arayışlarımız olsun.

  • Yeni toplumsal hareketler tasarlama
  • Kusursuz bir toplum isteme, kurma girişimi
  • İdeal devleti arama eylemliliği
  • Hayali kurgularla hayata yaklaşma
  • Gerçekçi olmama ama öteki gerçeği arama
  • Köklü değişim ihtimalleri sunma
  • İnsan doğasını sil baştan tanımlama
  • Bir öngörücü bilinç yaratma
  • Henüz olmamış olanın olabilirliğini arama/düşleme
  • Henüz bilincine varılmamış olanı betimleme
  • “Gelecek” içinde bir başka “gelecek”
  • Var olan hayat anlayışına, sistematiğine yabancılaşma
  • Tahakkümün son bulduğu bir geleceğe giden yolu gösterme
  • Asırlardır devredilene itaatsizlik
  • Bu itaatsizlik içinde yeni bir şey önerme
  • Alternatif bir geleceği hayal etme yahut hayal etme yeteneği

Dünyanın ütopyalarımızla şekillenebilme ihtimalinden çok, ütopyalarımızın olup olmasıdır mesele… Ne dersiniz?

Yazar: Editor
2009-05-14 09:59:30

Ekrem Al

http://ul.gcg.me/files/2009-05/eaa.jpg

İkinci yarıda 17 maçta takımın başında sahaya çıkan Hoca, tarafımızdan çokça eleştirildi belki. Şimdi mümkün olduğunca nesnel kalarak son bir değerlendirme yapalım.

Bize Göre Aksaklıklar

  1. Adanaspor hocası olduğunun geç farkına varmıştır. Baştan bilmeliydi bu camia zorlu işlere imza atmıştır. Kolay hedeflere razı olmamıştır.
  2. Hedefini “kümede kalmak” olarak en geri mevzide tutmuştur. Onu garantiye aldıktan sonra ilk 6 için plan yapmıştır. (kimilerine göre bu bir başarı, doğru bir strateji olabilir. Olabilir, ama biz görüşe katılmayız.)
  3. Rakiplerin düşüş dönemlerinden yeterince yararlanamamıştır. Örneğin Giresun’u, Erciyes’i, Rize’yi uygun koşullarda yenememiştir. Kasımpaşa 2. yarıdaki iki üç galibiyetinden birini bizden 3 golle almıştır. Bunun temel nedeni hocamızın Kasımpaşa’yı yenebileceğimize inanmamış olmasıdır, ki sonraki maçlarda Kasımpaşa kolayca yenilebilen bir takım olduğunu göstermiştir.
  4. Aynı “korkaklık” Diyarbakır, Karşıyaka, Karabük maçlarında da baş göstermiştir.
  5. Kendini sağlama almak isterken alabileceğimiz birçok maçta takım tek puana razı olmuş veya yenilmişti.
  6. Çoğu maçta sadece mücadele ettik fakat bunu futbol oynamadan yaptık.
  7. Bazı oyunculara olumlu veya olumsuz anlamda “takıntıları” oldu. Bir ara Burhan’la korkuttu bizi. Onur ve Cem’e tanığı şansla bazen tahammül sınırlarını aştı. Kbong ve Mbilla’yi başlarda görmezden geldi ve takım kaptanını, en savaşçı, takımdaki en eski Adanasporlu (bu bizim için önemliydi), inançla mücadele etmekten vazgeçmeyen, risk olabilecek kadar yürekli olan Hakan’ı (ayrıntıları bildiğimiz kadarıyla) kolayca harcadı. Hakan’ın yokluğu yukarıda saydığımız maçlardaki puan yokluğu olmuştur. Ve Manisa maçında, o koşullarda Hakan’ı sağ açığa atarak ona adeta pusu kurmuştur, bu sonuncuyu “adeta” ile yazıyoruz. Gerçekte bu niyetle bir iş elbette yapmamıştır. Sonuç olarak o babacan imajına uymayarak kazanabileceği Hakan’ı kazanmamıştır.
  8. Ve Başkan’ın “gidiyorum” açıklamasından sonra en talihsiz konuşmasını yaparak, ben de yokum diyerek, camiayı incitmiştir. Daha önce de yazdık, kariyerine Adanaspor’u ekleyecek, Bayram Akgül’ün bir şirketinde ustabaşıydım, demeyecek… (bu sözlerimizle Bayram Başkan’a bir sataşma yoktur, önemle not düşeriz) Bu tip sözler futbol camiasının klişelerindendir. Ama hoş bir yaklaşım değildir, terk edilmelidir, burada sahte bir vefa vardır, ciddi değildir, koca bir kulübü-kitleyi yok saymaktır. Çünkü biliriz ki herkes kendi yolunu çizer ve istikbaline bakar. 

Doğrular

  1. Takıma güven vermiştir.
  2. Savaşçı bir takım yaratmıştır.
  3. Yenilgiyi adeta unutturmuştur.
  4. Başlarda kendisi hissetmese de tribüne ilk 6 heyecanı vermiştir.
  5. Onur ve Cem’den alabileceği en üst verimi almıştır.
  6. İşte, kimi noktalarda eleştirmiş olsak da sağlam, ilkeli bir duruş sergilemiş, bu tarzıyla ayrı bir sevgi ve saygı kazanmıştır. (Hakan mevzusuna ve son açıklamasına biz taktık, birçoğu o yaklaşımını ve son sözleri olağan bulacaktır.)
  7. Devre arasında doğru takviyeler yapmıştır.
  8. Farklı bir yerden bakınca, son dakika golleriyle üzüldüğümüz Manisa, Altay maçlarında, son anda kaçan golle Rize maçında bir hoca olarak talihsizlikler yaşamıştır.
  9. Ah, Adanasporluluğu, yani aslında bu camiada neler yapılabileceğini önceden fark edemeyerek müthiş bir şampiyonluk fırsatını kaçırmıştır. Eminiz ki bizim kadar üzülmüştür.
  10. Aslında işe kendi takımını kurarak başlaması ve uzun yıllar çalışılması gereken bir hoca görüntüsü vermiştir.

(Ekrem Hoca buradaki yazılardan habersiz de olabilir; olsun gıyaben yazdık, gıyaben noktalayacağız)

Süreçte hiçbir art niyet olmadan, Adanaspor tutkusuyla yaptığımız yorumlarla (ki biz eleştirdiğimiz mevzideyiz yine) Ekrem Hoca’yı üzdük, incittikse affola… bahtın açık olsun Ekrem Hoca: ))

Yazar: Editor
2009-05-12 09:18:05
http://ul.gcg.me/files/2009-05/van_eyup_olay09_2.jpg

Van’da sahaya girilmiş. Eyüplü futbolcular ambulanslara saklanmış, itfaiye kamyonunun üzerine çıkmış. Hakemler kovalanmış. Maç 25 dakika durmuş. Van Belediye Başkanı Bekir Kaya olayları yatıştırmak için çaba harcamış (bizim olaylarda başkanımız da bu çabayı harcadı). Ama Van Belediye başkanı Bekir Kaya, (hala) istifa etmemiş.

Çünkü biliyordur üç beş kişinin veya elli altmış kişin (her neyse) yaptığı işin bir camiayı yalnızlığa mahkûm etmeyeceğini, "gitmenin" bir sebebi olmayacağını"...

http://ul.gcg.me/files/2009-05/van_eyup_olay09_4.jpg
Yazar: Editor
2009-05-06 11:30:05

Asılmamış olsaydı, bugün 62 yaşında olacaktı Deniz.
Yusuf da.
Hüseyin'se 60'ına basacaktı geçtiğimiz ocakta.

Asılsınlar diye mecliste iki elini birden kaldıran Süleyman Demirel'den daha genç yani, Kenan Evren'den de...

Şair boşa dememiş, 'meyve vermeyen tek ağaç, darağacıdır,' diye...

 

http://static.guncel.net/pictures/fidanidam.jpg

 

Yazar: Editor
2009-05-04 18:12:04
  • "BASINDAN"
  • Akgül, yaptığı açıklamada, görevi gelmeden önce Adanaspor'un Uzan Grubu'nun borçlarından dolayı TMSF'ye geçtiğini ve maddi imkânsızlıklar nedeniyle müsabakalara çıkamayıp, önce 2. Lig'e daha sonra da 3. Lig'e düştüğünü hatırlatarak, "Adanaspor bu maddi kıskaç altında 3. Lig'de de müsabakalara çıkamayarak yok olup gitme aşamasına gelmişken, Adanalı bir iş adamı olarak Adanaspor camiasının yoğun taleplerine duyarsız kalamadım ve hiç ilgi alanım olmamasına rağmen Adanaspor'a sahip çıkmak, onun yok olup gitmesine göz yummamak adına Adanaspor Spor Etkinlikleri ve İşletmeciliği A.Ş.'yi kurarak TMSF'nin İflas Masası vasıtası ile düzenlediği ihaleye katılıp, Adanaspor isim hakkını ve futbol şubesini sadece kâğıt üzerinde bir isim olarak satın aldım. Adanaspor Futbol Şubesi'ni satın aldığımda Adanaspor'un hiçbir geliri olmadığı gibi, tek bir forması ve tek bir topu dahi yoktu ve liglerin başlamasına sadece birkaç hafta kalmıştı" dedi.
  • Adana'da kendisinden çok daha fazla maddi olanaklara sahip, işadamı, sanayici, tüccar ve toprak sahibi Adanalılar olmasına rağmen, hiç kimseden tek kuruş maddi yardım almadan, tamamen kendi imkânların kullanarak birkaç haftada Adanaspor'u sıfırdan yaratarak lige hazır hale getirdiğini ifade eden Akgül, şöyle devam etti:
  • "Aynı yıl Adanaspor'un 3.Lig'den 2. Lig'e çıkmasını sağladım. Bu bile Adanaspor camiası için çok büyük başarıydı, amatör kümeye düşüp yok olup gitmesine haftalar kala sahip çıktığım Adanaspor'un 2. Lige çıkmasını sağlamıştım.2. Lig maddi külfeti 3.Lig'den daha ağırdı. Rakiplerimiz hem şehirlerinin tüm maddi ve manevi desteklerini arkalarına alırken, ben yine sadece kendi maddi olanaklarımla aynı yıl, Adanaspor'un önce 2. Lig Yükselme Grubuna oradan da Bank Asya 1.Lig'e çıkmasını sağladım."
  • Adanaspor'un Bank Asya 1. Lig'de tutunamayacağını, "düşer" diyenlerin aksine ve yine tamamen kendi olanaklarıyla takımın ortalarda ve hep üst sıraları özellikle de Play-Off'u zorlayan bir takım haline gelmesini sağladığını anlatan Akgül, "Son olarak kendi sahamızda oynadığımız Altay maçına kadar da Play-Off şansını devam ettirdik. 1–0 önde götürdüğümüz müsabakanın uzatma dakikalarında yediğimiz şansız bir golle de berabere kalarak Play-Off şansını kaybettik" dedi.
  • Her zaman, sporun "dostluk-kardeşlik-barış "olduğu ilkesinden hareket ettiğini, göreve geldiği günden beri bütün içtenliğiyle küfrün ve olayların önüne geçmeye çalışmasına rağmen maalesef kendini bilmez bazı seyircilerin küfürleri ve olay çıkarmaları nedeniyle, zaten kısıtlı olan gelirlerinin büyük bir bölümünün de ödemek zorunda kaldıkları cezalara gittiğini belirten Akgül, şunları söyledi:
  • "Bütün iyi niyetime ve çabalarıma ve Adanaspor için tüm benliğimle maddi ve manevi yaptıklarıma karşın, son olarak kendi sahamızda oynadığımız Altay maçından sonra da olay çıkarıp, hakemlere, TFF yetkililerine, misafirimiz olan rakip takımımıza ve yöneticilerimize küfür edip, saldıran, stadımız koltukları ve tuvaletlerine zarar veren ve (Sahipsiz Adanaspor) diye bağıran kendini bilmez bir grup seyircinin davranışından sonra Adanaspor'da başkan olarak kalmam artık mümkün olmayacaktır. Adanaspor için yaptıklarıma ve Adanaspor'u bütün benliğimle sahiplenmeme rağmen bana sahip çıkmayarak, aksine olay çıkarıp, küfür edip, stada zarar vererek ve bu zararları benim ödememe neden olan, üstüne üstlük de “Sahipsiz Adanaspor” diye bağıran kendini bilmezlere “Buyurun, Adanaspor'a siz sahip çıkın.” diyor ve görevimi bırakıyorum"
Yazar: Editor
2009-04-27 09:16:11

  • Bir Yalnızlık Ezgisi” Adanaspor’un kapandığı döneme dairdir. Adını da o dönemin hissiyatından almıştır.
  • Taraftara Adanaspor kapanınca neler hissettin?” sorusunu yönelttik, bunu sormaya devam da ediyoruz.
  • Gelen yanıtların bir kısmını dört buçuk dakikalık bu tanıtım videosunda topladık. 

________________________________

 Not: Bazı konuşmacıların sesleri, mikrofon kullanmadığımız için stat gürültüsünde ezildi. Belgeselin kendisinde böyle bir sorun elbette olmayacak: ))

________________________________

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/3de5026.jpg

Bir “Adanaspor Belgeseli” projesinin bir tür taslağı olan bu çalışmayı izlemek için ...

TIKLAYINIZ.

Yazar: Editor
2009-04-26 18:21:08

http://ul.gcg.gen.tr/x/d117bf0.jpg

Karabükspor - Adanaspor maçının fotoğrafları foto-yorum’da. Fotoğraflar sevgili Erkin’den. Teşekkürler…

Not:

Az önce, Rıdvan Dilmen NTV'de Adanaspor maçının tarihi ve saati konusunda büyük bir hata yapıdığını vurguladı. Bunu Federasyon Başkanıyla da konuştuğunu, durumun gözden kaçtığının ve bu anlamda bir hata yapıdığının Başkan tarafından da belirtildiğini açıkladı. Sözünü süper lige bağlayarak böyle durumların sonraki maçlarda ve haftalarda "şaibeli sonuçlara" yol açabileceğini ayrıca vurguladı.

Hayır, "üzerimizde oyun oynanıyor" iması değil bu satırları yazma nedenimiz. Gerçekten gözden kaçmıştır. Bizim tek beklentimiz "rakiplerimizin sonraki maçlardaki rakiplerinin de" bir Karabük gibi, daha öncesinde Karşıyaka karşısında Manisa'nın yaptığı gibi onur mücadelesi vererek top oynamalarıdır.

Kimselerden bir "iltimas" beklediğimiz yok. Eşit şartlarda mücadeledir tek beklentimiz.

Tıklayınız

Yazar: Editor
2009-04-20 22:56:46

Türk Şiirinde Bok ve Kitaplık Dergisi

Şimdi, Kitaplık dergisinin son sayısında, Ahmet Güntan’ın yazdığı Parçalı Ham 36. Büyük Ortadoğu Karmaşığı adlı şiirin bazı bölümlerini sizlerle (aşağıda) paylaşmak istiyorum.
Yazmamak için çok direndim. Fakat artık bu insanların, bizlerle alay ettiğini düşünmeye başladım.

  • Bu alıntılar şiirin en ‘ilginç’ bölümleri değil üstelik. Daha neler var yani, siz düşünün. Sifonlar, gübreler.
  • Bu bir teknik mi, bir deney mi bu... Lütfen biri bana bunun ne olduğunu anlatsın...
    Ahmet Güntan’ın kendi adresini bilsem, az önce Kitaplık dergisine de gönderdiğim bu e-postayı sadece ona atacaktım.
  • Ama belki de böylesi daha iyi...
  • Bu arada, demiyorum ki şiir hep zambaklardan, çiçekler böceklerden bahsetsin. Bu söylediklerimi öyle anlayanlar da var çünkü.
  • Ama bu kadarı da değil, bu kadar yersiz değil, bunca kötü değil.
  • Bunu yayımlayanlar, yazanlar, basanlar, bu eşsiz dilin Şiiri’ne yaptıkları şeyden rahatsız olmuyorlar mı hiç.
  • İçleri sızlamıyor mu?
  • Ne yapmalıyız? Bazı dergilerden paramızı geri mi istemeliyiz acaba?


________________________________
 
SORU: Bu boku niye yazıyorsun?
 CEVAP: İlhan Berk Çöpü yazdım, boku
Yazamadım der, üzülürdü.
...
Büyük borularda toplanıyor, İlhan.
Borulardaki basınç hesaplanıyor –
ki patlamasın, kimse görmesi, bulaşmasın.
Herkes kendi bokunu merak eder de koklar da
başkasınınkini duyunca kaçar.
...
Çoğu lif bunun biliyorsun, posa yani.
Gübre. Şerbeti var, gübre şerbeti,
yanmışı var, yanık gübre.
...
Ne bok – mu var? Var bir bok."
________________________________


Onur CAYMAZ

Yazar: Editor
2009-04-08 08:43:58

Obama ve Futbolumuz

http://thumbs.dreamstime.com/thumb_281/1214006531nt4c5X.jpg

Bir Obama çılgınlığıdır gidiyor. Türkiye’ye indiği gün bayram ilan edilecek. Bir alay farklı cinste insan şenlik içinde döneniyor. Cengiz Çandar misali yavuz dönekler, arlanmaz utanmaz bir üslup ve içerikle “yahu sen Amerikan ajanı mısın nesin” dedirtecek cinste yazılar döşenmekte, bu sitayişe zaten öncülük etmekte.

Obama gelmiştir herkes sevinmiştir, çünkü sepetinde bir tomar mavi boncukla gelmiştir. Her kelimesinden bir mana çıkarılmış, yorumlarla bunlar zenginleştirilmiş. Örneğin “kayısı” demiştir, Malatya coşmuştur. Sakız çiğnemiştir, sakızcılar üretimi iki katına çıkarmıştır. “Soykırım” dememiştir fakat “azınlık” sözcüğünü telaffuz etmiştir. Ilımlı İslam bitmiştir, laik Türkiye Anıtkabirdeki o Obama yazısıyla sahalara dönmüştür, falan filan. Koca koca adamlar da oturup bunları saatlerce konuştular bir bakla falı açar gibi. Bir sahneden kırk ayrı yorum çıkardılar.

Peki, futbolumuz bu manalı ziyaretten nasıl etkilenir, diğer unsurlar gibi?

Maddeleyelim:

  1. Obama, Erdoğan’ı pek sevmiş. O zaman Fener şampiyonluk için umudunu yitirmeyebilir.
  2. ABD simgesi kartalken BJK şampiyonluğunu ilan edebilir.
  3. Obama’dan alınan işaretlere göre Galatasaray bu hafta derbiyi kazanabilir (bu işaretle gizli, açıklayamam).
  4. Bu ziyaretten anladık ki Avrupa kadar önemliyiz, o zaman bir Anadolu takımı şampiyon olabilir. (Sivas şenliğe hazırlansın, Trabzon kolbastıyı kesmesin.)
  5. Kürt meselesi demokrasi içinde çözüme kavuşsun mesajından sonra Diyarbakırspor süper lige dönüş kutlamasında şampiyonluk turunu şimdiden atabilir.
  6. “kayısı” kelimesinden sonra Malatya bir alt lige düşmeyebilir.
  7. M. Gökçek’e pek gençsin demiş. O zaman Ankaraspor ile Ankaragücü birleşebilir ve M. Gökçek belediyeyi bakıp bu Ankara Birleşik Takımlarının başkanı olabilir.
  8. Muhaliflerle de görüştü. Hal böyleyken Fenerbahçe cumhuriyetinde Aziz Yıldırım iktidarı muhaliflerce yıkılabilir.
  9. "Adanaspor" için bir anlam çıkaramadım bu ziyaretten. Biz yine hiçbir istihareye yatmadan kendi işimizi bileğimizin hakkıyla, ihsansız lütufsuz göreceğiz. Ki kendi lisanımızca yolumuza devam edeceğiz
Yazar: Editor
2009-03-31 20:40:55

Sağlığın Gaspı ve

Edebiyatçı Köşe Yazarları

Canım Ailem’i izliyordum, çat reklâmlar! En heyecanlı yerinde. Adam kürsüme çatmış, ‘anti-aging’, yaşlanmanın etkilerini sıfırlar diyor. Niçin yaşlanmanın etkilerini sıfırlayalım? Hayatı doya doya yaşadıktan sonra, şarkılardan, kitaplardan, namusluca yaşanmış sevdaların ardından niçin saçlar efendi gibi beyazlamasın? Uygar yaşam, doğallığın düşmandır da ondan.
Kapitalizm kâr üzerinden beslenmez mi? Misal, süpermarketiniz varsa kuraldır: Kasanın yanına sakızları, şekerlemeleri koyarsınız ki ödeme için bekleyenler ‘biraz daha’ alışveriş yapsın. ‘Az daha’. 3’ü, 5’i fark etmez. Kâr önemlidir.
İlaç satıyorsanız hastalıktan kâr ediyorsunuz demektir. Sağlıklı her insan, size ‘zarar’dır, öyle mi? Bu durumda arz/talep dengesi, satabilmek için daha çok ilaç üretmek ister. Bu da daha çok hastalık demek midir? Efendim, olmaz öyle şey mi dediniz... Bilgisayar virüslerini de anti-virüs programları yazanlar üretmiyor mu?
Şişmansanız bir an önce zayıflamalı, zayıfsanız şişmanlamalısınız. Yüzünüz hakkıyla kırışamaz. Kel kalamazsınız, mümkün değil. Çok önemli bir sınava gireceksiniz diyelim. O en insani heyecanınıza bile izin verilmez. ‘Anksiyete’ başlangıcı derler, dayarlar sakinleştiriciyi. Oncacık coşkuyu çok görürler. Her şey bizi biraz daha evcil, biraz daha sözde çağdaş yapabilmek içindir.

http://www.uky.edu/Classes/PS/776/Projects/Illich/img1.jpgIvan Illich’i bilir misiniz? Aman ne gelirse başımıza bu Ruslardan geldi demeyin, Rus değil çünkü. 1926, Viyana doğumludur bu amca. Roma Gregorian Üniversitesi’nde ilahiyat ve felsefe eğitimi görmüş, Salzburg Üniversitesi’nde tarih doktorası yapmıştır. 1951 yılında New York’ta bir dini bölgede; 1956 yılından 1960 yılına kadar da Puerto Rico Katolik Üniversitesi’nde rektör yardımcısı olarak takılmıştır. 1964’ten beri özellikle Latin Amerika merkezli bir endüstriyel toplumun kurumsal alternatifleri üzerine araştırma çalışmalarını yürütmüş; 2002 yılında da tüm itirazlarını yanında götürerek bu dünyadan ayrılmıştır.


Illich, ‘Sağlığın Gaspı’ adlı kitabında bakın neler diyor:

  • Tıp kurumu, denetlenemeyen bir otorite olarak, neyin hastalık olduğunu, kimin hasta olduğunu ve hastalara ne yapmak gerektiğini belirlediği zaman sağlığımız için büyük tehdit oluşturur. Bedenlerimiz üzerindeki hakkımıza tecavüz eder; ilaç tüketimini teşvik ederek toplumun hastalıklı yapısını güçlendirir; sağlığa bir mühendislik modeli olarak yaklaşarak insanın kendine özgü zaafları, incinebilirliği ve biricikliğiyle kişisel ve bağımsız biçimde baş etme gücünü yok eder...
  • Böylece yaşam boyu tıbbi gözetim, yaşamı, her biri özel bir tür koruyucu gerektiren riskli dönemlerden oluşmuş bir zincire dönüştürür. Hem zengin hem de yoksul için yaşam, çekaplardan ve kliniklerden geçip, başladığı yere geri dönen bir hac yolculuğu olup çıkar. Yaşam, daha iyi ya da daha kötü olması için kurumsal olarak planlanması ve biçimlendirilmesi gereken bir aralık olarak algılanır ve adeta istatistiksel bir olaya indirgenir...

Illich’in kitapları aranırsa bulunur ama zor bulunur. Çünkü o bir Elif Şafak değildir. Büyük kitapçılarda, diğer kitapları hiçe sayarak, adına özel hazırlanmış karton vitrinleri yoktur onun. Şafak deyince, Adalet Ağaoğlu’yla aralarındaki polemiğe dair Zaman gazetesi yazarı Ali Çolak, 21 Mart 2009’da bir yazı yazdı. Polemik önemsiz ama söz konusu yazıda sorulan soru kötücül: “Edebiyatçıların köşe yazdığı kaç gazete biliyorsunuz,” diyor Çolak.
İnsaf! Ya gözünden kaçmış ya gazeteden saymıyor. BirGün’de Bülent Usta, Latife Tekin, Akif Kurtuluş, Neşe Yaşın, Tarık Günersel, Haydar Ergülen, Orhan Alkaya, Reha Mağden yazdı/yazıyor. Latife’yi, Haydar’ı, Neşe’yi, beni zaten geçelim. Zaman’daki edebiyatçı yazarların yazdıkları yanında bizimkiler nedir değil mi? Fakat yine de aklım takılıyor.
Ali Çolak dikkatli adamdır diyorum; görmemiş, okumamış olamaz; geniş açılı bakmayı bilir diyorum. Birimizden birine denk düşmüş olmalı. Sadece kendi çevremizi takip edecek olursak bunca büyük bir yaşamı nasıl kavrarız?
Yoksa gerisi, Nâbi’nin o güzelim beyitinde söylediği gibidir:


”Eğerçi köhne metâız revacımız  yokdur

Revaca da o kadar ihtiyâcımız  yokdur.”

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2009-03-27 07:18:29

KİRLİ SEÇİM BAYRAKLARI VE FİKRİ SÖNMEZ

http://img116.imageshack.us/img116/6641/n7476729322504946446jj3.jpg

“1979’da Fatsa’da, dünyanın her yerinden üniversitelere tez konusu olmuş bir belediyecilik anlayışı yaratan Terzi Fikri, Seçimlerde bir tek afiş, bir tek bayrak kullanmamıştı biliyor musunuz? Sayın Nazlı Ilıcak; zamanında, Terzi’den belediye başkanı mı olur diye yazılar yazan siz, iyi hatırlarsınız o günleri…”

O  hayli eğlenceli tanıma, belediyenin ne olduğuna dair bir şeyler araştırırken Ekşi Sözlük’te Fandango rumuzuyla yazan bir dostumun karaladıklarında rastladım. Ne demiş: “Belediye, yolsuzluklarıyla ünlü devlet kurumlarından biri. Sonu ‘ye’ olunca yolsuzluk kaçınılmaz oluyor tabii. Sonuç itibariyle burası TürkiYE.” Yemekteyiz’in bunca sevilmesinin nedeni de bu yiyişler olmasın sakın?
Dolan, beni mi takip ediyor yoksa her yerde mi var bilmiyorum ama bir dönem Beylikdüzü’nde otururken tanık olmuştum. Anlı şanlı medyamız yazmaktan geri dursa da Kavaklı, Büyükçekmece ve Gürpınar’daki belediye yolsuzlukları unutulur türden değildi. Ama bir dolu büyük yolsuzluğun yanında, belediyedeki ufak tefeklerin ne önemi var?
Haliyle komik. Komik de kandırılan, dolandırılan bizler, artık bunları kanıksamışsak komik. En yasal yollardan ev sahibi olan birini hırsızlayarak bir tapuya satın alınan oy, sahibine başka türlü bir hırsızlıkla geri dönüyor.
Oturduğum ev bir otobüs hattının gidiş yönüne göre ikinci durağının yakınında. İlk duraksa az ileride başlayan yokuşun sonunda. Sitemiz sakinleri kar yağdığı zaman, mecburen ikinci durağı da geçip daha aşağı, şimdilerde tüm partilerin o anlamsız üçgen bayraklarının dalgalandığı üçüncü durağa doğru yürümek zorundadır. Kazara birinci ya da ikinci durağa gidip de şoför ağbilerin deyimine göre mal gibi bekleyenler otobüse binemez. Çünkü oralar geceden belediye tarafından tuzlanmamıştır, otobüs giremez. Çünkü büyükşehir belediyesi başka partidendir, bizim ora başka partiden. Biz hainler de varsın yürüyelimdir canım karda kışta, kimin umurundadır.
Nedir belediye? Haftaya seçeceğimiz şeyin, seçecek olanlar için tabii, ne olacağını bilmek hakkımız. Bilmeden seçecek olan da vardır, burası Türkiye.
Arapça ülke anlamına gelen ‘belde’den türemiştir kendileri. Balad, baladi; kente ait olan demek yani. İlk kez Ortaçağ’da, Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Derebeylerinin baskılarına karşı haklarını korumak isteyen halk (esnaf, zanaatkâr ve tüccarlar), kurdukları loncalar aracılığıyla kentlerinin özgürlüklerini senyörlerden satın alır. Ortaya çıkan özgür kentlerin yönetim sorununu çözebilmek için de belediyeler oluşturulur. Oluşturulan belediyelerde çalışacak görevliler de halkın oylarıyla oraya getirilir.
Demek ki belediye, bağımsız olması beklenen bir yerel yönetimdir. CHP’den, Hak ya da Ak Parti’den veya başka bir “beşbenzemez” partiden olması, bu durumda çok da bir şey değiştirmemelidir. Sonuçta kaldırımı değiştirecek, imar planlarını yapacak, şehri temiz ve derli toplu tutacak kişilerin hangi partiden olduğu ne kadar önemlidir?
Demek ki önemli diye düşünüyor insan. Yoksa bunca estetik düşmanı pis afişin; kiralık minibüslere takılmış patlak hoparlörlerin; bir şey anlatmaya mecali olmayan sloganların; derme çatma yerlere konuşlanmış büroların; mahalleliyle, esnafla, halktan kimselerle bütün gün gelip konuşan bıyıklı, şişman, suratsız bir dolu adayın ne anlamı olmalı?
Bizim bakkal, siteye ziyarete gelen adaya, evime çatı katı çıkmama izin verirseniz oyumu size vereceğim demiş. Aday da söz vermiş, tamam demiş. Bunu bunca kolay isteyebilmeyi geçtim; buna dair söz verebilecek duruma gelmiş insan, nasıl bir bunalım içindedir, düşünsenize.
32 yaşındayım, bugüne dek herhangi bir belediyeden yeterince hizmet gördüğümü düşünmüyorum. Bir kere eski mahalleme 23 Nisan’da, oranın ismi lazım değil belediye başkanı gelmişti, bir otobüsün tepesindeydi ve “sizin çocuklarınız dünyanın en güzel çocukları” diye bağırıyordu. Oradan taşındığımda da başka bir belediyenin sınırlarına geçtiğim yeni evime mektup gelmişti; hoşça kalın kabilinden. Hepi topu bu kadar işte!
Fatsa’da, 1979’da, dünyanın her yerinden birçok üniversitenin kamu yönetimi bölümlerine tez konusu olmuş bir belediyecilik anlayışı yaratan Terzi Fikri, seçim kampanyasında bir tek afiş, bir tek bayrak kullanmamıştır biliyor musunuz? Sayın Nazlı Ilıcak; zamanında, Terzi’den belediye başkanı mı olur diye yazılar yazan siz, iyi hatırlarsınız o günleri. Keşke diğerlerine de azıcık örnek olabilseydi o süreç.
Herkese iyi seçimler; beni dün gelen bahar ve sonunda yazmaya başladığım roman daha çok ilgilendiriyor artık...

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2009-03-24 14:00:35

Savaşarak

En üst düzeydeki bir mücadelenin ardından alınan bir puan olsa bile bahsettiğimiz savaşçılık nedeniyle saygı duyduğumuz bir puan oldu bu. Maç sonunda, ilk 6 iddiamız zayıflasa da, keyifsiz değildik. Maç sonunda taraftar memnuniyetini takımı alkışlayarak gösterdi de.

Genel taraftar profilinin istediği şey de budur zaten, mücadele eden bir takım… Ama bunu gol organizasyonuna dönüştürebilen bir takım olmak başka bir konu olur ki bunu artık bu sezon itibariyle konuşmak gereksizdir. Çok yazdık, söyledik. Tekrarın âlemi yok. Yapmamız gereken, kanımca, son 7 haftanın keyfini çıkarmak ve önümüzdeki senenin hayalini kurmak. Çok değişken olan bu lig, evet, sürprizlere açıktır. Onu da şu iki hafta tamamen gösterecek.

Not:

Adanaspor-Manisaspor maçının 50 fotoğrafı foto-yorum’da hazırdır.

Yazar: Editor
2009-03-17 21:00:43

16 Mart 1978 İçin 7 Ah…

http://yenisafak.com.tr/resim/site/gona14784a34145a70a9by.jpg

Ah be! Akşama sağ çıkaydım, evde kuru fasulye vardı. Nasıl da severim. Dernekteki arkadaşlardan biri yapacaktı hem de. Babasının Adana’daki lokantasında öğrenmiş. Sonra Baki Ekiz gelirken mutlaka turşu da al demişti; yanına pilav da yaptık mı tamamız. Sonra bunun sırrı burada, deyip pilavın üzerine gazete kâğıdı kapayacaktı. Neden bilmem. Belki bir gün kimselerin ölümünü yazmazdı o gazete... Kan bulaşmazdı belki bir gün aşımıza, hak edilmiş ekmeğimize.
Ah kara vicdanlı dünya! Yemekten sonra çay demleyecektik. Ben küçükken bizim dağ köyünün bağlı olduğu kasabada bir oyuncakçı vardı. Vitrininde narçiçeği renginde bir kamyon. Az girmedi düşlerime. Hepi topu sekiz yaşımdaydım. Anılardan konuşup gülecektik çay içerken. Murat Kurt söyleyecekti: Al Gözüm Seyreyle Salih adlı romanında, Yaşar Kemal ustam beni yazmış meğer; “okumalısın”, diyecekti.
Ah nasıl da güzel bağlama çalardı Cemil Sönmez. O gün yaralandı, bir hafta sonra hastanede ölecekti. Bıyıkları dal gibi uzanırdı dudaklarının kıyısına; hayata, yaşamaya uzanırdı. Ölürken anası babası yanında mıydı? Genç ömründe söylediği türküler?
Şimdi uzun uzadıya bir yokuşu çıkmak. Ciğerlerimi patlatırcasına. İnceden terlemek. 31 yıldır kan ter içinde kalmadım. Cigaram kırgın. Dumanım içime döner. 31 yıldır baharı koklamadım. Bana kıyan katil, duyuyor musun; yaşıyor musun? Bizi vuran bomba Amerikan malıydı. Severler Amerika’yı. Öldün mü yoksa? Ne yani, bir gün ölmeyeceğini mi sanıyordun? Gence kurşun atanlar, bu dünyada sadece bir lekedir. Azıcık yıkasan silinip, defolup giderler.
Ah diyorum sıktığım yumruğumu masaya vurarak. Yarın öbür gün havalar iyice açacaktı. Tomurcuk bebeler boy vermeye başlamıştı dallarda. O şiir nasıldı, Abdullah Şimşek arkadaş okumuştu bir akşam. Okuldan çıkmış, Cağaloğlu’ndan Eminönü’ne iniyorduk. En sevdiğimiz yerdeydik; insanların arasında. Paul Celan’ın şiiri: ‘Beni de acı yap, acı yap beni / bademlerden say beni.’
Ah sevdiğim. Hatice Özen’in hatırasıydın bana, o tanıştırmıştı bizi. Saçında beyaz, inceden bir kurdele vardı. Çaldım bir akşam kurdeleni. O gün kan içinde kalan siyah tükenmez kalemimle ‘Bir sen bir de memleketim...’ yazdım üzerine. ‘Bir sen, bir de memleketim...’ Onu sonra, öylece taktım saçlarına.
Ah biriciğim, Turan Ören ben. Unutmadın değil mi? Beni ilk vuran hain değil, masmavi gözlerindi senin. Gözlerin: Kırık bir çini mürekkebi şişesi, kitaplara dağılmış bir gökyüzü, ıslandıkça ıslanan bir deniz. Sana iki kelime edeyim diye duyduğum o heyecan. Gençtim be gülüm! Bir şiir yazmak için ne çok uğraştığımı bilir misin? Kaçıncı sınıftaydın ben giderken? Nasıl aldın ölü haberimi? Dağ gibi, duvar gibi dimdik durdun mu acıma? Kaç yıl kimse dokunmadı eline? Evlendin mi? Çocuğun var mı? Ne iş yapıyor kocan?
Ah kırk yıl olacak nerdeyse, Denizgil’le Yusuf’u yakalamışlardı Sivas’ta. Hamit Akıl nasıl da severdi Denizgil’i. Ölüydü artık Hamit. Morgtaydı. Görevli, açık gözünü kapamayı denemiş. Açılmış ama. Bugün yarın devrim olacak diye düşünürdü. Gözlerini kapatamamışlar. Yaşasaydı içeri düşecekti. 12 Eylül. Yıllarca ‘görülmüştür’ damgalı mektuplar alacaktı. Yine Beyazıt. 69’da Taylan Özgür... Kanıyoruz kaç yıldır.
Hayata karşı söylenecek sözlerim vardı. Turan Ören ben. Taylan Özgür ben. Deniz Gezmiş, Erdal Eren, Yusuf Aslan, Mahir Çayan. Bu ülkenin bütün güzel çocukları, ‘Ben’. Artık ellerim vapurlar değil benim, ellerim uzaklar değil. Ellerim ablamın bana ördüğü atkının sıcağında değil artık. Babamın anneme söz verip de alamadığı bir ufacık çamaşır makinesi değil... Gençtim. Öldürüldüm.
Ölüm dediğin nedir en fazla? Geceleyin upuzak bir köy, katlanmış bir mendil, ola ki bitimsiz bir uyku. Nedir? Nefesim kesilmiş, dert mi? Aranızdayım işte.
Fakültelerin oradan geçen bir rüzgârım. Duraklara adım yazılıdır, fabrika çıkışlarına, meydanlara, çay bahçelerine adım yazılıdır. Polis kayıtlarına, deniz kıyılarına adım yazılıdır.
Ey canıma kıyan! Attığın bomba susalı çok oldu ama bak, konuşuyorum işte ben. Buradayım. Benim karşımda öyle küçüksün, öyle küçülmüşsün ki sen. Ey canıma kıyan! Duyuyor musun ben halkım, sense küçücük bir kan lekesi.

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2009-03-15 18:28:29
http://ul.gcg.gen.tr/x/a7cd33d.jpg

Yokuşu Çıkmak

Adanaspor yokuşu tırmanmaya karar verdi. Deplasmanda Güngören’i Etame’nin tek golüyle 1–0 yendi.

Adanaspor sahaya şöyle çıktı:

Adanaspor:

Ahmet xxx, Yunus xx, Cem xx, Emre x (Dk. 89 Halit ?), Fuad xx, Etame xxx, Kibong xx (Dk. 67 Kerem x), Burhan x (Dk. 46 Onur xx), Metin xx, Fevzi xx, Ersan xx

 25. dakikada gelen gol üç puana yetti.

Yenmek isteyince oluyor demek. Şimdi, önceki 3 haftada boş yere giden o 6 puana daha çok yanıyoruz. Bir önceki yazıda bahsettim az çok, ima ettim; bu grupta Adanaspor ayarında, en azından isim olarak, bir takım yok (kadroların birbirine çok yakın olduğunu genel sonuçlar zaten gösteriyor). Bu yüzden bir çekinme söz konusu olacaksa maç öncesinde, durum kesin olarak lehimizde seyredecektir. Öyledir ve öyle olması gerekiyordu. Ne ki (isim vermiyorum) Adanaspor’a yeterince vakıf olamayan kimi basiretsiz hocalar yüzünden hala ortalarda gezinen bir takımız.

Bu güzel ve anlamlı galibiyetle önümüzdeki hafta (23 Mart Pazartesi, saat: 20.oo) Manisa’yı yenmek için şu saat itibariyle daha çok sebebimiz var.

Ama unutmamalı, hala Araf’tayız!!!

Vira Adanaspor...

Not:

Güngören maçından 16 fotoğraf foto-yorum'da. Fotoğraflar sevgili Erkin'den

TIKLAYINIZ

Yazar: Editor
2009-03-13 12:55:04

Joe HAVALANGE “ben buraya futbol denen oyunu pazarlamaya geldim” diyerek FİFA başkanlığına soyunur ve futbolun o amatör çehresini hakikaten değiştirir. Zamanla futbol, çok uluslu şirketlerin at koşturduğu en verimli ticari olan olur. Sömürü zinciri Afrika’da en yoksul Asya’ya kadar uzar.

Bu durumu bir başka şekilde saptayan Sergio Cragnotti “başka hangi malın üç milyar alıcısı vardır?” diye sorar aslında yanıtı kendi içinde bir cümleyle. Futbolun içindeki ve aslında futbolun önündeki kar-zarar hesabı uzun bir yazının konusu. Burada lafı biz Adanaspor’a bağlayalım:

Uzanlardan beri Adanaspor A.Ş. olarak yönetiliyor. Hoşnut olup olmamamız bu gerçeği değiştirmiyor. Gerçi bu da ayrı bir yazı konusu, bunu da geçelim.

Adanaspor’un veya bazı Anadolu takımlarının A.Ş. olması, yazının girişinde vurguladığım noktalar itibariyle, futbola dalan “çok uluslu” veya yerel sermayenin Batıdaki fotoğrafını vermez. En azından şimdilik vermez. Bizimki daha çok taşra tipi: )) bir anonim şirketleşme olarak görünür, yani biz tribünden bakınca öyle görünür. Avrupa standartlarında bir futbol endüstrisi hakiki egemenliğini buralarda kurmuş değil. Bu, işin şimdilik olumlu yanı…

Tribündeki adamı A.Ş. ne kadar bağlar, bilmiyorum. Ama yönetim ister A.Ş. olsun, ister belediyeci olsun, ister partici olsun, ister bağımsız işadamı olsun, ister bir tür dernek olsun onu en çok şu ilgilendirir: “Futboldaki biricik sevgilimi hafta sonları görmek isterken be ne kadar özveride bulunabilirim?”

(Evet, Bayram Akgül kayıptan bir takım yarattı; ama bunu Adanasporluluğun dirayetiyle yaptı. Kayda değer bir mazisi olan, bir tribün birikimi olan, belli bir başarısı olan, alt liglerde defalarca şampiyon olan, Avrupa’da mücadele eden, gol kralları çıkaran, süper ligde şampiyonluğu kıl payı kaçıran bir camiada yaptı. Bu sebeptendir ki diyoruz, o camianın aşağıda belirteceğimiz küçük beklentisine kısmen de olsa kulak versin.)

Ve tribün gözlemimiz şudur: Taraftar Bayram Akgül’ü seviyor ve ona inanıyor.

Yani taraftar aslında kulübü bir A.Ş. olarak görmüyor, belki bu durumun farkında bile değil. Adanaspor, Adanaspor’dur! O, mazisi olan Adanaspor’u yeniden getirdiği için seviyor başkanını ve “başkan” olarak seviyor.

Tek Beklenti” şudur. İletelim dedik: Sayın Bayram Akgül, dendiği gibi “Adanaspor’un sahibi değil sahipleneni” olarak kalın, hep öyle kalın. Adanaspor taraftarının da taraftar olarak kalabilmesi için de lütfen bari son haftalarda şu bilet fiyatlarında bir ayar yapın. (bakın ligin zirvesindeki Manisa bile maratonu 1 liraya veriyor)

Tribüne de bu anlamda küçük bir yatırım yapın. Eninde sonunda Adanaspor kazanacak!

Yazar: Editor
2009-03-10 20:06:08

http://www.adanamuftulugu.gov.tr/aileburo/ofke1.jpg

Aşırı Motivenin Gaz Salınımı

Futbol sahadan terörize ediliyor. (Süper ligde, bu hafta) Tanık olduğumuz olaylar malum. Vaktiyle tribün terörü için “maddi” çözümler üreten Kemal Dinçer ve Faik Gürses gibi “futbol fikir adamları”; antrenörlerin, futbolcuların saha içindeki “enteresan” davranışları için acaba nasıl çözümler üretecekler?

Ne yapılsın? Sadece asiller, zenginler, sör’ler, fabrikatörler, pek saygın elitler mi hocalık yapsın takımlarda ve bunların aynı nitelikteki çocukları, yakınları mı futbolcu olsun?

Hala “sadece parası olanın mı futboldaki türlü terörün önüne geçebileceğini” düşünüyorsunuz.

Ne yapılsın? Böyle hocalar ve oyuncular belli bir maddi bedel ödeyerek mi kulüplere hizmet etsin? O zaman her şey daha mı kibar seyreder? Bize böylece dikensiz bir gül bahçesi vaat ediyor musunuz?

Üstatlar, ne diyorsunuz bu rezillikler üzerine, ne öneriyorsunuz?

Kimleri asalım?

Yazar: Editor
2009-03-07 11:56:10

Rica

Akp’nin başbakanı bugün Adana’ya seçim propagandasına geliyor. Gittiği hey yerde şehrin takımlarının akısını boynuna dolayarak popülizmin (Türkçesi: Ucuz Halkçılık) “daniskasını” yapan Başbakana lütfen Adanaspor atkısını vermeyin. İstemiyoruz. Onların “Kapanışımızdaki” etkilerini unutmadık unutmayacağız.

Adanaspor atkısı yalnızca Adanasporlularındır!

Yazar: Editor
2009-03-04 17:53:54

“Hayaloğlu… Keşke Bir Yalan Olsaydım”

http://ul.gcg.gen.tr/x/0b96459.jpg

O şarkıyı ilk ne zaman dinledim bilmiyorum. Ama Ahmet Kaya, çok eski bir mazi benim için. Orta iki desem; nerden bakarsan bak 18 yıl.
Bir ilk gençlik kadar demek ki..
Ahmet Kaya’yı sevmemin bir nedeni de şarkılarından akıp giden sözlerdi tabii. Attila İlhan ustayı da o zaman keşfettiğim için, Hayaloğlu’nun şarkı sözleri belki de şiirleri (çoğu şiirdi onların, şarkı sözü değil) biraz gölgede kalmıştı.
Gölgede kalmak iyidir gerçi. Serin serin beklediler orada.

Sonra bir gün... Yaz tatili. Eczanede çıraklık yapıyorum ve fakat günlerimin yarısı üst sokakta (Kurtuluş, Savaş Sokak) top oynayarak geçiyor. Arkadaşlar bulmuşuz, takım kurmuşuz, mahalle ligi kurma durumumuz var. İşlerimiz büyük!

Eczanenin bir de kalfası vardı. Arada bir ‘siyaseten’ içeri girip çıkan enteresan bir adam. Onun ufak kasetçalarında dinlemiştim. Bu şarkıya nasıl  vurulduğumu anlatamam. Sadece onun için bile Hayaloğlu güzel şairdi. İyi adamdı.
Arabeskti bazen ya, ne yazar, iyi adamdı. Hem hangimiz o kadar arabesk değildik ki..

"şu dağlarda kar olsaydım olsaydım
bir asi rüzgar olsaydım olsaydım
arar bulur muydun beni beni
sahipsiz mezar olsaydım olsaydım.

şu yangında har olsaydım olsaydım
ağlayıp bizar olsaydım olsaydım
belki yaslanırdın bana bana
mahpusta duvar olsaydım olsaydım.

şu bozkırda han olsaydım olsaydım
yıkık perişan olsaydım olsaydım
yine sever miydin beni beni
simsiyah duman olsaydım olsaydım.

şu yarada kan olsaydım olsaydım
dökülüp ziyan olsaydım olsaydım
bu dünyada yerim yokmuş yokmuş
keşke bir yalan olsaydım olsaydım."

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2009-02-28 16:48:37

"Razı Olmak veya Olmamak"

http://ul.gcg.gen.tr/x/e28d85e.jpg

Adanaspor Giresun’dan tek puanla döndü. Bu, kimine göre iyi bir skordur, kimine göre de yetersizdir. Rakipteki eksikleri İsmail Eğriparmak kendi sitesinde belirtmişti; Barış, Gökhan ve Koray diye. Bir de maçın daha 6. dakikasında en önemli gol silahları olan Aydın oyundan çıkmak zorunda kaldı. Yani rakip maça 4 önemli eksikle çıktı. Fakat Adanaspor tüm bunlara rağmen oyunu kazanmak için hiçbir şey yapmadı. Maçın özeti budur…

Bunun yanında Adanaspor da kendi eliyle en önemli iki orta saha oyuncusundan birini (diğeri Habip’tir) kendi eliyle kadro dışı bırakıp eksik değil “eksiltilmiş” kadrosuyla sahaya çıkmıştır.

Ve aslında cesur bir hocayla 3 puan alabileceği maçı, hazırdaki hocayla 1 puana razı olarak bitirmiştir.

Eğer Ekrem Al gibi hedefinizi, içten içe, kümede kalmak olarak belirlemişseniz bu harika bir sonuçtur; çünkü rakibinden puan koparmışsındır. Böylece de üç pas yapamayan, hücumu hayal bile etmeyen bir orta saha ile maça çıkarsınız. Ee, zaten 1puan çok iyidir...

(neyse ki Fevzi ve Habip vardı da biraz öne çıkabildik, Hoca olası tepkilerden korkmayıp Habip yerine Burhan ile maça başlasaydı o bir puanı bile bulamazdık. Ama dayanamayıp yine de Burhan’ı son dakikalarda Habip’in yerine oyuna alarak tartıştığımız bu oyuncu tercihi mevzusunda rengini belli etti: Ekrem Al’ın derdi Burhan’a yer açmaktır! Yavaş yavaş… Bu gelişmelerden haz etmiyoruz. Ve yanılmak istiyoruz bu konuda. Bu konuyu başka bir yazıda tartışmak üzere öteliyoruz.)

Kolu kanadı kırık ve moralsiz bir Giresun’u bu halde yakalayıp yenmek için bir şey yapmıyorsanız, ilk oyuncunuzu 82. dakikada değiştiriyorsanız ve bunu hücumu eksilterek yapıyorsanız, Diyarbakır’da olduğu gibi yine Burhan’a filan bel bağlıyorsanız, hiç oynamadığı bir maçın sonunda galibiyet şenliğine ortak olacak kadar inanmış bir Mbilla’yı hala düşünemiyorsanız o son saniyelerde bile… bu tek puan müthiştir, enfestir.

 Ne var ki biz buna "Razı Olmak" istemiyoruz!

Yazar: Editor
2009-02-26 21:48:30
http://ul.gcg.gen.tr/x/03201ae.jpg
Yazar: Editor
2009-02-17 11:00:56

Geleceğe Tribün

Kadınlar ve özellikle çocuklar için “ücretsiz” bir tribün oluşturma konusu daha önce de çeşitli ortamlarda forumlarda konuşulmuştu. Biz bunu buradan bir daha gündeme getirelim diyoruz, ülkenin diğer tribünlerinde buna benzer fikirlerin hayata geçmesi üzerine…

(Zaten bir kusurumuz da bu, biz gündeme getiririz –Adanasporlular olarak diyorum- fakat hayata geçirmekte zaman kaybederiz)

Denizlispor’un böyle bir girişimi olduğunu biliyoruz. Boluspor “küfrü önleme”  gerekçesiyle çocuk tribününü oluşturdu bile. Bunu herkesten önce ve etkili bir biçimde aslında ve acilen bizim yapmamız gerekiyor.

_______________________

Çünkü;

*Yukarıdaki “küfrü önleme” gerekçesi bizim için de geçerlidir.

*Daha coşkulu, eğlenceli, hafiften şamatacı bir tribüne herkesin ihtiyacı var. Yüzlerce çocuğun bulunduğu ortamın bir okul bahçesi coşkusuyla nasıl şenlendiğini bir düşünün lütfen.

*Tribünler de yaşlanır. Buraya takviye “yeni kan” acilen gerekmektedir.

*Bu takviyeyi elbette öncelikle babalar oğullarıyla; ağabeyler kardeşleriyle, çevrelerindeki yakınlarıyla yapacaktır. Ama bu sürece kulübün de bir katkısı mutlaka olmalıdır. Çünkü en klasik ifadeyle de söylersek “takım ve tribün” bir bütündür, birbirlerinin olmazsa olmazlarıdır. Ve takım tam da şu noktada taraftarına hem sahip olmalı, sahip çıkmalı, hem de taraftarını oluşturmalıdır.

*En önemli maddelerden biri, bu şehirde özellikle tribünde güçlü bir başka takımın olmasıdır. Bu anlamda da konumumuz birçok kent takımından farklıdır, farklı olmalıdır mücadele azmimiz, stratejilerimiz, girişimlerimiz. Hal böyleyken Adanasporlu genç kitleyi oluşturmak ve geliştirmek adeta bir görevdir, sorumluluktur, mecburiyettir, en kutsal hizmettir: ))

*Sakin dönemler güç kaybederek geçer aslında. Kitleyi coşturan, bir araya getiren, kenetleyen, onların niteliğini ve niceliğini artıran hep kriz dönemleridir, olağanüstü hallerdir, şampiyonluk sesleridir, bazen de takımı olduğu ligde koruma anlarıdır. İşte böyle bir dönemden geçiyoruz; ilk 6 için de ümidimiz var, küme düşme korkumuz da. Bir “krizi fırsata” yani bu ikilemi tribünde bir heyecana dönüştürmenin vakti saatidir.

*Kulübün, özellikle başkanımızın bu duruma el atması en büyük dileğimizdir. Hatta mümkünse bu haftaki Kartal maçında girişimin ilk izlerini görmek neden olmasın: ))

**Geç atılan her adım “Adanaspor Hayat Ağacı”ndan bir dalın, bir filizin, bir çiçeğin eksilmesi demektir.

**(Bayram Akgül’ü ikna edecek her girişime sesleniyoruz) Hadi, Adanaspor’un geleceğine bir “kibrit çakalım” dev bir turuncu alev için.

*Örneğin Gündüz Tekin Onay tribününün grubun dışında kalan bölümünü “geleceğimize” ayıralım.

Hemen, şimdi.

Her şey Adanaspor için…

Yazar: Editor
2009-02-14 19:59:50

http://ul.gcg.gen.tr/x/8e658a7.gif

Bir Sevgilimiz de

Sensin

Adanaspor’um

Yazar: Editor
2009-02-08 16:49:41
http://ul.gcg.gen.tr/x/cd3984a.jpg

Bu haftaki skorlar yine bir hayli enteresandı.

  • Giresun, Kasımpaşa’yı deplasmanda devirdi 2–0 ile.
  • Karabük Manisa’ya 6 tane attı, gerçi üzerine 3 yedi ya, önemi olmadı bu 3 golün.
  • Bolu Rize’yi Rize’de 4’ledi.
  • Sakarya bizi yanıltmadı, Erciyes’i 2-0’la geçti.
  • Samsun Karşıyaka’yı yendi. Zaten bu Karşıyaka’nın o futbolla yukarılarda ne işi var hala anlamadık.
  • Altay zar zor 3 puan aldı Güngören’den 3–2 ile.
  • Malatya Ordu’ya 4 attı ve 3 puanı aldı.

Durum böyleyken bu hafta, yarınki Diyarbakır-Adanaspor maçı bir hayli ilginç olacak. Maç saatini bekliyoruz, heyecanla hem de… Bakalım bu sisli puslu havadan nasıl bir yol bulacağız kendimize!

Yazar: Editor
2009-02-06 15:20:05
http://ul.gcg.gen.tr/x/b2cc619.jpg

Henüz lise öğrencisiyiz. Bir çarşamba günü okuldan kaçıp Adanaspor-Beşiktaş kupa maçına gidiyoruz. Bizde o zaman da inanç ve tutku sonsuz. Fakat takımın hali vahim. Yani takımın kazanma isteği ve gücü bizimkinin çok gerisinde kalıyor: )) Çok kötü oynuyoruz. Yanımızda bir amca bağırıyor, çağırıyor, takıma hiddetleniyor. En son dayanamıyor, “Ulan!” diyor “Allah hepinizin belasını versin!” şeklinde lanetini tamamlıyor.

Müdahale etmiştik. “Baba yapma, Allah belanızı kaldırsın de ki takım biraz düzelsin.” Amca bize şöyle bir bakmıştı. Yaklaşımımızı belli ki takdir etmişti: “Haklısınız yeğenler.” demişti mahcup bir gülümsemeyle.

O noktadan sonra biz maçı 5–0′dan 5–1′e getirmiştik. Ötesine zamanımız yetmemişti: ))

Yazar: Editor
2009-01-31 17:44:27
http://ul.gcg.gen.tr/x/1e65441.jpg
Yazar: Editor
2009-01-17 12:07:25

Başka Dost Yok (veya Düşman)

 

Fanatizm, holiganlık, forma aşkı evrensel “futbol coğrafyasında” genelde aynı, özelde küçük farklılıklar gösterir. Alınganlıklarından tezahüratlarına kadar, futbolcu-yönetici-taraftar-hakem ilişkilerine kadar, dost takımlardan düşman tribünlere kadar bir yumak "topaklar". Binlerce kilometre uzunluğunda da olsa o yumağı aynı yekpare ip oluşturur.

  • Futboldaki ticaret-siyaset ve şiddet de öyledir.
  • Dünyanın her tarafından gelen görüntülerde amatörden profesyonele dek birçok sahada, hakeme saldıran seyirci görmüşüzdür.
  • Sahaya atlayanlara futbol izleyen herkes her yerde rastlamıştır.
  • Kendi takımını protesto etmek, hatta futbolcusuna saldıran taraftar olmak pek yerel bir vaka olmasa gerek (bu anlamda suç işleyenlerin “kulak çekme” ötesinde bir cezayla karşılaşmamış olmaları da bu aynılığın parçacıklarıdır.).
  • 1985 Bürükse- Heysel faciası, 39 taraftarın ölümü, 200’den fazla yaralı dün gibi akıllardadır.
  • Bir Kayserispor-Sivasspor maçında çoğu bıçaklanarak öldürülen 42 insan, 600’den fazla yaralı belgelerdedir hala.
  • Durumun hazin yanı, dünyanın he yerin taraftar benzer hislerle, kendi takımlarına duydukları aşkla yapar bunları.
  • Sloganlar, marşlar, sıfatlar bildiğimiz birçok yolla ve ışık hızını eski bir deyim olarak bırakıp yayılır evrene.

Futbolun içindeki iyi kötü her şey, kralını tanımadan ve tabiatına uygun bir biçimde en cılız tribünlerde bile kolayca beden buluyorken futbolun halet-i ruhiyesini “özgüleştirmek” kanımca boş bir iş olur. Sevinçler, öfkeler, örgütlenmeler, sorunlar benzerlik gösterirken sonuçlarına katlanmak da kulüpler açısından bu aynılıktan nasibini almıştır. Örneğin dünyada, boş tribüne oynamayan takım yok gibidir.

  • Futbola egemen olmuş ve futbolu taraftarın elinden almış çeşitli çıkar grupları da futbolu başka bir şey haline getirmiştir. Dönen para akıllara durgunluk verecek cinsteyken “birilerinin” bu alanda kayıtsız kalmalarını beklemek, futbolun hala forma aşkıyla oynandığını zannetmek kadar “safça” olur.
  • Bildiğimiz bir benzetmeyle, futbol sahaları bir arenaysa, ölümüne dövüştürülen futbolcular da buna göre birer gladyatörse, işin bedelini de bu anlamda ödemek kaçınılmaz oluyor. Bu bedel de futbolun tüm halleriyle “başkalaşmasından” başka bir şey değildir.

Arjantin’de barrabrovalar (vahşi çeteler) olarak bilinen holiganların korkulan bir grup olduğu, bunların karıştığı olaylarda onlarca insan öldüğü, kulüplerle karşılıklı çıkar ilişkileri içinde oldukları, mafya gibi hareket ettikleri için genelde paçayı kurtardıkları, sadece saha işgalleri ve tribün kavgaları değil sahne arkasında da iş yaptıkları (bknz. Futbolun Karhanesi, Craig McGill, İtaki Y. S. 218) kayıtlarla sabittir.

Futbolun hakiki ömrü olan ve bir sinema filmi meşrebinde seyreden o 90 dakika içinde her şey neden-sonuç ilişkileri içinde yaşanırken aktörler de role uygun davranışlar gösterir; futbolcular, taraftarlar, yöneticiler, hakemler, federasyonlar, televizyonlar, gazeteler…

  • Süreçte de futbolun asıl sahipleri olan “ortalama” taraftar dönüştürülüyor, evriliyor, çevriliyor. Bu neden olur, nasıl olur yukarıda kısmen tartışıldı. Süremizi aşan bir mevzudur bu…
  • Ama o “en çok olması gereken” taraftar tipi el birliğiyle yok ediliyor. Ya tribünlerden çekiliyor ya da tutkularını nefrete devredip birer tribün canavarı oluyorlar. Yani olduruluyorlar.

Ve futbol âleminde hal böyleyken, BJK Başkanı Yıldırım Demirören: “Beşiktaş’ın Beşiktaşlıdan başka dostu yok!” diyor. Böyle diyor.

Yazar: Editor
2009-01-12 17:52:07

Yerel Basın

http://ul.gcg.gen.tr/x/38263fe.jpg

Yerel basının amaçlarını kestirmek bizim gibi sıradan, amatör blog yazarlarının anlayabileceği bir iş değildir. Biz o konuya girmeyelim. Oralarda kayboluruz, o âlemle aşık atamayız. Gelelim bu girizgâhın sebebine.

Adanaspor için de yazan Sayın Nedim Soylu, yine Adanaspor’a ve Adana dengelerine(!) ilişkin, kaleme aldığı bir yazı nedeniyle yazarı olduğu 5 Ocak gazetesi yönetimi ile ilişkisini karşılıklı olarak bitirmiştir. Şöyle diyor Sayın Nedim Soylu yazısının bir bölümünde:

  • “…Ben provakatif davranmıyorum işte sonucu görün!
    Bana bu yapılıyorsa gerisini siz düşünün.
    Benim başım dik.

    Bu memlekette başı dik dolaşamayanlar düşünsün.
    Adanasporlu ama dürüst Adanasporlu olmanın bedeli işte böyle ödeniyor!..”

Epeydir bahsedilen budur, çeşitli bloglarda, adanaspor.org’da, Adanaspor sitelerinde, bizde… Bilinçli olarak Adanaspor’a saldırılıyor. Taammüden yapılıyor bu. O zaman nefsi müdafa diye bir şey vardır.

  • Biz de kalem kuşanıp savaşacağız,
  • Tribünlerde daha çok,
  • Daha diri,
  • Daha tutkulu
  • Daha çok sahiplenen
  • Bir adım bile geri atmayan
  • Adanaspor’u bir tek kramponunun çamuruna kadar savunan olacağız.

Madem kavga günüdür, burada da varız bre!

Nedim Soylu üstat; yüreğindeki o kocaman Adanaspor sevgisi yeter! Bizim sayfalarımız da sonuna kadar açıktır kalemine. Sevgiler, saygılar.

kaplanpenche

Yazar: Editor
2009-01-06 20:01:08
http://ul.gcg.gen.tr/x/5769f5b.jpg
Yazar: Editor
2009-01-04 22:11:00

Adanaspor İçin

http://ul.gcg.gen.tr/x/1f3994e.jpg
  • Her kulübün çalkantılı dönemleri vardır.
  • Biz bu anlamda okyanusları aştık ama şu devre arası olaylarında (çeşitli yorum-forum sayfalarında üzülerek izlerken tanık oluyoruz)
  • El birliğiyle
  • Taraftarın da katkısıyla(!)
  • Derede boğulmak için kendimiz çırpınıyoruz.
  • Kapanacak yarayı kaşıya kaşıya kangren haline getiriyoruz.
  • Elbette birtakım hatalar olmuştur, bir ama bunları gündemde tutmayı bir süreliğine ertelesek fena mı olur,
  • Bu kez “kol kırılsa ve yen içinde kalsa” Adanaspor şimdikinden çok daha fazla mı zarar görür?
  • Adanaspor sevgisi uğruna takımı, yönetimi hedef tahtasından uzak tutmak daha faydalı olmaz mı?
  • Oysa bazı Adana basını zaten Adanaspor’u hedef tahtasına oturtmuş, güya başkan üzerinden aslında bize vuruyor da vuruyor.
  • Örneğin bir “yerel gazetenin” bir takma adı gün geçmiyor ki bize sallamasın.
  • Ki o, Adanasporlu bile olmadan, Adanaspor hakkında “dalga geçmeye kadar varan” laflar sarf etme cesaretini kendinde görebiliyor.
  • Biz bunun için tek laf etmezken, sonuçta Adanaspor’a büyük zararlar verecek bir tür kampanyanın parçası oluveriyoruz, malum olaylar üzerine.
  • Hançeri kendi sırtımıza saplıyoruz.
  • Bazıları gazetesinin spor sayfasında, manşetten, dost gibi konuşup bizi kamuoyunda iyice yıpratma telaşında.
  • Biz kendimiz böyle davranarak Adana’daki Adanaspor düşmanlarının eline büyük kozlar veriyoruz, o kadar.
  • Bu sezon, “geçen sezonların hatırına da olsa
  • ” Biraz sussak ve beklesek,
  • Adanaspor aşkımız mı körelir,
  • “En hakiki Adanasporlu benim imajı” mı zedelenir…
  • Ne olur!

HER ŞEY ADANASPOR İÇİN…

Yazar: Editor
2008-12-31 17:47:43

Yeni Yıl Mesajı

  • Bizde kötü bir sezon oldu
  • Sorunlar da bitmedi, sürüyor
  • Öte yandan ekonomik kriz “teğet” vurdu ülkeyi
  • Yoksulluk, yaşam biçimi oldu
  • Her yerde talan
  • Diğer tarafta İsrail cinneti
  • Filistin taammüden öldürülüyor
  • Âlem sus pus
  • Diren Filistin, demiştik. Ama taşlarla sapanlarla ne kadar direnir bir halk
  • Beri yanda tatlı hayat düşkünleri
  • “Bana dokunmayan yılan…”
  • Hayatımızı kuşatan bir alay rezillik
  • Ama direnelim
  • Hepimiz direnelim
  • Çünkü hala doğuyor güneş
Yazar: Editor
2008-12-28 20:54:32

Diren Filistin

“Eski duvar diplerinde karanlık sular

Ay vurmuş gölgelenmiş kuytular

Canım oğul, güzel yiğit

Al gel kanlı gömleğini

Sana nasıl kıydılar!”

(Hasan Hüseyin Korkmazgil)

http://ul.gcg.gen.tr/x/2f4b8ad.jpg

Filistin’de yine İsrail katliamı yaşandı. Bunun sorumlusu bu cinnete karşı üç maymunu oynayanlardır. İsrail ve İsrail’le ilgili tüm işbirlikçilerdir. Süregelen cinayetlere cesaret veren ülke yöneticileridir. Bu cesaret verme İsrail’le iyi ilişkiler kurma adına bir türlü sesini çıkaramayıp adam gibi “sen ne yapıyorsun?” diyememedir.

Dünyanın gözü önünde insanlar kendi ülkelerinde öldürülüyorlar. Birileri de çıkıp bu cinayetler üzerinden kendi siyasetini yapıyor. Din adına, ticaret adına, “bize yapılan saygısızlık” adına…

Ama insanlar orda hala ölüyor. Her gün ölüyor. Bir bir değil, toplu bir katliamla ölüyor…

Diren Filistin, kavganı başlattığın noktada daha çok bulacaksın direnme gücünü…

http://ul.gcg.gen.tr/x/40b0de5.jpg
Yazar: Editor
2008-12-25 21:17:27
http://ul.gcg.gen.tr/x/4dcd9d8.jpg
Yazar: Editor
2008-12-23 14:14:40

Irkçılık ve Antrenörlük

    • Sen ki Semra Özal patentlisin.
    • Şu futbol camiasında çıkıp sıkılmadan konuşabilecek en son adamsın.
    • Hatta konuşmayacak tek adamsın, konuşamayacak.
    • Çünkü sen ilkesizliği ve pespayeliğiyle mazi olmuş bir “papatya” örgütlenmesinin acı meyvesisin.
    • Kokuşmaktasın.
    • Sen kayırılansın, kollanansın.
    • Emek vermeyi, çalışıp kazanmayı, bir yabancı olmayı, uzakta olmayı, gurbeti, ıssızlığın ortasını bilmez, anlamazsın.
    • Sen şimdi antrenör değilsin, onun müsveddesisin.
    • Olduğun yere gelmemiş, oraya öylece bırakılmışsın.
    • Sen “olma” değil “dolma” hocasın.
    • Irkçısın işte.
    • Köhne bir fikriyatın en hazin yerinde, alçaklarda durmaktasın.

Haydi yüklenin “ALKARALAR”!

İndirin o adamı oradan!

El Saka'nın kara tenini ötekinin kara zihniyetine yedirtmeyin.

Gönderin onu “olamamış” antrenörler çöplüğüne.

El Saka kalsın, “Bay Papatya” gitsin.

Yazar: Editor
2008-12-21 17:46:03
  • İlk yarı, içinde bulunduğumuz koşullarda kanımca iyi bitti.
  • Bu bitişte, ikinci yarıda daha net tanık olacağımız üzere, bu üç puan çok çok kıymetlidir.
  • Anlamlıdır, güzeldir, lezizdir, insana yazma keyfi verir.
  • Üstlere tırmanabilmek için pençemize güç vermiştir, pençemizi sivriltmiştir. Yeni pençelere zemin hazırlamıştır.
http://ul.gcg.gen.tr/x/5d5b473.jpg

Hakan’ı en geriye alan Metin Hoca, futbolun genel ifadelerinden biriyle söylersek, ben gol yemeyeyim nasıl olsa atarım, düşüncesinde olduğunu sezdirdi. Bunda haklı da çıktı. Hakansız bir orta saha ilk yarı çok üretken olamadı, ama mücadele yine alkışa değerdi. Yardımlaşma takımın rahatlamasını sağladı, öyle ya ne deniyor; futbol bir takım oyunudur. Adanaspor Metin Yıldız’dan beri (Eyüp Hocayı unutmuyoruz) takım olarak oynuyor. Yükselen performansın ardındaki sihir budur.

İkinci yarı Habip ve Onur sahadaydı. Onur hiç bu kadar istekli oynamamıştı. Koştu, bastı, savaştı. Bunlar yetiyor zaten işini yapmış olmak için.

Habip’e ayrı bir sayfa açacağız, goldeki katkısı dikkat çekti. O girdikten sonra hücum bölgesi daha hareketliydi. Hoş geldin Habip, diyoruz, iyi geldin, iyi ki geldin.

Rakip Samsunspor bizcileyin bir takın portresi çizdi. Bir iki net pozisyonu da vardı (ama üç değil). Özellikle yine son saniyedeki pozisyonları yine o keşmekeşte yüreğimizi ağzımıza getirdi.

Golü bulup 3 puanı, o dakikalar için şimdilik, kucaklamışken onu yâd ellere kaptırmamak için çok çırpındık, bu arada panikledik, tribünde yılın en soğuk gününde terledik, lakin net gol pozisyonları da bulduk. Atamadık.

Sonuçta bizcileyin olan Samsunspor’u Yunus Murat Ceylan’ın 55. dakikadaki (Samsun’a selam: )) enfes golüyle yendik. 3 puanı da temelli aldık.

Bir alttaki yazıda vurguladığım gibi kazanmayı ihtimal dışı bırakmayan Adanaspor ikinci yarı bu teknik kadroyla da çok iyi işler yapacağının sağlam işaretlerini vermiştir.

Kasımpaşa maçını takviyeli kadromuzla ve heyecanla, sonunda şenlik şarkılarını yine söyleyeceğimiz iddiasıyla bekliyoruz.

Not: Maç fotoğrafları foto-yorum’da. Tıklayınız.

Yazar: Editor
2008-12-18 21:37:25

Efsane 11 (!)

http://ul.gcg.gen.tr/x/99e963b.jpg

İstanbul dukalığı son 25 yılın efsane kadrosunu seçti ve Anadolu’da futbol oynamış bir tek futbolcu bile bu listeye giremedi. Hoş, böyle bir şey zaten beklemiyorduk. ( Ama örneğin koca Trabzon bir Hami’yi o efsaneler arasına sokamaz mıydı bre!)

Sözde okur oyalarıyla seçildi bu 11. Bu seçimin niteliği bir yana Türk futbolunun, hayır İstanbul futbolunun da analizini yapmaktadır taraftar profili açısından. Bir dolu Anadolu kulübünün maddi anlamda sefilleri oynamasının bir resmidir bu sonuç aynı zamanda. Alnımızın çatına bir kez daha yapışan el cevap veya hazin gerçek şudur; Türkiye’de üç takım vardır ve taraftarlar da bu üçlü arasında paylaştırılmıştır. Anadolu’nun herhangi bir şehrindeki herhangi bir taraftar kitlesinden “müthiş” diye bahsetmenin hiçbir kıymeti ve işlerliği yoktur. Bursa istediği kadar doldursun tribünleri, koca 25 yılda o 11’e sokacak bir futbolcusunu tutabilmiş mi kadrosunda? Veya başka bir Anadolu Kulübü…

İşte bugün Başkent’in Ankaragücü ancak dört bin taraftarıyla bir tepki kitlesi oluşturabilmiştir. Bu niceliği küçümsediğim anlaşılmasın. Çoğu bu sayının onda birine bile ulaşamaz bu anlamda. Varın ötesini siz düşünün.

Fotoğraf gayet nettir; Bizans üçlüsü dışındaki tüm takımlar onların bir nevi alt yapısıdır. Para sayılır, istenen topçu alınır. O kadar! Bir Bizans efsanesi de Anadolu’nun da oylarıyla tasdik edilir.

NTV’den Rıdvan, Sergen, Hakan; TRT’den Hakan Şükür, en milli milli Alpay, devam… (Neyse ki Oğuz bizde noktaladı futbolu, onu Adanaspor’dan saysak izin verirler mi, bir sus payı için: ))

Bir başka mesaj da şudur: Ankaragücü’nden Gökhan, Sivas’tan Mehmet, Ankara’dan Özer… Bakın oralarda kalmakta ısrarcı olursanız ileride efsane mefsane olamazsınız. Siz toplayın tası tarağı, atın kapağı İstanbul’a. olmadı mı, ne gam canım oralarda, oralarda ne efsane adayları heder oldu genç yaşta, katılırsın kervana olur biter.

Efsaneymiş…

Yazar: Editor
2008-12-14 18:30:35

Bayram Akgül’ün Açıklamaları

http://ul.gcg.gen.tr/x/407de8d.jpg

17 Şehirle Uğraşamam
Bank Asya'da yer alan tüm rakiplerin şehir takımı olduğunu anlatan Başkan Akgül, "Rakiplerimiz valisinden, belediyesinden, milletvekilinden, işadamından destek alıyor. Seçim senesi olunca belediyeler rakiplerimizi destekliyor. 17 şehrin valiliği, siyasileri, belediyeleri, milletvekilleri, işadamlarıyla hem maddi hem de manevi ben tek başıma nasıl uğraşayım. Boy ölçüşmem imkânsız." dedi...


Beraber Yapalım
Adanaspor'un sürekli şirket takımı olmakla suçlandığına dikkat çeken Bayram Akgül, "Şirket takımı diyorlar, biz de buyurun diyoruz kimse yok... Gelin beraber yapalım, taşın altına elinizi koyun diyoruz yine kimse yok.. İnanın ne yapmamız bekleniyor onu da çözebilmiş değiliz..Açık açık kimse karşımıza çıkıp konuşmuyor. Şehrin bir şekilde Adana'ya, Adanaspor'a sahip çıkması gerekiyor." şeklinde konuştu...


Protokolün Hali
"Desteğin olmadığı yerde destek var diyemem... Protokolde hiç kimsenin olmaması çok acı. Seçim senesi ve biz hariç bütün takımlar destek alıyor." diyen Akgül, "Ara transfer bütçeyle alakalı. Kaç haftadır tribünlerde sahipsiz Adana diye bağırılıyor. Bu mesajlar bir yere gidiyor diye düşünüyorum. Kaç tane ilginç pankartlar açıldı. İnsanları yargılamak benim tarzım değil, ama sahipsiz bir kent ve şehir var ortada." ifadesini kullandı.


Nereye Kadar
"Ben Bayram Akgül olarak bu işi tek başıma nereye kadar götüreceğim?" sorusunu Adanalılara yönelten Adanaspor Başkanı, “bana neciliğin” artık bir kenara bırakılması gerektiğini savundu... Bu kadar duyarsızlığın sebebini de anlamadığını belirten Bayram Akgül, maddi ve anlamda hakikaten bu işin çok zor olduğunu, bir şekilde kendisinin yalnız bırakılmaması gerektiğini de sözlerine ekledi...


Hedef 30 Puandı
Pazar günü karşılaşacakları Altay'ın iyi bir takım olduğunu ve Süper ligi hedeflediğini hatırlatan Başkan Akgül, "Aldığımız altı puanla ölü toprağını üzerimizden attık ve takım havaya girdi. Altay netice ne olursa olsun 90 dakika maçı bırakmayan bir takım. İlk yarıyı 20 puanın üzerinde tamamlamak istiyoruz. Sezon başında gönlümden ilk yarı için 30 puan hedefi vardı. Çok puan kaybettik, önemli maçları kazansaydık daha iyi durumda olurduk." diye konuştu...

Yazar: Editor
2008-12-13 21:35:58
"http://ul.gcg.gen.tr/x/5769f5b.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.
Yazar: Editor
2008-12-12 17:30:34
Güneş Hala Turuncu Doğuyor
http://blog.muradi.net/blogs/media/users/muradi/ankara.jpg
  • Hala turuncu doğuyor güneş
  • Çocuklar bir bayram şenliğinde yaşıyor hayatı
  • İnadına direniyor çiftçi, memur, esnaf
  • Yoksulluk kıramıyor direnci
  • Bir aşkla anlatıyor öğretmen
  • Öğrenciler vazgeçmedi geleceğinden
  • Güneş hala turuncu doğuyor
  • Hala turuncu doğuyor güneş
  • Tarlalarda pırıl pırıldır sabah
  • Bahçeler ışıl ışıl
  • Portakallar dallarında birer turuncu evren
  • Hala simgesidir buraların pamuk
  • Aşığız tutuklarlarımızla
  • Arkadaşlıklar kıymetlidir, dostluklar, sevgiler
  • Özlüyoruz uzaklara gönderdiğimizi, yıllardır görmediğimizi
  • Yaşıyorsak umut vardır
  • Geride kalanlar da düşürmez bayrağı, biliriz
  • Kalbimiz attıkça heyecanımız da vardır inancımız da
  • Ki biz çıkmaz sokaklardan çıkmıştık aşka
  • Zoru severek yol aldık
  • Başımızı öne eğmedikçe görürüz, hala turuncu doğuyor güneş
  • Sen de kaldır başını bak, gök ışıyor
  • Güneş hala turuncu doğuyor

Yazar: Editor
2008-12-10 11:06:29

Nous allons présenter les photos de Kibong et Mbilla au partie de “foto-yorum”.

Nos meilleurs sentiments au Cameroun.

http://ul.gcg.gen.tr/x/7602980.jpg

Yazar: Editor
2008-12-07 17:35:14

http://ul.gcg.gen.tr/x/5769f5b.jpg

Bonjour Cameroun,

Nous sommes très heureux de votre entrée sur le site “Kaplanpenche”.

Vous ètes nous arrivés pour regarder vos ami, vos frère, ou vos fils qui vivent et jouent au football dans un pays très loin. Pour réaliser vos désire, le Vendredi 10 Décembre, nous allons présenter les photos de Kibong et Mbilla au partie de “foto-yorum”.

Nos meilleurs sentiments au Cameroun.

Çeviri: S. Eşme

http://ul.gcg.gen.tr/x/c719661.jpg

Yazar: Editor
2008-12-04 22:08:36
http://ul.gcg.gen.tr/x/f06adf0.jpg

Güzel Cumartesi

Epeydir bu kadar iddialı değildik evimizde. Son haftalardaki maçlara bakınca bu hafta 3 puana daha yakın olduğumuz bir karşılaşmaya çıkacağız. Öyleydi ki kaybetmekten kimyamız değişmişti. Ne kadar dirensek de bir tedirginlik vardı her maçta. Taraftar olarak bu bizde vardı, çok daha fazlası elbette futbolcularımızda baş göstermişti bu lanet duygu. Malatya’dan alınan puanlar nefes almamızı sağladı.

Karabük

Bir de öncekilere göre nispeten daha zayıf bir takımla oynayacak olmamız güvenli konuşmamızın önemli bir nedenini oluşturmaktadır.

Metin Yıldız’ın geldiğinden beri yaptığı açıklamaların, sergilediği tavrın da bence özellikle futbolcular üzerinde olumlu etkileri olmuştur. Malatya galibiyetinin temelinde de bu vardır. Şimdi “Karabük’ü nasıl yeneriz”in senaryosunu, birçok olumlunun sıralanacağı bir olay örgüsüne bağlamaya o kadar gerek olmayacağı düşüncesindeyim. Çıkacağız, yine mücadele edeceğiz, maç bitene kadar savaşacağız ve kazanacağız. Çetin bir maç olacak. Çünkü rakip de zor durumda ve 3 puanı en az bizim kadar istemekte. Onlar, maçı tek puana bağlamanın da kendileri açısından bir avantaj olacağını kabul edip golsüz geçen zamanın bizi gereceğini düşünerek kontrollü oynayacaklardır. Güngören’in de yaptığı gibi, “vur kaç” taktiğiyle pusuya yatacakları düşüncesindeyim. Tam bu esnada takıma ve taraftara düşen sabırlı davranmaktır. Geçen seneyi unutmamalı; iki maçta da Karabük’ü sabırlı ve inatla oynayarak yenmiştik.

Avantaj

Bu maç ayrıca bir avantaj sağlamaktadır bizim açımızdan, şöyle ki; rakip buraya bu kez bir şampiyonluk dönümü için gelmeyecek, daha risksiz oynayacak. Oyunun kontrolü de böylece bizde olacaktır. Ama bir “Karşıyaka maçı misali kontrol” söz konusu olursa, yani gol noktalarına etkili bir biçimde sarkamazsak, Karabük o zaman buradan istediğini alıp gidecektir. Bunun çözümü de Metin Yıldız’da olacaktır. Bir çözümün mutlaka olacağına inanıyorum.

Galibiyet

Galibiyet doğaldır ki her takıma “ilaçtır, vitamindir, enerjidir, inanç takviyesidir”. Her iki takım da haftalar sonra gelen bir galibiyetin moraliyle çıkacaktır bu maça. Lakin evinde oynamanın avantajını kullanmak zorunda olan Adanaspor’dur.

Hem siz de iyi biliyorsunuz ki Adanaspor dönüm maçlarında, özel bir motivasyon, tutku, iddia isteyen maçlarda bir başka oynamaktadır. Bu da ayrı bir avantajdır bizim için.

Altay’a Doğru

Cumartesi günü 13.00 itibariyle oynayacağımız Karabük maçını kazanırsak, ki kazanacağız inancım tamdır, bir sonraki Altay maçı bizim için nostaljik çağırışımı olan bir skora gebe olacaktır.

Yazar: Editor
2008-11-26 19:33:55

Kaybetmeye Övgü

İşin doğrusu iki sene üst üste şampiyon olunca kendi kendime “ne oluyoruz yahu” diye sorduydum. Tamam, güzeldir şampiyonluk, hoştur. Zafer sarhoşluğu ayrı bir lezzettedir. Adamın yolda yürüyüşü bile değişir. Bindiğin külüstür Ferrari olmuştur, boş cüzdan doluvermiştir. Kredi kartları mı patladı; vur patlasın, çal oynasın o zaman: Şampiyonuz anasını satayım!

  • Lakin tüm bunlar bizim tabiatımıza aykırı şeyler.
  • Bizim futbol maceramız acısız olmuyor, kebabımız gibi.
  • İnanın iki senedir içtiğim rakının zerre tadı yok.
  • Zaten oldum olası rakıyı keyiften içenleri, neşeyle içenleri anlamamışımdır. Onun mezesi biraz süzme, kavun, peynir vs. ise asıl yoldaşı kederdir bre.
http://ul.gcg.gen.tr/x/1cbf8fa.jpg

Şimdi şimdi lezzetlendi rakı. Daha ilk kadehte kuruluyor masaya hüzün. Muhabbete ilham oluyor.

  • Kadroyu yeniden kuruyoruz.
  • Şu olmaz bu olur diyoruz.
  • Bak bu maçı alacağız diyoruz, sonra ikinci kadehte hiçbir maçı alamayacağımız hissine kapılıyoruz.
  • Bir de bakıyoruz ki üçüncü kadeh dolmuş bile.
  • Bu arada hakemlere veryansın ediyoruz, işin en güzel yanı da burası. Onların hatası olmasaydı diyoruz şu kadar puan vardı.
  • Veya şu da olsaydı takımda, bu da oynasaydı ulan namaglûptuk bile, diyerek coşuyoruz dördüncü kadehte.
  • Derken bir mahzunluk teslim alıyor masayı hepten.

Susuyoruz. Memleket nasıl olsa kurtulur, ama ne olacak Adanaspor’un hali diyerek rakıya hakkını veriyoruz.

Evet, hüzün lazım!

Hüzün ki bize en çok yakışandır o!

Yazar: Editor
2008-11-20 19:34:29

Öteki Yüzü Olmayan Madalyon

O hafta belki futbol tarihimizin en uzun haftası olmuştu. Bu, bir tedirginliğin tezahürü olan uzunluktu ve tabi ki izafi bir haldi. Gitti giderdi şampiyonluk, sıkıntı buydu. Pazar olacak ve şampiyonluk için en küçük bir umut bile heba edilmeyecekti. Öyleydi de, biz o umut kırıntısını nereden ve nasıl bulacaktık? Sonuçta bir umut aramak için de o haftanın geçmesi ve Pazarın gelmesi gerekiyordu. Ama zaman geçmiyordu, bir yerde alıkonmuştu. Durmuştu, hatta yok olmuştu.

Dünyanın en uzun gecesi bir günü diğerine bağlayamıyordu. Bir derin uyku halindeydi evren veya bize öyle geliyordu.

Bunca eziyet yetmezmiş gibi Azmi, telefonda arıyor 16.45’ten 24 saat önce “yarın bu saatlerde...” diyordu, kahkahası telefonda değil tüm kentte yankılanıyordu. Evet, yarın bu saatler… O kahkaha büyüyor, evriliyor, kara deliğin kendisi oluyor ve her şey orada kayboluyordu…

Umut bize ne kadar uzaktı; yine bir şampiyonluk, konfetiler, son tezahürat… Uzaktı, ovanın sarı sıcak ıssızlığında kayboluyordu her şey. Ah umut…

“Kaf dağını aşacaksın, üç haftada aşacaksın, kim bilir hangi noktadan kıracaksın buzu, nasıl bulacaksın nerede olduğu hatta varlığı bile meçhul o kılavuzu.

Üstelik o an bizim hedefe ulaşmamız da yetmiyordu mutlu sona. Felek, bir başka yerden de gülmeliydi bize.

Sonra her şey birden akmaya başladı. Bin yıldır indirmeyen yağmur şimdi yeşertmişti çölü. Portakal çiçeği kokusu sarmıştı şehri. Rüyalarımızdaki peri kızı görünmüştü. Belki bir “sihirle” aydınlanmıştı kâinat.

http://www.ballardian.com/images/lord_borges.jpg

Borges, hala görebiliyor olsaydı ve maçı(ın o anını) izleseydi şöyle hikâye ederdi:

“Tüm Pagan Tanrıları oradaydı. Odin de gelmişti. Ana kıta Anadolu’nun ve Kilikya’nın en ihtişamlı töreniydi. Birazdan biri gülecek diğeri ağlayacaktı, ben böyle bir an’a şahit olmak istemezdim ya…

Bu öbür yüzü olmayan bir madalyondu. Ve olmayan yüzü göğe doğru düşünce hiç görünmeyecek, asla bulunamayacaktı. –Ki onu Kutsal Kâse Şövalyelerinden eski Babil krallarına kadar her bir maceraperest, hiç bulamayacağını bile bile, ölümüne aramıştı. Çünkü aramak amaç olmuştu…-

Ah, Alef’i yazmamış olsaydım şimdi daha derinlikli anlatırdım onu.

Aynı sayfasını bir daha hiçbir zaman bulamadığım o “Kum Kitabı” o anda somutlaşmıştı. Tekrarı olmayan anlar, tüm hayatımızın kaderini çizer ve biz onları bir daha bulamayız. Böyle bir şeydi.

Her şey o Pagan şöleninde yaşanırken kendi zamanında, ‘Kaptan’ topa vurduğunda sanki Kral Arthur, Exsalibur ile göğü yardı ve evrende başka bir boyut açıldı. Orada Alef turuncu bir ışıktı. Ben aslında o an kör olmuştum. Mutluydum bile, çünkü yerle güneş arasında ben göreceğimi zaten görmüştüm. O meşin gülle kalenin surlarını yıktığında, bu hikâyeyi ben çoktan yazmıştım.”

Derken biz, en zor geçitleri aşmış, turuncu bir günbatımında atımızı yen bir maceraya doğru sürmeye başlamıştık.

 

Not: Bakınız; J. L. Borges’in ” Kum Kitabı, Alef, Kurs” adlı hikâyeleri. İletişim Yayınlarından…

Yazar: Editor
2008-11-17 22:49:54
http://ul.gcg.gen.tr/x/5769f5b.jpg
Yazar: Editor
2008-11-15 23:59:46

Ne Diyelim?

Bizim buradan yapacak hiçbir şeyimiz yok. Üzülmekten başka yapacak bir şeyimiz yok. Sadece taraftarız, on binlercesi gibi... En masum, en saf, en duru Adanaspor sevgimizle yazdık, yazıyoruz, yazacağız. Elimizden gelenlerin tümü o sevgi çerçevesinde kendine bir yer bulmaktadır, her bir taraftarda olduğu gibi. Çok çok derdimizi paylaşıyoruz bu vakitler, daha önceleri nasıl sevincimizi paylaştıysak.

Şimdilerde, lirik şair Fuzuli misali “aşk acısından duyulan mutluluğu” dile getiriyoruz. Bizim, (Adanaspor için bir şeyler yazanlar olarak) gücümüz bu! Ama tanık olduğunuz gibi bu aralar Adanaspor’umuzun da gücü bu! Kim kime ne için kızabilir veya sitem edebilir ki! Birtakım yanlışlıklarla başladı sezon, öyle de devam ediyor. Herkes gibi biz de devre arasını kolluyoruz artık sonu meçhul bir beklentiyle.

Evet, Boluspor’a 2–0 yenildik. Radyodan yer yer dinlediğimize göre daha da farklı olabilirmiş sonuç. Tesellisi bu yine; büyük bir fark yememiş olmak…

Oysa biz teselli değil umut istiyorduk. Fakat her şey önünde sonunda yukarıdaki saptamaya geliyor: Adanaspor’umuzun gücü bugün itibariyle sahada gördüğümüz kadarıdır!!!

Şimdi efkârdan iki tek atmanın tam zamanıdır. Fonda da “paramparça” çalacak, Müslüm Baba’dan ama: ))

http://ozanguven.com.tr/blog/photo/kulup-raki.jpg
Yazar: Editor
2008-11-12 20:37:39

Tutunacak Bir Dal

İnsanlara umut vermek gerekir, onlara tutunacak bir dal uzatmalı, hayata bağlayacak bir şeyler ama ne olursa olsun…

Bir lokma ekmektir belki bu, bir odanın sıcaklığı, bir bakış bir tebessümdür, bir şarkıdır bu ne bileyim, ama bir umut vermeli ki güne başlamanın bir anlamı olsun. İnsanlara tutunacak bir dal…

Teselli değil umut istiyoruz!

Güneşli, güzel günlere inanmanın lezzeti, bunun kendisi de güzel bir şeydir. Sevgilinin öylesine de olsa bir bakışından duyulan haz… Evet, bir umut vermeli ki rakıya arada bir efkâr gerekmesin.

Teselli değil umut istiyoruz!

Her ne kadar Adanaspor’un kendisi bir umut, yaşadığımız şu sıradan hayatın capcanlı bir rengi, günlere tutunmada en sağlam dal olsa da bize, şu sıralar bu büyük turuncu gücün yanına bir beyaz bir umut istiyoruz.

Teselli değil umut istiyoruz!

En güzel iki armağanla taçlandırılan geçmiş iki sezonun kendisi de herkes için bir referanstır, bizim içinse umudun en somut göstergesidir. Yani “yapacağız” dediğimiz zaman “yaparız”, “yaptık”… İşte hala kaybolmamış bu sezon için Adanasporluluğumuza yakışır bir hamle bekliyoruz.

Not: Bu tutunacak dalın ucu adı Adanaspor’la anılabilecek kifayette bir hoca olsun.

Biz taraftar olarak diyeceğimizi dedik… Şimdi, her bir Adanasporlu gibi heyecanla gelişmeleri bekleyeceğiz.

Ama işte biz hala hiç vazgeçmeden,

Teselli değil umut istiyoruz!

 

Yazar: Editor
2008-11-10 20:09:40

Eyvah

O müthiş maçı hatırlarsınız; Antalya’daki Adanaspor-Şekerspor karşılaşmasını. Şampiyonluğu bir sene ertelediğimiz maçı… İşte o maçla hasbelkader şampiyon olan Şekerspor’un bir hocası vardı; Celal Kıbrızlı…

Galiba futbol hayatındaki tek başarısı da oydu. Ondan sonra bir şey yaptı mı onu bilmiyoruz. Duyan varsa beri gelsin. Küçümseme değil bu lafların ardındaki anlam, sadece derin bir şaşkınlık, bizi fazlasıyla alakadar eden bir şaşkınlık üstelik.

Durup dururken, Celal Kıbrızlı bizi niye ilgilendirsin, diyorsanız; duyduğumuza göre Başkanımız yüzde doksan onunla anlaşmış. Ama dileriz bu yanlış bir duyumdur. Yoksa halimiz daha da haraptır. Önyargılı bir yaklaşım olabilir bizimki, önyargıysa önyargı, mevzuumuz Adanaspor ve Adanaspor’umuz, tarihi boyunca ne çektiyse o çapsız antrenörlerden çekti, bu listeye birini daha eklemenin ne anlamı var şimdi!

Bize tam da bu anda Adanaspor’un adının ağırlığı altında ezilmeyecek isimler lazım. Bu sezon yaşananlar ortada. Tekrar edelim, dileriz yanlış bir bilgidir bu veya bir şey olur da o yanlıştan dönülür, aksi takdirde bu sezon için umutlar hepten kararır. Bu koşullarda biz” tüm iddiamızı kaybettik” farz ederiz ve gelecek haftalara dair yorumlarımızı buna göre yaparız. (Bu sezonluk hayal kırıklıkları yeter. Ama yine en değer bilir hislerimizle ve nankörlük etmeden takımımızı mevcuttaki haliyle zaten seviyoruz, severiz, seveceğiz. Aşkımız Adanaspor’adır neticede. Ama…)

Evet, sonuçta bizim fikrimiz bu! Bizim dışımızda hiç kimse açısından hiçbir bağlayıcılığı yoktur. Şimdiye kadar “kol kırılsın yen içinde kalsın” anlayışıyla hemen hemen hiçbir olumsuz eleştirimiz olmadı takımımıza dair, belki buna, bu sezona kadar pek gerek de olmadı, fakat bu duruma dair hoşnutsuzluğu da dillendirmemek mümkün değil. İçimizi ferahlatacak haberler bekliyoruz..

Not: Yukarıdaki tüm kaygı ve eleştirilerimiz Bahri Kaya için de aynen geçerlidir!!!

Her şey Adanaspor için…

Yazar: Editor
2008-11-03 19:26:10

Bir Maç Bir Karakter
Gelelim o Fırat Aydınus denen zat-ı muhtereme. Zat-ı muhterem dememiz işin istihzası… Muhteremlik ona yıldızlar kadar uzak bir kavram olarak durur yeşil sahalarda, iki benzer anın analizi sonucunda.

Şimdi elbette yenilginin bir acısı var içimizde, inkâr mı edelim. Biz de sıradan her taraftar gibi yenilgiye bir kılıf arayabiliriz takımımızın aşkıyla, doğal olarak, sonuçta taraftarız ve de taraflıyız… Ama bu yazıdaki hiçbir öznellik o Fırat Aydınus deneni aklamaya, bir nebze de olsa haklı göstermeye yetmez. Çünkü o zat, benzer bir enstantanede Arda’nın ağırlığı altında ezilmiştir kısa bir süre önce, karizma çizilmekle kalmamış, bırakın hakemliğini, insanlık haysiyeti üç paralık olmuştur.

Sıkışan Kuyruk
Ama işte bir yerden kurtaracaktır ya sıkışan kuyruğu, bizim Emre de ona bu manada hayatının fırsatını vermiştir o “aydın”lıkla bundan gayrı hiçbir alakası olamayan, kalmayan “us”a… Fırsatı ganimet bilen o hakem denen “nahakim” Emre’yi anında saf dışı bırakmıştır. Yayıncı kuruluş o ikinci sarıdan kırmızıyı gösterirkenki yüzünü tekrar yayımlasa da o Fırat’ın, insanlar bir daha tanık olsa bir önceki “ezikliğin” nasıl suret bulup intikamı “gücünün yetebileceği” bir camiadan, futbolcudan çıkarmanın nefretine…

Kime Mesaj
Aslında aciz bir mesajdı o, tribündeki Oğuz Sarvan’a; “Bakınız efendim, ben hala otoritesi olan bir hakemim, nasıl da attım bu itaat etmez oyuncuyu üstelik maçın hemen başında. Geçen hafta mı, şey onu unutunuz yahu ben unuttum bile, kem küm… N’olur derbiyi bana verin…” gibisinden…

Yemezler efendi, bu ikiyüzlülük bir kariyerin olsa olsa bitişidir. Bu rezilliği sineye çeken de, yok sayan da, canım olur öyle şeyler diyen de, Emre de itiraz etmeseydi şeklinde düşünen de o “ilkesizliğin” doğrudan ortağıdır.

İlkesizliğin Resmi Geçidi
Devamında maçın iyice “ilkesizleşen” hakem (biz ilkesiz diyoruz, siz daha uygun bir sıfatı koyun) rakibe de garip kartlar çıkardı. Ve o kadar kaybetti ki kendini, belki bir vicdan muhasebesi sonucunda 94.dakikada gayet sıradan bir pozisyonda rakipten bir oyuncuyu dışarı attı. Yapma efendi, derler adama, bizi yutturamazsın, bak onlara da acımadım diye. Sen acizliğine ne diye kurban edersin o futbolcuyu, kulübü, eğer gerçekten hakkaniyetli bir adamsan veya adamsan son kırmızını kendine gösterirsin.

Manisa’da Son Tango
Son acizliğini de son saniyelerde gösterdi o muhterem. Ahmet Yıldırım rakip ceza sahası çizgisinde kafaya çıktığında faul çaldı. Faulü biz kendimize beklerken rakibe verdi (burada faulün kime çalındığı inanın hiç önemli değil, ibret verici olan hakemin hazin halidir, okuyunuz), Ahmet ne olduğunu anlamaya çalışırken, Fırat Aydınus hakemliğinin hakikaten bittiğinin en net fotoğrafını verdi ve işaret parmağıyla “yukarıyı” işaret ederek kendi pespayeliğine Allah’ı tanık göstermeye sığındı. “Valla faulü Ahmet yaptı, yukarıda Allah var!” gibisinden bir hareketle… Sorarlar, sen bu kadar mı çaresizleştin inandırıcı olamakta!!!

http://ul.gcg.gen.tr/x/3569831.jpg

Zagor’un Sözü
O zaman biz de seni Allah’a havale ediyoruz Fırat Aydınus, seni vicdanınla baş başa bırakıyoruz! Ama artık gözümüz de üzerinde olacak, imkân olduğunca, hakemi olduğun maçları izleyip senin seyri-seferini burada deşifre edeceğiz!

Bu da “Zagor’un sözü olsun”…

Yazar: Editor
2008-10-30 20:11:38

Şeytanın Düşündürdüğü

Şimdi masum masum izliyoruz şu futbol âlemini. Ama her şey bizim düşündüğümüz, zannettiğimiz gibi mi acep?

Şeytan soktu aklımıza, yoksa biz düşünmezdik bunları.

Şöyle; federasyonun yeni başkanı, Altay’ın eski başkanı. Acaba diyoruz, şu “cesur” hakemler, bizim maçlarda davrandıkları kadar rahat davranabilirler mi o takımın maçlarında? En azından bize gösterdikleri kadar sarı kart, kırmızı kart gösterebilirler mi? Veya yarısı kadar?

TFF’ye baktık örneğin bir tane bile kırmızı kartları yok. Ne güzel bir şey ama değil mi, şampiyonluğa giderken böyle kazasız belasız yol almak!

Aklımıza durup durup Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanı olan K. Unakıtan’ın bir küçük desteğiyle kendini süper ligde bulan bir Eskişehir örneği geliyor. Sen onca yıl alt liglerin müdavimi ol, sonra da… Aynı yıl bir başka bakanın bakmasıyla yine süper lige süper bir dönüş yapan Antalya örneği geliyor. Bakın Kürşat Tüzmen’in İdman Yurduna… Maşallahları var, nazar değmesin… Hayır, şeytan dürtüyor. Her şey tertemiz gelişiyor ülkemin futbolunda, şaibesiz, şeytan işte rahat bırakmıyor.

Ya da biz takımımızın bu halini kabullenemeyip saldırıyoruz sağa sola… Tamam, Adanaspor bu sezon gerçekten fena gidiyor ama hakem facialarını da yok saymak zalimce bir özeleştiri olur. Onca emeğe ayıp etmiş oluruz.

Meraktan soruyorum, ilk maçımızın hakemi ile son maçımızın hakemi o bir kamyon kartın ne kadarını gösterebilirler hem de aynı maç koşullarında bir Altay’a, bir Kasımpaşa’ya?

Bize hala Uzanlardan dolayı sallayanlar liglerdeki şu pespayeliği göremeyecek kadar kör mü acep? Biz o dönemin bedelini kapanarak ödedik diyelim hadi, peki bu muhteremler nasıl ödeyecek hükümet, federasyon takviyeli olmanın vebalini? Yok mu öyle bir vebal? Olmasın be, biz yüzümüzün akıyla boğuşalım şu liglerle!!!

Neyse, bolgumuzu izleyip Adanasporlu olmayan arkadaşların affına sığınıyoruz, ama şu kötü gidişin üzerine bir de hakem zulmü gelince böyle fevri yazılar yazıyoruz en öznel halimizle: ))

İnanın derdimiz ne Altay’la ne de Eskişehir’le, Mersin’le… Adaletli olamayan futbol ilahlarıyla, kontlarıyla, asilleriyle, fedaileriyle, tetikçileriyle…derdimiz…

Yazar: Editor
2008-10-24 21:02:01
http://ul.gcg.gen.tr/x/bd5bcf2.jpg
                                               (Deli Dumrul'un köprüsü)

 

Kahramanlık

Kahraman arayıp bulup olmazsa yaratıp onun peşinden gitmek insanoğlunun kanında var. Bu, yalnızca bize özgü bir olgu değildir; Almanların Nibelungen’i, İngiliz’in Boewulf’u, Rus İgor, İspanyol’da Rodrigo, bizde Oğuz Kağan, öteden beri, kahramanlara duyulan ihtiyacın anlatılarıdır.

Hele Amerikalıların çerden çöpten türlü kahraman yaratmaları ayrı bir mizah konusu değil midir?

Her ulus, her çağ kahramanını yaratır, onu “dini-milli” motiflerle bezer ve kutsar. Ama işte günümüzde bu kahramanlık işi biraz sakattır. Her şey o kadar göz önündedir ki şu medeniyet dediğimiz fena dişli canavar herhangi bir illüzyonu anında madara eder. Bunu bir yana bırakalım, benim kahramanım herkesin kahramanı değildir, bu bile kahramanlığı tek başına anlamsızlaştırabilir. Örneğin Keşanlı Ali, Sinekli halkının kahramanıdır ve hatta efsunludur, ona kurşun da işlemez. Fakat Cafer’in umurunda bile değildir bu durum, Keşanlı’ya meydan okur, onu doğrayacaktır. Tehlikenin hakikaten bu boyutta olduğunu en azından kendine itiraf edebilen Keşanlı Ali bu meydan okumayı bacakları titreyerek kabul eder, etmek zorunda kalır, çünkü ortada bir destan vardır. Neyse, talihi rast gider de Cafer’i öylece alt eder ve destan kurtulur. Ama bu da sonuçta bir kurmacadır, gerçek böyle midir? (bakınız: Keşanlı Ali Destanı/ Haldun Taner)

Futbolun Kahramanı

Dönelim bir kendi futbol kahramanımıza! Talihin de önemli desteğiyle bir yerlere gelinmiş, sonra hep kör topal mesafe kat edilmiş… Tamam, her kahramanlık hikâyesinin içinde bir ton olağanüstülük vardır, vardır da bunların hepsi tarih öncesi dönemlerde vardır, bir de kurmacalarda... 2008’in dünyası bu olağanüstülüğe itibar etmez, etmemeli de… Yani bugünün hayatı güler geçer ona, çünkü hayatımızı gayet mantıklı bir içimde ören “neden sonuç ilişkileri” diye bir olgu vardır. Ki kahramanlık kendi başına yol alan bir araba değildir, onun bir alay aparatı vardır, hele günümüzde… TV’si vardır, gazetesi vardır, pazarlanması vardır, müritlerce uçurulması vardır, vardır işte…

Hem kahramanlık dediğimiz şey kamu vicdanında pozitif bir işarete denk gelmez mi? Kahramanlık o kamu vicdanı ile çatışmaz, çelişmez, orayı zedelemez; varlığı o kamunun varlığına, huzuruna, selametine bağlıdır çünkü. Siz hiç halksız bir kahraman duydunuz mu? [Peki, “halkı açken kendisi tok uyuyan” mıdır kahraman? (belki de aşırı bir toklukla uyuyamayan…)]

Hedefe yaklaşalım yavaşça, en yanıtlanabilir yandan bakalım; tribünde veya TV’de bir seyirci yoksa futbolda yoktur. Dolayısıyla futbolumuzun milli kahramanının cebine (hayır, hiçbir cep o kadar parayı alamaz, kasasına…) girecek o kadar para da yoktur, o kamu olmazsa. Aylık 260 bin ytl (miydi neydi, kafamız karıştı, hesabımız şaştı) yazıyla, iki yüz altmış bin yeni Türk lirası , yıllık bir trilyon bilmem kaç milyar lira… (“Ne var; sponsorlar, gelirler, üstelik Avrupa başarıları filan var, hak ediliyor o para”, hem sanal kahraman Polat dizi başına onca para alırken, demeyin içinizden bir yerden, bu ülkede hiç kimsenin o kadar parayı milli bir futbol antrenörlüğünde hak etmeye hakkı yoktur!) Bencileyin, sencileyin birinin cebine kaç bin yılda ancak uğrar bu miktar bir para… Yani kamunun bir parçası olan herhangi bir işçinin, memurun, öğretmenin, profesörün, hekimin, esnafın, emeğiyle geçinenin cebine… ( ki oradaki nicelikte benim vergilerimden az da olsa bir miktar varsa onu helal etmeme eğilimindeyim şahsen…)

Kahramanlığın Çelişkisi

Kahraman ve kamu bu yaman çelişkiyle nasıl bir araya gelebilir gayri? Ben olsam, konu komşu kamunun zamansız ve sık ziyaretlerinden de bıkıp, ulan şu paranın tadını bir çıkaramadık deyip satarım anasını satayım Bodrum’daki o mütevazı evi; sanat, sanat içindir der fildişi kulelere çekilirdim; Anadolu’yu bilmeyen yazarların, Anadolu’yu anlatma çabasındaki garipliğe düşmeden; halkın bağrından kopmuş bir adam tarzındayım, delikanlının da hasıyım’ın artistik pozlarını takınmadan, halkın herhangi bir ferdinin ancak –hayatımızı bir zehirli sarmaşık olup saran- şans oyunlarında hayal edebileceği bir “serveti” tek senede, ama hakikaten “hiçbir şey yapmadan” cukkalamanın “gönül rahatlığını bozmazdım. Üç kuruşa bir tür kamu görevi yaparken soru sormaya da korkan gazetecilere dehşet saçmazdım, rakip takımların futbolcusuna, hocasına esip gürlerken en azından kendi kamuma bunu yapmazdım, canım onca paranın ağırlığı azıcık da olsa hissettirirdi kendini üzerimde vicdanen filan... ( ‘vicdan’ deyip duruyoruz ya, neymiş şu kelime deyip sözlüğe baktık: “Kişiyi kendi davranışlarıyla ilgili olarak bir yargıda bulunmaya yönelten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerinde dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan, kişiye doğruyu ve iyiyi yapma yükümünü de yükleyen içsel güç” diyor, valla öyle diyor hiçbir şey eklemedim bu tanıma. Bakınız: Türkçe Sözlük, Ali Püsküllüoğlu). Ne bileyim, sıkışınca bağırmazdım haklı olmak için. Ama ülkemde, ne hazindir ki, parası olan haklıdır.

Lakin yukarıda da bahsettik ya, kahramanlığın-kahramanın elde patlaması da vardır. Sonuçta 21. yüzyılda o kahraman sadece bir üründür.

Siyaseten Kahraman

Bakın Akp’nin kahramanına… Yahu, “Adana’da havalar hala çok sıcak.” diyecek olsak hazret oradan bizi azarlayacak. “Yaylaya çıkın, Kızıldağ’a gidin, ekmek yoksa pasta yiyin.” filan diyecek. Kahraman ya, salacak kılıcını küffarın üzerine. ( Bu arada kim benim gibi değilse, bana yakın değilse, bana biat etmiyorsa o küffardır! diye yorumlanıyordur.)

Kahraman dediğin halkın halini bilir, ağlayanın gözyaşlarını siler, ensesine şaplağı indirmez! Derdine derman olur, en azından olmaya çalışır. Bakın Deli Dumrul’a; oba halkı bir yiğidine ağıt yakarken o, buna sebep olan Azrail’e meydan okur. Sonra da başına belalar açar. Kurtulana kadar akla karayı seçer. Hiç olmazsa bir şeyler yapmaya çalışmıştır. ( Fakat bizimkiler bu hikâyenin “geçenden üç akçe, geçmeyenden beş akçe” kısmına takılmışlar.)

Çok mu dağıttık? Değil aslında! Mevzuumuz kahramanlık. Kadim zamanların kahramanlarını okuyup bugünün sahte kahramanlarına bakıyoruz.

Ne Görüyoruz

* Bakarken bir milletin uyuyuşunu görüyoruz.

* Kifayetsiz muhterislerin -iş boylarını aşınca- nasıl bir öfke nöbetine tutulduklarını görüyoruz.

* Kahramanlığın bir vicdan meselesi olmaktan çoktan çıkıştığını, bir cüzdan meselesine dönüştüğünü görüyoruz.

* Paranın kamuyu filan tanımadığını, onla tanışmadığını, bilmediğini, hatta sokakta bile karşılaşmadığını görüyoruz.

* En fazla bağıranın en haklı sayıldığını görüyoruz.

** Netice itibariyle kahramanlığın futbolda, siyasette, sinemada, memuriyette, sokakta bir anlam taşımadığını, taşımaması gerektiğini; aksi takdirde bir başka iltimas dönüştüğünü görüyoruz.

Ne Diyoruz

Kahramanlığa ihtiyaç duyulmayan bir hayat olsun diyoruz!

Yazar: Editor
2008-10-21 21:16:08

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/5e0a6ed.jpg
 

 

"Bir rüzgâr esti denizin üstü kabardı
Bozkırda akşam oldu olacak dedim
Senin bulunduğun şehirde gaz lambaları yanmıştı
Karıncalar, tarla fareleri bir başınaydılar yine dünyada"


İlhan Berk

Yazar: Editor
2008-10-16 18:43:13

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/12e8bc1.jpg

 

Türk şiirinin yaşayan en büyük şairi de artık yok.

Fazıl Hüsnü Dağlarca  öldü.

Art arda ölüm haberlerini veriyoruz koca şairlerin, yazarların... Fethi Naci, İlhan Berk, Metin And demiştik en son; şimdi de Dağlarca...

94 yıl ömür sürdü  Koca Şair. Ama onun büyüklüğüne bu 94 yıl bile azdı. Türk şiirinin canlı tarihi iken onun her evresine tanık olan ve hatta onu daha iyi bir şiire doğru en çok şekillendiren şairlerin başında geliyordu. Şimdi o da şiir tarihinin bir yerinde.

Neyse ki onu yaşatacak onlarca kitap, yüzlerce şiir var. "Eli geceye boş gideceklerin" vay haline... Bir şiiri...

"Yalnızlığım"

Ilık bir su gibidir içimde yalnızlığım,
Yalnızlığım, ruhumda uzak bir ses gibidir.
Her sabah ufuklardan mavi şarkılar gelir
Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım

Güneşim aydan sarı, yarınım dünden zorsa,
Sarsın artık ömrümü tunç kandillerin isi
Üşüyen ellerimden tutmalıydı birisi,
Eğer benim gözlerim onları görmüyorsa.

Bir camın arkasında açılıyor güllerim,
Havuzum pırıl pırıl... yıkar bakışlarımı.
İşler temiz ziyalar suya nakışlarımı;
Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim

Rüya rüzgârlarında bir yaprak yalnızlığım
Düşüncem bir neydir ki ürperir perde perde
Belki bu mısralarım esecek gönüllerde
Fakat herkese uzak kalacak, yalnızlığım

 

 

Yazar: Editor
2008-10-03 21:18:12
http://ul.gcg.gen.tr/x/6023c98.jpg

Dünyanın devleri, yani kapitalist dünyanın devleri; hayır, özelleştiren dünyanın devleri, zalim dünyanın devleri; ezen, sömüren, yakaladığının iliğini kurutan, köleleştiren (bizde ayrıca dilencileştiren), insanlık haysiyetini yok sayan dünyanın devleri, yahu işte “babalar gibi özelleştiren” dünyanın devleri vampir evlatlarını korumak, kollamak ve de kendi geleceğine dair güvenceler yaratmak, dünya kamuoyunun kapitalist kandırmacaya olan inancını diri tutabilmek için şimdi de Amerika’da ve Avrupa’da artık bu sistemin açmazlarından tıkanıp iflas eden, iflasın eşiğine gelen, yine bu sistemin birer simgesi olan şirketleri “babalar gibi kamulaştırıyor”.

Güzelim rakımızı da alıp özelleştirenler, Amerikalarda kursunlar şimdi çilingiri; “Ne olacak ulan şu kapitalizmin hali?” diye içsinler.

Not: Rakıyı sulandırıp içeceklerse buzu en son atsınlar deriz; yani önce rakı, üzerine yeterince su, en son buz. Şimdi ne yapacaklarını bilmezler, rakının da tadını bozarlar; kendi âlemlerinin tadını bozdukları gibi…

Yazar: Editor
2008-09-28 23:03:11

Adanaspor, Kayseri Erciyes’i de geçti.

http://ul.gcg.gen.tr/x/03efea1.jpg

90 dakika boyunca hop oturup hop kalktık. Bu kalkmalar 3 dakikada başladı. Sağdan kayan Kbong topu altı pasa kesti ve Emrah Bedir kafa golüyle Adanaspor’u 1–0 öne geçirdi. 10. dakikada bu sefer soldan geldik Emrah’la. Rakiplerini bir bir geçen Emrah ceza sahasında indirildi ve hakem penaltı noktasını gösterdi. Hakkı skoru 2–0 yaptı.

Sonra kontrollü bir oyunu tercih eden takımımız sadece kişisel hatalarla rakibe pozisyon verdi. Bunlarda da kaleci Ahmet Şahin çok başarılıydı.

Kişisel hataların bir tanesi 2.yarıda yaşandı, dakika 70 filan. Ve bu kez golle sonuçlandı. Uzatmalarda orta sahadan topu kapan Emre rakiplerini ezip geçerek sola çizgiye indi, topu Halit’e kesti skor o an itibariyle 3-1’e geldi. Maç böyle biter derken yine soldan kalabalığa orta defans boşluğundan geçip kalemizde golle sonuçlandı: 3–2.

Bizce takım çak iyi mücadele ediyor. Eksikler tamamlanınca daha da iyi olacağız. Bunu görebildik.

Skora sevindik ama maç öncesinde çıkan olaya çok üzüldük. Geçen iki yılda tribün renkliliğine çok emeği geçen iki Adanasporlunun bir saldırıya uğraması tadımızı kaçırdı. Dileriz önemli bir şey yoktur. Geçmiş olsun diyoruz.

Maç fotoğrafları foto-yorum’da.

Yazar: Editor
2008-09-25 18:39:33
http://ul.gcg.gen.tr/x/5a1c0dc.jpg
Yazar: Editor
2008-09-12 19:28:26

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazar: Editor
2008-09-08 18:32:35

Issızlığın Ortasında

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/12775d2.jpg

 

Dün akşamki maçta yaşananların trajik boyutuna değinelim, şu alıntıdan geçerek.

Ferit Edgü bir yazısında şöyle der:

“Bir gün bu salonda, suçlu ya da tanık olarak bulunduğunuzda görecek ve anlayacaksınız ki bu ülkede adalet yoktur.
Bizler, işte o olmayan adaleti uygulayanlardanız. Sizlerse düşündüğünüz oranda suçlu…”

İki sezon üst üste şampiyon olan takımın taraftarı, ligin henüz ikinci haftasında ve evindeki ilk maçta hatalar yapan futbolcusunu en sert biçimde protesto ediyor. Dışarı, diyor; ıslıklıyor.

İşte tam bu noktada futbol bir infaza, devamında bir drama dönüşüyor. Burada artık taraftarın haklılığı veya haksızlığı tartışılmaz. Futbolcunun gollere neden olan hataları da söz konusu değildir. Şampiyonluğun bir hayale dönüşmesi korkusu da mevzuumuz olamaz. Veya hocadan başlayıp filelerimizde son bulan yanlışlıklar komedyası da hiç yazılmamış farz edilir. Hakemlerin basiretsizlikleri filan… Geçelim bir kalem…

Bir maç öncesinden kalan yükün altında sahaya çıkan, mevkisinin sorumluluğunu belirlenen taktiğe göre yürütmeye çalışan, buna bağlı neden-sonuç ilişkileri içinde o maç için hayati hatalar yapan, takımının yenilgisine neden olup günah keçisi ilan edilen, sahanın ortasında bir başına kalan, mesleği futbolculuk olup duyguları, onuru, hayalleri olan bir insanın 5 Ocak stadındaki yalnızlığıdır aslolan. Bu zalim düzenin (zafer, başarı, kazanmak, galibiyet vs. tarzındaki) sahte kelimeleri; tribündeki veya sahadaki, işindeki ya da evindeki hiçbir insandan daha değerli değildir.

Tek kalana yüklenmek kolaydır. Taraftarımız ne hazindir ki dün (7 Eylül Pazar) bunu yaptı. Bu acımasız infaza katılmayanlar da oldu. Susmak da bir tepki olsun, kabulümüzdür. Ama tepkilerin en yoğun olduğu maratonun ortasında hala vicdan sahibi biri vardı ki, o hayal ettiğimiz Adanasporlu (veya başka takımdan) bir taraftar portresi çiziyordu. “Kazanınca bağrınıza basar, kaybedince yuhalarsınız.” diyerek tepkileri durdurmaya çalışıyordu. O da bir başınaydı işte binlerce insanın içinde.

Biz burada sadece Ersan Âdem Gülüm adlı futbolcumuzu anlamaya çalışırken belki suya yazı yazıyoruz, kumdan kaleler yapıyoruz. Ama bir ince sitem olarak da 2. çoğula; “siz yine de duymayın, hissetmeyin, yok edin, ezin, umursamayın, zafer sarhoşu olun, düşene tekmeyi basın, daima kazanandan yana olun, adaletsiz bir hayatın içinde boğuştuğumuz-boğuştuğunuz için siz de adaleti vurun, katledin ve en nihayetinde bu linç’in bir parçası olun. Bakın alem böyle, uyun…” diyoruz(!)

Yazar: Editor
2008-09-06 17:27:17

Tribün Terimleri/1 “İyi Oynadık; ama…”

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/60ad0dd.jpg

 

Kaybedenin afyonudur, “iyi oynadık; ama kazanamadık.”

Buna avunma mı deseydik? Adı ne olursa olsun hem takım hem taraftar bu sözle bir teselli bulur. İyi bir şeydir bu, takıma olan inancı devam ettirir. Bir direnme duvarı oluşturur, geçici bir siper de sayılır. Bizi bir sonraki haftaya taşır. En elzem ilaçtır.

Bu sözün içeriği belli bir kalıptır. Dünyanın her yerinde kullanılır, evrensel bir şeydir yani. Ana fikir de hazırdır böylece. Bu kıssadan herkes payına düşen mutluluğu alır. İyi oynuyorsak kazanmamız an meselesidir.

Bu söz sadece tribünlerin terimi değildir yorumlanacağı üzere; teknik direktörler, yöneticiler, futbolcular da bunu sezon boyunca yedekler. Sanki bir “açıl susam açıl”dır. Umuda ve sürprizlere dairdir.

7 Eylül Pazar günü oynanacak Adanaspor-Gaziantep B.B. maçından sonra bu tribün terimini biz kullanmayalım, rakibe bırakalım… Hadi...

Yazar: Editor
2008-09-04 19:55:31

“Futbol Her Yerde/ İdi”

http://ul.gcg.gen.tr/x/df8c0bd.jpg

Futbol Her Yerde

Adana’da Güneyyıldızı sahasında düzenlenen amatör takımlar futbol turnuvası bu akşam sona erdi. Bu çekişmeli maçları izleyip haber yapalım, düşüncesiyle oradaydık.

Üçüncülük maçında Yenibey, Kuzey Adana’yı penaltı atışlarıyla yeni.

Şampiyonluk maçını ise Maliyespor’u 2–0 yenen Seyhan Belediye aldı.

Buraya kadar her şey normal. Gariplikler ikinci yarı yaşandı. Hakem su molası vermişken anlayamadığımız bir nedenden dolayı (galiba turnuva sorumlularının isteğiyle) ve maçın bitmesine daha 25 dakika filan varken maç sona erdi üç uzun düdükle (gerçi sonuncu düdük biraz kısaydı). Ve Seyhan Belediye şampiyon oldu. Hani, kimin şampiyon olduğu önemli değil. Ama böyle bir “şey”, yani zamansız bitiş, hakikaten anlaşılmaz geldi. Tamam, bu turnuvanın (ama dikkatinizi çekeyim, Adana’nın önemli amatör takımlarının da mücadele ettiği bir turnuvaydı bu.) bir resmiyeti olmaz; lakin ciddiyeti mutlaka olur. Maçlardaki çekişme de bunun bir göstergesiydi takımlar için.

Gelelim “İdi”sine

Asıl gariplik, maçın erken bitmesindeydi bizce. Bu erken bitişin sebebini sorduğumuzda yanıt şöyle bir duraksamamıza neden oldu: İftar saati yaklaşıyordu.

Bu yazıyı okuyanların kendi hayat anlayışlarına göre bir yorumu olacaktır. Elbette hepsi kendi çerçevesinde saygıya değerdir. Ama amatör düzeyde de olsa, gayri resmi de olsa bir turnuvanın şampiyonluk maçının “iftar saati yaklaştı” gerekçesiyle erken bitirilmesinin nasıl izah edilebileceğini çözümlemeye çalışmak bile bizi belli bir seviyede ürkütüyor.

Nedir şimdi bu? İnanca saygı mı? Ama futbolcular zaten mücadele ediyor, hocaları başlarında. Yöneticilerin bazıları da kenarda. Hatta turnuvadaki kimi takımların hocaları, yöneticileri de vardı. Nedir? Bir hizaya getirme mi? Bir tür balans ayarı mı? Yakın zamanda gündemde olan “mahalle baskısı” mı? Birilerine hoş görünme gayretkeşliği mi? Sadece masum bir iyi niyet mi? Yoksa adı konmamış gizli bir dayatma mı?

El cevap ne olursa olsun, orada tanık olduğumuz olay hakikaten vahimdir. Türkiye, adım adım işte böyle başkalaşmaktadır!

Yazar: Editor
2008-08-26 11:56:16
http://ul.gcg.gen.tr/x/01edeb7.jpg
Yazar: Editor
2008-08-14 09:03:46

Adanaspor'da ikinci etap olan Kızılcahamam kampı da sona eriyor. Yarın sabah son çalışmasını yapacak olan takımda futbolculara 3 gün izin verilecek.

 http://ul.gcg.gen.tr/x/f7c6853.jpg

Teknik direktör Hüsnü Özkara hem Kartepe'de hem de Kızılcahamamda iyi bir kamp dönemi geçirdiklerini söyledi. Oynanan hazırlık maçlarında tüm futbolcularına şana verdiğini söyleyen deneyimli teknik adam: '' Şu ana kadar oynadığımız 6 maçta yenilgi yüzü görmedik. Sonuçtan çok  oynanan futbol ve oyuncularımızın performansı beni memnun etmiştir. Ligin ilk haftasında oynayacağımız Kasımpaşa  maçına kadar tam kapasite ile hazır olacağız. Taraftarlarımızın bizi merakla beklediklerini biliyoruz.'' şeklinde konuştu.

Erkan Ergün idmanların neşe kaynağı oldu
Takımın tecrübeli futbolcularından Erkan Ergün idmanlarda yaptığı hareketlerde neşe kaynağı oldu. 5'e 2 çalışmasında her arkadaşı ile şakalaşan Erkan çok verimli bir kamp dönemi geçirdiklerini ve takımdaki arkadaşlığın en üst seviyede olduğunu söyledi. Yeni futbolcularında uyum sorunu çekmediğini  söyleyen golcü futbolcu: '' Adanaspor Ailesi  olarak tek düşüncemiz süper lige çıkmak. Hepimiz buna yürekten inanıyoruz. Taraftarlarımızın da desteğiyle zoru başaracağız. Ligin en iyi forvet hattı bizde. Rakiplerimiz bizden korksun.'' dedi

Adanaspor 2 hazırlık maçı daha oynayacak
Maç haftasına kadar Adana'da kalmayı planlayan Turuncu Beyazlı takım iki hazırlık karşılaşması daha oynayacak. 20 Ağustos’ta Kayseri Erciyesspor'un sezon açılışına katılacak olan Adanaspor 23 Ağustos'da ise Tarsus İdmanyurdu takımının sezon açılışına katılarak bu iki takımla maç oynayacak.

Kibong koşulara başladı
Adanaspor'un çok şeyler beklediği Kibong'un sakatlığı tamamen bitme aşamasına geldi. Üst adelesinde sorun yaşayan siyahi futbolcunun Adana'da yapılacak olan çalışmalara katılacağı açıklandı.

Yazar: Editor
2008-08-11 19:13:21
http://ul.gcg.gen.tr/x/70898ec.jpg
Yazar: Editor
2008-08-09 16:48:10

Geçtiğimiz sezon sakatlıklar nedeniyle büyük sıkıntılar yaşayan Adanaspor'un genç oyuncusu Kerem Sarıhan yeni sezondan umutlu. Hazırlık kampını iyi geçiren Kerem takım olarak sadece süper ligi düşündüklerini söyleyerek ''Zafer bu sezon da bizim olacak'' dedi.

 http://ul.gcg.gen.tr/x/c4d8561.jpg

''Her maçta oyanamak istiyorum''

Genç oyuncu Kerem Sarıhan hedefinin her maçta forma giymek olduğunu söyledi. Geçen sezon sakatlıklar yaşadığını söyleyen Kerem: ''  Futbolcunun düşmanı sakatlıktır. Bu sezon aynı şanssızlığı yaşamak istemiyorum. Takımda büyük bir forma savaşı var.  Hocamız her oyuncuya eşit mesafede yaklaşıyor. Rekabet başarıyı getirecektir.'' dedi.

''İyi başlamak çok önemli''

Ligin ilk maçı olan Kasımpaşaspor'un ciddi bir rakip olduğunu da söyleyen başarılı futbolcu: '' Geçtiğimiz sezon da ilk maçı kazanarak devamını getirmiştik. Aynı şekilde Kasımpaşaspor'u da yenmek istiyoruz. Çalışma şartlarımız çok iyi. Maçların başlamasını sabırsızlıkla bekliyoruz.'' şeklinde konuştu.

''Taraftarımıza büyük iş düşüyor''

Her maçta seyirci patlaması da beklediklerini söyleyen Kerem konuşmasını şöyle tamamladı:

'' Adanaspor taraftarının bu sezon da bizi yalnız bırakmayacağını düşünüyorum. Kendi evimizde oynayacağımız karşılaşmalarda tribünlerin dolu olması bize itici güç olacaktır. Türkiye'de bir ilke imza atmak için taraftarımızla bütünleşmeliyiz.''

Öte yandan sakatlıkları süren Kibong, Halit ve Erkan dinlendirildi. kampa sonradan katılan Emre ve sakalığı süren Cem Karahan ise günü düz koşu ile geçirdiler. 

Yazar: Editor
2008-08-05 12:27:11
http://ul.gcg.gen.tr/x/e0a37db.jpg
Yazar: Editor
2008-07-31 23:18:59
su

http://ul.gcg.gen.tr/x/9f5da34.jpg

kuru nehir yataklarından geçer

eteğini ıslatmaz geçip gider temmuz

bir çiçeğin yarasıdır veya

yalnızlığının hikâyesidir Adonis’in, Tammuz’un

ki ölür, öldüğü yerde biter nergis

geçip gider temmuz

ovada ıslanmaz bile serçenin kanadı

kavrulur su, yine de

kuru nehir yataklarından akar geçer gider temmuz

eteklerinden akar ama sunalarla nehirlerde su sesi

Yazar: Editor
2008-07-26 19:03:31
http://ul.gcg.gen.tr/x/8f7cfbf.jpg

Şimdi bu yazacaklarımızın Mersin İdmanyurdu ile hiçbir ilgisi yok. Hakikaten. Çünkü bu mevzuya biz fena halde taktık, bu kez de Mersin’e denk geldi, yanlış anlaşılmaya. Davamız siyasi Akp’nin hükümet konumundayken bakanları aracılığıyla futbola haksız ve adaletsiz bir biçimde müdahale etmeleriyledir. Süreçte birçok kulüp bu kaymaklı müdahaleden yararlandı ki onlar Akp takımları da olarak anılır. Birçoğu da “acaba biz de bir şey kapar mıyız” hissiyatı ve fikriyatıyla alesta vaziyette beklemede. Bu yüzdendir ki delikanlı futbol âlemi sessizliği tercih etmede. Üç maymunu oynamadalar, desek uygun kaçar… İşte bugün konu mankeni Mersin’dir, yarın bir başkası, hatta belki biz (Allah korusun)… Klavyeye sarılmada tereddüt edersek namerdiz, eleştirimizi yine yaparız…

Efendim Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanı Kürşat Tüzmen bir vesileyle Bolu civarında Mersin İdmanyurdu kampını ziyaret eder ve şampiyonluk sözü alır. Ama ondan hemen önce elini yumruk yaparak “şampiyon muyuz” diye tarihi bir soru sorar. Gaza gelen futbolcu malum cevabı verir: "Şampiyonuz!" Ne diyecekti ki! “Desteğiniz maçlarda da sürerse şampiyonluğumuz kesindir sayın bakanım, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanı sayın bakanım…” mı diyecekler? Bakan bunu üç kez tekrarlar: Şampiyon muyuz? ( o yee!) "Şampiyonuz dedik ya bre, sayenizde ama… " Ve Tüzmen, futbolculara antrenör gibi taktik verir ve sadece kas gücü ve futbol oynamanın işe yaramadığını, beyin olarak da çok iyi hazırlanmak gerektiğini söyler. ( Vay be, biz bunu hiç düşünmemiştik işte. Biz, ha babam de babam kas gücüyle saldırıyorduk yahu…) Ama başka şeyler de var sayın bakanım. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanı olan bakanım…

Motivasyon cümleleriyle başladığı ziyaretini mesleki bir somutlaştırmayla da tamamlar: “ takım olarak sizi şampiyon yapacağız ( bakın burayı anlamadık, acaba hükümet olarak bu takımı şampiyon yapıp Chp’deki Mersin’i, Akp’ye çevireceğiz mi demek istiyor? Anlaşılan sırada İzmir takımları var bu pastaya parmak banacak…). Nasıl dış ticaret rakamları üst seviyelere ulaşmışsa, siz de en üst seviyelere ulaşacaksınız. Mersin İdmanyurdunu tüm dünyada tanınan bir marka haline getireceğiz. Benim hedefim bu.”

Bir belediye başkanın şehrinin takımına yatırım yapmasını bir nebze de olsa anlarız, lakın bu seyirlik köy oyununu anlamamız… anlayabilmemiz mümkün değildi. Hakikatte anlamak da istemiyoruz.

Buraya aktardıklarımızı bir gazeteden okuduk. Bunu herkes okuyor. Federasyon da okuyordur. Peki bu destekli kollamanın, makamda imza attırmaların, bu haksız rekabetin, bir gecede trilyonlarca para toplamaların, bakanların bu amigoluklarının hiç mi hesabı sorulmaz, hani öğrenmek için soruyoruz: bunların hepsi yasal işler mi?

Peki kamu vicdanı da mı hesap sormaz? Sahi mi? Durmak yok, yola devam mı... Vah!!!

Yazar: Editor
2008-07-24 11:29:22
http://ul.gcg.gen.tr/x/ca50290.jpg

Adanaspor İyi Olsun / Ötesi Hikaye

Bir fikstürün iyi veya kötü olduğu genellikle erken yorumlarla değerlendirilir. İyi bir fikstür çektik, demenin bir nedeni de elbette hangi rakiplerin nasıl sıralandığı ile ilgilidir. Kimle, ne zaman, nerede oynuyoruz. Bu unsurlar iyi fikstürün temel belirleyicileridir.

Erken yorumlar kendi içinde değişken bir durum oluşturur, benim tedirginliğim bir başkasının rahatlığıdır; Kayseri deplasmanını hiç sevmem örneğin, ama bir başkası bu deplasmana bayılır... Temennileri içerir. Beklentilerle desteklenir. İşte özneldir. Kısmen totemseldir; yani İzmir deplasmanları bize iyi gelir, oradan üç puanlarla dönmek işten bile değildir, gibi ifadeler nesnel hiçbir dayanağı olmayan salt bir inanca dayanır, deneyimlerden beslenir; ama o deneyimlerin de güncelliği şimdiki zaman kipi itibariyle söz konusu bile değildir; yani Feyzullah, Kayhan, Ümit… hala oynamıyordur takımda, yirmili yaşlarında.

( Laf aramızda, örneğin bir Altay deplasmanı gerçekten bize iyi gelir, Samsun da hiç iyi gelmez… Ama görüyorsunuz değil mi hep eskiye dair yaklaşımlar bunlar, bugünün tahlilini yapmada aslında yetkisizdir: ))

İyi fikstürün, hal nasıl olursa olsun, somut dayanağı takımın kendisidir. İyi bir takımın fikstürü de iyidir. Ama bu bile kendi başına yetersizdir. Örneğin geçen sezon Adana’da 1–1 biten Ç.Dardanel maçının fikstür konumu son derece güzeldi, oyun da genelde güzeldi;lakin sonuç aynı güzellikte değildi. Galiba takımın o gün nasıl uyandığıyla da ilgili bir şey bu. Yani bu hesap kendi içinde onlarca alt işlemi saklamaktadır. Peki canım şu fikstür denen şey hiç mi belirleyici değildir? Öyle bir şey de iddia etmiyorum ki belirleyiciliği geçtiğimiz sezonun son haftasında rakiplerimiz tarafından da yaşanıp görülmüştür. Bu yüzden son haftalara kolay maçlar istenir, iklimden kaynaklanan zor deplasmanlar münasip bir mevsime denk gelsin istenir, dişli rakipler ikinci yarıda bize konuk olsun istenir, bu dişli rakiplerin kendi aralarındaki maçlarına denk gelen haftada bize kolay rakiplerin düşmüş olması istenir… istenir de istenir… Ama işte bu hesabın her takım için cezası, cezalısı var, sakatlığı var, havaya girmiş olması var, havayı kaybetmiş olması var, var oğlu var…

Sonuç olarak varsın şu fikstür kötü olsun; ama Adanaspor’umuz iyi olsun, sezon boyunca iyi olsun. Kötüyü iyiye çevirmeyi biliriz biz…

Yazar: Editor
2008-07-21 20:54:46

Yeni sezonda Süper Ligi hedefleyen Adanaspor rakiplerini presle boğmayı planlıyor. Son yapılan idmanlarda Teknik direktör Hüsnü Özkara oyuncularına sürekli olarak prese dayalı çalışmalar yaptırırken çok koşan ve mücadele eden bir takım oluşturmayı planlıyor.

http://ul.gcg.gen.tr/x/8d079f5.jpg

Özkara oyuncuları ile yakından ilgilendi

Bugün yapılan antrenmanda futbolcularına yapması gerekenleri bizzat anlatan ve uygulayan deneyimli teknik adam takımın gidiş hattından son derece memnun. Ayak bileğinde sakatlığı bulunan Halit bugünde idmana çıkmazken hafif sakatlıkları bulunan Oğuzhan, Ali Kafadar ve Habip çalışmayı düz koşu ile tamamladılar.

Kartepe'de hava düzeldi

Adanaspor'un kamp yaptığı Kartepe'de ise hava mevsim normalleri düzeyine geldi. İlk günlerde yağmur ve sis yüzünden zorlanan turuncu beyazlılar havanın düzelmesi ile tam kapasite ile çalışmaya başladı.

Yabancılar kampın neşe kaynağı oldu

Adanaspor'un kampında bulunan 3 siyahi oyuncu Mbilla, Joseph ve Kibon kampın neşe kaynakları oldular. Türkçe öğrenmeye de başlayan siyahi futbolculardan Mbilla sempatik tavırları ile diğer futbolcuların sevgisini kazandı. Türkçe şarkı da öğrenen genç futbolcu her idman sonrasında '' Lorke'' türküsünü söyleyerek futbolcularla halay çekiyor.

Yazar: Editor
2008-07-19 17:42:30

“2008–2009 Futbol Sezonu’na şampiyonluk parolasıyla giren Mersinidmanyurdu, Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen’in Dış Ticaret Müsteşarlığı’ndaki toplantı salonunda gerçekleştirilen imza töreninde her iki futbolcuyla da bir yılı opsiyonlu iki yıllık sözleşme imzaladı.”

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/ee4fadf.jpg

 

Haber sitelerinin birinden aldık bu yazıyı ve fotoğrafı. Hani demiştik ya bu içerikteki önceki yazıların birinde, anlatmak istediğimiz buydu, diye… Alın size futbol-siyaset işbirlikçiliğinden son perde.

Altan’ın adı uzun süre Adanaspor’la anıldı. Birçok Adanasporlu gibi biz de Altan’ı takımımızda görmek istiyorduk. Görüşüldü, anlaşılamadı. Olağan bir durumdur. Sonrasında Altan’ın Mersin’e transferi de gayet olağan. Ama işte siyasetçinin elinde bir camia olarak böyle oyuncak olmak ( ilk değil, son kurbandır Mersin. Siyasetçiler gidecek ama bu işbirlikçilik unutulmayacak, günü kurtarma taktikleri yıllarca taşınacak koca bir yük olacak…)… Bu da mı olağan… Aslında olağanlaştı. Beklentiler bu yönde, yani “bir bakan vs. işe el atsın da işimiz yoluna girsin…”

(Herkes bu noktada kendince “ben kazandım” diyordur; siyasetçi, futbolcu, yönetici, taraftar… Ula kim kaybetti o zaman? Diğer takımlar mı? Yoksa kaybedeni olmayan bir sirk gösterisi midir bu?)

Hal böyleyken kim eşitlikten, haktan, hukuktan bahsedebilir bu ülkede. Bir bakan hangi hissiyatla futbolun içine kendi makamından balıklama dalar? Yanıtı belli olan soruları sormak komik oluyor değil mi! Akp adaleti, demokrasisi, özgürlüğü böyle bir şey olsa gerek…Nasıl bir devrandır bu bre!!! ( Yanlış anlaşılmaya, Altan elden kaçtı diye feryat etmiyoruz. Böyle gelecekse hiç gelmesin bize Altan veya bir başka topçu.)

Sözümüz Altan’a veya Zafer’e değil hakikatte, sözümüz bu çarkıfeleğe ve bunu sineye çekebilmeye… (Adanaspor’a hala Uzanlar döneminden laf sokmaya çalışanlar şöyle etrafa bir bakıp da yeni bir ‘tariz’de bulunsalar fena mı olur! Hani o hikâyede olduğu gibi: İlk taşı en masum olanınız atsın…)

Bu devran böyle gelmiş böyle de gidecek. Bizler de yazdıklarımızla kalacağız. Ta ki sonuçları da değiştirecek olan “koşulların” değişmesine kadar!!! O kadar!!!

Yazar: Editor
2008-07-18 13:45:05

Eski Kaptanlar

Burada eski kaptanlar Yılmaz ve Cem için çok şey yazdık. Ve hep iyi şeylerden bahsettik. Şimdi bu iki kaptan “eski kaptanlar” oldu. Onlar için yazdığımız şimdi buharlaşmış değildir. İşte bu anlamda futbolda “dün” vardır. Çünkü hem Yılmaz’ın hem de Cem’in bizce özellikle Cem’in iki şampiyonlukta çok önemli katkıları olmuştur. İnkâr etmek bunları, yarım ağızla konuşmak kuru bir nankörlüktür. Bu iki önemli topçu önümüzdeki sezon takımda yok. İnanıyoruz ki Adanaspor’daki başarıyı yeni kulüplerinde de sağlayacaklardır. Yolları açık olsun.

http://ul.gcg.gen.tr/x/a7d3154.jpg

Yeni Kaptan

Takımın yeni kaptanı Fuat. Ona “Toros Canavarı” ( 5 Ocak Canavarı) demiştik. Hatırlarsınız, onun için de yazılar yazmıştık. Fuat, nitelik ve nicelik olarak iki şampiyonlukta en çok payı olan (şimdiki kadro itibariyle) tek futbolcudur( yanılıyorsak affedin). Sakatlıklar ve cezalar hariç 3. Ligin, 2 B’nin ve yükselme grubunun hemen hemen tüm maçlarında forma giydi. Çoğunda da başarılıydı ki o da taraftarın sevgilisi olmuştu (hani hep öyle denir ya…). Ama hakikaten Fuat geçen iki sezonda taraftarın en çok sevdiği futbolculardan biri olmuştur. (Tabi bu saptama, tanık olduğumuz kadarıyladır.)

Sonuç olarak yeni kaptanın Fuat olması son derece doğru bir karardır. Fuat bu sorumluluğu taşıyabilecek güçte bir futbolcudur. Bu yeni sorumluluk onun direnen futbolunu çok daha üst düzeye çıkaracaktır. Dileğimiz Fuat’ın 3. bir şampiyonluğu “top oynayarak” bu sefer kaptanlık bandıyla görüp (belki de ülkemizde) üç ayrı ligde peş peşe şampiyonluk yaşayan tek futbolcu olma unvanını kazanmasıdır.

Yazar: Editor
2008-07-07 14:31:43
http://ul.gcg.gen.tr/x/ca13b79.jpg
Yazar: Editor
2008-07-02 19:22:52

Adanaspor kulüp başkanı Bayram Akgül /2 Temmuz 2008 Çarşamba/ 18:00/ NTVspor'da.

http://ul.gcg.gen.tr/x/991a05e.jpg
Adanaspor Başkanı Bayram Akgül NTVspor Genel Yayın Yönetmeni Ercan Taner ile Adanaspor'un 3.ligden bugüne gelişine ve Adanaspor'un hedeflerine, genel futbol hallerine dair bir söyleşi yaptı. Bu söyleşide konuşulanları sizlerle paylaşalım: Öncelikle Bayram Başkan lisans anlaşmalarının yapıldığını atkı, forma gibi ürünlerin satılabilmesi için "ürün satış mağazası" açılacağını resmen belirtti. Kalıcı gelir için otopark, benzin istasyonu gibi çözümler olabileceğini ancak en iyi kalıcı gelirin alt yapıdan futbolcu yetiştirmek olduğunu vurguladı. Kulübe ek gelir için henüz bir göğüs reklâmı teklifi gelmediğini ayrıca ekledi. Devam eden konuşmada Futbolcu rakamlarının 950 bin ytl gibi bir noktaya yükseldiğini, bunun için bu anlamda üst düzeyde bir transfer olmayacağını, var olan kadroyu koruyacaklarını, alınan 5 yeni oyuncunun üzerine genç, bütçeye uygun transferler yapılacağını da söyledi. Alt yapıdan bazı oyuncuların A takıma alındığını, iki yabancı oyuncunun alınacağını, Hüsnü Özkara'nın takımı tanıdığını, hocanın 2B'nin üzerinde bir takım kurulmuş olduğunu belirttiğini ve hazır olan kadroyu koyup bunun üzerine bir şeyler yapılacağını da ilave etti. Gelen sorular üzerine takımın hiçbir borcu olmadığının, sigorta primlerinin ve vergilerin günü gününe yatırıldığının, vaat edilen primlerin zamanında ödendiğinin, bu anlamda da takımda ayrı bir huzur olduğunun ve de çek, senetle uğraşmadan parasal iletişimin güvene dayalı bir anlayışla yürütüldüğünün ve bu noktada da hiçbir sorun yaşanmadığının altını çizdi.
http://ul.gcg.gen.tr/x/aa119b8.jpg
"Bir gün takımı devrederseniz..." gibi bir soruya kesin olarak böyle bir şeyin olmayacağını belirterek cevap verdi. Yine bir soru üzerine belediye yardımının Anadolu ortalamasının çok altında kaldığını, toplam bütçenin ancak yüzde onu kadar olduğunu söyledi. Ayrıca, Bayram Akgül en büyük güvencenin ve destekçinin Adanaspor taraftarı olduğunu dile getirdi. Son olarak hedefin mutlak şampiyonluk olduğunu, bu anlamda Türkiye'de bir ilke (dünyada ikinci) imza atmayı hedeflediklerini vurguladı. Bizi de bu haberlerle ayrıca mutlu etti.
Konuşmalar aşağı yukarı bu çerçevedeydi. Son tahlil olarak, kurumsallaşan Adanaspor'a futbol ve NTV çevresinde ayrı bir ilginin olduğunu keyifle belirtelim.
Yazar: Editor
2008-06-30 16:18:28
http://ul.gcg.gen.tr/x/828ce88.jpg
 

Not: Daha önce buna benzer bir fotoyu ana sayfada yayımlamıştık; aynısı değildir, bunun bir sonraki enstantanesidir o zamanki fotoğraf.

 
Yazar: Editor
2008-06-26 21:00:42

Artvin’in Hopa ilçesine bağlı Yeşilköy (Lazca: Pançol) Köyü'nde, 7 Kasım 1971 tarihinde doğmuşsa da nüfusa geç kaydedildiğinden dolayı resmi doğum tarihi 10 Mayıs 1972'dir. Müziğe ortaokul birinci sınıfta mandolin çalarak başlamış, çocukluğu, "üstadım" dediği, "Kemençeci Yaşar" lakabı ile tanınan Yaşar Turna’nın yanında türkü dinleyerek geçmiştir. İstanbul’a üniversite eğitimi için geldikten sonra müzikle yoğun olarak uğraşmaya başlamışsa da İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden siyasi nedenlerle ayrılmıştır. 1992 yılında profesyonel müzik hayatına atılmıştır. 2004'ün sonlarında sanatçıya akciğer kanseri teşhisi konmuş ve kanser tedavisi görmeye başlamıştır. 25 Haziran 2005’te, 34 yaşında, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirmiştir.

Kazım Koyuncu'yu dinlemek suyu yudum yudum, pınarın gözünden içmek gibidir. Hala da öyledir. Kim demiş Kazım Koyuncu öldü diye...

http://ul.gcg.gen.tr/x/831bb3d.jpg

 

"Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya." Kazım Koyuncu

 

Yazar: Editor
2008-06-26 19:53:27

Şampiyon olarak Bank Asya 1.ligine yükselen Adanaspor’da yeni sezon öncesinde kombine bilet fiyatları da belli oldu. Turuncu Beyazlı taraftarların haftalardır merak ettiği kombine bilet konusu çözüme kavuşurken, biletlere yoğun ilgi olması bekleniyor.
Buna göre bilet fiyatları da şöyle oluştu:

Protokol: 2 Bin Ytl ( 2 Milyar)

Kapalı Üst: Bin ytl (1 Milyar)

Kapalı Alt: 750 Ytl (750 Milyon)

Akgül: “ Taraftarımız bilet alarak maça girmeli!’’

Adanaspor kulübü başkanı Bayram Akgül  kombine biletlere taraftarların ilgi göstereceğini ve başkan olduğu günden bu yana  her taraftarın maça bilet alarak girmesi fikrini bu sezon daha da yaygınlaştırmak istediklerini söyledi. Gerçek taraftarın maça bilet alarak takımına maddi katkı koyması gerektiğini söyleyen Akgül “Kulüplerin en önemli gelir kaynaklarından biride maç hâsılatlarıdır. Göreve geldiğim günden bu yana her  taraftarın öncelikli görevinin maça bilet alarak girmek olduğunu söylemiştim. Adanaspor taraftarı bu sezonda süper ligi hedefliyorsa elinden geldiği kadar takımına katkı koymalıdır.’’ dedi.

Yazar: Editor
2008-06-19 18:17:09

Adanaspor yarın bir gün transferi tamamlayacak ve süper lig yoluna çıkacak. Hep birlikte çıkacağız. Bu aşamada yönetimin üzerine düşeni layığıyla yapacağına inancımız tam. Yapılanlar, bu düşüncemizin referansıdır.

 http://ul.gcg.gen.tr/x/4547dff.jpg

Daha önce bir yazımızda, 2B’maçlarından önce, Adanaspor’un o ligdeki 50 takımın, tarihsel vs. birçok anlamda, en iyisi olduğunu belirtmiş ve bir ateş almaya geldik, der gibi bir üst lige çıkacağımızı iddia etmiştik. Ve Adanaspor 50 takımın lideri olarak şampiyon oldu. Şimdi, “ben demiştimcilik” yapmayacağız veya “nasıl şampiyon olduk ama…”yı tekrar etmeyeceğiz. Bunları hatırlatmamızın amacı yazıyı bir sonraki paragrafa bağlamaktır. Ve de kendimizden alıntı yaparak inancımıza bağlı iddiamızın yeni ligde de devam ettiğini ifade etmektir.

http://ul.gcg.gen.tr/x/fac4bb3.jpg

Evet, Adanaspor 1.ligde de başa oynayan bir takım yaratacaktır. Bu, tarihsel bir sorumluluktur. “Bayram Başkan güçlü bir takım kurmak zorundadır.” gibi bir ima değil bu. Bayram Akgül mutlaka iyi bir şey yapacak gücü oranında, bu yukarıda belirttik. Tarihsel sorumluluk dediğimiz Adanaspor’un kendisinden, adından, gölgesinin heybetinden, (şimdilik süper lig hariç) oynadığı her ligin doğal favorisi olmasından (bunu da daha önce belirtmiştik), Adanasporluluktan kaynaklanan olağan bir durumun gerçekliğine dair bir saptamadır.

http://ul.gcg.gen.tr/x/d4d4031.jpg

Rakipler boş durmuyordur, herkes şampiyonluk kadrosunun peşindedir ve yine herkes lige şampiyonluk parolasıyla başlayacaktır. Ama hiçbirinin adı Adanaspor değildir. Yanlış anlaşılmaya; bir büyüklenme, rakipleri önemsememe, onları incitme sözleri filan değil bunlar. 1.lig takımlarının tamamına baktığımızda; tarihsel başarılar, istatistikler, şampiyonluğu kovalayabilme dirayeti, futbola dair diğer etmenler Adanaspor’u adeta bir “mecburiyetle” favoriler arsına yerleştirmektedir.

http://ul.gcg.gen.tr/x/f7936a8.jpg

Eh, bize düşen de bunun gereğini hem takım hem de taraftar olarak yapmaktır. Şampiyon oluruz veya olmayız, bu ayrı bir tartışma, ama aslolan, Adanasporlu olmanın yükünü çekebilmektir…

Yazar: Editor
2008-06-18 14:03:32
http://ul.gcg.gen.tr/x/7f1da4e.jpg
Yazar: Editor
2008-06-16 17:54:04
che
http://ul.gcg.gen.tr/x/f78028e.jpg
Yazar: Editor
2008-06-08 22:01:53
http://ul.gcg.gen.tr/x/51d77b4.jpg
Yazar: Editor
2008-06-05 21:11:33
http://ul.gcg.gen.tr/x/43285a8.jpg

Hikâye şöyledir:

Köyün birinde bir kuyu varmış ahalinin pek de haberdar olamadığı. Günlerden bir gün köylünün teki bu gizli-gizemli kuyudan su içer. O günden sonra adamımızın davranışları, konuşması, düşünceleri, huyu suyu değişir. Bu değişik hali, kendinden artık bir hayli farklı olan bu adamın vaziyetine tanık olan köylü, ona diyecek bir şey bulamaz ve onu köyün delisi ilan eder.

Gel zaman git zaman o muamma kuyudan bir kişi daha su içer. Köyde eder mi iki deli… Efendim, lafı uzatmayalım gün gelir köyün yarısı o kuyudan su içmiş olur. Hadi bakalım verin cevabı: Hangi yarı köyün delileri hanesine yazılacaktır; kimler akıllıdır, kimler değildir?

Ve derken mevzuu bahis kuyudan su içmeyen bir tek kişi kalır, o da köyün delisi ilan edilir…

Kıssamız budur, herkes kendi hissesini çıkarsın gayri...

 

 

 

Yazar: Editor
2008-05-23 13:00:45

Bu yazımızı 2 Mart 2007 tarihinde adanaspor.org’da yayımlamıştık. Şimdi yine yayımlıyoruz burada. Hep yayımlayacağız. Hıncal Uluç bir cevap verene veya Adanaspor Camiasından özür dileyene kadar

"Hıncal Uluç’a Bir Cevaptır"

Bu da nerden çıktı?’’diyeceksiniz şimdi haklı olarak. Açıklayayım efendim:
Konu,2005–2006 futbol sezonunun başından, NTV’de yayınlanan ‘’90 Dakika’’adlı programdan Mehmet Demirkol’un ilk haftaları henüz. Programın hemen başında yorumcu Mehmet Demirkol gayet insani ve futbolun içinde pek şık duran bir ‘‘adam’’hassasiyetiyle ‘‘Adanaspor gibi bir takımın artık liglerde olmamasından duyduğu üzüntüyü’’dile getirecek ve konuyu muhtemelen ülke futbolunun içinde bulunduğu duruma bağlayacakken futbolun ve bilumum konuların ıvır zıvır profesörü(!) Hıncal Uluç lafı Mehmet Demirkol’un ağzına tıkayıverdi. Hazret her zamanki abartılı ve içi boş üslübuyla; bunun bir anlamda iyi olduğunu, şehrin iki takımı artık taşıyamadığını, zaten Adanademirspor’un Adana’nın daha eski takımı olduğunu, taraftarların tek takımda birleşeceğini geveledi. Bu çerçevede birkaç laf etti sonuçta. Son derece önemsiz gördüğü bu konuyu da kapatıverdi. Kendi futbol dünyasının iki buçuk takımlı ligine döndü; çünkü Galatasaray’ının iki faulünün, bir sarı kartının, verilmeyen gölünün peşindeydi zat-ı muhterem.

Oysa onca programda arz-ı endam edip sanattan, duyarlılıktan, estetikten insaniyetten, bilmem neyden bahseden Hıncal Uluç, o sıralarda artık tarih olan Adanaspor’un adını duyunca bile gözleri dolan taraftarının duygularını anlamaktan veya anlamaya çalışmaktan çok uzaktı.Öyle ya, ona göre Galatasaray dışındaki tüm takımlar ‘‘Çatladıkapıspor’’du. Hele artık kapanmış bir kulüp hatırşinas bir insanın(Mehmet Demirkol)anmasına bile değmezdi. Çünkü Hıncal Uluç kazananın yanındadır; adaletten, hukuktan, özgürlükten filan bahseder ya o güçlüden yanadır; bakmayın öyle konuştuğuna. Onun dünyasında(yarı entelektüelimsi lümpen burjuva dünyasında) gemileri fırtınalarda kalmaya pek tahammül edemez, güvenli bir liman hep olur, güçsüze omuz vermeye gelemez. Bindiği gemi batacak olursa da farelerden önce terk eder orayı. Marjinal gibi durur; ama sistemin ortasındadır. Muhalifçe davranır ne var ki iktidarın kucağındadır. Uygar ilerici numarası yapar; fakat muhafazakâr bir fikriyatın iskele babasıdır.

Bu sözleri aslında fazlasıyla hak eden Hıncal Uluç’un, o duyarsızlığını, küçük gören tavrını hiçbir zaman hak etmeyen Adanaspor kendi külünden doğarak o ‘‘yüzeysel’’tahmini yorumcunun kendi zırvalar çöplüğüne iade etmiştir.Adana’nın bir de Adanaspor’u vardır. Adana’nın ikinci takımı değildir, takımlarından biridir ’’Olmasa da olur’’ buyurmasının muhatabı asla değildir.
‘‘Belki şimdi biz biraz kederliyiz’’; ama elimizde bayraklarla, boynumuzda atkılarla, marşlarla yine bu şehirdeyiz. Bu uzun yolculuğa bizim yüreğimiz yeter. ’’Dostum’’ dediği Cem Uzan’a vaktiyle, ‘‘İstanbulspor’u bırak Adanaspor’u şampiyon yapmaya bak; çünkü orada bu potansiyel var.’’ gibi bir öneride bulunan Hıncal Uluç, yukarıda da bahsettiğimiz o güçlüden yana olma, iyi gün dostu olma psikolojisiyle bunları unutmuştur; NTV’deki o lafları da.

AMA BİZ UNUTMADIK” ...CEVAPTIR

Yazar: Editor
2008-05-22 18:21:55

Anadolu futbolunun en önemli isimlerinden biri de Eskişehirspordur. Es-Es'lerin mazideki başarısı tartışılmaz bile. tribünleriyle de renkli bir kulüp olmuştur Eskişehirspor. Ankaraspor, Oftaş, İstanbul Belediye gibi takımlar yerine süper ligde Eskişehir'in, Altay'ın, Karşıyaka'nın, Adana takımlarının... yani bir tribün ve kulüp kültürü ve geçmişi olan takımların mücadele etmesi gerektiğini daha önce de belirtmiştik. (Üstelik bu dediğimiz, futbolu pazarlayanların kesesi açısından da mantıklı olandır) Ne ki futbolun cangılında hiçbir şey bizim temennilerimiz doğrultusunda seyretmiyor. Seyretmeyecek de. Güzelim takımlar alt liglerde çırpınıp duracak, ötesinin kaderini siyaset tayin edecektir. Etmektedir de...

http://ul.gcg.gen.tr/x/1fe10e3.jpg

Evet, Es-Es artık süper ligde. Hakikaten sevindik. Ama işte siyasetin futbolun kaderine bir şekilde müdahale etmesi neticesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin, yani hepimizin maliye bakanının, Kemal Unakıtan'ın ve de partisinin gölgesi sevgili Eskişehirspor'un üzerine vurmuş, hatta fena halde çökmüştür (Buna diğer şampiyon Antalyaspor'u da ekleyebiliriz. Kamuoyunda direkt Akp takımları olarak anılanları saymıyoruz bile...) Bu noktada elbette suçlanamayacak bir kesim varsa, o da Eskişehirspor taraftarıdır. Suçlu arıyorsak o da siyasetçilerin bizatihi kendisidir. Fakat siyasetçilerin çevirdiği bu tekere çomak sokacak gücümüz yok, öyle gelmiş ve de böyle de gidecek...

 

Yazar: Editor
2008-05-17 22:29:25
http://ul.gcg.gen.tr/x/cad9031.jpg
Yazar: Editor
2008-05-05 22:44:17

cebimizde

kızıl sapanlar

http://ul.gcg.gen.tr/x/ddacbed.jpg

adana’da, asri sinema sokağında çocuklar
tek tek ezberlerlerdi afişleri

"renkli
sinemaskop
türkçe"

yetmişli yılların
kimi sansürsüz filmlerinin fettan kadınları
düş olurdu
çocukluk gecelerine
o zamanlar sevilmezdi erol taş

-yokmuş gibi şu hayatta başka kötü adam-
hulusi kentmen ise babacan
hayalleri hikayeleri
kahramanları siyahbeyaz

-kavgada yok kalleşlik
esas oğlan dediğin mert olur
aşk desen mevzuyu bozan bir kadın-

gün turuncuya dönene kadar onlar
o hayat senin bu hayal benim
filmciler sokağında önünde afişlerin

-derken/gün yorgun biterken-
yılmaz güney hüznü bakışlar
eve şarlo dönüşler
misketler ceplerinde
kayışlarında kızıl sapanlar

o sokağın sonunda
bir film afişidir aslında

turuncudan akşamlar

Yazar: Editor
2008-05-04 17:57:24

ADANA TURUNCUDUR

http://ul.gcg.gen.tr/x/18f3106.jpg

ADANASPOR ZORLU MAÇTA RAKİBİNİ KAPTAN YILMAZ’IN MÜTHİŞ FRİKİĞİYLE 1–0 YENDİ…

EN ZOR ZAMANINDA KAZANMAYI BİLEN ADANASPOR'UMUZ ŞAMPİYONLUKTA YENİDEN İDDİALI KONUMA GELDİ… ŞİMDİ ÖNÜMÜZDEKİ HAFTAYI BEKLİYORUZ.

BİZ NOKTAYI KOYMADAN CÜMLE BİTMEZ…

ADANA TURUNCUDUR…

Yazar: Editor
2008-04-29 21:07:24

Binlerce insan, nereden geldikleri bilinmez, isimleri belli değil. Sürgün mü yaşayacaklar, taş mı taşıyacaklar, duvar mı örecekler, bir makineye kol mu olacaklar, belli değil. Tahsil mi? Belli değil...

Binlerce binlerce insan, isimlerini hallerini bilemem. Resim de yapanı var, şiir yazanı, saz çalanı da... Dünyanın en güzel hikâyelerini anlatanı da, kamerasıyla ömrümüzün kaydını tutanı da. Bu topraklarda çanak çömlek, halı kilim için belki malzeme pek yok. Ama sanat için malzeme çok. Sanatın malzemesi insandır çünkü.

Binlerce binlerce insan, bir zaman sonra nerede olacaklar? Kim bilir! Ama şimdilik çukur bir ovadalar.(H.A.)

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/5baf2b6.jpg

 

Yazar: Editor
2008-04-27 17:40:54
http://ul.gcg.gen.tr/x/a42b502.jpg

Adanaspor bugün sahadan yine kayıpla ayrıldı ve umduğumuz 3 puanı alamadı. Maça adeta yenik başlayan Adanasporumuz 15. dakikada Emre ile beraberliği yakalasa da galibiyet golünü bulamadı ve şampiyonluk iddiasından biraz daha uzaklaştı. 65. dakikadan itibaren – Fuat’ın kırmızı kart görmesiyle – 10 kişi kalan takımımız bir puanla yetinmek zorunda kaldı. Ne diyelim…3 maç daha var ve de devamı var…Artık bunlara bakacağız.

Yazar: Editor
2008-04-24 20:54:55

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/67f6d2e.jpg

Gemicinin denizdeki karanlıkta belki tek dostudur deniz fenerleri. Onu zordan kurtarır. Yol açar denizciye. İşini kolaylar. Kendini güvende hissetmesini sağlar onun. Seyahatin selametle seyretmesine yardım eder. Bu manada Adanaspor ve taraftarı birbirine deniz feneri ve gemi ilgisiyle bağlanmıştır.

http://ul.gcg.gen.tr/x/b38028f.jpg
http://ul.gcg.gen.tr/x/00509e3.jpg

Bir turuncu gemiyse Adanaspor, taraftarı onun bu zorlu puslu yolda en büyük ve tek desteğidir. Adanaspor taraftarı eğer bir gemiyse, Adanaspor'un kendisi taraftar için şu futbol âlemindeki biricik dosttur, hayat bağıdır, yola çıkma nedenidir... Şimdi bin bir ayak oyununun döndüğü şu dakikada bu bağ çok daha güçlü olmalıdır.

http://ul.gcg.gen.tr/x/27cde69.jpg

 

Yazar: Editor
2008-04-23 00:01:21
http://ul.gcg.gen.tr/x/4864120.jpg
Yazar: Editor
2008-04-14 19:21:00
http://ul.gcg.gen.tr/x/902b294.jpg

Son dönemin en önemli şairlerindendir Hakan Savlı. Zarif duyarlıkların şairi… Olağan insan hallerindeki kederi, hiç keder demeden anlatabilen şair… Kelime oyunlarıyla okurun kafasını bulandırmayan şair… Yarattığı şiir aleminin insanlarıyla bütünleşen ve hatta onları okurunun dünyasına da nüfuz ettiren şair. Bakın bir diğer usta oyun yazarı Mehmet Baydur onun için ne demiş: Sert ama incelikli yaklaşım hayata ve ölüme. İnsana insan olduğunu haber veren bir şiir Hakan Savlı’nın şiiri. Kim bilir, belki şiirin asıl işlevi budur. Ülkü Tamer‘den bir alıntıyla devam edelim: Hakan Savlı’nın önceki yapıtlarını kaçırdığıma üzüldüm. Oturmuş, kendi sesini bulmuş, yalınlığa ulaşmış bir şair Savlı… Ve yine Mehmet Baydur’la bitirelim: (okuyun) …birinci sınıf bir şairle karşılaşacaksınız. Az şey değildir bu. Arkasında, yazdığı şiir dışında hiçbir güç olmayan bir şairle tanışmak….

Yazar: Editor
2008-04-10 15:07:51
http://ul.gcg.gen.tr/x/e5eded3.jpg

Bir futbol maçının ortalama süresiyle sinema filminin ortalama süresi hemen hemen aynıdır. Her ikisi de hayatın bin bir halini içerir bu 90 dakika içinde: aşk (ki, taraftarı olduğunuz takıma duyduğunuz aşktır bu futbolda…), acı, korku, sevinç, ayrılık, kavuşma, bekleme, endişe… Siz sayın devamını... Hepsi ama hepsi ortak bir biçimde yaşanır bu zaman zarfında:) ve insanlar sonrasında bu sürenin yarattığı etkilerle dönerler evlerine. Sonra o hafta veya seans unutulur, yeni bir maceraya ve heyecana yol alınır… Bu iki şenlik birbirine benzesin, ama yeter ki “bi film çevrilmesin” :))

http://ul.gcg.gen.tr/x/c18961b.jpg
Yazar: Editor
2008-04-02 21:40:57
http://ul.gcg.gen.tr/x/26c7cc8.jpg
http://ul.gcg.gen.tr/x/f59569e.jpg
Yazar: Editor
2008-03-31 20:33:00
http://ul.gcg.gen.tr/x/ec16068.jpg

30 Mart Pazar 2008 tarihinde oynanan maç, sonuçtan çok bizi kazanma azmi açısından sevindirmiştir. Özellikle 1-1’den sonra bir hazin yılgınlığa kapılan seyircinin tersine Adanaspor futbolcusu vazgeçmeyip 3 puan için savaşmıştır. Cem, klâsına yakışan bir gol atarak ne kadar değerli ve önemli olduğunu kanıtlamıştır, tüm futbolcularımız bu güzel galibiyetin birer parçası olmuştur, onlara, lig sonundaki durum ne olursa olsun, desteğimiz ve sevgimiz devam edecektir… Ey seyirci, çorbada tuzu olmayanın kaşıkta gözü olmaz. Yani, sezon sonundaki şampiyonluk şenliğine keyifle katılmak istiyorsan takımın gayretine gücün oranınca destek ver. Yanı başındaki Adanaspor taraftarını örnek almanın ve bu manada bir dönüşümün vakti gelmedi mi, bir düşün. Bu, tribün şenliğine bir davettir.

Yazar: Editor
2008-03-24 21:38:02
http://ul.gcg.gen.tr/x/c7c8f2c.jpg
Yazar: Editor
2008-03-21 23:22:45
http://ul.gcg.gen.tr/x/e3cf49d.jpg

İstanbul’da bir Adanasporlu, hoş geldiniz diyor bizimkilere: “Heyecanlandırdınız beni. Ne güzel günlerdi onlar. Miliçleri, Timuçinleri, Boraları, Özerleri, Velkoviçleri, Reşitleri izleyerek sevdalandık bu takıma. Demek Gaziosmanpaşa ile oynuyoruz! Helal olsun size gençler. Yollara düştünüz ya bu aşkla. Helal olsun.” Duygulanıyor, İstanbul caddelerinde Adanaspor atkılı gençleri görünce. Giderken ‘gözümde tütüyor Adana’ diyor. “Bir şehir ve bir takım Allahına kadar ancak böyle sevilir.” diyor. Bilinmez ya, kalabalıkta kaybolurken belki ayrılığa dair bir kederli şarkı mırıldanıyor. Ve İstanbul’a, Adana’nın ince, efkarlı yağmurları yağıyor.

Yazar: Editor
2008-03-13 22:28:52
http://ul.gcg.gen.tr/x/b30475d.gif

Futbolu kendinden daha karmaşık bir biçimde ve kendi dışındaki hallerle anlamaya, açıklamaya, yaşamaya, yönetmeye veya uygulamaya çalışmak ortaya sadece içindeki her bir bireyi nesneleşmiş bir “şey” çıkaracaktır. Bu spor, özellikle siyasetçiler ve bezirganlar bulaştıkça kuruğunu yutan yılan olup çıkacaktır.

Yazar: Editor
2008-03-11 00:14:25

Sus Seyret

Şu hayatın hiçbir olumsuzluğuna tepki göstermeyen, ezik, sömürülmüş, hep kaybetmiş vatandaş kendi takımının futbolcusuna küfür etme gafletinde bulunabiliyor, hem de takım galipken ve maçın uzatmaları oynanıyorken… Enteresan bir “seyirci” psikolojisi! Neyse! Bu eleştiri tribünlerdeki pırtık seslere. Bundan mustarip olmayan takım ülkemizde yok gibi. Belki futbolun tribündeki ruh hali budur da biz o kadarını fark edemiyoruz ve belki futbol dünyada belli bir grup tarafından böyle yaşanıyor ve seyrediliyor. Üzerine takım forması geçirmiş biri, tribünden bağırıyor sahaya: O formanın hakkını ver. Ki takım üç gol atmış, bir ton gol kaçırmış, rakibi sahadan adeta silmiş, yani seyir zevki vermiş. Ne yani, diyoruz içimizden, her atak mı gol alacak bre! Sonuç itibariyle kimse keyfince bağırıp takımın ve has taraftarın moralini bozmasın, yani önce tribündeki o formanın hakkını versin. Henüz bir buçuk yıllık bir takım geldiği bu nokta itibariyle formanın hakkını ziyadesiyle vermiştir, vermektedir. Gerçek taraftar, susma, takımına yönelen bu saçma sapan protestoları sustur!!! Not: Bu fotodakilerin yazıdaki eleştiriyle bir ilgisi yoktur :))

http://ul.gcg.gen.tr/x/06fb19e.jpg
Yazar: Editor
2008-03-03 22:47:01

 http://ul.gcg.gen.tr/x/d838a87.jpg

 http://ul.gcg.gen.tr/x/f292fba.jpg

 http://ul.gcg.gen.tr/x/d838a87.jpg

Yazar: Editor
2008-03-02 19:06:39
http://ul.gcg.gen.tr/x/6f03b9e.jpg

Adanaspor, Demirspor’a 1–0 yenildi. Evet, maçın özeti ve analizi budur! Bu hafta sadece tribün fotoğrafları… Foto-Yorum’da. Şimdi bir Erzurumspor maçı var, hazırlıklar ona… Sadece 7. hafta bitti. Önümüzde 11 maç var. Yıkılmadık yahu…

Yazar: Editor
2008-02-28 22:14:36

Bu Pazar

http://ul.gcg.gen.tr/x/76fb546.jpg

Bu pazar yine önemli bir maç var. En az önceki maçlar kadar önemli. Karabük maçından bir farkı yok… Bana kalırsa E.Şeker maçı bundan daha önemliydi. Oradan gelecek üç puan üst tarafta kısmen de olsa rahatlatacaktı bizi. Hatta o rüzgârla Çanakkale maçı da farklı olurdu. Falan filan… Lafın özü: Zor bir maç oynayacağız bundan sonraki her maçın zorluk derecesinde. Galibiyete çok sevineceğim, bir Gazi, bir Mersin maçı kadar. Üzüleceğim elbette mağlubiyete, ama bir Şeker maçının mağlubiyeti kadar değil. Onca yolu gidip puansız dönmek o zemherinin kışında kanıma dokundu yahu, canım yandı: )) Evet, bildiğiniz gibi maçın önemi aslında Anadolu’nun en büyük derbisi olmasından kaynaklanıyor. Onlarca kez tanık olduk Adana’da böyle maçlara. Adanaspor’umuz bu maçlarda futbola dair tüm duyguları yaşattı bize. Ve dileriz bu derbi Adana’da hiç eksik olmaz. Her bir ayrıntısının kendine özgü bir lezzeti var çünkü. Fakat hiçbir duygu bu maçları bir futbol karşılaşması olmaktan öteye taşımıyor. Tarafların onlarca maçından biri… Lafı getirmeye çalıştığım yere çivileme dalayım da ana fikre noktayı koyayım. Hayır, bir kardeşlik, dostluk vs mesajı değil bu, tersi de, yani ortamı germe yazısı hiç değil.

Ülkenin gündemi bazı basiretsizler yüzünden zaten allak bullak. Durup dururken olmasa da sorumsuzca, ülke kendi içinde bambaşka bir ayrımcılığa itiliyor. Enerjisini bu halkın mutluluğu, refahı, huzuru için kullanmakla bir şekilde yükümlü olan insanlar, var olan güçlerini ne yazık ki, ortalığı karıştırmak için kullanıyor. Hal böyleyken, bir futbol maçına hak ettiğinden fazla zaman ayırıp orada da bir enerji tüketmek, bu ülkeye yapılacak bir başka haksızlıktır… Mesaj budur!

http://ul.gcg.gen.tr/x/63d37ad.jpg

Peki, sonuç ne mi olur? Her maç için arzuladığımı, hissettiğimi, umduğumu söyleyeceğim: Adanaspor’umuz bu maçı söke söke alır! Ha, olmadı mı? Kıyamet mi kopar canım, lig devam ediyor…

Yazar: Editor
2008-02-24 22:42:31
TFF

Federasyonun Yeni Başkanı

http://ul.gcg.gen.tr/x/1bf50b1.jpg

AKP sonunda futbol federasyonunu da ele geçirdi. Her yeri kuşatmanın nasıl bir hazzı var acaba o cenahta, ne tür bir hesaplaşma? Kim bilir? Dünya saltanatını reddettiğini ima eden zihniyetin böylesi bir saltanat bina etme çabasında olması ayrı bir çelişkidir ya, neyse aklımızın ermeyeceği mevzulara dalmanın da bir gereği yok…237 delegenin 231'i oy kullanmış ve bu oyların 222 âdetini AKP’nin başkanının has arkadaşlarından biri almış. 8 oy boş çıkmış ve bir oy geçersiz sayılmış. Helal olsun size. Neyse efendim, kimin nesi türlü hesapların döndüğü bu müessesenin başına geçerse geçsin. Yeter ki Adanaspor’umuza gölge edilmesin, başka ihsan istemeyiz.

Yazar: Editor
2008-02-23 17:52:17

Rüzgar Kanatlı Atlılar

http://ul.gcg.gen.tr/x/15ea597.jpg

‘İnsanlar genellikle böyledir, bilmedikleri şeyleri asla olamazmış farz ederler.’ diyor Tarık Buğra bir hikâyesinde. Aklımızın yetmediğini yok saymak, gerçekleşebilemez zannetmek, zor bir işi hiçbir zaman sonuçlanamaz saymak… Oysa bilmediklerimiz şu koca evrende terazilerin tartmayı reddedeceği bir hafifliktedir. Ama bunun yanında da insanoğlu on binlerce yıldır düşünsel ve fiziksel bir evrimin içindedir. Gelişerek değişmiştir. Her şeyi bir tek insan da yapmamıştır. Her bireyin kendi bilgileri ve becerileri çerçevesinde bir faydası olmuştur bu binlerce yıllık hayata. Parçalar bütünü oluşturmuştur. Arada aksamalara, kopukluklara rağmen dev bir miras hep devredilmiştir. Ki, hiçbir şiir tek sözcükten, hiçbir roman tek satırdan, hiçbir makine tek parçadan oluşmamıştır. Yani futbol sadece futbolcularla olmamıştır. Futbol, kendi iç dinamiklerinin yanı başında en az kendisi kadar dinamik bir kitle de yaratmıştır. Ve bu iki güç birbirini hep ateşlemiştir. Şimdi başa dönersek…bazen insanın bazı zaferlere hayal gücü yetmiyor veya zaman içinde yaşananlardan dolayı bir yılgınlığa kapılıp inancını hırpalıyor. Aslında kendine çok yakın olan hedefi uzaklarda sanıp amacına kör bakıyor. Oysa unutmamalı, yukarıda bahsettiklerimiz çerçevesinde de bakarsak Adanaspor’umuzun bu anlamda devrettiği güçlü bir miras vardır. Geleceği bunu üzerine bina etmek korkulduğu kadar da zor veya imkânsız değildir. Şampiyonluk hedefimizden milim sapmadan…devam…

Yazar: Editor
2008-02-20 23:16:52
http://ul.gcg.gen.tr/x/e2e102b.jpg

Elbette duyuyorduk haberlerde hafta sonunun Ankara ve civarında hava koşulları itibariyle fena geçeceğini. Canım; soğuksa soğuk, Adana’da da üşüyoruz. Kar mı? Bir eğlence şeyi galiba. Tabii, Adanalı muhayyilemiz ne kadar bilir karın dehşetini. Evet, soluğu Ankara’da aldık. Soğuk… Yahu bu bir başka soğuk, yavaş yavaş gelen ve iliklere işleyen. Neyse dedik maç saati yaklaştıkça biz de ısınırız… Adana ‘da olduğu gibi her yol stada çıkmıyor Ankara’da… Her yol Roma’ya çıkar, sözü de bu kasvetli, son yıllarda bize daha da kasvetli gelmeye başlayan bu renksiz, keyifsiz başkent olmasaydı acaba ne olurdu dediğimiz kentte herhangi bir anlam taşımıyor hem bizim hem de Ankara’nın kendisi için. Bir otobüsü gözümüze kestirip biniyoruz. Sırtı dönük biri. Soruyoruz. Ostim’e nasıl gideriz. Adana’nın maçı var diyor. Dönüyor. Boynunda Ankaragücü atkısı. Yanında diğeri. Bu otobüsün son durağı diyor. Ordan 5 dk. Konuşuyoruz. Yılmaz anılıyor, Cem, Sabotiç… Hey gidi Sabotiç… Akşam da onların maçı var Trabzon’la. Birbirimize şans diliyoruz. Gruba katılmak için yola çıkıp kendimizi böylece Batıkent’te bulduğumuzda en uygun mihmandar taksicilerdir deyip elinde bir iddia bülteni olan bir şoförün camını tıklatıyoruz; “Ostim stadına bu noktadan ne yazar?”Aldığımız cevap bütçeye uygun. Muhabbet hemen başlıyor tabii. Size 0–2 verdim diyor. Saha koşullara bağlı diyoruz. Uygunsa kuvvetle muhtemel. Bir ara sizin takım diyoruz. Hayır diyor, biz taksiciler burada Ankaragüçlüyüz. Eyvallah, diyoruz. Ama diyor, bunlar hep berabere kaldı. Size patlamasın. Birden aklımıza Aksaray, İskenderun Demirçelik maçları geliyor. Vasat neticeler aldıktan sonra bizi yenip havaya giren takımlar… Karnımız ağrıyor. Yani şu ihtimal dillendirilmeseydi sorun olmayacaktı ya; ama konuştuk bir kere. Bu arada stat görünüyor, Turbeyler yerini almış, takım ısınıyor, biz de heyecanla bir ısınıyor bir üşüyoruz. Size başarılar, diyor Ankaragüçlü şoför arkadaş Ostim önünde bıraktıktan sonra. İşte diyoruz içimizden mekânımıza geldik. Bir tribüncü için bütün tribünler kendine has bir vatandır.

http://ul.gcg.gen.tr/x/7102c62.jpg

Orada kendi milli takımımıza biat ederiz… Ve hain tipi yavaş yavaş bizi sırtımızdan vurmaya ve soğuk Ankara yüzünü usuldan göstermeye başlıyordur ve eldivenimiz olmazsa parmaklarımız soğuktan makineye yapışacaktır. Ve üç çoraba rağmen parmak uçları can çekişiyordur. Hem fotoğraf çekip hem zıplamak, tezahüratlara katılmak, maçın analizini yapmaya çalışmak, üşümeden kalabilmek, şuradan puan veya puanlarla dönebilmek(deplasman takımlarının klişe lafıdır ya …) mümkün olsa… Bir ince rüzgâr ensemizden giriyor. Adanalı bedenimizi yokluyor, dolanıyor, adeta paçamızdan çıkıyor; o bir an ısınmış bizse daha çok üşüyor… Adanaspor’umuz sahada. Isındık mı ne biraz? Evet, öyle öyle… İlk yarıda 35 dakika kadar stada mükemmel bir Adanaspor var. Sağlı sollu geliyoruz. Rakip orada savrulan karlar gibi bir iki top kapıp geliyor. Ama hayır. Bariz üstünüz. Bir orta, Emre kafayı vuruyor. O ne, Kerem topu içerden mi çıkardı ne. Devam. Ceza sahasına giriyoruz. Bir top ele çarpıyor. Penaltı yahu… Ama o kadar kolay çalınmaz ki. Cem bu dakikada müthiş savaşıyor. Ceza sahasının üzerinden vuruyor. Top Kerim’in solundan çıkıyor. Cem yine ceza sahasında yakalıyor topu, vuruş pozisyonu alıyor ve gol. Isındık, ateş gibi olduk. Sonra gittikçe ağırlaşan saha. Evren önderliğinde sıklaşan E.Şeker atakları. Oğuzhan iyi toplar alıyor. Hadi şu ilk yarı böyle bitsin bari. Bir köşe vuruşu, bir köşe vuruşu daha… Korktuğumuz başımıza geliyor. Santraya zaman kalmış sadece. 30 saniye daha dayansaydık da, içeriye 1–0 önde girseydik… Diye sızlanıyoruz… Sonra daha çok üşüyoruz. Şimdi eldivende kar etmiyor, donuyor el ve ayak parmaklarımız… İkinci yarı, ilk yarının son saniyelerinin keyifsizliğiyle başlıyor. Kar ve tipiyle birlikte E.Şeker de gelir oluyor. Derken bizim sol taraftan bir orta, bir kafa 2–1. İlerleyen dakikalarda da bir penaltı… Eyvah, kaldık gurbet ellerde. Böylece şu zalim zemherinin dehşetinden bizi kurtaracak tek şey, Adanaspor’un galibiyetinin sevinci de elimizden alınmış oluyor… Maç bitiyor 3-1Bu fena bir netice. Daha önce bir Urfa Belediye’den 3 gol yemiştik. Hani tarzımız değil, hazımsızlık yapıyor, keyif kaçırıyor falan filan…

http://ul.gcg.gen.tr/x/7c7857b.jpg

 

Tamam, 10 gol attık diyoruz içimizden ama 8 de gol yedik yahu. Yok, mu bunun bir çaresi doktor? Nihayetinde taraftar minibüsüne binip yola koyuluyoruz. Eve dönüş… Ama mümkün mü? Kar yolları kesmiş. Yan yatan, devrilen, refüje çıkan arabalar; zincirleme kazalar, tipi… Filmlerdeki gibi. İnatla gidiyoruz, Adanaspor inadı bu. Tuttu bir kere… Saatler sonra Gölbaşı saatler sonra Şereflikoçhisar. Haydi, biraz rahatladık sanki. Aksaray’ı gördük mü tamamdır. Bazen yol görünmüyor Minibüs duruyor, görüş mesafesi sıfır. Sonra yine hareket ediyoruz… Bir mola diyoruz, çorba filan… Aksaray da bunu yapıyoruz. Sonra yine yol, hep yol, daima yol. Ah Adana nerdesin? Neyse efendim, yola çıktıktan 12 saat sonra Adana’ya varıyoruz. Gözünü sevdiğim memleketi, 03.30 civarı, yazdan kalma gece yarısı. Çık atletle dolaş, kebap, şırdan ye, her yer ışıl ışıl. Neyse, 3 hafta evdeyiz. Üst üste. Hatta önümüzdeki 7 maçın yalnızca ikisi deplesman. Şimdi şuradan 15 puanla çıktık mı en az, diyoruz… Islak sokaklarda ufak ufak, evin yolunu tutuyoruz. Ve fakat kafamızda bir sonraki maçın planları : ))

http://ul.gcg.gen.tr/x/62f0ccd.jpg
Yazar: Editor
2008-02-19 19:19:26
http://ul.gcg.gen.tr/x/ad14774.jpg
Yazar: Editor
2008-02-14 19:47:46

Eski Hesap

http://ul.gcg.gen.tr/x/b6b216f.jpg

Hatırlarsınız o müthiş maçı: Kartalspor- Adanaspor… Son on dakika 3–0 mağlubuz 90. dakika 3–3. Altan’ın ilk golü attıktan sonra ağladığı o an… Penaltılarla alıyoruz turu. Sonra final… Yıllarca anlatılacak bir maçtı, işte hala anlatıyoruz. ( bu arada Mersin maçında tersi başımıza geliyordu ya, neyse: )) ) Mevzuumuz aslında o maçı anıp gururlanmak değil. İşte o final maçına bağlamak amaç lafı. Evet, 0–0 biten maçta süper lige, bu sefer biz penaltılarla, sadece uzaktan bakarız. ( gerçi ertesi yıl çakarız ya, bildiğiniz bir tarihsel not ) Hatırlıyorsunuz rakip Şekerspor’du. Sonra bir kez daha karşılaşmış ve rövanşı yine alamamıştık. Ne dersiniz, rövanşı almanın ve o eski hesabı görmenin vakti hala gelmedi mi?

Yazar: Editor
2008-02-14 00:04:53
http://ul.gcg.gen.tr/x/fa56be6.jpg
Yazar: Editor
2008-02-10 17:03:46

Kârdan Zarar

http://ul.gcg.gen.tr/x/5af569d.jpg

Kelimenin tam anlamıyla öyle oldu. Çok güzeldi her şey; tribünler, takımımız, atmosfer. Maçın ilk dakikasında Alper’le öne geçebilirdik. O pozisyon kaçtı. Devamında baskılı oyunumuzu sürdürdük. Emre işaret ettiği yere topu alınca plase bir vuruşla öne geçtik. Baskımız devam etti, maçı istediğimiz gibi yönlendirdik. Rakip ceza alanına gelen topa yine Emre hareketlendi ve yarım röveşatayla takımın ve kendini ikinci golünü attı. Belli olmuştu maçın farka gideceği. İlk yarı bu skorla bitti.

http://ul.gcg.gen.tr/x/6651897.jpg

İkinci yarıya müthiş başladık. Sayamadığımız kadar bir paslaşmadan sonra sol kanatta gelen pasa Emre yine çok şık dokundu:3–0. Dakika 46 idi. Sonrasında yine goller kaçtı enteresan bir şekilde. Derken 80. dakika civarı Adanaspor’da anlaşılmaz bir vurdumduymazlık baş gösterdi. Bu skor nasıl olsa değişmez mi dendi ne? Art arda iki gol kalemizde… Soğuk duş. Mersin İdman Yurdu’nun o sıra beraberlik golünü bulması inanın işten bile değildi. Hayır, Adanasporumuzu eleştirmek için söylemiyoruz bunları. Ama en klasik laf; maç 90 dakikadır… Bize 80. dakikadan sonra o hal yakışmadı. Oysa bir hafta önce biz o dakikalarda Karabük’te galibiyet golünü bulmuştuk. Bugünü son 10 dakikası bize ders olsun, diyelim ve Kaplanlarımıza sevgilerimizi iletelim. Harika bir üç puan aldık. Sadece kârdan zarar ettik, o kadar: )) Ki kırdık buzu, aldık içinden kılavuzu, gideceğiz buralardan.

http://ul.gcg.gen.tr/x/3ed6250.jpg

not: Maç fotoğrafları foto-yorum'da.

Yazar: Editor
2008-02-07 15:01:20
http://ul.gcg.gen.tr/x/2bea382.jpg

MİY ile en son 2004–2005 sezonunda karşılaşmıştık. Rakip şampiyonluğa oynuyordu, biz ise küme düşmeme derdindeydik. Her iki takımın da hedefi mutlak üç puandı. İki sezon üst üste küme düşmek bizi tam bir felakete sürükleyecekti. O sıralar olacakları kestiremiyorduk veya bir şeyleri seziyor ama Adanaspor’umuza yakıştıramıyorduk. Çünkü kulübün kapanmasından filan bahsediliyordu. O maç son dakikalarda bulduğumuz bir golle 1–1 sonuçlandı. MİY şampiyon olamadı, biz küme düştük. Sonrası hepimizin malumu. Son Mersin İdman Yurdu maçı tarihimizin en karanlık dönemine rastlar. İki takım arasındaki moral ve güç farkı karşılaştırılacak gibi değildi. Şimdi koşullar farklı. O zamanki takım ile bu Adanaspor arasında çok fark var. En belirgin fark da takımın moraline dair. Bu sefer her adımda bir çöküşe yuvarlanmıyoruz; tersine, güçlü ve tutarlı bir çıkış yaşıyoruz. Nitelikli kadromuzun yanı sıra bu da, bizim açımızdan önemli bir avantaj olacaktır. Bu Pazar oynanacak maç bir ölüm-kalım maçı değil. Sadece heyecanı yüksek bir futbol karşılaşması… Önemli olmasının iki temel nedeni var: 1) Yakın kentlerin iddialı maçı. Klasik komşu çekişmesi. İki şehrin rekabetinin futbola yansıması. 2) Her iki takımın hedefinde şampiyonluk olması. Ama iki neden de bu maçı bir futbol etkinliğinden öte bir şey yapmaz. Bunu için ayrıca gerilmeye lüzum yok. Amma velâkin Adanaspor’un bu tür maçlarda ayrı bir hava yakaladığını belirtmekte de bir sakınca yok: ))

Yazar: Editor
2008-02-06 21:11:01

FUAT KINALI (TOROS CANAVARI)

http://ul.gcg.gen.tr/x/5d582c5.jpg

O zamanlar (1983–84) Adanaspor genç takımının en iyi sol kanat oyuncularındandı Sarı Mustafa( Mustafa Yücel Canıtez). Üniversite için Konya’da karşılaştığımızda artık Kromspor’da oynuyordu, öğrenci-futbolcu tarzında. Kromspor kadrosuna Sarı Mustafa aracılığıyla dâhil olduğumda Murat Kınalı ve kardeşi Ahmet ile tanıştık. Evet, Fuat Kınalı’nın ağabeyleri… Ailece futbolculuk yani. Murat bir takıma transfer olup profesyonel imza atacaktı o sıralar. Özkan Sümer yönetimindeki Konyaspor’un talip olduğunu hatırlıyorum. Neyse, Murat ve Ahmet’in bir futbol kariyerinin olmamasının nedeni öğrenim hayatlarıydı. Murat sağlam bir defans oyuncusuydu. Ve Konya’nın en iyi kulüplerinden biri olan Kromspor’un birçok maçta Ahmet’in golleriyle galip gelmesi tanıklığımızla sabittir. Aradan uzun yıllar geçti, yollar ayrıldı ve Fuat Adanaspor formasıyla bu yazının yazılmasına vesile oldu. İyi de oldu. Tabi ki amaç burada eskiyi anmak değil. Biraz uzun da olsa amaç lafı Fuat’a bağlamak.

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/b0fef47.jpg

 

Fuat iki sezondur Adanaspor’un en istikrarlı oyuncularının başında gelmektedir. Geçen yılki şampiyonluktaki emeği ve klasman maçlarındaki performansı unutulmaz. Biz ona ‘5 Ocak Canavarı’ diyorduk (ki artık Toros Canavarı diyeceğiz). Formasını sahiplenmesi, maça sarılması, galibiyete olan inancı, profesyonelce mücadelesi, defanstan o müthiş çıkışları, yerinde öfkesi Fuat’ı Adanaspor’un en önemli futbolcularından biri yapmaktadır. Yokluğunu dileriz yaşamayız (ki son Tarsus yenilgisinin temel nedenlerinden biri bizce Fuat’ın yokluğudur). İlk 11’den eksik olmasın, sakatlanmasın, kart görmesin, arada depara kalksın, hatta Adıyaman maçında olduğu gibi golünü atıp dönsün, sezon sonundaki şampiyonluğumuzda büyük katkıları olsun, 1.ligde de formamızı giysin. Fuat Kınalı! Adanasporlular seni yürekten seviyor ve o turuncu-beyaz forma sana yakışıyor…

Yazar: Editor
2008-02-04 22:47:30

Hakan Hacıbektaşoğlu

http://ul.gcg.gen.tr/x/ba640fa.jpg
http://ul.gcg.gen.tr/x/5641634.jpg
Adanaspor’a geldiğinde takım en kötü günlerini yaşıyordu hemen hemen. Süper ligden düşmüş şimdiki birinci ligde galibiyete hasret günler yaşıyorduk. Hakan’ın Beşiktaş’ın alt yapısından geldiği biliniyordu. Takımdaki ilk zamanlarında (yanılmıyorsak Ahmet Ziya Hoca) ona bir yer arıyordu. İlk maçında solda bir yerlerde izledik onu. Islıklayanlar oldu, bu ne biçim futbolcu diyenler… Oysa onu bir antrenman maçının ( galiba Ceyhan’la yapılan bir maçtı ) ikinci yarısında izleme fırsatı bulduğumuzda, bu oyuncu bu güne kadar neden oynatılmaz ki, demiştik. Elbette hoca da onu fark edecekti. Sonra... O ilk maçın şaşkınlığını üzerinden atan Hakan birkaç hafta içinde takımın yıldızı, taraftarın da sevgilisi oluvermişti. Oluvermişti, derken kendi kendine değil elbette kalitesi ve çabasıyla, klâs bir duruşuyla… Biz küme düştük, takım dağıldı, her şey bir yalan oldu… Hakan da Alanya ile anlaştı. Biz birçok arkadaş Adanasporsuz o sezonda eski futbolcularımızın, özellikle Adanaspor’a yüreğiyle de emek verenlerin neler yaptıklarını izlemekle yetindik. Başarılarına sevindik.Hakan onların başında geliyordu. Derken Adanaspor’a döndü Hakan. Bize göre bir yuvaya dönüştü bu. Sevinmiştik. Ve Hakan Hacıbektaşoğlu oynadığı her maçta bu sevgiyi ve saygıyı hak ediyor. Hoş, biz onun artık ne yapacağına bakmıyoruz. Biliyoruz ki o, her gerçek Adanasporlu gibi terinin son damlasına kadar çarpışacak… Ligin sonucu ne olursa olsun ( ama şampiyonluk olsun ) biz Hakan’ı şimdiden alkışlıyoruz…

Yazar: Editor
2008-02-03 11:58:36
http://ul.gcg.gen.tr/x/d92db5e.jpghttp://ul.gcg.gen.tr/x/51a9f18.jpghttp://ul.gcg.gen.tr/x/443934c.jpghttp://ul.gcg.gen.tr/x/e90a598.jpg
Yazar: Editor
2008-01-31 21:58:13

Topu Kalbinize Yakın Tutun

(Gündüz Tekin Onay)

http://ul.gcg.gen.tr/x/d70f190.jpg

31 Ocak akşamı iz tv’de bir ‘Gündüz Hoca’ belgeseli vardı. Elbette Adanaspor’dan da bahsedildi. Hayır, bu noktada ile de Adanaspor’un anılması değildi derdimiz. Programda Adanasporumuz için söylenenler bizi duygulandırmıştı… Neydik ne olduk, demeyeceğiz, artık dertlenmeyeceğiz. Ama mazisini unutmamalı bir Adanasporlu; çünkü orada ömrümüzün en güzel hikâyesi saklı. Dönüp bakıp ilham alabileceğimiz bir geçmişimiz var, önemsenecek bir kuvvettir bu, yüzlerce Anadolu kulübünün mahrum olduğu bir heybettir bu… Ey Adanasporlu, şimdi içinde bulunduğumuz an, şu an, şimdi…en sıkı olmamız gereken andır, en dirençli, en diri, en dayanışmacı, en sağlam…Gündüz Hoca ‘topu kalbinize yakın tutun, diyor futbolcusuna. Bize de diyor ki Adanasporumuzu kalbinize yakın tutun!’

http://ul.gcg.gen.tr/x/075a91a.jpg

 

Yazar: Editor
2008-01-31 18:39:01

Direnin Bütün Adanasporlular/ Her Zaman Hep Beraber

http://ul.gcg.gen.tr/x/10b3a19.jpg

Biz ne badireler atlattık. Zirveyi de gördük dibi de. En güzel günlerde de vardık,.. Sanki bir aralar kaybolduk. Öyle sandılar! Ama vardık. Bir zaman kentte ”Hayalet Süvari”ydik. Adımızla siperleri deldik. Ve geldik aynı inançla, aynı davayla! Adanaspor bu oyunu bozar, O ki, olur kapıya dayanan rüzgâr. Toroslardan iner bir çığ gibi Adana’nın her sokağında akar. Adanaspor bu, vaktiyle Silindirspor olarak yazmıştır adını, yine yazar! O, Adanaspor’dur oyunu bozar. Kuruköprü’den, Döşeme’den, Kocavezir’den, Kuzey’den, Güney’den, Şakirpaşa’dan, Akkapı’dan, Yüreğir’den her yerden ve her evden... Adanaspor durmaz akar. Turuncu bir aydır o, olunca gece yolu aşka,”kavga”ya çıkar, kederleri birkaç dakika geçe! Bir ilham ve bir sevdadır Adana’da! Vazgeçmeyin. Yılmayın. Susmayın. Hep omuz omuza, hep omuz omuza… ki yırtar bence…

http://ul.gcg.gen.tr/x/fb204ba.jpg
Yazar: Editor
2008-01-28 15:27:36

Kaplanın Seyir Defteri

http://ul.gcg.gen.tr/x/3742d49.jpg

Duyduk ki Adanasporlu arkadaşlar bir site hazırlığındaymış: kaplaninseyirdefteri.com  Kolay gelsin, her yerde safları sıklaştırmalı. Hep omuz omuza…

Yazar: Editor
2008-01-25 18:22:07

Yolculuk Var

http://ul.gcg.gen.tr/x/fb6300f.jpg

 

Adanaspor tutkumuz malum. Tarsus maçı heyecanı şimdiden sardı. Tabi ki bu heyecan yalnızca maça gitmekle sınırlı değil. Gidip orada eski dostları görmek var. Deplasmandaki son Tarsus maçında da benzeri hislerimizi yazmış ve hatta iki tek rakıdan da dem vurmuştuk. Evet, gidiş ve muhabbet kısmı, Yusuf’un mekânında küçük küçük demlenmek aynen seyredecek; amma kederden dolayı iki tek rakıyı atmak oradaki arkadaşlara kalacak:) Çünkü bu Adanaspor, o zamanki Adanaspor değil. Siz de takdir edersiniz ki bizim biraz vaktimiz dar. Ateş almaya geldik, der gibi 3 puanı alıp döneceğiz, sevgilerimizi orada bırakacağız. Görüşmek üzere, diyelim…

Yazar: Editor
2008-01-19 21:07:32

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/89abb59.jpg
http://ul.gcg.gen.tr/x/23727e0.jpg

 

Yazar: Editor
2008-01-18 21:01:11

Ok Yaydan Çıktı Bir Kere

http://ul.gcg.gen.tr/x/d2da665.jpg

Gazi maçında galibiyetten başka bir şey düşünmüyoruz, düşünmek bile istemiyoruz. Artık ok yaydan çıkmıştır ve hedefine odaklanmıştır. Hani kadercilikte vardır ya, bizimki o misal; her şey olacağına varır… Olacağı şampiyonluktur, varacağı da bir üst ligdir. Ötesi berisi hedeflerimiz dışındadır, Adanaspor her birimiyle bu maça, bu sezona, 1.lige, sonrasında süper lige hazırdır! Adım adım, usul usul, sabırla, ama hırsla hazırdır. Kurumsallaşmayı da ihmal etmeden, günü kurtarma taktikleriyle kimseleri kandırmadan hazırdır. İnanıyoruz ki tribünler de hazırdır… Haydi Adanaspor’um bir dahaki yazımız galibiyetimize dair olsun.

Yazar: Editor
2008-01-07 21:57:14

GÜNDÜZ TEKİN ONAY TRİBÜNÜ

Gündüz Hoca için ne desek ne yazsak az. Her Adanasporlunun sevdiği, varlığıyla gurur duyduğu bir futbol adamıydı. Gölgesi ağır adam, gölgen hep üzerimizde olacak ve Adanasporlular seni hep anacak.

http://ul.gcg.gen.tr/x/acbc967.jpg

VE DERİZ Kİ GÜNEY KALE ARKASI’NIN ADI BUNDAN BÖYLE ‘GÜNDÜZ TEKİN ONAY TRİBÜNÜ’ OLSUN! NE DERSİNİZ?

Yazar: Editor
2008-01-04 19:34:12

Gündüz Tekin Onay

http://ul.gcg.gen.tr/x/09d08ff.jpg

Hem Adanaspor’un hem de Türk futbolunun önemli isimlerinden biri olan Gündüz Hoca öldü. Bir teknik direktör olarak en güzel yıllarını yaşadığı Adanaspor’a özellikle tesisleşme bilincinde ve oluşumunda önemli katkılar sağlamıştır. Türkiye’de kurumsallaşmanın, takımdan öte kulüp olmanın önemini ilk fark eden futbol adamlarından biriydi, Adanaspor’umuza katkıları da bu anlamda gerçekleşmiştir. Teknik direktörümüzken kulüp başkanı görevini üstlenerek bir başka ilke imza atmış ve de zordan kaçmayıp kötü gün dostu olduğunu da göstermiştir. Gündüz Hoca ile ilgili bir çalışma yapmayı düşünürken ölümüne dair yazı yazmak ayrı bir kederimiz oldu. Biz seni hep sevdik Gündüz Tekin Onay. Adanaspor için yaptıkların unutulmayacak. Hey ölüm, kuru bir nefesi alıp gidersin; ama hatıralara, eserlere ne yapabilirsin ki!!!

Yazar: Editor
2007-12-28 19:48:05

Hayatın İçinden Futbol

“Birçok insanda özdeşleşme gereksinimi yüksektir... Buna aidiyet duygusunu da ekleyebiliriz… Bunlar bir takımın taraftarı olmakla o takımla ve o takımın taraftarıyla özdeşleşirler. Grup bulmak ve grup içinde yaşamak, grupla duyguları paylaşmak insanın doğal bir ihtiyacıdır. Birçok ülkede bu, en kolay şekilde bir futbol takımı taraftarı olmakla sağlanır. Kişi o grup içinde kimlik ve kişilik bulur. Takım yendiği zaman kendisi de yenmiştir; toplum içinde iyi bir konumdaysa bu galibiyet onun zaferlerine yeni bir zafer katmıştır; hayır, toplum içinde kötü, aşağı bir konumdaysa takımının zaferleriyle gerçek kişisel yaşamında hiç tatmadığı zaferleri tatmaya başlar, kendini galip ve kudretli hisseder.
Spor her ülkede her dönem siyasidir. Siyasi iktidarlar sporu kitleleri siyasetten ve muhalefetten uzaklaştırmak için bilerek kullanırlar. Ama onların bu yönde bilinçli bir politikası olmasa bile sporun toplumda yaşanışı kendiliğinden böyle bir durum yaratır.
Gelir farklılıklarının büyük olduğu ve genellikle faşizmle yönetilen Latin Amerika başta olmak üzere birçok üçüncü dünya ülkesinde kitleleri oyalamanın en etkili yolu futboldur. ABD’de de durum bundan farklı değildir.Sosyalist ülkeler on yıllarca sporu kapitalist sisteme meydan okuma araç olarak görmüşlerdir. Bu aynı zamanda insanlara sınıf atlama fırsatı da vermiştir.’’Yukarıda bahsi geçen olgulardan sonra Türkiye’de ve Adana’da futbol taraftarlığını farklı bir zemine yerleştirmek mümkün olmamaktadır. Sosyal ve ekonomik bir konumlanma, hizaya sokma veya farkında olmadan da olsa, hizaya girme halleriyle şekilleniverir futbol.Sistem bunu böyle yönetmiştir çünkü. Çünkü yoksulluğa, adaletsizliğe, baskıya, şiddete kafa yoran insanlar yerine, futbol aracılığıyla da olsa, siyasetin dışında kalıp kendi gemisini kurtarma derdinde olan, sığ sularda yüzme kolaycılığıyla avunan, adaletsizlik kendine bulaşmıyorsa ve hatta işine de geliyorsa suya sabuna dokunmayan bireyler yetiştirmek çok daha zahmetsizdir ve iktidarlarının bekası açısından da pek “hayırlıdır”.
Tribünlerdeki örgütlenme sokaktaki örgütlenmeye tercih edilmektedir. Bir maçta tüm enerjisini harcayıp evine mutlu veya buruk dönen taraftar; işinden yıkık, okulundan kırık, hayatından savruk dönen bireye her zaman tercih edilmiştir ve edilecektir.

Gelelim Adanaspor’a ve Adanaspor taraftarına.
(Ben de bir Adanaspor taraftarı olarak yukarıda yazdıklarıma benzer refleksler göstermekteyim bunları söylememe rağmen.)Dedik ya, futbolun mantığı böyle bir ‘zorunlu tercihi’ doğurmuştur süreçten.Anadolu kulüplerinin geneline nispeten güzel günler gören Adanasporlular taraftarlıklarını genelde uç noktalarda gösterme eğilimi içinde olmuştur. (Aslında ‘genel taraftar profili’ böyledir diyebiliriz. Mutlak bir inançla hareket eden taraftar grupları hariç.)Lig ikinciliği, dördüncülükleri süreçte taraftara bu başarıların devamı beklentisini yerleştirmiştir ki Uzanların kulübü devralmasından hemen önce takım adeta taraftarsız kalmıştır. Hatta o vakitler birkaç haftalığına takımın başına geçen Yılmaz Vural “ taraftar yok, seyirci var.” babında bir saptamada da bulunmuştur.Bu Uzanlar döneminde yerini biraz daha hareketli bir kitleye bırakmış olsa da ileriki zamanlarda, birkaç önemli maç hariç, yalnızca gole sevinen bir taraftar profili ortaya çıkmıştır. Takımın Uzanlara devredilmiş olması belli bir oranda rahatsızlık da yaratmıştır.O dönemde yalnızca bu yüzden maça gitmeyenler bunu açıkça ifade etmiştir. Gidenler oturup sadece maç seyretmeyi tercih etmiştir. Elbette bir refleksle gollere sevinmiştir ama bir taraftar grubu gibi maçın maçların büyük zaman dilimlerinde yoğun tezahüratlarla takımlarını pek de etkilememişlerdir.Yine aslında bu bir Türkiye taraftarı profilidir:

1- Takım şampiyonluğa oynuyorsa veya bir hedefi varsa seyirci gider ve destekler.

2- Takım zor günler yaşıyorsa yani küme düşmeme mücadelesi veriyorsa seyirci gider ve takımını destekler.

Ne ki ara dönemlerde sırf forma aşkına, takımını sahada görme mutluluğu tatmak için, keyifli bir maç süreci hatırına maça giden taraftar sayısı galiba tüm ülkede belli bir niceliğin altındadır. Hep tekrara düşerek söylüyoruz ya; bir Adanasporlu profili hem tribünde hem de sosyal hayatta, hem de siyasette aslında genelden hiç de farklı değildir. Ülkenin %10’u solcuysa Adana taraftarının da %10’u solcudur. Türkiye’nin %1’i zenginse Adana taraftarının da%1’i zengindir. Kitap okuma oranı da, diğer toplumsal haller de bu noktada farklı değildir. Tahlil, bazen bir Türkiye tahlilidir. Kendi taraftarına manalı birtakım nitelikler atfetmek yalnızca romantik bir heyecandandır, başka da bir şey değildir. Sonuçta bu takımın taraftarı bu ülkenin vatandaşıdır, fotoğraf da tamamen bir Türkiye fotoğrafıdır.( Yazını devamında görüşmek üzere…)

Yazar: Editor
2007-12-19 20:41:16

SİMGE

http://ul.gcg.gen.tr/x/137e884.jpg

Kurumlar, devletler, uluslar ve hatta kulüpler simgeleriyle vardır. Kutsallaşır o simgeler. Çoktanrılı dinlerde ilahi gücün bir suretidir simge aynı zamanda. Bayraklar, lakaplar, unvanlar, sıfatlar hep bu kavramla ilgilidir. Seçilen sembolün toplumsal yaşamda somut bir karşılığı vardır. Bu maddi değer zamanla manevi bir boyut da kazanır. Örneğin hiçbir bayrak sadece bir bez parçası değildir. Onun için dövüşülür çünkü onun içinde koca bir hayat vardır tüm değerleriyle.Bir ulus için herhangi bir varlık, canlı vs bir değer taşıyorsa bilinir ki onun toplum üzerinde yaşamsal bir karşılığı vardır: Kıtlıktan kurtarmıştır, düşmanlardan korumuştur veya düşmana karşı savaşırken güç, destek vermiştir. Yok olmaktan kurtarmıştır belki. Boşuna değildir yani çeşitli hayvanların (ayı, kurt, horoz, inek, boğa, yılan) toplum tarafından yüceltilmesi. Hititler için bin tanrılı millet dendiği bilinir. Egemenliklerine aldıkları birçok kültürü yok etmeyip tersine onları içselleştirdikleri, bu kültürlerin değerlerini maddi ve manevi yaşamlarına aldıkları tarihsel belgelerce bildirilmektedir. Yağmur için, rüzgâr için, ekinler için, savaş için… ayrı ayrı tanrıları yani simgeleri vardır ve bunların hepsi Hititlerin varlığının devamının temel dayanaklarını oluşturmuştur kendi inançlarınca.İnanmışlardır ve bu inanç onların daha güçlü, daha mutlu, daha huzurlu olmalarını sağlamıştır. Tüm bunlar doğal gerçeklikle uyuşur veya uyuşmaz; ama buna inanarak yaşamışlardır.Pamuk ve portakal Çukurova için ekonomik anlamda yaşamsal bir değer taşımaktadır. Simge olarak seçilen renklerinin de değerli olması bu gerçeklikle örtüşmektedir. Dolayısıyla Adanaspor’un renklerinin bu kent insanı ve Adanaspor taraftarı açısından da önemli ve anlamlı bir yeri olmuştur.Bu kadar uzun bir girizgâhtan sonra konumuza gelelim: Ali Asım! O hak ediyor bu önsözü. Ali Asım ve Adanaspor yollarını ayırmış. Futbol âlemi bu. Forma aşkı kadar kendi iç dinamikleri vardır. Biz bilmeyiz onları pek. O sürecin dışındayız taraftar olarak. Aslında çok da ilgilendirmez bizi. Çoğu zaman değer verdiğimiz tek şey de “başarıdır” ne yazık ki. Ne yazık ki diyoruz çünkü bizim için ondan önce gelen değerler vardır: Vefadır, dostluktur, hatırdır, unutmamaktır, her haliyle sevmektir. Bizim futbolla bağımız bu çerçevededir. Ötesi berisi umurumuzda bile değildir. Hep söylüyoruz, Adanaspor’u biz başarılı olmuş, olsun, olacak, olmalı diye sevmiyoruz. Onu kendi başına bir varlık olarak kabul edip öyle seviyoruz. Ali Asım’a dönelim. Adanaspor’da oynadığı ilk sezondan beri kalbimizde yeri var. Gol atarken de atamazken de aynıydı bizim için. Bir ara gitmişti, ama yuvaya dönmesi de mutlu etmişti bizi. Geçen yıl, şampiyonluktaki katkıları unutulmaz. Bir Aksaray maçı bile yeter onu övmemiz için. Adanaspor’da en çok oynayan futbolcumuzdur. Psikopatımızdır. Bir şehir efsanesidir. Yedek kulübesinde, hatta tribünde iken bile hürmet ettiğimiz insandır. Tanımayız, bilmeyiz özel hayatıyla ama Adanaspor açısından özel kabul ettiğimiz bir futbolcudur. Bu yazının yazılış sebebidir. Gidişine derinden üzüldüğümüz bir oyuncudur. Artık Adanaspor’un simgesi olmuş biridir. Adana’da futbola başlamasa da Adanasporlu olmuş bir insandır. Dönüşünü bekleyeceğimiz bir futbol adamıdır. Hatta hiç gitmesin yardımcı antrenör olarak kulüpte kalsın dediğimiz Ali Asım’dır. Ama yine de gidiyorsan güle güle git Ali Asım, yolun hep açık olsun, sen unutmayacaksın bizi biliyoruz, bizim de seni unutmayacağımızı iyi biliyorsun. Git Ali Asım, ama dönmek için git, arkana baka baka git, bir yanın burada kalsın öyle git, içinde bize dair bir şarkıyla git. Bir kış akşamında ağzında bir ıslık, Adana’nın ıslak caddelerinde kaybolarak git. Kederli rakı masalarında eski bir dostu hatırlar gibi git. İçinden, Ahmet Kaya’nın “hoşça kal iki gözüm” şarkısını söyleyerek git. Git Ali Asım, insanoğlu hatıralarıyla vardır. Gerisi laftır. Artık, hatıralarımızın kıymetli bir kahramanısın bunu bil de git.     NOT:ALİ ASIM FOTOĞRAFLARI FOTO-YORUM'DA.

http://ul.gcg.gen.tr/x/abaae1c.jpg 

 

 

Yazar: Editor
2007-12-13 21:49:34

Pamuk Tarlalarında Kaybolur Zaman

http://ul.gcg.gen.tr/x/1d5fe42.gif

kadim ovada pamuk tarlaları olur/ portakal bahçelerinin yanı başında/ gün, turuncuya devrederken/ sırtında bebeleriyle döner kadınlar/ şimdi sadece yorgun mudur onlar/

gökyüzüne çakılmış yıldızlar/ dolunay iri gözlü bir dilber/ düşlerimize girer/ uyumak için altımızda harallar/ sırtımızda çocukluktan hatıra ninniler, masallar/ uykularda toplamakla bitmez pamuklar/

sonra bir türkü duyulur/ belli sılaya, hicrana, aşka meyil/ ömre dair/

sormuştu vaktiyle Nazım/ memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak?/ ah, pamukların arasında akşam sanki hiç olmayacak/

şu kadim ovada/ bir zamanlarda da yine emeğe, hayata, hayale dairdir devran/ güneş aynı yerden doğar ya hep/ hep aynı tasayla geçiyor zaman…

Yazar: Editor
2007-12-08 17:10:05

Çok güzel zamanlarını gördük senin, Silindirspor olduğun günler hala konuşulur, gol kralların, müthiş futbolcuların, fikstürün üst taraflarında kendine yer bulduğun günlerin nasıl unutulur. Biz kıyısından köşesinden gördük bir şeyler, hayal meyal olsa da hatırlarız eskileri; ama şu gençler de tatmalı Adanasporluluğun hazzından. Hep diyoruz, varlığın yeter; fakat yerin bu yer değil Adanaspor’um. Fotoğraftaki şu sahne iki sezon tekrarlansa fena mı olur! Çok şey mi istiyoruz acep?

http://ul.gcg.gen.tr/x/adf195e.jpg
Yazar: Editor
2007-12-04 20:46:25
http://ul.gcg.gen.tr/x/8e40e4f.jpg

Bu blogda kimseyi amansızca yermedik, inceden dokundurmalar yaptık; kırmadan, incitmeden. Kimseye de kasideler yazmadık, rüzgâra bırakmadık kelimelerimizi. Ama Adanaspor tutkumuzu hep dile getirdik, o ayrı mevzu. Haberleri oldu mu, olmadı mı bilmeyiz ya futbolcularımıza desteğimizi gösterip daha da yüreklenmeleri için gücümüzce çırpındık. Buna devam da edeceğiz, haddimizi bilerek yapacağız yorumlarımızı. Fikrimizi lügatin gereğince belirteceğiz. Uzatmayalım, manifestomuzda yazılanlar geçerlidir. Sözün özü, KaplanKaptan Yılmaz’ı da öveceğiz ona hakkını teslim ederek. Tüm futbolcularımızın büyük emeği var, evet; ama Yılmaz ayağına sağlık. Şutların bir üst lige doğru vursun!

NOT: Pek yakında Foto-Yorum’da Yılmaz fotoğrafları…

http://ul.gcg.gen.tr/x/60c1d29.jpg
Yazar: Editor
2007-11-27 17:50:48

Gün Bu Gündür:2 Aralık/ Haydi Alper

http://ul.gcg.gen.tr/x/1bd7d4e.jpg

Büyük bir heyecanla geldi Adanaspor'a. İlk maçın ilk dakikalarında da attı golünü. Sonraki haftalar için güçlü bir ışık yakmıştı. Sonra duraladı, gerçi gol yollarında duraladı, hep oyunun içindeydi, hep mücadele etti, kovaladı, çırpındı, ama bu arada gol noktalarından da uzaklaştı. Seyirci önceki yılın Alper'ini istedi haklı olarak. Ancak anlaşılan o ki Alper için Tarsus'taki gol koşulları bizde yoktu. Hep iyi niyetliydi. Derken kendini kanıtlama çabasına mı girdi ne? Oysa Alper'in böyle bir şeye ihtiyacı yok bizce. O kendini zaten kanıtlamış bir golcü. Biraz şans, biraz dikkat, biraz sabır, olacak... Haydi Alper, sana inananları, Adanasporluları mahcup etme. Bu hafta tam zamanıdır. Coş ki biz de seninle coşalım.

Not: Foto-yorum’da Alper fotoğrafları, tıklayın
Yazar: Editor
2007-11-17 17:02:56

FUTBOL NEDİR, NE DEĞİLDİR

18 Kişilik Kadro

*Evet, bir çılgınlıktır futbol; ama bir cinnet değildir.

*Futbo