Şöyle de bakabiliriz meseleye. Bu da aslında pek de orijinal bir bakış değildir, ben Akpcilerin işe nasıl bir samimiyetsizlikle yaklaştıklarına bir de bu cepheden değineceğim.Spor Toto’dur, iddaa’dır ve bunun olarca türevidir, Şans Topu’dur, Kazı Kazan’dır,10 Numara’dır, Süper Loto’dur, klasik piyango çekilişleridir (bir de bunlarda dağıtılan ikramiyenin iyice azaltılması söz konusudur ki bunu geçelim), at yarışları ve çeşitleridir (ve hemen hemen her gün yarış var ve bazen gece yarışları var) almış başını daha bir hızla yol almaktadır (unuttuğum varsa o oyundan özür dilerim).
- Bir yeri idare eden bir iş yapar; öğretmen sınıfta, işçi fabrikada, çalışan ofislerde, çiftçiler tarlalar… değil mi? Bunu en üst düzeyde yapmaya çalışır insanlar olağan koşullarda. İdeal olan üzerinden konuşursak bu böyledir.
- Bir sorun olursa o işi yapan/lar derdin ne olduğunu belirler ve sonra çözümler üretmeye çalışır. Bu sürece herkes bilgi ve becerisine göre katılır. Ama kimse de bu aşamalarda işi şansa bırakmaz değil mi? Yani bir ülkeyi yönetenler, ülkedeki yoksulluğu çözmeyi bir umut ticaretine dönüştürüp işin hal yoluna gitmez herhalde yukarıda saymakta zorlandığım şans oyunlarıyla.
Bakın, piyango idaresi oyun makinelerinin sayısını 10.000’e çıkarıyormuş, ikinci aşamada oyunları elektronik ortama taşıyacaklarmış, oyunları yaygınlaştırmak için cep telefonlarını devreye sokacaklarmış, (yahu bu adamlar sağlığa zararlı diye TV’lerdeki sigaralarla bile savaşıyorlar görüntüleri ucubeleştirerek, gürültüyle mücadele diyerek içkili mekânları derdest ediyorlar ama şurada yapılana bakın, bildiğiniz kumarı yaygınlaştırmak… neyse…), otomat tarzı oyun makineleri yaygınlaştırılacakmış, her yıl yeni bir oyun sistemi kurulacakmış, biletler sanal ortamdan alınabilecekmiş, tabi sözde sosyal yön nedeniyle kredi kartlarıyla oyun oynamayı engelleyeceklermiş ama bu da hikaye olur, sanal alışveriş nasıl olacak o da ayrı bir çelişki olarak oracıkta durmaktadır o zaman.
Söz konusu makinelerde 18 yaşındakiler ve üstündekiler oynayabilecekmiş ki bu işin bir başka “yalanı”, yalanı çünkü bunu idare ve takip edecek bir niyet asla olmayacaktır. Şimdi, vatandaşının refahını bu sahte umut kapılarıyla sağlamaya çalışan ve bu esnada milletin cebindeki üç kuruşu da çaresiz kalan insanların bir çare arayış macerasında cebellezi etmeyi sistemli programlı bir biçimde tasarlayan hükümet, başbakanı bize “millete hizmet yolunda başımızı koyduk.
- Bu yola beyaz kefenimizle çıktık” diyor. Tabi bu lafı şans oyunları için demiyor ama bunların millete hizmet balonun posasından geriye yukarıdaki görüntü kalıyor.
Yoksulluktan kırılmış köyler, mahalleler, kasabalar, şehirler, buralarda yaşam mücadelesi veren insanlar, bu insanların bir başınalıkta sarıldıkları o oyunlar, ayrıca çeşitli izbe mahalle kahvehanelerinde, bozma kulüplerde dönen irili ufaklı kumarlar, tombalalar, yine buralarda son bir hamleyle o birkaç günü kurtarmak için faydasız hamlelerle ufalanan umutlar, kredi karlarının olağan kullanımlarının dışında orta çıkan kredi kartı tefeciliği, bankaların en zalim ve en resmi tefeciliği sarmalında perişan olan esnaf, memur, işçi, öğretmen… Adana deyimiyle “Allah’ı şaşmış” insanlar… Bakın yolsuzluklardan, eksenden, hükümetçilerin basiretsizlikleri nedeniyle sonu nereye varacağı meçhul açılımdan, herhangi bir kavganın bir tür iç savaş provasına dönüştüğü gerginliklerden bahsetmiyorum bile. Çok temel ve basit gündelik hayat hallerinden söz ediyorum sadece, hemen her gün hepimizin içinde olduğu sahnelerden.Şimdi bunlar bize her fırsatta bize memleket aşkından bahsediyorlar, bir evet’le hayatımızın hakiki bataklığının gül bahçesine dönüşeceğini ima ediyorlar en yaygaracı, ağzı kalabalık, yüzsüz, utanmaz yandaşlarıyla.
- Ama hayır, bu numaranızı yutmayacağız. Siz bu yoksulluğa adam gibi çözümler üretmedikçe söylediğiniz her lafı yalan olarak addedip “Hayır, oyununuza daha fazla gelmeyeceğiz.” diyeceğiz.

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.



















































