2017-03-08 14:29:22

Gündem, referandum. Bizim, Evet, diyenlere saygı duyduğumuz, ama Evet demeyenlerin vatan haini ilan edildiği bir dönem...

Peki, Hayır diyenler, niye ve neye hayır diyor.

Maddeler üzerinden inceleyelim.

76. maddede bulunan ve 25 olan milletvekili seçilme yaşının 18e çekilmesine dair değişiklik talebi ile başlayalım. 

Şöyle bir çelişki var; 22 yaşına gelmeyen birey otobüs, kamyon, çekici veya tır kullanacak kadar olgun değil.

Ancak ülke için kararlar almak için yeterli bir yaşta.

Ufak bir torpilin, tecrübeye, bilgiye ve beceriye kıyasla çok daha önemli olduğu ülkemizde, herhangi bireyin henüz üniversite mezunu bile olamayacak yaşta, hatta liseyi bitirir bitirmez, meclise girmesi pek garip, hatta komik.

77. maddede TBMM seçimleri 4 yılda bir yapılır maddesi; 5 yılda bir, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri birlikte yapılır, haline getirilmek istenmektedir. 

Muhtemelen mevcut Cumhurbaşkanı, arkasındaki kitleye de güvenerek, alacağı oyların meclise de yansımasını istemekte. Bunu görmek çok da zor değil. 

87. Maddede TBMMnin görev ve yetkileri arasından;

Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verme ve kanun tasarılarını görüşmek kısmı çıkarılıyor.

Ve meclisin ülke yönetimi hakkındaki söz hakkı ikinci plana itiliyor.

Ve bu durumda bakanlar sadece ve sadece Cumhurbaşkanına karşı sorumlu oluyor.

Yani, vatandaş bu işe razı değildir.

Devam Edecek

Vatandaş Rıza

Yazar: Editor
2016-12-01 20:15:27

...

Üzgünüz ama

‘’Hayat dik bir yokuştu

ve bizler

Adanasporluyduk’’ sözümüzde

sizi

hesaba

katmamıştık... 

Kredisi bitmiş saygılarımla.

Yazının Tamamı İçin tıklayınız.

Cenk Akarpınar

Yazar: Editor
2016-02-08 15:42:17

Dışarıdan yazıları sayfamızda pek kullanmıyoruz. Yazarlarımızın özgün yazılarını tercih ediyoruz. Lakin şu yazı çok güzel. Paylaşmadan edemeyeceğiz.

________________________________

Maç fazlasıyla da olsa Cuma akşamı ligin liderliğini yakaladı Adana'nın Turuncu - Beyazlıları.

Bu performansı hafife almamak gerek.
Son 8 haftadır mağlup olmuyorlar ve son 8 haftanın puantajına baktığımızda topladıkları 20 puanla... 1 Maç eksiği ile 2. sıradaki Balıkesirspor'un 5 puan önündeler.
Son olarak sahalarında 1-2 mağlup oldukları Boluspor maçıyla, geçen 9 haftayı göz önüne olsak bile...
Son 9 haftanın lideri de yine onlar.
Son haftalarda konu Adanaspor olunca benim en sık tekrarladığım,
Adanaspor'un ''GÜÇLÜ OYUNUNUN'' olmadığı tespitiydi.
Giresunspor maçı sonrasında da düşüncelerim değişmedi... Ayni yerdeyim.
Eğer öyleyse, 
Ve düşündüğümde doğru yerdeysem, 
Nasıl oluyor da güçlü OYUN olmadan, ortaya böyle göz kamaştırıcı sonuçlar çıkıyor? Diye sorulabilir.
Adanaspor'un... 
Kendi EN GÜÇLÜ OYUNUNU bulduğunu,
Bu oyunlarını da her geçen gün GELİŞTİRDİKLERİ tarafındayım.
Kendi oyunlarında PRATİSYENLİK'den, artık İHTİSAS (uzmanlık) kısmına geçmiş görünüyorlar.
Giresunspor gibi bir takıma karşı, kendi sahalarında oynadıkları bir maçta dahi... 
TOPU, hatta zaman zaman OYUNU bile vermekten GOCUNMUYOR olmaları da... 
Düşüncelerimi TEYİT eder nitelikte.
Adanaspor cephesinde birileri,
Eğer topu Giresunspor'a verirlerse,
Giresunspor'un EN VERİMSİZ,
Kendilerinin ise EN VERİMLİ İŞ'i çıkaracaklarının farkında.
İşte bu basit FARKINDALIK bile, 
Bence Adanaspor'un 20. haftada, hakkıyla yakaladığı yerin ANA nedeni.
Her kazanılan maç, her alınan 3 puan, her hafta sıralamada gelinen yerin ÖZGÜVENİNİ ve MORALİNİ de işin içine eklediğimizde...
ZOR'u, KOLAYLAŞTIRDIKLARI ortada.
Maç öncesi maçı ve oyunu kafamda oynadığımda; 5 Haftadır kazanamayan Giresunspor'un, ligdeki müthiş çıkışını nasıl yaptığını HATIRLAYACAĞINI ve benzer oyununa tekrar döneceğini düşünmüştüm.
Adanaspor'un bu maçtaki 3 puanı ne kadar isteyebileceğini de tahmin etmekle beraber,
Giresunspor'un; kötü gidişe dur demek için mantıklı OYUN ve MAÇ ARZUSUNUN, daha ağır basacağını varsayarak...
Giresun'un artık KAZANMA vaktinin geldiğini düşünmüştüm.
Maç başladıktan sonra ise...
Tüm düşündüklerimin aksine, 
Adanaspor NASIL istiyorsa, ÖYLE oynanan bir oyun oldu.
Adanaspor'un uzmanlık alanlarından biri de...
Son haftalardaki kendi EN OYUNUNA, rakiplerini İKNA etmesi bence ki...
Sonrası ise aynen ZEHİRLİ SARMAŞIK misali, ne olduğunu anlamadan, ön taraftaki oyuncularının bire - bir eşleşmelerdeki artıları ile tabelayı lehlerine çeviriyorlar.
HATTA BENCE...
Giresunspor'un hiç ORTAK olamadığı bir maç olmasına rağmen, rakiplerine 90 dk boyunca ORTAKMIŞ gibi hissettirerek, kazanan bir ADANASPOR var sahada.
İşin ZEHİR kısmı da işte burası.
Adanaspor 20. hafta itibarıyla MALİYET - VERİM denkleminde ligde açık ara LİDER.
Sürdürülebilirliği tarafında ise... 
Ben kendileri kadar, rakiplerin performanslarının ön planda olacağını düşünüyorum...
Bu güne kadar olduğu gibi.

Yazının Kaynağı: http://siyahbeyaz45.blogspot.com.tr/

Ufuk Dündar

Yazar: Editor
2015-07-15 11:26:47

Konuk Yazı / Karadeniz’in Sesi

Hakan Gülseven

AKP iktidarı altında çok acı günler yaşadık. Gençlerimiz dövülerek öldürüldü. Gaz fişekleriyle saldırdılar, Ankara’nın göbeğinde halkın üzerine kurşun sıktılar... 
Sistematik yalanlar uydurdular... Bir sürü şey daha...
Haziran ayaklanması bir öfke patlaması olduğu kadar bir haysiyet savunusuydu da. İktidardaki üsluba, küstahlığa karşı insan haysiyetinin isyanıydı.
Ama daha fazlası da var...

Eğer Haziran Ayaklanması’na katılmak bir çeşit ‘solculuk’ olarak tarif edilebilirse, ki bence öyledir, bu memlekette tek bir ağacı savunmak için bile solcu olmak gerekiyor. 
Bu iktidar bu memleketi öyle lanet bir yer haline getirdi işte...
Akıllara sığmayacak bir barbarlık ve yamyamlıkla doğa talan ediliyor. Daha fazla rant alanı yaratmaktan başka bir şey görmüyor gözleri.
Evet... 
AKP iktidarı altında kamuya ait tüm değerler satıldı, talan edildi ve bitirildi. Artık satacak bir şeyleri yok. Satılan satıldı, avantalar alındı... 

Şimdi yepyeni talan alanları var etmek istiyorlar. Mesela İstanbul’da Harem’den başlayan ve Haydarpaşa Garı’nın da içinde olduğu kocaman demiryolu bölgesini kapsayan alanı uluslararası sermaye ile birlikte iç etmek niyetindeler. 
Galataport projesi, bu talan planının yanında bir hiç kalır...
Ama konumuz sadece kentler değil. Ülkenin ormanlarını ve su kaynaklarını, yani halka ait varlıkların tümünü şirketlerin malı yapmak istiyorlar. Yeni parayı ancak böyle yaratabilirler. 
İcat ettikleri ‘Yeşil Yol’ projesi millete yol götürme projesi değildir. Bu talan planının giriş faslıdır.

Doğu Karadeniz’in bütün yaylaları arasında zikzak çize çize gidecek 2 bin 600 kilometrelik bir yoldan söz ediyoruz. 
Nasıl ‘Üçüncü Köprü’ yolu milyonlarca ağacın katledilmesi anlamına geldiyse, bu yol da bir katliamı ifade etmektedir.
Oraya gidecek ‘medeniyet’ ise ayrı bir konudur. 
Zengin Arap’ların sayfiye yeri haline gelen Uzungöl’ün zaman içinde yaşadığı değişimi fotoğraflarla takip ettiğiniz takdirde ne dediğimi daha iyi anlayabilirsiniz.
Güzelim Uzungöl tam bir pespayeleşme süreci sonunda tam da bu iktidarın zevkine uygun bir ucubeye dönüştü.
Şimdi Karadeniz’in tüm yaylaları aynı pespayeleşmenin tehdidi altındadır. Elbette doğal yaşam da bu pespayeleşmeden nasibini alacaktır...
Bu sadece Karadeniz’in değil, ülkenin yıkımı demektir.

İktidar Havva Anne’yi yerlerde sürüklerken bir kararlılık beyanında bulundu. Karşısında daha büyük bir kararlılık görmelidir.
Doğayı savunmanın bile ‘solculuk’ gerektirdiği şu lanet yerde, şuur sahibi herkes harekete geçmeli ve çocuklarımızın geleceğini savunmalıdır. 
Karadeniz’in kaderi bu iktidarın keyfine bırakılamayacak kadar önemlidir...

Yazar: Editor
2015-03-15 12:08:14

Adanaspor Mektubu

Başkan şakşakçılığını ve düşmanlığını bırakıp, Bayram Başkandan arınmış hislerle meseleye baktığımızda en doğruyu görebileceğiz.

2. dakikada futbolcuya söven ve pusuda bekleyen "istifacılar" da var, her koşulda, "Bayram Başkan bırakırsa biteriz" diye olaya bakanlar da.

Adanaspor, Bayram Akgül döneminin en bitik sezonunu yaşıyor. Bu bitiklik Uzanlar'da yaşadığımız bir maddi kriz gibi değil, manevi bir kriz.

Uzanlar dönemi dâhil, son 20 yılın en gergin ve en kopuk camiasıyla karşı karşıyayız. Tribün boş, takım bitik, başkan kayıp.

Adanaspor'u her şeyden üstün görüyorsak hep beraber mücadele için taşın altına elimizi sokmalıyız.

Aksi halde laf üretmek, paramparça olan camiayı un ufak etmekten başka bir işe yaramıyor.

Şenoli 

Yazar: Editor
2014-09-25 11:49:07

konuk yazar

Metehan Badraslıoğlu 

Manisa Maçı Öncesi Genel Bir Değerlendirme

Gaziantep Bld maçı da diğer maçlar gibi duygularımızın yükselip alçaldığı, uçlarda savrulduğu bir maç oldu. Artık Adanasporlu olan, Adanaspor'u takip eden herkes bu durumlara alıştı. Yine insanı umutsuzluğa, kedere, isyana sevk eden bir ilk yarı yaşadık.

Ardından oyuncu değişikliklerinin de katkısıyla yavaş yavaş oyunun kontrolünü eline alan, rakibin yorulmasıyla üstüne çöken bir futbol oynadık. Fark mı yiyeceğiz diye izlenen  bir maçı son anda kazanamadık diye ahlar vahlar ile bitirdik. Benim de içinde olduğum birçok Adanasporlu uzun zaman önce Levent Eriş'in futbolundan umudunu kesti ama yine de bu maçta bir ışık yandı, bir mesaj geldi derinlerden. Bu mesajı size dilimin döndüğünce telafuz ederek konuya giriş yapmak istiyorum. Sonra hakkında tartışmalar dönen oyuncularımızdan bazıları hakkında kısa tespitler ve devamında yaşanan güncel konulara kendimizi kaptırıp her yönüyle yazmaya devam ettim. Lafı daha çok uzatmadan derdimizi anlatmaya girişelim artık.

  • Antep gibi kaliteli kadrolar karşısında 
  • özellikle deplasmanlarda 
  • rakip yorulana kadar önce durdur, 
  • 60-70'den sonra da rakibin üzerine git 
  • stratejisini mevcut kadro yapısında 
  • doğru buluyorum. 
  • Maçı kazandıracak son hamleyi de 
  • yapabilmiş olsaydık 
  • şimdi çok farklı şeyler konuşuyorduk, 
  • hem biz hem de ligi yorumlayanlar. 

Samican, fiziki yeterliliği 90 dakikayı verimli oynayacak seviyeye ulaşana kadar sonradan oyuna girip orta saha savaşını yorgun rakibe karşı kazandıracak joker olmaya devam etmeli. 

Sağ bek Uğur'a verilen desteğin kaleci ve Luiz'e de verilmesinin devre arasına kadar hayrımıza olduğuna inanıyorum. Ama bu demek değil ki bu adamların forması garanti olsun. 

  • Olcay'ı daha tam tanımıyoruz 
  • ve haddinden fazla umut bağlıyoruz 
  • gibime geliyor. 
  • Ona da kendini göstermesi 
  • ve Alman futbolundan sonra 
  • PTT lige alışması için zaman tanımalıyız. 

Murat Yılmaz'ın da kitlenen oyunlarda, özellikle kapanan rakiplere karşı iç sahada daha etkili bir golcü olabileceğini düşünüyorum. Deplasmanlarda gole ihtiyacımız olan son 10-15 dakikalarda oyuna dahil olursa benzer şekilde verimli olabilir. 

  • Yeni transfer 2 bek acilen takıma katkı koymalı. 
  • Onlar ne yapacağını çok iyi bilen kişiler. 
  • Bu konuda Eriş doğru motivasyon ve rotasyonla 
  • bu malzemeden faydalanmayı başarmalı.

Fevzi kardeşimiz basit oyun üstüne karşısındaki rakibin yorulduğunu hissettiği anlarda dikine işler yapmalı ki transferini sorgulatmasın, anlamlı kılsın.

  • Genel planda 
  • Eriş'in henüz 1 puan alabilmesine rağmen 
  • çok da kötü oynattığı düşüncesine 
  • sahip değilim. 
  • Bu konuda onu tartmak için 
  • bu haftaki Manisa maçınının 
  • iyi bir ölçü olacağını düşünüyorum. 
  • Bu hafta alınacak bir galibiyet 
  • takım aradığı çıkışı yakalaması açısından 
  • çok değerli. 
  • Ama tabiki bu takım bu sene şunu yapar, 
  • şu hedefe oynar için değil. 
  • Öncelikle ligde kalır, 
  • orta sıralara oynar demek için 
  • bir ölçü olacak. 
  • Ligdeki hedeflere bu sene en alt hedeften başlanarak, 
  • başardıkça bir üst hedefe göz dikerek yürümenin 
  • daha gerçekçi olacağına inanıyorum. 
  • Lakin şampiyonluk hedefiyle sahaya çıkan Adanaspor'a 
  • hakemlerin ne muamele yaptığını bir kez daha 
  • bu sene ilk maçlarda hep birlikte gördük. 
  • Bu sebeple ürkütmeden sessiz, 
  • derinden gitmek daha doğru bir strateji olacaktır. 
  • Hem bu strateji her koşulda kendisini sevip destekleyen tribünlerin de 
  • daha az hayal kırıklığı yaşamasına sebep olur. 
  • Sonuçta bu tribünler 
  • her sene şampiyon olmaya aday İstanbul'un 3 takımından birini tutmuyor. 
  • Onlar 10 maç üstüste yenilebilen, 
  • küme düşen, kapanmayla yüzyüze gelen bir kulübün cefakar taraftarları. 

Herkesin içi rahat olsun, saha dışında ve içinde ne olursa olsun bu tribünler Adanaspor'u terk etmeyecek. 

Birlik mesajı verip ele geçirme girişimi yapsanız da,

Yıldırmak için zam yapsanız da,

Avanta bilet ve konforlu tribünle aklını çelip bölmeye çalışsanız da,

Arma peşindeki onurlu takibini bırakmayacak!

  • Derbi ile birlikte Passolig satışları da 
  • istenen düzeye yükselir, 
  • tribündeki boşluklar da 
  • eski düzeyine iner. 
  • Siz kafanızı boş şeylere yormayı bırakıp 
  • sahada olup biten sonuca doğrudan etki eden işlere 
  • yoğunlaşın artık. 
  • Yoksa bu sene de 
  • kümede kalma hedefinde sıkışıp kalırsınız. 
  • Zaman, para ve sağlığınızı önemsediğinizi düşünerek yazdım bu satırları. 
  • Lakin biz tribündekiler Adanaspor sevdası uğruna bu 3 kıymetli şeyi gözümüzü kırpmadan, 
  • seve seve, 
  • bir ömür feda etmeyi önemsemiyoruz. 
  • Bizim tek önemsediğimiz bu takımın armasına layık sonuçlar kazanması 
  • ve çoktan hak ettiği yerlere ulaşması. 

(Bu yorumlarımı da taraftarın geneli adına değil, sade bir taraftar olarak kendi adıma yazıyorum. Birinci çoğul şahıs adına yazdığım fikirlere katılmayan herkes kendi yorumuyla kendisini bu yazının dışında tutabilir. Sıkıntı yok.)

Manisa maçını sabırla ve pozitif düşüncelerle beklemeye devam.

Metehan Badraslıoğlu

Yazar: Editor
2014-08-03 12:25:19

Mum Kokulu Lavuklar

                     Hakan Gülseven’den Bir Satirik

İktidarın klimalı otobüslerinde vazgeçtim adam olmaktan

Ve beslenme çantamda banknot kokusuydu sevdam...

Ben seninle bir gün Veyselkarani'de et kombinası kurabilme ihtimalini sevdim.

İlkokulun tirbuşon kokan, feriştah lekeli yıllarında

Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman

özlemeye başladım sınıf atlamayı...

Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..

Bizim ‘Organize İşler’imiz vardı...

Bir de camların buğusunu pazarlama imkanı...

Yumurta kokan arkadaşların götün götün ittirildiği kahverengi sıralarda,

solculuk oynamaya başladık –sadece oynamaya...

Ben akil insan oluyordum sen akıl veren, geri kalanlar figüran nasılsa...

Turuncu boyalarla kolpa ikliminde harfler yazılıyordu senaryo kağıtlarına ve

Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı’na inat bir Türkçeyle...

Uzanlardan öğrendik, S harfinden dolar figürleri türetmeyi..

Ankara'ya usul usul ateşböceği misali ‘bin operasyon’ yağıyordu.

Ve kapalı mekanlarda kebapçıya ortak olmayı öneriyordu haber bültenleri.

Oysa Ankara'da hiç para kazanamadım ben.

Bakanlar kurulunda tartışılan ihalem olmadı benim...

Şirketçe gidilen gece kulüplerinde kıçımıza batan platonik projeleri saymazsak...

Ankara'ya usul usul utanmayan gözyaşları yağıyordu...

Ve belli bir saatten sonra Mehmet Ağar’la samimi olmayı öneriyordu haber bültenleri.

Oysa hiç faili meçhulüm olmadı benim

Ve hiçbir mahkeme tutanağında geçmedi adım

Kayıp kentin yakışıklı yüzünde utanç izi bir çocuktum sadece

Solculuğu hep oynuyordum senaryo defterlerinde, ama sen yoktun

Ben, senin bana pas verebilme ihtimalini seviyordum, zoraki bir stat açılış saatinde

Makam arabaları ve korumalar seni hep zamansız, amansızca bir köşk griliğine götürüyordu

Ben, senin benimle Başakşehir’de seçim kampanyası yapabilme ihtimalini seviyordum.

***

Ben, senin beni kahvaltıya çağırabilme ihtimalini seviyordum.

***

Yaz sıcağı menfaate çekiyor da zihnimin kıvırmaya hazır gevrekliğini

Sonra koca bir cip oluyordum, duble yolların çare bilmez sürgünü

Ne yana baksam ‘diyalog’ ve ‘hoşgörü’ sanıyordum

Milli İrade’nin yalancı yeşilliğini

Helikopter oluyordum bir süre

Altımızdan geçen hızlı trenlerle yarışıyordum, yanağım devlet katının garantisinde

Otobüs oluyordum

Bir ilkeden bir iç ilkesizliğe

İktidara yaklaştıkça küçülüyordum.

Abdest suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin

Yüreğim pıt pıt atıyordu

Sonra iniyordum otobüsten

Çarşıdan stat açılışına giden, ömrümün en uzun,

ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,

ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.

Çünkü sonunda Teyyip oluyordum, Bilal kokuyordum sonunda...

İktidarın klimalı otobüslerinde vazgeçtim adam olmaktan

Ve beslenme çantamda bahşedilmiş bir itibar kokusuydu Berkin!

Ben seninle bir gün Dolmabahçe’de bir saray resepsiyonunda

Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği

Levent’teki eski kebap salonunda

Ben seninle, Palandöken’de mistik ve demli bir çay kıvamında aniden çöken kayak pistinin aşağılarında

Kış Oyunları ayağına dans eden Anadolu Ateşi kıvraklığında

Ben seninle herhangi bir insan elinin

Dalabileceği kadar dolara dalma ihtimalini sevdim

***

Ben senin, cumhurbaşkanı olabilme ihtimalini sevdim!..

***

Not: 

İktidarın paçasına sürtüne sürtüne küçülen, ‘mum gibi sönen’ tüm ‘duyargalı’ pop simalarımıza ithaf edilmiştir...

Yazar: Editor
2013-08-23 10:24:38

Hata hep var; güzel olan onu anlamak.

Hata: 

1. Yanlış/

2. İstemeyerek ve bilmeyerek yapılan yanlış, kusur, yanılma, yanılgı/ 3. Suç, günah, kusur

Başkan sezon öncesi bu sene gençleşmeye gidileceğini, şampiyonlukta da çok iddialı olunmayacağını söylemiş hatta işi daha da ileriye götürerek maçlara da gelmeyeceğini eklemişti.

Birçok oyuncumuz gitmiş ve çok fazla olmamak üzere yeni oyuncu alınmıştı.

  • Çoğunluk taraftar 
  • bu kadronun yetersiz olduğunda hem fikirdi 
  • hatta Ekrem hoca ile anlaşılmasının da 
  • bu seneki iddiasızlığı perçinlediği görüşü 
  • iyiden iyiye hakimdi 
  • taraftarların büyük çoğunluğunda.

Ama her şeye rağmen serde Adanalılık, Adanasporluluk vardı o yüzden görüneni görmezden geliyor ;olur ya ,hani neden olmasın falan diyerek   bu kadro şampiyonluk beklentimizi karşılar düşüncesine kapılmıyor da değildik. Çünkü; çok değil geçtiğimiz yıl ligin başında kadroya ve hocaya olan güvenimizle ne duruma geldiğimiz örneği üzerinden çok geçmemişti.

  •  Ama ilk maçtaki takımın 
  • bu denli kötü olması 
  • kelimenin tam anlamıyla 
  • bizleri kahretti. 
  • Bu kadarını da beklemiyorduk. 
  • Tamam yenilmek ne ala 
  • her zaman başımıza gelir 
  • ama bu kadar aciz bir futbolcu topluluğu, 
  • gerçekten söz bile bulmakta zorlanıyorum…

Bu konu bizi iyiden iyiye yaralayacak o yüzden ilk haftayı geçelim bir kalem.

Geleceğe güvenle bakmak için geçmiş yaraları unutmak gerekir.

Gelelim sözün başında ki hata girizgahına(girişlik);

Her sözcükte olduğu üzere ‘’hata’’ da birkaç anlama gelebilmektedir. Ama genel kabul gören anlam hepimizin de bileceği üzere ‘’ İstemeyerek ve bilmeyerek yapılan yanlış, kusur, yanılma, yanılgıdır.’’

  • Şimdi benim anladığım 
  • başkan iddiasızlığı açıkladıktan sonra 
  • ve hocayı da aldıktan sonra 
  • Adana kamuoyunun 
  • taraftar sitelerinin 
  • ve mutlaka yönetimdekilerin de katkısıyla  
  • yapmış olduğu açıklamaların 
  • ve hoca seçiminin  
  • hatalı bir karar aldığı sonucuna vardı. 
  • O yüzden kimilerimiz farklı düşünebilir belki 
  • ama kaliteli topçular olduğunu düşündüğüm 
  • Thiago( ilk maçta farklı olduğunu gösterdi bizlere) 
  • Fabiano ve Ergin Keleş’i alarak 
  • kadroyu zenginleştirme çabasına girerek  
  • ve daha önceki yıllarda 
  • çıkarmaktan kaçındığı Güney kale arkasına 
  • kombine çıkararak 
  • en azından 
  • taraftarında gönlünü alarak hatalardan 
  • birer birer dönmeye başladı bence.

Nihayetinde belki de  hemen herkesin üç aşağı beş yukarı beklediği sonuç daha  ilk maçta alındıktan sonrada hocayı göndererek bir hatasından daha dönmüş oldu.

  • Yeni hocanın ne yapabileceğini 
  • ya da yapacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. 
  • Ama ben eminim ki 
  • transfer kapanmadan (sanırım 6 eylül son gün) 
  • hemen hepimizin bildiği eksiklikleri giderecek  topçularda alınacaktır. 
  • Ve mutlaka 
  • başkanımız maçlara gelmeme kararını 
  • yeniden gözden geçirip 
  • maçlardaki  yerini de alacaktır.

Hata insanın doğasında vardır bu yüzden hatadan dönmekte büyüklüktür. Başkanımıza ve yönetimimize ve pek tabiî ki takımımıza yine destek olmak biz taraftarların  birincil işi. Kaldı ki Turbeylerin bugün yapmayı düşündüğü  tesis ziyareti bu düşüncenin doğal sonucu olsa gerek.  Umut hiç bitmez biz taraftarda o yüzden başka Adanaspor yok diyip hep yanında duralım kıymetlimizin.           

Yaşasın Adanaspor!

Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2013-07-09 10:57:52

Demokrasi?

Demokrasi en kaba tabiri ile halkın egemenliğine dayanan yönetim biçimi olarak tanımlanabilir. Biraz daha açarsak sandıktan çıkan çoğunluğun iktidarı da diyebiliriz pekâlâ. Yanımızda yöremizde bulunan hemen herkes kendini demokrat olarak tanımlar ve demokratik parlamenter sistemin iyiliğinden güzelliğinden bahseder.

  • Ama her aklı başında insanın da 
  • kendine ait bir siyasi görüşü vardır. 
  • Buna bağlı olarak da bu siyasi görüşe ait partinin iktidar olmasını ister ya da en azından buna yakınının. 
  • Kendince düşünce yapısına ya da son dönemin moda deyişi ile 
  • yaşam tarzına müdahale edebileceğini düşündüğü bir başka partinin iktidar olmasını da istemez doğal olarak.

İşte tam da bu yüzdendir ki demokrasinin gelişim sürecinde demokrasi sadece sandık sonuçlarına göre yönetilmek istenen halkların tercihi olmaktan çıkarılmak istenilmiş ve hemen her siyasi düşüncenin, dinsel ya da etnik farklılıkların bir arada yaşamaya çalıştığı yada yaşadığı bir yapıya büründürülmeye çalışılmıştır. Görece olarak bununda en başarılı olanlarının da  uzun yıllardır  kıta Avrupa’sın da yapılmış olduğunu söyleyebiliriz pekâlâ.

  • Bu çalışmalara ya da tarihsel gelişime; 
  • çoğunluğun iktidarının yönetme biçiminin diğer siyasal partilerce, 
  • sivil toplum örgütlerince kimi zaman katkı yaparak kimi zaman karşı durup değiştirmeye çalışarak 
  • ama her ne olursa olsun bir orta yola herkesin kabul edebilirliğine doğru çevirme çabası da diyebiliriz.

Bu yüzdendir ki demokratik ülkelerde ki yönetme biçimlerinin tartışılması sokak hareketlerinin olması gayet olağan karşılanır. Yukarıda bahsedilen Avrupa ülkelerinde demokrasi en azından bana göre o kadar içselleştirilmiştir ki kimse uzun süren eylemlerden rahatsız olmaz bu eylemlilik halinin ülkeyi demokrasiden uzaklaştıracağı akıllara gelmez.

  • Ancak bizim ülkemizin de bulunduğu birçok ülkede 
  • sokak olayları akıllara askeri darbeleri getirir hemencecik. 
  • Çünkü bu ülkelerin geçmişinde bu durum,  
  • bir veya daha fazla yaşanılmıştır. 
  • İşte bu yüzdendir ki iktidar olanlarda sanki bir refleks olarak sokak olaylarını bastırma konusunda her zaman eleştirdikleri darbeci zihniyetin yöntemlerine başvururlar istemeden de olsa. 
  • Sokaktaki  insanlar ülkeyi bölmek istemektedirler, darbecidirler, demokrat değildirler vs. vs.

Bu kendiliğinden ortaya çıkan yönetme biçimi ile çok sert önlemler alarak aslında bu sokak hareketlerinden demokratikleşme adına bir şeyler çıkarma yolundan çok, ülkede ki sen ben kavgasına giden yolu açmış olabileceklerdir demin söylediğim gibi istemeden de olsa.

  • Ama her şeye rağmen ülkemiz; 
  • her ne kadar eksik demokrasi ile yönetiliyor olsa da 
  • her geçen zaman zarfında kendi demokratikleşmesini de gerçekleştirme yolunda ilerlemektedir. 
  • En azından son bir buçuk aydırki olaylar belki de bizler için bir kazanım olarak kalacaktır. 
  • Bu olaylardan daha demokratik  bir yapı çıkarmak hepimizin boynunu borcu olmalıdır.

Daha huzurlu bir ülke için herkesin; çeşitliliğin güzelliğine inanması dileğiyle.

Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2012-09-06 14:37:43

Yeni İsimler

Lige kadar çok hareketli olmadığımız transfer döneminin son günlerinde imzalar ardı ardına atılıyor. Bugün orta sahaya önce Bülent Kocabey daha sonra Sedat Ağçay transfer edildi.

  • Bülent Kocabey 
  • geçen sezonun ikinci yarısında Karşıyaka’da 
  • daha çok oyuna sonradan girip hareket getiren bir futbolcu niteliğindeydi. 
  • Hızlı ve kıvrak bir oyuncu. 
  • Yeri geldiğinde çok etkili olsa da 
  • bazen sahadan kayboluyor. 
  • Takımımızın orta sahasında iyi bir alternatif olacağı görüşündeyim.

Diğer transferimiz Sedat Ağçay ise uzun zaman Antalyaspor’da forma giydi.

  • Orta sahada agresif ve çok mücadeleci bir oyuncu. 
  • Rakiplerine yaptığı sert fauller ve çok kart görmesi en büyük zaafı. 
  • Kamp dönemi geçirmemiş olması nedeniyle 
  • antrenman eksiği var 
  • ancak bunu kapatabilirse 
  • Barbaros’un boşluğunu fazlasıyla doldurabilecek kapasitede.

Bu seneki kadromuz için şunu söyleyeyim daha önceki sezonlarda alternatifi olmayan bi kadromuz vardı. Çıkacağımız ilk on biri maç öncesi tahmin etmek hiç zor olmuyordu açımızdan.

Yapılan transfer bekleneni vermediğinde ise o bölgenin aksamaması için diğer transfer dönemini bekliyorduk çünkü kulübemizde o eksiği doldurmak için yeterli bir oyuncu bulunmuyordu. Bu sene yapılan transferler bunları önleme adına çok ciddi önem taşıyor.

  • Bir sakatlık veya ceza durumunda 
  • defansta orta sahada ve forvette sıkıntı yaşamayacak bir kadromuz var. 
  • Hangi oyuncu oynarsa oynasın 
  • diğerinin yerini doldurabilecek yetenekte. 
  • Bunun yanı sıra kulübemizden oyuna dâhil olup 
  • sonucu değiştirebilecek oyuncularımız da 
  • artık yeterince var. 
  • Bunun ilk örneğini son maçımızda oyuna ikinci yarı giren ve asist yapan Cem Özdemir 
  • ve yine sonradan girip golü atan Chibuzor gösterdi.

Her zamankinden daha güçlü, daha alternatifli olan bu kadroyla tarihimizde hiç bu kadar uzak kalmadığımız Süper Lige şu beklenen geri dönüşü yapmamamız için hiçbir engel yok.

Artık bize sabırla son ana kadar takımımızı desteklemek düşüyor.

Halit Gürer

Yazar: Editor
2012-09-04 16:22:25

TKİ Tavşanlı Linyitspor: 2–2: Boluspor

Sezona beraberlikle başlayan iki takımın mücadelesinde gol perdesini bana göre ligin gol vuruşu en düzgün oyuncusu Ümit Tütünci açtı.

Bolusporlu Cafercan’ın çok uzak mesafeden attığı frikik golü de görülmeye değerdi. İki tarafa da gidip gelen maç haftanın en güzel karşılaşmalarındandı.

Son düdük çaldığında ise iki taraf da birer puanla sahadan ayrıldı.

Bucaspor: 0–1: K.Erciyesspor

Geçtiğimiz hafta Konya deplasmanından 3 puanla dönen Bucaspor evinde pozisyonları değerlendiremediği maçta rakibine penaltı golüyle boyun eğdi.

Erciyesspor ise ikide iki yaparak ligde 2. sırayı aldı.

Şanlıurfaspor: 0–1: Karşıyaka

İlk haftayı beraberlikle kapatan iki takımın mücadelesinde sıcak hava temponun yükselmesine engel oldu. Rakibine oranla daha fazla pozisyon bulan Karşıyaka ikinci yarıda Caner Ağca’nın attığı golle kazanmayı bildi.

Şanlıurfaspor da geriye düştüğü dakikadan sonra üretken olamayınca mağlubiyet onlar için kaçınılmaz oldu.

Göztepe: 0–1: Samsunspor

Sezona şampiyonluk parolasıyla başlayan Göztepe ikinci maçından da mağlubiyetle ayrıldı. İzmir temsilcisi maç içerisinde birçok gol pozisyonundan yararlanamadı ve 90+1’de Hakan Arslan’ın golüne engel olamadı.

Samsunspor ise geçen hafta son saniyede yediği golle iki puan kaybetmişti. Bu hafta da aynı dakikada golü atarak ilk üç puanını almış oldu.

A.Demirspor: 2–2: Ç.Rizespor

Demirspor’un kendi sahasındaki ilk maçına taraftarlarının protestosu damga vurdu. Henüz maçın başında yedikleri golden sonra taraftarlar yönetimi istifaya davet ettiler ve maç süresince de bu protesto devam etti.

Sahada ise Ç.Rizespor’un oyunun genelinde üstünlüğü vardı ama maçı koparacakları anlarda son vuruşlarındaki ciddiyetsizlik onları iki puandan etti. Demirspor ise onca zorluğa ve protestoya rağmen maçtan puanla ayrılmayı bildi.

Manisaspor: 1–0: Kartalspor

Çok az sayıda taraftarın takip ettiği karşılaşmada Manisaspor geçen hafta son saniyelerde kaybettiği iki puanı Kahe’nin golüyle telafi ederek maçı kazandı. Kartalspor ise haftayı 10. sırada tamamladı.

1461 Trabzon: 3–0: Torku Konyaspor

1461 Trabzon, Denizlispor’dan sonra Konyaspor’u da mağlup ederek liderliğe yükseldi..Maçı çok rahat kazanan 1461 Trabzon ilerisi için ışık saçarken Konyaspor’da ise büyük şok yaşanıyor.

Şampiyonluk hedefi ile sezona başlayan ekip 2. haftanın sonunda ligin dibine demir attı. Oynadıkları futbolun da ümit vermemesi taraftarlarını kara kara düşündürüyor.

Gaziantep BB: 0–1: Denizlispor

İlk hafta oynadıkları maçlarında öne geçmelerine rağmen mağlup olan iki takım kozlarını Kamil Ocak’ta paylaştı. Gaziantep BB rakibine oranla daha üstün oynadığı maçta 75.dakikada Görkem’in golüne engel olamadı.

Serdar Deliktaş’ın kırmızı kart gördüğü maçı Denizlispor üstün tamamlasa da daha kat etmeleri gereken çok yol olduğu net bir şekilde görüldü.

Halit Gürer

Yazar: Editor
2012-09-02 21:17:58

Deplasmanda 3 Puan

İlk üç puanımızı zor da olsa Ankara deplasmanından almayı başardık. Kusursuz muydu peki takımımız? Tabi ki hayır. Eksiklerimiz göze çarpıyordu. Hatta rakibimizin forvet hattında biraz tecrübeli bir isim olsa belki de maçı mağlup da bitirebilirdik ama bu sefer Ankara 19 Mayıs’ta biz güldük.

  • Ankaragücü’nün yaşadığı sıkıntılar malum. 
  • Gencecik oyuncularıyla ligde kalma çabasındalar ki çok mücadeleci bir takım olduklarını da gösterdiler. 
  • Önceki hafta 10 kişi kalmasalardı belki de 1-0’lık üstünlüğü koruyup Erciyes deplasmanından galibiyet alarak karşımıza çıkmış olacaklardı. 
  • İlerleyen haftalarda da bu mücadele güçleri düşmezse eğer birçok takımdan puan alacaklardır.

Sahada ise yine orta sahada rakibini rahatsız etmeyen bir Adanaspor gördük. Geçen hafta yaşadığımız sıkıntıların benzerini yaşadık. Rahman’ın orta sahadaki etkisiz oyunu Emre ve Ali’nin takıma bir an önce takıma dahil olması gerektiğini gösterdi. Rahman ise ikinci yarı sol bek mevkiinde takıma daha çok katkı koydu. İlerleyen haftalarda da o mevkide görev yaparsa daha yararlı olacak gibi görünüyor. Bunun yanı sıra çok kolay pozisyonlar da verdik ama rakibimiz bunları değerlendiremedi.

  • Dakika 77’yi gösterdiğinde ise oyuna dahil olan Cem Özdemir tıpkı geçen haftaki gibi oyuna hareket getiren isim oldu.
  • 85. dakika da ise ‘trivela’ ortasında Chibuzor topu filelere göndermeyi başardı. 
  • Geçen sezonda maçların son dakikalarında oyuna dahil olan Cem bu sezon da üstüne koyarak devam ediyor. 
  • İlerleyen dönemlerde de Adanaspor’a çok büyük katkılar koyacağı şimdiden görülüyor.

Şimdi önümüzde milli takım maçlarından dolayı bir haftalık bir ara var. Bu aranın takımımıza ilaç gibi geleceğini ümit ediyorum. Yeni transferlerin de takıma uyumu bakımından yararlı geçer ve inşallah önümüzdeki haftalarda çok daha iyi bir Adanaspor izleriz.

Halit Gürer

Yazar: Editor
2012-08-31 19:17:59

Araba Devrilmeden Yol göstermek

Uzun süredir uğraş verdiğimiz Süper Lig’in en güçlü adaylarındanız. İlk maçımızda gerek havanın sıcaklığı gerekse takıma dâhil olmamış orta saha oyuncuları nedeniyle 2 puanı kaybettik. Emre Toraman ve Ali Zorlu ile de bu orta saha eksikliğini de gidermiş bulunuyoruz.

  • Cumartesi oynayacağımız Ankaragücü takımı belki de tarihinin en zor dönemini geçiriyor.
  • Altyapı oyuncuları ile ligde tutunma çabasında olacaklar ama buna kendi taraftarları dahi inanmıyor.
  • Geleyim meseleye bu ligdeki 5. sezonumuzu geçiriyoruz ve çok dikkat etmediğimiz ve neredeyse her sene tekrarladığımız ‘ligin zayıf takımlarını yenememe’ alışkanlığımızı artık bitirmemiz gerekiyor.
  • Mesela 2008–2009 sezonunda vasat kabul edilebilecek Sakaryaspor’u ligin ilk yarısında mağlup edemeyen ender takımlardan biriydik.
  • Aynı sezon ligi 17. tamamlayan Güngören’e kendi sahamızda mağlup olduk.
  • Bu sezonda eğer sadece bu iki maçı kazanabilseydik o sezon kıl payı kaçırdığımız play-off potasının içinde olacaktık.
  • Bundan sonraki sezonda Bucaspor ile aynı puanla ligi bitirip averaj ile süper ligi kaçırdığımız sezonda ise küme düşen üç takıma da ikişer puan kaybettik ki 1 puan bile bizi süper lige taşıyacaktı.
  • Geçtiğimiz sezonda da küme düşen Giresun ve Sakarya’ya puan kaybettik. Ama bu kayıplar neyse ki play-off’ a kalmamızı engellemedi.

Sezon sonunda ah vah dememek için şu kağıt üzerinde kolay görünen maçları artık kazanmamız gerekiyor.

Halit Gürer    
Yazar: Editor
2012-08-24 08:25:08

KARTALSPOR – GÖZTEPE

  1. Besim Durmuş ile yoluna devam eden Kartalspor kendi sahasında transferin en hareketli takımlarından Göztepe ile karşılaşacak. 
  2. Ev sahibi ekibin tabiri caizse kutu gibi olan stadında taraftarlarıyla birlikte iyi bir atmosfer yaratması ve oraya gelen deplasman takımlarının normale göre küçük olan sahaya kolay kolay uyum sağlayamaması Kartalspor’a avantaj sağlıyor. 
  3. Göztepe ise sezona şampiyonluk parolasıyla başlayan kadro kalitesi yüksek ekiplerden… 
  4. Onlar da mutlak galibiyet için gidecekler ancak TSYD kupasında da görülüyordu ki biraz zamana ihtiyaçları var.

İhtimal Yüzdesi: Kartalspor %45, beraberlik %30, Göztepe %25

K.ERCİYESSPOR – ANKARAGÜCÜ

  1. Bu maç ile ilgili uzun uzun yazılıp çizilecek bir şey yok. 
  2. Lige -6 puanla başlaması gündemde olan Ankaragücü’nün sezona iddialı giren K.Erciyesspor’a mağlup olmaması için büyük bir şansa ihtiyacı var.          

İhtimal Yüzdesi: K.Erciyes % 95, beraberlik %4, Ankaragücü %1

TORKU KONYASPOR – BUCASPOR

  1. Maddi açıdan rahatlayan ve transfer yasağı kalkan Konyaspor sezona kendi seyircisi önünde galibiyetle başlamak istiyor. 
  2. Geçtiğimiz günlerde Şenol Akın’ı da kadrosuna katan Yeşil-Beyazlılar maça büyük önem veriyor. 
  3. Bucaspor ise forvet hattına Dahmane ve Mehmet Batdal’ı transfer ederek hücum hattındaki sıkıntıyı ortadan kaldırdı diyebiliriz ama Konya deplasmanında işleri yine de zor.

İhtimal Yüzdesi: T.Konyaspor %50, beraberlik %30, Bucaspor %20

DENİZLİSPOR – 1461 TRABZON

  1. Sezona yepyeni bir ekiple hazırlanan Horozlar’da kulüp başkanının “10 hafta sonra takımımız toparlanacak” açıklaması taraftarlardan tepki aldı. 
  2. Her ne kadar teknik direktör Engin İpekoğlu sezona 3 puanla girmek istediklerini söylese de taraftarlarda umutsuzluk hâkim.
  3. 1461 Trabzon’da ise ilk defa PTT 1.Lig’de oynayacak olmanın heyecanı var. 
  4. Genç kadrolarıyla Denizli’den puanla dönme amacındalar. 
  5. Ortada geçecek bir mücadele olacağını düşünüyorum

İhtimal Yüzdesi: Denizlispor % 35, beraberlik % 40, 1461 Trabzon %25

Ç.RİZESPOR – GAZİANTEP BB

  1. Bayan ve çocukların takip edeceği mücadelede ev sahibi ekibin teknik direktörü Engin Korukır “Mazeret yok. Kazanacağız” açıklaması maçı ne kadar istediklerinin göstergesi. 
  2. Her ne kadar önceki sezonlarda GBB’ye karşı şansları pek tutmasa da bu hafta bunu başaracaklarını düşünüyorum.

İhtimal Yüzdesi: Ç.Rize %60, beraberlik %30, GBB %10

KARŞIYAKA – MANİSASPOR

  1. Sıkıntılı dönemlerden geçen iki takım kozlarını haftanın kapanış maçında paylaşacak. 
  2. Önceki sezonlarda iki ekibin buluşması çok heyecanlı maçlara sahne olmuştu ancak şu anda iki takımda o zaman ki gücünde değil. 
  3. Hiç bir sonucun sürpriz olmayacağı bu mücadele de beraberlik daha ağır basıyor.

İhtimal Yüzdesi: KSK %30, beraberlik %40, Manisaspor %30

Halit Gürer

Yazar: Editor
2012-08-23 08:51:40

İlk Maçlara Giderken

Genç yazarımızı ve analizcimiz sevgili Halit ilk hafta maçlarının cumartesi ayağını yorumladı. Şöyle bir tablo çıktı karşımıza:

_________________

ADANASPOR - ŞANLIURFASPOR

  1. İki takım da Süper Lig parolasıyla başlayacağı sezona 3 puanla girmek istiyor. 
  2. Adanaspor’da maç haftasına girilmesine rağmen orta sahaya takviye yapılmaması, bunun yanı sıra sol bek İlkem’in uzun bir süre forma giyemeyecek olması can sıkıyor.
  3. Bunlara rağmen oturmuş bir takım olan ev sahibi ekip 5 Ocak Stadyumunda kadın ve çocuk taraftarlarının desteği ile sahaya çıkacak.
  4. Adanaspor sahaya muhtemelen Zülküf - İzzet, Tuna, Merthan, Berk - Rahman, Kibong, Talha – Metin Akan, Chubizor, Mbilla onbiri ile çıkacak.
  5. Kaliteli bir kadroya sahip olan ancak iyi bir kamp dönemi geçirmemiş olan Ş.Urfaspor’da ise Kemal Kılıç takımını maça motive etmeye çalışıyor.
  6. Daha önce takımın gerçek performansının 4-5 maç sonra ortaya çıkacağını söyleyen teknik adam Adana’ya puan için geliyor.
  7. Ş.Urfaspor maça muhtemelen Atacan Öztürk - Abdülhamit Yıldız, Ramazan Sal,Yiğitcan Erdoğan, Özgür Özkaya – Koray Avcı, Sankoh, Kıvanç Karakaş, Sami İzcican, Tonia Tisdell – Gökhan Güleç onbiri ile başlayacak.
  8. İhtimal Yüzdesi:  Adanaspor %7o, Urfaspor %10, Beraberlik %20

BOLUSPOR – A.DEMİRSPOR

  1. PTT 1. Lig’in açılış maçında şampiyonluk hedefleyen Boluspor, 8 yıl sonra PTT 1. Lig hasretine son veren Demirspor’u konuk ediyor.
  2. Ev sahibi ekipte 3 maç men cezası alan Barbaros ve Serdar Kulbilge dışında ciddi bir eksik yok. 
  3. Boluspor mevcut kadrosu ve imkanlarıyla rakibi A.Demirspor’dan daha üstün bu üstünlüğün sahaya da yansıyacağı görüşündeyim.
  4. İhtimal Yüzdesi: Boluspor %80, Beraberlik %20

SAMSUNSPOR – TKİ TAVŞANLI LİNYİTSPOR

  1. Samsun 19 Mayıs Stadı’nda oynanacak mücadelede öncesi Samsunspor’da oyuncuların hırslı oluşu teknik direktör Erhan Altın’ın yüzünü güldürüyor. 
  2. Taraftarları önünde sezona başlayacak Samsunspor 3 puan için sahaya çıkacak. 
  3. Konuk ekip Tavşanlı Linyitspor ise zorlu deplasmandan puan alma hesapları yapıyor. 
  4. Teknik Direktör Levent Devrim takımın geçen sezona göre daha diri ve hazır olduğunu söyledi. 
  5. Cumartesi gecesi saat 20.00 ‘da oynanacak karşılaşmada hiçbir sonucun sürpriz olmayacağı kanısındayım.
  6. İhtimal Yüzdesi: Samsun % 40, Linyit % 30, Beraberlik %30

Halit Gürer

Yazar: Editor
2012-08-21 12:28:01

 PTT 1. Lig Başlarken, Manzaranın Analizi

3. Bölüm

Yazan: Halit Gürer

Kartalspor:

  1. Ligde istikrar yakalayan İstanbul temsilcisi kadrosunu büyük ölçüde muhafaza edip 
  2. Efecan Karaca, Yaser Yıldız ve Fatih Gül ile sözleşme imzalarken 
  3. Tolga Çavdar, Hamza Gezmiş, Kaya Tarakçı ve Ahmet Gökhan Güney ile yollarını ayırdı. 
  4. Besim Durmuş idaresindeki Kartalspor’u bu sezon da alışılmış çizgisinde olacak gibi görünüyor. 
  5. Ne düşmemeye ne de yükselmeye oynayacakları bir sezon geçirecekler.

Manisaspor:

  1. Süper Lig’e geçtiğimiz sezon veda ettiler. 
  2. Süper Ligde formalarını giyen birçok oyuncuyla yollarını ayırdılar ve çok büyük transferler yapmadılar. 
  3. Süper Lig’e geri dönmek için mücadele edecekler fakat bunu başarmaları şimdilik zor görünüyor.

Samsunspor:

  1. Bir önceki sezon yükseldikleri süper ligde tutunamadılar ve bir sezonluk süper lig macerasının ardından tekrar 1.lige döndüler. 
  2. Geçen sezonki kadrolarını muhafaza edemeyip gidenlerin yerini de dolduramadılar. 
  3. Teknik direktörleri Erhan Altın’ın da ‘Bu sezondan sonraki sezonlarda hedefimiz süper lig’ açıklaması bu sezonki hedeflerinin ligde kalmak olduğunun açık bir göstergesi.

Şanlıurfaspor:

  1. Geçen sezon şampiyonluk yaşayarak 1.Lige yükselen Şanlıurfaspor bu sezon da şampiyonluk hesapları yapıyor. 
  2. Şehrin mülki amirlerinin, şehir halkının ve yönetimin de takıma sahip çıkması da süper lig yarışında Urfaspor’u diğer ekiplerden bir adım öne geçiriyor. 
  3. Mevcut kadrolarıyla da şampiyon olacak güçteler ancak kamp döneminde her şey istedikleri gibi gitmedi. 
  4. Sakat oyuncuların çokluğu nedeniyle idmanda neredeyse çift kale maç bile yapamayan 
  5. ve aynı sebepten ötürü az hazırlık maçı yapan ekipte Kemal Kılıç, takımın oturması için biraz zamana ihtiyacı olduğunu söyleyerek herkesin sabırlı olmasını istedi.

Tavşanlı Linyitspor:

  1. Geçen sezon son haftalarda ligde kalmayı garantileyen Kütahya ekibinde 
  2. Oktay Pop, Özgür Yıldırım ve Eser Yağmur en dikkat çekici transferler. 
  3. Tavşanlı Linyit mevcut kadrosuyla ligde orta sıraların biraz daha altında seyir edecek konumda.

Torku Konyaspor:

  1. Konya Torku Şekersporla birleşerek maddi açıdan rahatlayan Yeşil-Beyazlılar  
  2. Şekerspor’dan gelen oyuncular ve Neca, Ali Zitouni, Erkan Sekman, Bilal Aziz gibi isimleri transfer ederek bu sezon süper ligi hedefleyecek. 
  3. Ancak Robak, Gökhan Emreciksin gibi geçtiğimiz sezonun yıldız isimlerini de muhafaza edebilselerdi süper lig iddaaları çok daha güçlü olurdu.

Halit Gürer

Yazar: Editor
2012-08-20 07:04:56

 PTT 1. Lig Başlarken, Manzaranın Analizi

2. Bölüm

Yazan: Halit Gürer

Ç.Rizespor:

  1. Engin Korukır’ı teknik direktörlüğe getiren Karadeniz ekibi sezona yine Süper Lig parolasıyla başlıyor.
  2. Kenan Aslanoğlu, Onur Güney ve Erhan Şentürk gibi isimleri kadrosuna katan ekipte en büyük kayıp Severin Bikoko.
  3. Ancak onun yokluğuna ve takımın geçen senekinden kadro olarak daha zayıf olmasına rağmen ilk 6’ya girebilecek seviyedeler.

Denizlispor:

  1. Yönetimi geç toplayan ve transfere geç başlayan Horozlar sezona adeta yepyeni bir takımla girecek.
  2. 19 oyuncuyla yollarını ayırıp 16 yeni oyuncu aldılar desem ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız sanıyorum.
  3. Ancak geçtiğimiz pazartesi oynadıkları maçta yeni bir takım olmalarına rağmen Bucaspor’a karşı iyi bir futbol sergilediler.
  4. Bu sezon Süper Lig için yeterli olmasalar da geçen sezonki gibi kümede kalma gibi bir problem yaşayacaklarını zannetmiyorum.

Gaziantep BB:

  1. Geçtiğimiz sezon çok kaliteli bir kadroları olmalarına rağmen büyük hayal kırıklığı yaratan Gaziantep ekibi ilk 11 oyuncularının bir çoğuyla yollarını ayırdı 
  2. ve yerine genç oyuncularla sözleşme imzaladı.
  3. Kenan Aslanoğlu, Mithat Yaşar, Turgay Gölbaşı, Abdullah Halman gibi oyuncuların yerini doldurabildiklerini düşünmüyorum.
  4. Muhtemelen sezonu orta sıralarda tamamlayacaklar.

Göztepe:

  1. 2012-2013 yazının transfer şampiyonu Göz-Göz oldu.
  2. Geçen sezon ligde kalmayı son haftalarda garantileyen Göztepe’de bu sezon hedef Süper Lig.
  3. Aytek Aşıkoğlu, Ferhat Odabaşı, Dilaver Güçlü, Veli Kızılkaya, Mithat Yaşar ve Onur Bektaş gibi isimleri transfer ederek de Süper Ligi ne kadar istediklerini gösterdiler.
  4. Ancak TSYD Kupasının Yarı Final maçında Altay ile karşılaştıkları maçta 2-0’lık üstünlüğün koruyamayıp maçı kaybetmeleri ve vasat bir futbol sergilemeleri büyük bir hayal kırıklığı yaşatabileceklerinin de işareti olabilir.
  5. Çünkü bu ligde iyi kadrolar değil iyi mücadele edenler şampiyon oluyor.

K.Erciyesspor:

  1. Osman Özköylü’yü takımın başına getiren K.Erciyesspor transfer döneminde Serdar Eyilik, Ufukhan Bayraktar, Ragıp Başdağ, Hüseyin Yoğurtçu ve Gohou gibi isimleri transfer etti.
  2. Geçtiğimiz sezon son haftalardaki form düşüşü nedeniyle Play-Off potasının dışında kalan Erciyes, mevcut kadrosuyla ilk 6 sıranın içinde olabilecek kapasitede..

Karşıyaka:

  1. 100. yılda şampiyonluk parolasıyla çıktığı 2011-2012 sezonunda son maçta aldığı beraberlikle lige tutunan Kafkaf, o sezonda yönetimin harcadığı büyük paralar nedeniyle ciddi sıkıntılar yaşıyor.
  2. Öncelikle Yücel İldiz ile anlaşan daha sonra maddi sıkıntılar nedeniyle transferlerin gelmemesi sonucu yollarını ayıran Kafkafı zor bir sezon bekliyor.
  3. Cihat Arslan’ın teknik direktörlüğünü yapacağı Karşıyaka’yı bu sezon üst sıraların uzağında izleyeceğiz.
Halit GÜRER
(devam edecek)
Yazar: Editor
2012-06-28 07:44:19

Transfer Beklentisi

Erken kalkan yol alır!

Tam da bunu yazacaktık. Ama sevgili Serkan Şenyürek içimizden geçen yazıyı dün kaleme aldı; “Geç Kalmamalı” diye. Lisan-ı münasiple yazılmış, doğru noktalara temas eden bir analiz olmuş. Memleketin bir güzel takımı olan Adanaspor’un yazarlarının, taraftarının zarafetine yakışan bir üslupla örülmüş. Şimdi burada o yazıyı yeniden kaleme almaya gerek yok. Ama paylaşabiliriz temel noktaları.

Evet, taraftarın genel kaygılarına parmak basan transferde “Geç Kalmamalıyız”… Satır başlarıyla:

  1. Bank Asya'da birçok takıma göre en avantajlı takım Adanaspor.
  2. İskeleti var, kadrosu iyi ve yapacağı 4–5 transfer Adanaspor'u farklı konuma getirir.
  3. Zaten Adanaspor'un en büyük avantajı iskeleti ve kadrosunu koruyacak olması.
  4. Mbilla ve Kibong Adanaspor takımının iki önemli silahı. Merthan ve Tuna gibi tecrübeli oyuncuları da saydınız mı, Adanaspor'un mevcut iskeleti birçok takıma göre iyi.
  5. İç transferdeki doğru seçimler Adanaspor'u başarıya götürecektir 
  6. ama en önemlisi dışarıdan gelecek oyuncuların katkısı da büyük önem kazanacaktır.
  7. Bank Asya'da kulüpler sezon başı bu kadar sıkıntı yaşarken Adanaspor'un de transferde geç kalmaması gerekiyor.
  8. Adanaspor'un çok sıkıntısı yok doğru..
  9. Ama mutlaka bir kaleci, bir stoper, iki ön libero ve bir forvet oyuncusu olmak üzere 5 nokta transfer 
  10. ve ayrıca İzzet ile İlkem'e alternatif 1-2 yardımcı oyuncu Adanaspor'u çok farklı konuma getirir.
  11. Başkan Bayram Akgül'ün devre aralarında yaptığı hamleyi sezon başında bekliyor ve istiyoruz.
  12. Sezon başında yapılacak hamle Adanaspor'u konum olarak farklı noktalara getirecek.
  13. Adanaspor ilk yarıda yolunu alabilirse yetişmek zor olur.
  14. Çünkü sistemini oturtmuş bir başkan var.
  15. Çünkü bu ligin önemli ismi Levnet Eriş teknik direktör olarak görev yapıyor.
  16. Çünkü geçen yıldan farklı bütünleşmiş bir Adanaspor taraftarı var.
  17. Şu an tek sıkıntı Adanaspor'un transferde geç kalmaması.
  18. Bunu çözdüğü ve transferlere başladığı an Adanaspor için söylenecek söz kalmıyor.

Israrla belirtiyorum; GEÇ KALMAMALIYIZ.

 

Serkan Şenyürek

Yazar: Editor
2012-05-10 20:04:37

Şampiyonluğa inancımız tam… Ya sonrası?

 

Önümüzde ki hafta sonunda yükselme maçlarında ki ilk rakibimiz belli olacak. Adanaspor olarak hangi takım çıkarsa çıksın korkumuzun olmayacağı çok açık.

  • Bizim form durumumuz ve iyi oyunumuz eminim ki 
  • diğer takımları daha çok düşündürüyordur. 
  • Belki de hemen hepsi ilk maçı bizle oynamaktan çekiniyorlardır. 
  • Her bir Adanaspor taraftarının takımlarına olan inaçları üst seviyede 
  • bu anlamda yükselme maçlarında çok büyük bir aksilik olmazsa 
  • şampiyon olacağımız konusunda kimsenin kuşkusu yoktur.

Bu inancın en sağlam göstergesi olarak, eğer ligi altıncı olarak bitirirsek ki öyle de görünüyor statü gereği ilk maç Adana’da olacağından  bu maçta geçtiğimiz Kartal maçına gelen aşağı yukarı dokuz, on bin taraftara; bir üç, dört bin daha eklenerek tribünleri tam olarak doldurmamız gerekmekte. Bu sayıya ulaştığımızda ki buna ulaşmak “büyük Adanaspor’un büyük taraftarları” için işten bile değildir, Adana’nın, Adanasporlunun Adanalının yolun sonunda ki kupayı ne kadar çok istediğini haykırmış olacağız.

  • Şampiyonluk maçı nerede olur bilmem 
  • ama şampiyonluğu kutlamak için 
  • bir o kadar taraftarın da 
  • o maça geleceğini de söyleyebiliriz pekâlâ.
  • Ancak biz taraftarların içindeki bu coşku ve  bu heyecanımız 
  • çok değil 
  • 2 yıl önce olduğu gibi 
  • Adana şehrinde beklediğimiz  karşılığı bulamamaktadır. 
  • Ama her bir Adanasporlu bilir ki bu şehrimizin bir gerçeğidir 
  • ve bu şehirde Adanasporlu olmak ayrıcalıktır. 
  • Takıma sahip çıkacak ya da yardım edebilecek kişi ve kuruluşlar 
  • bizim takımdan uzak dururlar 
  • ve yapılan yardımlar da nedense lütfen yapılır.  

Ama her şeye  inat bu takımın arkasında yıllardır duran  on binlerce taraftar yine o çok sevdikleri Adanaspor’un yanında olmaktan kaçınmazlar. Öyle ya da böyle bir kahraman çıkar yönetime aday olur, Adana’dan destek alamayacağını bile bile başına gelebilecek binlerce zorluğa rağmen. Varsın olmasın bu senede kimse bize destek vermesin, biz bize yeteriz nasıl yettiysek yıllardır, bir başımıza kalalım her zaman ki gibi ama şunu herkes bilsin ki Adanaspor bu sene süper lige yükselecektir.

  • Ama önümüzdeki yükselme maçlarından sonra 
  • Adanaspor taraftarları olarak yönetime nasıl destek olacağımız konusunda somut düşünceler ortaya atmalıyız. 
  • Bunun için taraftar grubunun ve internet sitelerimizin 
  • ve tabi ki yönetimin bir çalışma grubu oluşturması yerinde olacaktır.

Bu çalışma grubu taraftarlardan görüşler toplamalı ve bu görüşlerin önemli ve yapılabilir olanlarını hayata geçirecek adımları da atmalıdır.

  • Ne bileyim benim şu an aklıma gelenlerden birkaç şey sıralamak gerekirse; 
  • bunlar yeni şeyler değil belki ama en azından şöyle bir tekrar edersek; 
  • tescilli ürünlerin oluşturulup satışından gelir elde edilmesi, 
  • kurullar oluşturup şehrin ileri gelenlerini ziyaret ederek  desteklerin sürekliliğinin sağlanması, 
  • her taraftarın kombine biletlerin satışlarında daha aktif olmasından tutup eğer durumumuz uygunsa her birimizin kendi evimizde ki maçlara ikişer bilet almaya kadar 
  • ve daha fazlası için çalışmalar yapmalıyız.

Yaşasın Adanaspor!

Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2012-04-04 18:03:02

İlk Altıya Son Altı Hafta

Kalan altı haftaya şöyle bir göz atarsak  şu an ilk altı içinde olan takımların birbiri ile maçları olduğunu ve özellikle Konya’nın oldukça zor bir altı hafta yaşayacağını görürüz.

  • Şu an ki puan sıralamasında bize en yakın Bolu olarak görünse de
  • bizim yetişebileceğimiz takımın Konya olacağını söyleyebiliriz pekala.
  • İlk altıda olan takımlardan Konya’nın,  sırasıyla; 
  • Bolu, Akhisar, Gaziantep, Adanaspor’umuz, Göztepe ve Elazığ ile oynayacağını düşündüğümüzde
  • bu zor fikstürden sezon başından beri oynadığı oyunu da hesaba katarsak
  • alnının akı ile çıkacağını düşünmüyorum.

Bu bağlamda, Adanaspor olarak yapacağımız maçların tamamını alırsak sezon sonunda mutlaka ilk altı içinde yer bulacağımız sonucuna ulaşmak sanırım yanlış olmaz. Kalan altı haftada karşılaşacağımız takımların da oyun olarak bizden üstün olmadıkları da herkesçe malum olduğuna göre  bizim altıda altı yapmamız mesele değil.

  • Onca eksiğe rağmen
  • geçtiğimiz Kasımpaşa maçında da gördük ki
  • Adanaspor’umuz takım oyunu anlamında gerçekten çok iyi,
  • kaldı ki oyuncu kalitemiz de  kalan altı final haftasını başarı ile tamamlayacak durumda.

Burada  Levent Hoca ve ekibine çok iş düşecek, takımı oynanacak maçlara çok iyi hazırlaması gerekmekte; bunu yapacak  bilgi ve birikiminin de hocamız ve ekibinde olduğunu düşünmekteyim.   

  • Futbolcularımız da iyi bir hazırlık devresi geçirerek,
  • altıda altının ilki olan önümüzdeki Kayseri Erciyes maçını kazanıp
  • onlara olan inancımızı boşa çıkarmayacaklardır,
  • taraftarlar olarak takımımıza güveniyoruz
  • ve her bir oyuncunun da  elinden gelenin en iyisini yapacağına inanıyoruz.

Ama her ne olursa olsun ligin sonunda sıralamadaki yerimiz ilk altının dışında da olsa bize Elazığ maçını yaşatan futbolcularımıza, teknik ekibe ve ayrıca yönetime de en ufak bir kızgınlığımız olmayacaktır, olmamalıdır.

Yaşasın Adanaspor!

Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2012-02-23 15:38:57

Beşte Beş!

 

 http://moonloh.com/wp-content/uploads/2011/01/5.png

 

İlk altı yarışında  Adanaspor’umuzun var olup olmayacağı sorusunun yanıtını önümüzdeki Cumartesi futbolcularımız Akhisar da bize gösterecekler.

  • Kazanırsak ne ala 
  • ama olası bir beraberlik 
  • ya da yenilgi hepimizin umutlarını bitirecektir.

Bu anlamda teknik heyetin ve futbolcuların önümüzdeki maçın bir var oluş maçı olduğunu iyiden iyiye anlamış olması gerekmektedir. Bu düşünce ile kazanmak için ellerinden gelenin en iyisini de mutlaka yapacaklardır.

  • Peki, Akhisar maçını alırsak 
  • ki buna inancımız tamdır;   
  • bir seri yakalaya bilir miyiz?
  • Aslında önümüzdeki beş maçta karşılaşacağımız takımların sırasıyla 
  • Akhisar, 
  • Gaziantep, 
  • Sakarya, 
  • Göztepe 
  • ve Elazığ olduğunu düşündüğümüzde; 
  • gol vuruşlarındaki beceriksizlik (şanssızlık) 
  • aşıldığı anda 
  • bu beş maçın sonundaki on beş puana ulaşmak 
  • işten bile değil; 
  • takımın oynadığı iyi oyunu da hesaba katarsak.

Şu beş maçtan yukarıda bahsettiğimiz üzere alınacak, on beş puan bizi ilk altı içine atacaktır. Bu seriden sonra ilk iki, belki hayalcilik olacak; ama  ilk altıdan   sezon sonuna kadar çıkmayacağımızı düşünmekteyim.

  • Tabi ki bütün bu düşüncelerimizin gerçekleşmesinin ilk koşulu; 
  • Cumartesi maçını kazanmaktır.

Bu sezon bulup yitirmeler ile geçen bir süreçten geçmekteyiz. Umalım ki Cumartesi hepimizin istediği gibi olsun  Akhisar’da kazanalım  ve sezon sonuna kadar bir hayali kovalayalım!

Yaşasın Adanaspor!

Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2012-02-06 19:49:52

Bitmedi…

“yine doğumdayız işte,

yine sevinçteyiz

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!”

http://labs.blogs.com/.a/6a00d8341caed853ef010536b6ce7a970b-800wi

  • Hayatın her alanından o çok sevdiğimiz Adanaspor’umuza bir yol buluruz ya;
  • kendi adıma önemli bir şair olarak düşündüğüm,
  • merhum Adnan Yücel’in belki de en çok bilinen  şiirlerinden  birini 
  • içinde bulunduğumuz duruma uyarlayıp
  • umudumuzun yeniden yeşerdiği sonucuna ulaşarak
  • geleceğe dönük güzel günlerin habercisi olarak düşünelim derim Cumartesi galibiyetini.
  • Tabi bu galibiyetin anlamlanması için 
  • önümüzdeki Giresun maçının da
  • aynı şekilde sonlanması lazım.
  • Aslında ligin ikinci yarısında  alınan kötü sonuçlara rağmen; 
  • oynanan iyi  oyun futbolcularımızın  
  • Giresun maçından da alınlarının akıyla çıkacaklarına inancımızı güçlendirmektedir.
  • İyi niyet ve özveriyle verilen mücadele sonuçlarını vermeye başladı son iki haftadır.
  • Daha önce şu an sıralamada bizden üstte olan diğer takımların yanında olan şans da 
  • artık bu yana dönerse bizi tutabilene aşk olsun.  
  • Cumartesiden beri daha bir neşeliyiz,
  • daha bir başka bakıyoruz lige,
  • umudumuz tazelenmiştir,
  • bu umudun sezon sonuna kadar tükenmemesi  ise tek dileğimiz.

Ne diyelim;

bitmedi sürüyor bu umut ve sürecek,

mutlu sona ulaşıncaya dek…

Yaşasın Adanaspor! 

Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2012-01-14 09:32:19

Merhaba…

http://3.bp.blogspot.com/_gHAE_z0DfBo/ScjOQnRKqcI/AAAAAAAAB9Y/vfTWWJRc_sU/s400/a.jpg

Uzun bir aradan sonra Pazartesi akşamı lige merhaba diyeceğiz. Taraftarlar, futbolcular ve yönetim birbirimizi selamlayıp merhabalaşacağız.

  • Arapça kökenli bir sözcük olan “merhaba” ilk olarak; 
  • selam anlamına geldiği gibi 
  • bir ünlem olarak kullanıldığında; 
  • geniş ve mamur bir yere geldiniz, 
  • rahat ediniz, 
  • günaydın, 
  • hoş geldiniz; 
  • anlamlarına da gelmektedir.

Umalım ki sözcüğün anlamında olduğu gibi rahat edeceğimiz bir maç olsun.

Ligin son 4 haftası ve geçtiğimiz Çarşamba yapılan kupa maçında ki oyunu da düşündüğümüzde Denizli maçını kazanıp lige rahat bir başlangıç yapacağımız  sonucuna ulaşmak pek de yanlış olmaz  sanırım.

  • Verilen arada yapılan transferler, 
  • yönetim ve teknik ekibin hedefini gayet net olarak ortaya koymasıyla beraber 
  • geçtiğimiz maçın sonunda 
  • futbolcu taraftar bütünleşmesi de 
  • biz taraftarlara bu yönde umut vermektedir.

Denilebilir ki; verilen aralardan sonra oynanacak  ilk maçlarının havası ayrı olur, bazı sıkıntılar yaşanabilir; ama bizim futbolcu  kalitemiz ve biraz öncede belirttiğimiz üzere son maçlardaki iyi oyun bu açmazı aşacağımızın apaçık göstergeleridir.

  • Son sözü söylemek gerekirse; 
  • Pazartesi, her şey biz Adanasporluların istediği gibi olsun 
  • daha doğru bir deyişle;  
  • Pazartesi akşamımız “turuncu” olsun.

Yaşasın Adanaspor!

Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2011-11-23 18:45:35
Yapacak bir şey yok

 http://img03.blogcu.com/images/u/n/u/unutulmayanlaridinle/73b050cc27916b7d86c5682111cb05d7_1311425036.jpg

  • Bizim futbolcularımızın yüzlerinde son maçta bir kez daha gördük tam bir umutsuzluk hali var.
  • Tabi bunun en büyük sebebi yine kendileri.
  • Bir türlü gelmeyen başarı onları bu hale iyiden iyiye sokmuş durumda.
  • Artık bir silkiniş bekleyeceğiz ama bu oyunla nasıl olacak bunu da sanırım biz taraftarlar olarak bilemeyiz.
  • Ne yapıp edip önümüzdeki maçların en azından kendi sahamızda olanlarından galip gelmeliyiz ki
  • geçtiğimiz sene yaşanılan sıkıntı tekrar etmesin.
  • Her maç öncesinde bir umut ile stadyuma gelip ya da ekran başına geçip sonunda üzülmek artık sıradanlaştı bizler için.
  • Ama artık bu sıkıntı halinin de sonlanması gerekmekte yoksa günden güne taraftar desteği azalacaktır.
  • Ama şuna  eminim ki, 
  • her şeye rağmen sezon başından beri maça gelen taraftarların yine büyük bir çoğunluğu 
  • Tavşanlı maçının sonucunun ne olacağı hakkında çok fazla düşünmeyip
  • Cumartesi yine stadyumdaki yerini alarak, çok sevdiği Adanaspor’umuza destek olacak.
  • Ne umduk ne bulduktan ziyade;
  • hiçbir şey beklemeyip ya çok şey elde ederek ya da hiçbir şey elde edemeden döneceğiz evlerimize.  
  • Sonrası mı, kendi adıma lige verilecek araya kadar takımdan beklentilerimi en aza indirip
  • yönetimin gerekli önlemleri alacağını düşünmekten başka yapacak bir şey bir olmadığı görüşündeyim.

Yaşasın Adanaspor!

Zalif Aktaş

 

Yazar: Editor
2011-11-15 18:18:03

Türk İşi

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-137012/scss.jpg

Devasa ego dağlarımızın küskün seher yelleri gibi, ay-yıldıza kavga ambiyansı yapıştı kaldı. Taraftar futbolcu ve teknik heyetle, futbolcu ise taraftarla kavgalı ve de küs. Takımcılığın gölgesi ensemizi karartırken sorumluyu Mister Hiddink olarak bellemek de n'ola?

  • Hırvat efeleri, veya bir maçı -hatta sadece "bizim" maçları- baz almayalım,
  • İngiliz akıncıları, Fransız beyefendileri ve hatta İrlanda'nın yeşil çocukları çok mu dünyevi ortamlardan vakumlanmış halde tepiyorlar meşin yuvarlağı?
  • Sanmam.
  • Bir yere kadar elbette etkilidir ve hatta bizimkilerin etkisi bazılarının yanında solda sıfırdır...

Aç parantez: Hatırla ey sevgili, iki Dünya Kupası'nda da İngiliz tabldotlarının ısıttığı temcit pilavını, "Bir aptal ve on aslan". Parantezi kapayalım zira TT Arena'nın soğuğu yurdun üstüne fazlasıyla çöreklenmiş halde, bir tekme de biz vurup soğutmayalım meydanı.

  • Çaresizseniz çare sizsiniz, Giray Bey.
  • Biz akli sorguları saç traşı yüzünden kapı dışarı ettiğimiz Aslan Yürekli Güneş'le bıraktık.
  • Kalbimiz kadar, aklımızı da ona emanet edip bavuluna bir tekme...
  • Ne olmuş bugüne dek hiç kadroda düşünülmeyip en kritik maçta mantar panoya zımbalanmışsan?

Henüz stadın yakınında bir bardak çay içememiş emekçi kardeşlerinin hatrına, n'olmuş yani... Mevzu basit, şov. Her anlamda bir şov businiz.

  • Sahi, yok mu sizin de "Hocam, şu topçuyu da milli takıma alıver de piyasası olsun"cu vekalet menajerleriniz?
  • Lise kimya dersinde kurbağa haşlatan sıcaklıktaki suyla yapılan deneyler gibi, "normal şartlar altında" mı sanıyorsunuz milli takımı? 
  • İstanbul fetişisti az buçuk da Türk futbolu faşisti işbilir işbitirir menacer abilerimizin işgali altında...
  • Sorunu çözmekle mükellef olan bahtiyar, berhudar ak saçlı, gür bıyıklı suskun şovalyelerin tek derdi ise Törkiş statüler.

E, böyle başa böyle tarak; tam Türk işi bir elenme olacak. Alıcılarınızın ayarıyla oynamayınız efendim, şampiyona başlayacak!

Alper KAYA (Yazarın izniyle, sporx’ten)

http://twitter.com/alper_kaya

Yazar: Editor
2011-11-03 01:49:19

Taraftar

Taraftar; Türk Dil Kurumu internet sitesi sözlüğünde, ‘’yandaş’’ veya ‘’sporcunun ya da sporcuların temsil ettiği renklere, kulübe ya da bayrağa bağlı kimse’’ olarak tanımlanmaktadır. Kendimize konuyu bağladığımızda Adanaspor adlı kulübün tarafında olan insan topluluğu olarak adlandırılırız diğer insanların gözünde. O kulübün başarısı ile sevinen veya başarısızlığı ile üzülen kişiler de diyebiliriz pekâlâ her birimize. İşi biraz daha ileri götürürsek yönetimi, teknik ekibi, futbolcusu ve taraftarı ile üst anlamda Adanaspor hepimizi ifade eder. Bu anlamda futbolcumuzun yaptığı hatalara ve buna bağlı olarak alınan kötü sonuçlar üzerine bu kişilere yapılan kötü sözler aslında dönüp dolaşıp kendimize de gelmektedir. Zannetmiyorum ki hiçbir futbolcu sahaya hata yapmak için çıksın kaldı ki attığımız birçok golde kişisel becerilerden çok diğer takım oyuncularının yaptığı hatalar ile olmaktadır. Hiç kimse mükemmel değildir buna en güzel örnek olarak ta olur olmaz her durumda futbolcuya kötü söz söyleyen  taraftarları göstermek sanırım yanlış olmaz.

 Şöyle bir düşünelim maçlara gelen taraftarlar maç öncesi ve sonrasını da hesaba katarsak hiç yoksa gününün iki buçuk saatini (şehir dışından gelenler için bunu daha da arttırabiliriz) o ‘’çok sevdiği’’ kulübüne ayırmaktadır. Ve bu anlam da  stadyumda yerini alan kişilerin genel olarak hayatlarında çok önemli bir sorunları olmadığını ve Adanaspor için zaman ayırabildiklerini düşünebiliriz pekâlâ. Ama her ne hikmetse genel olarak sorunları olmayarak maça gelen bu taraftarlar o ‘’çok sevdiği takımın’’ maçında  yapılan ilk hatadan, yenilen ilk golden sonra;  maçın dakikası ne olursa olsun  futbolculara olmadık laflar söylemekten de geri durmamaktadırlar. El insaf artık, şapkamızı önümüze alıp düşünelim; biz oraya takımımıza bağlılığımızı göstermek için,  onu çok sevdiğimiz için geliyoruz, sahaya çıkan futbolcularda Adanaspor’umuzu temsil etmekte alınan yenilgi Adanaspor’un yenilgisi; futbolcuların değil.

O yüzden daha bilinçli olarak gelelim maçlara sonuç ne olursa olsun, destek olalım futbolcularımıza ve hep birlikte başaralım.

Yaşasın Adanaspor!

Zalif Aktaş

 

Yazar: Editor
2011-10-24 23:00:40

        Futbolcularımıza Açık Mektup

 

 http://us.cdn3.123rf.com/168nwm/maxborovkov/maxborovkov0912/maxborovkov091200043/6015769-mail-beautiful-icon-vector-illustration.jpg

  • İlk sekiz haftayı  olmadık puan kayıpları ile geride bıraktık. 
  • Bir üst lige çıkmanın sınırı olan ilk altıdan epeyce uzaklaşmış durumdayız. 
  • Ancak kalan dokuz maça şöyle bir baktığımızda altı  maçın bizim üzerimizdeki takımlarla olduğunu göreceğiz. 
  • Bahsi geçen altı takımla yapacağımız maçlarda yenilmememiz (çoğunluğunu kazanmamız gerekir)    sıralamada ki yerimizi yukarıya yani ilk altıya çıkarır. 
  • Tabi bunu söylerken diğer üç maçı  kazanmış olacağımızdan hareket ediyoruz. 
  • Aslında  Göztepe ve Denizli ile kendi sahamızda karşılaşacağımızı 
  • ve Buca ile de 2009–2010 sezonundan kalan hesabın kapatılacağını düşündüğümüzde 
  • bunun çokta zor olmayacağı sonucuna ulaşabiliriz. 
  • Kaldı ki hep söylediğimiz üzere teknik ekip ve futbolcu kalitemiz 
  • yeniden maçlar kazanarak 
  • ilk altıya kendini atacak güce ve birikime sahip. 
  • Birçok taraftar buna inanıyor, 
  • bu inancı boşa çıkarmayacak olan teknik ekip ve siz futbolcularsınız. 
  • Hepimizin bildiği üzere maç sahada kazanılır 
  • ve bunu yapacak olanda futbolculardır, 
  • bu anlamda en büyük görev sizlere  düşmektedir.
  • Haydi Adanasporlu futbolcu; 
  • sezon sonu şampiyonluk hedefinin 
  • hepimizin içinde tekrar yeşermesi için 
  • önümüzdeki   Göztepe maçını kazan 
  • ve hepimizi sevindir!

 

      Yaşasın Adanaspor!

      Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2011-10-06 10:02:36

İlk 6 Ve Sonrası

 

Bir üst lige çıkmanın ilk aşaması, Bank Asya’da sezon sonunda ilk altıda olmaktır, bu herkesçe malum. Bu anlamda sıralamada şu an ki yerimizin dördüncülük olduğunu düşündüğümüz de  biz taraftarlarda   geleceğe dönük umut vardır.

  • Ancak ilk altıdan uzaklaşmamak içinde bundan sonra oynayacağımız  maçların çoğunluğunu kazanmak gerekir. 
  • Son beş haftadır oynanılan oyunda bize Adanaspor’umuzun her maça kazanmak için çıktığını ve bunu başaracak güce sahip olduğunun işaretlerini vermekte. 
  • Öyle sanıyorum ki geçtiğimiz Bolu maçında da bu sonuca ulaşmamızın aslında yanlış olmadığını hepimiz gördük. 
  • Takımın en azından ikinci yarı kazanmak için elinden geleni yaptığını hepimiz gördük 
  • ve de öyle doldur boşaltla falan değil hele son 15–20 dakika rakibi, kendi sahasına adeta hapsederek 
  • ve ne yaptığından emin bir oyunla  ki  buda hepimizi; yenilmemize rağmen mutlu etmiştir.

Son vuruşlarda ki beceriksizlik mi desek kalecinin gününde olması mı desek, ne desek olmadı sonunda yenildik. Ancak yinede haftanın ilk günlerinde yenilmenin verdiği sıkıntı halinden çok neden yenemediğimizin verdiği bir ruh hali vardı sanırım birçoğumuzun içinde. Neyse iki haftalık arada Levent hocamız daha sıkı bir çalışma ile futbolcularımızı Akhisar maçına hazırlayacaktır. Kendi sahamızda ki bu maçta artık Adanaspor’umuzun farklı kazanmasını bekliyoruz en azından istiyoruz bunu başaracak gücü de futbolcularımızda görmekteyiz. 

  • Sözün sonuna gelirsek şu an ki duruma göre teknik ekibin, 
  • bence öncelikli hedefi, ligin ilk yarısında ilk altıdan uzaklaşmamak, olarak belirlemesi gerekir. 
  • Bu yapıldığı halde ikinci yarıda da bu oyun anlayışı ile kısa sürede liderliğe yükselip sezonu orada tamamlayarak şampiyon olacağımıza inanmaktayım. 
  • Şu halde tüm taraftarlar olarak umalım ki Akhisar maçı bizim için yeni  bir başlangıç olsun ve sonrasında alınacak başarılı maç sonuçları sezon sonunda kupa ile taçlansın.

Yaşasın Adanaspor!

Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2011-10-03 14:58:38

Bir Takım Forveti Kadar Vardır

 

Peki, bizim bir forvetimiz var mı?

  • maalesef yok, 
  • E.AKTAŞ için kötü forvet diyemeyiz 
  • ama ortada yok; 
  • kimisine göre iyi pas alamıyor 
  • kimisine göre bu ligin topçusu değil. 
  • kimisi arkasında Cem Halleçeli olduğu dönemde  nasıl bir forvet olduğunu görmüştük diyor 
  • yani futbol tabiri ile beslenildiği zaman... 
  • 5 maç yapıp 6 gol attık 
  • sadece bir tanesini Mbilla attı ki bana göre Mbilla mücadeleci yapısı ve hırsı ile iyi futbolcudur 
  • forvet değildir 
  • kaldı ki bence mevkisi forvet değildir. 
  • Bir şekilde çok iyi bir forvet alınabilirdi 
  • ama alınmadı 
  • üstelik bu hastalık biliniyordu. 
  • Hemen her maçta üç beş bedava gol pozisyonu kaçırıyoruz 
  • bunun nedeni forvetsizliktir 
  • bence her maç çok ciddi gol sorunu yaşıyoruz 
  • ve bu sorun E.AKTAŞ silkelenene kadar da yaşanacağa benziyor.

Emre Pürçek

Yazar: Editor
2011-09-30 17:57:30

Adanaspor Geriye Düştüğü Maçı Çevirirse Şampiyon Olur!

Adanaspor'un Bank Asya'da dördüncü yılı... Play-Off dâhil 107 maç geride kaldı... Adanaspor'un geriye düşüp çevirdiği sadece üç karşılaşma var... 6 karşılaşmada ise beraberliği kurtarabildi...

Bank Asya'daki ilk yıl 2008–2009 sezonu...

  • Adanaspor 34 maç oynadı...
  • 34 maçlık lig maratonunda Adanaspor'un geriye düşüp de çevirebildiği tek karşılaşma var...
  • 13 maçta geriye düşen Adanaspor sadece Kartalspor maçını 1-0'dan 3-1'e getirebildi.
  • Bir de Karşıyaka maçında Adanaspor geriye düşmesine karşın maçı berabere bitirebildi.
  • Yani 13 maçın birini kurtardı, birini berabere tamamladı 11 maçta mağlubiyeti kabul etti.

2009–2010 sezonu da çok farklı değil.

  • Adanaspor'un şampiyonluğu kaçırdığı sezon.
  • Turuncu-Beyazlı takım Play-Off dâhil 10 maç geriye düştü.
  • 2 maç çevirebildi ve 1 maçı berabere bitirdi.
  • Dardanel ve Ordu maçlarında geriye düşen Adanaspor bu maçları 2–1 kazandı.
  • Erciyes maçında ise geriye düşmesine karşın beraberliği kurtardı.
  • Adanaspor 7 maçı çeviremedi ve mağlubiyetle tamamladı.

2010–2011 sezonu ve kötü geçen bir yıl.

Adanaspor tam 15 maç geriye düştü. Ve geçtiğimiz sezonda Adanaspor'un geriye düşüp de çevirdiği maç yok. Sadece 4 maçta beraberliği kurtarabildi. Gaziantep Büyükşehir Belediyespor, Akhisar, Giresun ve Samsun maçlarını berabere bitirdi.

Geri kalan 11 maçta Adanaspor sahadan yenik ayrıldı... Yani mağlubiyeti kabullendi. Bu sezon ise 3 maç geride kaldı. Rizespor maçında geriye düşen Adanaspor yine bu maçı çeviremedi.

  • Adanaspor 106 maçlık Bank Asya maratonunda 39 maçta geriye düştü.
  • 39 maçın sadece üçünü çevirebildi, 6 maçta ise beraberliği kurtarabildi.
  • Başka bir deyişle Adanaspor geriye düştüğü 30 maçı kaybetti.
  • İşte Adanaspor'un sıkıntısı burada yatıyor.

Adanaspor geriye düştüğü maçta ya mağlubiyeti kabulleniyor ya da beraberliği kurtardığı zaman 'BANA YETER' diyor.

  • Ama bu sezon öyle olmamalı.
  • Geriye düştüğünde Adanaspor yenilgiyi kabullenmemeli.
  • Beraberliği yakaladığında ise 'BANA YETMEZ; GALİBİYET İSTİYORUM' demeli.

Levent Eriş Adanaspor'daki bu hastalığı çözdüğü an bu takım şampiyon olur.

Serkan Şenyürek

Yazar: Editor
2011-09-02 21:46:23

Adı: Kod Adı 6222: “Şike ve Teşvik Primi Dosyası” 

Konu: Şike

Ana Fikir: Bir de İşin Teknik Yönü Var

http://photos2.fotosearch.com/bthumb/TBZ/TBZ165/sbo1x006.jpg

“ Gazete bayilerinde satılmayan gazete ve bu gazetenin önemi ne idi?... Bu gazetede neden hiç köşe yazarı yoktu?...”

14 Nisan 2011, günlerden Perşembe, muhtemelen bir çok insan sabahın ilk saatlerinde uyanmış, göz ucuyla saatlerine bakmış, kendileri ile bir 5 dakika daha pazarlığı yapmışlardı. Şanslı olanların gazeteleri kapıya konulmuş çoğunluk ise bozuk para sendromu ile gazete bayilerinden gazetelerini almışlardı.

Ama benim bakmak istediğim gazete yaşadığımız şu yıllarda henüz gazete bayilerinde satılmamaktaydı. Bu gazetede hiç köşe yazarı yoktu, üstelik elinizi de boyamıyordu, bir avukatın aradığı gazete ne olabilirdi ve 14 Nisan 2011 tarihli bu gazete neden önemliydi?

  • İncelediğim gazete
  • 14 Nisan 2011 tarihli Resmi gazeteydi
  • ve 6222 sayılı “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Kanun”u o gün resmi gazete yayınlanıyordu.
  • Biz hukukçular için önemli olan bu yasa bir çok kişi tarafından 2 Temmuz günü,
  • içinde kulüp başkanları ve yöneticilerinin de bulunduğu kişilerin gözaltına alınması ile önemli hale geliyordu.

“Futbolseverler için ilk 11’den daha önemli 11 neler olabilir?... Futbol Federasyonuna göre şike diye bir şey yok, o zaman ne var?...”

Bu yazının ve keseceğimiz ahkamın konusu bu yasanın “Şike ve Teşvik Primi” başlığı ile yer alan 11. maddesi olacaktır. Futbolseverlerin maç öncesi sahaya çıkacak 11’i nasıl merak ediyorlarsa artık merak duydukları bir 11. maddesi de bulunmaktadır.

  • 11. maddeyi önemli kılan nedir?
  • Bildiğiniz üzere Şike ve Teşvik gökten inmedi,
  • Türkiye Futbol Federasyonu’nun “Futbol Disiplin Talimatı’nın 55. maddesinde bu iki kavram düzenlenmişti.
  • Burada şunu hemen belirtmek gerekirse
  • 55. maddede şike tabiri kullanılmaz,
  • kibarlıklarından olacak “müsabaka sonucunu etkileme” olarak adlandırılır.

Anlayacağınız “Şike ve Teşvik” ile ilgili bir düzenleme vardı ve tespit edildiğinde disiplin cezasına konu oluyordu. Ama 6222 Sayılı Kanun’un 11. maddesi ile “şike ve teşvik” disiplin cezası yanında artık Ceza Hukuku açısından bir suç ve hapis cezası ile sonuçlanacak bir düzenleme altına alınmıştır.

“Yaşanan süreçte bir takım ligden düşürülse ve akabinde devam eden ceza yargılamasında kulüp yöneticileri beraat etse, verilen ilk karar ne olacaktır?... İki yargılama sonucunda çıkacak kararlar birbirlerini etkileyecek midir?...”

  • Bu sorulara verilecek cevaplar olumsuz olacaktır.
  • Ortada tek fiil iki yargılama olacaktır.
  • Bir tarafta Futbol federasyonunun spor hukuku içerisindeki disiplin yargılaması ve akabinde vereceği disiplin cezaları,
  • diğer tarafta ülke kanunları çerçevesinde ceza yargılaması ve akabinde verilecek hapis cezaları olacaktır.
  • Sorudaki örnekten yola çıkacak olursak yöneticiler beraat etse bile
  • federasyonun yapacağı soruşturmada söz konusu fiil suç olmasa bile disiplin cezasını gerektirecek bir durum olabilecektir.
  • Nitekim Anayasa’nın 55. maddesi ile yapılan değişiklik ile de bu husus desteklenmiştir.

“Şike ve Teşvik suçunun oluşması için sonuç önemli değildir, tarafların anlaşmaları suçun oluşması için yeterlidir”

  • Şimdi gelelim 11. maddedeki güzelliklere,
  • “şike ve teşvik” suçunun oluşabilmesi için anlaşılan olayın gerçekleşmiş olması gerekmiyor,
  • taraflar şike ve teşvik konusunda yapacakları ve tasarladıkları eylem hususunda anlaştıkları anda suç oluşuyor.
  • Teşbihte hata olmaz ise bir örnek verecek olursak
  • “bir yönetici karşı takımdan bir oyuncuyla maçta oynamama konusunda anlaşıyorlar, ama futbolcu çıkıp oynuyor veya bir yönetici karşı takım yöneticileri veya futbolcuları ile yenilecekleri konusunda anlaşıyor fakat maçı yenileceklerini kabul eden takım yeniyor”.
  • Tüm bu örneklerde sonuç gerçekleşmese dahi her iki tarafın anlaşmaları sonucu ve anlaşma anında “şike veya teşvik” suçu oluşmaktadır.

İlgili maddenin son cümlesi ile “Müsabaka yapılmadan önce suçun ortaya çıkmasını sağlayan kişiye ceza verilmez” şeklinde yapılan bir düzenleme ile taraflara cezadan kurtulma şansı tanınmıştır.

“Kamuoyunda dile getirilen şike ve teşvik suçunda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanacağı şehir efsanesinden başka bir şey değildir…”

Tam da bu noktada basında bazı futbolcuların ileri sürülen suçlamaları kabul ettikleri ve bunun nedenin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak cezadan kurtulma veya indirim yapılması olduğu dile getirilmiştir.

  • Burada bir ayrıma gidilmesi gerekmektedir.
  • Takip ettiğimiz kadarıyla
  • bir kısım kişiler 6222 sayılı kanunda düzenlenen “şike ve teşvik” suçundan
  • bir kısım kişiler ise “şike ve teşvik” suçunun yanında Türk Ceza Kanunda düzenlenen “örgüt kurma ve örgüt üyesi olma” suçu kapsamında kendilerine suçlamalar yöneltilmektedir.

Etkin pişmanlık hükümleri Ceza Kanunundaki 11 suç için düzenlenmiştir. Kendisine “örgüt kurma ve örgüt üyesi olma” suçlaması yapılan kişiler bu hükümden yararlanabilecekken, 6222 sayılı kanunda düzenlenen “şike ve teşvik” suçu kapsamında olan kişiler etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanamayacaklardır. Bu da suçun ortaya çıkarılmasında kanundaki önemli bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır.

  • Madde de gözden kaçırılan bir hususta teşvik primi suçuna verilen ceza ile
  • şikeye verilen cezaların farklı olmasıdır.
  • Şike suçlaması ile yargılanan bir kişi 5-12 yıl arası ile yargılanmakta iken
  • Teşvik Primi suçu ile yargılanan kişiye şikeye öngörülen cezadan yarı oranında indirilir şeklinde düzenleme yapılmıştır.
  • Bununla birlikte yöneticilerin bu suçları işlemesi durumunda cezaları yarı oranında artırılacaktır.

“6222 sayılı kanunun yayınlanmasından önceki maçlar ile ilgili şike ve teşvik iddiası ile soruşturma başlatılabilir mi?...”

Olayların yavaş yavaş aydınlanması ile birlikte kendi takımları ile ilgili şike ve teşvik suçlamaları ile karşılaşan futbolseverler bu sefer de diğer takımların daha önceki yıllarda 1990’lı yıllardaki veya başkaca yıllardaki maçlarıyla ilgili soruşturma açılmasını dile getirmeye başladılar.

  • Öncelikle şunu peşinen belirtmemiz gerekmektedir ki
  • 6222 sayılı kanunun 14 Nisan 2011 tarihinde önceki maçlar ve kişiler ile ilgili uygulanması mümkün değildir.
  • Yani böyle bir olaya karışan kişiler ile ilgili hapis cezası uygulanması söz konusu değildir.
  • Bununla birlikte;
  • Futbol Disiplin Talimatı’nın 15/3. maddesi uyarınca disiplin soruşturmasında zamanaşımı süresi 20 yıldır.
  • Bu anlamda 1991 yılından günümüze kadar ki maç sonucu etkileme suçlamasına yönelik disiplin soruşturması yapılabilecektir.

Bir yazının daha sonuna gelirken, hep kullandığım bir bitiş cümlesi vardır. Tüm yazılarımı “hepimizin aydınlanması dileğiyle” bitirmekteyim, bu gün ise yazımın sonunu şöyle bitirmek istiyorum; “Futbolumuzun aydınlanması dileğiyle”…
Av.Erkin A. DOYGUN

Yazar: Editor
2011-07-16 00:01:00

Şike mi İhale mi?

http://us.cdn4.123rf.com/168nwm/mannaggia/mannaggia0806/mannaggia080600007/3218314-old-west-symbols-black-and-white-silhouettes-in-a-nine-square-grid.jpg

'Şike operasyonu'nun ardında futbol endüstrisinde dönen paralara konmanın ötesinde, çok daha büyük paraların döndüğü ihaleler var... 'Şike' bahane...

Herkes ‘futbolda  şike’ meselelerini, “Vay, sizin kulüp de pek bir kirliymiş!” diye konuşadursun, takdir edebileceğiniz üzere bu operasyon da tamamen duygusal!.. Ha, evet, kulüpler pek bir kirli. Bunu bilmeyen mi vardı? Lakin yaşananlar, kirli kulüpleri Silivri Hamamı’nda keseleme operasyonunun çok ötesinde bir anlam taşıyor.

Kimi kesimler şike operasyonuna temkinli yaklaşarak, endüstrileşmiş futbol âleminin cemaat ve AKP’nin iştahını kabarttığını, operasyonun futboldaki pastayı mideye indirmek maksadıyla yapıldığını söyledi. Bu izahat kısmen doğrudur; ancak, ‘kısmen’ doğrudur. Çünkü ortada, futbolda dönen paradan çok daha büyük bir para var…

O ‘büyük para’ mevzuuna geçmeden, Emniyet ve Yargı süreçlerinde hiçbir şeyin tesadüfi olmadığını hep hatırımızda tutalım. Ergenekon Hâkimi Köksal Şengün, milletvekili seçilen Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay’ın serbest bırakılması gerektiği yönünde oy kullanır kullanmaz Bolu’ya sürgün edildi mesela! Yargı işte bu kadar ‘bağımsız’... Dolayısıyla, Deniz Feneri soruşturmasında ‘formalite icabı’ tutuklanan Zahid Akman ve üç kafadarı hakkında zerre gürültü kopmazken, ‘şike çetesi’ hakkında Emniyet’ten ortalığa ‘bilgi’ boca edildi.

Şimdi operasyonun niteliğine bakalım. Fenerbahçe’den Başkan Aziz Yıldırım, Beşiktaş’tan Futbol Komitesi Başkanı ve Asbaşkan Serdal Adalı gürültülü bir süreçle tutuklandı. Bu iki ismin ortak bir özelliği var. Her ikisi de NATO müteahhidi ve silah ticareti ile uğraşıyor. Fenerbahçe taraftar sitesi antu.com’da ortaya atılan iddia ise çok çarpıcı. Yine silah taciri Ali Şen’in oğulları tarafından kurulan antu.com’da, Aziz Yıldırım ve Serdal Adalı’nın nisan ayındaki 4 milyar dolarlık helikopter ihalesi nedeniyle operasyona maruz kaldıkları vurgulandı. Yıldırım ve Adalı, ihaleyi kazanan konsorsiyumun ortakları; ihaleyi kaybeden konsorsiyumda ise Başbakan’ın damadı Berat Albayrak’ın CEO olduğu Çalık Grubu var.

Operasyonun bahanesi şike ama şahanesi çil çil dolarlar. Bugüne dek büyük paralar kazanmış isimlere taahhüt işlerinden el çektiriliyor. Yerlerine yenileri ve tabii ki iktidarın yanındaki isimler getiriliyor. Bu tasfiye harekâtının ‘yasal’ dayanağı da ihale şartnamesi. 4734 sayılı kamu ihale kanununa göre, ‘ihaleye katılamayacak olanlar’, Madde 11’de şu şekil belirtiliyor:

“Aşağıda sayılanlar doğrudan veya dolaylı veya alt yüklenici olarak‚ kendileri veya başkaları adına hiçbir şekilde ihalelere katılamazlar:

a) (değişik: 20.11.2008–5812/4 md.) Bu kanun ve diğer kanunlardaki hükümler gereğince geçici veya sürekli olarak kamu ihalelerine katılmaktan yasaklanmış olanlar ile 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı terörle mücadele kanunu kapsamına giren suçlardan veya örgütlü suçlardan veyahut kendi ülkesinde ya da yabancı bir ülkede kamu görevlilerine rüşvet verme suçundan dolayı hükümlü bulunanlar.”

Evet, şu anda Aziz Yıldırım ve Serdal Adalı ‘örgütlü suçlar’ kapsamında cezaevine atılmış vaziyette. Bugüne kadar girdikleri ve aldıkları ihaleler, bundan böyle AKP sermayesinin birikimini besleyecek. İsviçre’deki hesaplar nasıl şişiyor zannediyorsunuz?

Şimdi, Beşiktaş Çarşı grubunun bu gerçekliğin farkında olmadan yaptığı edebi açıklamayı okuyalım. Özetle, “Sahip çıkmıyoruz, aklansınlar da gelsinler,” deniyor açıklamada. Böylesine ‘organize’ bir yargının ‘akladığı’nın ne kadar ‘ak’ olacağı tartışması bir yana, sahi siz bütün bu kulüplerin yönetimlerindeki koca koca sermaye sahiplerinin ‘ak’ olduğunu mu sanıyordunuz bugüne kadar? Demirören Beyoğlu’nun ortasına o koskoca binayı nasıl dikti sizce? Milliyet ve Vatan'ı hangi ilişkiler ve talimatlar doğrultusunda aldı? Operasyon çekilmeyince ‘ak’ mı oluyor insan? Bütün kulüplerin başında ihaleci, rüşvetçi, şikeci tiplerin oturduğunu bilmiyor muydunuz? Ya da, bilet, kombine falan işlerinden kendi kendinizi aklayabildiniz mi? Zamanında Sinan Engin aklanıp da mı gelmişti? Ya da Ferdi Aslan niye öldürüldü? Soruları artırabiliriz…

Şu uğruna adam öldürülen futbol camiası, boğazına kadar pislik içindedir.

Eğer ‘sol’sanız, gitmeyin kardeşim o statlara!

Yıkılsın bu endüstri!

Var mısınız?

Hakan GÜLSEVEN

RED'den...

Yazar: Editor
2011-07-02 10:54:43

Onur Caymaz’dan

2 TEMMUZ             :

“Unutmayacağız, ihbar edeceğiz, ihtar edeceğiz, ifşa edeceğiz”

http://3.bp.blogspot.com/-SvsodTe9W8c/Tg1i7cBlezI/AAAAAAAAA3Q/tmQhopfOvTM/s1600/sivas-madimak-katliami-alevi-sunni-catismasi-icin-yaptirildi.jpg

 ...

2 Temmuz 1993 -  2 Temmuz 2011... O gün doğan çocuklar devlet nezdinde reşit oldular bugün. Değişen sadece katilin maskesi, yüzü aynı. Ne diyor egemen? Ergenekon yaptı diyor bu işi, provokasyon diyor tırşıkçı, hoşgörü diyor liberal ve katille maktulün adını aynı yere yakıştırıyor. Liberalin haysiyeti kaybolur zaman zaman böyle. İşlediği insanlık suçu bini aşmıştır.

Gelin bakalım. O günkü katillerin avukatlığını yapanlar bugün nerelerde duruyor, kim onlar? Avukat bu kardeşim, diyeceksiniz, demeyin; işi birilerini savunmak diyeceksiniz, demeyin. Her şey para diyeceksiniz, size göre öyle evet, biliriz. Yeni Şafak konuşsun bu konu hakkında diyeceğim ben, Ahmet Kekeç anlatsın bunları, o büyük vicdan temsili Hakan Albayrak haykırsın suçluları diyeceğim. Neredesiniz diye soracağım?
Fakat tesadüfe bakın hele: 18 Mart 2011’de Cumhuriyet’te “Roller Değişiyor, Oyun Aynı” adlı yazısının ikinci bölümünde Süheyl Batum kimi isimleri anmış. Madımak Katliamı’nı yapanların avukatlarının bugün nerede, ne işle meşgul olduklarını anlatmış... Göz atsanıza! Acımız, kanımız yerde, hep yerde, hep yerde kalacak, unutmayacağız, ihbar edeceğiz, ihtar edeceğiz, ifşa edeceğiz:

Av. Şevket Kazan, eski RP milletvekili ve eski Adalet Bakanı;  

Av. Celal Mümtaz Akıncı, Afyon Barosu Başkanı ve AKP oylarıyla Anayasa Mahkemesi üyesi; 

Av. Hayati Yazıcı, AKP’nin devlet bakanı; 

Av. Haydar Kemal Kurt, AKP Isparta Milletvekili; 

Av. Zeyid Aslan, AKP Tokat Milletvekili, Başbakan Erdoğan’ın eski avukatı; 

Av. Hüsnü Tuna, AKP Konya Milletvekili; 

Av. Burhanettin Çoban, Afyonkarahisar AKP’li Belediye Başkanı;

Av. İbrahim Hakkı Aşkar, 22. Dönem AKP Afyon Milletvekili; 

Av. M. Ali Bulut, AKP Maraş Milletvekili ve Anayasa Komisyonu üyesi; 

Av. Bülent Tüfekçi, AKP Malatya İl Başkanı; 

Av. Halil Ürün, RP kayıp trilyon davası sanığı, AKP Afyon Belediye Başkan adayı; 

Av. Mevlüt Uysal, AKP İstanbul Başakşehir Belediye Başkanı; 

Av. Nevzat Er, Eski AKP Eminönü Belediye Başkanı; 

Av. Suat Altınsoy, AKP Konya İl Bşk. Yardımcısı; 

Av. Tayfun Karali, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Darülaceze Müdürü; 

Av. Ferruh Aslan, İst. Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın Müdürü; 

Av. İbrahim Kök, AKP Elazığ milletvekili aday adayı; 

Av. Ali Aşlık, eski AKP İzmir İl Başkanı; 

Av. Bedrettin İskender, AKP Ümraniye Belediye Başkan adayı; 

Av. Ekrem Bedir, Sakarya AKP Hendek Belediye Meclis Üyesi; 

Av. Eyüb Karagülle, eski Saadet Partisi İlçe Başkanı; 

Av. Faruk Gökkuş, AKP, Kâğıthane Belediye Başkanlığı aday adayı;

Av. Hasan Hüseyin Pulan, AKP İstanbul İl Disiplin Kurulu üyesi; 

Av. Hurşit Bıyık, AKP Trabzon İl Başkan Yardımcısı; 

Av. Reşat Yazak, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu üyesi.

http://4.bp.blogspot.com/-tSG8aIACuEI/Tg1jGVYfXsI/AAAAAAAAA3U/iq3JdvdJoao/s1600/fft5_mf65783.jpg
Yazar: Editor
2011-06-22 20:16:54

Mehmet Ali Kılıçbay’dan tam kıvamında bir futbol yazısı. Futbolun genel hallerine dairdir. Herhangi bir noktaya özel olarak temas etmemektedir: ))

http://www.bitap.net/bitapcomtr/Semerkant01222.jpg

_______________________________

Futbol Deyip Geçmeyelim

Futbol neden sevilmeli diye aniden sorulduğunda, bir futbol meraklısı hemen suçluluk kompleksi içine girer ve âşık olduğu oyunu yüceltmeye başlar: “zekâ oyunudur, sahada oynanan satrançtır, strateji gerektirir” gibi. Ama aslında futbolun bu kadar sevilmesinin nedeni, diğer tüm oyunların aksine, kuralsal süresi olan 90 dakikada bitmesi, saatlerce, günlerce, hatta bazıları için bir ömür boyu sürmesidir.

Futbolun dedikodusu, haydi muhabbeti diyelim, kendinden daha renklidir, daha ego tatmin edicidir. Seyrederken edilgen olan seyirciyi birdenbire bir kahraman haline getiren bir süreçtir, hatta küçük çaplı bir tanrı. Homeros destanındaki tanrılar savaşan insanları Olympos’un tepesinden nasıl seyredip yorumlar yapıyorlarsa futbol seyircisi de aynını yapar ve kendini bir cins Olympos tanrısı gibi hisseder. “o pas öyle mi verilirdi?” İşte bu söz maçta sadece bakan, sinirlenen, bağıran veya bir cins “master of ceremony” olarak futbolu ayinleştirirler. Hem de “doktrinleştirirler”. Kendi başına yorum yapmakta zorlananlar, bu guruların yardımıyla “futbol ilmihali” eğitiminden geçer ve kime tapınacağını, kime kızacağını, hangi şeytanları kovacağını öğrenirler.

Futbol bir de dilinden ötürü sevilir. Bütün ilkel toplumlarda kadınlar ve erkekler ayrı gruplaşmalar içindedirler ve bu grupların her birinin diğer cinsin anlayamayacağı özel bir dili vardır. Futbol “modern ilkel” dünyamızın erkek topluluğuna, kadınların anlayamayacağı bir dil vermektedir, tıpkı kadınların da kozmetik ve moda dilini bu şekilde kullandıkları gibi. Bu “üst futbol dili”nin hangi gündelik dilden konuşulduğu önemli değildir. Çünkü bu “üst dil” daha çok jest, mimik ve bağrışmalarla konuşulur. Aslında konuşma sözü de yanlıştır. Çünkü aynı anda bağırılan ve karşı tarafın hiç dinlenilmediği bireysel “yakarışlar” veya “yüceltmeler söz konusudur. Bunu bir ayin olarak ifade etmek de mümkündür.

Ancak bütün bunların ötesinde, köyden şehre, az gelişmiş ülkeden gelişmişine, gecekondudan sosyal konuta vb. müthiş bir akışkanlığın içinde kaybedilen birincil dayanışma çerçevelerinin yerine ikame edilen sanal aidiyet ortamı olan taraftarlık, futbolun en cazip yanı olmaktadır. çoğu zaman “son dakika kimliği” olan bu aidiyet, tıpkı son anda çok düşük fiyatlara satılan paket turlar gibi çok ucuza, hatta bedava elde edildiği için çok tutulmaktadır. Açıkçası taraftar olabilmek için ödenecek bir bedel yoktur. Belli bir eğitimden geçmek, sınav vermek, şu veya bu sınıftan olmak, belli bir para ödemek gerekmez, hatta Türkiye’de tutulan takımın şehrine bir kere gitmiş olmak bile gerekmez. Ardahan’dan hiç çıkmamış biri, semtinin yerini haritada gösteremediği bir İstanbul takımı için, televizyon başına “ölmeye gidebilir”.

Futbol, devleti çok rahatlatır. İşsiz, umutsuz kitlelerin uslu durmasını sağlar. Döner bıçakları öteki takımın taraftarına yönelir. “Tehlikeli sınıfların” tehlikeleri kendi içlerinde erir. Ekonomiyi de geliştirir. Bir süsü ıvır zıvırın satışı yoluyla milli gelire katkıda bulunur. Sayfalarını doldurmakta zorlanan gazetelerin en aşağı 6 sayfasını bu işe ayırarak “içerik” sorununu çözmelerine yarar sağlar.

Ve nihayet futbol, bir sürü insanın kendini “yazar” olarak görmesine bundan beteri görülmesine olanak verir. Futboldan iyisi can sağlığı...

Mehmet Ali Kılıçbay

YGS Yayınları, İnsanca Spor Kitaplığı,  Futbolu Neden Sevmemeli, Sayfa 11, 12, 13

Yazar: Editor
2011-06-18 09:24:37

Canımız kadar sevdiğimiz Adanasporumuzun son günlerdeki transfer haberlerini hepimizin sabırsızlıkla beklediğini biliyorum. Aynı duygular içindeki şahsım da son günlerde umutsuzluğa kapılmış olsa da iyi niyet ve duygularım beni bu düşüncemden uzaklaştırmaya yetiyor.

Öncelikle Bir Ersan muamması dendi amenna! o bitti, yine geçen sezon başındaki gibi piyasanın oturmasını bekliyoruz gibi söylemler yine dün gibi hafızalarımızda. Kanımca bu böyle sürerse yine geç kalınacak gibi gözüküyor.

Yok bizim transferde sadece stoper ve sol bek'e ihtiyaç var, o yüzden aceleci olmayacağız denildi. Ama bence takıma daha fazlası gerekiyor.

Bize sadece defans transferi kesinlikle yetmez. Hepimizin bir sezon izlediği takımımızın şampiyonluk ipini rahatlıkla göğüslemesi için kesinlikle bir kaleci, 2 stoper, Anıl kalmazsa bir sol bek, Kibog’un haricinde bir açık, geçen yıl ve  bir önceki sezon dahi yaşadığımız gol sorunu nu çözebilecek golcü transferi kesinlikle şart. 

Eğer bu transferler gerçekleşmezse yine hüsran yaşar, yine her maç çıkışı statta ve TV’de maç sonu üzülen bizler oluruz..

Başkanım seni her zaman çok seviyoruz, bize kulak verip bizleri coşturacağınıza ve beklentilerimize en güzel cevabı vereceğinize gönülden inanıyorum.

HER ŞEY ADANASPOR İÇİN!
 
Kubilay ARI

Yazar: Editor
2011-04-27 08:03:21

 Artık son üç maça girdik ve sıkıntılarımızı bir türlü üzerimizden atamıyoruz. Sezon başından beri çok güvendiğimiz futbolcular her nedense bizi, bir türlü altlardan kurtaracak puanları alamadılar.

Bunun adını genel olarak şansızlık olarak koyduk, yapılan hatalara bağladık kaybedilen puanları ama bu kadroyla bu duruma düşmek gerçekten acı verici.

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-49725/asp.jpeg

Bu yıl her maç öncesi umut etmek ve sonrasında üzülmek artık bizim için sıradanlaştı. Ama ligin sonunda aklımızın ucundan bile geçirmek istemediğimiz kötü bir sonla karşılaşmamak için artık futbolcuların önümüzdeki maçlarda hiç bir bahaneye  sığınmadan,  çıkıp bize yetecek puanları almaları gerek.

  • Kaldı ki,
  • Adanasporumuz kazanmayı bir kenara bırakalım,
  • son üç maçın her birinden  birer puan alıp 3 puan çıkarsa bile,
  • 34 puan yapıyor ki kalan maçlarından birinin de Akhisar ile olduğunu düşündüğümüzde bu takım son maçını kazansa bile ligi  33 puanda tamamlayacak ve bizim altımızda kalacak.
  • Hadi onu da geçtik
  • son maçımız Altay ile oraya kadar ne sonuçlar alırsak alalım
  • bu maçı kazanırsak yine ligde kalıyoruz.
  • Ayrıca  lig fikstürüne baktığımızda küme düşmeye aday diğer takımların da Güngören’i dışarıda tutarsak zor maçları olduğunu görürüz.

Artık bu şartlarda bile, küme düşmeyi başarırsak  topçularımız için söylenecek çok şeyimiz olur. Ama kendi adıma  sezon başından beri güvendiğim Adanaspor futbolcusunun son haftalarda artık kendine geleceğini ve bunca kötü bir sezon geçirmemize rağmen belirli bir sayının altına düşmeden her maça gelip kendilerine destek olan  büyük Adanasporumuzun büyük taraftarlarını üzmeyeceğini düşünüyorum.

Yaşasın Adanaspor!

Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2011-04-19 18:54:22
Sanatın olduğu yerde eleştiri var Ayşegül! Büyük zenginmiş, şuymuş buymuş fark etmez, kamu âlem birdir bize! Bu coğrafyanın geleneğinde yergi vardır. Dümbüllü anlatırken, birinin sahneye attığı hıyarı alır, kim kartını düşürdüyse gelip alsın der!
 
http://hizliresimyukle.com/showoriginal-47595/tytro.jpg
 
Ferhan Şensoy, Gündeste’deki şiirlerinin birinde anlatıyordu; şiir bir şey de anlatabilir, rahat olun! Seksen sonrası, Anadolu’da uzak bir ilçede bir temsil... Devlet erkanından türbansız bir arkadaş da salonda. En ön sırada, koltukların önünde sehpa, içinde meyveler, buzlu rakı... Tiyatro bu, kolay mı! Ferhan usta, başlamadan önce oyun izleme konusunda küçük bir ders veriyor. O sıralar Zaman gazetesi de olmadığı için herkes rahat!

Arkadaşım Eray anlattıydı. 11 yaşında kuzenleriyle çocuk oyununa gitmiş. Oyun Ankara'da, konferans salonundan bozma bir mekânda. Bizimki en önde oturuyor, koltuklar sahneye çok yakın. Rahat oturacak ya, ayaklarını sahnenin önündeki çıkıntıya uzatıyor; çocuk tabii, Amerika da görmemiş. Hal böyleyken sahnedeki palyaço rol icabı bir tekmeyle Eray’ın ayaklarını olması gereken yere indiriyor; bunun saygısızlık olduğunu anlatan kaş göz hareketleri yapıyor sonra. Eray türbansız üstelik! O gün yaşadığı utancı hiç unutmamış. Tabii, utanç kendisini diğerinden farklı görmeyen bireylerde bulunur...

  • Örnek mi? On yaşındayım, ciddi kızamık vakası, ateşim 42... Annemle hastaneye, halama koşturuyoruz, SSK’da eczacıydı; fakat ofisinin önünde nereden baksan yüz kişi...
  • En arkada, ayaktayım. Halam geliyor, bizi alıyor, odasına geçiyoruz. Sıradaki adamı unutmadım: “Biz salak mıyız da bekliyoruz be!” Vallahi türbansızım...

  • Bir doktor arkadaşımda ücretsiz bilet var. Pazar günü Ses Tiyatrosu’nun önünde buluştuk. Bizimki oyuna 24 saatlik nöbetten geldiği için ikinci perdenin başında sızdı.
  • Zavallı yorgun da; derin uyuyor, hafiften de horladı. Türbansız hem de! Yine Şensoy’dan söz açacağım, konunun uzmandır; duydu doktorumun horultusunu, kıyameti kopardı: “Bakın kimi de tiyatroya uyumaya gelir!” Salondakiler türbansız!

İtalya’da bir klasik müzik konseri, internette gördüm. Biliyorsunuz, modern insan nedense telefonundan vazgeçemiyor; konser sırasında “tara tam tam, tara tam tam, tara tam tam tam!” diye bildik melodi... En öndeki türbansız (zaten hiç türbanlı İtalyan görmedim!) hemen cebini kapasa da müzisyenler konseri durduruyor. Kısa bir sessizlik, sonra az önceki telefon melodisini çalmaya başlıyor sanatçılar... İnsanlar, sen müzik dinleyeceksin diye emek harcıyor, bir zahmet kapat o aşağılık telefonunu değil mi?

Şehir Tiyatroları’nda ‘Surname 2011’ diye bir oyun var. Eski İstanbul şenlikleriyle bugünkü İstanbul’un karmaşası Yiğit Sertdemir’in metni ve Candan Balaban’ın nefis kuklaları eşliğinde karşılaştırılıyor. Oyunun bir yerinde bugünün İstanbullusu anlatılırken şu mizansen: Önde bir avuç oyuncu, anlıyoruz ki tiyatrodalar. “Lütfen telefonlarınızı ve dijital alarmlarınızı kapalı tutunuz” anonsu yapılıyor ve sahne kararıyor. İki saniye sonra, herkesin suratı cep telefonu ışığıyla aydınlanıyor. Sadece birinin sesini duyuyoruz: “Tiyatrodayım ve telefonla konuşuyorum, evet öküzüm!” Salondaki türbanlı arkadaşlarımız da rahat, çünkü herkes efendi gibi oyun izliyor! Ne sakız şapırtısı, ne gofret fışırtısı...

  • Türbandan başka şeye duyarlı olmayan ve herkese bu yüzden Kemalist, CHP’li ya da faşist muamelesi yapan korkunç bir kalabalık var. Bu güruhun ön saflarından geçen bir Ayşegül çıktı; kendisini nedense halktan sayarak hemen hepimizin bildiği şu tiyatro mevzusunda ortalığı karıştırdı.
  • Neymiş efendim, oyuncu arkadaş, kendisine, temsil sırasında sakız çiğnendiği için değil, türbanı yüzünden tepki göstermiş.

Ah be Ayşegül! Bizler senin ve ait olduğun ‘tüm dünyayı kendi mülkü sanan’ kokuşmuş kalabalığın türbanını sizler kadar ‘kafaya takmıyoruz’ inan. Aklı başında insanlarız, çul çaputla işimiz yok. İnsanların nükleer reaktörlerle karşılaştırılan bekârlığı-evliliği; eteği-gömleği; şişmanlığı-zayıflığı da bize fark etmez. Özgürlükten sizin gibi ‘ucube’ bir şey anlamıyoruz.
  • Bizde özgürlük, farklı düşünenin, azınlığın özgürlüğüdür.
  • İktidarın var anladık ve o şıkırtılı iktidar yağlanıp pamuklara sarılmaya öyle alıştı ki, tiyatro bile garip geldi.
  • Fakat işte Yeteneksizsiniz Türkiye’ye,
  • Mehmet Ali Erbil’in salamlı ve şakacı ve komik programına benzemiyor bu işler.

Sanatın olduğu yerde eleştiri var Ayşegül! Büyük zenginmiş, şuymuş buymuş fark etmez, kamu âlem birdir bize! Bu coğrafyanın geleneğinde yergi vardır. Dümbüllü anlatırken, birinin sahneye attığı hıyarı alır, kim kartını düşürdüyse gelip alsın der! Bunlara katlanamıyorsan Acun izle akşamları; Nihat Doğan da iyidir, akrep soktu çocuğu, eğlenirsin. İlle övülmek, pışpışlanmak istiyorsan Zaman al, Taraf al! Hayır tiyatro isterim diye tutturduysan Yıldıray oku, Melih oku, Kütahyalı oku! Ne yapalım Ayşegül, hayat böyle, sizler için bile zor, zulüm dolu!

 
ONUR CAYMAZ
Yazar: Editor
2010-11-01 11:52:38

Horoz Adana’da Ötemedi

http://ul.gcg.me/files/2010-11/as.jpg

Adanaspor 00 Denizlispor

  • Adana 5 Ocak’ta dün gece Bank Asya 1.Lig adına gurur duyduk.
  • İki takım da Süper Lig kalitesinde bir mücadele sergiledi.
  • 4 deplasmandan da galibiyetle dönen Denizlispor’u yenebilmek için her şeyi yaptılar, sadece gol atamadılar.
  • Alt yapı hocası Eyüp Arın’la çıktıkları bu karşılaşmada oyun planlaması oldukça iyiydi Adanaspor’un.
  • Ciddi kontratak gücüne sahip Denizlispor’u nasıl durdurabileceğini iyi hesaplamıştı Eyüp Hoca.
  • Özellikle Youla’ya karşı Anıl’ın savunması süperdi, defans ve orta sahadaki diğer Turuncu-Beyazlılar da iyi alan savunması yapınca Denizlispor 1 puana razı bir futbol oynadı.
  • ama Adanaspor moralli bir şekilde devreye girdi.
  • İkinci 45 dakikaya ev sahibi hızlı başladı.
  • Rakibin üzerinde baskı kurdular, ama Denizlispor’un tecrübesi bu maçta ağır bastı.
  • Böylesine baskıya rağmen defansta hatasız oynadılar
  • ve Adanaspor’un istediği gole izin vermediler.
  • Eğer tribünde, iki takımın önceki maçlarını izlemeyen bir taraftar olsa ‘hangisi lider ?’ diyebilirdi.

    Hangisi lider?

     
  • Ama ardından şunu da ekleyelim;
  • Adanaspor şimdiye kadar bu futbolu oynasaydı, çok daha yukarılarda olurdu.
  • Ben yine de bu geceyi onlar için bir başlangıç olarak görüyorum.
  • Toros Kaplanı bu futboluyla ileri dönük umut kazandı.
  • Denizlispor ise böylesine inançlı bir rakip karşısında deplasmandaki galibiyet serisini sürdüremedi,
  • ama yenilmemesini de bildi.

    Tunç Kayacı //
    Fanatik’ten

 Not: 23 maç fotoğrafı foto-yorumda, tıklayınız.

Yazar: Editor
2010-09-17 08:44:20

Gelir Giderin Yarısını Karşılamıyor 

Adanaspor'un Çatalatan'ı bırakacağı haberi gündeme bomba gibi düştü...Birçok internet sitesinde bu konuyla ilgili yorumlar yapılıyor...Yazılıyor, çiziliyor ve rakamlar telaffuz ediliyor...Aman Allah’ım rakamlar öylesine rahat yazılabiliyor ve çizilebiliyor ki, sormayın...Gelirden bahsedenler giderlerden hiç bahsetmiyorlar...Bir spor kulübünün nasıl döndüğünün farkında bile değiller...Gelirler çok ama giderler sanki yok gibi gösteriliyor...Adanaspor'un nasıl ayakta kaldığının farkında olamayanlar neredeyse gelir-gideri eşit gösterecekler...Bank Asya'da Adanaspor'un gelirini çok gösterenler acaba giderini hiç hesapladılar mı?Size kalem kalem hesapları aktarmaya çalışacağım...Ve bu bilgilerin tamamını Bank Asya Birinci Ligi'nde oynayan komşu bir ilimizden aldığımı belirtmek istiyorum...İşte size yaklaşık gelir bilgileri...

  • TRT'den 1.300.000 TL ve 10 taksit...
  • Ortalama İddaa geliri KDV hariç 1.400-1.500.000 civarı..
  • Bank Asya Sponsorluğu 250.000 TL..
  • Biz de hâsılat ve kombineyi üstüne koyalım
  • 1 trilyon da onu hesaplarsanız Bank Asya'da mücadele eden bir takımın geliri 4 trilyonu GEÇ-Mİ-YOR...
Kimse bana hâsılatın çok yüksek olacağını söylemesin.Zaten geçen yıl 17 maçın üçünü seyircisiz, birini tarafsız sahada oynadık.Peki, bir kulübün gideri nedir?Adanaspor'un şu an takımında 28 futbolcu var...
  • 400.000 TL'ye de, 350.000 TL'ye de, 250.000 TL'ye de, 150.000 TL'ye de oynayan vardır...
  • Ortalama her futbolcuyu 200.000 TL kazandığını hesaplarsanız 28 futbolcu ile bu rakamı çarpın.
  • Toplamda 5.600.000 TL yapar. Adanaspor'un
  • Çatalan tesislerinin masraflarını hesaplayalım.
  • Aylık 120–150.000 TL arasında değişen bir rakam var. 120.000 TL'yi 12 ile çarptığınızda 1.440.000 TL yapıyor.
  • Etti mi size 7 trilyon. Lisans çıkarma işlemleri, aldığınız teknik direktör, yardımcılarının masrafları, takımın sezon başı ve devre arası yaptığı kamplar, deplasman giderleri, maçtan önce Adana'da yaptığınız kamplar bunların hepsi bizim bildiğimiz görünen masraflar..
  • Bunları da hesapladığınız zaman Adanaspor'un ortalama gideri 9-9.500.000 TL gideri oluyor..
  • Bir teknik heyetin yardımcılarla birlikte maliyetinin 600-700 milyardan aşağı olmadığını lütfen görün..
  • Bir sezon başı kampının 200 milyarı, devre arası kampının bir o kadar olduğunu neden göremiyoruz?
  • Sizce Adanaspor Çatalan’a gidiş-geliş 1 sezon ne kadar benzin ve mazot harcar...
Bir tek kişi Adanaspor'un giderinden bahsetmiyor...Gelirden bahsedenlere baksanız Adanaspor her sezonu kasasında parayla kapatıyor dersiniz.Gelir giderin yarısını karşılamıyor...Adanaspor'un bu kadar geliri varsa sizce Ersan ve Emre Aktaş niye kiraya verildi?Bu iki futbolcunun takıma büyük katkı koyacağını Adanaspor Başkanı bilmiyor mu?Bir spor kulübünü yönetmek bu kadar kolay mı?Hiç Fenerbahçe'nin, Beşiktaş'ın veya Galatasaray'ın kongrelerinde "Borcumuz yok, kasamızda paramız var" açıklamasını duydunuz mu?Ben üç büyüklerin borç miktarlarının milyon dolarlar olduğunu ve her geçen yıl arttığını duydum...Geliri Süper Lige göre az ama gideri çok olan Bank Asya'da Adanaspor'un nasıl gelir-gideri nasıl karşılıyor anlamış değilim...

Bunu anlayan varsa lütfen bize de anlatsın ve beri gelsin.

 Serkan Şenyürek
Yazar: Editor
2010-09-05 10:55:37

Bu Takıma Sahip Çıkmalıyız

 

Kemal Kılıç'ı çok beğenirim ve takdir ederim...

Geçen 14 oyuncu ile büyük başarı elde etti.

Transfer bitti, geriye dönme şansı yok...

Kemal hocanın bu kadro ile en iyi on biri yaratması bekleniyor...

Çünkü geçen yıl 14 oyuncu ile şampiyonluk mücadelesi veren Kemal hoca...

Ben Kemal Kılıç'ın 29 kişilik kadrodan çok iyi bir on bir yaratacağına inanıyorum...

Koşan, mücadele eden, rakibine ezilmeyen, öne geçti mi maç bitene kadar o skoru koruyacak bir kadroyu kuracağına inanıyorum...

 

Adanaspor'a gönül veren herkesin bu takıma sahip çıkması gerekiyor...

Geçen yıl sahip çıkıldığında 14 oyuncu ile neler yapıldığını herkes gördü...

Forvet hattı hariç ama Emrah yetişirse orada da sorun olmayacağını düşünüyorum...

Son alınan oyuncularla alternatifli bir kadro var...

Bu kadroda yer alan bazı oyuncuların tek eksiği kamp geçirmemiş olmaları...

Ahmet Dursun, Özgürcan, Kemal Aslan, Fahri Tatan önemli yerlerde oynamış oyuncular...

Fahri'nin kamp geçirdiğini tahmin ediyorum.

Diğer oyuncular hazır hale gelebilirlerse devre arasına kadar Adanaspor'un zoru başaracağına inanıyorum...

30 puana ulaşılabilirse ikinci yarıda farklı bir Adanaspor olur...

Bu takıma sahip çıkılırsa, destek verilirse Kemal hoca ve ekibinin zoru başaracağına inanıyorum...

İlk hedef ilk altının içinde olabilmektir.

Devre arasına kadar zirveyle aradaki puanın 5–6 puanın üzerine çıkmamasını sağlamalıyız.

 

Serkan Şenyürek

Yazar: Editor
2010-08-23 12:44:29

Fazlı Hoca’ya Ağıt


Yaz sıcağında hamallık yaparken ölen ücretli din öğretmeni Ahmet Fazlı Elçi’ye ağıt...
Hani şu kimsenin anmadığı, kimsenin hatırlamak bile istemediği öğretmene...

 

Fazlı Hoca çalışırken öldü… Zira ücretli öğretmenler yaz tatilinde maaş alamaz.
Yıldıray Oğur yazmadı.
Engin Ardıç adını bile anmadı.
Şamil Tayyar oruçluydu.
Rasim Ozan kusuyordu.
Bülent Arınç ağlamadı.
Ramazan cazı yapıyorlardı. Hani kültür başkentimiz yeni uygulama başlattı ya: Ramazanda Caz! Milli Gazete bile caz haberi yayımladı. Aslında sanatın, doğanın delisi bu adamlar. O soy sop tartışmaları falan, istihzayla karışık annesi Ermeni ağızları falan şaka hep! Hepsi “hayır”cıların faşist olduğunun hesabında…
Anayasa, alt tarafı toplumsal sözleşme değil miydi? Oylanır, kabul edilirse edilir, edilmezse yürür giderdi. Neden iktidar, zaten delik deşik edilmiş bir metin için bunca yırtınıyordu? Bu, nihayetinde toplumun meselesi değil mi? Peki, Fazlı Hoca bu toplumdan değil miydi?”

 

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2009-08-19 09:40:28

Adanaspor İçin

Hepimiz çok iyi eleştiriyoruz.Bu sezonun farklı bir sezon olması gerektiğine inanıyorum…

Geçmişte iki yıl art arda elde edilen şampiyonluklara bir göz atalım…

3.Ligdeki şampiyonlukta birlik ve beraberlik başarıyı getirmedi mi?2.Lig b kategorisinde kadro yapısından çok Adanasporluların birbirine sarılması Bank Asya’nın yolunu açmadı mı?Geçen yıldan bu yana bakıyorum birbirimize düşman olmaktan başka hiçbir şey yapmıyoruz…Sadece eleştiriyoruz, hem de çok iyi eleştiriyoruz… 

Bir bakıyorsunuz Adanaspor Başkanını yerden yere vurmuşuz…Bir başka gün taraftarlar arasında oluşan sıkıntıyı çözmek yerine ayrı kutuplarda yer almışız…O bunu dedi, sen şunu dedin tartışmaları, dedikoduları içerisinde 1 yıl içerisinde nereden nereye geldik…Hâlbuki hiç kimseyi ayırmadan dile getiriyorum herkesin ortak amacı Adanaspor…Sadece Adanaspor… Bu sevdadan başka hiç kimsenin bir düşüncesi olmaması gerekir…Tüm bunlarla uğraşılacağına tek başına mücadele eden “Adanaspor Başkanına nasıl yardımcı olabiliriz”in hesabını yapmamız gerekmez mi?Piyasaya sürülen kombine biletlerin satılması için mücadele edemez miyiz?Kombine almaya gücü olan bir yerine iki-üç kombine alarak gücü olmayana yardım edemez mi? 

“O bunu dedi, sen bunu demiştin”i bir kenara bırakıp hepimiz Adanaspor noktasında bütünleşemez miyiz?Adanaspor’un bazı gerçekleri var bu gerçeklere muhalif olmak yerine destek olalım.Adanaspor’un Başkanı Bayram Akgül, Teknik Direktörü Ekrem Al, futbol kadrosu bu.O zaman sevgimiz bu takıma ve renklereyse destek olmamız gerekmez mi?Bu camianın şu anda Turbeyler grubu var… Başında kim olursa olsun hep beraber destek olmamız gerekmiyor mu?1954 Adanaspor Taraftarlar Derneği, Adanaspor Düşünce Platformu, Turuncu-Beyazlılar Derneği bunların hepsinin amacı Adanaspor değil mi?O zaman gelin hep beraber olalım. Tıpkı 3.ligdeki, 2.Lig B Kategorisindeki gibi… Biraz hoşgörülü olalım… 

Adanaspor’un kadrosu ne kadar iyi olursa olsun bu dinamikler birbiri ile bütün olmak yerine muhalefeti seçerlerse başarı gelmez…İddia ediyorum isterse Adanaspor’un kadrosu kötü olsun ama birliktelik sağlansın Adanaspor futbol takımının aşamayacağı engel yok…Henüz sezon başındayız… Var mısınız Adanaspor’la ilgili her alanda birlik olmaya…Kim kime ne derse desin bir sezonu aldırış etmeden geçirmeye…Başkanıyla, yöneticisiyle, teknik heyetiyle, futbolcusuyla, taraftarıyla, grubuyla, derneğiyle, platformuyla, basınıyla, eski yöneticisiyle şampiyonluk için kenetlenmeye var mısınız?Ne olursa olsun dedikodulara aldırış etmeden, hoşgörülü davranarak Adanaspor’un şampiyonluğu için var mısınız? 

Eleştiriyi kendi içimizde yapalım… Kol kırılır yen içinde kalır misali olumsuzlukları görmeyelim. Bu Adanaspor’a sadece başarıyı getirecektir. Kişiler değil burada Adanaspor’u ön planda tutalım.

Serkan Şenyürek

Yazar: Editor
2009-08-06 01:05:33

Artık bütün ipler Ekrem Hoca'nın elinde

http://ul.gcg.me/files/2009-08/adanaspor_kaplanpenche.jpg

Nerede ise her bölgeye 1'er 2'şer transfer yapıldı. Hazırlık maçlarında zaten 22–23 futbolcu ile oynuyoruz
Bunun içindir ki hazırlık maçlarının skorlarına bile bakmıyorum!
Şimdi böyle bir kadroyu en iyi şekilde harmanlamak ve lige hazırlamak lazım
Açıkçası Ekrem Hocanın işi çok çok zor…
Düşünüyorum ama halen aklımda net bir 11 kişi sahaya süremiyorum.
Gelmiş olan genç futbolcular, geçen seneden takımda kalanlar...

En basit örnek ;
Göbekte Ersan ve Recep Yıldız'ın alternatifi olarak gözüken ama belki de onlardan bile daha iyi olan bir Koray Şanlı var. Bu 3 futbolcudan hangi 2'si göbekte oynayacak...100 kişiyi sorsanız oylar yüzde 33'lük paylar ile Ersan-Koray Ersan-Recep Recep-Koray diye dağılır
Keza bu örnek forvet hattı içinde geçerli
Benim ilk 11'deki göz bebeklerim ve sezon boyunca 30 maçı ilk 11'de devirecek dediğim isimler İlyas, Tolgahan, Metin Tuğlu, Emrah Bedir ve İzzet'tir...
Yukarıda da bahsettiğim gibi Hocanın işi çok zor. Allah yardımcısı olsun: ))
Tüm bunların yanında kim ne derse desin, bu sene ilk 6'nın en büyük adayı biziz!

Kaplanım01

Bu yazı adanaspor.org’dan alınmıştır.

Yazar: Editor
2009-07-08 16:34:41
http://ul.gcg.me/files/2009-07/__kr_007.jpg

Şeker deplasmanı. Grup yerini almış tezahürat birazdan resmen başlayacak. Elemanlara uyarılar:

- Beyler küfür yok, tezahüratımızı yapıp gideceğiz. Sadece takımımızı destekleyeceğiz. Tamam mı? Tamam!

Her şey maç boyunca, konuşulduğu üzere seyreder. Ve maç biter, yenilmişiz, deli bir soğuk cabası, üşüyoruz, canımız sıkkın, moral eksiye düşmüş donmuş.

Bu arada bizim eski topçulardan Evren, ufaktan tahrik ediyor. Uyarılar yapan arkadaş, iri sesiyle bağırır:

Evren… Senin… (Biz kulaklarımızı tıkıyoruz :))

Yanındaki hatırlatır:

Abi, hani küfür yoktu!

Alçak sesle cevaplar bizimki:

Oğlum, yekten olur… 

___________

Ne güzeldir tribün... Eğlence, şamata, hır gür yekten de olur topluca da olur. İyi de olur, şenlikli olur... Ama işte iş 'saha kapattırmaya' varacaksa o zaman da fena olur.

(Bakalım ne zaman (5. veya 6. hafta! of, amma zaman...) takımı Adana'da izleyeceğiz. Özledik yahu...)

___________

Yazar: Editor
2009-06-22 10:58:14

Bellek ve Tribün

Belleksiz bir toplum olduğumuz vurgulanır en acımasız eleştiriler işe karışınca. Doğrudur. Birçoğumuz unutulmaması gerekenleri kolayca hafızamızdan sileriz. Olmamış sayarız. Belki de hiç affedilmeyecek insanları affediveririz en saf duygularımızla. Birtakım siyasal, toplumsal, ekonomik olaylardan dersler çıkarmayabiliriz. Bile yanıla aynı partiye oy verebiliriz örneğin; hiçbir işe yaramayan, ülkeyi ekonomik felaketlere sürükleyen adamlara…

Ama konu futbol olunca işin rengi değişir. Unutmayız. Öyle ayrıntılar hatırlanır ki…

Tribüncüler tüm sevgilerini ve öfkelerini kayıt altına alır. Vakti geldiğinde de bunları dile getirir. Kulüple ilgili iyi veya kötü sözler, eylemler gün gelir o taraftardan gereken cevabı alır. Eninde sonunda alır. Severim de işin bu yanını: ))

Nereden mi çıktı bu konu? Az önce bir haber sitesinde Hikmet Karaman’ın Adanaspor’a dair duygu ve düşüncelerini, devamında da taraftarın yorumlarını okudum. İlgi çekici bir içerik vardı orada.

Altına imzamı da atabileceğim bir alıntı yapayım “Sabotiç” kod adlı arkadaştan, lafı nasıl olsa bağladım diyerek:

“Lazarov ve Yordanov Adanaspor’a geldi, antrenmana bile çıkarmadan bunlar Adanaspor’un ayarında futbolcular değil dedin,1 hafta sonra beraber Kocaelispor’a imza attınız. Almanya’dan 8 gurbetçi bir “bağkur”dan emekli kaleci ve de Etuke diye bir futbolcu demeye şahit adam getirdin. Bunları unutmadık unutturmayız. Kendi işine bak biz halimizden memnunuz.”

Evet, tribünün belleği dehşet verici bir keskinliktedir, ne güzeldir!

Yazar: Editor
2009-05-17 13:56:58

 Amansız Olanların Akıllı Olanlardan Üstün Tutulduğudur

http://ul.gcg.me/files/2009-05/bulent-uygun.jpg

Evren Paşamızın ve CIA’deki dostlarımızın gözleri aydın. O kadar imam hatipler, zorunlu din dersleri, 25 yıldır bitmeyen savaş, serbest piyasanın teğet geçmeyen, içimize giren krizleri boşa gitmedi. İstedikleri  ‘Türk’ tipi yaşamın her alanında filizlendi, yeşillendi. Nur topu gibi yeni bir “Türko”muz daha var artık: Bülent Uygun

Gollerden sonra verdiği asker selamıyla sahne aldı. Sevgisinin boyutlarını anlamamız için de maç sonu demeçleri yetmedi herhalde ki, Baudelaire’i hatırlatan şiirselliğiyle Yaşar Paşa’ya ve İlker Paşa’ya dizeler hediye ediyordu. Sivasspor yükselirken Bülent Hocamız da yükseliyordu. Asker Bülent gitmiş, General Bülent gelmişti. Hatta taktiğinin adı bile ‘Generalin Türbülansı’ idi.

İyi de sadece militarizme göz kırpmak yeter mi, yetmezdi. Ne de olsa devir işini bilen Müslüman kardeşlerin devriydi. Önce Fethullah Hocamızın prensi Hakan Şükür’ün avukatlığına soyundu:  “Hakan’ı eleştirenleri bir gün bile cumaya giderken görmedim.”Ayağımızı denk almalıydık hani. Oruç tutup, camiye gitmenin gösterisini yapmıyorsak,  ne haddimizeydi düşündüğümüzü söylemek.

Sivasspor liderdi. Mehmet Yıldız’ı insan olarak değil de pazarlama unsuru olarak gördüğü “Mehmet Yıldız’ı satın alan şampiyon olur” lafını unutmuş, Ankaraspor maçında kulübeyi tekmelemesini, heyecanına vermiştik. Oyuna gönül verenler olarak 5. şampiyon için heyecanlanıyorduk ki…“Sivas’ta Laila yok, La ilahe İllallah var”  böyle buyurdu Bülent Hocamız. Sanırsınız ki şehrin anahtarı elinde. Yükselmek için harcanan onca emeği göz ardı edip, bütün başarıyı maneviyata ve içki içmemeye bağlamak gerekiyordu, yapılması gereken yapıldı.

Artık Bülent Uygun’un önünde engel bulunmuyor. Yazın onca sıkıntıyı bir tarafa bırakıp Hakan Şükür’ün futbolun içinde kalması için bir hafta dil döken Başbakanımız ve Cumhurbaşkanımızın bu manzarayı görmezden gelmez. Belki gruptan çıkamazsak Fatih Terim’in koltuğu, belki federasyon başkanlığı, belki milletvekilliği…

Sivasspor mu dediniz? Geçelim efendim, hocamızın egosunun yanında hiçbir ışıltısı kalmamıştır, soluk bir siluettir.
Yazar: Editor
2009-04-23 14:08:45

Karabük’te Kazanacağız

http://ul.gcg.gen.tr/x/28d887e.jpg

Karabükspor’u sene başından beri özellikle iç saha maçlarında sıkı takip ediyorum. Çünkü seyircisi önünde çok iyi maçlar çıkarıyorlar. Yaklaşık olarak 2 ay önce iç sahada Manisaspor’a 6 gol attıkları maçta, takımı çok beğendim ve tamam dedim, bu takım iç sahada kiminle oynarsa oynasın kolay kolay kaybetmez.

Bu kez rakip Adanaspor ve Karabükspor, yine iç sahada oynuyor. Fakat yine kendi saha ve seyircileri önünde bu maçtan puansız ayrılırlar mı? Bence Boluspor maçından sonra Karabük takımı iç sahadaki bu maçtan puansız ayrılacak… Neden mi?,

          ______________________________

1.Karabükspor takımının şu anda 40 puanı var ve ligde kalmayı garantilediler! Siz bakmayın yapılan açıklamalarda 40 puan bize yetmeyebilir, Adana maçını kazanmak zorundayız diye. Öyle bir şey yok, bu ligde kalmak için 40 puan yeterli bir puan… Diyeceğim şu ki, oyuncular ligi kafasında artık bitirdiler. Oyuncular için tek amaç, kalan 3 haftada iyi bir oyun sergilemek ve belki de daha iyi bir takıma transfer olabilmek. Ben Adana maçına yeteri kadar motive olamayacaklarını düşünüyorum.

2.Oyuncular kadar taraftar da ligi kafasında bitirdi. Bunun en iyi örneğini iki hafta önce iç sahada oynanan Karabükspor-G.Antep Bş Bld.Spor maçında görebilirsiniz. O günkü maçta tribünlerde çok az sayıda taraftar vardı. Antep maçında olduğu gibi Adanaspor maçına da taraftar maça pek fazla ilgi göstermeyecek ki maçı D Spor da canlı veriyor! Kısacası bu sene çoğu maçta görülen ateşli tribün desteği bu maçta olmayacak…

3.Adanaspor, ikinci yarının en başarılı takımlarından. Son 13 haftada alınan tek bir yenilgi var. Son 10 haftadır da Toros Kaplanları maç kaybetmiyor! Oyuncuların kendilerine güveni çok üst düzeyde… Takımda herkes ilk 6′ya kalacağına inanıyor. Bu da iyiye işaret… Moral ve motivasyon çok üst düzeyde. Takım içindeki bu faktörler, Karabük’te kazanmaya yetecek diye düşünüyorum. Takım içinde olduğu gibi taraftarlar da artık iyiden iyiye ilk 6′ya kalacağına inanıyor. Çok sayıda Adanasporlu taraftarlar, Karabük’te takımlarının yanında olacak.

___________________________

Görüldüğü gibi bir tarafta ligin bitmesini bekleyen Karabüksporlu oyuncular ve taraftarlar, bir tarafta da ilk 6 ateşiyle yanıp tutuşan Adanasporlu oyuncular ve taraftarlar… Başlıkta da belirttiğim gibi Adanaspor, Karabük’te kazanacak ve üstteki takımların puan kaybetmesini bekleyecek… Bu arada Karabüksporlu Aydın, bu maçta sarı kart cezalısı olduğu için forma giyemeyecek. Hatırlayacağınız üzere Aydın, Adana’da oynanan maçta takımının ikinci golünü atmıştı. Sol kanatta etkili bir isim, onun olmaması Karabükspor’un sol kanatta sorun yaşayacağının göstergesi. Bu kanattan yapılacak atakların çok tehlikeli pozisyonlar doğuracağını belirtmek isterim…

İsmail Eğriparmak

 

Yazar: Editor
2009-04-14 23:05:39

Destanımızda Yalnız Kimlerin Maceraları Vardır?

http://ul.gcg.gen.tr/x/5f94b59.jpg

Ya da artık bir destanımız var mıdır? Birbirinin aynı geçen günlerimizde bir hayat ışıltısı, yücelik; deli gibi sevdiğimiz şiirler, canımızı yakan, âşık eden hikâyeler?

  • 2003 yılı, galiba Bursa TÜYAP’ta liseli bir arkadaş, “Dostoyevski’yi anlamıyorum” diyordu, ne o öyle, beş yüz sayfa roman yazmış; Suç mu Ceza mı karar ver kardeşim, net ol, uzatma. Başka bir tartışmada biri, roman okurken satırlarla arasına yazım kılavuzu sokmayacağını belirtiyordu. Post-modernite için her şey mübah nasıl olsa; yazarın dil bilmezliğine kılıf: Hoşgeldin yeni biçem!
  • Edebiyat bölümünde okuyan genç, şiir sevmediğini söylerken; otuzlarındaki bir arkadaşım, hayatında hiç şiir kitabı okumadığını anlatıyor, soruyordu: “Acaba senin ‘Yaz Tarifesi’ni alıp okusam, anlar mıyım?” Şiir ile anlamsızlık öylesine bir arada anılıyor ki...

Ölüm gibi bir şey oldu, o kesin, yoksa bunca ‘Edebiyat Öldü mü’ başlıklı tartışmanın anlamı ne; ama kimse ölmedi demişti Asaf! Sadece bir şeyler kirlendi belki de. Bunda yazılanın da, kitapların da, edebiyatçının da payı var. Öyle ya, yaşam denilen şeyde gittikçe bir kirlilik vakti yazmıştı Cansever.

___________________________


Edebiyatçı söyleminde samimi değil artık. Samimiyet, bayağı geliyor ona. Edebiyatçı devraldığı mirası tanımıyor; gününe bakmıyor. Edebiyatçı kendi coğrafyasının adamı değil, o kendini şimdi dünya vatandaşı sanıyor; üç ülke görüp, iki bistroda bira içmekle dünya vatandaşı oluyor! Hele bir de kendi dilinde kimsenin dönüp bakmadığı kitabını Fransa’da, Almanya’da üç beş kitap delisi okuduğunda seviniyor...


Edebiyatçı kötülükler yapabilmek için deli, bohem maskesinin arkasına sığınıyor; vicdanını, hafızasını kaybetti. Kaç ihtilal: İnsanlara bok yedirildi, asıldı insanlar, sokaklar ortasında ölenler vardı... Sanki her şey olup bitti, edebiyatçı şimdi rahat. Edebiyatçı okura leş kargası, orospu çocuğu dedi; edebiyatçı bu toprağa ait üç türküyle öldü; edebiyatçı daha kendi yazdığına inanmadığı halde anlaşılmamaktan, okunmamaktan yakındı. Baktı olmuyor, sonra da bununla övündü.


Edebiyat dergilerini, yazmayanlar dışında alan kaldı mı? En az sayıda kişiye ulaşan kitap 60’larda 10 bin adet satılırken, şimdi bin tanesi tükendiğinde ikinci basımı yapılıyor. Edebiyatçı görmezden geliyor; şiir hayattan değil, hayat şiirden koptu gibi süslü cümleler falan... Çünkü edebiyatçı boşluktan, hiç’ten bahsetmeyi seçti; hiçbir şey anlatan romanlar, şiirler, hikâyeler, kurgunun büyüsü, cümlelerdeki ustalık, olmayan bir dünyadan seslenilen okur.


Edebiyatçının bugün yazdıklarında loğusa şerbeti yok. Yok da, kimse çocuk doğurmuyor mu sanki? Hayat yine akıyor. Sait Faik okurken 50 sene öncesinin İstanbulu’nu izlersiniz. 2060’da, edebiyatçının yazdıkları arasından, yaşadıklarımıza dair ne çıkacak?  
Edebiyatçı roman değil ‘anlatı’ yazıyor, şiir değil ‘iş’, öykü değil ‘metin’. Alt okumalar, yapı bozumları, yapı sökümleri biliyor da ah, ne yazık ki bina yok ortada...
Çünkü edebiyatçı, kahramanının ayaklarının kokup kokmadığını bilmiyor, kimse yok yazdıklarında, bulaşık yıkarken bardak kırmıyor kişileri, ‘metnin içindeki alt katmanlarda bile’ kimse pastırmalı yumurta pişirmiyor, ramazanda rakı içmiyor kimse, maaşlı çalışanlar yok. Atan bir kalp yok satırlarında edebiyatçının; gözyaşı yok, kan, ter yok. Arada bir sözde ‘underground’ olmak isteyenler meniden, iltihaptan falan bahsediyor işte...

_______________________
Ocak, 1985. Hakkında verilen idam kararı, müebbete çevrilmiş Nevzat Çelik, şiirinde hasret kaldığı annesini, evini anlatmış:

“senin neden neden istediğini bilmezdim
çamaşır makinası der koyardın postanı
tersyüz eder ceplerini gösterirdi babam
bir el ıslatır çitiler bir el iplere dizer
rüzgâr savurur güneş kurutur sanırdım
ellerim ellerim ellerim derdin anne
tuzbuz olurdu evimizim tek aynasında
sesin binse sesim bir akça kuşun kanadına gitse boy boy çamaşır leğenlerinde kaç
müebbet buluşuyor ellerim senin
küçücek ellerinle”


Belki de benim ‘kusur’um, böylesine dipdiri, hayat kokan şiirleri sevmemdir. Üstelik şair burada müebbet tutsak. Gerisi hep diyorum ya; tarihin ve zamanın bileceği iş!

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2009-04-09 10:42:48

İTÜ Ay Ti Yu Olmasın

“Dönücem ben sana” diyorlar. İngilizce call back’in çevirisi. Bu çevrilmiş hayatı yaşayanlara “Nereni döneceksin” diye sormalı.

Gıda sektöründe çalışan bir arkadaşım, bir iş toplantısına katılmış. Dünyayı kurtaracak kertede büyük işler yaptıklarına inandırılan bir kesimin gündeliğinde toplantı çok önemlidir. Fakat bu toplantıların çoğunda aslında hiçbir şey konuşulmaz ya da konuşuluyor gibi görünür.

Nedir; bizimkisi toplantıdan oldukça sıkılıp koptuğu bir anda, dışardan biriymişçesine olanları izlemeye, hatta konuşulanları defterine not etmeye başlamış. Malum, toplantılarda çok önemli şeyler söylenecek diye herkesin önünde bir defter bulunur. Notlarını benimle de paylaştı; buyurun buradan yakın:

·        Spagettişarapdvd Hanım, "Bana çok crowd of messages gibi geliyor" derken,

·        Bunun yaratacağı etkiyi düşünen Çokbriyantin Bey "mass-looking bir image olacak" diyor.

·        Kahvesizuyanamam Bey endişeli: "İyi de ya if bir şey olursa, bu iş must değil ki..." gibi bir cümleyi kusuyor orta yere.

·        Araya giren Türkçeşarkısevmem Hanım durumu daha farklı define ettiğini belirtmiş. Aslında yapılması gereken, son durumun bir extension’ı değil, seperate bir case olmalıymış.

·        Ultimate limite gitmekte fayda varmış.

·        Herkesleyatabilirim Bey atlıyor oradan, iyi de son dönemde yapılan agreement’lar ne olacak? Oluşacak durum, daha önceki status’ları miss ettirebilirmiş. Ona göre watchout şöyle şöyle olmalıymış. Dediklerine katılanlar go desinmiş, katılmayanlar da no go! Türkilizce zor tabii!

How do you feel’in çevirisi olan “Nasıl hissediyorsun?” sorusunu geçtim. Çünkü bu sorunun Türkçedeki cevabı, “Neyi, nasıl hissediyorum?” karşı sorusudur. Elin adamı öyle hissediyor diye ben de öyle mi hissedeyim. Böyle hissizlik olur mu? Bir de şu: “Dönücem ben sana” diyorlar. İngilizce call back’in çevirisi. Bu çevrilmiş hayatı yaşayanlara “Nereni döneceksin” diye sormalı. Hadi bunları da geçtik fakat bu ülkede artık İngilizce bilmeden yaşamanın ne denli zor olduğunu görmüyor musunuz?

Tam da bu dil sorunu üzerine düşünürken bir e-posta! İktidar sahipleri insanların diliyle bile oynuyor. Zaten toplum olarak birbirimizi anladığımız pek söylenemez; bir de dili kaldır, tamam. 12 Eylül, en çok satan kitapsa her zaman yeni ‘baskılar’ı görmek mümkün. Şimdi de sırada İTÜ varmış, öyle söylüyor e-posta.

Biz, gerçekten kendini insan diye tanımlayan her kişinin yapması gerektiği şeyi; insanların kendi dilinde eğitim görme hakkını savunalım; üstelik bunu yaparken ne ulusalcılığı, ne milliyetçiliği, ne de başka beşbenzemez etiketleri görsün gözümüz; annemizin konuştuğu dilin, onun sütü kadar yaşamsal olduğuna inanalım ama kendi dilimize gelince üç beş international üniversiteyle uyum pahasına Türkçe’yi hiçe sayalım!

Olaylı atamasıyla anımsanacak Rektör Prof. Muhammed Şahin imzalı belge karşımda. Senato, kararı vermiş. Aklıbaşında öğrenciler de toplanmış, ne de olsa onlar İTÜ’lü çünkü, bu ülkenin en önemli eğitim kurumlarından birinde okuyorlar, henüz yüksek liseye çevrilememiş bir üniversite orası, bu durumu protesto ediyorlar. 8 Nisan 2009, Çarşamba günü, saat 12.30’da, 75. Yıl Öğrenci Sosyal Merkezi’nden rektörlük binası önündeki Atatürk Anıtı’na yürüyüş yapılacak, anıt önünde öğretim üyeleri tarafından sembolik olarak ‘TÜRKÇE MATEMATİK’ dersi verilecek.
Çünkü öğrenci dostlarımız biliyor ki bu coğrafyada bir zamanlar matematik, maksumunaleyh (bölen), kabiliyet-i taksim (bölünen), mazrubata tefrik (çarpanlara ayırma), hatt-ı mümas (teğet), ihtisar (sadeleştirme) vb. kelimelerle öğrenilen bir bilim dalıydı.

Söz konusu yürüyüş Atatürk Anıtı’na yapılacak çünkü bu, 1937’de Atatürk’ün ürettiği yeni kelimelerle (yukarda andıklarımı bulan da odur) yazdığı geometri kitabına, 80 öncesi Türk Dil Kurumu’nun üstün çabasına saygıdır.
Dil devrimi iyi mi oldu kötü mü oldu, neydi ne değildi ayrıca oturulur tartışılır ama insanlara büyürken konuşmadıkları, ağlamadıkları, âşık olmadıkları dilde bir şey öğretemezsiniz. ‘Müsellesin sathı, yatalay dikeley zarbının müsavatına müsavidir’den, ‘üçgenin alanı, tabanıyla yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir’e varmış bir ülkeye, İngilizce eğitim kötülüğünü yaparak anlaşılmaz diller konuşan yaratıklar üretmeye hakkınız yok! Anlayacağınız gibi söyleyelim: Do you understand us?

Yazar: htabakan
2009-04-04 20:11:14
http://ul.gcg.gen.tr/x/df6f1ed.jpg

Son haftalarda aldığı başarılı sonuçlarla bir anda ilk 6 şansını yakalayan Adanaspor’umuz kendisi gibi Play Off mücadelesi veren Boluspor ile karşı karşıya geliyor…

Ligde 5.sırada yer alan Boluspor,8.sırada bulunan Adanaspor’a konuk oluyor. Son 3 haftada aldığı beraberliklerle ilk 2 iddiasından biraz uzaklaşan Bolulu Yarenler, Adana’da kaybetmeyerek en azından ilk 6 iddiasını sürdürmek istiyorlar; çünkü Adana’dan puansız dönülmesi Kırmızı Beyazlı ekibin bir anda ilk 6 iddiasını da zora sokacak. Dolayısıyla Bolu, Adana deplasmanında her ne kadar da hedefini 3 puan olarak belirlemiş olsa da bence asıl hedef yenilmemek olacak.

Boluspor’un Adana’da en büyük kozu ise kendisini geçen sezon İskenderun Demirçelik takımında ispatlayan Edim Demir olacak. Edim, bu sezon Boluspor forması altında 13 gole imza attı ve takımın en golcü ismi olarak göze çarpıyor. Edim Demir’in en önemli özelliği, böylesi zorlu karşılaşmalarında attığı goller. Gol attığı maçlarda takımın mağlubiyeti yok! Adana’da sahaya tek forvetle çıkmasını beklediğim Boluspor’da Edim’i, geçen hafta Sakarya maçında yıldızlaşan Bilal destekleyecek. Bu iki ismin dışında Gurbanov, kaptan İlyas da diğer önemli isimler.

Adanaspor’umuza bakacak olursak, son haftalarda takımda inanılmaz bir hırs ve kenetlenme var. Bu da beraberinde başarılı sonuçları getirdi ve küme düşmeme mücadelesinden ilk 6 hedefine gelindi. Bu hafta sonu oynanacak maç öncesi yönetim de bilet fiyatlarında indirime gitti. Pazar günü iyi bir taraftar topluluğunun bu maçta olması bekleniyor. İki takımın son haftalarda aldıkları sonuçlara bakacak olursak aslında bu maçta beraberliğin, ardından da iç saha avantajıyla Adanaspor galibiyetinin ön plana çıkacağını düşünebiliriz. Hafta sonunda 2–1, 3–2 gibi Adanaspor galibiyetleri yanında 1–1 veyahut 2–2′lik beraberlikler de çıkabilir.

İsmail Eğriparmak

Yazar: Editor
2009-03-10 19:31:48
http://www.isimsizsiniz.com/images/stories/kisiler/edebiyat/salah_birsel.jpg

Salâh Bey

Türkçe'nin büyük denemecisi, Salâh Bey Tarihi'nin yaratıcısı, usta yazar,
şair; inceltme işaretinin kaldırıldığına dair safsatalar ortaya  çıktığında
"bundan sonra bana “Salah” mı diyecekler" diye dalga geçen Birsel, aramızdan ayrılalı on yıl oluyor...

Onu anlatabilmek için, bir kitabını alıp okumak lazım. Misal, Kahveler
Kitabı.
Ötesi boş laf olacak.
Bir şiiriyle analım hemen.

PİYANOLU ASES

Ben piyano çalıyorum sen orada kaç yıl
Saçlarını at sevmeyi değiştiriyor çünkü
Ellerini at gözlerini at dudaklarını at yoksa
Ben seni okşuyorum senin esmerliğinle yoksa

Senin gökyüzün benim gökyüzümden piyanolu
Kirpiklerini at gözlerini öpüyorum çünkü
Kaşlarını at ağzını at kulaklarını at
Ben seni okşuyorum senin esmerliğinle yoksa

Ben senin dişlerinle gülüyorum daha ne
Senin yıldızların her gece Beethovenli
Piyanoyu al seni düşünmeyi tutuyor çünkü
Ben seni sevdalıyorum sen orada kaç yıl
...

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2009-03-09 16:22:27
Kadın
 
 http://www.swoyersart.com/howard_terpning/isdzan.jpg
(Yanımdaki kadınlar, hep kadınım oldular. Eller hayatı kucaklayacak kadar güzeldi, saçlar çok zaman yastıklara dağıldı, yemekler hep bir anne yemeği içtenliğinde; göğsümdeki kediler, göğüslerindeki kelebekler...)

Bugün bahar. Üçüncü cemre toprağa düştü. Ateş parçasıdır cemre... Şimdi artık deniz kıyılarında sabah vakitleri inceden bir duman, gün ışıdıkça göğe dağılır. Kış karanlığında değil şimdi sabahlar; temiz, aydınlık... Erken doğan gün, geç batar. Sahi gün nereye batar, nerelere çekip gider acaba?
2000 yazıydı. Askerim. Komutan izin vermiş, İstanbul’a kaçmıştım. Beyoğlu’nda öğlen vakti, masamda bira, baharı izliyorum. Aradı: “Emredin komutanım!” Ayağa kalkmışım sersemleyerek. “Ne haber” dedi. “Sağ olun”, dedim. “Kadınlar kısa kollu giymeye başladı mı oralarda” diye soruyordu; “söylesene Caymaz, deniz kokuyor mu sokaklar?”
“Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir” demişti Haydar Ergülen. Kadın: Bir harf yanlışlığı olur da sanki leylaklar dönüp gelir leyleklerin yerine. Mor salkımlar dökülür Antik Yunan heykellerinin güzelim bembeyaz kolları arasından.
Bugün adada mimozalar. Sait’in evi ısınacaktır. Ölgün kışın ardından uykulu ahşaba vuran güneş; bahçe çiti esneyecek, pencereler gerinecektir. Kadın: Dönüşte, iskelede, sarılmak istemiştim de cesaret edememiştim, kimdi, kaç zaman önceydi? Kadın: Üsküdar’dan Sarayburnu açıklarına bakan balkon, sakız sardunyaları, Ortaçgil’in ‘Bu Su Hiç Durmaz’ı. Kadın: Çok kırılmıştım, çünkü yalandı.
Kadın: Pembe makamında bir türkü. Öyle bir makam yoksa bile yine de vardı... Bir Trakya türküsü oldum bittim Kadın: “Sabah sabah seyredelim yalıyı / Aşkım çoktur ver içelim doluyu / Çok ararsın benim gibi deliyi / Mihrabımdır çatma da kaşlarının arası / Meskenimdir gül memeler arası...”
Kadın: Gençtim, ayrıntıları unutmuş olabilirim. Akif Kurtuluş’un ‘Ay Gömülür’ şiiri. Terk edildiğimi bildiren telefon, uzun uzun pencereler, enginar kalbinde iç bakla, kasımpatılar sevdiğim bir ikindi vakti Kadın. Çirozun ustası Yorgo Bey ile tanışmıştım. Misal, palamutun yanına dizilen kırmızı soğan halkaları; bir arife akşamı eve gelirken aldığım sıcak ekmekteki huzurdu Kadın. Kredi kartı geçmeyen eski lokantalardı. Kadın: Sarıldığım zaman gözlerini kapardı.
Bakırköy’de garın arkasında, şimdi yok bir çay bahçesi, orada çay içmiştim. Kâğıttan kayıklar yapıp yüzdürmüştüm bir bira şişesinde. Sanki yalnızdım. Sanki birazdan okyanuslara açılacaktım.
Kadın: Kıştı, gece, bir ağacın altına saklanmıştım. Kadın: Elimde küçük İskender’in ‘Suzidilara’sı, Kadıköy’de o zaman balon ya da gözetleme kulesi gibi saçmalıklar yokken, Kadıköy Khalkedon’ken, gökyüzünden yavaşça inen kar tanelerini izleyip nane likörü içmiştim. Kadın: Uzun bir otobüs yolculuğunda omzunda uyumuştum. Attila İlhan diyor ya, “her dakika bir yola düşülür, öpüşülür öpüşülür öpüşülür...” Kadın deyince yalnızlığımı öpmüştüm.
Kadın: Kimselere verilememiş bir sevgiydi. Öyle ya, yoksa Romain Gary, “insanın, sevmiş olduğu tek kadını yitirince her şeyin bittiğini sanması bir sevgi eksikliğidir,” demezdi. Fakat Gary, karısı Jean Seberg öldüğü zaman ancak bir sene yaşayabilmiş sonra intihar etmiştir. 20. asrın edebiyat skandalına imza atarak hem de.
Kadın: Eski sevgili biraz da. Uzak bir ortak arkadaş evlendiğini, bir oğlu olduğunu söyler bir gün. Bir sızı yoklayıp geçer. Yoklaması da iyidir geçmesi de. Onu da arar insan; o zamanki kendini de. Bunlar güzel.
Yanımdaki kadınlar, hep kadınım oldular. Eller hayatı kucaklayacak kadar güzeldi, saçlar çok zaman yastıklara dağıldı, yemekler hep bir anne yemeği içtenliğinde; göğsümdeki kediler, göğüslerindeki kelebekler.
O hayali Kadın, sonsuz, sınırsız bir şefkatti. Şehvet, sevda, şefkat; birbiri arasından geçmiş; hepsi bir olan bir Kadın. Evde başka, sokakta başka, yatakta başka tanıttıkları kimliksiz varlık değil. İnsandı Kadın, anaydı, yoldu, yoldaş, kardeş, abla, arkadaş; hepsinin içinde her biri. Kadın Sorunu adı altında ‘sorun’ olarak yaratılan değil.
Üstelik Türkiye’de bir cinse sorun atfedeceksek o sorun kadına değil erkeğe aittir. Öyle ya, hangi türün arasında, halen ilk cinsel deneyimini hayvanlarla yaşayan var? Hangi tür sokaktaki bir yoksula tecavüz edebiliyor? Hangi tür sevilmeyince birinin kafasını kesmeye kalkabilir? Geçelim. Yeri değil şimdi.
Kadınlar Gününüz kutlu olsun. Tüm günler sizin olsun ki bizim de günlerimiz aydın olsun sevgili kadın okurlarım...

Yazar: Editor
2009-03-05 21:41:32

“Kayseri Üzerine!” ama “Karşıyaka”ya Doğru

http://ul.gcg.gen.tr/x/94febc1.jpg

Söylenecek çok söz var aslında. Fakat yine de aşırı eleştirel olamıyor insan. Netice itibariyle; "Haftaya maçımız var yine!"
"Kayseri Üzerine" başlıklı bir yazıdan beklenti, Kayseri deplasesine yöneliktir muhakkak. Ancak ne yazık ki Kayseri deplasesi üzerine yazı yazacak, paylaşımlar yapacak kadar sağlıklı değiliz. Aldatılıyoruz çünkü! Biri çıkıp bize "Hedefimiz kümede kalmak kardeşim." demedikten sonra da bu fikir ne yazık ki değişmeyecek. Lütfen artık ilk 6 demeçleri okumayalım, görmeyelim. Lütfen!
Kayseri özetini de müsaadeyle Ekrem Al üzerine yapmak istiyorum.

Ekrem Al Üzerine;

*Bizi Kayseri ayazında donmaktan, Hakan gibi, Habip gibi, Mbilla gibi, Ersan gibi savaşçı ruhlarımızın mücadelesi, kurtarabilir hatta ısıtabilirdi. Ancak 3 yanlışınız 1 doğrunuzu götürdü hocam ve donduk kaldık.
*700 km yol. 07.00 – 21.00 arası mesaide olmamız gerekirken, tribündeyiz. Burhan için mi, Cem için mi, Onur için mi? Kendi egolarınız ve oyun(!) anlayışınız, lütfen sevgi değerlerimize tecavüz etmesin artık sayın hocam.
*Haftalardır inanılmaz hatalar yapıyorsunuz sayın hocam. Belki sizin mantalitenize göre -bu mantaliteyi ligde kalmak üzerine kurduğunuzdan artık eminiz- bunlar doğru hamleler olabilir. Ancak çıkın açıklayın, "
Hedef ligde kalmak" diyin. Eyvallah diyelim biz de. Hayallerimiz de o iğfale uğramayıversin bir zahmet ve yeni sezona daha diri hayallere girebilelim.
*Kartalspor maçında Hakan'ın çıkması hataydı. Ancak oyuna aldığınız Kibong sizi ipten aldı. Cemre dururken, Emre'yi oyundan almanız ise bir başka hataydı. Ancak Cemre'nin yürüyecek hali yokken, attığı gol, bu hatanın da üzerini kapattı. Sadece tepkimizi erteletti ama hatalarınız aslında bizde sabitti.
*Giresun deplasmanında 80 dakika maçı seyretmeniz mevzusuna hiç girmek istemiyorum. Zira 4 gündür bu duruma fazlasıyla hayıflandım ve nasıl kaçar 3 puan diyerek kendimi yedim durdum.
*Hocam, "Kadromuz yeterli değil, hedef ligde kalmak, bu hedefe de emin adımlarla yürüyoruz" diyin. Siz de, biz de rahatlayalım.
*6 maçta 11 puan. 3 galibiyet, 2 beraberlik, 1 mağlubiyet. Fena bir istatistik değil esasen. Amma ve lakin daha fazlasına gücümüz vardı! Başarısız değilsiniz belki ama başarılı da değilsiniz.
Sevgilerimle,
Cem Kaplanoğlu

Yazar: Editor
2009-03-01 22:02:44

MİNİK SERÇE / Gökyüzüne uçuş

 

Çocukluğumuzda futbol oynarken ara verdiğimiz zamanlarda terimiz soğumadan dünya futbolunun yıldızlarını konuşur, kimin gelmiş geçmiş en büyük futbolcu olduğunu bulmaya çalışırdık… Herkesin aklına o dönem genelde iki isim gelirdi, Pele mi Maradona mı? Şimdilerde Messi veya Christiano Ronaldo mu diye soruluyordur muhtemelen, topla hızlı hareket etmenin asıl babasının hikayesine başlayalım ve ‘bitiş düdüğü’nü bekleyelim kararımız için… 28 Ekim 1933 yılında Brezilya’nın fakir bir şehri olan Pau Grande şehrinde ‘santraya’ geldi. Babası alkolik bir işsiz olan Manuel Francisco dos Santos doğuştan ‘sakatlıkla’ boğuşmaya başladı, omuriliğinde eğiklik vardı, sağ bacağı iç tarafa, sol bacağı ise hem dışa doğru eğik hem de diğer bacağından 6 cm kısaydı. Çok iyi bir futbolcu olmayı bırakın, düzgün yürüyeceğine bile kimse inanmıyordu.

Manuel okula hiç gitmez, erken yaşta çalışmaya başlar. 18 yaşına geldiğinde fabrikada birlikte çalıştığı arkadaşlarıyla toprak sahada çıplak ayakla top oynamak onun en büyük eğlencesidir. Oyun stili ve fiziği dolayısıyla ‘Garrincha’ lakabı takılır, Türkçesi ise ‘Minik Serçe’ demektir. Bölgenin efsanesi olur kısa zamanda, genç kızlara doğru da fuleli bir depar atar, hızlı bir aşk ‘hayat’ı olur. Futbol onun için sadece bir eğlencedir, ‘hayat’ gibi… Derken 20’li yaşlarda Botofago kulübünün İlhan Cavcav’ı onu canlı izler ve deneme maçı için Rio de Janerio’ya çağırır. Deneme maçında karşısına Brezilya milli takımının sol beki Santos’u çıkarırlar, Serçe gibi ele avuca sığmaz, çalım üstüne çalımı basar, Santos’un bacaklarının arasından topu geçirip bir kez daha ‘milli’ yapar onu. Sportif direktörleri gelecekte çok yakın arkadaşı olacağı Garrincha için ona fikrini sorduğunda kendi kariyerini düşünüp ‘karşı takımda görmek istemem, en iyisi bizde oynasın’ der ve Botafogo kulübüne kazandırır bu genç adamı. İmza atma töreninde ileride hep başını ağrıtacağı boş kağıda imza atarken ‘Ne önemi var, nasılsa okumayı bilmiyorum’ der gamsız ve kedersiz Garrincha...

Marakana stadyumunda 250 bin kişi önünde oynanan 1950 finalinde Uruguay’a kaybeden Brezilya’da oluşan hayalkırıklığını anlatmak için kalecileri Barbosa’nın alkolik olup 10 sene içerisinde hayata veda ettiğini söylemek yeterlidir. 1958 İsveç Dünya kupasında takımın genç yıldızlarından biri de üstteki sorumuzun muhataplarından Pele’dir. Takım İsveç’in soğuk havasına hemen alışamaz ve çok zorlu geçen grup maçlarında sıkıntıya girer, son maçta disiplinin sembolü olan favori takımlardan Yaşhin’li SSCB’yi geçmeleri gerekmektedir, disiplinden nefret eden Garrincha SSCB’nin sağ bloğunu ezip geçer, iki golün de pasını verir ve gruptan çıkarlar. Garrincha’nın deparları ve orta bombardımanı yüzünden Yaşhin’in hiç bu kadar terlediğini görmemiştik diye anlatır maçı izleyenler. Sırasıyla Galler’i, Fransa’yı ve finali kendi evinde oynayan İsveç’i yenip turnuvanın galibi olurlar. İsveçli kaleci Karl’ın Barbosa ile aynı kaderi paylaşıp paylaşmadığı meçhuldür. Soğuk havadan sık sık şikayet edip samba öğreteceğim bu soğuk insanlara diye antremandan kaçan Garrincha’nın çabaları meyve verir, İsveçli bir kızı hamile bırakır, hikayemizin sonunu beklemeden bu konudaki son sözümüzü söyleyelim, özel hayat kariyerini 5 farklı kadından 4 hat-trick, 1 duble çocuk babası olarak kapatır. İlk kez Dünya Kupa’sını kazanan Brezilya’da resmi tatil ilan edilir, fakat o zafer sarhoşu olmaz, önemsemez, babasından gelen vasiyet gereği alkolle sarhoş olur. 1962 yılında ise turnuva Şili’de yapılıyordur. Turnuvanın ilk maçında Pele sakatlanır. Takımda moraller bozulur, ama ‘keyif adamıGarrincha bunu önemsemez, harika bir turnuva çıkartır ve bu turnuvayı tek başına aldığı söylenir. Çeyrek finalde İngiltere’ye golünü atar, devamında yarı finalde ev sahibi Şili’ye de gollerini atar ama rakip futbolcunun tekmesine sinirlenip tekmeyi de atar. Kırmızı kart gören ve oyundan atılan Garrincha sahayı terkederken taşlanır şeytan misali, kafasına kocaman bir taş isabet eder, İsveç’te saha dışında gösterdiği ek başarının Şili’de tekrarlanmamasına belki de bu olay taş koymuştur, en azından bizler öyle biliyoruz… Brezilya şimdiki Tahkim Kurulu’na gidip ceza almasını önler ve finalde harika bir oyun ortaya koyar Çek-oslavakya karşısında. Cech'in ellerinden kaçırıp Nihat’a golü hediye etmesi ile birebir olan bir pozisyonda golünü de atar, Çek kalecilerin kaderi olsa gerek …

Brezilya’da ikinci şampiyonluk yine çılgınca kutlanır. Turnuvanın başkahramanı Garrincha sokakta sambacıların arasına karışıp eğlenmeyi tercih eder, Pele ise sadece ilk maçta oynamasına rağmen lüks kokteylerde elit kesimle aynı karelere giriyordur. Garrincha sonraki günlerde şampiyonluğun zevkini toprak sahada hergün çıplak ayakla arkadaşlarıyla top oynayarak devam ettirir, basının ilgisi yoğunlaşır… Şöhretten sıkılmaya başlamıştır, ona göre gerçek hayat Brezilya’nın ta kendisiydi, futbol, kadınlar ve kadeh tokuşturmak, gerisi topun auta gitmesi kadar değersizdi... Pele ise kameraların önünü ceza sahası kadar seviyordu, medyanın gözbebeğiydi.

Botafogo kulübünün yöneticileri de Garrincha’nın ‘keyif’ adamlığını çok iyi kullanırlar, iki dünya şampiyonu olup hala okuyamayan Garrincha boş kağıda devam eder. Aynı takımda oynadığı futbolculardan daha az aldığını öğrenir, bundan rahatsız olur ama yine de önemsemez. Gece hayatı, alkol ve sürekli sahada ona atılan tekmelerle yorulmaya başlar. 1962 yılında Rio de Janeiro derbisi olan Botafogo ile Flamengo maçı için 152 bin kişi Marakana stadymunu doldurur. Devre arasında artık dizi iflas etmiştir, sakat sakat oynamak için iğne yaptırır, çıkıp harika bir devre oynar. Üst üste ikinci kez kazanırlar şampiyonluğu, 3 golden ikisini atar. Fakat o maçtan sonra dizini hiç bir zaman eskisi gibi hissetmediğini anlatır anılarında.

 

MİNİK SERÇE/Gökyüzünden Karanlığa

 

1966 Dünya kupası ile Botafogo hayranlarının ‘çarpık bacaklı melek’ diye adlandırdığı Garrincha için yükselme ve şaşalı dönem bitmeye başlamış, artık yeryüzüne doğru inmeye başlamıştı. Bacaklarının eğri olmasından dolayı rakibi doğal olarak şaşırtan Garrincha, aldığı darbeler sonucu diyetini dizindeki acı ağrılarla öder, en sevdiği yerel içki olan Cachaça’dan da vazgeçmemesi sonucu fiziksel sorunları giderek artar. Şampiyonaya iyi başlangıç yapamazlar, ikinci maçta Pele sakat olduğu için oynamaz, genç Puşkaş’ın da olduğu güçlü Doğu Avrupa temsilcisi Macarlar’a yenilirler. Bu onun 50 milli maçtaki tek yenilgisidir ve son maçıdır, adeta herşeyin tepetaklak gideceğini haber verir ‘serçe’ye. Sakat olduğu için bir sonraki maçta oynamaz, Pele oynar ve yine yenilirler, turnuvaya sessiz bir veda ederler, Brezilya’da sokakları samba yerine sessizlik kaplar.

Özel hayatında ise Brezilya’ya has çikolata renkli bir şarkıcıya gönül topunu kaptırınca, Garrincha hızlı hayatına bir dripling daha atıp ailesini ve çocuklarını terkeder, koyu Katolik olan askeri darbe yönetimi ise ofsayt bayrağını kaldırır. Dikta rejimin kararını gören Botafogo kulübü hiç gecikmez, kenara alır Garrincha’yı, artık boş kâğıt verecek kulübü de yoktur. Üstüne dizi nedeniyle ameliyat olmuştur, futbolsuz kalıp geleceğe dair umutsuzlaşır. Pele ise 1966 yılında hayatının rövaşatasını beyaz ve elit bir kadınla evlenerek atar, şaşalı aileye katılır, havalı toplantılarda boy göstermeye devam eder. Garrincha yavaş yavaş unutulmaya başlanmış, ülkenin ve dikta yönetimin sembolü ve gururu artık Pele’dir.  Pele bunlarla yetinmez, son golünü Avrupa’da Papa’nın elini öperek atar, askeri darbe rejiminin bir kez daha sevgisini kazanmıştır. 1970 yılında mükemmel bir kadroya liderlik yapan Pele, kupayla ülkesine dönüp ‘kral’ lakabını alır. Dikta yönetimin reklam filmleri ile propaganda araçlarından en önemlisi olur Pele.

Garrincha ise rejimin baskısından birazcık uzaklaşmak için İtalya’ya gider sevgilisiyle, orada İtalyan takımlarıyla görüşür fakat artık kariyerinin sonunda alkol problemi olan bir futbolcuya yatırım yapmaz İtalyanlar, adı büyük olan takımlarımızın şimdiki yöneticileri olsa idi bu yazıyı yazmamıza gerek kalmaz, Türkiye’de izlemiş olurduk Garrincha’yı. Pele ise Brezilya’daki kariyerini bitirip, Amerika’yı keşfetmeye gider. Cosmos takımına katılır, ligin seviyesini beğenmemesine rağmen attığı gollerle futbolun gelişmesine katkıda bulunup endüstriyel futbola uygun şekilde sponsorlarını memnun eder. Banka hesabına milyon dolarlar ekleyip şimdiki servetinin temellerini atar yatırımlarla, Garrincha ise hesapsızca fondip misali sona doğru yol almaktadır.

Garrincha 1973’e kadar dikiş tutturamayınca jübilesine karar verir, Marakana’yı 135 bin kişi doldurur, oynadığı 617 kulüp maçında 239 gol atan Garrincha jübile maçında gol atamaz ve futbola yani hayata veda eder. Büyük bir bunalıma sürükler onu futbolsuz hayat, alkolün dozajını artırır, bırakması için 15 senesini paylaştığı hayat arkadaşı elinden geleni yapsa da başaramaz. Hayat arkadaşının kulübeyi terk etmesi ile fiziksel ve ruhsal çöküntüye uğrayan Garrincha için hazin son yaklaşmaktadır.  1981 Rio de Janerio festivalinde bir maskot gibi kullanılan, bir samba arabasına süs olarak oturtulan bu ‘eğlence’ adamının yüzü o gün hiç gülmez, Santos gözyaşlarıyla izler arkadaşını, 50 metre ötedeki VİP salonunda ise Pele ayrıcalıklı insanlarla doyasıya eğlenmektedir. Acı veren hayat uzatmalara gitmeden 1983'te son düdük ile biter, 49 yaşında karaciğer sirozundan ebediyen oyundan çıktığında fakir ve bakıma muhtaç biriydi. Jübilesinden sonra unutulan Garrincha’nın ölümü herkeste bir vicdan muhasebesine yol açar, Brezilya’nın her köşesinden insanlar cenazesine saygı duruşunda bulunmak icin akın eder.

Futbol size göre nedir diye sorulduğunda şöyle özetliyor Garrinchatop sende iken gol atabileceğini düşünüyorsan durma ilerle, düşünmüyorsan pas ver. Futbol oynamak inanın ki gizemli bir sey değil,  gizemi yaratmak sizin elinizde’. Garrincha’yı Pele ve günümüz profesyonel futbolcularından ayıran şey gerçekten bir serçe kadar özgür olmasıdır, tasasız, eğlenceli, disiplinsiz ve taktiğe kapalı mantığıdır. Biyografisini yazan Castro onu ‘profesyonel futbolun ürettiği en amatör ruhlu’ oyuncu diye tanımlar. Pele kazanmakla eşdeğerken, Garrincha ise futbolun sambası, sambanın futboludur. Brezilya kazanmayı amaç edinmiş insanların olduğu bir ülke değildir, bunun için Pele zirvede olmasına rağmen Garrincha’yı başka türlü severler. Garrincha’nın ölümünden sonra bir deyim doğmuştur bu ikili ile alakalı olarak, ‘Pele en iyisiydi, ama Garrincha ondan bile iyiydi’. Pele ise Garrincha ile aralarının iyi olmamasına rağmen, ‘O olmasaydı 3 kez Dünya Şampiyonu olamazdım’ diyerek hakkını verir Garrincha’nın…

Brezilya’nın kendine has futbol kahramanı günümüz futbol dünyasında Pele kadar tanınmıyor ve hatırlanmıyor belki, ama bakımsız ve basit bir mezarlıkta yatarken eminiz ki çok önemsemiyordur bu durumu, mezarlıkta onun adına yaptırılan anıtın üzerinde yazan aşağıdaki dizeler Garrincha için çok daha fazla önemlidir muhtemelen,

Çok tatlı bir çocuktu, kuşlarla konuşurdu…

Kaynaklar

Yalnız Yıldız (Garrincha - Estrela Solitária), Film, 2003, http://www.imdb.com/title/tt0383373/

Brezilyanın İlahları, Belgesel, 2002, http://www.bbc.co.uk/bbcfour/

documentaries/storyville/gods_of_brazil.shtml

 

Yazar: htabakan
2009-02-27 17:17:00

MİNİK SERÇE/Gökyüzünden Karanlığa

http://ul.gcg.gen.tr/x/0304234.jpg

İkinci yazı

1966 Dünya kupası ile Botafogo hayranlarının ‘çarpık bacaklı melek’ diye adlandırdığı Garrincha için yükselme ve şaşalı dönem bitmeye başlamış, artık yeryüzüne doğru inmeye başlamıştı. Bacaklarının eğri olmasından dolayı rakibi doğal olarak şaşırtan Garrincha, aldığı darbeler sonucu diyetini dizindeki acı ağrılarla öder, en sevdiği yerel içki olan Cachaça’dan da vazgeçmemesi sonucu fiziksel sorunları giderek artar. Şampiyonaya iyi başlangıç yapamazlar, ikinci maçta Pele sakat olduğu için oynamaz, genç Puşkaş’ın da olduğu güçlü Doğu Avrupa temsilcisi Macarlar’a yenilirler. Bu onun 50 milli maçtaki tek yenilgisidir ve son maçıdır, adeta herşeyin tepetaklak gideceğini haber verir ‘serçe’ye. Sakat olduğu için bir sonraki maçta oynamaz, Pele oynar ve yine yenilirler, turnuvaya sessiz bir veda ederler, Brezilya’da sokakları samba yerine sessizlik kaplar.

Özel hayatında ise Brezilya’ya has çikolata renkli bir şarkıcıya gönül topunu kaptırınca, Garrincha hızlı hayatına bir dripling daha atıp ailesini ve çocuklarını terkeder, koyu Katolik olan askeri darbe yönetimi ise ofsayt bayrağını kaldırır. Dikta rejimin kararını gören Botafogo kulübü hiç gecikmez, kenara alır Garrincha’yı, artık boş kâğıt verecek kulübü de yoktur. Üstüne dizi nedeniyle ameliyat olmuştur, futbolsuz kalıp geleceğe dair umutsuzlaşır. Pele ise 1966 yılında hayatının rövaşatasını beyaz ve elit bir kadınla evlenerek atar, şaşalı aileye katılır, havalı toplantılarda boy göstermeye devam eder. Garrincha yavaş yavaş unutulmaya başlanmış, ülkenin ve dikta yönetimin sembolü ve gururu artık Pele’dir.  Pele bunlarla yetinmez, son golünü Avrupa’da Papa’nın elini öperek atar, askeri darbe rejiminin bir kez daha sevgisini kazanmıştır. 1970 yılında mükemmel bir kadroya liderlik yapan Pele, kupayla ülkesine dönüp ‘kral’ lakabını alır. Dikta yönetimin reklam filmleri ile propaganda araçlarından en önemlisi olur Pele.

Garrincha ise rejimin baskısından birazcık uzaklaşmak için İtalya’ya gider sevgilisiyle, orada İtalyan takımlarıyla görüşür fakat artık kariyerinin sonunda alkol problemi olan bir futbolcuya yatırım yapmaz İtalyanlar, adı büyük olan takımlarımızın şimdiki yöneticileri olsa idi bu yazıyı yazmamıza gerek kalmaz, Türkiye’de izlemiş olurduk Garrincha’yı. Pele ise Brezilya’daki kariyerini bitirip, Amerika’yı keşfetmeye gider. Cosmos takımına katılır, ligin seviyesini beğenmemesine rağmen attığı gollerle futbolun gelişmesine katkıda bulunup endüstriyel futbola uygun şekilde sponsorlarını memnun eder. Banka hesabına milyon dolarlar ekleyip şimdiki servetinin temellerini atar yatırımlarla, Garrincha ise hesapsızca fondip misali sona doğru yol almaktadır.

Garrincha 1973’e kadar dikiş tutturamayınca jübilesine karar verir, Marakana’yı 135 bin kişi doldurur, oynadığı 617 kulüp maçında 239 gol atan Garrincha jübile maçında gol atamaz ve futbola yani hayata veda eder. Büyük bir bunalıma sürükler onu futbolsuz hayat, alkolün dozajını artırır, bırakması için 15 senesini paylaştığı hayat arkadaşı elinden geleni yapsa da başaramaz. Hayat arkadaşının kulübeyi terk etmesi ile fiziksel ve ruhsal çöküntüye uğrayan Garrincha için hazin son yaklaşmaktadır.  1981 Rio de Janerio festivalinde bir maskot gibi kullanılan, bir samba arabasına süs olarak oturtulan bu ‘eğlence’ adamının yüzü o gün hiç gülmez, Santos gözyaşlarıyla izler arkadaşını, 50 metre ötedeki VİP salonunda ise Pele ayrıcalıklı insanlarla doyasıya eğlenmektedir. Acı veren hayat uzatmalara gitmeden 1983'te son düdük ile biter, 49 yaşında karaciğer sirozundan ebediyen oyundan çıktığında fakir ve bakıma muhtaç biriydi. Jübilesinden sonra unutulan Garrincha’nın ölümü herkeste bir vicdan muhasebesine yol açar, Brezilya’nın her köşesinden insanlar cenazesine saygı duruşunda bulunmak icin akın eder.

Futbol size göre nedir diye sorulduğunda şöyle özetliyor Garrinchatop sende iken gol atabileceğini düşünüyorsan durma ilerle, düşünmüyorsan pas ver. Futbol oynamak inanın ki gizemli bir sey değil,  gizemi yaratmak sizin elinizde’. Garrincha’yı Pele ve günümüz profesyonel futbolcularından ayıran şey gerçekten bir serçe kadar özgür olmasıdır, tasasız, eğlenceli, disiplinsiz ve taktiğe kapalı mantığıdır. Biyografisini yazan Castro onu ‘profesyonel futbolun ürettiği en amatör ruhlu’ oyuncu diye tanımlar. Pele kazanmakla eşdeğerken, Garrincha ise futbolun sambası, sambanın futboludur. Brezilya kazanmayı amaç edinmiş insanların olduğu bir ülke değildir, bunun için Pele zirvede olmasına rağmen Garrincha’yı başka türlü severler. Garrincha’nın ölümünden sonra bir deyim doğmuştur bu ikili ile alakalı olarak, ‘Pele en iyisiydi, ama Garrincha ondan bile iyiydi’. Pele ise Garrincha ile aralarının iyi olmamasına rağmen, ‘O olmasaydı 3 kez Dünya Şampiyonu olamazdım’ diyerek hakkını verir Garrincha’nın…

Brezilya’nın kendine has futbol kahramanı günümüz futbol dünyasında Pele kadar tanınmıyor ve hatırlanmıyor belki, ama bakımsız ve basit bir mezarlıkta yatarken eminiz ki çok önemsemiyordur bu durumu, mezarlıkta onun adına yaptırılan anıtın üzerinde yazan aşağıdaki dizeler Garrincha için çok daha fazla önemlidir muhtemelen,

Çok tatlı bir çocuktu, kuşlarla konuşurdu…

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/4ea1a79.jpg

Kaynaklar

Yalnız Yıldız (Garrincha - Estrela Solitária), Film, 2003, http://www.imdb.com/title/tt0383373/

Brezilyanın İlahları, Belgesel, 2002, http://www.bbc.co.uk/bbcfour/

documentaries/storyville/gods_of_brazil.shtml

Yazar: Editor
2009-02-25 16:45:20
MİNİK SERÇE / GÖKYÜZÜNE UÇUŞ
http://ul.gcg.gen.tr/x/e19bd16.jpg

Çocukluğumuzda futbol oynarken ara verdiğimiz zamanlarda terimiz soğumadan dünya futbolunun yıldızlarını konuşur, kimin gelmiş geçmiş en büyük futbolcu olduğunu bulmaya çalışırdık… Herkesin aklına o dönem genelde iki isim gelirdi, Pele mi Maradona mı? Şimdilerde Messi veya Christiano Ronaldo mu diye soruluyordur muhtemelen, topla hızlı hareket etmenin asıl babasının hikayesine başlayalım ve ‘bitiş düdüğü’nü bekleyelim kararımız için… 28 Ekim 1933 yılında Brezilya’nın fakir bir şehri olan Pau Grande şehrinde ‘santraya’ geldi. Babası alkolik bir işsiz olan Manuel Francisco dos Santos doğuştan ‘sakatlıkla’ boğuşmaya başladı, omuriliğinde eğiklik vardı, sağ bacağı iç tarafa, sol bacağı ise hem dışa doğru eğik hem de diğer bacağından 6 cm kısaydı. Çok iyi bir futbolcu olmayı bırakın, düzgün yürüyeceğine bile kimse inanmıyordu.

Manuel okula hiç gitmez, erken yaşta çalışmaya başlar. 18 yaşına geldiğinde fabrikada birlikte çalıştığı arkadaşlarıyla toprak sahada çıplak ayakla top oynamak onun en büyük eğlencesidir. Oyun stili ve fiziği dolayısıyla ‘Garrincha’ lakabı takılır, Türkçesi ise ‘Minik Serçe’ demektir. Bölgenin efsanesi olur kısa zamanda, genç kızlara doğru da fuleli bir depar atar, hızlı bir aşk ‘hayat’ı olur. Futbol onun için sadece bir eğlencedir, ‘hayat’ gibi… Derken 20’li yaşlarda Botofago kulübünün İlhan Cavcav’ı onu canlı izler ve deneme maçı için Rio de Janerio’ya çağırır. Deneme maçında karşısına Brezilya milli takımının sol beki Santos’u çıkarırlar, Serçe gibi ele avuca sığmaz, çalım üstüne çalımı basar, Santos’un bacaklarının arasından topu geçirip bir kez daha ‘milli’ yapar onu. Sportif direktörleri gelecekte çok yakın arkadaşı olacağı Garrincha için ona fikrini sorduğunda kendi kariyerini düşünüp ‘karşı takımda görmek istemem, en iyisi bizde oynasın’ der ve Botafogo kulübüne kazandırır bu genç adamı. İmza atma töreninde ileride hep başını ağrıtacağı boş kağıda imza atarken ‘Ne önemi var, nasılsa okumayı bilmiyorum’ der gamsız ve kedersiz Garrincha...

Marakana stadyumunda 250 bin kişi önünde oynanan 1950 finalinde Uruguay’a kaybeden Brezilya’da oluşan hayalkırıklığını anlatmak için kalecileri Barbosa’nın alkolik olup 10 sene içerisinde hayata veda ettiğini söylemek yeterlidir. 1958 İsveç Dünya kupasında takımın genç yıldızlarından biri de üstteki sorumuzun muhataplarından Pele’dir. Takım İsveç’in soğuk havasına hemen alışamaz ve çok zorlu geçen grup maçlarında sıkıntıya girer, son maçta disiplinin sembolü olan favori takımlardan Yaşhin’li SSCB’yi geçmeleri gerekmektedir, disiplinden nefret eden Garrincha SSCB’nin sağ bloğunu ezip geçer, iki golün de pasını verir ve gruptan çıkarlar. Garrincha’nın deparları ve orta bombardımanı yüzünden Yaşhin’in hiç bu kadar terlediğini görmemiştik diye anlatır maçı izleyenler. Sırasıyla Galler’i, Fransa’yı ve finali kendi evinde oynayan İsveç’i yenip turnuvanın galibi olurlar. İsveçli kaleci Karl’ın Barbosa ile aynı kaderi paylaşıp paylaşmadığı meçhuldür. Soğuk havadan sık sık şikayet edip samba öğreteceğim bu soğuk insanlara diye antremandan kaçan Garrincha’nın çabaları meyve verir, İsveçli bir kızı hamile bırakır, hikayemizin sonunu beklemeden bu konudaki son sözümüzü söyleyelim, özel hayat kariyerini 5 farklı kadından 4 hat-trick, 1 duble çocuk babası olarak kapatır. İlk kez Dünya Kupa’sını kazanan Brezilya’da resmi tatil ilan edilir, fakat o zafer sarhoşu olmaz, önemsemez, babasından gelen vasiyet gereği alkolle sarhoş olur. 1962 yılında ise turnuva Şili’de yapılıyordur. Turnuvanın ilk maçında Pele sakatlanır. Takımda moraller bozulur, ama ‘keyif adamıGarrincha bunu önemsemez, harika bir turnuva çıkartır ve bu turnuvayı tek başına aldığı söylenir. Çeyrek finalde İngiltere’ye golünü atar, devamında yarı finalde ev sahibi Şili’ye de gollerini atar ama rakip futbolcunun tekmesine sinirlenip tekmeyi de atar. Kırmızı kart gören ve oyundan atılan Garrincha sahayı terkederken taşlanır şeytan misali, kafasına kocaman bir taş isabet eder, İsveç’te saha dışında gösterdiği ek başarının Şili’de tekrarlanmamasına belki de bu olay taş koymuştur, en azından bizler öyle biliyoruz… Brezilya şimdiki Tahkim Kurulu’na gidip ceza almasını önler ve finalde harika bir oyun ortaya koyar Çek-oslavakya karşısında. Cech'in ellerinden kaçırıp Nihat’a golü hediye etmesi ile birebir olan bir pozisyonda golünü de atar, Çek kalecilerin kaderi olsa gerek …

Brezilya’da ikinci şampiyonluk yine çılgınca kutlanır. Turnuvanın başkahramanı Garrincha sokakta sambacıların arasına karışıp eğlenmeyi tercih eder, Pele ise sadece ilk maçta oynamasına rağmen lüks kokteylerde elit kesimle aynı karelere giriyordur. Garrincha sonraki günlerde şampiyonluğun zevkini toprak sahada hergün çıplak ayakla arkadaşlarıyla top oynayarak devam ettirir, basının ilgisi yoğunlaşır… Şöhretten sıkılmaya başlamıştır, ona göre gerçek hayat Brezilya’nın ta kendisiydi, futbol, kadınlar ve kadeh tokuşturmak, gerisi topun auta gitmesi kadar değersizdi... Pele ise kameraların önünü ceza sahası kadar seviyordu, medyanın gözbebeğiydi.

Botafogo kulübünün yöneticileri de Garrincha’nın ‘keyif’ adamlığını çok iyi kullanırlar, iki dünya şampiyonu olup hala okuyamayan Garrincha boş kağıda devam eder. Aynı takımda oynadığı futbolculardan daha az aldığını öğrenir, bundan rahatsız olur ama yine de önemsemez. Gece hayatı, alkol ve sürekli sahada ona atılan tekmelerle yorulmaya başlar. 1962 yılında Rio de Janeiro derbisi olan Botafogo ile Flamengo maçı için 152 bin kişi Marakana stadymunu doldurur. Devre arasında artık dizi iflas etmiştir, sakat sakat oynamak için iğne yaptırır, çıkıp harika bir devre oynar. Üst üste ikinci kez kazanırlar şampiyonluğu, 3 golden ikisini atar. Fakat o maçtan sonra dizini hiç bir zaman eskisi gibi hissetmediğini anlatır anılarında.

Devamı ikinci yazıda...

Yazar: Editor
2009-02-24 14:49:57

Sevgili Onur Caymaz'dan gelen bu zarif yazıyı paylaşalım:

http://ul.gcg.gen.tr/x/f683718.png

Sol Neydi?

“Sol, geniş  kalabalıkların refahını, ışığa kavuşturulmasını, fizik ve moral kalkınmasını ister. Sabırsızdır, gençtir. Zafer uğrunda birçok fedakârlıkları göze alır. Tecrübesizdir. Devrimin ve büyük reformların bütün haksızlıklara son vereceğine inanır”...

Sol, ilkokulda sıra arkadaşın henüz sökemediği için, okumayı bildiğin halde, bilmiyormuş gibi davranmandır. Bilgi, ezmek değil, değiştirmek içindir çünkü.

Hepimizin anımsayacağı, notaları öğreten o neşeli çocuk şarkısında, kafiyesi “papatyalı bir yol”a düşendir sol; demek ki bahar. Öyle ya, kışın sonudur sol.

Kalbimizin bulunduğu yerdir bir kere... Sinema çıkışları, çay bahçeleri, esnaf lokantaları, Nâzım’ın şiirinde bir akşamüstü, yoksul çocukların peri masalı gibi seyrettiği ışıklı vitrinlerdir.

Sol, eşsiz manzaralı takvim sayfalarıyla, kirlenmesin diye kaplanan güzelim kitaplardır; altını çizeceğin satırları, hep aynı renk kalemle çizmek; bir kitabın bir yapraktan, yaprağın karıncadan, karıncanın kediden farkı olmadığını bilmektir sol. Dünya sadece insanların değil, bunu bilmektir; suyumuz, rüzgârımız, toprağımız diye haykırmaktır.

Sınırsız bir dünyanın, bütün kutsal kitaplarda vaat edilen cennet olduğunu bilmek...

Hayatın nabzıdır sol. Yaratılanı, başbakan gibi yaratandan dolayı değil, senden bir farkı olmadığını bildiğin için sevmektir.

Bazen elindeki kâğıtta yazılı adresi başkalarına sormaksızın ararken, kaybolmayı da göze alarak, belki sadece ışıklarını sevdiğin için, belki orada kızların etekleri daha güzel dalgalandığından, belki pencereler asılı çamaşırlarla öpüşüyor diye, duvarlarındaki yazıları daha çok sevdiğin için kalbindeki sokağa sapıvermektir sol.

Ne diyordu ‘Serseri Âşıklar’ (A Bout de Souffle) filminde Michel: “Frenleri kullanma; arabalar gitmek için yapılmıştır, durmak için değil.” Gitmektir; Sevgi Soysal’ın güzelim romanı gibi; Yürümek...

Zevklerin ve renklerin de tartışılmasıdır sol. Usta Gazanfer Özcan, tiyatrosunu yaşatabilmek için borç içinde ölürken, bir adiliğin beyaz perdeye yansıması olan ‘Recep İvedik’, tüm zamanların en büyük izlenme oranını 3 günde geçebiliyorsa, buradaki alçalışı görebilmektir.

Beğenmeyen izlemesin, dinlemesin denilen beğenmeyenlere, izleyip dinleyecek şey bırakmaktır...

İki bin yıl önce Publius Terentius Afer (Hümanizm’in babası sayılır bir güzel adamdır ve kölelikten gelmedir) ne diyor: “Bir ben bana ben diyorum, geri kalan herkes bana öteki diyor. O zaman ben, ben miyim yoksa öteki mi?”

Sol, ötekidir. Yine baba Terentius’a bakalım: “Ben insanım, insanca olan hiçbir şey bana yabancı değil...” Soldur.

Yenilen takımı tutabilmek, topraksız bir çiftçi, işsiz bir işçi, mutsuz bir öğrenci; Subcomandante Marcos gibi söylersek San Fransisco’da bir eşcinsel, Güney Afrika’da bir siyah, Avrupa’da bir Asyalı, İspanya’da bir anarşist, İsrail’de bir Filistinli, Almanya’da bir Yahudi, Bosna’da savaş karşıtı olabilmektir sol.

Tüm halkların yaktığı türkülerin –ki bir dilin onurudur onlar– coşkunluğu, güngörmüşlüğüdür. Öyle ya, baksanıza şuna: Muallimin boynunda bir top alaca / Getirdiler camiye kanlı salaca / Bir bacım yok ki gide ilaca / Aslanı kediye boğduran felek...

“Sol, geniş kalabalıkların refahını, ışığa kavuşturulmasını, fizik ve moral kalkınmasını ister. Sabırsızdır, gençtir. Zafer uğrunda birçok fedakârlıkları göze alır. Tecrübesizdir. Devrimin ve büyük reformların bütün haksızlıklara son vereceğine inanır,” diyor ya Cemil Meriç; evet gençtir, evet sabırsız; belki deneyimsizdir ama bin yıllık bilgi, birikim durur ardında ve evet, devrim haksızlıklara son verecektir. Kendin için mümkün olmasa bile senden sonrakiler için...

Türkiye’de bazı çevreler, artık solun ne olduğunu unuttu kanımca. Sağ ya da sol fark etmiyor, genelde siyaset, ne zaman bunca birbirine girdi, ne zaman kirlendi böylesine? Kocaman adamların küçücük hesaplarına dönüştü...

Çocukların yattığı hastaneye gaz bombası atılırken dünyanın başka bir yerindeki çocuklara dökülen gözyaşı. Kuran kursu açılımları, çarşaf açılımları, türbe açılımları... Her daim, her yerde giyilen zevksiz, sıkıcı takım elbiseler, hiçbir zaman düzeltilemeyen Türkçe hataları, hep sağ ellerde, kameranın dibine dibine sallanarak tutulan dosyalar, hac açılımları, Alevi açılımları, alkol açılımları, vizyonsuzluk, görgüsüzlük, görmemişlik ve birçoklarının ellerindeki kan... Türkiye’de siyaset bu mu? Bilmem, belki de bu.

Yazar: Editor
2009-02-23 17:23:51
Adanaspor Kartal Maçına Dair
 
http://ul.gcg.gen.tr/x/2fedb61.jpg
  • Daha 50. saniyede yediğimiz gol taraftara oyuncuya kelimenin tam anlamıyla şok etkisi yarattı. Bu şokun etkisini 39. dakikaya kadar üzerimizden atamadık.
    Bu dakikada sağdan yapılan ortaya Cemre'nin kafa vuruşunu kaleci çok iyi uzandı ve kontrol etti. İşte bu atak şoku üstümüzden atmamıza neden oldu.
  • Devre arasına 1–0 mağlup girdik. Hemen hemen herkeste bir karamsarlık vardı ki bu karamsarlığa düşmede herkesin hakkı vardı çünkü ilk yarı çok kötü bir mücadele verdik. Soyunma odasında hocanın esip gürleyeceğini ve doğru dizilişi bulacağını ümit ettim. İçimden Habip'in kanattan orta sahanın biraz daha merkezine geçmesine geçiyordu artı olarak defansı üçlüye döndürüp metin tuğluyu biraz daha ilerde oynamasını düşünüyordum. Çünkü Kartal'ın golü bulduktan sonra üzerimize gelmeye niyeti yoktu.60. dakikaya kadar bulmamız lazımdı 3 puan için.
  • Nitekim Ekrem Hoca ikinci yarıya çıkarken düşüncelerime paralel müdahalelerde bulundu. Diziliş 3'lü defans biraz ilerde Metin Habip biraz daha ortaya yakın oynadı. Oyuncu değişikliğini Cem Karahan olarak beklerken Hakan'ı çıkartarak yapmasını biraz yadırgadık Hakan Hoca'yla: )) İkinci yarıya baskılı başladık ve yüzümüzü kara çıkartan golü Cem Karahan ile bulduk. Dakika 49'du.Tam istediğimiz anda gol gelmişti. Golden sonra baskı Kartal'ı adeta bunalttı. O sıralarda bir gol daha bulmamamız iyi oldu desem umarım yanlış anlaşılmam. Çünkü erken bulsaydık rehavete kapılır Kartal saldırırdı.

_________________________________
İstediğimiz arzu ettiğimiz golü Emre Aktaş'ın ayağından bulduk. Gerçekten klas bir goldü. Emre’den istediğimiz oyunu gördükten sonra zaten seyirci onu bağrına bastı ve oyundan çıkarken ayakta alkışlayıp uğurlandı.
Golü bulamasaydık Mbilla girecekti. Golü bulunca Mbilla kulübede bekletildi. Emre ve Kibong oyun dışına çıkarken yerlerine Onur ve Ümit dâhil oldu.
Son dakikalara yaklaşırken taç çizgisinde iyi zaman geçirdik. Son dakikalara stressiz girmemize Cemre Atmaca engel oldu.3–1

__________________________________
Maçın bitiş düdüğü ile ilk defa 2 farklı galip gelmiş olduk.


Oyuncular hakkında görüşüm ise;

*Ahmet Şahin'e fazla iş düşmedi ama kalede yinede güven verdi.

*Yunus elinden gelenin en iyisini yaptı.

*Murat Dönmez ilk golde konsantrasyon eksikliğinden dolayı hava topunu kafasından sektirmesi en büyük hatası oldu. Maçın geri kalanında çok büyük bir hata yapmadı oyunu vasatın altında tamamladı.

*Ersan da fena bir oyun çıkarmadı.

*Metin Tuğlu ilk yarı kötüydü oynatıldığı mevkiden dolayı ama ikinci yarıdaki oyunu ile sahanın iyileri arasındaydı.

*Habip sakatlığın vermiş olduğu etkileri yavaş yavaş atıyor. Kolay değil 2 seneye yakın oynamaması 90 dakika maç oynama eksikliği ister istemez negatif etki yapıyor. İkinci yarı daha bir oyun oynadı ve yavaş yavaş kendine geleceğinden eminim.

*Fevzi sahanın iyi oyuncularındandı. Bir de şu ayakkabı rengini eski rengine çevirirse daha da güzel olacak.

*Hakan vasattı ama sahada kalmalıydı bence.

*Cem Karahan kafa golü hayat verdi, oyunu vasatı aşamadı.

*Cemre Atmaca?

*Emre eski günlerine dönüyor, gözü süper ligdeyse ya bizi süper lige çıkartacak ya da her maçta varını yoğunu ortaya koyup gol atacak attıracak.

*Kibong oyunda kısa süre kaldı ama anladık ki bu adam maça ya on birde çıkmalı ya da sonradan girdirilmeli, kısacası formasını terletmeli bu genç adam.

____________________
Seyirci iyiydi bu gün, Turbeyler de kısa süreliğine bir suskunluk yaşasa da performansları giderek artıyor.
Hakem vasat, hava şartları mükemmeldi.
Maç sonunu sıkıntı basmadan kolbastı ile bağladık,3 puanı 3 golle aldık.

Yazar: Editor
2009-02-11 22:51:21
http://ul.gcg.gen.tr/x/73103dd.jpg

Bu muyuz?

Diyarbakır maçında oynadığımız futbol, sezonun ilk yarısındaki aciz futbol anlayışını anımsattı bana.

Kimsenin iyi niyetinden şüphemiz yok elbette ama futbolcularda biraz “hareketsizlik” söz konusuydu. Bir Gaziantep deplasmanındaki arzu yoktu mesela. Gerçi her maç aynı tempoyu da beklemek de çok iyimserlik olur galiba. Ara sıra böyle maçlar olur diyelim.

______________________________

Ancak bence asıl bu maçta sonumuzu hazırlayan şey oynadığımız temkinli futboldu. Taktik olarak yanlış oynadığımızı düşünüyorum. Neden bu kadar korkak bir futbol? Bunun altında yatan bana kalırsa güvensizlik. Sezonun başından bu yana bir türlü kendimize çok güvenemedik. Evet, biliyoruz bu ligdeki en iyi takımlardan biri değiliz ama biz Diyarbakır’daki Adanaspor da değiliz. Biraz daha risk alacak şekilde ileriyi düşünebilirdik. Neredeyse topluca hücuma hiç çıkamadık. Bir önceki deplasmanda maçın henüz başlarında korkusuzca Gaziantep kalesini ablukaya alan takımımız neden bu kadar geride başladı? Diyarbakırspor’un ligdeki konumundan çekinmiş olma ihtimalimizi düşünmek dahi istemiyorum çünkü biz o Diyarbakırspor’u yenmiş bir takımız üstelik daha zor koşullarda. Ayrıca Adanaspor’un isminin bu ligdeki neredeyse hiçbir takımdan çekinme hakkı yoktur. Hocamızın taktiksel düşüncesi diyip saygı duyalım.

Ve ligin başından bu yana başımızı ağrıtan orta saha problemi de bir kez daha gösterdi kendini. Belki de savunmaya dayalı oyunu bu denli düşünmüş olmamızın bir nedeni de orta saha yetersizliğidir. Ama bunun ardına sığınıp ligin sonuna kadar bu aciz futbolu sürdüremeyiz elbette. Habip’in anlamsız cezasının da takıma yansıması epeyce ağır oldu. Ona bu şartlarda orta sahada ihtiyacımız var şüphesiz.

__________________________________

Öyle ya da böyle kötü bir futbolla hak ettiğimiz bir yenilgi aldık aslında. Hatalar oldu mutlaka. Ama böyle maçlar da olacak, dediğimiz gibi. Çok üstünde durup kendimizi yıpratmaya gerek yok. Erciyes’ten alınacak bir 3 puan her şeyi değiştirir, 1 puan da iyi sayılır unutmamalıyız ki öncelikle hedef ligde kalmak olmalı, hayaller güzeldir kurmaya devam ama önümüzü de görerek.

Yazar: Editor
2009-02-02 16:40:51

VOLKAN GLATT’YATÖR’

http://ul.gcg.gen.tr/x/134989b.jpg

M.Ö. 6. Yüzyıl’da İtalya’da yaşamış bir halk olan Etrüskler kendilerinden sonra gelen Roma’lılara bir takım gelenekler aktarmışlardır, bunlardan en önemlisi ‘Gladyatör’lerdir. Etrüskler döneminde toplumda önemli kişilerin cenaze törenlerinde mizansel olarak gösteri dövüşü yapılıp, ölümünün zorluğu canlandırılırmış. Fakat zamanla ölen kişiyi onurlandırmak yerine yaşayanların zenginlik ve güç gösterisi haline dönüşmüştür; rivayete göre Sezar kızı Julia’nın ölümü için 320 gösteri maçı ayarlamıştır… Zamanla ‘Gladyatör’ler profesyonelleşmiş, halka açık arenalarda sahipleri için maçlar oynayan gösteri oyuncusuna dönüşmüşlerdir.

Günümüz futbol arenasında kıvrak çalımları ve golleri ile popüler olan futbolcuları geçmişin profesyonel gladyatörleri ile özdeşleştirebiliriz. Başarılarında çılgınca alkışlananlar, yere göre sığdırılmayan futbolcular zamana karşı koyamayıp zayıf duruma düştüklerinde kafesteki aslanlara ya da rakiplerine yem olurlar. Günümüz ‘profesyonel’ dünyası tüketmeye yönelik işliyor, ortaya çıkan kahramanlar bir süre sonra unutulup eski gazete küpürlerinde kalıyorlar …

Takımımıza ara transfer döneminde katılan futbolcularımızdan Volkan’a kalemizi koruyan Ahmet Şahin İstanbul B.Ş.B.’de oynarken güçlü fiziği ve mücadeleci yapısından dolayı ‘Gladyatör’ lakabı takmış. Henüz tam anlamıyla forma girip takımdaki yerini almadı ama zaman içerisinde çok katkı koyacağına inanıyoruz. Futbolcu olarak takımımıza belki çok genç yaşta katılmadı, ama bizim ondan bazı beklentilerimiz var. Gladyatör’lüğü ‘profesyonel’ nedenlerle değil, üzerindeki formasının ‘onur’u ve ‘gurur’u için yapsın, alınterini ‘Sezar’lar için değil ‘bizler‘ için akıtsın. Bunları yaptığında taraftarımızın hafızasında belki bir ‘Altan’ veya ‘Ali Asım‘ gibi yer tutamaz ama gerçek bir ‘Gladyatör’ümüz vardı diye ileride hatırlayacağımızın ve verdiği emekleri bir çırpıda silip atmayacağımızın garantisini verelim. 

http://ul.gcg.gen.tr/x/2ab5070.jpg
Yazar: Editor
2009-01-29 11:23:31

Katil Sistemler Tarihi

http://www.fotosearch.com/bthumb/OMU/OMU142/22P0189.jpg

Kaç teknik direktör, kaç başkan, kaç futbolcu bu sistemlere kurban oldu. Kaç taraftar bu sistemler uğruna kendini stat köşelerinde heba etti.

Aslında her şey 1870 yılında futbolun 11’er kişilik takımlar arasında oynanması kararı ile başladı. Takımların 11’er futbolcudan oluşması ile katil sistemlerin doğumu gerçekleşiyordu.

Futbol ilk yıllarda, genellikle 2–8 şeklinde oynanmaktaydı. Bu dönemde tek hüner, paslaşmadan ve kafayla oynamaksızın, çalımla top sürerek, gol atmaktı.

Bugüne kadar gelen sistemlere baktığımızda; ilk olarak karşımıza çıkan sistem; Hücum ağırlıklı, savunma ile orta saha arasındaki bağı ilk kez kuran ve bloklar arasında ilk kez koordinasyonun sağlanmaya çalışıldığı 2–3–5 sistemi olmuştur. Bu sistemi savunma güvenliğinin biraz daha ön plana çıktığı 3–2–5 sistemi takip etmiş, fakat ömrü uzun olmamıştır.

Bu sistemlerin devamında, modern futbolun ve sistemlerin öncüsü olarak kabul edilecek ve ilk defa Arsenal’in menajeri Chapmann tarafından uygulanarak 1930–1954 arasında yaygın olarak kullanılan 3–4–3(wm) sistemi damgasını vurmuştur. Bu sistem ile oynamakta olan İngilizlerin 1953 yılında Macarlara 6–3 yenilmeleri bu sistemin sonunu getirmiştir. İngilizleri deviren Macarların uyguladığı sistem ise 3–3–4 sistemiydi.

Ne var ki, bu sistem yerini Brezilyalılarının iki stoperli 4–2–4 sistemine terk etmiştir. İlk defa geride 4’lü savunma sistemini kuran Brezilyalılar, bu sistemleriyle 1958 ve 1962 Dünya kupalarını evlerine götürmüşlerdir. Orta sahadaki geniş alanı 2 futbolcu ile kapatmaya çalışan bu sistemin yerini, İngilizlerin Futbol Dünyasına hediyeleri olan 4–3–3 sistemi aldı. Nitekim 3 kişilik orta saha kontrolü ile İngilizler 1966 Dünya kupasını almışlardır.

1970’li yılların başından itibaren futbola damgasını vuran yeni bir gelişme yaşanıyordu. Toplu hücüm toplu savunma anlayışı olan Total Futbol sistemi doğuyordu. Bu sistemle Hollanda 1974 Dünya kupasında finale kalıyordu.

Teknik adamlar, total futbolun uzun soluklu olamayacağını görünce ve sadece gol atmanın değil, gol yememenin de önemli olduğu bir sistemin arayışına girdiler. Bu arayışlar sonucu 4–3–3 sitemindeki forvetlerden biri ortaya sahaya çekilerek 4–4–2 sistemi doğdu. Bu sistemin riskten uzak ve çok temkinli oyun anlayışı sonucu oluşan sıkıcı maçlar ve bu durumu tespit eden Sepp Piontek sayesinde savunmadan orta sahaya bir futbolcu kaydırılarak 3–5–2 sistemi geliştirildi.

  • Bu yazıda sistemlerin gelişim tarihini anlatırken, aslında şu hususa dikkat çekmek istiyoruz; bildiğiniz üzere Adanaspor sezon başından beri birçok teknik direktör değiştirmiş ve bu hocaların bakış açılarına göre değişik sistemlerle oynamıştır. Bunun neticesinde de belli bir futbol sistemi kültürü oluşmamıştır. Değişik sistemler Adanaspor futbol kültürünün katili olmuştur.
  • Bu yüzden biz diyoruz ki; Adanaspor markası Adanaspor futbol kültürü olmadan olamaz. Buna en iyi örnek Ajax modelidir. Ajax futbol takımının resmi sitesinin altyapı bölümüne girerseniz orada şöyle bir yazıyla karşılaşacaksınız deniyor:

_____________________________________

“Ajax kısmen kendi gençlik akademisinin çıkardığı futbolculara bağımlıdır. Tüm genç takımlar aynen Ajax A takımının uyguladığı antremanları yapmaktadır. Bu nedenle genç takımdaki çocuklar A takıma gelmeden oranın oyun stiline alışırlar. Ve A takıma yükseldiklerinde uyum sorunu çekmezler. Kulübün genel oyun anlayışı 4–3-3'tür ve idmanlar, davranışlar ve kurallar buna göre ayarlanır. Ajax futbol takımı göze hoş gelen, ofansif anlayışta, yaratıcı, hızlı, adil ve tercihen kendi yarı sahasının dışında oynayan bir takım olarak tanınmaya çalışır. Ajax ‘TIPS' diye adlandırılan bir model geliştirmiştir. Ki bu sistemde T (technical-teknik), I (ınsight-bilgi), P (personality-kişilik), S (speed-hız) temellerine dayanmaktadır. P ve S yani kişilik ve hız genel olarak doğuştan gelen özelliklerdir. Ama T ve I yani teknik ve bilgi her zaman geliştirilebilir özelliklerdir. Ajax'ta bulunan tüm futbolcuların özel bir defteri vardır. Ve bu defterde o futbolcuyla ilgi en ufak bir ayrıntı dahi yazılıdır”.

_______________________________________

Adanaspor da teknik direktörlere ve sistemlere bağlı kalmadan kendi futbol kültürünü yaratmalı ve uygulamalıdır. Sistemlerin ve hocaların kurbanı olmamalıdır.

Çok şey mi istiyoruz, az bile istiyoruz, Adanaspor camiası, başkanı, taraftarı bu futbol kültürünü fazlası ile hak etmektedir.

Yazar: Editor
2009-01-27 10:01:38

Genç yazarlarımız yetişiyor. Mehmet Uysal'dan işte enfes bir yazı. Kıvanç duyarak sunuyoruz:

http://ul.gcg.gen.tr/x/8683020.jpg

Ve Güneş Tekrar Doğar!

Sene 2006… Buhranlı koca bir yılın ardı.  Uzun bir savaşı zaferle sonlandırmış bir millet gibi, birazcık sevinçli birazcık hüzünlü birazcık umutlu. Acılarla geçen koskoca bir yılın içimizde barındırdığı kederle her şeye yeni bir başlangıç yapılmış. Gözyaşlarının,  isyanın, umutsuzluğun, çaresizliğin, sahipsizliğin, imkânsızlığın içinden çıkagelen,  uzun bir karanlık gecenin ardından güneşi görmüş olmanın verdiği masum ve acıklı bir gülümseyişti belki. Hem hangi mutluluk Adanaspor’suz bir koca ömür gibi geçen, nereye baksak neyi görsek neyi hatırlasak bize Adanaspor’u çağrıştıran, hayatta her şeyin anlamını yitirdiği, sadece gözyaşlarının değer kazandığı o bir yılı nasıl unutturabilirdi ki?

________________________________

  • Unutamayacaktık belki, hep orda kalacaktı o acı ama ne mutlu ki tanyerinin ağardığını görmek bize nasip olmuştu.
  • Olmaz denen olmuş, imkânsız kelimesi rafa kalkmıştı.
  • Yarım kalan hikâyemiz buruk bir sevinç ve bir tutam umutla devam edecekti yola.
  • Gözyaşları silinecek, acılarla geçen her güne inat gönüllerde artık umutsuzluk değil hayaller olacaktı.

________________________________________

Aşağı yukarı bu duygularla girilen garip bir sezondu 2006–2007 sezonu. On beş günde kurulmuş toplama bir kadro ve şampiyonluk parolasıyla lige giriyoruz da ne kadro kalitesi ne de şampiyonluk önemli, Adanaspor’u yaşamak yeter bizim için. 4.Hafta Osmaniyespor’la oynuyoruz deplasmanda. İlk üç hafta 7 puan toplamışız, ligin başı daha. Bir Perşembe günü düşüyoruz yollara, komşu Osmaniye’ye. Tribünde alıyoruz yerimizi. Birkaç ay önce hayalini bile kuramadığımız o günleri yaşıyorduk o anda. Ordaydık işte, Adanaspor’un yanında. Tepemizde de yazın yakıcı güneşi. Olsun. Eksik olmasın üstümüzden güneş, karanlığı yaşayan bilir çünkü. Tek bir umut ışığının bile görünmediği o günlerden sonra güneşe kızamazdık ki zaten.

Tek tek çağırıldı futbolcular tribüne. Bir yıldır içimizde tuttuğumuz her şeyi haykırıyorduk sanki o gün, tüm evrene. Gecenin en karanlığında, şehrin boş ve ıslak sokaklarında söylediğimiz o hüzünlü şarkılar, artık yerini sevdaya dair coşkulu haykırışlara bırakıyordu. Evet, bakın Ali Asım’da geliyor tribüne, kolları açmış, eskisi gibi aynı. Sıkıyor yumruğunu, eğiyor kamburunu, yumruğunu da boşluğa değil kaderin kahpeliğine savuruyor. Sonra götürüyor elini kalbine,  iki kere vurarak sıkılı yumruğunu kalbine, o meşhur hareketini yapıyor. İşte o anda duruyor hayat…

  • Ardından maç başlıyor ve yine Ali Asım, belki de hayatımızda görmüş olduğumuz en güzel gollerden birini ekliyor hafızalara. Top çataldan doksana girerken, aynı zamanda hayallerimizi de on ikiden vuruyor. Henüz maçın başları bakıyoruz saate beşinci dakika.  Ardından bu sefer maçın sondan beşinci dakikasında sahneye çıkıyor Ali Asım ve havada adeta asılı kalıp, hala buradayız, Adanaspor asla ölmez!” der gibi kadere kafayı vurup, acılarla sevinmeyi unutan bahtsız taraftarına çılgınca hatırlatıyordu o duyguyu.

Maç sonu ise aslında o maçtan alınan galibiyetin değil, bir izzet-i nefis meselesinden galip çıkmış olmanın verdiği sevinç ve gururla haykırdık sonsuz boşluğa “turuncu…” diye. Ve üstlerine giydikleri forma gibi, tertemiz sevgimizin sembolü olarak cevapladı futbolcularımız, “beyaz!”.

Ve o gün direnenler kazandı.

Yazar: Editor
2009-01-24 11:39:08

2–1 kazandığımız bir Gaziantep belediye (yine belediye, yahu nedir çektiğimiz şu belediye takımlarından…) deplasmanındayız…
Özel aracımızla maçtan sonra Antep caddelerinde benzin istasyonu aramaktayız… Ama bulamıyoruz, yahu boş ver, diyoruz içimizden, keyfimiz yerinde nasıl olsa bu galibiyetle yükselme grubunu garantilemişiz. Benzin de bitse ne gam. Derken, bir taksiciyi gözümüze kestirip yanaşırız ve 60 yaşlarındaki amcamızla pencere muhabbeti başlar:

—Benzin İstasyonu var mı buralarda?
—Var…
—Nerde?
—Şuradan sağa dön, az ilerden sola, orda işte, bulursun…
—Ya bulamazsak?
(Arabadaki 5′li gülmekten yarılır, amca şaşkın, soruyu soran abimiz asabi bir halde bizi izler )
- N’oldu lan?

Benzin istasyonunu zor da olsa buluyoruz ve galibiyetin de keyfiyle Adana’ya güle oynaya dönüyoruz.

Yazar: Editor
2009-01-17 21:32:10
http://ul.gcg.gen.tr/x/a66f8f0.jpg
 
Kasımpaşa'yı Yenmenin Mecburiyeti

Evet, başlıkta belirttiğimiz bu mecburiyet(yenmeliyiz) dâhilinde meşin yuvarlak dönmeye başlayacak Pazartesi 20.00’de mabedimizde. Belki Adanasporlu birçok kişinin kafasında soru işaretleriyle girdik maç haftasına. Nedir onlar?
—Yener miyiz?
—Yenebilir miyiz?
—Nasıl yeneriz?

Bu soruları sormak pek tabi mantık dâhilinde. Çünkü spekülasyonu bol bir hazırlık dönemi sonrası, ligin en formda takımıyla oynuyoruz. Ancak şu biliniyor ki, Adanasporumuz yenmek zorunda! Almak zorunda bu maçı. Niye alınmalı bu maç?
1.) Kamp döneminden sonraki şu olumsuz havanın bir an evvel ortadan kalkması için her iki takımın da ligdeki konumunu dikkate alırsak, bulunmaz bir fırsattır Kasımpaşa maçı. Kolaya kaçmamak, olayı yaratmak için alınmalı bu maç,
2.) Futbolcunun kendini affettirmesi, taraftara yeniden inandırması adına alınmalı bu maç,
3.) Adana'nın saygın(!) bir kaç yerel basın mensubuna, kaba tabir, "Bu da size ‘cevap’ olsun." diye haykırmamız için alınmalı bu maç,
4.) Tribünün ikinci yarıya daha diri girmesi için alınmalı bu maç,
5.) Ekrem Al ve ekibine, henüz ilk maçtan ısınmamız için alınmalı bu maç,
6.) Bayram Akgül’ün, derin "oh" çekmesi ve silkelenip, "Daha yapacak çok işimiz var!" demesi için alınmalı bu maç,
7.) Yağmurda, çamurda renklerin peşini bırakmayan vefakâr taraftarımız için illa ki alınmalı bu maç...
Tabi ki sadece sahaya çıkacak 11+3=14 kişilik futbolcu ekibinin tek başına göğüsleyeceği bir mecburiyet değil bu. Onlara bu mecburiyet dâhilinde olduklarını inandırmak, önce tribünün işi, sonrasında yönetim ve teknik heyetin işidir.
Ters köşe bir maçtır bu. Yönetimin ya da teknik heyetin tutumundan çok, taraftarın yön vereceği bir maç... Taraftarın aldıracağı bir maçtır bu. Bushi'nin 3 gol atıp, tribünlerin yıkıldığı 3-2'lik efsane Denizli maçı gibi bir maç bu. Yakın zamandan örnek verecek olursak, bu yılki Diyarbakır maçı gibi bir maç bu.
Tribünlerden beklenen, bu maçta 90 dakika bağırılması, susulmaması v.s. değil. Futbolcusuna moral, rakibe ve hakeme baskı… Ama Adanasporlu gibi. Mesele o kadar da olağanüstü gayretlere bağlı değil yani. "Ulan nasıl pas bu?" diyerek akabinde edilecek bin bir çeşit küfürle değil, "Hadi oğlum, hadi koçum..." denilerek futbolcuya "arkandayız!" mesajının verilmesi, Pazartesi 21.45’te taraftarla tribünün kucaklaşmasına fazlasıyla katkı koyacaktır.

Yazar: Editor
2009-01-10 20:47:48

Usta analizcimiz İsmail Eğriparmak’ın cemre Atmaca yorumu:

Doğum Yeri: Trabzon

Doğum Tarihi:24 Mayıs 1985

Uyruk: TC

Futbolcu Temsilcisi: Anıl Çolak

 http://www.haber61.net/images/news/8369.jpg

Öncelikle Cemre ismini görünce çok sevindiğimi belirtmeliyim. Sezon başında forvet mevkiine transfer yapılacaksa bu ismin hep Cemre olmasını istemiştim… Bunu da sürekli olarak Adanaspor taraftar sitelerinde gündeme getirdim…

Şimdi Temmuz ayında Adanaspor.Org’ta Cemre hakkında yaptığım yorumları göstermek istiyorum…

[Forvete bence kesinlikle bir isim alınmalı. Geçen hafta gündeme gelen Kartalsporlu İskender, Sakaryalı Ferdi isimleri olmazsa (tabi ki biz transferleri yapmıyoruz ama gönlümden geçen isim) Değirmenderesporlu Cemre Atmaca olabilir. Kulüp içinde görev yapıyor olsam, forvet için önereceğim 2–3 isimden biri olur. Abartmıyorum ama gol krallığı için en önemli aday olur..Herşeyin hayırlısı olsun..

Cemre ismi için, Rizespor, Giresunspor, Karabükspor çok bastırıyor. Özellikle Giresun, Emrah Kol”un Rize’ye gitmesinden sonra forvetteki boşluğu Cemre ile doldurmayı istiyor. Değirmenderespor’dan ayrılması yüzde 99,9. Değirmenderespor’da 19, Arsinspor’da iken 16, Trabzonspor Paf takımındayken de 17 gol atmıştı. Bizimkiler bu gol makinesini görmüyorlar mı?

Yine Cemre ile ilgili bir başka yorumum:

Bu arada Cemre’yi ben 2003 yılında Adanaspor 1.Ligde iken paf ligi karşılaşmasında (Adanaspor-Trabzonspor) canlı olarak da izlemiştim. Bizim defansımızı hallaç pamuğuna çevirmişti. Kalecimiz Serkan Kırıntılı birçok gol çıkarmasına rağmen Cemre’nin ayağından gelen 3 golü önleyememişti. Maçı 3–2 kaybetmiştik. Çok da eminim bu sene Cemre hangi takıma giderse gitsin, bu sene onun yılı olacak.]

Bu transferin gerçekleşmesinde emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Hoşgeldin Cemre Atmaca…

Sehrituruncu.com’dan alınmıştır.

Yazar: Editor
2009-01-08 18:19:34

Röportajlar

Statta olmayıp da evden takımımızın maçını izlememizin tek avantajı belki de sıcağı sıcağına oyuncularımızın, teknik direktörümüzün veya yöneticilerimizin maç hakkındaki düşüncelerini öğrenmektir. Maçta galip gelmişsek değmeyin keyfimize, oturup saatlerce ne söyleniyorsa dinleyebiliriz... Teri soğumadan yapılan bu röportajlarda futbolcular bazen bizi tebessüm ettirebiliyor.

Seneler evvel o sezon düşmesi muhtemel bir takımın oyuncusunun maç sonu röportajına şöyle başlıyordu:

-“Şiddetle puana ihtiyacımız vardı...”

Ne var bunda şimdi diyeceksiniz, ligin üçüncü haftasında bunu söylediğini belirteyim... Bir dur yahu, ne şiddeti, ne puanı, bir soluklan önce sen değil mi?

Söylenenlere takıldığımız kadar sorulanlara da bazen kafamız takılıyor... Röportajı yapan basın mensubu gerilim yaratmak ister bazı durumlarda, hafiften ara gazını da verir nefes nefese olan oyuncuya,

“Evet, XXXX, bir penaltı pozisyonu vardı, bizler öyle gördük en azından, nasıl oldu bir anlatır mısın?”

Soruyu soran, pozisyonun diğer muhatabına ise, “Şu pozisyonda bir penaltıdan bahsediliyor, sence var mıydı?” şeklinde düelloya davet eder...

Bizim camiaya dönecek olursak aklımda olan bir kaç röportaj hatırlıyorum ama sezon öncesinden, bakın yeni transfer olmuş oyunculara neler sorulmuş:

“Amir bu sezon Adanaspor’da ne yapar?”

“Hayati bu sezon Adanaspor’da ne yapar?”

“Zdravkov bu sezon Adanaspor’da ne yapar?”

Cevapların birbirine benzer olduğunu tahmin edebiliyorsunuzdur, fakat bu cevaplara benzemeyen, beklenmeyen kendine has bazı röportajlar da var ki unutmamız mümkün değildir. Bu röportajlar futbolcunun hayat akışını değiştirebilmiştir, seneler evvel Aykut Kocaman’ın başına geldiği gibi:

"Fenerbahçeli bir futbolcu olarak galip geldiğimiz için tabii ki sevinçliyim. Ama aynı zamanda Trabzonsporlu futbolcu arkadaşlarım adına da bu maçı kaybettikleri için üzülüyorum. Çünkü onların nasıl eleştiriye uğrayacaklarını tahmin ediyorum."

Biz yazımızı yine tebessümle kapatalım, Yiğit Özgür’ün kendine has yorumuyla...

http://ul.gcg.gen.tr/x/079bc08.jpg
Yazar: Editor
2009-01-02 09:14:46

Messi ve Altyapı Meselesi

Ligimizde kaç takımın altyapısı, A takımla aynı kanat hücumlarını, aynı alan savunmasını, aynı duran top taktiğini çalışıyor acaba? Beşiktaş PAF takımı antrenörü Sarp Yiğit, Ertuğrul Sağlam’ın blok halinde, risksiz, orta sahayı ön planda tutan anlayışına göre mi yoksa Mustafa Denizli’nin merkezsiz, sistemsiz, herkesin yerinin her an değişebildiği oyun içi sürprize dayalı anlayışına göre mi antrenman yaptırıyor? Günümüzde futbolun en önemli sanatçılarından olan Messi altı yıl önce Gençlerbirliği altyapısında olsaydı, altı ay önceki Avrupa Şampiyonasında milli takımımızın kadrosunda olma şansı yüzde kaçtı?

Takımlarımızın düşünce yapısı istikrar kelimesiyle 180 derecelik açı yaparken, 17 yaşında olmasına rağmen Chelsea ve Manchester City ‘nin ilgisini çekmiş Abdülkadir Kayalı’yı para kazandırmadan Ankaragücü’nden ayrılmayı düşünüyor, FB ile görüşüyor diye suçlayabilir miyiz? Kendinizi, FIFA’nın geleceğin on büyük yıldız adayından diye bahsettiği Abdülkadir’in yerine koyun. Geçen sene Briegel, sonrasında Hakan Kutlu, beş haftalık Ünal Karaman şimdi de…(herhalde Hikmet Karaman ya da Yılmaz Vural olur. Nöbetçiler TFF kayıtlarına göre şu anda boştalar da).On beş ayda dördüncü teknik adam gelecek te sizin eksikleriniz üzerine düşünüp, kafa yoracak ta, “senin bölgendeki usta Gerrard, şunları yaparsan O’nun seviyesine çıkabilirsin” diyecek de. Ölme eşeğim yaz gelsin.

Kulüp zaten Cemal Aydın’la Melih Gökçek’in oyuncağı olmuş. Madalyonun diğer yüzüne bakarsak, iş garantileri yokken kendilerinin de geleceği patronun (pardon kulüp başkanının diyecektim) iki dudağı arasındayken ne ölçüde hocaları suçlama hakkına sahibiz? Belki de soruyu şöyle sormalıyım: Wenger sonraki seneye nerde olacağını bilmeseydi Fabregas’ın dünyanın en iyi merkez oyuncusu olması için emek harcar mıydı?

Yönetimler teknik adamlarla birer yıllık anlaşma yapınca, teknik adamlar da günü kurtarma telaşına düşüp, genç ve yetenekli futbolcuların oynayarak yetişmesine, güçlenmesine emek harcamaktansa Kocaelispor gibi tecrübeli toplama takımlar kuruyorlar. Olması gereken altyapı-A takım köprüsünün ayakları havada kalıyor. Özellikle Anadolu kulüpleri, zamanı gelince yıldız futbolcu adayını iyi bir transfer bedeliyle daha büyük kulübe göndermeli, giden yıldızın yerini genç, yıldız ve paf takımında aynı sistemle, aynı pozisyonda oynamış genç futbolcusuyla doldurmayı düşünmeli.

—Servet giderse ne yaparsınız?
—Altyapıdan Semih Kaya var. Kalli geçen sene ilk 11’e koyacaktı, sakatlandı. Şimdi taş gibi... Galatasaray’da gidenin yeri dolar. Bizim en iyi transferimiz içerden yapılan transferdir, örneğin Semih. Bu yaklaşım ülkemiz futbolu için doğru olandır. Adnan Polat’ın Osman Tanburacı’ya söylediklerinin her daim arkasında durması dileğiyle.

Yazar: Editor
2009-01-01 13:43:22
Maraton'un, "adanaspor.org'un dönüşü"ne dair yazısıdır. adanaspor.org'dan alınmıştır.

Biz ne badireler atlattık, zirveyi de gördük dibi de... En güzel günlerde de vardık...
Sanki bir aralar kaybolduk... Öyle sandılar! Ama vardık...


Neden kaybolduk konusunu az çok dilimiz döndüğünce camiaya, taraftara, kulübe zarar vermeden dile getirmeye çalıştık... Bizimkisi bir tepki idi... Hayatta bir annenin, babanın gözyaşından, can yoldaşımızın bir damla kanından daha değerli bir şey olamayacağına dair bir duruştu...
 
Bu dönem yaşadığımız zorluklar ve çekilen acıların sıkıntısı bir yana, dost zannettiklerimizin buharlaşmalarını görmek bize ayrıca bir ders verdi... Hani hep diyorduk ya forumda ve statta,

Hep destek, tam destek’,

Gördük ki bir yere kadarmış destek... Turuncu uğruna emek verilen günler, saatler sonrasında bu yaşadıklarımız bizi birbirimize daha bir sıkı bağladı, daha sıkı sarıldık... Ve kalktık ayağa, daha dik, daha güçlü, daha kararlı...

Site yönetimi yeniden oluşturuldu. Sitemiz yeniden yayınına başladı... Yazar kadromuz bir kaç değişiklikle yeniden yorumlarıyla gündemi oluşturacak, takip edecek, yorumlayacak...


Adanaspor.Org Adanaspor’a karşılıksız gönül verenlerin sitesidir.
Turuncu Beyazı hayatının merkezine koymuşların merkezidir...

Daha öncesinde olduğu gibi, hiçbir derneğe ve kulübe bağlı olmadan, kişilerin veya çıkar gruplarının değil sadece ve sadece Adanaspor’un menfaatlerini gözeterek faaliyette bulunacağız.
Bağımsızlık kolay ve sık söylenen bir kelime olmasına rağmen, biz yine eskiden olduğu bağımsız ve çıkarsız olmanın hakkını vererek yola devam edeceğiz...

Bu yolda hata yapan kim olursa olsun ister teknik adam, ister futbolcu, yönetim üyesi, basın mensubu hatta ve hatta başkan dahi olsa karşısında dur diyeceğimizi, doğruları söyleyip, ilkelerimiz doğrultusunda camiamızı yönlendireceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın!

Üstadın cümlesi ile giriş yaptık, onun cümlesi ile bitirelim

Ve geldik aynı inançla, aynı davayla!

Yaşasın
Turuncu Kardeşliği...

Adanaspor.Org Yönetimi

Yazar: Editor
2008-12-29 19:56:42

Adanaspor Dışındaki Hayat 

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/bc34e36.jpg

 

FUTBOL BİZİMDİR, SAMET AYBABA

Futbol, lisede C ve D arasındaki sınıf maçıdır, Cumhuriyet Mahallesi ile 100. Yıl Mahallesi arasında oynanan oyundur, rakı-balığına girdiğin iddiadır, halı sahada iş arkadaşına attığın çalımdır, “You will never walk alone” dur, Barcelona’dır, ‘catenaccio’ya inat ‘total futbol’dur, Maradona’dır.

VE FUTBOL,

—Peru dağlarının eteklerinde top oynayan köylü kadınlarındır,

—okulun bahçesinde sevdiği kız geçerken, voleyle gol atmaya çalışan liseli gencindir,

—yeni aldığı kramponlarıyla uyuyan çocuğundur,

—Materazzi’lere isyan eden Zidane’nındır,

-ille de altyapı, genç oyuncular diyen Serpil Hamdi Tüzün’ün,Guy Roux’nun,Arsene Wenger’indir,

—Sponsorlardan gelen paranın kuruşuna dokunmadan, Kongo’daki yoksul halkına gönderen Che Guevara hayranı Shabani Nonda’nındır,

-“İşten atılan liman işçilerine destek” yazılı tişörtüyle Liverpool’lu Robbie Fowler’ındır,

—Faşist Hitler’in takımını yenerlerse, kurşuna dizileceklerini bilmelerine rağmen kazanan, SSCB’ li, vatansever Dinamo Kiev futbolcularınındır.

İŞTE BU YÜZDEN FUTBOL,

—Taraftarı müşteri olarak gören zihniyetin,

—Etoo’ya muz kabuğu atanların,

—Harcanan emeği hiçe sayıp, UEFA başarısını bile Fethullah Gülen’in eseriymiş gibi kullanmaya çalışan yeşil sermayeli İhsan Kalkavan’ın,

—Abramoviç’lerin,

—Campbell’a yamyam diyen Mehmet Ali Yılmaz’ların,

—Paolo di Canio’ların,

-‘Real Madrid’le ülkeyi uyuttum’ diyen General Franco’nun,

DEĞİLDİR. ASLA VE ASLA…

*Samet Aybaba’ya dönersek. Alkaralar gerekeni söylemiş.

Defalarca söyledik; başarıya, galibiyete tapan bir taraftar grubu değiliz diye… Ancak herkesin bildiği bazı hassas noktalarımız var: Futbolcumuz El-Saka hakkında ''Beni bir Arap'a tercih ettiler'' şeklinde ırkçı bir tavırla açıklama yapan Samet Aybaba’nın GENÇLERBİRLİĞİ camiasında yeri olmadığına inanıyoruz ve kulüp yönetiminin gereğini yapmasını talep ediyoruz…

Ellerinize sağlık.

Yüreğinizden umut eksik olmasın…

Yazar: Editor
2008-12-24 16:58:19

Adanaspor Dışındaki Hayat 

Romario’dan Torres’e

Perşembe akşamlarıydı özlenen. Sevgili TRT 2’de beden buluyordu,’Avrupa’dan Futbol’ ismiyle. Bir benzerine rastlamadığımız giriş müziği, Takla atan mavi formalı futbolcu, sağ ayak dışıyla doksana atılan gol, İngiltere ligi, Serie A... Cantona’yı ilk orada gördüm. Favori ekürim Collymoore-Fowler, saygı duyduğum Shearer’dı. Baggio yerini Del Pieroya bırakmadan önce Gullit golleri sıralardı.’Avrupa’dan Futbol’un hatırlattıklarıyla kişisel tarihimden golcülere dair…

Benim için Türkçede gol Tanju demekken, bir cumartesi akşamı TRT 3’te göğüs reklâmı almamış, çubuklu bordo-mavide Romario ile tanıştım. ”Top bizdeyken, gol yememize imkân yok bunun yanında her an gol atabiliriz” diyen adamın çalıştırdığı takım, rakip takımı ceza sahasına hapsedip, sayısı yirmilere ulaşan pas yapıyordu. Pas trafiği sırasında aniden, bu çelimsiz, kısa boylu ama pire gibi çabuk adam, verkaçtan gelen topu sağ ayak içiyle önüne alıp, kaleciyle karşı karşıya kalıyordu. Belki hava toplarında, ceza sahası dışında, güç oyunlarında yoktu, fakat O bir son vuruşçuydu. Eindhoven’dan gelip Brezilya’ya giderken formasını yine Eindhoven’dan gelen, adı da ‘R’ ile başlayan müthiş bir yeteneğe bırakıyordu.”Daha hızlı top süren ve çalım atabilen birini görmedim”. Bobby Robson,  Ronaldo orta sahadan aldığı topla beş kişiyi çalımlayıp golü atınca önce şaşkınlıktan saçlarını çekiyor sonra da yukarıdaki lafı ediyordu. Sırtı kaleye dönük oynamak ve hava toplarına çıkmak dışında ki bütün özelliklere sahip olan Ronaldo bir zirveydi,  Henry ve Şeva’nın çok yaklaşacağı ama asla ulaşamayacağı…

Sonraları, çok sevdiğim Doğan Koloğlu’nun da etkisiyle, pek sevmediğim bir dönem başladı. Amoruso, Del Piero, Cole, Elber gibi topla yetenekli, son vuruşları düzgün çalım atabilen, çabuk ama savunma sevmeyen, fizik olarak çok güçlü olmayan forvetlerin yanında Koller, Boksiç, Sheringham, Jancker, Bierhoff gibi irikıyım kuleleri görmeye başladık. Kuleler top sür-e-miyorlardı, şut çekmiyorlardı, çalım atamıyorlardı. Sırtlarını kaleye dönüp, arkalarında ki oyuncuya şarj yapıp, koridor oluşturuyorlar, orta saha veya kanatlardan gönderilen topları kafayla ya da göğüsle partnerlerine indiriyorlardı. Jancker’gillerin birkaç sene sonra Morientes, Trezeguet, Toni’lere evrilmesiyle sıkıntılı dönemi atlatacaktık. (Belki de bu dönemin etkisiyle ülkemizde son 25 yılın kadrosuna Tanju-Hakan Şükür ikilisi seçildi)

Futbol filozofu Lobanovsky’nin (Ulus Baker’in ruhuna selam olsun) dünyaya elveda demeden önceki son hediyesiydi Shevckenko. Açtığı koridordan Henry, Anelka, Larsson koşar adımlarla geldi. Hem son vuruş ustası olmak, hem de çok iyi top sürüp (genelde sol içten kaleye doğru) çalım atmak daha önce de vardı. Olmayansa ceza sahası içindeki itiş kakışta diri kalmak ve hava toplarına çıkmaktı. Durdurmak için yapılabilecek tek şey, ilk topa girip topla buluşmasını engellemekti çünkü tek eksiği, sırtı kaleye dönük oynayamamasıydı.

‘Eric –the king-Cantona’, sağ elini havaya kaldırıp sevinen usta Shearer, Liverpool’un (benim için) en büyük efsanesi Fowler, İtalya’dan adaya gelen Zola ve Bergkamp estetiği herhangi bir kategoriye sığmayacak güzelliklerdi. Tuhaflıklar da oldu: Cruyff Barcelona’sında Meho Kodro, yürümekte zorlanan Real Madrid avcısı Jardel gibi.                                                                                       

Bugüne geldiğimizdeyse: Ibrahimoviç, Eto’o, Rooney, Torres, Adebayor her türlü güç oyununda ayakta kalabiliyorlar. Hem sırtı hem de yüzü kaleye dönük oynayabiliyorlar. Henry gibi top sürüp, Ronaldo gibi çalım atıyor, Koller ve Zola gibi de servis yapıyorlar. Depar halinde topla buluşurlarsa durdurulmaları imkânsız.

Tek forvet mi çift forvet mi? Geçelim efendim,  hücum oyunu mu savunma oyunu mu oynamak istiyorsunuz, bu oyuncularla ikisi de mümkün. Ligimizden Mehmet Yıldız’ın Rooney’i, Holosko’nun Torres’i örnek alması, Bobo ve Baros’un da yavaş yavaş eski çizgilerine gelmesi dileğiyle. Umarım ‘El Kun’ Aguerro, Bojan Krkiç, Benzema çıtayı daha da yükseltir. Ne de olsa en güzel günler henüz yaşamadıklarımızdır.

(Yazı, hiç izlemeden çok sevdiğim Metin Oktay’a adanmıştır.)

 http://img505.imageshack.us/img505/5559/tacsizkrallhj1.jpg

Yazar: Editor
2008-12-22 16:44:57

SONBAHAR

http://www.karalahana.net/resimler/sonbahar%20agiti.jpg

Özcan Alper kardeşim ben sana ne söyleyeyim ha. Boğazımızda bıraktın bir düğüm, iki gündür çöz çözebilirsen. O nasıl bir filmdir öyle. Unuttuğum, unutturulduğumuz ‘hayata dönüş katliamını’ yüzümüze çarpıyorsun.

Devletin hayata yabancılaştırdığı Yusuf, ciğerleri iflas edince, ‘f tipi hücrede ölmesin bari’ diye serbest bırakılır. Hapisten çıkınca memleketi Hopa’ya döner Yusuf, ucube Karadeniz Sahil Yolu üzerinden, Kazım Koyuncu’nun sesiyle. Sonra da başlar yalnızlık…

“Ben bir gece zor dayanıyorum, sen 10 sene on metrelik yerde nasıl yaşadın ?” diye sorar annesi. Haykırır dağlara ölmek istemediği için, sesini duyurabilmek için. Konuşabildiği bir Mikail vardır. Yaylaya çıkıp rakı içerler, belki de son defa. Dokunabildiğiyse Eka, güzeller güzeli Eka… Çocuğuna bakabilmek için Türkiye’ye gelmiştir çünkü kapitalizm gelince işsizlik başlamış, okul ve hastane paralı olmuştur. Sarılırlar birbirlerine, tutunacak başka dal kalmamıştır. Eka, Rus romanlarındaki kahramanlara benzetir Yusuf’u. Raskolnikov’a mı, bilemeyiz. Bildiğimiz zaman, onların zamanı değildir belki 40 sene önceydi belki 20 sene sonrası. Eka’nın da gitmesi gerekince, Karadeniz isyan edip, iskeleleri döver, ağlar Yusuf’a…

‘En güzel ideal, sosyalizme’ inananların hapishanesidir bu coğrafya. Önce YOL ile Yılmaz Güney anlatmıştı içeriyle dışarının pek farkı olmadığını, bu filmde de Mikail’in ağzıyla Özcan Alper. Sovyetler dağıtıldıktan sonra insanların çocuklarına bakabilmek için bedenlerini satmaları da cabası. Film İnce Kırmızı Hat’ın duyarlılığında ilerliyor usul usul yüreğimize doğru. Yusuf’un yalnızlığının işlenişi Ingmar Bergman ustalığında, görsellikse Andrei Zvyagintsev ve Nuri Bilge Ceylan. Görüntü yönetmeni Feza Çaldıran’sa benim için ülkenin Roger Deakins’idir bundan gayrı. Filmin finaliyse… Kieslowski ‘Aşk üzerine kısa bir film’i büyülü bir masal havasında bitirmişti. Bu filmdeyse benzer bir yönetmen yorumuyla, Yusuf’a ağıtla…

Müzikse müzik, oyunculuksa oyunculuk, görsellikse görsellik. Henüz birinci filmde böyle bir ustalık. Saygıyla elini sıkıyorum Özcan Alper. Can Yücelin dediği gibi “aşk olsun sana çocuk, aşk olsun”.

Yazar: Editor
2008-12-19 23:19:12

Adana’da Gollü Maç

http://ul.gcg.gen.tr/x/6ea395e.jpg

Turuncu Beyazlı ekibimiz, geçtiğimiz hafta Altay deplasmanında son dakikada yediği golle Adana’ya puansız dönerken, Samsunspor zayıf Sakaryaspor’u zorlanmadan devirerek rahat bir nefes aldı.

İki takımda da eksik var!

İki takımda da bu maçta birçok eksik var. Adanaspor’umuzda Emre Aktaş, Emre Hızarcı ve Kibong sarı kart cezalısı olduklarından; Habip, Emrah Bedir ve Ahmet Yıldırım ise sakat oldukları için forma giyemeyecek. Konuk Samsunspor’da ise Oktay ve Hakan sarı kart; Turgut ise kırmızı kart cezalısı olduğu için bu maçta forma giyemeyecek olan isimler. Ayrıca son Sakarya maçında defans oyuncusu Gökhan Kolomoç sakatlanmıştı şu an durumu hakkında net bir bilgi yok ama eğer forma giyemezse alternatifi olan Hakan da cezalı olduğu için defansta sıkıntı yaşamaları oldukça muhtemel.

Tahmin:

Kendi sahasında oynadığı 8 maçta 4 galibiyet,1 beraberlik, 3 de mağlubiyet alan Toros Kaplanlarımız bu maçı kazanmak isteyecektir. Samsunspor ise deplasmanda da olsa ligin ilk yarısını en az 1 puanla kapatmak isteyecektir. İç sahada 13 gol atarak gol sıkıntısı çekmeyen Turuncu Beyazlı ekibimiz yine kalesinde 13 gol gördü. İki takımın defanstaki eksiklerini de hesaba katarsak bu maçın gollü geçmesini bekliyorum. 2–2, 3–2, 2–3, 3–3 gibi skorları maç sonunda görebiliriz.

Sadece Adanaspor

www.sehrituruncu.com'dan

Yazar: Editor
2008-12-15 17:07:18

Konuk Yazar / Gencer Çapar

http://ul.gcg.gen.tr/x/243153b.jpg

Teknik Adam Değişikliği

Sizce Avrupa’nın en formda takımı hangisi? Real Madrid’in hocası Schuster kovulmadan önce Barcelona için “Bu yıl onların yılı, önlerine geleni deviriyorlar, Nou Camp’ta onları yenmek imkânsız” yorumunu yapmıştı.

Barcelona

Barcelona dört yıl süren Rijkaard döneminde İki La Liga şampiyonluğu ve bir şampiyonlar ligi şampiyonluğu kazandı. Kan değişikliğine ihtiyaç duyulunca göreve etkili pasın efendisi, Guardiola getirildi. Guardiola uzun yıllar Barcelona’da oynamış ve kaptanlık yapmış, futbol hayatı sonlanınca da kulübün altyapısında görev almıştı. O işe başlamadan önce Ronaldinho, Zambrotta, Deco, Oleguer, Dos Santos takımdan ayrılmış, yerlerine Keita, Pique, Alves, Hleb gibi isimler takviye edilmişti. Bu seneki başarıya gelirsek, takım şu anda ligde altı puan farkla lider, ŞL’ de iki maç önceden gruptan çıktılar. Gol ortalaması üçün üzerinde. Gelenlerin gidenlerden daha büyük isimler olmadığını bu yüzden de başarının tamamının futbolculara ait olmadığını düşünüyorum. Oyunun şekliyse Cruyff döneminden bu yana aynı; pas oyununa ve verkaçlara dayalı hücum futbolu, rakibi kendi yarı alanına hapsedip kanatlardan Messi ve Henry ceza alanına dalarken, onların boşalttıkları alana Alves ve Abidal bindirme yapıyor sadece bu yıl ara sıra defansın arkasına 40–50 metrelik uzun toplar da atmaya başladılar.

Bayern

Barcelona gibi Avrupayı sallayan bir diğer takım da Bayern. Geçen hafta ligde lider Hoffenheim’ı, ŞL’ de deplasmanda Lyon’u geçtiler. Onlar da Hitzfeld’le yolları ayırıp (O da nedense dünya futbolunda kıymeti bilinmeyenlerden, 2001’ de Bayern’le ŞL kazanmıştı ) sezona eski oyuncuları, efsane golcü Jurgen Klinsmann ile başlamışlardı. Kadrodaysa kaleci dışında ciddi bir değişiklik olmadı. Klinsmann da Hitzfeld’in oyununu fazla değiştirmedi.

Hem Guardiola hem de Klinsmann ilk iki haftayı galibiyet alamadan kapamışlardı. Kimse onlar için ‘futbolcularla fazla içli dışlı, daha önce hangi kupayı kaldırmış ki, karizmatik değil’ falan demedi. Ne Guardiola’nın ne de Klinsmann’ın başka takımlarda görev alsalar (mesela Chelsea veya Milan) başarılı olabileceklerini düşünmüyorum.5–6 yıl sonra belki. Zaten başka hiçbir üst düzey takımdan da teklif almadılar ama ikisi de kulüplerin hem kadro yapısını, hem idari yapısını, ligin futbol anlayışını, altyapı organizasyonunu, oyuncuların hangi sistemde verimli olabileceklerini çok iyi biliyorlar. Bu bile takım –hoca valsinin uyumu için yeterli olabiliyor.(Bu isimlere altyapıdan birinci adamlığa geçiş yaptığı Real Madrid’le iki ŞL kazanmış olan, ama ulu bilge Reha Muhtar’ın futboldan anlamadığını ileri sürdüğü Del Bosque de eklenebilir.)

Soru şu:

Futboldan çok iyi anladığını iddia edip, FB tarihinin en başarılı hocası Zico’yu gönderen, kulüp yapısını çok iyi bilen Aykut Kocaman’ı düşünmeyen (ki Sayın Kocaman, Zico’nun oynattığı oyunun çabuğunu oynatıyor) Aziz Yıldırım mı futbolu daha iyi yorumluyor, yoksa Bayern ve Barcelona yönetimleri mi? Peki ya Aragones sonrası? Her şey sil baştan. Tıpkı son dört sezondur farklı farklı oyun anlayışlarına sahip Rıza Çalımbay, Tigana, Sağlam ve Denizli ile başarıdan başarıya koşan Beşiktaş gibi…

Yazar: Editor
2008-12-13 21:39:02
http://ul.gcg.gen.tr/x/8288257.jpg

“Altay’ı Neden Yenmeliyiz?”

—Yenmeliyiz; çünkü bu ligde Adanaspor'un varlığını halen hissedemeyenlere derinden bir selam göndermeliyiz. Hafiften, "geliyoruz" ara gazını vermeliyiz.
—Geliyoruz!" lafına rakiplerden önce kendi camiamızın inanması için, yenmeliyiz!
— Biz Adanaspor'uz, illa ki yenmek zorundayız. Adanaspor, tarihinin hiç bir döneminde "öylesine" çıkmamıştır maça.
— Altay, 4-3'le Sakarya'yı devirdi geçen hafta, hem de 3–1 geriden gelip. İşte tam da bu noktada bir devrim olmalı İzmir'de. Havasını bulmuş Altay'ın havasını da kendi havamıza ilave edip, Samsun maçını karnavala dönüştürmeliyiz.
— İzmir’den 3 puanla dönülmeli ve Samsun maçında alınacak 3 puanla, devre arası transferlerinin seyri değişmeli.
— 2 hafta önce bu takım küme düşer diyenlere inat, şampiyonluk hayalleri -ki o hayalin gerçeğe dönüşmesi, 3–5 maça bakar, orası ayrı- kurmaya devam etmek için yenmeliyiz.
— Altay’ı yenmek demek, ilk 6 için fazlasıyla turuncu güneş görmek demek.
— Siyasilerin türlü dalaverelerine inat yenmeliyiz. Adanaspor, protokolü sıfır olan bu kentin takımı, onlar(!) olmadan da gider, şampiyonluğun çizdiği yoldan!
— İngiliz Nottingham Forest'in 3 yılda 3 şampiyonluk rekoruna ortak olmak için, lig sonunda şampiyonluk şart. Hal bu şart-ı yerine getirmek için yenmeliyiz Altay'ı.
- Yenmeliyiz. Samsun maçının ilk golünü İzmir'de atmalı ve gelecek hafta ki maça 1–0 galip başlamalı ve devreyi 23 puanda kapatmalıyız.

Yazar: Editor
2008-12-13 11:07:44
http://ul.gcg.gen.tr/x/e3e4efb.jpg

"Bu Şehirde Güneş Turuncu Doğar (ve Turuncu Batar!)

Aslına bakarsanız hiçbir mecazi anlamı olmadan da anlamlıdır bu söz; ama biz illaki bir derinlik arama çabasında oldukça kayboluyoruz bu sözün, bu pankartın içinde…

  • Güneş: candır, hayattır, yaşam kaynağıdır,
  • Işıktır, aydınlıktır,
  • Yüksektir, yücedir,
  • Kimine göre kutsaldır, kılavuzdur,
  • Yokluğu karanlıktır.

İşte tüm bunlar bizim için Adanaspor’u temsil eder nasıl ki güneş hayatın yaşam kaynağı, aydınlığı, ışığıysa Adanaspor’da bizlerin bu turuncu yüreklerin güneşidir. Asla batmayan bir güneşidir, altındayken huzurlu, güvenli olduğumuz, yakıcılığına kızamadığımız biricik güneşimizdir…

Yokluğunu da yaşadık –ki onun karanlığını da çok iyi biliriz, acı bir hatıra olarak. Işığına muhtaç olduğumuzu anladığımız bir hatıra olarak. Ve ne mutlu ki bize bu şehirde güneşimiz hala turuncu şekilde doğmakta, en büyük mutluluk budur aslındaVe Adana’da her daim “güneş” dört mevsim gösterir kendini.

Meğer bu bir cümle ne çok anlamı, ne çok bizi ifade ediyormuş. Ve her zaman değeri ve anlamı çok yüksek olan bir “pankart” olarak hafızalarımızda yer edecek."

Yazar: Editor
2008-12-07 17:17:14

Ak Saçlı Bilge

http://www.futbolguncel.com/images/stories/feldkamp_006.jpg

Bazı adamlar vardır tanışmamış da olsanız saygı duyarsınız. Üzerinizde etkileri vardır. Hiç yalan söylemediklerini bilirsiniz. Hayattaki en önemli mesele prensiplerdir, değer yargılarıdır. Parayla pulla işleri yoktur. Yaptıkları işe gönül verirler, güzelleştirirler. Erkan Oğur gitarını çalar aşkla, Yaşar Kemal barış için yazar, G. Erkal Sivas’ı hatırlatır, yobazların yaktığı 37 fidanı. Bilirler, onların vakti henüz gelmemiştir ama dert etmezler. Hayata karşı rakı kadehini kaldırıp “şerefe” derler. Onlardan biri de Feldkamp'tır benim için, hayatın bambaşka bir çehresinde…

Dar Alan Presi

Türkiye’den bir takım ilk defa bir alman takımını elerken yaşım küçük de olsa şaşırmıştım. GS Frankfurt takımından daha fazla koşuyordu. Aynı takım, 60 dakikasında 9 kişi oynadığı Trabzon maçının son dakikalarında yediği golle 1–1 berabere kalıyordu. Herkesin Terim icadı zannettiği dar alan presi, oyunu rakip alana yığma, 8 kişiyle hücum, 90 dakika baskı Terim’den 4 sene önce Ali Sami Yen’de yaşanan Feldkamp gerçekleriydi.

  • O dönemi hatırlayanlar Okan’ın muhteşem çıkışını,
  • Tugay’ın Avrupa’yı peşinden koşturmasını,
  • Hakan Şükür’ün şaşkın bir sırıktan, oynanan baskılı oyun sayesinde, ‘Boğazın Boğası’na’ dönüşmesine tanıklık ettiler.

Bıraktığı takım Manchester United’ı perişan etmişti. Sonrasında Beşiktaş döneminde kalp rahatsızlığı nedeniyle fazla kalamadan Almanya’ya geri dönmüştü.

İkinci Geliş

Galatasaray’a ikinci gelişinde beş maç ceza, takımın yarısından fazlasının yeni olması, ekonomik durum gibi problemlere rağmen şampiyon takımın temellerini attı. Alman ikinci ligi futbolcuları Barış ve Serkan’ın, altyapıdan yetişen Uğur’un, Mehmet Topal’ın, Fener’den kovulan Servet’in, kimsenin fark etmediği Emre Güngör’ün ve tabi ki yarım saatlik tribün futbolcusu olan Arda’nın görkemli yükselişlerinin perde arkasındaki isimdi. Yaşlı, yeni antrenman metotlarını bilmiyor dediler, en genç, saldırgan oyunu O oynattı. Yönetimin bir hatası Feldkamp’ın yanına, o bırakınca görevi devralacak, ülke futbol yapısını bilen genç birini (Abdullah Avcı veya Tugay Kerimoğlu mesela) getirmemekti. Peki ya ayrılık? Lincoln ve Hakan Şükür hazretlerine ayrıcalık tanımayınca kızılca kıyamet kopmuştu. Kadıköy’deki feci oyun, üstüne bir de Servet’i Gaziantep maçında orta sahada oynatınca (ciddi bir hataydı) Bir taraftan Hıncal Uluç, diğer taraftan Rıdvan Dilmen sahneye çıkıyor ve artık tanıdık kurban seremonisi başlıyordu.

Umut da Vardır

Yaşar Kemal’in de dediği gibi hayat varsa umut da vardır. Hiç ummadığımız bir anda futbol bilgesi en sevdiği alan olan altyapının başına geçti. İki yıl görev alsın yeter, Fransa’da Guy Roux’nun yaptıklarıyla yarışır. 4–5 sene sonra ahlaklı genç Sergen’leri, Emre’leri, Sabri’leri koşan Alex’leri görmeye, daha önemlisi en kralından hücum futboluna hazır olun.

Yazar: Editor
2008-11-24 17:05:42

Maradona’dan Özer Hurmacı’ya

http://www.kustu.com/w2/_media/images:films:maradona:affiches:maradona_affiche.jpg

10 numaralar hep sevilmiştir. Oyun onlarla güzelleşir, asilleşir. Baudelaire’dir iki kişinin arasından pası atan, Tarkovsky’dir topu kalecinin yanından atmaktansa, üzerinden aşıran. Oyunun sanatçılarına dair…

  • 80’ler Platini ile başlamış, seyredemedim. Ama O’nu hatırlıyorum. Sanki en güzel golü Shilton’a değil de Margaret Thatcher’a atmıştı, Pinochet ve Reagan’ın dostu olan Thatcher’a.
  • Diğerinin sol ayağında mıknatıs vardı. Kollarını açıp top sürerken enginlerde süzülen bir kartala benziyordu. Güneyli İtalyan kenti sevdalanıp, Napoli’deki maçta, kendi milli takımına değil, O’na ilan’ı aşk ediyordu. O gelmiş geçmiş en büyüktü.
  • Sonra Baggio, Rivaldo ve Zidane sahne aldı. Üçü de parlak yıldızlardı ama... Sadece top kendisine gelince koşan ve ceza yayının önünde etkili olan oyuncu tipi kayboluyordu. Baggio’dan Zidane’ye gelirken 10 numaralar artık, topsuz koşulara, kayarak top almasa da rakip hücum ederken alan kapamaya başlamışlardı.
  • Futbolda ciddi bir değişim başlamıştı, hatta Erikson gibi futbol sıkıcıları “Euro-2000’in yıldızı Zidane değil Edgar Davids’tir” deme cüretini kendinde bulabiliyorlardı. Zidane cevabını şampiyonlar ligi finalinde Leverkusen’e attığı voleyle mi yoksa Materazzi çirkinine attığı kafayla mı veriyordu, bilinmez.
  • Bu arada bir gerçeği göz ardı etmemek lazım; ileri uç oyuncusu arkasının etkili olması için oyunun karşı alanda oynanması, rakibe ceza alanının hemen önünde baskı kurulması gerekmekte. Baggio, Rui Costa gibi topsuz oyunda yer almayan yüksek teknikler, arkasındakilerin çok daha fazla enerji harcamasını zorunlu kılıyor, bu da hücum oynamak için 10 numaralara görev veren takımların, daha az hücum etmesi gibi tuhaf bir durum yaratıyordu.

Bugünse ‘neoonnumaralar’ işbaşında. Yine yüksek teknik ve inanılmaz paslar artı fizik güç, çalım yeteneği. Artık ceza yayında top beklemiyor, kanatlardan topu alıp ok gibi ceza alanına yönelip, verkaça girip şut çekiyorlar veya pas veriyorlar. Messi Gattuso kadar ikili mücadeleye girmekte, Ribery adam kovalarken sol beke gelmekte. Eski usulden, büyük takımlarda oynayabilen bir tek Kaka kalmış durumda. Messi’nin azalmayan fizik gücü, arkasındaki Xavi ve Iniesta gibi iki yönlü oyuncularla birleşince son yılların en görkemli hücum oyununu izlemekteyiz.

Memleketteyse kutsal formayı Oğuz mu giysin Tanju mu polemiğiyle başlayan 90’lara damgayı “Karpatlar’ın Maradona’sı Hagi” vuruyordu.

  • 5 yılda kazanılan 4 şampiyonluk, UEFA ve süper kupa başarısındaki rolüyle,  Terim’in İtalya’da iş bulmasının, Hakan Şükür’ün golcü olmasının yolunu açıyordu.
  •  Bir de her daim ‘yarım saat koşsa kazanırız’ Sergen’imiz vardı 12 Eylül sonrası toplumdaki ahlaki çöküntüden ve fırsatçılıktan fazlasıyla payını almış. Yeni bir yıldız zamanı çoktan gelmişti.
  • Delgado ve Lincoln bu heyecanın adamları olmadıklarını çabuk işpatladılar.
  • Alex etkili olsa da, tarzının modası geçeli çok oluyor.
  • Benim adayım ligimizin asist kralı Özer Hurmacı. Çalımlarıyla Ribery’yi, topla dönüşleri ve koşuları Zidane’ı hatırlatıyor. Aykut Kocamanın topu şişirmeyen pas oyunuyla buluşmasıysa en büyük şansı.

Bir de yerli Figo’muz Aydın Yılmaz var ama sakatlıkları ve Kewell saplantısı olanları ne ölçüde aşabilir bekleyip, görelim.

Yazar: Editor
2008-11-15 23:35:10

 İLAHLAR SUSAYINCA

“Korkak, kişilik problemi var, takımı Adnan Sezgin kuruyor, oyunda hocanın varlığı ya da yokluğu belli olmuyor, Arda olsam doğru düzgün çalışmadan takımda forma buluyorsam ben de severim tabi hocayı”. Rıdvan Dilmen ve Hıncal Uluç merkezli futbol elitlerinin gözlerine kestirdiği son kurban adayı Michael Skibbe.

Kişisel tarihimde liste Avrupa Şampiyonu Hiddink ile başlar, bugün Almanya’yı çalıştıran Löw, Galatasaray’ı şampiyonlar liginde iki yılda üç defa gruptan çıkaran, Chelsea’yi Londra’da mağlup eden Lucescu, iki şampiyonlar ligi şampiyonu Del Bosque, ilk sezonunda Hakan ve Okan’ı ikinci sezonunda Arda’yı, Mehmet Topal’ı, Servet’i büyük futbolcu yapan Feldkamp ve Fenerbahçe’ye tarihinin en büyük başarısını yaşatan Zico ile devam eder. Bu teknik adamların hiçbiri de ‘büyük’ değildir. Büyük hoca kimdir peki? Galatasaray’ın efsane kadrosuyla üç yıl üst üste gruptan çıkamayandır,19 yaşındaki Emre’yi dövercesine dışarı alarak bugünkü Emre’nin filizlenmesine katkı sağlayandır, ikinci gelişinde yaptırdığı transfer harcamalarıyla oluşan borçta sorumluluğu bulunandır, İsviçrelileri karşılama ve konuklamada pay sahibi olandır. Cesur hoca kendi takımında kadroya giremeyen, hiçbir hazırlık maçında denemediği, 17 yaşındaki Batuhan’ı, Mehmet Yıldız’ın yerine milli takımda oynatandır. Nikopoloudis’in, Mhrye’nin, Macaristan maçındaki hakemin, Cech’in elinden kaçırdığı topun, Arda ve Semih’in rakibe çarpıp gol olan şutlarının Avrupa üçüncülüğünde hiç payı yoktur. Aslolan aslan gibi cesur hocamızdır.
"Abdullah Çatlı’ların, Ağca’ların, Ogün Samast’ların kahraman, Evren’in paşa olduğu bu coğrafyada hocanın bağırıp çağıranı gerektiğinde küfredeni, tokatlayanı makbuldur. Hoca dediğin öyle Zico gibi Skibbe gibi insani iletişim kurmaya çalışmamalıdır. Futbolcusu hocaya sarılıyorsa da bu hocanın yumuşaklığını gösterir."
Bir de madalyonun diğer yüzü var tabi ki.Futbol elitlerimize sorsak kulüpler hangi hocayı getirsinler diye.Cevapları kim olur acaba?Wenger, Ferguson, Ancelotti, Morinho, Capello ??? Herhangi bir kulübümüzün bütçesini geçtim, kulübün anahtarını verseler bu isimler ülkemize gelirler mi? Real Madrid en gösterişli kadrosunun başına Ferguson’un ancak yardımcısını getirebilmişti. Geçelim efendim. Hücum futboluna âşık biri olarak soruyorum: Fenere karşı Kewell, Baros, Ümit, Arda ve Lincolnle çıkarak mı cesur olunur, hücum futbolu oynanır yoksa (Feldkamp’ın verdiği taktikle mayıs ayında Sami Yen’deki maçta) Barış, Mehmet, Ayhan, Arda orta sahasıyla rakibi ısırıp kendi sahasına hapsederek mi? Hücum futbolu demişken ilahlarımız (hücum futbolunun lokomotifi olan) Berbatov’lu Manchester, Henry sonrası Adebayor’lu Arsenal, Ronaldinho sonrası Messi odaklı Barcelona hakkında ne düşünürler? Acaba bir fikirleri var mıdır yoksa fikir sahibi olmak için önce bilgi sahibi olmak mı gerekir? Fenerbahçeye dönersek söylenebilecek tek şey “Türkiye’de tek ön libero çift forvet, Avrupa’da ve derbilerde çift ön libero tek forvet” klişesi midir? Teknik adamlık bu kadar basit ve ucuz mudur?

Skibbe’ye gelirsek. Alman centilmeninin turnusol kâğıdı bence takım tam kadro olunca Kewell ve Linderoth gibi isimlerin mi yoksa Mehmet Topal, Aydın, Barış, Uğur gibi rakibi bozan, geriden baskı kurup oyunu karşı alana yıkan, rakip için oyunu cehenneme çeviren, iki yönlü oynayabilen, ısırgan gençlerin mi takımda yer bulacağıdır. Hücum futbolunu nasıl yorumladığı ve nasıl yorumladığımız bence (bu ülkede) bu soruya verilecek cevapta gizlidir.

Yazar: Editor
2008-11-09 17:14:52

KADIKÖY’DEN YÜKSELEN ATEŞ

Fenerbahçe Kadıköy’de önce bastırıyor, ilk golü atıp merkezi geriye çekiyor, kontralarla da pozisyonların sayısını artırıyordu. Özellikle de geçen seneki maç, 6-0’lık maçtan bile daha farklı bitebilirdi. O maçtan sonraki üç maçın biri berabere bitti, ikisini Galatasaray kazandı. Nasıl mı? Oyunu fener ceza alanının önüne yığıp, cehenneme çevirerek, rakibi ısırarak maçları kazandı. Bugünse…

Ev sahibinden başlarsak: Oyunu öne taşıyabilecek Semih, Guiza, Uğur, Gökhan ve Alex (tahminim maçta oynayacaktır) beşlisiyle, hücumu hiç düşünmeyen, oyunu, kendi ceza alanı ile orta çizginin on metre gerisine kadar olan bölümde oynayan Lugano, Edu, Selçuk, Maldonado dörtlüsü. Günümüz futbolunda en büyük günahtır rakibe geniş alan bırakmak. İster savunma oyunu oynayın, ister hücum oyunu (gönlümüz ikisini birden gerçekleştirenlerden yana olsa da), oyuncuların birbirlerine yaklaşmasıyla 100x60 metre karelik sahayı 60x40 metre kareye indirmeniz gerekir. Fenerbahçe hücum etmeye çalıştığı ilk Arsenal maçında, oyuncularının birbirinden kopuk olmasından dolayı son yılların en kötü oyununa imza atarken, ikinci Arsenal maçında yarım saatten sonra takım olarak alanı kapatarak bir puanı koparmıştı. Çıkan sonuç, merkezi öne taşımakta zorlanan ama geriye taşıdığında merkez oyuncularının(Selçuk, Maldonado, Deniz) defansif özelliklerinden dolayı daha etkili olan bir takım.

Altı ay önce Sami Yende rakibe dünyaları dar eden orta sahadan Mehmet Topal ve Barış çıktı, Meira ve Lincoln dâhil oldu. Bugün son üç maçta feneri şaşkın eden, ısıran bir oyun, Lincoln, Kewell ve Baros’la mümkün değil. Hoca da bunun farkında. Skibbe, Lucescu’nun oynattığı oyunun daha hücumcu olanı için gayret ediyor. Kısaca ofansa dönük kontrol futbolu. Baros eski gücüne henüz ulaşmadığı için ileride top tutmakta zorlanıyorlardı ama Benfica maçında Ümit’in öne Baros’un sağa geçmesiyle sorun azalmış göründü. Oyuncuların gollerden ve maçtan sonra hocalarına sarılmaları da takımın hocayla değil, medyanın hocayla sorunu olduğunun göstergesiydi.

Futbolda motivasyona, büyüye, ruha değil çalışmaya, takım oyununa ve istikrara inanan biriyim. Bu yüzden de “Kadıköyün büyüsü”, “dokuz senenin intikamı için galibiyet yemini”, “fenerin cim bom üstündeki psikolojik etkisi” gibi lafların ötesinde maça bakarsak Lincoln, Kewell, Baros üçlüsünden ikisini oynatan Galatasaray’ın, Carlos karşısında Sabri’nin etkinliği, Ümit’in son vuruşları ve fenerin seyirci baskısıyla ileri çıkmaya çalıştığı anlarda Lincoln’ün orta sahada bulacağı boşluklarla bir adım önde olacağını düşünsem de,Alex’in, Emre ve Servet’in arasına atacağı toplara Guiza’nın koşularını, Emre Aşık’ın kırmızı kart görme potansiyelini, duran toplardaki Duam döneminden bu yana devam eden ustalığı göz ardı etmemek gerek.

Sahada olanın, hayatı güzelleştiren, muhabbeti artıran unsurlardan biri olduğunu, oyun olduğunu, kimsenin unutmaması dileğiyle.

Gencer Çapar

Yazar: Editor
2008-10-31 12:37:42

MASUMİYET

12 Eylülün çocukları, felsefeyi bilemedik, sanatı sevemedik.”Yol”un Avrupa’nın en iyi filmi seçildiğinden haberimiz olmadı. Öyle bir film var mıydı ki zaten. Bize düşünmenin kötü, söz dinlemenin erdem olduğu belletildi. Kahramanımız İnce Memed olabilecekken çoğumuz Polat Alemdarlara kadar düştük. Birbirimize değer verebilirdik ama önce köşeyi dönmeliydik, sonra… Sonra da insanları satın almaya çalışıyorduk tabi gücümüz-paramız yettiğince (böyle buyurdu Nuri Bilge Ceylan ustamız Üç Maymun başyapıtıyla). Biz büyüyünce mi kirlendi yoksa hep mi kirliydi bilmiyorum ama bir ocak sabahı Uğur Mumcu katledildiğinde, bir temmuz günü Sivas’ta 37 fidan diri diri yakıldığında, Manisalı çocukların bedenleri cezaevine götürüldüğünde, boğazımda bir düğümle kime olduğunu da pek anlamlandıramadan sinirlenmiştim. Büyümüştüm. Büyümüştük böyle bir coğrafyada… Baros tabi ki golü elinin yardımıyla atar. O’nun Nobre’den ve Burak Yılmaz’dan ne eksiği var ki. Deivid’in ayağının kırıldığı da iyi olmuştu Fener epey puan kaybetti orta saha zaafından. Bizim orta sahadaysa… şerefsizi doğru düzgün pas atamıyor kaç maçtır. Lan … çocuğu iki metreden o gol kaçar mı? Bir elime geçirirsem İsviçrelilere attığımız gibi bir dayak ta sana atarım. Bu arada devre arasında şu Mehmet Yıldız’ı 3 milyon avroya satın alırsak seneye Marsilya’ya 7 milyon avroya satıp iyi kar ederiz. Yerli oyuncu olduğundan sesini de çıkaramaz alım satım işlerine. Bir de arkamızı Fethullah Hocaya dayayabilirsek gelsin yeşil yeşil paralar. Para demişken taraftar olmanın da bir bedeli olmalı canım. Maliyeti on milyon olan formaya yetmiş milyon verecek, takımını seyretmek istiyorsa paralı kanala üye olacak. E parası yoksa? Yok artık, parası olmayanı da adam yerine koysaydık! Emre Belözoğlu, Arif Erdem, Fatih Terim, Aziz Yıldırım, Yıldırım Demirören… Hangisine ne kadar kızabiliriz? Kendimizle hesaplaşmadan tek tek kişilere kızmak mantıklı mıdır? Kaçımız sabahları aynaya baktığında gözlerini kaçırmıyor? Onlar bu düzeni bozuk adaletsiz dünyanın biraz öne çıkan aktörleri o kadar. Bugün fenerde Aziz Yıldırım, Antalya’da Sedat Peker yarın sarı kırmızıda Mehmet Ağar. Ammavelakin yaşam varsa umut da vardır. Kendimizden başlayalım dünyayı değiştirmeye. Bir de el ele verebilirsek…Bir Abdi Ağa ölür bin Abdi Ağa gelirse, bir İnce Memed gider bin İnce Memed filizlenir bu dünyada.

Yazar: Editor
2008-10-28 07:57:00

Elini havaya kaldırıp çevresine bakarken, kendisiyle ve takımıyla gurur duyuyordu. Gülümsüyordu içten bir şekilde kendisine demediğini bırakmayanlar fotoğrafını çekerken.”Bu kadar genç adam Galatasaray’ın başına getirilir mi? Hangi takımda ne gibi başarısı olmuş?” demişlerdi ama Weah ve Arsene Wenger üzülürken Simoviç elinde bayrakla koşuyor, Tanju ve Prekazi birbirlerine sarılıp dansediyorlardı. O’nun maç sonrası duruşundan ve bakışından emek harcayıp herkese inat bir şeyler başarmanın ne demek olduğunu öğrenmiştim on yaşında. Avrupa futbolunda ismi olmayan ülkenin takımını Kupa–1 de ilk dörde sokmuştu(Anorthosis’in bu sene şampiyonlar liginde yarı final oynadığını düşünün)

Kariyeri boyunca  “en”leri yaşadı. Kırk yaşına gelmeden Galatasaray’la şampiyonluk,8–0 lık İngiltere faciası, Aachen deneyimi, Rotariu’nun topu kara saplamasıyla kaçan muhtemel Avrupa finali, büyükleri duman eden Kocaeli, yine yeni yeniden milli takım, amigo Orhan, Avrupa Şampiyonasının en sıkıcı oyunuyla gelen çeyrek final, Fenerbahçe’yi şampiyon yapan ilk yerli hoca, şampiyonlar liginde sıfır puan, Aziz Yıldırım, Manisa ikinci lig, İran Persepolis ve son perde Beşiktaş…Maçları önce kafasında kazandı. Zaten %51 ile favoriydi. Gönlü her daim “fevkalade” güzel ve akılcı oyundan yanaydı ama İsveç maçındaki sıkıcı oyun ve Fenerbahçe’nin şampiyonlar liginde gol atamadan sıfır çekmesi de unutulmadı. Teknik oyuncuları(özellikle de solak olanları) çok sevdi. GS’da Metin, Tanju, Prekazi FB’de Revivo Rapaiç, Baliç ve Abdullah aynı anda sahadaydı. Beş, altı kilometre koşulan oyunlarda bu anlayış Avrupa’da ilk dördü getirirken,13 sene sonra kilometreler dokuzu gösterince sıfır puan-golle sınıfta kalmıştı. Bugün 11- 12 km sınırına dayanan oyunda teknik oyuncunun koşanı, rakibi ısıranı, alan kapatanı, hücuma bindirme yapanı makbul(beş gün önceki Walcott’lu Fabregas’lı Arsenal halen akıllarda).

Tello, Delgado, Cisse’li merkez Gençlere karşı ikinci yarı sallandı, Sivas’a puan kaptırdı. Blok takım olamama hali ve rakibe alan bırakma sekiz sene önce Kadıköy’de bıraktığımız yerden devam ediyor ama şunu da unutmamak gerekir ki Bjk taraftarı Lucescu’dan sonra ilk defa heyecanlanmış durumda.Lig Tv’de yorumcuyken istikrardan, melekeleşen pas ve kanat organizasyonlarından bahsetti, Beşiktaş’a gelince bir anda 4’lü savunmadan 3’lüye, solbek Tello’dan forvet Tello’ya geçiş yapıverdi. Her zaman beklenmeyenlerin adamıydı. Zor olanı sevdi. Blok halinde ama durgun oynayan Sağlam’ın takımında bekleri ve Holosko’yu biraz daha hücuma gönderip merkezi ileri taşımak yeterliyken O bu kolaylığı seçmedi. Seçemezdi. Çünkü oynanan oyunun sonucunda şampiyonluk gelecekse altında Mustafa Denizli imzası olmalıydı Ertuğrul Sağlam değil. Zor ve beklenmeyeni gerçekleştirmeye çalışmanın altında bir sebep daha var tabi ki: Bu coğrafyanın futbolda en büyüğü olmak Bir dönem garip bir halef-selef olma hali yaşadığı Terim’le aralarında gerçekten rekabet var mı yoksa sporseverler mi öyle hissediyor bilinmez ama farklı kulvarlarda da olsa tekrar bir arada ve karşı karşıyalar.

Biz futbolseverleri renkli günler bekliyor. Bakalım Denizli üç farklı takımı da şampiyon yapmak gibi bir iddia ile girdiği bu yarışta Türkiye’nin Capello’su olmayı başarabilecek mi? 

Yazar: Editor
2008-10-22 19:34:41
http://ul.gcg.gen.tr/x/aeddd0f.jpg

BORDEAUX ŞARABI SEVER MİSİNİZ?

Fabregas’ın pasında Adebayor vücut çalımıyla arkasındaki oyuncudan kurtulup altı pasın önünde vuracak gibi yapıp topu Fabregas’a veriyor, Fabregas penaltı noktasında topa plase yapıyor, kaleciden dönen topu yine altı pasta Van Persie kafayla ağlara gönderiyor. Walcott sağ kanattan müthiş bir şekilde ivmelenerek ceza sahasına yönelirken topu, ceza sahasının dışından depara kalkan Diaby’e atıyor, O da tek pasla tekrar Walcott’a dönüyor, Walcott’a kaleye on metreden üçüncü golü kaydetmek kalıyor (her iki pozisyonda da Everton takımından altı- yedi savunmacı ceza sahası içindeydi.). Huzurlarınızda halı saha takımı Arsenal…

Futbolu her şeyden önce oyun olarak gören, kazanmak ve kaybetmek kelimelerini dost muhabbetlerinde iğneleme unsuru olarak kullanan, kaç yaşında olursa olsun ders almanın ders vermekten daha önemli olduğunu değer kabul eden sporseverlerin gönül verdiği bir takımdır Arsenal (bir diğeri için bkz. Barcelona). Wenger için güzel oyundur aslolan. Shearer gibi bir ustanın bile “Arsenal bu kadar güzel oynayarak şampiyon olamaz” dediği bir dönemde (hâlbuki biz Shearer'ı da aynı sebeplerle sevmiş, halı sahada gol atınca onun gibi kolumuzu kaldırıp koşmuştuk) Wenger bizim gibi oyuna gönül verenler için futbolun Kieslowski’si konumundadır.

Dünün Henry, Vieria, Petitli takımında bugün Sagna,Clichy,Silvestre,Gallas,Nasri gibi Fransızlar bulunsa da takımın lideri dört yıldır ilk on birde görev alan ve bence Gerrard’la beraber dünyanın en iyi merkez oyuncusu olan 21 yaşındaki Fabregas.Wenger’in kıta Avrupa'sında (genelde Fransa’da) öne çıkan, esnek, top tekniği üst düzeyde gençleri takıma kazandırma stratejisiyle Song, Denilson,Van Persie, Eduardo, Walcott gibi parlayan yıldızlar ve Monaco’dan geldiğinde fasulye sırığına benzetilen ama iki senede kaydettiği ilerlemeyle yazın üç ay Barcelona’yı peşinden koşturan Adebayor adı geçen Fransızlarla beraber Avrupanın en genç ve en iddialı takımlarından birini oluşturmuş durumda. İzlerken Bordeaux şarabının damakta bıraktığı hazzı aldığınız oyun sırasında Arsenal’li oyuncuların belinde 10 metrelik görünmez ipler olduğu hissine kapılabilirsiniz. Oyuncular birbirine o derecede yakın. Sahayı müthiş parselliyorlar. Çapraz ve dikine tek topları depar halindeki oyuncuyla buluşturup pozisyona giriyorlar. Nasri, Denilson, Fabregas, Van Persie, Walcott’la yay çizen orta sahaya kenarlardan Sagna ve Clichy’nin destek vermesiyle 3–5–2, 4–4–2, 4–2–3–1 gibi şablonlar anlamsız hale geliyor.

İşte İngiliz’in “cıva” gibi takımında hal böyleyken Fenerbahçe bu tarz bir rakibe yenilmesin de ne yapsın!

Yazar: Editor
2008-10-21 20:09:25
http://ul.gcg.gen.tr/x/4217ec5.jpg

Karşıyaka-Adanaspor (1-0)


Taraftarının yoğun desteği altında maça çıkan Karşıyaka ile üst sıralardan kopmamak adına mutlak puan almak için maça çıkan Adanaspor’un karşılaşmasında gülen taraf ev sahibi oldu. Tamamen dengede geçen ilk yarının sonlarında Yunus Altun ile golü bulan Karşıyaka, skordaki üstünlüğünü 90 dakika boyunca korudu. İkinci yarıya beraberliği yakalamak için özellikle son yarım saatte baskısını arttıran Adanaspor, forvet hattının etkisiz kalmasından dolayı aradığı golü bulamadı. Adanaspor maçı öncesine kadar 5 haftadır galibiyet yüzü göremeyen Karşıyaka, maç boyu bulduğu tek pozisyonu gole çevirdi ve uzun aradan sonra taraftarlarını sevindirdi. Hafta içi sakatlanan ve bugün gelen haberlerle sahalardan 6 ay uzak kalacak olan Adanasporlu Emrah Bedir’in eksikliğini konuk Adanaspor maç boyu aradı.

İsmail Eğriparmak

sehrituruncu.com'dan

Yazar: Editor