2010-07-23 20:41:05

saçları şarkı söyleyen kız

 

Bir taş daha attım havuza

Sonunda ürktü yeşil kurbağa

Sıçradı geçti kısa duvarı

Kayboldu otlar arasında

Bense ahşap evin,

Tahta merdivenlerin hatıralarında

Kaybolmuştum

                           

Sonra yaşlı köpek geldi yine

Burnuyla yokladı ıslak otları

Ağır ağır gitti

Kıvrıldı merdiven altına

Miskin bir öğleden sonraydı

 

Komşu bahçede ağıtlar duyuldu yine

Ben duydum, babaanne duydu

Başka kim duydu bilmiyorum

Meğer bir şarkıymış bu

“saçları şarkı söyleyen kızın”…
Yazar: Editor
2010-07-15 11:29:16

Hayvan Çiftliği

http://ul.gcg.me/files/2010-07/animal_farm.jpg

Geçenlerde bürodaki kitaplığımı yerleştirirken eskiden okumuş olduğum kitaplardan biriyle göz göze geldim. İlk sayfasını çevirdiğimde kitabın yazarı George Orwell’in ilk okuduğumda tebessüme neden olan aforizmasıyla tekrar gülümsedim : “ Bütün kitaplar eşittir, ama bazı kitaplar öbürlerinden daha eşittir ”.

Gözüme ilişen ve bana göre diğer kitaplardan daha eşit olan kitaplardan biri olan kitap İngiliz yazar George Orwell’in Hayvan Çiftliği isimli romanıydı. Romanda öz itibariyle bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olan domuzlar; kısa sürede önder bir takım oluştururlar ve ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurarlar.
Romanın bir masal havasında yazıldığı 1945 yılından günümüze kadar kitap ile ilgili çeşitli yorumlar yapılmıştır. Kimileri komünizm eleştirisi olarak, kimileri komünizm’in nasıl kapitalizm’e dönüştüğünü kimileri ise otorite, idare ve gücü elinde tutanların idealizmden ve amaçlardan saptıkça neler olabileceğini anlatan bir kitap olduğunu belirtirler.

Romana dönecek olursak domuzların önderliğinde çiftlik ele geçirilir, çeşitli kurallar getirilir ve bir tabelaya yazılır. Bunlar; iki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin, dört ayak üstünde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin, hiçbir hayvan giysi giymeyecek, hiçbir hayvan yatakta yatmayacak, hiçbir hayvan içki içmeyecek, hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek ve en sonuncusu bütün hayvanlar eşittir ilkesi getirilmiştir.

İlerleyen zamanlarda gücü ve iktidarı elinde tutan domuzlar, gücü ve iktidarı kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye başlayıp, ilkeleri birer birer değiştirmeye başlamışlardır. Ele geçirdikleri çiftçinin evine yerleşerek yatakta yatmaya, kıyafet giymeye, içki içmeye, diğer hayvanlardan 1 saat geç kalmayı, insanlar ile görüşmeye, ticaret yapmaya başlarlar.

İlkeleri de birer birer değiştirirler; ilkeler dört ayak iyi iki ayak daha iyi, hiçbir hayvan aşırı içki içmeyecek, hiçbir hayvan başka bir hayvanı sebepsiz yere öldürmeyecek şeklinde değişime uğrar ve zamanla sadece tek bir ilke kalır : bütün hayvanlar eşittir.

İlerleyen zamanlarda domuzlar insanlar ile o derece iletişime geçerler ki, bir gün çiftlikteki aynı masada karşılıklı kağıt oynamaya, içki içmeye ve konuşmaya başlarlar. İnsanlardan biri söze girerek şöyle der; “sizler aşağı kesimlerden hayvanlarınızla uğraşmak zorundaysanız, bizler de bizim aşağı sınıflardan insanlarımızla uğraşmak zorundayız". O anda pencereden domuzlar ile insanları izleyen diğer hayvanlar bir an domuzlarla insanları aynı görürler, o günden sonra tabelaya yazılmış tek bir yazı kalır : “ Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir”.

Şimdi bu romanı ve hikayesini size niye anlattım? Yukarıda anlatılan yani insanların veya hayvanların kim olursa, gücü ve iktidarı ele geçirince önceden eleştirdikleri, yerdikleri kişi ve kavramlara nasıl dönüştüklerini ve benliklerini kaybettiklerini görüyoruz. Romanda yaşananlar önceden, şu anda veya daha sonra Türkiye’de yaşananlara veya yaşanacaklara benzemiyor mu?

AKP’si, CHP’si, MHP’si veya hangi parti olursa olsun iktidara geldiğinde kendi zenginlerini, kendi medyalarını, kendi yandaşlarını yaratmıyorlar mı? Gücü, iktidarı ve refahı toplumun her katmanına yaymak yerine kendi zümrelerine hizmet etmiyorlar mı? Aslında tüm toplumun istediği ve özlem duyduğu tek bir ilke var o da “ bütün insanlar eşittir” ama katlanamadığımız veya katlanamayacağımız tek ilke ise “Bütün İnsanlar Eşittir, Ama Bazı İnsanlar Diğerlerinden Daha Eşittir”.

Erkin A. DOYGUN

Yazar: Editor
2010-07-03 10:40:22

K Ü L    V E   F İ D A N

 

Geceler karabasanla yüklüydü on yıldır... Uykular kâbus taşıyordu... Madımak’tan yükselen duman genzine doluyor, nefesi kesiliyor, gözleri yaşarıyordu... On yıldır her gece kan ter içinde uyanıyor, içindeki ateşi söndürmek istercesine musluğa koşuyor, kana kana su içiyordu... Işıkları açmadan evin içinde volta atıyor, sigaranın biri bitmeden öbürünü yakıyordu... Yaşadıklarını her gece siyah-beyaz karelerle yeniden izliyor, her gece yeniden yanıyor, her gece yeniden boğuluyordu...

İç Anadolu bozkırında haziran temmuza devretmişti gün sayımını... Güneşin ötesinde bir aydınlık vardı Sivas’ta... Sivas ışıl ışıldı... Güle oynaya karşılamıştı temmuz sıcağını Sivas... Ama bir şey vardı sanki hani sözcüklerin yetersiz kaldığı, hani insanın göğüs kafesine çöken, yüreğini daraltan bir şey... İçi sıkılıyor, olduğu yerde duramıyor:

“Bir şey var, fark edemiyor musunuz? Bir tuhaflık var gelen günde...”diyordu yanındakilere...

“Hayır” diyordu herkes “Sen kuruntu yapıyorsun”

Kimseye anlatamıyordu... Kimse onu dinlemiyor, onun hissettiklerini kimse hissetmiyordu...

İkicanlıydı... Bir sevincin ürünü vardı karnında... Dünyaya bir can getirecek, zulme karşı bir can yetiştirecekti...

“Onurlu olacak çocuğum” diyordu “Savaşçı olacak, baş eğmeyecek ve baş eğdirmeyecek”

Serseri bir mayın gibi ortada dolaşıyor, of çekiyor, tırnaklarını yiyor ve içindeki bu kasvet havasını dağıtmaya çalışıyordu.

“Git dinlen” diyordu arkadaşları “Kaç gündür yoruldun belki onun içindir bu sıkıntın, biraz uyusan bir şeyin kalmaz”

“Bu ölüm sessizliği sizi ürkütmüyor mu? İnsanlardaki bu telaş, havadaki bu ağırlık size bir şey anlatmıyor mu?”diyor ama kimseyi uyandıramıyordu... Gözü açık, her türlü tehlikeyi önceden sezebilen arkadaşları bile sanki bir gaflet uykusundaydı, üzerlerine ölü toprağı serpilmişti sanki... Çalışıyor, çabalıyor, sağa sola koşuyor, her gördüğüne bir şeyler söylüyor ama havadaki bu kahrolası bulutu dağıtamıyordu... Sivas içten içe kaynıyor, Sivas kan kokuyor, Sivas Madımak’ta parlayacak ateşin dumanlarını saklıyordu...

Gün ışımaya başlamıştı... Karanlıklar yerini ışığa bırakırken aydınlıkların ateşe verildiği bir utanç sayfasının onuncu yılı da doluyordu... Kendini balkona zor attı. Astım krizine tutulmuşçasına öksürüyor, bir nefes temiz hava için çabalıyordu. Her nefes alışında Sivas’tan bir duman geliyor, soluk borusuna yerleşiyordu. Nefes vermek, o katil dumanları ciğerlerinden atmak istiyor, öksürüyor,öksürüyor,öksürüyordu....

Sivas birden hareketlenmeye başladı, Kültür Merkezi’ne doğru gelenlerin gözleri dönmüş gibiydi. Can istiyorlar, kan istiyorlar, ölüm saçıyorlardı.

“Çıkın dışarı” diyorlardı bir uğultu halinde... Küfürler havada savruluyor, camlar kırılıyor, günlerdir dost sohbetler barındıran Kültür Merkezi şimdi zulme karşı direnişin simgesi oluyordu. Kadınları ve çocukları uzaklaştırdılar önce... İkicanlı olduğunu unutmuş çocukları dışarıya çıkarmaya çalışıyor, bir an olsun boş durmuyordu.

“Sen hamilesin, sen de git” dediler, “Biz başımızın çaresine bakarız”

“Hayır” dedi “ne olacaksa olsun, sizi bırakıp gitmeyeceğim”

Bir yandan da masaları ve sandalyeleri üst üste yığıyor, barikat oluşturmaya çalışıyordu arkadaşlarıyla...

“Öleceksiniz, kanınız helaldir sizin” diye salyalarını akıtarak bağırıyordu dışarıdakiler...

Bir yandan direniyor, bir yandan da “Biliyordum” diyordu.”Biliyordum, bu ölüm sessizliğinin bir anlamı vardı! Dinlemediniz beni. Görmediniz dumanlı havada gezen kurtları... Uyandıramadım hiçbirinizi...”

İçerde bir elin parmakları kadar kalmışlardı. Sanki yolun sonu gelmişti. Onca kavgaların arasında bile ölümü bu denli yakın hissetmemiş, kendini böyle çaresiz saymamıştı. Tüm arkadaşları onu,o arkadaşlarını korumaya çalışıyordu.Ellerine ne geçerse,masa,sandalye, küllük, kırılmış camlar,ne bulurlarsa savuruyorlardı.Ama öylesine çoktu ki dışarıdakiler, öylesine azgın, öylesine kudurmuşlardı ki, dinsiz imansız geliyorlardı ve ellerinde ölüm it dişleriyle sırıtıyordu.

Balkona çıkmak biraz olsun rahatlatmıştı. Soluk borusunda çöreklenen isli dumanı yavaş yavaş çıkartıyordu. İçeriye döndü. Oğlunun odasına geçti. Üstü açılmıştı, üzerini düzgünce örttü, saçlarını okşadı, alnına bir öpücük kondurdu. Sivas yangınından çıkıp gelmişti ve büyüyordu. Sivas’ı unutmadan, Sivas’ı anımsatarak büyüyordu. Usulca odadan çıktı. Salona geçti, koltuğa boş bir çuval gibi yığıldı. Bir sigara daha yaktı. Güneş usul usul odada ilerliyor, sokaklar hareketleniyordu. Başını arkaya atıp gözünü tavana dikti.

Üstlerine üstlerine gelen kalabalık bir anda yön değiştirdi. Ne olduğunu anlayamadılar. Daha bir dakika önce “Kanınız helaldir” diye salya saçanlar, şimdi onları bırakmış gidiyorlardı. Bir çakal sürüsünü andırıyorlardı, ağızlarından kan, gözlerinden vahşet saçılıyordu.

Şaşkındılar, uzun süre hareketsiz kaldılar, ses seda kesilmişti, az önce ölüm-kalım savaşı verilen Kültür Merkezi’nde şimdi bir acı sessizlik vardı. Yavaşça dışarı çıktı, ürkekti, elleri tedirgin, gözleri telaşlıydı. Az önce kendisini öldürmeye çalışan kalabalığın peşine takıldı. Sanki bir katil sürüyü önüne katmış gibiydi. Tekbir sesleri geliyor, küfrün bini bir paraya gidiyordu. Birden irkildi, donup kaldı yerinde, ileriden yükselen dumanları gördü, bu Madımak Oteliydi.

“Olamaz” dedi, “Oteli yakıyorlar”

İçerdekileri düşündü, bir kuş olup içeri girmek, orada çaresiz duman yutan dostlarını kanatları altına alıp kaçırmak istiyordu. Çığlıklar, küfürlerin ve tekbirlerin altında kalıyor, duyulmaz oluyordu. Ellerini yumruk yapmış sıkıyor, tırnakları avuçlarına gömülmüş dudaklarını ısırıyordu. Bir oteli değil insanları ateşe vermişler ve etrafında dans ediyorlardı. Bir sürü psikolojisi içindeydiler, birisi küfretse küfürler çoğalıyor, birisi tekbir dese tekbir sesleri çoğalıyordu, mantıkları yok, duyguları yok, yalnızca öldürme dürtüleri vardı... Saatlerce sürdü bu tablo... Saatlerce salyalarını saçtılar etrafa ve karnı burnunda tanıklık etti tarihin bu en acı katliamına...

Şimdi oturduğu koltukta gözyaşları ince ince süzülürken yanaklarına “o günler bir daha olmasın” demek bile anlamsız geliyordu artık. Birden yanaklarındaki yaşı silen bir elle irkildi. Oğlu minicik elleriyle gözlerindeki yaşı temizliyordu.

“Ağlama anne!” dedi, “Ben buradayım, yanındayım ben senin”

Gülümsedi, gözlerinin içi parladı birden... Omuzlarından tutup bastı bağrına oğlunu... Sivas’ta küllerin arasından fışkıran bir fidan vardı göğsünde ve destek oluyordu artık çaresizliğine... Yangınlara inat büyüyordu, yangınlar olmasın diye büyüyordu... On yıldır soluk borusundan atmaya çalıştığı dumanlar, oğlunun sıcaklığı ile silinmişti,artık rahat nefes alıyor,yangınlarda boğulmuyordu...

 

03.04.2003

A D A N A  

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Yazar: htabakan
2010-07-01 14:55:36

Futbolun İstikbali İçin

http://ul.gcg.me/files/2010-07/fss.jpg

Futbol kulüplerini yaşatmak ekonomik yönden mutlaka zordur. Bunu için de kulüpler birtakım önlemler almaktadır. Bu önlemler de dünyanın ekonomik seyrüseferine göre şekillenir. Doğaldır. Kulüpleri yönetenler var olan koşullar içinde mücadele ederler. Belki çok hoşlanmasalar da borsayla, telefoncularla, bankacılarla işbirliği yaparlar. Tabi bunların sonuçlarını da zaman gösterecektir. İyi veya kötü…

  • FİFA, UEFA genelde;
  • federasyonlar ve kulüp birlikleri özelde birtakım kararlarla
  • futbol takımlarına ve kapitaline ayarlar verirler.
  • Çünkü eninde sonunda bir gelir gider hesabı vardır ortada.
  • Dolanan milyonlarca liralar vardır.
  • Bunların kurumsal düzeyde
  • ve yasalar çerçevesinde hesabının verilmesi söz konusudur.
  • Maddi anlamda kaçağa göçeğe çok müsait alanlar yaratmaktadır futbolun maddi sahaları.
  • Özellikle belediyeler üzerinden kaçırılan paranın haddi hesabı yoktur. Biliyorsunuz...
  • Sebep budur ki kontrol ve otokontrol şarttır.

1.Lig Kulüpler Birliği bazı kararlar almıştır. Bunu içinde transfer bedelleri, prim sistemi ve menajerler görüşülüp tartışılmış. Kulüpler, kendi varlıklarının devamı için elzem gördükleri noktalara neşteri vurmuştur. Bakınca bu kararlardan önce futbolcuların sonra menajerlerin görece bir maddi kayba uğrayacakları görülmektedir. Tartışılacaktır. (Şu menajerlik müessesesi de ayrı bir yazının konusudur.)

Futbolcular bu işe ne diyecektir, merak ediyorum. Kulüpler neler verebileceklerini açıkça belirtmiştir. 250 binden fazla transfer ücreti yok, prim yok maç başı var, aracılara filan para yok, diyorlar. Başka neler konuşulmuş bilmiyorum.

  • Futbolcular da bir şey diyecektir bunu karşılığında.
  • Mesela, 250 az, diyen olacaktır.
  • Kritik maçlarda prim isteriz yoksa arıza çıkarırız, iması olacaktır.
  • Belki, varsayım üzerinde konuşuyorum.
  • Veya itiraz etmeyecekler,
  • ama sözler zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirilsin diyeceklerdir.

Konumuz futbolsa, bana göre Adanaspor’un çıkarları ve geleceği birçok şeyden önemlidir. Örneğin gerçekte ne yaptıklarını bilmediğim menajerlerin cebine gidecek paranın kulüp kasasında (veya futbolcunun kendisinde) olması doğru olandır, derim.

Şunu da belirtmeden yazıyı bitiremem ama. Futbolcu bir görüş bildirecektir. Bunu nasıl yapacaktır peki? Tekilden mi? Topluca mı? Her durumda başları belaya girer bence. Çünkü örgütsüz her girişim bir başıbozukluk olarak etiketlenecektir. Hele ülkemizde, adamı cop manyağı yaparlar: )) Görüş bildiren futbolcu takımlar için olası bir el bombası olacaktır. Böyle isimleri kulüpler transfer etmek istemeyecektir. Onlar, nifak tohumlarını serpenler olarak algılanacaktır.

  • Peki, çözüm nedir? 
  • Sendikalaşmadır.
  • Acilen.
  • Futbolcu da kendi haklarını en doğru ve en güvenli bir biçimde ancak bu yolla arayabilir.
  • Çünkü karşılarında her zaman
  • doğru düzgün yöneticiler, başkanlar, hocalar olmayacaktır.
  • Menajerler de zaten menajerdir.
  • Bu işin sakatlığı, emekliliği vardır
  • ve de eski birçok futbolcunu ekonomik anlamda ne zor bir hayat yaşadığı da ortadadır.

Evet, kulüpler yaşayacaktır; ama futbolun asıl öğesi olan futbolcular da yaşayacaktır ve futbol hayatlarını, sonrasını güvence altına almak için kendilerine bir kapı açacaklardır. Böyle bir yapılanma hem kulüpleri hem de futbolcuları yasal, sağlam, hakkaniyetli bir platformda buluşturmuş olacaktır.

Futbolun istikbali içindir sendikalaşmak…

Yazar: Editor
2010-06-14 20:09:23

Grup Yorum

 

http://ul.gcg.me/files/2010-06/grupyorum.jpg

 

  • Geçen cumartesi
  • Grup Yorum, 25. yılını kutladı.
  • Hep devrolan bir 25 yıl.
  • Hep bir bayrak yarışıyla geçen 25 yıl.
  • “Kolay değildir.” demek
  • kolay bir söz olur!
  • Bu ülkede,
  • adeta İsrail’in yaşattığı bir zulmü yaşayarak
  • geçen
  • bir 25 yıl.
  • Dimdik.
  • Lafta değil ama…
  • Biliyorsunuz siz o lafta kalan dik duruşları...
  • Daha çok “25 yıl”lara Grup Yorum.
  • "Sıyrılıp gelerek"...
  • "Geliyoruz", diyerek,
  • "Yıldızları Kuşanarak",
  • "Başeğmeden",
  • memleket aşkına...
Yazar: Editor
2010-06-07 22:32:13

Kalb İbresi ve Apollinaire Sansürü

“Yashasin tabe yani! Turkche olimpiyadlarımız bashladı. Daha otesi warmı. Yanlız memlekette degil, Turkche artıq bütün dünya da deliler gibi qonuşuluyor!”

  • Nasıl ama; Tertip Heyeti’nde (tertip de, heyet de Arapça), Ömer Asım Aksoy’un Dil Derneği’nden kimsenin bulunmadığı (fakat Zaman, Samanyolu, Türk Ocakları mevcuttur);
  • Türkçe’nin yanına Yunanca’dan eklenen Olimpiyatları ile şenlenmiş (olimpiyat zaten çoğulluk anlatırken olimpiyatlar, deha ürünü...);
  • başına da Uluslararası kondurulmuş (uluslararası olmayan olimpiyat?);
  • tanıtım filmlerinde ‘Türkçe konuşan bir dünya’ diye sayıklayan organizasyonu, memlekette sıklıkla kullanılan dil aracılığıyla verdim.
  • Destekçilere bakılırsa,
  • organizasyonun ardındaki gücün,
  • milyarlarca dolarlık sermayesiyle büyük şair,
  • yüzyılın düşünürü,
  • son kitabıyla metro istasyonlarına ve İDO’larda
  • (hani şu, kaptanların iskelede alkol kontrolü yaptığı söylenen kurum)
  • hiç durmaksızın tıngırdayan Kanal 24’e giren Hoca Efendi olduğu anlaşılacaktır.
  • Sahi siz gördünüz mü o ilanları?
  • Gül kokulu estetik: Kalb İbresi…
http://ul.gcg.me/files/2010-06/LiveImagesYeniFotoAnaliz_0__9_T__rk__e_Olimpiyatlar__-.jpg

Devamını okumak için tıklayınız…

Yazar: Editor
2010-06-02 10:53:55

Ağzı Çiçekli Adam

Ölüm, garip, iğrenç, korkunç bir böcek olsa ve yoldan geçen birinin yakasına konsa... Siz de onu görseniz. Yolda durup: “Affedersiniz, müsaade eder misiniz? Yolunuzu kestim ama üzerinize ölüm konmuş” demez misiniz? Şöyle iki parmağınızı uzatıp, onu fırlatıp atmaz mısınız?
Ne mükemmel olurdu değil mi?


Fakat ölüm bir böcek değil. Bu gelip geçenlerin arasında birçokları onu üzerlerinde taşıyorlar, ama görünmüyor. Onun için de korkusuz, rahat rahat dolaşıp, yarınki, yarından sonraki hayatlarını kuruyorlar.

Yukarıdaki sözler İtalyan yazar Luigi Pirandello’nun ‘Ağzı Çiçekli Adam’ adlı eserinden bir alıntıdır. Hayatın ve hayatın içinde yanı başımızda sessiz sedasız giden ölümün sorgulandığı kısa ve kederli bir oyun. Sorgulama dedimse yanlış anlaşılmasın, öyle entelektüel, kitabi sorgulama değil. Son derece doğal biz anlatımla…

Mitos/Boyut tarafından da yayımlandı. Kitapçılarda bulmak mümkün.

İyi okumalar.

(Peki nasıl seyrederiz diyorsanız 15 Haziranda Adana Koleji'nde sahneleyeceğiz bu oyunu, bekleriz efendim: ))

Yazar: Editor
2010-05-25 20:48:36

Giderim

Sana varıp bir eşikte kalırım
Nereye bakar gözler sessiz akar dalarım
Ve ah bir yel eser alır kalbimi
Diyemem ki, susar kalır ölür aşk

giderim

Sussam bilmez gitsem beni aramaz
Kalsam gelmez ölsem bana ağlamaz
Sonra bir dert yakar ah şu derdimi
Dilimde eski bir şarkı, ben

giderim

Gece olur sana düşer suretim
Rüzgâr olsam durmaz kalmaz

giderim


Avareyim yollar beni anlamaz
Çalacak bir kapım olmaz

giderim

Yazar: Editor
2010-05-20 11:17:50

Adanaspor – Altay


  • Devam demek için,
  • son maça da heyecanla taşınabilmek için,
  • hala bir süper lig umudu için,
  • iyi bitirmek için,
  • Adanaspor için,
  • Adanasporluluk için,
  • Başkan için,
  • Hamza abi için,
  • Kemal hoca için,
  • her bir futbolcu kendi için,
  • yalnız bırakmayan taraftar için…
  • ve
  • Bu akşam da maçımız var ya,
  • Adanaspor’u izlemek var ya,
  • o formayı sahada görmek var ya…
  • İçimiz kıpır kıpır…
  • bu his
  • Güzel değil,
  • çok güzel: ))
Yazar: Editor
2010-04-13 09:36:05

Birinci Şampiyon Karabükspor

http://ul.gcg.me/files/2010-04/krbk.jpg
  • Karabükspor bitime 4 hafta kala şampiyonluğunu ilan etti.
  • İyi de etti. Gittiler,
  • Rize’yi deplasmanda 3-0 yendiler ve döndüler.
  • Yürekten kutluyorum ve “alkışlıyorum” : ))
  • Tabi bunlar talihle filan olmadı.
  • Kadro zenginliği ve oyuncu kalitesiyle oldu.
  • Orta sahalarında son derece etkili adamlarla, örneğin S. Vardar’la oldu bu iş biraz da.
  • Adanaspor’umuzla karşılaştıramayacağımız bir alternatifli takım…
  • Yani?
  • Evet, Karabük’ü kutluyorum
  • ama Adanaspor’u,
  • (en zor koşullarda bu noktaya geldi ya)
  • canı gönülden, ellerim patlarcasına alkışlıyorum…
Yazar: Editor
2010-03-30 02:35:17

Birsıfırspor

http://ul.gcg.me/files/2010-03/nmr.jpg

Sevgili Adanasporlular hep birlikte yaşlanıyoruz, hep birlikte reflü oluyoruz, hep birlikte kalbimiz sıkışıyor, streslere geliyoruz. Sezon başından bu yana evimizde ya da deplasmanda rahat maç izleyemedik. Şimdi birileri çıkıp olur mu Kartal maçı vardı rahat rahat izlediğimiz diyecek, ben de onlara son dakikalarda yediğimiz 2 golü hatırlatacağım ve yine streslere geldiğimizi hep birlikte anımsayacağız.

Başlıktan da anlayacağınız üzere Adanaspor bu sezon 1-0 ya da 0-1 maçları alıyor, bizden de bir ömür alıyor. Alsın, Adanaspor’un canı sağ olsun diyeceğim ama nereye kadar…

Şimdi Adanaspor pardon Birsıfırspor taraftarlarına ve kamuoyuna bunun içine federasyon, iddaa, gazeteler hepsi giriyor önerilerim olacak.

Başlayalım;

1- Maçtan önceki akşam yatmadan önce 1 bardak süt içeceğiz, stresli maç öncesi akşam mideyi revizyondan geçireceğiz.

2- Sabah kaldığımızda maçtaki stresle mücadeleye girişebilmek için sabah yürüyüşü yapıp, bol bol oksijen depolayacağız. Mümkünse meditasyon da yapabilirsiniz ama yok biz Adanalıyız bize ters derseniz, bir iki kültür fizik hareketi yapmanız da yeterli olur.

3- Kahvaltımızı hafif yapacağız, maç sırasında rahatsız olmamak için sucuk, sosis, yağlı yumurta gibi ürünlerden uzak duracağız. Kesinlikle ve kesinlikle portakal suyu içmeyeceğiz çünkü portakaldaki asit maç stresi ile birleşince midemizde bir felakete yol açabilir.

4- Beklentimizi düşük tutup maça gideceğiz ki, maçtaki olaylara tepkimiz azalsın, mide spazmı yaşamayalım. Ufak şeylerden kendimize büyük mutluluklar çıkartacağız. Mesela 1-0’dan sonra topumuz direkten dönerse biz onu gol sayacağız, midemizi ve kendimizi avutacağız.

5- Evden çıkarken yanımıza ilk kombine kartımızı sonra yanımıza talcid, gaviscon hatta ne olur ne olmaz diye bir dil altı hapı almayı da unutmayacağız.

6- Maç sırasında yanımızdaki taraftara destek olacağız, psikolojik destek. Mide asidinin yükselmemesi için telkinlerde bulunacağız.

7- Federasyona toplu dilekçe verip, 1-0 öne geçtikten sonra maçın bitirilmesini talep edileceğiz, 1-0’ın üstüne çok güzel yatıyoruz.

8- Bildiğiniz üzere İddaa Bank Asya maçlarına skora dayalı iddaa seçeneği koymuyor, yine toplu dilekçe ile en azından 1-0 veya 0-1 skor tahminlerinin iddaa bültenlerine koyulmasını talep edeceğiz. En azından midemiz için tedavi masraflarını buradan çıkartabileceğiz.

9- Maç 1-0 devam ederken tüm stad hep birlikte 2-0 için Amerika’da Obama’nın seçimlerde kullandığı “Yes, we can”, “yapabiliriz” sloganını atacağız.

10- Es kaza bir maçta 2 farklı skoru yakalarsak, o günün resmi tatil olması yönünde girişimlerde bulunacağız.

11- Sevgili Serkan Şenyürek maçları anlatırken, skor 1-0 devam ederken sürekli kullandığı sıkıntı kelimesini kullanmasını yasaklatacağız. Ekstra stres yaratıyor.

12- Yeni sezonda tam teşekküllü bir devlet hastanesinden sağlam raporu getirmeyenlere kombine verilmemesini talep edeceğiz.

Son olarak;

13- Maçlarımız 1-0 skoru ile sonuçlanmaya devam ederse yeni sezon takımın ismini Birsıfırspor olarak değiştirmek için federasyona başvurulmasını talep edeceğiz.

Tabi tüm bunlar işin şaka boyutu, biz hep 1-0 kazanalım, midemiz, kalbimiz hepsi feda olsun, yeter ki Adanaspor Şampiyon olsun… Pardon Birsıfırspor şampiyon olsun…

Erkin A. Doygun     

Yazar: Editor
2010-03-19 03:46:31
Israr Ediyorum!
  • Çocuklarını alıp maça giden, çocuklarına turuncu sevdayı miras bırakmayı ilke edinen bir baba olarak diyorum ki: “ Yaşamın hiçbir noktasında küfür ile yan yana olamam… Emeğini ortaya koyanlara hiçbir koşulda sövemem, sövülmesine de izin veremem.” Bu kırmızı çizgimdir benim… Ancak bu coğrafyada yaşayıp da küfür duymamak, bu coğrafyada yaşayıp da küfürsüz bir yaşam istemek, kendi kendini kandırmaktır… Sokakta cümlelerin sonunda tamlayıcı olarak küfür kullanan bir ülkedeyiz… Canlı yayınlarda Turgay Şeren, Gökmen Özdenak, Ali Taran, Mehmet Ali Erbil aracılığıyla küfür işiten, bununla da yetinmeyip küfür odaklı Recep İvedik tiplemesine katıla katıla gülen bir toplumun üyeleriyiz… Bunları görmezden gelmek, ne kadar gerçekçiliktir sorarım size… Bunları söylemek yenilgiyi kabullenmek değil, gerçekleri söylemektir… Bunca olumsuzluğa karşın, küfürle savaşmak gerekir, her yerde her ortamda… Statta küfür istemeyenler, acaba Recep İvedik filmini kaç kez izleyip güldüler…
  • Giresun maçında yaşananları  birbirine karıştırıyoruz… Giresun maçında iki nokta vardır, altı çizilmesi gereken…
  • Birincisi, Sevgili Hakan’ın dediği, yani yekten küfüre başlayan, cezalı Mbilla’yı sorarak hoca’ya küfreden, ezilmişliğinin acısını sahadaki futbol emekçilerinden çıkarmaya çalışan, bilinçsiz bir kitledir… Altını çizerek söylemek istiyorum Bİ-LİNÇ-SİZ… Maça götürdüğümüz çocuklarımıza bunların davranışlarını öğretmiyor, bunları örnek olarak göstermiyoruz… Pardon örnek olarak gösteriyorum; ama nasıl insan olunmaz’ın örneği olarak…
  • İkincisi ise rakip takımın alkışlanmasıdır… Geçen yazımda belirttim, bu eğer suç ise, kendimi ihbar ediyorum ben de alkışladım, dedim ve dediğimin arkasındayım… Şimdi diyorlar ki o alkışlar futbolcuları rencide etti… Eee lütfen yani, izin verin de etsin… 36 yaşındaki Bülent Bölükbaşı sahada basmadık yer bırakmazken bizim övündüğümüz gençlerimiz izlediler yalnızca… Altını çizmekten usandım, ama yine belirteyim… Tribündeki küfür olaylarına ise tepkiniz, evet haklısınız ve ben de sizinleyim… Ama, Giresun’u alkışlamayı ihanetle bir tutuyor, hatta çocuklara kötü örnek olmaktan söz ediyorsanız, burada ayrılıyor yolumuz… Biz, kazandığı zaferden sonra esir ettiği düşman generaline “savaş bitti artık misafirimizsiniz” diyen Gazi’den öğrendik kardeşliği, dostluğu… Ve biz her ne koşulda olursa olsun çocuklarımıza maç sonucunda takdir etmeyi öğretiyoruz her yerde… Bu takdirden birileri rencide mi olacakmış, Buca maçındaki gibi oynasalardı rencide olmazlardı korkmayın… Rencide oluyorlarsa, suçlarını biliyorlar demektir… 
Fatin Murat SEFERBEYOĞLU
Yazar: Editor
2010-03-11 16:48:59

Tiyatroda Buluşalım

http://ul.gcg.me/files/2010-03/tehlikelioyunlar.jpg

14 Mart 2010 Pazar Saat 20.00 

Yer: Büyükşehir Belediye Sahnesi

Yazar: OĞUZ ATAY

Sunum: İstanbul SEYYAR SAHNE

BİLETLER BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE GİŞESİNDEN SATILACAKTIR.

A.PROTOKOL B,C,D,E,F,G,H,I    20 TL

DİĞERLERİ VE BALKON  10 TL

  • ADANASPOR DÜŞÜNCE PLATFORMUNUN ORGANİZE ETTİĞİ OYUNUN GELİRİ İLE
  • YÜREĞİR İLKÖĞRETİM OKULUNDA OKUYAN BAŞARILI VE EKONOMİK DURUMU  İYİ OLMAYAN ÖĞRENCİLERE
  •  ROKET VE MAKET UÇAK KURSU,
  •  CİNEMAXTA SİNEMA İZLETME,
  • BÜYÜKŞEHİR VE DEVLET TİYATROLARINA GÖTÜRME,
  • TÜM OKULLARDA SPORDA ŞİDDET KONULU BÜYÜK ÖDÜLLÜ KOMPOZİSYON YARIŞMASI ,
  • BU OKULA ŞİDDET GİREMEZ KONULU SEMİNERLER İÇİN
  • FUTBOLCULARLA GİDİLECEK OKULLARDA EN AZ 10 ÖĞRENCİYE KURAYLA ADANASPOR  FUTBOLCU İMZALI FORMA HEDİYE ETMEK,
  • ADANASPOR MOUESPET YAPTIRIP ADANASPOR YARARINA DAĞITMAK V.B GİBİ PROJELERİMİZ GERÇEKLEŞECEKTİR.


  • SİZ SANATSEVER SİZ ADANA SEVDALISI DOSTLARIMIZI
  • HEM SANATA DESTEK OLMAYA
  • HEM ADANAMIZIN MARKA KENT OLMASINDA ÖNCÜ OLACAĞINA İNANDIĞIMIZ ADANASPORUMUZA
  • HEM DE KARANLIĞA SÜRÜKLENME TEHLİKESİ İLE BAŞBAŞA BIRAKILAN GENÇLERİMİZE DESTEK OLMANIZ İÇİN
  • TÜM PLATFORM ADINA BU GÜNÜ ÖZEL TUTMANIZI RİCA EDİYORUZ.
Yazar: Editor
2010-03-07 22:45:26

JARDELİZM

http://ul.gcg.me/files/2010-03/Galatasaray_Jardel_Resimleri.jpg

2010 Oscar Ödül Töreni Pazar’ı Pazartesi’ye bağlayan gece, Türkiye saati ile saat 01.00’de başlayacak. Yani bu yazıyı yazarken henüz ödül töreni gerçekleşmemiş ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülünü kimin aldığını bilmiyorum.

  • Oscar Ödül Töreni ile Adanasporumuzun bağlantısına gelecek olursak, bildiğiniz üzere Adanasporun sezon başından beri forvetteki esas oğlanları Emre Aktaş ve Mbilla Etame. Diğer forvetimiz, dürüst olmak gerekirse burun kıvırdığımız Sinan Süngüoğlu. Bu sene forvetler arasında En İyi Erkek Oyuncu kısmında aday göremesek de, Gaziantep Belediye ve Samsun maçındaki golleri ile EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU ÖDÜLÜNÜ Sinan Süngüoğlu’na gönderebileceğimizi düşünüyorum.

Maça gelecek olursak

Samsun maçı her zaman ki klasik tabirimizle -çıplak gözle değil ama giyinik- bir şekilde izlediğimiz için teknik yorumlara girip Kemal Hocanın sinirlerini zıplatmayalım. Zaten galipte geldiğimiz için, bu maçın teknik yorumunu yapmak zevkli olmaz, kime sallayacağız.

  • Maçı kalabalık bir kadro ile Çilingir Sofrasında izledik. Deplasmandaki maçları eğer gitmediysem böyle izlemeyi seçiyorum. Adanaspor’un deplasman futbolu bir nebze daha güzel gözüküyor. Maça totem yaparak başladık; garsonlardan biri gidip sesi açtı, baktım sesi 61’de bırakmış, hemen müdahale ettim, bir 61 Trabzon’un plakası Samsunspor, komşu ilden destek alabilir, bir de 61 tek sayı, riske gerek yok, hemen düzelttirdim. Ses seviyesini 62 sayısında anlaştık. Hem çift sayı, hem Trabzon plakası değil, hem de 62’den tavşan yapabiliyorsunuz. Bu arada 62 nerenin plakası bilmiyorum, neyse önemli değil nasıl olsa galip geldik. Şimdi birileri tavşan lafını duydu, Kemal Hoca da bu maçtaki galibiyeti şapkadan tavşan çıkartarak aldı diyebilir. Yok, o kadar zalim olmayın. Hak ettik.

Şimdi gelelim, JARDELİZM’E.

  • Herkes hatırlar sanırım, Mario Jardel Almedia Ribeiro’yu,
  • Galatasaraylılar ona Süper Mario derlerdi. 
  • Jardelin en önemli özelliği, oyun içerisinde onu göremeseniz de golün olduğu yerde, tek vuruşu ile golü ilan etmesidir.
  • Hatırlarsanız geçenlerde Hasan ŞAŞ, Jardelin ilk antrenmanını anlatmış, şakayla karışık gerçek Jardel’i mi transfer ettik diye şüpheye düşmüştük demişti.

Gelelim bizim takımdaki SÜPER MARİO’ya…

  • Hatırlayın Gaziantep Belediye maçındaki gol vuruşunu,
  • hatırlayın Samsun maçındaki tek vuruşla attığı golü,
  • hatırlayın oyun içerisinde çok gözükmemesini,
  • hatırlayın topla driplingi becerememesini,
  • ama hatırlayın her gol pozisyonunda doğru yerde oluşunu, hatırlayın bizim SÜPER MARİO’yu,
  • hatırlayın SİNAN SÜNGÜOĞLU’nu…

Ne dersiniz Adanaspor’da da bir JARDELİZM AKIMI başlar mı… Ne dersiniz son vuruş eksikliğimizi Jardel Sinan veya Süper Mario Sinan kapatabilir mi?

  • Biz polyanacılık yapalım da… Biz kendi değerlerimize sahip çıkalım da… Gerisi Sinan’a kalsın.

Unutmadan Sinan’a sadece EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU ÖDÜLÜNÜ verdik, takımın diğer oyuncuları ve teknik kadro da EN İYİ ERKEK OYUNCU ÖDÜLÜNE layıktır. Yine unutmadan kimileri de Jardelizm dediğimiz futbolcuları sevmezler, ben Adanaspor için hangisi hayırlı ise o olsun diyorum.

Jardel olmak veya olmamak, işte bütün mesele bu mu?

Av.Erkin A. Doygun

Yazar: Editor
2010-03-02 19:57:14
İyi Futbol Koşan Takım ve Seyirci
 
http://ul.gcg.me/files/2010-03/Adanaspor_Buca_2.jpg


Her şey çok güzel başladı.
 
5 Ocak stadı tarihi günlerinden birini yaşıyordu.
 
Biletler gündüzden alınmış. Maçtan 2 saat önce stadın önü tıklım tıklım. Kuyrukta bekleyenler, kaynak yapanlar, kaynakçılara kızanlar...
 
Nihayet içeri girdik ve heyecanla maçı beklemeye başladık. 
 
Biraz tutuk başladık ama sonrasında takımımız istediği oyunu oynamaya başladı.
 
Gol yedik ama takımımız maçı bırakmadı. Ama emeğimizi çalan bir hakem takımızın güzel oyununu her zaman kesti.
 
Sahadan koşan, mücadele eden, savaşan bir Adanaspor vardı.
 
Yenildik ama bence son haftaların en iyi Adanaspor'u sahadaydı. En azından mücadele ruhu vardı.
 
Maçın sonunda takımıza laf söyleyenlere gösterdiğimiz tepki, yenilmemize rağmen alkışladığımız Adanaspor.
 
Hep böyle oynayalım. Ama şansızlığı daha az yaşayalım ve yakaladığımız pozisyonları gole çevirelim...
 
Ve son olarak biz böyle hırslı ve iyi oynadığımız sürece...
 
Şairin de dediği gibi...
 
“Güzel günler göreceğiz çocuklar
 
Güneşli güzel günler...”

Ahmet Özgök

Yazar: Editor
2010-02-25 23:28:59

KORKU DAĞLARI SARMIŞ!!!

http://ul.gcg.me/files/2010-02/tiger_clipart_4.gif

Son günlerde Buca yönetiminden peş peşe açıklamalar geliyor… Son günlerde Buca yönetimi, maçı sahada değil masa başında kazanmayı amaçlıyor…

İlk önce pazartesi günü açıklama yaptı Buca yönetimi ve dediler ki:

“Adana maçından alınacak kötü bir sonuç bile bizi yolumuzdan çeviremez.”

Bu kendi camialarına yönelik bir sağduyu çağrısı olarak algılanabilir…  Biz iyi niyetli düşünüp öküz ile buzağı ilişkisi sorgulamayalım derken ikinci açıklama bugün geldi Buca yönetiminden… Bakın ne diyorlar:

''Sıralamayı belli edecek altı puanlık bir maç oynayacağız. Adanaspor saha ve seyirci avantajını kullanmaya çalışacak. Eski Teknik Direktörümüz Kemal Kılıç takımımızı yakından tanıyor. Ancak biz de kendisini çok iyi biliyoruz. Kurduğu bu güçlü takım, şimdi ona rakip oldu. Sanırım pazartesi gecesi bu konuda başını çok ağrıtacağız… Seyirci baskısına boyun eğmeyecek, otoriter ve sonucu futbolcuların belirlemesini sağlayacak bir hakem istiyoruz. Sanırım MHK bu yönde bir adım atacaktır…”

Bu açıklamadan sonra, öküzün altında hiçbir şey yoktur diyebilir misiniz? Bu açıklamayı iyi niyetli olarak değerlendirebilir misiniz?

Bucaspor hangi maça çıkarken MHK’ye çağrıda bulunmuştur? Hangi maç öncesi seyirci baskısından bu denli ürkmüştür?

Hayır, amaç  kötü!.. Niyet kötü!.. Buca yönetimi, olası bir yenilginin ardından tutunacak dal arıyor… Olası bir yenilgi de faturayı keseceği çirkin olaylar arıyor… Yani korku dağları sarmış Buca’da…

Bu arkadaşlara bir çift sözümüz olacak…

Sizin gibi süper lig hakemi diye dayatan, hatta yetmeyip futbolcularımıza doping testi isteyen bir takım çıkmıştı karşımıza… O zaman üçüncü ligdeydik… Maçı süper lig hakemi yönetti ve futbolcularımıza doping testi yapıldı… Sonuç ne mi oldu? Beş golle uğurladık onları (Aksaray’dan söz ediyorum tabiî ki)… (Darısı başınıza demek geliyor içimden!)

Kemal Hoca’nın başını ağrıtmayı mı düşünüyorsunuz…  Futbolun kuralları içinde yaparsanız bu dediğinizi biz sizi alkışlar göndeririz buradan… Ama bir diğer takımınız Altay gibi Adana’ya sinir bozmaya, olay çıkarmaya geliyorsanız, Adana seyircisi size şimdiden şu sözlerle yanıt veriyor demektir, iyi dinleyin o zaman: “Başka kapıya, buradan size ekmek yok beyler! Korku dağları sardı mı, bu panik niye!” 

Zavallılaşmayın...


Fatin Murat SEFERBEYOĞLU       

Editörün notu:

*Gerçi Fatin Murat yazmış yazacağını. Lakin biz sezon başından beri hep aynı şarkıyı söylüyoruz; bize gördüğünü çalan haysiyetli hakemler lazım. Ya… Bizim bu entrikalarla işimiz olmaz,

ki her manada vira ulan

vira…

Yazar: Editor
2010-02-19 09:17:36

 Kulak Verelim

Taraftara her zamankinden fazla ihtiyacımız var”  dedi Başkanımız.Tam destek bu sözlere ve ekliyoruz:

http://3.bp.blogspot.com/_Ssud8db3HLY/RlGpTQyKhZI/AAAAAAAAAPg/3NnhreQDvUY/s200/MCj01871590000%5B1%5D.gif
  • Şimdi her şeye daha çok ihtiyacımız var;
  • daha çok inanca,
  • daha çok sevgiye,
  • daha çok güvene,
  • daha çok bütünlüğe,
  • daha çok mücadeleye,
  • daha çok dayanışmaya,
  • daha çok desteğe,
  • sürekli desteğe,
  • sağlam kalmaya sakatlanmamaya,
  • rakibe her alanda basmaya,
  • gole veya gollere,
  • iki haftada üçerden altı puana,
  • Bolu ve Buca’dan toplamda 7 gollük rövanşı almaya,
  • tribünde sonsuz sadakate,
  • 90 dakika nefessiz desteğe,
  • maçı çeviren taraftara,
  • maçın son dakikalarına mutlu huzurlu girmeye…
  • ve işte evet, her şeye daha çok ihtiyacımız var…
Yazar: Editor
2010-02-08 17:54:58

http://ul.gcg.me/files/2010-02/red.jpg

_______________________________

TEKEL işçilerinin direnişi 56'ncı gününde devam ediyor.

Ankara'nın keskin soğuğuna rağmen eylemlerini sürdüren işçiler, çadırlarda
kurdukları sobaların etrafında bekleyişini sürdürüyor.

Hükümetin, soruna olumsuz yaklaşımının ardından, 4 gündür süresiz açlık grevinde olan
146 işçiden 13'ü hastaneye kaldırılırken, sağlık durumu kötüleşen 8
işçi ise açlık grevini bırakmak zorunda kaldı.

Diğer işçilerin, öğrencilerin, emekçilerin, çeşitli kurumların yer yer destek amaçlı başlattıkları açlık grevleri ise sürüyor.

__________________________________

__________________________________

Yazar: Editor
2010-02-02 10:39:28

Korku

 http://ul.gcg.me/files/2010-02/4p.jpg

Transfer yapılamadı (Talha, M. Ali hariç) veya umulan transfer yapılamadı diyeyim. Çok beklentim olmadığını defalarca yazmıştım. Başkanımız bu ekonomik koşullarda amaca uygun hareket alanı bulamadı.

En büyük kütük de A. Durak’tan geldi bu manada. ADS’ye sezon başında yaptığı yardım kadar (1.2 trilyon filan eski parayla) Adana’ya da yardım edeceğini basın önünde açıkladıydı. Ama o kadar. Çünkü karşınızdaki Aytaç Durak.

Olasılıkla Adanaspor’la ve Bayram Akgül’le işi bitti.

Bir başka yaklaşım şu: A.Durak o son gün o kadar parayı çıkarıp verdi ve ADS’de transferlerin forma giyebilmesini sağladı, lakin bu tarafta kaçak oynadı.

Sebep? A. Durak o taraftan yekten korkuyor… Bu tarafı da çantada keklik görüyor.

Bu kadar…

Yazar: Editor
2010-01-31 18:29:15

O Devir Değil Ama Sizin Devriniz Kapanacak

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/bakkal1.jpg

Padişahımız bakkalların devri kapandı, diye buyurmuş. Bunu nerede buyurmuş, dev bir alışveriş merkezinin açılışında yani büyük, sömüren, çoğunda komprador sermayenin kucağında. Efendimiz anlaşılan bu dev merkezlere bakkalları rakip görmüş de böyle demiş. Bunu hayatın gerçeği olarak saptamış. Ey vallah, padişahım çok yaşa, o zaman. Biz de bakkallardan bir kibrit bile almayız buyruk daha çabuk yerine gelsin diye. Bakkallara da birleşin çağrısı yapmış. Ne bileyim, galiba 30-40 bakkal birleşecek ve bir alışveriş merkezi açacak. Acaba memleketin tüm bakkalları birleşse ne olur, Akpci dev marketçilerden biri olabilirler mi? Güldürmeyin insanı. Ama birleşme çağrısı güzel, örneğin hala vakit varken dünyanın değilse de memleketin tüm işçileri birleşebilir, dayatılan “hayatın gerçeklerini” çalışanların, küçük esnafın lehine değiştirebilmek için. Ama bu da mesele, oralık sarı sendikacıdan geçilmiyor. Neyse, uzaklaşmayım konudan. Bakın konuyu özetleyen şu habere:

İstanbul Bağcılar'da yapımı tamamlanan 212 Alışveriş Merkezi'nin açılışında konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan, AVM'lerin gelişen toplumun bir ihtiyacı haline geldiğini, bundan zarar gören mahalle bakkallarının ise çözümü sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çözmeleri gerektiğini söyledi.”

Altını çizdiğim noktaya bakın. Aşk olsun padişahım, kullarını bu kadar mı umursamazsın da koca devletin başı olarak çözüm yolunu sivil toplum örgütleriyle işbirliğinde gösterirsin. Ama ben ne diyorum bre, kılıçlar çekilmiş, saflar belirlenmiş, “hayatın gerçekleri” dayatılmış, satıcılık, taşeronluk, işbirlikçilik almış başını gitmiş… Burada “Don Kişotluk” peşindeyim ben.

*Açılışı başbakan tarafından yapılan alışveriş merkezi için şöyle bir not:

“Eylül ayında toplam 31 kişinin hayatını kaybettiği selde, İkitelli bölgesindeki Ayamama Deresi’nin taşmasına, dere yatağını kapatan 212 Alışveriş Merkezi’nin neden olduğu iddia edilmişti.”

Doğaya “sermayenin gerçekleri” dayatılırken vatandaş ölsün, insanı da “mal” olarak gören işbirlikçi sermaye daha da büyüsün, padişahım da çok yaşasın…

Lakin yazının başlığını tekrarlıyorum:  O Devir Değil Ama Sizin Devriniz Kapanacak! Bakkallar ara sokaklarda, köşe başlarında var olmaya devam edecek, halkın can dostu olarak, sizin utancınız olan o veresiye defterleriyle…

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/zagor.jpg

Zagor’un sözü bu!

Yazar: Editor
2010-01-25 18:21:57

Orada Olmayan Adamdan Maçın Özeti

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/__eytanca.jpg

Adana şeytana uymadı,

Adana’yı şeytan çarpamadı,

Adana şeytan taşladı,

Adana acele etmedi şeytan da karışmadı

Şeytan Adana’yı değil Adana şeytanı dürttü

Adana şeytanın kulağına kurşun döktü

Adana’yı şeytan alıp götüremedi

Adana şeytana pabucunu ters giydirdi

Adana şeytan çıkardı

Ne mübarek takımmışız be :))

Belki R.T.E görür de oynamadan kazanır ve kollanırız diyecem ama hiç gereği yok, alın terimizle anamızın ak sütü gibi hedeflerimize varacağız...

Ali Cem


Yazar: Editor
2010-01-22 15:22:53

Mersin Daha Motive...!
 
http://ul.gcg.me/files/2010-01/as_miy1_1.jpg

Her iki takım taraftarlarının haftalardır beklediği Çukurova Derbisi geldi çattı... Ligin ilk yarısında yapılan ilk karşılaşmayı hepimizin hatırlayacağı gibi Adanaspor'umuz Mersin'de 2-1 kazanmıştı.
 
Devre arasını maddi imkânsızlıklar içinde geçiren Turuncu Beyazlı ekibimiz artık son baharını yaşayan Mohammed Ali Kurtuluş ile anlaşırken; Mersin ise transfer sezonunda bizden daha iyiydi. Mustafa, Fatih Egedik, Joseph ve Kaya Tarakçı ligin ikinci yarısında Mersin İdmanyurdu forması altında mücadele edecekler.
 
Aslında oyunculara tek tek bakınca biz daha iyi bir ekip olarak görünüyoruz ama futbolda en önemli unsur bence MOTİVE olmak! İlk yarı biter bitmez maddi imkânsızlıklar bizim kâbusumuz oldu... Gün boyu konu buydu... Maddi imkânsızlıklar... Ancak öbür tarafa bakıyorum... Lig biter bitmez Mersin takımı transfer peşine düştü ve istedikleri oyuncuları da kadrolarına ilave ettiler... Dolayısıyla biz istediğimiz oyuncuları alamazken Mersin bunların hepsini aldı...
 
Şimdi tekrar motive konusuna değineceğim... Lig başladı ama biz henüz lige başlayamadık... Teknik heyetten ve Başkanımızdan yapılan açıklamaları her gün izliyoruz, görüyoruz... Sıkıntılar had safhada ancak bu dışarıya bir türlü gösterilmiyor... Çünkü önlerinde kaybedilmemesi gereken bir derbi maçı var...
 
Mersin takımını hafta boyu yakından takip ettim.Adeta Bolu maçından çok bu maçla yatıp kalktılar.Sadece teknik kadro da değil..Mersin taraftarı da haftalardır bu maçı bekliyor.Tabir-i Caizse Şampiyonlar Ligi finali oynayacaklarmış gibi hazırlanıyorlar.Bunun yanında Teknik direktör Serhat Güller'inin de koltuğu sallantıda.Serhat Gülleri hafta boyu takımını çok iyi motive etti ve bu zorlu mücadeleye hazırladı.
 
Tüm bunların yanında bir de Adanaspor'umuz da çok önemli bir eksik var... Emre Aktaş...Varlığı bile Mersin'i rahatsız ediyordu...Nasıl etmesin ki… TFF 2.Ligi Yükselme Grubu'nda Mersin'i iç sahada 3-2 yendiğimiz maçta 3 golü ve dış sahada kazandığımız 2-0'lık maçta da ilk golü kendisi atmıştı ama bu maçta Emre de yok!
 
Kısacası tüm faktörler konuk ekibi gösteriyor.Bu zorlu mücadelede bence Mersin İdmanyurdu kaybetmez.İki takımdan da gol bekliyorum...Tahmini skorlar 1-1,1-2...
 
Yanılmayı o kadar çok istiyorum ki...Haydi Kaplanlar! Şans bizden yana olsun, iyi oyun istemiyorum... Yeter ki kazanalım ve son yıllardaki üstünlüğümüzü devam ettirelim...

İsmail Eğriparmak

 

Yazar: Editor
2010-01-07 19:25:46

Ola ki Bir Gün

http://ul.gcg.me/files/2010-01/yollarda.jpg

Ola ki bir gün çıkıp gele

Uzaklarda kalan eski dostlardan biri

Sesinde aşina bir velvele

Kıymıklayıp durur güneşi

 

Ola ki bir gün çıkıp gele

El olup göç etmiş sevgililerden biri

Gözlerinde bir turfanda gülücük

Estirir kavak yelleri

 

Ola ki bir gün çıkıp gele

Gönlümde yaşattıklarımdan biri

Kalbim yeniden şarkı söylemeye başlar

Nabzımı tutunca elleri

 

Ola ki bir gün çıkıp gele

Hiç mi hiç gelmeyecek üzere giden biri

Seğirir gök ekinler misali

Gölgesi düşünce içeri

 

Ola ki bir gün çıkıp gele

Beni her zaman böyle bekletenlerden biri

Ilık bir yağmur gibi dokununca derime

Değişirdi kaderimin kaderi

 

Ya da bir gün ben çekip giderim buradan

Gelmeden benim beklediklerimden hiçbiri

Sezai Karakoç

Yazar: Editor
2010-01-01 15:53:15

Alıcısı Bulunamadı

[g.gif]

Hani gurbettesindir / Yürekte ice bir sızı / Dilinde hüzünlü  bir şarkı dolaşıyorsundur / Kah aydınlıkKah karanlık yollarda / Yanan her evin lambası / Yüreğinde bir özlem tadı bırakıyordur / Şimdi sevdiklerimin yanında olmalıydım” diyorsundur / İç  çekerek / Acı  çekerek / Ve ağlayarak / Ağladığını  bir sen biliyorsundur / Bir de yüreğin / İçli ağlamalar / Başka adrese ulaşmaz ki zaten

Çünkü adresi yanlış yazılmıştır onların / Üzerinde bir kırmızı kaşe ile / Gelir konar yüreğinin ortasına / “Alıcısı Bulunamadı” / Sonra dönersin memleketine / Sanırsın ki her şey eskisi gibi / Sevdiklerin yanında / Dostluklar kış geceleri sıcaklığında / Oysa değişmiştir her şey / Kardeşler yabancılaşmış / Dostluklar hastalıklıdır artık / Ve anlarsın ki / Gurbet olmuştur memleket / Memleketin olmuştur gurbet / İşte bunun kadar yakmaz yüreğini /“Alıcısı Bulunamadı” ile / Sana dönen ağlamalar...

Fatin Murat

Yazar: Editor
2009-12-23 19:55:28

Mum Aleviyle Oynayan Kedinin Öyküsü

http://ul.gcg.me/files/2009-12/_F6zdemir_asaf.jpg

 I

Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında
O evde bir de kedi vardı.
Geceler indiğinde kendi havasında
Mum yanar, kedi de oynardı.

Mumun yandığı gecelerden birinde
Kedi oyunlarına daldı.
Oyun arayan gözlerinde
Mumun alevi yandı,
Baktı,
Mumun titrek alevinde
Oyuna çağıran bir hava vardı.

Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına
Uzandı bir el attı.
Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı..
İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.

Kedi, oyunlarında büyüyordu,
Mum, üşüyordu yanmalarında.
Zaman ikili yürüyordu
Aralarında.
Bir ayrışım görünüyordu
Birinin yanmalarında
Öbürünün oynamalarında.

Kedi oyunlarında büyüyordu,
Yitirerek gitgide oyunlarını.
Mum küçülüyordu yanmalarında,
Yitirerek gitgide yakmalarını.

Oynarken büyüyen kedi yanacak,
Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
Büyüyen yana yana anlayacaktı.


Bir mum yanmasından
Ve bir kedi oyunundan
Kaldı sonunda
Bir gecenin tam ortasında
Bir evin bir odasında
Göz-göze susan
İki insan.

II

Mum yandı bitti,
Kedi büyüdü gitti.
Oyunlar karıştı gecelerde
Suskun uykusuzluklara.

O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,
Birinin dalmalarında mum
Kaldı gitti.

Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,
Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri..
Bugün dün gibi oluyor,
Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,
Belleğimi yakıyor kedinin elleri.

Özdemir Asaf

Yazar: Editor
2009-12-10 21:36:27

Gel Tezkere

http://ul.gcg.me/files/2009-12/kaplan.jpg

Kaplanım 01 / yani Apo kardeşimiz Cuma sabahı askere yolcu.

Adanaspor formları ve tribün onun yokluğunu hissedecek elbette.

Ama hiçbir yol uzun değildir ve geçmeyecek zaman, bitmeyecek ayrılık yoktur bu anlamda.

Formlar, tribünler ve Kaplanım 01 yine bir bütün olacak.

Biz de onun yokluğunu aratmayacağız hiçbir yerde: ))

Adanasporumuz onu Kartal deplasmanında 4 golle uğurlamış oldu. Dönüşünde de şampiyonlukla karşılamış olacak. 1. ligde bıraktığı Adanaspor’u süper ligde devralacak…

Demedi demeyin: ))

Sağlıcakla git, sağlıcakla gel!

Yazar: Editor
2009-11-27 12:32:48
http://ul.gcg.me/files/2009-11/hbr.jpg
 

Haber bugünkü Hürriyet’ten…

Dünkü yazımızda biz de tam bunu demiştik.

İkiyüzlülük…

Bir öyle bir böyle…

Ama hep böyle değil mi diyeceksiniz!

Eyvallah…

Lakin bize uzak olması dileğiyle…

Hele futbol ve futbolcu üzerinden birtakım kıyametler koparıp sonra da bunun kaymaklı kadayıfını götürmek…

 

Neyse,

Bugün bayramın ilk günü.

Keyfini çıkaralım biz.

Bizim bayram şekerlerimiz 3. günde gelecek,

Adanaspor’dan…

Yine inanıyorum…

Vira…

Not:

Tıklarsanız platform.net'te Metehan Bedraslıoğlu tarafından yapılan Konyaspor analizini okuyabilirsiniz.

Yazar: Editor
2009-11-14 09:29:53

Cumartesi

http://ul.gcg.me/files/2009-11/ctsi.jpg

Bugün cumartesi,

Tatlı başlangıcı hafta sonunun. Aslında buna cuma akşamını da dâhil edebiliriz, yani cumartesilerin bir parçasıdır cuma akşamları okul veya iş dönüşleri.

İnsanoğlunun en çok sevdiği gün.

Kalfa ve çıraklarda haftalık alma günü.

Belki sevgiliyle buluşma günü.

Bazen bir maç günü, seyircili ama, örneğin Adanaspor-Konyaspor maçı, akşam saatlerinde tatlı bir sonbaharda, cumartesi günü serinliğinde… off…

Diğer günlerin; pazartesilerin, salıların veya perşembelerin tutulduğu, âşık olduğu gün…

Salı onun için bileklerini keser, Perşembe rakıya vurur kendini, Çarşamba zaten kayıptır, Pazar, ah kaçırdım elimden onu der. Pazartesi onun için efkârlı şarkılar söyler, Cuma bir parçamı sana veririm der.

Bugün cumartesi. Gün keyfince olmalı.

O zaman şu alıntıyla bitirelim:

“(ne güzel bir gün bu

birkaç şiir, bir  öykü

biraz müzik, belki sessizlik / biraz keder...

n’olur bitmesin gün bugün ...)

aslında

cumartesidir bende keder

                           - ki kalır -

                           gün

                           biter ...”

Yazar: Editor
2009-11-09 17:06:30

Farklı Görüşler

http://ul.gcg.me/files/2009-11/klm.png

Erciyes maçının sonucundan sonra bir yazı üzerine blog yazarlarımızdan sevgili Fatin Murat’la konuştuk biraz. Dertli ve hiddetliydi.

Evimizdeki puan kayıpları Murat’ın canını fena sıkıyor: ))

Genel olarak şöyle seyretti konuşma:

Murat, takımın korkak oynatıldığını düşünüyor ve eleştirisini bu noktada yapıyor. Ekrem Al’dan kalan bu rahatsızlığın Kemal Hoca’da da devam ettiğini söylüyor. Erciyes maçına ne olursa olsun çift forvetle çıkılmış olması gerektiğini ekliyor. Böyle giderse Kemal Hoca’ya olan inancını kaybedeceğini de vurguluyor.

Benim yaklaşımım da sorunun kadroyla ilgili olduğu yönündeydi bu kısa diyalogda. Daha önce de yazdığım gibi ilk yarı bitene kadar her bir puan, içeride veya dışarıda, bizim için önemli kazançtır. Durduğum yer budur. Devre arasında Kemal Hoca kadroyu kendi kıvamına getirir ve varmak istediğimiz yere yol alırız.

Lafın özü böyledir.

Peki, bu yazının ana fikri nedir?

Hemen söyleyeyim: Bu sayfada farklı yaklaşımlar görebilirsiniz aynı durumlar veya kişiler için.

Bunu bir çelişki olarak görmeyiniz. Kaplanpenche bir öyle diyor, bir böyle diyor, diye düşünmeyiniz.

Elbette bir editör inisiyatifi vardır; ama bu inisiyatif de yazarların fikirlerini belirtme noktasında geçişken olacaktır.

Yeter ki Adanaspor bundan olumsuz etkilenmesin.

O zaman yazarlarımıza da vira!

Yazar: Editor
2009-10-30 10:40:27

Bize Ceza Diğerlerine Ödül


Altay maçından dolayı Adanaspor’a iki maç ceza, seyircisiz.

Misafir takım tribününü darmadağın eden Altay’a bir miktar para cezası.

Sevgili Murat bir yazısında Altay’ın dış sahada sadece Kasımpaşa ve Diyarbakır’a yenildiğini yazmıştır. Bu federasyonla ve hakemleriyle onları yenen çıkmaz. Bu koşullarda onların şampiyon olamamaları sadece kendi beceriksizlikleri olur.

Kimse bu federasyonun Altay’a karşı “ilgisiz” olduğunu söylemesin, kralı inandıramaz.

Peki ya o hakem müsveddesi? Ona yeni bir maç daha, bakalım orada kimin hesabına ötecek?

 

Ya o, WC’lerden söktüklerini sahaya atan “düşman işbirlikçilere” ne demeli? O ‘Truva’ atlarına, içimizdeki hain ajan provokatörlere…

Bu konuda yetkililer bir şey diyecektir. Onları tespit etmek mesele değil. Gereğini yapmak onların sorumluluğundadır şimdi.

Bir de çok güçlü bir oranı temsil eden hakiki, saf, has Adanaspor taraftarına sorumluluk düşmektedir:

Bırakın taş vs atılmasına bir tek oyuncumuza bile, en kötü günündeyken de herhangi bir hakaret edilmesine dahi izin vermemeli, tepkisini en seri biçimde koymalıdır. Bunu yapmak zorundayız Adanaspor’un selameti için. Unutmayalım, biz onlardan o tribünde en az on bin kişi fazlayız…

Bir cezayı o provokatörler nedeniyle hak ettik. Ama bu kadarını asla hak etmedik. Hatta Altay’a verilen o 7500 TL cezanın yanında bu ceza art niyetle verilmiş bir cezadır, genel taraftarın, 10 binin üzerindeki insanın sağduyusu görmezden gelinerek verilmiş bir cezadır.

Federasyoncuların rengini belli eden bir cezadır, bizim de bundan sonra tüm bu olumsuzlukları hesaba katarak davranmamız gerektiğini gösteren ve daha birlik olmamızı mecbur kılan bir cezadır.

Yazar: Editor
2009-09-29 11:37:51

Bedel Ödemek…

  • Sezona hazırlık aşamasında, bir takımın başında olup takımı lige hazırlamak… Takımdaki oyunculara biçim vermek ve bunun sonunda lige başlamak…Bu saydıklarım her takımın yaşadığı, her teknik direktörün başından geçen rutin olaylar… Ama Adanaspor için son iki sezondur bu rutin işler hiç iyi gitmiyor…
  • Geçen yılı bir anımsayın… Hüsnü Özkara ile başlayan sezon hazırlıkları ve Hüsnü Özkara’nın oluşturduğu takım iskeleti daha ikinci haftada iflas etmiş ve hoca ile yollar ayrılmıştı…
  • Bu yıl Ekrem Al ile başlayan sezon hazırlıkları ve Ekrem Al’ın oluşturduğu takım iskeleti altıncı haftada iflas etti – ki bu sitede defalarca bu hoca’nın ilk on hafta içinde gideceği yazılmıştı- 
  • Şimdi dönüp de geçmişi sorgulamanın, geçmişle hesaplaşmanın bir anlamı yok… Klasik söylemle “önümüze bakacağız”… Ancak yeni gelecek olan teknik direktöre çok iş düşüyor; çünkü yıkık bir binayı onarmak