2010-03-11 16:48:59

Tiyatroda Buluşalım

http://ul.gcg.me/files/2010-03/tehlikelioyunlar.jpg

14 Mart 2010 Pazar Saat 20.00 

Yer: Büyükşehir Belediye Sahnesi

Yazar: OĞUZ ATAY

Sunum: İstanbul SEYYAR SAHNE

BİLETLER BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE GİŞESİNDEN SATILACAKTIR.

A.PROTOKOL B,C,D,E,F,G,H,I    20 TL

DİĞERLERİ VE BALKON  10 TL

  • ADANASPOR DÜŞÜNCE PLATFORMUNUN ORGANİZE ETTİĞİ OYUNUN GELİRİ İLE
  • YÜREĞİR İLKÖĞRETİM OKULUNDA OKUYAN BAŞARILI VE EKONOMİK DURUMU  İYİ OLMAYAN ÖĞRENCİLERE
  •  ROKET VE MAKET UÇAK KURSU,
  •  CİNEMAXTA SİNEMA İZLETME,
  • BÜYÜKŞEHİR VE DEVLET TİYATROLARINA GÖTÜRME,
  • TÜM OKULLARDA SPORDA ŞİDDET KONULU BÜYÜK ÖDÜLLÜ KOMPOZİSYON YARIŞMASI ,
  • BU OKULA ŞİDDET GİREMEZ KONULU SEMİNERLER İÇİN
  • FUTBOLCULARLA GİDİLECEK OKULLARDA EN AZ 10 ÖĞRENCİYE KURAYLA ADANASPOR  FUTBOLCU İMZALI FORMA HEDİYE ETMEK,
  • ADANASPOR MOUESPET YAPTIRIP ADANASPOR YARARINA DAĞITMAK V.B GİBİ PROJELERİMİZ GERÇEKLEŞECEKTİR.


  • SİZ SANATSEVER SİZ ADANA SEVDALISI DOSTLARIMIZI
  • HEM SANATA DESTEK OLMAYA
  • HEM ADANAMIZIN MARKA KENT OLMASINDA ÖNCÜ OLACAĞINA İNANDIĞIMIZ ADANASPORUMUZA
  • HEM DE KARANLIĞA SÜRÜKLENME TEHLİKESİ İLE BAŞBAŞA BIRAKILAN GENÇLERİMİZE DESTEK OLMANIZ İÇİN
  • TÜM PLATFORM ADINA BU GÜNÜ ÖZEL TUTMANIZI RİCA EDİYORUZ.
Yazar: Editor
2010-03-07 22:45:26

JARDELİZM

http://ul.gcg.me/files/2010-03/Galatasaray_Jardel_Resimleri.jpg

2010 Oscar Ödül Töreni Pazar’ı Pazartesi’ye bağlayan gece, Türkiye saati ile saat 01.00’de başlayacak. Yani bu yazıyı yazarken henüz ödül töreni gerçekleşmemiş ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülünü kimin aldığını bilmiyorum.

  • Oscar Ödül Töreni ile Adanasporumuzun bağlantısına gelecek olursak, bildiğiniz üzere Adanasporun sezon başından beri forvetteki esas oğlanları Emre Aktaş ve Mbilla Etame. Diğer forvetimiz, dürüst olmak gerekirse burun kıvırdığımız Sinan Süngüoğlu. Bu sene forvetler arasında En İyi Erkek Oyuncu kısmında aday göremesek de, Gaziantep Belediye ve Samsun maçındaki golleri ile EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU ÖDÜLÜNÜ Sinan Süngüoğlu’na gönderebileceğimizi düşünüyorum.

Maça gelecek olursak

Samsun maçı her zaman ki klasik tabirimizle -çıplak gözle değil ama giyinik- bir şekilde izlediğimiz için teknik yorumlara girip Kemal Hocanın sinirlerini zıplatmayalım. Zaten galipte geldiğimiz için, bu maçın teknik yorumunu yapmak zevkli olmaz, kime sallayacağız.

  • Maçı kalabalık bir kadro ile Çilingir Sofrasında izledik. Deplasmandaki maçları eğer gitmediysem böyle izlemeyi seçiyorum. Adanaspor’un deplasman futbolu bir nebze daha güzel gözüküyor. Maça totem yaparak başladık; garsonlardan biri gidip sesi açtı, baktım sesi 61’de bırakmış, hemen müdahale ettim, bir 61 Trabzon’un plakası Samsunspor, komşu ilden destek alabilir, bir de 61 tek sayı, riske gerek yok, hemen düzelttirdim. Ses seviyesini 62 sayısında anlaştık. Hem çift sayı, hem Trabzon plakası değil, hem de 62’den tavşan yapabiliyorsunuz. Bu arada 62 nerenin plakası bilmiyorum, neyse önemli değil nasıl olsa galip geldik. Şimdi birileri tavşan lafını duydu, Kemal Hoca da bu maçtaki galibiyeti şapkadan tavşan çıkartarak aldı diyebilir. Yok, o kadar zalim olmayın. Hak ettik.

Şimdi gelelim, JARDELİZM’E.

  • Herkes hatırlar sanırım, Mario Jardel Almedia Ribeiro’yu,
  • Galatasaraylılar ona Süper Mario derlerdi. 
  • Jardelin en önemli özelliği, oyun içerisinde onu göremeseniz de golün olduğu yerde, tek vuruşu ile golü ilan etmesidir.
  • Hatırlarsanız geçenlerde Hasan ŞAŞ, Jardelin ilk antrenmanını anlatmış, şakayla karışık gerçek Jardel’i mi transfer ettik diye şüpheye düşmüştük demişti.

Gelelim bizim takımdaki SÜPER MARİO’ya…

  • Hatırlayın Gaziantep Belediye maçındaki gol vuruşunu,
  • hatırlayın Samsun maçındaki tek vuruşla attığı golü,
  • hatırlayın oyun içerisinde çok gözükmemesini,
  • hatırlayın topla driplingi becerememesini,
  • ama hatırlayın her gol pozisyonunda doğru yerde oluşunu, hatırlayın bizim SÜPER MARİO’yu,
  • hatırlayın SİNAN SÜNGÜOĞLU’nu…

Ne dersiniz Adanaspor’da da bir JARDELİZM AKIMI başlar mı… Ne dersiniz son vuruş eksikliğimizi Jardel Sinan veya Süper Mario Sinan kapatabilir mi?

  • Biz polyanacılık yapalım da… Biz kendi değerlerimize sahip çıkalım da… Gerisi Sinan’a kalsın.

Unutmadan Sinan’a sadece EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU ÖDÜLÜNÜ verdik, takımın diğer oyuncuları ve teknik kadro da EN İYİ ERKEK OYUNCU ÖDÜLÜNE layıktır. Yine unutmadan kimileri de Jardelizm dediğimiz futbolcuları sevmezler, ben Adanaspor için hangisi hayırlı ise o olsun diyorum.

Jardel olmak veya olmamak, işte bütün mesele bu mu?

Av.Erkin A. Doygun

Yazar: Editor
2010-03-02 19:57:14
İyi Futbol Koşan Takım ve Seyirci
 
http://ul.gcg.me/files/2010-03/Adanaspor_Buca_2.jpg


Her şey çok güzel başladı.
 
5 Ocak stadı tarihi günlerinden birini yaşıyordu.
 
Biletler gündüzden alınmış. Maçtan 2 saat önce stadın önü tıklım tıklım. Kuyrukta bekleyenler, kaynak yapanlar, kaynakçılara kızanlar...
 
Nihayet içeri girdik ve heyecanla maçı beklemeye başladık. 
 
Biraz tutuk başladık ama sonrasında takımımız istediği oyunu oynamaya başladı.
 
Gol yedik ama takımımız maçı bırakmadı. Ama emeğimizi çalan bir hakem takımızın güzel oyununu her zaman kesti.
 
Sahadan koşan, mücadele eden, savaşan bir Adanaspor vardı.
 
Yenildik ama bence son haftaların en iyi Adanaspor'u sahadaydı. En azından mücadele ruhu vardı.
 
Maçın sonunda takımıza laf söyleyenlere gösterdiğimiz tepki, yenilmemize rağmen alkışladığımız Adanaspor.
 
Hep böyle oynayalım. Ama şansızlığı daha az yaşayalım ve yakaladığımız pozisyonları gole çevirelim...
 
Ve son olarak biz böyle hırslı ve iyi oynadığımız sürece...
 
Şairin de dediği gibi...
 
“Güzel günler göreceğiz çocuklar
 
Güneşli güzel günler...”

Ahmet Özgök

Yazar: Editor
2010-02-25 23:28:59

KORKU DAĞLARI SARMIŞ!!!

http://ul.gcg.me/files/2010-02/tiger_clipart_4.gif

Son günlerde Buca yönetiminden peş peşe açıklamalar geliyor… Son günlerde Buca yönetimi, maçı sahada değil masa başında kazanmayı amaçlıyor…

İlk önce pazartesi günü açıklama yaptı Buca yönetimi ve dediler ki:

“Adana maçından alınacak kötü bir sonuç bile bizi yolumuzdan çeviremez.”

Bu kendi camialarına yönelik bir sağduyu çağrısı olarak algılanabilir…  Biz iyi niyetli düşünüp öküz ile buzağı ilişkisi sorgulamayalım derken ikinci açıklama bugün geldi Buca yönetiminden… Bakın ne diyorlar:

''Sıralamayı belli edecek altı puanlık bir maç oynayacağız. Adanaspor saha ve seyirci avantajını kullanmaya çalışacak. Eski Teknik Direktörümüz Kemal Kılıç takımımızı yakından tanıyor. Ancak biz de kendisini çok iyi biliyoruz. Kurduğu bu güçlü takım, şimdi ona rakip oldu. Sanırım pazartesi gecesi bu konuda başını çok ağrıtacağız… Seyirci baskısına boyun eğmeyecek, otoriter ve sonucu futbolcuların belirlemesini sağlayacak bir hakem istiyoruz. Sanırım MHK bu yönde bir adım atacaktır…”

Bu açıklamadan sonra, öküzün altında hiçbir şey yoktur diyebilir misiniz? Bu açıklamayı iyi niyetli olarak değerlendirebilir misiniz?

Bucaspor hangi maça çıkarken MHK’ye çağrıda bulunmuştur? Hangi maç öncesi seyirci baskısından bu denli ürkmüştür?

Hayır, amaç  kötü!.. Niyet kötü!.. Buca yönetimi, olası bir yenilginin ardından tutunacak dal arıyor… Olası bir yenilgi de faturayı keseceği çirkin olaylar arıyor… Yani korku dağları sarmış Buca’da…

Bu arkadaşlara bir çift sözümüz olacak…

Sizin gibi süper lig hakemi diye dayatan, hatta yetmeyip futbolcularımıza doping testi isteyen bir takım çıkmıştı karşımıza… O zaman üçüncü ligdeydik… Maçı süper lig hakemi yönetti ve futbolcularımıza doping testi yapıldı… Sonuç ne mi oldu? Beş golle uğurladık onları (Aksaray’dan söz ediyorum tabiî ki)… (Darısı başınıza demek geliyor içimden!)

Kemal Hoca’nın başını ağrıtmayı mı düşünüyorsunuz…  Futbolun kuralları içinde yaparsanız bu dediğinizi biz sizi alkışlar göndeririz buradan… Ama bir diğer takımınız Altay gibi Adana’ya sinir bozmaya, olay çıkarmaya geliyorsanız, Adana seyircisi size şimdiden şu sözlerle yanıt veriyor demektir, iyi dinleyin o zaman: “Başka kapıya, buradan size ekmek yok beyler! Korku dağları sardı mı, bu panik niye!” 

Zavallılaşmayın...


Fatin Murat SEFERBEYOĞLU       

Editörün notu:

*Gerçi Fatin Murat yazmış yazacağını. Lakin biz sezon başından beri hep aynı şarkıyı söylüyoruz; bize gördüğünü çalan haysiyetli hakemler lazım. Ya… Bizim bu entrikalarla işimiz olmaz,

ki her manada vira ulan

vira…

Yazar: Editor
2010-02-19 09:17:36

 Kulak Verelim

Taraftara her zamankinden fazla ihtiyacımız var”  dedi Başkanımız.Tam destek bu sözlere ve ekliyoruz:

http://3.bp.blogspot.com/_Ssud8db3HLY/RlGpTQyKhZI/AAAAAAAAAPg/3NnhreQDvUY/s200/MCj01871590000%5B1%5D.gif
  • Şimdi her şeye daha çok ihtiyacımız var;
  • daha çok inanca,
  • daha çok sevgiye,
  • daha çok güvene,
  • daha çok bütünlüğe,
  • daha çok mücadeleye,
  • daha çok dayanışmaya,
  • daha çok desteğe,
  • sürekli desteğe,
  • sağlam kalmaya sakatlanmamaya,
  • rakibe her alanda basmaya,
  • gole veya gollere,
  • iki haftada üçerden altı puana,
  • Bolu ve Buca’dan toplamda 7 gollük rövanşı almaya,
  • tribünde sonsuz sadakate,
  • 90 dakika nefessiz desteğe,
  • maçı çeviren taraftara,
  • maçın son dakikalarına mutlu huzurlu girmeye…
  • ve işte evet, her şeye daha çok ihtiyacımız var…
Yazar: Editor
2010-02-08 17:54:58

http://ul.gcg.me/files/2010-02/red.jpg

_______________________________

TEKEL işçilerinin direnişi 56'ncı gününde devam ediyor.

Ankara'nın keskin soğuğuna rağmen eylemlerini sürdüren işçiler, çadırlarda
kurdukları sobaların etrafında bekleyişini sürdürüyor.

Hükümetin, soruna olumsuz yaklaşımının ardından, 4 gündür süresiz açlık grevinde olan
146 işçiden 13'ü hastaneye kaldırılırken, sağlık durumu kötüleşen 8
işçi ise açlık grevini bırakmak zorunda kaldı.

Diğer işçilerin, öğrencilerin, emekçilerin, çeşitli kurumların yer yer destek amaçlı başlattıkları açlık grevleri ise sürüyor.

__________________________________

__________________________________

Yazar: Editor
2010-02-02 10:39:28

Korku

 http://ul.gcg.me/files/2010-02/4p.jpg

Transfer yapılamadı (Talha, M. Ali hariç) veya umulan transfer yapılamadı diyeyim. Çok beklentim olmadığını defalarca yazmıştım. Başkanımız bu ekonomik koşullarda amaca uygun hareket alanı bulamadı.

En büyük kütük de A. Durak’tan geldi bu manada. ADS’ye sezon başında yaptığı yardım kadar (1.2 trilyon filan eski parayla) Adana’ya da yardım edeceğini basın önünde açıkladıydı. Ama o kadar. Çünkü karşınızdaki Aytaç Durak.

Olasılıkla Adanaspor’la ve Bayram Akgül’le işi bitti.

Bir başka yaklaşım şu: A.Durak o son gün o kadar parayı çıkarıp verdi ve ADS’de transferlerin forma giyebilmesini sağladı, lakin bu tarafta kaçak oynadı.

Sebep? A. Durak o taraftan yekten korkuyor… Bu tarafı da çantada keklik görüyor.

Bu kadar…

Yazar: Editor
2010-01-31 18:29:15

O Devir Değil Ama Sizin Devriniz Kapanacak

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/bakkal1.jpg

Padişahımız bakkalların devri kapandı, diye buyurmuş. Bunu nerede buyurmuş, dev bir alışveriş merkezinin açılışında yani büyük, sömüren, çoğunda komprador sermayenin kucağında. Efendimiz anlaşılan bu dev merkezlere bakkalları rakip görmüş de böyle demiş. Bunu hayatın gerçeği olarak saptamış. Ey vallah, padişahım çok yaşa, o zaman. Biz de bakkallardan bir kibrit bile almayız buyruk daha çabuk yerine gelsin diye. Bakkallara da birleşin çağrısı yapmış. Ne bileyim, galiba 30-40 bakkal birleşecek ve bir alışveriş merkezi açacak. Acaba memleketin tüm bakkalları birleşse ne olur, Akpci dev marketçilerden biri olabilirler mi? Güldürmeyin insanı. Ama birleşme çağrısı güzel, örneğin hala vakit varken dünyanın değilse de memleketin tüm işçileri birleşebilir, dayatılan “hayatın gerçeklerini” çalışanların, küçük esnafın lehine değiştirebilmek için. Ama bu da mesele, oralık sarı sendikacıdan geçilmiyor. Neyse, uzaklaşmayım konudan. Bakın konuyu özetleyen şu habere:

İstanbul Bağcılar'da yapımı tamamlanan 212 Alışveriş Merkezi'nin açılışında konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan, AVM'lerin gelişen toplumun bir ihtiyacı haline geldiğini, bundan zarar gören mahalle bakkallarının ise çözümü sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çözmeleri gerektiğini söyledi.”

Altını çizdiğim noktaya bakın. Aşk olsun padişahım, kullarını bu kadar mı umursamazsın da koca devletin başı olarak çözüm yolunu sivil toplum örgütleriyle işbirliğinde gösterirsin. Ama ben ne diyorum bre, kılıçlar çekilmiş, saflar belirlenmiş, “hayatın gerçekleri” dayatılmış, satıcılık, taşeronluk, işbirlikçilik almış başını gitmiş… Burada “Don Kişotluk” peşindeyim ben.

*Açılışı başbakan tarafından yapılan alışveriş merkezi için şöyle bir not:

“Eylül ayında toplam 31 kişinin hayatını kaybettiği selde, İkitelli bölgesindeki Ayamama Deresi’nin taşmasına, dere yatağını kapatan 212 Alışveriş Merkezi’nin neden olduğu iddia edilmişti.”

Doğaya “sermayenin gerçekleri” dayatılırken vatandaş ölsün, insanı da “mal” olarak gören işbirlikçi sermaye daha da büyüsün, padişahım da çok yaşasın…

Lakin yazının başlığını tekrarlıyorum:  O Devir Değil Ama Sizin Devriniz Kapanacak! Bakkallar ara sokaklarda, köşe başlarında var olmaya devam edecek, halkın can dostu olarak, sizin utancınız olan o veresiye defterleriyle…

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/zagor.jpg

Zagor’un sözü bu!

Yazar: Editor
2010-01-25 18:21:57

Orada Olmayan Adamdan Maçın Özeti

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/__eytanca.jpg

Adana şeytana uymadı,

Adana’yı şeytan çarpamadı,

Adana şeytan taşladı,

Adana acele etmedi şeytan da karışmadı

Şeytan Adana’yı değil Adana şeytanı dürttü

Adana şeytanın kulağına kurşun döktü

Adana’yı şeytan alıp götüremedi

Adana şeytana pabucunu ters giydirdi

Adana şeytan çıkardı

Ne mübarek takımmışız be :))

Belki R.T.E görür de oynamadan kazanır ve kollanırız diyecem ama hiç gereği yok, alın terimizle anamızın ak sütü gibi hedeflerimize varacağız...

Ali Cem


Yazar: Editor
2010-01-22 15:22:53

Mersin Daha Motive...!
 
http://ul.gcg.me/files/2010-01/as_miy1_1.jpg

Her iki takım taraftarlarının haftalardır beklediği Çukurova Derbisi geldi çattı... Ligin ilk yarısında yapılan ilk karşılaşmayı hepimizin hatırlayacağı gibi Adanaspor'umuz Mersin'de 2-1 kazanmıştı.
 
Devre arasını maddi imkânsızlıklar içinde geçiren Turuncu Beyazlı ekibimiz artık son baharını yaşayan Mohammed Ali Kurtuluş ile anlaşırken; Mersin ise transfer sezonunda bizden daha iyiydi. Mustafa, Fatih Egedik, Joseph ve Kaya Tarakçı ligin ikinci yarısında Mersin İdmanyurdu forması altında mücadele edecekler.
 
Aslında oyunculara tek tek bakınca biz daha iyi bir ekip olarak görünüyoruz ama futbolda en önemli unsur bence MOTİVE olmak! İlk yarı biter bitmez maddi imkânsızlıklar bizim kâbusumuz oldu... Gün boyu konu buydu... Maddi imkânsızlıklar... Ancak öbür tarafa bakıyorum... Lig biter bitmez Mersin takımı transfer peşine düştü ve istedikleri oyuncuları da kadrolarına ilave ettiler... Dolayısıyla biz istediğimiz oyuncuları alamazken Mersin bunların hepsini aldı...
 
Şimdi tekrar motive konusuna değineceğim... Lig başladı ama biz henüz lige başlayamadık... Teknik heyetten ve Başkanımızdan yapılan açıklamaları her gün izliyoruz, görüyoruz... Sıkıntılar had safhada ancak bu dışarıya bir türlü gösterilmiyor... Çünkü önlerinde kaybedilmemesi gereken bir derbi maçı var...
 
Mersin takımını hafta boyu yakından takip ettim.Adeta Bolu maçından çok bu maçla yatıp kalktılar.Sadece teknik kadro da değil..Mersin taraftarı da haftalardır bu maçı bekliyor.Tabir-i Caizse Şampiyonlar Ligi finali oynayacaklarmış gibi hazırlanıyorlar.Bunun yanında Teknik direktör Serhat Güller'inin de koltuğu sallantıda.Serhat Gülleri hafta boyu takımını çok iyi motive etti ve bu zorlu mücadeleye hazırladı.
 
Tüm bunların yanında bir de Adanaspor'umuz da çok önemli bir eksik var... Emre Aktaş...Varlığı bile Mersin'i rahatsız ediyordu...Nasıl etmesin ki… TFF 2.Ligi Yükselme Grubu'nda Mersin'i iç sahada 3-2 yendiğimiz maçta 3 golü ve dış sahada kazandığımız 2-0'lık maçta da ilk golü kendisi atmıştı ama bu maçta Emre de yok!
 
Kısacası tüm faktörler konuk ekibi gösteriyor.Bu zorlu mücadelede bence Mersin İdmanyurdu kaybetmez.İki takımdan da gol bekliyorum...Tahmini skorlar 1-1,1-2...
 
Yanılmayı o kadar çok istiyorum ki...Haydi Kaplanlar! Şans bizden yana olsun, iyi oyun istemiyorum... Yeter ki kazanalım ve son yıllardaki üstünlüğümüzü devam ettirelim...

İsmail Eğriparmak

 

Yazar: Editor
2010-01-07 19:25:46

Ola ki Bir Gün

http://ul.gcg.me/files/2010-01/yollarda.jpg

Ola ki bir gün çıkıp gele

Uzaklarda kalan eski dostlardan biri

Sesinde aşina bir velvele

Kıymıklayıp durur güneşi

 

Ola ki bir gün çıkıp gele

El olup göç etmiş sevgililerden biri

Gözlerinde bir turfanda gülücük

Estirir kavak yelleri

 

Ola ki bir gün çıkıp gele

Gönlümde yaşattıklarımdan biri

Kalbim yeniden şarkı söylemeye başlar

Nabzımı tutunca elleri

 

Ola ki bir gün çıkıp gele

Hiç mi hiç gelmeyecek üzere giden biri

Seğirir gök ekinler misali

Gölgesi düşünce içeri

 

Ola ki bir gün çıkıp gele

Beni her zaman böyle bekletenlerden biri

Ilık bir yağmur gibi dokununca derime

Değişirdi kaderimin kaderi

 

Ya da bir gün ben çekip giderim buradan

Gelmeden benim beklediklerimden hiçbiri

Sezai Karakoç

Yazar: Editor
2010-01-01 15:53:15

Alıcısı Bulunamadı

[g.gif]

Hani gurbettesindir / Yürekte ice bir sızı / Dilinde hüzünlü  bir şarkı dolaşıyorsundur / Kah aydınlıkKah karanlık yollarda / Yanan her evin lambası / Yüreğinde bir özlem tadı bırakıyordur / Şimdi sevdiklerimin yanında olmalıydım” diyorsundur / İç  çekerek / Acı  çekerek / Ve ağlayarak / Ağladığını  bir sen biliyorsundur / Bir de yüreğin / İçli ağlamalar / Başka adrese ulaşmaz ki zaten

Çünkü adresi yanlış yazılmıştır onların / Üzerinde bir kırmızı kaşe ile / Gelir konar yüreğinin ortasına / “Alıcısı Bulunamadı” / Sonra dönersin memleketine / Sanırsın ki her şey eskisi gibi / Sevdiklerin yanında / Dostluklar kış geceleri sıcaklığında / Oysa değişmiştir her şey / Kardeşler yabancılaşmış / Dostluklar hastalıklıdır artık / Ve anlarsın ki / Gurbet olmuştur memleket / Memleketin olmuştur gurbet / İşte bunun kadar yakmaz yüreğini /“Alıcısı Bulunamadı” ile / Sana dönen ağlamalar...

Fatin Murat

Yazar: Editor
2009-12-23 19:55:28

Mum Aleviyle Oynayan Kedinin Öyküsü

http://ul.gcg.me/files/2009-12/_F6zdemir_asaf.jpg

 I

Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında
O evde bir de kedi vardı.
Geceler indiğinde kendi havasında
Mum yanar, kedi de oynardı.

Mumun yandığı gecelerden birinde
Kedi oyunlarına daldı.
Oyun arayan gözlerinde
Mumun alevi yandı,
Baktı,
Mumun titrek alevinde
Oyuna çağıran bir hava vardı.

Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına
Uzandı bir el attı.
Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı..
İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.

Kedi, oyunlarında büyüyordu,
Mum, üşüyordu yanmalarında.
Zaman ikili yürüyordu
Aralarında.
Bir ayrışım görünüyordu
Birinin yanmalarında
Öbürünün oynamalarında.

Kedi oyunlarında büyüyordu,
Yitirerek gitgide oyunlarını.
Mum küçülüyordu yanmalarında,
Yitirerek gitgide yakmalarını.

Oynarken büyüyen kedi yanacak,
Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
Büyüyen yana yana anlayacaktı.


Bir mum yanmasından
Ve bir kedi oyunundan
Kaldı sonunda
Bir gecenin tam ortasında
Bir evin bir odasında
Göz-göze susan
İki insan.

II

Mum yandı bitti,
Kedi büyüdü gitti.
Oyunlar karıştı gecelerde
Suskun uykusuzluklara.

O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,
Birinin dalmalarında mum
Kaldı gitti.

Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,
Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri..
Bugün dün gibi oluyor,
Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,
Belleğimi yakıyor kedinin elleri.

Özdemir Asaf

Yazar: Editor
2009-12-10 21:36:27

Gel Tezkere

http://ul.gcg.me/files/2009-12/kaplan.jpg

Kaplanım 01 / yani Apo kardeşimiz Cuma sabahı askere yolcu.

Adanaspor formları ve tribün onun yokluğunu hissedecek elbette.

Ama hiçbir yol uzun değildir ve geçmeyecek zaman, bitmeyecek ayrılık yoktur bu anlamda.

Formlar, tribünler ve Kaplanım 01 yine bir bütün olacak.

Biz de onun yokluğunu aratmayacağız hiçbir yerde: ))

Adanasporumuz onu Kartal deplasmanında 4 golle uğurlamış oldu. Dönüşünde de şampiyonlukla karşılamış olacak. 1. ligde bıraktığı Adanaspor’u süper ligde devralacak…

Demedi demeyin: ))

Sağlıcakla git, sağlıcakla gel!

Yazar: Editor
2009-11-27 12:32:48
http://ul.gcg.me/files/2009-11/hbr.jpg
 

Haber bugünkü Hürriyet’ten…

Dünkü yazımızda biz de tam bunu demiştik.

İkiyüzlülük…

Bir öyle bir böyle…

Ama hep böyle değil mi diyeceksiniz!

Eyvallah…

Lakin bize uzak olması dileğiyle…

Hele futbol ve futbolcu üzerinden birtakım kıyametler koparıp sonra da bunun kaymaklı kadayıfını götürmek…

 

Neyse,

Bugün bayramın ilk günü.

Keyfini çıkaralım biz.

Bizim bayram şekerlerimiz 3. günde gelecek,

Adanaspor’dan…

Yine inanıyorum…

Vira…

Not:

Tıklarsanız platform.net'te Metehan Bedraslıoğlu tarafından yapılan Konyaspor analizini okuyabilirsiniz.

Yazar: Editor
2009-11-14 09:29:53

Cumartesi

http://ul.gcg.me/files/2009-11/ctsi.jpg

Bugün cumartesi,

Tatlı başlangıcı hafta sonunun. Aslında buna cuma akşamını da dâhil edebiliriz, yani cumartesilerin bir parçasıdır cuma akşamları okul veya iş dönüşleri.

İnsanoğlunun en çok sevdiği gün.

Kalfa ve çıraklarda haftalık alma günü.

Belki sevgiliyle buluşma günü.

Bazen bir maç günü, seyircili ama, örneğin Adanaspor-Konyaspor maçı, akşam saatlerinde tatlı bir sonbaharda, cumartesi günü serinliğinde… off…

Diğer günlerin; pazartesilerin, salıların veya perşembelerin tutulduğu, âşık olduğu gün…

Salı onun için bileklerini keser, Perşembe rakıya vurur kendini, Çarşamba zaten kayıptır, Pazar, ah kaçırdım elimden onu der. Pazartesi onun için efkârlı şarkılar söyler, Cuma bir parçamı sana veririm der.

Bugün cumartesi. Gün keyfince olmalı.

O zaman şu alıntıyla bitirelim:

“(ne güzel bir gün bu

birkaç şiir, bir  öykü

biraz müzik, belki sessizlik / biraz keder...

n’olur bitmesin gün bugün ...)

aslında

cumartesidir bende keder

                           - ki kalır -

                           gün

                           biter ...”

Yazar: Editor
2009-11-09 17:06:30

Farklı Görüşler

http://ul.gcg.me/files/2009-11/klm.png

Erciyes maçının sonucundan sonra bir yazı üzerine blog yazarlarımızdan sevgili Fatin Murat’la konuştuk biraz. Dertli ve hiddetliydi.

Evimizdeki puan kayıpları Murat’ın canını fena sıkıyor: ))

Genel olarak şöyle seyretti konuşma:

Murat, takımın korkak oynatıldığını düşünüyor ve eleştirisini bu noktada yapıyor. Ekrem Al’dan kalan bu rahatsızlığın Kemal Hoca’da da devam ettiğini söylüyor. Erciyes maçına ne olursa olsun çift forvetle çıkılmış olması gerektiğini ekliyor. Böyle giderse Kemal Hoca’ya olan inancını kaybedeceğini de vurguluyor.

Benim yaklaşımım da sorunun kadroyla ilgili olduğu yönündeydi bu kısa diyalogda. Daha önce de yazdığım gibi ilk yarı bitene kadar her bir puan, içeride veya dışarıda, bizim için önemli kazançtır. Durduğum yer budur. Devre arasında Kemal Hoca kadroyu kendi kıvamına getirir ve varmak istediğimiz yere yol alırız.

Lafın özü böyledir.

Peki, bu yazının ana fikri nedir?

Hemen söyleyeyim: Bu sayfada farklı yaklaşımlar görebilirsiniz aynı durumlar veya kişiler için.

Bunu bir çelişki olarak görmeyiniz. Kaplanpenche bir öyle diyor, bir böyle diyor, diye düşünmeyiniz.

Elbette bir editör inisiyatifi vardır; ama bu inisiyatif de yazarların fikirlerini belirtme noktasında geçişken olacaktır.

Yeter ki Adanaspor bundan olumsuz etkilenmesin.

O zaman yazarlarımıza da vira!

Yazar: Editor
2009-10-30 10:40:27

Bize Ceza Diğerlerine Ödül


Altay maçından dolayı Adanaspor’a iki maç ceza, seyircisiz.

Misafir takım tribününü darmadağın eden Altay’a bir miktar para cezası.

Sevgili Murat bir yazısında Altay’ın dış sahada sadece Kasımpaşa ve Diyarbakır’a yenildiğini yazmıştır. Bu federasyonla ve hakemleriyle onları yenen çıkmaz. Bu koşullarda onların şampiyon olamamaları sadece kendi beceriksizlikleri olur.

Kimse bu federasyonun Altay’a karşı “ilgisiz” olduğunu söylemesin, kralı inandıramaz.

Peki ya o hakem müsveddesi? Ona yeni bir maç daha, bakalım orada kimin hesabına ötecek?

 

Ya o, WC’lerden söktüklerini sahaya atan “düşman işbirlikçilere” ne demeli? O ‘Truva’ atlarına, içimizdeki hain ajan provokatörlere…

Bu konuda yetkililer bir şey diyecektir. Onları tespit etmek mesele değil. Gereğini yapmak onların sorumluluğundadır şimdi.

Bir de çok güçlü bir oranı temsil eden hakiki, saf, has Adanaspor taraftarına sorumluluk düşmektedir:

Bırakın taş vs atılmasına bir tek oyuncumuza bile, en kötü günündeyken de herhangi bir hakaret edilmesine dahi izin vermemeli, tepkisini en seri biçimde koymalıdır. Bunu yapmak zorundayız Adanaspor’un selameti için. Unutmayalım, biz onlardan o tribünde en az on bin kişi fazlayız…

Bir cezayı o provokatörler nedeniyle hak ettik. Ama bu kadarını asla hak etmedik. Hatta Altay’a verilen o 7500 TL cezanın yanında bu ceza art niyetle verilmiş bir cezadır, genel taraftarın, 10 binin üzerindeki insanın sağduyusu görmezden gelinerek verilmiş bir cezadır.

Federasyoncuların rengini belli eden bir cezadır, bizim de bundan sonra tüm bu olumsuzlukları hesaba katarak davranmamız gerektiğini gösteren ve daha birlik olmamızı mecbur kılan bir cezadır.

Yazar: Editor
2009-09-29 11:37:51

Bedel Ödemek…

  • Sezona hazırlık aşamasında, bir takımın başında olup takımı lige hazırlamak… Takımdaki oyunculara biçim vermek ve bunun sonunda lige başlamak…Bu saydıklarım her takımın yaşadığı, her teknik direktörün başından geçen rutin olaylar… Ama Adanaspor için son iki sezondur bu rutin işler hiç iyi gitmiyor…
  • Geçen yılı bir anımsayın… Hüsnü Özkara ile başlayan sezon hazırlıkları ve Hüsnü Özkara’nın oluşturduğu takım iskeleti daha ikinci haftada iflas etmiş ve hoca ile yollar ayrılmıştı…
  • Bu yıl Ekrem Al ile başlayan sezon hazırlıkları ve Ekrem Al’ın oluşturduğu takım iskeleti altıncı haftada iflas etti – ki bu sitede defalarca bu hoca’nın ilk on hafta içinde gideceği yazılmıştı- 
  • Şimdi dönüp de geçmişi sorgulamanın, geçmişle hesaplaşmanın bir anlamı yok… Klasik söylemle “önümüze bakacağız”… Ancak yeni gelecek olan teknik direktöre çok iş düşüyor; çünkü yıkık bir binayı onarmak, yenisini yapmaktan daha zordur…
  • Ahmet Şahin, Yunus Murat gibi henüz takımdan ayrılmamış futbolcular yeniden kadroya çağrılabilir… Futbolcular üzerindeki sistemsizlikten kaynaklanan bocalama için rehabilite çalışmaları yapılabilir… Adanaspor’un şu an ki kadrosu çok işler yapabilecek düzeydedir, yeter ki gelecek teknik direktör sistemsizliği futbolculara dayatmasın…
  • Adanaspor’a ve Adanaspor taraftarına kahır yaşatan sistemsizlik sorunu çözülmüş ve Adanaspor’a  layık olmak için hiçbir çaba göstermeyen Ekrem AL, bu hovardalığın bedelini ödemiştir…Biz yeni gelecek teknik direktöre sabırla yaklaşacağız… 
  • Önümüzdeki birkaç maçı, ısınma süreci olarak görecek ve büyük başarılar beklemeyeceğiz… Gayrı  önün açıktır, haydi rast gele  ADANASPOR…

Fatin Murat Seferbeyoğlu

Yazar: Editor
2009-09-24 17:20:35

Futbolu Siyasetle Buluşturmak ve Kaplanpenche

http://2.bp.blogspot.com/_-IjTKVh4cr4/ScFpiprQ5UI/AAAAAAAAAZc/3ifHJF4yQyE/s320/atk%C4%B1_tayyp.jpg

Gündeme gelmişken ben de özetle değineyim birkaç noktaya, mevzu futbola siyaseti karıştırmak olmuşken.

Maddeliyorum:

  1. Siyaset öteden beri futbola fena halde dalmıştır; balıklama, çivileme ve bilumum pozisyonlarda…
  2. Başkanların, Başbakanların, Cumhurbaşkanlarının futbol maçlarında, tribünlerde boy göstermeleri tamamen siyasidir. Sonra seçim zamanlarında siyasilerin boyunlarına dolanmış kaşkoller...
  3. Başbakan’ın vaktiyle federasyon başkanlığı konusundaki o enteresan ısrarı siyaseten değil de nedendi?
  4. Belediye başkanlarının futbol kulüpleri yönetmesi, desteklemesi vatan aşkı filan değildir, siyasetin “daniskasıdır.”
  5. Sonra Gökçeklerin Ankaraspor'u, derken Ankaragücü'ne el atmaları siyasi manevralar değil de nedir bre! Bir de yıllar öncesinde Netekim Paşa'nın Ankaragücü'ne dair buyurması...
  6. Kemal Unakıtan’ın bazı olanakları Eskişehirspor’a akıtmış olması bu meselenin en pespaye hali değil miydi?
  7. M. Ali Şahin’in Antalyaspor’a desteği memleket aşkı mıydı?
  8. Kürşat Tüzmen Mersinlileri tavlayıp oylarını hanelerine yazdırmak için değil miydi bir gecede toplanan trilyonlar, bu mesele siyaseten yürütülmedi mi yani?
  9. Faruk Nafiz Özak’ın bizatihi Trabzonspor’un transfer fotoğraflarında yer alması siyasetçinin tribüne ve şehre oynaması değil miydi?
  10. Rize’de ve Kayseri’de o statların yapılması sadece sportif bir şey miydi? Futbol kültürü bu şehirlerden on gömlek üstün olan Adana’ya böyle bir stat yapılamaması siyasetin kafakol ilişkilerinin bir tür tezahürü değil midir?
  11. Kasımpaşa’daki Recep Tayyip Erdoğan Stadyumu, neden Recep Tayyip Erdoğan stadyumudur?
  12. Tüm bunlardan ve daha bir alay enresanlıktan sonra kaplanpenche’nin futbolla siyaseti buluşturması, futbolun siyasete bulaşmasının veya siyasetin futbola da yönünü çevirmesinin en haysiyetli halidir… Ki bizim vicdanımız tam manasıyla rahattır… üç nokta…

Not:

Kendi sloganlarımızı kendimiz buluruz. Bu bizim tarzımızdır. Peki, şimdi tam bu esnada “durmak yok, yola devam” dersem, ne dersiniz?

Yazar: Editor
2009-08-30 21:15:56

30 Ağustos’a Dair… Yorum analizin içinde…

“Mustafa Kemal sosyalist değil, fakat görülüyor ki iyi bir teşkilatçı, yüksek anlayışlı, ilerici ve iyi düşünceli, akıllı bir lider. 

 Mustafa Kemal, soygunculara karşı bir Kurtuluş Savaşı veriyor Emperyalistlerin gururunu kıracağına ve Sultanı da alt edeceğine inanıyorum
Lenin

Yazar: Editor
2009-08-11 23:09:46

Karşıyaka’ya Doğru

  • İlk maça az kaldı, son dönemece giriyoruz.
  • Liglerin iki köklü kulübü ve 2009–2010 1. lig sezonunun iki cezalı takımı seyircisiz sahada kozlarını paylaşacak.
  • Geçen sezondan alacağımız var Karşıyaka’dan.
  • Hatırlayacağınız gibi ilk maçta tatsız tuzsuz bir mücadele sonunda eve puansız dönmüştük.
  • İkinci maçta da sıkı bir mücadele sonrasında da puanları paylaşmıştık.
  • Bu sezon o puanları tahsil etme zamanı geldi diyelim.
  • Geçen dönemde ibre Karşıyaka’dan yanaydı. Ama şimdi işin rengi değişti.
  • O maçlarda favori olmayan Adanaspor ligin ilk maçının kesin favorisidir bana ve birçok Adanasporluya göre.
  • Elbette öyle olacak. Ama tarafsız bakışlar da seyircisiz de olsa galibiyete yakın olan takımın Adanaspor olacağını maç günü yaklaştıkça söyleyecektir.
  • Böyle olmasa ne gam…
  • Biz saptamamızı zaten yapmıştık değil mi; hissettiğimiz istediğimizdir, diye…
  • Her takımdaki olası ilk hafta problemleri bizde de olacaktır KSK’da da…
  • Bu anlamda kimse daha avantajlı veya dertli olmayacak. Bizim güvencemiz Adanaspor’un kendisidir önce, sonra da kurulan takım.
  • İnancımız tamdır…
Yazar: Editor
2009-08-06 18:56:30

Hiroşima

http://ul.gcg.me/files/2009-08/hiro__ima.jpg

Dünyayı terörist radyoaktif saldırı tehlikesine karşı uyaran ABD, 64 yıl önce bugün Hiroşima'ya atılan ilk bombayla dünyanın ilk nükleer silah kullanan ülkesi olmuştu.

64 yıl önce, Hiroşama’ya atom bombası... Insan olmanın kaybettiği gün 6 Ağustos’ta... Sadece Hiroşimada 237.062 kişinin ölümüyle sonuçlanarak.

O güneşli sabah okulunun bahçesinde dolaşan bir kız Akihiro Takahaşi: “Eve doğru koşarken, ellerini öne uzatmış insanlar görüyordum. Bir şey taşıyor gibiydiler. Önce ellerinde kumaş var zannettim. Fakat bu kadar kişinin hepsi birden, üstelik böyle acayip tarzda kumaş taşımakta oldukları aklın kabul edeceği şey değildi. Biraz dikkat edince, taşıdıkları şeylerin kumaş değil, ellerinin karararak sıyrılan derileri olduğunu fark ettim.”

Seiko Ikeda içinse bu gün şunu ifade ediyordu:
“Gözlerimi açtığım zaman yüzüm fena halde acıyordu. Kollarım ve ellerim de ağrıyordu. Birdenbire yüzüm şişmeye ve siyahlaşan derisi dökülmeye başladı. Kollarım ve ellerim de aynı vaziyetteydi. Uzerimdeki bluz ve eteklik, iç çamaşırlarımla birlikte eriyip yok olmuştu. Bu halde oluşumdan utanç duyamıyordum, zira etrafımdakiler de aynı durumdaydı. Daha sonra aynaya göz attığım zaman, ağlamaktan başka bir şey yapamadım. Herkes bana çok güzel olduğumu söylerdi.”

Bizim dünya şairimiz Nazım ise o günü şöyle anlatmıştı:

KIZ ÇOCUĞU

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

Unutmamak ve hatırlamak adına...

Onur Caymaz

Fotoğraf için Gökmen'e teşekkürler...

Yazar: Editor
2009-07-30 00:34:30

sessiz dost

unutma dedi ilkyaz gecesi ilkyaz sabahına

güneş karışıyor ayışığının çekildiği sulara unutma

sabit kalır tahtaya konulan taş oynatılmaz

yaşamda yapılan büyük yanlışlar gibi.

tüm taşların değeri aynıdır doğadaki tüm varlıklar gibi

go karelerinin içinde değil kesişim noktaları üzerinde oynanır

 

kim bulabilir geçmiş zamandan daha büyük bir ülke

bir şairden daha sesiz bir dost

dostluğun şiirinden daha uzun bir dere

 

“Hakan Savlı”

Go Dersleri’nden

Yazar: Editor
2009-07-23 12:28:24

Biz ve Don Kişot

http://ul.gcg.me/files/2009-07/don_ki__ot.jpg

Ajanslarda rastlanan kıyaslardan bahsedeyim. Malum transfer dönemi ya, kim ne kadar alır, hangi takım ne değerdedir... gibi yorumlara sıkça tanık oluruz.
İşte böyle bir haber üzerinden gideyim. Çıkış noktamız Ajansspor'un çalışması olsun.

Şöyle:
En pahalı takım, "Fenerbahçe: 100.926.000 Avro" ile...
En "pahasız" takım, "Diyarbakırspor: 8.277.000 Avro" ile...
Bu anlamda en kıymetli futbolcu "Arda: 15.000 Avro" ile...
Diyarbakısporlu bir futbolcunun ortalaması da basit bir işlemin sonucundadır.
Durum böyleyken yorum da ortadadır, fazla bilmişliğe gerek yok. Üstelik yeni bir şey de değil bu. Futbolun tabiatı böyle, dünyanın her yerinde böyle.
Ne yapalım, futbola küselim mi tavşan-dağ misali? Hepimiz "büyük" takım taraftarlarına mı dönüşelim, bu adaletsiz mücadelede daha az üzülmek için?

Yoksa, "benim takımım her haliyle değerli ve güzeldir, her bir futbolcum kıymetlidir" geleneksel yaklaşımıyla Don Kişot olmaya devam mı edelim?
Benim cevabım Don Kişot olmaktan yana.
Varsın takımım Süper Ligde bile olmasın, sahaya çıksın, topunu oynasın.
Biz yel değirmenlerini canavar bilip onlarla savaşmanın keyfinden de haz alırız.
…dediği gibi; Teslim olmamakta bütün mesele...

Yazar: Editor
2009-07-07 22:20:44

Taraftar Neye Bakar?

Kısa bir yılan hikâyesinden sonra Kaka Real’e transfer oldu Milan’dan. Konuşmuştuk bunu. Üstelik bildiğiniz bir gelişme. İşin başka boyutu hayata geçer oldu. Olaya taraftarın bakışı gündemde şimdi: Milan taraftarı ilk antrenmanda bu transferi protesto etti. Böyledir bu iş.

Taraftar meselenin maddi boyutuna pek bakmaz. Kaka ne kadar kazandırmıştır? Ben de Milan taraftarı olsam, bana ne, derdim bu soruya. Ben böyle bayrak bir futbolcunun kulüpte kalmasına bakarım.

Evet, Kaka Milan’da İtalya futbol meydan savaşlarında bir mevzi idi ise o mevzi kaybedilmiştir. Yaşanan bu his de inciticidir. Taraftarın da bunun hesabını sorması en doğal hakkıdır. Bu hesabı sormayan taraftarın-taraftarlığın kendisi o dakikada bir tartışma meselesidir.

Kıssamız bugünlük bu, hissesi yarın bir gün (dilerim çıkmaz ya) çıkar.

Yazar: Editor
2009-06-29 08:56:22

Asidir Şiir

(veya bazı şiir okumaları üzerine birkaç söz)

http://ul.gcg.me/files/2009-06/isyn.jpg

Bir yerde mi okudum, hatırlamıyorum. “Sanatın en asi çocuğudur şiir,” diye.

Asidir kelimenin tam anlamıyla, ele avuca sığmaz. Anladım, dediğiniz anda belleğinizde üç beş kırık söz görürsünüz; imge, mecaz, benzetme, kelime oyunu, sığlıklar keşmekeşinde heder olmuş gitmiş. Siz onu seversiniz de o sevildiğini bilmeyebilir, incinirsiniz. Sadece bilginin, görgünün veya yeteneğin algılamasıyla görünür olan bir şey de değildir. Bir his… Bir bilinç… Ne bileyim, şiirin ne olduğunu çözebilseydim, yazardım en güzel şiirleri…

Lakin şiirin ne olmadığını çözebiliriz.

Çok uzun bir zamandır “iğdiş edilmiş” bir bilinç ile yaşıyoruz. Bu iğdiş edilmişlik tekilden çoğula her bir noktada dikilmiş gözlerimizin içine bakıyor. En basit ticari ilişkilerden en görkemli ihalelere kadar. Basit bir reklâm filminden anlı şanlı sinemacıların eserlerine kadar… Örneğin; TV’de 1 Mayıs tartışmalarını dinleyen bir “okumuş” şöyle diyebiliyor: “Tatil işte 1 Mayıs, daha ne Taksim diye tutturuyorsunuz!”

Bir süreç bu… Burada bir şiir yazmadığım için de rahatlıkla yapabilirim şu benzetmeyi, bu iğdiş edilmiş bilinç bir çığ olmuş yuvarlanıyor, üzerimize üzerimize geliyor. Gelmeye devam da edecek. Bundan hayatımızın her bir unsuru kısmetine düşeni de hali hazırda alıyor almaya da devam edecek. Bunları söylemek için Nostradamus olmaya gerek yok, işte bir iki şiir okumak da yeter vaziyeti görmek için.

Sanatın kendisi her duruma müsait bir şey midir? Böyleyse de bu müsaitliğin kendi evreni içinde birtakım kuralları yok mudur, en azından nefsi müdafaa için. Bir atmosferi, yerçekimi, fotosentezi… Yani gayet olağan, alıştığımız, özünü anlamasak da hayatımızı sürdürebilmemiz için olmazsa olmaz şeyler… Sanat için de yok mudur?

Konu üzerinden gidersek, sokağa mı düşmüştür şiir? Veya gerdek gecesinde damattan önce gelini yatağına atan, yani bu hakkı kendinde gören İngiliz sömürge valileri gibi, şiiri keyfince, yılların şairliği sıfatıyla iğfal eden midir şair?

Hakikaten asidir şiir, kelimenin tam anlamıyla ele avuca sığmaz. Hiçbir sokak kavgasını kaybetmemiştir. Eski kabadayılardandır da. Nicelerinin gönlünde taht kurmuştur. Bazen İnce Memed’dir. Haksızlığa gelemez. Kiminde Zapata gibi herkesin vicdanı olur, Dadaloğlu’dur bre; “ferman padişahınsa...” diyerek. Ama en güzel, güzeller güzeli bir güzeldir de… Aşkından elimize sigaralar bastığımız. Asidir, tabiatı öyledir, asileştirir haliyle.

Ve fakat bir rezillik değildir şiir…

Gadre uğradığında da hesabını zaman soracaktır…
Yazar: Editor
2009-06-25 21:44:17

Adanaspor ve Gelecek

Bir futbol takımının en büyük yatırımı, siz de kabul edersiniz ki alt yapısıdır. Yarınlara bakmak için bulunulması gereken en net konum orasıdır. Yıldız transferler yerine alt yapıdan gelecek futbolculara yönelmek futbolun en kabul gören yaklaşımı değil midir? Tabi bunun için sabırlı bir yönetim ve tribüne de ihtiyaç vardır. Adanaspor öteden beri alt yapı konusunda titizlik gösteren bir takımdır. Bu anlayışın yerleşmesinde vaktiyle bizde hocalık yapan Tamer Güney’in de katkıları hatırlanmalı. Bir de Sami Bayraktar’ın emekleri…

Bildiğimiz o acı kazadan sonra Sami Hoca ve 3 genç futbolcu (Faik, Rafet ve Hakan) hayatını kaybedince Adanaspor alt yapısı uzun yıllar etkisinde kalacağı bir hasar almıştı maddi ve manevi anlamda.

Şimdi baktığımızda hem Adanaspor hem de alt yapımız bir ivme içinde. Özellikle gençlerimiz Eyüp Hocanın önderliğindeki bir ekiple ( Feyzullah, İsmail, Cem, Serbay, Ali hocalar) gün gün geleceğimizin binasını kuruyorlar.

Bu gelişmeler, Adanasporluları her şeyden çok sevindirmektedir. Yoksa başarılar, şampiyonluklar illa ki gelir; fakat bunların geçici olmaması için yola çıkmamız gereken liman işte o alt yapıdır…

Vira Adanaspor...

Yazar: Editor
2009-06-16 16:36:48

Biz tribün deyimlerine devam edelim. Şu açıklamayı yapalım yine de; buradaki saptamalar özelde hiçbir takımı veya taraftarı bağlamamaktadır. Yani olaylar ve şahıslar tamamen uydurmadır. Gerçeklerle örtüşmesi tamamen rastlantıdır.

En Büyük Taraftar, Futbolcular…

Her şey bitti.

Kapandı tüm kapılar.

Çıkacak bir baca deliği bile yok.

Hiçbir iş bu kadar ters gitmemişti.

Canımız yanıyor, beklentiler kayıp…

Umut öldü.

Yahu bir kurban, suçlu vs lazım…

Uyuyan, çekirdekçi, küfretmek için bağıran, takımı desteklemeyi keyfine göre takılmak zanneden kimi taraftar suçluyu bulmuş, mahkemeyi kurmuş, yargılamış ve infaz etmiştir: Futbolcu!

Her öfke patlaması gibi bu da bir miktar hissidir. Ama futbolcuyu gaza getirme değildir. Belki biraz “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla”dır. Çünkü ikinci hamle yönetime yapılacaktır.

Filmin bu dramatik sahnesinde seyirci, neden-sonuç koparmıştır, hatta muhtemelen hiç fark etmemiştir. Belki işin kolayına kaçmıştır. Ve aslında bu bölümde uyukluyordur.

Gücü, morali, inadı, umudu, hayali, hırsı, kazanma inancı biten futbolcudan hala bir şeyler beklemek tribünün hala direndiğine işaret eder.

Ama yazımızın konusu olan bu tezahürat, her bir şeyin artık tribünde de bittiğinin resmidir. Sezon adeta bitmiştir, herkes kendi yoluna gitmiştir. Yoksa attı gole sevineceğin bir, birkaç oyuncun için “en büyük taraftar, futbolcular sahtekâr” diyemezsin, nasıl diyeceksin!

Yazar: Editor
2009-06-09 01:03:23

Hakan Hacıbektaşoğlu

Ekrem Al ile devam kararı alındı. Macera aramaktansa takımı bilen bir hocayla yeni sezona başlamak daha mantıklı ve sağlıklı bir tercihtir. Ekrem Al ile ilgili görüşlerimizi son olarak yazmıştık. Sezon başında kadrosunu kendi kuran bir hoca olarak daha faydalı olacağını yazmıştık. O yazıyı okumak için tıklayınız.

Ama Hakan konusunda çekincelerimiz var. Yani hocanın Hakan’ı gözden çıkarabileceği düşüncesi içimizi burkuyor. Öyle bir şey konuşulduğundan değil, sadece geçen sezonu düşününce, bunun olası bir durum olarak gündeme gelebilmesinden korkuyoruz. Klasik bir lafla devam edelim söze, Hakan gibi bir futbolcuya sadece Adanaspor’un değil her takımın ihtiyacı var. Hakan Adanaspor’da simge olabilecek bir isimken takımdan giden bir isim olmasın. Amacımız bir tartışma ortamı aratmak da değil. Alınan kararın en fazla yorumunu yaparız. Ötesinde gözümüz de yok. Fakat her bir olumsuzluk, artık ne ise o, geçen sezonda, mazide bir yerde kalsın, Hakan da Adanaspor için kazanılsın.

 Aşağıdaki de 4 Şubat 2008’de Hakan için yazdığımız yazı. Tekrar okumakta bir sakınca yok.

 [Adanaspor’a geldiğinde takım en kötü günlerini yaşıyordu hemen hemen. Süper ligden düşmüş şimdiki birinci ligde galibiyete hasret günler yaşıyorduk. Hakan’ın Beşiktaş’ın alt yapısından geldiği biliniyordu. Takımdaki ilk zamanlarında (yanılmıyorsak Ahmet Ziya Hoca) ona bir yer arıyordu. İlk maçında solda bir yerlerde izledik onu. Islıklayanlar oldu, bu ne biçim futbolcu diyenler… Oysa onu bir antrenman maçının ( galiba Ceyhan’la yapılan bir maçtı ) ikinci yarısında izleme fırsatı bulduğumuzda, bu oyuncu bu güne kadar neden oynatılmaz ki, demiştik. Elbette hoca da onu fark edecekti. Sonra... O ilk maçın şaşkınlığını üzerinden atan Hakan birkaç hafta içinde takımın yıldızı, taraftarın da sevgilisi oluvermişti. Oluvermişti, derken kendi kendine değil elbette kalitesi ve çabasıyla, klâs bir duruşuyla… Biz küme düştük, takım dağıldı, her şey bir yalan oldu… Hakan da Alanya ile anlaştı. Biz birçok arkadaş Adanasporsuz o sezonda eski futbolcularımızın, özellikle Adanaspor’a yüreğiyle de emek verenlerin neler yaptıklarını izlemekle yetindik. Başarılarına sevindik. Hakan onların başında geliyordu. Derken Adanaspor’a döndü Hakan. Bize göre bir yuvaya dönüştü bu. Sevinmiştik. Ve Hakan Hacıbektaşoğlu oynadığı her maçta bu sevgiyi ve saygıyı hak ediyor. Hoş, biz onun artık ne yapacağına bakmıyoruz. Biliyoruz ki o, her gerçek Adanasporlu gibi terinin son damlasına kadar çarpışacak… Ligin sonucu ne olursa olsun ( ama şampiyonluk olsun ) biz Hakan’ı şimdiden alkışlıyoruz…]

 

Not: Adanaspor o sezon Hakan’ın da büyük emekleriyle şampiyon olmuştu… Özellikle o kritik Adana derbisindeki sevinci, tellerdeki fotoğrafı hala belleklerimizdedir.

 

Yazar: Editor
2009-06-05 18:29:59

Bayram Akgül Görevinin Başında

http://ul.gcg.me/files/2009-06/aa_472.jpg

Altay maçında yaşananlar ve devamındaki olaylar… Çok konuşuldu, yazıldı, tartışıldı… Tüm bunlar olurken biz özellikle bir “Adanasporluluk meselesi” üzerinde durduk. Çoğu zaman övgüyle bahsettiğimiz Bayram Akgül’ü de hatırlayacağınız noktalarda eleştirdik. Şimdi haklılık veya haksızlığın konuşulmayacağı bir yerdeyiz.

Yanlış anladık, yanlış anlattık, yanlış aksedildi, yanlış öğrendik, yanlış… Lafı uzatırsak bir yanlışlıklar komedyasıdır gider.

Ne yazdıysak bir Adanaspor için yazdık, dedik ve bu konuyu kilitledik… O kadar!

______________________

Sayın Bayram Akgül takımın başında. Bu, tüm Adanasporluların istediği, beklediği bir gelişmeydi.

İyi de oldu.

Şimdi bir klişe ile bağlayalım: Önümüze bakıyoruz…

Adanaspor, zoru sever; illa ki zorlu olacak: ))

En güzel günler umuduyla, vira Adanaspor!

Yazar: Editor
2009-06-02 11:28:42

Kayıp Kimlik

Adana Demirspor yardım gecesi düzenliyor. Destek 58 bin lira, eski söyleyişle 58 milyar. Bir deplasman parası. Şimdi rakip takımdır, deyip içten içe sevinebilirim bu duruma. Kim bilecek hislerimi. Ama sevinemiyorum. İçimden gelmiyor böyle bir duygu. Bu hazin bir Adana fotoğrafıdır çünkü, bu fotoğrafın içinde biz de varız.

Ve Adana’nın göbeğinde BJK görkemli bir şampiyonluk kutlaması yapılıyor…

____________________________

Adanaspor yıllarca yoklukla mücadele ediyor. Gündüz Hoca teknik direktörken başkan oluyor, biliyorsunuz zaten. Sonra zorunlu ve sonu sorunlu bir Uzanlar dönemi… Bilinenler yaşanıyor…

Ve o arada yıllarca Adana’nın merkez noktalarında Bizans takımları şampiyonluk gösterileri yapıyor.

Adana, yalnız ve garip şehrim. Gayri Adana olmaktan öte bir başka şehir olmuş yaban şehrim.

____________________________

Yaşar Kemal’in bir romanında iki güçlü bey, bir tür iktidar mücadelesinde yıllarca çekişir. Bu esnada maddi güçlerini yavaş yavaş kaybederler. Yılmadan, büyük bir onur mücadelesi de vererek sürdürdükleri bu kavgadan sonra geriye hazin bir yoksullukları kalır. Gerçek anlamda bir yoksulluktur. Bu arada etrafta yeni yeni beyler, ağalar, zalımlar, sonradan görmeler, “çapulcular” pıtrak gibi türemiştir. Bunlar Çukurova coğrafyasının yeni sultanları olmuştur. Böyle bir hikâye…

____________________________

Ve Adana’nın orta yerinde Adanalılık bir İstanbul türküsünün oyun havası olmuştur: Aman Adanalı, canım Adanalı… ben sana yandım

Adana, yalnızlığımın şehri… Kalabalıkta kaybolan sevgili… Kokusunu unuttuğum ilk aşk… Kaybolmuş sevda sözleri… Heybetini unutan kent… Ters ışıkta kalmış bir siluet…

Ah  Adana, Adana’m,

Gazetelerin bir köşesinde zayi ilanı:

Kimliğimi kaybettim,

Hükümsüzdür!

http://ul.gcg.me/files/2009-06/ksa.jpg

___________________________________

Not: Aytaç Durak, takıma hiçbir faydası olmayan çapulcular hala konuşuyor, demiş… Kimdir bu “çapulcular” ? İsim vermemiş. Bu konuda tabi ki bir çift sözümüz olacak. Tüm “çapul”u Adanaspor sevdasında ibaret "birkaç" Adanasporlu olarak…

Yazar: Editor
2009-05-23 10:32:53
http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2008/03/yagmur.jpg

22 Mayıstı dün. Yılın bu günleri için pek de sıradan bir şey değildir yağmur yağması, hele de Adana'ya. Uyanır uyanmaz ilk gördüğüm açık gri bulutlar ve şehrin ıslak sokaklarıydı. İnce ince de yağıyordu bir yandan. Yağmur Adana'ya pek uzak değildi. Kışın sık sık ziyaret ederdi Adana'yı. O bir tattır Adana'da, bir renktir.
 
Çünkü Adanalının ne karla kışla bir münasebeti vardır ne de denizle ilgili anıları. Ne kışları derinden hissettiren şehirler gibi soğuk ve serttir, ne de içinde deniz bulunan şehirler gibi keyifli ve duyguludur kışları. Varsa yoksa bir yağmurumuz var bizimde.
 
Gökyüzünden dünyaya uzanan bir sonsuzluğun somut taneleridir o. Yazları şikâyet etmekten bıktığımız nemin, yaşlı asfalt sokaklardaki bulanık yansımasıdır. Şemsiyenize, kapüşonunuza, ceketinize dokunan bir o. Armağandır göklerden. Âşık Veysel'in sadık yârinin, "Toprak Ana"nın umutla beklediğidir. Açık maviyle grinin karıştığı kederli kış günlerinin tek hatırasıdır Adana'da. Çünkü ıslak değilse caddeler; sokak lambalarıyla, araba farlarıyla parlamıyorsa asfalt yollar, hüzne, kedere, mutluluğa dair mutlaka bir şeyler eksiktir Adana'da.
 
Tüm evrenin sessizleştiği, yağmurdan başka konuşan kimsenin kalmadığı "o an" gelmiş, hayatın koşuşturmasına dükkân brandalarının altında ara verilmişse birkaç dakikalığına ve önleri hızlı hızlı iliklerinmişse ceketlerin Adana işte o vakit "Adana"dır, kışları. Sessiz ve mahzun…
 
Dinleyin bir kez onu, sessizce dinleyin, hissedin vücudunuzda. Kaçmayın ondan, aranıza bir şeyi de koymayın, kapüşon ya da şemsiye, ıslanmanın keyfine varın birkaç dakika, şehrin sakinleştiği, herkesin yok olduğu "o an"ın keyfine varın doyasıya, sağa sola koşuşturanlara inat siz daha yavaş yürüyün yollarda. Siz onu sevdikçe onun size fısıldadıklarını duyacaksınız.
Bugün, yazın artık "buradayım" dediği bu günlerde, birkaç ay öncesinden kalma hüzünlü ama bir o kadar da bize dair olan o dostu görmek hoş oldu.
 
Bende sokağa çıktım ıslanmak için. Ama bu sefer çok kalmadı yağmur. Galiba şehre sessizce "hoşça kal" demeye gelmişti. Ve sonrada gitti...
_____
 
Acaba Bayram Akgül mü önce döner Adana'ya

yoksa yağmur mu? :)

Yazar: Editor
2009-05-17 23:48:35

Yine Sahaya Girildi

http://ul.gcg.me/files/2009-05/kaskar1.jpg

Ankara’daki Kasımpaşa-Karşıyaka maçından sonra olaylar çıktı. Uzatmaların sonuna doğru Kasımpaşa 2–1 öne geçti maç böyle bitti. Kasımpaşa 3. şampiyon olup süper lige çıktı. 

Ve…

Tertemiz oynanan ve biten maçın sonunda da olaylar çıktı.

Karşıyakalılar önce koltukları kırdı, sahaya attı.

Sonra tel örgüleri yıkıp sahaya daldı.

O, apayrı bir ruh hali.

Onaylamıyoruz yine bu halleri, ama işte oluyor… Ne yazık ki olmaya devam edecek…

Durum bu.

Bakalım neler olacak?

Yorum yok…

Not: Fotoğraflar ajansspor'dan alınmıştır. Tıklayınız...

http://ul.gcg.me/files/2009-05/karkas2.jpg
Yazar: Editor
2009-05-07 14:00:09

 

http://www.uniaktivite.net/dosyalar/haldun_taner.jpg

 

Haldun Taner

Ay Işığında Şamata, Fazilet Eczanesi, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, Kızıl Saçlı Amazon, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Devekuşu Kabare, Keşanlı Ali Destanı ki epik tiyatromuzun şaheseri, Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu, Yaşasın Demokrasi, Konçinalar, Dışarıdakiler,Ve Değirmen Dönerdi, Çok Güzelsin Gitme Dur, doğum 1915–1986’nın Mayıs 7’si ölüm, büyük usta Haldun Taner

Örnek futbolcusu Ases’le bir futbol, hayır hayat dersi verirken “Ases’i seviyorsak umut vardır.” der. Haklısın Üstat, ama ekliyoruz, “Seni, Haldun Taner’i seviyorsak ve unutmuyorsak umut vardır.”

Yazar: Editor
2009-04-30 12:26:10

Rakip Altay… Karabük maçı için zor bir karşılaşma olacak, diye bir kaygıyla yazıp durmuştum. Bir his değil, zor maçtı zaten, öyle de oldu.

Altay maçı daha da zor olacak. Manisa deplasmanına giden Diyarbakır’ı yakalama umuduyla sahaya 3 puan için çıkacak Altay. Ama belki bu açık ve gollü bir futbola zemin hazırlayacak ve Cemre, oynarsa Emrah ile Kbong desteğinde bir şeyler olabilecek gol-goller için. Şimdi lehimizde olabilecek bir sonuçta tek sorun rakibin ilk iki umudu.

Zor olacak maç, fakat üç puanın hayal olduğu bir maç asla olmayacak. Biz Karabük’e ille de 3 puan, diye gitmiştik. Böyle bir gidiş 3 puana yetmedi. Yani Altay’ın da mutlak 3 puan diye gelişi istedikleri sonucu alacakları anlamına gelmez.

Hay Allah, lafı fena sündürdüm. Altay’ın derdi, Emre-Ersan ve Mbilla’nın yokluğu mesele değil. Bizim de 3 puan mecburiyetimizi de geçelim. Bolu’nun Karşıyaka ile ne yapacağına da bakmayacağız. Bu Pazar akşam 6’da güzel bir maçımız var. Bu sezon Adana’daki son maç… Adanaspor’umuzu Eylüle kadar izleyemeyebiliriz. Gelin biz bu maçın keyfini çıkaralım. Sonrası? Sonrası sonra…

Yazar: Editor
2009-04-21 15:31:45

 http://www.buyuluyelken.net/wp-content/uploads/2008/12/humeyra-otuz-bes-yas-susun-susun-aglayacagim-1975-plak-kapagi.jpg

HÜMEYRA; GEÇMİŞİM, BİRKAÇ RESİM VE CAM KIRIKLARI

  • Adınızı ilk nerede duyup da o sihirli kelimeye vuruldum; dün gibi hatırlıyorum. Çocuktum. Kabakulak olmuşum, evde yatıyorum. Küçük boy bir videokaset. Eski videomuzda, döne dolana ‘Hababam Sınıfı’nı izliyordum: Edebiyat öğretmeni bir sahnede Ferit’i kaldırıp Yahya Kemal’in ‘Sessiz Gemi’sini okumasını istiyor. Ferit de yakışıklı gülümseyişiyle ‘Yanlışınız var hocam, Sessiz Gemi’yi Hümeyra okuyor, Yahya Kemal değil,’ diyor. Tüm sınıf gülüyor. Böylesine gülen insanları izleyince mutlu oluyordum.
  • Ne yapıyor şimdi, nerede, mutlu mu?
    Gözlerinin altında mor halkalar mı var şimdi?
    Artık neredeyse çalmaz olmuş eski bir kasetini zaman zaman gecenin geç saatlerinde dinleyip kimsesiz çocuklar gibi ağladığımı biliyor mu?
  • Sonra tabii ‘İçinden Tramvay Geçen Şarkı’. Lise yılları. Attila İlhan’ı keşfetmişim. Ferhan Şensoy’un ‘Ferhangi Şeyler’ini izlemişim tiyatroda. Çarpılmışım. Şiirlerden, türkülerden bahsetmiş Şensoy. Kalabalık, gülen insanlar yine. Onların arasında sıcacık bir battaniyeye sarınmış gibiydim. O karanlıkta mutsuz değildim artık, kırık da olsa bir gülüş...
  • İçinden ‘Tramvay Geçen Şarkı’yı izlerken... Yine Ferhan Şensoy. Hümeyra, siz bir yıldızdınız orada... Müzikler: Grup Gündoğarken... Neydi: Yıl 1935, AIDS icat olmadı ama Hitler’imiz mevcuttur... Neydi: Yıl 1918, mevsim sonbahar. Heidelberg’in ortasından akıyor ırmak!
  • Orada söylediğiniz bir şarkı vardı: Terk ettim, Karl Valentin’i yıl 935, ah akşamüstü, adamım yalnız kaldı sahnede, yalnız yalnız adamlardı tiyatro... Böyleydi sözler. Yıllarca unutmadım, kalmış aklımda, kocası şair olan bir kadını oynuyordunuz, üzerinizdeki elbise yeşil miydi? Hafif bir ışık; öyle çok aydınlık bir sahne değildi. Gülümsemenin buruk bir şey olduğunu o gün öğrendim ben. General Von Papen’in emriyle askere alınmıştı kocanız...
    ”öyle uzak ki yerim, uzakları aşıyor
    bütün özlediklerim benden uzak yaşıyor”
    dizelerini söylediğinde düşünmüş olamaz beni
    şimdi de biliyorum, biliyor olamaz onu dinlediğimi İstanbul, lise yıllarım, dinledikçe gözümde canlanıyor.
  • ‘Sessiz Gemi’yi bulmam daha sonra. Ama ben daha çok Kördüğüm’e vurulmuştum. İlk sevgili, ilk aşk... Sözler kimindi, o zaman bilmiyordum; sonra buldum, Şevket Rado’nun... Ya her şeyim ya hiçim, sorma dünyam ne biçim, bir kördüğüm ki içim, çözdükçe dolaşıyor; özlemek mi kavuşmak mı diye düşünmüştüm.

 

Derken Ey Sevgili Sevgilim: İşyerinde şiirler yazıyor, cuma öğleden sonra, annem hastalanmış gitmem gerek deyip Beyoğlu’na kaçıyordum, şiirlere, hüzünlere, kartpostallara, Tarık Dursun’un hikâyelerine; misal poğaça yerine çörek demeye, rakı şişesini son kadeh için masaya yatırmaya, inceliklere. Tutsana Ellerimi: Necatigil’in bir sıcaklık arar ellerimiz dizesiydi; Otuz Beş Yaş: Cahit Sıtkı’nın onulmaz şiiri. İncitme Beni: Ne kadar kırıldığımdı yaşarken; Unutulduk Bak Sevgilim: Öpünce dağılan bir yüz, bir antik heykel, deniz perileri, yaz ezgisiydi. Hepsi hepsi bu kadar işte, yeniden yaşanıyor: Yıldırım Türker’in güzelim sözleri.
“Yeni bir şehirde, yeni bir mahallede ne olur karşılaşıversek günün birinde hiç beklemezken kır düşmemişken henüz benim saçlarıma tüketmemişken daha ömrümüzü, ne sen, ne ben ne olur çıkıversen yeni bir ülkede birden karşıma”
Evet Hümeyra Hanım... Satır aralarını şair dostum Roni Margulies’in size yazdığı şiirle süslediğim bu yazı, bugün sizin için. Bize kattıklarınız için. Şiirin son dizesini yazmıyorum buraya. Bilen nasıl olsa bilecektir.
Unutmadan, bir de ‘Kırık Bir Aşk Hikâyesi’ var. O mavi film. Senaryosuna rastlamıştım bir sahafta. Selim İleri yazmış, Ada Yayınları basmış kitabı. Yönetmen: Ömer Kavur. Müzik: Cahit Berkay. Solgun kapakta eski bir fayton resmi vardı. Bir solukta okumuştum. Filmse geçen yaz birdenbire, ikinci kanalda bir akşam karşıma çıkmasın mı?
Son sahne: Kadir İnanır size bakıp, yıllar öncesinin o eski sevgilisine, bir şehirlerarası otobüs terminalinde, ‘‘Mutluluk yanımızdan geçip gitmiş,’’ diyordu. Hababam sınıfının gülüşleri, yerini çoktan mor bir kedere bırakmıştı. ‘Otuz Beş Yaş’ plağının kapağındaki o güzelim mor kedere...

 

Evet Hümeyra Hanım... Satır aralarını şair dostum Roni Margulies’in
size yazdığı
şiirle
süslediğim
bu yazı,
bugün sizin için. Bize
kattıklarınız için. Şiirin son dizesini
yazmıyorum buraya.
Bilen nasıl olsa bilecekti

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2009-04-15 23:06:39
http://ul.gcg.gen.tr/x/00d2d12.jpg

Tribünlerimizdeki bayan inisiyatifine ilişkin ayrıntı vereyim.

  • Bu proje üzerinde Pervin hoca 4–5 aydır çalışmalar yapıyor aslında. Pervin hoca, bugün gündemde olan bu konuyu aslında geçtiğimiz dönemin sonlarında(ocak09) dile getirmişti. O dönem girdiği derslerde bu konu üzerindeki projelerini anlatmış ve öğrencilerden destek istemişti.
  • Geçtiğimiz yıl gördüğümüz "Spor Organizasyonları ve Teşkilatlanması" dersinde Adanaspor Kulübünün tüzüğü ve işleyişi konu alınmıştı ve bu konuda kısa bir proje ödevi de teslim etmiştik grup olarak. Ciddi çalışmalar yapılmıştı ancak araya giren ara tatil dönemi nedeniyle bu proje/girişim sadece derslerde işlenildiği süreçle sınırlı kaldı ve ikinci adım atılamadı.
  • Kanal A'da yayınlanan "Günaydın Adana" programına konuk olarak katıldığı bilgisini aldıktan sonra, bugün Pervin hocayla bu konu üzerinde kısa bir sohbetimiz oldu. Bu konuyla ilgili detaylı bilgiler almaya çalıştım.
  • Bu aslında bir proje, bir hedef. Genel olarak iki hedef üzerinde durulmakta. Bunlar;
    1- Futbol müsabakalarında bayan taraftarların da olması,
    2- Küfürün, şiddetin ve holiganizmin son bulması.
  • Bunun gerçekleştirilmesi için dersliklerde ve panellerde birçok fikir üretildi, düşünüldü. Ve artık sahaya inme zamanı.
  • Kulüp yönetimimizle temas kurulmuş. Bayram Başkan'dan gerekli onay alınmış. Cumartesi günü kapalı tribünde renkli görüntüler oluşturulacak gibi. Tabi ki bu güzelliğin bir maçla sınırlı kalmaması lazım. Devamı olması için de aslında bizlere çok büyük görevler düşüyor.
  • Küfürün ve taşkınlığın hiç olmadığı bir doksan dakika yaşanır ve şovların ön planda olduğu güzel bir tribün yapılırsa inanıyorum ki maça gelen bu kitlenin en azından belli bir kesmi, kemik taraftar kitlemiz haline dönüşecektir.
  • Bu proje ve hedef aslında tüm Adanasporluların genel hedefi ve düşüncesi olmalıdır. Maça gelen herkes yanında eşini, kız kardeşini, kızını v.s. getirerek tribünlerde ki bayan taraftar kitlemiz artmalıdır.
  • Son 2 yılda aslında bayan taraftar profilimizde ciddi bir ilerleme var. Bu belki çok göze çarpmıyor olabilir ancak, kesinlikle bir ilerleme söz konusu. Herkesin Adanaspor tribünlerinin güzelleşmesi noktasında bu ve buna benzer projelere destek vermesi gerekli.
    _____________________
    Bu noktada ben grubumuza çağrıda bulunmak istiyorum; bu ekiple temas kurulmalıdır ve maça gelecek bu ekibin formalarla, atkılarla tribündeki yerini alması sağlanmalıdır. D Smart'ın naklen yayınlayacağı bu müsabakada ki bu güzellik mutlaka TV başındakilere de yansıyacaktır ve ulusal çapta Adanaspor tribünleri ciddi bir beğeni kazanacaktır. Bu fırsat iyi değerlendirilmelidir.
  • Yazan/Şenol
Yazar: Editor
2009-04-05 09:50:39
http://ul.gcg.gen.tr/x/d0e5d77.gif

Olmasını istediğimiz güneşli ışıl ışıl hava yok bu dakikalar itibariyle. Maç saatine yakın hava nasıl olur bilemem. Lakin dilerim yeterince güneş olur da güzel çekimler yapabiliriz.

Ufak tefek hazırlıklar bitince soluğu statta almalı. Erken başlayacak bugünün maç coşkusu.

Kayda almak lazım mühim anları. Fotoğraf bekleyenler var.

Akşam 18.oo civarı Adanaspor-Boluspor maçının fotoğrafları foto-yorum’da olacak. Yeni pankartlar, tribünler, sahadaki mücadele ve gollerimiz…

Umduğumuz gibi bitmesi dileğiyle…

tıklayınız

Yazar: Editor
2009-03-15 09:43:40

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/c017d94.jpg

 

Özellikle bu haftadan sonra zorlu bir seri başlıyor bizim için. Bana göre ‘görece’ daha kolay maçlarımızın çoğunu oynadık. Bundan sonra oynayacağımız Manisa, Ordu, Bolu, Altay, Rize, Karabük, Malatya ve sondaki Samsun maçları çok çok zor geçecek. Bu 8 takımın 4’ü ilk 6 derdinde hatta ilk ikiyi bile düşünebilecek durumda. Diğerleri de bir şekilde ya 6. takım olmayı zorlayacak konumda ya da küme düşme korkusu içinde.

Adanaspor bu sezon gerçek “Adanaspor” kimliğinden uzak bir yolda. Sanki biz Adanaspor değiliz, rakipler bu büyük formayı giymiş mücadele ediyor. Biz de 25 maçtır adeta Araf’ta kalmışız. Şu yokuşu tırmansak mı tırmanmasak mı bîkarar olmuşuz...

Garip bir biçimde, hemen hemen tüm takımların “aşağı yukarı aynı” olduğu bu senenin 1. liginde adıyla bile bu işi götürebilecek konumda olan Adanaspor bu şansı rakiplerine vermiş durumda.

İş işten geçiyor. En azından durumu kurtarmak için bu maçı almak zorundayız. Birkaç saat sonra yine yazının başına geçtiğimizde dilerim sevindirici şeyler yazarız.

Vira Adanaspor!

Yazar: Editor
2009-03-08 10:34:19
http://ul.gcg.gen.tr/x/89113bd.jpg

Hazırız.

Bu haftanın totemini de belirledik;) stada gidiyoruz.

Dönüşte güzel haberler ve fotoğraflar dileğiyle. Hakemlerin veya 3. şahısların etki etmediği temiz bir maç olsun...

Yazar: Editor
2009-02-16 20:24:41
http://www.kitlecizgisi.com/haberresim/oguz%20atay(1).jpg

İnsanlık Öldü

Nihayet insanlık öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre, "yahu insanlık öldü mü?" diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır. Bu nedenle gazetelerinde, "insanlık öldü mü?" ya da "insanlık ölür mü?" biçiminde büyük başlıklar yayımlamakta yetinmişlerdir. Fakat acı haber kısa zamanda yayılmış ve gazetelere telefonlar, telgraflar yağmıştır; herkes, insanlığın son durumunu öğrenmek istemiştir.

Bazıları bu haberi bir kelime oyunu sanmışlarsa da, yapılan araştırmalar bu acı gerçeğin doğru olduğunu göstermiştir. Evet, insanlık artık aramızda yok. İnsanlıktan uzun süredir ümidini kesenler, ya da hayatlarında insanlığın hiç farkında olmayanlar bu haberi yadırgamamışlardır. Fakat insanlık âleminin bu büyük kaybı, birçok yürekte derin yaralar açmış ve onları ürkütücü bir karanlığa sürüklemiştir; o kadar ki, bazıları artık insanlık olmadığına göre bir âlemden de söz edilemeyeceğini ileri sürmeğe başlamışlardır.

Bize göre, böyle geniş yorumlarda bulunmak için vakit henüz erkendir. İnsanlık artık aramızda dolaşmasa bile, hatırası gönüllerde her zaman yaşayacak ve çocuklarımız bizden, bir zamanlar insanlığın olduğunu, bizim gibi nefes alıp ıstırap çektiğini öğreneceklerdir. İnsanlığın güzel ve çekingen yüzünü ben de görür gibi oluyorum. Zavallı insanlık kendini belli etmeden sokaklarda dolaşır ve insanlık için bir şeyler yapmaya çalışanları sevgiyle izlerdi. Bugün için insanlık ölmüşse de, onun ilkeleri akıllara durgunluk verecek bir canlılıkla aramızda yaşamaya devam edecektir.

İnsanlıktan paylarını alamayanlar için zaten bir ölüydü; onun bu kadar uzun yaşamasına şaşılıyordu. Yıllarca önce küçük bir kasabada dünyaya gelen insanlık, dünya savaşlarından birinde, çok rutubetli bir siperde göğsünü üşütmüş ve aylarca hasta yatmıştı. Bu olaydan sonra, hastalığın izlerini bütün ömrünce ciğerlerinde taşıyan insanlık, önce ki gece sabah karşı nefes alamaz olmuş ve gösterilen bütün çabalara rağmen gün ağarırken doktorlar, insanlıktan ümitlerini kesmek zorunda kalmışlardır.

Doğru dürüst bir tahsil göremeyen ve kendi kendini yetiştiren insanlık hiç evlenmemişti. Küçük yaşta öksüz kalan insanlığa, doğru dürüst bir mirasta kalmamıştı; bu yüzden sıkıntılarla geçen hayatı boyunca insanlık, başkalarının yardımıyla geçinmeğe çalışmıştı. İnsanlığın ölümüyle ülkemiz, boşluğu doldurulması mümkün olmayan bir değerini kaybetmiştir. Gazetemiz, insanlığın yakınlarına baş sağlığı ve sonsuz sabırlar diler.

Not: merhumun cenazesi, önce, uzun yıllar yaşamış olduğu hürriyet caddesinden geçirilecek ve ölümüne kadar içinde barındığı Ümit Apartmanı bodrum katında yapılacak kısa ve sade törenden sonra toprağa verilecektir.

Bu kısa hikaye Oğuz Atay'ın "Tehlikeli Oyunlar" adlı kitabından bir alıntıdır.

 

Yazar: Editor
2009-01-14 18:27:25

"http://www.evkultur.com/portre/nazimhikmet/resim_nazimhikmet.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

Büyük İnsanlık

Büyük insanlık gemide güverte yolcusu
tirende üçüncü mevki
şosede yayan
büyük insanlık.

Büyük insanlık sekizinde işe gider
yirmisinde evlenir
kırkında ölür
büyük insanlık.

Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
pirinç de öyle
şeker de öyle
kumaş da öyle
kitap da öyle
büyük insanlıktan başka herkese yeter.

Büyük insanlığın toprağında gölge yok
sokağında fener
penceresinde cam
ama umudu var büyük insanlığın
umutsuz yaşanmıyor.
 

 7 Ekim, Taşkent, 1958

Yazar: Editor
2009-01-08 22:17:15
http://ul.gcg.gen.tr/x/747119d.jpg

“Vefa” duygusu güzeldir. Bu kelimenin sözlükteki yazılanından öte bir anlam vardır. İnsana dair en temel kavramların başında gelir. Düşünmenin, hissetmenin, hatırlanmanın kardeşi gibidir.

Biz Adanasporlular için, şairin dediği gibi “Vefa, İstanbul’da bir semt ismiymiş” şeklindeki sitemvari bir söz değildir. Bunun bizde derin anlamları, hoş hatıraları vardır. 90’lı yılların başında(dilerim yanılmıyorumdur bu tarih mevzusunda)Klementy,Kaleci Darko ve o muhteşem Sabotiç Adanaspor’a transfer olmuştu.

İlk maçından itibaren adeta bir gol makinesi olmuştu ve doğal olarak da tribünlerin kahramanına dönüşmüştü. İlerlemiş yaşına rağmen o yıllarda Fenerbahçe’nin de gündemine gelmiş olan Sabotiç golleri, futbolu ve güler yüzüyle(Bu bize önceki yıllarda gülen adam Peroviç’i de hatırlatmıştır.) Adanasporluların sevgisini fazlasıyla hak etmiş bir futbolcuydu.

Uzatmayalım, sonraki sezonlarda Ankaragücü’ne transfer olur Sabotiç. Kan kaybeden Adanaspor’umuzun da kötü günleri başlamıştır.
Derken Adanaspor ve Sabotiç Adana’daki bir maçta karşı karşıya gelirler. Ankaragücü’nün başında da Samet Aybaba vardır.5 gol yiyerek mağlup oluruz.

Maçın sonunda Samet Aybaba’nın: “Sabotiç sen niye gol atmadın?” diye sorduğu, Sabotiç’in bu soruyu yanıtsız bıraktığı rivayet edilir.(Çünkü yanıtı belli olan sorular vardır!)

Hoş, Adanaspor’un böyle jestlere dair kompleksleri yoktur. Golü kimden yediğimiz o kadar da önemli değildir. Ama Sabotiç’in Adanaspor’a “gol atmama” konusunda hissettikleri (veya bizim hissettiğini düşündüğümüz şeyler) hatırlanmaya değer. Bir zamanlar kahramanı olduğu tribünlere içten bir sevgi hissetmek, bunu da gol atmaya yanaşmamakla göstermek; değerleri “skorlara, sayılara” bağlı olanların anlayabileceği türden bir davranış değildir.

Fiorentina taraftarının sevgilisi olan Baggio Juventus’ta forma giyerken bir Fiorentina maçında penaltı atmayı reddeder. Bunun üzerine oyundan alındığında da Fio’lu taraftarların kendisine uzattığı Fiorentina atkısını boynuna dolamaktan da çekinmez.

Roberto Baggio’yu yücelten de (Elbette futbolu kadar) bu vefa duygusudur.

Yazar: Editor
2008-12-19 18:18:38

Siluet Kuş

Kaçmak istiyor belki, kaçamıyor. Gecede bir ışık görüyor ona gitmek istiyor sanki ama camı fark edemiyor. Oracıkta öylece kalıyor. Bir iz geçmiş, bitmiş; kaçılamamış bir hayattan.

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/7370672.jpg
Yazar: Editor
2008-12-13 18:33:04
http://www.zgapa.pl/zgapedia/data_pictures/_uploads_wiki/b/Bachus_twarz.jpg

Devrim Şarkıları  

Yaza doğru bir geceydi, birazdan yıldız yağacaktı

Dolunaydı ay

   Ve devrim şarkıları,

         Akkapı kendi sokaklarında kaybolurken,

    ayışığıydı

Dionysos Efendimiz, şu koca oyun Tanrısı,

 Efendimiz Dionysos, şu koca şarap Tanrısı…’

Sessiz dağılmıştı sinema,

‘Baba’ yuvasını kurtaramamıştı

Ellerde nemli mendiller.

 

Memed, Aliço film öncesi konuşmasını yapmış

Bildiriler, silahlar karpuz sergisine saklanmıştı

     -bizde (ben, Domdom Ali, Pusu Yusuf)

       Bir dumanlı sevgili,

       Kaskas’ta o bildirileri okuyabilme hayali-

Birazdan yazılama da başlayacaktı:

‘Mahir, Hüseyin, Ulaş /Kurtuluşa Kadar Savaş…

 Tek Yol Devrim…’

Siz biliyorsunuz, bunları yaşadınız.

 

Sabahında o rüya gecesinin

Portakal çiçeklerinin kokusu

    -kahvaltıda kaçak incir rakısı-

Pırıl pırıl gökyüzü

İşe giden insanlar, yolcu taşıyan at arabaları

Asker Bilal’ın kahvesi, Mısırlı Kemal’in hikâyeleri

Dinlediniz, hatırlarsınız

 ‘ki Dionysos Efendimiz şu koca oyun tanrısı…’

Ama ne olduysa oldu,

Öce sözler gitti, yazlık sinema kapandı sonra

Portakallar gitti çiçekleriyle

Bildiriler, sabun kokulu bir çeyiz sandığında unutuldu

Bir bir silindi yazılar

Ah, o aşk bitti

Herkes gitti…

 

İşte, mazimizden bir akşamüstü

Ben, Domdom Ali, Pusu Yusuf

‘atladık aşağı bahçenin çitini’

Portakal bahçesine daldık…

Bir düşteydik, biz hangi diyarda kaldık?
 

 

Sanki bin yıl sonra oturduk dut ağacının altında

  ‘ ve Efendimiz Dionysos şu koca şarap tanrısı’

Rakı içtik.

Terk edilmiştik hayat tarafından.

Ağlamadık.

 

Belki o yaz bitti;

Domdom Ali, Memed, Aliço, Pusu Yusuf

Ömürlerini alıp gitti…

 

Ama ayışığı…

Kendini yollara vurmuş devrim şarkılarıdır hala…

 

‘Dionysos Efendimiz, şu koca oyun Tanrısı

 Efendimiz Dionysos, şu koca şarap Tanrısı

Bizi uçsuz bucaksız Frigya ovalarına saldı…’

 

Yazar: htabakan
2008-12-12 00:36:42

Devrim Şarkıları

Yaza doğru bir geceydi, birazdan yıldız yağacaktı

Dolunaydı ay

   Ve devrim şarkıları,

         Akkapı kendi sokaklarında kaybolurken,

    ayışığıydı

‘Dionysos Efendimiz, şu koca oyun Tanrısı,

 Efendimiz Dionysos, şu koca şarap Tanrısı…’

Sessiz dağılmıştı sinema,

‘Baba’ yuvasını kurtaramamıştı

Ellerde nemli mendiller.

Memed, Aliço film öncesi konuşmasını yapmış

Bildiriler, silahlar karpuz sergisine saklanmıştı

     -bizde (ben, Domdom Ali, Pusu Yusuf)

       Bir dumanlı sevgili,

       Kaskas’ta o bildirileri okuyabilme hayali-

Birazdan yazılama da başlayacaktı:

‘Mahir, Hüseyin, Ulaş /Kurtuluşa Kadar Savaş…

 Tek Yol Devrim…’

 

Siz biliyorsunuz, bunları yaşadınız.

Sabahında o rüya gecesinin

Portakal çiçeklerinin kokusu

    -kahvaltıda kaçak incir rakısı-

Pırıl pırıl gökyüzü

İşe giden insanlar, yolcu taşıyan at arabaları

Asker Bilal’ın kahvesi, Mısırlı Kemal’in hikâyeleri

Dinlediniz, hatırlarsınız

 ‘ki Dionysos Efendimiz şu koca oyun tanrısı…’

 

Ama ne olduysa oldu,

Öce sözler gitti, yazlık sinema kapandı sonra

Portakallar gitti çiçekleriyle

Bildiriler, sabun kokulu bir çeyiz sandığında unutuldu

Bir bir silindi yazılar

Ah, o aşk bitti

Herkes gitti…

 

İşte, mazimizden bir akşamüstü

Ben, Domdom Ali, Pusu Yusuf

atladık aşağı bahçenin çitini’

Portakal bahçesine daldık…

Bir düşteydik, biz hangi diyarda kaldık?

 

 

 

Sanki bin yıl sonra oturduk dut ağacının altında

  ‘ ve Efendimiz Dionysos şu koca şarap tanrısı’

Rakı içtik.

Terk edilmiştik hayat tarafından.

Ağlamadık.

 

Belki o yaz bitti;

Domdom Ali, Memed, Aliço, Pusu Yusuf

Ömürlerini alıp gitti…

 

Ama ayışığı…

Kendini yollara vurmuş devrim şarkılarıdır hala…

 

‘Dionysos Efendimiz, şu koca oyun Tanrısı

 Efendimiz Dionysos, şu koca şarap Tanrısı

Bizi uçsuz bucaksız Frigya ovalarına saldı…’

Yazar: htabakan
2008-12-12 00:33:41

Kaskas ya da Meşine Dönmüş Dünya

‘günler durmadan akıyor, çekip gidiyor

 ama söyleyin nereye gidiyor?’

 

Daha bir delikanlıyken

İstanbul’a gittiğinde çalışmaya

70’in bilmem hangi senesinde

Geriye belki bir ‘bakış’ bırakıp…

Taksim Meydanında ama

Hayatın bir başka sevdasına dalıp…

 

Unutmuşlardı seni döndüğünde

Senin unutmadığın taş sokağın sonunda

Altında dut ağacının

Bir söz bizim hiç duymadığımız

Hayata dair;

Sahi,  o vakitler aşkın tanımı yapılmış mıydı?

 

‘Köseleye dönmüş hayat

Sayası bozuk devran

Meşin kokuyor kahpe felek

Meşin kokuyor kahpe felek

 

Sokakları süpürürüm her sabah

Her gece doyurmaya çalışırım doymak bilmez dünyayı

 

Sökülmüş kunduraları yapıştırırım da

Kendim paramparça

Ki kadın teni hissetmez parmaklarım

 

Günler gidiyor

Çekip gidiyor ya

O da bilmez nereye gidiyor…’

 

Bir şarkıyı tam bilseydin

Okuyabilseydin bir şiiri

Parmaklarınla izleyebilseydin şahbeyiti

Gözlerinle, ah kalbinle…

Devrim marşları olurdu senin şarkıların

Sen, su gibi bilirdin Nazım’ı

Zira hikâye senin hikâyendir Kaskas

 

‘Şimdi ben şurada, Saydam Caddesinde

Yani Akkapı Mahallesinde

Asker Bilal’in eski kahvesi karşımda

Yazlık sinema olurdu yaşasaydı yanında

Hani önünde karpuz sergisi olurdu

Hani silahların ve okuyamadığım bildirilerin zulalandığı

Ama işte gecenin onunda on ikisinde

Siz tatlı kış gecesinde

Kömür kokusunda

Perdeler arkasında…

Ah, ömrüm… ömrümüz

Nereye gider ki?’

 

Hayatı sen biliyorsun Kaskas

Biz yalanını anlatıyoruz

Soru da sende cevap da

Biz bir bok bilmiyoruz

‘meşine dönmüş dünya’

Yaşıyoruz…

 

 

Kaskas/Sadık Uzunağaç

Şiirde bahsettiğimiz gibi 70’lerde Adana’dan çıkmıştı, döndüğünde de neredeyse unutulmuştu.

Kösele ustasıdır. Çirişçinin tekisin diye hala takılırız, kızar. Dönünce belediyede temizlik işlerine girdi, oradan emekli de oldu. Bunun yanında akşamları, hafta sonları mahallede aynı zamanda mekânımız olan küçük dükkânında köşkerlik de yapardı. Her akşam kenara şırdan tezgâhını da kurar bu ayrıca ek işi olurdu. Bilinen hikâye onunkisi; minnet etmeden evi geçindirmek. Hala aynı tarzda çalışır. Şiirde anlatılanlar kısmen onun hayatı. Okuma yazma bilmez. Öğret, dedi; beceremedim. Hala kızar bana: ))

Allahına kadar Adanasporludur!

Yazar: htabakan
2008-12-12 00:27:41

Hakan Savlı’nın iki Şiirindeki Adana ve Hatırlattıkları

Ya da Bir şehrin Gizli Hikâyesi

 

Adanaspor sevdalısı işçiler, çıraklar, kalfalar;

yani Adanasporluluk bilincini edindiğimiz

o iyi, saf, içten, dalaveresiz insanlar…

 

70’li yılların Adana’sını az çok bilenler, özellikle şaire yaşça yakın olup o vakitlerde çocukluk dönemlerinde olanlar Kembo’da anlatılan, Sanşo Panza’nın Ölümü’nde de değinilen yerleri kendi anılarıyla da yaşayacaktır.  O Adana, ömrümüzün en güzel yıllarını yaşayan Adana’dır. Küçüksaat Meydanı’nda sabahın en erken saatlerinden itibaren bekleşen ameleleri, onların Adana usulü pide ekmek içinde yine Adana usulü halka tatlıdan oluşan kahvaltılarını, Fikret Otyam’ın fotoğraflarında da gördüğümüz kasketli, kimi şalvarlı, yelekli duruşlarını hiç unutulmamıştır zaten onları belleğine kaydedenler. Bu dizelerle de geriye küçük bir dönüş olmuştur. “Küçüksaat’le Hurmalı arasında” (Kembo’dan)  yani Kuruköprü Meydanında o yılların büyük mitinglerinden birinde; Ecevit’i solcu (!)  sanıp onun ilericiliğine (!) aldanıp halkçılığıyla (!) umutlanıp şimdi yeri büyük bir otel olan, o zamanki Cumhuriyet İlkokulunun “babacan” müdürünün sol yumruğunu kaldırıp “Halkçı Ecevit” sloganlarına katılışını anımsadım okulun ön bahçesinde.

“Oradaydım 1979’un bir yaz gecesi” (Kembo’dan)

Oradayım 1975’in kışında, Cumhuriyet İlkokulunda öğrencilerin; otelin, okulu satın alıp alanına dâhil etmesine karşı yaptıkları “direnişte”...  Kembo!

“Cırlak sesli, palavracı, yaşlı kebapçı

Küçüksaat’le Hurmalı arasında, kebap arabasının önünde iki çocuk

Mossat ajanlarıyla savaşını dinlerdik;

Dansöz Züleyha’nın şifrelerini nasıl çözmüş dünyanın en güzel şiirlerini o yazmış Bir gün küçük bey lanet edip yaktım hepsini...” (Kembo’dan)

Yine Küçüksaat’le Hurmalı arasında, Kuruköprü’den Dörtyol ağzına Doğru; Maksim’in Yeni Pavyon’un Pamuk Palas’ın bir alt sokağı, 70’li yılların Adana’sının en renkli mekânlarından biri olan Asri Sinema Sokağı’nda... Asri Sinema Sokağı, filmciler sokağı... Onlarca film şirketinin bulunduğu yer. Artık hayallerde bile olmayan insanlar... En az Kembo kadar ilginç kebapçı Selahattin Usta, yardımcısı Moiz...

Adanaspor’ sevdalısı işçiler, çıraklar, kalfalar; yani Adanasporluluk bilincini edindiğimiz o iyi, saf, içten, dalaveresiz insanlar…

 Sonra bir esnafla tavla olmayan Bilal İnci, sokağın ucunda ilk ve son kez gördüğüm Yılmaz Güney, oraları mesken tutan çiftçiler, küçük ağalar, viranelerde oturan kadınlar, Sıdıka Bacı, torunlarının top oynarken kırdıkları mağaza camının önünde tüm hafta sonu, gece gündüz bekleyen seksenlik Ayşe Kadın, sokağın orta yaşlı erkeklerinin kalbini titreten Terzi Süreyya...  Sonra Avni Usta...

Ne çok zaman geçmiş ne çok insan...

Kedi gibi miyavladığı için eğlendiğimiz, kâğıt toplayıcısı yaşlı adam... Onun, biz kulle (misket) oynarken bir süre bizi izleyip “Bir zamanlar bizde oynardık! Ama şimdi yalan oldu!deyişi... Söyledikleri kadar konuşmasına da şaşırdığımız adam. Oysa o sadece miyavlar ve kâğıt toplardı... Biz öyle sanırdık.

“Dayıoğlu öldüğünde işemeye giderken

düşüp damdan bir beyaz gecesi

kasabın duvarına yağlı boyayla yazdı

Adanalılar evlerin tepelerinde uyunmaz …” (Kembo’dan)

Yine Asri Sinema Sokağında Kebapçı Nuri’nin ikinci karısından olan oğlu Sinek Muhittin’in uçurtma uçururken evin damından düşüp ölmesi... Terliklerin günlerce duvar kenarında kalışı...

Sonra o çocuk dünyamla âşık olduğum genç kız, elektronikçi Ergün’ün nişanlısı... Varlığımdan haberi var mıydı ki?

“Herkesle kavgalıydı, bütün mahalleyi ilıbar etmişti

Bu aşağıda adı yazılı olan şerefsizler kaçak elektrik kullanmaktadır

kendini de yazmış çakılmasın diye ama belediyeciler gidince,

 doğruca linç etmeye kalktı komşular...” (Kembo’dan)

Terzi Coşkun’un; “Şerefsiz doktor, öldürdü bizi iki dakkada. Bu kalple üç ay yaşayamazmışım...” deyişi ve bir ay sonra ölüşü... Ve onun anlattığı bir intihar hikâyesi : “Çocuk aşktan delirmiş gibiydi, Allah var yakışıklıydı. İçerdi ama... Usta, çıktı evin damına indiremediler. Kibrit çöplerinin kavlarını koparıp koparıp yedi...” bunları bir, bir hatırlatan dizelerle dolu Kembo. Hayatın tam içinden dizeler... Şimdi ne o eski Adana var ne de o insanlar. “O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler çekip gittiler.”(...)

“Hep alay konusuydu, sinir içinde, ama bizim dostumuz iki çocuktuk, birimiz denizci olduk, kıvırcık saçlı

Bütün denizleri dolaştınız, ne buldunuz küçük bey?

bense bu odalarda onun hayaletiyle geceleri

size bir şeyler verebildiysem, bana ne mutlu

Kembo gitti dediler, kalpten, gülmek tuttu ikimizi

...ama Çomar’ı öyle görünce...

O saygıdeğer canlı bir evdeki kadından daha iyi anladı.

Oradaydım 1979’un bir yaz gecesi

Bir adam balkonda bağırıyordu, pijaması delikli fanilasıyla

Bir gün bu yıldızlara hayatı götüreceğiz!

Söyleniyordu karısı, komşular

Yukarılara bakıyordu, cılız, çarpık bedeniyle, nemli gözlerle

Duymuyordu, dalıp gitmişti.

Kembo... (Kembo’dan)

Kembo’daki “kıvırcık saçlı”yı Sanşo Panza’nın Ölümü’nde de görürüz.

Önceki şiirdeki denizci, Sanşo Panza’nın kendisidir bu şiirde.

“Ona sınıfta Sanşo Panza derlerdi/ Siyah boncuk gözlü, kıvırcık saçlı

Dostum derdik birbirimize/ Akşamları fabrikalar dağılır

Yemeklerini yiyip/ Uyurdu dünyalılar... İkimiz camda

Göz kırpardık el/ fenerleriyle.../ buradayım/ dostum

ben de/ buradayım”                                  (Sanşo Panza’nın ölümünden)

Yakın Arap köylerinde gidilir, o mahzun çocuklardan jilet atma öğrenilir... Sonra... İlk “yara’ların” mutlulukların edinildiği eski Adana genelevi... İç içe girmiş izbe binalar, etrafta hamamlar, seks sinemaları, tatlıcılar, kahvehaneler, çayhaneler... Filmlerden düşmüş karelerde mekânlar, yüzler...

 Hurmalı mahallesindeki eski istasyon, raylar, giden trenler...

Gidenler...

“Kuruköprü’nün arka sokaklarında

sokak kedilerinden Seyhan’a kadar

çaycılar, ameleler, simitçilerle... Dostluk biz bunu herkes anlamaz...

giderek nasıl oldu? Fark edemedim

bu Bukowski pislikleri, alkol ve serserilik

dostum, yenilip yitirdi karanlıkta el fenerini

...artık ışık/ yok ordan ama

Buradaydım/ ben buradayım” (Sanşo Panza’nın Ölümü’nden)

70’li yılların (ve daha öncesinin) Adana’sından bugüne...   Gidenler... El fenerini yitirenler... “Daha güzel bir dünya”nın idealindeyken şimdi yolunu yitirenler...

“Tatlı hayat” düşkünleri... Biraz hüzünlü, biraz yenilmiş...

Artık her yerde el fenerini yitirmiş  Sanşo Panza’lar...

“...ağlama dostum... Hadi ağlama...”

(Sanşo Panza’nın Ölümü’nden)

Ölmeden ölenler...

Bu iki şiirle Hakan Savlı bir dönem Adana