2009-06-29 08:56:22

Asidir Şiir

(veya bazı şiir okumaları üzerine birkaç söz)

http://ul.gcg.me/files/2009-06/isyn.jpg

Bir yerde mi okudum, hatırlamıyorum. “Sanatın en asi çocuğudur şiir,” diye.

Asidir kelimenin tam anlamıyla, ele avuca sığmaz. Anladım, dediğiniz anda belleğinizde üç beş kırık söz görürsünüz; imge, mecaz, benzetme, kelime oyunu, sığlıklar keşmekeşinde heder olmuş gitmiş. Siz onu seversiniz de o sevildiğini bilmeyebilir, incinirsiniz. Sadece bilginin, görgünün veya yeteneğin algılamasıyla görünür olan bir şey de değildir. Bir his… Bir bilinç… Ne bileyim, şiirin ne olduğunu çözebilseydim, yazardım en güzel şiirleri…

Lakin şiirin ne olmadığını çözebiliriz.

Çok uzun bir zamandır “iğdiş edilmiş” bir bilinç ile yaşıyoruz. Bu iğdiş edilmişlik tekilden çoğula her bir noktada dikilmiş gözlerimizin içine bakıyor. En basit ticari ilişkilerden en görkemli ihalelere kadar. Basit bir reklâm filminden anlı şanlı sinemacıların eserlerine kadar… Örneğin; TV’de 1 Mayıs tartışmalarını dinleyen bir “okumuş” şöyle diyebiliyor: “Tatil işte 1 Mayıs, daha ne Taksim diye tutturuyorsunuz!”

Bir süreç bu… Burada bir şiir yazmadığım için de rahatlıkla yapabilirim şu benzetmeyi, bu iğdiş edilmiş bilinç bir çığ olmuş yuvarlanıyor, üzerimize üzerimize geliyor. Gelmeye devam da edecek. Bundan hayatımızın her bir unsuru kısmetine düşeni de hali hazırda alıyor almaya da devam edecek. Bunları söylemek için Nostradamus olmaya gerek yok, işte bir iki şiir okumak da yeter vaziyeti görmek için.

Sanatın kendisi her duruma müsait bir şey midir? Böyleyse de bu müsaitliğin kendi evreni içinde birtakım kuralları yok mudur, en azından nefsi müdafaa için. Bir atmosferi, yerçekimi, fotosentezi… Yani gayet olağan, alıştığımız, özünü anlamasak da hayatımızı sürdürebilmemiz için olmazsa olmaz şeyler… Sanat için de yok mudur?

Konu üzerinden gidersek, sokağa mı düşmüştür şiir? Veya gerdek gecesinde damattan önce gelini yatağına atan, yani bu hakkı kendinde gören İngiliz sömürge valileri gibi, şiiri keyfince, yılların şairliği sıfatıyla iğfal eden midir şair?

Hakikaten asidir şiir, kelimenin tam anlamıyla ele avuca sığmaz. Hiçbir sokak kavgasını kaybetmemiştir. Eski kabadayılardandır da. Nicelerinin gönlünde taht kurmuştur. Bazen İnce Memed’dir. Haksızlığa gelemez. Kiminde Zapata gibi herkesin vicdanı olur, Dadaloğlu’dur bre; “ferman padişahınsa...” diyerek. Ama en güzel, güzeller güzeli bir güzeldir de… Aşkından elimize sigaralar bastığımız. Asidir, tabiatı öyledir, asileştirir haliyle.

Ve fakat bir rezillik değildir şiir…

Gadre uğradığında da hesabını zaman soracaktır…
Yazar: Editor
2009-06-25 21:44:17

Adanaspor ve Gelecek

Bir futbol takımının en büyük yatırımı, siz de kabul edersiniz ki alt yapısıdır. Yarınlara bakmak için bulunulması gereken en net konum orasıdır. Yıldız transferler yerine alt yapıdan gelecek futbolculara yönelmek futbolun en kabul gören yaklaşımı değil midir? Tabi bunun için sabırlı bir yönetim ve tribüne de ihtiyaç vardır. Adanaspor öteden beri alt yapı konusunda titizlik gösteren bir takımdır. Bu anlayışın yerleşmesinde vaktiyle bizde hocalık yapan Tamer Güney’in de katkıları hatırlanmalı. Bir de Sami Bayraktar’ın emekleri…

Bildiğimiz o acı kazadan sonra Sami Hoca ve 3 genç futbolcu (Faik, Rafet ve Hakan) hayatını kaybedince Adanaspor alt yapısı uzun yıllar etkisinde kalacağı bir hasar almıştı maddi ve manevi anlamda.

Şimdi baktığımızda hem Adanaspor hem de alt yapımız bir ivme içinde. Özellikle gençlerimiz Eyüp Hocanın önderliğindeki bir ekiple ( Feyzullah, İsmail, Cem, Serbay, Ali hocalar) gün gün geleceğimizin binasını kuruyorlar.

Bu gelişmeler, Adanasporluları her şeyden çok sevindirmektedir. Yoksa başarılar, şampiyonluklar illa ki gelir; fakat bunların geçici olmaması için yola çıkmamız gereken liman işte o alt yapıdır…

Vira Adanaspor...

Yazar: Editor
2009-06-16 16:36:48

Biz tribün deyimlerine devam edelim. Şu açıklamayı yapalım yine de; buradaki saptamalar özelde hiçbir takımı veya taraftarı bağlamamaktadır. Yani olaylar ve şahıslar tamamen uydurmadır. Gerçeklerle örtüşmesi tamamen rastlantıdır.

En Büyük Taraftar, Futbolcular…

Her şey bitti.

Kapandı tüm kapılar.

Çıkacak bir baca deliği bile yok.

Hiçbir iş bu kadar ters gitmemişti.

Canımız yanıyor, beklentiler kayıp…

Umut öldü.

Yahu bir kurban, suçlu vs lazım…

Uyuyan, çekirdekçi, küfretmek için bağıran, takımı desteklemeyi keyfine göre takılmak zanneden kimi taraftar suçluyu bulmuş, mahkemeyi kurmuş, yargılamış ve infaz etmiştir: Futbolcu!

Her öfke patlaması gibi bu da bir miktar hissidir. Ama futbolcuyu gaza getirme değildir. Belki biraz “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla”dır. Çünkü ikinci hamle yönetime yapılacaktır.

Filmin bu dramatik sahnesinde seyirci, neden-sonuç koparmıştır, hatta muhtemelen hiç fark etmemiştir. Belki işin kolayına kaçmıştır. Ve aslında bu bölümde uyukluyordur.

Gücü, morali, inadı, umudu, hayali, hırsı, kazanma inancı biten futbolcudan hala bir şeyler beklemek tribünün hala direndiğine işaret eder.

Ama yazımızın konusu olan bu tezahürat, her bir şeyin artık tribünde de bittiğinin resmidir. Sezon adeta bitmiştir, herkes kendi yoluna gitmiştir. Yoksa attı gole sevineceğin bir, birkaç oyuncun için “en büyük taraftar, futbolcular sahtekâr” diyemezsin, nasıl diyeceksin!

Yazar: Editor
2009-06-09 01:03:23

Hakan Hacıbektaşoğlu

Ekrem Al ile devam kararı alındı. Macera aramaktansa takımı bilen bir hocayla yeni sezona başlamak daha mantıklı ve sağlıklı bir tercihtir. Ekrem Al ile ilgili görüşlerimizi son olarak yazmıştık. Sezon başında kadrosunu kendi kuran bir hoca olarak daha faydalı olacağını yazmıştık. O yazıyı okumak için tıklayınız.

Ama Hakan konusunda çekincelerimiz var. Yani hocanın Hakan’ı gözden çıkarabileceği düşüncesi içimizi burkuyor. Öyle bir şey konuşulduğundan değil, sadece geçen sezonu düşününce, bunun olası bir durum olarak gündeme gelebilmesinden korkuyoruz. Klasik bir lafla devam edelim söze, Hakan gibi bir futbolcuya sadece Adanaspor’un değil her takımın ihtiyacı var. Hakan Adanaspor’da simge olabilecek bir isimken takımdan giden bir isim olmasın. Amacımız bir tartışma ortamı aratmak da değil. Alınan kararın en fazla yorumunu yaparız. Ötesinde gözümüz de yok. Fakat her bir olumsuzluk, artık ne ise o, geçen sezonda, mazide bir yerde kalsın, Hakan da Adanaspor için kazanılsın.

 Aşağıdaki de 4 Şubat 2008’de Hakan için yazdığımız yazı. Tekrar okumakta bir sakınca yok.

 [Adanaspor’a geldiğinde takım en kötü günlerini yaşıyordu hemen hemen. Süper ligden düşmüş şimdiki birinci ligde galibiyete hasret günler yaşıyorduk. Hakan’ın Beşiktaş’ın alt yapısından geldiği biliniyordu. Takımdaki ilk zamanlarında (yanılmıyorsak Ahmet Ziya Hoca) ona bir yer arıyordu. İlk maçında solda bir yerlerde izledik onu. Islıklayanlar oldu, bu ne biçim futbolcu diyenler… Oysa onu bir antrenman maçının ( galiba Ceyhan’la yapılan bir maçtı ) ikinci yarısında izleme fırsatı bulduğumuzda, bu oyuncu bu güne kadar neden oynatılmaz ki, demiştik. Elbette hoca da onu fark edecekti. Sonra... O ilk maçın şaşkınlığını üzerinden atan Hakan birkaç hafta içinde takımın yıldızı, taraftarın da sevgilisi oluvermişti. Oluvermişti, derken kendi kendine değil elbette kalitesi ve çabasıyla, klâs bir duruşuyla… Biz küme düştük, takım dağıldı, her şey bir yalan oldu… Hakan da Alanya ile anlaştı. Biz birçok arkadaş Adanasporsuz o sezonda eski futbolcularımızın, özellikle Adanaspor’a yüreğiyle de emek verenlerin neler yaptıklarını izlemekle yetindik. Başarılarına sevindik. Hakan onların başında geliyordu. Derken Adanaspor’a döndü Hakan. Bize göre bir yuvaya dönüştü bu. Sevinmiştik. Ve Hakan Hacıbektaşoğlu oynadığı her maçta bu sevgiyi ve saygıyı hak ediyor. Hoş, biz onun artık ne yapacağına bakmıyoruz. Biliyoruz ki o, her gerçek Adanasporlu gibi terinin son damlasına kadar çarpışacak… Ligin sonucu ne olursa olsun ( ama şampiyonluk olsun ) biz Hakan’ı şimdiden alkışlıyoruz…]

 

Not: Adanaspor o sezon Hakan’ın da büyük emekleriyle şampiyon olmuştu… Özellikle o kritik Adana derbisindeki sevinci, tellerdeki fotoğrafı hala belleklerimizdedir.

 

Yazar: Editor
2009-06-05 18:29:59

Bayram Akgül Görevinin Başında

http://ul.gcg.me/files/2009-06/aa_472.jpg

Altay maçında yaşananlar ve devamındaki olaylar… Çok konuşuldu, yazıldı, tartışıldı… Tüm bunlar olurken biz özellikle bir “Adanasporluluk meselesi” üzerinde durduk. Çoğu zaman övgüyle bahsettiğimiz Bayram Akgül’ü de hatırlayacağınız noktalarda eleştirdik. Şimdi haklılık veya haksızlığın konuşulmayacağı bir yerdeyiz.

Yanlış anladık, yanlış anlattık, yanlış aksedildi, yanlış öğrendik, yanlış… Lafı uzatırsak bir yanlışlıklar komedyasıdır gider.

Ne yazdıysak bir Adanaspor için yazdık, dedik ve bu konuyu kilitledik… O kadar!

______________________

Sayın Bayram Akgül takımın başında. Bu, tüm Adanasporluların istediği, beklediği bir gelişmeydi.

İyi de oldu.

Şimdi bir klişe ile bağlayalım: Önümüze bakıyoruz…

Adanaspor, zoru sever; illa ki zorlu olacak: ))

En güzel günler umuduyla, vira Adanaspor!

Yazar: Editor
2009-06-02 11:28:42

Kayıp Kimlik

Adana Demirspor yardım gecesi düzenliyor. Destek 58 bin lira, eski söyleyişle 58 milyar. Bir deplasman parası. Şimdi rakip takımdır, deyip içten içe sevinebilirim bu duruma. Kim bilecek hislerimi. Ama sevinemiyorum. İçimden gelmiyor böyle bir duygu. Bu hazin bir Adana fotoğrafıdır çünkü, bu fotoğrafın içinde biz de varız.

Ve Adana’nın göbeğinde BJK görkemli bir şampiyonluk kutlaması yapılıyor…

____________________________

Adanaspor yıllarca yoklukla mücadele ediyor. Gündüz Hoca teknik direktörken başkan oluyor, biliyorsunuz zaten. Sonra zorunlu ve sonu sorunlu bir Uzanlar dönemi… Bilinenler yaşanıyor…

Ve o arada yıllarca Adana’nın merkez noktalarında Bizans takımları şampiyonluk gösterileri yapıyor.

Adana, yalnız ve garip şehrim. Gayri Adana olmaktan öte bir başka şehir olmuş yaban şehrim.

____________________________

Yaşar Kemal’in bir romanında iki güçlü bey, bir tür iktidar mücadelesinde yıllarca çekişir. Bu esnada maddi güçlerini yavaş yavaş kaybederler. Yılmadan, büyük bir onur mücadelesi de vererek sürdürdükleri bu kavgadan sonra geriye hazin bir yoksullukları kalır. Gerçek anlamda bir yoksulluktur. Bu arada etrafta yeni yeni beyler, ağalar, zalımlar, sonradan görmeler, “çapulcular” pıtrak gibi türemiştir. Bunlar Çukurova coğrafyasının yeni sultanları olmuştur. Böyle bir hikâye…

____________________________

Ve Adana’nın orta yerinde Adanalılık bir İstanbul türküsünün oyun havası olmuştur: Aman Adanalı, canım Adanalı… ben sana yandım

Adana, yalnızlığımın şehri… Kalabalıkta kaybolan sevgili… Kokusunu unuttuğum ilk aşk… Kaybolmuş sevda sözleri… Heybetini unutan kent… Ters ışıkta kalmış bir siluet…

Ah  Adana, Adana’m,

Gazetelerin bir köşesinde zayi ilanı:

Kimliğimi kaybettim,

Hükümsüzdür!

http://ul.gcg.me/files/2009-06/ksa.jpg

___________________________________

Not: Aytaç Durak, takıma hiçbir faydası olmayan çapulcular hala konuşuyor, demiş… Kimdir bu “çapulcular” ? İsim vermemiş. Bu konuda tabi ki bir çift sözümüz olacak. Tüm “çapul”u Adanaspor sevdasında ibaret "birkaç" Adanasporlu olarak…

Yazar: Editor
2009-05-23 10:32:53
http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2008/03/yagmur.jpg

22 Mayıstı dün. Yılın bu günleri için pek de sıradan bir şey değildir yağmur yağması, hele de Adana'ya. Uyanır uyanmaz ilk gördüğüm açık gri bulutlar ve şehrin ıslak sokaklarıydı. İnce ince de yağıyordu bir yandan. Yağmur Adana'ya pek uzak değildi. Kışın sık sık ziyaret ederdi Adana'yı. O bir tattır Adana'da, bir renktir.
 
Çünkü Adanalının ne karla kışla bir münasebeti vardır ne de denizle ilgili anıları. Ne kışları derinden hissettiren şehirler gibi soğuk ve serttir, ne de içinde deniz bulunan şehirler gibi keyifli ve duyguludur kışları. Varsa yoksa bir yağmurumuz var bizimde.
 
Gökyüzünden dünyaya uzanan bir sonsuzluğun somut taneleridir o. Yazları şikâyet etmekten bıktığımız nemin, yaşlı asfalt sokaklardaki bulanık yansımasıdır. Şemsiyenize, kapüşonunuza, ceketinize dokunan bir o. Armağandır göklerden. Âşık Veysel'in sadık yârinin, "Toprak Ana"nın umutla beklediğidir. Açık maviyle grinin karıştığı kederli kış günlerinin tek hatırasıdır Adana'da. Çünkü ıslak değilse caddeler; sokak lambalarıyla, araba farlarıyla parlamıyorsa asfalt yollar, hüzne, kedere, mutluluğa dair mutlaka bir şeyler eksiktir Adana'da.
 
Tüm evrenin sessizleştiği, yağmurdan başka konuşan kimsenin kalmadığı "o an" gelmiş, hayatın koşuşturmasına dükkân brandalarının altında ara verilmişse birkaç dakikalığına ve önleri hızlı hızlı iliklerinmişse ceketlerin Adana işte o vakit "Adana"dır, kışları. Sessiz ve mahzun…
 
Dinleyin bir kez onu, sessizce dinleyin, hissedin vücudunuzda. Kaçmayın ondan, aranıza bir şeyi de koymayın, kapüşon ya da şemsiye, ıslanmanın keyfine varın birkaç dakika, şehrin sakinleştiği, herkesin yok olduğu "o an"ın keyfine varın doyasıya, sağa sola koşuşturanlara inat siz daha yavaş yürüyün yollarda. Siz onu sevdikçe onun size fısıldadıklarını duyacaksınız.
Bugün, yazın artık "buradayım" dediği bu günlerde, birkaç ay öncesinden kalma hüzünlü ama bir o kadar da bize dair olan o dostu görmek hoş oldu.
 
Bende sokağa çıktım ıslanmak için. Ama bu sefer çok kalmadı yağmur. Galiba şehre sessizce "hoşça kal" demeye gelmişti. Ve sonrada gitti...
_____
 
Acaba Bayram Akgül mü önce döner Adana'ya

yoksa yağmur mu? :)

Yazar: Editor
2009-05-17 23:48:35

Yine Sahaya Girildi

http://ul.gcg.me/files/2009-05/kaskar1.jpg

Ankara’daki Kasımpaşa-Karşıyaka maçından sonra olaylar çıktı. Uzatmaların sonuna doğru Kasımpaşa 2–1 öne geçti maç böyle bitti. Kasımpaşa 3. şampiyon olup süper lige çıktı. 

Ve…

Tertemiz oynanan ve biten maçın sonunda da olaylar çıktı.

Karşıyakalılar önce koltukları kırdı, sahaya attı.

Sonra tel örgüleri yıkıp sahaya daldı.

O, apayrı bir ruh hali.

Onaylamıyoruz yine bu halleri, ama işte oluyor… Ne yazık ki olmaya devam edecek…

Durum bu.

Bakalım neler olacak?

Yorum yok…

Not: Fotoğraflar ajansspor'dan alınmıştır. Tıklayınız...

http://ul.gcg.me/files/2009-05/karkas2.jpg
Yazar: Editor
2009-05-07 14:00:09

 

http://www.uniaktivite.net/dosyalar/haldun_taner.jpg

 

Haldun Taner

Ay Işığında Şamata, Fazilet Eczanesi, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, Kızıl Saçlı Amazon, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Devekuşu Kabare, Keşanlı Ali Destanı ki epik tiyatromuzun şaheseri, Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu, Yaşasın Demokrasi, Konçinalar, Dışarıdakiler,Ve Değirmen Dönerdi, Çok Güzelsin Gitme Dur, doğum 1915–1986’nın Mayıs 7’si ölüm, büyük usta Haldun Taner

Örnek futbolcusu Ases’le bir futbol, hayır hayat dersi verirken “Ases’i seviyorsak umut vardır.” der. Haklısın Üstat, ama ekliyoruz, “Seni, Haldun Taner’i seviyorsak ve unutmuyorsak umut vardır.”

Yazar: Editor
2009-04-30 12:26:10

Rakip Altay… Karabük maçı için zor bir karşılaşma olacak, diye bir kaygıyla yazıp durmuştum. Bir his değil, zor maçtı zaten, öyle de oldu.

Altay maçı daha da zor olacak. Manisa deplasmanına giden Diyarbakır’ı yakalama umuduyla sahaya 3 puan için çıkacak Altay. Ama belki bu açık ve gollü bir futbola zemin hazırlayacak ve Cemre, oynarsa Emrah ile Kbong desteğinde bir şeyler olabilecek gol-goller için. Şimdi lehimizde olabilecek bir sonuçta tek sorun rakibin ilk iki umudu.

Zor olacak maç, fakat üç puanın hayal olduğu bir maç asla olmayacak. Biz Karabük’e ille de 3 puan, diye gitmiştik. Böyle bir gidiş 3 puana yetmedi. Yani Altay’ın da mutlak 3 puan diye gelişi istedikleri sonucu alacakları anlamına gelmez.

Hay Allah, lafı fena sündürdüm. Altay’ın derdi, Emre-Ersan ve Mbilla’nın yokluğu mesele değil. Bizim de 3 puan mecburiyetimizi de geçelim. Bolu’nun Karşıyaka ile ne yapacağına da bakmayacağız. Bu Pazar akşam 6’da güzel bir maçımız var. Bu sezon Adana’daki son maç… Adanaspor’umuzu Eylüle kadar izleyemeyebiliriz. Gelin biz bu maçın keyfini çıkaralım. Sonrası? Sonrası sonra…

Yazar: Editor
2009-04-21 15:31:45

 http://www.buyuluyelken.net/wp-content/uploads/2008/12/humeyra-otuz-bes-yas-susun-susun-aglayacagim-1975-plak-kapagi.jpg

HÜMEYRA; GEÇMİŞİM, BİRKAÇ RESİM VE CAM KIRIKLARI

  • Adınızı ilk nerede duyup da o sihirli kelimeye vuruldum; dün gibi hatırlıyorum. Çocuktum. Kabakulak olmuşum, evde yatıyorum. Küçük boy bir videokaset. Eski videomuzda, döne dolana ‘Hababam Sınıfı’nı izliyordum: Edebiyat öğretmeni bir sahnede Ferit’i kaldırıp Yahya Kemal’in ‘Sessiz Gemi’sini okumasını istiyor. Ferit de yakışıklı gülümseyişiyle ‘Yanlışınız var hocam, Sessiz Gemi’yi Hümeyra okuyor, Yahya Kemal değil,’ diyor. Tüm sınıf gülüyor. Böylesine gülen insanları izleyince mutlu oluyordum.
  • Ne yapıyor şimdi, nerede, mutlu mu?
    Gözlerinin altında mor halkalar mı var şimdi?
    Artık neredeyse çalmaz olmuş eski bir kasetini zaman zaman gecenin geç saatlerinde dinleyip kimsesiz çocuklar gibi ağladığımı biliyor mu?
  • Sonra tabii ‘İçinden Tramvay Geçen Şarkı’. Lise yılları. Attila İlhan’ı keşfetmişim. Ferhan Şensoy’un ‘Ferhangi Şeyler’ini izlemişim tiyatroda. Çarpılmışım. Şiirlerden, türkülerden bahsetmiş Şensoy. Kalabalık, gülen insanlar yine. Onların arasında sıcacık bir battaniyeye sarınmış gibiydim. O karanlıkta mutsuz değildim artık, kırık da olsa bir gülüş...
  • İçinden ‘Tramvay Geçen Şarkı’yı izlerken... Yine Ferhan Şensoy. Hümeyra, siz bir yıldızdınız orada... Müzikler: Grup Gündoğarken... Neydi: Yıl 1935, AIDS icat olmadı ama Hitler’imiz mevcuttur... Neydi: Yıl 1918, mevsim sonbahar. Heidelberg’in ortasından akıyor ırmak!
  • Orada söylediğiniz bir şarkı vardı: Terk ettim, Karl Valentin’i yıl 935, ah akşamüstü, adamım yalnız kaldı sahnede, yalnız yalnız adamlardı tiyatro... Böyleydi sözler. Yıllarca unutmadım, kalmış aklımda, kocası şair olan bir kadını oynuyordunuz, üzerinizdeki elbise yeşil miydi? Hafif bir ışık; öyle çok aydınlık bir sahne değildi. Gülümsemenin buruk bir şey olduğunu o gün öğrendim ben. General Von Papen’in emriyle askere alınmıştı kocanız...
    ”öyle uzak ki yerim, uzakları aşıyor
    bütün özlediklerim benden uzak yaşıyor”
    dizelerini söylediğinde düşünmüş olamaz beni
    şimdi de biliyorum, biliyor olamaz onu dinlediğimi İstanbul, lise yıllarım, dinledikçe gözümde canlanıyor.
  • ‘Sessiz Gemi’yi bulmam daha sonra. Ama ben daha çok Kördüğüm’e vurulmuştum. İlk sevgili, ilk aşk... Sözler kimindi, o zaman bilmiyordum; sonra buldum, Şevket Rado’nun... Ya her şeyim ya hiçim, sorma dünyam ne biçim, bir kördüğüm ki içim, çözdükçe dolaşıyor; özlemek mi kavuşmak mı diye düşünmüştüm.

 

Derken Ey Sevgili Sevgilim: İşyerinde şiirler yazıyor, cuma öğleden sonra, annem hastalanmış gitmem gerek deyip Beyoğlu’na kaçıyordum, şiirlere, hüzünlere, kartpostallara, Tarık Dursun’un hikâyelerine; misal poğaça yerine çörek demeye, rakı şişesini son kadeh için masaya yatırmaya, inceliklere. Tutsana Ellerimi: Necatigil’in bir sıcaklık arar ellerimiz dizesiydi; Otuz Beş Yaş: Cahit Sıtkı’nın onulmaz şiiri. İncitme Beni: Ne kadar kırıldığımdı yaşarken; Unutulduk Bak Sevgilim: Öpünce dağılan bir yüz, bir antik heykel, deniz perileri, yaz ezgisiydi. Hepsi hepsi bu kadar işte, yeniden yaşanıyor: Yıldırım Türker’in güzelim sözleri.
“Yeni bir şehirde, yeni bir mahallede ne olur karşılaşıversek günün birinde hiç beklemezken kır düşmemişken henüz benim saçlarıma tüketmemişken daha ömrümüzü, ne sen, ne ben ne olur çıkıversen yeni bir ülkede birden karşıma”
Evet Hümeyra Hanım... Satır aralarını şair dostum Roni Margulies’in size yazdığı şiirle süslediğim bu yazı, bugün sizin için. Bize kattıklarınız için. Şiirin son dizesini yazmıyorum buraya. Bilen nasıl olsa bilecektir.
Unutmadan, bir de ‘Kırık Bir Aşk Hikâyesi’ var. O mavi film. Senaryosuna rastlamıştım bir sahafta. Selim İleri yazmış, Ada Yayınları basmış kitabı. Yönetmen: Ömer Kavur. Müzik: Cahit Berkay. Solgun kapakta eski bir fayton resmi vardı. Bir solukta okumuştum. Filmse geçen yaz birdenbire, ikinci kanalda bir akşam karşıma çıkmasın mı?
Son sahne: Kadir İnanır size bakıp, yıllar öncesinin o eski sevgilisine, bir şehirlerarası otobüs terminalinde, ‘‘Mutluluk yanımızdan geçip gitmiş,’’ diyordu. Hababam sınıfının gülüşleri, yerini çoktan mor bir kedere bırakmıştı. ‘Otuz Beş Yaş’ plağının kapağındaki o güzelim mor kedere...

 

Evet Hümeyra Hanım... Satır aralarını şair dostum Roni Margulies’in
size yazdığı
şiirle
süslediğim
bu yazı,
bugün sizin için. Bize
kattıklarınız için. Şiirin son dizesini
yazmıyorum buraya.
Bilen nasıl olsa bilecekti

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2009-04-15 23:06:39
http://ul.gcg.gen.tr/x/00d2d12.jpg

Tribünlerimizdeki bayan inisiyatifine ilişkin ayrıntı vereyim.

  • Bu proje üzerinde Pervin hoca 4–5 aydır çalışmalar yapıyor aslında. Pervin hoca, bugün gündemde olan bu konuyu aslında geçtiğimiz dönemin sonlarında(ocak09) dile getirmişti. O dönem girdiği derslerde bu konu üzerindeki projelerini anlatmış ve öğrencilerden destek istemişti.
  • Geçtiğimiz yıl gördüğümüz "Spor Organizasyonları ve Teşkilatlanması" dersinde Adanaspor Kulübünün tüzüğü ve işleyişi konu alınmıştı ve bu konuda kısa bir proje ödevi de teslim etmiştik grup olarak. Ciddi çalışmalar yapılmıştı ancak araya giren ara tatil dönemi nedeniyle bu proje/girişim sadece derslerde işlenildiği süreçle sınırlı kaldı ve ikinci adım atılamadı.
  • Kanal A'da yayınlanan "Günaydın Adana" programına konuk olarak katıldığı bilgisini aldıktan sonra, bugün Pervin hocayla bu konu üzerinde kısa bir sohbetimiz oldu. Bu konuyla ilgili detaylı bilgiler almaya çalıştım.
  • Bu aslında bir proje, bir hedef. Genel olarak iki hedef üzerinde durulmakta. Bunlar;
    1- Futbol müsabakalarında bayan taraftarların da olması,
    2- Küfürün, şiddetin ve holiganizmin son bulması.
  • Bunun gerçekleştirilmesi için dersliklerde ve panellerde birçok fikir üretildi, düşünüldü. Ve artık sahaya inme zamanı.
  • Kulüp yönetimimizle temas kurulmuş. Bayram Başkan'dan gerekli onay alınmış. Cumartesi günü kapalı tribünde renkli görüntüler oluşturulacak gibi. Tabi ki bu güzelliğin bir maçla sınırlı kalmaması lazım. Devamı olması için de aslında bizlere çok büyük görevler düşüyor.
  • Küfürün ve taşkınlığın hiç olmadığı bir doksan dakika yaşanır ve şovların ön planda olduğu güzel bir tribün yapılırsa inanıyorum ki maça gelen bu kitlenin en azından belli bir kesmi, kemik taraftar kitlemiz haline dönüşecektir.
  • Bu proje ve hedef aslında tüm Adanasporluların genel hedefi ve düşüncesi olmalıdır. Maça gelen herkes yanında eşini, kız kardeşini, kızını v.s. getirerek tribünlerde ki bayan taraftar kitlemiz artmalıdır.
  • Son 2 yılda aslında bayan taraftar profilimizde ciddi bir ilerleme var. Bu belki çok göze çarpmıyor olabilir ancak, kesinlikle bir ilerleme söz konusu. Herkesin Adanaspor tribünlerinin güzelleşmesi noktasında bu ve buna benzer projelere destek vermesi gerekli.
    _____________________
    Bu noktada ben grubumuza çağrıda bulunmak istiyorum; bu ekiple temas kurulmalıdır ve maça gelecek bu ekibin formalarla, atkılarla tribündeki yerini alması sağlanmalıdır. D Smart'ın naklen yayınlayacağı bu müsabakada ki bu güzellik mutlaka TV başındakilere de yansıyacaktır ve ulusal çapta Adanaspor tribünleri ciddi bir beğeni kazanacaktır. Bu fırsat iyi değerlendirilmelidir.
  • Yazan/Şenol
Yazar: Editor
2009-04-05 09:50:39
http://ul.gcg.gen.tr/x/d0e5d77.gif

Olmasını istediğimiz güneşli ışıl ışıl hava yok bu dakikalar itibariyle. Maç saatine yakın hava nasıl olur bilemem. Lakin dilerim yeterince güneş olur da güzel çekimler yapabiliriz.

Ufak tefek hazırlıklar bitince soluğu statta almalı. Erken başlayacak bugünün maç coşkusu.

Kayda almak lazım mühim anları. Fotoğraf bekleyenler var.

Akşam 18.oo civarı Adanaspor-Boluspor maçının fotoğrafları foto-yorum’da olacak. Yeni pankartlar, tribünler, sahadaki mücadele ve gollerimiz…

Umduğumuz gibi bitmesi dileğiyle…

tıklayınız

Yazar: Editor
2009-03-15 09:43:40

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/c017d94.jpg

 

Özellikle bu haftadan sonra zorlu bir seri başlıyor bizim için. Bana göre ‘görece’ daha kolay maçlarımızın çoğunu oynadık. Bundan sonra oynayacağımız Manisa, Ordu, Bolu, Altay, Rize, Karabük, Malatya ve sondaki Samsun maçları çok çok zor geçecek. Bu 8 takımın 4’ü ilk 6 derdinde hatta ilk ikiyi bile düşünebilecek durumda. Diğerleri de bir şekilde ya 6. takım olmayı zorlayacak konumda ya da küme düşme korkusu içinde.

Adanaspor bu sezon gerçek “Adanaspor” kimliğinden uzak bir yolda. Sanki biz Adanaspor değiliz, rakipler bu büyük formayı giymiş mücadele ediyor. Biz de 25 maçtır adeta Araf’ta kalmışız. Şu yokuşu tırmansak mı tırmanmasak mı bîkarar olmuşuz...

Garip bir biçimde, hemen hemen tüm takımların “aşağı yukarı aynı” olduğu bu senenin 1. liginde adıyla bile bu işi götürebilecek konumda olan Adanaspor bu şansı rakiplerine vermiş durumda.

İş işten geçiyor. En azından durumu kurtarmak için bu maçı almak zorundayız. Birkaç saat sonra yine yazının başına geçtiğimizde dilerim sevindirici şeyler yazarız.

Vira Adanaspor!

Yazar: Editor
2009-03-08 10:34:19
http://ul.gcg.gen.tr/x/89113bd.jpg

Hazırız.

Bu haftanın totemini de belirledik;) stada gidiyoruz.

Dönüşte güzel haberler ve fotoğraflar dileğiyle. Hakemlerin veya 3. şahısların etki etmediği temiz bir maç olsun...

Yazar: Editor
2009-02-16 20:24:41
http://www.kitlecizgisi.com/haberresim/oguz%20atay(1).jpg

İnsanlık Öldü

Nihayet insanlık öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre, "yahu insanlık öldü mü?" diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır. Bu nedenle gazetelerinde, "insanlık öldü mü?" ya da "insanlık ölür mü?" biçiminde büyük başlıklar yayımlamakta yetinmişlerdir. Fakat acı haber kısa zamanda yayılmış ve gazetelere telefonlar, telgraflar yağmıştır; herkes, insanlığın son durumunu öğrenmek istemiştir.

Bazıları bu haberi bir kelime oyunu sanmışlarsa da, yapılan araştırmalar bu acı gerçeğin doğru olduğunu göstermiştir. Evet, insanlık artık aramızda yok. İnsanlıktan uzun süredir ümidini kesenler, ya da hayatlarında insanlığın hiç farkında olmayanlar bu haberi yadırgamamışlardır. Fakat insanlık âleminin bu büyük kaybı, birçok yürekte derin yaralar açmış ve onları ürkütücü bir karanlığa sürüklemiştir; o kadar ki, bazıları artık insanlık olmadığına göre bir âlemden de söz edilemeyeceğini ileri sürmeğe başlamışlardır.

Bize göre, böyle geniş yorumlarda bulunmak için vakit henüz erkendir. İnsanlık artık aramızda dolaşmasa bile, hatırası gönüllerde her zaman yaşayacak ve çocuklarımız bizden, bir zamanlar insanlığın olduğunu, bizim gibi nefes alıp ıstırap çektiğini öğreneceklerdir. İnsanlığın güzel ve çekingen yüzünü ben de görür gibi oluyorum. Zavallı insanlık kendini belli etmeden sokaklarda dolaşır ve insanlık için bir şeyler yapmaya çalışanları sevgiyle izlerdi. Bugün için insanlık ölmüşse de, onun ilkeleri akıllara durgunluk verecek bir canlılıkla aramızda yaşamaya devam edecektir.

İnsanlıktan paylarını alamayanlar için zaten bir ölüydü; onun bu kadar uzun yaşamasına şaşılıyordu. Yıllarca önce küçük bir kasabada dünyaya gelen insanlık, dünya savaşlarından birinde, çok rutubetli bir siperde göğsünü üşütmüş ve aylarca hasta yatmıştı. Bu olaydan sonra, hastalığın izlerini bütün ömrünce ciğerlerinde taşıyan insanlık, önce ki gece sabah karşı nefes alamaz olmuş ve gösterilen bütün çabalara rağmen gün ağarırken doktorlar, insanlıktan ümitlerini kesmek zorunda kalmışlardır.

Doğru dürüst bir tahsil göremeyen ve kendi kendini yetiştiren insanlık hiç evlenmemişti. Küçük yaşta öksüz kalan insanlığa, doğru dürüst bir mirasta kalmamıştı; bu yüzden sıkıntılarla geçen hayatı boyunca insanlık, başkalarının yardımıyla geçinmeğe çalışmıştı. İnsanlığın ölümüyle ülkemiz, boşluğu doldurulması mümkün olmayan bir değerini kaybetmiştir. Gazetemiz, insanlığın yakınlarına baş sağlığı ve sonsuz sabırlar diler.

Not: merhumun cenazesi, önce, uzun yıllar yaşamış olduğu hürriyet caddesinden geçirilecek ve ölümüne kadar içinde barındığı Ümit Apartmanı bodrum katında yapılacak kısa ve sade törenden sonra toprağa verilecektir.

Bu kısa hikaye Oğuz Atay'ın "Tehlikeli Oyunlar" adlı kitabından bir alıntıdır.

 

Yazar: Editor
2009-01-14 18:27:25

"http://www.evkultur.com/portre/nazimhikmet/resim_nazimhikmet.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

Büyük İnsanlık

Büyük insanlık gemide güverte yolcusu
tirende üçüncü mevki
şosede yayan
büyük insanlık.

Büyük insanlık sekizinde işe gider
yirmisinde evlenir
kırkında ölür
büyük insanlık.

Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
pirinç de öyle
şeker de öyle
kumaş da öyle
kitap da öyle
büyük insanlıktan başka herkese yeter.

Büyük insanlığın toprağında gölge yok
sokağında fener
penceresinde cam
ama umudu var büyük insanlığın
umutsuz yaşanmıyor.
 

 7 Ekim, Taşkent, 1958

Yazar: Editor
2009-01-08 22:17:15
http://ul.gcg.gen.tr/x/747119d.jpg

“Vefa” duygusu güzeldir. Bu kelimenin sözlükteki yazılanından öte bir anlam vardır. İnsana dair en temel kavramların başında gelir. Düşünmenin, hissetmenin, hatırlanmanın kardeşi gibidir.

Biz Adanasporlular için, şairin dediği gibi “Vefa, İstanbul’da bir semt ismiymiş” şeklindeki sitemvari bir söz değildir. Bunun bizde derin anlamları, hoş hatıraları vardır. 90’lı yılların başında(dilerim yanılmıyorumdur bu tarih mevzusunda)Klementy,Kaleci Darko ve o muhteşem Sabotiç Adanaspor’a transfer olmuştu.

İlk maçından itibaren adeta bir gol makinesi olmuştu ve doğal olarak da tribünlerin kahramanına dönüşmüştü. İlerlemiş yaşına rağmen o yıllarda Fenerbahçe’nin de gündemine gelmiş olan Sabotiç golleri, futbolu ve güler yüzüyle(Bu bize önceki yıllarda gülen adam Peroviç’i de hatırlatmıştır.) Adanasporluların sevgisini fazlasıyla hak etmiş bir futbolcuydu.

Uzatmayalım, sonraki sezonlarda Ankaragücü’ne transfer olur Sabotiç. Kan kaybeden Adanaspor’umuzun da kötü günleri başlamıştır.
Derken Adanaspor ve Sabotiç Adana’daki bir maçta karşı karşıya gelirler. Ankaragücü’nün başında da Samet Aybaba vardır.5 gol yiyerek mağlup oluruz.

Maçın sonunda Samet Aybaba’nın: “Sabotiç sen niye gol atmadın?” diye sorduğu, Sabotiç’in bu soruyu yanıtsız bıraktığı rivayet edilir.(Çünkü yanıtı belli olan sorular vardır!)

Hoş, Adanaspor’un böyle jestlere dair kompleksleri yoktur. Golü kimden yediğimiz o kadar da önemli değildir. Ama Sabotiç’in Adanaspor’a “gol atmama” konusunda hissettikleri (veya bizim hissettiğini düşündüğümüz şeyler) hatırlanmaya değer. Bir zamanlar kahramanı olduğu tribünlere içten bir sevgi hissetmek, bunu da gol atmaya yanaşmamakla göstermek; değerleri “skorlara, sayılara” bağlı olanların anlayabileceği türden bir davranış değildir.

Fiorentina taraftarının sevgilisi olan Baggio Juventus’ta forma giyerken bir Fiorentina maçında penaltı atmayı reddeder. Bunun üzerine oyundan alındığında da Fio’lu taraftarların kendisine uzattığı Fiorentina atkısını boynuna dolamaktan da çekinmez.

Roberto Baggio’yu yücelten de (Elbette futbolu kadar) bu vefa duygusudur.

Yazar: Editor
2008-12-19 18:18:38

Siluet Kuş

Kaçmak istiyor belki, kaçamıyor. Gecede bir ışık görüyor ona gitmek istiyor sanki ama camı fark edemiyor. Oracıkta öylece kalıyor. Bir iz geçmiş, bitmiş; kaçılamamış bir hayattan.

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/7370672.jpg
Yazar: Editor
2008-12-13 18:33:04
http://www.zgapa.pl/zgapedia/data_pictures/_uploads_wiki/b/Bachus_twarz.jpg

Devrim Şarkıları  

Yaza doğru bir geceydi, birazdan yıldız yağacaktı

Dolunaydı ay

   Ve devrim şarkıları,

         Akkapı kendi sokaklarında kaybolurken,

    ayışığıydı

Dionysos Efendimiz, şu koca oyun Tanrısı,

 Efendimiz Dionysos, şu koca şarap Tanrısı…’

Sessiz dağılmıştı sinema,

‘Baba’ yuvasını kurtaramamıştı

Ellerde nemli mendiller.

 

Memed, Aliço film öncesi konuşmasını yapmış

Bildiriler, silahlar karpuz sergisine saklanmıştı

     -bizde (ben, Domdom Ali, Pusu Yusuf)

       Bir dumanlı sevgili,

       Kaskas’ta o bildirileri okuyabilme hayali-

Birazdan yazılama da başlayacaktı:

‘Mahir, Hüseyin, Ulaş /Kurtuluşa Kadar Savaş…

 Tek Yol Devrim…’

Siz biliyorsunuz, bunları yaşadınız.

 

Sabahında o rüya gecesinin

Portakal çiçeklerinin kokusu

    -kahvaltıda kaçak incir rakısı-

Pırıl pırıl gökyüzü

İşe giden insanlar, yolcu taşıyan at arabaları

Asker Bilal’ın kahvesi, Mısırlı Kemal’in hikâyeleri

Dinlediniz, hatırlarsınız

 ‘ki Dionysos Efendimiz şu koca oyun tanrısı…’

Ama ne olduysa oldu,

Öce sözler gitti, yazlık sinema kapandı sonra

Portakallar gitti çiçekleriyle

Bildiriler, sabun kokulu bir çeyiz sandığında unutuldu

Bir bir silindi yazılar

Ah, o aşk bitti

Herkes gitti…

 

İşte, mazimizden bir akşamüstü

Ben, Domdom Ali, Pusu Yusuf

‘atladık aşağı bahçenin çitini’

Portakal bahçesine daldık…

Bir düşteydik, biz hangi diyarda kaldık?
 

 

Sanki bin yıl sonra oturduk dut ağacının altında

  ‘ ve Efendimiz Dionysos şu koca şarap tanrısı’

Rakı içtik.

Terk edilmiştik hayat tarafından.

Ağlamadık.

 

Belki o yaz bitti;

Domdom Ali, Memed, Aliço, Pusu Yusuf

Ömürlerini alıp gitti…

 

Ama ayışığı…

Kendini yollara vurmuş devrim şarkılarıdır hala…

 

‘Dionysos Efendimiz, şu koca oyun Tanrısı

 Efendimiz Dionysos, şu koca şarap Tanrısı

Bizi uçsuz bucaksız Frigya ovalarına saldı…’

 

Yazar: htabakan
2008-12-12 00:36:42

Devrim Şarkıları

Yaza doğru bir geceydi, birazdan yıldız yağacaktı

Dolunaydı ay

   Ve devrim şarkıları,

         Akkapı kendi sokaklarında kaybolurken,

    ayışığıydı

‘Dionysos Efendimiz, şu koca oyun Tanrısı,

 Efendimiz Dionysos, şu koca şarap Tanrısı…’

Sessiz dağılmıştı sinema,

‘Baba’ yuvasını kurtaramamıştı

Ellerde nemli mendiller.

Memed, Aliço film öncesi konuşmasını yapmış

Bildiriler, silahlar karpuz sergisine saklanmıştı

     -bizde (ben, Domdom Ali, Pusu Yusuf)

       Bir dumanlı sevgili,

       Kaskas’ta o bildirileri okuyabilme hayali-

Birazdan yazılama da başlayacaktı:

‘Mahir, Hüseyin, Ulaş /Kurtuluşa Kadar Savaş…

 Tek Yol Devrim…’

 

Siz biliyorsunuz, bunları yaşadınız.

Sabahında o rüya gecesinin

Portakal çiçeklerinin kokusu

    -kahvaltıda kaçak incir rakısı-

Pırıl pırıl gökyüzü

İşe giden insanlar, yolcu taşıyan at arabaları

Asker Bilal’ın kahvesi, Mısırlı Kemal’in hikâyeleri

Dinlediniz, hatırlarsınız

 ‘ki Dionysos Efendimiz şu koca oyun tanrısı…’

 

Ama ne olduysa oldu,

Öce sözler gitti, yazlık sinema kapandı sonra

Portakallar gitti çiçekleriyle

Bildiriler, sabun kokulu bir çeyiz sandığında unutuldu

Bir bir silindi yazılar

Ah, o aşk bitti

Herkes gitti…

 

İşte, mazimizden bir akşamüstü

Ben, Domdom Ali, Pusu Yusuf

atladık aşağı bahçenin çitini’

Portakal bahçesine daldık…

Bir düşteydik, biz hangi diyarda kaldık?

 

 

 

Sanki bin yıl sonra oturduk dut ağacının altında

  ‘ ve Efendimiz Dionysos şu koca şarap tanrısı’

Rakı içtik.

Terk edilmiştik hayat tarafından.

Ağlamadık.

 

Belki o yaz bitti;

Domdom Ali, Memed, Aliço, Pusu Yusuf

Ömürlerini alıp gitti…

 

Ama ayışığı…

Kendini yollara vurmuş devrim şarkılarıdır hala…

 

‘Dionysos Efendimiz, şu koca oyun Tanrısı

 Efendimiz Dionysos, şu koca şarap Tanrısı

Bizi uçsuz bucaksız Frigya ovalarına saldı…’

Yazar: htabakan
2008-12-12 00:33:41

Kaskas ya da Meşine Dönmüş Dünya

‘günler durmadan akıyor, çekip gidiyor

 ama söyleyin nereye gidiyor?’

 

Daha bir delikanlıyken

İstanbul’a gittiğinde çalışmaya

70’in bilmem hangi senesinde

Geriye belki bir ‘bakış’ bırakıp…

Taksim Meydanında ama

Hayatın bir başka sevdasına dalıp…

 

Unutmuşlardı seni döndüğünde

Senin unutmadığın taş sokağın sonunda

Altında dut ağacının

Bir söz bizim hiç duymadığımız

Hayata dair;

Sahi,  o vakitler aşkın tanımı yapılmış mıydı?

 

‘Köseleye dönmüş hayat

Sayası bozuk devran

Meşin kokuyor kahpe felek

Meşin kokuyor kahpe felek

 

Sokakları süpürürüm her sabah

Her gece doyurmaya çalışırım doymak bilmez dünyayı

 

Sökülmüş kunduraları yapıştırırım da

Kendim paramparça

Ki kadın teni hissetmez parmaklarım

 

Günler gidiyor

Çekip gidiyor ya

O da bilmez nereye gidiyor…’

 

Bir şarkıyı tam bilseydin

Okuyabilseydin bir şiiri

Parmaklarınla izleyebilseydin şahbeyiti

Gözlerinle, ah kalbinle…

Devrim marşları olurdu senin şarkıların

Sen, su gibi bilirdin Nazım’ı

Zira hikâye senin hikâyendir Kaskas

 

‘Şimdi ben şurada, Saydam Caddesinde

Yani Akkapı Mahallesinde

Asker Bilal’in eski kahvesi karşımda

Yazlık sinema olurdu yaşasaydı yanında

Hani önünde karpuz sergisi olurdu

Hani silahların ve okuyamadığım bildirilerin zulalandığı

Ama işte gecenin onunda on ikisinde

Siz tatlı kış gecesinde

Kömür kokusunda

Perdeler arkasında…

Ah, ömrüm… ömrümüz

Nereye gider ki?’

 

Hayatı sen biliyorsun Kaskas

Biz yalanını anlatıyoruz

Soru da sende cevap da

Biz bir bok bilmiyoruz

‘meşine dönmüş dünya’

Yaşıyoruz…

 

 

Kaskas/Sadık Uzunağaç

Şiirde bahsettiğimiz gibi 70’lerde Adana’dan çıkmıştı, döndüğünde de neredeyse unutulmuştu.

Kösele ustasıdır. Çirişçinin tekisin diye hala takılırız, kızar. Dönünce belediyede temizlik işlerine girdi, oradan emekli de oldu. Bunun yanında akşamları, hafta sonları mahallede aynı zamanda mekânımız olan küçük dükkânında köşkerlik de yapardı. Her akşam kenara şırdan tezgâhını da kurar bu ayrıca ek işi olurdu. Bilinen hikâye onunkisi; minnet etmeden evi geçindirmek. Hala aynı tarzda çalışır. Şiirde anlatılanlar kısmen onun hayatı. Okuma yazma bilmez. Öğret, dedi; beceremedim. Hala kızar bana: ))

Allahına kadar Adanasporludur!

Yazar: htabakan
2008-12-12 00:27:41

Hakan Savlı’nın iki Şiirindeki Adana ve Hatırlattıkları

Ya da Bir şehrin Gizli Hikâyesi

 

Adanaspor sevdalısı işçiler, çıraklar, kalfalar;

yani Adanasporluluk bilincini edindiğimiz

o iyi, saf, içten, dalaveresiz insanlar…

 

70’li yılların Adana’sını az çok bilenler, özellikle şaire yaşça yakın olup o vakitlerde çocukluk dönemlerinde olanlar Kembo’da anlatılan, Sanşo Panza’nın Ölümü’nde de değinilen yerleri kendi anılarıyla da yaşayacaktır.  O Adana, ömrümüzün en güzel yıllarını yaşayan Adana’dır. Küçüksaat Meydanı’nda sabahın en erken saatlerinden itibaren bekleşen ameleleri, onların Adana usulü pide ekmek içinde yine Adana usulü halka tatlıdan oluşan kahvaltılarını, Fikret Otyam’ın fotoğraflarında da gördüğümüz kasketli, kimi şalvarlı, yelekli duruşlarını hiç unutulmamıştır zaten onları belleğine kaydedenler. Bu dizelerle de geriye küçük bir dönüş olmuştur. “Küçüksaat’le Hurmalı arasında” (Kembo’dan)  yani Kuruköprü Meydanında o yılların büyük mitinglerinden birinde; Ecevit’i solcu (!)  sanıp onun ilericiliğine (!) aldanıp halkçılığıyla (!) umutlanıp şimdi yeri büyük bir otel olan, o zamanki Cumhuriyet İlkokulunun “babacan” müdürünün sol yumruğunu kaldırıp “Halkçı Ecevit” sloganlarına katılışını anımsadım okulun ön bahçesinde.

“Oradaydım 1979’un bir yaz gecesi” (Kembo’dan)

Oradayım 1975’in kışında, Cumhuriyet İlkokulunda öğrencilerin; otelin, okulu satın alıp alanına dâhil etmesine karşı yaptıkları “direnişte”...  Kembo!

“Cırlak sesli, palavracı, yaşlı kebapçı

Küçüksaat’le Hurmalı arasında, kebap arabasının önünde iki çocuk

Mossat ajanlarıyla savaşını dinlerdik;

Dansöz Züleyha’nın şifrelerini nasıl çözmüş dünyanın en güzel şiirlerini o yazmış Bir gün küçük bey lanet edip yaktım hepsini...” (Kembo’dan)

Yine Küçüksaat’le Hurmalı arasında, Kuruköprü’den Dörtyol ağzına Doğru; Maksim’in Yeni Pavyon’un Pamuk Palas’ın bir alt sokağı, 70’li yılların Adana’sının en renkli mekânlarından biri olan Asri Sinema Sokağı’nda... Asri Sinema Sokağı, filmciler sokağı... Onlarca film şirketinin bulunduğu yer. Artık hayallerde bile olmayan insanlar... En az Kembo kadar ilginç kebapçı Selahattin Usta, yardımcısı Moiz...

Adanaspor’ sevdalısı işçiler, çıraklar, kalfalar; yani Adanasporluluk bilincini edindiğimiz o iyi, saf, içten, dalaveresiz insanlar…

 Sonra bir esnafla tavla olmayan Bilal İnci, sokağın ucunda ilk ve son kez gördüğüm Yılmaz Güney, oraları mesken tutan çiftçiler, küçük ağalar, viranelerde oturan kadınlar, Sıdıka Bacı, torunlarının top oynarken kırdıkları mağaza camının önünde tüm hafta sonu, gece gündüz bekleyen seksenlik Ayşe Kadın, sokağın orta yaşlı erkeklerinin kalbini titreten Terzi Süreyya...  Sonra Avni Usta...

Ne çok zaman geçmiş ne çok insan...

Kedi gibi miyavladığı için eğlendiğimiz, kâğıt toplayıcısı yaşlı adam... Onun, biz kulle (misket) oynarken bir süre bizi izleyip “Bir zamanlar bizde oynardık! Ama şimdi yalan oldu!deyişi... Söyledikleri kadar konuşmasına da şaşırdığımız adam. Oysa o sadece miyavlar ve kâğıt toplardı... Biz öyle sanırdık.

“Dayıoğlu öldüğünde işemeye giderken

düşüp damdan bir beyaz gecesi

kasabın duvarına yağlı boyayla yazdı

Adanalılar evlerin tepelerinde uyunmaz …” (Kembo’dan)

Yine Asri Sinema Sokağında Kebapçı Nuri’nin ikinci karısından olan oğlu Sinek Muhittin’in uçurtma uçururken evin damından düşüp ölmesi... Terliklerin günlerce duvar kenarında kalışı...

Sonra o çocuk dünyamla âşık olduğum genç kız, elektronikçi Ergün’ün nişanlısı... Varlığımdan haberi var mıydı ki?

“Herkesle kavgalıydı, bütün mahalleyi ilıbar etmişti

Bu aşağıda adı yazılı olan şerefsizler kaçak elektrik kullanmaktadır

kendini de yazmış çakılmasın diye ama belediyeciler gidince,

 doğruca linç etmeye kalktı komşular...” (Kembo’dan)

Terzi Coşkun’un; “Şerefsiz doktor, öldürdü bizi iki dakkada. Bu kalple üç ay yaşayamazmışım...” deyişi ve bir ay sonra ölüşü... Ve onun anlattığı bir intihar hikâyesi : “Çocuk aşktan delirmiş gibiydi, Allah var yakışıklıydı. İçerdi ama... Usta, çıktı evin damına indiremediler. Kibrit çöplerinin kavlarını koparıp koparıp yedi...” bunları bir, bir hatırlatan dizelerle dolu Kembo. Hayatın tam içinden dizeler... Şimdi ne o eski Adana var ne de o insanlar. “O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler çekip gittiler.”(...)

“Hep alay konusuydu, sinir içinde, ama bizim dostumuz iki çocuktuk, birimiz denizci olduk, kıvırcık saçlı

Bütün denizleri dolaştınız, ne buldunuz küçük bey?

bense bu odalarda onun hayaletiyle geceleri

size bir şeyler verebildiysem, bana ne mutlu

Kembo gitti dediler, kalpten, gülmek tuttu ikimizi

...ama Çomar’ı öyle görünce...

O saygıdeğer canlı bir evdeki kadından daha iyi anladı.

Oradaydım 1979’un bir yaz gecesi

Bir adam balkonda bağırıyordu, pijaması delikli fanilasıyla

Bir gün bu yıldızlara hayatı götüreceğiz!

Söyleniyordu karısı, komşular

Yukarılara bakıyordu, cılız, çarpık bedeniyle, nemli gözlerle

Duymuyordu, dalıp gitmişti.

Kembo... (Kembo’dan)

Kembo’daki “kıvırcık saçlı”yı Sanşo Panza’nın Ölümü’nde de görürüz.

Önceki şiirdeki denizci, Sanşo Panza’nın kendisidir bu şiirde.

“Ona sınıfta Sanşo Panza derlerdi/ Siyah boncuk gözlü, kıvırcık saçlı

Dostum derdik birbirimize/ Akşamları fabrikalar dağılır

Yemeklerini yiyip/ Uyurdu dünyalılar... İkimiz camda

Göz kırpardık el/ fenerleriyle.../ buradayım/ dostum

ben de/ buradayım”                                  (Sanşo Panza’nın ölümünden)

Yakın Arap köylerinde gidilir, o mahzun çocuklardan jilet atma öğrenilir... Sonra... İlk “yara’ların” mutlulukların edinildiği eski Adana genelevi... İç içe girmiş izbe binalar, etrafta hamamlar, seks sinemaları, tatlıcılar, kahvehaneler, çayhaneler... Filmlerden düşmüş karelerde mekânlar, yüzler...

 Hurmalı mahallesindeki eski istasyon, raylar, giden trenler...

Gidenler...

“Kuruköprü’nün arka sokaklarında

sokak kedilerinden Seyhan’a kadar

çaycılar, ameleler, simitçilerle... Dostluk biz bunu herkes anlamaz...

giderek nasıl oldu? Fark edemedim

bu Bukowski pislikleri, alkol ve serserilik

dostum, yenilip yitirdi karanlıkta el fenerini

...artık ışık/ yok ordan ama

Buradaydım/ ben buradayım” (Sanşo Panza’nın Ölümü’nden)

70’li yılların (ve daha öncesinin) Adana’sından bugüne...   Gidenler... El fenerini yitirenler... “Daha güzel bir dünya”nın idealindeyken şimdi yolunu yitirenler...

“Tatlı hayat” düşkünleri... Biraz hüzünlü, biraz yenilmiş...

Artık her yerde el fenerini yitirmiş  Sanşo Panza’lar...

“...ağlama dostum... Hadi ağlama...”

(Sanşo Panza’nın Ölümü’nden)

Ölmeden ölenler...

Bu iki şiirle Hakan Savlı bir dönem Adana’sına (belki Türkiye’sine) hiç yitirmediği el feneriyle (küçük bir kesitte de olsa) ışık tutmaktadır.

Şiirsel değeri, yeteneği bir yana bırakıp bu yönüyle baksak da şiirler, Hakan Savlı önemlidir.

“siz bunlara gülen küçük beyler

var oluşunuzu gerçekleştirebildiniz mi? (Kembo’dan)

 

 

 

Yazar: htabakan
2008-12-11 12:34:17

Altay ve Adanaspor

İstatistikler futbolun vazgeçilmez argümanlarındandır. Hem “futbolda dün yoktur” sakızı çiğnenir hem de geçmişe dair bir ton belge, sonuç paylaşılır maçlardan önce. Korkunç bir sektörün ucundaki kırıntıları toplayanlara, gazetelere, televizyonlara, yazıcılara ve yorumculara da malzeme lazım, değil mi?

Biz de bir istatistik araştırması yaptık ve Adanaspor-Altay maçlarının son on sonucuna ulaştık. Paylaşalım yakın tarihten uzak tarihe doğru:

 

03–04–2005 / 1.lig: Adanaspor - Altay: 3–2

31–10–2004 / 1.lig: Altay - Adanaspor: 1–0

20–04–2003 / Süper lig: Adanaspor – Altay: 5–2

02–11–2002 / Süper lig: Altay – Adanaspor: 0–4

23–02–2002 / 1.lig: Adanaspor - Altay: 6–1

15–09–2001 / 1.lig: AltayAdanaspor: 1–1

07–05–2000 / Süper lig: Adanaspor – Altay: 1–0

08–01–2000 / Süper lig: Altay - Adanaspor: 2–1

16–05–1999 / Süper lig: Adanaspor – Altay: 2–0

06–12–1998 / Süper lig: Altay – Adanaspor: 3–2

 

  • Buna göre son 10 maçın altısını biz kazanmışız.
  • 3 yenilgimiz ve 1 beraberliğimiz var.
  • O tek beraberlik deplasmandan gelmiş.
  • Evimizde hiç yenilmemişiz.
  • O altı galibiyetin biri İzmir’den.
  • 25 gol atıp 12 gol yemişiz.

Altay’la son 10 yılık ve 10 maçlık maceramız böyle. Biz Altay’ı hem futboldaki duruşu hem de onlara tutan şansımız için seviyoruz. Özellikle ikinci nedenden dolayı bu hafta itibariyle de sevmeye devam etmek istiyoruz: ))

Yazar: Editor
2008-12-01 18:38:31

BİR ROMAN BİR HİKÂYE

http://www.galerihikmet.org/mynet_resimlerim/veda.jpg

ROMAN

Hiç de radikal olmayan bir gazetenin kitap ekinde Ayşe Kulin son romanı ‘Veda’ üzerine bir şeyler söylüyor. Arada da ‘ Resmi tarihten gına geldi.’ diyor. Fakat Kulin’e gına getirten nokta ayrı bir ‘hassasiyetin’ masalını anlatıyor. Yani yazar, resmi tarihin bize dayattıklarının ancak bazılarından mustarip ve bu minval üzere gına getiriyor. Sözü de Osmanlı’nın son maliye nazırı ve de büyük dedesi Ahmet Reşat’a ve Vahdettin’e bağlıyor:

‘Şunu bil ki Kemal (Ahmet Reşat’ın yeğeni) Sultan bugüne kadar gelmiş geçmiş sultanların çoğundan daha kötü değildir. Kötü olan zavallının kaderidir. Bu uğursuz işgal onun zamanına denk geldi. Sultan, altı yüz yıllık tahtı korumak için elinden geleni yapıyor.’ dedirtiyor Ahmet Reşat’a.

Bilinen bir haldir her ‘dönemin’ kendi insan tipini ve bu tipe inceden bir istikamet verecek yazarçizer takımını yetiştirmesi. Yüzyıllardır böyledir bu. Elbette bugünün Türkiye’si de iktidar yapısına uygun, işaret edilen mecralardan akabilecek titreklikte ve kıvamda sanatçılar, edebiyatçılar, karikatüristler, akademisyenler, hukukçular, gazeteciler, televizyoncular, komedyenler, öğretmenler, aktörler… bulmuş, yaratmış, ehlileştirmiş, olmadı dönüştürmüştür. Yoksa TV’lerde, gazetelerde, edebiyat çevrelerinde arz-ı endam eyleyen muhteremlerin varlığını; yani Mehmet’lerin, Cengiz’lerin, Hasan’ların niceliğini, kimi dizilerin İslami motifli ince ayarlarını, Sunay Akın’ın Mahya Işıkları altındaki masum Ramazan sunumunu, kandan beslenen ve güncelleşen faşizmi, kıvırtmacaları, kaytarmacaları, TRT’nin samanyoluna tahavvül etmesini ve daha bir alay entrikayı nasıl izah edebilirdik…

AKP’cilerin ağzıyla konuşmak, son dönem ‘demokrat’ yazarlarının genel arızası oldu. Çünkü bir şeylerle didişmeden, evet didişmeden, suya sabuna dokunmadan yaşamak, görüp yazmamak, kafayı kuma gömüp ötesini tepeye dikmek kolaydır ve güvenlidir.

HİKÂYE
Biz yazını başına dönelim. Evet, resmi tarihten gına geldi. Onu reddediyoruz. Ayşe Hanım da reddediyor. Ama bakın ardından neyi bina ediyor, hangi resmiyetin gayri resmi tarihini sunuyor:

‘Artık geriye bakıp çok yakın tarihimizi iyi irdelemeliyiz. Bir padişaha vatan haini denmesi doğru değil.’ Ve ekliyor:

‘Olsa olsa beceriksiz bir padişahtı.’ Kendince çarpıcı bir somutlaştırmayla da devam ediyor:

‘Asla sadece siyah ve beyaz yoktur. Ara renkler de vardır ve kimse sadece iyi ya da kötü değildir. Tüm bunları kabul edip (yakın tarihimizle) barışmamız gerekiyor.’ Gazetenin kitap ekinde buna benzer şeylerle devam ediyor yazar.

Gittik kitabı aldık. Ezbere konuşmamak için de zaman ayırıp okuduk. Bir romancının tarihçi gibi davranmasını beklemiyoruz. Kuru bir nesnellikle yazılan tarihsel romanların belgesel düzeyinde olması elbette kaçınılmazdır. Yaratıcı yazar olayları kendi evreninden geçirecektir. Ayıklayacaktır karakterleri, onlara bir ayar çekecektir biraz da keyfince, olmadı yeni yeni karakterler halk edecektir. Sonuçta romancı yarattığı dünyanın tanrısıdır ve kullarını belli bir hizaya sokacaktır. Ama ‘Veda’ adlı romanda da olduğu gibi, okurunun belleğinde (yukarıda andığımız noktalar itibariyle) gedikler açan, zihinleri bulandıran, gafletleri önemsiz beceriksizlikler olarak nitelendiren ve en sakin ifadesiyle ‘dönemin yazarı’ olan bir romancı da olmayacaktır.

Genel olarak Ahmet Reşat’ın konağında geçen romanın bu mekânı adeta bir melekler evidir. Gerek ana gerekse yardımcı karakterler arasında bir tane fena insan ara ki bulasın. Hepsi ayrı bir cevher, hepsi fedakâr, hepsi iyi niyetli… Bir romanda ille de kötü karakterler olacak demiyoruz. Ama vaziyet, Ahmet Reşat’ı aklama çabasında olan yazarın bunu yaparken diğer karakterlere de irili ufaklı melek kanatları takma mecburiyeti ve mahcubiyetiyle hareket ettiği düşüncesini doğuruyor. ‘Madem büyük dedem aslında masum bir görev adamı, yanı başındakiler de en az onun kadar masumdur. Günahları ve sevapları padişahına ve milletine bağlı bir muvazzafın günahları ve sevaplarıdır. Ne yaptıysa imparatorluk için yaptı.’ diye mi düşündü acaba? Büyük dedeyi, Vahdettin gibi, kaderin cilvesine maruz kalmış bir gizli vatanperver olarak resmederken romana da kötü bir karakter yerleştirmeye vicdanı mı elvermedi acaba?

Kısa keselim. Romandaki dil yanlışlarına hiç girmeyeceğiz; ama mutluluğun ‘kanıksanan bir kavram’ olduğunu da ilk kez bu romanda gördük. Hani sabun köpüğü denir ya, öyle bir roman. Samimiyet fakiri, dolayısıyla inandırıcılık da oluşamamış. Dört yüz sayfada bir roman derinliği yok. Upuzun bir hikâye desek daha doğru. Sonuçta o paraya (16 ytl) başka bir kitap alabilirdik. Ne bileyim, Yaşar Kemal’in herhangi bir romanını alıp bir arkadaşa hediye edebilirdik veya onunla iki tek de atabilirdik.( Yaşar Kemal demişken, Ayşe Hanım’a Sarıkamış betimlemeleri için büyük yazarın ‘Bir Ada Hikâyesi’ adlı nehir romanın yayınlanan kitaplarını okumasını şiddetle öneririz.)

BİZE DE GINA GELDİ
Yakın tarihle barışmak at izini it izine mi karıştırmaktır? Sonra gına getirip öteyi beriyi çitilemek midir? Derken Adnan Menderes’i demokrasi yıldızı yapmaktır, Deniz’leri dönüp dönüp bir daha asmaktır değil mi? Tescilli katilleri ‘aslında iyi bir adammış, şu kaosla da ne ilgileri varmış, yahu ne yaptıysa memleket aşkıyla yaptı’larla mı eşlemektir? Demirel’i bir iki sene içinde, kısmet olursa, komüncü mü yapmaktır?

Türkiye’yi ABD’nin kucağına atanları ülkenin sahibi yapmaktır aynı zamanda, yakın tarihle barışmak.

Siz barışın kendi yakın tarihinizle, gına da gelsin. İstediğiniz her kişinin de kara sayfalarını temize çekin. Bizim derdimiz o cephede değil, varın eğlenin. (Aşağıda adlarını sayacağımız güzel insanların AKLANMAK gibi eyleme hiçbir ihtiyaçları olmadığını önemle belirtip devam edelim…)

Ama beride Mustafa Suphi ne oldu?

Sabahattin Ali hep fail-i meçhul mü kalır?

Nazım Hikmet vatan haini olamaya devam mı eder?

Hep yakılacak adam mıdır Aziz Nesin?

Ruhi Su taammüden öldürülür mü hala?

Yılmaz Güney yine uzaklarda mı ölsün?

Dirilip de yine linç mi edilsin Ahmet Kaya?

Neyse…

Hep siz olun iktidarda, vatanı hep siz bizden çok sevin, âlem keyfinizce seyretsin. ’Sadece görevinizi yaparken’ elinizi vicdanınıza hiç koymayın, ülkesini gerçekten seven insanların kanına girerken, ‘ben milletin geleceğine dair ne fenalıklar yaptım, nelere-kimlere araç oldum’un muhasebesini hiç yapmayın. Ve fakat o 6.Filo da ömrü billâh ruhunuzda demirlesin.

Şu zalim karanlıkta bize kalan;

Yılmaz Güney hüznü bakışlar,

Eve Şarlo dönüşler,

Misketler ceplerimizde,

Kayışlarımızda kızıl sapanlar… olsun…

Yazar: htabakan
2008-11-30 16:51:55

Sonunda Oldu

Bu başlığı atmayı, bu yazıyı yazmayı çok bekledik. Düşünün bir, 6 haftada 1 puan… O fena seri adeta maneviyatımızı bozmuştu. Neler oldu o zaman zarfında:

  • Arada yine hoca değişti,
  • Mevsim sonbahardan kışa döndü, portakallar en olgun mahsullerini verir oldu,
  • Ekonomik kriz sonunda başbakanı da vurdu,
  • Okullar 1. dönem veli toplantılarını yaptı;
  • Fatih, askerlik hazırlıklarını tamamladı,
  • Ali Cem adlı yıldız, kaydı ve dünya evine girdi,  
  • “Issız Adam” romantiklerce pek beğenildi,
  • FB iki derbiyi de aldı,
  • Beyaz-zenci Obama ABD’ye başkan oldu.  

Daha bir sürü şey oldu. Adanaspor’umuz da 5 yenilgi aldı. Olacak gibi değildi, ama oldu o kötü sonuçlar. “En kötü ne olur” diye bir tahmin yürütseydik o 6 hafta için, “1 tek puan” en kötümserimizin bile aklına gelmezdi herhalde. Ama işte bizi hayata bağlayan, önceki yazımızda da bahsettiğimiz gibi, bizi komadan çıkaran galibiyet sonunda geldi, üstelik bir deplasmandan geldi.

Şimdi yine şampiyonluk şarkıları mı çalınacak? Hayır, son üç hafta daha sıkı geçecek! 1 deplasman, 2 iç saha… Bunlardan en çok puanı alabilmek için daha çok mücadele edilecek. Ama önümüzdeki maçın rakibi Karabük, “ne olursa olsun” Adana’dan puansız gönderilecek. Bunun için hem takım, hem tribün gereken hazırlığı mutlaka yapacaktır.

Yazar: Editor
2008-11-01 11:02:30
http://ul.gcg.gen.tr/x/d33becd.jpg

Hani kahramanımız film boyunca türlü eziyetlere katlanır ya; ezilir, itelenir, ötelenir, haksızlığa uğrar. Biz de bunları hem üzülerek izleriz hem de sabırla.

Üzülürüz, kahramanımızın (buradaki kahramanın anlamı "karakter" olarak belirlenmiştir) o içler acısı hali kanımıza dokunur çünkü. Sabrederiz, biliriz ki o önünde sonunda son sözünü söyleyecektir. Yoksa hikaye eksik kalır.

Kalkıp bir tokat atacaktır çatıştığı karaktere, kasabaya dalıp haydutları silkeleyecektir, "Baba" gelip hesap soracaktır ailesini dağıtanlardan bir Yılmaz Güney filminde, ne bileyim en azından maraba Kemal Sunal puşt ağa Şener Şen'e bir çift laf edecektir. Belki nallayacaktır onu... Öyledir işler, hikayenin gereği budur.

Silkinip düze çıkacaktır da ,işte, Adanaspor... Başka türlüsü eşyanın tabiatına aykırıdır. Ama biraz sabır, filmin sonunu beklemeli, değil mi!

Yazar: Editor
2008-10-18 17:04:44
http://ul.gcg.gen.tr/x/b21da80.jpg

Emrah Bedir antrenmanda sakatlanmış ve birkaç hafta takımda yer alamayacakmış.

Maçtaki sakatlanmaları anlamak mümkün, ama işte antrenmandaki  sakatlıklar hakikaten biraz "sakat".  Ne diyelim, demek takım hazırlık aşamasında bile çok hırslı. Böyle deyip teselli bulalım.

Futbol gibi takım oyunlarında bir sporcu tek başına muhakkak ki "her şey" değildir. Bir önem taşıyan futbolcu takım arkadaşlarıyla vardır. Sonuçta on birin bir parçasıdır o, hatta tüm kadronun. Bu yüzden böyle sporlarda "kahramanlık" kavramı biraz romantik kalıyor yorumlarda, yaklaşımlarda.

Ve fakat Emrah Bedir'in galibiyetlerimizdeki katkısını da bu "antikahraman tezi" içinde görmezden gelmek ayıp kaçar. Yokluğuna üzüldük, dileriz takım olarak üzülmeyiz bu süreçte, netice itibariyle.

Bir an önce iyileşip takıma dönmesi dileğiyle...Geçmiş olsun Emrah Bedir. 

Yazar: Editor
2008-10-10 19:18:45

Ekonomik gidişata dair her yerden tedirginliğin sesleri çıkıyor. Bazısı iflaslar olur diyor, kimisi işsizliğin daha da büyüyeceğini vurguluyor, bunlar daha iyi günlerimiz diyenler az değil.

Her kriz bir de yönetim ister. Onu iyi idare edebilecek bir yönetim ister. Bu da bir basiret işidir. İyi yönetilmezse o kriz bu defa yönetimin kellesini ister.

Başbakanımız her durumu futbolla somutlaştırır. Biliniyor. Biz de aynısını yapalım. Bir futbol takımında işler kötü giderse o takımın ya oyuncusu, ya hocası, ya da yöneticisi gider. Bu kötü gidişin saha koşullarıyla, hakemlerle, talihle, dış güçlerle vesaire ile ilşkilenirilmesi bile bu hesap vermeyi o ekibin kendisi açısından kaçınılmaz kılar. Ee, taraftarı değiştiremeyeceğimize göre, yani taraftarı ülke dediğimiz tribünden uzaklaştıramayacağımıza göre...

Bunca zamanın gösterdiği de ortada. Bizi yöneten bu teknik kadro (yani Akp hükümeti) bizim ülkenin yükünü çekebilecek çapta değildir. Bu gerçek her geçen gün yüzümüze adeta haykırmaktadır. Bir kısım taraftarı satın almak (yani bildiğiniz o seçim rüşvetleri) işleri çözmez, sorunu gizleyemez, yok sayamaz; mühim olan tüm tribünün (Türkiye'nin) memnuniyetidir. Hiçbir alanda iki pas yapamayanlarla "bu yolda daha fazla yürünemez". Ekonomik, siyasal, tolumsal, sanatsal... manada küme düşmemek için idari bir değişikliğin vakti gayri gelmiştir ve de geçiyordur.

Kongre zamanını bekliyoruz. Nedir o zaman slogan: Taraftar uyuma, takımına sahip çık: ))

http://ul.gcg.gen.tr/x/a74d1ff.jpg
Yazar: Editor
2008-10-03 15:41:05
http://ul.gcg.gen.tr/x/ba1518d.jpg

Türk tiyatrosunun en önemli araştırmacısı Metin And da öldü. Sanat dünyasının tartışılmaz "büyük isimleri" ne acıdır ki, onlarca yılın emeği, bilgi ve birikimiyle çekip gidiyorlar aramızdan. ne güzel ki geriye eserleri kalabiliyor.

Bu bir iki ay içinde İlhan Berk, Fethi Naci ve işte Metin And aramızan ayrılan çok önemli isimler oldu...Yerlerinin doldurulması umuduyla...

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/14cecc8.jpg

 

Yazar: Editor
2008-09-28 09:08:32

http://ul.gcg.gen.tr/x/d96ac5d.jpg

Bildiğiniz gibi bu akşam rakip Kayseri'nin Erciyes'i. Her maç gibi bu da zahmetli olacak. Daha önceleri vurguladığımız gibi bu lig her sonuca müsait. Ama galibiyetten zerre kadar şüphemiz yok.

Gelelim bu yazının asıl sebebine. Son Diyarbakır maçı da gösterdi ki rakip kuzey kale arkası "bir şekilde" rakip taraftarlarca doldurulunca kısmen de olsa; bu vaziyet bizim tribünleri de hareketlendiriyor. Yani karşı eylem aslında bizim işimize yarıyor: )) Turbeyler daha da susmaz oluyor, daha bir ateşli oluyor, maraton hem gruba daha çok uyuyor hem de inisiyatif kullanıyor, gereken müdahaleleri yapıyor... Özü, daha şenlikli bir tribünümüz oluyor. İş şiddete ve küfre dökülmedikçe hakikaten eğlenceli oluyor bu. ( Şiddet demişken, konuyla ilgili yazı hakkımızı saklı tutuyoruz!)

Hem bu sefer renkler de müsait:)) Hadi o zaman...

Yazar: Editor
2008-09-24 22:34:54
http://ul.gcg.gen.tr/x/df1c93e.jpg

Daha önce bir yazımızda ön liberoyu (ne demekse) deniz fenerine benzetmiştik. O mevkide oynayan futbolcu deniz feneri gibi olacak, doğru yerde doğru ışık verecek, takımına bir rota çizecek, gibisinden laflar etmiştik.

Yani o zamanlar biz bunları söylerken, mecazi anlamda bir deniz feneri vakası yaşanacağını bilmiyorduk. Hani bu anlamda bir şeylerin olabileceğini elbette ki kestiriyorduk her vatandaş gibi; lakin sanığın bir deniz feneri ve gıyaben aslında hamileri, abileri, saz arkadaşları, enstrümanları olacağını bilmiyorduk.

İmdi doğrudan deniz fenerine getiriyoruz lafı. Şu bildiğimiz deniz feneri. Karanlıkta kalan gemicilere güvenli bir limanı işaret eden ışıklı, romantik, fantastik, bol simgeli bina... Deniz fenerinin denizin karanlığında kalanlar için ne kadar önemli olduğu bilinir. Bunu konuşmaya gerek yok. Karaya oturma, kayalıklara vurma ihtimali bu binayı gerekli ve önemli kılıyor.

Eski korsanların hüküm sürdüğü dönemlerde (ki yeni korsanların atalarıdır onlar ve günümüz korsanlarından daha ilkeli oldukları eldeki bilgilerle sabittir. Bakınız, Karayip Korsanları'ndan Jack Sparrow: )) karadaki işbirlikçiler gerçek ve ideal bir amaca hizmet eden hakiki deniz fenerini ele geçirir, onun fenerini söndürür, sığ sularda ya da kayalıklarda dev ateşler yakarak sahte bir deniz feneri oluştururlarmış.Tahmin edebileceğiniz gibi bu sahte deniz fenerine yönelen gemiler kendilerini kayalıklarda bulurmuş. Böylece bir şekilde savunmasız kalırmış.

Artık o gemi yağmalanmaya müsait bir vaziyettedir!

Efendim, anafikir kendi kendine oluştu; sahte deniz fenerleri fenadır, çok fenadır! Onların tezgahını kuran, bu tezgaha bir çivi çakan, bunların oluşmasına ortam ve imkan ve de ihtiyaç yaratan da fenadır! Çok fenadır!

Bunların sahte fenerlerinin sönmesini, "onların" gemiciklerinin karaya oturmasını, işbirlikçilerin gemi ambarlarına hapsedilmedini, bu yağmanın bir gün artık bitmesini, bu yağmaya katılanların yağlı direğe tırmandırılmasını diliyor, umuyor, bekliyor, istiyoruz.

Haydi bakalım!

Yazar: Editor
2008-08-20 16:59:33

Adanaspor sabırsızlıkla Kasımpaşa maçını bekliyor. Ligin başlamasına kısa bir süre kala çok ciddi 2 hazırlık maçı oynayacak olan Turuncu Beyazlı takım çalışmalarını sürdürüyor.

http://ul.gcg.gen.tr/x/5cf5ef4.jpg

K.Erciyesspor'dan centilmenlik örneği
Kayseri'de maç sabahı kısa bir idman yapan takıma, K.Erciyesspor başkanı ve yöneticileri tesisleri açarak centilmenlik örneği sergilediler. Yöneticiler takımın kamp yaptığı otele de gelerek teknik direktör Hüsnü Özkara ile bir akşam yemeği yediler. Adanaspor'un siyahi oyuncusu Kibong'un sakatlığının tamamen geçmesi ve tam kapasite ile çalışmaya başlaması teknik heyeti sevindirirken Almanya'da ameliyat olan ve Adana'ya dönen Habip'inde 4 hafta sonra antrenmanlara katılabileceği açıklandı.

Ahmet Şahin'den gol şov
Trabzonspor'dan transfer edilen tecrübeli file bekçisi Ahmet Şahin, Kayseri'de yapılan idmanda attığı şık gollerle göz doldurdu. Kaleci antrenörü Atilla Uzancan'ın yaptığı ortalara isabetli şutlar atan Ahmet Şahin forvet oyuncularının zorlukla yaptığı vole vuruşlarda da ne kadar yetenekli olduğunu gösterdi. Takım arkadaşları da başarılı kaleciyi sık sık alkışladılar.

Her bölgede rekabet üst düzeyde
Lig öncesinde Adanaspor takımında her mevkide büyük rekabet yaşanıyor. Kasımpaşa maçı öncesi teknik patron Hüsnü Özkara'da kadro kurmakta zorlanırken kamuoyu kimlerin 18 kişilik kadronun dışında kalacağını da merak ediyor. Özkara, kurmayları ile sürekli toplantılar yaparak kafasındaki 11'i oluşturmaya çalışıyor. K.Erciyes ve Tarsus maçlarında kadronun belirli bir şekil alacağı belirtiliyor.

Adanaspor Kasımpaşa maçına Dorukkaya'da hazırlanacak
Turuncu Beyazlılar ligin ilk maçı olan Kasımpaşa maçına Bolu Dorukkaya'da hazırlanacak. Cumartesi oynanacak olan Tarsus maçının ardından 1 gün izin yapacak olan takım Pazartesi akşam Bolu'ya hareket edecek .Kafile Perşembe sabah ise İstanbul'a geçerek çalışmalara orada devam edecek.

Yazar: Editor
2008-08-16 18:29:39
 http://ul.gcg.gen.tr/x/60c4c9c.jpg
 
 http://ul.gcg.gen.tr/x/21b9a07.jpg
 
http://ul.gcg.gen.tr/x/ee57534.jpg
 
http://ul.gcg.gen.tr/x/27d8280.jpg
 
Karikatürler www.mizahhaber.blogspot.com'dan alınmıştır. Karikatüristler sırasıyla: Vahit Akça, Uykusuz/kapak, Musa Kart, Muharrem Akten.
 
Yazar: Editor
2008-07-29 14:24:00
http://ul.gcg.gen.tr/x/5f19ffe.jpg

“Garip” şiir akımının -yaşadığı dönemde- en önemli ismi olan Orhan Veli’nin dergisidir “Yaprak”. Adından da anlaşılacağı üzere gerçekten de tek yapraktı bu dergi. Diğer Garipçiler Oktay Rifat ve Melih Cevdet dışında dönemin birçok önemli edebiyatçısı bu “hacimsiz” ama “yoğun” derginin “2″ sayfasında yer almıştı.1949 yılında - bilgilerimize göre - 30 sayı kadar çıkmış ve Orhan Veli’nin erken ölümüyle, o da edebiyat dünyasındaki kısa yaşamına veda etmiştir. Aşağıda gördüğünüz Yaprak’ın son sayısıdır. Orhan Veli’nin anısına çıkarılmıştır.http://ul.gcg.gen.tr/x/028d0a7.jpg

Şöyle der Orhan Veli bir şiirinde, bilirsiniz:

http://ul.gcg.gen.tr/x/cea5ad1.jpg

 

Yazar: Editor
2008-07-07 14:59:20

Rıfat Ilgaz 7 Temmuz 1993'te ölmüştü. Onu çoğumuz "Hababam Sınıfı" ile tanır. Bunun yanında  birçok roman ve şiiriyle de edebiyat dünyamızda önemli bir yere sahiptir Rıfat Ilgaz. Sıvas acısı ile öldüğü bilinir.

İşte "Son Şiirim" dediği eseri: 

Elim birine değsin,
Isıtayım üşüdüyse
Boşa gitmesin son sıcaklığım!

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/cba2e39.jpg

 

Yazar: Editor
2008-07-04 22:39:51
Şimdi de aslında mizahçı yönüyle tanıdığımız Cihan Demirci'nin bir şiirini "ustanın sözüne girilmez prensibiyle" hemen paylaşalım:
http://ul.gcg.gen.tr/x/69595c9.jpg
KALECİ

Bir futbol maçında
Fark ettim ki ben
En çok kalecileri seviyorum
En çok kalecilere üzülüyorum aslında
Çünkü biliyorum ki
Kale direğinden
Başka kimse yok
Onların arkasında

Yazar: Editor
2008-07-01 18:16:43
http://ul.gcg.gen.tr/x/dae07ce.jpg
Yazar: Editor
2008-06-24 15:03:45

Adanaspor Kulüp Başkanı Bayrak Akgül, Teknik direktör Hüsnü Özkara ile birlikte düzenlediği basın toplantısında Adanaspor'un Bank Asya 1.Liginde hedefinin şampiyonluk olduğunun altını çizdi.

 http://ul.gcg.gen.tr/x/7319ab8.jpg

"Bu Ligde Kalıcı Değiliz"
Adanaspor Kulüp Başkanı Bayram Akgül, Çukurova Gazeteciler Cemiyeti'nde düzenlediği basın toplantısında bugüne kadar dış transferde 4 futbolcuyu renklerine bağladıklarını söyledi. Akgül, Gebzespor'dan Engin, Giresunspor'dan Cem, Samsunspor'dan Hakkı ve Tokatspor'dan ismini açıklamak istemediği genç bir oyuncuyu transfer ettiklerini belirtti. Bayram Akgül, Tokatspor kulübü ile bir takım sorun yaşadıklarını anlaştıkları oyuncunun ismini Pazartesi günü açıklayacaklarını ifade ederek, "Teknik direktörümüz Hüsnü Özkara'nın vereceği rapor doğrultusunda 2–3 transfer daha yapacağız." dedi.

"Altan Konusu"
İç transferde Cem'in dışında bütün futbolcular ile anlaştıklarını belirten Akgül, "Altan Aksoy ile bugüne kadar görüşmedik. Basında çıkan haberler gerçeği yansıtmamakta. Bu tür haberler kulübümüze zarar veriyor. Bunun zorluğunu iç transferde yaşadık. Bugüne kadar kendi başıma hiç transfer yapmadım. Hep hocalarımın verdiği rapor doğrultusunda transferler yaptım. Bank Asya 1. Ligine kalıcı olmaya gelmedik. Bu ligde geçici olacağız. Oluşturacağımız kadro ile şampiyon olarak süper lige çıkmak istiyoruz. İç transferde Cem ile parasal anlamda ufak pürüzler kaldı. Bu futbolcumuz ile tekrar anlaşacağız." dedi.

"Hüsnü Özkara"
Teknik Direktör Hüsnü Özkara ise Adanaspor gibi büyük bir camiada görev almaktan son derece mutluluk duyduğunu belirterek, "Adanaspor Türk Futbolunda önemli bir yeri olan kulüp. Başkan Bayram Akgül adeta bu kulübü yoktan var etmiştir. Yeni sezonda Adanaspor'u arzulanan hedefe ulaştırmak için elimden geleni yapacağım. Her şeyden önemlisi aile havası içerisinde Adanaspor'u hak ettiği noktaya ulaştıracağız. Tüm Adanaspor'a gönül veren taraftarlar bize inansın ve güvensin." dedi.

Yazar: Editor
2008-06-23 19:53:55
http://ul.gcg.gen.tr/x/39b656e.jpg
Yazar: Editor
2008-06-16 00:43:53

Müthiş bir son 15 dakika mücadelesinden sonra yine müthiş bir gelibiyet geldi ve milli takım Çekleri (2-0'ın devamında) 3-2 yenip çeyrek finale yükseldi. Bu bize o Kartal maçını hatırlattı. Adanaspor da son 10 dakikaya 3-0 yenik girmişken skoru 3-3'e getirip rakibi penaltılarla elemişti.

http://ul.gcg.gen.tr/x/ccc83cd.bmp

Hoş görün, lafı ille de Adanaspor'a bağlayacağız ya... Ne yapalım, kanımıza işlemiş...

Not: Fotoğraf hürriyet.com'dan alınmıştır. Dileriz kızmazlar: ))

Yazar: Editor
2008-06-13 00:22:55

"haftaya dair"

http://ul.gcg.gen.tr/x/f27961a.jpg
 
http://ul.gcg.gen.tr/x/bd5da0d.jpg

 

cuma

VI. şiir

bir yerlere gitmeli bugün

bir yerlerde kaybolmalı

özlemeli bir yerleri ...

bugün kar yağmalı kapanmalı yollar

soğuk, ansızın pusu kurmalı

evlerde mahsur kalınmalı

görmemeli kimse kimseyi

kimse kimseden haber almamalı

yolculuk olmamalı hiç

ama bir yerlere gitmeli bugün

veya solmalı ...

zeyl

“sanki yanımda bir yerdesin

burda mısın, nerdesin ...

sessizlik mi, ben mi duymuyorum

bir görünüyor, bir görünmüyorsun ...

kalbimin, zırhını kuşandığı gün bugün

‘aşkı terk edeceğim’ günü terk edilmeleri gizlediğim

bugün seni unuttum adını, sesini , kederini

yüzünün...

telefonunu sildim defterden

bugün son sözlerimi dedim sana; kendi içimde

son mektubu yırttım, bu şiiri yazdım

kendi kendime

soğuktu, kardı

bugün uzun bir yola çıktım ...”

(Cumaydı , yılın en beklemiş günü ...

...

Yaşlı adam doğru çeşmeye gitti,

Elini yüzünü yıkadı konuşarak

Kendi kendine, duasız, bir tanrı gibi.)

 http://ul.gcg.gen.tr/x/bd5da0d.jpg

Yazar: Editor
2008-05-26 21:29:36

Yolunu Kaybeden Şehir

http://ul.gcg.gen.tr/x/a637b51.jpg

iki sokak sonra kaybolmuş

bitip gitmiş/falında...

“bir derin boşlukta yok olacaksın...”

- ayrılığa ilaç arama -

bir kır lokantasında/bir yağmurda
akşam karanlığında unutmuş/patikalarda yürümüş
asmalar/çalılar/bağ evi/rüzgar sesi
biraz tütün/birkaç soru/unutmayı çare sanmış
ama..bir başka acıya sığınmış-
ah, tek kalmış...birkaç sözcük, çizgi roman, biraz şarkı
kesik uykularda kalmış/ki-
rüyasında ölüvermiş

“çıkarsam karşına ansızın

beni yollar saldı sana bil...”

demiş

sokaklarda kaybolmuş/bitmiş/gitmiş...

Yazar: Editor
2008-05-17 22:04:51
Sezon bitmiş ve takım şampiyon olmuştur. Canım, o keyif sigarası şimdi yakılmaz da ne zaman yakılır...Afiyet olsun :))
http://ul.gcg.gen.tr/x/ab70ec3.jpg
Yazar: Editor
2008-04-30 22:51:40
http://ul.gcg.gen.tr/x/be5b2b9.jpg

Bu aralar pek konuşuluyor 1 Mayıs. Güzel bir gelişmedir 1 Mayısın gündemde olması. Ülkemizin selameti açısından işçilerin öncelikle bir sınıf bilincinde olması son derece önemlidir. Ancak böyle bir bilinçlenme bizi ülke olarak düze çıkarır. Bunun dışında sadece ekonomik bir kaygı içinde olmak bireyciliği, yalnızlığı, örgütsüzlüğü, devamında da sarı sendikacılığı ve sendika ağalığını yaratacaktır. Daha da devamında kimsesizleştirilmiş insanlar üzerinde tek parti keyfiyeti yani diktatörlüğü olacaktır. İktidarın dümen suyunda her şey serbest olacak, emeğe dair ne varsa yasaklanacaktır...

Evet, 1 Mayıs bahar bayramı filan değildir, işçi bayramıdır. Anlamını da direnmekle bulur bu bayram. Kolaycı değildir, hazıra konmaz, emek verir, üretir, yaratır; kendi ayakları üzerinde durabilmektir.

Dileriz futbolcular da bu sürece girer ve geleceklerini bir sendikalaşmayla teminat altına alır. Hakan Şükür misali bir cemaatleşmeye ve de gericiliğe itibar etmezler...

Sonuç olarak, Yaşasın 1 Mayıs.

Direnenler kazanacaktır.

Yazar: Editor
2008-04-21 22:14:12
http://ul.gcg.gen.tr/x/de95cc6.jpg

Bu yüzü boyalı genç, maratondaydı Şeker maçında. Ve kendi takımını desteklemenin haysiyetiyle oradaydı. Üzüldü belki skora. Ama acı dediğimiz zalim his kişilik dediğimiz binanın taşları değil midir. Önce bunu öğrenmeli. ki "kazanmak için her yol mübah değildir."

Yazar: Editor
2008-04-16 22:24:05
http://ul.gcg.gen.tr/x/46fe609.jpg

İlk gol kralımızdır Özer Umdu. Adanaspor'un unutulmaz, unutturulamaz mazisinin en önemli tanıklarındandır. Güzel zamanlarımızı bilmeyen gençler bu notları belleklerine kaydetsinler ki Anadolu'nun en önemli ve büyük takımlarından birinin taraftarı olduklarını iyice kavrasınlar. Ha, derdimiz yalnızca mazi veya izafi bir büyüklük değil. Ama bunlar da yok sayılmasın canım. Köklerimiz su üzerinde yüzen çiçekler gibi boşlukta değil ve tarihimiz sadece takvim yapraklarıyla da solmuş gitmiş bir tarih hiç değil...Bu, böyle biline...

Yazar: Editor
2008-04-11 23:49:02

Sayfalarımızda tekrara yer vermiyoruz. Yeni yaklaşımlarla güncelleme çabasındayız kaplanpenche'yi. Ama yine bir Mersin maçı öncesinde iki yazıyı burada tekrar yayımlayacağız. Çünkü her iki yazı da anlam ve önemini korumaktadır.

 http://ul.gcg.gen.tr/x/2053816.jpg

"sıradan kelimelerden sloganlar yapmalı yarın/onlara bir anlam kazandırmalı/bez parçaları yan yana gelince bayrak olmalı/bir ruh bulmalı yani/yarın yalnızlıklardan, hayallerine koşan topluluklar yaratmalı/kırpmalı gazete kağıtlarını, ders notlarını, hatta aşka dair mektupları/onlardan turuncu bir şenliğe konfetiler yapmalı/çıkmaz sokaklardan sonsuz bir aşka çıkmalı/güzel bir şarkıya başlamalı yarın/evden erken çıkmalı/yolardayken daha, zafere şarkılar mırıldanmalı/heyecanı gün doğarken duymalı, hayır, yarın o turuncu heyecan için uyanmalı/yarın hiç susmamalı, vazgeçmemeli, yılmamalı/ki keyfe keder bir sigara yakmalı/ama durmamalı hiç durmamalı/ 'yarın/kırmalı buzu/bulmalı içindeki kılavuzu/gitmeli buralardan"

http://ul.gcg.gen.tr/x/fe77dbe.jpg

 MİY ile en son 2004–2005 sezonunda karşılaşmıştık. Rakip şampiyonluğa oynuyordu, biz ise küme düşmeme derdindeydik. Her iki takımın da hedefi mutlak üç puandı. İki sezon üst üste küme düşmek bizi tam bir felakete sürükleyecekti. O sıralar olacakları kestiremiyorduk veya bir şeyleri seziyor ama Adanaspor’umuza yakıştıramıyorduk. Çünkü kulübün kapanmasından filan bahsediliyordu. O maç son dakikalarda bulduğumuz bir golle 1–1 sonuçlandı. MİY şampiyon olamadı, biz küme düştük. Sonrası hepimizin malumu. Son Mersin İdman Yurdu maçı tarihimizin en karanlık dönemine rastlar. İki takım arasındaki moral ve güç farkı karşılaştırılacak gibi değildi. Şimdi koşullar farklı. O zamanki takım ile bu Adanaspor arasında çok fark var. En belirgin fark da takımın moraline dair. Bu sefer her adımda bir çöküşe yuvarlanmıyoruz; tersine, güçlü ve tutarlı bir çıkış yaşıyoruz. Nitelikli kadromuzun yanı sıra bu da, bizim açımızdan önemli bir avantaj olacaktır. Bu Pazar oynanacak maç bir ölüm-kalım maçı değil. Sadece heyecanı yüksek bir futbol karşılaşması… Önemli olmasının iki temel nedeni var: 1) Yakın kentlerin iddialı maçı. Klasik komşu çekişmesi. İki şehrin rekabetinin futbola yansıması. 2) Her iki takımın hedefinde şampiyonluk olması. Ama iki neden de bu maçı bir futbol etkinliğinden öte bir şey yapmaz. Bunu için ayrıca gerilmeye lüzum yok. Amma velâkin Adanaspor’un bu tür maçlarda ayrı bir hava yakaladığını belirtmekte de bir sakınca yok: ))

http://ul.gcg.gen.tr/x/f230954.jpg

Evet, ilk maçı Adana'da 3-2 aldık. Şimdi bu maçı da kazanmaktır amaç... 

Yazar: Editor
2008-04-10 15:52:22
http://ul.gcg.gen.tr/x/5ef976a.jpg
Yazar: Editor
2008-04-08 21:32:04

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/bd5da0d.jpg

 

Şiirin nesnesi gerçek değildir. Yani şiir yalnızca kendisine dayanır. Şiirin nesnesi de öznesi de kendisidir. Şiirin var oluşu dilin kendisinden başka bir şey değildir. Ve bu noktada Paul Valery şöyle der: Her şiir mutlak olan bir şiire doğru yönelir; sonsuzda bulunan bir sınıra, dilin güzellik gücünün idealine doğru.Evet, bağlayacağız merak edilmeye:İşte bizim Adanaspor sevgimizin sanatsal yaklaşımı böyle bir şeydir:)) Hasılı bu futbol kainatının öznesi, nesnesi, güzelliği veya sonsuzluğu yalnızca Adanaspor'dur.

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/bd5da0d.jpg

 

Yazar: Editor
2008-04-05 20:37:37

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/767e6ca.jpg

 

Yarınki maçın önemini herkes biliyor. Bunu konuşmaya gerek yok. Adanaspor bu tür maçları iyi oynayan bir takımdır. Güveniyoruz ve Adanasporumuza inanıyoruz. Ama taraftar olarak bizim yapmamız gereken yalnızca yalnızca ve yalnızca takımımızı desteklemektir. Tahriklere kapılmadan, tahrik etmeden...İhtiyacımız olan tribün coşkusudur, ötesinde de sükunettir. Son sözümüzü sezon sonunda söylemek üzere, deyip Adanaspor menfaatlerine yoğunlaşmalı. Bu da kimselere küfretmemekle başlasın deriz.

http://ul.gcg.gen.tr/x/b86ece4.jpg

En üstteki biliyorsunuz Adana haritası. Bu da Karabük haritası...Birbirine harita itibariyle de benzeyen emeğin iki şehri. Portakal ve pamuğuyla- turuncu ve beyazıyla Adana, demiriyle- çeliğiyle-kömürüyle kırmızı ve mavisiyle Karabük...Hak eden şampiyon olacak!
Yazar: Editor
2008-04-01 20:25:52

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/0d43f5c.jpg

 

Top yuvarlaktır ama futbol köşelidir. Bundan dolayıdır ki, kendi takımımızı destekleriz. Bundan dolayıdır ki, kendi tribünlerimize bakarız. Kimsenin gazına gelmez, kimseye de gaz vermeyiz. Top yuvarlaktır ama futbol köşelidir ki köşelerimiz vardır, yuvarlanıp gitmeyiz. Kendi göbeğimizi kendimiz keseriz, kimselerden medet ummayız, köşe başlarını tutma telaşında da olmayız, kendi köşemiz bize yeter, biz oradan da mücadele ederiz. Top yuvarlaktır, ama futbol köşelidir. Ve fakat futbol bir köşe kapmaca değildir, en azından bize göre değildir. Köşeyi dönmediğimiz için ve bunun da peşinde olmadığımız için gösterimizi statta ve bez parçalarına bir anlam kazandırarak yaparız. Köşeli kesilmiş kâğıt parçalarını savururuz ki onları kendi ellerimizle küçük küçük köşeleriz. Nihayetinde top yuvarlaktır, evet ama futbol kö şe li dir…

Yazar: Editor
2008-03-27 19:20:14
http://ul.gcg.gen.tr/x/f0f2580.jpg

Bugün 27 Mart ve Dünya Tiyatrolar Günü...En eski sanat...Her ne kadar genelin ilgisini görmese de vazgeçilmezdir. Adana Devlet Tiyatrosu, Uluslararası Tiyatro Festivalinin bu yıl 10.sunu başlatıyor, bugün itibariyle. Biletlerin tükendiği söyleniyor. Ama siz yine de gidin, bir şekilde içeri girin ve ayakta da olsa izleyebildiğiniz kadarını izleyin. Biz de öyle yapacağız. Bu arada, aldığımız habere göre Gürcistan Rustavelli Devlet Tiyatrosu sıkı bir oyunla geliyormuş. Gerçi hatırlatırız, ama siz yine de bir yere not edin, 12-13 Nisan tarihlerinde sahnelenecektir. Ne denir: İyi seyirler.

Yazar: Editor
2008-03-23 22:29:52

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/907bf65.jpg

 

GOP-Adanaspor maçının kimi kareleri foto yorumda. ilerleyen saatlerde fotoğrafların devamı gelecek. Başın öne eğilmesin Adanasporlu, görecek günler var daha...

Yazar: Editor
2008-03-19 21:26:51

Muhteremlerin enteresan demokrasi anlayışına elcevap. Ahmet Cevizci'nin Felsefe sözlüğünden...Üstelik felsefe yapmadan...

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/90c2c5d.jpg

 

Yanisi; yahu efendiler, bize de biraz demokrasi! Bize de..... 

 

Yazar: Editor
2008-03-12 21:32:06

http://ul.gcg.gen.tr/x/76400c7.jpg
Futbola fena kaptırıp gündemden düşmemeli. Tütün işçileri direniyor...Satılan sadece bir sigara fabrikası mıdır yoksa bu milletin el emeği göz nuru mudur? El cevap: Memleket satılıyor...Kelimenin her anlamıyla...Tütün işçileri direniyor....Fabrikalarına kapanmışlar ve bu mevzileri şakilere kaptırmayacağız, diyorlar. Ki, direniyor tütün işçileri.

Ahmet Arif'ten: Tütünü bilir misin? "kız şaçı" demiş zeybekler/ su içmez her damardan/ yerini kolay beğenmez/ üşür/ naz eder/ darılır/ iki yaprak arasında kıyılmış/ bir parçası var kalbimin/ incecik ak kağıtlara sarılır/ dar vakit yanar da verir kendini/ dostun susan dudağına...tütün işçileri yoksul/ tütün işçileri yorgun/ ama yiğit/ ama pırıl pırıl namuslu/ namı gitmiş deryaların ardına/ vatanımın bir umudu...

http://ul.gcg.gen.tr/x/2b423dc.jpg
Yazar: Editor
2008-03-08 19:09:10

Dünya Kadınlar Günü

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/5d560ea.jpg

 

Adanasporlu kadınların ve tüm kadınların günü kutlu olsun.

Yazar: Editor
2008-03-05 00:00:11
http://ul.gcg.gen.tr/x/3b20413.jpg
Yazar: Editor
2008-03-03 21:09:16
http://ul.gcg.gen.tr/x/397ab0a.jpg

Kemal Kılıç istifa etmiş. Sevdiğimiz bir teknik adamdı. Bizce işini adam gibi yapan bir hocaydı. Kimi maçlarda kimi hatalarından filan bahsediliyordu, duyuyorduk. Olabilir, mümkündür. Ki bize mahsustur hata dediğimiz şey. Uzatmadan söylersek Adanasporluluğu kulübede gayet güzel temsil ediyordu. Bu anlamda da övgüye değerdi Kemal Hoca. Bir dönem kapanmıştır. Şimdi Adanaspor, bütçesi doğrultusunda tabi ki, istediği teknik adamı getirir. Orası aynı kalitede dolar... Ama Adanasporluluk vefalı olmaktır, hatır bilmektir, kadirşinas olmaktır, arkadaşlıktır, kötü gün dostu olmaktır, gideni sevgiyle uğurlamaktır. Adanasporluluk ilelebet dostluktur... İşte biz Adanasporlular, Kemal Hoca'yı bu duygularla uğurluyoruz. Güle güle Kemal Hoca, yolun ve şansın açık olsun.

Yazar: Editor
2008-02-22 01:52:58
Şehrituruncu
"http://ul.gcg.gen.tr/x/808c180.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.
Adanaspor cephesinde hep yeni şeyler var. İşte yepyeni bir taraftar sitesi: http://www.sehrituruncu.com   Adanaspor tribünlerinin kaydını tutmakta. Emeği geçenlerin eline sağlık. 
Yazar: Editor
2008-02-18 03:19:28

Buzda Kalmak

http://ul.gcg.gen.tr/x/4fee7d7.jpg

Kelimenin tam anlamıyla buzda kaldık.Önce Adanaspor sonra biz taraftarlar...ve öne geçtiğimiz maçı 3-1 kaybettik. maçın ilk 35 dakikası çok iyi olan Adanaspor ileriki dakikalarda oyun üstünlüğünü ve skor avantajını kaybetti.

http://ul.gcg.gen.tr/x/5c08322.jpg
Yalnızca rakiple değil alışmadığımız saha ve hava koşullarıyla da mücadele etmek kolay olmadı. Sonuç; demek evinde puan vermeyeceksin.
http://ul.gcg.gen.tr/x/98c2473.jpg
Not: Maç fotoları, Foto-Yorum'da. 
Yazar: Editor
2008-02-12 20:51:32

Silahlanmanın Halleri
 Her şey en eski zamanlarda insanın avlanmak ve kendini korumak için ilkel bir silah icat etmesiyle başladı. Neden korunmak istiyordu insan? Mistik güçlerden mi? , Doğa olaylarından mı? Yoksa hemcinslerinden mi? Elbette hemcinslerinden… Çünkü doğal halde insan vahşidir. (Boşuna dememiş Hobbes insan insanın kurdudur diye.)
Zamanla evrilen insan zekâsı ile silahlarda gelişmiş ve çeşitlilik göstermiş. Tabi bu öngörüden bihaber zekâlar idrak edememiş olmalı gelecek nesillerin hayatlarında nasıl etkili olacaklarını. Lakin çok sonra anlayanlarda vardır ki biri de meşhur AK – 47/74’ ün mucidi olan Mikail Kalaşnikov’dur. Pişmanlığını ‘ insanlara yararlı olacak, çiftçilerin kullanabilecekleri bir makineyi icat etmiş olmayı yeğlerdim, bir çim biçme makinesi örneğin.’ Şeklinde ifade etmiş. Geçti borun pazarı Mikail Efendi… Affedilmeyi mi beklersin? Vicdanınla başın dertte mi?
Bir yandan pişmanlıklarını dile getirenler. Silahsızlanma yolunda çaba gösterenler... Diğer yandan ulusların silah gücü bakımından birbirinden üstün olmak için girdikleri çaba, sanayileşen silah üretimi, silahlanma politikaları yetmezmiş gibi bireysel silahlanma hadisesi… Netice de tetiğe basılmadan önce son nefesini veren milyonlarca insan. Eee bu mudur yani insanlık tarihi kadar esi bir geçmişe sahip olan silahın meziyetlerleri! Suçlu kim? Silahı icat eden zihinler mi? Onu tutan eller mi? Yoksa silahın kendisi mi?

http://ul.gcg.gen.tr/x/461f719.jpg

Sonuç:
Konumuzu futbola bağlayalım ve soralım; sahayı arenaya, futbolcuları birer gladyatöre, futbol topunu bir ateş güllesine, yöneticileri en fenasından birer bezirgâna çevirenlerin ne farkı var Mikail Efendi ve onun gibilerden? Biz yalın futbol istiyoruz, şenliğin  direkt kendisi olan...

 

Yazar: Editor
2008-02-09 10:46:52

OĞUZHAN (tekyumruk)

http://ul.gcg.gen.tr/x/dae3fa7.jpg

‘Sırtında bir numaralı formayı taşır. İlk ödüllendirilen asla o olmaz. O her zaman ilk suçludur. Suçu olmasa da fatura ona çıkarılır. Oyunculardan biri dokuz kusurlu hareketten birini yaptığında ceza yine ona verilir: Bomboş alanın ortasında cellâdıyla baş başa kalır. Takımların kötü olduğu günlerde de kabak onların başına patlar, şut sağanağı altında başkalarının günahlarını çekerler.’ Eduardo Galeonu’nun bu satırlarıyla başladık yazıya. Konumuz Oğuzhan. İlk haftalarda bizi korkutmadı dersek yalan olmaz. Eyvah dedik, bu sezon bitmez. Ama ilerleyen haftalarda formunu bulan Oğuzhan, kelimenin tam anlamıyla bizi utandırdı. Yan topları affetmez, tek yumruklarla topa aman vermez oldu. Cephe savaşında da başarılı olduğunu kanıtladı. Son haftalarda çevirdiği maçlarla bizi adeta şampiyonluk potasında tuttu. Özgüveni ise bize de güven vermektedir. Ama ne yaparsınız ki ve bildiğiniz gibi futbolun belki de en talihsiz yeridir. Sadece sonuçlara bakan genel seyirci tarafında hemen günah keçisi ilan edilebilir. Sana inancımız tamdır Oğuzhan. Bize, peşin hükümlü olmamak gerektiğini hayatın bu noktasında gösterdin. Reflekslerine sonsuz çeviklik, tek yumruklarına daimi kuvvet…

http://ul.gcg.gen.tr/x/e5e45ff.jpg
Yazar: Editor
2008-02-01 23:25:52
 
http://ul.gcg.gen.tr/x/09b1a3a.jpg
yolun açık olsun, taraftarın senden güzel haber bekler, zemherinin kışında güneşi bekler gibi, gurbete düşende dönüşü bekler gibi, kuru toprak yağmuru bekler gibi... seni bekler kalbinde bin şenlikle, en güzel hediyenle bekler...kederli gittin, gelişin gönlümüze göre olsun...
Yazar: Editor
2008-01-29 13:53:32

Haydi Adanaspor

http://ul.gcg.gen.tr/x/4ebcff1.jpg

‘Sezon boyunca bir takımın stratejileri olur, bu doğrultuda geliştirir planlarını. Sadece bir tek maçın taktiği vardır, o doksan dakikayla maçın da taktiği biter.’ gibisinden bir bilmişlikle Tarsus maçındaki puan kaybını ve bu karşılaşmadan kaynaklanabilecek muhtemel yılgınlıkları örtbas etme telaşında olmayacağız. Yükselme grubunda kolay maç yok. En zayıf görünen takımların nasıl can yakacağı ileriki haftalarda görülecektir. Bu Adanaspor hedefine ulaşacak niteliktedir. Bunda hiçbir kuşkumuz yok. Son maçta önemli 5 eksiğimizin ( Yılmaz, Kerem, Fuat, Habip, Ahmet) olduğu unutulmamalı. Tek beklentimiz bu sorunun bir an önce hallolması. Unutmayın Adanaspor, zoru sever.

Yazar: Editor
2008-01-22 22:55:22

Ömrümüzün Sureti

http://ul.gcg.gen.tr/x/98cdbd3.jpg

on yedi kadın bu fotoğrafta/ orada bir yerde tandır var/ ekmek yapıyorlar/ bin dokuz yüz altmış altı senesi/ birinin kucağında bir çocuk, babası birkaç yıla almanya’ya gidecek/ sofrada siyah zeytin, çaydanlık, ekmek kırıntıları, sinide un/ portakal çiçeği kokan bir hayattan bakıyorlar/ ‘hiç solmayacak zannettiğimiz bir çiçekti ömrümüz/ ama işte birçoğumuz ölmüşüz'/ kadının kolunda bir saat/nişanlıyken almış kocası/ sene bin dokuz yüz altmış altı, hüzün nerden bilecek sizi/ ‘biz ekmek yapıyoruz birkaç kadın/ bazımız on yedisinde taze gelin/ ölümsüz bir çiçekti sanki hayat, ama işte ölmüşüz, heyhat’/ donmuş bir ay, gülümsüyorlar, zaman henüz teşrinievvel/ ‘ölüm gölgelerimize saklanmış, dersem kim anlar beni/ oysa mutluyuz'/ toprak evin avlusunda/ arkada portakal bahçesi, erik ağaçları, yenidünyalar/ ömrün sureti asmalar/ ‘biz on yedi kadın, işte ölüyoruz/ ah, ekmek açıyoruz'…

Yazar: Editor
2008-01-12 23:38:08

Gidelim Buralardan

Bir hafta sonra yeni bir maçın sabahına uyanmanın heyecanını tatlı şekerli yaşayacağız. 18 maçlık sıkı bir maraton; yani zorlu!!! Evet, hep dedik, zoru severiz! Tabiatımız gereği severiz, Adanasporluluğumuzdan dolayı severiz, kolayına kaçmanın ne demek olduğunu bilmediğimizden severiz, lügatimizdeki ilk kelimenin ‘mücadele’ olmasından ötürü severiz. Yükselme grubunun ilk maçı Gaziosmanpaşa ile oynanacak bildiğiniz gibi. Buraya kadar gelmişse mutlaka iyi bir takımdır. Ama bizim unutmamamız dereken önemli bir nokta var: Biz Adanaspor’uz! Bu ligin kıyafetleri dar gelir bize! Ruhumuza, mazimize, çapımıza dar gelir. Olmaz, uymaz, daralırız içinde. Buralarda daha fazla kalmamız için ısrar filan edilmesin, yolcu yolunda gerek, gayri gidelim buralardan, dayanamıyoruz. Haydi kaplan, vakit tamam!

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/0c74160.jpg

 

Yazar: Editor
2007-12-31 17:56:37

ASATİVATA’NIN SESLENİŞİ

(M.Ö. 750)

Ben Asativata’yım.

Avarikus’un büyük oğlu, Adana Kralı…

Beni Fırtına Tanrısı Adana’ya ana ve baba yaptı.

Ve ben Adana’yı geliştirdim.

Adana ülkesini genişlettim gün doğusuna, gün batısına,

Adana’ya refah, rahatlık getirdim.

Ata at, kalkana kalkan, orduya ordu kattım.

Çalımlıların çalımını kırdım

Kötüleri ülke dışına attım.

Kendime Bey Konakları kurdum.

Soyumu rahat kavuşturdum.

Ve baba tahtına oturup

Bütün krallara karşı durdum.

Adaletim, bilgeliğim ve iyi yüreğim için

Krallar da beni “ata” bildiler.

Kötülerin ve çetelerin bulunduğu sınırlarda

Güçlü kaleler kurdum.

Misis şehrine boyun eğmeyenleri

Ayağımın altına aldım.

Şimdiye kadar yenilmeyen kralları yendim.

Onları dize getirdim.

Adanalıları da buraya yerleştirdim.

Önceleri korkulan yerlerde,

Erkeklerin gitmekten korktuğu ıssız yollarda,

Şimdi kadınlar kirmen eğirerek gezmekte.

Adanalılar huzur içindeyken bu kaleyi kurdum.

Adını Asativata vurdum.

Oraya Fırtına Tanrısı da koydum.

Ona kurbanlar adadım;

Yılda bir öküz, ilkbaharda ve güzün birer koyun.

Fırtına Tanrısı bana

Bütün kralların üstünde bir güç verdi.

Halkım da güçlü oldu.

Benim günümde Adanalılar hiç yenilmedi.

Eğer bir gün;

Kral, prens veya herhangi bir adam

Buradan “Asativata” adını silerse,

Bu kente göz dikerse,

Aç gözlülük, kin ve garez için

Buraya başkasını yapar

Ve kendi adını verirse,

Tanrı onun belasını verecektir.

Çünkü ancak Asativata adı ölümsüzdür

Güneş ve Ay gibi.

 

Karatepe Açıkhava Müzesi Yazıtı

Yazar: Editor
2007-12-24 20:24:04

zeytin incir ve üzüm

 http://ul.gcg.gen.tr/x/7d785a3.jpg

defneyaprakları serptiler üzerine / kuru zeytin dallarından taçlar yaptılar / aşk, kendini vurmuş bir keder / başına taktılar / kaçak rakı yapıldı / birinden de şarap / çoktan kurudu zeytinlik / ayak uçlarına döküldü şarap / keder, yolunu kaybetmiş bir ölüm / çok aradılar / temiz bir gömlek giydim yollara düştüm / iki tek rakı, birkaç sigara / yani tütün, rüzgar ve dağlar / yalnız bırakmadılar

Yazar: Editor
2007-12-11 21:21:55
http://ul.gcg.gen.tr/x/ec78e9f.jpg

Bu kente ne vakit yağmur yağsa zaman ekseninden çıkar ve bir başka devre akar…1970’lerde bir aralık akşamı olabilir, Küçüksaatten geçip Nuri Has Pasajında bir yağmur molası verirken. Belki Çakmak Caddesinin yağmurlu bir akşamından eve dönüşlerde 1979’un bir kış gecesine karışabiliriz. Faytonlar, damalı ince uzun Şavroleler, turuncu bir Pejo motosiklet, paytak bacak Skodalar, ince tekerlekli bisikletliler yine ipince yağmurlarında Adana’nın birbirlerine karışırlar. Şehrin bir tür Yeşilçam Sokağı olan Asri Sinema Sokağında, aynı zamanda kentin en renkli simaların mekân tuttuğu bu yerde işte o vakitler belki bir sinema biletidir yağmur. Ne zaman yağmur yağsa Yılmaz Güney’in Umut’unda toprak bir evde çinko dam altında buluruz kendimizi, sonra Tuncel Kurtiz’le bir film karesinde define ararız. Veya alıp götürür yağmur bizi sihrinde; çoktan ölmüş bir şairin evrende bir başına kalmış hatıralarında yani kederinde hiç bilmediğimiz caddelerde yürürüz. İşte Orhan Veli yağmurlu bir şubat akşamında ölmeden sadece birkaç sene önce belki bir meyhanede buluşacaktır Melih Cevdet ve Oktay Rifat’la, nasıl olsa terk etmiştir kendini zaman. Yağmura rağmen havada bir it soğuğu, değil zemheri. Yaşar Kemal’in bir romanında veyahut, Anavarza’ya yağan kimsesiz bir yağmur oluruz. Tribünde bir Adanaspor maçında çimlerin yağmurlu kokusunu duyarak yağmurun bir başka hali oluruz. Derken Akkapı Mahallesinde, taş sokağın sonunda, portakal bahçelerinde çocukluğumuzla, hayır ömrümüzle ve hışırdayarak yağan yağmurla bir oluruz. Bu şehre ne zaman yağmur yağsa zaman denen muamma, dizginlerinden kurtulan bir beyaz at olur, kendini sonsuz çayırlara vurmuş ve ömrümüz artık bir sisken gecede, biz kayboluruz.

Yazar: Editor