2017-12-07 08:46:26

Bir âşık, ne olursa olsun, istediği her bir şeyi aslında kendi için ister, der Çiko. O sırada karşıdaki adeta bir nesnedir, bir eşya, bir araç… Bütün tutkuları, dışa vurduğu her coşkulu eylem aslında kendi içindeki arzuları tatmin etmek için. Bunun için insan uygun kişiyi adeta reflekslerle hareket ederek arar, bulur. Bedenin belirlediği rota doğrultusunda gelişir her şey.

Rastlantı yok, talih yok, belki başarı veya başarısızlık var. Buna göre de, ne bileyim öpmek, sarılmak, sevişmek, koklamak, hediye almak, bağlanmak veya bağlanmaktan korkmak hep aşkın o ego sistemi içinde. Bu yüzden çoğu zaman karşıdakinin ne istediği düşünülmez bile…

Aşk, kendine dairdir neticede.

Her cins aşk.

Yazar: Editor
2017-11-10 11:04:58

Cumhuriyet tarihi boyunca,

Hicbir lider veya hükümet,

Başbakan veya cumhurbaşkanı 

Mustafa Kemal Atatürk sonrasında-

Bu cumhuriyeti, bulunduğu noktadan 

bir adım bile öteye taşıyamamıştır.

 

Kaybedilen mevziler de cabasıdır.

 

Yazar: Editor
2017-10-29 16:47:00

Yerinde sayan bir hareket devrimci nitelikte olabilir mi?

Geriye doğru bir gidiş devrimci kimliği yansıtır mı?

Geriye doğru gidiyor işte, gericidir diyemez miyiz yani?

Böyle yönelişlere devrim demek, onu bu manada doğru tarif etmiş olur mu?

Var olanın yerine daha iyisini, en iyisini koymak; bunu önermek, bunun işaretlerini vermek bir umut içerebilir veya içerebilir mi?

Önerme cümleleri yerine soru cümleleri dayatmayı kaldırır, düşünmeye zorlar, demişti Çiko. Belki Çiko değil de Marlon demişti. Neyse, biri demiş işte!

Devrim bir aşk mıdır? Onu böyle hissi bir tutkuyla ayrıca tanımlayabilir miyiz?

Devrim bir fikirdir ve devamında harekettir, diyebilir miyiz, aşktır, yerine?

Bilmem.

Peki aşk nedir?

Herkesin kendi tanımı vardır ve galiba hepsi doğrudur?

Peki aşk ve devrim kesişir mi?

Niye keşismesin ki?

Örneğin şu noktada kesişebilir sanki, Leninin dediği gibi:

Devrim de aşk da, ihaneti sevmez.

Böyleyken böyle... Pazar akşamı yazısı bu!

Yaşasın Cumhuriyet. 

Yazar: Editor
2017-08-30 10:49:15

Bir partinin değil

Bütün halkın önce zafer sonra bağımsızlık günü.

Özgürlük mücadelei ise devam ediyor. 

Anadolu topraklarıın işgalden kurtulduğu o zaman.

Zaman öyle bir zaman.

Yazar: Editor
2017-07-25 05:44:54

Çok Umutlanmamak Üzerine TD Kıyasları

Geçen sezon teknik direktörsüz gitmeye çalıştık küme düştük.

Bu sezona yine teknik direktörsüz başlıyoruz, ama şampiyonluk da umuyoruz.

Hatalardan ne güzel dersler çıkarıyoruz, iyi mi?

1.Lig teknik direktörlerinin bazılarını yazalım şuraya, durumu bir görelim, sonra şampiyonluk hayalleri kurarız.

Hüseyin Kalpar - Gazi

Bayram Bektaş - Ümraniye

Sait Karafırtınalar - Manisa

Giray Bulak - Demirspor

Hüseyin Eroğlu - Altınordu

Osman Özköylü - Erzurum

Fuat Çapa - Bolu

Hikmet Karaman - Rize

Metin Diyadin - Giresun

Yusuf Şimşek - Denizli

İsmail Kartal – Ankara

Bu isimleri beğenelim beğenmeyelim ama hepsinin bu ligde belli bir kariyerleri var.

Peki, Adanasporun durumu?

Bence biz bu koşullarda şampiyonluk hayali filan kurmayalım… İlk altı bile mesele olur…

Sonra yine hazin günlere kalırız…

Yazar: Editor
2017-06-19 06:41:11

Nedir?

İşadamı bir ülkede iş yapıyordur.

Zaten kendisi işadamıdır. 

Dolayısıyla ticari bağlantılar filan.

Bu işadamının bir futbol takımı vardır.

Sahip değildir, yanlış anlamayın, sahiplenendir.

Bir taraftar kitlesine iyilik yapıyordur falan.

Neyse.

O ülkedeki işlerini kolaylamak, orada bir kamuoyu oluşturmak veya şirin olmak için oranın bir futbol alakadarını, belki hatır gönül ile, sahiplendiği takıma sportif bir şey olarak getirir.

Böylece takımın başında hem bir makam oluşturmuş olur, işlevsiz kalacak olsa da. Hem bir adamcağızın gönlü yapılmış olur. Hem de iş yapılan ülkedeki bağlantılar daha yahşi olur. Adam da kendine ufak ufak piyasa yapmış olur. Olur oğlu olur...

Yukarıdaki her kelime tabi ki bir varsayım. Farzımahal. Hikaye. Mesela yani. De ki öyle seviyesinde fikir yürütmeler.

Muhtemel ki öyle değildir.

Fakat dileriz öyle değildir. Böyle bir ihtimal şimdiye kadar yaşanmış olan skandalların zirvesi olur.

Ne demek, bir takımı iş bağlantılarında emzik olarak kullanmak! 

Şimdi bu meçhul seviyedeki sportif şey hamlesini nasıl izah edeceğiz, valla biz anlayamadık gitti! 

Yazar: Editor
2017-06-15 07:11:34

Geç Bulduk Çabuk Kaybettik Sezonu Üzerine

Özeleştirimizdir

  • Her şey muhalif olmayalım, 
  • Biraz olumlu bakalım 
  • Düşüncesiyle,
  • O anlaşmanın başında 
  • çok itiraz ettiğimiz 
  • Sonra birkaç iyi maçın ardından 
  • Mecburen umutlandığımız  
  • Milli takım kondüsyoncusu için 
  • "iyidir, başarılıdır, yahu yanıldık" gibisinden 
  • Destek yazısı yazdık.
  • Oysa en başta aslında yanılmamıştık.
  • Sadece yanıldığımızı zannettik.
  • Böylece eyyam yaptık.
  • Basiretsizlik yaptık 
  • ve o romantik salaklığımız neticesinde 
  • Adanaspora zarar verdik.
  • Doğrudur, 
  • Dolaylı da olsa zarar verdik.
  • Liyakatsız ve kifayetsiz bir kişinin 
  • Adanaspor başına gelmiş olmasına 
  • Birkaç maçla
  • Razı olduk.
  • Kendi adımıza 
  • Berbat bir hamleydi.
  • Yazı olduğu yerde 
  • Bir mahcubiyet anıtı olarak 
  • Duracaktır. 
Yazar: Editor
2017-05-10 17:43:26

Kastamonuspor-Gümüşhanespor: 

Yarı finaller başlıyor. İlk maçlar cuma günü yapılacak. Rövanş mücadeleleri ise salı günü.

Bildiğiniz üzere Kastamonu Hataysporu, Gümüşhane ise Menemensporu elemişti. Benim için sürpriz olmayan bir eşleşme bu. Çünkü her iki takım da gerçekten sene boyunca iyi işlere imza attılar. 

Gelelim bu maça... Öncelikle Kastamonu cephesine bakacak olursak... Hatayspor maçına birçok eksikle çıktılar. Açıkçası revire dönmüşlerdi. İki stoper sakat, Kerem kart cezalısıydı. Yine Hatay maçının devre arasında Oğuz baş dönmesi geçirdi oyundan çıktı. Lakin bu şartlar altında bile yarı finale geldiler. Taraftar da cuma günü tribünleri tamamen dolduracak ve tüm ilçe belediyeleri de bu maça ücretsiz otobüs kaldıracak. Takımın en önemli artılarından birisi de kurt bir hocaya sahip olmaları.

Konuk Gümüşhane ise kolay geçilmesi beklenilen ikinci Menemen maçında adeta öldü öldü dirildi. Son dakikada gelen gol ile yarı finale çıkan takım oldular. Ben ilk maçta turu geçtik havasının ikinci maça yansıdığını düşünüyorum. Yoksa normal şartlarda Menemen bence deplasmanda o kadar da zorlayamazdı. Bu maçta ayakları yere daha sağlam basacaklardır. Onların da teknik direktör bakımından avantajları çok büyük. Mehmet Altıparmak, alt liglerin tecrübeli ve kaliteli hocalarından birisi.

İlk maçta iki takımın da çok risk alacağını düşünmüyorum. Maç uzun süre 0-0 bile gidebilir diye düşünüyorum. Ligde Kastamonu da oynanılan maçı ev sahibi 3-0 kazanmıştı ama bu sefer gol yönünden kısır bir maç bizi bekliyor. 

* Erzurumspor-Amed Sportif: 

Yine beklenilen oldu. Erzurum Kocaeli Birliksporu, Amed ise Sivas Belediyesporu eleyerek yarı finale çıktılar. 

Yalnız çeyrek finallerde iki takımı da karşılaştırınca Erzurumsporun oyun anlamında daha istekli olduğunu gördüm. Şampiyonluk potasından erken kopunca Dadaşlar bütün ağırlıklarını Play Off maçlarına verdi. Kadro olarak da çok iyi isimleri barındırıyorlar. Eslem, Ferit, Nobre ve Mehmet Albayrak gibi. Ayrıca önemli bir taraftar gücüne de sahipler.

Amed ise son haftaya kadar kovaladığı şampiyonluk mücadelesinin dezavantajını yaşıyor. Sivas Belediye maçlarının ikisinde de açıkçası beğenmedim. Cuma günü Erzurum deplasmanında başa çıkabilmek için bambaşka bir Amed olması lazım. Erzurum deplasmanında ise ilk hedefleri gol yememek olacaktır diye düşünüyorum. Ama Sivas Belediye maçlarındaki gibi kapanan bir Amed olursa Erzurum bir şekilde golü bulur diye düşünüyorum. Sivaslı oyuncular beceriksizdi ama Erzurumspor oyuncuları aynı hatayı yapmaz bence.

Özetle taraftar gücü,istekli oyunları ve kadro yapısından dolayı hem bu maçın hem de turun net favorisi bence Erzurumspordur.

 

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-04-25 10:14:35

*Son haftaya geldik.

Bu hafta yapılacak maçlarla ligi noktalayacağız.

Ankaragücü beklediğimiz gibi Erciyes deplasmanında farklı kazanarak dört yıl aradan sonra 1.Lige yükseldi.

Kendilerini tekrardan tebrik ediyoruz.

*Play Offa kalan takımlar da belli oldu.

Gümüşhane ve Hatay önceden garantilemişti.

Menemen deplasmandan getirdiği bir puanla, Kastamonu da Niğde deplasmanda aldığı galibiyetle Play Offa katılan diğer ekipler oldular.

*Özellikle bu gruptaki Play Off maçları bir hayli heyecanlı geçeceğe benziyor.

Gümüşhanespor alt liglerin iyi hocalarından olan Mehmet Altıparmakı göreve getirdi bu onlar için bir avantaj.

Şehre yeni bir hava getirmesinin yanında Gümüşhane takımı Play Offlarda geçen seneden tecrübe kazanmıştı. 

*Yine bu tür maçların tecrübeli ekiplerinden olan Hatayspor da iddialı olacak takımlardan.

Kastamonu için geçen hafta zaten yazmıştım. Niğde deplasmanında kazanarak beni yanıltmadılar.

Son 19 haftada yenilgileri yok. İnanılmaz derecede formdalar kurt hoca Ziya Doğan ile bence favorilerden.

Menemen ise zaman zaman aldığı sürpriz sonuçlarla dikkat çekti. İç sahada daha iyiler.

Ancak diğer üç takıma oranla bence şansları daha az.

*Geldik düşme potasına. Erciyes ve 1461 Trabzon geçen sene 1.ligden düşmüşlerdi.

Bu sene de 2.Lige veda ettiler. Lige veda edecek son takım ise Aydınspor, Tuzlaspor veya Kırklarelinden birisi olacak.

Kırklareli, Bugsaş deplasmanına giderken Tuzla ve Aydın birlikte oynayacak.

Dolayısıyla Kırklareli kazandığı takdirde diğer maçın sonucuna bakmadan ligde kalacak.

Aydınspora Tuzla deplasmanında beraberlik yetiyor. Kişisel fikrim ise Kırklarelinin Bugsaş deplasmanında kazanacağı ve ligde kalacağı yönünde.

Çok sayıda Kırklareli taraftarı hafta sonu Ankaraya akın edecek. Özetleyecek olursak düşen son takım bence Tuzla veya Aydınspor dan birisi olacak. 

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-03-03 05:04:01

*Beni tanıyanlar bilir. Evet Adanaspor her anımızda var.

Ancak gerek Türkiye Alt ligleri gerekse Dünyanın birçok yerindeki maçları vaktim olduğu kadar takip ederim, izlerim.

Yeri geldi bu sayfalarda kapanan Mardinsporu yeri geldi Uşaksporu bile konuştuk. 

*Ancak Mardinli dostlar üzülmesin küllerinden tekrardan doğup geliyorlar.

Benim de Siirtte izlediğim Kurtalanspor-Mardinspor maçında kendilerini bayağı beğenmiştim.

Bu sene profesyonel lige (3.lig ) geri geleceklerdir.

*Bugün ise Adıyaman 1.Amatör Lig ekiplerinden olan Kahtaspor ismini buradan duyurmak istiyorum.

Evet şu ana kadar 17 haftası geride kalan ligde Kahtaspor oynadığı tüm maçları kazanarak 51 puanla zirvede.

Asıl önemli olan nokta ise takım şu ana kadar 122 gol attı ve kalesinde sadece 4 gol gördü. ( Takımın en farklı galibiyeti ise Besni İdmanyurdu 22-0)

*Kısacası çok rahat bir şekilde şampiyonluğa doğru ilerlerken bu başarılarını duyurmamak olmazdı.

Ligin bitmesine 3 hafta var ama ben şimdiden şampiyonluklarını kutluyorum.

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-02-11 20:41:22

Hafta içi yazımda da belirttiğim gibi Osmanlısporda akıllar tamamen Olimpiakos maçına odaklıydı.

Kimsenin Trabzon ve Adana maçını düşündüğü yoktu. 

Osmanlısporda hedef Avrupada olabildiğince ilerlemek.

Bugün zaman zaman iyi oynasalar da Yunanistanda daha iyi bir Osmanlı takımı göreceğimizden eminim.

Dolayısıyla herkesin aklında o maç vardı. Maç skoruna şaşırmadım. 

Trabzonsporun kazanmasını bekliyordum zaten. 

Bu arada Trabzon teknik direktörü Ersun Yanal maç esnasında hücum hattından Castilloyu çıkarıp Medjaniyi oyuna aldı.

Bence gereksiz yere skoru korumaya yönelik bir hamleydi bu. Ersun Hoca bunu her zaman yapıyor.

Osmanlı teknik direktörü Mustafa Reşit Akçay peki ne yaptı?

O da hiç risk almayarak Erdal Kılıçarslanı oyuna aldı,Regattini çıkarttı.

Eski yazılarımı hatırlayanlar olacaktır Akçay Hocadan her zaman övgüyle bahsederim ama sadece futbolcular da değil kendisinin de aklı Olimpiakos maçında.

Son olarak da Trabzona devre arasında Beşiktaştan gelen Olcaya değinmek istiyorum.

Üçüncü maçında bir gol ve üç asistle oynuyor. Formu gayet yerinde.

Haftalar ilerledikçe Trabzonun çıkışı devam edecektir.

İsmail EYRİPARMAK

Yazar: Editor
2017-02-04 15:19:45

Çikonun Şeflik Modelleri

II

Eski topraklarda üç ayrı devlet tipi görülmüş. Nedir bunlar?

Birinci devlet tipinde başkan yoktur, toplum yasaya göre kendini denetler.

İkinci devlet tipinde başkan vardır ve o sadece yasayı söyler ve toplum kendini denetler.

Üçüncü devlet tipinde başkan yasayı söyler ve toplumu denetler. Yani asa ve kılıcı bu aşamada eline geçirmiştir, sözün sahibi olmuştur. İyi mi?

Ama ilk modelde başkan elindekini dağıtan, herkesten çok çalışan “yorgun bir köle”dir. Bu da toplumsal huzur, barış, refah açısından en makbul olandır.

Dokunulamaz olan başkan aynı zamanda dokunamayan başkandır, feda etmeler onun “dokunma” alanında değildir.

Bu meselede krallar ölümlüdür, krallık ölümsüzdür, hürmet de efendinin kendisine değil sadece koltuğunadır, daha çok totem düzeyinde olan kral arada bir okların ucuna zehir hazırlar.

Toplumun ortak amacı, uğraşı doğa güçlerine uyum sağlayabilmekti. Başkan dediği kişi de bu uyum sağlamanın aracından başka da bir şey değildi.

Aztekler yağmur yağdırmak için kurban ettikleri çocukların gözyaşlarının karşılığında yağmur beklermiş; ama şu noktaya dikkat, kurban edilen çocuklar Aztek “soylularının” çocuklarıdır.

Okumadan konuşmanın azabı, deyip devam edeyim. Böyle olunca bizim Darkwood sakinlerinden olan Komançilerde iki başkan tipi çıkıyor ortaya; birincisi barışın başkanıdır (Sachem) bu başkanın otoritesi bilgece ve inandırıcı konuşmasından gelirdi.

Dinlenen ve genel olarak son sözü söyleyen lider, yani başkan. Ama ne adalet dağıtır, ne yargıçtır ne de hakemdir. Otoritesi her türlü zoraki kuvvetten arınmıştır. Karşısındaki savaş başkanı da malumumuz işte…

Dostum Zagorla onlara karşı şok savaştık, katkılarım büyüktür.

s ü r e c e k 

Yazar: Editor
2016-12-30 09:54:22

Tribün Efsaneleri

Hakemlere en güzel

kim söverdi?

Hakemlere en güzel

Yahya söverdi.

Kendi lisanınca söverdi.

Down sendromluydu güzel Yahyamız.

Hakemlerin ters kararlarında kalkar,

ne güzel söverdi onlara.

Biz Yahyaya hayran kalır,

onu alkışlardık.

Sonra onu bir maç öncesi anonsla,

alkışlar içinde

uğurladık.

Hatta Yahyanın şiirini de yazdık.

Yazar: Editor
2016-12-10 18:35:29

Süper Lig Anadolu takımları için bir zulüm kapısı olmuş.

Hakem paçozları alçaklıklarının seviyesini Anadolu takımları üzerinde test ediyor.

Çaldıkları o can alıcı düdükler hep muktedirlerin lehine.

Bu akşam da Bursaspor böyle bir hakem rezilliğiyle muhatap oldu.

TV yorumcuları zaten üç dört takımın şebeği... Oradan nesnel sözler duymak çok zor.

Çünkü hasılat orada. Şerbeti paranın yoğunlaştığı yere göre vereceksin.

Bu akşamın tetikçisi, önce Bursa kalecisine yapılan hareketi kırmızı olarak değerlendiremedi. Değerlendiremedi. Değerlendiremezdi zaten. Ne yüreği yeter ne yetkisi...

Döndü iki uydurma penaltı verdi, camiasının efendi ve centilmen olduğunu iddia eden yandaş bir başkanın takımına. 

Vereceksin.

Çünkü muktedir takımlarına bir teselli gerek.

Nedir?

Kimse Kiev maçının hakemine bir şey demesin. 

Yazar: Editor
2016-12-06 22:01:25

Elinize ayağınıza sağlık...

Yarım düzine!

Eh, fena değil.

Anlaşılan bu sefer pas rekoru kıramadı muhteremler.

Bir de kollayıcı düdük olmayınca.

Nedir?

Bu taraftarın lanetine uğramayacaktınız! 

Şimdi şöyle bir kara propaganda bekliyoruz:

Ev sahibi taraftar 3 yaşındaki çocuğa saldırdı.

Evet,

böyle bir cümle rezil bir yorumdan başka bir şey olamazdı. 

Neyse,

Allahın sopası yok,

ama

en nihayetinde

futbolun da kendine has bir ayarı var,

şimdilik buna bakacağız.

Ne güzel! 

Yazar: Editor
2016-11-18 16:50:23

Bu maçı umursamıyoruz.

Bu yüzden maç yazısı filan da yayımlamıyoruz.

Yok saymak icap etti.

Sezon başından beri tartıştığımız gibi yönetimin taraftarı yok sayan tavırları doğal olarak bizi de, bu haftayı yok sayma noktasına getirdi.

Ayrıca,

Önemsiz bir rakibe karşı önemsiz bir maç oynayacağız.

Yazmaya değer görmüyoruz.

Zira, şu futbol aleminde Adanaspordan daha büyük, anlamlı, kıymetli bir kulüp yok. Biz meseleye böyle bakarız. 

Diğer takımların varlığı, varlığımızın futbol sahasında somutlaşmasından başka bir şeye hizmet etmez.

Neticede maça çıkmak için bir rakip lazım.

Değil mi?

Neyse... 

Antalya maçını düşünmeye başladık bile.

Yazar: Editor
2016-11-09 16:12:01

Gölgesi Ağır Bir Adamın Yürekli Oğlu:

Güntekin Onay.

Ntv gibi fena yandaş bir kanalda üstelik,

öteden beri

onu siz de sever ve takdir edersiniz değil mi? 

Gündüz Hocanın oğlu olmasının dışında bu sevgi.

Adanasporlu olduğunu ilan etmesinin ötesinde bu sahiplenme.

Direkt Güntekin Onayın kendisinden kaynaklanan bir saygı.

Öyle oldu.

Lafı gediğine koydu kibarca.

Aslında

basın özgürlüğü konusunda edilecek en doğal lafı etti.

Bir linç hareketidir başladı orada,

bir kusma aldı başını gitti.

Bir çirkinlik.

Bir bilmem ne!

Tüm yüreğimiz ve fikrimizle

Güntekin Onayın da yanındayız.

Umarız

herhangi bir olumsuzluk yaşamaz.

Sevgi ve hürmetle Güntekin Onay. 

Yazar: Editor
2016-10-31 15:21:23

ADANASPORLU OLMAK

Memleketi mesele etmektir.

Şehrini sevmektir.

Yenmeleri yenilmeleri dert etmeden inatla Adana onurla Adanaspor diyebilmektir.

Yalnızlığına hükmetmek gibi bir şeydir Adanasporlu olmak.

Pisliklerden çirkinliklerden, yılanlardan engereklerden medet ummaz Adanasporlu.

YAŞASIN CUMHURİYET der ama gazla vs KOŞUYA GELMEZ.

Asildir Adanasporlular, şehrin ötekilerinden oluşurlar.

Yüreklerinde yok sayılmanın inkâr edilmenin öfkeleri vardır ve sanki bir bıçak izi gibidir.

Yaralarına kendileri sahip çıkar ama kimseye göstermezler.

Duygulu insanlardır Adanasporlular ve bunun bilinmesini isterler.

En büyük beklentileri bundan ibarettir.

Bunları görmezden gelirseniz, bunları değerlendirmeye almazsanız her biri hain olur gözünüzde.

Sonra çıkar Abdi denen müptezeller gülerler en çirkin yerleriyle.

Ayhan Çekmez

Yazar: Editor
2016-10-27 08:09:56

Yıllar sonra Galatasaray ile bir maçta karşı karşıya geliyoruz.

Daha önceki maçlarda, nispeten, daha denk bir takım ile mücadele ediyorduk.

Galiba bu sene olduğu kadar aciz bir kadro ile süper ligde görünmemiştik.

Sabotiç golüyle aldığımız maçı hatırlıyorum. Güzel günlerdi.

Bir de 3-4 biten bir maç vardı. 

Kazanacağımız bir maçtı. Deli Cafer de vardı.

O zamanın berbat hakemlerinden Muhittin Boşat, Hagi oyuna girdikten sonra art arda 5-6 firikik vermişti ve maçı o düdüklerden sonra 4-3 kaybetmiştik. Sene 1999 idi, 17 Eylüldü.

İstanbuldaki bir maçta 2-2 berabere kalmıştık.

Galiba Ümit Karanın, eliyle attığı gol, doğal olarak iptal edilince, Fatih Terim çok kızmıştı uzak yan hakeme, sen oradan nasıl gördün diye.

Muhteremin beklentisi nizami olmayan golün verilmesiydi. Düşünün, bu muhterem şimdi tüm ülkenin futbol direktörü. Vah

Yıllar sonra dedik ya.

Bu maçın nazarımızda herhangi bir maçtan zerre kadar farkı ve önemi yok.

Ha Galatasaray ha Akhisar, bizim için fark etmez.

Bu kısıtlı kadrodan beklentimiz onurlu bir mücadeledir.

Evet, takımın niteliği itibariyle, bir galibiyet beklentimiz yok. Ama bu durum maça yüreğimizle asılmamıza engel değil.

Futbolcu olarak önce kendi itibarınız, yanında formanın asaleti ve devamında taraftarın hissiyatı için güzel bir maç olsun (Adanaspor yönetiminin ne yaptığı ne düşündüğü ne hissettiği hakikaten umurumuzda değil.).

Dilersen sadece kendin için oyna Adanaspor futbolcusu, yeter ki senin de içine sinen bir mücadele olsun!

Güzel Yurdum Adanasporum. 

Yazar: Editor
2016-10-22 17:55:03

 -Hakikaten hangi akla hizmetle böyle bir takım kurdunuz?

+Ama Başkanımız takımı aldığında kulüpte tekeç bir krampon bile yoktuuuu.

-4.lig düzeyinde Brezilyalılar takıma öylece doldurulmuş.

+Ama Başkanımız Adanasporun sahibi değil sahiplenenidiiiiir.

-Bari yedek birkaç adam alınsaydı.

+Ama Başkanımız takımı aldığında kulüp kapanmıştıııı.

-Keşke tecrübeli bir kaleci…

+Ama Başkanımız işini gücünü, ailesini bırakmış kendini Adanaspor için adamış bir insaaan.

-Forvet filan?

+Ama Başkanımızın takımının hiç borcu yoook. 

-Yahu on iki sene sonra Süper Lige çıkılmış, onca emek…

+Ama başkandan başka kimimiz vaaar?

-Ama…

+Sus! Başkanımız çok büyük fedakarlıklar yapıyor.

Yazar: Editor
2016-10-17 14:31:57

Her sistem kendi insanını bir şeklide yetiştirir.

Okulda, sokakta, TVlerde, sinemada, sanatta, okulda, hayatta, siyasette

ve tribünlerde...

Örneğin bizim tribünde bile tekbir sesleri duyarsınız.

Nedir?

Sistemin ruhu yavaşça nüfuz etmektedir.

Kimileri, bu tür sisteme entegre oluveren hareketleri

eyyamcılık namına yapar,

bildiğin şark kurnazlığı,

cuma tweetleri filan...

Kimileri içtendir,

kimileri de neler olup bittiğinin farkında bile değildir.

Bilgi yerini demagojiye, ilkeler yerini ince hesaplara bırakır.

Muhatap olunan muktedirlerin sistemi kendine kitlenin en cahilini ve onları her yerde ister.

Kitlesellik şarttır zira,

Örneğin bir TV programında, katılımcılar, en cahil bir cesaretle çıkar, Sabahattin Alinin Kürk Mantolu Madonnasını popstar Madonnaya bağlar ve fişimizi çeker. 

Kendinden öyle emin konuşur ki, insan bildiğinden şüphe eder.

Böyleyken böyle.

Keşke her evde bir kütüphane olsa ya da Nadia Comaneci. 

Yazar: Editor
2016-10-10 14:30:29

Burada Engin Hocayı savunmuştuk.

Özellikle,

bizden gidişine anlam verememiştik.

Bir Hoca, gideceği takımı seçme hakkına elbette sahiptir.

Kimse kimsenin ekmeğini de vermiyor.

A m a

Bir Hocanın, taraftarının o kadar kıymet verdiği bir hocanın öylece gitmesi;)

Bu manada hayatımızın en fena ters köşesini yedik,

iyi mi?

Engin İpekoğlu defteri

bizim için kapanmıştır!

Not: Bir icap üzere yazı editlenmişti. 

Yazar: Editor
2016-10-05 04:55:40

Turşu çeşidi kadar TD çeşidi var. Hızlısı, yavaşı, ağırı, hafifi, havalısı, cakalısı...

Bunlardan ikisine kısaca bakmak icap etti.

Birinci tür TD;

  1. takımını hafta boyu rakibe göre hazırlar, 
  2. gereken taktiklerini verir, 
  3. olasılıkları hesaplar çünkü rakibi analiz etmiştir, 
  4. sürprizlere ihtimal bırakmaz, 
  5. anlık gelişen durumlar için B veya C planlarını devreye sokar. 
  6. Ve maçı sahanın kenarında kaplan bakışlarıyla izler. 
  7. Ellerini göğsünde birleştirmiş, kendinden emin, eski zamanların mağrur komutanları gibi.

İkinci tür TD ise

  1. laf ebeliği yapar, 
  2. özellikle ve öncelikle yönetimin hoşuna gidecek laflar eder, 
  3. kenarda maç boyunca sirk cambazı gibi zıplar durur, 
  4. zanneder ki futbolcular oyunun o temposu içinde kendisini duyacaklar. 
  5. Ama aslında o da bilir  mücadele yoğunluğunda ve yorgunluğunda kimse kimseyi duymaz. 
  6. Zaten kimin ne yapacağı bellidir veya öyle olmalıdır. 
  7. Yandan aşırı müdahalelerin bir işe yaramayacağını bildiği halde kenarda neden oynar bir TD? 
  8. Çünkü o anda tribüne oynar. 
  9. Başkana oynar. 
  10. Maç boyunca kenarda, futbolcular gibi çırpınan hoca göze hep hoş gelmiştir, bir imaj krallığında.

Böyle bir şey... 

Bu arada, Jurcic Hoca Konya maçından sonra "bizim sorumluluğumuzda olmayan bedeller ödüyoruz" derken acaba tam olarak neyi kast etti?

Eski hocanın takımı pek çalıştırmadığını mı?

Yönetimin pek eksik bir takım kurduğunu mu?

Bence birincisi. Zira ikincisini demeye gücü yetmez, zaten o yolda soruları da yok sayıyor.

Vah Jurcic, seni de çok erken kaybettik

Yazar: Editor
2016-09-28 16:13:36

Maçı 4000 biletli taraftar izlemiş.

Birkaç eksik olabilir, açıklanan sayı böyle bir şey.

Biletlerde indirime(!) gidildiği halde neden taraftar maça gereken ilgiyi göstermedi?

Şöyle yanıtlar verilebilir bu soruya:

1.Maç pazartesiydi ve akşamın sekizindeydi. Taraftar işinden evine gitmeyi tercih etti. Veya hala işteydi.

2.Adanaspor taraftarlarının maça gelmeyi tercih edeni, toplamda, aslında zaten o kadardır. Yılardır bizim maça gelen taraftar ortalamamız bu. Yani böyle bir şey öne sürülebilir.

(Bana sorarsanız, inanmış 3000-4000 taraftar yeter. Ötesi kuru kalabalık bile olabilir. En iyisi bunu siz bana sormayın.)

3.Takımı beğenmeyenler vardır. 

4.Çeşitli gerekçelerle kulübe tavırlı olanlar vardır.

5.Passokart zımbırtısı fena halde can sıkmaktadır. S.kerim böyle aşkın ıstırabını noktasında duranlar vardır; süren doldu, kart yenile vs eziyetlerine artık tahammül edemeyenler...

6.Taraftar bilet fiyatlarını hala yüksek buluyor olabilir. Kuvvetli bir ihtimal. Çünkü bilet fiyatları hala yüksek.

(Bana yine sorarsanız, şahsen kale arkasından kapalıya maraton üzerinden geçerken şöyle fiyatladırırdım biletleri: 5-10-15. Evet! Bence bunu da bana sormayın. Abarttın diyen arkadaşlar var. Onlar da 7-15-20 gibi bir değer biçiyorlar biletlere. İtiraz etmeyeyim buna hadi.)

Neticede hakikaten olağan şartlarda 8-10 bin olması gereken tribün bunun yarısına yaklaşmaya çalışıyor.

Bu iyi, buna razıyız, deniyorsa (ki ben öyle diyorum) sorun yok, konuşmaya da gerek yok. Her şey gayet nettir o zaman. Bir yöntemdir, kinayesiz saygı duyarım.

Ama, yahu nerede bu taraftar diye bir sitem geçiyorsa insanların içinden o zaman taraftarı tribüne çekmek için yetki düzeyinde bir şey hatta çok şey yapılabilir.

Güzel Yurdum Adanasporum. 

Yazar: Editor
2016-09-22 14:30:06

ç  ü  n  k  ü 

Kaplanpenche

herhangi bir mevzinin basamağı

d  e  ğ  i  l  d  i  r.

Çünkü

K a p l a n p e n c h e

bir mevzinin

direkt   k  e  n  d  i  s  i  d  i  r.

Yazar: Editor
2016-09-18 09:32:52

Eski Ankarasporla oynuyoruz, yeni adları karşıdevrimin simgesiyken aslında kendi futbol devrimlerini gerçekleştirdiler.

O kadar. Olup olacağı o kadar...

Yeni adları da nihai sonlarını işaret etmekten öteye geçmiyor, geçmeyecek. Önünde sonunda yıkılacaklar.

Bu sezon değilse de gelecek sezon veya üç vakte kadar.

Varlıkları bir futbol geleneğine değil bir yeni zaman beyliğinin yerel saltanatına dayanmakta. 

Kültürleri futbol kültürü değil, inançları futbol inancı değil, marşları futbol marşı değil, tabiatları futblol tabiatı değil, yönetimleri futbol yönetimi değil, taraftarları futbol taraftarı değil... 

... onlarda yek vücut bir biat ve minnet ve himmet söz konusu, tam bir teslimiyet yani. Yönetime...

Yönetim gider, çakma imparatorluk biter.

En büyük şansları da Mustafa Reşit Akçay.

Liglerin en klas yerli hocası evet. Diğerleri cilalama mahsülü bir dolu paslı civata.

Ha, bir de bizde vardı en klas bir diğer yerli hoca.

Olduramadık.

Konumuz şimdilik bu değil. Jurcic Hocanın kredisi var doğal olarak. Dilerim sezon sonuna kadar kalır. Yani işler ters gittiğinde yeni bir teknik direktör kellesi de gitmiş olmaz.

Maça gelecek olursak!

Maça gelmesek de olur bu yazıda. Halit ve Ahmet gayet net anlattılar durumu.

Üç puan elbette nefis olur, yağlı dürüm.

Bir puan alınabilecek bir puandır.

Kaybedersek?

Takımın bu maçta kaybetme hakkı var, Yani o kaybetme kredisi bu maçta kullanılabilir.

Eğri oturup doğru konuşmalı.

Rakip neredeyse bu ligin en iyisi. Hocalarını zaten söylemiştik.

Bu sebeplerden dolayı, yenilgi halinde yorumumuz hazır: Takımın ve hocanın canı sağ olsun! Zorlu ve büyük mücadelemiz sonraki haftalarda devam edecek, deriz.

Ama kazanırsak ne güzel bir galibiyet yazısı yazılır, değil mi?

Güzel Yurdum Adanasporum... 

Yazar: Editor
2016-09-10 09:15:03
  • 10 yıl boyunca 
  • Gaziantep takımları ile 
  • çok karşılaştık, 1.ligde, 2.ligde... 
  • Şimdi de süperde, 
  • abileriyle resmi bir maça çıkacağız.

Gaziantep takımlarıyla enteresan zamanlarda oynadık ve bunların çoğunda sahadan galibiyetle ayrıldık.

Yani ne zaman başımız sıkışsa o hafta adeta imdadımıza yetişen ama çok zorlu geçen bir Antep maçı olurdu.

  • Geçen sezon
  • yine kıran kırana oynanan bir maçın sonunda
  • şampiyonluğu 
  • orada tescilleyip almamız da 
  • Gaziantep ile görüşme silsilesinin 
  • en güzel anına dairdi. 

Bu akşam da iyi bir maç olacak diye umuyoruz.

Rahatlıkla değilse de yenmemiz gereken bir takım var karşımızda, muhatabımız olan bir takım.

  • Bu anlamda, 
  • puan kaybetmememiz gereken bir maç olacak. 
  • Hani 6 puanlık maçlar olur ya! 
  • Antep karşılaşması da onlardan biri. 
  • Bir diğeri önceki Kasımpaşa maçıydı. 
  • onu az zararla atlattık. 
  • Böyle 6 puanlık beş veya altı maçımız olacak 
  • rakiplerin kadro haline göre.

Bunları kazasız atlatmamız gerekiyor.

Futbolun niteliği nasıl olursa olsun, bu akşam o 3 puan, hanemizde çok güzel duracak.

Vira... 

Yazar: Editor
2016-09-06 13:15:06
  • Bugün 
  • Türkiye’de sermaye transferinin 
  • yani paranın el değiştirmesinin 
  • dönüm noktalarından biridir 6-7 Eylül. 
  • Her zaman olduğu gibi, 
  • milliyetçilik 
  • veya din kartlarından birine oynamıştır 
  • düzenin patronları 
  • ve 
  • maalesef 
  • kazanmışlardır. 
  • Tıpkı...
Yazar: Editor
2016-08-31 20:27:44

Gizli Silah Dinizhinho

Yedek forvet, kanat forvet, şurası burası taraftarda istek bitmiyor.

2 haftalık performansa bakarsak hücum bölgesinde transfere gerek var mı?

Edgar hazır değil, peki kim hazır?

Boyu posu Fernandaoya benziyor, şimdilik kafa vuruşlarını gördük ama Magaye ile birlikte ayağına da denk getirirse şutlarını da görürüz.

Hem gerekirse defansa da yardıma gider.

Savunmada yüklüyüz gerçi, Didi, Mauricio, Ousmane, Ethem, Yiğitcan, takım stoperler ordusu, Yakup gitti kurtuldu.

Başka açıdan bakarsak biz tanımıyoruz Dinizhinhoyu, rakipler hiç tanımıyor, onlar kornerleri çözene kadar 2 atsa,

3-4 tane de ayaktan atsa, tamam işte al sana forvet.

Tabi rakiplerin o sırada kaç tane atacağı şu an konumuz dışı.

Şaka bir yana Dimyat’a giderken Nduka ve Ucheden olmak diye bir atasözümüz oldu…

Gökmen Demirkaya

Yazar: Editor
2016-08-25 13:47:49

Her transfer döneminde eleştiriyoruz Başkanı. Bu sene eleştirmekle kalmayıp duygusal bağları da kopardık. Hayır saygısızlık yok. Ama o eski empati, anlayış, koruma ve kollama hissi yok. Olmayacak da.

Gün itibariyle durum böyleyken 27 Mayıs 2012 tarihli plafoff şampiyonluk maçında, Adanaspor Başkanının o yalnızlığını da yok saymayacağız. Onu unutmayacağız elbette. 

Maçtan sadece dört gün önce Kasımpaşaspor yönetimi değişmiş, bırakın Kasımpaşayı, istanbulu Tükiyenin en kalburüstü işadamları kulüp yönetime geçmişti:

Turgay Ciner, Ahmet Mishap Demircan, İhsan Kalkavan, Mübariz Mansimov Gurbanoğlu gibi isimler bazılarıdır bu yönetim kurulunun.

Kamera Kasımpaşa protokolünü gösterirken, bu kelli felli işadamlarının yanında dönemin en önemli siyasi figürleri, muktedirin ağır abileri de o kadraja girmişti. 

Adanaspor protokol tribününe gelen kamera Adanaspor Başkanından başka bir kişiyi bulamamıştı. Dirseklerini dizlerinin üzerine yaslamış, birazdan başlayacak olan kumpas hareketine, bir trajediye tanık olmayı hem kendi hem Adanaspor camiası adına çaresiz bir şekilde bekliyordu. 

Oynanmadan biten maçlar vardır.

TV yorumcusu Ömer Ü. de Kasımpaşa protokolünün bir başka ayağı olarak Adanasporun attığı her golde ahlar ve vahlar ederek dönemin Kasımpaşa TDsi Diyadin Metine fena sitem ediyordu mikrofonunda.

Netice itibariyle o maçın taraftarla birlikte en en çok kaybedeni olan Adanaspor Başkanı için de bu maç alınmalı.

Bir maçı almak için bu kadar gerekçe yetmez mi?

Biraz sağduyulu futbol.

Bize galibiyet için, bu manevi maçta yetebilecek! 

Yazar: Editor
2016-08-23 14:08:55

-Ne oldu Çiko?

-Tepetaklak oldum.

-Nasıl yani?

-Önümü göremedim.

-Ve...

-Tepem taklak oldu işte.

-Bir şey olmasaydı.

-Kol...

-Ne?

-Kol dedim.

-Ee?

-Galiba kırıldı.

-Fena.

-Yen içinde mi tutsam?

-Ama sen tepetaklak olurken yen de yırtılmış. Bir bak.

-Karamba karambita. Öyle olmuş. Şimdi hem kol kırık, hem de yen yırtık.

-Yen içinde tutamayacaksın...

-Şimdi ne olacak? Doktora mı gitsem, yoksa yen için terziye mi? Yani yeni diktirip kolu orada tutmaya devam edebilirim.

-Bence bir doktora git.

-Sana sorsam?!

-Bana değil bir bilene soracaksın o kolu. Terzi kendi söküğünü dikemeyebilir.

-Hay bin kunduz! Yen içinde tutmak kırık kolu! Nereye kadar?

-Değil mi!

-Bu konuşma pek hoşuma gitti. Yarın da eleştirmek üzerine konuşalım kuzen. Yıkmadan.

-Konuşalım Çiko. İnsanlar konuşa konuşa...

-Ne güzel dedin. 

Yazar: Editor
2016-08-16 07:10:08

Futbolcu alma, çünkü biz takımı yokken de sevdik.

Futbolcu alma, çünkü bize bu arma yeter.

Futbolcu alma, çünkü biz takıma başarı kaygılarından ayrı bağlandık.

Futbolcu alma, çünkü bize Adanaspor varlığının kendisi bir mutluluk sebebi.

Futbolcu alma, çünkü o formayı giyen her futbolcu bizim için kıymetlidir.

Futbolcu alma, çünkü adımız bile mücadele eder gider.

Bu taraftar için futbolcu alma.

Çünkü biz zeten hep buradaydık.

10 sene önce de buradaydık, 40 sene önce de...

Futbolcu alma, bizim için alma.

Çünkü biz 50 sene sonra da burada olacağız.

Futbolcuyu bizim için alacaksan hiç alma.

Forma aşkımız transfer dönemlerini başlamadan bitirmiş.

Alacaksan kendi yatırımın için futbolcu al.

Ya da boş ver, hiç alma.

An itibariyle, beklentilerimizde taransferleri filan kapattık. 

Futbolcu alım işini biz de kapattık gitti, de... 

Bu takımla devam et.

O zaman belki,

Bir transfer dönemi çapsızlığı rekorunun kırılmış olmasına,

Böyle bir istikrara 

Biraz hürmet ederiz.

Yazar: Editor
2016-08-13 08:10:39

Tarkan yalnız başına, elinde kılıcı ve yüreği, mücadele azmi, moral motivasyonu, üzerindeki kürklü giysi gümüş eyer ve gümüş madalyon aşkına, mensup olduğu kimliğin kudretiyle filan Bizansa hücüm eder.

Gittiği yerleri fetheder. Melun rakiplerini darbeder eder, yeşil çimenli Bizans topraklarını darmadağın eder. En son Bizans Tekfurunun kızını da alarak sezon sonunda muradına erer. 

Film bu.

Olur.

Adanasporu, bu kadrosuyla, Altarın Oğlu Tarkan gibi zannedenler, bu ligi, böyle geçer gider, diye düşünenler Adanaspora büyük bir kötülük yaptıklarını fark etmiyorlardır. 

Dilerim dün akşamki Bursa - TS maçını izlememiştir takıma takviye yapmama konusunda takıntılı ve pinti olan bizim yönetim. Kurdukları ütopik kadro hayali yerle bir olur zira. Seyretmesinler bilmesinler, bu körlük hali onlar için daha iyi. Ne kadar bilirsen o kadar acı çekersin, der ya Çin atasözü.

Süper lig takımları bu kadroyu, yemek masası örtüsündeki ekmek kırıntılarını silkeler gibi silkelerler.

O tarafta yani yönetimde bir gram olumlu etkisi olanlar veya böyle olduğunu düşünenler, bunu takıma takviyeler konusunda kullanmalı...

Yapınız bunu, lütfen... 

Yazar: Editor
2016-08-10 07:09:57

Kaldı 1 hafta.

Ve biz hala bekliyoruz.

Adanaspor, tarihinin en fiyasko transfer dönemini acıklı bir şekilde yaşıyor.

Ve enteresan bir şekilde biz her sene şu lanet transfer dönemlerinin fiyasko rekorlarını kırıyoruz.

Kendi rekorumuzu kendimiz kırıyoruz. 

Ah ulan! 

Hele süper lig mazimizde böyle bir dönem yok.

Adanaspor yönetimi,

12 sene sonra gelen süper sevinci taraftarın kursağında bıraktı

ve şimdi o sevincin adeta bedelini ödetiyor.

Engin Hocanın, ortada şekillendirilecek bir takım yok, dediği yerdeyiz hala.

Ve haftayı, Ptt liginde küme düşmüş bir takımın stoperini alarak geçiriyoruz. 

Bizim açımızdan şu Adanaspor yönetiminin anlayışla karşılanacak bir yanı kalmamıştır artık. 

Görünen o ki,

Ptt liginde bile 10 sene zorlanan bu yönetimin misyonu ve vizyonu ve çapı ve çeperi süper lige yetmemiştir.

Keşke... 

Yazar: Editor
2016-08-02 07:54:13

Dünyanın en güzel

en pahalı kıyafetlrini

dünyanın daha varlıklı

en varlıklı insanları kullanır,

telefonlarını da arabalarını da... 

Bunları da dünyanın yoksul insanları

daha yoksul insanları

en yoksul insanları en az paraya üretirler.

De ki karın tokluğuna.

Budur asıl mesele.

Yazar: Editor
2016-07-28 13:25:40
  1. Bazen şeytan dürtüyor içimdeki transfer delisi harekete geçiyor.
  2. Feryat figan olmak istiyor. 
  3. Nerede gayri bu transferler bre, diye ağlamaklı bile olmak istiyor. 
  4. Mevsimsel bir şey, tam da 10 senedir ve hep bu zamanlarda.
  5. Heyhat, zalim bir his bu. 
  6. Dur durak bilmeden hisleri kırıp geçmek istiyor. 
  7. Hiç empati yapmadan. 
  8. Bazen de sakin ol şampiyon, diyor içimdeki makul ses.
  9. Bizim transfer yapmamamız olağan da memleket olağanüstü bir dönemden geçiyor. 
  10. Birçok takım benzer sorunları yaşıyordur. 
  11. Bu koşullarda hemencecik gelmeye razı olan da futbolu açısında arızalı bir durumda olabilir. 
  12. Bu kadar sabrettik biraz daha sabredelim, diyor içimdeki o en iyimser Adanasporlu ses.
  13. Kimse göz göre göre küme düşmeye razı olmaz herhalde. 
  14. Değil mi? 
  15. Hakikaten tam bir ikilem. 
  16. İkinci sese biraz daha şans vermekten yanayım.
Yazar: Editor
2016-07-18 08:11:22
  • Tam huzur için 
  • iktidarın yapması gereken 
  • gerçek anlamda ve samimi bir şekilde 
  • toplumla kuçaklaşmasıdır.
  • Bu benden, bu benden deği, demeden. 
  • Alevi Sünni 
  • Türk Kürt Arap 
  • Solcu Sağcı diye ayırmadan.
  • Sosyal hayata karışmadan... 
  • Tam barışı getirecek olan bu birleşme 
  • ve bütünleşmedir. 
  • Ayrışmalar felaket getirir. 
  • İnsanların bu ülkedeki en büyük istediği hayali
  • huzur içinde yaşamaktır. 
  • İktidarların görevi de 
  • bu huzuru ve toplumsal barışı 
  • tesis etmektir. 
  • Umuyoruz...
Yazar: Editor
2016-06-27 13:01:58
  • Yerli futbolcular 
  • transfer maddiyatında 
  • burunlarından kıl aldırmıyorlar. 
  • Ağzını en kibar açan 
  • 1 milyon Euro diyor. 
  • İyi mi! 
  • Hani dersin ki 
  • her biri bir H a z a r d. 
  • O zaman eyvallah. 
  • Altı üstü 
  • neticesini
  • kupada da gördüğümüz
  • Süper Lig topçususun muhterem, 
  • zannetme Bundesliga klasında olduğunu. 
  • Bana sorarsanız 
  • Yerli futbolcunun en babayiğidi 
  • sınırda 1 milyon TL eder. 
  • Ötesi tırnak cilasıdır.
Yazar: Editor
2016-06-22 05:22:31

Milli takımı

kutlamak lazım artık.

Bu maç itibariyle

tüm eleştirilere

cevap vermişlerdir.

ve 

Eleştiriyi

aileye varacak küfürlerden ibaret

zannedenlere de

cevap olmuştur.

Bizim küfürsüz eleştirilerimiz ise

süreç içinde bakidir.

Yazar: Editor
2016-06-15 14:16:44

Yazacak

onca gündem maddesi

varken

hiçbir şey

yazamamak,

vaka manyağı olan bir ülkede

blog yazarı kabızlığından başka bir şey değildir,

diyeceğim,

ama demiyorum.

Yıllardır

birbirini tekrar eden

o kadar çok aynılık var ki.

Ne desek

aslında demiştikten

başka bir şey

değil bre!

Yazar: Editor
2016-06-11 10:57:43

Dipten gelen dalga:

Bu sefer liseliler.

Karanlığa karşı

susmuyorlar

konuşuyorlar.

Din gibi

hassas ve kutsal bir olguyu

kendi siyasi

ve maddi menfaatleri için

kullanan güruha

karşı çıkıyorlar.

Karanlık olan "Din" değildir "inanç" değildir.

Bunu

çıkarları doğrultusunda

siyasete alet edenlerdir.

Gençler

bu mendebur oyunu

bozacak.

Yazar: Editor
2016-06-05 16:38:20

Evet,

görüyoruz,

her dini kutlamanın altında

adınız

üstünde

fotoğrafınız,

belediye başkanı,

il başkanı,

parti bakanı...

Bir şeyi

yalnızca Allah için

yapıyor olmak

neyinize yetmiyor

muhteremler...

Yazar: Editor
2016-06-02 06:22:03

Salı günü transferler var.

İsim yok.

Bilsem yazardım.

Öğrenmeye çalışıyorum.

Ama onların

Brezilyalı olduğunu biliyorum.

Lakin duyduğumun yalancısıyım.

Her duyduğumu da yazacağım:)

Zira transfer de

dedikodusu da

ne güzeldir;))

Yazar: Editor
2016-05-26 13:34:31

Dünyadaki tek ülke gibi davranmak bir iç politika taktiği olabilir.

Bir köyün, komşu ve başka köyleri yok sayması gibi bir şey. 

Her şeyi kendinden ibaret zannetmek...

Arıza...

Asıl arıza,

Bunun bir gerçek olduğunu kabul edip yaşamak. 

Gerçekliğin yani kurgunun, gerçeği yani hakikati işgal etmesi... 

Yaşadıklarımız ve tanık olduklarımız, komple olarak,

Bir kurgunun kaldırabileceği vakalar zinciri.

Hakikat, buna çok dayanamaz... herhalde.

Herhalde diyorum, çünkü durumu bu haliyle, muktedr egemenliğindeki bir zihniyet sarmalında idrak etmek pek zor oluyor.

Yani diyorum ki,

Nasıl oluyor da düşük profil ve yüzlerce mesele koca bir camiada mesele olmuyor?

Nedir? 

İnandı da mı razı oldu?

Razı oldu da mı inandı?

Ya da ne bileyim?

Bırak rahvan gitsin.

Biz transferlere bakalım. 

Yazar: Editor
2016-05-22 12:24:08

Gülme eylemi kötüdür.

En başından beri böyledir bu.

Güldüğün her şeyin altında bir fenalık. Hep...

Çocukların gülmelerinde bir yaltaklanma.

Gençlerin gülmelerinde zalimlik, orada bir hainlik.

Daha yaşlıların gülmelerinde riya. 

Gülme eylemi kendini böyle deşifre eder Sapiens kavminin bilmeme kaç bin yıllık tarihinin şimdiki zaman kipinde. 

Yazar: Editor
2016-05-16 14:42:37

Kendi

işine

bakarak

bir

tribün

nasıl

yapılır?

Yazar: Editor
2016-05-11 14:45:47

Mecburi motor soğutma fena olmadı.

Erken gelen muhteşem şampiyonluk yerini olağan günlere bıraktı.

Olması gereken buydu. İyi de oldu.

Yorulmuştuk yahu. 

Yani ben yorulmuştum. 

Transfer dönemine kadar rutin bir hayat bizi bekliyor.

12 sene sonra Süper Lig bakalım nasıl olacak?

Yazar: Editor
2016-05-04 15:49:50

Kolay değil elbette,

aç bir sınıfı

"hakikatte son toksun"

yalanına ikna etmek,

dedi Marlon Cahit Uzungece.

Marlon Cahit

sade bir roman kahramanıdır.

Ve aç sınıf

"aslında tok olduğu" yalanına

şimdilik

inanmış durumdadır. 

Öyle değil mi yoksa?

Yazar: Editor
2016-04-29 09:58:20

10 Sene önce sol tarafa şöyle kaydetmiştik dostlar:

Önce Seni Görmezden Gelirler

Sonra Seninle Dalga Geçerler

Daha Sonra Seninle Savaşırlar

En Sonunda Sen Kazanırsın 

Yazar: Editor
2016-03-02 16:01:41

 

Tek Yol: Mücadele

Son 11 hafta duygular hassas, sinirler gergin, inanç yıpranmış, hedef uzak, yol engebeli olabilir-görünebilir. Konuşmuştuk...

Zor olacak tabi. Kimseye bu manada hiçbir şey altın tepside sunulmayacak. Herkesin işi ne kadar ıstıraplıysa bizimki de o kadar, daha fazla değil. Ve fakat geçen hafta yazdığımız metin, bizim bir adım önde olduğumuzun bir ifadesidir. Bir Adanaspor adının, formanın futbolcuya vereceği inanç, güç noktasında…

Bunlar hem istatistikî hem de şu ana dair bilgiler…

Bunun için önce futbol tarihine bakmak yeter.

Takımdaki eksikler tedirgin ediyor. Olağan bir hissiyattır. Ama gereksizdir.

Cezalı ve sakat futbolcularımız var. Gerçektir. Ama aşılmayacak bir sorun değildir.

Adanaspor bir sistem futbolu ile zaten örnek takım kimliğinde. Bu yapımız en önemli dayanağımızdır.

Malatya’da son dakikada 2 puan bıraktık. O ibretlik bir derstir. Bir musibet, bin nasihate bedel olacaktır.

Adanaspor’un “bir yorum sonrasında anti bir yorumla” maç satabileceğini filan ima edenler;

Onları ciddiye almıyorum. Lafı uzatmamak için de dilimi ısırıyorum. Nokta!

Bizim son 11 haftada, o nefis 33 puanın azamisini almak için yapacağımız tek şey var: Mücadele!

Mücadele Mücadele Mücadele Mücadele Mücadele Mücadele Mücadele Mücadele Mücadele…

Bu kelimeyi şuraya 33 bin kere daha yazabiliriz, ama kilidi açacak şifre değişmez!

Mücadele…

Daha çok mücadele…

Yazar: Editor
2016-02-27 17:11:50

Bu sefer plan tutmadı.

  • Aslında 
  • tutmuştu da 
  • son dakikada gelen 
  • uzun bir top, 
  • adam eşleşmede yanlışlık 
  • ve 
  • gol.

Maçın birinde nasıl olsa patlayacaktı böyle bir şey.

Üzüldük bre.

  • Sanırım 
  • topa daha çok sahip olmak için 
  • bir şeyler 
  • yapmalıyız.

Değilse böyle aksilikler daha çok olur.

İşin doğrusu aslında şöyle şahsen:

  • Maçın içinde, 
  • son 2 haftada çıkışta olan rakibin 
  • oyun hevesi karşısında 
  • beraberlik görüyordum maçı. 
  • Üzüntü o son dakika golünden kaynaklandı tabi...

Canları sağ olsun.

Buraya kadar bu kadro getirdi, bundan sonra da hedef değişmeyecektir... Deplasmandan alınmış 1 puan var. Bu 1 puanın kıymetini ileriki haftalarda göreceğiz...

Sağlıcakla dönülsün deplasmandan.

  • Şimdi 
  • Erciyes maçını düşünmeli...

Ve bu maçtan da bir ders çıkarmalı elbette...  

Yazar: Editor
2016-02-17 17:23:09

Aç Sınıfın Laneti Adına

Memlekette ve civarında iyi şeyler yaşamadığımız kesin. Bu hal daha ne kadar sürer meçhul. Sonuçta iyi şeyler çıkıp çıkmayacağı tamamen meçhul.

 

Çünkü kibrit çöpünün kavına kadar ayrılmış ve ayrışmış bir mücadele var. Bölgeyi din, mezhep, ırk, renk çatışması fena sarmış durumda. Bu ayrışmanın kendisi makul ve insani bir çözümün karşısındaki en büyük engeldir.

Nedir?

Öteden beri hep dediğimiz gibi, sorunların çözümünde atılacak ilk adım sınıf mücadelesi temelli olmalıdır. Bölünmeyi, çözülmeyi, ayrışmayı, derin problemleri aşıp geçecek gerçek ve gerçekçi tek ortak nokta. Zira aç midenin milliyeti olmaz. Yoktur da…

En eski meseledir bu mesele. Çözüm önerileri desen son derece bilimsel, ekonomik, kültürel, insani ve vicdanı bir içerik taşımakta üstelik.

Meseleye bir de böyle bakmalı.

___________________________________ 

Ve kimden gelirse gelsin,

nasıl gelirse gelsin

o terörün her türlüsüne lanet olsun.

Yazar: Editor
2016-01-25 15:39:20

Kaliteli bir takıma (ama kalitesiz antrenörüne) karşı oynadık. Biraz durgun oynadık.

Hani, bu takımın kapasitesi bu olsa, öyle olmadığını en başta lig lideri Karabükspor ve pek çok takım karşısında gördük.

  • Bir de golcümüz Ergin Keleş’in, sezon başındaki formunu bulması lazım. 
  • Rakip defansı önceki gibi, rahatsız etmesini bekliyoruz. 
  • Ama ona da bir yardım lazım, bu da başka bir ayrıntı.

Demem o ki, yaslanmamızın faturasını çok ağır ödeyebilirdik. Göztepe takımının golcüleri bu kadar cömert olmasaydı.

Oyuncularımız kapasiteleri oranında, olağanüstü özveri ve çaba ile oynuyorlar. Alınan 1 puan son derece önemli. Ancak, oynanan oyun gelecek adına düşündürücü. Umarım bahanesi bozuk zemindir.

  • Takım savunmasını çok iyi yaptığımız kesin. 
  • Ne ki, o savunmayı yaparken, Renan’ın ciddi önemi olduğunu gördük. 
  • Belki basit oynuyordu. Ama diri görüntüsüyle, defansın önünde duvar oluyordu. Onun eksikliği dişliyi bozmasa.

Bu bölgeye  Renan  kalitesinde, acil en az 1 oyuncu transferi yapmamız lazım..

Motiveyi kaybetmeyelim.

Bu kadar iyi giden bir takıma geç olmadan takviye yapalım.

Kubilay ARI

Yazar: Editor
2016-01-15 12:00:05

Daha dün sivillerin ve çocukların ölümünden sorumlu olan terör örgütünü ve yaptığı terörü hep lanetlemiştik, yine lanetliyoruz.

Lojmanda, evinde, sokakta öldürülen çocukların bu ölümlerinin bir izahı yok. 

Dileğimiz huzurlu, barış içinde yaşayan, yolsuzluğun ve hırsızlığın olmadığı, askerlerin, polislerin, kadınların, çocukların, erkeklerin, sivillerin, kimselerin hayatını kaybetmediği, ayrışmanın, çatışmanın yaşanmadığı, hesaplaşmanın yalnızca spor/futbol üzerinden olduğu mutlu bir Türkiye'dir.

Bunun yanında;

Akp'nin, yani bu hükümetin; 10 senedir belirttiğimiz gerekçelerle ve bu iktidarın 14 senelik seyri itibariyle; iç politikasını, dış politkasını, sağlık politikasını, eğitim politikasını, spor politikasını ekonomi politikasını  parti-devlet politikasını, memleketi kendi parti programına göre düzenleme politikasını ülke hayrına da görmüyoruz.

Bu manada kaygılanma hakkımızı kullanıyoruz. 

Yazar: Editor
2016-01-11 15:09:19

Andy Warhol'un vaktiyle söylenmiş çarpıcı bir öngörüsü var.

Şöyle diyordu, herkes on beş dakikalığına ünlü olacaktır. Duymuşsunuzdur.

Şimdi durum şu, herkes -en az- on beş dakikalığına linç edilecektir.

Nedir?

Geldiğimiz son nokta, oluşturulan algılarla şöyle bir şeydir:

Akp politikalarını desteklemeyen, vatan hainidir.  

Böyledir efkar-ı umumiye.

Eleştiriyi geçtik bre. Desteklemeyenin hali harap...

Not:

Terörün her türlüsünü 'Ama'sız, 'Fakat'sız lanetlediğimizi bu sayfada defalarca vurguladığımızı hatırlatma ihtiyacı duyduk...

Yazar: Editor
2016-01-01 10:28:31

 

Yeni seneden herkesin bir beklentisi var doğal olarak.

Bir tek yeni yıl değil.

Her yeni günden umudumuz var.

Yoksa şu sefil hayata nasıl tutunurduk?

Şahsen şöyle diyorum 2016 için:

  1. Kimse kimsenin keyfinin kahyası olmasın... 
  2. Herkes inandığı gibi yaşasın.
  3. Kimse kimsenin adına hamaset edebiyatı yapmasın.
  4. Kimse kendi kendine kutsallıklar yüklemesin.
  5. Parti, devlet olmasın.
  6. Hükümet eleştirisi, devlete ihanet diye yutturulmasın.
  7. Suçlu olan suçunun cesazısı önce bu dünyada çeksin.
  8. Bunun için en önce hak hukuk ve adalet baki olsun.
  9. Güzel ülkem emperyal hesapların kurbanı olmasın.
  10. Buna engel olacak bir basiret ve dirayet olsun.
  11. Ve kimselerin kılına bile zarar gelmesin.
  12. Hayat bayram olsun.
  13. Vergi ve zam devleti değil, üreten ve istihdam eden bir devlet olsun.
  14. Bir de Adanaspor var dileklerin en sonunda. Onun ne olduğunu biliyorsunuz.
Yazar: Editor
2015-12-24 20:26:08

Nazilli'yi yendik.

Görünen şuydu: Ciddiye aldığımız bir maç olmadı.

Oysa forma şansını pek bulamayan futbolcularımız daha canlı olabilirdi.

Her maç ciddiye alınmalı derim.

Bir de savunma hattımızın oyunu çok fazla frenlediği bir maç oldu. 

Bu da böyle olsun.

Kupada devam edeceksek, kupa maçlarını özellikle düşünerek transfer yapabiliriz.

Orada iyi performansı olan zaten A takıma geçiş yapar.

Böylece A takımın ritmi de bozulmamış olur.

Rekabet için gerek ortam da sağlanmış olur.

Ne bileyim, böyle şeyler işte...

Geçti gitti. 

Şimdi biz Elazığ maçına odaklanalım.

Hepsi yalan bu gerçek. 

Yazar: Editor
2015-11-23 14:49:52

Hani biz burada,

o futbolcuyu, bu futbolcuyu,

hocayı, teknik kadroyu eleştiriyoruz ya...

Aslında eleştirdiğimiz yönetim, yani Bayram Başkandır.

Bu konuyu defalarca yazmıştık zaten.

Bu manada asıl muhatabımız Başkanımızdır.

Tabi, sadece eleştiriyoruz.

Bir kaos ortamına sebep olacak noktalara taşımayacağız eleştirilerimizi.

Devre arasında ama, tekrar bir görüş belirtiriz transfer sorunumuz hakkında.

Bir süre vira yok... 

Yazar: Editor
2015-11-20 11:51:23

 

Ferhan Şensoy'un çok güzel bir sözü vardı.

Şimdi hatırlamak çok güzel olacak.

Ne demişti?

(eski eşi) Derya Baykal'dan kurtuldum ama Deniz Baykal'dan kurtulamadım (Ekim 2007).

Nefis...

Yahu hakikaten bir Deniz Baykal siyasetinden(!) kurtulamadık gitti.

Artık o siyaset nasıl bir siyasetse?

Canına yandığım, bujisini söktüğüm...

Neye hizmet ettiği meçhul siyasetçi anıtı...

Geçelim.

Yarınki maçta Bolu'ya 3 atacağımızı düşünüyorum, Deniz Baykal'a rağmen bre.

Şimdi biraz Zagor okuyacağım.

Size de öneririm.

Yazar: Editor
2015-11-09 18:37:05

Mustafa Kemal Atatürk'ün ölüm yıldönümü.

Türk ve ülke tarihinde önemli bir yere sahip olduğu tartışma götürmez.

Bu konuda çok şey söylenebilir.

Şimdi Lenin'den bir alıntıyla yetineceğiz: 

  • Mustafa Kemal Paşa. tabii ki sosyalist değildir 
  • ama, görülüyor ki, iyi bir teşkilatçı... 
  • Kabiliyetli bir lider, 
  • milli burjuva ihtilalini idare ediyor. 
  • İlerici, akıllı bir devlet adamı. 
  • O, istilacılara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. 
  • Kapitalistlerin gururunu kıracağına, 
  • padişahı da yardakçılarıyla birlikle silip süpüreceğine inanıyorum. 
  • Halkın ona inandığını söylüyorlar. 
  • Ona, yani Türk halkına yardım etmemiz gerekiyor. (Kaynak: Aralov, S.İ. Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları 1, Yenigün Basın ve Yayıncılık, Aralık 1997)
Mustafa Kemal'i saygıyla anıyoruz.

 

Yazar: Editor
2015-11-04 08:41:47

Milli İradenin de türleri olduğunu şu son beş aya sıkıştırılan 2 seçimde gördük.

Muktedirin hesabına uymayan irade bırakın milli olmayı, iradeden bile değildir.

Bunu anladık.

Partidevletin istediği irade buydu ve o irade ancak 1 Kasım'da milli olmayı hak etti sanırım.

Güneydoğu'dan başkente kadar gelen netameli süreçte millileştirilmiş bir irade...

Sonra dehşet, korku, tedirginlik...

Ve devreye giren ikinci takım refleksi.

Evet; sağcı, milliyetçi, muhafazakar, mütedeyyin seçmen bu seçimde oyunu ikinci takımlarına vermişler, görünen o...

Şöyle gibi:

Milli nitelikteki maçlarda Anadolu takımlarından birini tutan taraftarın FB'yi, GS'yi veya BJK'yi destekleyivermesi gibi...

Al sana en milli olanından bir milli irade.

Ama neydi?

Ne Beşiktaş ne Fener ne Cimbomluyuz!

Biz Adanasporluyuz...

Yazar: Editor
2015-10-28 08:19:59

Gün geçmiyor ki muktedirin bir keyfiyetine tanık olmayalım.

Lakin muktedir denen de böyle bir şey değil midir: kayfiyetini egemen kılan kuvvet.

  • Öyle bir kuvvet 
  • evet 
  • ve fakat 
  • Marlon Cahit Uzungece'nin 
  • "rıza gösterilmeyen kuvvet 
  • kaba kuvvet olarak kalır" 
  • sözünü de 
  • unutmamalı.

Bizim unutmayacağımız birçok şey varken, bu veciz söz de muktedirin kulağına küpe olsun.

Örneğin bir adet muktedir aparatı hiç sakınca görmeden 1 Kasım'dan sonra şu şu gazetelere operasyon düzenleyeceğiz, filan diyor.

Hali hazırda düzenleneni zaten var. Niyet muhalif muhalif nefes alan her şeyi bitirmek, o yarı bir proje hayali.

  • Taraf olmayan 
  • bertaraf olur 
  • ideolojileri doğrultusunda 
  • adım adım gidiyorlar 
  • kendilerine taraf olmayanın 
  • üzerine.

Zannederim ki, ölümü gösterip sıtmaya razı edelim, psikolik savaşını da veriyorlar. 

Tanık olduklarımız itibariyle hiçbir devir bu kadar karanlık olmamıştı. 

Yazar: Editor
2015-10-23 12:11:36

Güzel bir maç olur mu?

Bilmem.

Sıkı bir mücadele?

Centilmenlik?

Furtbolun eğlencesi?

Bilmem.

Saha dışı olayları olur mu?

Bilmem.

Atarlanmalar filan?

Heyecan, coşku, şenlik...

Ben ne bileyim!

Ama sahaya 11'er futbolcu çıkıyor mu?

Aynı zeminde mi oynanıyor bu maç?

Hakemlerin adil olabileceğini varsayıyor veya umuyor muyuz?

Uzatmalar hariç maç her iki takıma da 90 dakika mı?

45'er dakikadan, her iki kale yoklanacak mı? 

Top yuvarlak mı, top?

O zaman,

kim oynarsa oynasın 11+3'te... 

o nefis 3 puanı istiyoruz.

Vira, Güzel Yurdum Adanaspor'um. 

Yazar: Editor
2015-10-17 10:16:16

Güçlü güçsüzden nefret ediyor.

Galiba gücünü böyle daha iyi hissediyor.

Bir haz aracı; ve de daha çok yükselmek için alta daha çok insan almak lazım.

Onun güçsüzlğünden de nefret ediyor güçlü, bir olgu olarak... Güçsüzlük olgusu;

ezik, bitik, aşağılanası, nefret edilesi...

Güçlü kendi gücünü, güçsüzlüğün kendisini de kader zannediyor sanırım.

Bahşedilmiş veya lanet edilmiş bir şey.

Öyle mi acaba? 

Güçsüz de, kendi mantığının sebep sonuç ilişkisi içinde tabi, güçlüden nefret ediyor. Biat ediyor güce, başını kaldıramıyor, pek itiraz edemiyor, seviyor gibi görünüyor ama en nihayetinde nefret ediyor. Galiba o güçsüzlüğüne iyileştirici gücü böyle buluyor.

İtiraz eden ölüyor zaten...

İnsanlık mazisinin toplamı bu olsa gerek. 

Şöyle bir şey de vardı dünya tarihinin bir nevi özeti için:

insanlar;

doğdular,

acı çektiler

ve öldüler.

Bir de nefret ettiler.

Olmasaydı sonumuz böyle diyeceğim ama bu da laftan öteye gitmeyecek galiba. 

Yazar: Editor
2015-09-15 18:15:04

Yürüyen Kelimeler'de Eduardo Galeano, Görünmez Diktatörlükler üzerine:

  • Fedakar anne 
  • hizmet diktatörlüğü kurar, demiş.
  • Endişeli arkadaş lütuf diktatörlüğü kurar
  • diye eklemiş.
  • Hayırseverlik 
  • borç diktatörlüğü kurar.
  • Serbest piyasa 
  • sana dayatılan fiyatları 
  • kabul etme izni verir.
  • Düşünce özgürlüğü 
  • senin adına düşünenleri dinleme izni verir.
  • Seçme özgürlüğü 
  • yemek istediğin sosu seçme izni verir,
diye de bitirmiş.

 

Yazar: Editor
2015-08-30 19:22:43

Sen kalk

Silindirspor'dan

Akdeniz'in En Kuvvetli Takımı Adanaspor'dur Hocam'dan

Toros Kaplan'dan...

Ucuz Etin Yahnisi Spor'a gel!

Vah!

Evet,

sorunumuz bu: Ucuz etin yahnisi olmak... 

Şu koşullarda tedavisi mümkün olmayan bir hastalık bu,

en babayiğit olanı bile perişan eder.

Fukaralık gibi değil, fukaralığın ta kendisi...

Oysa biz futbol kalitesi olmasa da mücadele açısından fukara düşmemeyi umardık.

Not:

Transferin son günü mucize beklemeyin. Belki bu ligden bir orta saha. O kadar.

Sonra?  

Ucuz Etin Yahnisi Spor dedim ya! 

Yazar: Editor
2015-08-26 11:14:04

Türkiye İrlandalıyı Konuşuyor

Manşetler genelde böyle atılır ya; Türkiye onu konuşuyor, Türkiye izledi gibi bir büyük genellemeyle başlar ifadeler. Bu kez de böyle olsun dert değil.

Şimdi İstanbul/AkSaray'da ama ilginçtir; dolabın kapağını olması gerekenden fazla bir güç kullanarak açan ve dolaptaki suların dökülmesine neden olan İrlandalı bir turiste önce dükkan sahibi esnaf elinde gizlediği sopayla saldırıyor, sonra İrlandalı biraderimiz buna karşılık veriyor ve en sonra bu dolap açma & su şişesi dökme vakası bir sokak muharebesine dönüşüyor.

İzlemişsinizdir. Haberiniz yoksa bulup izleyeblirisiniz.

Küçük çaplı kavgalar hayatın bir parçası evet, her ne kadar iki kelimeyle olayı özüp yoluna gitmek mümkünse de.

Bence sorun şurada; esnaf (buna çokça şikayet edilen otobüs, münibüs, dolmuş şoförleri filan da dahildir) kendini yaşadığı yerin kralı zannediyor veya muhtarı ya da polisi hatta yargıcı belki celladı ve saire... Neden acaba?

Kabalık çoğu zaman tahammül edilecek gibi değil. Tabi tenzih ederek konuşuyorum.

Nedir?

Daha vahim utanmazlık şu: Bizim necip esnafımız (AkSaray esnafından bahsediyorum) bir adama, 1 tek kişiye (turist veya değil, de ki İrlandalı değil Kayserili) elinde sopalarla topluca hücum edebilecek kadar yiğit(!)... Sandalyelerle de hem, adamn yan tarafından, arkasından... LİNÇ etme niyeti yahu! 

Genel rezillik bir yana, tam da dalga geçilebilecek bir vaka. Şahsen girmeyeceğim o topa, zira zaten fena dalga geçilmiş...

Vah ulan! 

Yazar: Editor
2015-08-19 11:40:50

Orta sahanın göbeğine bir futbolcu alınacağını duyduk. Doğru bir haber olması dileğiyle...

Tabi buna heyecanlanırken aklımızda hala bir Cem Hallaçeli var.

  1. Takımı ileriye hızla taşıyan bir orta saha. 
  2. İsabetli gol veya atak pasları olan bir orta saha.
  3. Gol atan bir orta saha...

Üç ayrı orta sahadan bahsetmiyoruz, bu üç özelliği bünyesinde barındıran bir tek orta saha... Öyle biri süper ligde bile yok. Belki şöyle bir şey beklenebilir: Cem Özdemir'e ve Samican'a tecrübesiyle yardımcı olacak bir orta saha. Yardımcı olacak... Ama yük olmayacak, yani koşup çabalayacak da...

Evet, tam olarak modern bir cumhurreisi örneği: Oturmayan, koşan, giden, çalışan, terleyen bir ortasahareisi...

Bence bu fiili model sadece orta saha futbolcuları için geçerli olsun, cumhurreisi de sadece cumhurreisi olsun.

Ne diyorduk?

Adanaspor!

İlk izlenimler çok iyi. Şimdilik memnun olmayan pek az galiba. Yeterince eleştirdik, şimdi takımı övmek istiyoruz. Önümüzde bir Göztepe maçı var.

Göztepe buraya daha çok (transferleriyle ve) adıyla gelecek ama maçı daha çok terleyen takım kazanacak.

Not:

Şu orta saha konusuna dönecek olursak; aslında tam da Sedat'ın yeri ve zamanı gibi, bence bize en az bir play-off borcu var Sedat'ın...

Yazar: Editor
2015-08-11 09:23:00

Dün öğleden sonra Eyüp Hoca'nın konuşmasının çoğunu dinledim.

Anladığım kadarıyla en fazla 1 (bir) transfer olacak.

Çünkü bütçe yok.

Kulübün yaşaması için transfer macerası aranmayacak. 

Bakınca haklı gerekçeler olabilir ileri sürülenler; 10 yıldır dinlediğimiz gibi Başkan yalnızdır ve gücü budur. Saygı duyulabilecek bir durum.

Sevgili Eyüp Hocam, Büyük Adanaspor taraftarının her koşulda takımı desteklemesini istiyor. Destekleneceğinden de emin.

Emin olun sevgili Hocam. Bu takım elbette desteklenecektir. Çünkü bu takım Adanaspor... ve bu sezon hiçbir şey için değilse de sizin hatırınıza ayrıca desteklenecektir.

Ama önemli olan Başkanımızın da "yeterince" transferle, bakın yeterince diyorum, ihtiyaç olduğu kadar değil, o yeterince transferle Eyüp Hocayı desteklemesiydi. Olamadı. Sağlık olsun, demekten başka bir söz kalmadı galiba.

Sorun; yıllardır süren bu transfersizlik ve kötü transfer politikalarıyla Adanaspor isminin etkisizleşmesi ve sıradanlaşmasıdır ve de Adana'da Adanaspor'un genç taraftar havuzundan her geçen yıl daha az taraftarı tribünlerine çekmesidir.

Küçülüyor ve küçük düşüyoruz.

Fakat yine de dert değil bunlar. Çünkü var olan taraftarın Adanaspor sevgisi  bayrağı yere düşürmeyecektir.

Elbette destekleyeceğiz... 

Yazar: Editor
2015-07-29 11:03:43

Bırakın insanları, tüm varlıkların en doğal hakkı değil midir yaşama hakkı?

Nesli tükenen canlılar için üzülmeyen normal bir insan evladı var mı?

En kutsal hak, yaşama hakkı.

Hangi dine inanırsan inan, hangi mezhepten olursan ol, hanki partiye oy verirsen ver...

  • Kim 
  • bu  yaşama hakkını 
  • bir insandan 
  • alabilir ki 
  • ve bunu 
  • neye göre alabilir, 
  • hangi ihtirasa
  • amaca
  • dine
  • ideolojiye
  • yasaya göre?

Keşke

şu konular yerine Adanaspor'un neden hala doğru düzgün bir transfer yapmadığını filan konuşsaydık...

Daha az üzülürdük hiç olmazsa...

Hiç olmazsa memlekete dair hazin efkarlarımız ve kaygılarımız olmazdı... 

Nasıl olsa haftaya maçımız var yine, derdik.

Nasıl olsa yeni sezonu yeni umutlarla beklerdik...

Ama... Şu kaos...

Ama şu çalışılmış kaos... 

Yazar: Editor
2015-07-23 10:44:21
  • Memleket yönetenlerin,
  • parti başkanlarının, 
  • yöneticilerinin, 
  • m.vekillerinin, 
  • yetkili sorumluların, 
  • yetkisiz sorumsuzların, 
  • sorunlu yetkililerin 
  • ve bu manada birçok muhteremin; 
  • iktidarından muhalefetine kadar... 
  • İşte tüm bu niceliğin, 
  • çoğunlukla rasgele konuştuğunu düşünüyorum.
  • Aradaki az sayıda olan aklıselime haksızlık etmeyelim.

Tartıp değerlendirmeden, ölçüp biçmeden... Dillerine geldiği gibi konuştuklarını düşünüyorum evet.

Nedir o günkü mesele? O zaman sallayalım bakalım kitlelerin keyfine, parti menfaatlerine, kişisel pozisyonlara uygun lafları... Sonrası? Sonrasında olacaklar da zaten yeni bir rasgele konuşmanın malzemesi mezesi...

Bin düşün bir söyle, yok!

Dilinden çıkanı kulağın duysun, yok!

Dilini tutmak, yok!

Dilin cirmi küçük, cürmü büyük bilinci, yok. 

Hiçbir şey yok canına yandığım... Ama memleket idare etmek veya bu idareye talip olmak var... 

Ee? Benden ne farkınız kaldı ki?

Vakit bulamayıp(!) da okuyamadığınız kitapların satırlarına bin hayıf!

Yazar: Editor
2015-03-11 15:57:04

Vatan Haini 

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. 
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz,
dedi Hikmet. 
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. 
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar,
üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla, 
bir Ankara gazetesinde,
fotoğrafı yanında Amiral Vilyamsonun 
66 santimetre karede gülüyor,
ağzı kulaklarında, Amerikan amirali 
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti,
120 milyon lira. 
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz,
dedi Hikmet 
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. 

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz,
siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim,
ben vatan hainiyim. 
 
Vatan çiftliklerinizse, 
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, 
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, 
vatan, soğukta it gibi titremek
ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, 
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, 
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, 
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, 
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası,
Amerikan donanması topuysa, 
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, 
ben vatan hainiyim. 
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla: 
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. 

NAZIM HİKMET
Yazar: Editor
2015-03-06 11:37:53

Hayır

Gene bir kadına şiddet haberi şaşırdım mı? Hayır. Artık günlük hayatımızın bir parçası oldu. Her gün haberlerde görmek zorunda kalıyoruz. Ne kadar korkunç bir durum. Bu durum hepimizi üzüyor. Bunu yapanlara öfkeleniyor, onlara lanetler okuyoruz. Sadece bu kadar. Hiç daha derine ineniniz oldu mu? Bu durumun nedenini araştıran bu durumu azaltmak için neler yapılması gerektiğine bakan daha da önemlisi bu duruma devletlerin (Batılı devletler dışında) neden çözüm bulmuyor!

Davayı kapatma. Aç. Devletsen ve hatta devlet babaysan, kadınların daha rahat sağlıklı güven ve huzur içinde yaşamasını sağla. Madem devletsin yapacaksın. Bu her devletin görevidir. Yok, sadece söz söylüyorsunuz.'' Bu caniliği esefle kınıyoruz'',''Bunu yapanları lanetliyoruz.''… deme…

Hadi her şeyi geçtim bari eğitimi doğru düzgün verin be kardeşim. Bu işler imam-hatip açmakla bitmez. Bu sadece devletin görevi değil ailenin de görevi. Sen çocuğuna doğru düzgün eğitim vermezsen onunla ilgilenmezsen o da it kopuk olur gelir bir gün başkasına zarar verir. Çocuk ne bilsin ailesinden böyle görmüş. 

Zaten ülkemiz cinsel açlığın Afrikası'dır. Ülkemizin kimi erkeği biraz farklı giyinen bir kadın görsün öküzleşir. Önce bakışlarıyla rahatsız ederler. Ne hakkınız var buna. Klişe soru? "Sizin kız kardeşiniz yok mu?" Ha şimdi dersiniz var ama o böyle giyinmez diye. İstediği gibi gezer ve bu seni zerre kadar ilgilendirmez. "Onun vücudu onun kararları."

Cinsel taciz bir yana daha da önemlisi şiddet ve dayak da var ne yazık ki ülkemizde. Yok, sen beni sevmiyorsun… Sen başka erkeğe baktın… Ayrılmak istiyorsun… Benim olmazsan kara toprağınsın diyip gözünü bile kırpmadan öldürüyorlar. Dayak atıyorlar. Yüzleri kolları vücutları morarıyor. Eğer ki birine söylersen daha çok dayak daha çok dayak. Polise gidersen uzaklaştırma verirler. Adam akşam evine gelir öldürür seni. Daha çok örnek sayabiliriz ama saydıkça utanç verir insana.

İşte ülkemin ve bayanlarının sorunları... O kadar çoklar ki. Çözüm? Yok. Anca tartışın birbirinizi yiyin hiç düşünmeyin kadına şiddeti. Ancak bir gün başınıza gelirse anlarsınız o zamanda çok geç olur. Bize çözüm lazım ama gün geçtikçe çözüm gelmiyor sorunlar artıyor. Böyle devam etmez, edemez. Elbet bir gün düzelecek bakalım o günü görebilecek kadın kalacak mı?

Eren Can

Yazar: Editor
2015-02-19 17:08:45

Her sistem kendi insanını yetiştirir, denir.

Yetiştirilen bu insanlar o yetiştirme alanlarının malzemesinden beslenir. Öğretmen de örenci de asker de polis de savcı da hakim de esnaf da şoför de tiyatrocu da türkücü de şantöz de sporcu da antrenör de siyasetçi de. İti uğursuzu da...

Tam anlamıyla, ne ekersen onu biçersin, diyalektiği var o mümbit topraklarda. 

Yaratılan iklim, malum süre zarfında yaratılan iklim, müktedirin istikbaline bir şekilde hizmet edecek şahısların yetişmesine müsait bir iklim.

Hayır, o sapkın şoförü, o eli bıçaklı esnafı direkt imal etmedi elbette bu sistem; ama onların ve onlar gibilerin yetişebilmesi için gereken tüm koşulları zamanla yarattı, çünkü biliyordu ki varlığı o meşrebin varlığına bağlıdır, bunu düşünmese bile hissediyordu. Eli kitaplı, kalemli, gönyeli, pergelli kitle onun ilgi alanına, onların yaşama alanlarını sınırlı turmakla giriyordu. 

Kazancakis'in Zorba'sı güzeldir, bu yüzden Zorba kelimesini kullanmaktan çekiniyorum muktedirin imal ettiği birtakım "adamları" tarif ederken, ama onların durumunu "zorbalık" olarak özetlemekte bir sakınca görmüyorum.

O zaman bizim "Zorba" başka bir şeydir, bir güzel roman kahramanıdır, ama memleket zorbalığı dehşetengiz bir şeydir. Örneğin muktedirin milletvekili özgür ve bağımsız ve millete ait bir mecliste milletin başka vekillerine zorbalık etme cüretini kendinde bulur. Nedir? Oluşturulan iklim kendisine bu cesareti veriyor, değil mi?

Bu, ezelden beri böyledir. Zaten Attila İlhan da "sokaklarda mızıka çalma çocuk, vurulursun" derken müktedirlerin tüm zamanlarına ve tüm mahsullerine bir gönderme yapmış. Dilerseniz dinleyiniz.

Evet, evine giderken de, boynuna o yeşil fuları takarken de, gece trenlerine binerken de, kar topu oynarken de, ekmek alırken de, bir direnişte hakkını ararken de vurulursun, vurulabilirsin...

Tutunduğu yerde kalabilmek için muktedir; önce- çıkardığı, çıkarmaya çalıştığı yasalarla, bazen keyfiyetle ve işte sonra- bir şekilde var ettiği bir insan formuyla insanların yaşam hakkını alıyor, elinden alır oluyor.

Katledilen insanların anne ve babalarına da toplumu sağduyuya davet etme, çocuklarının mezarına misket bırakma ve ya kartopu koyma düşüyor.

Ne yaman bir çelişkidir bu, değil mi? 

Yazar: Editor
2015-01-08 16:17:07

Lanetli bir his şu korku.

İnsanlığın felaketinde bu korku denen musibet temel sebep, diye düşünüyorum. Zira zulmün en etkili silahı gibi duruyor korku.

Korku sal, ötesi kolay.

İktidar zaten öldürür, ama öldüremediği yerde veya öldüremeyeceği anlarda ondan daha dehşetengiz ve fena bir gücü kullanır, o korkuyu. Zira bir, iki veya on iki kişiyi öldürürsünüz ama milyonlarca kişiyi korkutabilirsiniz. İktidar derken, öldürme silahını eline alıp silahsızın karşısına çıkan da bir nevi iktidar değil midir?

Korku ile susturulur olur insan, tepkisiz hale getirilir, dilsizleşir, görmez işitmez olur, hissettiğimden biliyorum; o 3 maymun korkudan başka neyin temsilidir ki? 

Yaşar Kemal hemen hemen bütün romanlarınını arka planına korkuyu yayar. Onun üzerinden bir müthiş cesarete gider; korkunla yüzleş, hesaplaş sonra bulursun cesaretini. İnce Memed de böyle İnce Memed olmuş. Tek Kanatlı Kuş'ta da baştan sona korkuyu anlatır zaten; ne olduğunu bilmediğimiz, nereden geldiğini kestiremediğimiz korku... 

Toplumların yaşadığı ya keyfim kaçarsa temalı kitlesel korku bir milletin basiretini bağlayacak, istikbalini karartacak güçte. Bu, ölüm korkusundan daha beter bir korku bre.

Aslında korktuğu için mi öldürür insan? Savaşları düşününce, birey açısından, yaşamak için öldürmek seçeneği çıkıyor ortaya. Hep savaş halinde bir dünya... Fikirlerin çatışması veya konuşması ya da yazışması bitmiş gitmiş. Hesaplaşma silahlara kalmış, öldüren silahlara...

Nedir?

Şimdi konu ne? Mizahın sınırı mı, yoksa öldürmenin meşruiyeti mi?

#CharlieHebdo

Yazar: Editor
2014-10-10 13:51:08

İktidar hala kibir peşinde,

Sorunların çözümü için fikir belirten tüm unsurlara bir aşağılama ve alayla yaklaşıyorlar.

Eleştirileri kendi iktidarlarına bir saldırıdır diye kabul ediyorlar, darbe zannediyorlar.

Özellikle Başbakan oraya atanmış, yani memur edlmiş biri olduğunu unutarak önüne gelene lafı çakıyor, kapağı koyuyor, yani öyle zannediyor, fakat biraz uzaktan bakınca bunlar çok tatsız davranışlar olarak duruyor. Akıl verecek çapım yok onlara, haddime mi, hatta bana ne nasıl göründükleri o açıklamalarla. Muhalefetin her lafını kutsamıyoruz ama madem bir ülke yönetiyorlar iktidar yarısı diye tarif ettikleri muhalefeti de dinleyecekler, oturup onu da konuşacaklar, "susun yeter" şeklindeki bir tepki hem insani hem de demokratik arka planlarını veriyor. Kapsayıcı olmak iktidarın öncelikli işi.

Hadi diyelim ki muhalefetin alayı art niyetli.

Merak ediyorum acaba hükümet gerçekten bir huzur barış ortamı istiyor mu? 

Orada A'dan Z'ye makul bir yaklaşım görünmüyor. Yorumları ve itirazları filan hala kahvehane düzeyinde. Biz o kahvehane düzeyinde olabiliriz birey olarak, hükümetin böyle bir sıradanlığı olamaz.

Yazar: Editor
2014-03-08 11:21:28

Malum Konuşma-

larda bakan, yani büyük harfle Bakan, bir makama bakan diyor ki;

evet efendim,

anlaşıldı efendim,

anlaşıldı Sayın B. 

teşrif ediyorsunuz herhalde,

biz gelir, arz ederiz ve saire...

Yani hep 2. çoğul kişi...

Hakikaten ha, amma enteresandır 2. çoğul kişi zamirini 1. tekil kişi için kullanır olmak.

Bu sanırım dilin muktedire bir kıyağı, yaltaklanması... Neyse; bu, başka bir yazının konusu olsun. 

 *

Sonra başka malum bir konuşmada, sonu melodram olanda işadamından gazete patronu şöyle diyor anahtar kelimelerle: 

patron,

seninle,

sen bana bir yarım saatini ver

benden ne istiyorsun ve saire...

Bu konuşmalar olmamış da olabilir; ama işin mantığı son derece nettir, kim kiminle nasıl konuşacağını geyet iyi bilmektedir; kurgu da olsa gerçek de diyalogların şahsa yönelik hitapları, kişi ekleri, zamirleri pek yerinde kullanılmıştır. 

Bana bu kadarı da yeter, dedi Karga.

Derken mutfaktan kafayı uzatıp "Hem bu Karga da nerden çıktı yahu?" diye sitem etti Çiko, Marlon Cahit'e hala alışamamışken...

Çiko kıskanıyor yeni dostları. Yarın maça gidemeyeceği için de üzgün. Karga, ben nasıl olsa inerim bir dam saçağına, sen derdine yan Çiko, diyor.

hay bin kuzgun, dedi Çiko... 

Yazar: Editor
2014-02-28 07:09:30

Peki O Hakem?

Denizli maçından dolayı yine ceza gelmiş.

52 bin.

Niye?

Galiba hakeme dair bir tespitte bulunmuştuk özellikle penaltı pozisyonu sonrasında...

Onun için sanırım.

Bir dahakinde saha kapanacakmış.

Peki O hakeme bir ceza yok mu?

Bariz penaltıyı ve devamında kırmızıyı es geçtiği için...

Bir saptamaya ceza verdiniz küfür sayıp...

Öyleyse lanetimiz için ne diyeceksiniz muhteremler? 

Aç sınıfın lanetinden farklı değildir...

Onunla baş başa kalın...

Ve dilerseniz aşağıdaki yazıyı bir daha okuyunuz.

Yazar: Editor
2013-08-21 09:19:47

Soru Cevap

-Mısır'daki arkeri şey, darbe midir?

Evet, darbedir.

-Mursi yanlılarına uygulanan bir zulüm müdür?

Evet, zulümdür. 

-Halkın öldürülmesi katliam mıdır?

Evet, katliamdır.

-Vicdan bunu kabul eder mi?

Hayır, kabul etmez.

-Bir duyarlık olmalı  mı?

Evet, olmalı.

-Peki hükümetin ve Başbakanın konuya çok yakın ilgisi sadece yukarıdaki durumlarla mı ilgili?

...

-Yoksa burada bir iç siyaset taktiği mi uygulanıyor?

....

-Acaba , bir coğrafyadaki halkın gadre uğraması bir başka yerde malzeme olarak mı kullanılıyor?

... 

Değildir yahu... 

Yazar: Editor
2013-07-13 23:03:43

Şöyle bir eğlencelik paylaşalım bu arada: ) 

Scarecrow

“Kargalar aslında

korkuluklardan korkmazlar,


Ama şöyle derler:


Şu Çiftçi John,

ne iyi bir adam,

bizi güldürmek için neler yapıyor.


Bu yüzden onun tarlasına konmazlar.

Aslında Kargalar korkuluklardan korkmazlar…”

[Al Pacino ve Gene Hackman’ın oynadığı

1973 yapımı enfes bir film olan

“Scarecrow / Korkuluk”dan bir sahne…]

Yazar: Editor
2013-03-03 10:58:42

Paramparça

Müslüm Gürses için 3 Temmuz 2009'da düştüğümüz şu notları bir daha paylaşmanın sakıncası yoktur sanırım

Dinlemek veya Maruz Kalmak 

  • Farklı tarzda müzikler dinlemek ilgi penceresini geniş tutuyor. 
  • Böyle olunca da en çok sevdiğin tarzdan sıkılıverme ihtimali de ortadan kalkıyor.
  • İsteyerek dinlediğim farklı tarzların yanında “dinlemeye maruz kaldığım” şarkılar, 
  • şarkıcılar da olmuyor değil. 
  • Örneğin sabah sabah bir yerde Serdar Ortaç şarkısına maruz kalmak 
  • o gün içinde insanoğlunun başına gelebilecek en kötü şeylerden biridir diye düşünürüm. 
  • Böyle bir şey: ))

Ana mevzuuma dönersem; Müslüm Babayı alır dinlerim. Hatta “paramparça”yı Teoman’dan değil de Müslüm Babadan dinlemeyi isterim. Üniversite yıllarının en önemli isimlerinden biri Bülent Ortaçgil’ken, ben “sensiz olmaz”ı Müslüm Babadan dinlemeyi ziyadesiyle tercih ederim.

  • Sebepse şudur: 
  • Müslüm Gürses söylediği her şarkıya ayrı bir “ruh” vermiştir. 
  • Eserin kendine has kimliğine ayrı bir çehre kazandırmıştır. 
  • Yani onu bozmamıştır, 
  • o şarkıya tecavüz etmemiştir. 
  • Müslüm’ün elinden geçen parça 
  • daha bir tatlanmıştır.

Amma velakin, hiç hazzatmediğim ve tamamen dinlemeye maruz kaldığım bir İbrahim Tatlıses vakası vardır ki Türkiye’de söylediği her şarkıyı berbat etmiştir. İmha etmiştir. Paçavraya çevirmiştir. Müslüm Babanın yaptığı iyi işlerin hep tersini yapmıştır.

  • Genelde benzetilen, yakın alanların şarkıcıları olarak anılan bu iki ismi 
  • bırakın karşılaştırmayı birbirine yakın bir yerlerde düşünmek bile gereksiz bir iştir. 
  • Bu da yazını son cümlesidir.
Yazar: Editor
2012-12-15 07:44:08

Ummak ve Yazmak

 

            Öldük ölümden bir şeyler umarak

            Bir büyük boşlukta bozuldu büyü

            Nasıl hatırlamazsın o türküyü

            Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü

            Alıştığımız bir şeydi yaşamak

                                   Cahit Sıtkı TARANCI

Yalın ve yoğun anlatım gerçek şiirin belki de en vazgeçilmez unsurlarıdır. Pek az şairde bu iki özellik yan yana ve barış içinde yaşar. İşte Cahit Sıtkı yalınlığı ve yoğunluğu at başı götürebilecek ender şairlerdendi.

Hayata karşı duyulan sonsuz sevgi ve istek onun şiirine hüznü de beraberinde getirir. “Anneciğinin dizinde bütün insanlık için ağlayacağını” söylemesi de bu duyuş ve düşünüştendir. Kanadı kırık bir kuş hüznü de onunki; uçmaya gücü yetmez, bir yanı daima çökük gezer.

Şair bir anda hayal etmiş ve ölmüştür. İmgelem dünyasında, vaat edilen dünyayı beğenmez ve büyük bir boşluk olarak tanımlar.

İnançsız mıdır Cahit Sıtkı?

Sanmıyorum.

Ama o, bilmediği, beş duyusuyla kavrayamadığı bir alemle ilgili ödül ya da cezayı da istemez. Onun için aslolan günün “penceresinden eksilmemesi” dir. Sitemi de eksiltene, bu dünyaya alıştıranadır.

Şathiyeyi bir “sitem” diye kabul edersek Türk edebiyatının tüm sitemlerini kıskandıracak güzellikte bir anlatım, bir duyuş, düşünüş ve ruh ürpermesidir bu mısralar.

Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü…   

Dünyayı; sevgiliyi, aşkı, sımsıcak öpüşü; nazlı seher sabah uykularını, gülü, bülbülü, suyu, balığı, denizi, seher yelini… Bütün güzellikleri bu kadar basit ve topu topu üç tamlamalık bir kadroyla anlatmak kolay mıdır?

O belki bir uyak virtiozü değildi; ama ahengi, ritmi içten içe sezdiren şairdi. Söylemek istediğini nasıl söylemek lazımsa öyle söylerdi. Anlam ve ahenk hiçbir zaman birbirini rahatsız etmezdi.

Özgürlüğüne gelince; onun “gök”leri de en az Attila İlhan’ınki gibi “kullanılmamış”tı.

Saim Eryiğit

Yazar: Editor
2012-10-27 17:51:32

Boray Atay

Lekesiz Eskizler

 

a.

bir vazoya yerleştirin beni

camdan saydam

-ellerini görmek istiyorsun insanın

 

b.

saksıdaki kilimin dokularına

tutarsız açmaz

-kırılmaz mısın seller boca edilse

 

c.

hafif bir rüzgara beni salıncağa

bulutlara uçmak

-hiç mi görmedin kıyısız bir deniz

 

d.

yahut yağmura bir damlaya

tohumun nefesi

-uyku acımıyor sana

 

e.

göktaşına gömün beni

ki bilirsiniz ahşap evleri

-yalnızlık turuncudur biraz

 

Yazar: Editor
2012-09-06 15:37:05

Kaplanpenche’de Yeni Dönem

  • Bu sezonla birlikte ve devamında 
  • kaplanpenche’nin 
  • “Futbol Editörü” 
  • Sevgili İsmail Eyriparmak’tır.

Adanaspor, PTT 1.Lig dışında Süper Lig, ülke dışı futbol, futbolcular, kulüpler ve alt liglere dair yazılar da yer alacaktır sayfamızda. Tabi bunları yeni Futbol Editörümüz İsmail Eyriparmak’ın yayın tercihi doğrultusunda yazıyorum.

  • Genç yazarımız Halit Gürer de 
  • sürecin yeni dinamolarındandır. 
  • Konuk yazarlarımızın katkıları da devam edecektir. 
  • Bay Erkut asla unutulmaz.

Farklı kategorilerle ve renkli konularla, futbol ilgi alanımızı da biraz daha genişleterek yeni sezona 2012 Eylül’ü itibariyle Vira diyoruz. 

Yazar: Editor
2012-08-04 08:51:44

Ölümlü Kral Ölümsüz Gılgamış 

1.Bölüm 

Destanların halkların en eski ürünlerinden biri olduğu ve toplumsal bir umudu, düşü simgeledikleri, vatandaşın derdini, yer yer fantastik bir şekilde, ifade ettiği bilinir. Falan filan.

  • Hayır, destanları önemsemediğimden değil şu geçiştirme sözü. 
  • Amacım girizgâhı fazla yormamak. 
  • Ben şuradan muhafazakâr sanata 
  • veya sanatta muhafazakârlığa 
  • ya da muhafazakârlığın kendisine, belki tahavvülün kucağına oturmaya teşne 
  • pek bir muhterem Yılmaz Erdoğan gibi hacıyatmazlara iskeleden yanaşacağım da şöyle bir mevzi alıyorum.

Gılgamış Destanı’nın beslendiği kültürle -temas ettiği nokta itibariyle- bir ilişkisi vardır mutlaka…

Destan içerik olarak elbette toplumsal bir kaygıyı temsil ediyordur. Ancak benim değinmek istediğim bunlardan öte, en nihayetinde bir birey olan Gılgamış’ın muhafazakârlığıdır(!). Ne?

  • Peki, bir destan kahramanı olarak muhafazakâr mıdır Gılgamış? 
  • Bakalım! 
  • Bir sadece bir iktidar, bir servet veya aşk değildir tutulduğu; 
  • hoş, öyle olsa da değişmezdi. 
  • Ama daha derindir derdi. 
  • O ölümsüzlüğün takibinde bir ölümlüdür. 
  • Bu anlamda hayata ve ötesine bir ters bakıştır Gılgamış. 
  • Harbi adamdır neticede. 
  • “Mezopotamya’daki Uruk kentinin ünlü kralı Gılgamış’ın hikâyesi; bir serüven, isyan ve trajedi karışımıdır. 
  • Olaylar süresince destanı yaratan Gılgamış’ın ‘ölümlülük’ üzerine eğildiğini, bir tür bilgiyi aradığını ve ‘ölen insanların’ hazin kaderine uzak durmak istediğini görüyoruz.”

“Gılgamış ilk insan kahraman değilse bile, hakkında bir şeyler bilinen ilk trajik kahramandır. Bir manada derdimize tercüman olduğu için Gılgamış’ın duygularına hemen ortak oluyoruz.” Veya ben bir başıma ortak oluyorum o haleti ruhiyesine.

  • Ne var ki böyle arayış, doğaldır ki ancak hazin bir sonla noktalanabilir. 
  • Zira onda bir tevekkül, kaderine razı olma, bir ezginlik, bir sünepelik yoktur. 
  • Olsa Gılgamış olmaz, olsa ortada bir sanat eseri olmaz. 
  • Tarifi meçhul o muhafazakârlık olur. 
  • Adam her bir rengi boyamış, derken Tanrıların bahçesine girmeye kalkmış. 
  • Belki de budur destanı daha lezzetli, Gılgamış’ı da daha yiğit kılan.

Metinler Arası

Nazım Hikmet’in Ferhat ile Şirin’inde, dağları delip kente su getirecek olan Ferhat’ın toplumsal bir kimliğe bürünüvermesi gibi Gılgamış da öylesi bir sorumluluğu yüklenir zamanla. Bizim İnce Memed misali… Belki de Gılgamış’ın trajedisi, ölümlü kahramanların ilk hazin hikâyesini de içermektedir böylece.

  • Bakın, kraldır ya Gılgamış; güçlüdür. 
  • Fena hükmediyordur. 
  • Eh, Tanrılar rahatsız olur bundan, ona kardeşçesine benzer bir rakip gönderirler, Tanrılar elinden çıkma Enkidu’yu; mutlak güçleri Gılgamış’ın eline geçmesin diye. 
  • Didişsinler filan. Ama Gılgamış ile Enkidu dost olurlar -serde muhafazakârlık yok neticede. 
  • Sonra Uruk kenti için bir şeyler yapmak isterler; şehre yeni şeyler, insanların hayatını kolaylaştıracak uygulamalar. 
  • Bunun için önce sedir ormanının bekçisi Humbaba ile savaşacaklardır. Savaşırlar ve Enkidu ölür bu savaşta.

Ölen dostunun acısı, ona ölüm denen belayı fark ettirir. Ulan! Ben de mi böyle öleceğim der. Sonra işin rengi değişir ve bundan böyle Gılgamış’ın hesabı o ölüm denen sefil kapanışladır.

Western Dekoru Değil

  • Yahu, bunca laf etmeden diyemez miydim, Gılgamış ölümsüzlüğün peşine düştüğü için muhafazakâr bir kahraman değildir, 
  • destan da muhafazakâr sanatın sığ sularına girmeye tenezzül etmeyecek kadar da devrimcidir; 
  • 5000 senelik mazisini de ardına alarak. Zaten muhafazakâr olsaydı esamesi okunmazdı bu saate kadar. 
  • Nokta!

Olmaz böyle, konumuz sanat olduğundan fikrimizi en münasip bir biçimde somutlaştırmamız gerekmektedir. Ardı olmayan cümlelerle, western filmlerinin dekorları misali konuşmak muktedirlerin işidir.

Tam bu sırada, ömrünce tatmadığı acıları tadar, kaybetmeyi görür, ağlamaya başlar, ölümün nefesini ensesinde duyar Gılgamış. Az değildir bunlar dostlar, Uruk Kentinin Kralı Gılgamış’tan bahsediyoruz.

Devam Edecek 

Yazar: Editor
2012-04-16 22:21:57

12 Eylül Devam Ediyor

İstanbul Şehir Tiyatrosu, ki yaklaşık yüz yıllıktır yani Akp’den ve belediyelerinden belediyecilerinden epeyce eski köklü bir kurumdur, kurumdur yani.

  • Evet, şimdi belediyenin muhtemelen sanattan bihaber yöneticilerinin eline bırakılıyor. 
  • Sanırım tipik bir “parayı veren düdüğü çalar” vakasıdır bu. 
  • Ama dolayısıyla mutlak bir işgaldir, hayır fetih filan değildir. 
  • Yahu darbedir işte, haddizatında iş bilenlerinden alıp anlamayanlara devretmek bir devirmektir, devrimden farklı olarak. 
  • Yahu sivil yönetici yerine asker yönetici gelmesinin bir tiyatroyu belediyecilerin yönetmeye kalkmasından ne farkı var? 
  • Ha, para benden çıkıyorsa karar da benden gelmeli, denir. 
  • Ama milletin parası o para, diye cevap verilir. 
  • Oradan da, bize dair bir milli irade söz konusudur şeklinde en eyyamcı cevap gelir. 
  • Laf yetiştiremeyiz yani münazara çocuklarına. 
  • Ama durum her bir mevzide her geçen dakika bir derin umutsuzluk ve mutsuzluk nedeni oluyor.

Gerçi bu sürecin ilk işaretlerini malum tiyatroda sakız çiğneme vakasında ve kültüre sadece bakan bakanımızın o dönemdeki tavırlarında görebiliriz. Hatırlayınız!

Hani darbeleri sorguluyorlar ya! Hikâye, laf, safsata vs! Zira canına yandığım o 12 Eylülü her eylemlerinde fena halde devam ediyor. Vah bize!

Bu da vakanın haberi:  

İBBŞT’nin yönetimini sanatçılardan alıp belediye bürokratlarına devreden yeni yönetmelik karşısında, başta Genel Sanat Yönetmeni Ayşe Nil Şamlıoğlu olmak üzere yönetimin önemli adları istifa ettiler.

  • İBBŞT sanatçıları ve çalışanları, dün, 
  • “Bu yönetmeliği kabul etmiyoruz” 
  • diyerek Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde konuyla ilgili bir açıklama yaptı. 
  • Açıklamada, yönetmelik değişikliği “kültür ve sanat ortamının muhafazakârlaştırılma hareketi” olarak nitelendirildi.

Yeni yönetmelikle, İBBŞT’nin sanatsal işleyişinin belediye bürokratlarına teslim edildiği vurgulanan açıklamada “Yıllık repertuarı belirlemek, bu repertuar doğrultusunda sahnelenecek oyunları seçmek, bu oyunların hangi yönetmenler ve ekipler tarafından sahneleneceğine karar vermek gibi pek çok sanatsal işleyiş, olması gerektiği gibi sanatçıların iradesiyle belirleniyordu.

Bu yeni yönetmeliğe göre artık İBBŞT, bir sanat kurumu olmaktan resmen çıkarılarak basit bir şube müdürlüğüne dönüştürülmüştür. Tüm bunlar 98 yıllık bir sanat kurumunun, bir büyük mirasın sonu demektir” denildi.

Yazar: Editor
2012-03-17 09:05:55

Harbiden “Y a l a n Dünya”

 http://www.izlefullfilm.com/wp-content/uploads/2012/03/yalandunya9.jpg

Dün akşam kısa bir sürede tabi ki medya pompalamasıyla ve üç beş gazete yazıcısının pohpohlamasıyla popüler bir dizi oluveren Yalan Dünya’yı izledim bir süre. Ki senaristinin zaten Avrupa Yakası’ndan genelde hak edilmiş bir kredisi vardı kendi muhitlerinde.

Çok reklâmlı üç beş parçayı izleme sabrı göstermeye çalışırken tüm izlediklerimin aslında henüz bir özet olduğunu, ana bölüme geçilmediğini öğrendiğimde yorulmuş ve sıkılmıştım.

Bakarsak;

Bir edebi metin oluşturulurken kullanılan yöntemlerden biri aklına gelen her şeyi yazmak ve sonra onları toparlamaktır. Çünkü yazma sürecinde yokuş aşağısındır ve o esnada frenle filan oyalanmaya gerek yoktur. Bırak gitsin. Durduğu yerde dönüp bakarsın. İlham dediğin şey dizgine pek gelmez.

Söz konusu dizide dönüp bakıp da bir toparlamaya gidilmemiş gibi durum öne çıkıyordu. Diyeceksiniz ki bu edebi bir metin değildir. Doğru. Ama neticede kurgusal bir metindir, B Sınıfı eserlerde de kural refleksle de olsa böyle işletir kendini. Kitlelerle üst bir nicelikle buluşan yapımlar da bir prensibe uymak zorundadır bu manada.

Yığılmış tipler (Tip diyorum, çünkü dizideki şahıslarda karakteristik hatları olmayan karikatürize çizgiler vardı.), özensiz çabasız ama ziyadesiyle abartılı espriler, ısrarla güldürmeye çalışan mizansenler koreografiler, harcı âlem nükteler, boş mimikler, itici jestler, başka yerli dizileri hatırlatan dekorlar (Avrupa Yakası bile değil) , sevimsiz oyuncular (Bu öznel oldu evet) vs Yalan Dünya’yı hakikaten yalan bir diziye dönüştürüyor.

Bu nitelikteki bir dizinin o kadar beğenilmesi üzücüdür,  beğendirilmeye çalışılması da acıdır! Bu adamlar bu tarz diziler yaparken bir zahmet dönüp biraz Friends izlesinler, 8 yıl önce ömrünü tamamlamış o diziden belki bu esnada bir şeyler öğrenirler. Yine eski dizilerden olan E.L Raymond’ı izlesinler, How I Met Your Mother’ı izlesinler az biraz. Milleti aptal yerine koymasınlar (veya en hazini) aptallaştırmasınlar!

Bu haliyle Yalan Dünya, aynı kalemden çıkan Avrupa Yakası’nın çok uzağındadır, çok.

Şimdi nedir mesaj? Ulan, ülke yerli dizilerde de geriye gidiyor, ciddi ciddi!

Ve böyle dizileri orda vadede Pamela gibi geçkin erotikler de kurtaramaz veya ben yine yanılırım; )

Yazar: Editor
2011-11-04 10:43:33

Keşke

 http://ecx.images-amazon.com/images/I/41QwhYp9lGL._SL500_AA280_.jpg

Her şey süt liman olsaydı keşke,

Keşke hiç olmasa dargınlık, kırgınlık bile olmasa gripten filan,

Hakkaten adil olsa düzen, keşke,

Kalkınma olsa, adalet, hürriyet, milliyet, sabah, zaman, şafak, akit

Ama keşke hep güzel geçse be vakit…

Keşke depreme rağmnen binalar öldürmese, keşke öldürmek nedir hiç bilmese kaderleri ve kederleri ortak yoksul çocuklar, birbirini hiç öldürmese,

Şu baysam süreminde hayat bir kez bayram olsa, hakikisinden,

Keşke o asgari ücret o kadar asgari olmasa, bir azami hıza ulaşsa işçi memur, sahici bir ekonomik ferah olsa, olsa ne olur, keşke,

Keşke oradaki tatlı hayatın bir tadı da buralarda bir yerde olsa,

Umudumuz piyangolar, bahisler, yarışlar değil de bir emeğin karşılığı olsa,

Güzel yurdum yalnızlığa ve efkâra ve yoksulluğa ve keyfe kadere kalmasa,

Keşke,

Bir lamba bulsam,

Bir cin çıksa

Üç dilek sorsa,

Birinde memleket, birinde Adanaspor olsa,

Sonuncu hakkın sırrı bende saklı kalsa: ))

Yazar: Editor
2011-07-11 17:26:36
http://www.uzmanportal.com/wp-content/dosyalarim/2010/01/golcu-defans-futbolculari.jpg

Şimdi iki oyuncu transferine kitlenmiş durumdayız.

Bir sol bek ve bir de stoper. Israrla daha fazlasına gerek yok deniyor. Vardır bir bildikleri, yönetim olarak. Hatırlıyorum da, ben geçen sezon da böyle demiştim, taraftarın genel eleştirisinin tersine, “vardır bir bildikleri”.

Yine aynı şeyi demek zorundayım. Bu sefer kendinden emin bir şekilde konuşamayacağım. Umut ederek diyeceğim o sözü. Geçen sene dilim fena yandı: ))

  • Bu sezon kiralıklar damgasını vurabilir kadroya.
  • Örneğin Nuri çok iyi bir sezon geçirmiş İskenderun’da hatta orada yılın futbolcusu seçilmiş.
  • Emrah da Adıyaman’da iyi bir performans gösterdi.
  • Adeta takımın kümede kalmasını sağladı.
  • Savaş’ın da kaledeki rekabeti güçlendirebileceği söyleniyor.
  • Ortada ve ilerde önemli bir eksik olmadığını düşünüyorum.
  • Ama takıma bir sol açık lazım diyenler azımsanmayacak sayıda.

En büyük avantajımız oturmuş bir kadro ve deneyimli bir hoca. Sanırım geriye, lige iyi hazırlanmak kalıyor. Koşan, mücadele eden bir takım.

İşin sihri burada, birçoğumuz bunu onlarca kez dile getirmişizdir, her galibiyet yorumunda bu sihirli kelimeler çıkar karşımıza; mücadele ve koşu… Ve devamında şu örnek gelir geçen sezon için: Tavşanlı Linyit…

Ya da hiçbir şey olmaz, sahaya çıkıp futboluna bakan, yine tertemiz bir Adanaspor her şeyden kıymetli olur bizim için.

Bize teselli mi yok: ))

Yazar: Editor
2011-04-21 09:52:52

Ve Talha affedildi

http://hizliresimyukle.com/showoriginal-47788/tmh.jpg

Şimdi işler düzelir oldu ya, eski defterleri de karıştırırız. Nasıl olsa bu sezonun bir özeleştirisini yapacağız camia olarak. Hem eski derken, o kadar değil. Örneğin Talha neden kadro dışı kalmıştı, bilen var mı? Samsun maçındaki hareketlerinden dolayı deniyordu. Acaba açma germe hareketleri miydi bunlar? Nasıl hareketler yahu, formayı hak ederken kendisi, formayı ömür billâh giyemeyecek bir adamın bir nevi yedeğiyken kenardaki ısınma hareketleri için miydi o sözler, iyi mi ısınmıyordu? Sitemli mi ısınıyordu, kahırlı, kederli, isyankâr? Bilsem…

Kadro açıklanınca tepkisini mi dile getirmişti acaba? Öyle hareketler mi?

  • Acaba o Samsun maçında rakip gole giderken yapması gereken bir hareket vardı da yapmadı, sonra gol oldu, bunun sorumlusu ilan edildi ve kadro dışı bırakıldı, öyle bir şey mi?
  • Buysa o zaman, Bülent’in, Tolgahan’ın, (arada bir Anıl’ın, Koray’ın, bazı pozisyonlara Kbong’un) tutuklanıp hapse atılması lazım, ayaklarından prangalanması lazım, kürek mahkûmu olmaları lazım, kadro dışı kalmak yetmez…

Acaba Giresun maçında attığı o kritik gol mü hazırladıydı Talha’nın sonunu? Nedir?

Neyse, oldu bitti ve Talha affedildi. Ancak arada yaşananlar, Talha’nın neden ceza aldığı nasıl affedildiği hala bir tür muamma. Derin bir sır… Acaba yer açmak için miydi bazı has adamlara?

Şimdilik bu komplo teorilerini kurduranlar yavaş yavaş yapsın özeleştirisini…

Yazar: Editor
2011-01-30 16:30:32

Rakipler ve Rakip

Dün, şampiyonluğun en büyük adaylarından biri olan Rizespor Karşıyaka deplasmanından puansız döndü. Üstelik bu Rize, dehşet bir ara transfer dönemi geçirmiş. Semavi, Mehmet Yozgatlı, yahu Sertan Vardar gibi daha müthiş bir ismi almış. Sonuç? Şimdilik sonuç yok? Uzun vadede belki… Çaykur R. Hala şampiyonluk adayı. Ama bence artık en büyük aday değil. İyi isimleri üst üste yığmak iyi işler olacağı anlamına gelmez. Nedir? Takımda herkes kelle, ulan kim sahada koşturacak, herkes fena profesyonel, kim nasıl uzlaşacak, takım ruhu denen şey ne olacak nasıl olacak? Bu sorular Çaykur için değil, böyle transferler yapan her takım için geçerli. Bakın, Erciyes evinde Güngören’den 2 yedi. Erciyes de iyi transferler yaptı. Ama…

[Bu arada çok iyi transfer yapan şehirlere de dikkat yani: Kayseri ve Rize. Gel de kahırlanma, gel de isyan etme, gel de… durdum… üç nokta…]

Devam edelim, Denizlispor düşüşe devam etmekte, çok yakında ilk altı dışına çıkacak. Mersin de iyi transfer yaptıydı, ancak iki beraberlik aldı. Bizim maçı zaten biliyorsunuz, elimizden zar zor kurtuldular. Lig sonunda kimlerle karşı karşıya geliriz sorusuna iki takımı öne çıkararak cevap veririm. Diğerlerini, (GBB’yi, Erciyes’i, Ordu’yu filan) göreceğiz. O iki takım için Bolu ve Samsun, derim. Boluspor’u hocasıyla bir adım öne çıkarırım, Samsun’u ise yakaladığı hava ve ısrarı ile avantajlı görürüm. 8 hafta içinde de safların netleşeceğini herkes gibi ben de iddia ederim.

Gelelim yine canımızın içi Adanaspor’umuza...

Nedir?

Adanaspor bir kaleci aldı. Onu da göstermelik aldı. Yalandan, malum sebepten... Bir de İsmail’i aldı. Bu hafta muhtemelen göreceğiz nasıl olduğunu. Ama iyi çıkacağını düşünüyorum. Emre döndü. Bu çok iyi... Bir de Frederic var gündemde. Adı güzel adamın: ))

Daha önce de yazdık, bu kadarına bile lüzum yoktu. Bir kaleciyi gönderip gerçekten başka bir kaleci alsaydık, Emre zaten bizde… Yeter de artardı bile.

Tamam, öyle deli kaşar futbolculara gerek yok, ama yetenekleri kanıtlanmış genç isimleri de takımdan uzaklaştırmaya, uzaklaştırır olmaya da hiç mi hiç gerek yok… Gerek yoktu yani…

Sonuç?

Bir yanıyla iyi bir iş yaptık, takıma “isimleri” yığmamakla. Ne yazıktır, bir yandan da yazmaktan-okumaktan usandığımız (sebebi taraftarda meçhul) vakalara da şahit olduk.

Yazar: Editor
2010-11-23 07:47:18
ö

II.Şiir

 

Garlarda görürdüm onu

 

Belki bir hayal

 

Ya da boş kompartımanlarda...

 

  

Zeytinliklerden bir tren geçer gece yarıları

 

Penceresinde ölü arkadaşlar

 

Terk edilmiş bir istasyonda durur

 

Kimseler inmez

 

Zeytinliklerden trenler geçer

 

  

Bir ayağı tahtabacak, yaşlı otel görevlisi

 

Her basamakta durur çıkarırken bavulunu

 

“Şunu ben alsam” dersin

 

“Ama hayır bayan, benim işim bu”

 

Ne çokmuş basamaklar, dersin içinden

 

Önde yaşlı otel görevlisi

  

 

Yağmur yağar

 

Benim bilmediğim bir zamandır

 

Oturur ağlar

 

Çıplak omuzlarında bir şal

 

Yağmur damlalarıdır, dökülür

 

  

Bir kafede, ölmüş bir adamı bekler

 

Yalnızlık gümüş bir broş

 

Ama ben çok yorgunum der, anlarım

 

Ölü bir adamı kim bekler

  

 

Tarifesiz yolculuklara gider

 

Koridorlarda uyur

 

Rüyasında ona annesi ninniler söyler

 

Gece yarısı bir benzinlikte bulur kendini

 

Ömür hep “gece geçilen şehirler”

 

Ay ışığıdır

 

Yaslanır bilmediği bir ağaca

 

Son sigarasını da yakar

 

Hep tarifesiz yolculuklara mı gider

 

  

Der ki “yorgunum çok”

 

Bilirim, aslında yalnızım der

 

Arkadan televizyonunu sesi gelir

 

“Garip bir hal

 

Sessiz sessiz oturuyorum

 

Sahi sen ne yapıyorsun

 

Portakal ağaçlarına selam söyle”

 

 

Üzerine dökülür şal

  

Çıplak omuzları hala yağmurlardadır

 

Bilirim, anlarım

 

Ne zaman unutsam yağmur yağar

 

  

“Şu kederin birazını ben alsam”

 

“Ama hayır bayan, benim işim bu,

 

Sen bir kafede bekle beni

 

Bir tekila söyle

 

Bir sigara daha yak

 

Gelmezsem yanlış anlama

 

Bil ki çok yorgunum

 

Beklerim telefonunu, ama arama

 

Belki bu gece erken uyurum”

 

Not: Bu şiiri sayfaya yükledim, sonra teknik bir arıza ile birkaç günde yok oldu. Şiirin efkarından mıdır nedir? Yine yolladım işte sayfaya: ))

Yazar: htabakan
2010-09-18 15:03:01
yuh

Alkış veya Yuh // Demokrasi ve Özgürlük

http://ul.gcg.me/files/2010-09/ww.jpg

Sorgu sual etmeden biat edip tam bir itaatle yola devam etmek nasıl bir tercihse veya özgürlük ve demokrasi edebiyatı gereğiyse protesto edip yuh çekmek de bir o kadar kıymetli ve saygıya değerdir. Batı’ya, Amerika’ya baktığımızda bu protesto biçimlerini birbirinden farklı organizasyonlarda sıkça görmekteyiz. Konserlerde, belgesellerde, filmlerde, şarkılarda, şiirlerde… Şiddet olmadıktan sonra bireylerin olumsuz bulduğu halleri veya mercileri yuhalama hakkı vardır. Alkışlama hakkı olduğu gibi.

Basket turnuvası ödül töreninde padişahım çok yaşa denmemiş ve yuhalanmış. Hükümet de kamera kayıtlarından, bir iradeyi kullanıp bunu eyleme döken o protestocu insan evlatlarının peşine düşmüş. Ee? Ne oldu? Hep mi alkış, hep biat, hep mi yıkama yağlama? Tamam. Onların peşine düştünüz. Aranıyorlar. Bir de isterseniz kelle avcılarını peşlerine takın western filmlerinde olduğu gibi, ödüller koyarak… Wanted! 1000 Dolar! Ölü veya diri!

Peki, TV’lerinde, evlerinde o yuhu çeken insanlara bir önlem alındı mı acaba? Derim ki; evlere de birer kamera konsun. Muhalif her unsur dize getirilsin. Bir de TDK eski 12 Eylül döneminde olduğu gibi yenisinde de bu kez sivil cuntacıların direktifleri doğrultusunda bazı sözcükleri yasaklasın. Örneğin iktidara yuh filan denmesin; işsizlik var, feryatları yasaklansın, ekonomi büyümesi kuyruklu bir yalandır, en azından reel sektörde böyle bir büyüme palavradır, sizin seçim ekonominizin sahte büyümesidir o, gibi çıkışlar tu kaka ilan edilsin. Farklı olmanın üzerinden silindirler geçsin. Nasıl olsa yargı da keyfiyetinizde!

İnsanlar alkışlayacaklardır, yuh da çekecektir. (Dinleyiniz Mahzunî Şerif’ten yuh yuh!)

Doğru bulmadığımız işleri ve kurumları, şahısları yuhalayacağız.

Örneğin yalnızlığımızın şehri Adana’nın o tarafgir belediyecilerini yuhalayacağız, yuhalayacağız ve yuhalayacağız…

O tarafgirlikle Adanaspor’u yok sayan belediyecilerle, Adanaspor taraftarı -sağcısıyla solcusuyla- sandıkta hesaplaşacaktır, unutulmaya.

Evet, oradaki adaletsizliği içlerine sindirebilen o belediyecilere sağlam bir yuh!

Yazar: Editor
2010-08-30 19:49:12

Farkında Olmak Üzerine

 

  • Mourinho bir söyleşisinde meslektaşları için şöyle diyor:
  • “Sadece futboldan anlayan bir teknik direktör bugün kötü bir teknik direktördür, hayatta kalamaz!”
  • Bu sözü buraya bir genelleme ile almış olalım; hoca, futbolcu, yönetici, taraftar, seyirci, memur, mühendis, doktor, öğretmen… bütün iş kollarını yazmayacağım hayır: ))
  • Ama öyle değil mi, sadece kendi işini bilmek, hele bilginin iki klavye tuşuna düştüğü bu devirde ne de yavan olur…
  • Lakin şöyle bir özele bağlayabiliriz Mourinho’nun bu sözünü; örneğin iyi bir tiyatrocu sadece Shakspeare’i bilmekten sorumlu olmayacak, memleketinin gerçeklerinin de farkında olacaktır; insanlar ne yer, ne içer, nasıl geçinir, şu yoksulluğun sebepleri nelerdir, sorumluları kimlerdir…
  • Veya bir romancı ömrünü roman kuramları, kurgular, yazarlığa dair teknik ayrıntılarla geçiremez herhalde! Amerikan üniversitelerindeki hocalıklar filan, ülkenin nasıl bir kumpasa getirildiği noktasında bir körlüğe sebep olmamalı, değil mi?
  • Sonuçta bu memlekette yaşayacağız hep birlikte, gidecek bir New York’umuz, orada bir apartman dairemiz yok bizim, değil mi?
  • O zaman şöyle bitirelim: 
  • “Memleketin hakiki hayat sahnelerini göremeyen, bu meselede bir algı sorunu yaşayan sanatçı kötü bir sanatçıdır, edebi hayatta kalamaz!
Yazar: Editor
2010-08-11 23:33:04

Grev Yasağı Geliyor

“Anayasa paketine evet diyenlerin bir bölümünün iddia ettiği sendikal haklar hayal mahsulüdür.  Bu iddiaları evet gerekçeleriniz aranızdan çıkarın lütfen! Bu paket sendikal hakları geliştirmiyor. Tersine –büyük harflerle yazayım- ANAYASA PAKET TÜM KAMU ÇALIŞANLARINA GREV YASAĞI GETİRİYOR. Çalışanlara yanlış bilgiler sunmayın, onları yanıltmayın. Grev yasağı getiren bir paketi toplu sözleşme hakkı getiriyor, grev hakkının önündeki engelleri kaldırıyor diye sunmanın vebali büyüktür.

Anayasanın toplu iş sözleşmesiyle ilgili 53. maddesinde yapılan değişiklik memurlara toplu sözleşme hakkı değil, zorunlu tahkim yani grev yasağı getirmektedir. İddianın aksine 53. MADDE DEĞİŞİKLİĞİ MEVCUT ANAYASA METNİNDEN DAHA KÖTÜDÜR.

Nasıl mı? Mevcut 53. Maddede sendikalara hiçbir yaptırımı olmayan bir “toplu görüşme” imkânı sağlıyor. Toplu görüşmede uzlaşma olmazsa yasaya göre Uzlaştırma Kuruluna başvuruluyor. Uzlaştırma Kurulu kararları kesin değil, bu kararlar hükümetin takdirine sunuluyor. Son sözü hükümet veya meclis söylüyor. Dolayısıyla sendikalar, uluslararası sözleşmelerin iç hukuktan üstün olduğu hükmünü içeren Anayasa madde 90/son fıkraya dayanarak, grev hakları olduğunu savunuyor ve grev ilan edebiliyor. Örneğin 25 Kasım 2009 genel grevi böyle yapıldı. Dahası idarenin her türlü işlem ve eylemi yargı denetimine tabi olduğu için gerek Uzlaştırma Kurulu gerekse hükümet kararlarına karşı itiraz mümkün.

Değişiklik, Mevcuttan Daha Kötü

53’te yapılan değişiklik ile sendikalar ile idare arasında yapılan görüşmelerde uzlaşma sağlanamazsa uyuşmazlık Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na (KGHK) gidecek. KGHK, bugünkü Yüksek Hakem Kurulu gibi hükümet-işveren ağırlıklı bir yapı olacak. KGHK’nın kararları toplu sözleşme hükmünde ve kesin olacak ve bu kararlara itirazı mümkün olmayacak. Buna çalışma hukukunda zorunlu tahkim adı verilir. Zorunlu tahkim grev yasağı demektir. Grevin yasak olduğu hallerde zorunlu hakeme gidilir. Mevcut 53. Maddede zorunlu tahkim (grev yasağı) yoktur. 53’te yapılan değişiklik ile zorunlu tahkim-grev yasağı ANAYASA HÜKMÜ haline gelmektedir.

Aziz Çelik / BirGün gazetesinden /

Yazar: Editor
2010-07-23 20:41:05

saçları şarkı söyleyen kız

 

Bir taş daha attım havuza

Sonunda ürktü yeşil kurbağa

Sıçradı geçti kısa duvarı

Kayboldu otlar arasında

Bense ahşap evin,

Tahta merdivenlerin hatıralarında

Kaybolmuştum

                           

Sonra yaşlı köpek geldi yine

Burnuyla yokladı ıslak otları

Ağır ağır gitti

Kıvrıldı merdiven altına

Miskin bir öğleden sonraydı

 

Komşu bahçede ağıtlar duyuldu yine

Ben duydum, babaanne duydu

Başka kim duydu bilmiyorum

Meğer bir şarkıymış bu

“saçları şarkı söyleyen kızın”…
Yazar: Editor
2010-07-15 11:29:16

Hayvan Çiftliği

http://ul.gcg.me/files/2010-07/animal_farm.jpg

Geçenlerde bürodaki kitaplığımı yerleştirirken eskiden okumuş olduğum kitaplardan biriyle göz göze geldim. İlk sayfasını çevirdiğimde kitabın yazarı George Orwell’in ilk okuduğumda tebessüme neden olan aforizmasıyla tekrar gülümsedim : “ Bütün kitaplar eşittir, ama bazı kitaplar öbürlerinden daha eşittir ”.

Gözüme ilişen ve bana göre diğer kitaplardan daha eşit olan kitaplardan biri olan kitap İngiliz yazar George Orwell’in Hayvan Çiftliği isimli romanıydı. Romanda öz itibariyle bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olan domuzlar; kısa sürede önder bir takım oluştururlar ve ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurarlar.
Romanın bir masal havasında yazıldığı 1945 yılından günümüze kadar kitap ile ilgili çeşitli yorumlar yapılmıştır. Kimileri komünizm eleştirisi olarak, kimileri komünizm’in nasıl kapitalizm’e dönüştüğünü kimileri ise otorite, idare ve gücü elinde tutanların idealizmden ve amaçlardan saptıkça neler olabileceğini anlatan bir kitap olduğunu belirtirler.

Romana dönecek olursak domuzların önderliğinde çiftlik ele geçirilir, çeşitli kurallar getirilir ve bir tabelaya yazılır. Bunlar; iki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin, dört ayak üstünde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin, hiçbir hayvan giysi giymeyecek, hiçbir hayvan yatakta yatmayacak, hiçbir hayvan içki içmeyecek, hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek ve en sonuncusu bütün hayvanlar eşittir ilkesi getirilmiştir.

İlerleyen zamanlarda gücü ve iktidarı elinde tutan domuzlar, gücü ve iktidarı kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye başlayıp, ilkeleri birer birer değiştirmeye başlamışlardır. Ele geçirdikleri çiftçinin evine yerleşerek yatakta yatmaya, kıyafet giymeye, içki içmeye, diğer hayvanlardan 1 saat geç kalmayı, insanlar ile görüşmeye, ticaret yapmaya başlarlar.

İlkeleri de birer birer değiştirirler; ilkeler dört ayak iyi iki ayak daha iyi, hiçbir hayvan aşırı içki içmeyecek, hiçbir hayvan başka bir hayvanı sebepsiz yere öldürmeyecek şeklinde değişime uğrar ve zamanla sadece tek bir ilke kalır : bütün hayvanlar eşittir.

İlerleyen zamanlarda domuzlar insanlar ile o derece iletişime geçerler ki, bir gün çiftlikteki aynı masada karşılıklı kağıt oynamaya, içki içmeye ve konuşmaya başlarlar. İnsanlardan biri söze girerek şöyle der; “sizler aşağı kesimlerden hayvanlarınızla uğraşmak zorundaysanız, bizler de bizim aşağı sınıflardan insanlarımızla uğraşmak zorundayız". O anda pencereden domuzlar ile insanları izleyen diğer hayvanlar bir an domuzlarla insanları aynı görürler, o günden sonra tabelaya yazılmış tek bir yazı kalır : “ Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir”.

Şimdi bu romanı ve hikayesini size niye anlattım? Yukarıda anlatılan yani insanların veya hayvanların kim olursa, gücü ve iktidarı ele geçirince önceden eleştirdikleri, yerdikleri kişi ve kavramlara nasıl dönüştüklerini ve benliklerini kaybettiklerini görüyoruz. Romanda yaşananlar önceden, şu anda veya daha sonra Türkiye’de yaşananlara veya yaşanacaklara benzemiyor mu?

AKP’si, CHP’si, MHP’si veya hangi parti olursa olsun iktidara geldiğinde kendi zenginlerini, kendi medyalarını, kendi yandaşlarını yaratmıyorlar mı? Gücü, iktidarı ve refahı toplumun her katmanına yaymak yerine kendi zümrelerine hizmet etmiyorlar mı? Aslında tüm toplumun istediği ve özlem duyduğu tek bir ilke var o da “ bütün insanlar eşittir” ama katlanamadığımız veya katlanamayacağımız tek ilke ise “Bütün İnsanlar Eşittir, Ama Bazı İnsanlar Diğerlerinden Daha Eşittir”.

Erkin A. DOYGUN

Yazar: Editor
2010-07-03 10:40:22

K Ü L    V E   F İ D A N

 

Geceler karabasanla yüklüydü on yıldır... Uykular kâbus taşıyordu... Madımak’tan yükselen duman genzine doluyor, nefesi kesiliyor, gözleri yaşarıyordu... On yıldır her gece kan ter içinde uyanıyor, içindeki ateşi söndürmek istercesine musluğa koşuyor, kana kana su içiyordu... Işıkları açmadan evin içinde volta atıyor, sigaranın biri bitmeden öbürünü yakıyordu... Yaşadıklarını her gece siyah-beyaz karelerle yeniden izliyor, her gece yeniden yanıyor, her gece yeniden boğuluyordu...

İç Anadolu bozkırında haziran temmuza devretmişti gün sayımını... Güneşin ötesinde bir aydınlık vardı Sivas’ta... Sivas ışıl ışıldı... Güle oynaya karşılamıştı temmuz sıcağını Sivas... Ama bir şey vardı sanki hani sözcüklerin yetersiz kaldığı, hani insanın göğüs kafesine çöken, yüreğini daraltan bir şey... İçi sıkılıyor, olduğu yerde duramıyor:

“Bir şey var, fark edemiyor musunuz? Bir tuhaflık var gelen günde...”diyordu yanındakilere...

“Hayır” diyordu herkes “Sen kuruntu yapıyorsun”

Kimseye anlatamıyordu... Kimse onu dinlemiyor, onun hissettiklerini kimse hissetmiyordu...

İkicanlıydı... Bir sevincin ürünü vardı karnında... Dünyaya bir can getirecek, zulme karşı bir can yetiştirecekti...

“Onurlu olacak çocuğum” diyordu “Savaşçı olacak, baş eğmeyecek ve baş eğdirmeyecek”

Serseri bir mayın gibi ortada dolaşıyor, of çekiyor, tırnaklarını yiyor ve içindeki bu kasvet havasını dağıtmaya çalışıyordu.

“Git dinlen” diyordu arkadaşları “Kaç gündür yoruldun belki onun içindir bu sıkıntın, biraz uyusan bir şeyin kalmaz”

“Bu ölüm sessizliği sizi ürkütmüyor mu? İnsanlardaki bu telaş, havadaki bu ağırlık size bir şey anlatmıyor mu?”diyor ama kimseyi uyandıramıyordu... Gözü açık, her türlü tehlikeyi önceden sezebilen arkadaşları bile sanki bir gaflet uykusundaydı, üzerlerine ölü toprağı serpilmişti sanki... Çalışıyor, çabalıyor, sağa sola koşuyor, her gördüğüne bir şeyler söylüyor ama havadaki bu kahrolası bulutu dağıtamıyordu... Sivas içten içe kaynıyor, Sivas kan kokuyor, Sivas Madımak’ta parlayacak ateşin dumanlarını saklıyordu...

Gün ışımaya başlamıştı... Karanlıklar yerini ışığa bırakırken aydınlıkların ateşe verildiği bir utanç sayfasının onuncu yılı da doluyordu... Kendini balkona zor attı. Astım krizine tutulmuşçasına öksürüyor, bir nefes temiz hava için çabalıyordu. Her nefes alışında Sivas’tan bir duman geliyor, soluk borusuna yerleşiyordu. Nefes vermek, o katil dumanları ciğerlerinden atmak istiyor, öksürüyor,öksürüyor,öksürüyordu....

Sivas birden hareketlenmeye başladı, Kültür Merkezi’ne doğru gelenlerin gözleri dönmüş gibiydi. Can istiyorlar, kan istiyorlar, ölüm saçıyorlardı.

“Çıkın dışarı” diyorlardı bir uğultu halinde... Küfürler havada savruluyor, camlar kırılıyor, günlerdir dost sohbetler barındıran Kültür Merkezi şimdi zulme karşı direnişin simgesi oluyordu. Kadınları ve çocukları uzaklaştırdılar önce... İkicanlı olduğunu unutmuş çocukları dışarıya çıkarmaya çalışıyor, bir an olsun boş durmuyordu.

“Sen hamilesin, sen de git” dediler, “Biz başımızın çaresine bakarız”

“Hayır” dedi “ne olacaksa olsun, sizi bırakıp gitmeyeceğim”

Bir yandan da masaları ve sandalyeleri üst üste yığıyor, barikat oluşturmaya çalışıyordu arkadaşlarıyla...

“Öleceksiniz, kanınız helaldir sizin” diye salyalarını akıtarak bağırıyordu dışarıdakiler...

Bir yandan direniyor, bir yandan da “Biliyordum” diyordu.”Biliyordum, bu ölüm sessizliğinin bir anlamı vardı! Dinlemediniz beni. Görmediniz dumanlı havada gezen kurtları... Uyandıramadım hiçbirinizi...”

İçerde bir elin parmakları kadar kalmışlardı. Sanki yolun sonu gelmişti. Onca kavgaların arasında bile ölümü bu denli yakın hissetmemiş, kendini böyle çaresiz saymamıştı. Tüm arkadaşları onu,o arkadaşlarını korumaya çalışıyordu.Ellerine ne geçerse,masa,sandalye, küllük, kırılmış camlar,ne bulurlarsa savuruyorlardı.Ama öylesine çoktu ki dışarıdakiler, öylesine azgın, öylesine kudurmuşlardı ki, dinsiz imansız geliyorlardı ve ellerinde ölüm it dişleriyle sırıtıyordu.

Balkona çıkmak biraz olsun rahatlatmıştı. Soluk borusunda çöreklenen isli dumanı yavaş yavaş çıkartıyordu. İçeriye döndü. Oğlunun odasına geçti. Üstü açılmıştı, üzerini düzgünce örttü, saçlarını okşadı, alnına bir öpücük kondurdu. Sivas yangınından çıkıp gelmişti ve büyüyordu. Sivas’ı unutmadan, Sivas’ı anımsatarak büyüyordu. Usulca odadan çıktı. Salona geçti, koltuğa boş bir çuval gibi yığıldı. Bir sigara daha yaktı. Güneş usul usul odada ilerliyor, sokaklar hareketleniyordu. Başını arkaya atıp gözünü tavana dikti.

Üstlerine üstlerine gelen kalabalık bir anda yön değiştirdi. Ne olduğunu anlayamadılar. Daha bir dakika önce “Kanınız helaldir” diye salya saçanlar, şimdi onları bırakmış gidiyorlardı. Bir çakal sürüsünü andırıyorlardı, ağızlarından kan, gözlerinden vahşet saçılıyordu.

Şaşkındılar, uzun süre hareketsiz kaldılar, ses seda kesilmişti, az önce ölüm-kalım savaşı verilen Kültür Merkezi’nde şimdi bir acı sessizlik vardı. Yavaşça dışarı çıktı, ürkekti, elleri tedirgin, gözleri telaşlıydı. Az önce kendisini öldürmeye çalışan kalabalığın peşine takıldı. Sanki bir katil sürüyü önüne katmış gibiydi. Tekbir sesleri geliyor, küfrün bini bir paraya gidiyordu. Birden irkildi, donup kaldı yerinde, ileriden yükselen dumanları gördü, bu Madımak Oteliydi.

“Olamaz” dedi, “Oteli yakıyorlar”

İçerdekileri düşündü, bir kuş olup içeri girmek, orada çaresiz duman yutan dostlarını kanatları altına alıp kaçırmak istiyordu. Çığlıklar, küfürlerin ve tekbirlerin altında kalıyor, duyulmaz oluyordu. Ellerini yumruk yapmış sıkıyor, tırnakları avuçlarına gömülmüş dudaklarını ısırıyordu. Bir oteli değil insanları ateşe vermişler ve etrafında dans ediyorlardı. Bir sürü psikolojisi içindeydiler, birisi küfretse küfürler çoğalıyor, birisi tekbir dese tekbir sesleri çoğalıyordu, mantıkları yok, duyguları yok, yalnızca öldürme dürtüleri vardı... Saatlerce sürdü bu tablo... Saatlerce salyalarını saçtılar etrafa ve karnı burnunda tanıklık etti tarihin bu en acı katliamına...

Şimdi oturduğu koltukta gözyaşları ince ince süzülürken yanaklarına “o günler bir daha olmasın” demek bile anlamsız geliyordu artık. Birden yanaklarındaki yaşı silen bir elle irkildi. Oğlu minicik elleriyle gözlerindeki yaşı temizliyordu.

“Ağlama anne!” dedi, “Ben buradayım, yanındayım ben senin”

Gülümsedi, gözlerinin içi parladı birden... Omuzlarından tutup bastı bağrına oğlunu... Sivas’ta küllerin arasından fışkıran bir fidan vardı göğsünde ve destek oluyordu artık çaresizliğine... Yangınlara inat büyüyordu, yangınlar olmasın diye büyüyordu... On yıldır soluk borusundan atmaya çalıştığı dumanlar, oğlunun sıcaklığı ile silinmişti,artık rahat nefes alıyor,yangınlarda boğulmuyordu...

 

03.04.2003

A D A N A  

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Yazar: htabakan
2010-07-01 14:55:36

Futbolun İstikbali İçin

http://ul.gcg.me/files/2010-07/fss.jpg

Futbol kulüplerini yaşatmak ekonomik yönden mutlaka zordur. Bunu için de kulüpler birtakım önlemler almaktadır. Bu önlemler de dünyanın ekonomik seyrüseferine göre şekillenir. Doğaldır. Kulüpleri yönetenler var olan koşullar içinde mücadele ederler. Belki çok hoşlanmasalar da borsayla, telefoncularla, bankacılarla işbirliği yaparlar. Tabi bunların sonuçlarını da zaman gösterecektir. İyi veya kötü…

  • FİFA, UEFA genelde;
  • federasyonlar ve kulüp birlikleri özelde birtakım kararlarla
  • futbol takımlarına ve kapitaline ayarlar verirler.
  • Çünkü eninde sonunda bir gelir gider hesabı vardır ortada.
  • Dolanan milyonlarca liralar vardır.
  • Bunların kurumsal düzeyde
  • ve yasalar çerçevesinde hesabının verilmesi söz konusudur.
  • Maddi anlamda kaçağa göçeğe çok müsait alanlar yaratmaktadır futbolun maddi sahaları.
  • Özellikle belediyeler üzerinden kaçırılan paranın haddi hesabı yoktur. Biliyorsunuz...
  • Sebep budur ki kontrol ve otokontrol şarttır.

1.Lig Kulüpler Birliği bazı kararlar almıştır. Bunu içinde transfer bedelleri, prim sistemi ve menajerler görüşülüp tartışılmış. Kulüpler, kendi varlıklarının devamı için elzem gördükleri noktalara neşteri vurmuştur. Bakınca bu kararlardan önce futbolcuların sonra menajerlerin görece bir maddi kayba uğrayacakları görülmektedir. Tartışılacaktır. (Şu menajerlik müessesesi de ayrı bir yazının konusudur.)

Futbolcular bu işe ne diyecektir, merak ediyorum. Kulüpler neler verebileceklerini açıkça belirtmiştir. 250 binden fazla transfer ücreti yok, prim yok maç başı var, aracılara filan para yok, diyorlar. Başka neler konuşulmuş bilmiyorum.

  • Futbolcular da bir şey diyecektir bunu karşılığında.
  • Mesela, 250 az, diyen olacaktır.
  • Kritik maçlarda prim isteriz yoksa arıza çıkarırız, iması olacaktır.
  • Belki, varsayım üzerinde konuşuyorum.
  • Veya itiraz etmeyecekler,
  • ama sözler zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirilsin diyeceklerdir.

Konumuz futbolsa, bana göre Adanaspor’un çıkarları ve geleceği birçok şeyden önemlidir. Örneğin gerçekte ne yaptıklarını bilmediğim menajerlerin cebine gidecek paranın kulüp kasasında (veya futbolcunun kendisinde) olması doğru olandır, derim.

Şunu da belirtmeden yazıyı bitiremem ama. Futbolcu bir görüş bildirecektir. Bunu nasıl yapacaktır peki? Tekilden mi? Topluca mı? Her durumda başları belaya girer bence. Çünkü örgütsüz her girişim bir başıbozukluk olarak etiketlenecektir. Hele ülkemizde, adamı cop manyağı yaparlar: )) Görüş bildiren futbolcu takımlar için olası bir el bombası olacaktır. Böyle isimleri kulüpler transfer etmek istemeyecektir. Onlar, nifak tohumlarını serpenler olarak algılanacaktır.

  • Peki, çözüm nedir? 
  • Sendikalaşmadır.
  • Acilen.
  • Futbolcu da kendi haklarını en doğru ve en güvenli bir biçimde ancak bu yolla arayabilir.
  • Çünkü karşılarında her zaman
  • doğru düzgün yöneticiler, başkanlar, hocalar olmayacaktır.
  • Menajerler de zaten menajerdir.
  • Bu işin sakatlığı, emekliliği vardır
  • ve de eski birçok futbolcunu ekonomik anlamda ne zor bir hayat yaşadığı da ortadadır.

Evet, kulüpler yaşayacaktır; ama futbolun asıl öğesi olan futbolcular da yaşayacaktır ve futbol hayatlarını, sonrasını güvence altına almak için kendilerine bir kapı açacaklardır. Böyle bir yapılanma hem kulüpleri hem de futbolcuları yasal, sağlam, hakkaniyetli bir platformda buluşturmuş olacaktır.

Futbolun istikbali içindir sendikalaşmak…

Yazar: Editor
2010-06-14 20:09:23

Grup Yorum

 

http://ul.gcg.me/files/2010-06/grupyorum.jpg

 

  • Geçen cumartesi
  • Grup Yorum, 25. yılını kutladı.
  • Hep devrolan bir 25 yıl.
  • Hep bir bayrak yarışıyla geçen 25 yıl.
  • “Kolay değildir.” demek
  • kolay bir söz olur!
  • Bu ülkede,
  • adeta İsrail’in yaşattığı bir zulmü yaşayarak
  • geçen
  • bir 25 yıl.
  • Dimdik.
  • Lafta değil ama…
  • Biliyorsunuz siz o lafta kalan dik duruşları...
  • Daha çok “25 yıl”lara Grup Yorum.
  • "Sıyrılıp gelerek"...
  • "Geliyoruz", diyerek,
  • "Yıldızları Kuşanarak",
  • "Başeğmeden",
  • memleket aşkına...
Yazar: Editor
2010-06-07 22:32:13

Kalb İbresi ve Apollinaire Sansürü

“Yashasin tabe yani! Turkche olimpiyadlarımız bashladı. Daha otesi warmı. Yanlız memlekette degil, Turkche artıq bütün dünya da deliler gibi qonuşuluyor!”

  • Nasıl ama; Tertip Heyeti’nde (tertip de, heyet de Arapça), Ömer Asım Aksoy’un Dil Derneği’nden kimsenin bulunmadığı (fakat Zaman, Samanyolu, Türk Ocakları mevcuttur);
  • Türkçe’nin yanına Yunanca’dan eklenen Olimpiyatları ile şenlenmiş (olimpiyat zaten çoğulluk anlatırken olimpiyatlar, deha ürünü...);
  • başına da Uluslararası kondurulmuş (uluslararası olmayan olimpiyat?);
  • tanıtım filmlerinde ‘Türkçe konuşan bir dünya’ diye sayıklayan organizasyonu, memlekette sıklıkla kullanılan dil aracılığıyla verdim.
  • Destekçilere bakılırsa,
  • organizasyonun ardındaki gücün,
  • milyarlarca dolarlık sermayesiyle büyük şair,
  • yüzyılın düşünürü,
  • son kitabıyla metro istasyonlarına ve İDO’larda
  • (hani şu, kaptanların iskelede alkol kontrolü yaptığı söylenen kurum)
  • hiç durmaksızın tıngırdayan Kanal 24’e giren Hoca Efendi olduğu anlaşılacaktır.
  • Sahi siz gördünüz mü o ilanları?
  • Gül kokulu estetik: Kalb İbresi…
http://ul.gcg.me/files/2010-06/LiveImagesYeniFotoAnaliz_0__9_T__rk__e_Olimpiyatlar__-.jpg

Devamını okumak için tıklayınız…

Yazar: Editor
2010-06-02 10:53:55

Ağzı Çiçekli Adam

Ölüm, garip, iğrenç, korkunç bir böcek olsa ve yoldan geçen birinin yakasına konsa... Siz de onu görseniz. Yolda durup: “Affedersiniz, müsaade eder misiniz? Yolunuzu kestim ama üzerinize ölüm konmuş” demez misiniz? Şöyle iki parmağınızı uzatıp, onu fırlatıp atmaz mısınız?
Ne mükemmel olurdu değil mi?


Fakat ölüm bir böcek değil. Bu gelip geçenlerin arasında birçokları onu üzerlerinde taşıyorlar, ama görünmüyor. Onun için de korkusuz, rahat rahat dolaşıp, yarınki, yarından sonraki hayatlarını kuruyorlar.

Yukarıdaki sözler İtalyan yazar Luigi Pirandello’nun ‘Ağzı Çiçekli Adam’ adlı eserinden bir alıntıdır. Hayatın ve hayatın içinde yanı başımızda sessiz sedasız giden ölümün sorgulandığı kısa ve kederli bir oyun. Sorgulama dedimse yanlış anlaşılmasın, öyle entelektüel, kitabi sorgulama değil. Son derece doğal biz anlatımla…

Mitos/Boyut tarafından da yayımlandı. Kitapçılarda bulmak mümkün.

İyi okumalar.

(Peki nasıl seyrederiz diyorsanız 15 Haziranda Adana Koleji'nde sahneleyeceğiz bu oyunu, bekleriz efendim: ))

Yazar: Editor
2010-05-25 20:48:36

Giderim

Sana varıp bir eşikte kalırım
Nereye bakar gözler sessiz akar dalarım
Ve ah bir yel eser alır kalbimi
Diyemem ki, susar kalır ölür aşk

giderim

Sussam bilmez gitsem beni aramaz
Kalsam gelmez ölsem bana ağlamaz
Sonra bir dert yakar ah şu derdimi
Dilimde eski bir şarkı, ben

giderim

Gece olur sana düşer suretim
Rüzgâr olsam durmaz kalmaz

giderim


Avareyim yollar beni anlamaz
Çalacak bir kapım olmaz

giderim

Yazar: Editor
2010-05-20 11:17:50

Adanaspor – Altay


  • Devam demek için,
  • son maça da heyecanla taşınabilmek için,
  • hala bir süper lig umudu için,
  • iyi bitirmek için,
  • Adanaspor için,
  • Adanasporluluk için,
  • Başkan için,
  • Hamza abi için,
  • Kemal hoca için,
  • her bir futbolcu kendi için,
  • yalnız bırakmayan taraftar için…
  • ve
  • Bu akşam da maçımız var ya,
  • Adanaspor’u izlemek var ya,
  • o formayı sahada görmek var ya…
  • İçimiz kıpır kıpır…
  • bu his
  • Güzel değil,
  • çok güzel: ))
Yazar: Editor
2010-04-13 09:36:05

Birinci Şampiyon Karabükspor

http://ul.gcg.me/files/2010-04/krbk.jpg
  • Karabükspor bitime 4 hafta kala şampiyonluğunu ilan etti.
  • İyi de etti. Gittiler,
  • Rize’yi deplasmanda 3-0 yendiler ve döndüler.
  • Yürekten kutluyorum ve “alkışlıyorum” : ))
  • Tabi bunlar talihle filan olmadı.
  • Kadro zenginliği ve oyuncu kalitesiyle oldu.
  • Orta sahalarında son derece etkili adamlarla, örneğin S. Vardar’la oldu bu iş biraz da.
  • Adanaspor’umuzla karşılaştıramayacağımız bir alternatifli takım…
  • Yani?
  • Evet, Karabük’ü kutluyorum
  • ama Adanaspor’u,
  • (en zor koşullarda bu noktaya geldi ya)
  • canı gönülden, ellerim patlarcasına alkışlıyorum…
Yazar: Editor
2010-03-30 02:35:17

Birsıfırspor

http://ul.gcg.me/files/2010-03/nmr.jpg

Sevgili Adanasporlular hep birlikte yaşlanıyoruz, hep birlikte reflü oluyoruz, hep birlikte kalbimiz sıkışıyor, streslere geliyoruz. Sezon başından bu yana evimizde ya da deplasmanda rahat maç izleyemedik. Şimdi birileri çıkıp olur mu Kartal maçı vardı rahat rahat izlediğimiz diyecek, ben de onlara son dakikalarda yediğimiz 2 golü hatırlatacağım ve yine streslere geldiğimizi hep birlikte anımsayacağız.

Başlıktan da anlayacağınız üzere Adanaspor bu sezon 1-0 ya da 0-1 maçları alıyor, bizden de bir ömür alıyor. Alsın, Adanaspor’un canı sağ olsun diyeceğim ama nereye kadar…

Şimdi Adanaspor pardon Birsıfırspor taraftarlarına ve kamuoyuna bunun içine federasyon, iddaa, gazeteler hepsi giriyor önerilerim olacak.

Başlayalım;

1- Maçtan önceki akşam yatmadan önce 1 bardak süt içeceğiz, stresli maç öncesi akşam mideyi revizyondan geçireceğiz.

2- Sabah kaldığımızda maçtaki stresle mücadeleye girişebilmek için sabah yürüyüşü yapıp, bol bol oksijen depolayacağız. Mümkünse meditasyon da yapabilirsiniz ama yok biz Adanalıyız bize ters derseniz, bir iki kültür fizik hareketi yapmanız da yeterli olur.

3- Kahvaltımızı hafif yapacağız, maç sırasında rahatsız olmamak için sucuk, sosis, yağlı yumurta gibi ürünlerden uzak duracağız. Kesinlikle ve kesinlikle portakal suyu içmeyeceğiz çünkü portakaldaki asit maç stresi ile birleşince midemizde bir felakete yol açabilir.

4- Beklentimizi düşük tutup maça gideceğiz ki, maçtaki olaylara tepkimiz azalsın, mide spazmı yaşamayalım. Ufak şeylerden kendimize büyük mutluluklar çıkartacağız. Mesela 1-0’dan sonra topumuz direkten dönerse biz onu gol sayacağız, midemizi ve kendimizi avutacağız.

5- Evden çıkarken yanımıza ilk kombine kartımızı sonra yanımıza talcid, gaviscon hatta ne olur ne olmaz diye bir dil altı hapı almayı da unutmayacağız.

6- Maç sırasında yanımızdaki taraftara destek olacağız, psikolojik destek. Mide asidinin yükselmemesi için telkinlerde bulunacağız.

7- Federasyona toplu dilekçe verip, 1-0 öne geçtikten sonra maçın bitirilmesini talep edileceğiz, 1-0’ın üstüne çok güzel yatıyoruz.

8- Bildiğiniz üzere İddaa Bank Asya maçlarına skora dayalı iddaa seçeneği koymuyor, yine toplu dilekçe ile en azından 1-0 veya 0-1 skor tahminlerinin iddaa bültenlerine koyulmasını talep edeceğiz. En azından midemiz için tedavi masraflarını buradan çıkartabileceğiz.

9- Maç 1-0 devam ederken tüm stad hep birlikte 2-0 için Amerika’da Obama’nın seçimlerde kullandığı “Yes, we can”, “yapabiliriz” sloganını atacağız.

10- Es kaza bir maçta 2 farklı skoru yakalarsak, o günün resmi tatil olması yönünde girişimlerde bulunacağız.

11- Sevgili Serkan Şenyürek maçları anlatırken, skor 1-0 devam ederken sürekli kullandığı sıkıntı kelimesini kullanmasını yasaklatacağız. Ekstra stres yaratıyor.

12- Yeni sezonda tam teşekküllü bir devlet hastanesinden sağlam raporu getirmeyenlere kombine verilmemesini talep edeceğiz.

Son olarak;

13- Maçlarımız 1-0 skoru ile sonuçlanmaya devam ederse yeni sezon takımın ismini Birsıfırspor olarak değiştirmek için federasyona başvurulmasını talep edeceğiz.

Tabi tüm bunlar işin şaka boyutu, biz hep 1-0 kazanalım, midemiz, kalbimiz hepsi feda olsun, yeter ki Adanaspor Şampiyon olsun… Pardon Birsıfırspor şampiyon olsun…

Erkin A. Doygun     

Yazar: Editor
2010-03-19 03:46:31
Israr Ediyorum!
  • Çocuklarını alıp maça giden, çocuklarına turuncu sevdayı miras bırakmayı ilke edinen bir baba olarak diyorum ki: “ Yaşamın hiçbir noktasında küfür ile yan yana olamam… Emeğini ortaya koyanlara hiçbir koşulda sövemem, sövülmesine de izin veremem.” Bu kırmızı çizgimdir benim… Ancak bu coğrafyada yaşayıp da küfür duymamak, bu coğrafyada yaşayıp da küfürsüz bir yaşam istemek, kendi kendini kandırmaktır… Sokakta cümlelerin sonunda tamlayıcı olarak küfür kullanan bir ülkedeyiz… Canlı yayınlarda Turgay Şeren, Gökmen Özdenak, Ali Taran, Mehmet Ali Erbil aracılığıyla küfür işiten, bununla da yetinmeyip küfür odaklı Recep İvedik tiplemesine katıla katıla gülen bir toplumun üyeleriyiz… Bunları görmezden gelmek, ne kadar gerçekçiliktir sorarım size… Bunları söylemek yenilgiyi kabullenmek değil, gerçekleri söylemektir… Bunca olumsuzluğa karşın, küfürle savaşmak gerekir, her yerde her ortamda… Statta küfür istemeyenler, acaba Recep İvedik filmini kaç kez izleyip güldüler…
  • Giresun maçında yaşananları  birbirine karıştırıyoruz… Giresun maçında iki nokta vardır, altı çizilmesi gereken…
  • Birincisi, Sevgili Hakan’ın dediği, yani yekten küfüre başlayan, cezalı Mbilla’yı sorarak hoca’ya küfreden, ezilmişliğinin acısını sahadaki futbol emekçilerinden çıkarmaya çalışan, bilinçsiz bir kitledir… Altını çizerek söylemek istiyorum Bİ-LİNÇ-SİZ… Maça götürdüğümüz çocuklarımıza bunların davranışlarını öğretmiyor, bunları örnek olarak göstermiyoruz… Pardon örnek olarak gösteriyorum; ama nasıl insan olunmaz’ın örneği olarak…
  • İkincisi ise rakip takımın alkışlanmasıdır… Geçen yazımda belirttim, bu eğer suç ise, kendimi ihbar ediyorum ben de alkışladım, dedim ve dediğimin arkasındayım… Şimdi diyorlar ki o alkışlar futbolcuları rencide etti… Eee lütfen yani, izin verin de etsin… 36 yaşındaki Bülent Bölükbaşı sahada basmadık yer bırakmazken bizim övündüğümüz gençlerimiz izlediler yalnızca… Altını çizmekten usandım, ama yine belirteyim… Tribündeki küfür olaylarına ise tepkiniz, evet haklısınız ve ben de sizinleyim… Ama, Giresun’u alkışlamayı ihanetle bir tutuyor, hatta çocuklara kötü örnek olmaktan söz ediyorsanız, burada ayrılıyor yolumuz… Biz, kazandığı zaferden sonra esir ettiği düşman generaline “savaş bitti artık misafirimizsiniz” diyen Gazi’den öğrendik kardeşliği, dostluğu… Ve biz her ne koşulda olursa olsun çocuklarımıza maç sonucunda takdir etmeyi öğretiyoruz her yerde… Bu takdirden birileri rencide mi olacakmış, Buca maçındaki gibi oynasalardı rencide olmazlardı korkmayın… Rencide oluyorlarsa, suçlarını biliyorlar demektir… 
Fatin Murat SEFERBEYOĞLU
Yazar: Editor
2010-03-11 16:48:59

Tiyatroda Buluşalım

http://ul.gcg.me/files/2010-03/tehlikelioyunlar.jpg

14 Mart 2010 Pazar Saat 20.00 

Yer: Büyükşehir Belediye Sahnesi

Yazar: OĞUZ ATAY

Sunum: İstanbul SEYYAR SAHNE

BİLETLER BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE GİŞESİNDEN SATILACAKTIR.

A.PROTOKOL B,C,D,E,F,G,H,I    20 TL

DİĞERLERİ VE BALKON  10 TL

  • ADANASPOR DÜŞÜNCE PLATFORMUNUN ORGANİZE ETTİĞİ OYUNUN GELİRİ İLE
  • YÜREĞİR İLKÖĞRETİM OKULUNDA OKUYAN BAŞARILI VE EKONOMİK DURUMU  İYİ OLMAYAN ÖĞRENCİLERE
  •  ROKET VE MAKET UÇAK KURSU,
  •  CİNEMAXTA SİNEMA İZLETME,
  • BÜYÜKŞEHİR VE DEVLET TİYATROLARINA GÖTÜRME,
  • TÜM OKULLARDA SPORDA ŞİDDET KONULU BÜYÜK ÖDÜLLÜ KOMPOZİSYON YARIŞMASI ,
  • BU OKULA ŞİDDET GİREMEZ KONULU SEMİNERLER İÇİN
  • FUTBOLCULARLA GİDİLECEK OKULLARDA EN AZ 10 ÖĞRENCİYE KURAYLA ADANASPOR  FUTBOLCU İMZALI FORMA HEDİYE ETMEK,
  • ADANASPOR MOUESPET YAPTIRIP ADANASPOR YARARINA DAĞITMAK V.B GİBİ PROJELERİMİZ GERÇEKLEŞECEKTİR.


  • SİZ SANATSEVER SİZ ADANA SEVDALISI DOSTLARIMIZI
  • HEM SANATA DESTEK OLMAYA
  • HEM ADANAMIZIN MARKA KENT OLMASINDA ÖNCÜ OLACAĞINA İNANDIĞIMIZ ADANASPORUMUZA
  • HEM DE KARANLIĞA SÜRÜKLENME TEHLİKESİ İLE BAŞBAŞA BIRAKILAN GENÇLERİMİZE DESTEK OLMANIZ İÇİN
  • TÜM PLATFORM ADINA BU GÜNÜ ÖZEL TUTMANIZI RİCA EDİYORUZ.
Yazar: Editor
2010-03-07 22:45:26

JARDELİZM

http://ul.gcg.me/files/2010-03/Galatasaray_Jardel_Resimleri.jpg

2010 Oscar Ödül Töreni Pazar’ı Pazartesi’ye bağlayan gece, Türkiye saati ile saat 01.00’de başlayacak. Yani bu yazıyı yazarken henüz ödül töreni gerçekleşmemiş ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülünü kimin aldığını bilmiyorum.

  • Oscar Ödül Töreni ile Adanasporumuzun bağlantısına gelecek olursak, bildiğiniz üzere Adanasporun sezon başından beri forvetteki esas oğlanları Emre Aktaş ve Mbilla Etame. Diğer forvetimiz, dürüst olmak gerekirse burun kıvırdığımız Sinan Süngüoğlu. Bu sene forvetler arasında En İyi Erkek Oyuncu kısmında aday göremesek de, Gaziantep Belediye ve Samsun maçındaki golleri ile EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU ÖDÜLÜNÜ Sinan Süngüoğlu’na gönderebileceğimizi düşünüyorum.

Maça gelecek olursak

Samsun maçı her zaman ki klasik tabirimizle -çıplak gözle değil ama giyinik- bir şekilde izlediğimiz için teknik yorumlara girip Kemal Hocanın sinirlerini zıplatmayalım. Zaten galipte geldiğimiz için, bu maçın teknik yorumunu yapmak zevkli olmaz, kime sallayacağız.

  • Maçı kalabalık bir kadro ile Çilingir Sofrasında izledik. Deplasmandaki maçları eğer gitmediysem böyle izlemeyi seçiyorum. Adanaspor’un deplasman futbolu bir nebze daha güzel gözüküyor. Maça totem yaparak başladık; garsonlardan biri gidip sesi açtı, baktım sesi 61’de bırakmış, hemen müdahale ettim, bir 61 Trabzon’un plakası Samsunspor, komşu ilden destek alabilir, bir de 61 tek sayı, riske gerek yok, hemen düzelttirdim. Ses seviyesini 62 sayısında anlaştık. Hem çift sayı, hem Trabzon plakası değil, hem de 62’den tavşan yapabiliyorsunuz. Bu arada 62 nerenin plakası bilmiyorum, neyse önemli değil nasıl olsa galip geldik. Şimdi birileri tavşan lafını duydu, Kemal Hoca da bu maçtaki galibiyeti şapkadan tavşan çıkartarak aldı diyebilir. Yok, o kadar zalim olmayın. Hak ettik.

Şimdi gelelim, JARDELİZM’E.

  • Herkes hatırlar sanırım, Mario Jardel Almedia Ribeiro’yu,
  • Galatasaraylılar ona Süper Mario derlerdi. 
  • Jardelin en önemli özelliği, oyun içerisinde onu göremeseniz de golün olduğu yerde, tek vuruşu ile golü ilan etmesidir.
  • Hatırlarsanız geçenlerde Hasan ŞAŞ, Jardelin ilk antrenmanını anlatmış, şakayla karışık gerçek Jardel’i mi transfer ettik diye şüpheye düşmüştük demişti.

Gelelim bizim takımdaki SÜPER MARİO’ya…

  • Hatırlayın Gaziantep Belediye maçındaki gol vuruşunu,
  • hatırlayın Samsun maçındaki tek vuruşla attığı golü,
  • hatırlayın oyun içerisinde çok gözükmemesini,
  • hatırlayın topla driplingi becerememesini,
  • ama hatırlayın her gol pozisyonunda doğru yerde oluşunu, hatırlayın bizim SÜPER MARİO’yu,
  • hatırlayın SİNAN SÜNGÜOĞLU’nu…

Ne dersiniz Adanaspor’da da bir JARDELİZM AKIMI başlar mı… Ne dersiniz son vuruş eksikliğimizi Jardel Sinan veya Süper Mario Sinan kapatabilir mi?

  • Biz polyanacılık yapalım da… Biz kendi değerlerimize sahip çıkalım da… Gerisi Sinan’a kalsın.

Unutmadan Sinan’a sadece EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU ÖDÜLÜNÜ verdik, takımın diğer oyuncuları ve teknik kadro da EN İYİ ERKEK OYUNCU ÖDÜLÜNE layıktır. Yine unutmadan kimileri de Jardelizm dediğimiz futbolcuları sevmezler, ben Adanaspor için hangisi hayırlı ise o olsun diyorum.

Jardel olmak veya olmamak, işte bütün mesele bu mu?

Av.Erkin A. Doygun

Yazar: Editor
2010-03-02 19:57:14
İyi Futbol Koşan Takım ve Seyirci
 
http://ul.gcg.me/files/2010-03/Adanaspor_Buca_2.jpg


Her şey çok güzel başladı.
 
5 Ocak stadı tarihi günlerinden birini yaşıyordu.
 
Biletler gündüzden alınmış. Maçtan 2 saat önce stadın önü tıklım tıklım. Kuyrukta bekleyenler, kaynak yapanlar, kaynakçılara kızanlar...
 
Nihayet içeri girdik ve heyecanla maçı beklemeye başladık. 
 
Biraz tutuk başladık ama sonrasında takımımız istediği oyunu oynamaya başladı.
 
Gol yedik ama takımımız maçı bırakmadı. Ama emeğimizi çalan bir hakem takımızın güzel oyununu her zaman kesti.
 
Sahadan koşan, mücadele eden, savaşan bir Adanaspor vardı.
 
Yenildik ama bence son haftaların en iyi Adanaspor'u sahadaydı. En azından mücadele ruhu vardı.
 
Maçın sonunda takımıza laf söyleyenlere gösterdiğimiz tepki, yenilmemize rağmen alkışladığımız Adanaspor.
 
Hep böyle oynayalım. Ama şansızlığı daha az yaşayalım ve yakaladığımız pozisyonları gole çevirelim...
 
Ve son olarak biz böyle hırslı ve iyi oynadığımız sürece...
 
Şairin de dediği gibi...
 
“Güzel günler göreceğiz çocuklar
 
Güneşli güzel günler...”

Ahmet Özgök

Yazar: Editor
2010-02-25 23:28:59

KORKU DAĞLARI SARMIŞ!!!

http://ul.gcg.me/files/2010-02/tiger_clipart_4.gif

Son günlerde Buca yönetiminden peş peşe açıklamalar geliyor… Son günlerde Buca yönetimi, maçı sahada değil masa başında kazanmayı amaçlıyor…

İlk önce pazartesi günü açıklama yaptı Buca yönetimi ve dediler ki:

“Adana maçından alınacak kötü bir sonuç bile bizi yolumuzdan çeviremez.”

Bu kendi camialarına yönelik bir sağduyu çağrısı olarak algılanabilir…  Biz iyi niyetli düşünüp öküz ile buzağı ilişkisi sorgulamayalım derken ikinci açıklama bugün geldi Buca yönetiminden… Bakın ne diyorlar:

''Sıralamayı belli edecek altı puanlık bir maç oynayacağız. Adanaspor saha ve seyirci avantajını kullanmaya çalışacak. Eski Teknik Direktörümüz Kemal Kılıç takımımızı yakından tanıyor. Ancak biz de kendisini çok iyi biliyoruz. Kurduğu bu güçlü takım, şimdi ona rakip oldu. Sanırım pazartesi gecesi bu konuda başını çok ağrıtacağız… Seyirci baskısına boyun eğmeyecek, otoriter ve sonucu futbolcuların belirlemesini sağlayacak bir hakem istiyoruz. Sanırım MHK bu yönde bir adım atacaktır…”

Bu açıklamadan sonra, öküzün altında hiçbir şey yoktur diyebilir misiniz? Bu açıklamayı iyi niyetli olarak değerlendirebilir misiniz?

Bucaspor hangi maça çıkarken MHK’ye çağrıda bulunmuştur? Hangi maç öncesi seyirci baskısından bu denli ürkmüştür?

Hayır, amaç  kötü!.. Niyet kötü!.. Buca yönetimi, olası bir yenilginin ardından tutunacak dal arıyor… Olası bir yenilgi de faturayı keseceği çirkin olaylar arıyor… Yani korku dağları sarmış Buca’da…

Bu arkadaşlara bir çift sözümüz olacak…

Sizin gibi süper lig hakemi diye dayatan, hatta yetmeyip futbolcularımıza doping testi isteyen bir takım çıkmıştı karşımıza… O zaman üçüncü ligdeydik… Maçı süper lig hakemi yönetti ve futbolcularımıza doping testi yapıldı… Sonuç ne mi oldu? Beş golle uğurladık onları (Aksaray’dan söz ediyorum tabiî ki)… (Darısı başınıza demek geliyor içimden!)

Kemal Hoca’nın başını ağrıtmayı mı düşünüyorsunuz…  Futbolun kuralları içinde yaparsanız bu dediğinizi biz sizi alkışlar göndeririz buradan… Ama bir diğer takımınız Altay gibi Adana’ya sinir bozmaya, olay çıkarmaya geliyorsanız, Adana seyircisi size şimdiden şu sözlerle yanıt veriyor demektir, iyi dinleyin o zaman: “Başka kapıya, buradan size ekmek yok beyler! Korku dağları sardı mı, bu panik niye!” 

Zavallılaşmayın...


Fatin Murat SEFERBEYOĞLU       

Editörün notu:

*Gerçi Fatin Murat yazmış yazacağını. Lakin biz sezon başından beri hep aynı şarkıyı söylüyoruz; bize gördüğünü çalan haysiyetli hakemler lazım. Ya… Bizim bu entrikalarla işimiz olmaz,

ki her manada vira ulan

vira…

Yazar: Editor
2010-02-19 09:17:36

 Kulak Verelim

Taraftara her zamankinden fazla ihtiyacımız var”  dedi Başkanımız.Tam destek bu sözlere ve ekliyoruz:

http://3.bp.blogspot.com/_Ssud8db3HLY/RlGpTQyKhZI/AAAAAAAAAPg/3NnhreQDvUY/s200/MCj01871590000%5B1%5D.gif
  • Şimdi her şeye daha çok ihtiyacımız var;
  • daha çok inanca,
  • daha çok sevgiye,
  • daha çok güvene,
  • daha çok bütünlüğe,
  • daha çok mücadeleye,
  • daha çok dayanışmaya,
  • daha çok desteğe,
  • sürekli desteğe,
  • sağlam kalmaya sakatlanmamaya,
  • rakibe her alanda basmaya,
  • gole veya gollere,
  • iki haftada üçerden altı puana,
  • Bolu ve Buca’dan toplamda 7 gollük rövanşı almaya,
  • tribünde sonsuz sadakate,
  • 90 dakika nefessiz desteğe,
  • maçı çeviren taraftara,
  • maçın son dakikalarına mutlu huzurlu girmeye…
  • ve işte evet, her şeye daha çok ihtiyacımız var…
Yazar: Editor
2010-02-08 17:54:58

http://ul.gcg.me/files/2010-02/red.jpg

_______________________________

TEKEL işçilerinin direnişi 56'ncı gününde devam ediyor.

Ankara'nın keskin soğuğuna rağmen eylemlerini sürdüren işçiler, çadırlarda
kurdukları sobaların etrafında bekleyişini sürdürüyor.

Hükümetin, soruna olumsuz yaklaşımının ardından, 4 gündür süresiz açlık grevinde olan
146 işçiden 13'ü hastaneye kaldırılırken, sağlık durumu kötüleşen 8
işçi ise açlık grevini bırakmak zorunda kaldı.

Diğer işçilerin, öğrencilerin, emekçilerin, çeşitli kurumların yer yer destek amaçlı başlattıkları açlık grevleri ise sürüyor.

__________________________________

__________________________________

Yazar: Editor
2010-02-02 10:39:28

Korku

 http://ul.gcg.me/files/2010-02/4p.jpg

Transfer yapılamadı (Talha, M. Ali hariç) veya umulan transfer yapılamadı diyeyim. Çok beklentim olmadığını defalarca yazmıştım. Başkanımız bu ekonomik koşullarda amaca uygun hareket alanı bulamadı.

En büyük kütük de A. Durak’tan geldi bu manada. ADS’ye sezon başında yaptığı yardım kadar (1.2 trilyon filan eski parayla) Adana’ya da yardım edeceğini basın önünde açıkladıydı. Ama o kadar. Çünkü karşınızdaki Aytaç Durak.

Olasılıkla Adanaspor’la ve Bayram Akgül’le işi bitti.

Bir başka yaklaşım şu: A.Durak o son gün o kadar parayı çıkarıp verdi ve ADS’de transferlerin forma giyebilmesini sağladı, lakin bu tarafta kaçak oynadı.

Sebep? A. Durak o taraftan yekten korkuyor… Bu tarafı da çantada keklik görüyor.

Bu kadar…

Yazar: Editor
2010-01-31 18:29:15

O Devir Değil Ama Sizin Devriniz Kapanacak

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/bakkal1.jpg

Padişahımız bakkalların devri kapandı, diye buyurmuş. Bunu nerede buyurmuş, dev bir alışveriş merkezinin açılışında yani büyük, sömüren, çoğunda komprador sermayenin kucağında. Efendimiz anlaşılan bu dev merkezlere bakkalları rakip görmüş de böyle demiş. Bunu hayatın gerçeği olarak saptamış. Ey vallah, padişahım çok yaşa, o zaman. Biz de bakkallardan bir kibrit bile almayız buyruk daha çabuk yerine gelsin diye. Bakkallara da birleşin çağrısı yapmış. Ne bileyim, galiba 30-40 bakkal birleşecek ve bir alışveriş merkezi açacak. Acaba memleketin tüm bakkalları birleşse ne olur, Akpci dev marketçilerden biri olabilirler mi? Güldürmeyin insanı. Ama birleşme çağrısı güzel, örneğin hala vakit varken dünyanın değilse de memleketin tüm işçileri birleşebilir, dayatılan “hayatın gerçeklerini” çalışanların, küçük esnafın lehine değiştirebilmek için. Ama bu da mesele, oralık sarı sendikacıdan geçilmiyor. Neyse, uzaklaşmayım konudan. Bakın konuyu özetleyen şu habere:

İstanbul Bağcılar'da yapımı tamamlanan 212 Alışveriş Merkezi'nin açılışında konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan, AVM'lerin gelişen toplumun bir ihtiyacı haline geldiğini, bundan zarar gören mahalle bakkallarının ise çözümü sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çözmeleri gerektiğini söyledi.”

Altını çizdiğim noktaya bakın. Aşk olsun padişahım, kullarını bu kadar mı umursamazsın da koca devletin başı olarak çözüm yolunu sivil toplum örgütleriyle işbirliğinde gösterirsin. Ama ben ne diyorum bre, kılıçlar çekilmiş, saflar belirlenmiş, “hayatın gerçekleri” dayatılmış, satıcılık, taşeronluk, işbirlikçilik almış başını gitmiş… Burada “Don Kişotluk” peşindeyim ben.

*Açılışı başbakan tarafından yapılan alışveriş merkezi için şöyle bir not:

“Eylül ayında toplam 31 kişinin hayatını kaybettiği selde, İkitelli bölgesindeki Ayamama Deresi’nin taşmasına, dere yatağını kapatan 212 Alışveriş Merkezi’nin neden olduğu iddia edilmişti.”

Doğaya “sermayenin gerçekleri” dayatılırken vatandaş ölsün, insanı da “mal” olarak gören işbirlikçi sermaye daha da büyüsün, padişahım da çok yaşasın…

Lakin yazının başlığını tekrarlıyorum:  O Devir Değil Ama Sizin Devriniz Kapanacak! Bakkallar ara sokaklarda, köşe başlarında var olmaya devam edecek, halkın can dostu olarak, sizin utancınız olan o veresiye defterleriyle…

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/zagor.jpg

Zagor’un sözü bu!

Yazar: Editor
2010-01-25 18:21:57

Orada Olmayan Adamdan Maçın Özeti

 

http://ul.gcg.me/files/2010-01/__eytanca.jpg

Adana şeytana uymadı,

Adana’yı şeytan çarpamadı,

Adana şeytan taşladı,

Adana acele etmedi şeytan da karışmadı

Şeytan Adana’yı değil Adana şeytanı dürttü

Adana şeytanın kulağına kurşun döktü

Adana’yı şeytan alıp götüremedi

Adana şeytana pabucunu ters giydirdi

Adana şeytan çıkardı

Ne mübarek takımmışız be :))

Belki R.T.E görür de oynamadan kazanır ve kollanırız diyecem ama hiç gereği yok, alın terimizle anamızın ak sütü gibi hedeflerimize varacağız...

Ali Cem


Yazar: Editor
2010-01-22 15:22:53

Mersin Daha Motive...!
 
http://ul.gcg.me/files/2010-01/as_miy1_1.jpg

Her iki takım taraftarlarının haftalardır beklediği Çukurova Derbisi geldi çattı... Ligin ilk yarısında yapılan ilk karşılaşmayı hepimizin hatırlayacağı gibi Adanaspor'umuz Mersin'de 2-1 kazanmıştı.
 
Devre arasını maddi imkânsızlıklar içinde geçiren Turuncu Beyazlı ekibimiz artık son baharını yaşayan Mohammed Ali Kurtuluş ile anlaşırken; Mersin ise transfer sezonunda bizden daha iyiydi. Mustafa, Fatih Egedik, Joseph ve Kaya Tarakçı ligin ikinci yarısında Mersin İdmanyurdu forması altında mücadele edecekler.
 
Aslında oyunculara tek tek bakınca biz daha iyi bir ekip olarak görünüyoruz ama futbolda en önemli unsur bence MOTİVE olmak! İlk yarı biter bitmez maddi imkânsızlıklar bizim kâbusumuz oldu... Gün boyu konu buydu... Maddi imkânsızlıklar... Ancak öbür tarafa bakıyorum... Lig biter bitmez Mersin takımı transfer peşine düştü ve istedikleri oyuncuları da kadrolarına ilave ettiler... Dolayısıyla biz istediğimiz oyuncuları alamazken Mersin bunların hepsini aldı...
 
Şimdi tekrar motive konusuna değineceğim... Lig başladı ama biz henüz lige başlayamadık... Teknik heyetten ve Başkanımızdan yapılan açıklamaları her gün izliyoruz, görüyoruz... Sıkıntılar had safhada ancak bu dışarıya bir türlü gösterilmiyor... Çünkü önlerinde kaybedilmemesi gereken bir derbi maçı var...
 
Mersin takımını hafta boyu yakından takip ettim.Adeta Bolu maçından çok bu maçla yatıp kalktılar.Sadece teknik kadro da değil..Mersin taraftarı da haftalardır bu maçı bekliyor.Tabir-i Caizse Şampiyonlar Ligi finali oynayacaklarmış gibi hazırlanıyorlar.Bunun yanında Teknik direktör Serhat Güller'inin de koltuğu sallantıda.Serhat Gülleri hafta boyu takımını çok iyi motive etti ve bu zorlu mücadeleye hazırladı.
 
Tüm bunların yanında bir de Adanaspor'umuz da çok önemli bir eksik var... Emre Aktaş...Varlığı bile Mersin'i rahatsız ediyordu...Nasıl etmesin ki… TFF 2.Ligi Yükselme Grubu'nda Mersin'i iç sahada 3-2 yendiğimiz maçta 3 golü ve dış sahada kazandığımız 2-0'lık maçta da ilk golü kendisi atmıştı ama bu maçta Emre de yok!
 
Kısacası tüm faktörler konuk ekibi gösteriyor.Bu zorlu mücadelede bence Mersin İdmanyurdu kaybetmez.İki takımdan da gol bekliyorum...Tahmini skorlar 1-1,1-2...
 
Yanılmayı o kadar çok istiyorum ki...Haydi Kaplanlar! Şans bizden yana olsun, iyi oyun istemiyorum... Yeter ki kazanalım ve son yıllardaki üstünlüğümüzü devam ettirelim...

İsmail Eğriparmak

 

Yazar: Editor
2010-01-07 19:25:46

Ola ki Bir Gün

http://ul.gcg.me/files/2010-01/yollarda.jpg

Ola ki bir gün çıkıp gele

Uzaklarda kalan eski dostlardan biri

Sesinde aşina bir velvele

Kıymıklayıp durur güneşi

 

Ola ki bir gün çıkıp gele

El olup göç etmiş sevgililerden biri

Gözlerinde bir turfanda gülücük

Estirir kavak yelleri

 

Ola ki bir gün çıkıp gele

Gönlümde yaşattıklarımdan biri

Kalbim yeniden şarkı söylemeye başlar

Nabzımı tutunca elleri

 

Ola ki bir gün çıkıp gele

Hiç mi hiç gelmeyecek üzere giden biri

Seğirir gök ekinler misali

Gölgesi düşünce içeri

 

Ola ki bir gün çıkıp gele

Beni her zaman böyle bekletenlerden biri

Ilık bir yağmur gibi dokununca derime

Değişirdi kaderimin kaderi

 

Ya da bir gün ben çekip giderim buradan

Gelmeden benim beklediklerimden hiçbiri

Sezai Karakoç

Yazar: Editor
2010-01-01 15:53:15

Alıcısı Bulunamadı

[g.gif]

Hani gurbettesindir / Yürekte ice bir sızı / Dilinde hüzünlü  bir şarkı dolaşıyorsundur / Kah aydınlıkKah karanlık yollarda / Yanan her evin lambası / Yüreğinde bir özlem tadı bırakıyordur / Şimdi sevdiklerimin yanında olmalıydım” diyorsundur / İç  çekerek / Acı  çekerek / Ve ağlayarak / Ağladığını  bir sen biliyorsundur / Bir de yüreğin / İçli ağlamalar / Başka adrese ulaşmaz ki zaten

Çünkü adresi yanlış yazılmıştır onların / Üzerinde bir kırmızı kaşe ile / Gelir konar yüreğinin ortasına / “Alıcısı Bulunamadı” / Sonra dönersin memleketine / Sanırsın ki her şey eskisi gibi / Sevdiklerin yanında / Dostluklar kış geceleri sıcaklığında / Oysa değişmiştir her şey / Kardeşler yabancılaşmış / Dostluklar hastalıklıdır artık / Ve anlarsın ki / Gurbet olmuştur memleket / Memleketin olmuştur gurbet / İşte bunun kadar yakmaz yüreğini /“Alıcısı Bulunamadı” ile / Sana dönen ağlamalar...

Fatin Murat

Yazar: Editor
2009-12-23 19:55:28

Mum Aleviyle Oynayan Kedinin Öyküsü

http://ul.gcg.me/files/2009-12/_F6zdemir_asaf.jpg

 I

Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında
O evde bir de kedi vardı.
Geceler indiğinde kendi havasında
Mum yanar, kedi de oynardı.

Mumun yandığı gecelerden birinde
Kedi oyunlarına daldı.
Oyun arayan gözlerinde
Mumun alevi yandı,
Baktı,
Mumun titrek alevinde
Oyuna çağıran bir hava vardı.

Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına
Uzandı bir el attı.
Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı..
İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.

Kedi, oyunlarında büyüyordu,
Mum, üşüyordu yanmalarında.
Zaman ikili yürüyordu
Aralarında.
Bir ayrışım görünüyordu
Birinin yanmalarında
Öbürünün oynamalarında.

Kedi oyunlarında büyüyordu,
Yitirerek gitgide oyunlarını.
Mum küçülüyordu yanmalarında,
Yitirerek gitgide yakmalarını.

Oynarken büyüyen kedi yanacak,
Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
Büyüyen yana yana anlayacaktı.


Bir mum yanmasından
Ve bir kedi oyunundan
Kaldı sonunda
Bir gecenin tam ortasında
Bir evin bir odasında
Göz-göze susan
İki insan.

II

Mum yandı bitti,
Kedi büyüdü gitti.
Oyunlar karıştı gecelerde
Suskun uykusuzluklara.

O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,
Birinin dalmalarında mum
Kaldı gitti.

Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,
Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri..
Bugün dün gibi oluyor,
Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,
Belleğimi yakıyor kedinin elleri.

Özdemir Asaf

Yazar: Editor
2009-12-10 21:36:27

Gel Tezkere

http://ul.gcg.me/files/2009-12/kaplan.jpg

Kaplanım 01 / yani Apo kardeşimiz Cuma sabahı askere yolcu.

Adanaspor formları ve tribün onun yokluğunu hissedecek elbette.

Ama hiçbir yol uzun değildir ve geçmeyecek zaman, bitmeyecek ayrılık yoktur bu anlamda.

Formlar, tribünler ve Kaplanım 01 yine bir bütün olacak.

Biz de onun yokluğunu aratmayacağız hiçbir yerde: ))

Adanasporumuz onu Kartal deplasmanında 4 golle uğurlamış oldu. Dönüşünde de şampiyonlukla karşılamış olacak. 1. ligde bıraktığı Adanaspor’u süper ligde devralacak…

Demedi demeyin: ))

Sağlıcakla git, sağlıcakla gel!

Yazar: Editor
2009-11-27 12:32:48
http://ul.gcg.me/files/2009-11/hbr.jpg
 

Haber bugünkü Hürriyet’ten…

Dünkü yazımızda biz de tam bunu demiştik.

İkiyüzlülük…

Bir öyle bir böyle…

Ama hep böyle değil mi diyeceksiniz!

Eyvallah…

Lakin bize uzak olması dileğiyle…

Hele futbol ve futbolcu üzerinden birtakım kıyametler koparıp sonra da bunun kaymaklı kadayıfını götürmek…

 

Neyse,

Bugün bayramın ilk günü.

Keyfini çıkaralım biz.

Bizim bayram şekerlerimiz 3. günde gelecek,

Adanaspor’dan…

Yine inanıyorum…

Vira…

Not:

Tıklarsanız platform.net'te Metehan Bedraslıoğlu tarafından yapılan Konyaspor analizini okuyabilirsiniz.

Yazar: Editor
2009-11-14 09:29:53

Cumartesi

http://ul.gcg.me/files/2009-11/ctsi.jpg

Bugün cumartesi,

Tatlı başlangıcı hafta sonunun. Aslında buna cuma akşamını da dâhil edebiliriz, yani cumartesilerin bir parçasıdır cuma akşamları okul veya iş dönüşleri.

İnsanoğlunun en çok sevdiği gün.

Kalfa ve çıraklarda haftalık alma günü.

Belki sevgiliyle buluşma günü.

Bazen bir maç günü, seyircili ama, örneğin Adanaspor-Konyaspor maçı, akşam saatlerinde tatlı bir sonbaharda, cumartesi günü serinliğinde… off…

Diğer günlerin; pazartesilerin, salıların veya perşembelerin tutulduğu, âşık olduğu gün…

Salı onun için bileklerini keser, Perşembe rakıya vurur kendini, Çarşamba zaten kayıptır, Pazar, ah kaçırdım elimden onu der. Pazartesi onun için efkârlı şarkılar söyler, Cuma bir parçamı sana veririm der.

Bugün cumartesi. Gün keyfince olmalı.

O zaman şu alıntıyla bitirelim:

“(ne güzel bir gün bu

birkaç şiir, bir  öykü

biraz müzik, belki sessizlik / biraz keder...

n’olur bitmesin gün bugün ...)

aslında

cumartesidir bende keder

                           - ki kalır -

                           gün

                           biter ...”

Yazar: Editor
2009-11-09 17:06:30

Farklı Görüşler

http://ul.gcg.me/files/2009-11/klm.png

Erciyes maçının sonucundan sonra bir yazı üzerine blog yazarlarımızdan sevgili Fatin Murat’la konuştuk biraz. Dertli ve hiddetliydi.

Evimizdeki puan kayıpları Murat’ın canını fena sıkıyor: ))

Genel olarak şöyle seyretti konuşma:

Murat, takımın korkak oynatıldığını düşünüyor ve eleştirisini bu noktada yapıyor. Ekrem Al’dan kalan bu rahatsızlığın Kemal Hoca’da da devam ettiğini söylüyor. Erciyes maçına ne olursa olsun çift forvetle çıkılmış olması gerektiğini ekliyor. Böyle giderse Kemal Hoca’ya olan inancını kaybedeceğini de vurguluyor.

Benim yaklaşımım da sorunun kadroyla ilgili olduğu yönündeydi bu kısa diyalogda. Daha önce de yazdığım gibi ilk yarı bitene kadar her bir puan, içeride veya dışarıda, bizim için önemli kazançtır. Durduğum yer budur. Devre arasında Kemal Hoca kadroyu kendi kıvamına getirir ve varmak istediğimiz yere yol alırız.

Lafın özü böyledir.

Peki, bu yazının ana fikri nedir?

Hemen söyleyeyim: Bu sayfada farklı yaklaşımlar görebilirsiniz aynı durumlar veya kişiler için.

Bunu bir çelişki olarak görmeyiniz. Kaplanpenche bir öyle diyor, bir böyle diyor, diye düşünmeyiniz.

Elbette bir editör inisiyatifi vardır; ama bu inisiyatif de yazarların fikirlerini belirtme noktasında geçişken olacaktır.

Yeter ki Adanaspor bundan olumsuz etkilenmesin.

O zaman yazarlarımıza da vira!

Yazar: Editor
2009-10-30 10:40:27

Bize Ceza Diğerlerine Ödül


Altay maçından dolayı Adanaspor’a iki maç ceza, seyircisiz.

Misafir takım tribününü darmadağın eden Altay’a bir miktar para cezası.

Sevgili Murat bir yazısında Altay’ın dış sahada sadece Kasımpaşa ve Diyarbakır’a yenildiğini yazmıştır. Bu federasyonla ve hakemleriyle onları yenen çıkmaz. Bu koşullarda onların şampiyon olamamaları sadece kendi beceriksizlikleri olur.

Kimse bu federasyonun Altay’a karşı “ilgisiz” olduğunu söylemesin, kralı inandıramaz.

Peki ya o hakem müsveddesi? Ona yeni bir maç daha, bakalım orada kimin hesabına ötecek?

 

Ya o, WC’lerden söktüklerini sahaya atan “düşman işbirlikçilere” ne demeli? O ‘Truva’ atlarına, içimizdeki hain ajan provokatörlere…

Bu konuda yetkililer bir şey diyecektir. Onları tespit etmek mesele değil. Gereğini yapmak onların sorumluluğundadır şimdi.

Bir de çok güçlü bir oranı temsil eden hakiki, saf, has Adanaspor taraftarına sorumluluk düşmektedir:

Bırakın taş vs atılmasına bir tek oyuncumuza bile, en kötü günündeyken de herhangi bir hakaret edilmesine dahi izin vermemeli, tepkisini en seri biçimde koymalıdır. Bunu yapmak zorundayız Adanaspor’un selameti için. Unutmayalım, biz onlardan o tribünde en az on bin kişi fazlayız…

Bir cezayı o provokatörler nedeniyle hak ettik. Ama bu kadarını asla hak etmedik. Hatta Altay’a verilen o 7500 TL cezanın yanında bu ceza art niyetle verilmiş bir cezadır, genel taraftarın, 10 binin üzerindeki insanın sağduyusu görmezden gelinerek verilmiş bir cezadır.

Federasyoncuların rengini belli eden bir cezadır, bizim de bundan sonra tüm bu olumsuzlukları hesaba katarak davranmamız gerektiğini gösteren ve daha birlik olmamızı mecbur kılan bir cezadır.

Yazar: Editor
2009-09-29 11:37:51

Bedel Ödemek…

  • Sezona hazırlık aşamasında, bir takımın başında olup takımı lige hazırlamak… Takımdaki oyunculara biçim vermek ve bunun sonunda lige başlamak…Bu saydıklarım her takımın yaşadığı, her teknik direktörün başından geçen rutin olaylar… Ama Adanaspor için son iki sezondur bu rutin işler hiç iyi gitmiyor…
  • Geçen yılı bir anımsayın… Hüsnü Özkara ile başlayan sezon hazırlıkları ve Hüsnü Özkara’nın oluşturduğu takım iskeleti daha ikinci haftada iflas etmiş ve hoca ile yollar ayrılmıştı…
  • Bu yıl Ekrem Al ile başlayan sezon hazırlıkları ve Ekrem Al’ın oluşturduğu takım iskeleti altıncı haftada iflas etti – ki bu sitede defalarca bu hoca’nın ilk on hafta içinde gideceği yazılmıştı- 
  • Şimdi dönüp de geçmişi sorgulamanın, geçmişle hesaplaşmanın bir anlamı yok… Klasik söylemle “önümüze bakacağız”… Ancak yeni gelecek olan teknik direktöre çok iş düşüyor; çünkü yıkık bir binayı onarmak, yenisini yapmaktan daha zordur…
  • Ahmet Şahin, Yunus Murat gibi henüz takımdan ayrılmamış futbolcular yeniden kadroya çağrılabilir… Futbolcular üzerindeki sistemsizlikten kaynaklanan bocalama için rehabilite çalışmaları yapılabilir… Adanaspor’un şu an ki kadrosu çok işler yapabilecek düzeydedir, yeter ki gelecek teknik direktör sistemsizliği futbolculara dayatmasın…
  • Adanaspor’a ve Adanaspor taraftarına kahır yaşatan sistemsizlik sorunu çözülmüş ve Adanaspor’a  layık olmak için hiçbir çaba göstermeyen Ekrem AL, bu hovardalığın bedelini ödemiştir…Biz yeni gelecek teknik direktöre sabırla yaklaşacağız… 
  • Önümüzdeki birkaç maçı, ısınma süreci olarak görecek ve büyük başarılar beklemeyeceğiz… Gayrı  önün açıktır, haydi rast gele  ADANASPOR…

Fatin Murat Seferbeyoğlu

Yazar: Editor
2009-09-24 17:20:35

Futbolu Siyasetle Buluşturmak ve Kaplanpenche

http://2.bp.blogspot.com/_-IjTKVh4cr4/ScFpiprQ5UI/AAAAAAAAAZc/3ifHJF4yQyE/s320/atk%C4%B1_tayyp.jpg

Gündeme gelmişken ben de özetle değineyim birkaç noktaya, mevzu futbola siyaseti karıştırmak olmuşken.

Maddeliyorum:

  1. Siyaset öteden beri futbola fena halde dalmıştır; balıklama, çivileme ve bilumum pozisyonlarda…
  2. Başkanların, Başbakanların, Cumhurbaşkanlarının futbol maçlarında, tribünlerde boy göstermeleri tamamen siyasidir. Sonra seçim zamanlarında siyasilerin boyunlarına dolanmış kaşkoller...
  3. Başbakan’ın vaktiyle federasyon başkanlığı konusundaki o enteresan ısrarı siyaseten değil de nedendi?
  4. Belediye başkanlarının futbol kulüpleri yönetmesi, desteklemesi vatan aşkı filan değildir, siyasetin “daniskasıdır.”
  5. Sonra Gökçeklerin Ankaraspor'u, derken Ankaragücü'ne el atmaları siyasi manevralar değil de nedir bre! Bir de yıllar öncesinde Netekim Paşa'nın Ankaragücü'ne dair buyurması...
  6. Kemal Unakıtan’ın bazı olanakları Eskişehirspor’a akıtmış olması bu meselenin en pespaye hali değil miydi?
  7. M. Ali Şahin’in Antalyaspor’a desteği memleket aşkı mıydı?
  8. Kürşat Tüzmen Mersinlileri tavlayıp oylarını hanelerine yazdırmak için değil miydi bir gecede toplanan trilyonlar, bu mesele siyaseten yürütülmedi mi yani?
  9. Faruk Nafiz Özak’ın bizatihi Trabzonspor’un transfer fotoğraflarında yer alması siyasetçinin tribüne ve şehre oynaması değil miydi?
  10. Rize’de ve Kayseri’de o statların yapılması sadece sportif bir şey miydi? Futbol kültürü bu şehirlerden on gömlek üstün olan Adana’ya böyle bir stat yapılamaması siyasetin kafakol ilişkilerinin bir tür tezahürü değil midir?
  11. Kasımpaşa’daki Recep Tayyip Erdoğan Stadyumu, neden Recep Tayyip Erdoğan stadyumudur?
  12. Tüm bunlardan ve daha bir alay enresanlıktan sonra kaplanpenche’nin futbolla siyaseti buluşturması, futbolun siyasete bulaşmasının veya siyasetin futbola da yönünü çevirmesinin en haysiyetli halidir… Ki bizim vicdanımız tam manasıyla rahattır… üç nokta…

Not:

Kendi sloganlarımızı kendimiz buluruz. Bu bizim tarzımızdır. Peki, şimdi tam bu esnada “durmak yok, yola devam” dersem, ne dersiniz?

Yazar: Editor
2009-08-30 21:15:56

30 Ağustos’a Dair… Yorum analizin içinde…

“Mustafa Kemal sosyalist değil, fakat görülüyor ki iyi bir teşkilatçı, yüksek anlayışlı, ilerici ve iyi düşünceli, akıllı bir lider. 

 Mustafa Kemal, soygunculara karşı bir Kurtuluş Savaşı veriyor Emperyalistlerin gururunu kıracağına ve Sultanı da alt edeceğine inanıyorum
Lenin

Yazar: Editor
2009-08-11 23:09:46

Karşıyaka’ya Doğru

  • İlk maça az kaldı, son dönemece giriyoruz.
  • Liglerin iki köklü kulübü ve 2009–2010 1. lig sezonunun iki cezalı takımı seyircisiz sahada kozlarını paylaşacak.
  • Geçen sezondan alacağımız var Karşıyaka’dan.
  • Hatırlayacağınız gibi ilk maçta tatsız tuzsuz bir mücadele sonunda eve puansız dönmüştük.
  • İkinci maçta da sıkı bir mücadele sonrasında da puanları paylaşmıştık.
  • Bu sezon o puanları tahsil etme zamanı geldi diyelim.
  • Geçen dönemde ibre Karşıyaka’dan yanaydı. Ama şimdi işin rengi değişti.
  • O maçlarda favori olmayan Adanaspor ligin ilk maçının kesin favorisidir bana ve birçok Adanasporluya göre.
  • Elbette öyle olacak. Ama tarafsız bakışlar da seyircisiz de olsa galibiyete yakın olan takımın Adanaspor olacağını maç günü yaklaştıkça söyleyecektir.
  • Böyle olmasa ne gam…
  • Biz saptamamızı zaten yapmıştık değil mi; hissettiğimiz istediğimizdir, diye…
  • Her takımdaki olası ilk hafta problemleri bizde de olacaktır KSK’da da…
  • Bu anlamda kimse daha avantajlı veya dertli olmayacak. Bizim güvencemiz Adanaspor’un kendisidir önce, sonra da kurulan takım.
  • İnancımız tamdır…
Yazar: Editor
2009-08-06 18:56:30

Hiroşima

http://ul.gcg.me/files/2009-08/hiro__ima.jpg

Dünyayı terörist radyoaktif saldırı tehlikesine karşı uyaran ABD, 64 yıl önce bugün Hiroşima'ya atılan ilk bombayla dünyanın ilk nükleer silah kullanan ülkesi olmuştu.

64 yıl önce, Hiroşama’ya atom bombası... Insan olmanın kaybettiği gün 6 Ağustos’ta... Sadece Hiroşimada 237.062 kişinin ölümüyle sonuçlanarak.

O güneşli sabah okulunun bahçesinde dolaşan bir kız Akihiro Takahaşi: “Eve doğru koşarken, ellerini öne uzatmış insanlar görüyordum. Bir şey taşıyor gibiydiler. Önce ellerinde kumaş var zannettim. Fakat bu kadar kişinin hepsi birden, üstelik böyle acayip tarzda kumaş taşımakta oldukları aklın kabul edeceği şey değildi. Biraz dikkat edince, taşıdıkları şeylerin kumaş değil, ellerinin karararak sıyrılan derileri olduğunu fark ettim.”

Seiko Ikeda içinse bu gün şunu ifade ediyordu:
“Gözlerimi açtığım zaman yüzüm fena halde acıyordu. Kollarım ve ellerim de ağrıyordu. Birdenbire yüzüm şişmeye ve siyahlaşan derisi dökülmeye başladı. Kollarım ve ellerim de aynı vaziyetteydi. Uzerimdeki bluz ve eteklik, iç çamaşırlarımla birlikte eriyip yok olmuştu. Bu halde oluşumdan utanç duyamıyordum, zira etrafımdakiler de aynı durumdaydı. Daha sonra aynaya göz attığım zaman, ağlamaktan başka bir şey yapamadım. Herkes bana çok güzel olduğumu söylerdi.”

Bizim dünya şairimiz Nazım ise o günü şöyle anlatmıştı:

KIZ ÇOCUĞU

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

Unutmamak ve hatırlamak adına...

Onur Caymaz

Fotoğraf için Gökmen'e teşekkürler...

Yazar: Editor
2009-07-30 00:34:30

sessiz dost

unutma dedi ilkyaz gecesi ilkyaz sabahına

güneş karışıyor ayışığının çekildiği sulara unutma

sabit kalır tahtaya konulan taş oynatılmaz

yaşamda yapılan büyük yanlışlar gibi.

tüm taşların değeri aynıdır doğadaki tüm varlıklar gibi

go karelerinin içinde değil kesişim noktaları üzerinde oynanır

 

kim bulabilir geçmiş zamandan daha büyük bir ülke

bir şairden daha sesiz bir dost

dostluğun şiirinden daha uzun bir dere

 

“Hakan Savlı”

Go Dersleri’nden

Yazar: Editor
2009-07-23 12:28:24

Biz ve Don Kişot

http://ul.gcg.me/files/2009-07/don_ki__ot.jpg

Ajanslarda rastlanan kıyaslardan bahsedeyim. Malum transfer dönemi ya, kim ne kadar alır, hangi takım ne değerdedir... gibi yorumlara sıkça tanık oluruz.
İşte böyle bir haber üzerinden gideyim. Çıkış noktamız Ajansspor'un çalışması olsun.

Şöyle:
En pahalı takım, "Fenerbahçe: 100.926.000 Avro" ile...
En "pahasız" takım, "Diyarbakırspor: 8.277.000 Avro" ile...
Bu anlamda en kıymetli futbolcu "Arda: 15.000 Avro" ile...
Diyarbakısporlu bir futbolcunun ortalaması da basit bir işlemin sonucundadır.
Durum böyleyken yorum da ortadadır, fazla bilmişliğe gerek yok. Üstelik yeni bir şey de değil bu. Futbolun tabiatı böyle, dünyanın her yerinde böyle.
Ne yapalım, futbola küselim mi tavşan-dağ misali? Hepimiz "büyük" takım taraftarlarına mı dönüşelim, bu adaletsiz mücadelede daha az üzülmek için?

Yoksa, "benim takımım her haliyle değerli ve güzeldir, her bir futbolcum kıymetlidir" geleneksel yaklaşımıyla Don Kişot olmaya devam mı edelim?
Benim cevabım Don Kişot olmaktan yana.
Varsın takımım Süper Ligde bile olmasın, sahaya çıksın, topunu oynasın.
Biz yel değirmenlerini canavar bilip onlarla savaşmanın keyfinden de haz alırız.
…dediği gibi; Teslim olmamakta bütün mesele...

Yazar: Editor
2009-07-07 22:20:44

Taraftar Neye Bakar?

Kısa bir yılan hikâyesinden sonra Kaka Real’e transfer oldu Milan’dan. Konuşmuştuk bunu. Üstelik bildiğiniz bir gelişme. İşin başka boyutu hayata geçer oldu. Olaya taraftarın bakışı gündemde şimdi: Milan taraftarı ilk antrenmanda bu transferi protesto etti. Böyledir bu iş.

Taraftar meselenin maddi boyutuna pek bakmaz. Kaka ne kadar kazandırmıştır? Ben de Milan taraftarı olsam, bana ne, derdim bu soruya. Ben böyle bayrak bir futbolcunun kulüpte kalmasına bakarım.

Evet, Kaka Milan’da İtalya futbol meydan savaşlarında bir mevzi idi ise o mevzi kaybedilmiştir. Yaşanan bu his de inciticidir. Taraftarın da bunun hesabını sorması en doğal hakkıdır. Bu hesabı sormayan taraftarın-taraftarlığın kendisi o dakikada bir tartışma meselesidir.

Kıssamız bugünlük bu, hissesi yarın bir gün (dilerim çıkmaz ya) çıkar.

Yazar: Editor
2009-06-29 08:56:22

Asidir Şiir

(veya bazı şiir okumaları üzerine birkaç söz)

http://ul.gcg.me/files/2009-06/isyn.jpg

Bir yerde mi okudum, hatırlamıyorum. “Sanatın en asi çocuğudur şiir,” diye.

Asidir kelimenin tam anlamıyla, ele avuca sığmaz. Anladım, dediğiniz anda belleğinizde üç beş kırık söz görürsünüz; imge, mecaz, benzetme, kelime oyunu, sığlıklar keşmekeşinde heder olmuş gitmiş. Siz onu seversiniz de o sevildiğini bilmeyebilir, incinirsiniz. Sadece bilginin, görgünün veya yeteneğin algılamasıyla görünür olan bir şey de değildir. Bir his… Bir bilinç… Ne bileyim, şiirin ne olduğunu çözebilseydim, yazardım en güzel şiirleri…

Lakin şiirin ne olmadığını çözebiliriz.

Çok uzun bir zamandır “iğdiş edilmiş” bir bilinç ile yaşıyoruz. Bu iğdiş edilmişlik tekilden çoğula her bir noktada dikilmiş gözlerimizin içine bakıyor. En basit ticari ilişkilerden en görkemli ihalelere kadar. Basit bir reklâm filminden anlı şanlı sinemacıların eserlerine kadar… Örneğin; TV’de 1 Mayıs tartışmalarını dinleyen bir “okumuş” şöyle diyebiliyor: “Tatil işte 1 Mayıs, daha ne Taksim diye tutturuyorsunuz!”

Bir süreç bu… Burada bir şiir yazmadığım için de rahatlıkla yapabilirim şu benzetmeyi, bu iğdiş edilmiş bilinç bir çığ olmuş yuvarlanıyor, üzerimize üzerimize geliyor. Gelmeye devam da edecek. Bundan hayatımızın her bir unsuru kısmetine düşeni de hali hazırda alıyor almaya da devam edecek. Bunları söylemek için Nostradamus olmaya gerek yok, işte bir iki şiir okumak da yeter vaziyeti görmek için.

Sanatın kendisi her duruma müsait bir şey midir? Böyleyse de bu müsaitliğin kendi evreni içinde birtakım kuralları yok mudur, en azından nefsi müdafaa için. Bir atmosferi, yerçekimi, fotosentezi… Yani gayet olağan, alıştığımız, özünü anlamasak da hayatımızı sürdürebilmemiz için olmazsa olmaz şeyler… Sanat için de yok mudur?

Konu üzerinden gidersek, sokağa mı düşmüştür şiir? Veya gerdek gecesinde damattan önce gelini yatağına atan, yani bu hakkı kendinde gören İngiliz sömürge valileri gibi, şiiri keyfince, yılların şairliği sıfatıyla iğfal eden midir şair?

Hakikaten asidir şiir, kelimenin tam anlamıyla ele avuca sığmaz. Hiçbir sokak kavgasını kaybetmemiştir. Eski kabadayılardandır da. Nicelerinin gönlünde taht kurmuştur. Bazen İnce Memed’dir. Haksızlığa gelemez. Kiminde Zapata gibi herkesin vicdanı olur, Dadaloğlu’dur bre; “ferman padişahınsa...” diyerek. Ama en güzel, güzeller güzeli bir güzeldir de… Aşkından elimize sigaralar bastığımız. Asidir, tabiatı öyledir, asileştirir haliyle.

Ve fakat bir rezillik değildir şiir…

Gadre uğradığında da hesabını zaman soracaktır…
Yazar: Editor
2009-06-25 21:44:17

Adanaspor ve Gelecek

Bir futbol takımının en büyük yatırımı, siz de kabul edersiniz ki alt yapısıdır. Yarınlara bakmak için bulunulması gereken en net konum orasıdır. Yıldız transferler yerine alt yapıdan gelecek futbolculara yönelmek futbolun en kabul gören yaklaşımı değil midir? Tabi bunun için sabırlı bir yönetim ve tribüne de ihtiyaç vardır. Adanaspor öteden beri alt yapı konusunda titizlik gösteren bir takımdır. Bu anlayışın yerleşmesinde vaktiyle bizde hocalık yapan Tamer Güney’in de katkıları hatırlanmalı. Bir de Sami Bayraktar’ın emekleri…

Bildiğimiz o acı kazadan sonra Sami Hoca ve 3 genç futbolcu (Faik, Rafet ve Hakan) hayatını kaybedince Adanaspor alt yapısı uzun yıllar etkisinde kalacağı bir hasar almıştı maddi ve manevi anlamda.

Şimdi baktığımızda hem Adanaspor hem de alt yapımız bir ivme içinde. Özellikle gençlerimiz Eyüp Hocanın önderliğindeki bir ekiple ( Feyzullah, İsmail, Cem, Serbay, Ali hocalar) gün gün geleceğimizin binasını kuruyorlar.

Bu gelişmeler, Adanasporluları her şeyden çok sevindirmektedir. Yoksa başarılar, şampiyonluklar illa ki gelir; fakat bunların geçici olmaması için yola çıkmamız gereken liman işte o alt yapıdır…

Vira Adanaspor...

Yazar: Editor
2009-06-16 16:36:48

Biz tribün deyimlerine devam edelim. Şu açıklamayı yapalım yine de; buradaki saptamalar özelde hiçbir takımı veya taraftarı bağlamamaktadır. Yani olaylar ve şahıslar tamamen uydurmadır. Gerçeklerle örtüşmesi tamamen rastlantıdır.

En Büyük Taraftar, Futbolcular…

Her şey bitti.

Kapandı tüm kapılar.

Çıkacak bir baca deliği bile yok.

Hiçbir iş bu kadar ters gitmemişti.

Canımız yanıyor, beklentiler kayıp…

Umut öldü.

Yahu bir kurban, suçlu vs lazım…

Uyuyan, çekirdekçi, küfretmek için bağıran, takımı desteklemeyi keyfine göre takılmak zanneden kimi taraftar suçluyu bulmuş, mahkemeyi kurmuş, yargılamış ve infaz etmiştir: Futbolcu!

Her öfke patlaması gibi bu da bir miktar hissidir. Ama futbolcuyu gaza getirme değildir. Belki biraz “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla”dır. Çünkü ikinci hamle yönetime yapılacaktır.

Filmin bu dramatik sahnesinde seyirci, neden-sonuç koparmıştır, hatta muhtemelen hiç fark etmemiştir. Belki işin kolayına kaçmıştır. Ve aslında bu bölümde uyukluyordur.

Gücü, morali, inadı, umudu, hayali, hırsı, kazanma inancı biten futbolcudan hala bir şeyler beklemek tribünün hala direndiğine işaret eder.

Ama yazımızın konusu olan bu tezahürat, her bir şeyin artık tribünde de bittiğinin resmidir. Sezon adeta bitmiştir, herkes kendi yoluna gitmiştir. Yoksa attı gole sevineceğin bir, birkaç oyuncun için “en büyük taraftar, futbolcular sahtekâr” diyemezsin, nasıl diyeceksin!

Yazar: Editor
2009-06-09 01:03:23

Hakan Hacıbektaşoğlu

Ekrem Al ile devam kararı alındı. Macera aramaktansa takımı bilen bir hocayla yeni sezona başlamak daha mantıklı ve sağlıklı bir tercihtir. Ekrem Al ile ilgili görüşlerimizi son olarak yazmıştık. Sezon başında kadrosunu kendi kuran bir hoca olarak daha faydalı olacağını yazmıştık. O yazıyı okumak için tıklayınız.

Ama Hakan konusunda çekincelerimiz var. Yani hocanın Hakan’ı gözden çıkarabileceği düşüncesi içimizi burkuyor. Öyle bir şey konuşulduğundan değil, sadece geçen sezonu düşününce, bunun olası bir durum olarak gündeme gelebilmesinden korkuyoruz. Klasik bir lafla devam edelim söze, Hakan gibi bir futbolcuya sadece Adanaspor’un değil her takımın ihtiyacı var. Hakan Adanaspor’da simge olabilecek bir isimken takımdan giden bir isim olmasın. Amacımız bir tartışma ortamı aratmak da değil. Alınan kararın en fazla yorumunu yaparız. Ötesinde gözümüz de yok. Fakat her bir olumsuzluk, artık ne ise o, geçen sezonda, mazide bir yerde kalsın, Hakan da Adanaspor için kazanılsın.

 Aşağıdaki de 4 Şubat 2008’de Hakan için yazdığımız yazı. Tekrar okumakta bir sakınca yok.

 [Adanaspor’a geldiğinde takım en kötü günlerini yaşıyordu hemen hemen. Süper ligden düşmüş şimdiki birinci ligde galibiyete hasret günler yaşıyorduk. Hakan’ın Beşiktaş’ın alt yapısından geldiği biliniyordu. Takımdaki ilk zamanlarında (yanılmıyorsak Ahmet Ziya Hoca) ona bir yer arıyordu. İlk maçında solda bir yerlerde izledik onu. Islıklayanlar oldu, bu ne biçim futbolcu diyenler… Oysa onu bir antrenman maçının ( galiba Ceyhan’la yapılan bir maçtı ) ikinci yarısında izleme fırsatı bulduğumuzda, bu oyuncu bu güne kadar neden oynatılmaz ki, demiştik. Elbette hoca da onu fark edecekti. Sonra... O ilk maçın şaşkınlığını üzerinden atan Hakan birkaç hafta içinde takımın yıldızı, taraftarın da sevgilisi oluvermişti. Oluvermişti, derken kendi kendine değil elbette kalitesi ve çabasıyla, klâs bir duruşuyla… Biz küme düştük, takım dağıldı, her şey bir yalan oldu… Hakan da Alanya ile anlaştı. Biz birçok arkadaş Adanasporsuz o sezonda eski futbolcularımızın, özellikle Adanaspor’a yüreğiyle de emek verenlerin neler yaptıklarını izlemekle yetindik. Başarılarına sevindik. Hakan onların başında geliyordu. Derken Adanaspor’a döndü Hakan. Bize göre bir yuvaya dönüştü bu. Sevinmiştik. Ve Hakan Hacıbektaşoğlu oynadığı her maçta bu sevgiyi ve saygıyı hak ediyor. Hoş, biz onun artık ne yapacağına bakmıyoruz. Biliyoruz ki o, her gerçek Adanasporlu gibi terinin son damlasına kadar çarpışacak… Ligin sonucu ne olursa olsun ( ama şampiyonluk olsun ) biz Hakan’ı şimdiden alkışlıyoruz…]

 

Not: Adanaspor o sezon Hakan’ın da büyük emekleriyle şampiyon olmuştu… Özellikle o kritik Adana derbisindeki sevinci, tellerdeki fotoğrafı hala belleklerimizdedir.

 

Yazar: Editor
2009-06-05 18:29:59

Bayram Akgül Görevinin Başında

http://ul.gcg.me/files/2009-06/aa_472.jpg

Altay maçında yaşananlar ve devamındaki olaylar… Çok konuşuldu, yazıldı, tartışıldı… Tüm bunlar olurken biz özellikle bir “Adanasporluluk meselesi” üzerinde durduk. Çoğu zaman övgüyle bahsettiğimiz Bayram Akgül’ü de hatırlayacağınız noktalarda eleştirdik. Şimdi haklılık veya haksızlığın konuşulmayacağı bir yerdeyiz.

Yanlış anladık, yanlış anlattık, yanlış aksedildi, yanlış öğrendik, yanlış… Lafı uzatırsak bir yanlışlıklar komedyasıdır gider.

Ne yazdıysak bir Adanaspor için yazdık, dedik ve bu konuyu kilitledik… O kadar!

______________________

Sayın Bayram Akgül takımın başında. Bu, tüm Adanasporluların istediği, beklediği bir gelişmeydi.

İyi de oldu.

Şimdi bir klişe ile bağlayalım: Önümüze bakıyoruz…

Adanaspor, zoru sever; illa ki zorlu olacak: ))

En güzel günler umuduyla, vira Adanaspor!

Yazar: Editor
2009-06-02 11:28:42

Kayıp Kimlik

Adana Demirspor yardım gecesi düzenliyor. Destek 58 bin lira, eski söyleyişle 58 milyar. Bir deplasman parası. Şimdi rakip takımdır, deyip içten içe sevinebilirim bu duruma. Kim bilecek hislerimi. Ama sevinemiyorum. İçimden gelmiyor böyle bir duygu. Bu hazin bir Adana fotoğrafıdır çünkü, bu fotoğrafın içinde biz de varız.

Ve Adana’nın göbeğinde BJK görkemli bir şampiyonluk kutlaması yapılıyor…

____________________________

Adanaspor yıllarca yoklukla mücadele ediyor. Gündüz Hoca teknik direktörken başkan oluyor, biliyorsunuz zaten. Sonra zorunlu ve sonu sorunlu bir Uzanlar dönemi… Bilinenler yaşanıyor…

Ve o arada yıllarca Adana’nın merkez noktalarında Bizans takımları şampiyonluk gösterileri yapıyor.

Adana, yalnız ve garip şehrim. Gayri Adana olmaktan öte bir başka şehir olmuş yaban şehrim.

____________________________

Yaşar Kemal’in bir romanında iki güçlü bey, bir tür iktidar mücadelesinde yıllarca çekişir. Bu esnada maddi güçlerini yavaş yavaş kaybederler. Yılmadan, büyük bir onur mücadelesi de vererek sürdürdükleri bu kavgadan sonra geriye hazin bir yoksullukları kalır. Gerçek anlamda bir yoksulluktur. Bu arada etrafta yeni yeni beyler, ağalar, zalımlar, sonradan görmeler, “çapulcular” pıtrak gibi türemiştir. Bunlar Çukurova coğrafyasının yeni sultanları olmuştur. Böyle bir hikâye…

____________________________

Ve Adana’nın orta yerinde Adanalılık bir İstanbul türküsünün oyun havası olmuştur: Aman Adanalı, canım Adanalı… ben sana yandım

Adana, yalnızlığımın şehri… Kalabalıkta kaybolan sevgili… Kokusunu unuttuğum ilk aşk… Kaybolmuş sevda sözleri… Heybetini unutan kent… Ters ışıkta kalmış bir siluet…

Ah  Adana, Adana’m,

Gazetelerin bir köşesinde zayi ilanı:

Kimliğimi kaybettim,

Hükümsüzdür!

http://ul.gcg.me/files/2009-06/ksa.jpg

___________________________________

Not: Aytaç Durak, takıma hiçbir faydası olmayan çapulcular hala konuşuyor, demiş… Kimdir bu “çapulcular” ? İsim vermemiş. Bu konuda tabi ki bir çift sözümüz olacak. Tüm “çapul”u Adanaspor sevdasında ibaret "birkaç" Adanasporlu olarak…

Yazar: Editor
2009-05-23 10:32:53
http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2008/03/yagmur.jpg

22 Mayıstı dün. Yılın bu günleri için pek de sıradan bir şey değildir yağmur yağması, hele de Adana'ya. Uyanır uyanmaz ilk gördüğüm açık gri bulutlar ve şehrin ıslak sokaklarıydı. İnce ince de yağıyordu bir yandan. Yağmur Adana'ya pek uzak değildi. Kışın sık sık ziyaret ederdi Adana'yı. O bir tattır Adana'da, bir renktir.
 
Çünkü Adanalının ne karla kışla bir münasebeti vardır ne de denizle ilgili anıları. Ne kışları derinden hissettiren şehirler gibi soğuk ve serttir, ne de içinde deniz bulunan şehirler gibi keyifli ve duyguludur kışları. Varsa yoksa bir yağmurumuz var bizimde.
 
Gökyüzünden dünyaya uzanan bir sonsuzluğun somut taneleridir o. Yazları şikâyet etmekten bıktığımız nemin, yaşlı asfalt sokaklardaki bulanık yansımasıdır. Şemsiyenize, kapüşonunuza, ceketinize dokunan bir o. Armağandır göklerden. Âşık Veysel'in sadık yârinin, "Toprak Ana"nın umutla beklediğidir. Açık maviyle grinin karıştığı kederli kış günlerinin tek hatırasıdır Adana'da. Çünkü ıslak değilse caddeler; sokak lambalarıyla, araba farlarıyla parlamıyorsa asfalt yollar, hüzne, kedere, mutluluğa dair mutlaka bir şeyler eksiktir Adana'da.
 
Tüm evrenin sessizleştiği, yağmurdan başka konuşan kimsenin kalmadığı "o an" gelmiş, hayatın koşuşturmasına dükkân brandalarının altında ara verilmişse birkaç dakikalığına ve önleri hızlı hızlı iliklerinmişse ceketlerin Adana işte o vakit "Adana"dır, kışları. Sessiz ve mahzun…
 
Dinleyin bir kez onu, sessizce dinleyin, hissedin vücudunuzda. Kaçmayın ondan, aranıza bir şeyi de koymayın, kapüşon ya da şemsiye, ıslanmanın keyfine varın birkaç dakika, şehrin sakinleştiği, herkesin yok olduğu "o an"ın keyfine varın doyasıya, sağa sola koşuşturanlara inat siz daha yavaş yürüyün yollarda. Siz onu sevdikçe onun size fısıldadıklarını duyacaksınız.
Bugün, yazın artık "buradayım" dediği bu günlerde, birkaç ay öncesinden kalma hüzünlü ama bir o kadar da bize dair olan o dostu görmek hoş oldu.
 
Bende sokağa çıktım ıslanmak için. Ama bu sefer çok kalmadı yağmur. Galiba şehre sessizce "hoşça kal" demeye gelmişti. Ve sonrada gitti...
_____
 
Acaba Bayram Akgül mü önce döner Adana'ya

yoksa yağmur mu? :)

Yazar: Editor
2009-05-17 23:48:35

Yine Sahaya Girildi

http://ul.gcg.me/files/2009-05/kaskar1.jpg

Ankara’daki Kasımpaşa-Karşıyaka maçından sonra olaylar çıktı. Uzatmaların sonuna doğru Kasımpaşa 2–1 öne geçti maç böyle bitti. Kasımpaşa 3. şampiyon olup süper lige çıktı. 

Ve…

Tertemiz oynanan ve biten maçın sonunda da olaylar çıktı.

Karşıyakalılar önce koltukları kırdı, sahaya attı.

Sonra tel örgüleri yıkıp sahaya daldı.

O, apayrı bir ruh hali.

Onaylamıyoruz yine bu halleri, ama işte oluyor… Ne yazık ki olmaya devam edecek…

Durum bu.

Bakalım neler olacak?

Yorum yok…

Not: Fotoğraflar ajansspor'dan alınmıştır. Tıklayınız...

http://ul.gcg.me/files/2009-05/karkas2.jpg
Yazar: Editor
2009-05-07 14:00:09

 

http://www.uniaktivite.net/dosyalar/haldun_taner.jpg

 

Haldun Taner

Ay Işığında Şamata, Fazilet Eczanesi, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, Kızıl Saçlı Amazon, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Devekuşu Kabare, Keşanlı Ali Destanı ki epik tiyatromuzun şaheseri, Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu, Yaşasın Demokrasi, Konçinalar, Dışarıdakiler,Ve Değirmen Dönerdi, Çok Güzelsin Gitme Dur, doğum 1915–1986’nın Mayıs 7’si ölüm, büyük usta Haldun Taner

Örnek futbolcusu Ases’le bir futbol, hayır hayat dersi verirken “Ases’i seviyorsak umut vardır.” der. Haklısın Üstat, ama ekliyoruz, “Seni, Haldun Taner’i seviyorsak ve unutmuyorsak umut vardır.”

Yazar: Editor
2009-04-30 12:26:10

Rakip Altay… Karabük maçı için zor bir karşılaşma olacak, diye bir kaygıyla yazıp durmuştum. Bir his değil, zor maçtı zaten, öyle de oldu.

Altay maçı daha da zor olacak. Manisa deplasmanına giden Diyarbakır’ı yakalama umuduyla sahaya 3 puan için çıkacak Altay. Ama belki bu açık ve gollü bir futbola zemin hazırlayacak ve Cemre, oynarsa Emrah ile Kbong desteğinde bir şeyler olabilecek gol-goller için. Şimdi lehimizde olabilecek bir sonuçta tek sorun rakibin ilk iki umudu.

Zor olacak maç, fakat üç puanın hayal olduğu bir maç asla olmayacak. Biz Karabük’e ille de 3 puan, diye gitmiştik. Böyle bir gidiş 3 puana yetmedi. Yani Altay’ın da mutlak 3 puan diye gelişi istedikleri sonucu alacakları anlamına gelmez.

Hay Allah, lafı fena sündürdüm. Altay’ın derdi, Emre-Ersan ve Mbilla’nın yokluğu mesele değil. Bizim de 3 puan mecburiyetimizi de geçelim. Bolu’nun Karşıyaka ile ne yapacağına da bakmayacağız. Bu Pazar akşam 6’da güzel bir maçımız var. Bu sezon Adana’daki son maç… Adanaspor’umuzu Eylüle kadar izleyemeyebiliriz. Gelin biz bu maçın keyfini çıkaralım. Sonrası? Sonrası sonra…

Yazar: Editor
2009-04-21 15:31:45

 http://www.buyuluyelken.net/wp-content/uploads/2008/12/humeyra-otuz-bes-yas-susun-susun-aglayacagim-1975-plak-kapagi.jpg

HÜMEYRA; GEÇMİŞİM, BİRKAÇ RESİM VE CAM KIRIKLARI

  • Adınızı ilk nerede duyup da o sihirli kelimeye vuruldum; dün gibi hatırlıyorum. Çocuktum. Kabakulak olmuşum, evde yatıyorum. Küçük boy bir videokaset. Eski videomuzda, döne dolana ‘Hababam Sınıfı’nı izliyordum: Edebiyat öğretmeni bir sahnede Ferit’i kaldırıp Yahya Kemal’in ‘Sessiz Gemi’sini okumasını istiyor. Ferit de yakışıklı gülümseyişiyle ‘Yanlışınız var hocam, Sessiz Gemi’yi Hümeyra okuyor, Yahya Kemal değil,’ diyor. Tüm sınıf gülüyor. Böylesine gülen insanları izleyince mutlu oluyordum.
  • Ne yapıyor şimdi, nerede, mutlu mu?
    Gözlerinin altında mor halkalar mı var şimdi?
    Artık neredeyse çalmaz olmuş eski bir kasetini zaman zaman gecenin geç saatlerinde dinleyip kimsesiz çocuklar gibi ağladığımı biliyor mu?
  • Sonra tabii ‘İçinden Tramvay Geçen Şarkı’. Lise yılları. Attila İlhan’ı keşfetmişim. Ferhan Şensoy’un ‘Ferhangi Şeyler’ini izlemişim tiyatroda. Çarpılmışım. Şiirlerden, türkülerden bahsetmiş Şensoy. Kalabalık, gülen insanlar yine. Onların arasında sıcacık bir battaniyeye sarınmış gibiydim. O karanlıkta mutsuz değildim artık, kırık da olsa bir gülüş...
  • İçinden ‘Tramvay Geçen Şarkı’yı izlerken... Yine Ferhan Şensoy. Hümeyra, siz bir yıldızdınız orada... Müzikler: Grup Gündoğarken... Neydi: Yıl 1935, AIDS icat olmadı ama Hitler’imiz mevcuttur... Neydi: Yıl 1918, mevsim sonbahar. Heidelberg’in ortasından akıyor ırmak!
  • Orada söylediğiniz bir şarkı vardı: Terk ettim, Karl Valentin’i yıl 935, ah akşamüstü, adamım yalnız kaldı sahnede, yalnız yalnız adamlardı tiyatro... Böyleydi sözler. Yıllarca unutmadım, kalmış aklımda, kocası şair olan bir kadını oynuyordunuz, üzerinizdeki elbise yeşil miydi? Hafif bir ışık; öyle çok aydınlık bir sahne değildi. Gülümsemenin buruk bir şey olduğunu o gün öğrendim ben. General Von Papen’in emriyle askere alınmıştı kocanız...
    ”öyle uzak ki yerim, uzakları aşıyor
    bütün özlediklerim benden uzak yaşıyor”
    dizelerini söylediğinde düşünmüş olamaz beni
    şimdi de biliyorum, biliyor olamaz onu dinlediğimi İstanbul, lise yıllarım, dinledikçe gözümde canlanıyor.
  • ‘Sessiz Gemi’yi bulmam daha sonra. Ama ben daha çok Kördüğüm’e vurulmuştum. İlk sevgili, ilk aşk... Sözler kimindi, o zaman bilmiyordum; sonra buldum, Şevket Rado’nun... Ya her şeyim ya hiçim, sorma dünyam ne biçim, bir kördüğüm ki içim, çözdükçe dolaşıyor; özlemek mi kavuşmak mı diye düşünmüştüm.

 

Derken Ey Sevgili Sevgilim: İşyerinde şiirler yazıyor, cuma öğleden sonra, annem hastalanmış gitmem gerek deyip Beyoğlu’na kaçıyordum, şiirlere, hüzünlere, kartpostallara, Tarık Dursun’un hikâyelerine; misal poğaça yerine çörek demeye, rakı şişesini son kadeh için masaya yatırmaya, inceliklere. Tutsana Ellerimi: Necatigil’in bir sıcaklık arar ellerimiz dizesiydi; Otuz Beş Yaş: Cahit Sıtkı’nın onulmaz şiiri. İncitme Beni: Ne kadar kırıldığımdı yaşarken; Unutulduk Bak Sevgilim: Öpünce dağılan bir yüz, bir antik heykel, deniz perileri, yaz ezgisiydi. Hepsi hepsi bu kadar işte, yeniden yaşanıyor: Yıldırım Türker’in güzelim sözleri.
“Yeni bir şehirde, yeni bir mahallede ne olur karşılaşıversek günün birinde hiç beklemezken kır düşmemişken henüz benim saçlarıma tüketmemişken daha ömrümüzü, ne sen, ne ben ne olur çıkıversen yeni bir ülkede birden karşıma”
Evet Hümeyra Hanım... Satır aralarını şair dostum Roni Margulies’in size yazdığı şiirle süslediğim bu yazı, bugün sizin için. Bize kattıklarınız için. Şiirin son dizesini yazmıyorum buraya. Bilen nasıl olsa bilecektir.
Unutmadan, bir de ‘Kırık Bir Aşk Hikâyesi’ var. O mavi film. Senaryosuna rastlamıştım bir sahafta. Selim İleri yazmış, Ada Yayınları basmış kitabı. Yönetmen: Ömer Kavur. Müzik: Cahit Berkay. Solgun kapakta eski bir fayton resmi vardı. Bir solukta okumuştum. Filmse geçen yaz birdenbire, ikinci kanalda bir akşam karşıma çıkmasın mı?
Son sahne: Kadir İnanır size bakıp, yıllar öncesinin o eski sevgilisine, bir şehirlerarası otobüs terminalinde, ‘‘Mutluluk yanımızdan geçip gitmiş,’’ diyordu. Hababam sınıfının gülüşleri, yerini çoktan mor bir kedere bırakmıştı. ‘Otuz Beş Yaş’ plağının kapağındaki o güzelim mor kedere...

 

Evet Hümeyra Hanım... Satır aralarını şair dostum Roni Margulies’in
size yazdığı
şiirle
süslediğim
bu yazı,
bugün sizin için. Bize
kattıklarınız için. Şiirin son dizesini
yazmıyorum buraya.
Bilen nasıl olsa bilecekti

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2009-04-15 23:06:39
http://ul.gcg.gen.tr/x/00d2d12.jpg

Tribünlerimizdeki bayan inisiyatifine ilişkin ayrıntı vereyim.

  • Bu proje üzerinde Pervin hoca 4–5 aydır çalışmalar yapıyor aslında. Pervin hoca, bugün gündemde olan bu konuyu aslında geçtiğimiz dönemin sonlarında(ocak09) dile getirmişti. O dönem girdiği derslerde bu konu üzerindeki projelerini anlatmış ve öğrencilerden destek istemişti.
  • Geçtiğimiz yıl gördüğümüz "Spor Organizasyonları ve Teşkilatlanması" dersinde Adanaspor Kulübünün tüzüğü ve işleyişi konu alınmıştı ve bu konuda kısa bir proje ödevi de teslim etmiştik grup olarak. Ciddi çalışmalar yapılmıştı ancak araya giren ara tatil dönemi nedeniyle bu proje/girişim sadece derslerde işlenildiği süreçle sınırlı kaldı ve ikinci adım atılamadı.
  • Kanal A'da yayınlanan "Günaydın Adana" programına konuk olarak katıldığı bilgisini aldıktan sonra, bugün Pervin hocayla bu konu üzerinde kısa bir sohbetimiz oldu. Bu konuyla ilgili detaylı bilgiler almaya çalıştım.
  • Bu aslında bir proje, bir hedef. Genel olarak iki hedef üzerinde durulmakta. Bunlar;
    1- Futbol müsabakalarında bayan taraftarların da olması,
    2- Küfürün, şiddetin ve holiganizmin son bulması.
  • Bunun gerçekleştirilmesi için dersliklerde ve panellerde birçok fikir üretildi, düşünüldü. Ve artık sahaya inme zamanı.
  • Kulüp yönetimimizle temas kurulmuş. Bayram Başkan'dan gerekli onay alınmış. Cumartesi günü kapalı tribünde renkli görüntüler oluşturulacak gibi. Tabi ki bu güzelliğin bir maçla sınırlı kalmaması lazım. Devamı olması için de aslında bizlere çok büyük görevler düşüyor.
  • Küfürün ve taşkınlığın hiç olmadığı bir doksan dakika yaşanır ve şovların ön planda olduğu güzel bir tribün yapılırsa inanıyorum ki maça gelen bu kitlenin en azından belli bir kesmi, kemik taraftar kitlemiz haline dönüşecektir.
  • Bu proje ve hedef aslında tüm Adanasporluların genel hedefi ve düşüncesi olmalıdır. Maça gelen herkes yanında eşini, kız kardeşini, kızını v.s. getirerek tribünlerde ki bayan taraftar kitlemiz artmalıdır.
  • Son 2 yılda aslında bayan taraftar profilimizde ciddi bir ilerleme var. Bu belki çok göze çarpmıyor olabilir ancak, kesinlikle bir ilerleme söz konusu. Herkesin Adanaspor tribünlerinin güzelleşmesi noktasında bu ve buna benzer projelere destek vermesi gerekli.
    _____________________
    Bu noktada ben grubumuza çağrıda bulunmak istiyorum; bu ekiple temas kurulmalıdır ve maça gelecek bu ekibin formalarla, atkılarla tribündeki yerini alması sağlanmalıdır. D Smart'ın naklen yayınlayacağı bu müsabakada ki bu güzellik mutlaka TV başındakilere de yansıyacaktır ve ulusal çapta Adanaspor tribünleri ciddi bir beğeni kazanacaktır. Bu fırsat iyi değerlendirilmelidir.
  • Yazan/Şenol
Yazar: Editor
2009-04-05 09:50:39
http://ul.gcg.gen.tr/x/d0e5d77.gif

Olmasını istediğimiz güneşli ışıl ışıl hava yok bu dakikalar itibariyle. Maç saatine yakın hava nasıl olur bilemem. Lakin dilerim yeterince güneş olur da güzel çekimler yapabiliriz.

Ufak tefek hazırlıklar bitince soluğu statta almalı. Erken başlayacak bugünün maç coşkusu.

Kayda almak lazım mühim anları. Fotoğraf bekleyenler var.

Akşam 18.oo civarı Adanaspor-Boluspor maçının fotoğrafları foto-yorum’da olacak. Yeni pankartlar, tribünler, sahadaki mücadele ve gollerimiz…

Umduğumuz gibi bitmesi dileğiyle…

tıklayınız

Yazar: Editor
2009-03-15 09:43:40

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/c017d94.jpg

 

Özellikle bu haftadan sonra zorlu bir seri başlıyor bizim için. Bana göre ‘görece’ daha kolay maçlarımızın çoğunu oynadık. Bundan sonra oynayacağımız Manisa, Ordu, Bolu, Altay, Rize, Karabük, Malatya ve sondaki Samsun maçları çok çok zor geçecek. Bu 8 takımın 4’ü ilk 6 derdinde hatta ilk ikiyi bile düşünebilecek durumda. Diğerleri de bir şekilde ya 6. takım olmayı zorlayacak konumda ya da küme düşme korkusu içinde.

Adanaspor bu sezon gerçek “Adanaspor” kimliğinden uzak bir yolda. Sanki biz Adanaspor değiliz, rakipler bu büyük formayı giymiş mücadele ediyor. Biz de 25 maçtır adeta Araf’ta kalmışız. Şu yokuşu tırmansak mı tırmanmasak mı bîkarar olmuşuz...

Garip bir biçimde, hemen hemen tüm takımların “aşağı yukarı aynı” olduğu bu senenin 1. liginde adıyla bile bu işi götürebilecek konumda olan Adanaspor bu şansı rakiplerine vermiş durumda.

İş işten geçiyor. En azından durumu kurtarmak için bu maçı almak zorundayız. Birkaç saat sonra yine yazının başına geçtiğimizde dilerim sevindirici şeyler yazarız.

Vira Adanaspor!

Yazar: Editor
2009-03-08 10:34:19
http://ul.gcg.gen.tr/x/89113bd.jpg

Hazırız.

Bu haftanın totemini de belirledik;) stada gidiyoruz.

Dönüşte güzel haberler ve fotoğraflar dileğiyle. Hakemlerin veya 3. şahısların etki etmediği temiz bir maç olsun...

Yazar: Editor
2009-02-16 20:24:41
http://www.kitlecizgisi.com/haberresim/oguz%20atay(1).jpg

İnsanlık Öldü

Nihayet insanlık öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre, "yahu insanlık öldü mü?" diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır. Bu nedenle gazetelerinde, "insanlık öldü mü?" ya da "insanlık ölür mü?" biçiminde büyük başlıklar yayımlamakta yetinmişlerdir. Fakat acı haber kısa zamanda yayılmış ve gazetelere telefonlar, telgraflar yağmıştır; herkes, insanlığın son durumunu öğrenmek istemiştir.

Bazıları bu haberi bir kelime oyunu sanmışlarsa da, yapılan araştırmalar bu acı gerçeğin doğru olduğunu göstermiştir. Evet, insanlık artık aramızda yok. İnsanlıktan uzun süredir ümidini kesenler, ya da hayatlarında insanlığın hiç farkında olmayanlar bu haberi yadırgamamışlardır. Fakat insanlık âleminin bu büyük kaybı, birçok yürekte derin yaralar açmış ve onları ürkütücü bir karanlığa sürüklemiştir; o kadar ki, bazıları artık insanlık olmadığına göre bir âlemden de söz edilemeyeceğini ileri sürmeğe başlamışlardır.

Bize göre, böyle geniş yorumlarda bulunmak için vakit henüz erkendir. İnsanlık artık aramızda dolaşmasa bile, hatırası gönüllerde her zaman yaşayacak ve çocuklarımız bizden, bir zamanlar insanlığın olduğunu, bizim gibi nefes alıp ıstırap çektiğini öğreneceklerdir. İnsanlığın güzel ve çekingen yüzünü ben de görür gibi oluyorum. Zavallı insanlık kendini belli etmeden sokaklarda dolaşır ve insanlık için bir şeyler yapmaya çalışanları sevgiyle izlerdi. Bugün için insanlık ölmüşse de, onun ilkeleri akıllara durgunluk verecek bir canlılıkla aramızda yaşamaya devam edecektir.

İnsanlıktan paylarını alamayanlar için zaten bir ölüydü; onun bu kadar uzun yaşamasına şaşılıyordu. Yıllarca önce küçük bir kasabada dünyaya gelen insanlık, dünya savaşlarından birinde, çok rutubetli bir siperde göğsünü üşütmüş ve aylarca hasta yatmıştı. Bu olaydan sonra, hastalığın izlerini bütün ömrünce ciğerlerinde taşıyan insanlık, önce ki gece sabah karşı nefes alamaz olmuş ve gösterilen bütün çabalara rağmen gün ağarırken doktorlar, insanlıktan ümitlerini kesmek zorunda kalmışlardır.

Doğru dürüst bir tahsil göremeyen ve kendi kendini yetiştiren insanlık hiç evlenmemişti. Küçük yaşta öksüz kalan insanlığa, doğru dürüst bir mirasta kalmamıştı; bu yüzden sıkıntılarla geçen hayatı boyunca insanlık, başkalarının yardımıyla geçinmeğe çalışmıştı. İnsanlığın ölümüyle ülkemiz, boşluğu doldurulması mümkün olmayan bir değerini kaybetmiştir. Gazetemiz, insanlığın yakınlarına baş sağlığı ve sonsuz sabırlar diler.

Not: merhumun cenazesi, önce, uzun yıllar yaşamış olduğu hürriyet caddesinden geçirilecek ve ölümüne kadar içinde barındığı Ümit Apartmanı bodrum katında yapılacak kısa ve sade törenden sonra toprağa verilecektir.

Bu kısa hikaye Oğuz Atay'ın "Tehlikeli Oyunlar" adlı kitabından bir alıntıdır.

 

Yazar: Editor
2009-01-14 18:27:25

"http://www.evkultur.com/portre/nazimhikmet/resim_nazimhikmet.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

Büyük İnsanlık

Büyük insanlık gemide güverte yolcusu
tirende üçüncü mevki
şosede yayan
büyük insanlık.

Büyük insanlık sekizinde işe gider
yirmisinde evlenir
kırkında ölür
büyük insanlık.

Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
pirinç de öyle
şeker de öyle
kumaş da öyle
kitap da öyle
büyük insanlıktan başka herkese yeter.

Büyük insanlığın toprağında gölge yok
sokağında fener
penceresinde cam
ama umudu var büyük insanlığın
umutsuz yaşanmıyor.
 

 7 Ekim, Taşkent, 1958

Yazar: Editor
2009-01-08 22:17:15
http://ul.gcg.gen.tr/x/747119d.jpg

“Vefa” duygusu güzeldir. Bu kelimenin sözlükteki yazılanından öte bir anlam vardır. İnsana dair en temel kavramların başında gelir. Düşünmenin, hissetmenin, hatırlanmanın kardeşi gibidir.

Biz Adanasporlular için, şairin dediği gibi “Vefa, İstanbul’da bir semt ismiymiş” şeklindeki sitemvari bir söz değildir. Bunun bizde derin anlamları, hoş hatıraları vardır. 90’lı yılların başında(dilerim yanılmıyorumdur bu tarih mevzusunda)Klementy,Kaleci Darko ve o muhteşem Sabotiç Adanaspor’a transfer olmuştu.

İlk maçından itibaren adeta bir gol makinesi olmuştu ve doğal olarak da tribünlerin kahramanına dönüşmüştü. İlerlemiş yaşına rağmen o yıllarda Fenerbahçe’nin de gündemine gelmiş olan Sabotiç golleri, futbolu ve güler yüzüyle(Bu bize önceki yıllarda gülen adam Peroviç’i de hatırlatmıştır.) Adanasporluların sevgisini fazlasıyla hak etmiş bir futbolcuydu.

Uzatmayalım, sonraki sezonlarda Ankaragücü’ne transfer olur Sabotiç. Kan kaybeden Adanaspor’umuzun da kötü günleri başlamıştır.
Derken Adanaspor ve Sabotiç Adana’daki bir maçta karşı karşıya gelirler. Ankaragücü’nün başında da Samet Aybaba vardır.5 gol yiyerek mağlup oluruz.

Maçın sonunda Samet Aybaba’nın: “Sabotiç sen niye gol atmadın?” diye sorduğu, Sabotiç’in bu soruyu yanıtsız bıraktığı rivayet edilir.(Çünkü yanıtı belli olan sorular vardır!)

Hoş, Adanaspor’un böyle jestlere dair kompleksleri yoktur. Golü kimden yediğimiz o kadar da önemli değildir. Ama Sabotiç’in Adanaspor’a “gol atmama” konusunda hissettikleri (veya bizim hissettiğini düşündüğümüz şeyler) hatırlanmaya değer. Bir zamanlar kahramanı olduğu tribünlere içten bir sevgi hissetmek, bunu da gol atmaya yanaşmamakla göstermek; değerleri “skorlara, sayılara” bağlı olanların anlayabileceği türden bir davranış değildir.

Fiorentina taraftarının sevgilisi olan Baggio Juventus’ta forma giyerken bir Fiorentina maçında penaltı atmayı reddeder. Bunun üzerine oyundan alındığında da Fio’lu taraftarların kendisine uzattığı Fiorentina atkısını boynuna dolamaktan da çekinmez.

Roberto Baggio’yu yücelten de (Elbette futbolu kadar) bu vefa duygusudur.

Yazar: Editor
2008-12-19 18:18:38

Siluet Kuş

Kaçmak istiyor belki, kaçamıyor. Gecede bir ışık görüyor ona gitmek istiyor sanki ama camı fark edemiyor. Oracıkta öylece kalıyor. Bir iz geçmiş, bitmiş; kaçılamamış bir hayattan.

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/7370672.jpg
Yazar: Editor
2008-12-13 18:33:04
http://www.zgapa.pl/zgapedia/data_pictures/_uploads_wiki/b/Bachus_twarz.jpg

Devrim Şarkıları  

Yaza doğru bir geceydi, birazdan yıldız yağacaktı

Dolunaydı ay

   Ve devrim şarkıları,

         Akkapı kendi sokaklarında kaybolurken,

    ayışığıydı

Dionysos Efendimiz, şu koca oyun Tanrısı,

 Efendimiz Dionysos, şu koca şarap Tanrısı…’

Sessiz dağılmıştı sinema,

‘Baba’ yuvasını kurtaramamıştı

Ellerde nemli mendiller.

 

Memed, Aliço film öncesi konuşmasını yapmış

Bildiriler, silahlar karpuz sergisine saklanmıştı

     -bizde (ben, Domdom Ali, Pusu Yusuf)

       Bir dumanlı sevgili,

       Kaskas’ta o bildirileri okuyabilme hayali-

Birazdan yazılama da başlayacaktı:

‘Mahir, Hüseyin, Ulaş /Kurtuluşa Kadar Savaş…

 Tek Yol Devrim…’

Siz biliyorsunuz, bunları yaşadınız.

 

Sabahında o rüya gecesinin

Portakal çiçeklerinin kokusu

    -kahvaltıda kaçak incir rakısı-

Pırıl pırıl gökyüzü

İşe giden insanlar, yolcu taşıyan at arabaları

Asker Bilal’ın kahvesi, Mısırlı Kemal’in hikâyeleri

Dinlediniz, hatırlarsınız

 ‘ki Dionysos Efendimiz şu koca oyun tanrısı…’

Ama ne olduysa oldu,

Öce sözler gitti, yazlık sinema kapandı sonra

Portakallar gitti çiçekleriyle

Bildiriler, sabun kokulu bir çeyiz sandığında unutuldu

Bir bir silindi yazılar

Ah, o aşk bitti

Herkes gitti…

 

İşte, mazimizden bir akşamüstü

Ben, Domdom Ali, Pusu Yusuf

‘atladık aşağı bahçenin çitini’

Portakal bahçesine daldık…

Bir düşteydik, biz hangi diyarda kaldık?
 

 

Sanki bin yıl sonra oturduk dut ağacının altında

  ‘ ve Efendimiz Dionysos şu koca şarap tanrısı’

Rakı içtik.

Terk edilmiştik hayat tarafından.

Ağlamadık.

 

Belki o yaz bitti;

Domdom Ali, Memed, Aliço, Pusu Yusuf

Ömürlerini alıp gitti…

 

Ama ayışığı…

Kendini yollara vurmuş devrim şarkılarıdır hala…

 

‘Dionysos Efendimiz, şu koca oyun Tanrısı

 Efendimiz Dionysos, şu koca şarap Tanrısı

Bizi uçsuz bucaksız Frigya ovalarına saldı…’

 

Yazar: htabakan
2008-12-12 00:36:42

Devrim Şarkıları

Yaza doğru bir geceydi, birazdan yıldız yağacaktı

Dolunaydı ay

   Ve devrim şarkıları,

         Akkapı kendi sokaklarında kaybolurken,

    ayışığıydı

‘Dionysos Efendimiz, şu koca oyun Tanrısı,

 Efendimiz Dionysos, şu koca şarap Tanrısı…’

Sessiz dağılmıştı sinema,

‘Baba’ yuvasını kurtaramamıştı

Ellerde nemli mendiller.

Memed, Aliço film öncesi konuşmasını yapmış

Bildiriler, silahlar karpuz sergisine saklanmıştı

     -bizde (ben, Domdom Ali, Pusu Yusuf)

       Bir dumanlı sevgili,

       Kaskas’ta o bildirileri okuyabilme hayali-

Birazdan yazılama da başlayacaktı:

‘Mahir, Hüseyin, Ulaş /Kurtuluşa Kadar Savaş…

 Tek Yol Devrim…’

 

Siz biliyorsunuz, bunları yaşadınız.

Sabahında o rüya gecesinin

Portakal çiçeklerinin kokusu

    -kahvaltıda kaçak incir rakısı-

Pırıl pırıl gökyüzü

İşe giden insanlar, yolcu taşıyan at arabaları

Asker Bilal’ın kahvesi, Mısırlı Kemal’in hikâyeleri

Dinlediniz, hatırlarsınız

 ‘ki Dionysos Efendimiz şu koca oyun tanrısı…’

 

Ama ne olduysa oldu,

Öce sözler gitti, yazlık sinema kapandı sonra

Portakallar gitti çiçekleriyle

Bildiriler, sabun kokulu bir çeyiz sandığında unutuldu

Bir bir silindi yazılar

Ah, o aşk bitti

Herkes gitti…

 

İşte, mazimizden bir akşamüstü

Ben, Domdom Ali, Pusu Yusuf

atladık aşağı bahçenin çitini’

Portakal bahçesine daldık…

Bir düşteydik, biz hangi diyarda kaldık?

 

 

 

Sanki bin yıl sonra oturduk dut ağacının altında

  ‘ ve Efendimiz Dionysos şu koca şarap tanrısı’

Rakı içtik.

Terk edilmiştik hayat tarafından.

Ağlamadık.

 

Belki o yaz bitti;

Domdom Ali, Memed, Aliço, Pusu Yusuf

Ömürlerini alıp gitti…

 

Ama ayışığı…

Kendini yollara vurmuş devrim şarkılarıdır hala…

 

‘Dionysos Efendimiz, şu koca oyun Tanrısı

 Efendimiz Dionysos, şu koca şarap Tanrısı

Bizi uçsuz bucaksız Frigya ovalarına saldı…’

Yazar: htabakan
2008-12-12 00:33:41

Kaskas ya da Meşine Dönmüş Dünya

‘günler durmadan akıyor, çekip gidiyor

 ama söyleyin nereye gidiyor?’

 

Daha bir delikanlıyken

İstanbul’a gittiğinde çalışmaya

70’in bilmem hangi senesinde

Geriye belki bir ‘bakış’ bırakıp…

Taksim Meydanında ama

Hayatın bir başka sevdasına dalıp…

 

Unutmuşlardı seni döndüğünde

Senin unutmadığın taş sokağın sonunda

Altında dut ağacının

Bir söz bizim hiç duymadığımız

Hayata dair;

Sahi,  o vakitler aşkın tanımı yapılmış mıydı?

 

‘Köseleye dönmüş hayat

Sayası bozuk devran

Meşin kokuyor kahpe felek

Meşin kokuyor kahpe felek

 

Sokakları süpürürüm her sabah

Her gece doyurmaya çalışırım doymak bilmez dünyayı

 

Sökülmüş kunduraları yapıştırırım da

Kendim paramparça

Ki kadın teni hissetmez parmaklarım

 

Günler gidiyor

Çekip gidiyor ya

O da bilmez nereye gidiyor…’

 

Bir şarkıyı tam bilseydin

Okuyabilseydin bir şiiri

Parmaklarınla izleyebilseydin şahbeyiti

Gözlerinle, ah kalbinle…

Devrim marşları olurdu senin şarkıların

Sen, su gibi bilirdin Nazım’ı

Zira hikâye senin hikâyendir Kaskas

 

‘Şimdi ben şurada, Saydam Caddesinde

Yani Akkapı Mahallesinde

Asker Bilal’in eski kahvesi karşımda

Yazlık sinema olurdu yaşasaydı yanında

Hani önünde karpuz sergisi olurdu

Hani silahların ve okuyamadığım bildirilerin zulalandığı

Ama işte gecenin onunda on ikisinde

Siz tatlı kış gecesinde

Kömür kokusunda

Perdeler arkasında…

Ah, ömrüm… ömrümüz

Nereye gider ki?’

 

Hayatı sen biliyorsun Kaskas

Biz yalanını anlatıyoruz

Soru da sende cevap da

Biz bir bok bilmiyoruz

‘meşine dönmüş dünya’

Yaşıyoruz…

 

 

Kaskas/Sadık Uzunağaç

Şiirde bahsettiğimiz gibi 70’lerde Adana’dan çıkmıştı, döndüğünde de neredeyse unutulmuştu.

Kösele ustasıdır. Çirişçinin tekisin diye hala takılırız, kızar. Dönünce belediyede temizlik işlerine girdi, oradan emekli de oldu. Bunun yanında akşamları, hafta sonları mahallede aynı zamanda mekânımız olan küçük dükkânında köşkerlik de yapardı. Her akşam kenara şırdan tezgâhını da kurar bu ayrıca ek işi olurdu. Bilinen hikâye onunkisi; minnet etmeden evi geçindirmek. Hala aynı tarzda çalışır. Şiirde anlatılanlar kısmen onun hayatı. Okuma yazma bilmez. Öğret, dedi; beceremedim. Hala kızar bana: ))

Allahına kadar Adanasporludur!

Yazar: htabakan
2008-12-11 12:34:17

Altay ve Adanaspor

İstatistikler futbolun vazgeçilmez argümanlarındandır. Hem “futbolda dün yoktur” sakızı çiğnenir hem de geçmişe dair bir ton belge, sonuç paylaşılır maçlardan önce. Korkunç bir sektörün ucundaki kırıntıları toplayanlara, gazetelere, televizyonlara, yazıcılara ve yorumculara da malzeme lazım, değil mi?

Biz de bir istatistik araştırması yaptık ve Adanaspor-Altay maçlarının son on sonucuna ulaştık. Paylaşalım yakın tarihten uzak tarihe doğru:

 

03–04–2005 / 1.lig: Adanaspor - Altay: 3–2

31–10–2004 / 1.lig: Altay - Adanaspor: 1–0

20–04–2003 / Süper lig: Adanaspor – Altay: 5–2

02–11–2002 / Süper lig: Altay – Adanaspor: 0–4

23–02–2002 / 1.lig: Adanaspor - Altay: 6–1

15–09–2001 / 1.lig: AltayAdanaspor: 1–1

07–05–2000 / Süper lig: Adanaspor – Altay: 1–0

08–01–2000 / Süper lig: Altay - Adanaspor: 2–1

16–05–1999 / Süper lig: Adanaspor – Altay: 2–0

06–12–1998 / Süper lig: Altay – Adanaspor: 3–2

 

  • Buna göre son 10 maçın altısını biz kazanmışız.
  • 3 yenilgimiz ve 1 beraberliğimiz var.
  • O tek beraberlik deplasmandan gelmiş.
  • Evimizde hiç yenilmemişiz.
  • O altı galibiyetin biri İzmir’den.
  • 25 gol atıp 12 gol yemişiz.

Altay’la son 10 yılık ve 10 maçlık maceramız böyle. Biz Altay’ı hem futboldaki duruşu hem de onlara tutan şansımız için seviyoruz. Özellikle ikinci nedenden dolayı bu hafta itibariyle de sevmeye devam etmek istiyoruz: ))

Yazar: Editor
2008-12-01 18:38:31

BİR ROMAN BİR HİKÂYE

http://www.galerihikmet.org/mynet_resimlerim/veda.jpg

ROMAN

Hiç de radikal olmayan bir gazetenin kitap ekinde Ayşe Kulin son romanı ‘Veda’ üzerine bir şeyler söylüyor. Arada da ‘ Resmi tarihten gına geldi.’ diyor. Fakat Kulin’e gına getirten nokta ayrı bir ‘hassasiyetin’ masalını anlatıyor. Yani yazar, resmi tarihin bize dayattıklarının ancak bazılarından mustarip ve bu minval üzere gına getiriyor. Sözü de Osmanlı’nın son maliye nazırı ve de büyük dedesi Ahmet Reşat’a ve Vahdettin’e bağlıyor:

‘Şunu bil ki Kemal (Ahmet Reşat’ın yeğeni) Sultan bugüne kadar gelmiş geçmiş sultanların çoğundan daha kötü değildir. Kötü olan zavallının kaderidir. Bu uğursuz işgal onun zamanına denk geldi. Sultan, altı yüz yıllık tahtı korumak için elinden geleni yapıyor.’ dedirtiyor Ahmet Reşat’a.

Bilinen bir haldir her ‘dönemin’ kendi insan tipini ve bu tipe inceden bir istikamet verecek yazarçizer takımını yetiştirmesi. Yüzyıllardır böyledir bu. Elbette bugünün Türkiye’si de iktidar yapısına uygun, işaret edilen mecralardan akabilecek titreklikte ve kıvamda sanatçılar, edebiyatçılar, karikatüristler, akademisyenler, hukukçular, gazeteciler, televizyoncular, komedyenler, öğretmenler, aktörler… bulmuş, yaratmış, ehlileştirmiş, olmadı dönüştürmüştür. Yoksa TV’lerde, gazetelerde, edebiyat çevrelerinde arz-ı endam eyleyen muhteremlerin varlığını; yani Mehmet’lerin, Cengiz’lerin, Hasan’ların niceliğini, kimi dizilerin İslami motifli ince ayarlarını, Sunay Akın’ın Mahya Işıkları altındaki masum Ramazan sunumunu, kandan beslenen ve güncelleşen faşizmi, kıvırtmacaları, kaytarmacaları, TRT’nin samanyoluna tahavvül etmesini ve daha bir alay entrikayı nasıl izah edebilirdik…

AKP’cilerin ağzıyla konuşmak, son dönem ‘demokrat’ yazarlarının genel arızası oldu. Çünkü bir şeylerle didişmeden, evet didişmeden, suya sabuna dokunmadan yaşamak, görüp yazmamak, kafayı kuma gömüp ötesini tepeye dikmek kolaydır ve güvenlidir.

HİKÂYE
Biz yazını başına dönelim. Evet, resmi tarihten gına geldi. Onu reddediyoruz. Ayşe Hanım da reddediyor. Ama bakın ardından neyi bina ediyor, hangi resmiyetin gayri resmi tarihini sunuyor:

‘Artık geriye bakıp çok yakın tarihimizi iyi irdelemeliyiz. Bir padişaha vatan haini denmesi doğru değil.’ Ve ekliyor:

‘Olsa olsa beceriksiz bir padişahtı.’ Kendince çarpıcı bir somutlaştırmayla da devam ediyor:

‘Asla sadece siyah ve beyaz yoktur. Ara renkler de vardır ve kimse sadece iyi ya da kötü değildir. Tüm bunları kabul edip (yakın tarihimizle) barışmamız gerekiyor.’ Gazetenin kitap ekinde buna benzer şeylerle devam ediyor yazar.

Gittik kitabı aldık. Ezbere konuşmamak için de zaman ayırıp okuduk. Bir romancının tarihçi gibi davranmasını beklemiyoruz. Kuru bir nesnellikle yazılan tarihsel romanların belgesel düzeyinde olması elbette kaçınılmazdır. Yaratıcı yazar olayları kendi evreninden geçirecektir. Ayıklayacaktır karakterleri, onlara bir ayar çekecektir biraz da keyfince, olmadı yeni yeni karakterler halk edecektir. Sonuçta romancı yarattığı dünyanın tanrısıdır ve kullarını belli bir hizaya sokacaktır. Ama ‘Veda’ adlı romanda da olduğu gibi, okurunun belleğinde (yukarıda andığımız noktalar itibariyle) gedikler açan, zihinleri bulandıran, gafletleri önemsiz beceriksizlikler olarak nitelendiren ve en sakin ifadesiyle ‘dönemin yazarı’ olan bir romancı da olmayacaktır.

Genel olarak Ahmet Reşat’ın konağında geçen romanın bu mekânı adeta bir melekler evidir. Gerek ana gerekse yardımcı karakterler arasında bir tane fena insan ara ki bulasın. Hepsi ayrı bir cevher, hepsi fedakâr, hepsi iyi niyetli… Bir romanda ille de kötü karakterler olacak demiyoruz. Ama vaziyet, Ahmet Reşat’ı aklama çabasında olan yazarın bunu yaparken diğer karakterlere de irili ufaklı melek kanatları takma mecburiyeti ve mahcubiyetiyle hareket ettiği düşüncesini doğuruyor. ‘Madem büyük dedem aslında masum bir görev adamı, yanı başındakiler de en az onun kadar masumdur. Günahları ve sevapları padişahına ve milletine bağlı bir muvazzafın günahları ve sevaplarıdır. Ne yaptıysa imparatorluk için yaptı.’ diye mi düşündü acaba? Büyük dedeyi, Vahdettin gibi, kaderin cilvesine maruz kalmış bir gizli vatanperver olarak resmederken romana da kötü bir karakter yerleştirmeye vicdanı mı elvermedi acaba?

Kısa keselim. Romandaki dil yanlışlarına hiç girmeyeceğiz; ama mutluluğun ‘kanıksanan bir kavram’ olduğunu da ilk kez bu romanda gördük. Hani sabun köpüğü denir ya, öyle bir roman. Samimiyet fakiri, dolayısıyla inandırıcılık da oluşamamış. Dört yüz sayfada bir roman derinliği yok. Upuzun bir hikâye desek daha doğru. Sonuçta o paraya (16 ytl) başka bir kitap alabilirdik. Ne bileyim, Yaşar Kemal’in herhangi bir romanını alıp bir arkadaşa hediye edebilirdik veya onunla iki tek de atabilirdik.( Yaşar Kemal demişken, Ayşe Hanım’a Sarıkamış betimlemeleri için büyük yazarın ‘Bir Ada Hikâyesi’ adlı nehir romanın yayınlanan kitaplarını okumasını şiddetle öneririz.)

BİZE DE GINA GELDİ
Yakın tarihle barışmak at izini it izine mi karıştırmaktır? Sonra gına getirip öteyi beriyi çitilemek midir? Derken Adnan Menderes’i demokrasi yıldızı yapmaktır, Deniz’leri dönüp dönüp bir daha asmaktır değil mi? Tescilli katilleri ‘aslında iyi bir adammış, şu kaosla da ne ilgileri varmış, yahu ne yaptıysa memleket aşkıyla yaptı’larla mı eşlemektir? Demirel’i bir iki sene içinde, kısmet olursa, komüncü mü yapmaktır?

Türkiye’yi ABD’nin kucağına atanları ülkenin sahibi yapmaktır aynı zamanda, yakın tarihle barışmak.

Siz barışın kendi yakın tarihinizle, gına da gelsin. İstediğiniz her kişinin de kara sayfalarını temize çekin. Bizim derdimiz o cephede değil, varın eğlenin. (Aşağıda adlarını sayacağımız güzel insanların AKLANMAK gibi eyleme hiçbir ihtiyaçları olmadığını önemle belirtip devam edelim…)

Ama beride Mustafa Suphi ne oldu?

Sabahattin Ali hep fail-i meçhul mü kalır?

Nazım Hikmet vatan haini olamaya devam mı eder?

Hep yakılacak adam mıdır Aziz Nesin?

Ruhi Su taammüden öldürülür mü hala?

Yılmaz Güney yine uzaklarda mı ölsün?

Dirilip de yine linç mi edilsin Ahmet Kaya?

Neyse…

Hep siz olun iktidarda, vatanı hep siz bizden çok sevin, âlem keyfinizce seyretsin. ’Sadece görevinizi yaparken’ elinizi vicdanınıza hiç koymayın, ülkesini gerçekten seven insanların kanına girerken, ‘ben milletin geleceğine dair ne fenalıklar yaptım, nelere-kimlere araç oldum’un muhasebesini hiç yapmayın. Ve fakat o 6.Filo da ömrü billâh ruhunuzda demirlesin.

Şu zalim karanlıkta bize kalan;

Yılmaz Güney hüznü bakışlar,

Eve Şarlo dönüşler,

Misketler ceplerimizde,

Kayışlarımızda kızıl sapanlar… olsun…

Yazar: htabakan
2008-11-30 16:51:55

Sonunda Oldu

Bu başlığı atmayı, bu yazıyı yazmayı çok bekledik. Düşünün bir, 6 haftada 1 puan… O fena seri adeta maneviyatımızı bozmuştu. Neler oldu o zaman zarfında:

  • Arada yine hoca değişti,
  • Mevsim sonbahardan kışa döndü, portakallar en olgun mahsullerini verir oldu,
  • Ekonomik kriz sonunda başbakanı da vurdu,
  • Okullar 1. dönem veli toplantılarını yaptı;
  • Fatih, askerlik hazırlıklarını tamamladı,
  • Ali Cem adlı yıldız, kaydı ve dünya evine girdi,  
  • “Issız Adam” romantiklerce pek beğenildi,
  • FB iki derbiyi de aldı,
  • Beyaz-zenci Obama ABD’ye başkan oldu.  

Daha bir sürü şey oldu. Adanaspor’umuz da 5 yenilgi aldı. Olacak gibi değildi, ama oldu o kötü sonuçlar. “En kötü ne olur” diye bir tahmin yürütseydik o 6 hafta için, “1 tek puan” en kötümserimizin bile aklına gelmezdi herhalde. Ama işte bizi hayata bağlayan, önceki yazımızda da bahsettiğimiz gibi, bizi komadan çıkaran galibiyet sonunda geldi, üstelik bir deplasmandan geldi.

Şimdi yine şampiyonluk şarkıları mı çalınacak? Hayır, son üç hafta daha sıkı geçecek! 1 deplasman, 2 iç saha… Bunlardan en çok puanı alabilmek için daha çok mücadele edilecek. Ama önümüzdeki maçın rakibi Karabük, “ne olursa olsun” Adana’dan puansız gönderilecek. Bunun için hem takım, hem tribün gereken hazırlığı mutlaka yapacaktır.

Yazar: Editor
2008-11-01 11:02:30
http://ul.gcg.gen.tr/x/d33becd.jpg

Hani kahramanımız film boyunca türlü eziyetlere katlanır ya; ezilir, itelenir, ötelenir, haksızlığa uğrar. Biz de bunları hem üzülerek izleriz hem de sabırla.

Üzülürüz, kahramanımızın (buradaki kahramanın anlamı "karakter" olarak belirlenmiştir) o içler acısı hali kanımıza dokunur çünkü. Sabrederiz, biliriz ki o önünde sonunda son sözünü söyleyecektir. Yoksa hikaye eksik kalır.

Kalkıp bir tokat atacaktır çatıştığı karaktere, kasabaya dalıp haydutları silkeleyecektir, "Baba" gelip hesap soracaktır ailesini dağıtanlardan bir Yılmaz Güney filminde, ne bileyim en azından maraba Kemal Sunal puşt ağa Şener Şen'e bir çift laf edecektir. Belki nallayacaktır onu... Öyledir işler, hikayenin gereği budur.

Silkinip düze çıkacaktır da ,işte, Adanaspor... Başka türlüsü eşyanın tabiatına aykırıdır. Ama biraz sabır, filmin sonunu beklemeli, değil mi!

Yazar: Editor
2008-10-18 17:04:44
http://ul.gcg.gen.tr/x/b21da80.jpg

Emrah Bedir antrenmanda sakatlanmış ve birkaç hafta takımda yer alamayacakmış.

Maçtaki sakatlanmaları anlamak mümkün, ama işte antrenmandaki  sakatlıklar hakikaten biraz "sakat".  Ne diyelim, demek takım hazırlık aşamasında bile çok hırslı. Böyle deyip teselli bulalım.

Futbol gibi takım oyunlarında bir sporcu tek başına muhakkak ki "her şey" değildir. Bir önem taşıyan futbolcu takım arkadaşlarıyla vardır. Sonuçta on birin bir parçasıdır o, hatta tüm kadronun. Bu yüzden böyle sporlarda "kahramanlık" kavramı biraz romantik kalıyor yorumlarda, yaklaşımlarda.

Ve fakat Emrah Bedir'in galibiyetlerimizdeki katkısını da bu "antikahraman tezi" içinde görmezden gelmek ayıp kaçar. Yokluğuna üzüldük, dileriz takım olarak üzülmeyiz bu süreçte, netice itibariyle.

Bir an önce iyileşip takıma dönmesi dileğiyle...Geçmiş olsun Emrah Bedir. 

Yazar: Editor
2008-10-10 19:18:45

Ekonomik gidişata dair her yerden tedirginliğin sesleri çıkıyor. Bazısı iflaslar olur diyor, kimisi işsizliğin daha da büyüyeceğini vurguluyor, bunlar daha iyi günlerimiz diyenler az değil.

Her kriz bir de yönetim ister. Onu iyi idare edebilecek bir yönetim ister. Bu da bir basiret işidir. İyi yönetilmezse o kriz bu defa yönetimin kellesini ister.

Başbakanımız her durumu futbolla somutlaştırır. Biliniyor. Biz de aynısını yapalım. Bir futbol takımında işler kötü giderse o takımın ya oyuncusu, ya hocası, ya da yöneticisi gider. Bu kötü gidişin saha koşullarıyla, hakemlerle, talihle, dış güçlerle vesaire ile ilşkilenirilmesi bile bu hesap vermeyi o ekibin kendisi açısından kaçınılmaz kılar. Ee, taraftarı değiştiremeyeceğimize göre, yani taraftarı ülke dediğimiz tribünden uzaklaştıramayacağımıza göre...

Bunca zamanın gösterdiği de ortada. Bizi yöneten bu teknik kadro (yani Akp hükümeti) bizim ülkenin yükünü çekebilecek çapta değildir. Bu gerçek her geçen gün yüzümüze adeta haykırmaktadır. Bir kısım taraftarı satın almak (yani bildiğiniz o seçim rüşvetleri) işleri çözmez, sorunu gizleyemez, yok sayamaz; mühim olan tüm tribünün (Türkiye'nin) memnuniyetidir. Hiçbir alanda iki pas yapamayanlarla "bu yolda daha fazla yürünemez". Ekonomik, siyasal, tolumsal, sanatsal... manada küme düşmemek için idari bir değişikliğin vakti gayri gelmiştir ve de geçiyordur.

Kongre zamanını bekliyoruz. Nedir o zaman slogan: Taraftar uyuma, takımına sahip çık: ))

http://ul.gcg.gen.tr/x/a74d1ff.jpg
Yazar: Editor
2008-10-03 15:41:05
http://ul.gcg.gen.tr/x/ba1518d.jpg

Türk tiyatrosunun en önemli araştırmacısı Metin And da öldü. Sanat dünyasının tartışılmaz "büyük isimleri" ne acıdır ki, onlarca yılın emeği, bilgi ve birikimiyle çekip gidiyorlar aramızdan. ne güzel ki geriye eserleri kalabiliyor.

Bu bir iki ay içinde İlhan Berk, Fethi Naci ve işte Metin And aramızan ayrılan çok önemli isimler oldu...Yerlerinin doldurulması umuduyla...

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/14cecc8.jpg

 

Yazar: Editor
2008-09-28 09:08:32

http://ul.gcg.gen.tr/x/d96ac5d.jpg

Bildiğiniz gibi bu akşam rakip Kayseri'nin Erciyes'i. Her maç gibi bu da zahmetli olacak. Daha önceleri vurguladığımız gibi bu lig her sonuca müsait. Ama galibiyetten zerre kadar şüphemiz yok.

Gelelim bu yazının asıl sebebine. Son Diyarbakır maçı da gösterdi ki rakip kuzey kale arkası "bir şekilde" rakip taraftarlarca doldurulunca kısmen de olsa; bu vaziyet bizim tribünleri de hareketlendiriyor. Yani karşı eylem aslında bizim işimize yarıyor: )) Turbeyler daha da susmaz oluyor, daha bir ateşli oluyor, maraton hem gruba daha çok uyuyor hem de inisiyatif kullanıyor, gereken müdahaleleri yapıyor... Özü, daha şenlikli bir tribünümüz oluyor. İş şiddete ve küfre dökülmedikçe hakikaten eğlenceli oluyor bu. ( Şiddet demişken, konuyla ilgili yazı hakkımızı saklı tutuyoruz!)

Hem bu sefer renkler de müsait:)) Hadi o zaman...

Yazar: Editor
2008-09-24 22:34:54
http://ul.gcg.gen.tr/x/df1c93e.jpg

Daha önce bir yazımızda ön liberoyu (ne demekse) deniz fenerine benzetmiştik. O mevkide oynayan futbolcu deniz feneri gibi olacak, doğru yerde doğru ışık verecek, takımına bir rota çizecek, gibisinden laflar etmiştik.

Yani o zamanlar biz bunları söylerken, mecazi anlamda bir deniz feneri vakası yaşanacağını bilmiyorduk. Hani bu anlamda bir şeylerin olabileceğini elbette ki kestiriyorduk her vatandaş gibi; lakin sanığın bir deniz feneri ve gıyaben aslında hamileri, abileri, saz arkadaşları, enstrümanları olacağını bilmiyorduk.

İmdi doğrudan deniz fenerine getiriyoruz lafı. Şu bildiğimiz deniz feneri. Karanlıkta kalan gemicilere güvenli bir limanı işaret eden ışıklı, romantik, fantastik, bol simgeli bina... Deniz fenerinin denizin karanlığında kalanlar için ne kadar önemli olduğu bilinir. Bunu konuşmaya gerek yok. Karaya oturma, kayalıklara vurma ihtimali bu binayı gerekli ve önemli kılıyor.

Eski korsanların hüküm sürdüğü dönemlerde (ki yeni korsanların atalarıdır onlar ve günümüz korsanlarından daha ilkeli oldukları eldeki bilgilerle sabittir. Bakınız, Karayip Korsanları'ndan Jack Sparrow: )) karadaki işbirlikçiler gerçek ve ideal bir amaca hizmet eden hakiki deniz fenerini ele geçirir, onun fenerini söndürür, sığ sularda ya da kayalıklarda dev ateşler yakarak sahte bir deniz feneri oluştururlarmış.Tahmin edebileceğiniz gibi bu sahte deniz fenerine yönelen gemiler kendilerini kayalıklarda bulurmuş. Böylece bir şekilde savunmasız kalırmış.

Artık o gemi yağmalanmaya müsait bir vaziyettedir!

Efendim, anafikir kendi kendine oluştu; sahte deniz fenerleri fenadır, çok fenadır! Onların tezgahını kuran, bu tezgaha bir çivi çakan, bunların oluşmasına ortam ve imkan ve de ihtiyaç yaratan da fenadır! Çok fenadır!

Bunların sahte fenerlerinin sönmesini, "onların" gemiciklerinin karaya oturmasını, işbirlikçilerin gemi ambarlarına hapsedilmedini, bu yağmanın bir gün artık bitmesini, bu yağmaya katılanların yağlı direğe tırmandırılmasını diliyor, umuyor, bekliyor, istiyoruz.

Haydi bakalım!

Yazar: Editor
2008-08-20 16:59:33

Adanaspor sabırsızlıkla Kasımpaşa maçını bekliyor. Ligin başlamasına kısa bir süre kala çok ciddi 2 hazırlık maçı oynayacak olan Turuncu Beyazlı takım çalışmalarını sürdürüyor.

http://ul.gcg.gen.tr/x/5cf5ef4.jpg

K.Erciyesspor'dan centilmenlik örneği
Kayseri'de maç sabahı kısa bir idman yapan takıma, K.Erciyesspor başkanı ve yöneticileri tesisleri açarak centilmenlik örneği sergilediler. Yöneticiler takımın kamp yaptığı otele de gelerek teknik direktör Hüsnü Özkara ile bir akşam yemeği yediler. Adanaspor'un siyahi oyuncusu Kibong'un sakatlığının tamamen geçmesi ve tam kapasite ile çalışmaya başlaması teknik heyeti sevindirirken Almanya'da ameliyat olan ve Adana'ya dönen Habip'inde 4 hafta sonra antrenmanlara katılabileceği açıklandı.

Ahmet Şahin'den gol şov
Trabzonspor'dan transfer edilen tecrübeli file bekçisi Ahmet Şahin, Kayseri'de yapılan idmanda attığı şık gollerle göz doldurdu. Kaleci antrenörü Atilla Uzancan'ın yaptığı ortalara isabetli şutlar atan Ahmet Şahin forvet oyuncularının zorlukla yaptığı vole vuruşlarda da ne kadar yetenekli olduğunu gösterdi. Takım arkadaşları da başarılı kaleciyi sık sık alkışladılar.

Her bölgede rekabet üst düzeyde
Lig öncesinde Adanaspor takımında her mevkide büyük rekabet yaşanıyor. Kasımpaşa maçı öncesi teknik patron Hüsnü Özkara'da kadro kurmakta zorlanırken kamuoyu kimlerin 18 kişilik kadronun dışında kalacağını da merak ediyor. Özkara, kurmayları ile sürekli toplantılar yaparak kafasındaki 11'i oluşturmaya çalışıyor. K.Erciyes ve Tarsus maçlarında kadronun belirli bir şekil alacağı belirtiliyor.

Adanaspor Kasımpaşa maçına Dorukkaya'da hazırlanacak
Turuncu Beyazlılar ligin ilk maçı olan Kasımpaşa maçına Bolu Dorukkaya'da hazırlanacak. Cumartesi oynanacak olan Tarsus maçının ardından 1 gün izin yapacak olan takım Pazartesi akşam Bolu'ya hareket edecek .Kafile Perşembe sabah ise İstanbul'a geçerek çalışmalara orada devam edecek.

Yazar: Editor
2008-08-16 18:29:39
 http://ul.gcg.gen.tr/x/60c4c9c.jpg
 
 http://ul.gcg.gen.tr/x/21b9a07.jpg
 
http://ul.gcg.gen.tr/x/ee57534.jpg
 
http://ul.gcg.gen.tr/x/27d8280.jpg
 
Karikatürler www.mizahhaber.blogspot.com'dan alınmıştır. Karikatüristler sırasıyla: Vahit Akça, Uykusuz/kapak, Musa Kart, Muharrem Akten.
 
Yazar: Editor
2008-07-29 14:24:00
http://ul.gcg.gen.tr/x/5f19ffe.jpg

“Garip” şiir akımının -yaşadığı dönemde- en önemli ismi olan Orhan Veli’nin dergisidir “Yaprak”. Adından da anlaşılacağı üzere gerçekten de tek yapraktı bu dergi. Diğer Garipçiler Oktay Rifat ve Melih Cevdet dışında dönemin birçok önemli edebiyatçısı bu “hacimsiz” ama “yoğun” derginin “2″ sayfasında yer almıştı.1949 yılında - bilgilerimize göre - 30 sayı kadar çıkmış ve Orhan Veli’nin erken ölümüyle, o da edebiyat dünyasındaki kısa yaşamına veda etmiştir. Aşağıda gördüğünüz Yaprak’ın son sayısıdır. Orhan Veli’nin anısına çıkarılmıştır.http://ul.gcg.gen.tr/x/028d0a7.jpg

Şöyle der Orhan Veli bir şiirinde, bilirsiniz:

http://ul.gcg.gen.tr/x/cea5ad1.jpg

 

Yazar: Editor
2008-07-07 14:59:20

Rıfat Ilgaz 7 Temmuz 1993'te ölmüştü. Onu çoğumuz "Hababam Sınıfı" ile tanır. Bunun yanında  birçok roman ve şiiriyle de edebiyat dünyamızda önemli bir yere sahiptir Rıfat Ilgaz. Sıvas acısı ile öldüğü bilinir.

İşte "Son Şiirim" dediği eseri: 

Elim birine değsin,
Isıtayım üşüdüyse
Boşa gitmesin son sıcaklığım!

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/cba2e39.jpg

 

Yazar: Editor
2008-07-04 22:39:51
Şimdi de aslında mizahçı yönüyle tanıdığımız Cihan Demirci'nin bir şiirini "ustanın sözüne girilmez prensibiyle" hemen paylaşalım:
http://ul.gcg.gen.tr/x/69595c9.jpg
KALECİ

Bir futbol maçında
Fark ettim ki ben
En çok kalecileri seviyorum
En çok kalecilere üzülüyorum aslında
Çünkü biliyorum ki
Kale direğinden
Başka kimse yok
Onların arkasında

Yazar: Editor
2008-07-01 18:16:43
http://ul.gcg.gen.tr/x/dae07ce.jpg
Yazar: Editor
2008-06-24 15:03:45

Adanaspor Kulüp Başkanı Bayrak Akgül, Teknik direktör Hüsnü Özkara ile birlikte düzenlediği basın toplantısında Adanaspor'un Bank Asya 1.Liginde hedefinin şampiyonluk olduğunun altını çizdi.

 http://ul.gcg.gen.tr/x/7319ab8.jpg

"Bu Ligde Kalıcı Değiliz"
Adanaspor Kulüp Başkanı Bayram Akgül, Çukurova Gazeteciler Cemiyeti'nde düzenlediği basın toplantısında bugüne kadar dış transferde 4 futbolcuyu renklerine bağladıklarını söyledi. Akgül, Gebzespor'dan Engin, Giresunspor'dan Cem, Samsunspor'dan Hakkı ve Tokatspor'dan ismini açıklamak istemediği genç bir oyuncuyu transfer ettiklerini belirtti. Bayram Akgül, Tokatspor kulübü ile bir takım sorun yaşadıklarını anlaştıkları oyuncunun ismini Pazartesi günü açıklayacaklarını ifade ederek, "Teknik direktörümüz Hüsnü Özkara'nın vereceği rapor doğrultusunda 2–3 transfer daha yapacağız." dedi.

"Altan Konusu"
İç transferde Cem'in dışında bütün futbolcular ile anlaştıklarını belirten Akgül, "Altan Aksoy ile bugüne kadar görüşmedik. Basında çıkan haberler gerçeği yansıtmamakta. Bu tür haberler kulübümüze zarar veriyor. Bunun zorluğunu iç transferde yaşadık. Bugüne kadar kendi başıma hiç transfer yapmadım. Hep hocalarımın verdiği rapor doğrultusunda transferler yaptım. Bank Asya 1. Ligine kalıcı olmaya gelmedik. Bu ligde geçici olacağız. Oluşturacağımız kadro ile şampiyon olarak süper lige çıkmak istiyoruz. İç transferde Cem ile parasal anlamda ufak pürüzler kaldı. Bu futbolcumuz ile tekrar anlaşacağız." dedi.

"Hüsnü Özkara"
Teknik Direktör Hüsnü Özkara ise Adanaspor gibi büyük bir camiada görev almaktan son derece mutluluk duyduğunu belirterek, "Adanaspor Türk Futbolunda önemli bir yeri olan kulüp. Başkan Bayram Akgül adeta bu kulübü yoktan var etmiştir. Yeni sezonda Adanaspor'u arzulanan hedefe ulaştırmak için elimden geleni yapacağım. Her şeyden önemlisi aile havası içerisinde Adanaspor'u hak ettiği noktaya ulaştıracağız. Tüm Adanaspor'a gönül veren taraftarlar bize inansın ve güvensin." dedi.

Yazar: Editor
2008-06-23 19:53:55
http://ul.gcg.gen.tr/x/39b656e.jpg
Yazar: Editor
2008-06-16 00:43:53

Müthiş bir son 15 dakika mücadelesinden sonra yine müthiş bir gelibiyet geldi ve milli takım Çekleri (2-0'ın devamında) 3-2 yenip çeyrek finale yükseldi. Bu bize o Kartal maçını hatırlattı. Adanaspor da son 10 dakikaya 3-0 yenik girmişken skoru 3-3'e getirip rakibi penaltılarla elemişti.

http://ul.gcg.gen.tr/x/ccc83cd.bmp

Hoş görün, lafı ille de Adanaspor'a bağlayacağız ya... Ne yapalım, kanımıza işlemiş...

Not: Fotoğraf hürriyet.com'dan alınmıştır. Dileriz kızmazlar: ))

Yazar: Editor
2008-06-13 00:22:55

"haftaya dair"

http://ul.gcg.gen.tr/x/f27961a.jpg
 
http://ul.gcg.gen.tr/x/bd5da0d.jpg

 

cuma

VI. şiir

bir yerlere gitmeli bugün

bir yerlerde kaybolmalı

özlemeli bir yerleri ...

bugün kar yağmalı kapanmalı yollar

soğuk, ansızın pusu kurmalı

evlerde mahsur kalınmalı

görmemeli kimse kimseyi

kimse kimseden haber almamalı

yolculuk olmamalı hiç

ama bir yerlere gitmeli bugün

veya solmalı ...

zeyl

“sanki yanımda bir yerdesin

burda mısın, nerdesin ...

sessizlik mi, ben mi duymuyorum

bir görünüyor, bir görünmüyorsun ...

kalbimin, zırhını kuşandığı gün bugün

‘aşkı terk edeceğim’ günü terk edilmeleri gizlediğim

bugün seni unuttum adını, sesini , kederini

yüzünün...

telefonunu sildim defterden

bugün son sözlerimi dedim sana; kendi içimde

son mektubu yırttım, bu şiiri yazdım

kendi kendime

soğuktu, kardı

bugün uzun bir yola çıktım ...”

(Cumaydı , yılın en beklemiş günü ...

...

Yaşlı adam doğru çeşmeye gitti,

Elini yüzünü yıkadı konuşarak

Kendi kendine, duasız, bir tanrı gibi.)

 http://ul.gcg.gen.tr/x/bd5da0d.jpg

Yazar: Editor
2008-05-26 21:29:36

Yolunu Kaybeden Şehir

http://ul.gcg.gen.tr/x/a637b51.jpg

iki sokak sonra kaybolmuş

bitip gitmiş/falında...

“bir derin boşlukta yok olacaksın...”

- ayrılığa ilaç arama -

bir kır lokantasında/bir yağmurda
akşam karanlığında unutmuş/patikalarda yürümüş
asmalar/çalılar/bağ evi/rüzgar sesi
biraz tütün/birkaç soru/unutmayı çare sanmış
ama..bir başka acıya sığınmış-
ah, tek kalmış...birkaç sözcük, çizgi roman, biraz şarkı
kesik uykularda kalmış/ki-
rüyasında ölüvermiş

“çıkarsam karşına ansızın

beni yollar saldı sana bil...”

demiş

sokaklarda kaybolmuş/bitmiş/gitmiş...

Yazar: Editor
2008-05-17 22:04:51
Sezon bitmiş ve takım şampiyon olmuştur. Canım, o keyif sigarası şimdi yakılmaz da ne zaman yakılır...Afiyet olsun :))
http://ul.gcg.gen.tr/x/ab70ec3.jpg
Yazar: Editor
2008-04-30 22:51:40
http://ul.gcg.gen.tr/x/be5b2b9.jpg

Bu aralar pek konuşuluyor 1 Mayıs. Güzel bir gelişmedir 1 Mayısın gündemde olması. Ülkemizin selameti açısından işçilerin öncelikle bir sınıf bilincinde olması son derece önemlidir. Ancak böyle bir bilinçlenme bizi ülke olarak düze çıkarır. Bunun dışında sadece ekonomik bir kaygı içinde olmak bireyciliği, yalnızlığı, örgütsüzlüğü, devamında da sarı sendikacılığı ve sendika ağalığını yaratacaktır. Daha da devamında kimsesizleştirilmiş insanlar üzerinde tek parti keyfiyeti yani diktatörlüğü olacaktır. İktidarın dümen suyunda her şey serbest olacak, emeğe dair ne varsa yasaklanacaktır...

Evet, 1 Mayıs bahar bayramı filan değildir, işçi bayramıdır. Anlamını da direnmekle bulur bu bayram. Kolaycı değildir, hazıra konmaz, emek verir, üretir, yaratır; kendi ayakları üzerinde durabilmektir.

Dileriz futbolcular da bu sürece girer ve geleceklerini bir sendikalaşmayla teminat altına alır. Hakan Şükür misali bir cemaatleşmeye ve de gericiliğe itibar etmezler...

Sonuç olarak, Yaşasın 1 Mayıs.

Direnenler kazanacaktır.

Yazar: Editor
2008-04-21 22:14:12
http://ul.gcg.gen.tr/x/de95cc6.jpg

Bu yüzü boyalı genç, maratondaydı Şeker maçında. Ve kendi takımını desteklemenin haysiyetiyle oradaydı. Üzüldü belki skora. Ama acı dediğimiz zalim his kişilik dediğimiz binanın taşları değil midir. Önce bunu öğrenmeli. ki "kazanmak için her yol mübah değildir."

Yazar: Editor
2008-04-16 22:24:05
http://ul.gcg.gen.tr/x/46fe609.jpg

İlk gol kralımızdır Özer Umdu. Adanaspor'un unutulmaz, unutturulamaz mazisinin en önemli tanıklarındandır. Güzel zamanlarımızı bilmeyen gençler bu notları belleklerine kaydetsinler ki Anadolu'nun en önemli ve büyük takımlarından birinin taraftarı olduklarını iyice kavrasınlar. Ha, derdimiz yalnızca mazi veya izafi bir büyüklük değil. Ama bunlar da yok sayılmasın canım. Köklerimiz su üzerinde yüzen çiçekler gibi boşlukta değil ve tarihimiz sadece takvim yapraklarıyla da solmuş gitmiş bir tarih hiç değil...Bu, böyle biline...

Yazar: Editor
2008-04-11 23:49:02

Sayfalarımızda tekrara yer vermiyoruz. Yeni yaklaşımlarla güncelleme çabasındayız kaplanpenche'yi. Ama yine bir Mersin maçı öncesinde iki yazıyı burada tekrar yayımlayacağız. Çünkü her iki yazı da anlam ve önemini korumaktadır.

 http://ul.gcg.gen.tr/x/2053816.jpg

"sıradan kelimelerden sloganlar yapmalı yarın/onlara bir anlam kazandırmalı/bez parçaları yan yana gelince bayrak olmalı/bir ruh bulmalı yani/yarın yalnızlıklardan, hayallerine koşan topluluklar yaratmalı/kırpmalı gazete kağıtlarını, ders notlarını, hatta aşka dair mektupları/onlardan turuncu bir şenliğe konfetiler yapmalı/çıkmaz sokaklardan sonsuz bir aşka çıkmalı/güzel bir şarkıya başlamalı yarın/evden erken çıkmalı/yolardayken daha, zafere şarkılar mırıldanmalı/heyecanı gün doğarken duymalı, hayır, yarın o turuncu heyecan için uyanmalı/yarın hiç susmamalı, vazgeçmemeli, yılmamalı/ki keyfe keder bir sigara yakmalı/ama durmamalı hiç durmamalı/ 'yarın/kırmalı buzu/bulmalı içindeki kılavuzu/gitmeli buralardan"

http://ul.gcg.gen.tr/x/fe77dbe.jpg

 MİY ile en son 2004–2005 sezonunda karşılaşmıştık. Rakip şampiyonluğa oynuyordu, biz ise küme düşmeme derdindeydik. Her iki takımın da hedefi mutlak üç puandı. İki sezon üst üste küme düşmek bizi tam bir felakete sürükleyecekti. O sıralar olacakları kestiremiyorduk veya bir şeyleri seziyor ama Adanaspor’umuza yakıştıramıyorduk. Çünkü kulübün kapanmasından filan bahsediliyordu. O maç son dakikalarda bulduğumuz bir golle 1–1 sonuçlandı. MİY şampiyon olamadı, biz küme düştük. Sonrası hepimizin malumu. Son Mersin İdman Yurdu maçı tarihimizin en karanlık dönemine rastlar. İki takım arasındaki moral ve güç farkı karşılaştırılacak gibi değildi. Şimdi koşullar farklı. O zamanki takım ile bu Adanaspor arasında çok fark var. En belirgin fark da takımın moraline dair. Bu sefer her adımda bir çöküşe yuvarlanmıyoruz; tersine, güçlü ve tutarlı bir çıkış yaşıyoruz. Nitelikli kadromuzun yanı sıra bu da, bizim açımızdan önemli bir avantaj olacaktır. Bu Pazar oynanacak maç bir ölüm-kalım maçı değil. Sadece heyecanı yüksek bir futbol karşılaşması… Önemli olmasının iki temel nedeni var: 1) Yakın kentlerin iddialı maçı. Klasik komşu çekişmesi. İki şehrin rekabetinin futbola yansıması. 2) Her iki takımın hedefinde şampiyonluk olması. Ama iki neden de bu maçı bir futbol etkinliğinden öte bir şey yapmaz. Bunu için ayrıca gerilmeye lüzum yok. Amma velâkin Adanaspor’un bu tür maçlarda ayrı bir hava yakaladığını belirtmekte de bir sakınca yok: ))

http://ul.gcg.gen.tr/x/f230954.jpg

Evet, ilk maçı Adana'da 3-2 aldık. Şimdi bu maçı da kazanmaktır amaç... 

Yazar: Editor
2008-04-10 15:52:22
http://ul.gcg.gen.tr/x/5ef976a.jpg
Yazar: Editor
2008-04-08 21:32:04

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/bd5da0d.jpg

 

Şiirin nesnesi gerçek değildir. Yani şiir yalnızca kendisine dayanır. Şiirin nesnesi de öznesi de kendisidir. Şiirin var oluşu dilin kendisinden başka bir şey değildir. Ve bu noktada Paul Valery şöyle der: Her şiir mutlak olan bir şiire doğru yönelir; sonsuzda bulunan bir sınıra, dilin güzellik gücünün idealine doğru.Evet, bağlayacağız merak edilmeye:İşte bizim Adanaspor sevgimizin sanatsal yaklaşımı böyle bir şeydir:)) Hasılı bu futbol kainatının öznesi, nesnesi, güzelliği veya sonsuzluğu yalnızca Adanaspor'dur.

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/bd5da0d.jpg

 

Yazar: Editor
2008-04-05 20:37:37

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/767e6ca.jpg

 

Yarınki maçın önemini herkes biliyor. Bunu konuşmaya gerek yok. Adanaspor bu tür maçları iyi oynayan bir takımdır. Güveniyoruz ve Adanasporumuza inanıyoruz. Ama taraftar olarak bizim yapmamız gereken yalnızca yalnızca ve yalnızca takımımızı desteklemektir. Tahriklere kapılmadan, tahrik etmeden...İhtiyacımız olan tribün coşkusudur, ötesinde de sükunettir. Son sözümüzü sezon sonunda söylemek üzere, deyip Adanaspor menfaatlerine yoğunlaşmalı. Bu da kimselere küfretmemekle başlasın deriz.

http://ul.gcg.gen.tr/x/b86ece4.jpg

En üstteki biliyorsunuz Adana haritası. Bu da Karabük haritası...Birbirine harita itibariyle de benzeyen emeğin iki şehri. Portakal ve pamuğuyla- turuncu ve beyazıyla Adana, demiriyle- çeliğiyle-kömürüyle kırmızı ve mavisiyle Karabük...Hak eden şampiyon olacak!
Yazar: Editor
2008-04-01 20:25:52

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/0d43f5c.jpg

 

Top yuvarlaktır ama futbol köşelidir. Bundan dolayıdır ki, kendi takımımızı destekleriz. Bundan dolayıdır ki, kendi tribünlerimize bakarız. Kimsenin gazına gelmez, kimseye de gaz vermeyiz. Top yuvarlaktır ama futbol köşelidir ki köşelerimiz vardır, yuvarlanıp gitmeyiz. Kendi göbeğimizi kendimiz keseriz, kimselerden medet ummayız, köşe başlarını tutma telaşında da olmayız, kendi köşemiz bize yeter, biz oradan da mücadele ederiz. Top yuvarlaktır, ama futbol köşelidir. Ve fakat futbol bir köşe kapmaca değildir, en azından bize göre değildir. Köşeyi dönmediğimiz için ve bunun da peşinde olmadığımız için gösterimizi statta ve bez parçalarına bir anlam kazandırarak yaparız. Köşeli kesilmiş kâğıt parçalarını savururuz ki onları kendi ellerimizle küçük küçük köşeleriz. Nihayetinde top yuvarlaktır, evet ama futbol kö şe li dir…

Yazar: Editor
2008-03-27 19:20:14
http://ul.gcg.gen.tr/x/f0f2580.jpg

Bugün 27 Mart ve Dünya Tiyatrolar Günü...En eski sanat...Her ne kadar genelin ilgisini görmese de vazgeçilmezdir. Adana Devlet Tiyatrosu, Uluslararası Tiyatro Festivalinin bu yıl 10.sunu başlatıyor, bugün itibariyle. Biletlerin tükendiği söyleniyor. Ama siz yine de gidin, bir şekilde içeri girin ve ayakta da olsa izleyebildiğiniz kadarını izleyin. Biz de öyle yapacağız. Bu arada, aldığımız habere göre Gürcistan Rustavelli Devlet Tiyatrosu sıkı bir oyunla geliyormuş. Gerçi hatırlatırız, ama siz yine de bir yere not edin, 12-13 Nisan tarihlerinde sahnelenecektir. Ne denir: İyi seyirler.

Yazar: Editor
2008-03-23 22:29:52

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/907bf65.jpg

 

GOP-Adanaspor maçının kimi kareleri foto yorumda. ilerleyen saatlerde fotoğrafların devamı gelecek. Başın öne eğilmesin Adanasporlu, görecek günler var daha...

Yazar: Editor
2008-03-19 21:26:51

Muhteremlerin enteresan demokrasi anlayışına elcevap. Ahmet Cevizci'nin Felsefe sözlüğünden...Üstelik felsefe yapmadan...

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/90c2c5d.jpg

 

Yanisi; yahu efendiler, bize de biraz demokrasi! Bize de..... 

 

Yazar: Editor
2008-03-12 21:32:06

http://ul.gcg.gen.tr/x/76400c7.jpg
Futbola fena kaptırıp gündemden düşmemeli. Tütün işçileri direniyor...Satılan sadece bir sigara fabrikası mıdır yoksa bu milletin el emeği göz nuru mudur? El cevap: Memleket satılıyor...Kelimenin her anlamıyla...Tütün işçileri direniyor....Fabrikalarına kapanmışlar ve bu mevzileri şakilere kaptırmayacağız, diyorlar. Ki, direniyor tütün işçileri.

Ahmet Arif'ten: Tütünü bilir misin? "kız şaçı" demiş zeybekler/ su içmez her damardan/ yerini kolay beğenmez/ üşür/ naz eder/ darılır/ iki yaprak arasında kıyılmış/ bir parçası var kalbimin/ incecik ak kağıtlara sarılır/ dar vakit yanar da verir kendini/ dostun susan dudağına...tütün işçileri yoksul/ tütün işçileri yorgun/ ama yiğit/ ama pırıl pırıl namuslu/ namı gitmiş deryaların ardına/ vatanımın bir umudu...

http://ul.gcg.gen.tr/x/2b423dc.jpg
Yazar: Editor
2008-03-08 19:09:10

Dünya Kadınlar Günü

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/5d560ea.jpg

 

Adanasporlu kadınların ve tüm kadınların günü kutlu olsun.

Yazar: Editor
2008-03-05 00:00:11
http://ul.gcg.gen.tr/x/3b20413.jpg
Yazar: Editor
2008-03-03 21:09:16
http://ul.gcg.gen.tr/x/397ab0a.jpg

Kemal Kılıç istifa etmiş. Sevdiğimiz bir teknik adamdı. Bizce işini adam gibi yapan bir hocaydı. Kimi maçlarda kimi hatalarından filan bahsediliyordu, duyuyorduk. Olabilir, mümkündür. Ki bize mahsustur hata dediğimiz şey. Uzatmadan söylersek Adanasporluluğu kulübede gayet güzel temsil ediyordu. Bu anlamda da övgüye değerdi Kemal Hoca. Bir dönem kapanmıştır. Şimdi Adanaspor, bütçesi doğrultusunda tabi ki, istediği teknik adamı getirir. Orası aynı kalitede dolar... Ama Adanasporluluk vefalı olmaktır, hatır bilmektir, kadirşinas olmaktır, arkadaşlıktır, kötü gün dostu olmaktır, gideni sevgiyle uğurlamaktır. Adanasporluluk ilelebet dostluktur... İşte biz Adanasporlular, Kemal Hoca'yı bu duygularla uğurluyoruz. Güle güle Kemal Hoca, yolun ve şansın açık olsun.

Yazar: Editor
2008-02-22 01:52:58
Şehrituruncu
"http://ul.gcg.gen.tr/x/808c180.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.
Adanaspor cephesinde hep yeni şeyler var. İşte yepyeni bir taraftar sitesi: http://www.sehrituruncu.com   Adanaspor tribünlerinin kaydını tutmakta. Emeği geçenlerin eline sağlık. 
Yazar: Editor
2008-02-18 03:19:28

Buzda Kalmak

http://ul.gcg.gen.tr/x/4fee7d7.jpg

Kelimenin tam anlamıyla buzda kaldık.Önce Adanaspor sonra biz taraftarlar...ve öne geçtiğimiz maçı 3-1 kaybettik. maçın ilk 35 dakikası çok iyi olan Adanaspor ileriki dakikalarda oyun üstünlüğünü ve skor avantajını kaybetti.

http://ul.gcg.gen.tr/x/5c08322.jpg
Yalnızca rakiple değil alışmadığımız saha ve hava koşullarıyla da mücadele etmek kolay olmadı. Sonuç; demek evinde puan vermeyeceksin.
http://ul.gcg.gen.tr/x/98c2473.jpg
Not: Maç fotoları, Foto-Yorum'da. 
Yazar: Editor
2008-02-12 20:51:32

Silahlanmanın Halleri
 Her şey en eski zamanlarda insanın avlanmak ve kendini korumak için ilkel bir silah icat etmesiyle başladı. Neden korunmak istiyordu insan? Mistik güçlerden mi? , Doğa olaylarından mı? Yoksa hemcinslerinden mi? Elbette hemcinslerinden… Çünkü doğal halde insan vahşidir. (Boşuna dememiş Hobbes insan insanın kurdudur diye.)
Zamanla evrilen insan zekâsı ile silahlarda gelişmiş ve çeşitlilik göstermiş. Tabi bu öngörüden bihaber zekâlar idrak edememiş olmalı gelecek nesillerin hayatlarında nasıl etkili olacaklarını. Lakin çok sonra anlayanlarda vardır ki biri de meşhur AK – 47/74’ ün mucidi olan Mikail Kalaşnikov’dur. Pişmanlığını ‘ insanlara yararlı olacak, çiftçilerin kullanabilecekleri bir makineyi icat etmiş olmayı yeğlerdim, bir çim biçme makinesi örneğin.’ Şeklinde ifade etmiş. Geçti borun pazarı Mikail Efendi… Affedilmeyi mi beklersin? Vicdanınla başın dertte mi?
Bir yandan pişmanlıklarını dile getirenler. Silahsızlanma yolunda çaba gösterenler... Diğer yandan ulusların silah gücü bakımından birbirinden üstün olmak için girdikleri çaba, sanayileşen silah üretimi, silahlanma politikaları yetmezmiş gibi bireysel silahlanma hadisesi… Netice de tetiğe basılmadan önce son nefesini veren milyonlarca insan. Eee bu mudur yani insanlık tarihi kadar esi bir geçmişe sahip olan silahın meziyetlerleri! Suçlu kim? Silahı icat eden zihinler mi? Onu tutan eller mi? Yoksa silahın kendisi mi?

http://ul.gcg.gen.tr/x/461f719.jpg

Sonuç:
Konumuzu futbola bağlayalım ve soralım; sahayı arenaya, futbolcuları birer gladyatöre, futbol topunu bir ateş güllesine, yöneticileri en fenasından birer bezirgâna çevirenlerin ne farkı var Mikail Efendi ve onun gibilerden? Biz yalın futbol istiyoruz, şenliğin  direkt kendisi olan...

 

Yazar: Editor
2008-02-09 10:46:52

OĞUZHAN (tekyumruk)

http://ul.gcg.gen.tr/x/dae3fa7.jpg

‘Sırtında bir numaralı formayı taşır. İlk ödüllendirilen asla o olmaz. O her zaman ilk suçludur. Suçu olmasa da fatura ona çıkarılır. Oyunculardan biri dokuz kusurlu hareketten birini yaptığında ceza yine ona verilir: Bomboş alanın ortasında cellâdıyla baş başa kalır. Takımların kötü olduğu günlerde de kabak onların başına patlar, şut sağanağı altında başkalarının günahlarını çekerler.’ Eduardo Galeonu’nun bu satırlarıyla başladık yazıya. Konumuz Oğuzhan. İlk haftalarda bizi korkutmadı dersek yalan olmaz. Eyvah dedik, bu sezon bitmez. Ama ilerleyen haftalarda formunu bulan Oğuzhan, kelimenin tam anlamıyla bizi utandırdı. Yan topları affetmez, tek yumruklarla topa aman vermez oldu. Cephe savaşında da başarılı olduğunu kanıtladı. Son haftalarda çevirdiği maçlarla bizi adeta şampiyonluk potasında tuttu. Özgüveni ise bize de güven vermektedir. Ama ne yaparsınız ki ve bildiğiniz gibi futbolun belki de en talihsiz yeridir. Sadece sonuçlara bakan genel seyirci tarafında hemen günah keçisi ilan edilebilir. Sana inancımız tamdır Oğuzhan. Bize, peşin hükümlü olmamak gerektiğini hayatın bu noktasında gösterdin. Reflekslerine sonsuz çeviklik, tek yumruklarına daimi kuvvet…

http://ul.gcg.gen.tr/x/e5e45ff.jpg
Yazar: Editor
2008-02-01 23:25:52
 
http://ul.gcg.gen.tr/x/09b1a3a.jpg
yolun açık olsun, taraftarın senden güzel haber bekler, zemherinin kışında güneşi bekler gibi, gurbete düşende dönüşü bekler gibi, kuru toprak yağmuru bekler gibi... seni bekler kalbinde bin şenlikle, en güzel hediyenle bekler...kederli gittin, gelişin gönlümüze göre olsun...
Yazar: Editor
2008-01-29 13:53:32

Haydi Adanaspor

http://ul.gcg.gen.tr/x/4ebcff1.jpg

‘Sezon boyunca bir takımın stratejileri olur, bu doğrultuda geliştirir planlarını. Sadece bir tek maçın taktiği vardır, o doksan dakikayla maçın da taktiği biter.’ gibisinden bir bilmişlikle Tarsus maçındaki puan kaybını ve bu karşılaşmadan kaynaklanabilecek muhtemel yılgınlıkları örtbas etme telaşında olmayacağız. Yükselme grubunda kolay maç yok. En zayıf görünen takımların nasıl can yakacağı ileriki haftalarda görülecektir. Bu Adanaspor hedefine ulaşacak niteliktedir. Bunda hiçbir kuşkumuz yok. Son maçta önemli 5 eksiğimizin ( Yılmaz, Kerem, Fuat, Habip, Ahmet) olduğu unutulmamalı. Tek beklentimiz bu sorunun bir an önce hallolması. Unutmayın Adanaspor, zoru sever.

Yazar: Editor
2008-01-22 22:55:22

Ömrümüzün Sureti

http://ul.gcg.gen.tr/x/98cdbd3.jpg

on yedi kadın bu fotoğrafta/ orada bir yerde tandır var/ ekmek yapıyorlar/ bin dokuz yüz altmış altı senesi/ birinin kucağında bir çocuk, babası birkaç yıla almanya’ya gidecek/ sofrada siyah zeytin, çaydanlık, ekmek kırıntıları, sinide un/ portakal çiçeği kokan bir hayattan bakıyorlar/ ‘hiç solmayacak zannettiğimiz bir çiçekti ömrümüz/ ama işte birçoğumuz ölmüşüz'/ kadının kolunda bir saat/nişanlıyken almış kocası/ sene bin dokuz yüz altmış altı, hüzün nerden bilecek sizi/ ‘biz ekmek yapıyoruz birkaç kadın/ bazımız on yedisinde taze gelin/ ölümsüz bir çiçekti sanki hayat, ama işte ölmüşüz, heyhat’/ donmuş bir ay, gülümsüyorlar, zaman henüz teşrinievvel/ ‘ölüm gölgelerimize saklanmış, dersem kim anlar beni/ oysa mutluyuz'/ toprak evin avlusunda/ arkada portakal bahçesi, erik ağaçları, yenidünyalar/ ömrün sureti asmalar/ ‘biz on yedi kadın, işte ölüyoruz/ ah, ekmek açıyoruz'…

Yazar: Editor
2008-01-12 23:38:08

Gidelim Buralardan

Bir hafta sonra yeni bir maçın sabahına uyanmanın heyecanını tatlı şekerli yaşayacağız. 18 maçlık sıkı bir maraton; yani zorlu!!! Evet, hep dedik, zoru severiz! Tabiatımız gereği severiz, Adanasporluluğumuzdan dolayı severiz, kolayına kaçmanın ne demek olduğunu bilmediğimizden severiz, lügatimizdeki ilk kelimenin ‘mücadele’ olmasından ötürü severiz. Yükselme grubunun ilk maçı Gaziosmanpaşa ile oynanacak bildiğiniz gibi. Buraya kadar gelmişse mutlaka iyi bir takımdır. Ama bizim unutmamamız dereken önemli bir nokta var: Biz Adanaspor’uz! Bu ligin kıyafetleri dar gelir bize! Ruhumuza, mazimize, çapımıza dar gelir. Olmaz, uymaz, daralırız içinde. Buralarda daha fazla kalmamız için ısrar filan edilmesin, yolcu yolunda gerek, gayri gidelim buralardan, dayanamıyoruz. Haydi kaplan, vakit tamam!

 

http://ul.gcg.gen.tr/x/0c74160.jpg

 

Yazar: Editor
2007-12-31 17:56:37

ASATİVATA’NIN SESLENİŞİ

(M.Ö. 750)

Ben Asativata’yım.

Avarikus’un büyük oğlu, Adana Kralı…

Beni Fırtına Tanrısı Adana’ya ana ve baba yaptı.

Ve ben Adana’yı geliştirdim.

Adana ülkesini genişlettim gün doğusuna, gün batısına,

Adana’ya refah, rahatlık getirdim.

Ata at, kalkana kalkan, orduya ordu kattım.

Çalımlıların çalımını kırdım

Kötüleri ülke dışına attım.

Kendime Bey Konakları kurdum.

Soyumu rahat kavuşturdum.

Ve baba tahtına oturup

Bütün krallara karşı durdum.

Adaletim, bilgeliğim ve iyi yüreğim için

Krallar da beni “ata” bildiler.

Kötülerin ve çetelerin bulunduğu sınırlarda

Güçlü kaleler kurdum.

Misis şehrine boyun eğmeyenleri

Ayağımın altına aldım.

Şimdiye kadar yenilmeyen kralları yendim.

Onları dize getirdim.

Adanalıları da buraya yerleştirdim.

Önceleri korkulan yerlerde,

Erkeklerin gitmekten korktuğu ıssız yollarda,

Şimdi kadınlar kirmen eğirerek gezmekte.

Adanalılar huzur içindeyken bu kaleyi kurdum.

Adını Asativata vurdum.

Oraya Fırtına Tanrısı da koydum.

Ona kurbanlar adadım;

Yılda bir öküz, ilkbaharda ve güzün birer koyun.

Fırtına Tanrısı bana

Bütün kralların üstünde bir güç verdi.

Halkım da güçlü oldu.

Benim günümde Adanalılar hiç yenilmedi.

Eğer bir gün;

Kral, prens veya herhangi bir adam

Buradan “Asativata” adını silerse,

Bu kente göz dikerse,

Aç gözlülük, kin ve garez için

Buraya başkasını yapar

Ve kendi adını verirse,

Tanrı onun belasını verecektir.

Çünkü ancak Asativata adı ölümsüzdür

Güneş ve Ay gibi.

 

Karatepe Açıkhava Müzesi Yazıtı

Yazar: Editor
2007-12-24 20:24:04

zeytin incir ve üzüm

 http://ul.gcg.gen.tr/x/7d785a3.jpg

defneyaprakları serptiler üzerine / kuru zeytin dallarından taçlar yaptılar / aşk, kendini vurmuş bir keder / başına taktılar / kaçak rakı yapıldı / birinden de şarap / çoktan kurudu zeytinlik / ayak uçlarına döküldü şarap / keder, yolunu kaybetmiş bir ölüm / çok aradılar / temiz bir gömlek giydim yollara düştüm / iki tek rakı, birkaç sigara / yani tütün, rüzgar ve dağlar / yalnız bırakmadılar

Yazar: Editor
2007-12-11 21:21:55
http://ul.gcg.gen.tr/x/ec78e9f.jpg

Bu kente ne vakit yağmur yağsa zaman ekseninden çıkar ve bir başka devre akar…1970’lerde bir aralık akşamı olabilir, Küçüksaatten geçip Nuri Has Pasajında bir yağmur molası verirken. Belki Çakmak Caddesinin yağmurlu bir akşamından eve dönüşlerde 1979’un bir kış gecesine karışabiliriz. Faytonlar, damalı ince uzun Şavroleler, turuncu bir Pejo motosiklet, paytak bacak Skodalar, ince tekerlekli bisikletliler yine ipince yağmurlarında Adana’nın birbirlerine karışırlar. Şehrin bir tür Yeşilçam Sokağı olan Asri Sinema Sokağında, aynı zamanda kentin en renkli simaların mekân tuttuğu bu yerde işte o vakitler belki bir sinema biletidir yağmur. Ne zaman yağmur yağsa Yılmaz Güney’in Umut’unda toprak bir evde çinko dam altında buluruz kendimizi, sonra Tuncel Kurtiz’le bir film karesinde define ararız. Veya alıp götürür yağmur bizi sihrinde; çoktan ölmüş bir şairin evrende bir başına kalmış hatıralarında yani kederinde hiç bilmediğimiz caddelerde yürürüz. İşte Orhan Veli yağmurlu bir şubat akşamında ölmeden sadece birkaç sene önce belki bir meyhanede buluşacaktır Melih Cevdet ve Oktay Rifat’la, nasıl olsa terk etmiştir kendini zaman. Yağmura rağmen havada bir it soğuğu, değil zemheri. Yaşar Kemal’in bir romanında veyahut, Anavarza’ya yağan kimsesiz bir yağmur oluruz. Tribünde bir Adanaspor maçında çimlerin yağmurlu kokusunu duyarak yağmurun bir başka hali oluruz. Derken Akkapı Mahallesinde, taş sokağın sonunda, portakal bahçelerinde çocukluğumuzla, hayır ömrümüzle ve hışırdayarak yağan yağmurla bir oluruz. Bu şehre ne zaman yağmur yağsa zaman denen muamma, dizginlerinden kurtulan bir beyaz at olur, kendini sonsuz çayırlara vurmuş ve ömrümüz artık bir sisken gecede, biz kayboluruz.

Yazar: Editor