2010-07-25 00:36:50

İkilem

Mekik Ahmet üzerine bir konu…
Tam emin deÄŸilim ama Mekik isminin nereden geldiÄŸini yazmak istiyorum...
Geçende okuduÄŸum, Antep Mekikspor´dan geldiÄŸi için Mekik lakabı verilmiÅŸ olduÄŸuydu...

Benim zamanında bildiğim ise,
Ahmet’in kendi kulvarında arı gibi çalışmasından ötürü bu lakabı takılmıştır...
Ve hatta ileri geri sürekli çalışması yanında, topu rakibin sağından atıp solundan kaçıp üstüne üstlük bir de 3–5 metre önünde, yarışı ayağında topla tamamlamasıydı...
Ben böyle biliyorum... Hani mekik dokur gibi yaptığı koÅŸulardan almıştır bu lakabı...
Tabii o zamanlar futbol seyretmeye yeni yeni baÅŸlıyordum ve daha çocuk sayılırdım...

Artık Mekik ismin de ben de ikileme düÅŸtüm.
Mekik Ahmet...
Antep Mekikspor´dan geldiÄŸinden mi yoksa ileri geri mekik dokur gibi yaptığı koÅŸulardan mı bu lakabı verilmiÅŸtir...

Kırık Ayna

____________________

Not: Bu ikilem birçoÄŸumuzda var ve bence her ikisi de doÄŸrudur. Hem Mekikspor’dan gelmiÅŸtir ve de Adanaspor’da geldiÄŸi takımın adına uygun bir futbol sergilemiÅŸtir ve bu lakabı iki yönlü de hak etmiÅŸtir. Sözlükte ikisi de yer alabilecek özelliktedir. Ki aslolan taraftarın hafızasında kalandır.

Sevgiyle…

Not: Adanaspor ligi 2. tamamlarken "üç İstanbul takımını" altına almıştır. Bunu Trabzon ve Adanaspor dışında diÄŸerleri yapamamıştır, ötekiler ikinci olurken üzerlerinde hep bir İstanbul takımı vardı.

İletiÅŸim için kaplanpenche@gmail.com'a mektup gönderilebilir. 

Yazar: Editor
2010-06-27 09:08:55

Analiz

http://ul.gcg.me/files/2010-06/sm.jpg

Sami İzcican... TFF 2.Liginde ÅŸampiyon olduÄŸumuz sezon Van Bld.Spor'dan Mersin İdmanyurdu'na transfer edildi. Adanasporlular olarak aslında Sami'yi 3.Lig'den biliyor,tanıyoruz. Gerçi Van Bld.spor'un Adanaspor'la oynadığı 2 maçta da yedekteydi ancak Mersin Tevfik Sırrı Gür Stadında benimde canlı izlediÄŸim Mersin BÅŸ Bld.Spor-Van Bld.Spor maçında takımı adına o kadar güzel bir gole imza atmıştı ki tribündeki az sayıda seyirciler bu golü ayakta alkışladı... O sezon 4 gole imza attı,1 de sarı kart görmüÅŸtü. Mersin'e geldikten sonra Abdullah Apak'la beraber ileri ikilide oynadılar.

Sami, Mersin'in Bank Asya’ya yükselen takımının en önemli kozlarından birisi oldu. Mersin'e geldiÄŸinde en sevilen 2-3 oyuncudan birisiydi .

Özellikle 2.Lig'de oynadığı iyi futbolla  Mersinlilerin gönlünde taht kuran Sami İzcican o dönemde, "Yer Uçağı" , " Rüzgârın OÄŸlu " lakabıyla anılıyordu. Bank Asya 1.Lig'de bir türlü istenen performansı ortaya koyamayan İzcican bir süre sonra taraftarın da tepkisini topladı. Yer uçağı, Rüzgârın OÄŸlu  yerine,  'Kanser Sami' söylemleri taraftarlar arasında dolaÅŸmaya baÅŸlamıştı. Bu anlamda ciddi bir form kaybı yaÅŸadığını söyleyebiliriz.

Zaman zaman forvette de oynayan Sami için en ideal yer sol kanat. Zaten sene boyunca da Sami'yi sol tarafta göreceÄŸimizi düÅŸünüyorum. Maça istekli baÅŸladığında o kadar güzel iÅŸler yapıyor ki onu izlerken zevk alıyorsunuz. Ama bir hafta sonra bir de bakıyorsunuz geçen haftaki Sami'den eser yok. Kısacası istikrarlı bir Sami güçlü fiziÄŸi ve süratiyle bu ligde her zaman için takımların korkulu rüyası olur.

Bu sene Mersin'de taraftarla sorunlar yaÅŸadı, hocalarla problemleri oldu. Dolayısıyla bir türlü formunu bulamadı. Ligde sadece iki gol attı ama bunlardan birini Hacettepe kalecisi yedi dersek yanlış söylemiÅŸ olmayız. Sami'nin kendisini bulması için yeni bir baÅŸlangıca ihtiyacı var ve bunu da Adanaspor'umuzda nasıl gerçekleÅŸtireceÄŸini hep birlikte göreceÄŸiz. Åžu anda net bir ÅŸeyler söylemek zor.

 

İsmail Eğriparmak

Yazar: Editor
2010-06-24 22:42:52

Belediye ve Adanaspor

 http://ul.gcg.me/files/2010-06/kek.jpg

  • Yeni bir belediye baÅŸkanı var ÅŸimdi Adana’da.
  • BaÅŸkan yeni de bakış açısı yeni midir?
  • Bilemem!
  • Adana’nın baÅŸkanı mıdır?
  • Partinin baÅŸkanı mıdır?
  • BaÅŸka bir erkin baÅŸkanı mıdır?
  • Bilemem.
  • Onu zaman gösterecek.
  • Fakat bildiÄŸim bir ÅŸey var.
  • EÄŸer hala futbola bir bütçe ayrılıyorsa,
  • yani ortada bir pasta varsa,
  • doÄŸum günü pastası deÄŸil ama,
  • bir kiÅŸinin üflediÄŸi…
  • Varsa böyle bir ÅŸey,
  • o paydan Adanaspor,
  • en kötü ihtimalle eÅŸit paylaşıma sahip olmalı.
  • Bana sorarsanız süper lig kapısındaki bir Adanaspor’un
  • bu payın çok fazlasını alması gerekir de…
  • Vazgeçtik o hayalden.
  • Geçen sezon eski belediye baÅŸkanı Aytaç Durak’ın
  • basın önünde verdiÄŸi 1,5 trilyonluk söz gibi
  • yalan olmasın olası paylaşım.
  • O belediyenin başında kim olursa olsun,
  • belediyeciler neci olursa olsun,
  • o belediyenin maddi kaynaklarında,
  • o belediyenin baÅŸkanlık ya da muhalif oylarında,
  • ama neticede bu ÅŸehrin kaderine ortak olmak için verilen oylarda on binlerce Adanasporlunun mührü vardır.

Bu zarif ayrıntı es geçilmeye.

Hiçbir Adanasporlu da bu meseleyi yok saymayacaktır.

Yazar: Editor
2010-06-09 15:20:07

İşçisin Sen

http://ul.gcg.me/files/2010-06/tlm.jpg

Kartal maçından bir kareydi bu. Daha önce üzerine yazacaktık, ÅŸimdiye denk geldi.

İşten olduÄŸu gibi çıkıp yemeÄŸini yanına alıp tribündeki yerine geçen bir taraftar. İşçi taraftar.

BirçoÄŸumuz gibi.

Elindeki bir miktar parayı maça ayırıp karnını evden getirdiÄŸi ekmek arası peynir-zeytinle doyuran bir taraftar...

Buradan

  • “Adanaspor taraftarı emekçidir,
  • halkın kendisidir,
  • alnının teriyle geçinir,
  • bedavacılık yapmaz,
  • her koÅŸulda takımının yanında olur, gibi lafazanlıklara giriÅŸmeyeceÄŸim. 
  • Hangi taraftar öyle deÄŸildir ki?

Son zamanlarda zengin taraftarı tribüne çekip ürünleri daha çok ve daha pahalı pazarlayıp sporun ticari boyutunu her alana hâkim kılma gayretlerine tanık oluyoruz:

Kartlar, telefonlar, hisse senetleri, ÅŸifreli kanallar…

  • Bir baÅŸka yanda da patlamaya hazır bir taraftar kitlesi…
  • DelifiÅŸekler,
  • fanatikler,
  • tribün tacirleri
  • vs…

Bence asıl korumamız ve varlığını sürdürebilmesi için kollamamız gereken taraftar tipi o fotoÄŸrafta duruyor. Öylece…

Gidip konuÅŸacaktım nedir ne deÄŸildir diye, küçük çaplı bir röportaj oluÅŸturmak için.

Fakat onun rahatı bozmak, tadını kaçırmak istemedim.

O taraftarın olaÄŸan hali, huzuru bir röportajdan daha kıymetiydi.

Yazar: Editor
2010-05-28 07:54:29

ben giderken kapanıyor meyhaneler

 

Sen giderken ben hep geliyor oluyorum

aynı istasyonlarda durmuyor trenlerimiz

ben tek gidiş alıyorum

sen de gidiÅŸ dönüÅŸ / zamanın var, oyalanıyorsun

ben hep tek gidiyorum

 

o sıra yanımda toz bulutları da gidiyor

bir is elimde yüzümde / “kirlenmeden aÅŸk olmuyor”

buruk bir hatıra, bir sinema bileti,

yarım içilmiÅŸ bir sigara, bir tek kibrit çöpü/diÅŸlerimin arasında,

ya beni hiç fark etmezsen,

diye bir tedirginlik, parmak uçlarında mürekkep izi…

 

sessiz sedasız gidiyor, dağılmış bir başarısız

mitingin kalabalığı gibi gidiyor, başı eğik,

yanı başımda gidiyor, oysa ben

bir başıma gittiğimi zannediyorum

 

benim geliÅŸlerim gider gibi oluyor

ben giderken sen geliyor oluyorsun

hep böyle oluyor, filmin yazılarına yetiÅŸiyorum ancak

en sevdiğim şarkı bitiveriyor, kayboluveriyor

aynada yüzün

 

geç oldu vakit, hava kararıyor,

birazdan yaÄŸmur da baÅŸlar,

ben giderken kapanıyor meyhaneler

gidişime değil, ben buna efkarlanıyorum

veya tam ben giderken senin geliÅŸine

 

ÅŸimdi denizden esecek kuzey rüzgarlarını bekliyorum

yanık tahta kokusunu, tuzun tadını, bilmem hangi

aÅŸkta ölürken dinlediÄŸim bir ÅŸarkıyı…

bekliyorum, gitmek için,

senin geliÅŸini…

Yazar: Editor
2010-05-21 07:48:27
Alkış…. Yuh…
 
İlk kez uygulanan tek devreli lig usulü elemelerde ikinci maçta havlu attık… Vuslat bir baÅŸka baharakaldı… Hiç ama hiç önemli deÄŸil… Bu yılı tamamladık… Gelecek sezonu bekleyeceÄŸiz… Gelecek sezona saklayacağız umutlarımızı…
 

36 maçlık periyodun ardından görüntü iki boyutludur: Alkışı hak edenler, yuh isteyenler…

  • 34 hafta boyunca bize yaÅŸattıkları heyecan için alkışlıyorum futbolcularımızı…
  • İlk yarıdaki futbolu ile küme düÅŸer denen takımı buralara getirdiÄŸi için alkışlıyorum Kemal Hoca’yı…  
  • Turuncu formayı  bu liglerden eksik etmediÄŸi için alkışlıyorum Bayram Akgül’ü…
  • İstanbul’da da takımı yalnız bırakmayan “GERÇEK ADANASPOR TARAFTARI”  nı alkışlıyorum…  
  

Gelelim yuh isteyenlere:

  • Sezon boyunca, tarafsız kalmayı beceremeyen, tek devreli lig usulü elemeleri eline yüzüne bulaÅŸtıran federasyona yuhhhhhhhhhh…
  • Maçları  katleden, çizgi dışına çıkan topları bile görmeyen-ya da görmek istemeyen- penaltıları es geçen, hakemlik deÄŸil tetikçilik yapanlara yuhhhhhhhhhhhhhh….  
  • Kendi güçleri ile deÄŸil siyasi desteklerle bir yerlere gelenlere yuhhhhhhhhhhhhhh….  

Ve en önemlisi, elemelere gitmiÅŸ, süper ligi averajla kaçırmış bir takımın futbolcularına Altay maçı bitiminde küfredecek kadar kendinden geçmiÅŸ; Adanaspor’u deÄŸil kendini seven, galibiyet dışında bir ÅŸey istemeyen insancıklara, kocaman ama kocaman bir yuhhhhhhhhhh… 

Gelin hep birlikte haykıralım:

İyi ki varsın Bayram BaÅŸkan, gölgen eksilmesin camiadan… Ä°yi ki varsın Kemal Hoca, bu takımın, seninle ÅŸampiyonluk sözü var, sakın unutmayasın… İyi ki varsınız çocuklar, emeÄŸinize, yüreÄŸinize saÄŸlık… 
 
 
Fatin Murat SEFERBEYOÄžLU  

Yazar: Editor
2010-05-16 07:50:39

Kemal Kılıç

Alın size dev gibi bir avantaj dörtlü çarpışmada. En güçlü silah. Bir baÅŸka isimsiz kahraman. Kemal Kılıç! EÄŸer Adanaspor bir adım öndeyse rakiplerine karşı, bunun temel sebebi Kemal hocamızdır. Orada da içimiz rahat.

Karşıdakilere bakıyoruz. Hani hep bahsedilir ya kaÅŸar hocalar diye. İki gün orada üç gün ÅŸurada. İşin tam “profesyonelleri”… Hiçbir takıma faydası olmamış adamlar. Veya faydadan çok zarar vermiÅŸ…

Aslında futbol camiasından, bir an önce silkelenmesi gereken yedi sekiz isimden üçü… On dakikada kulüp deÄŸiÅŸtiren familyadan…

Neyse, bir karşılaÅŸtırma için yazdım bunları. Bu konu hakkında çok uzun yazılar da yazılabilir. Bir tesadüfle onların üçüyle karşı karşıya geldik. İyi de oldu.

Kemal Hoca o klas duruÅŸuyla play off’a damgasını vuracaktır. Sevinecektir, eh haliyle bizi de sevindirecektir.

İçiniz rahat olsun.

Yazar: Editor
2010-05-10 11:13:43

 Taraftarlık

 

http://ul.gcg.me/files/2010-05/ftm.jpg

Cumartesi gecesi bir rüyadan uyandık. Umut ettiÄŸimiz ÅŸey olmadı.

Ancak kendi adıma beklemediÄŸim kadar çok seyirci gelmiÅŸti stadyuma.

Buca bizden bir adım öndeyken her ÅŸey ortadayken cumartesi bu kadar seyircinin orada olması önümüzde ki yıllar için sevindirici bir geliÅŸme.

Ülkemizde ki seyirci kültürünün  baÅŸarı odaklı olduÄŸu gerçeÄŸi ortadayken Adanasporluların gerçek bir taraftar gibi hareket etmeleri önemli.

Denilebilir ki 60. Dakikadan sonra çözülmeler baÅŸladı ama olsun giden arkadaÅŸlarımız daha önceki yıllarda böyle bir durumdayken belki de maça bile gelmiyorlardı. En azından bir bilet alıp taraftarlık görevlerinin bir kısmını yaptılar. Ama her ÅŸeye raÄŸmen  maçın bitiÅŸ düdüÄŸünü bekleyen binler oradaydı. Maraton kısmında  futbolcuları çağırıp hep beraber söylediÄŸimiz ‘’ ÅŸampiyon ÅŸampiyon’’sözleri gerçekten çok güzeldi.

Bu söz aslında “her zaman her yerde, yensek de yenilsek de,  biz Adanasporluyuz”u anlatıyordu dosta düÅŸmana.

Sözün özü taraftar bu yıl ufak tefek sıkıntılar yaratsa da görevini yaptı ve önümüzde ki yıllar içinde yönetim ve futbolculara biz buradayız mesajını verdi.

Neyse biz yine aklımızdan güzel ÅŸeyleri eksik etmeyelim ve yükselme maçlarında baÅŸarılı olacağımız inancını kaybetmeyelim.

YaÅŸasın Adanaspor…

Zalif  AktaÅŸ

Yazar: Editor
2010-04-19 18:40:52
Bu AkÅŸama Dair
 
http://ul.gcg.me/files/2010-04/miy.jpg
  • Hafta içi özellikle Mersin takımının antrenmanını izlemeye gittim...
  • Karşıyaka maçının moral bozukluÄŸu takımdan tamamen atılmıştı,
  • futbolcuların Buca maçına çok iyi konsantre olduklarını gördüm...
  • Çok sıkı bir defans sergileyecekler ve bu oyun ÅŸablonu içinde Buca sürpriz bir puan kaybı yaÅŸayabilir.
  • Takımda olaÄŸanüstü hal ilan edildi.
  • Mersin'de Caner AÄŸca'nın oynamayacak olması belki sıkıntı yaratabilir;
  • ama kalan bu dört hafta içinde Mersin muhakkak puan almalı...
  • Buca maçından sonra üç maçları kalıyor.
  • Kocaeli'den 3 puan alacaklar, puanları 36 olacak ama ligde kalma barajı bu sene 40.
  • Kısacası  Mersin hiç olmadığı kadar iyi hazırlanıyor bu maça...
  • Dün Konya'da kazanmış olsaydık Buca'nın stresli oyunundan Mersin daha iyi yararlanabilirdi, belki de kazanacaklardı...
  • Åžimdi Buca daha fazla rahatladı, en azından stresli olmayacaklar...
  • Bekleyip görelim...
İsmail Eğriparmak
Yazar: Editor
2010-04-18 17:13:54

Beklerken

http://ul.gcg.me/files/2010-04/kkh.jpg
  • Yol dörtlü çarpışmaya gidiyor.
  • Adsız kahramanlar düÄŸümü orada çözmek için savaÅŸacaktır.
  • Bu noktaya kadar baÅŸarıyla gelmiÅŸlerdir.
  • Bir dizi kontrol dışı olay bizi ikincilikten etmiÅŸtir. Son örnek Mbilla’nın ısınırken sakatlanması…
  • Buna benzer bir dolu “talihsizlik” yaÅŸandı lig boyunca…
  • Talihsizlik demem sözün geliÅŸi, can sıkıcı ÅŸeyler yani…
  • Bu takıma inancım her zamanki gibi tamdır.
  • İlk 6 da belirginleÅŸmeye baÅŸladı.
  • Bizim dışımızda Konya, Karşıyaka ve Altay olacak ihtimalen.
  • Bunların içinde hocalar da çarpışacak elbette.
  • Bizim tarafta gideceÄŸi takımı seçen, ÅŸehir ÅŸehir dolaÅŸmayan, aldığı takımı yükselten bir Kemal Kılıç;
  • öte taraflarda üç günde bir takım deÄŸiÅŸtiren...
  • neyse, öte tarafı öte tarafta bırakalım biz
  • ve Kemal Hocamıza inanmaya ve güvenmeye devam edelim. 
  • Dörtlü Çarpışmada asıl düÄŸümü o çözecektir.
Yazar: Editor
2010-04-11 08:37:37

Geçilmezi Geçmek ve Zoru BaÅŸarmak İçin

 

http://ul.gcg.me/files/2010-04/ad.__amp._22.jpg
 

Çanakkale bizim için hep geçilmez oldu toplamda iki sezonda. Üç maç oldu arada üçü de berabere bitti. Ama yükselme grubunda Karabük deplasmanından çıkardıkları bir beraberlik vardı ki, bir anlamda o skor bizi ÅŸampiyon etmiÅŸti. Neyse ki arada bir kupa maçı olmuÅŸtu Adana’da, 2–1 almıştık. Åžimdi de böyle bir ÅŸey isteriz.

  • Rakip küme düÅŸme hattının üst çizgisinde, yani kurtulma ümitleri ziyadesiyle diri.
  • Bu yüzden bugünkü maç zannettiÄŸimizden veya umduÄŸumuzdan zor geçebilir.
  • Takım da tribün de sabırlı olmak zorunda bu iki "genç" ve “ekonomik bütçeli” takımın maçında.
  • “Genç ve ekonomik bütçeli” derken, bakın hemen hemen aynı iki takım,
  • biri sondan üçüncü ve derdi küme düÅŸmemek,
  • adı Adanaspor olan ise üstten üçüncü ve hedefi ÅŸampiyonlardan biri olmak… ya!…

Neyse, biz bugün stada gidelim ve aradaki puan farkını 4’e indirmek için üzerimize düÅŸeni yapalım ve bekleyelim bakalım ilahlar Buca’yı daha ne kadar koruyup kollayacak: ))

Geçilmezi geçmek ve zoru baÅŸarmak için… Vira…

 

Not: kaplanpenche okurlarından eleÅŸtiriler alıyoruz. Eski tarza ve içeriÄŸe dönmemiz için… Haklılar çünkü bu sitenin varlığı okurunun iradesine baÄŸlıdır, dinamomuz sizin bu sayfayı tıklamanızla doluyor. Dikkate alacağız bunu, sevgiler.

 

DiÄŸer not:

Önceki Adanaspor-Çanakkale maçlarının fotoÄŸrafları için tıklayınız.

 

          http://ul.gcg.me/files/2010-04/a__n.jpg     http://ul.gcg.me/files/2010-04/aa__1.jpg
Yazar: Editor
2010-03-28 09:44:56
Bir Gol Üç Puan
 
http://ul.gcg.me/files/2010-03/adanaspor_gb.jpg

Kolay olacak maç zora girdi. Az kalsın uzatma golüyle 90 dakikalık emek boÅŸa gidiyordu. Bunun nedeni de ele geçen pozisyonları kullanamamamızdı. Tabelaya baktım, daha bir buçuk dakika olmuÅŸtu ve biz iki gol pozisyonunu deÄŸerlendirememiÅŸtik. Birincisinde bence bir penaltımızı yine es geçti Mürüvvet

Hızlı baÅŸladık, duraladık, rakip oyuna hâkim oluyor derken, top takibi golü getirdi. Fevzi kesti Anıl enfes vurdu: 1-0. Yine direkten dönen toplar yine kaçan net pozisyonlar ve son dakikada yine sıkıntı…

Hayır, kendim içinse mesele deÄŸil, ama aramızdaki bazı dizi film seyircileri Behlül-Bihter yorumu yaparcasına deÄŸerlendirdikleri için takımı, homurtuları soruna dönüÅŸüyor. Bir sızlanma dalgası oluÅŸturuyorlar, bir nevi tsunami… İşte o gevezeliklere mahal vermemek için golü bulmak yetmiyor, golleri sıralamak gerekiyor, yoksa kimi taraftar görünümlü çokbilmiÅŸ hazretleri memnun etmek ne mümkün…

Takım çok iyi mücadele etti. Arada arıza yok muydu? Olmaz mı, 90 dakika top oynanıyor orada, karşıda saÄŸlam bir rakip var. Adamlar bir tür deplasman fatihi. Beride eksik bir takım, en son sanırım hesapta olmayan bir sorun yaÅŸandı ve Onur DemirtaÅŸ da forma giyemedi.

Ama çok çok güzel bir ÅŸey var ki o da, formayı giyen her bir futbolcunun canla baÅŸla savaÅŸmasıydı. Bu hep böyle oluyor ve iyi oluyor. Bu futbolcular her türlü övgüyü hak ediyor… Haftaya bir Erciyes hesabı var, bakalım bakalım…

Bu hafta fotoÄŸraflar Alper’den… Foto-yorumu tıklayınız.

Yazar: Editor
2010-03-21 13:36:01

(Bu yazı Türkiye'nin en genç spor yazarından, 7 yaşındaki Erkut Gürer'den. Sedece baÅŸlığı biz attık, bir de sayfa düzenini yaptık. Yazım ve noktalamaya bile karışmadık:))

http://ul.gcg.me/files/2010-01/erkut.jpg

Kritik Galibiyet

  • 27.haftanın ardından:
  • Adanaspor kritik bir galibiyet aldı.
  • Kibong ortasını yaptı.
  • Fevzi inanılmaz kafa attı.
  • Adanaspor 10.dakikada 0-1 öne geçti.
  • Adanaspor 3. ve 47 puanda.
  • Bank asya birinci ligde Altay ı ilk kez yendik.
  • YenileceÄŸimizi düÅŸündüm (bir ara).
  • Ama yendik.
  • İşte bu kadar!!!!!
  • Buca ve Giresun maçlarındada bunu yapsaydık.

Erkut Gürer

Kendime not: Kimsenin yeri dolmaz değil, işte Adanaspor, yazarını da alt yapıdan ta 7. yaştan yetiştirir:)) Erkut'larla geliyoruz...

Yazar: Editor
2010-03-20 09:14:12
Anıların PeÅŸi Sıra 

“Garibim; Ne bir güzel var avutacak gönlümü, bu ÅŸehirde, Ne de bir tanıdık cehre; Bir tren sesi duymaya göreyim, İki gözüm İki çeÅŸme.” 

İşte bu dizeler, benim yaÅŸadıklarım ve yaÅŸadıklarımdan artakalandır… Tren demek, Tarsus demektir, benim için… Tren demek, istasyonların bıraktığı izlerdir… Tren demek, yokluÄŸun mahkûm ettiÄŸi yolculuklardır… Tren demek, ray boyunca uzanan çocukluk umutlarıdır… Yıllar önce annem ve kardeÅŸimle defalarca yaptığımız bu yolcuÄŸa, ÅŸimdi çocuklarımla çıkıyordum… Onlar ilk kez trene binecek, bense anamın ve anıların izlerini kovalayacaktım…

DolmuÅŸtan inip istasyona doÄŸru yürürken, ilk kez tren yolculuÄŸu yapmanın heyecanı sarmıştı çocuklarımı … Durmadan soruyorlar ve heyecanlarını dindirmeye çalışıyorlardı…

“Tren tam saatinde mi kalkar baba?”

“Geç kalırsak tren bekler mi baba?”

“Treni kim kullanıyor baba?”

“İstediÄŸimiz yere oturabilir miyiz, baba?”

“Tren kalabalık oluyor mu, baba?”

Soruların ardı arkası kesilmiyordu… Onlar sorularını  sorarken ben, istasyonun büyülü havasında, çoktan geçmiÅŸe doÄŸru yolculuÄŸa baÅŸlamıştım bile… Adana-Mersin arasında, karayolunun kenarı boyunca ilerleyen bu demiryolu hattı,  öyle çok iz bırakmıştı ki bende… Åžimdi anılar önde, ben arkada bir sürek avına çıkmıştık, o görkemli istasyondan binasından içeri girerken… Biletlerimizi alıp perona çıktığımızda tren henüz gelmemiÅŸti… Ben baktığım her noktada geçmiÅŸin izlerini görürken, çocuklar ilk kez gördükleri bir yeri tanımaya çalışıyorlardı… Gördükleri vagonları, lokomotifleri meraklı bakışlarla inceliyorlar ve soruları art arda sıralıyorlardı:

“Biz hangisine bineceÄŸiz?”

“Tren ne taraftan gelecek?”

“Bekleyenlerin hepsi Tarsus’a mı gidiyor?”

“Trende oturacak yer bulabilecek miyiz?

“Bu yol nereye kadar gidiyor?”

Sabırla, her soruya yanıt vermeye çalışıyordum… AÅŸağı yukarı  otuz yıl önce benim zorunluluktan bindiÄŸim trene, ÅŸimdi çocuklarım, yeni bir ÅŸey keÅŸfetmenin heyecanı ile bineceklerdi… Yolculuktan söz açıldığında tren sözü duymak istemezdik ve kardeÅŸimle birlikte annemi, otobüs yolculuÄŸuna ikna etmeye çalışırdık. Çocuk aklımızla bu yolculukları neden trenle yaptığımızı çözemez ve anneme için için kızardık… Otobüsle yolculuk yapmak daha cazip gelirdi bize… Annem, bize hiç kızmaz, yalnızca: “Otobüste daralıyorum çocuklar,  ne güzel sevahirli sevahirli gideceÄŸiz” derdi gülümseyerek… Ahhhhhhh, ÅŸimdi anlıyorum, annemi… Åžimdi anlıyorum o gülümsemenin altında yatan yokluÄŸun acısını ve o zamanki çocuk tavırlarımdan dolayı kendimden utanıyorum… 

Annemle istasyona geldiÄŸimizde, kardeÅŸimle treni beklemekten sıkılır, kimi zaman bir bankta oturur, kimi zaman da peron boyunca gezer, diÄŸer peronlarda duran vagonları incelerdik… Sonra istasyonun uzaklarından tren düdüÄŸü duyulur ve peronda hareketlenmeler baÅŸlardı…

Ben bunları  düÅŸünürken, istasyon hoparlöründen: “lütfen dikkat! Adana, Yenice, Tarsus, Mersin istikametine gidecek olan tren az sonra birinci peronda hazır olacaktır.” Anonsu duyuldu… Bu anonsun ardından yine o uzaklardan yükselen tren düdüÄŸü ile peron hareketlenmeye baÅŸladı… “Geliyor mu baba?” “Ne taraftan gelecek baba?” “Nerede duracak baba?” çocuklar artık heyecanlarını gizleyemez olmuÅŸtu… Çocuklara perona girmek üzere olan treni gösterdim… ÅžaÅŸkın ÅŸaÅŸkın trenin perona yanaÅŸmasını beklediler…

Arka vagonlarda kendimize bir yer bulup oturduk… Çocuklar trenin hareket yönünde otururken ben arkamı trenin hareket yönünün aksine dönmüÅŸtüm…  Aklıma hemen anam geldi… Trene biner binmez, trenin hareket yönünde bir koltuk arar: “ Yol arkamda kalırsa, başım dönüyor” derdi… Biz de onun karşısında otururduk çoÄŸu zaman…

Hareket memuru, elinde iÅŸaret levhası ile görününce tren düdük çaldı… Hareket memurunun görünmesi kardeÅŸimle benim için eÄŸlence demekti…  Bir adam elindeki levhayla koskoca treni durduruyor ya da hareket ettiriyor, bu duruma ÅŸaÅŸar kalırdık çocuk aklımızla… Levhanın iki yüzü vardı. Bir yüzü yeÅŸil, öteki yüzü kırmızı… YeÅŸil yüzü trene dönükse kalkış; kırmızı yüzü trene dönükse durma anlamı taşırdı… Hareket memurunun iÅŸareti ile tren hareketlenince çocuklarım da aynı ÅŸaÅŸkınlığı yaÅŸadılar…

Sonunda yolculuk baÅŸlamıştı… Ömrümün en uzun yolculuÄŸuydu aslında baÅŸlayan… Başımı cama dayamış, yolu izliyordum… İzlediÄŸim yol deÄŸildi aslında… Karayolunda ilerleyen araçlar, beni çocukluÄŸuma götürmüÅŸtü… Åžimdi çocukluÄŸumun o bitmez tükenmez gibi gelen yolunda, ilerliyordum…

Her ÅŸey gibi tren yolu da zamanın deÄŸiÅŸim gücünden nasibini almıştı… ÇocukluÄŸumuzda tek yön olan Adana-Mersin hattı, ÅŸimdilerde iki yönlü olarak kullanılmaktaydı… Ahhh çocukluÄŸum, yaralı yıllarım benim… Tek yönlü hatlarda öÄŸrendim “tehir” sözcüÄŸünün ne anlama geldiÄŸini… Bu yollarda duydum ilk kez : “ karşıdan gelen tren, rötar yapmış” cümlesini…

ÇocukluÄŸumu, Adana-Tarsus arasındaki tren yolculuklarında geçirmiÅŸtim; çünkü dayımlar, teyzemler Tarsus’ta yaşıyordu… Babamın ölümü ile sarsılan annem, acısını hafifletmek için sık sık kardeÅŸlerinin yanında alırdı soluÄŸu… 

Babamı  yitirdiÄŸimde altı yaşındaydım… Hayal meyal anımsıyorum babamı… Babamın ölümü ile yapayalnız kalmıştık bu dünyada… Babamdan yana hiç akrabamız yoktu…

Kondüktörün  “bilet kontrol” sesi yankılandı kulağımda ve elimdeki biletlere baktım…

O zamanlar,  bu çekilmez gelen tren yolculuklarından, kendimize göre eÄŸlenceler de çıkarmıştık kardeÅŸimle… Tren biletlerinden oluÅŸturduÄŸumuz koleksiyonumuz bu eÄŸlencelerin bir parçasıydı… ÇocukluÄŸumuzda tren biletleri küçük, dikdörtgen biçiminde kalın  kağıtlardı… Kondüktör gelir, bileti alır ve elindeki bir makine ile biletin tam ortasına bir delik açardı. Bu delik, o biletin kullanıldığı anlamına gelirdi… Biz de o biletleri saklar ve biriktirirdik… Bununla da yetinmez, trenin içinde yolcular tarafından bırakılmış biletleri toplardık… Kim daha fazla bilet biriktirecek diye yarışırdık kardeÅŸimle… Canımız deÄŸiÅŸiklik istediÄŸinde ise, tren biletlerini gidiÅŸ- geliÅŸ yönüne göre ayırır ve bir kez de böyle yarışırdık… Her ÅŸeyle birlikte tren biletleri de deÄŸiÅŸmiÅŸti ÅŸimdi… Bilgisayar çıktısıydı artık biletler… 

Bilet kontrolünün ardından çocuklarım da soruları yaÄŸdırmaya baÅŸladı:

- Bu adam kim baba?

- Kondüktör

- Kondüktör ne demek?

- Tren görevlisi.

- Ne görevi var bu amcanın?

- Biletleri kontrol ediyor.

- Bileti olmayan olursa ne yapıyor peki?

- Yol ücretini alıyor.

- Nerede bekliyor, hep ayakta mı kalıyor?

- Bilmiyorum babacığım.

Bu arada tren Yenice istasyonuna gelmiÅŸti…  Bu istasyona her varışımızda annem, “makasa geldik” derdi…  Bu yollarda öÄŸrendim “makas” sözcüÄŸünün anlamını… Bu istasyonda yol ikiye ayrılır: Yolun birisi Mersin yönüne giderken; diÄŸeri Ankara yönüne gider… Yol ayrımı olduÄŸu için “makas” denirmiÅŸ buraya… ÇoÄŸu zaman tren burada rötar yapardı… Bu rötarın nedeni, “karşıdan gelecek tren”  olarak açıklanırdı… Ne çok sözcük kattı bu yollar daÄŸarcığımıza, ne çok türkü öÄŸretti bize… Bu istasyona her geliÅŸimizde, annem gülümseyerek bir türkü tuttururdu:

“Kara tren gecikir, belki hiç gelmez

Dumanın savurur, halimi bilmez”

Bu türküyü  duyunca trenin bekleyeceÄŸini anlardık… Biz sinirlenirdik, annem bize bakıp gülümser ve bizi kızdırmaya çalışırdı:

“Artık üç saat mi bekleriz, beÅŸ saat mi bilmem?”

“Hadi gelin yürüyelim isterseniz… “

Oysa ÅŸimdi tren o kadar az bekliyordu ki bu istasyonda, çocukluÄŸumuzdaki yolculuklardan eser bile kalmamıştı… Anam benim, keÅŸke yanımda olsan da tren saatlerce deÄŸil günlerce beklese…

Ben yollarda anıların izini sürerken “Baba, daha çok yolumuz var mı?” diyen oÄŸlumun sesi ile irkildim… Karşımda oturan iki oÄŸluma baktım ve gülümsedim: “Az kaldı babacığım, az kaldı…” dedim… Annemle rolleri deÄŸiÅŸmiÅŸtik sanki… ÇocukluÄŸumda da kardeÅŸim ile böyle otururduk, annemin karşısında ve durmadan, sıkboÄŸaz edercesine: “Çok var mı Anne, ne zaman varacağız Anne?” diye soru yaÄŸmuruna tutardık onu… İnsan, yaşı ilerledikçe ne çok da benziyor annesine ve babasına, diye düÅŸündüm…

Yenice’yi geçtikten sonra karşımıza gelen ilk durak, annemin köyüydü  ve tren ne zaman bu duraÄŸa gelse, annemin o kara gözleri buÄŸulanır, köye bakıp iç çeker ve hep Fatiha okurdu köyün mezarlığını  gördüÄŸünde… Çocuklarıma camdan dışarıyı iÅŸaret ederek: “Bakın, burası annemin köyü” dedim, gözlerim buÄŸulanarak…  Hele tren, köyün mezarlığının yanından geçerken, yüreÄŸimin kabardığını hissettim… Ne çok tanıdığım vardı  bu mezarlıkta… Ne çok eksilmiÅŸtim gidenlerle birlikte…  Bu durakta annemin kara gözleri niçin buÄŸulanırmış, anladım…  Niçin derin bir iç çekermiÅŸ, anladım… Neden mezarlığı görünce hemen duaya baÅŸlarmış, anladım…

Çukurova’nın doÄŸurgan topraklarında ilerlerken raylardan çıkardığı seslerin eÅŸliÄŸinde sanki dans ediyordu tren… ÇocukluÄŸumda bir saati geçen yolculuk ÅŸimdilerde yarım saate düÅŸmüÅŸtü... ÇocukluÄŸumda yoksulluÄŸun bizi mecbur ettiÄŸi bu yolculuk ÅŸimdi çocuklarım için bilinmeyenin keÅŸfi olmuÅŸtu… Zaman geçiyor, zaman deÄŸiÅŸtiriyor ve her ÅŸeyden önemlisi zaman öÄŸretiyordu… Annemin niçin tren yolculuÄŸunu yaptığını sonradan öÄŸrenmiÅŸtim… Çünkü tren, otobüse göre daha hesaplıydı… Tek başına kalan bir kadının hesabını bilmesi gerekiyordu; ama o zamanlar bunu anlamıyorduk…                                                                      

Åžimdi, çocukluÄŸumun o bitmez tükenmez yolunda, çocuklarıma treni sevdirmeye çalışıyordum… Bu, belki de anneme olan borcumdu benim…

Tren, Berdan Çayı’nın üzerindekini demir köprüden geçerken annemin yüzü aydınlanır, gözlerinin içi güler ve “İşte geldik, anamın babamın toprağına” derdi… 

İşte tam da oradaydık, tren demir köprüden geçiyor ve çocuklarım ÅŸaÅŸkınlıkla çığlık atıyorlardı… Yıllar sonra ben, anamın vatanım dediÄŸi topraklara girerken, sevdiklerini bir bir uÄŸurlamış bir adam olarak giriyordum Tarsus’a ve Orhan Veli, aynı ÅŸiiri yeniden yazıyordu gözyaÅŸlarıma eÅŸlik edercesine: 

“Garibim;

Ne bir güzel var avutacak gönlümü, bu ÅŸehirde,

Ne de bir tanıdık cehre;

Bir tren sesi duymaya göreyim,

İki gözüm İki çeÅŸme.” 

Artık  çocuklarımın ÅŸaÅŸkın bakışları arasında yanaklarımdan süzülüyordu yaÅŸlar… Ne çok gidip gelmiÅŸtim bu yollarda… Ne çok çoÄŸalmış, ne çok eksilmiÅŸtim bu topraklarda…

Biraz sonra tren yavaÅŸladı ve Tarsus İstasyonu’na girmeye baÅŸladı… Tren istasyonda durduÄŸunda, trenden indik… Sarıya boyanmış istasyon binası tam karşımdaydı ve ben o binaya anneme bakar gibi bakıyordum… Gözümün yaşını silip derin bir nefes aldım ve doldurdum ciÄŸerlerime anamın kokusunu …

07.10.2009/A D A N A

Fatin Murat SEFERBEYOÄžLU

Yazar: htabakan
2010-03-19 15:18:38
Fırat Aydınus, Üç Nokta…
  • Eyvah ki ne eyvah. 
  • Altay maçının hakemi o zat.
  • Fırat Aydınus denen hakem en son bizi Manisa maçında parçalamıştı.
  • Daha 9. Dakikada Emre’yi üst üste iki sarı kartla oyun dışı bırakıp rakibin ekmeÄŸine yaÄŸ sürmüÅŸtü.
  • Bir önceki hafta Arda’nın altında ezilmiÅŸ,
  • Bizden bir sonraki hafta da Lugano’nun hınzırca hareketlerini görmezden gelmiÅŸti.
  • Dengesiz, ilkesiz hakem,
  • deÄŸil müsveddesi…
  • Dilerim sonumuz o maçta hayırlı olur,
  • diyeceÄŸim budur.
  • Fırat Aydınus'muÅŸ...
  • Ama dilerim maç sonunda yanılan ben olurum.
  • keÅŸke be...

Cem KaplanoÄŸlu

Yazar: Editor
2010-03-15 03:14:16
Dünya Kadar Sevmek
 
http://ul.gcg.me/files/2010-03/Adanaspor_Gires.jpg
  • Maçın sürprizi Anıl'a yapıldı.
  • Bir sevgi mesajı orada duruyordu.
  • Maçın güzel sahnelerinden biriydi.

Maç fotoÄŸrafları da foto-yorum'da... Tıklayınız.

Yazar: Editor
2010-03-05 19:05:11

11 Adam 110 Adama Karşı

 

http://ul.gcg.me/files/2010-03/11_tun___adam.jpg
  • O son 900 dakikayı, 11 tunç adam 110 adama karşı savaÅŸarak geçirecek. SavaÅŸ dememiz her ne kadar mecazi olsa da olaÄŸan bir savaşın tüm argümanlarını oralarda görmek pek ala mümkün; taktikler, stratejiler, tuzaklar, hileler, ayak oyunları, bel altı vuruÅŸların kaçak dövüÅŸmelerin gırla gittiÄŸi bir mecrada yuvarlanıyor çünkü meÅŸin yuvarlak.
  •  Lakin keÅŸke vaziyet bu kadarla kalsaydı; bizim 11 adam sadece 110 adama karşı vermeyecek mücadelesini, bir de bunlara 30 adetrakip hakem” de eklenecek. O zevatla da uÄŸraşılacak, bir de kendilerine karşı centilmenlik beklediÄŸimiz kurnaz bezirgân kılıklı Bucaspor yöneticileri gibi tilkiler de olacak civarda, leÅŸ kargaları olacak, sonra sırtını hükümet ve federasyon kapılarına dayamış bir alay tüccar idareci de olacak bizim 11 adamın karşısında.
  • O zaman her zamankinden daha çok, daha saÄŸlam, daha iradeli olarak olacağız “11 tunç adam”ın yanında. Son saniyeye kadar, 11 adamın kudret ve gayretine denk bir kudret ve gayretle…
  • Bu, bir memleket meselesi olmuÅŸtur gayrı. Ki mücadelemiz bu bereketli topraklar kadar kutsaldır ÅŸimdi…
Yazar: Editor
2010-03-03 15:56:23

Bu, Bir TEÅžEKKÜR ve İSYAN YAZISIDIR…

 http://ul.gcg.me/files/2010-03/gaz.jpg

Önemli bir maçı geride bıraktık… Hem de gerçekten önemli bir galibiyet alacaktık  ÅŸayet kazanabilseydik. Mükemmel bir maçtı seyircisinden oyuncusuna teknik ekibinden saÄŸlıkçısına kadar ama olmadı kazanamadık canın saÄŸ olsun KAPLANIM varlığın yeter…

Turbeyler ayrı bir güzeldi  baÅŸtaki deÄŸiÅŸiklik mi yoksa  taraftarda ki  istek mi arttı o  tartışılır ama takdire deÄŸer bir  durum vardı ortada. Maraton  her zaman ki gibi bol ssk,baÄŸkur emeklisi insanlarla kaynıyordu tabii ki maraton tayfada herkesi bağırttırmak çok zor bunu herkes biliyor

Taraftar inanmışken oyuncu  iyi oynuyorken neden olmuyor? Neden sürekli Adanaspor’un önüne engeller ya da engellemeler çıkarılıyor sadece futbolculara deÄŸil 2li çember içerisinde (HAKEM-OYUNCUYA, POLİS-TARAFTARA)  Adanaspor’un önüne daha çok engeller çıkar diye düÅŸünüyorum. Bakınız  ben  kardeÅŸim ve babam maçtan çıktığımızda ortalık toz dumandı ama ortada kavga yok sadece BİBER gazı! Adanaspor taraftarı her zaman mı kötü! Her maçta mı   kötü gerçekten bunu çok merak ediyorum gereksiz sebepsiz yere biber gazı müdahalesi  yapılıyor artık buna BİR DUR deyin artık… EÄŸer polisler bir baba kıza BİBER GAZI sıkacak kadar küçüldüyse vay bu baÅŸtakilerin haline…

2.Etken hakem: 1. hakem kötü oldu, 2. hakem kötü oldu  10 tanesi mi kötü olur, özellikle içerde oynadığımız tüm maçlarda bu kadar mı ADANASPOR düÅŸmanlığı olur insanlarda anlamıyorum. Sorun pazartesi akÅŸamı Buca’ya yenilmemiz deÄŸil sorun sürekli FEDARASYONA karşı yeniliyor olmamız. Artık BAYRAM baÅŸkan mı yoksa baÅŸka biri mi hal çare bulur buna bilmiyorum. Åžu an Adanaspor’un önünde ki en büyük engel HAKEMLERDİR!

Yenildik ama mutsuz deÄŸilim çünkü içerde oynadığımız 3 maç içerisinde en iyi Adanaspor’du. Süper lige hazır bir ADANASPOR izledim ben sahada. İnanıyorum biz bu sene süper lige çıkacağız herkese ve her ÅŸeye  raÄŸmen! Åžimdi birlik zamanı  donatalım 4 bir yanı bayraklarla ADANASPOR yense de yenilse de gelelim maçlara  bağıralım destek verelim ama n’olur KAVGA etmeyelim. EÄŸer Süper Lige yakışır bir Adanaspor hayal ediyorsak her gelen deplasman grubuyla kavga içerisinde olmayalım. Bazı kiÅŸilerin bundan rant saÄŸlamasına fırsat vermeyelim.

Pazartesi akÅŸamı  5 Ocak stadını dolduran herkese sonsuz teÅŸekkürler. Her zaman her yerde  en büyük KAPLAN! Canım Adanaspor’um “KapLanıM”  İyi ki Varsın!!!

Gizem Yurdaer

Yazar: Editor
2010-03-01 08:27:51
Büyük Aile
 
 http://ul.gcg.me/files/2010-03/n__liaile.jpg
  • Zor günler geçirdik ve kapansak da vazgeçmedik biz bu sevdadan!
  • Yeni bestede söylendiÄŸi gibi “Torosların ardından yükseliyoruz …”
  • Kimse inanmadı belki böyle efsane bir takımın kapanıp da yeniden yükseleceÄŸine ama biz inandık. Sonuna kadar sürdürdük davamızı. Söylenen hiçbir ÅŸeye aldırış etmedi ne taraftarımız ne futbolcularımız nede baÅŸkanımız. Hepimiz sonuna kadar emek harcadık.
  • Garip bir duygu gerçekten hissettiklerim. Maça giderken insanların o sevinçlerini görmek. Her maç günü bayram gibi oluyor ÅŸehrimiz her yanından insanları bir arada toplanmış görmek beni mutlu ediyor. Maç günleri sabahları ayrı bir heyecan oluyor, kahvaltı yapamıyorum daha evdeyken baÅŸlıyorum bestelere yola çıktığımda her mahallede maça giden insanları izliyorum herkes o gün bütün derdini bir kenara atıp sadece 1 ÅŸeyi düÅŸünüyor herkesin yüzündeki o gülümseme çok farklı bir mutluluk veriyor zaten. Stadın dört bir yanı turuncuyla boyanıyor sanki. O gün gözümde hiçbir derdin manası yok. Bayanından çocuÄŸuna kadar herkesin yüzünden okunuyor heyecanı.
  • Åžimdi söylesin biri bize biz takımımıza bu kadar âşıkken, gözyaşımızla sevincimizle 90dk boyunca o heyecanı oyuncularımızla paylaşırken, o gün iÅŸi olanlar iÅŸini bırakıp o maça geliyorsa tek bir nedeni vardır ÅŸampiyon olmak. Bir düÅŸünün anneler babalar çocuÄŸunuzun ilk doÄŸduÄŸu günü hissettiÄŸiniz heyecanı, ilk yürüdüÄŸü günü, yavaÅŸ yavaÅŸ büyüdüÄŸünü gözlerinizle görebiliyorsunuz ÅŸöyle bir geçmiÅŸe dönüp baktığınızda aÄŸlasa gülse de çocuÄŸunuzla geçirdiÄŸiniz günleri bir düÅŸünün ve ÅŸimdi bize hak verin. Yeniden doÄŸuÅŸ hikâyesi deÄŸil mi bu?
  • Biz takımızın taraftarları her anında takımımızı yalnız bırakmadık kaybettiÄŸimizde beraber aÄŸladık. Kazandığmzda beraber güldük. Biz öyle büyük bir aileyiz ben bunu hissediyorum. Anne babaların çocuklarından beklediÄŸi tek ÅŸey büyüyüp iyi bir yere gelmesi deÄŸil mi? İşte öyle bizde takımımızın büyüyüp iyi yerlerde olmasını istiyoruz. Biz senelerce bu günü bekledik.
  • Åžimdi son ana gelmiÅŸken pes etmek yok. Buralara kadar yükselmiÅŸken geriye dönmek yok. Daha büyük iÅŸlere imza atabilmek için geçmemiz gereken bir kaç sınav, halletmemiz gereken bir kaç yorucu iÅŸ daha…

 

  • Herkesten 1-2 dakikasını ayırıp ÅŸampiyon olduÄŸumuzu bir hayal etmesini istiyorum. Herkes gözlerini kapatıp dolup taÅŸan stadı bağırışları koÅŸuÅŸturmaları birbirine sarılıp zaferi kutladığını bir düÅŸünsün. İmkânsız diye bir ÅŸey yoktur benim hayatımda ve ben bir Adanasporluyum :)
  • Biz imkânsız denilen ÅŸeyi yıkıp geldik bu günlere. Gözlerinizin önüne getirin bir gözlerinizin dolduÄŸunu hissediyorum gerçekten gönlünü Adanaspor’a vermiÅŸ bir insanın gözlerinin dolmayacağını düÅŸünmüyorum.

Åžimdilik tek başıma haykırıyorum bizim için oyna ;) seni seven bu kadar insan için oyna. biz bir arma uÄŸruna senin hep yanındaysak bir arma uÄŸruna oyna :)
Gönüllerimiz bir tuttuk nefesleri, kalbimiz yürümeyi yeni öÄŸrenen bebek misali telaÅŸla çarpıyor, gözlerimizi kırpmadan bekliyoruz ÅŸampiyonluÄŸu.
Adanaspor’a dair herkese ve her ÅŸeye inat biz inanıyoruz ;)

Müge Aydın

Yazar: Editor
2010-02-22 07:15:57

Bolulu Hasan Usta’dan Bir kazandibi Bir de Fırın Sütlaç

 

http://ul.gcg.me/files/2010-02/acg.jpg

Sabah biraz geç kalktım. Maça yetiÅŸmek içinde evden kahvaltı yapmadan çıktım, ne de olsa ayaküstü bir ÅŸeyler atıştırırım dedim. Eve yakın bir yerde bir tost götürdüm. Acilen arabaya atlayıp maça doÄŸru yol alırken yolumun üzerinde  gözüm Bolulu Hasan Usta’ya takıldı arabayı saÄŸa çekip mekâna girdim.

Bolulu Hasan Usta  içeride yoktu zannedersem maça gitmiÅŸti :) Önceden de lezzetini bildiÄŸim ve sevdiÄŸim elinizin artığı bir kazandibi götürdüm. Amacım maça daha enerjik gitmekti :) kazandibinden sonra gözüm fırın sütlaca takıldı aslında fazla tatlı düÅŸkünü biri deÄŸilimdir ama nedense bugün tatlı yiyesim tuttu. Üzerine bir de elinizin artığı fırın sütlacı götürüp maça doÄŸru yol aldım.

Stat çevresi müthiÅŸti taraftar tam havaya girmiÅŸ ÅŸimdiden ÅŸampiyonluk ÅŸarkıları söylenmeye baÅŸlanmıştı. Geç kalmamın da nedeniyle giriÅŸ sırasında en sonlarda yer aldım. Zaman ilerliyor fakat kuyruk ilerlemiyordu. Burada naçizane bir önerim olacak  büyüklerimiz bizden daha iyi bilir ama maça girmek artık ıstırap olmasın be birader. Ne var giriÅŸ sayısını arttırıp insanları kaynak yapmak zorunda bırakmasanız... Valla ne yalan söyleyeyim bende kaynak yaptım mecburdum arkadakilerden özür dilerim...

Neyse uzatmayalım... Maç baÅŸlamadan önce yanımda ki arkadaşıma 2 tane atarız dedim o da nerden biliyorsun dedi... Bolulu hasan ustadan bir kazandibi bir fırın sütlaç dedim :) O da güldü... Eline saÄŸlık hasan usta hep böyle güzel tatlılar yap bizde yiyelim Bolu da yesin...

Son olarak dünyada sol siyasetin zayıf olması bizim de solumuzun zayıf olacağı anlamına gelmez diyerek Buca maçında görüÅŸmek üzere diyelim...

Bu arada  Buca maçı kolay olacakmış tiyo aldım :)

Orada Olan Adam...

Ali Cem

Yazar: Editor
2010-02-12 19:33:44
Åžampiyonluk GittiÄŸin Yoldan Gelir 2010/1
 
http://ul.gcg.me/files/2010-02/__ampiyonluk.jpg
  • "Åžampiyonluk gittiÄŸin yoldan gelir" serisini yükselme grubu sonlarında baÅŸlatmıştık.
  • Gerçekten de o yıl ÅŸampiyonluk gittiÄŸimiz deplasman yollarından gelmiÅŸti.
  • Özellikle Erzurum deplasmanı...
  • Yine benzer dönemeçteyiz. 
  • Ve o seriyi yeniden baÅŸlatıyoruz. 
  • Her deplasman için...
  • Ki Adanaspor o zamanki temposunu yakalamıştır fazlasıyla.
  • Zaten Kaptan İlyas da en güzel sözü söylemiÅŸti hafta içinde, "dönüÅŸü olayan yola girdik" diye...
  • Öyledir. 
  • Adanaspor gittiÄŸi yollardan o ÅŸampiyonluÄŸu getirecektir...
_________________________________

http://ul.gcg.me/files/2010-02/ankara-tasi.jpg
 
 
 
"Ankara'nın Taşına Bak" yazısını Doç. Dr. Ali Aydın Altunkan'dan okumak için bu baÄŸlantıyı Tıklayınız..
 
 
___________________________________________
 
Yazar: Editor
2010-02-01 16:58:17

Maraton

 

http://ul.gcg.me/files/2010-02/et.jpg

Çok konuÅŸup hiçbir ÅŸey söylememek özellikle Hıncal Uluç’tan sonra moda oldu bu ülkede. Hele konumuz futbolsa durum iyice vahimleÅŸiyor. TV’lerdeki spor-futbol yorumcuları büyük bir oranda bize bu eziyeti yaÅŸatıyor. Anlaşılmaz analizler, sığ yaklaşımlar, içeriksiz laflar almış başını gidiyor. Taktikleri ÅŸu: Yüksek perdeden konuÅŸuyorsun, bu arada ellerini kollarını sallıyorsun, mimiklerinle tiyatrocuları bile kıskandırıyorsun, argoya kaçarken cinsellik içerikli esprileri yapıyorsun, yapamıyorsan bile ima ediyorsun, harcıâlem cümleler kuruyorsun, örneÄŸin “ondan bir cacık olmaz”, uygun bir hedef bulunca saldırıyorsun, bu gün dediÄŸini yarın unutuyorsun vs… Genel durum bu.

Geçenlerde Digiturk Erman ToroÄŸlu’nun iÅŸine son verdi ve sanki ülkenin en muhalif, en yaratıcı, en cesur, en bilgili, en donanımlı, en zeki, en devrimci kalemi-yorumcusu susturuldu da eline kalemi alan onun için önce mehdiye sonra mersiye düzdü. Erman meymiÅŸ de görememiÅŸiz. Ülkeyi kurtaracak adammış meÄŸer. Gerçekte sistemin insanını yetiÅŸtirmesi gibi yazarını, yorumcusunu da yetiÅŸtirmesi söz konusudur: AÄŸzı kalabalık adamlar ama suya sabuna dokunamayanlar, saray soytarısı olanlar, yani eleÅŸtirilerine ancak gülünenler, hiç ciddiye alınmayanlar.

Bunlara sabun köpüÄŸü demek ağır mı olur acaba? EÄŸlendirip güldürüp bırakan, bu ülkenin genel kültür binasına bir tek taÅŸ koymayanlar, koyamayanlar…

Erman iÅŸinden olmuÅŸmuÅŸ, yok susturulmuÅŸmuÅŸ… Bakın Tekel iÅŸçileri de iÅŸlerinden olmuÅŸ, bu ülkede onlarca birbirinden deÄŸerli insan cinayetlerle, siyasal baskılarla, iÅŸten atılmalarla kelimenin tam anlamıyla susturulmuÅŸtur. İlgilenenlere duyurulur…

Yazar: Editor
2010-01-18 22:21:26

Bir Maç,  Üç Adam…  

http://ul.gcg.me/files/2010-01/pencils_cliparts.jpg

İkinci yarının ilk maçını geride bıraktık… Bildik görüntüler vardı bu maçta da… Orta sahasız bir oyun, ÅŸiÅŸirme toplarla gol arama klasiÄŸi bu maçta da karşımıza çıktı… Hal böyle olunca da orta sahanın tek hâkimi Karşıyaka oldu… Maça kötü baÅŸladık… İzzet’in bir anlık konsantre bozukluÄŸu kalemizde gol olarak döndü bize…

  • İşte bu andan itibaren ilk adam çıktı sahneye: Bülent YILDIRIM… FİFA kokartlı süper lig hakemi, kart oldu Karşıyaka’nın üstüne yaÄŸdı… Olmadık bir pozisyondan bir de lehimize penaltı çıkardı… (İzmir takımları ile oynadığımız maçlarda canımız yakan hakemler, ilk kez canımızı yakmadılar!!!) Takdir haklarını bizden yana kullandı… Ancak ikinci yarı, hatadan dönmek istercesine oyunu dengelemeye çalıştı… Kısacası, bize bir puan hediye etmiÅŸ de olsa Bülent YILDIRIM bu yönetimiyle sınıfta kaldı…
  • Maçın baÅŸlangıcından itibaren ise ikinci adam vardı sahnede: Murat ÜNLÜ… Yıllardır radyo 1 yayınlarında süper lig anlatan Murat ÜNLÜ, Ege takımlarının maçlarını anlatır ve İzmir’de yaÅŸar… Bir spiker “taraf” olduÄŸunu ancak bu kadar belli ederdi ki Murat ÜNLÜ de öyle yaptı zaten…

“Adanaspor savunuyor, Karşıyaka saldırıyor” dedi; ama istatistikler yüzde 58 - yüzde 42 Adanaspor lehine çıkınca sözü deÄŸiÅŸtirdi…

Anıl’ın müdahalesi ile yere düÅŸen Kıvanç için “kart yok mu hakem”  diyor dedi; ama aslında kendisinin söylediÄŸi çok belliydi…

Emre’nin penaltı atışı filelere gidince bir süre sustu “gol”  diyemedi…

Tolga’nın doksandan çıkardığı topta kurtarıştan çok ÅŸutu anlattı…

Kısacası, yerel deÄŸil ulusal bir kanaldaki bu fanatik anlatımıyla Murat ÜNLÜ de sınıfta kaldı…

  • Maçın üçüncü  adamına gelince: Emre AKTAÅž… Hakemin çok ucuzca gösterdiÄŸi ilk sarı karttan sonra daha dikkatli olması gerekirken rakip ceza yayı üzerinde kaptırdığı toptan sonra rakibi formasından çekerek acemice kart gördü… Ve belki de galip geleceÄŸimiz bir maçta bütün planları alt üst etti… Åžimdi sormazlar mı Emre, böyle sorumsuz olmaya hakkın var mı? 10 kiÅŸi kalmış rakibi yenmek dururken bir sonraki maçı da yok saydırmak bu kadar ucuz mu? Yani sınıfta kalan üçüncü kiÅŸi de Emre oldu bu maçta!!!

Umutla çıktığımız her maçın ardında gelen hüsran bana hep Tevfik FİKRET’in “Balıkçılar” ÅŸiirini anımsatıyor:

“Bugün yine açız evlatlarım, diyordu peder

  Bugün yine açız, lakin yarın ümit ederim!!!” 

Fatin Murat SEFERBEYOÄžLU

Yazar: Editor
2010-01-14 08:53:00

Karşıyaka’ya Yolculuk

http://ul.gcg.me/files/2010-01/adanaspor_kars__yaka.jpg
 

Zaman Karşıyaka maçına dönüyor.  Diye baÅŸlamıştım yazıya, bitirmiÅŸtim de yazıyı ve güncelle derdinde olan bilgisayar bir sayfa yazımı aldı götürdü.

Hadi bakalım, yaz yazabilirsen aynı cümleleri.

Hayır, ana fikir orada duruyor kaplan gibi. Yener geliriz Karşıyaka’yı demiÅŸtim.

Ama arada bir sürü ince laflar etmiÅŸtim veya bana öyle geliyor ÅŸimdi, bitmiÅŸ yazı gitti ya... Hay Allah, hala yatışmadı hiddetim.

Neyse, bir dahaki yazıya belki... ( ama belki bu bir işaretti, yazmayacağım ulan: )) bu da şu yazının totemi olsun: ))

Åžöyle toparlamıştım: Adanaspor ligin 2. Devresinin yükselen takımı olacaktır. Yeter ki tüm dikkatimizi iÅŸimize verelim. Åžimdi sloganlarımızdan birkaçını sıralayalım ve yazıyı baÄŸlayalım, demiÅŸtim.

Siz o sloganları zaten biliyorsunuz. Tekrara lüzum yok...

Yazar: Editor
2010-01-05 12:53:28

KurtuluÅŸ

5 Ocak, DireniÅŸ, Adana ve KurtuluÅŸ...

Birbirini tamamlayan sözcükler... Hamasiyet deÄŸil, tarihten küçük bir kesit, bugüne bir fotoÄŸraf...

AÅŸağıdaki fotoÄŸraf da 1933 tarihli, tören alayında Torosspor...

http://ul.gcg.me/files/2010-01/torosspor.jpg

Kaynak: Altınkoza Yayınları/ Tarihi Fotoğraflarla Adana

Yazar: Editor
2010-01-01 19:47:22

Arabacı Recep ve Yar Baba

http://ul.gcg.me/files/2010-01/smoke_cigar_stub_clip_art_10521.jpg

Somuncu Baba, Hıdır Baba, İdris baba.  Her yörede bu ve benzer adlarla babalara rastlanır. BirçoÄŸunun adına türbelerin de bulunduÄŸu bu kiÅŸiler inanan çevrelerde büyük bir saygı görür. Onlara hakkında çok sayıda çeÅŸitli hikâyeler de anlatılır.

Yar Baba, bunlardan biri deÄŸil. O 1950’li yılların Tarsus’unda yaÅŸamış biridir. O yaÅŸamını esrar yetiÅŸtirip satarak sürdürür. Belli mevsimlerde Tarsus’un daÄŸ tarafında yüksek kesimlerde gözden uzak bir yerlerinde Hint Keneviri (haÅŸhaÅŸ) yetiÅŸtirirdi. Zamanı geldiÄŸinde gider bunları toplar ve ÅŸehirdeki el altından satardı. Kendi içmezdi. Onun malını alan belli baÅŸlı müÅŸterileri vardı. Yaptığı iÅŸ yasak ve tehlikeliydi. O da bu duruma göre iÅŸini dikkatli bir ÅŸekilde yapmaya çalışıyor kendini ele vermiyordu.

Yine Hint Keneviri yetiÅŸtirip topladığı bir zamanda, her zaman ondan esrar satın alan esrarkeÅŸ müÅŸterilerinden birisi olan Arabacı Recep Yar Baba bu mevsimde taze mal getirmiÅŸtir. Gidip yeni esrardan alıp kafa sarmak lazım.” diye düÅŸünüp yanına gider. Yar Baba yaÅŸadığı kulübeye benzer evinin avlusunda karşılar onu. MüÅŸterisini daha görür görmez ne istediÄŸini anlayan Yar Baba uzun konuÅŸmadan malını verir...

Yazan: Uğur Pişmanlık

Devamını Okumak İçin Tıklayınız.

Yazar: Editor
2010-01-01 19:42:05

Arabacı Recep ve Yar Baba

Somuncu Baba, Hıdır Baba, İdris baba.  Her yörede bu ve benzer adlarla babalara rastlanır. BirçoÄŸunun adına türbelerin de bulunduÄŸu bu kiÅŸiler inanan çevrelerde büyük bir saygı görür. Onlara hakkında çok sayıda çeÅŸitli hikâyeler de anlatılır.

Yar baba, bunlardan biri deÄŸil. O 1950’li yılların Tarsus’unda yaÅŸamış biridir. O yaÅŸamını esrar yetiÅŸtirip satarak sürdürür. Belli mevsimlerde Tarsus’un daÄŸ tarafında yüksek kesimlerde gözden uzak bir yerlerinde Hint Keneviri (haÅŸhaÅŸ) yetiÅŸtirirdi. Zamanı geldiÄŸinde gider bunları toplar ve ÅŸehirdeki el altından satardı. Kendi içmezdi. Onun malını alan belli baÅŸlı müÅŸterileri vardı. Yaptığı iÅŸ yasak ve tehlikeliydi. O da bu duruma göre iÅŸini dikkatli bir ÅŸekilde yapmaya çalışıyor kendini ele vermiyordu.

Yine Hint Keneviri yetiÅŸtirip topladığı bir zamanda, her zaman ondan esrar satın alan esrarkeÅŸ müÅŸterilerinden birisi olan Arabacı Recep “Yar Baba bu mevsimde taze mal getirmiÅŸtir. Gidip yeni esrardan alıp kafa sarmak lazım.” diye düÅŸünüp yanına gider. Yar Baba yaÅŸadığı kulübeye benzer evinin avlusunda karşılar onu. MüÅŸterisini daha görür görmez ne istediÄŸini anlayan Yar Baba uzun konuÅŸmadan malını verir.

Arabacı Recep, kimi kimsesi olmayan bir adamdı. Sahip olduÄŸu en önemli geçim kaynağı olan at arabasıyla BuÄŸday Pazarı’nda diÄŸer arabacılarla gün boyu müÅŸteri bekler iÅŸ çıktıkça para kazanmaya çalışırdı. Arabacı Recep, parası oldukça özellikle akÅŸam saatlerine doÄŸru Dümbük Burhan’ın meyhanesine gider arkadaÅŸlarıyla takılır. Bir bazen iki tek rakı içer sonra da evine giderdi. Ama asıl hastalığı esrardı. Ona parası her zaman yetmezdi. Ama para buldu mu da hiç kaçırmaz gider esrar alır ve içerdi.

İşte Yar Babadan alacağı mal ile yine âlemlere dalacaktı. Yaz aylarıydı. Hava sıcak ve bunaltıcıydı. Arabacı Recep aldığı esrarın parasını verdikten sonra kafa bulmak için kendisine uygun bir yer aranırken aklına Åžadi Beyin (Çukurova Basma) fabrikasının arkasındaki derenin köprüsü geldi. Bu köprünün altı esrar çekip kafa bulmak için iyi bir yerdi. IrmaÄŸa girer, esrarı orada içebilirdi. Bir polis baskını falan olursa suyun içine dalıp çıkar, esrarı da suyun akışına bırakır kimse delil bulamaz ve bir ÅŸeyle suçlayamazdı. Bu çözüm hoÅŸuna gitmiÅŸti. Bir eliyle zulasındaki malı yoklarken göz ucuyla da etrafı kesti. Hızlı adımlarla Demirkapı semtine doÄŸru yöneldi. Irmağın başına geldiÄŸinde, gözüne kestirdiÄŸi bir aÄŸacın altındaki çalıların yanında soyunduktan sonra sigara gibi sardığı esrarı kibritiyle yaktıktan sonra yavaÅŸ adımlarla suya girdi.

Köprünün altına doÄŸru ilerledi ve kendine uygun bir yerde durup yaprak sarması ÅŸekildeki esrarı çekmeye dumanını savurmaya baÅŸladı. Yazın sıcağında serin su içinde Arabacı Recep’in keyfi yerindeydi. Esrarı derin derin içine çekiyor, gökyüzüne bakıyor, etrafı seyrediyor, bazen düÅŸüncelere dalıp gidiyordu. Suyun şırıltısına etraftaki kuÅŸların sesi karışıyordu. Arabacı Recep mutluluktan uçuyordu,  her ÅŸey normaldi ama tuhaf olan bir ÅŸey var diye düÅŸündü. Sonra bu tuhaf durumu Yar Babanın sattığı esrara baÄŸladı. Yar Babanın kendisine eskimiÅŸ bayat mal verdiÄŸini ve bu yüzden kafayı bulmadığını düÅŸündü. Saatlerdir ırmakta suyun içindeydi. Her ÅŸey iyi hoÅŸtu ama hiç bir ÅŸey olmamış, kafayı bulamamıştı. Bu durum canını sıktı Yar Babaya gidip kendisini kazıklayıp kafa yapmayan mal sattığı için kızacaktı. Söve söylene ırmaktan çıkıp Yar Babanın takıldığı kahveye yöneldi. Ana caddelerden ara sokaklara saptı, dükkânları, evleri, avluları çeÅŸmeleri geçti. Onun geçtiÄŸi her yerden kadınlar, çocuklar baÄŸrışıp kaçışıyorlardı. Arabacı Recep buna bir anlam veremiyordu ama kızgın bir ÅŸekilde hızlı adımlarla yürümeye devam ediyordu.

Sonunda Yar Babanın takıldığı kahveye geldi. Bir hışımla içeri dalıp, bir köÅŸede çayını yudumlayıp tespihini çeken Yar Babanın karşısına dikilip kahvedekilerin ÅŸaÅŸkın bakışları arasında baÅŸladı sövüp saymaya, “Sen ne biçim bir adamsın. Bu mu bana taze diye verdiÄŸin mal. Sen beni kazıkladın. Bana taze mal diye eski malı sattın. Bırak kafa yapmayı ÅŸu kadarcık bile bir ÅŸey hissetmedim.”

Yar Baba, hiç beklenmedik bir ÅŸekilde kahveye paldır kültür giren Arabacı Recep haline ÅŸaşırarak onun ardı ardına sıraladığı küfürleri dinliyordu. Arabacı Recep biraz daha bağırıp çağırdıktan sonra sustu. KonuÅŸma sırası Yar Babaya gelmiÅŸti.

Yar Baba oturduÄŸu sandalyeden yavaÅŸça kalktı. Gözlerini kahvedekilerin muzip bakışları üzerinde gezdirdikten sonra Arabacı Recep’e dönüp konuÅŸmaya baÅŸladı, “ Lan pezevenk” dedi, “Güya, ben sana eski mal verdim, kafayı bulup buraya anadan üryan çırılçıplak gelmiÅŸsin ya bir de yeni mal verseydim acaba nasıl gelirdin? Åžu haline bir baksana itoÄŸlu.” dedi.

O ana kadar, tümüyle sessizliÄŸe gömülmüÅŸ olup biteni izleyen kahveden bir kahkaha tufanı yükselir.

Arabacı Recep, Yar Babanı son cümlesi üzerine üstüne başına bakarken beraber kendini çırılçıplak görünce o an ayıkır ki, içtiÄŸi esrarla ÅŸehrin yarısını anadan üryan yol alıp kahveye gelecek kadar kafa bulup kendinden geçmiÅŸtir. Demek ki sokaklardaki kadınların kaçışıp, çocukların gülüÅŸmesinin sebebi buymuÅŸ diye geçirir içinden. Utancından kıpkırmızı kesilir.

İşte orada ve o an, Yar Babanın sözleri üzerine halini görmesiyle kendini dışarı atması bir olur. Kısa süre içinde kendini, soyunup elbiselerini bıraktığı ırmağın başına zor atar.

O günden sonra da aÄŸzına esrar koymayan hatta lafını bile etmeyen Arabacı Recep uzun süre ortalıkta görünmez.

Uğur Pişmanlık

Yazar: htabakan
2009-12-26 11:22:10

Daha Çok Mücadele

http://ul.gcg.me/files/2009-12/asdp.jpg
  • Adanaspor DüÅŸünce Platformu
  • dün bir kokteylle 1. yılını tamamladı
  • ve 2. yaşından gün aldı.
  • "koÅŸulsuz destek" sloganıyla...
  • Adanaspor saflarını sıklaÅŸtırmak için atılan her adımın yanındayız,
  • destekliyoruz,
  • alkışlıyoruz,
  • seviyoruz,
  • bu örgütlülüÄŸün her alanda ve aÅŸamada olmasını diliyoruz,
  • AS düÅŸünce platformuna da “vira” diyoruz… 
  • Vira!
Yazar: Editor
2009-12-22 09:28:19
Artılar ve Eksiler 

İlk yarıyı geride bıraktık… 29 puanla ligin beÅŸinci sırasındayız… Kısıtlı bir kadro ile ilk altıda olmak sevindirici bizim için… Önümüze umutlu bakıyoruz… Devre arası alınacak futbolcularla ligin tozunu atarız, diye düÅŸünüyoruz…Bu sonuca nasıl mı varıyoruz? Son haftalarda maç başı, ortalama üç golle oynayan Karabükspor, 35 dakika on kiÅŸi oynamamıza raÄŸmen bize tek gol atabildi… Önümüz açık, umudumuz var güzel günlere…

Karabükspor maçının eksilerini ise söylemeden geçmek istemiyorum: Bu maçta iki kiÅŸi eksi aldı bence… Bu maçta, iki kiÅŸi kredisini boÅŸa harcadı…

Bunlardan ilki Kemal Hoca… Dört haftadır, kaleyi koruyan ve kalemizde güven veren Zülküf dururken Tolga niçin kaledeydi Sevgili Hocam? Zülküf, nerede, nasıl bir hata yaptı ki kaleyi ondan alıp Tolga’ya verdiniz? Böylesine önemli bir maça haftalardır kalede olmayan, form grafiÄŸi düÅŸük bir kaleciyle çıkarak, bu maÄŸlubiyeti biraz da siz hazırlamadınız mı?

İkinci eksi Tolga’ya… Seni üçüncü ligden beri baÄŸrımıza bastık… Hatalı yediÄŸin gollerde de mükemmel kurtarışlarında da yanında olduk… Bir Rize maçı var ki bize kabus yaÅŸattın, forvetler yediÄŸin gollere yetiÅŸemedi… Olsun dedik, sana destek verdik… Ama bu maç kaleyi alacağın bir maç deÄŸildi be Tolga… Otuz beÅŸ metreden gelen topu çıkaramıyorsan ya yerin yanlıştır ya da kontrpiyede kalmışsındır… Kontrpiyede kalmadın ama topu da çıkaramadın… Yani yanlış yerdeydin Tolga… Bu maÄŸlubiyet Adanaspor’a çok ÅŸey kaybettirmedi; ama sana olan güvenimizi zedeledi…

KeÅŸke form tutmuÅŸ bir kaleciyle ilk yarıyı tamamlasaydık da bu eksileri almasaydı, Kemal Hoca ve Tolga… KeÅŸke karambolden, penaltıdan ya da ne bileyim baÅŸa baÅŸ bir pozisyonda yeseydik golü de kör bir kurÅŸuna sevindirmeseydik Karabükspor’u… 

Fatin Murat SEFERBEYOÄžLU

Yazar: Editor
2009-12-14 23:08:05

Maçın Özeti

http://ul.gcg.me/files/2009-12/adanaspor_orduspor2.jpg
  • İnanırsan,(tüm turuncular)
  • Mücadele edersen,(takımımız)
  • Teknik ve taktiÄŸin iyi olursa,(Kemal Hoca)
  • Zamanlaman iyi olursa ,(golcülerimiz)
  • Taraftarın destek verirse ,(biz)
  • Yönetimin iyi yönetirse,(Bayram Akgül)
  • Yedek kulüben küsmezse,(Metin)
  • Hakemler hakkını yemezse,(federasyon)

KAZANIRSIN...

Ayağınıza saÄŸlık... 

Ali Cem

______________________

http://ul.gcg.me/files/2009-12/adanaspor_orduspor1.jpg

Editörün Notu:

Maç fotolarını affınıza sığınarak yarın yükleyeceÄŸim. Fena bir grip hali. Bir de soÄŸuÄŸu yeyince... Åžimdilik temsili bir kare koyuyorum Erkut kardeÅŸimizin fotosu... Devamı yarın 11.oo civarında. 

Yazar: Editor
2009-12-08 14:38:57

Keyifli Yol

Keyifli bir deplase oldu.. Tribünler çok renkli ve eÄŸlenceliydi. 250–300 kiÅŸi civarıydık. Maçta önce tribündeki inanç ve heyecan günün güzel biteceÄŸinin habercisiydi sanki. İstanbul deplasmanları, gurbettekilerin özleminin yansımasıyla çok sıcak geçiyor hep.

Halil abiler İstanbul'da artık ciddi anlamda sazı ellerine almış durumdalar, neredeyse İstanbul'dan maça gelen herkesi tanıyor durumdalar. İsTurbey'in büyüdüÄŸünü ve organizesinin saÄŸlamlaÅŸtığını görmek ayrı bir mutluluktu. Adana'dan da katılımlarla 90 dakika ÅŸenlikli tribün yaptık. İlk yarının son 10–15 dakikalık bölümü haricinde de önemli bir destek verildi diyebiliriz.

Fevzi'nin attığı gol gerçekten müthiÅŸti. İzlendiÄŸinde daha net anlaşılacaktır. Gerçi 4 gol de birbirinden güzel ve özeldi. Son 10 dakika olmasaydı keÅŸke. Son 10 dakikanın raporu, kalemizde 2 gol ve gereksiz itiraz-gerginlikten gelen 3 sarı kart. Takım disiplinden koptuÄŸunda, kendini kaybediyor.

Kartal tribünleriyle maçtan önce nerdeyse iç içeydik. Meydandan stada doÄŸru çıkarken, "HoÅŸ geldiniz." dendi. Stat giriÅŸ kapısının hemen ilerisinde Kartalspor'un bir grubu derneklerinin önünde toplanmıştı. Ne bir atışma, ne bir bakışma v.s. hiçbir ÅŸey olmadı. "Ne güzel, tertemiz bir deplasman olacak." diye düÅŸünüyorduk, içeri girerken.

İçeri girdiÄŸimizde de Kartalspor'un kapalı tribündeki grubunun "Adana!" sesleri ve "HoÅŸ geldiniz!" bestelerine, "TeÅŸekkürler Kartal!" cevabı. İki takımın birlikte tribünlere çaÄŸrılması ve sıcak diyaloglar.

Tüm bu tribün güzellikler ne yazık ki 30 dakikayla sınırlı kaldı. Mbilla'nın bir kaç pozisyonda üst üste yerde kalmasına (sakatlık veya numara her neyse) Kartalspor'un kapalı tribündeki grubunun (güzellikleri baÅŸlatan grup) aşırı tepkisi, bir kaç cılız sinkaflı tezahüratın bastırılması derken devre bitti.

Devre arasında yan taraftaki kaleden Demirspor atkısı sallanmış, görmedim ama tellere gidip tepki gösterilmesi tamamen bunaydı. Hemen ardından da maratondaki grup "Adana Demir" diye tezahüratı girdi zaten: )) Fiks menü.. Alışıla-gelmiÅŸ hareketler. Bence bu kadar büyütmemeli bu iÅŸleri.

İkinci yarı 2-0'dan sonra kapalıdan yükselen, "Adana n'oluyor…" bestesi ve akabindeki sıcak hareketler ve atraksiyonların, maçın bitiÅŸiyle beraber yapılan, "Misafir Adanaspor taraftarları stattan sonra çıkartılacaktır.." anonsuna, yükselen, oley sesleri ve "Dışarıda kaçanın.." hesabı.. Alkışlarla ve gülücüklerle verilen sakin cevaplar ve olduÄŸumuz tribüne düÅŸmeye baÅŸlayan taÅŸlar.

Hoş olmadı. Yakışmadı.

İşimize bakıyoruz. Ordu maçından alacağımız 3 puanla Pazartesi-Salı fark etmez, TV kesmez Karabük yollarını tutarız.

Vira…

Şenol Yıldızdoğan

Yazar: Editor
2009-12-03 13:41:13

Bir Kartal Maçı Daha

  • Yıl 1997… Ordu’nun ÇamaÅŸ ilçesinde öÄŸretmenim… Adanaspor’un, Uzanlarla ÅŸirketleÅŸtiÄŸi dönemler… Birinci lige adım adım ilerliyoruz… Play-off elemelerinde ikinci maça çıkıyoruz… Rakibimiz Kartal… Bu maçı geçmek demek, final oynamak demek…
  • Maça Kartal fırtına gibi baÅŸlıyor… Neye uÄŸradığımızı ÅŸaşırıyoruz… Dakikalar sekseni gösterirken skor tabelası Kartal-Adana= 3–0 biçiminde…
  • Yanımda Amasyalı Garnizon komutanı ve Adanalı ilçe hâkimi var… İlçe hâkimi ile “gelecek yıl çıkarız” diye avutuyoruz kendimizi… Garnizon Komutanı, bizi teselli etmeye çalışıyor…
  • Tam her ÅŸey bitti derken 82. dakikadan itibaren rüzgâr bizden yana esmeye baÅŸlıyor… Sekiz dakikaya sığdırdığımız üç golle maçı uzatmaya götürüyoruz… Uzatmalarda da eÅŸitlik bozulmayınca penaltılara geçiliyor… Penaltı atışları sonunda Kartal’ı eliyoruz…
  • Maç sonunda Ümit Aktan ÅŸu yorumu yapıyor:“Kartal teknik direktörü Adnan Dinçer, Türkiye’nin en iyi teorisyeni; Adana teknik direktörü Ümit Kayıhan, Türkiye’nin en iyi pratisyeni… Maç sonunda pratik, teoriyi maÄŸlup etti."
  • Önümüzdeki Pazar, rakibimiz Kartal… Bu sezon evinde hiç yenilmeyen bir takım…
  • Evlerinde oynadıkları yedi maçtan 21 puan çıkarmışlar… Biz ise deplasmanda bir ÅŸey yapamıyoruz… Buca, Bolu gibi takımlardan iki haftada yedi gol yedik…
  • Maçla ilgili teknik ve taktik analizi diÄŸer yazımda yapacağım ama; ister misiniz, tarih tekerrür etsin ve her ÅŸey bitti diyecek bir noktaya geldiÄŸimiz noktada rüzgar bizden yana esmeye baÅŸlasın…
  • Sesinizi duyar gibiyim: “Kim istemez ki?” 

Fatin Murat SeferbeyoÄŸlu

Yazar: Editor
2009-11-29 11:54:57

Yenmek boynunuzun borcudur

http://ul.gcg.me/files/2009-11/as_1.jpg

Bir futbol maçı meselesinde

Åžartsız ÅŸikâyetsiz

Hiçbir bahaneye sığınmadan

BoÅŸ tribünden bahsetmeden

Eksik gedik demeden

Koşarak savaşarak yardımlaşarak

Ve o Adanaspor formasının hakkını vererek

Ve yenmek

Boynunuzun borcudur

Yazar: Editor
2009-11-16 08:50:20

Çanakkale'ye DoÄŸru

Bir hafta arayla döndük maç sürecine bugün itibariyle. Genç ve dinamik bir rakip. YaÅŸ ortalaması 20 filan. Bizimkilerle akran sayılır. Kupa maçında yendiÄŸimiz bir takım. Gelen bilgilere göre o maça hemen hemen tam kadro çıkmışlar. Bizim nasıl çıktığımızı hatırlıyorsunuz.

Ondan önce yükselme grubunda iki maç da 1-1 bitmiÅŸti. İkinci maç Çanakkale'deydi ve o karşılaÅŸmadan sonra her ÅŸey bitti diye düÅŸünmüÅŸtük. Ama Çanakkale gidip Karabük'ten de 1 puan çıkarınca önümüz açılıvermiÅŸti. Güzel zamanlardı. Bu maçla güzel zamanlar yine baÅŸlar umarım; hoÅŸ, bana göre ÅŸimdi de güzel gidiyoruz. Fark, o zaman ÅŸampiyonluÄŸun son hecesine kalmış olmamızdı.

Evet, maç haftasındayız. Bakalım nasıl geçireceÄŸiz bu 6 günü ve o iki 45 dakikayı. Biz Adanasporumuza inanıyoruz...

Yazar: Editor
2009-10-14 20:54:45

Prag AteÅŸi-Jarabek

http://ul.gcg.me/files/2009-10/jarabek-5.JPG

1947 Yılında bir Çek takımı olan Kladno İstanbul’a maç yapmak için gelir, Riha adlı oyuncuları İstanbul takımlarına karşı sahada fink atar, izleyenleri kendine hayran bırakır. Bering BoÄŸazı’ndan gelen soÄŸuk bir denizaltı gibi sahanın bir noktasından batar, umulmadık bir yeriden tekrar hücum için ataÄŸa kalkar. Türk futboluna açılan Çek penceresi o gün sona erir, uzunca bir süre bu soÄŸuk ülkenin ateÅŸ gibi sarışın oyuncularını göremez oluruz sahalarımızda. Ta ki Jarabek (okunuÅŸuyla Yarabek) Adanaspor’a gelene kadar...

http://ul.gcg.me/files/2009-10/jarabek-4.JPG

Gelmesi ile herkesi kendisine hayran bırakması bir oldu, bakın 1991 yılında ulusal gazetelerimizde Jarabek nasıl anlatılıyor:

“Rakipten önce, küme düÅŸmeme gibi insanın hayal ekranından hiç eksilmeyen bir karabasanla boÄŸuÅŸan Adanaspor’da Jarabek, belki Çek futbol mitolojisinden çıkmış uzaktan gelen bir kurtarıcıdır. ÇabukluÄŸu, top takipçiliÄŸi, kritik pozisyonlardaki golü hedefleyen vuruÅŸları, iki ayağındaki dripling ve top götürme motorik özellikleri ile Jarabek Prag ateÅŸidir, belki de Jarabek Türkiye için 44 yıllık bir rötardır”.

Adanaspor’da her maç elinden geleni yapar, o sezon 1. ligde en fazla haftanın karmasına seçilen oyuncuların başında gelir. Sık sık haberlere konu olur. Bakın yine haftanın karmasında yer aldığı bir maç sonu onun için neler yazılmış:

Bir siniyor, sonra Pembe Panter gibi yırtık fondan çıkıyor. Aslında hatası, takıma olan yararıdır. Bu hata, topun kendi üzerinde oynanmasını istediÄŸinden doÄŸar. Rakibi ÅŸaşırtan fizik kıvrılışını avantaj olarak kullanır. Kaleye uzaktan bakmaz, sokulmayı yeÄŸler. Çocukken çeÅŸitli sporlar yapmış, sonra futbola dönmüÅŸ, Adanasporlulara sorarsanız iyi etmiÅŸ. İki gol atığı Anteplilere sorarsanız, halt etmiÅŸ.’

Bir ara ülkesindeki savaÅŸ paniÄŸi yüzünden ülkesine döner, soÄŸuk savaÅŸ döneminin sonlarında yaÅŸanan olaylar neticesinde huzuru bozulsa da yeniden Adana’ya döner, kaldığı yerden devam eder futboluna.

Turuncu-Beyazımız’dan sonra bir sure de Konyaspor’da oynamıştır.

Bakalım Jarabek’in izinden Turuncu ÅŸehir Adana’ya soÄŸuk ülkenin ateÅŸ gibi çocuklarından gelen oyuncular olacak mı ileride?

Gökmen Demirkaya

Yazar: Editor
2009-09-15 10:56:17

Salı akÅŸamı (15 Eylül) Lig Radyo’dayız

 

Unutulmaz Maçlar” programının konuÄŸu olarak “lig radyo”da, bize ayrılan bir sürede olacağız, Adanaspor’un unutulmaz maçlarının bazılarını Bozkurt K. Yılmaz’ın hazırladığı programda konuÅŸacağız.

 

Program salı günü (bugün) 20.00-21.-30 arasında ligradyo'da (www.ligradyo.net)

İsteyen arkadaÅŸlar, anılarını-yorumlarını programdan önce veya program süresince unutulmazmaclar@gmail.com adresine email olarak gönderebilirler.

  

Ayrıca program suresince SMS göndermek de mümkün. “Lig” yazıp 1 boÅŸluk bırakıp mesajlarınızı yazıp 2536'ya gönderebilirsiniz.

  

Zamanın yeterli olması durumunda bir taraftarın da programa bağlanabileceği ayrıca belirtildi.

 

Telefon: 0212 449 33 12 
Yazar: Editor
2009-09-07 20:05:25

Ha 5 Ocak, ha Kamil Ocak, bizim için fark etmez, deyip tribündeki yerimizi aldık.

Takım sahaya Tolgahan, Recep, Ersan, Onur, İlyas, Kbong, Mbilla, Fevzi, İzzet, Anıl, Emre onbiriyle sahada ısınıyor ÅŸu dakikada. Yani geçen haftaki kadro.

Maç fotoÄŸraflarını mümkün olduÄŸunca çabuk yükleyeceÄŸiz. Bunun için foto-yorum bölümünü tıklayın.

_____________________

Arada foto yüklenir ilk yarı yorumu da yazılır demiÅŸtim kendi kendime, ama koÅŸullar ve maçın temposu / heyecanı buna izin vermedi. İş 02.30'a kaldı.

_____________________

Ne diyeyim, ne yazayım ÅŸimdi? çoÄŸumuz maçı TV'den zaten izledi, herkes bir yorum yapmıştır ortak noktada buluÅŸabileceÄŸimiz.

Dakika 83'e kadar bir yorum; kralız, geliyoruz vs... 83'ten sonra bir baÅŸka yorum; yuh sana, yuh ona... Hayır, bu çifte standardı uygulamayacağım.

Çok güzel bir maç oldu. Ama özellikle orta sahada bizden çok daha iyi bir Rize vardı ve sonucu da bu tayin etti. BaÅŸka faktörler yok muydu? Olmaz mı! Onu da yazar arkadaÅŸlarımız yorumlayıp yazacaktır. 

Saha güzeldi, taraftar güzeldi, Ama çocuk ağırlıklı küçük bir grup Antep taraftarı 3-3'ten sonra çocukça iÅŸler yapınca, Truva atını oynayınca tribün yine karıştı. Lütfen Adanaspor taraftarı suçlanmasın bu konuda. Olaylar dışarıya taÅŸtı, ama Antepli çocukların yine gereksiz iÅŸlerinden kaynaklandı bu. ( Bir de onlar neden topluca maça alındı biletsiz, pulsuz, bu da sorulmalı. Teoride ve pratikte ev sahibi olduÄŸumuz maçta taraftarımızı tahrik ederek tezahüratlar yapıldı, saÄŸduyulu davranınca bizimkiler iÅŸ bir uzlaÅŸmaya döndü, ama iÅŸte 83. dakikaya kadar.)

Neyse uzatmayalım, olur arada bu tür atraksyonlar. Hani denir ya; "Biz önümüze bakalım": ))

Not: Yoruldum, maç fotolarını yarın gündüz yüklesem... SaÄŸlıcakla kalalım... Her bir keyif veya keder, hep Adanaspor için...

(Yatağa doğru vira, yarın sabah mesai var: ))

Yazar: Editor
2009-07-30 09:08:03

İnce Memed

http://ul.gcg.me/files/2009-07/InceMemed_kaplanpenche.jpg

Önce Hatçe’ye sevdalanır, sonra onu Abdi AÄŸa’nın yeÄŸenine bırakmamak için savaşır.

Kendi derdi için çıktığı yolda milletin derdine derman olur.

Zulmün kapılarına dayanır bir bir.

Zapata’nın da yaptığı gibi herkesin vicdanı olur.

YaÅŸadığı açmazın bir hal yolu olduÄŸunu da bilir: Bilir, üç aÄŸa giderse beÅŸ aÄŸa gelir; ama bir İnce Memed yerine bin İnce Memedin de geleceÄŸini bilir, çünkü yoksulluk daha çoktur.

Haksızlık etmeden yaşar.

Seyran’ı çok sever.

Köyüne dönmeyi ne kadar istese de daÄŸlar onu hep çeker. Ki o kendi için yaÅŸayamayacak kadar ileri gidip uzun bir yol kat etmiÅŸtir.

Bilgelerin sürgün, zorbaların hükümdar olduÄŸu ÅŸu kadim ovaya bir halk kahramanı ayarı verir, eski zaman eÅŸkıyalarının muhtaç olanı kırmayan adaletini.

Bir Çukurova destanıdır,

İnce Memed…

Yazar: Editor
2009-07-20 18:59:07

YaÅŸar Kemal

Bir Çukurova Destanı

Asıl adı Kemal Sadık GÖKÇELİ. Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi’nin oÄŸlu. Aslen Van-ErciÅŸ yolu üzerinde ve Van Gölü’ne yakın Muradiye ilçesine baÄŸlı Ernis (bugün Günseli) köyünden olan ailesi Birinci Dünya Savaşı’ndaki iÅŸgal yüzünden uzun bir göç süreci sonunda Adana’nın Osmaniye ilçesine baÄŸlı Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerleÅŸmiÅŸti. Küçük yaÅŸta bir kaza nedeniyle bir gözünü kaybeden YaÅŸar Kemal 5 yaşındayken babasının Hemite Camiinde namaz kılarken öldürülmesine tanık oldu. Burhanlı köyü ilkokulunda baÅŸladığı ilköÄŸrenimini Kadirli Cumhuriyet İlkokulu’nda tamamladı.

Adana’da ortaokula devam ederken bir yandan da çırçır fabrikasında iÅŸçilik yaptı. Ortaokulu son sınıfta terk ettikten sonra çeÅŸitli iÅŸlerde çalıştı. KuzucuoÄŸlu Pamuk Üretme ÇiftliÄŸi’nde ırgat kâtipliÄŸi (1941), Adana Halkevi RamazanoÄŸlu kitaplığında memurluk (1942), Zirai Mücadele’de ırgatbaÅŸlığı, daha sonra Kadirli’nin Bahçe köyünde öÄŸretmen vekilliÄŸi (1941–42), pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüÄŸü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı. Yirmiye yakın iÅŸte çalıştığı bu yıllarda en uzun iÅŸi beÅŸ yıl üst üste yaptığı çeltik tarlalarında kontrolörlük oldu.

Yazar küçük yaÅŸlarda halk edebiyatına ilgi duydu; saz çalmaya, türkü söylemeye ve destanlar anlatmaya baÅŸladı. Yöredeki halk ozanlarıyla karşılıklı atışmalar yaptı. İlkokulda okurken ÅŸiir yazmaya baÅŸladı. Köy köy dolaÅŸarak folklor ürünleri derledi. Bu yıllarda ÅŸiirlerini Kemal Sadık GöÄŸceli adı ile Türksözü (1939), Yeni Adana (1939) ve Vakit (1940) gazetelerinde ve Varlık, Kovan, Ülkü, Millet, BeÅŸpınar dergilerinde yayımladı. 1940’lı yıllarda Adana’da çıkan Çığ dergisi çevresindeki yazar ve aydınlarla iliÅŸki kurdu ve ÅŸiirleri o dergide de yayımlanmaya baÅŸladı. Abidin Dino ve aÄŸabeyi Arif Dino ile kurduÄŸu yakınlık onun düÅŸünce ve edebiyat dünyasının geliÅŸimini etkiledi. RamazanoÄŸlu Kütüphanesi’nde çalıştığı dönemde eski Yunan klasiklerinden Çukurova tarihine kadar pek çok kitapla tanışma olanağı buldu.

Gözleme dayanan bu ilk öykülerinde konularını Çukurova ve Çukurova insanından aldı; bu yöre insanlarının ekonomik sıkıntılar ve güç doÄŸa koÅŸullarındaki savaşımını insan-doÄŸa-çevre iliÅŸkisi içerisinde ele aldı; giderek uzun öykülere yöneldi.Türkiye’de tarımdan sanayileÅŸmeye geçiÅŸ evresi olarak nitelenebilecek 1950’li yıllarda, Çukurova’nın geniÅŸ biçimde makineleÅŸmeye açılması ve verimli topraklar üzerindeki aÄŸalar arası rant savaşımının kızışması, bunun yoksul Çukurova köylüsü üzerindeki sonuçları YaÅŸar Kemal’in romanlarının ilk evresinin ana temasını oluÅŸturmuÅŸtur denilebilir.

AÄŸa baskısı karşısında daÄŸa çıkan eÅŸkıya İnce Memed’le yazar, bir destan kahramanını anlatırken aynı zamanda toplumsal yapıdaki aksaklıkların da eleÅŸtirisini yapar. Roman, aÄŸalara karşı Çukurova’nın yoksul halkına arka çıkan İnce Memed’in halkı için savaşımını konu alır. Roman kahramanının Toroslar’da beÅŸ köyün bütün topraklarına sahip bir aÄŸaya karşı direniÅŸi ve çekiÅŸmeleri uzun bir serüveni kapsar. Sonunda İnce Memed toprakları gerçek sahipleri olan köylülere dağıtır, aÄŸayı öldürür, daÄŸa çekilip kayıplara karışır ve bir efsane kiÅŸisi haline gelir. Yazarın kendi deyimiyle “mecbur adamın” öyküsüdür İnce Memed. Yayımlandığı dönemde büyük yankı yaratmış olan İnce Memed’de yazarın geleneksel masal, efsane tema ve motiflerinden yararlanarak çaÄŸdaÅŸ düzeyde romantik bir öykü kurduÄŸu gözlenir.

Bir Çukurova destanıdır YaÅŸar Kemal…

Yazar: Editor
2009-07-13 09:34:13

"Gerçek olan öÄŸrenmektir. Nereden, nasıl öÄŸrenirsen öÄŸren.
Nereden, nasıl öÄŸrendiÄŸin, diploman, hatta neler bildiÄŸin de önemli deÄŸil.
Ne yaptığın önemlidir."

Orhan Kemal

  • Roman ve öyküleriyle çaÄŸdaÅŸ Türk edebiyatında özgün bir yeri olan Orhan Kemal, toplumsal yaÅŸamımızın deÄŸiÅŸim dönemlerini gerçekçi bir biçimde yapıtlarında dile getirmiÅŸtir. Aydınlık gerçekçi bakışıyla insan-toplum iliÅŸkilerini ustalıkla yansıtmıştır. Asıl adı Mehmet RaÅŸit ÖÄŸütçü olan Orhan Kemal, 15 Eylül 1914’te Adana’nın Ceyhan ilçesinde doÄŸdu.
  • 1940 yılı kışında Bursa Cezaevi’nde Nazım Hikmet’le tanıştı. O tanışma anını anılarında ÅŸöyle dile getirir, Orhan Kemal: “Müdürün oda kapısında çevik bir gıcırtı, kapı açıldı. Nefesimi kesmiÅŸ, gözlerimi kısmışım. Bir heykel sükûnu içinde, azametli bir mermer heykel bekliyorum...
  • Bir an yüz yüze geliyoruz, sonra göz göze. Mavi mavi gülüyordu. Bu gülüÅŸ muhakkak ki bir çocuÄŸu hatırlatıyor. Temiz, taze, sıhhatli ve dost! Bir lahza ÅŸaÅŸkın, bekledi. Galiba ne yapması lazım geldiÄŸini ölçtü yahut tanış bir yüz arandı. Sonra gözüne Necati iliÅŸti herhalde, ona doÄŸru yürümeÄŸe hazırlanırken, Necati ona koÅŸtu ve beni tanıttı. El sıkıştık. Ayaklarının topuklarını, hazır oldaki bir er gibi birleÅŸtirerek, kendisini teÅŸrifata zorladığı aÅŸikar bir tarzda ciddileÅŸmeye çalışarak: -Ben Nazım Hikmet! Dedi.”
  • 7 Mart 1966’da bir ihbar üzerine iki arkadaşıyla birlikte tutuklandı. “Hücre çalışması ve komünizm propagandası’ yaptıkları gerekçesiyle tevkif edilerek Sultanahmet Cezaevi’ne gönderildi. 7 Nisan’da Türk Edebiyatçılar BirliÄŸi, Gen-Ar Tiyatrosu’nda 30. sanat yılı nedeniyle bir jübile düzenledi.
  • Toplantıda Melih Cevdet Anday, YaÅŸar Kemal ve James Baldwin birer konuÅŸma yaptı. BilirkiÅŸice verilen; “suç teÅŸkil eden bir cihet bulunmadığı hususundaki rapor üzerine 13 Nisan 1966’de serbest bırakıldı.
  • 17 Temmuz 1968’de bu davadan beraat etti. Bulgar Yazarlar BirliÄŸi’nin çağırısı üzerine gittiÄŸi Sofya’da, tedavi edilmekte olduÄŸu hastanede 2 Haziran 1970’te öldü.
  • Ekmek Kavgası, 1949; SarhoÅŸlar, 1951; Çamaşırcının kızı, 1952; 72.KoÄŸuÅŸ, 1954; Grev, 1954; Arka Sokak, 1956; KardeÅŸ Payı, 1957; Babil Kulesi, 1957; Dünyada Harp Vardı, 1963; Mahalle Kavgası, 1963; İşsiz, 1966; Önce Ekmek, 1968; Baba Evi, 1949; Avare Yıllar, 1950; Murtaza, 1952; Cemile, 1952; Bereketli Topraklar Üzerinde, 1954; Suçlu, 1957; Devlet kuÅŸu, 1958; Vukuat Var, 1958; Gâvurun kızı, 1959; Küçücük, 1960; Dünya Evi, 1960; El Kızı, 1960; Hanımın ÇiftliÄŸi, 1961; Eskici ve OÄŸulları, 1962 ( Eskici Dükkânı adıyla 1970); Gurbet KuÅŸları, 1962; Sokakların ÇocuÄŸu, 1963; Kanlı Topraklar, 1963; Bir Filiz Vardı, 1965; MüfettiÅŸler MüfettiÅŸi, 1966; Yalancı Dünya, 1966; Evlerden Biri, 1966; ArkadaÅŸ Islıkları, 1968; Sokaklardan Bir Kız, 1968; Üç Kâğıtçı, 1969…
  • Bu eserlerinde iÅŸçileri, memurları, emeÄŸiyle geçinenleri, koca ÅŸehirlerde küçücük kalan insanları, bu bereketli toprakların, Çukurova’nın kederli, keyifli hikâyelerini anlattı.
  • Bir Çukurova destanı, Orhan Kemal…
Yazar: Editor
2009-07-11 09:50:39
DadaloÄŸlu
 
http://radyoavsar.com/ddsr/99.JPG
  • Ova’ya inmek istememiÅŸtir DadaloÄŸlu. Yeri yurdu Toroslardır çünkü.
  • Osmanlının Türkmen aÅŸiretlerini yerleÅŸik hayata geçirme gayreti baÅŸkaldırılarla karşılık görmüÅŸtür.
  • O sırada DadaloÄŸlu'nun ÅŸiirleri, yerleÅŸik yaÅŸama geçmek istemeyen Türkmen aÅŸiretlerinin sesi ve sonra sözlü tarihi olmuÅŸtur.
  • DadaloÄŸlu da ününü Osmanlının asimile politikası karşısında durduÄŸu bu kavga ÅŸiirleriyle kazanmıştır.
  • En ünlü dizeleri de isyanın ve direnmenin adeta kutsal sözleri olmuÅŸtur:

Belimizde kılıcımız Kirmani
Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın dağlar bizimdir

Dadaloğlu yarın kavga kurulur
Öter tüfek davlumbazlar vurulur
Nice KoçyiÄŸitler yere serilir
Ölen ölür kalan saÄŸlar bizimdir

  • Yaptığı kavga, direniÅŸi ve isyanıyla, vazgeçmemesi, pes etmemesi, teslim olmamasıyla bir Toros Kaplanı… DadaloÄŸlu, bir Çukurova destanı…
Yazar: Editor
2009-07-06 15:47:26

 Dipten Gelen Dalga

  • Transferler iyi baÅŸladı, beklentiler doÄŸrultusunda da biter. Kamp dönemi baÅŸlar. Hazırlık maçları... YavaÅŸ yavaÅŸ iskelet belirlenir, isabetli transferler sevindirir, hayal kırıklıkları zaten hayal kırıklığıdır. Bir baÅŸka kamp yeri olur. Hazırlık maçlarına gidilir oralara, örneÄŸin bahis turnuvalarına. İlk izlenimler gelir oralardan. Gazozuna maçların galibiyetleri de sevindirir, ama geçen yılki gibi hayal kırıklığı da olabilir. Fakat olmasın, alır hızımızı gideriz, gitmek isteriz. İkinci kampa göre de takıma bir ayar verilir. Gerekirse bir ayar verilir. Biz isteriz ki bu hiç gerekmez.
  • AÄŸustos gelmiÅŸtir, ligler baÅŸlayacaktır, kombineler yok satmıştır, dahası istenmiÅŸtir, fikstür çekilmiÅŸtir, cezalı sahamız saptanmıştır, bu maçın hazırlıklarını yapmıştır taraftar, yeni pankartlar, yeni sloganlar... Yolcu yolunda gerek demiÅŸizdir, vira kaptan, vira kaplanlar. Daha güçlü yol alırız en hırçın dalgalarda, ki dipten gelen dalga biziz.

  • Vaktidir Çukurova'da turuncu bir ateÅŸin. Siz ÅŸenlik ateÅŸi deyin, biz isyanın kızılturuncu alevleri diyelim...
  • Åžiirler yazar ÅŸarkılar söyleriz...  Hiçbir ÅŸey emeksiz olmuyor, her bir noktada, hep beraber alın teri dökeriz. EmeÄŸin bin yıllık yurdunda bize yakışandır bu. GüneÅŸin çocukları, her bir insanıyla... Bir büyük Çukurova Destanı için, Adanaspor için...

Ve gün olur, yepyeni maceralara alır başımızı gideriz...

Yazar: Editor
2009-05-19 16:06:43

Bir Adanaspor-Tarsus İdmanyurdu maçı idi. Yapı Meslek’ten arkadaÅŸ Åžehmuz’la maça gidiyoruz. Stat hınca hınç dolu… Misafir Tarsus tarafı da öyle...

Tarsus’ta Erkut zamanı, kafaya oynuyorlar. İyi bir takım kurulmuÅŸ. Bizde o zamanki 1.lig kadrosu; Feyzullah, Ümit ( ki o, Türkiye’nin görüp göreceÄŸi en iyi açıklarından biriydi. Ümit’i izleyenler hak verecektir.), Nejat, Kayhan, İsmail yani yok yok. İlk yarı 1–1. İkinci yarı yer deÄŸiÅŸtiriyoruz golleri yakından görmek için. Çocukluk iÅŸte… Ama Adanaspor’a tam inancımız ta o yıllara dayanıyor;))

2. yarı baÅŸlıyor ve Tarsus peÅŸ peÅŸe iki gol buluyor Memik ve ReÅŸit’le. Skor 1–3. Ama o anlarda Adanaspor’un nasıl saldırdığı anlatılır gibi deÄŸil. Kimin attığını hatırlamıyorum, skoru 3–2′ye getiriyoruz. Derken bir serbest vuruÅŸ organizasyonu, Nejat topu yarım metre kadar havalandırıyor ve Feyzullah vuruyor, kaleci topu görmüyor: 3–3. Biz gol için yine bastırırken Memik soldan bir orta yapıyor güney kaleye, ReÅŸit kafayla Tarsus’un 4. golünü atıyor. Eyvah derken biz, Tarsus da böyle biter diye sevinirken, müthiÅŸ Ümit saÄŸ taraftan ceza sahasına giriyor, en az iki çalım atıyor bel kıranından, topu köÅŸeye çakıyor: 4–4…

Belki o zaman 2 puan (veya 1 puan, puan uygulaması nasıldı hatırlamıyorum) gidiyor; ama bize hala hatırladığımız bir maçın keyfi kalıyor.

Åžimdi ÅŸu son turda Tarsus alsa da ÅŸampiyonluÄŸu o keyifli maçlar 1.ligde devam etse, fena mı olur.

http://ul.gcg.me/files/2009-05/tarsus.jpg

Hadi Ali Cem, Rahmi Başkan, alın gelin şu kupayı: ))

Yazar: Editor
2009-04-10 23:39:55

Tarsuslu Deli Duran ve…

Dilekçenin Böylesi

 

Yıl 1991. Yani, birinci Körfez savaşı dönemi. Amerika uçakları Irak’a sortiler yaparak bomba yaÄŸdırıyor. Irak’a füzeler yaÄŸdırıyor. CNN’in canlı olarak verdiÄŸi savaÅŸ görüntüleri, Türkiye’deki özel televizyonlar aracılığıyla kamuoyuna yansıyordu. O zaman, “Üç koyup, beÅŸ alırız” diye Türkiye’yi de bu savaşın bir parçası haline getirme hesapları yapmakta olan Turgut Özal, baÅŸbakanlığı Yıldırım Akbulut gibi saÄŸlam ellere teslim etmiÅŸ, kendini CumhurbaÅŸkanı seçtirmiÅŸti. Süleyman Demirel’in ise siyasi yasakları kalmış, orda burada görünerek ve konuÅŸarak siyasette baÅŸbakanlığa hazırlanıyordu. İşte o günlerde, televizyonda haberleri izlerken, Demirel, “Adriyatik denizinden, Çin Seddi’ne kadar olan topraklar bizimdir. Buralarda Türkiye’nin hakları ve çıkarları vardır.” diye bir açıklama yaptığında, aklıma ilk bizim Deli Duran düÅŸtü.

Deli Duran, Tarsus’un delilerinden birisidir. Üzerinde üniformayı andıran, eski ve kirli bir bekçi ceketi, altında ÅŸalvarı, ayağında lastik ayakkabıları ile başında da kırmızı neftli bir bekçi ÅŸapkasıyla orada burada dolaşırdı Deli Duran. Birçok deli gibi o da kırmızı rengi çok severdi. Kırmızıya karşı sevgisini ve ilgisini kendi çocukluk yıllarımdan biliyorum. O da, diÄŸer deliler gibi, bazen çöplerden bazen esnafın verdikleri ile yaÅŸamını sürdürürdü. Deli Duran kentin çarşı pazarını dolaşır durur sabah akÅŸam. Esnaflar kimi zaman Deli Duran’a, laf atarak onu kızdırırlardı. Çocuklar takılırdı peÅŸine.

Deli Duran, bir gün Tarsus’ta küçük dükkânların yoÄŸun olduÄŸu arasta da dolaÅŸmaktaydı. Deli Duran’ı gören esnaf ona takılmaya baÅŸladı. Kimi halini hatırını sordu Deli Duran’ın, kimi aç olup olmadığını.

O da bir araya toplanıp gülüÅŸerek sohbet eden bir grup esnafa yaklaÅŸarak:

—Herkesin toprağı, başını sokacak bir damı, bir evi var.

Akşam olunca herkes evine gidip yatıyor. Ben parklarda, sokaklarda yatıyorum. Benim niye toprağım, evim yok?

Oradakiler gülüÅŸtüler. İçlerinden kunduracı Recep:

—Haklısın Duran, senin de bir evin olmalı, dedi.

Deli Duran hemen karşılık verdi:

—He ya, benimde bir evim olsun. AkÅŸam gidince yatam. Ben de ev isterim.

Kasap Osman ileriye atılarak konuşur:

—Deli Duran ÅŸimdi sen de ev sahibi olabilirsin, dedi.

—Kim verecek bana ev?

Kasap Osman, aÄŸzını doldurarak ve daha gür bir sesle yanıtladı onu:

—Kaymakaam!

Lokantacı Löp löp Suphi söze girdi:

—O zaman sevabından Deli Duran’a bir dilekçe yazdıralım arkadaÅŸlar.

Hemen yanı baÅŸlarında duran Arzuhalciyi çağırıp alaylı bir sesle:

—YaÅŸar aÄŸabey, Deli Duran bir ev istiyor. Kaymakamlığa bir dilekçe yaz da götürsün gariban, dediler.

Arzuhalci YaÅŸar, bu dileÄŸi geri çevirmeyip oturdu küçük masasındaki daktilonun başına ve baÅŸladı muzipçe yazmaya.

 

“KAYMAKAMLIK YÜCE KATINA-TARSUS”

Ben evsiz barksız, toprağı olmayan bir vatandaşım.

BaÅŸkalarının toprağı, damı, evi var. Ben vatandaÅŸ deÄŸil miyim? Niye benim evim yok. Namrun Kalesinden Akdeniz’e kadar tüm arazilerin tarafıma tahsisinin yapılması için gereÄŸini arz ederim.

İmza

Deli Duran”                   

Arzuhalci, gözlüÄŸünün üzerinden yazıyı dikkatlice okuduktan sonra dilekçeyi çekip çıkarttı daktilodan. Başını kaldırıp Deli Duran’a seslendi:

—Duran gel ÅŸurayı karala imza niyetine.

Duran eline verilen kalemle gösterilen yeri karaladı.

Durumun farkında olan esnaflar, gülüÅŸerek yüreklendirdiler Duran’ı. Kunduracı Recep Usta elini Duran’ın omzuna koyarak ciddi bir ifadeyle konuÅŸmaya baÅŸladı:

—Hadi Duran, ÅŸimdi götür bu dilekçeyi kaymakama ver, “Ben de ev istiyorum de.”

Deli Duran yüzünde gülücüklerle dilekçeyi aldı, bir dilekçeye bir arkasına bakarak kaymakamlığın yolunu tuttu.

Duran, Kaymakamlık binasının ikinci katına çıkarken kısa boylu kaymakamlık kâtibi onu gördü ve seslendi uzaktan:

—Hayırdır Deli Duran, derdin ne, bir ÅŸey mi istiyorsun?

Deli Duran biraz çekinerek konuÅŸur:

—Kaymakamıma bir dilekçem var onu vereceem, Ben ev istiyorum, dedi.

Biraz alaylı biraz da “ne iÅŸi var bu delinin burada” der gibi başını sallayarak,

—Ver bakayım Duran ÅŸu dilekçeni.

Kâtip dilekçeyi Duran’ın elinden çekiÅŸtirerek aldı, gözlüÄŸünü iyice burnunun üzerine yerleÅŸtirerek okumaya baÅŸladı.

Kâtip, dilekçeyi okurken bir ara yüzünün rengi deÄŸiÅŸti. Bu iÅŸe bir anlama vermeye çalıştı. Bu kadar büyük bir alanın istenmesini yadırgar bir tavırla dilekçeyi bir kez de sesli olarak okudu. Bitirdikten sonra biraz ÅŸaÅŸkın ve kızgın bir ÅŸekilde sordu:

—Bu istediÄŸin biraz fazla olmamış mı Deli Duran?

Deli Duran dilekçe de tam olarak ne yazdığından habersiz boynunu büküp, gözlerini yere indirerek yanıtladı kâtibin sorusunu.

—Bana da biraz fazla gibi geldi amma...

Ne dersiniz, bir zamanlar Demirel’in de, Özal’ın da bir koyup üç alma istediÄŸi de biraz fazla deÄŸil miydi?

Uğur pişmanlık

Yazar: htabakan
2009-04-10 23:33:41

Tarsuslu Deli Duran ve…

Dilekçenin Böylesi

http://img242.imageshack.us/img242/6205/foto59sl0jlpk1.jpg

Yıl 1991. Yani, birinci Körfez savaşı dönemi. Amerika uçakları Irak’a sortiler yaparak bomba yaÄŸdırıyor. Irak’a füzeler yaÄŸdırıyor. CNN’in canlı olarak verdiÄŸi savaÅŸ görüntüleri, Türkiye’deki özel televizyonlar aracılığıyla kamuoyuna yansıyordu. O zaman, “Üç koyup, beÅŸ alırız” diye Türkiye’yi de bu savaşın bir parçası haline getirme hesapları yapmakta olan Turgut Özal, baÅŸbakanlığı Yıldırım Akbulut gibi saÄŸlam ellere teslim etmiÅŸ, kendini CumhurbaÅŸkanı seçtirmiÅŸti. Süleyman Demirel’in ise siyasi yasakları kalmış, orda burada görünerek ve konuÅŸarak siyasette baÅŸbakanlığa hazırlanıyordu. İşte o günlerde, televizyonda haberleri izlerken, Demirel, “Adriyatik denizinden, Çin Seddi’ne kadar olan topraklar bizimdir. Buralarda Türkiye’nin hakları ve çıkarları vardır.” diye bir açıklama yaptığında, aklıma ilk bizim Deli Duran düÅŸtü.

Deli Duran, Tarsus’un delilerinden birisidir. Üzerinde üniformayı andıran, eski ve kirli bir bekçi ceketi, altında ÅŸalvarı, ayağında lastik ayakkabıları ile başında da kırmızı neftli bir bekçi ÅŸapkasıyla orada burada dolaşırdı Deli Duran. Birçok deli gibi o da kırmızı rengi çok severdi. Kırmızıya karşı sevgisini ve ilgisini kendi çocukluk yıllarımdan biliyorum. O da, diÄŸer deliler gibi, bazen çöplerden bazen esnafın verdikleri ile yaÅŸamını sürdürürdü. Deli Duran kentin çarşı pazarını dolaşır durur sabah akÅŸam. Esnaflar kimi zaman Deli Duran’a, laf atarak onu kızdırırlardı. Çocuklar takılırdı peÅŸine.

Uğur Pişmanlık

Devamını okumak için tıklayınız.

Yazar: Editor
2009-03-01 21:50:24

Top Patladı!

http://www.gezikolik.com/Images/UserPosted/Publish/53d2bdd5-179f-4af9-8fe3-9d9a6d8c1081.jpg

Tarsus gibi köklü geçmiÅŸi bulunan bu kentin birçok tarihi yapısı var. Ancak kent tarihine ışık tutan en önemli yerlerden biri de, binyıllar öncesinden bu yana yerleÅŸim olarak kullanılan Gözlükule HöyüÄŸüdür. Halk arasında Gözlükule tepesi olarak bilinen bu yer kentin tek doÄŸal/tarihi yükseltisidir.

Gözlükule tepesinde 1800’lü yılların ortalarında çeÅŸitli zamanlarda V. Langlois ve M. Mazzoillier William B. Barker gibi yabancılar tarafından kazılar yapıldığı ve burada çıkan eserlerin yurt dışındaki müzelere götürüldüÄŸü bilinmektedir. Ama asıl bilimsel kazılar 1937–1947 yılları arasında zaman zaman kesintiye uÄŸrasa da, Amerikalı kadın araÅŸtırmacı Hatty Goldman tarafından yapılmıştır. Bu kazılar sonucunda çeÅŸitli çaÄŸlara ait 33 katmana ulaşılmıştır.

Öte yandan Gözlükule tepesi, 1930’lu yıllarda aÄŸaçlandırılmıştır. Özellikle 1950 sonrasından baÅŸlayarak 1970’li yılların baÅŸlarına kadar hem Tarsusluların mesire yeri hem de buraya inÅŸa edilmiÅŸ gazino ve çay bahçeleri ile bir eÄŸlence mekânı olarak da kullanılmıştır.

*Devamını okumak için tıklayınız.

Yazar: Editor
2009-03-01 21:43:16

Top Patladı!

Tarsus gibi köklü geçmiÅŸi bulunan bu kentin birçok tarihi yapısı var. Ancak kent tarihine ışık tutan en önemli yerlerden biri de, binyıllar öncesinden bu yana yerleÅŸim olarak kullanılan Gözlükule HöyüÄŸüdür. Halk arasında Gözlükule tepesi olarak bilinen bu yer kentin tek doÄŸal/tarihi yükseltisidir.

Gözlükule tepesinde 1800’lü yılların ortalarında çeÅŸitli zamanlarda V. Langlois ve M. Mazzoillier William B. Barker gibi yabancılar tarafından kazılar yapıldığı ve burada çıkan eserlerin yurt dışındaki müzelere götürüldüÄŸü bilinmektedir. Ama asıl bilimsel kazılar 1937–1947 yılları arasında zaman zaman kesintiye uÄŸrasa da, Amerikalı kadın araÅŸtırmacı Hatty Goldman tarafından yapılmıştır. Bu kazılar sonucunda çeÅŸitli çaÄŸlara ait 33 katmana ulaşılmıştır.

Öte yandan Gözlükule tepesi, 1930’lu yıllarda aÄŸaçlandırılmıştır. Özellikle 1950 sonrasından baÅŸlayarak 1970’li yılların baÅŸlarına kadar hem Tarsusluların mesire yeri hem de buraya inÅŸa edilmiÅŸ gazino ve çay bahçeleri ile bir eÄŸlence mekânı olarak da kullanılmıştır.

Gözlükule tepesinin bir özelliÄŸi de Ramazan aylarında, iftar ve sahuru tüm kente duyurmak için bu tepeden top atılırdı. Hem de gerçek bir savaÅŸ topuyla. Farklı zamanlarda Gözlükule’de çekilmiÅŸ birçok siyah-beyaz fotoÄŸrafta, bu topu görünmektedir.

Türkiye’de benzer uygulamaları var mı bilmiyorum ama bu, Tarsus’ta bugün de hala devam eden bir uygulamadır. Her Ramazan ayında iftar ve sahuru duyurmak için top atılır. Bu gelenek 80 yılı aÅŸkın zamandır neredeyse hiç aksamadan sürüyor.

Sanıyorum 1960’lı yılların ortasında bir sonbahardı. Artık akÅŸamların erken olduÄŸu, havaların soÄŸumaya baÅŸladığı bir zamandı. Kış kendini bir uçtan hissettiriyordu. Ramazan ayı bu sonbaharla baÅŸlamıştı. Ramazan aylarında topu ateÅŸleyip patlatmakla görevli kiÅŸi Mehmet AÄŸa idi. Yıl içinde belediye çöpçüsü olarak çalışır, Ramazan Ayında ise top patlatırdı. Herkesin Mehmet AÄŸa diye hitap ettiÄŸi bu kiÅŸi, belediyenin bir anlamda emektar görevlisiydi. Çocukları yetiÅŸtirip, büyütmüÅŸ, evlendirip, baÅŸgöz etmiÅŸti. Karısı, Hatice teyze ile bir edi bir büdü yaÅŸayıp gidiyorlardı.

Mehmet AÄŸa, diÄŸer zamanlarda olduÄŸu gibi ramazan ayında da iftar topunu patlatmadan önce Kırkkaşık Bedesteni’nde Akif ustanın kahvesine gider, bedestenin doÄŸu yönündeki avluda oturur, kahveye gelen arkadaÅŸlarıyla sohbet ederdi. Sonra, Ulu Caminin doÄŸu kısmına Kaymakam Ziya Beyin 1800’lü yılların sonunda yaptırdığı Saat Kulesi’nin zamanı bildiren çanının ding-donglu sesini duyunca, arkadaÅŸlarında müsaade isteyip Gözlükule Tepesi’nin yolunu tutar. Mehmet AÄŸa gittikten yaklaşık yarım saat sonra tüm kente yayılan bir patlama sesi duyulurdu. Mehmet AÄŸa, tepedeki topu ateÅŸlemiÅŸ ve Tarsus halkına iftarı duyurmuÅŸtur.

Mehmet AÄŸa yine böyle bir günün ertesinde bedestenin kahvesine gelir. Avluda oturanlarla selamlaşır ve kendine bir sandalye çekerek bir tarafa iliÅŸir. Kahveci Akif, “HoÅŸ geldin Mehmet AÄŸa” derken beraber çıraÄŸa bir çay getirmesini söyler. Kahvede oturanlardan bazıları dönüp Mehmet AÄŸa ile konuÅŸmaya baÅŸlarlar. Bu konuÅŸmadan daha çok bir ÅŸikâyetlenmedir. Kentin çeÅŸitli yönlerindeki mahallelerde oturanlar, Mehmet AÄŸa’ya iftar ve sahurda patlattığı topun sesini duyamadıklarını söylüyorlar. Garibim Mehmet AÄŸa ise bu söylenenlere karşı söyleyecek pek bir ÅŸey bulamıyor, sadece elinden geleni yaptığını belirtmekle yetiniyordu.

Günler ilerliyor, Ramazan ayının da sonuna yaklaşılıyordu. Ancak Mehmet AÄŸa ne zaman kahveye gelse, “Cami uzakta sesi gelmiyor, bari ÅŸu topun sesini duyalım iftar açalım diyoruz. Ama onu da duyamıyoruz.” Benzeri sözler söylüyorlar. Mehmet AÄŸa bu durumla kahve dışında da çarşıda pazarda sık sık rastlar olmuÅŸtu. Yolda tanıyan erkek-kadın, eÅŸ-dost herkes ÅŸikâyetçiydi: “Topun sesini duymuyoruz!” Son zamanlarda Mehmet AÄŸa’nın canı, bu iÅŸe çok sıkılmıştı. AkÅŸam evde bile hanımı, falan mahalleden gelen filan ahbaplarının top patlamasını duymadıklarını söyleyip ÅŸikâyetleri aktarıyordu.

Mehmet AÄŸa ertesi gün sabah uyandı. Kahvaltı yaptı. Pencerenin kenarına oturdu. Dışarıda, sokakta oynayan çocukları seyretti, çöplükte eÅŸelenen tavuklara baktı, avluda çamaşır asan karısını izledi. Bir iç geçirdi. Bir elini yeleÄŸinin cebine götürüp sigarasını diÄŸer eliyle de çakaralmaz muhtar çakmağını çıkardı. Sigarasını yaktı ve derin bir nefes çekti ciÄŸerlerine doÄŸru. O gün canı hiç dışarı çıkmak istemiyordu. ÖÄŸlene kadar evde eyleÅŸti. Sonra ceketini aldı, ayakkabılarını giyip evden uzaklaÅŸtı.

 

Çarşıda önce birkaç esnafın yanına uÄŸradı. Sonra, Yeni Hamam’ın sokağındaki Karadeniz Lokantası’na gidip, Hakkı ustanın yemeklerinden yedi. Oradan da Kırkkaşık Bedesteni’ne yöneldi. Bedestenin önündeki avlu doluydu. Bugün Cuma, ondan kalabalık diye geçirdi içinden. Her zamanki gibi bir sandalye bulup oturdu. ArkadaÅŸları birer ikiÅŸer hoÅŸ geldin dedi, Mehmet AÄŸa’ya. O hepsini selamını aldıktan sonra çay ocağındaki Akif ustaya seslenip bir orta kahve söyledi kendine.

ArkadaÅŸları yaklaÅŸan bayram için alış-veriÅŸ ve hazırlıklardan bahsediyorlardı ki, içlerinden bir konuyu iftarda atılan topun duyulmadığına getirince, Mehmet AÄŸa’ya sorular gelmeye baÅŸladı. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Mehmet AÄŸa bu ÅŸikâyetlere karşı hiçbir ÅŸey demedi. Önüne konan kahveden bir yudum içti. Etrafındakilerin tartışmalarına baktı. Biraz etrafı süzdü, düÅŸündü. Sonra ağır ağır konuÅŸmaya baÅŸladı, konuÅŸurken sesinin tonu giderek yükseliyordu. “Siz ne zamandan beri Ramazan topunun sesini duymuyoruz, top patlamasını iÅŸitmiyoruz diye ÅŸikâyet edip yatıyorsunuz. O zaman beni iyi dinleyin bu akÅŸam sahurunda top öyle bir patlayacak ki, deÄŸil Tarsus tüm memleket duyacak. Bakın o zaman duyuluyor mu, duyulmuyor mu?” dedi sustu. Sonra biraz muzipçe ve bıyık altından gülerek azarlar gibi konuÅŸtu, “Hadi ÅŸimdi hepiniz evinize. Top nasıl patlarmış, nasıl duyulmazmış birazdan göreceksiniz!” zaten akÅŸam oluyordu. İftara da çok kalmamıştı. Kahvehane yavaÅŸ yavaÅŸ boÅŸalıyordu. Mehmet AÄŸa, yeleÄŸinin cebinden köstekli saatini çıkartıp baktı. Görev saati yaklaÅŸmıştı. Son birkaç kiÅŸiden önce kahveden ayrılarak Gözlükule’ye doÄŸru ilerledi. Tepenin eteklerinden yavaÅŸ adımlarla düÅŸünceli bir ÅŸekilde yukarı doÄŸru tırmandı. KurtuluÅŸ savaşı zamanında Fransızlardan kalan top tepenin en düzlük yerinde duruyordu. Topun namlusu, Tarsus’un güneyine, Karabucak ormanına doÄŸru çevriliydi.

Mehmet AÄŸa, topa yaklaÅŸtı. Elini topun koca namlusunun üzerinde gezdirdi. Üstündeki kabartmalı süslemelere baktı bir süre. Ardından iÅŸe koyuldu. Her zamanki tecrübesiyle topun içine önce fitilini yerleÅŸtirdi sonra barut doldurdu. Ancak bu kez barutu her zamankinin iki üç misli fazla doldurmuÅŸtu. Topun haznesine biriken barutu elindeki Harbi ile iyice sıkıştırdı. Artık Ramazan topu iftar saatine hazırdı. Kendine verilen talimat gereÄŸince Saat Kulesi’nden gelecek sesi bekliyordu. Ayrıca bulunduÄŸu yerden Saat Kulesi görünüyordu. Biraz daha bekledikten sonra Saat Kulesi’nin çanı vurmaya baÅŸladı. Mehmet AÄŸa hemen cebinden çıkarttığı çakmağı yakıp fitili tutuÅŸturdu.  Zaten fitil kısaydı ve Mehmet AÄŸa top patlarken her zaman birkaç metre uzağında dururdu. Yine öyle yaptı. Fitil hızla yandı. AteÅŸin barutla buluÅŸmasıyla birlikte patlaması bir oldu.

Top patladı! Top öyle bir patladı ki, Mehmet AÄŸa birkaç saat önce kahvede söyledikleri doÄŸru çıktı. Topun patlamasını memleket deÄŸilse bile Tarsus’un tüm civar köyleri duydu. Top patladığında, İftarda topun sesini duyamamaktan ÅŸikâyet eden mahallelerin sokaklarında koÅŸturan çocukların sesi her yerde yankılanıyordu, “Top atıldı, top patladı!” diye. Top öyle bir patladı ki, buna alışık olmayan Tarsus halkının çoÄŸu “Hayırdır” deyip oturdukları yerden kalkıp sesin geldiÄŸi yöne doÄŸru bakmadan edemediler.

Top öyle bir patladı ki, Gözlükule tepesinde yıllardır topu her ramazanda ateÅŸleyen emektar Mehmet AÄŸa ile beraber patlamıştı. Top ateÅŸ alıp infilak ettiÄŸinde aşırı derecede doldurulmuÅŸ olan barutun içerdeki sıkışması sonucu topun kendisi havaya uçup parçalanmış, kendisiyle birlikte Mehmet AÄŸa de havaya uçurup parçalamıştı. Olay Mehmet AÄŸa ne olup bittiÄŸini anlamasına dair fırsat kalmamıştı. Her ÅŸey saniyeler içinde olup bitmiÅŸti Mehmet AÄŸa ölmüÅŸtü. Bu onun son top patlatışı olmuÅŸtu.

Olay, kısa sürede Tarsus’a yayıldı. Herkes hayretler içindeydi. Tanıyanlar ise çok üzülmüÅŸtü. Ertesi sabah ise artık neredeyse tüm kent olaydan haberdardı. Ancak topla birlikte havaya uçan Mehmet AÄŸa ölü bedeni neredeydi? Olay gecesi emniyet, Gözlükule’de sadece topun bazı parçaları ile birlikte Mehmet AÄŸa bazı organlarını bulabilmiÅŸti. Ancak ertesi sabah, gün aydınlandığında Gözlükule eteklerindeki evlerden ve yakın mahallelerden insanlar torbaların içinde ona ait organlar getirdiler. Bunlar bir araya getirildikten sonra Mehmet AÄŸa Åžehir Mezarlığı’na defnedildi.

O günden sonra Ramazan ayı bitene kadar kentte ne top patlaması iÅŸitildi ne de bunun konusu oldu. Herkes sessiz ve hüzünlü bir yas içinde o ayı tamamladı.

Uğur Pişmanlık

Yazar: htabakan
2009-02-15 12:48:57
http://img2.blogcu.com/images/l/a/t/latahzenkuzguni/1219698378yagmur7nw8.jpg
 

YaÄŸmurun GetirdiÄŸi

İnce olur Adana’nın yaÄŸmurları, ipince. Bakmayı bilen bir göz bulutlardan sarkan bu ipleri görür; bir de geceyse, sokak lambaları, o güvenli evlerden kaçan ışıklar parlatıyorsa camdan sicimleri…

Geceyle baÅŸlamıştı yaÄŸmurlar. İşte iniyordu ovaya, binyıllardır yaÄŸdığı gibi; damlara düÅŸerek, pencerelerden süzülerek, aÄŸaçlarla sarmaÅŸ dolaÅŸ olarak, belki bir teni okÅŸayarak. DuymuÅŸtum her kar tanesinin farklı bir ÅŸekilde olduÄŸunu. BenzemezmiÅŸ biri diÄŸerine.

Peki, yağmurlar; aynı mıdır onlar?

Kimi iri iri yaÄŸar, gecenin gözü gibi; kimi çarparak, acıtarak deÄŸdiÄŸi her yeri; kimi rüzgârı alıp arkasına seni bir tek yönünden vuracak ÅŸekilde yaÄŸar; iÅŸte kimi de böyle gökyüzünden bırakılmış sarmaşıklar gibi iner. İnsan bunlardan tırmanarak yaÄŸmur ülkesine varabileceÄŸi hissine kapılır; bir oyun belki; ama güzel bir oyundur bu: İnsanı düÅŸler ülkesine çeken sarmaşıklar…

Ben bunları düÅŸünüyorum, bir gece yarısı yaÄŸmura ansızın yakalanmış bir adamsım ve her zamanki gibi talihsizliÄŸime sitem ediyordum: Böyle bir yaÄŸmur ancak beni bulurdu bir gece vakti. KuÅŸatılmış bir ÅŸehirdi ve yaÄŸmur iÅŸgali altındaydı.

Sokak kedileri kendilerine güvenli yerler bulmuÅŸlardı bile, kuÅŸlar da öyle, aÄŸaçlar pusmuÅŸtu ıslanmaktan, belki onlar da sitem ediyordu benim gibi. Birkaç otomobil yaÄŸmur sularına yataklık eden asfalttan hışırdatarak geçiyordu tekerleklerini, yaÄŸmur korkağı insanlar zaten çoktan çekilmiÅŸlerdi evlerine.

Ve talihsiz ben, henüz gölcük oluÅŸmamış yerler arayarak ve sekerek oradan oraya sığınacak bir yer arıyordum kendime. Beni o an öyle gören bir yabancı, bu ÅŸehri hiç tanımayan biri, gece vakti garip bir dansla, evet yaÄŸmur dansıyla, oyalanan bir deli sanabilirdi; yaÄŸmurun ritmine uymaya çalışan veya yaÄŸmura bir ritim vermeye uÄŸraÅŸan bir adam… Kendini sokaklara vurmuÅŸ, yaÄŸmurla oynayan bir berduÅŸ. Kim bilir…

Åžu koca koca binaları, yaÄŸmurda sokaklarda kalmışlara göre planlamayanlara da bir çift lafım vardı, yaÄŸmura göre tasarlanmamış duraklara, telefon kulübelerine…

Derken ışıklı bir camekânın önünde buldum kendimi, iÅŸte güvendeydim. Birkaç adım önümdeydi yaÄŸmur; ÅŸimdi ıslanmadan, keyifle izleyebilirdim onu. Varsın bütün gece yaÄŸsın, dedim.

Bir otomobil daha geçti yaÄŸmurun sesinde kaybolarak. Åžimdi yıllar öncesinin bir vitrini önünde olsaydım, yaÄŸmurlu bir gecede bir fayton geçerdi belki önümden, çıngıraklı koÅŸumlarıyla, güzel gözlü atların çektiÄŸi, kaybolmadan yaÄŸmurun sesinde. Yolcusu bir külhan belki, kederli bir rakı masasından kalkan, o eski Adana’nın, o eski mahzun bakışlı adamlarından…

Dalmışken böyle bir yaÄŸmurda geçmiÅŸ zamana, az önce benim de geldiÄŸim yönden bir kız akıverdi yaÄŸmurla. Arayan biriydi o da. BulmuÅŸtu bir yer. Yanımda duruverdi. Bir peri belirmiÅŸti yanımda, sanki denizkızı, bir yaÄŸmurkızı, mucizevî bir güzellik ÅŸuracıkta duruyordu. Önünde dikildiÄŸim camekânın ışıklarından bunu görebiliyordum.

Beni fark edince ürktü. Gitmekle kalmak arasında bocaladı. Öyle ya; hiç tanımadığı, hırlı mıdır, hırsız mıdır bilmediÄŸi bir adamın yanında buluvermiÅŸti kendini. Kim olsa ürkerdi, hatta korkardı.

Sonra belki ne diyeceÄŸini bilmeden veya bir ÅŸey deme ihtiyacı duyarak, kim bilir bir sesten karakter tahlili yapmayı kurar gibi, bilmem ki neden; “Merhaba.” deyiverdi.

“Merhaba.”dedim.

Sustuk. Belki birkaç saniye, belki yüz yıl sustuk. Zaman yoktu; o da çekilmiÅŸti çünkü kendi evine.

“YaÄŸmur.”dedim sanki onu rahatlatmak, yaÄŸmurlu bir gece vakti bir yabancının yanında da güvende olunabileceÄŸini sezdirmek için; sonuçta aynı yaÄŸmurdu bizi orada buluÅŸturan. Sonra yıllar önce hayatlarımıza bir anlam ararken sorduÄŸumuz sorular geldi aklıma: Rastlantı mıdır hikâyelerimizi yazan ÅŸu hayatta, zorunluluklar mı? İşte bal gibi bir zorunluluktu bu. Gülümsedim; o bunu fark etmedi. Fark ettirmedim çünkü. O, bu gülümsemeden de ürkebilirdi; ne bileyim, beni fırsat düÅŸkünü sanabilirdi.

“Hı, hı…”dedi, “fark ettim.” O gülümsedi, gülümseyiÅŸini göstererek. Rahatlamıştım. Artık orada tehlike arz eden bir adam olarak durmaktan kurtulmuÅŸtum.

“Güzel bir sığınak bulmuÅŸsun kendine.”dedi, yüzünde yine tatlı gülümseme. Evet, orada ikimizden baÅŸka kimse yoktu ve bu, bana söylenmiÅŸ bir sözdü; yani bu cümlenin muhatabı bendim. Benim de, en azından nezaketen, bir ÅŸeyler söylemem gerekiyordu. Ama ne demeliydim, ne demeliydim de tüm gece sürebilecek bir sohbetin girizgâhını inÅŸa etmeliydim.

 “Günler önceden burayı gözüme kestirmiÅŸtim. Olur da gece vakti yaÄŸmurda kalıveririm, diye…”

Eyvah, abartmış mıydım acaba? Bu kadar uzun bir cümle kurmaya gerek var mıydı?

Sonra “Ben …” dedi, mucizelerin art arda yaÅŸandığı bu sihirli gecede. Ben de adımı söyledim. Başını salladı anlamlı bir söz duymuÅŸ gibi. Ben mi öyle yorumladım yoksa?

“Bir sigaran var mı?”dedi yine, beni heyecanlandırarak.

“Islanmamışsa…”

Birer sigara yaktık. Şimdi daha iyiydim, iki yabancı olarak rahat rahat konuşabilirdik artık.

“ArkadaÅŸlardaydım, oturduk biraz. Sonra yaÄŸmur baÅŸladı. Ben gidiyorum, dedim. Bu yaÄŸmur fena ıslatır dediler. Dinlemedim; olsun, dedim, ıslanmaktan ne çıkar? Ama bu kadarını beklemiyordum. Baksana ÅŸuna ip gibi.”

“Az önce ben de bunu düÅŸünüyordum.”dedim;

“Gökyüzünden inmiÅŸ, camdan sarmaşıklar… İnsanı tırmanmaya davet eden…”

Yine çok güzel baktı. İçimden sevindim, yüzüme sezdirmeden; çünkü o beni hemen ele verirdi. Güzel bir laf ettim galiba, dedim kendi kendime, böyle gülümsediÄŸine göre…

“Sen de mi evine gidiyordun?”

Öylesine bir soruydu bu, biliyorum. Beni birkaç dakika içinde kendine âşık etmek için yapılmış bir ÅŸey deÄŸildi. Hayır. BoÅŸluk dolduran cümleler… İki yaÄŸmur kaçağı, gece vakti, ışıklı bir camekanın önünde, hazırlıksız ne konuÅŸabilirdi ki?

“Bilmiyorum.”dedim. Ama gerçekten bilmiyordum. Veya biliyordum da unutmuÅŸtum.

“…galiba eve dönüyordum… bir yerden.”

 Bu seferki kahkahaya yakın bir gülüÅŸtü.

Komik bir duruma mı düÅŸmüÅŸtüm? Ben bunu düÅŸünürken “trink” diye bir ses geldi, kapının ardındaki yazarkasanın çekmecesi açılıvermiÅŸti, sohbete ortak olmak ister gibi.

“Korktum.”dedi elini kalbine götürüp. Sonra yine gülümsedi.

Tanrım, ne güzel bir ÅŸeydi bu.

“Ben de,” diyemedim. Benim bu durumlarda korkmamam gerekiyordu çünkü. Zaten o gülüÅŸten sonra korku denen ÅŸey içimde kalmamıştı ki.

Biz yeni bir ÅŸeyler konuÅŸacakken ve ÅŸimdi daha çok gelirken yaÄŸmur elektrikler gidiverdi. Artık kapkaranlıktı kent. Hiç yok gibi. Sadece yaÄŸmur ve biz, ikimiz; ben ve o…

Bir gece perisi, bir yaÄŸmurkızı, bir hayal…

Biraz daha sokuldu yanıma.

Şimdi yağmur sonsuza kadar yağsındı.

Gece hiç bitmesindi.

Elektrikler de birkaç yüzyıl gelmesindi.

Ama biz biraz daha konuÅŸtuktan sonra geceden, yaÄŸmurdan, hayattan filan; elektrikler geldi ve yaÄŸmur da duruverdi. Birbirimize baktık. Ben ÅŸaşırmış, hatta biraz da kırılmıştım. Ne olacaktı ÅŸimdi? Üzgündüm iÅŸte; yaÄŸmurun durmasında da hazırlıksız yakalanmıştım. Oysa ben sanmıştım ki…

“Durdu,”dedi “duruverdi.” Gülümsemeden söyledi bunu.

Sıradan bir şeydi; yağmur yağardı ve dururdu.

“YaÄŸmur.”diyebildim ben sadece.

“Sigara için teÅŸekkür…”dedi ben, ÅŸimdi o ne yapacak, diye düÅŸünürken.

Dönüp giderken durdu: “güzel bir sohbetti…”

Güzel sözcüÄŸünü düÅŸündüm, onunla iliÅŸkilendirdim, sadece onunla. KöÅŸede kaybolacakken o; seslendim /sanki/ içimden, fısıldayarak; belki aslında, sahiden var mıydın, demek isteyerek, bilmiyorum. Ama durdu. Yüzü sokak lambalarından yansıyan ışıkta görülebilecek kadar yaklaÅŸtı, karanlıkta kaldığımız o anki kadar… KonuÅŸmamı bekledi. KonuÅŸmasaydım hiç, belki orada benimle yüz yıl bekleyecekti.

“Yine böyle bir yaÄŸmur yaÄŸarsa… yine böyle bir gecede…”dedim, “ben yine burada olacağım.”

Yine çok güzel gülümsedi. Anladım, der gibi yumdu, uzun kirpikli gözkapaklarını.

Ve kayboluverdi.

 

İşte böyledir Adana’nın yaÄŸmurları.

Davetsiz bir konuktur, geliverir; pervasızdır, hoyrattır, binyıllardır yağdığı gibidir.

Büyüsüyle sarhoÅŸ eder, güzelliÄŸi seni vuru, içine siner, kendine benzetir, koluna girer, sen bilmezsin; bir düÅŸ gibi geliverir ve duruverir.

Hayal ile hakikati ayıran bir iptir iÅŸte, camda bir sicim…

Işıklı bir gecede öylece yaÄŸar ömrüne.

Ve geldiği gibi gidiverir aynı gecede.

Yazar: htabakan
2009-02-15 12:02:41

YaÄŸmurun GetirdiÄŸi

http://img2.blogcu.com/images/l/a/t/latahzenkuzguni/1219698378yagmur7nw8.jpg

İnce olur Adana’nÄ