2010-07-04 10:18:45

Pazar Sohbeti

http://ul.gcg.me/files/2010-07/cffgzz.jpg

*Deniz Baykal oradan laf sokuyor. Dostlarınızı sakın satmayın, diyor. Be Baykal, siyasi hayatın boyunca sattın insanları; sana, partine inananları, yıllarca senden bir şey umanları. O zaman bu laflar nerendeydi, diye sormazlar mı adama, ama adama! Bir sus be!

*Akp’nin Cumhurbaşkanı 110 bin euroluk saat takıyormuş. Haberin kaynağı Zaman gazetesiymiş. Cumhurbaşkanı da yalanlamışmış. Bu yalanlamanın kaynağı da twitter’mış.

*Şu siperde çökme mevzusu ne çok sulandı. Recep Tayyip Erdoğan’ı birçok noktada eleştiririm, yaptığı hiçbir işi de tasvip etmem. Ama o siper muhabbetinde ortaya çıkan bir çadır tiyatrosundan, demagojiden başka bir şey değildir. Adı üstünde siper…Bir de ülkenin geleceği söz konusuysa, en az Akp kadar tehlikelidir o Yılmaz Özdil, derim.

*Feyyaz Uçar dünkü maçtan sonra ne demiş Mesut için: “Takımın beyni Mesut. Gezgin futboluyla dar alandaki tüm sıkıntıları çözüyor. Sade ve pas hatasız futbolu, göze batmıyor ama iş bitirici.”

Ben de ayıptır, diyorum bu kadar kör olamazsınız adamın adı ve soyadı Türk menşeli diye. Adam sade geziyor sahada. Madem bundan haz alıyorsunuz Maldonado’ya filan neden tahammül edemediniz. Zaten çapsızsınız bir de inandırıcılığınızı kaybetmeyin bari…

*Maradona’nın Arjantin’i yenildi ya. Fırsatı ganimet bilenlerin demeyin keyfine. Adamın yemediği laf kalmayacak heyhat…

Yazar: Editor
2010-06-13 01:34:39

Dünya Kupasından Kısa Kısa

http://ul.gcg.me/files/2010-06/south-africa-2010-world-cup-logo-.jpg

Dünya'nın en büyük kupasının startı verildi ve 2. günün sonundayız. Bizim olmadığımız bir turnuvayı izlemek sinir bozucu da olsa el mahkûm; mesele futbol...

2. gün biterken futbol kadar vuvuzelalar hakkında da bolca yorumlar dile getirilmekte ve kaleme alınmakta. Futbol kalitesi ilk 5 maç geride kalırken futbolseverlerin beklentisine henüz karşılık verebilmiş değil...


İlk 2 günün skorları;

  • Güney Afrika: 1–1: Meksika
  • Uruguay: 0–0: Fransa
  • Güney Kore: 2–0: Yunanistan
  • Arjantin: 1–0: Nijerya
  • İngiltere: 1–1: ABD


İlk 2 günün satır başları;

  • Bu yıl ülkemizde top koşturan Meksikalı Dos Santos'un açılış maçındaki üst düzey performansı dikkat çekiciydi. 
  • Hareketliliği, çabukluğu ve bileklerine hâkimiyetiyle ilk maç sonunda Dos Santos için, "Küçük Messi" yorumu da yapabiliriz aslında.
  • Afrika'nın sesi olarak yorumlanan vuvuzelaların en fazla duyulduğu maç ev sahibi Güney Afrika ile Meksika arasındaki maçtı kuşkusuz. 
  • Bu maç sonunda Güney Afrika kalecisi Khune'nin maç sonu demeci, "Taraftarımız vuvuzelaları daha fazla çalmalılar. Bu maçta etkili değillerdi." şeklindeydi.
  • Güney Kore mi gerçekten çok etkiliydi yoksa Yunanistan mı aşırı kötüydü kestiremiyorum ancak Güney Kore 2002'den sonra yeni bir sürpriz yapabilir gibi geldi bana.
  • Otoritelere göre en büyük favorilerden Arjantin, Messi'nin kişisel gayretleri ve Maradona'nın sempatik tavırları haricinde bana hiç keyif ve güven vermedi.
  • İngiltere karşısında büyük bir direnç gösteren ABD ise aldığı puanla bu turnuvada çok can yakacağını gösterdi sanki. Savunmada Howard ve Onyewu ile ilerde Donovan ve Altidore turnuvaya damga vuran isimler olabilir.

Turnuvanın bendeki genel özeti;

  • Favori: İTALYA,
  • Plase: HOLLANDA,
  • SÜRPRİZ: FİL DİŞİ SAHİLLERİ.
Şenol Yıldızdoğan
Yazar: Editor
2010-04-04 20:08:55

Günlük 3

28 Mart Pazar

Anıl’ın golüyle yenmiştik GaziantepBB.yi. Alper’in fotoğraflarıyla da özetlemiştik maçı.

29 Mart Pazartesi

Sene sonunda okulda sahnelemek için Luigi Prandello’nun “Ağzı Çiçekli Adam” adlı oyunu çalışmaya devam ettik. Hayatın fark etmediğimiz ayrıntılarına ve ölümün kapıyı erken çalışına dair kısa bir oyun. Kederli bir eser. Fatin “Angina Pektoris” ile yine lezzetli tatlar bıraktı sayfaya.

30 Mart Salı

Erkut yine çarpıcı saptamalarıyla özetlediydi maçı ve tribünü. Şöyle bir on yıl sonrasında düşününce gurur duyacağımız bir Adanaspor yazarı görünüyor ufukta: )) Sevgili Erkin de birsıfır olsun bizim olsuna bağladı mevzuyu. Zalif de bir aşkın anatomisini bir sözlük çalışmasıyla özgünleştirdi.

31 Mart Çarşamba

Fatin bu kez eski Adana nostaljisiyle biraz kederlendirdi bizi. Giden dönmez ki… Ali Cem, sürekli iş gezisinde olduğumdan kendi gündemimi bile yakalayamadım bireysel anlamda, dedi, açığı kapatırım diye ekledi. Oh be, şu mart bitiyor ya… kemiklerimiz ısınacak nihayet: ))

01 Nisan Perşembe

En yalnız gündür perşembe. Terk edilmiş bir sevgili gibidir, bu yüzden biraz kederlidir: )

02 Nisan Cuma

Geldi çattı maç arifesi. Bence son zamanların en çarpıcı senaryosuna sahip olan Lost’un muamması ve bizim süper lig yolundaki muammamız aynı tarihlerde birlikte çözümlenecek. Heyecan ve merakla bekliyoruz. Yeter ki ikisinde de son tatmin edici bir şekilde bitsin.

03 Nisan Cumartesi

Yılmaz abi, hakikaten istiyor musun galibiyetimizi diye sordum, maç öncesi birasını yudumlarken, müstehzi bir gülüşle yarım bir evet dedi: ) O zaman Adana turuncudur de, dedim maçtan önce. Çerez de ister misin dedi, dileğimi geçiştirdi: ) Bunlara rağmen maç harika başladı, Kbong daha üçüncü dakikada can sıkacağını belli etti. Zavallı hakemler “ne güzel bir golümüzü” iç etti. Kaçırdıkça kaçırdık. Arada gol de yiyebilirdik. Fevzi, Kartal deplasmanındaki golü tekrar edemedi. Çok dikkatli ve temkinli vurdu. Topun direkten dönmesinin sebebi bence buydu. Aynı pozisyon ilk yarıda olsaydı, o harika bir gol olurdu. Neticede cumartesi bizim için kötü bitti.

04 Nisan Pazar

Maçsız bir Pazar ne sıkıcıymış… Tabi Buca ne yapacak diye merak ettik. Bir ara 2-0 oldu. Karşıyaka 2-2 yaptı. Buca 10 kişi kaldı. Ama döndü 10 kişiyken 3-2’ye getirdi skoru. Takdir edilecek bir azim. Başka ne denir ki. 5 haftada ne değişir? Bakacağız. Sonra sevgili Kubilay aradı. O da keyifsizdi. En iyisi sakatları toparlayıp kart sorunlarını halledip play-of’u bekleyeceğiz, dedi. Şimdilik en mantıklı görünen de buydu.

Yazar: Editor
2010-03-28 04:01:06

Günlük 2

http://4.bp.blogspot.com/_07RLHUUm7u4/SwJch7sMK1I/AAAAAAAAABY/VGQdHWLgXqI/S1600-R/gunluk.jpg

21 Mart Pazar

Fevzi’nin golüyle Altay’ı devirmenin keyfini hafta boyunca yaşayacağımız bir gün olarak kayıtlara geçmiştir. Ortalık durulmuştur, neşemiz yerine gelmiştir, hatta rakipler kaybetmiştir, ne güzel olmuştur.

22 Mart Pazartesi

Haftanın ilk günü ki sendromunu genelde pazar öğleden sonralarından itibaren yaşadığımız gündür. Türkiye’nin en genç spor yazarının 7 yaşındaki Erkut’un maç sonu yazısı geldi. Şimdi yanımızda genç kalemler de var.

23 Mart Salı

Fena kapıştık Fatin’le kapışma devam etti alkış konusunda. İyi oldu bu. Hep mi aynı şeyleri düşünmek zorundayız. Sait Faik’in Haritada Bir Nokta adlı hikâyesini bir daha okudum, şöyle bitiyordu: "Söz vermiştim kendime, yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım."

Yazmamak. Zor iş.

24 Mart Çarşamba

Ali Cem “bu bayrak düşmez” diyerek mevzuya girdi. Devamını bekliyoruz o zaman: )) Ali Usta aradı, no oldu röportaj dedi. Ve oymacıların röportajını yayımladık. Hafta içi bir kuyumcu ustası ile mi görüşsek…

25 Mart Perşembe

bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp / gözyaşlarımız gittiler

Ve bundan dolayı / biz unuttuk bağışlamayı

Varılacak yere / kan içinde varılacaktır.

Ve zafer / artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar

Tırnakla sökülüp koparılacaktı

dedi Nazım Hikmet bir şiirinde, 25 Mart Perşembe’de, bizi geleceğe bağlayarak…

26 Mart Cuma

Buda ile Çoban / Zoraba’dan (Kazancakis)

Çoban: Yemeğim pişti, koyunlarımı sağdım, kulübemin mandalı sürülmüş, ateşim yanıyor; sen de istediğin kadar yağ, gökyüzü!

Buda: Artık yemek ve süte gereksinmem yok, rüzgârlar kulübemdir, ateşim söndü; sen de istediğin kadar yağ, gökyüzü!

Çoban: Öküzlerim ineklerim atalardan kalma çayırlarım ve ineklerimle çiftleşen bir boğam var; sen de istediğin kadar yağ gökyüzü!

Buda: Benim ne öküzlerim ne ineklerim var, çayırlarım da yok. Hiçbir şeyim yok. Hiçbir şeyden korkmam; sen de istediğin kadar yağ gökyüzü!

Çoban: Yıllardan beri karım olan sadık ve uysal bir çoban kızı var. Geceleri onunla oynaşmak hoşuma gidiyor; sen de istediğin kadar yağ gökyüzü!

Buda: Uysal ve özgür bir ruhum var, yıllardan beri ona benimle oynaşmayı öğretiyorum; sen de istediğin kadar yağ gökyüzü!

27 Mart Cumartesi

Dünya tiyatrolar günü. Sinan’ı aramalı, dedim. Ama aramadım, unuttum. Bugün ararım artık, akşam. Bir gün geç, ne ki…

'“Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır, yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. Bir zaman sonra da unutulur gider. Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız.''

“Görooorum, hepiniz gardoroba koşmaya hazırlanorsunuz. Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik'in bir şarkısı şu perdelere takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hıranuşla Virginia'nın bir dialogu eski kostümlerden birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde sahneye dökülürler.'' ''Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışırâk¦ Perde !”

Tirat Münir Özkul’dan, yazan Haldun Taner.

28 Mart Pazar

Saatler yine değişti. Maç iki buçukta. Üç not düşmeliyim unutmadan, sonra yazıyı bağlayayım:

1)Cuma gecesi Bursaspor İBB’ye yenildi. 35 bin taraftarı takımını maç boyunca destekledi ve yenilen futbolcularını tribüne çağırıp alkışladı.

2)Cumartesi günü Beşiktaş taraftarı maç boyunca takımını destekledi, 2-0 yenik takımın maçı 3-2 almasını sağladı. Evet, maçı bir manada taraftar aldı. 2-0’dan maç veren Eskişehir’i taraftar maç bitince tribüne çağırıp alkışladı.

3)Özhan Canaydın’ı herkes alkışladı. Çünkü orada konumuz futbol değildi artık.

Alper, sen çekmiyorsan fotoğrafları ben çekerim, dedi. Bayrak yere düşmez bu saatten sonra.

Günlüğün devamı haftaya… şimdi maça…3 puana, Adanaspor’u alkışlamaya, sevgiler Fatin: ))

Yazar: Editor
2010-03-21 00:42:55

Günlük

http://api.ning.com/files/gSBdqrzFGXdjpuRpRWVsEHGnEPGwEtf8A9VaUMxPEs1F8nryPt18-RCEjIATWchLOqdAjoxkTLjLK-8-HKr9UdJaslF-7jlt/mektup_gunluk_yazi_efkar.jpg

14 Mart Pazar

Giresunspor’a yenildik. Ne acı bir yenilgiydi. Kelimenin tam anlamıyla yaralandık. Takım sezonun en kötü futbolunu oynarken tribün tarihinin en kötü gününü yaşamıştı, tabi bu kişisel tarihimin en kötü tribünüydü ve tabi yine bence. Aynı akşam platformun bir organizasyonu olan Oğuz Atay’ın yazdığı “Tehlikeli Oyunlar”daydık. Faruk abi, Nadir abi ile ayaküstü konuştuk. Konu Giresun maçıydı. Aykut’la da benzer şeyleri konmuştuk tribüne dair. Tüm yük gruptaki çocuklarda, gereken destek maratondan gelmiyor. Oyun iki buçuk saat süren tek kişilik bir performanstan oluşuyordu. Müthiş bir sahnelemeydi, nasıl bir emek… Dizilerin bildik içerik ve temposuna alışmış olan genel seyirciye elbette ağır geldi bu tarz, bu durumu yargılamak fazla seçkinci olurdu. Aynı oyun bir buçuk saate sığdırılsaydı daha da etkileyici olurdu, diye düşündüm. Ama sonda yine ayakta alkışladım. İnternetteki problemden dolayı “son” fotoğrafları Pazar akşamı yükleyemedim, moral bozukluğu zaten tüm hisleri teslim almıştı. Bir tür veda yazısıyla günü tamamladım. Ne kötü bir pazardı öyle.

15 Mart Pazartesi

Her zamankinden erken gidip fotoğrafları yükledim. Tribün kırgınlığına dair bir yazı ile tamamladım fotoğrafları. Bundan sonra daha az yazacaktım ve maç fotoğrafı da olmayacaktı. Fatin’den sert bir yazı gelmişti maça dair. Takımı bu kadar ağır eleştirmesek düşüncesiyle sansürcü damarım kendini gösterdi yine. Ondan özür diledim. Hoşgörülü Fatin, başka bir yazı gönderdi. Zalif, Erkin ve Ali’nin tribün vakasına dair yazılarından sonra bir cevap olarak bunu yayımladık. Dayanamadım bir yazı da ben yazdım. Ergün abi de tartışmaya katıldı. Fatin Murat bir yazı daha yazdı. Tartışmamız güzeldi farklı görüşlerle. Ancak böyle geliştirebilirdik öznelliklerimizi. Faruk abi aradı kararımıza dair, olmaz öyle bir şey dedi, yazmamak, fotoğrafsız bırakmak siteyi olmaz dedi, kaçmak olur senin yaptığın, bunun tribünde başka bir adı yok diye ekledi. Mahir abi benzer bir mesaj attı. Biz bu yaşta… dedi. Geriye çekilmek yanlış bir karar dedi. Bunu bir rakı masasında konuşmaya karar verdik. O gece uyku haram oldu bana, savaştan kaçan bir hain olarak gördüm kendimi hep rüyamda, safları terk eden biri…

16 Mart Salı

Yine de erkenden yollardaydım. Sarıyakup mahallesinde bir oymacı atölyesinde mesleğe dair bir röportaj yapacaktım. O cephede durum nedir ne değildir, Domdom Ali ve oradaki ustalarla konuştuk, işyerini, işleri fotoğrafladık. Memleketin her yanında dram vardı ekonomik anlamda. Buna bir de ülkemin on binlerce sokağının birinde, bir atölyede bir kez daha tanık oldum. Bildiğimiz sahnelerdi… Hafta içi yayımlarız bunları. Akşam entelektüel ihtiyaçlarımız doğrultusunda sinemaya gidelim dedik arkadaşlarla. Ben muhalif adamım ya, Demet Akbağ’a doksan dakikalık bir filmde hele, tahammül edemem dedim ve dört arkadaştan ayrı Tim Burton’un filmine gittim, onun tarzına özellikle “Büyük Balık”ta hayran olmuştum, zaten severdim, “Alis Harikalar Diyarında” yorumunu izledim. Dublajlı olması, filmin gardını düşürmüş gibi geldi bana. Yönetmenin de eski tadını bulamadım.

17 Mart Çarşamba

Haftanın efkârı hala üzerimde... Alicem’le Gümüşat’ta bira içtik, Yılmaz abinin servisinde. Lezzetli gelmişti akşam birası, futboldan konuşmamaya çalıştık. Kumcu Yusuf’u aradım, telefonu yine kapalıydı. Bir gün daha geçmişti yazmadan.

18 Mart Perşembe

Grip hali ne fena bir şeydir. Bu kış uzun mu sürdü ne? Bir türlü ısınamadım. Yaz gelsin, sıcaktan sızlanırsam ne olayım, dedim kendi kendime. Bu arada Ezginin Günlüğü yeni bir albüm daha çıkardı, “Eski Arkadaşlar” diye. Eski Arabalar diye de bir şarkı var ki içinde, ne güzel bir şeydir bu. Şöyle diyor: “Eski arkadaşlar eski arabalar gibidir, arıza yapar ama yolda bırakmaz.” Hay Allah, sanki her şey üstüme üstüme geliyordu. Arıza yapmak ama yarı yolda bırakmamak… üst üste dinledim…

19 Mart Cuma

İsmail aradı Tarsus’tan. Taraf gazetesinden bir yazar senin Red’de çıkan yazından alıntı yapmış dedi. Hiç hazzetmem Taraf’tan, ama durum hoşuma girmedi değil. Tamam, egosu çıldırmış bir adam değilim, en azından yazının dikkat çekmiş olması güzeldi. 2010 Dünya Kupasının Güney Afrika’da olmasının temelinde neler yattığına dair bir yazıydı. Hafta içi bu sayfalarda paylaşacağız onu. Çivi çiviyi söker diyerek akşam Alicem’le ikişer bira yuvarladık. Sonra Ergün abinin davetine icabet edip birer tekle cilaladık lokalde. Kumcu Yusuf yine kayıptı.

Günler ağır mı gidiyor ne. Altay maçına dair bir yazı da yazılmadı derken Cem’den duyduk ki hakem Fırat Aydınus’muş. Korktum. Yine bir hakem saldırısına maruz kalma ihtimalimiz bir hayli yüksekti.

20 Mart Cumartesi

Güneşli güzel hava, portakal bahçesi, portakal çiçeklerinin kokusu, kahvaltı, Camoka böreği: )) sonra köy yolarlında nostaljik bir kısa yolculuk… Akşama doğru durup dururken Alper, abi Fener yenerse biz de yarın yeneceğiz dedi, nerden çıktı yav bu, böyle bir araştırmam var, onlar yenince biz de yeniyoruz, kaybedince kaybediyoruz. Bu da öyle bir analizdi. Ne yani şimdi bir de Fener’in derdine mi düşeceğiz oğlum, dedim… Neyse, Guiza müthiş bir gol attı, ben onu Fevzi attı saydım: ))

21 Mart Pazar

Evet, geldi çattı Pazar… Günlüğün devamı haftaya…

Adanaspor Altay// ilk yarı maç fotoları için tıklayınız.

Adanaspor Altay//geçen sezon maç fotoları için tıklayınız.

Yazar: Editor