2015-04-30 15:43:32
1 mayıs ve sınıf mücadelesi

Tek Gündem:

Aç Sınıfın Laneti ve Yaşasın 1 Mayıs

1 Mayıs’a selam gönderip devamında Haziran seçimine dair yazacağım. Ama baktım Çiko, kapitalizm vs denen şey içinde sömürmeci köfteci azınlığın çıkarlarına hizmet eden ve onların egemenliğini sağlayan bir mekanizma olarak çalıştığını düşünür olduğu için vazgeçtim bu konudan. Üstelik, Haziran meselesinde seçimimizi yapmıştık biz. Hem, yurttaşların yasama ve temsil organlarına katılımını kısıtlayan koşular hala söz konusuyken ne seçimi, karambita, diye daha yazının başında mevzuya girince Çiko. Evet, bunu şimdilik geçtim.

Madem öyle konuyu sen ver Çiko, diyecek oldum. Beni strese sokma, iştahım kaçıyor, dedi, kendi konunu kendin bul… Kaldık mı ayazda?

O zaman ben de ilk fırsatta dönen dümbelek sanatçı takımı yazarım, dedim. Baksana Kurtlar Vadisinin mevta muhteremine, Gezi en baştan yanlıştı deyivermiş saltanat televizyonlarında. Pöh, dedi Çiko. Sıkılmadın bu beberuhilikleri yazmaktan; vaka bir kez tespit edildi işte, gerisi kopyala kâğıdının işi. Peki, dedim, bundan da vazgeçtim.

Hım. Ben cumhurun başkanımsı reisini yazayım. Neyini, diye sordu Çiko? Bilmem, dedim bulurum bir şeyler. Demek o kadar uzun yazmak için zamanın var, ben seni daha meşgul biri zannederdim, dedi. 400 vekil isteğini yazsam? Sen bilirsin; ama neyini yazacaksın bunun, herkes bir şey istiyor şu hayatta. Felsefeye girmeyeceğiz değil mi diye sordum korkarak. Hayır, dedi, durdu; gerçi orada kalmak için neler yapabileceğini, yani ne tür işlere kalkışabileceğini düşününce, dehşete kapılmadım değil, bir şey olursa Meksika’ya gideriz değil mi, diye sordu; adeta, hadi meyhaneye gidelim, diyen Çiko gözleriyle bakarak. Bir yere gittiğimiz yok; ama senin yolun açıktır Çiko, dedim memleketine dönebilirsin. Biraz bozuldu. Bak, şu başkanlık sistemi şeysini yazabilirim ama, ne dersin? Ne biliyorsun ki o konuda, diye karşılık verdi. Ne bileyim, dedim, vatandaş ne biliyorsa ben de onu biliyorum, hanedanlık gibi bir şey, modern monarşi filan. Yazıyı buradan geliştirsem olmaz mı? İstersen ben sana Meksika başkanlık sistemini anlatayım, sen oradan devam et, dedi.

Madem öyle ben de bu sayıda futbolu yazarım canına yandığım. Futbol iyidir, ben futbol yazayım şimdi. Ama muktedirin arka bahçesinde sirke dönüşmüş bir futbolun neyini yazacaksın ki? Şaşkın federasyonu mu, işbirlikçi passokartı mı, tetikçi hakemleri mi, teneke futbol yorumcularını mı, çitilenmiş Süper Ligi mi, ağaların canının istediğinin şampiyon olduğu, emeğin çalındığı, hislerin sömürüldüğü Ptt 1.Ligi mi? Çiko fena baraj kuruyor. Yazmıyorum ulan.

Her an değişen mevzulardan ötürü çok şeyin değiştiğinin zannedildiği bir yerde hiçbir şeyin değişmediğini mi yazsam? Hakikaten ha, gündem manyağı olduk filan diye kendi kendimize gevezelik yaparken hiçbir şey değişmiyor el hakikatte! Niye? Çünkü bir sınıf meselesi hala sıcaklığını koruyor emeğin toplumsal üretim sistemindeki kritik yerleri, toplumsal örgütlenmelerdeki rolleri ve o toplumsal zenginlikten aldıkları payın miktarından beri.

Şu cümleye bakın, Acılı Kuşak adlı kitabında (sayfa 92) Mehmed Kemal ta 1950’lerde filan yazmış: “Durmadan çocukları öldürüyorlar. Öldürenler belli, ölenler belli. Bir türlü mahkemenin önüne sanıklar çıkarılamıyor. Ama açılan mezarların sayısını bile unuttuk.” Evet, zannedersin ki geçen hafta yazılmış.

Gündemmiş…

Bir tek gündem var, o da aç sınıfın lanetinden başka bir şey değildir.

Kalk gidelim Çiko, 1 Mayısta meydanlar bizi bekler…

1 Mayıs Marşı'nı Dinlemek İçin Tıklayınız. 

Yazar: Editor