
Sonbahar geldi. Gerçi Adana’nın sonbaharı olmaz denir ya, olduğu kadar. Biz bu şehri genel halleriyle seviyoruz. Ama Adana’da ne güzeldir sonbahar, hele onun kışa çalan vakti… Yapış yapış sıcak gider, özellikle akşamları bir serinlik alır. Baraj Yolunda, Atatürk Caddesinde, Akkapı’da, Çakmak Caddesinde, Ziyapaşa’da, Döşeme’de, Meydan’da, Emek’te ve Adana’nın eski-yeni yollarında yürümek şimdi ne güzeldir. Hava biraz daha erken kararmaya başlamıştır, sokak oturmaları lambaların sarı ışığı altında daha bir efkârlıdır. Ahmet Dayı, Süleyman Abi, Fatma Bacı, Nermin Teyze, Refika Nene, İbrahim Amca, Kassap Zihni, Kaskas, Meryem Anne sonra Avni Usta; sonra genç kızlar, delikanlılar o sokaklarda, ilk aşkta, mahcup sohbetlerde… Derken, hatıralar gölgeleriyle dolaşır oralarda. Sonbahar güzeldir; Adana’da farklı bir güzeldir. Adana’yı tanımayanların, bu şehre küt bir önyargıyla yakalaşanların aslında çok iyi bildikleri; fakat görmezden geldikleri hikâyeler saklıdır kederli ‘hazanlarında’ Adana’nın: Gurbete gidenler, sılada kalanlar, bir aşk acısıyla kaybolanlar, terk edilenler; yoksullar, ekmeğini, her şeye rağmen, haysiyetiyle kazananlar…
Eski bir Yeşilçam portresi çizmeye çalışmıyorum burada. Elbette her meşrepten insan var bu şehirde de; avantacısı, üçkâğıtçısı, madrabazı… Ama işte bu şehirde de güneş doğar, batar. İnsanlar sevinir, üzülür. Bu şehrin de hüzünleri vardır: Biri severken ayrılmıştır, biri bulamamıştır aradığını, biri hep kaybetmiştir, feleğin çemberinden kırk kere geçmiştir biri, biri güzel günler de görmüştür, biri ağlamıştır tutkunu olduğu takımının haline, yolları vatan bilmiştir biri, biri vakitsiz ölmüş çekip gitmiştir. Ama zalimdir de biri, menfaati mabedi bilmiştir, yok saymıştır emeğe dair zarafeti, insana dair haysiyeti. Evet, geldi sonbahar. Havalar biraz daha soğuyacak, biraz daha sessizleşecek sokaklar, sarı ışık altında oturmayacak mahalleli. Ölmüşler hatıralarını gezdirecek yapraksız ağaçların arasında. Ama hayat hep direnecek, Melih Cevdet Anday’ın dediği gibi: bir sis çanı gibi gecenin içinde/ ta gün ışıyıncaya kadar/ vakur, metin, sade…’ yani teslim olmayacak birileri... Portakal ağaçları gibi, gecede birer turuncu dolunay… Yaz kış hiç dökmeden yaprağını… Hep mücadele ederek. Adanaspor'umuz gibi...


Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.




























