Ve Enke kendini bir trenin altına atar.
Antrenman saatinde.
Isınırken takım arkadaşları çalışmaya,
O, hayattan soğurken.
Bir insan şu dünyadan umudunu kesmiş,
Çekip gitmiş.
Bir sürü şey yazılıyor;
Depresyon hastalığı, sorunları,
En önemlisi, çocuğunun ölümü,
Evlatlık alınan çocuğun elinden alınma ihtimali…
Çok önce Fenerbahçe’de iki haftalık bir macera,
Sonra feshedilen sözleşme,
Futbolu bırakma noktasına gelme,
Bundesliga’da futbola dönüş, milli takıma kadar yükselme
Ama işte Alman liginin baskısı…
Bilmiyoruz kendi taraftarları, spor yazarları neler söylüyor, yazıyordu Enke gol yiyince
Hatalı ve ya hatasız… Yorumlar hangi dozdaydı. Ama galiba bu sonda bir nebze de olsa payı bulananlar kendi hesaplarına biz azabı yaşıyorlardır, kim bilir?
Aslında çoğu zaman zalimiz.
Maç akşamı tatlı bir galibiyet uykusu kâbusa dönüştü diye ver yansın ederiz kalecisinden hocasına kadar. Ama hiç düşünmeyiz onların o geceyi nasıl geçireceğini. Bir hassasiyete yalnız biz mi sahibiz?
Bilmem, galiba yenilgi sonrası yorumlarımızı defalarca gözden geçirmeliyiz. Kırılan kalp, incinen onur nerede kayıtlı tutulduğu meçhul olan bir 3 puandan daha önemlidir.
Ve Enke kendini bir trenin altına atmış, belki köşeye giden meşin yuvarlağa süzülür gibi…
Şöyle demişti Cemal Süreya son şiirlerinden birinde;
”Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir...
Üstü kalsın...”

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.




























