2012-08-04 08:51:44
Sanat Devrimcidir

Ölümlü Kral Ölümsüz Gılgamış 

1.Bölüm 

Destanların halkların en eski ürünlerinden biri olduğu ve toplumsal bir umudu, düşü simgeledikleri, vatandaşın derdini, yer yer fantastik bir şekilde, ifade ettiği bilinir. Falan filan.

  • Hayır, destanları önemsemediğimden değil şu geçiştirme sözü. 
  • Amacım girizgâhı fazla yormamak. 
  • Ben şuradan muhafazakâr sanata 
  • veya sanatta muhafazakârlığa 
  • ya da muhafazakârlığın kendisine, belki tahavvülün kucağına oturmaya teşne 
  • pek bir muhterem Yılmaz Erdoğan gibi hacıyatmazlara iskeleden yanaşacağım da şöyle bir mevzi alıyorum.

Gılgamış Destanı’nın beslendiği kültürle -temas ettiği nokta itibariyle- bir ilişkisi vardır mutlaka…

Destan içerik olarak elbette toplumsal bir kaygıyı temsil ediyordur. Ancak benim değinmek istediğim bunlardan öte, en nihayetinde bir birey olan Gılgamış’ın muhafazakârlığıdır(!). Ne?

  • Peki, bir destan kahramanı olarak muhafazakâr mıdır Gılgamış? 
  • Bakalım! 
  • Bir sadece bir iktidar, bir servet veya aşk değildir tutulduğu; 
  • hoş, öyle olsa da değişmezdi. 
  • Ama daha derindir derdi. 
  • O ölümsüzlüğün takibinde bir ölümlüdür. 
  • Bu anlamda hayata ve ötesine bir ters bakıştır Gılgamış. 
  • Harbi adamdır neticede. 
  • “Mezopotamya’daki Uruk kentinin ünlü kralı Gılgamış’ın hikâyesi; bir serüven, isyan ve trajedi karışımıdır. 
  • Olaylar süresince destanı yaratan Gılgamış’ın ‘ölümlülük’ üzerine eğildiğini, bir tür bilgiyi aradığını ve ‘ölen insanların’ hazin kaderine uzak durmak istediğini görüyoruz.”

“Gılgamış ilk insan kahraman değilse bile, hakkında bir şeyler bilinen ilk trajik kahramandır. Bir manada derdimize tercüman olduğu için Gılgamış’ın duygularına hemen ortak oluyoruz.” Veya ben bir başıma ortak oluyorum o haleti ruhiyesine.

  • Ne var ki böyle arayış, doğaldır ki ancak hazin bir sonla noktalanabilir. 
  • Zira onda bir tevekkül, kaderine razı olma, bir ezginlik, bir sünepelik yoktur. 
  • Olsa Gılgamış olmaz, olsa ortada bir sanat eseri olmaz. 
  • Tarifi meçhul o muhafazakârlık olur. 
  • Adam her bir rengi boyamış, derken Tanrıların bahçesine girmeye kalkmış. 
  • Belki de budur destanı daha lezzetli, Gılgamış’ı da daha yiğit kılan.

Metinler Arası

Nazım Hikmet’in Ferhat ile Şirin’inde, dağları delip kente su getirecek olan Ferhat’ın toplumsal bir kimliğe bürünüvermesi gibi Gılgamış da öylesi bir sorumluluğu yüklenir zamanla. Bizim İnce Memed misali… Belki de Gılgamış’ın trajedisi, ölümlü kahramanların ilk hazin hikâyesini de içermektedir böylece.

  • Bakın, kraldır ya Gılgamış; güçlüdür. 
  • Fena hükmediyordur. 
  • Eh, Tanrılar rahatsız olur bundan, ona kardeşçesine benzer bir rakip gönderirler, Tanrılar elinden çıkma Enkidu’yu; mutlak güçleri Gılgamış’ın eline geçmesin diye. 
  • Didişsinler filan. Ama Gılgamış ile Enkidu dost olurlar -serde muhafazakârlık yok neticede. 
  • Sonra Uruk kenti için bir şeyler yapmak isterler; şehre yeni şeyler, insanların hayatını kolaylaştıracak uygulamalar. 
  • Bunun için önce sedir ormanının bekçisi Humbaba ile savaşacaklardır. Savaşırlar ve Enkidu ölür bu savaşta.

Ölen dostunun acısı, ona ölüm denen belayı fark ettirir. Ulan! Ben de mi böyle öleceğim der. Sonra işin rengi değişir ve bundan böyle Gılgamış’ın hesabı o ölüm denen sefil kapanışladır.

Western Dekoru Değil

  • Yahu, bunca laf etmeden diyemez miydim, Gılgamış ölümsüzlüğün peşine düştüğü için muhafazakâr bir kahraman değildir, 
  • destan da muhafazakâr sanatın sığ sularına girmeye tenezzül etmeyecek kadar da devrimcidir; 
  • 5000 senelik mazisini de ardına alarak. Zaten muhafazakâr olsaydı esamesi okunmazdı bu saate kadar. 
  • Nokta!

Olmaz böyle, konumuz sanat olduğundan fikrimizi en münasip bir biçimde somutlaştırmamız gerekmektedir. Ardı olmayan cümlelerle, western filmlerinin dekorları misali konuşmak muktedirlerin işidir.

Tam bu sırada, ömrünce tatmadığı acıları tadar, kaybetmeyi görür, ağlamaya başlar, ölümün nefesini ensesinde duyar Gılgamış. Az değildir bunlar dostlar, Uruk Kentinin Kralı Gılgamış’tan bahsediyoruz.

Devam Edecek 

Yazar: Editor