2019-04-13 07:10:51
Ve Durgun Akardı Don

Yabancı eserlerin adı Türkçeye çevrilir elbette. Çevrilirken de uyarlanabilir. Bazıları orijinalliğini korur. Özel bir isim olunca özellikle.

Örneğin Paul Austerin Timbuktusu böyledir. Türkçeye uyarlanırken etkisini kaybeden isimler de olabilir, ayrı ayrı isimlendirmeler de. Bu yayınevlerine veya çevirmene göre değişir.

Emily Brontënin tek romanı Wuthering Heights böyledir; genelde Uğultulu Tepeler olarak anılır ama kiminde de Rüzgârlı Bayırdır adı. Her iki çeviri de güzeldir bence.

Bir de uyarlamayla adı güzelleşenler de vardır, daha etkili olanlar. Bunun en güzel örneği Rus romancı Mihail Şolohovun orijinalinde adı Tihi Don olan eseridir. Çevirisi Durgun Don. Don Nehri boyunca yaşayan Kazakların hikâyelerini anlatır ve Sovyet Devrimini

Türkçeye Ve Durgun Akardı Don olarak çevrilmiş. Böylece zaten güzel olan bu roman Türkçedeki adıyla daha bir güzel olmuştur. Okunası bir roman…

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/ae/Don_(Voronezh_Oblast).jpg/288px-Don_(Voronezh_Oblast).jpg

Bir cümleye varmak için yolu çok uzattım biliyorum. Ve romanın 1. cildinde şöyle de bir söz geçer, gerçi böyle yüzlerce çarpıcı cümle vardır ya akışın içinde, şunu paylaşmak yeter, özdeyiş lezzetinde; der ki Şolohov:

Hayatın, insanoğluna baş eğdirdiği kendi yasaları vardır.

Şöyle toparlayayım o zaman biraz kahvehane felsefesi yaparak; ve dilerim hayatımız o baş eğdiren yasalarla muhatap olmaz.

Olmaz mı?

Bal gibi muhatap olur ne hazindir ki, ki olmaktadır hala… Haddizatında külli hayatımız, hayatın değilse de bize hayatlar dayatanların baş eğdirdiği yasalarla, adeta kendi keyfi yasalarıyla geçmektedir.

Nedir sonuç?

Verin o mazbatayı. 

Yazar: Editor