2009-03-01 22:02:44
Gökmen Demirkaya

MİNİK SERÇE / Gökyüzüne uçuş

 

Çocukluğumuzda futbol oynarken ara verdiğimiz zamanlarda terimiz soğumadan dünya futbolunun yıldızlarını konuşur, kimin gelmiş geçmiş en büyük futbolcu olduğunu bulmaya çalışırdık… Herkesin aklına o dönem genelde iki isim gelirdi, Pele mi Maradona mı? Şimdilerde Messi veya Christiano Ronaldo mu diye soruluyordur muhtemelen, topla hızlı hareket etmenin asıl babasının hikayesine başlayalım ve ‘bitiş düdüğü’nü bekleyelim kararımız için… 28 Ekim 1933 yılında Brezilya’nın fakir bir şehri olan Pau Grande şehrinde ‘santraya’ geldi. Babası alkolik bir işsiz olan Manuel Francisco dos Santos doğuştan ‘sakatlıkla’ boğuşmaya başladı, omuriliğinde eğiklik vardı, sağ bacağı iç tarafa, sol bacağı ise hem dışa doğru eğik hem de diğer bacağından 6 cm kısaydı. Çok iyi bir futbolcu olmayı bırakın, düzgün yürüyeceğine bile kimse inanmıyordu.

Manuel okula hiç gitmez, erken yaşta çalışmaya başlar. 18 yaşına geldiğinde fabrikada birlikte çalıştığı arkadaşlarıyla toprak sahada çıplak ayakla top oynamak onun en büyük eğlencesidir. Oyun stili ve fiziği dolayısıyla ‘Garrincha’ lakabı takılır, Türkçesi ise ‘Minik Serçe’ demektir. Bölgenin efsanesi olur kısa zamanda, genç kızlara doğru da fuleli bir depar atar, hızlı bir aşk ‘hayat’ı olur. Futbol onun için sadece bir eğlencedir, ‘hayat’ gibi… Derken 20’li yaşlarda Botofago kulübünün İlhan Cavcav’ı onu canlı izler ve deneme maçı için Rio de Janerio’ya çağırır. Deneme maçında karşısına Brezilya milli takımının sol beki Santos’u çıkarırlar, Serçe gibi ele avuca sığmaz, çalım üstüne çalımı basar, Santos’un bacaklarının arasından topu geçirip bir kez daha ‘milli’ yapar onu. Sportif direktörleri gelecekte çok yakın arkadaşı olacağı Garrincha için ona fikrini sorduğunda kendi kariyerini düşünüp ‘karşı takımda görmek istemem, en iyisi bizde oynasın’ der ve Botafogo kulübüne kazandırır bu genç adamı. İmza atma töreninde ileride hep başını ağrıtacağı boş kağıda imza atarken ‘Ne önemi var, nasılsa okumayı bilmiyorum’ der gamsız ve kedersiz Garrincha...

Marakana stadyumunda 250 bin kişi önünde oynanan 1950 finalinde Uruguay’a kaybeden Brezilya’da oluşan hayalkırıklığını anlatmak için kalecileri Barbosa’nın alkolik olup 10 sene içerisinde hayata veda ettiğini söylemek yeterlidir. 1958 İsveç Dünya kupasında takımın genç yıldızlarından biri de üstteki sorumuzun muhataplarından Pele’dir. Takım İsveç’in soğuk havasına hemen alışamaz ve çok zorlu geçen grup maçlarında sıkıntıya girer, son maçta disiplinin sembolü olan favori takımlardan Yaşhin’li SSCB’yi geçmeleri gerekmektedir, disiplinden nefret eden Garrincha SSCB’nin sağ bloğunu ezip geçer, iki golün de pasını verir ve gruptan çıkarlar. Garrincha’nın deparları ve orta bombardımanı yüzünden Yaşhin’in hiç bu kadar terlediğini görmemiştik diye anlatır maçı izleyenler. Sırasıyla Galler’i, Fransa’yı ve finali kendi evinde oynayan İsveç’i yenip turnuvanın galibi olurlar. İsveçli kaleci Karl’ın Barbosa ile aynı kaderi paylaşıp paylaşmadığı meçhuldür. Soğuk havadan sık sık şikayet edip samba öğreteceğim bu soğuk insanlara diye antremandan kaçan Garrincha’nın çabaları meyve verir, İsveçli bir kızı hamile bırakır, hikayemizin sonunu beklemeden bu konudaki son sözümüzü söyleyelim, özel hayat kariyerini 5 farklı kadından 4 hat-trick, 1 duble çocuk babası olarak kapatır. İlk kez Dünya Kupa’sını kazanan Brezilya’da resmi tatil ilan edilir, fakat o zafer sarhoşu olmaz, önemsemez, babasından gelen vasiyet gereği alkolle sarhoş olur. 1962 yılında ise turnuva Şili’de yapılıyordur. Turnuvanın ilk maçında Pele sakatlanır. Takımda moraller bozulur, ama ‘keyif adamıGarrincha bunu önemsemez, harika bir turnuva çıkartır ve bu turnuvayı tek başına aldığı söylenir. Çeyrek finalde İngiltere’ye golünü atar, devamında yarı finalde ev sahibi Şili’ye de gollerini atar ama rakip futbolcunun tekmesine sinirlenip tekmeyi de atar. Kırmızı kart gören ve oyundan atılan Garrincha sahayı terkederken taşlanır şeytan misali, kafasına kocaman bir taş isabet eder, İsveç’te saha dışında gösterdiği ek başarının Şili’de tekrarlanmamasına belki de bu olay taş koymuştur, en azından bizler öyle biliyoruz… Brezilya şimdiki Tahkim Kurulu’na gidip ceza almasını önler ve finalde harika bir oyun ortaya koyar Çek-oslavakya karşısında. Cech'in ellerinden kaçırıp Nihat’a golü hediye etmesi ile birebir olan bir pozisyonda golünü de atar, Çek kalecilerin kaderi olsa gerek …

Brezilya’da ikinci şampiyonluk yine çılgınca kutlanır. Turnuvanın başkahramanı Garrincha sokakta sambacıların arasına karışıp eğlenmeyi tercih eder, Pele ise sadece ilk maçta oynamasına rağmen lüks kokteylerde elit kesimle aynı karelere giriyordur. Garrincha sonraki günlerde şampiyonluğun zevkini toprak sahada hergün çıplak ayakla arkadaşlarıyla top oynayarak devam ettirir, basının ilgisi yoğunlaşır… Şöhretten sıkılmaya başlamıştır, ona göre gerçek hayat Brezilya’nın ta kendisiydi, futbol, kadınlar ve kadeh tokuşturmak, gerisi topun auta gitmesi kadar değersizdi... Pele ise kameraların önünü ceza sahası kadar seviyordu, medyanın gözbebeğiydi.

Botafogo kulübünün yöneticileri de Garrincha’nın ‘keyif’ adamlığını çok iyi kullanırlar, iki dünya şampiyonu olup hala okuyamayan Garrincha boş kağıda devam eder. Aynı takımda oynadığı futbolculardan daha az aldığını öğrenir, bundan rahatsız olur ama yine de önemsemez. Gece hayatı, alkol ve sürekli sahada ona atılan tekmelerle yorulmaya başlar. 1962 yılında Rio de Janeiro derbisi olan Botafogo ile Flamengo maçı için 152 bin kişi Marakana stadymunu doldurur. Devre arasında artık dizi iflas etmiştir, sakat sakat oynamak için iğne yaptırır, çıkıp harika bir devre oynar. Üst üste ikinci kez kazanırlar şampiyonluğu, 3 golden ikisini atar. Fakat o maçtan sonra dizini hiç bir zaman eskisi gibi hissetmediğini anlatır anılarında.

 

MİNİK SERÇE/Gökyüzünden Karanlığa

 

1966 Dünya kupası ile Botafogo hayranlarının ‘çarpık bacaklı melek’ diye adlandırdığı Garrincha için yükselme ve şaşalı dönem bitmeye başlamış, artık yeryüzüne doğru inmeye başlamıştı. Bacaklarının eğri olmasından dolayı rakibi doğal olarak şaşırtan Garrincha, aldığı darbeler sonucu diyetini dizindeki acı ağrılarla öder, en sevdiği yerel içki olan Cachaça’dan da vazgeçmemesi sonucu fiziksel sorunları giderek artar. Şampiyonaya iyi başlangıç yapamazlar, ikinci maçta Pele sakat olduğu için oynamaz, genç Puşkaş’ın da olduğu güçlü Doğu Avrupa temsilcisi Macarlar’a yenilirler. Bu onun 50 milli maçtaki tek yenilgisidir ve son maçıdır, adeta herşeyin tepetaklak gideceğini haber verir ‘serçe’ye. Sakat olduğu için bir sonraki maçta oynamaz, Pele oynar ve yine yenilirler, turnuvaya sessiz bir veda ederler, Brezilya’da sokakları samba yerine sessizlik kaplar.

Özel hayatında ise Brezilya’ya has çikolata renkli bir şarkıcıya gönül topunu kaptırınca, Garrincha hızlı hayatına bir dripling daha atıp ailesini ve çocuklarını terkeder, koyu Katolik olan askeri darbe yönetimi ise ofsayt bayrağını kaldırır. Dikta rejimin kararını gören Botafogo kulübü hiç gecikmez, kenara alır Garrincha’yı, artık boş kâğıt verecek kulübü de yoktur. Üstüne dizi nedeniyle ameliyat olmuştur, futbolsuz kalıp geleceğe dair umutsuzlaşır. Pele ise 1966 yılında hayatının rövaşatasını beyaz ve elit bir kadınla evlenerek atar, şaşalı aileye katılır, havalı toplantılarda boy göstermeye devam eder. Garrincha yavaş yavaş unutulmaya başlanmış, ülkenin ve dikta yönetimin sembolü ve gururu artık Pele’dir.  Pele bunlarla yetinmez, son golünü Avrupa’da Papa’nın elini öperek atar, askeri darbe rejiminin bir kez daha sevgisini kazanmıştır. 1970 yılında mükemmel bir kadroya liderlik yapan Pele, kupayla ülkesine dönüp ‘kral’ lakabını alır. Dikta yönetimin reklam filmleri ile propaganda araçlarından en önemlisi olur Pele.

Garrincha ise rejimin baskısından birazcık uzaklaşmak için İtalya’ya gider sevgilisiyle, orada İtalyan takımlarıyla görüşür fakat artık kariyerinin sonunda alkol problemi olan bir futbolcuya yatırım yapmaz İtalyanlar, adı büyük olan takımlarımızın şimdiki yöneticileri olsa idi bu yazıyı yazmamıza gerek kalmaz, Türkiye’de izlemiş olurduk Garrincha’yı. Pele ise Brezilya’daki kariyerini bitirip, Amerika’yı keşfetmeye gider. Cosmos takımına katılır, ligin seviyesini beğenmemesine rağmen attığı gollerle futbolun gelişmesine katkıda bulunup endüstriyel futbola uygun şekilde sponsorlarını memnun eder. Banka hesabına milyon dolarlar ekleyip şimdiki servetinin temellerini atar yatırımlarla, Garrincha ise hesapsızca fondip misali sona doğru yol almaktadır.

Garrincha 1973’e kadar dikiş tutturamayınca jübilesine karar verir, Marakana’yı 135 bin kişi doldurur, oynadığı 617 kulüp maçında 239 gol atan Garrincha jübile maçında gol atamaz ve futbola yani hayata veda eder. Büyük bir bunalıma sürükler onu futbolsuz hayat, alkolün dozajını artırır, bırakması için 15 senesini paylaştığı hayat arkadaşı elinden geleni yapsa da başaramaz. Hayat arkadaşının kulübeyi terk etmesi ile fiziksel ve ruhsal çöküntüye uğrayan Garrincha için hazin son yaklaşmaktadır.  1981 Rio de Janerio festivalinde bir maskot gibi kullanılan, bir samba arabasına süs olarak oturtulan bu ‘eğlence’ adamının yüzü o gün hiç gülmez, Santos gözyaşlarıyla izler arkadaşını, 50 metre ötedeki VİP salonunda ise Pele ayrıcalıklı insanlarla doyasıya eğlenmektedir. Acı veren hayat uzatmalara gitmeden 1983'te son düdük ile biter, 49 yaşında karaciğer sirozundan ebediyen oyundan çıktığında fakir ve bakıma muhtaç biriydi. Jübilesinden sonra unutulan Garrincha’nın ölümü herkeste bir vicdan muhasebesine yol açar, Brezilya’nın her köşesinden insanlar cenazesine saygı duruşunda bulunmak icin akın eder.

Futbol size göre nedir diye sorulduğunda şöyle özetliyor Garrinchatop sende iken gol atabileceğini düşünüyorsan durma ilerle, düşünmüyorsan pas ver. Futbol oynamak inanın ki gizemli bir sey değil,  gizemi yaratmak sizin elinizde’. Garrincha’yı Pele ve günümüz profesyonel futbolcularından ayıran şey gerçekten bir serçe kadar özgür olmasıdır, tasasız, eğlenceli, disiplinsiz ve taktiğe kapalı mantığıdır. Biyografisini yazan Castro onu ‘profesyonel futbolun ürettiği en amatör ruhlu’ oyuncu diye tanımlar. Pele kazanmakla eşdeğerken, Garrincha ise futbolun sambası, sambanın futboludur. Brezilya kazanmayı amaç edinmiş insanların olduğu bir ülke değildir, bunun için Pele zirvede olmasına rağmen Garrincha’yı başka türlü severler. Garrincha’nın ölümünden sonra bir deyim doğmuştur bu ikili ile alakalı olarak, ‘Pele en iyisiydi, ama Garrincha ondan bile iyiydi’. Pele ise Garrincha ile aralarının iyi olmamasına rağmen, ‘O olmasaydı 3 kez Dünya Şampiyonu olamazdım’ diyerek hakkını verir Garrincha’nın…

Brezilya’nın kendine has futbol kahramanı günümüz futbol dünyasında Pele kadar tanınmıyor ve hatırlanmıyor belki, ama bakımsız ve basit bir mezarlıkta yatarken eminiz ki çok önemsemiyordur bu durumu, mezarlıkta onun adına yaptırılan anıtın üzerinde yazan aşağıdaki dizeler Garrincha için çok daha fazla önemlidir muhtemelen,

Çok tatlı bir çocuktu, kuşlarla konuşurdu…

Kaynaklar

Yalnız Yıldız (Garrincha - Estrela Solitária), Film, 2003, http://www.imdb.com/title/tt0383373/

Brezilyanın İlahları, Belgesel, 2002, http://www.bbc.co.uk/bbcfour/

documentaries/storyville/gods_of_brazil.shtml

 

Yazar: htabakan