2008-11-09 17:14:52
adanaspor dışındaki hayat

KADIKÖY’DEN YÜKSELEN ATEŞ

Fenerbahçe Kadıköy’de önce bastırıyor, ilk golü atıp merkezi geriye çekiyor, kontralarla da pozisyonların sayısını artırıyordu. Özellikle de geçen seneki maç, 6-0’lık maçtan bile daha farklı bitebilirdi. O maçtan sonraki üç maçın biri berabere bitti, ikisini Galatasaray kazandı. Nasıl mı? Oyunu fener ceza alanının önüne yığıp, cehenneme çevirerek, rakibi ısırarak maçları kazandı. Bugünse…

Ev sahibinden başlarsak: Oyunu öne taşıyabilecek Semih, Guiza, Uğur, Gökhan ve Alex (tahminim maçta oynayacaktır) beşlisiyle, hücumu hiç düşünmeyen, oyunu, kendi ceza alanı ile orta çizginin on metre gerisine kadar olan bölümde oynayan Lugano, Edu, Selçuk, Maldonado dörtlüsü. Günümüz futbolunda en büyük günahtır rakibe geniş alan bırakmak. İster savunma oyunu oynayın, ister hücum oyunu (gönlümüz ikisini birden gerçekleştirenlerden yana olsa da), oyuncuların birbirlerine yaklaşmasıyla 100x60 metre karelik sahayı 60x40 metre kareye indirmeniz gerekir. Fenerbahçe hücum etmeye çalıştığı ilk Arsenal maçında, oyuncularının birbirinden kopuk olmasından dolayı son yılların en kötü oyununa imza atarken, ikinci Arsenal maçında yarım saatten sonra takım olarak alanı kapatarak bir puanı koparmıştı. Çıkan sonuç, merkezi öne taşımakta zorlanan ama geriye taşıdığında merkez oyuncularının(Selçuk, Maldonado, Deniz) defansif özelliklerinden dolayı daha etkili olan bir takım.

Altı ay önce Sami Yende rakibe dünyaları dar eden orta sahadan Mehmet Topal ve Barış çıktı, Meira ve Lincoln dâhil oldu. Bugün son üç maçta feneri şaşkın eden, ısıran bir oyun, Lincoln, Kewell ve Baros’la mümkün değil. Hoca da bunun farkında. Skibbe, Lucescu’nun oynattığı oyunun daha hücumcu olanı için gayret ediyor. Kısaca ofansa dönük kontrol futbolu. Baros eski gücüne henüz ulaşmadığı için ileride top tutmakta zorlanıyorlardı ama Benfica maçında Ümit’in öne Baros’un sağa geçmesiyle sorun azalmış göründü. Oyuncuların gollerden ve maçtan sonra hocalarına sarılmaları da takımın hocayla değil, medyanın hocayla sorunu olduğunun göstergesiydi.

Futbolda motivasyona, büyüye, ruha değil çalışmaya, takım oyununa ve istikrara inanan biriyim. Bu yüzden de “Kadıköyün büyüsü”, “dokuz senenin intikamı için galibiyet yemini”, “fenerin cim bom üstündeki psikolojik etkisi” gibi lafların ötesinde maça bakarsak Lincoln, Kewell, Baros üçlüsünden ikisini oynatan Galatasaray’ın, Carlos karşısında Sabri’nin etkinliği, Ümit’in son vuruşları ve fenerin seyirci baskısıyla ileri çıkmaya çalıştığı anlarda Lincoln’ün orta sahada bulacağı boşluklarla bir adım önde olacağını düşünsem de,Alex’in, Emre ve Servet’in arasına atacağı toplara Guiza’nın koşularını, Emre Aşık’ın kırmızı kart görme potansiyelini, duran toplardaki Duam döneminden bu yana devam eden ustalığı göz ardı etmemek gerek.

Sahada olanın, hayatı güzelleştiren, muhabbeti artıran unsurlardan biri olduğunu, oyun olduğunu, kimsenin unutmaması dileğiyle.

Gencer Çapar

Yazar: Editor