2020-02-12 12:02:12
aynılığın sıradanlığında futbol

Futbol resmileşip ligler oluşup profesyonelleşip bahislere dahil olduğundan beri hep aynı.

Orada değişen çok şey yok.

Kıymeti olmayan dokunuşlarla değiştirilen kurallar futbolun biraz daha serileşmesine ve daha kolay pazarlanmasına hizmet ediyor.

Futbol seyircisi tribünde güzeldir ama televizyonlarda yeğdir, sermaye için. Ki sermaye hep sayıya bakar, niteliğe değil gelecek paranın hacmine itibar eder. Günümüzde bu şey daha da vahşileşti. Herkes çoğunluğun peşinde; çoğulculuğun renkliliği, milliyetçiliğin çeşitli mecralarında yok sayılıyor. Çünkü hedef kitle ne kadar kalabalıksa cazibesi o kadar artıyor. Mesele para yani. Hem kimin aklına gelirdi alt liglerin bile televizyonlarda ancak parayla izlenebileceği.

İmaj, marka değeri, piyasa, pazar bilmem neyi, piyasa çapı, satış mağazaları, internet ticareti ve saire yollarla her taraftar müşteridir artık. Şahsen burada saydıklarımın hiçbiri umurumda değil ama futbol kavgası ne yazık ki böyle devam ediyor. Birçok taraftar bunlara razı hatta daha fazlasını istiyor.

Kulüplerin A.Ş. olması yetmeyecek iç piyasaya. Çünkü neredeyse hiçbir kulüp ekonomik yönden huzurlu değil; kimileri battı gitti, kimileri o eşikte, kimileri de başlarına daha neler geleceğinin farkında değil bu manada. Vaziyet buyken yabancı sermayenin ülke futboluna dahil olması hiç de uzak değil. TV maç yayıncısını da düşününce akla ilk gelen de Katar sermayesi oluyor. Kulüpleri satın aldıklarında hiç şaşırmayacağız.

Her şeye rağmen bu oyun bütün aksiyonlarıyla hep aynı; tevatürleri, töreleri, aynılıkları, palavraları, kutsallaştırılmaları, düşmanlaştırılmaları daha bir sürü ıvır zıvır ayrıntısıyla.

Bütün kulüpler sermayenin elinde.

Farklı hacimlerde de olsa durum böyle. Kimisi sadece sermayenin elinde, kimisi sadece siyasetin elinde, kimisi hem siyasetin hem ticaretin elinde. Normal mi? Bence çok normal ve artık kaçınılmaz bir şey bu. Normalleştirilmiş bir olgudur dersem daha doğru olur.

Taraftarı olduğu takımın başarılarını, daha büyük başarılarını, daha da büyük başarılarını, en büyük başarılarını isteyen taraftar, takımının işine yaradığı sürece her şeye hazır, azınlıktaki romantikler hariç.

Ne diyeceğim?

Her şey aynı ya! Sahaya 11 kişi çıkıyor, lisanslı profesyonel 11 futbolcu. Başlarında profesyonel çalıştırıcılar filan. Tribünlerde, TVlerde taraftarlar. En baştan beri de her  taraftar da kazanmayı ister doğal olarak.

Defalarca yazdım, konumuz futbolsa Adanaspor dışında hiçbir unsurun zerre kıymeti yok. Biz üzüleceğimize başkaları üzülsün. Çıkalım şu Erzurum takımını yenelim geçelim. Sonraki haftalara daha huzurlu bakalım. Lig pozisyonlarına, pahalı kadrolarına, lobilerine veya fobilerine takmadan yüklenelim maça.

Dilerim çalıştırıcı zihniyet yine psikolojik olarak ezilmez rakibin konumu, iddiası veya görece iyi kadrosu karşısında.

Karşıda yaltaklanacak bir rakip de yok.

Çıkalım, yenelim ve yolumuza gidelim.

Yoksa futbolun yukarıda bahsettiğimiz o ekonomik çarkı ve buna ek olarak adil olmayan mücadele ortamında seneye 2B kırmızı veya beyaz grupta gözümüzün yaşına bakan olmaz.

A.Ş. olmamız, emsaller içinde nispeten bağımsızlığımız, dezavantajdan başka bir şey olmaz.

Eldekinden olmayalım. Buraya dönmek yukarıya gitmekten çok daha zor, ıstraplı.

Güzel Yurdum Adanasporum.

Yazar: Editor