2013-09-03 16:18:32
bertaraf değil

Taraf/tar

Dar günlerde kendini daha net gösterir kitlelerin karakteri, der bir makalesinde Lenin. Ya da buna yakın bir söz. Mücadele azmi, omuz omuza olma veya kara propaganda ve yılgınlık; bırakın kurumları, ulusların geleceğini belirlemiş olur bu ikilemin neticesi.

Kaos zamanlarında genelde iki yol görünür. Biri geniş bir perspektifte, var olan koşullarla ama dayanışma içinde savaşmaktır. Diğerinin ne olduğunu konuşmak bile istemiyorum. Orada bir yerde kara propaganda diye nalet bir şey de var çünkü.

Gezi eylemleri müthiş fotoğraflar verdi bu anlamda. Halk kimselere; askere, polise, darbe heveskârlığına, dış güçlere, işbirlikçi medyaya filan sığınmadan kendi öz kaynaklarıyla, cesaretiyle, heyecanıyla, direnciyle, yaratıcılığıyla dev bir mücadeleye girişti ve o mücadele kara propagandalara rağmen çeşitli alanlarda devam ediyor. Emeği geçenlere hürmetler…

(Bu arada biz maçlara hala, adeta hükümeti desteklercesine dinsel temalı tezahüratlarla başlıyoruz. Olabilir, grubumuz hükümet politikalarını da destekleyebilir bu malum süreçte. Tercihtir. Ama futbol tribün tarihi bu tercihleri de kaydeder, ne yazık ki…)

-Enteresandır yine, ülkenin hayati bir dönemecinde gösterilen yolun milim dışına çıkamayan tribünümüz şu esnada kulüpte bir devrime(!) hazırlanıyor veya bunu hayal ediyor.

Kişisel çelişkilerimizde yaşadığımız dram filan olabilir ama böyle kitlesel çelişkiler melodramdır yani çok hazin bir şeydir, acıklıdır ve acınasıdır.-

Hepimiz deliler gibi transfer istiyoruz. Kafayı yedik bu konuda, ben de bu konuda aklı sıyıranlar arasındayım, itiraf ediyorum. Hele DS’nin transferlerini gördükçe… Off… Ama o madalyonun hep bir tersi vardır adaleti kahpe olmuş şu futbol piyasasının para işlerinde. Bazen beklentilerimizi koşulların ötesine taşıyoruz.

Misalen,

Baba diyor ki, yahu evlat param bitti.

Evlat diyor ki, babacık o zaman bu evden git.

Eyvah.

Mevladan geçme faslındayız, Leyla’yı bulma yollarında.

Biat değil vefa,

Boyun eğme değil anlayış.

Anlayışlı olmak veya linç

İnsani bir eşikte duruyoruz.

Adanasporluyum ve Adanaspor’u gücüm yettiğince savunacağım demiştim.

Bu meyanda Adanaspor Başkanını da, başkanın kendisine rağmen galiba savunacağım. Sanırım o linç kampanyası şahsımı o noktaya götürüyor.

Hayat da enteresan tribünler de…

Bakın neler oluyor lokal diyaloglarda.

Adam yanındakine diyor ki, yahu ne yaptın da kulübü devretmek için 40 trilyon istiyorsun?

Bir başka yerde, 50 metre ötede benzer içerik 80 trilyon olarak telaffuz ediliyor: o kadar eder mi takım, diye bir serzeniş. Abartmıyorum.

Derken aynı akşamın bir başka mekânında konu değişmeden devam ederken adamların konuştuğu para 15 dakika içinde çoktan 100 trilyon olmuştu bile.

Yani dostlar, eleştirirken, analiz yaparken, neden sonuç ilişkisi filan kurarken ölçümüz yok. Ne var? Dedikodu yoğun olarak var. Ama insafsızlık mutlaka var.

Öteki diyor ki, “Başkaaan, Ankaragücü maçını sattın (veya İddaa oynadın vs) 100 trilyon para götürdün.” Ve bunu ciddi ciddi düşünen yine ciddi bir kitle var, sadece cebe indirilen miktar farklı. E canım, olsun o kadarcık hesap hatası.

Yahu muhterem, sen o tezgâhı duydun, biliyorsun peki ülkenin polisi, savcıları, mahkemeleri, maliyesi, iddaa’nın kendisi, uluslararası bahisçiler, yasal olanı olmayanı, İnterpol’ü UEFA’sı mafyası uyuyor mu yahu? Hep onca parayı öylece teslim mi ettiler? Kendi oynamamış başkalarına oynatmışsa da bu işin takibi olmamış mı? O kadar yüklü bir bahisi kim nasıl kabul etmiş? Neden kabul ettiklerini sormuyorum artık. Salak mı o organizasyonun içindeki o kadar adam? Bir sen misin âlemin akıllısı?

Kendimize layık gördüğümüz şu ithama bakar mısınız? Adanaspor bu yahu, bu kulübün mazisi öyle bir çirkinliği kaldırır mı? Hem bir kanıtı filan olan varsa adalete teslim etse de şu dedikodudan ve böylece kaostan da kurtulsak artık. Yani…

Zor bir yerde duruyorum, bir yanı uçurum bir yanı ateş… Hakikaten meşakkatli bir iş olacak Başkana rağmen Başkanı savunmak. Aslında uygun kelimeyi arıyorum, “desteklemek” mi “savunmak” mı olacak bu? Destekleyince onca yanlışlarını da mı desteklemiş olacağım? Savununca bir kollama ile mi sınırlı kalacak eylemim? Bilmiyorum. Ama şunu biliyorum; Ortada bir linç var ve ben bu linç hareketinin bir parçası, tarafı olmayacağım. Arkadaşlarımla, kardeşimle bu konuda fikri ayrılığını, tartışmayı göze alarak o tekmeleri atanlardan olmayacağım. Ha, tekme derken de, işin mecazı. Bayram Akgül’ü istemeyip eleştirenleri de hepten haksız bulmuyorum, yahu bunlar ne yapıyor diye şaşkınlık içinde de değilim. Lisanî münasiple yapılan her eleştirinin bir kıymeti vardır ve her düşünce de kendi olay örgüsü içinde değerlidir. Benim fikirlerim mutlak değildir, başkalarının fikirlerinin mutlak gerçeği yansıtmadığı gibi.

Bayram Akgül’ün Adanaspor’a yaptığı katkılar kadar hataları da var.

Bunlar atbaşı bile gidebilir en iyi değerlendirmede. Muhaliflerde bu oran elbette değişir.

Adanaspor için tribünde, sosyal ortamlarda bir şeyler düşünen, çabalayan her insan elbette iyi niyetlidir. Saygıya değerdir. Buradan kimseyle bir polemiğe girmeye niyetim yok. Bu ayrı. Ama evet bir linç varsa ortada veya linç girişimi… Orada olmayacağım. Onun yerine tribünde olacağım Adanaspor saflarında…

Adam diyor ki, bu sene şampiyonluk hedefimiz yok. Rakip bütçelerle yarışamam. Bu sene idare edeceğiz, hedef seneye. Bu çerçevede açıklama. Ama biz ne yaptık, olmaz dedik. Ben de dedim evet. Büyük ekonomik sorunların yaşandığı bir ülkede, aynı zamanda şirketleri olan bir adamdan kaderi çizilmiş bir ligde trilyonlar harcamasını bekliyoruz, bekliyorum, bekledim. Dünya ekonomisinde iflas diye bir ihtimal var ve bunu biz bilmiyoruz sanırım.

Yahu, bakın ne diyeceğim;

Kaderi çizilmiş ligin bu adaletsizliğine gıkımızı çıkaramıyoruz ama hem sadece ya Allah Bismillah diyoruz hem de futbol siyasi-ekonomisinin çarkında öğütülen adamın çaresizliğine yükleniyoruz, hem de ne yüklenme…

Hükümetin PTT 1. Lige müdahalesinden en çok etkilenen kulüp biziz, örneğin Kasımpaşaspor’u bizim sırtımıza basarak lige çıkardılar. Bakın bu konuda tribünde o sessizlik hala sürüyor… Ne oluyor? En çok, “Ya Allah Bismillah Adanaspor” oluyor… Ama beri taraftan birkaç transfer umulduğu gibi çıkmadığı için veya yeterince transfer yapılamadığı için zaten yalnız kalmış bir adam daha da yalnızlaştırıyoruz. Unutarak. Yok sayarak. Vefasızca. Acımasızca… “İstifa. Bırak git. Kulübü devret. Bayram gol gol gol…”

Bari elimizi vicdanımıza koyalım da birazcık o “Ya Allah Bismillah” tezahüratının hakkını verelim.

Evet, acıklı ve acınası bir haldeyiz.

Bu satırları Bayram Akgül yerinde kim olsaydı yazardım. Aynı süreci yaşayıp aynı noktaya gelen Adalılar başkan olsaydı aynı konumda, onlar için de yazardım, Uzanlar başkan olsaydı veya bir başka isim…

Mesele şu; sanırım biz vicdanımızı kaybediyoruz kaybedilen her üç puanla birlikte.

Tribündeki azalmayı yazdım zaten. Daha iyi aslında. Gerçek sevenlerin buluştuğu bir yer olsun orası. En azından belki tekilden bilmem ne küfür, sataşma vs olmaz. Bilmiyorum bu da bir umut.

Hem yiğitlerin harman olduğu hem de muhasebe dâhilerinin dolandığı bir yere dönüşüyor bazen tribün. Herkes müthiş atarlı ve herkes hesap uzmanı canına yandığım:

“Yenilgiye bile şu kadar para geliyor, deplasman masrafları zaten karşılanıyor, bir belediye şu kadar kombine aldı, Ersan’ın transfer parası ne oldu, Kibong satıldı onun parası…”

 Ee? Bu kadar mı? Hiç gider yok mu yani? Kişisel bütçe açıklarından, bunu bir türlü denkleştirememekten dolayı sızlanan bir şehrin evlatları (ben dâhil) kulüpte devrim peşinde, tabi bu devrim ekonomiden bağımsız bir devrim değildir herhalde? Yoksa komik olur. Bizler giderleri olmayan bir şehrin bireyleri miyiz acaba? Hiç masrafımız yok mu yahu? O zaman vur patlasın çal oynasın bre…

Bayram Akgül’ü çok eleştirdik burada.

Eleştireceğiz de.

Kimse merak etmesin.

Ama terbiye, mantık ve vicdan sınırları içinde yapacağız bunu. Kimsenin keyfine göre yapmayacağız.

Lafın yolu uzun biliyorsunuz.

Şimdi bakın ne diyeceğim.

Tribün, taraftar bölünüyor gibi. Başkanın muhalifleri üçte sıfır ile son istatistiklere göre epeyce taraftar topladılar. Adanaspor kaybettikçe rüzgâr o yana esiyor ve esecek.

Benim tercihim ve tarafım şöyle;

Önce Adanasporluyum. Adanaspor menfaatleri, futbol etik kuralları vs içinde her şeyin önündedir.

Sonra şu linç girişimi münasebeti ve yukarıda yazdıklarım itibariyle de evet, kulübü kendi isteğiyle devredene kadar da Bayram Akgül’ü savunuyorum. Kendi başıma. Kaplanpenche’de yazan arkadaşlardan bağımsız olarak belirtiyorum bunu. İçimdeki kimi kızgınlıklarla savaşarak bazen de çelişerek gerekirse. Böyle…

Sanırım ki şimdi tam da “taraf olmayan bertaraf olur” aşamasındayız, ne yazık ki.

Üç mağlubiyetle, yapılan transfer hatalarıyla, yanlış hoca seçimleriyle bile şu dar günde Başkan’ı, evet bir Adanaspor Başkanını yok saymayacağım. Gerekirse her gün eleştireceğim, ama yarı yolda bırakmayacağım, onu satmayacağım. Tanışmayız, görüşmeyiz, beni de bilmez tanımaz dostlar; ama önerim de şudur; mücadele etsin, önceki yıl gibi şu kaostan yine çıksın ve kulübü de kimselere satmasın

Bu arada, örneğin Ercan Albay'a külli karşıyız, ama onu itibarsızlaştırmak için de hiçbir şey yapmayacağız burada. Elimizin erdiği desteği de vereceğiz.

Her Şey Adanaspor İçin…

Yazar: Editor