Issızlığın Ortasında

Dün akşamki maçta yaşananların trajik boyutuna değinelim, şu alıntıdan geçerek.
Ferit Edgü bir yazısında şöyle der:
“Bir gün bu salonda, suçlu ya da tanık olarak bulunduğunuzda görecek ve anlayacaksınız ki bu ülkede adalet yoktur.
Bizler, işte o olmayan adaleti uygulayanlardanız. Sizlerse düşündüğünüz oranda suçlu…”
İki sezon üst üste şampiyon olan takımın taraftarı, ligin henüz ikinci haftasında ve evindeki ilk maçta hatalar yapan futbolcusunu en sert biçimde protesto ediyor. Dışarı, diyor; ıslıklıyor.
İşte tam bu noktada futbol bir infaza, devamında bir drama dönüşüyor. Burada artık taraftarın haklılığı veya haksızlığı tartışılmaz. Futbolcunun gollere neden olan hataları da söz konusu değildir. Şampiyonluğun bir hayale dönüşmesi korkusu da mevzuumuz olamaz. Veya hocadan başlayıp filelerimizde son bulan yanlışlıklar komedyası da hiç yazılmamış farz edilir. Hakemlerin basiretsizlikleri filan… Geçelim bir kalem…
Bir maç öncesinden kalan yükün altında sahaya çıkan, mevkisinin sorumluluğunu belirlenen taktiğe göre yürütmeye çalışan, buna bağlı neden-sonuç ilişkileri içinde o maç için hayati hatalar yapan, takımının yenilgisine neden olup günah keçisi ilan edilen, sahanın ortasında bir başına kalan, mesleği futbolculuk olup duyguları, onuru, hayalleri olan bir insanın 5 Ocak stadındaki yalnızlığıdır aslolan. Bu zalim düzenin (zafer, başarı, kazanmak, galibiyet vs. tarzındaki) sahte kelimeleri; tribündeki veya sahadaki, işindeki ya da evindeki hiçbir insandan daha değerli değildir.
Tek kalana yüklenmek kolaydır. Taraftarımız ne hazindir ki dün (7 Eylül Pazar) bunu yaptı. Bu acımasız infaza katılmayanlar da oldu. Susmak da bir tepki olsun, kabulümüzdür. Ama tepkilerin en yoğun olduğu maratonun ortasında hala vicdan sahibi biri vardı ki, o hayal ettiğimiz Adanasporlu (veya başka takımdan) bir taraftar portresi çiziyordu. “Kazanınca bağrınıza basar, kaybedince yuhalarsınız.” diyerek tepkileri durdurmaya çalışıyordu. O da bir başınaydı işte binlerce insanın içinde.
Biz burada sadece Ersan Âdem Gülüm adlı futbolcumuzu anlamaya çalışırken belki suya yazı yazıyoruz, kumdan kaleler yapıyoruz. Ama bir ince sitem olarak da 2. çoğula; “siz yine de duymayın, hissetmeyin, yok edin, ezin, umursamayın, zafer sarhoşu olun, düşene tekmeyi basın, daima kazanandan yana olun, adaletsiz bir hayatın içinde boğuştuğumuz-boğuştuğunuz için siz de adaleti vurun, katledin ve en nihayetinde bu linç’in bir parçası olun. Bakın alem böyle, uyun…” diyoruz(!)

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.


























