2012-08-09 08:04:20
bir kitap ve

Basından / Hakan Gülseven

Her Tarafımız Pusu

Gazeteci Ahmet Şık, bir komployla “Ergenekon” davasına dahil edildiğinde, karanlık dehlizlerinde komplolar düzenleyen “o” ekip baltayı taşa vurmuştu. Ahmet’in tutuklanması, komplocuların teşhir olmasını sağlayan dönüm noktalarından biriydi...

  • Senaryoya göre, hükümeti iktidardan indirmek için hain planlar yapan “Ergenekon” ekibi, bir yandan propaganda çalışması sürdürüyor, Odatv internet sitesi bu amaç için kullanılıyor, 
  • Ahmet Şık da yazmakta olduğu kitabını Odatv’ye yolluyor, Soner Yalçın taslağı kontrol edip Ahmet’e talimatlar hazırlıyor, falan...

Ahmet Şık’la uzun yıllar birlikte mesai yapmış biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, Ahmet muhtemelen çocukluğunda babasından bile talimat almamıştır. Gazetecilik yaşamı boyunca, rahat battığından olsa gerek, kontrgerillayla, işkencecilerle, pis adamlarla uğraşıp durmuştur. Bunların arasında, kimi “Ergenekon” davası sanıkları da vardır.

  • Kaderin acı cilvesine bakın ki, günün birinde “Ergenekon” davasına o da dahil edilmiştir!
  • Peki, Odatv ile Ahmet Şık arasında nasıl ilişki kurdular? 
  • “İmamın Ordusu” kitabı Odatv’nin bilgisayarlarına nasıl girdi? Ahmet Şık, ‘Pusu’ adlı kitabında şöyle yazıyor:

“İyi de, nasıl gitti bu kitap oraya? Daha önce söyledim ya; virüslü elektronik posta. Tahminim o ki e-posta adresimin şifresi kırılmış ve kitabım ele geçirilmişti. Kim yapmıştı acaba bunu? Beni Ergenekon torbasına atmak isteyenler olabilir mi? Peki onlar kim?

  • Gerçekten kim oluyorlar? Anlattıkları gibi sivil toplum hizmeti veren bir iyilik hareketi mensupları mı? Kendilerini böylesine sivil, böylesine demokratik ve böylesine iyi olarak lanse ettiklerinde nedense hep aynı şey aklıma geliyor: Her kötülük iyilik suretinde görünür.”

Ahmet’in kitabı ‘Pusu’ ibretlik bir kitap. “Ergenekon” operasyonlarına giden süreci ve bu süreçte “Cemaat” denen örgütlenmenin rolünü ortaya koyan bir başka ibret vesikası...

  • Kitabın sonunda, Ahmet’in hedef hale gelmesine yol açan en önemli sebeplerden biri bulunuyor: “Cemaat” örgütlenmesinde yer alan polislerin başka polisler hakkındaki “fişleme” kayıtları... 
  • Eğitim çalışmalarına gelenler, aidat verenler, “kazanılabilecek” olanlar, nasıl “kazanılacakları”, “grup hadimliği” gibi örgütsel rütbeler, seviye seviye belirlenmiş ilişkiler, “sosyal demokrat”, “Alevi”, “Dikkatli yaklaşın” gibi fişlemeler...

Emniyet içindeki bu gizli örgütlenme, bugün pek çok kilit noktayı elinde bulundurmaktadır...

***

  • 1 Temmuz tarihli Radikal İki’de bir yazı kaleme alan Diyarbakır Hâkimi Faruk Özsu, Yargı’da atı alanın Üsküdar’ı geçtiğini söylüyor ve Demokrat Yargıçlar’ın şu tespitini üzerine basa basa hatırlatıyordu:

“HSYK, adalet komisyonları ve başsavcılıklar ile ÖYM’lerde mutlak ve kesin olarak hâkim olan güç ‘Cemaat’tir.”

Tayyip Bey’in, “Gelip beni de alın!” çıkışına anlam veremeyenler varsa, yukarıdaki tespit anlamaya yardımcı olacaktır.

Hakan Gülseven

Yazar: Editor