Korku Salıyorlar

[Sağlık Bakanlığı’nın Öteki Tiyatro’ya, Oğuz Atay’ın, “Korkuyu Beklerken” adlı oyununda, başrol oyuncusunun “sahnede sigara içtiği” gerekçesiyle uyarı cezası vermesi tiyatrocuların tepkisine neden oldu. Tiyatrocular, başta Devlet tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin olmak üzere uygulamayı saçma ve abartılı buldular.]
- Geçenlerde bu haberi görmüştüm internet sayfasının birinde, epey dolaştı kafamda bu vaziyet. Birkaç satır yazmasam olmazdı.
Efendim, bu ne ince bir mizahtır; gıpta ettim onlara, hayır kıskandım Akp meşrepli o bir alay demokrasi havarisi görünümlü hakikatte yasakçı zihniyetli sigara polislerini… Ne güzel bir espri anlayışıdır. Aslında bu olayın kendisi bir oyun haline dönüştürülüp sahnelenmelidir.
- Bu işgüzar beberuhilere birkaç önerim olacak yasakçı sansürcü ruhlarını daha derinden tatmin edecek ve halkın sağlığını(!) korumayı(!) tescilli olarak garanti altına alacak(!)
Önce Müjdat Gezen’den alıntı bir öneriyle başlayayım. Şöyle diyor; sahnede içki içiliyorsa içki ruhsatı da istesinler. Mantıklı. Devam ediyorum o zaman harcı alem önerilerime: Üstelik böylece gelir de elde ederler, ümüğünü sıktıkları millerin bu manada da iflahını keserler. Bu ruhsatın bedeli ve dolayısıyla vergisi bir maliyet oluşturacağından tiyatrocular açısından hükümetçileri sevindirecek birtakım sorunlar/sonuçlar da ortaya çıkacaktır, örneğin bu maliyet bilet fiyatlarına yansıtılacaktır, böylece insanların ayağı öyle şer ortamlarından da çekilecektir.
- Sonra diyelim bir dükkân var oyunun bir sahnesinde, onun için de belediyeden, maliyeden iş yeri açmaya dair gerekli belgeler, aslında daha dükkânı açmadan esnafı iflas ettiren çeşitli meblağlar da tahsil edilir ve ülkemde bir İngiliz vatandaşının kontrolünde olan bütçeye aktarılır, gelir olur, fena mı? Sonra oyundaki o iş yerinden diyelim, bir sigara filan bir şey alındı veya ayakkabı ne bileyim işte, oradan da ayrıca deli gibi vergi alınır.
Mesela Haldun Taner’i “Keşanlı Ali Destanı” oynanıyordur, ani bir polis baskınıyla Keşanlı Ali oyuncusu halkı mülkiyete ve hükümet erkine karşı kışkırtmaktan, örgütlemekten dolayı tutuklanabilir. Sinekli halkı bir başka semte veya şehre sürülebilir, o mahalle de hükümetin acar yatırımcılarından birine, evlatlara filan ihalesiz mihalesiz verilebilir.
- Diyelim Tuncer Cücenoğlu’nun Kadıncıklar’ı oynanıyor. İlgili birim oyunu basabilir ve fahişeyi oynayan oyunculardan çalışma ruhsatı veya sağlık belgesi ve saire isteyebilir. Veya “Ay Işığında Şamata” sahnededir, bu kez de oyuncular, yönetmen, halkı sınıfsal anlamada eleştirel bir bakış açısıyla bilinçlendirip vatandaşlar arasına nifak sokmaktan dolayı tutuklanabilirler.
Belki Dario Fo’nun “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü” oynanıyor, işi uzatmadan tüm salon seyircisi ve oyucusu, ekibiyle derdest edilebilir, hükümetin polisini işkence vs ile itham etmekten ve hatta bina Sivas usulü komple yakılabilir de… Bu arda yakanların zarar görmemiş olmasına şükredilebilir, bu cümle için Tansu Çiller konuşturulabilir.
- Sonra efendim, ülkede yaratılmak istenen rezil ortamın bekasının sağlığı için TV’lerdeki o iğrenç dizilere, programlara örneğin bir kurtlar vadisi pespayeliğine asla dokunulmaz. Ve hatta gerçek hayattaki hakiki sağlıksızlıklar itinayla görmezden gelinir.
Sonra Hamlet’teki 1. Mezarcı’yı oynayan oyuncu, dünya malının dünyada kalacağını da ima eden repliklerinden yola çıkılarak, kimi hükümet yakınlarının alın terleriyle(!) kazanılmış servetlerine toz kondurup laf sokması münasebetiyle de tutuklanabilir. Shakespeare de dönek kültür bakanı tarafından bizzat kınanabilir. Ne, Shakespeare öleli bir 500 sene mi oldu? Olsun, kültür bakanı bunu nerden bilecek, nasılsa o bir Akp neferi, varsın kınasın.
- Yahu ben de aklım sıra burada matrakça eleştiriyorum hazretleri, Amerika’yı yeniden keşfederek. Sanki bu ülkede insanlar yazdıklarından, çizdiklerinden, söylediklerinden dolayı öldürülmemiş, linç edilmemiş, sürülmemiş, hapsedilmemiş… Sahnede rol icabı içtiği sigaradan dolayı uyarı cezası alan o oyuncu arkadaş yatıp kalkıp dua etsin paçayı bu kadar ucuz kurtardığına.
Hey, hükümet tarafı basın! Ülkedeki demokratik, özgürlükçü, müdahalesiz sivilci bilmem neci gidişatın bu fotoğrafına da bakın. Bakın da iki laf da bunun için edin… Ama kıvırmadan, münferit bir hadisedir demeden, üzerimize G. Orwelvari bir tür sivil 1984 memleketi örülmeye çalışıldığını görmezden gelmeye çalışmadan…

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.




























