Ölüm, Şarap ve Çıplak Asma
Kimilerine güllük gülistanlıktır hayat. Onun yöresindeki her şey bir sevinçtir, kapısı her umuda açılır. Akşamlarını en güzel eğlenceler süsler, gün bir çınar gölgesinde geçer adeta. Dereler ona akar, çiçekler ona kokar, ceylanlar hep ona seker. Hep hasat zamanıdır. Yağmur hep berekettir. Sel olup öldürdüğü olmamıştır hiç. Çiçeği solmamıştır. Kuru nehir yataklarında kalmamıştır hiç.
Yaşama sevincinin şarkılarını dinlemiştir. Mevsimi hep ilkbahardır. Biliriz ilkbaharı. Ne güzel kokar. Renklerine hayran olmamak elde mi?
Ya sonbahar?
Aşkın ardında yenilmiş insanların hikâyeleri anlatılır. Yalnız, mutsuz insanlar… Bir hüzün imgesi sonbahar…
Ölüm alıp götürendir, şarap; belki bir acıyı katlanılır kılandır ve bunların bütünleştiği çıplak asma; ölümün ve şarabın annesi, bir de yeniden doğmanın… Sonra Dionyzos; aşkın, şarabın ve acını tanrısı… Ve oyun tanrısı, bizi uçsuz bucaksız ovalara salan… Ölme-dirilme motifinin en ilahi örneği…
“Dionyzos’un şarabı
Üzüntüler, kaygılar sarınca yüreklerini insanların
Hiç görmediğimiz bir ülkeye götürür
Yoksullar zengin olur, zenginler duygulanır
Her şeyi yere serer asmadan yapılmış oklar”

En yalnızı ve kederlisi belki asmadır bitkilerin. Kolu, bacağı onunki kadar kesilen başka bir canlı daha yoktur, kuruyup kupkuru kalan… Ama en üretken, en verimli olan, yeniden var olan asma…

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.

























