2009-12-31 08:22:59
bizi tutan bağlar 2

Olmayan Maça Giden Taraftar

http://ul.gcg.me/files/2009-12/ft1.jpg

Adanaspor'un kapanış sürecinde yaşanan tüm dramatik ayrıntıların yanı sıra işin bir de farklı bir boyutu vardır. Çünkü bir futbol takımı sadece bilmem kaç metrekarelik bir alanda oynanan bir oyunun tarafı olma misyonunu yüklenmez. Etrafına o kulübü seven insanları toplar. Bir çevre yaratır. 
Bu çevre en temel olarak evde, okulda; arkadaşlarınızdan, ailenizden başlar. Beraber onlarla maçlara gidersiniz, paylaşılan bir takım ortak duygular vardır.
Maçlara gittikçe artık stadyumda sima olarak tanıdığınız önceki maçta bir pozisyonun kritiğini yaptığınız, golden sonra sarıldığınız ama hiç tanımadığınız insanları görmeye başlarsınız. Gittiğiniz tribünde genel olarak oturduğunuz yerler az çok belliyse, o civarlarda suratlar çıkar karşınıza yabancı olmayan. Arkadaşlıklar kurulur, sohbetler edilir. Bir aidiyet duygusu gelişir zamanla.
Ve farkına varırız futbolun asla sadece futbol olmadığının.

İşte Danny'nin zamansız ölümü gibi, Adanaspor'un kapanışı da derin bir yara açmıştı sevenlerinin kalbinde. Ama bu yara bir sevgiliden ayrılmak, bir yakını kaybetmek ya da sıradan bir üzüntünün yanı sıra bir de o ortamdan çaresiz uzak kalma anlamına gelir. Belki de bir daha asla bir golde o tanımadığımız insanlara sarılamayacaktık. Beraber onlarca güzel anı yaşadığımız, tribünlerde çılgınca beraber sevindiğimiz, sevdamızı aynı dilden haykırdığımız, aynı şeylere gözyaşı döktüğümüz o insanlarla artık paylaşacak pek şeyimiz kalmamıştı.
Girişinde "Adanaspor" yazan ve ardında farklı bir dünyayı barındıran büyük ve eski bir tahta kapı artık sonsuza dek kapanmıştı Adanasporluya.

  • Adanaspor Kulübü tasfiye edilip, kulübe ait tek bir şey kalmadığı günlerdi. Ancak prosedür icabı 2005–2006 sezonu Adanaspor ismen fikstür çekimine katılmıştı. Haliyle fikstürde bir maçı görünüyordu. Rakip takım sahaya çıkacak ve yine "prosedür icabı" Adanaspor'un çıkmasını bekleyecekti. Sonra hakem kararıyla hükmen mağlubiyet ilan edilecekti.
  • İşte o gün skorboardın bile çalışmadığı, stat gişelerinde bilet satılmayan ve aslında olmayan bir maç vardı. Hayalet bir takımdık artık. Yoktuk
  • Ve bu ilk defa bu derece somut, 
  • bu kadar rencide edici 
  • ve bu kadar dramatik bir şekilde karşımıza çıkmıştı. 
  • Ancak işin çok daha dramatik tarafı ise o gün stadyumun güneyin bir grup Adanaspor taraftarının adeta takımlarının ölümünü, yokluğunu kabullenemez bir tavırla orada olmalarıydı.
  •  Artık herşeyin çoktan bittiği, umudun bile çoktan bu topraklardan uçup gittiği gerçeğini onlar da çok iyi biliyorlardı. Ama... Ama... Kelimelerin anlamsızlaştığı, gözyaşlarının olduğu o anlarda niye orada olduklarını dahi bilmeyen o insanlar; sevginin, harbiden sevmenin, olmayanı sevmenin, vefanın, terk etmemenin anlamını öğretiyorlardı. Sahibi öldükten sonra anlamsız gözlerle onun asla bir daha ayaklanamayacağını bile bile başında bekleyen küçük bir köpeğin halinden çok da farklı değildi o günkü çaresizlik.


İşte o ölmüş dostlarını gözyaşlarını içlerine akıtarak şerefle, gururla dik ve mağrur bir şekilde ve fakat umutsuzca bekleyen, sonra Danny'nin arkadaşları gibi her biri farklı bir sokağa, umutsuzluğun derinlerine yol alan o "Hayalet Süvari", yarın imkânsızlığın içinden destansı bir Diriliş hikâyesi çıkaracaklardı.

Hem o kayıp imparatorluk, sessizce hatırasını yüreğinde taşıyan o "Hayalet Süvari"nin sonsuz sevgisine ne kadar kayıtsız kalabilirdi ki?

Bu, imkânsızlık olgusunun tattığı tarihi mağlubiyetinin girişidir sadece...

  • Hep dediğimiz gibi, Zümrüdü Anka kendini yakıp küllerini oluşturur ve o küllerden yeniden doğarmış. Yani öldüğü gün aslında dirilişinin ilk günü olur.
  • İşte o gün stadyumun civarında bir hayaletin küllerinden bir dev yaratmak için onları toplayıp karanlığa yol olan o turuncu süvarinin başlattığı "diriliş"in öyküsüdür bizim en esaslı hikâyemiz!
  • Her şeyi unutmak mümkün şu hayatta ama bunu unutmamalı

Mehmet Uysal

Yazar: Editor