2013-05-02 17:33:17
cehaletin zulmüne karşı

Gerçekliğin İktidarı

Konumuz bu olsun.

Dostlar,

Öyle bir şey ki gerçek, o olmadan işlerin nasıl yürüdüğüne dair bir görüşümüz yoktur veyahut bir şekilde oluşan o görüş hatalıdır. Hani biz ona işkembeden atmak da deriz bazen. Bu da boktanlıktan başka bir şey olmaz.

Hakikat olmadan, nasıl bir durumun içinde olduğumuzu bilemeyiz ki.

Çevremizdeki veya içimizdeki evrende neler aslında neler olduğunu, nasıl olduğunu bilemeyiz.

Örneğin belgesel film çekme gerçeğinden bihaber olduğum için bir sürü hayal kurardım, şunu böyle yaparım, bunu şöyle hallederim, diye; lakin belgeselcilerle bir süre teşrik-i mesai içinde olunca işin gerçekliğini idrak eder oldum ve ayaklarım yere basamaya başladı dostlar. Meğer ne çok yanlış fikrim varmış konuya dair.

Evet,

  • Belki bir süre için 
  • mutlu mesut bir cahilliğin içinde yaşabilir 
  • ve aynı şekilde kendimizi aldatabiliriz. 
  • Böylece etrafımızı kuşatan tüm dertlere rağmen 
  • geçici olarak 
  • sıkıntı filan duymaz 
  • mutsuz da olmayız. 
  • Ancak böyle bir sahne sadece ve sadece 
  • koşulların daha da kötüleşmesine 
  • yol açacaktır, 
  • Tarih boyunca 
  • ve şimdiki zaman kipinde açmışlığı da vardır zati.

Yani devekuşu sendromu iyi bir şey değildir.

Devekuşu deyince;

İki devekuşu ordusu karşı karşıya gelir.

Biri pek kalabalıktır.

Diğeri sayıca az. Bizim bu fukaralar bakarlar ki yapacak bir şey yok. Komutan emreder, kafaları kuma gömün diye. Kafalar kumda lakin kıçlar tepededir.

Derken bu esnada, güçlü devekuşu ordusunun komutanı şöyle bir bakar, kafayı kaşır, hay bin deve der, az önce karşıda bir devekuşu ordusu vardı, ama şimdi kimse yok.

Böyle bir hikâye dostlar. Bu muhteremler boşuna devekuşu olmamış yani, ne deve ne de kuş. Kimliği meçhul şeyler.

Devam edelim.

Cahillik denen mendeburun yarattığı mesele, muhatabını ışıksız bir ortamda bırakmasıdır, karanlıkta yani.

Muhtaç olduğumuz gerçeklerden yoksun kalınca, elimizde, başkalarının, bana güvenin tavsiyelerinden filan başka bir şey olmaz. Ama yahu, ne fena bir şeydir bu.

Bana güvenin! Sebep? Güvenin işte! Peki!

Yani…

İşimiz el yordamına, kör döğüşüne kalır. En nihayetinde de hata yapmamız kaçınılmaz olur. Çünkü içinde bulunduğumuz koşulların gerçekliğinden habersizizdir ve sorunlarla baş edecek kadar da bilgimiz yoktur. Adamların da istediği aşağı yukarı budur.

Ne zaman mı öğreniriz gerçekleri, hal böyleyken?

Kaybedince!

İş işten geçince yani.

Bu da hem zaman kaybıdır, hem moral kaybı, hem para kaybı.

O zaman şöyle bitireyim:

Gerçekler için üç kere,

hurra hurraa hurraaa! 

Yazar: Editor