2009-03-01 21:43:16
çukurova hikayeleri / u. pişmanlık

Top Patladı!

Tarsus gibi köklü geçmişi bulunan bu kentin birçok tarihi yapısı var. Ancak kent tarihine ışık tutan en önemli yerlerden biri de, binyıllar öncesinden bu yana yerleşim olarak kullanılan Gözlükule Höyüğüdür. Halk arasında Gözlükule tepesi olarak bilinen bu yer kentin tek doğal/tarihi yükseltisidir.

Gözlükule tepesinde 1800’lü yılların ortalarında çeşitli zamanlarda V. Langlois ve M. Mazzoillier William B. Barker gibi yabancılar tarafından kazılar yapıldığı ve burada çıkan eserlerin yurt dışındaki müzelere götürüldüğü bilinmektedir. Ama asıl bilimsel kazılar 1937–1947 yılları arasında zaman zaman kesintiye uğrasa da, Amerikalı kadın araştırmacı Hatty Goldman tarafından yapılmıştır. Bu kazılar sonucunda çeşitli çağlara ait 33 katmana ulaşılmıştır.

Öte yandan Gözlükule tepesi, 1930’lu yıllarda ağaçlandırılmıştır. Özellikle 1950 sonrasından başlayarak 1970’li yılların başlarına kadar hem Tarsusluların mesire yeri hem de buraya inşa edilmiş gazino ve çay bahçeleri ile bir eğlence mekânı olarak da kullanılmıştır.

Gözlükule tepesinin bir özelliği de Ramazan aylarında, iftar ve sahuru tüm kente duyurmak için bu tepeden top atılırdı. Hem de gerçek bir savaş topuyla. Farklı zamanlarda Gözlükule’de çekilmiş birçok siyah-beyaz fotoğrafta, bu topu görünmektedir.

Türkiye’de benzer uygulamaları var mı bilmiyorum ama bu, Tarsus’ta bugün de hala devam eden bir uygulamadır. Her Ramazan ayında iftar ve sahuru duyurmak için top atılır. Bu gelenek 80 yılı aşkın zamandır neredeyse hiç aksamadan sürüyor.

Sanıyorum 1960’lı yılların ortasında bir sonbahardı. Artık akşamların erken olduğu, havaların soğumaya başladığı bir zamandı. Kış kendini bir uçtan hissettiriyordu. Ramazan ayı bu sonbaharla başlamıştı. Ramazan aylarında topu ateşleyip patlatmakla görevli kişi Mehmet Ağa idi. Yıl içinde belediye çöpçüsü olarak çalışır, Ramazan Ayında ise top patlatırdı. Herkesin Mehmet Ağa diye hitap ettiği bu kişi, belediyenin bir anlamda emektar görevlisiydi. Çocukları yetiştirip, büyütmüş, evlendirip, başgöz etmişti. Karısı, Hatice teyze ile bir edi bir büdü yaşayıp gidiyorlardı.

Mehmet Ağa, diğer zamanlarda olduğu gibi ramazan ayında da iftar topunu patlatmadan önce Kırkkaşık Bedesteni’nde Akif ustanın kahvesine gider, bedestenin doğu yönündeki avluda oturur, kahveye gelen arkadaşlarıyla sohbet ederdi. Sonra, Ulu Caminin doğu kısmına Kaymakam Ziya Beyin 1800’lü yılların sonunda yaptırdığı Saat Kulesi’nin zamanı bildiren çanının ding-donglu sesini duyunca, arkadaşlarında müsaade isteyip Gözlükule Tepesi’nin yolunu tutar. Mehmet Ağa gittikten yaklaşık yarım saat sonra tüm kente yayılan bir patlama sesi duyulurdu. Mehmet Ağa, tepedeki topu ateşlemiş ve Tarsus halkına iftarı duyurmuştur.

Mehmet Ağa yine böyle bir günün ertesinde bedestenin kahvesine gelir. Avluda oturanlarla selamlaşır ve kendine bir sandalye çekerek bir tarafa ilişir. Kahveci Akif, “Hoş geldin Mehmet Ağa” derken beraber çırağa bir çay getirmesini söyler. Kahvede oturanlardan bazıları dönüp Mehmet Ağa ile konuşmaya başlarlar. Bu konuşmadan daha çok bir şikâyetlenmedir. Kentin çeşitli yönlerindeki mahallelerde oturanlar, Mehmet Ağa’ya iftar ve sahurda patlattığı topun sesini duyamadıklarını söylüyorlar. Garibim Mehmet Ağa ise bu söylenenlere karşı söyleyecek pek bir şey bulamıyor, sadece elinden geleni yaptığını belirtmekle yetiniyordu.

Günler ilerliyor, Ramazan ayının da sonuna yaklaşılıyordu. Ancak Mehmet Ağa ne zaman kahveye gelse, “Cami uzakta sesi gelmiyor, bari şu topun sesini duyalım iftar açalım diyoruz. Ama onu da duyamıyoruz.” Benzeri sözler söylüyorlar. Mehmet Ağa bu durumla kahve dışında da çarşıda pazarda sık sık rastlar olmuştu. Yolda tanıyan erkek-kadın, eş-dost herkes şikâyetçiydi: “Topun sesini duymuyoruz!” Son zamanlarda Mehmet Ağa’nın canı, bu işe çok sıkılmıştı. Akşam evde bile hanımı, falan mahalleden gelen filan ahbaplarının top patlamasını duymadıklarını söyleyip şikâyetleri aktarıyordu.

Mehmet Ağa ertesi gün sabah uyandı. Kahvaltı yaptı. Pencerenin kenarına oturdu. Dışarıda, sokakta oynayan çocukları seyretti, çöplükte eşelenen tavuklara baktı, avluda çamaşır asan karısını izledi. Bir iç geçirdi. Bir elini yeleğinin cebine götürüp sigarasını diğer eliyle de çakaralmaz muhtar çakmağını çıkardı. Sigarasını yaktı ve derin bir nefes çekti ciğerlerine doğru. O gün canı hiç dışarı çıkmak istemiyordu. Öğlene kadar evde eyleşti. Sonra ceketini aldı, ayakkabılarını giyip evden uzaklaştı.

 

Çarşıda önce birkaç esnafın yanına uğradı. Sonra, Yeni Hamam’ın sokağındaki Karadeniz Lokantası’na gidip, Hakkı ustanın yemeklerinden yedi. Oradan da Kırkkaşık Bedesteni’ne yöneldi. Bedestenin önündeki avlu doluydu. Bugün Cuma, ondan kalabalık diye geçirdi içinden. Her zamanki gibi bir sandalye bulup oturdu. Arkadaşları birer ikişer hoş geldin dedi, Mehmet Ağa’ya. O hepsini selamını aldıktan sonra çay ocağındaki Akif ustaya seslenip bir orta kahve söyledi kendine.

Arkadaşları yaklaşan bayram için alış-veriş ve hazırlıklardan bahsediyorlardı ki, içlerinden bir konuyu iftarda atılan topun duyulmadığına getirince, Mehmet Ağa’ya sorular gelmeye başladı. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Mehmet Ağa bu şikâyetlere karşı hiçbir şey demedi. Önüne konan kahveden bir yudum içti. Etrafındakilerin tartışmalarına baktı. Biraz etrafı süzdü, düşündü. Sonra ağır ağır konuşmaya başladı, konuşurken sesinin tonu giderek yükseliyordu. “Siz ne zamandan beri Ramazan topunun sesini duymuyoruz, top patlamasını işitmiyoruz diye şikâyet edip yatıyorsunuz. O zaman beni iyi dinleyin bu akşam sahurunda top öyle bir patlayacak ki, değil Tarsus tüm memleket duyacak. Bakın o zaman duyuluyor mu, duyulmuyor mu?” dedi sustu. Sonra biraz muzipçe ve bıyık altından gülerek azarlar gibi konuştu, “Hadi şimdi hepiniz evinize. Top nasıl patlarmış, nasıl duyulmazmış birazdan göreceksiniz!” zaten akşam oluyordu. İftara da çok kalmamıştı. Kahvehane yavaş yavaş boşalıyordu. Mehmet Ağa, yeleğinin cebinden köstekli saatini çıkartıp baktı. Görev saati yaklaşmıştı. Son birkaç kişiden önce kahveden ayrılarak Gözlükule’ye doğru ilerledi. Tepenin eteklerinden yavaş adımlarla düşünceli bir şekilde yukarı doğru tırmandı. Kurtuluş savaşı zamanında Fransızlardan kalan top tepenin en düzlük yerinde duruyordu. Topun namlusu, Tarsus’un güneyine, Karabucak ormanına doğru çevriliydi.

Mehmet Ağa, topa yaklaştı. Elini topun koca namlusunun üzerinde gezdirdi. Üstündeki kabartmalı süslemelere baktı bir süre. Ardından işe koyuldu. Her zamanki tecrübesiyle topun içine önce fitilini yerleştirdi sonra barut doldurdu. Ancak bu kez barutu her zamankinin iki üç misli fazla doldurmuştu. Topun haznesine biriken barutu elindeki Harbi ile iyice sıkıştırdı. Artık Ramazan topu iftar saatine hazırdı. Kendine verilen talimat gereğince Saat Kulesi’nden gelecek sesi bekliyordu. Ayrıca bulunduğu yerden Saat Kulesi görünüyordu. Biraz daha bekledikten sonra Saat Kulesi’nin çanı vurmaya başladı. Mehmet Ağa hemen cebinden çıkarttığı çakmağı yakıp fitili tutuşturdu.  Zaten fitil kısaydı ve Mehmet Ağa top patlarken her zaman birkaç metre uzağında dururdu. Yine öyle yaptı. Fitil hızla yandı. Ateşin barutla buluşmasıyla birlikte patlaması bir oldu.

Top patladı! Top öyle bir patladı ki, Mehmet Ağa birkaç saat önce kahvede söyledikleri doğru çıktı. Topun patlamasını memleket değilse bile Tarsus’un tüm civar köyleri duydu. Top patladığında, İftarda topun sesini duyamamaktan şikâyet eden mahallelerin sokaklarında koşturan çocukların sesi her yerde yankılanıyordu, “Top atıldı, top patladı!” diye. Top öyle bir patladı ki, buna alışık olmayan Tarsus halkının çoğu “Hayırdır” deyip oturdukları yerden kalkıp sesin geldiği yöne doğru bakmadan edemediler.

Top öyle bir patladı ki, Gözlükule tepesinde yıllardır topu her ramazanda ateşleyen emektar Mehmet Ağa ile beraber patlamıştı. Top ateş alıp infilak ettiğinde aşırı derecede doldurulmuş olan barutun içerdeki sıkışması sonucu topun kendisi havaya uçup parçalanmış, kendisiyle birlikte Mehmet Ağa de havaya uçurup parçalamıştı. Olay Mehmet Ağa ne olup bittiğini anlamasına dair fırsat kalmamıştı. Her şey saniyeler içinde olup bitmişti Mehmet Ağa ölmüştü. Bu onun son top patlatışı olmuştu.

Olay, kısa sürede Tarsus’a yayıldı. Herkes hayretler içindeydi. Tanıyanlar ise çok üzülmüştü. Ertesi sabah ise artık neredeyse tüm kent olaydan haberdardı. Ancak topla birlikte havaya uçan Mehmet Ağa ölü bedeni neredeydi? Olay gecesi emniyet, Gözlükule’de sadece topun bazı parçaları ile birlikte Mehmet Ağa bazı organlarını bulabilmişti. Ancak ertesi sabah, gün aydınlandığında Gözlükule eteklerindeki evlerden ve yakın mahallelerden insanlar torbaların içinde ona ait organlar getirdiler. Bunlar bir araya getirildikten sonra Mehmet Ağa Şehir Mezarlığı’na defnedildi.

O günden sonra Ramazan ayı bitene kadar kentte ne top patlaması işitildi ne de bunun konusu oldu. Herkes sessiz ve hüzünlü bir yas içinde o ayı tamamladı.

Uğur Pişmanlık

Yazar: htabakan