2019-03-05 04:53:54
değişmeyen şeylere dair

Ä°lgili resim

Bir girizgâh filan yapmadan doğrudan mevzuya giriyorum ki ülkede gündem yıldırım hızıyla değişiyor, yetişene aşk olsun. Zagorun baltasından daha seri ve sert gidiyor! Darkwoodun bataklıkları adına… Ben bir yer buldum ve orada duracağım bu yazıda. Bu arada Zagor, okuduğum şu macerasında Kızılderili topraklarına girip silah satan ve ayrıca altın madenlerine ulaşmak için nehri dinamitleyip akışını değiştirmeye çalışan beyaz adam ve onların işbirlikçileriyle savaşıyor.

“Oryantalist bir kahramanın, (neticede kahramandır, İtalyan bir ürün olsa da Amerikan imajının bir cilasıdır işte) böyle bir beyaz adamın emperyal hesaplar içinde kan gölüne dönen sömürgeleştirilmiş ulusların kendi öz topraklarındaki mücadelesinde romantik bir figür olmaktan öte üslenecek bir rolü yoktur” gibisinden cakalı fiyakalı bir cümle kurmak yerine orada Zagorun baltayı koyup işi çözmesini son derece pratik ve çarpıcı haddizatında bir çizgi roman evreninde heyecan verici de bulurum. Zagor gider komşu Kızılderili köyüne, söz konusu süreçte yan çizmeden, silah tüccarlarını ve büyük altın arayıcılarını karşısına alma tehlikesini bir tehlike olarak saymadan işi çözmeye koyulur.

Hayal ile Hakikat

Evet, Zagor bir hayal olsa da hikâyenin içi son derece hakikidir ve çizgi bir romanda yaşandığından çok daha dehşetengiz bir hakikattir şuradaki. Zagor, sade bir baltasıyla gerçekçi bir Darkwood bölgesinin kendi kurgusallığı içindeki hakiki lideridir; adaletlidir, tutarlıdır, ormana oynamaz ve bu hak edilmiş bir liderliktir, sipariş üzere değildir, son tahlilde “İlahtır” ki delikanlının kralıdır; şu Hacivat Karagöz sahnesinde görüldüğü gibi acı hakikatin kurgusu değildir.

Ne diyecektim ben; Sacco ile Vanzettiden bahsedecektim evet ve güya girizgâh olmayacaktı. Fakat bir örnekten ana fikre yol almak da olağan işlerdendir yazma işinde.

Şimdilik mecazen satılmış ve kendine bir yol haritası çizilmiş adaletsiz hukukun veya hukuksuz yargının aslında siyasi iki kurbanıdır Sacco ile Vanzetti.

Hikâyeyi bir alıntı yardımıyla hatırlatayım dilerseniz;

Sacco ile Vanzetti ABDye gelmiş iki İtalyan göçmendirler. 1920de ABDde doruğa tırmandırılan komünist karşıtlığı ortamında soygun ve adam öldürme suçuyla tutuklanırlar. Dünya savaşının bitmesiyle ortaya çıkan işsizlik, düşük ücret, büyük sermayenin gittikçe büyümesine karşılık orta sınıfın hızla yoksullaşması ülkede huzursuzluğun büyük ölçüde yaygınlaşmasına yol açar, 1918de 1 milyon olan grevci işçi sayısı 1919da 4 milyona yükselir. İşçiler grevlerde ekonomik haklar yanında demokratik haklar da talep etmeye, kimi endüstri kollarının millileştirilmesini istemeye başlarlar. Gelişen radikal hareketlerin geriletilmesi için yoğun bir baskı ortamı yaratılır. 2 Ocak 1920de 70 kentte aynı anda gerçekleştirilen baskınlarda 6000i aşkın ilerici tutuklanır. Solcu partilerin bütün binaları basılır, yöneticileri hapse atılır. Tutuklananlar kentlerin büyük caddelerinden kelepçeli olarak toplu halde geçirilirler. İşkenceler ayyuka çıkar. Basının da yardımıyla tüm ülke bir korku ve dehşet ortamına sokulur. 

Üye sayısı 5 milyona yükselen Klu Klux Klan da bu dehşet ortamına üzerine düşen görevi yapar.
Nicole Sacco ile Barolomeo Vanzetti göçmendiler. O dehşet ortamında, 5 Mayıs 1920 günü tutuklanırlar.
Üstlerine atılan suç iki maaş mutemedinin soygun amacıyla öldürülmesidir. İki
İtalyanın yargılanması Masachusetts eyaletinin başkenti olan Bostonda teatral bir seyirde iki ay sürer. Sonunda iki göçmen jüri kararıyla suçlu bulunup idama mahkûm edilirler. Bu yargılamanın -ve sonraki gelişmelerin- tüyler ürpertici ayrıntılarına burada yer vermeye olanak yoktur.

Suçsuzlar

Ki Sacco ile Vanzetti eli kanlı suçlular filan değillerdir, kayda Komünist işçi önderleri olarak geçmiş iki insandır. Yukarıda bahsettiğimiz o hukukun seçilmiş kurbanlarıdır.

Benzer olaylar 2. Dünya Savaşı sonrasında, 1950lerde Mc Carty dönemi olarak anılan yıllarda da yaşanır. Sadece ABDde değil ABD meşrebindeki hükümetlerin iktidarlarında bambaşka iklimlerde ve coğrafyalarda, enlem ve boylamda da tüm aynılığı, ortak idealin ortak başkanlığı ve şiddetiyle de yaşanır… Bu arada Obama vaktiyle: “...çok güçlü ortaklık, Afganistandaki işbirliği, sergilenen liderlik, demokrasiye olan taahhütler nedeniyle teşekkür…" filan demişti hatırlayınız. Tüm mütevazılığimle diyorum ki; o cenahtan gelen o teşekkürle ben muhatap olsaydım ulan nerede hata yaptım der ve mahcubiyetten darabayı indirir, bir dilenci kral olarak hayatıma devam ederdim. Ya da bir çizgi romanda, gider Darkwood ormanında Zagor ve Çiko ile takılırdım, bir şeyler öğrenirdim Zagordan, o teşekküre de bir daha maruz kalmazdım;)

Evet! Zagor var ya, harbi yiğit adamdır. Komşusu olan Sauk Kızılderilileri zor durumdadır ve onlar kötü ruhların da tacizindedir. Beyaz adam da o topraklara göz dikmiştir. Bu yetmez gibi işbirlikçi bir muhalif olan Tek Gözün içten tazyiklerine de maruz kalmıştır kabile ve Zagorun eski dostu Kara Baltanın yardıma ihtiyacı vardır. Ne yapar Zagor? Gider ve dostuna yardım eder. Tek Gözün o işbirlikçi muhalif girişimlerinin yükselen baskısına da tav olmaz, beyaz adamın kirli hesabının muhasebecisi olmaz, insani ve vicdani olanı yapar, Darkwood bölgesinin barışı için elini değil gövdesini taşın artına koyar. Öyle!

Var ya; ister çizgi olsun, ister kurgu olsun, ister en yalın gerçeklik olsun; ister yanı başımız olsun; ister taş devri olsun, ister modern zamanlar olsun; ister “otokratik, totaliter, otoriter” iradeler olsun, ister ileri demokrasiler olsun o malum evrensel ve emperyalist ve ebedi hesabın çarkı tıkır da tıkır işliyor.

Her devrin de kendi kurbanları oluyor cellâtlarının yanında…

Zagor, Kızılderili ulusuna şöyle seslenir bir macerasında:

“Sancağınızı bırakmayın. Sizin kuşağınız sancağı tüm yeryüzünde kuramayacak kadar zayıf çıkarsa, o sancağı çocuklarınıza devredin. Bütün insanlığın geleceği için bir mücadeledir bu. Çok şiddetli geçecektir, uzun sürecektir. Kim bedenine rahat, ruhuna huzur arıyorsa bıraksın gitsin. Ne tehditler, ne de haklarınızın ayaklar altına alınması durdurabilir sizi. Hakikat zafere erecektir. Kaderin bütün ağır darbeleri karşısında, sizlerle birlikte onun zaferine bir katkım olursa, tıpkı gençliğimin en güzel günlerindeki gibi mutlu olacağım. Çünkü dostlarım, insanın en yüce mutluluğu, bugünü tüketmekte değil, dayanışma içinde geleceği yaratmakta yatar…” 

Koşullar ve mücadele şekli olduğu gibi duruyor ortada, aslında değişen pek bir şey yok on yıllardır.

Darkwoodun tamtamları adına. 

Eric Cantona 

Yazar: Editor