
Devrim Şarkıları
Yaza doğru bir geceydi, birazdan yıldız yağacaktı
Dolunaydı ay
Ve devrim şarkıları,
Akkapı kendi sokaklarında kaybolurken,
ayışığıydı
‘Dionysos Efendimiz, şu koca oyun Tanrısı,
Efendimiz Dionysos, şu koca şarap Tanrısı…’
Sessiz dağılmıştı sinema,
‘Baba’ yuvasını kurtaramamıştı
Ellerde nemli mendiller.
Memed, Aliço film öncesi konuşmasını yapmış
Bildiriler, silahlar karpuz sergisine saklanmıştı
-bizde (ben, Domdom Ali, Pusu Yusuf)
Bir dumanlı sevgili,
Kaskas’ta o bildirileri okuyabilme hayali-
Birazdan yazılama da başlayacaktı:
‘Mahir, Hüseyin, Ulaş /Kurtuluşa Kadar Savaş…
Tek Yol Devrim…’
Siz biliyorsunuz, bunları yaşadınız.
Sabahında o rüya gecesinin
Portakal çiçeklerinin kokusu
-kahvaltıda kaçak incir rakısı-
Pırıl pırıl gökyüzü
İşe giden insanlar, yolcu taşıyan at arabaları
Asker Bilal’ın kahvesi, Mısırlı Kemal’in hikâyeleri
Dinlediniz, hatırlarsınız
‘ki Dionysos Efendimiz şu koca oyun tanrısı…’
Ama ne olduysa oldu,
Öce sözler gitti, yazlık sinema kapandı sonra
Portakallar gitti çiçekleriyle
Bildiriler, sabun kokulu bir çeyiz sandığında unutuldu
Bir bir silindi yazılar
Ah, o aşk bitti
Herkes gitti…
İşte, mazimizden bir akşamüstü
Ben, Domdom Ali, Pusu Yusuf
‘atladık aşağı bahçenin çitini’
Portakal bahçesine daldık…
Bir düşteydik, biz hangi diyarda kaldık?
Sanki bin yıl sonra oturduk dut ağacının altında
‘ ve Efendimiz Dionysos şu koca şarap tanrısı’
Rakı içtik.
Terk edilmiştik hayat tarafından.
Ağlamadık.
Belki o yaz bitti;
Domdom Ali, Memed, Aliço, Pusu Yusuf
Ömürlerini alıp gitti…
Ama ayışığı…
Kendini yollara vurmuş devrim şarkılarıdır hala…
‘Dionysos Efendimiz, şu koca oyun Tanrısı
Efendimiz Dionysos, şu koca şarap Tanrısı
Bizi uçsuz bucaksız Frigya ovalarına saldı…’

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.


























