2012-02-15 22:50:12
enginar dıç işte

“Gazeteciler gurubunda dikkati çeken ve bugün de (1970) Küba’nın etkili politikacılarından olan Carlos Rafael Rodruguez’in tutuklu Rivero’ya verdiği şu cevap oldukça anlamlıdır: Dünya, oportünistlerin değildir! O, savaşmaya hazır olanlarındır!”

Bir profil üzerinde duralım bu yazıda, kendisinin birkaç yazısından alıntılarla1970’ten bugüne nasıl evrilmiş olduğuna bakalım.Bakabildiğimiz kadar bakalım.

[Kaynak;

Tiyatro 70 dergisi,

Sayı:6–7–9, Temmuz –Ağustos- Ekim1970]                               

“Popülizm Üzerine”

Temmuz yazısının başlığı şöyle “Popülizm Üzerine” ve Nejat Uygur ile tiyatro üzerine bir söyleşi yapıyor. Arada şöyle bir soru yöneltiyor Nejat Uygur’a: “Devrimci politik tiyatro üzerine görüşleriniz?” Uygur da böyle yanıtlıyor kendisini: “Tiyatro ve politika birlikte bulunmaması gereken iki kavramdır.”

Zannederim ki o yıllarda bu cevap adamımızı hoşnut etmiyor.

Yazının devamındaki içerik şu şekilde sahne alıyor kendisinin analizinde:

“Bu tür tiyatroların tümü halka inmekle, halka yakın olmakla övünmektedirler. Aslında oynadıkları topluluklar ne işçi, ne köylü, ne de küçük esnaf ve bürokratlardır. Kültür ve beğenisi gelişmemiş, burjuvaya dönüşmekte olan garip bir orta sınıf buldular, ona oynuyorlar… Sonuç olarak sözünü ettiğimiz tiyatro türü belli bir siyasal düzene ve yapıya bağlıdır; belli sosyal şartlar içinde ortaya çıkmıştır. Elbette ki bir süre sonra değişen yapı ve şartlarda kendiliğinden ortadan kalkacaktır.”

(Bence burada devrime işaret ediyor adamımız; devrim olacak ve bu köhne topluluklar tiyatro tarihinin çöplüğüne gidecek diyor. Böyle derdi de, hatta ağırını da söylerdi, fakat o zaman içinde bulunduğu siyasetin terbiyesi buna müsaade etmiyor veya terbiyesi henüz bozulmamış. HT)

“Devrimin Doğruları”

Aynı derginin bir sonraki sayısında “Devrimin Doğruları mı Güner Sümer’in Doğruları mı?” başlıklı yazısında, yine bir söyleşiden sonraki tahlil bölümünde bakalım ne diyor:

“Bir sendikanın, toplu sözleşme görüşmeleri emekçiden yana sonuç vermeyince, üyelerinin çalıştığı işyerinde greve gitmesi onun en doğal hakkı ve görevidir. Bir anlamda grev, emekçi gücünün somut ifadesi olan sendikanın kendi kendini doğrulamasıdır.”

Alıntılarla gidiyorum bu yazılardan, hepsini buraya taşımanın bir anlamı yok. Fakat okuru yanıltmak için dokuyu bozacak, adamın demek istemediğini dedirtecek makaslamalar da yaptığımız yok. Genel fikir içinde en çarpıcı olan noktaları paylaşıyoruz. Şöyle:

“Asıl üzücü olan, son zamanlarda moda olan ‘birbirini karşıdevrimcilik ve işbirlikçilikle suçlamak hastalığının’ AST grevi gibi bir eyleme bulaşmış ya da bulaştırılmış olmasıdır. Bu tür suçlamalar yalnız ve yalnız devrimci cepheyi ufalayıp bölmekten, asıl karşıdevrimci faşist sürülerinin de bir kat daha güçlenmesini sağlamaktan başka bir şeye yaramamaktadır.” Doğru söylüyor.

“Şüphesiz, Hiçbir Devrim Hükümeti, Karşıdevrimcilere Böyle Adil Bir Duruşma Ortamı Sağlamamıştır”

Yine aynı derginin 9. sayısında, bir tür başyazıda Hans Magnus Enzesberg’in Havana Duruşması adlı oyununu değerlendiriyor. Önce olayın tarihsel yanı hakkında bilgi veriyor, okuyalım:

“Amerikan Gizli Servisi CIA, 17 Nisan 1961’de Küba’nın Giron Sahiline bir çıkartma düzenledi… Harekâtın amacı 1959 yılından beri devam eden Küba Devrim Yönetimini devirmek ve yerine Küba’daki Amerikan çıkarlarını koruyacak bir rejim getirmekti. Bu iş için ABD’ye sığınmış 1500 Kübalı karşıdevrimci kullanılmıştır.”

Bu arada Nazım Hikmet’ten bir alıntı yapıyor yazısına:

“…Küba’nın havasında ağır çiçek kokularıyla karışık leş kokusu dağıldı yani Birleşik Amerika Devletleri kokusu…”

Devam ediyor:

“Bu harekât dünya kamuoyunca ‘Domuzlar Körfezi Çıkartması’ diye bilinir. ‘Domuzlar Körfezi Çıkartması’ karşıdevrimciler ve CIA için kesin bir yenilgi ve acı bir hüsranla sonuçlandı. 72 saat içinde 1500 saldırganın 1133’ü tutuklandı, geri kalanları ise Zapata Bataklıklarında öldürüldü…”

(Tutuklular) “Vencimos- Patria O Muerte” ( Yeneceğiz- Ya Vatan Ya Ölüm) yazılı büyük bir yaftanın asılı olduğu tiyatro salonunda sorguya çekildiler. Silahlı milis askerlerinin denetiminde yapılan sorgular dört gece sürdü. Salonun aldığı ölçüde halk da sorguları izledi. Televizyon kameraları ve mikrofonlar, sorguları dakikası dakikasına bütün dünyaya iletiyordu...”

“Nitekim dört gece süren sorgu sonunda hepsi barakalarına döndüler. Şüphesiz, hiçbir devrim hükümeti, karşıdevrimcilere böyle adil bir duruşma ortamı sağlamamıştır. Bu koşullar altında her tutuklu inandığı düşünceyi rahatça savunmak olanağını buldular. Buna karşılık gazeteciler onların savunmalarını çürüttüler ve gerçeği onlara ve kamuoyuna bir kez daha açıklayıp ispatladılar.”

“…Değişik köken ve inançlara sahip bu adamların (karşıdevrimci tutuklulardan bahsediyor) birleştikleri tek nokta Küba Devrimine ve Sosyalizme ihanettir. Sorgularında takındıkları tavır genellikle inatçı bir idealizmdir. Hepsinin kendine göre idealleri vardır, mademki Başkan Castro “ İnsanın ideali uğruna çarpışması gerekir.” demiş işte onlar da bunu yapmışlardır… vb… vb… Yenilginin en hayvanca ifadesi olan mutlak inkara sığınan katil Calvino bir yana içlerinde çoğu burjuva değerlerine göre kültürlü ve ilerici kişilerdir.”

“Ve Komünizmi Yenecek Tek İdeoloji Hıristiyanlıktır”

İlerleyelim yazıda, bir başka alıntı:

“Rahip İsmael De Lugo’nun yazmış olduğu halka çağrıda geçen şu cümle özellikle ilginçtir: ‘Savaşımız komünizme karşı demokrasinin savaşıdır… Ve komünizmi yenecek tek ideoloji Hıristiyanlıktır.’(Ama hakikaten ilginç, değil mi? HT) De Lugo, İspanya İç Savaşında da Frankistlerin yanında çarpışmıştır… Amacının toprak ağalarını ve milyonerleri kurtarmak değil Meryem Anayı komünistlerden korumak olduğunu belirmişti. Okuyucunun kolaylıkla sezinlediği gibi, tutukluların kafa yapılarıyla Türkiye’de onlarla aynı paralelde olan kişilerin kafa yapıları büyük bir uyum içindedir… Gerçekten de karşıdevrimcileri yalnızca yobaz ve faşist sürüsü olarak nitelemek, büyük bir yanlışlığa düşmektir. Devrim öncesinin bulanık ortamında ‘ilerici’ vb olduklarını ileri süren bazı çevreler, artık kesin bir tavır takınmaları ve devrime katılıp katılmamaları söz konusu olunca, kolayca devrimin karşısına düşmektedirler. Bu Küba’da da böyle olmuştur, dünyanın birçok ülkesinde de…”

“De Lugo’nun sözleri zaten ufak değişiklikler ‘Uhuvvet, Fütüvvet, İçtihat’ gibi birtakım paçavralarda her dakika okunduğunda artık kanıksanmıştır…”

“Özellikle bu açıdan, Havana Duruşması her devrimci tarafından büyük bir dikkatle ve ibretle okunması gereken bir metindir. Kübalı karşıdevrimciler ve onların başka sütkardeşleri arasında kurulacak her paralellik, devrimci cephenin gözünü biraz daha açmalı, devrimci safların biraz daha sıklaştırılmasını sağlamalıdır.

Gazeteciler gurubunda dikkati çeken ve bugün de (1970) Küba’nın etkili politikacılarından olan Carlos Rafael Rodruguez’in tutuklu Rivero’ya verdiği şu cevap oldukça anlamlıdır: “Dünya, oportünistlerin değildir! O, savaşmaya hazır olanlarındır!”

Nedir?

Ne ki adamımızın 1970’ten bu güne değindiği ve eleştirdiği noktalarda ve vaktiyle durduğu yerde değişen bir şey olmamıştır, sorun ve çözüm aynılığıyla cascavlak ortadadır.

Küba Devrimi yine oradadır, Amerikan tezgâhları yine yanı başımızdadır, tiyatronun dramı kültür bakanlığı düzeyinde aşikârdır, burjuva cahilliği aynı derttir, karşıdevrimciler hala vardır ve daha güçlüdür, grevler yine grevdir ve oradaki amaç bir oportünizme tenezzül etmemiştir, devrimin doğruları değişmemiştir. En büyük düşman orada hala komünizmdir ve fikirlerince mücadele şekli şümulü kendisinin yazdığı gibi“Uhuvvet, Fütüvvet, İçtihat menşeli birtakım noe paçavralarda her dakika okunmakta”dır,  işbirlikçilik, döneklik tavandadır. Yahu mesele, yine meselenin kendisidir!

Değişen?

Değişeni biliyoruz, değişmenin niçin olduğunu da… Bir boyutuyla kendisi yazmış yukarıda zaten, bir daha alalım: “Devrim öncesinin bulanık ortamında ‘ilerici’ vb olduklarını ileri süren bazı çevreler, artık kesin bir tavır takınmaları ve devrime katılıp katılmamaları söz konusu olunca, kolayca devrimin karşısına düşmektedirler. Bu Küba’da da böyle olmuştur, dünyanın birçok ülkesinde de…”

Kim mi idi bu cevval devrimci, yani devrinin devrimcisi?

Engin ARDIÇ!

Şimdinin bir nevi uhuvvetçi fütüvvetçi içtihatçı Rahip İsmael De Lugo’su ya da Domuzlar Körfezi’nin karşıdevrimcisi Rivero’su…

Yazar: htabakan