2009-05-31 13:32:08
ezdirmem sana kendimi
Not: Bu yazıyı okurken Ahmet Kaya’nın “giderim” şarkısını dinleyiniz sevgili Adanasporlular… Bu da bağlantısı, iki tıklamada ulaşınız…

Dönmeyin

  1. Bayram Akgül kesin konuşup “Dönmeyeceğim” dedi. Hakikatte beklemediğimiz nihai bir karardı bu. Çünkü başkanın kolayca pes edip gideceğine ihtimal vermiyor veya vermek istemiyorduk. Hatta basında geçen “kadro oluşturuyor” sözlerine yürekten inanıyorduk. Veya inanmak istiyorduk. Taraftarın çoğunluktaki duygularıydı bunlar.
  2. İnternet âleminde Adanasporluluğun en iyimser sayıyla yüzde biri temsil ediliyor. Yani orada konuşulanlar koca bir okyanusun damlacıkları. Asıl mevzu işyerlerinde, evlerde, sokaklarda, okullarda, her köşe başında, iki Adanasporlunun bir araya geldiği her yerde, kederli rakı masalarında dönüyordu. Tanık oluyoruz da yazıyoruz.
  3. Bu konuşmalarda herkes fikrince birtakım yaklaşımlarla çözümler üretiyor veya işi bir çözümsüzlük noktasında görüyordu. Ama başkanın döneceği izlenimi veya isteği egemen bir yaklaşımı oluşturuyordu. Altını çizerek yazıyoruz bunu: o tür yaklaşımların hiçbiri, başkana bir biat değil Adanaspor’a ve Adanasporluluğa olan bir tutkuydu. Ki biat tabiatımızda olmayan bir histir. Hep yazdık güzel günler gördük onunla neden devamı olmasın diye. (Bir de başkanın Adanasporluluğuna olan tam inancımızdı. Sevdik Bayram başkanı, buydu bağ. Tribüne gelip oturmasını, son ana kadar inancını yitirmemesini, örneğin Nevşehir’deki turnuvada oraya giden taraftarın elini sıkıp “hoş geldiniz” deme inceliğini göstermesini, hele Gaziantep’teki Gaski maçında protokol tribününde “Adanasporluluğa” yapılan bir sataşmadan sonra kavga edip yine rakip tribüne yani Adanaspor taraftarının yanına gelişini, yan yana sigara içişimizi, gollerde omuz omuza sevinişimizi, son dakikaların gerginliğini aynı metrekarelerde yaşayışımızı sevdik. Deliliğimize eş deliliğini sevdik.)
  4. Süreçte duygu ve düşüncelerimizi kimseleri mümkün olduğunca incitmeden ifade etmeye çalıştık. Başkana herhangi bir olumsuz eleştirimiz olmadı. Sadece baştaki “söz ve eylem” çelişkisine sitem etmiştik. Sonra başkanın açıklaması geldi. Tamam, yaklaşım budur dedik, taraftar tenzih edilmiştir dedik.
  5. Ama son açıklama yine bizi başladığımız noktaya getirdi. Şöyle diyor sayın başkan: “Ben tek başıma sadece Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’ın katkılarıyla bu takımı nerelere getirdim. Ancak bana bile sahip çıkmıyorlar. Benim koltuğumu kırıyorlar. Ve bunlar cezasız kalıyor. Benim de bir dayanma gücüm vardı ve o da tükendi.” Böyle diyor. Şimdi biz aynı eleştirimizi yine yapacağız. Bu konuşmanın son sözleri taraftarın genelini yine kurtlar sofrasına atmaktan başka bir şey değildir. Hiçbir başkan yedi kişinin veya yetmiş kişinin eylemini oradaki on bin kişiye ve stat dışındaki on binlerce kişiye fatura etmez, edemez. (bakınız Karşıyaka, balkınız Van…) Hem bunu yapan bir avuç kendini bilmez demek hem de bu açıklamayla taraftara yüklenmek olsa olsa “ne dediğini veya ne yaptığını” bilmemektir. Yani hem üç beş çapulcu demek, hem de aynı noktadan çekip gitmek tutarsız eylemlerdir, taraftarın hepsini itham etmektir.
  6. Söz ve eylem işte bu noktada çelişmektedir.
  7. Diyor ki sayın başkan bunlar cezasız kalıyor. Biz ne yapalım, video kayıtları var onların, kimler olduğunu saptayıp ayaklarına mı sıkalım yoksa ilgili kurumların soruna yasalar çerçevesinde müdahale etmesini mi bekleyelim.
  8. Sayın başkan diyor ki “Bana bile sahip çıkmıyorlar.” Sayın başkan siz olaya istediğiniz yerden bakın ama o sahaya giren her bir taraftar aslında size ve sizin emeğinize sahip çıkıyordu. Sezon boyunca gasp edilen haklarımızın hesabını; yöntemini, beğenin veya beğenmeyin, o sefil ve rezil hakemlerden o son maçta soruyordu. Bu sahip çıkmaktan başka bir şey değildir.
  9. Aytaç Durak’tan bahsediyorsunuz, özellikle Bolu maçında taraftar Aytaç Durak’a gereken hürmeti göstermiştir. Bizce fazlasını bile yapmıştır.
  10. Sahip çıkmaktan kasıt nedir tekrar soruyoruz. Ama siz cevaben sahaya atlamalar, koltuklar diyorsanız sahiplik, sahipsizlik meselesini burada kilitliyorsanız bu noktada anlaşmamız mümkün değil.
  11. Sayın başkan, yerel basında size yapılan saldırıları kendimizedir bilip saf bir Adanasporlulukla arkanızda durduk. Devre arası olaylarında futbolcuların veya giden hocanın haklılığını-haksızlığını sorgulamadan kendi ilkelerimizle bile çelişerek yine sizin arkanızda durduk. Hatta bu arada takımı etkileyecek olumsuz eleştirileri bile yine bir Adanaspor meselesiyle önlemeye çalıştık. Kol kırılır yen içinde kalır dedik… Sayın başkan bunlar sahip çıkmak değil de nedir. Maddi gücümüz olsaydı veya taraftarın maddi gücü bu işi çevirmeye yetseydi zaten mesele bu noktaya gelmezdi. Biz yapacağımızı maça gelerek yaptık. Gelen seyirciyi de azımsamayın lütfen. Süper ligde şampiyonluğu kovalayan bir taraftar kitlesi dördüncü, üçüncü, ikinci liglerde bile o güzel mazinin acısına tuz basarak yerini aldı tribünde. Çok güzel günler görmüş bu taraftar bulunduğu konuma göre gereken ilgiyi göstermiştir. Son ana kadar tribünde görevinin başında olmuştur. Bu sahip çıkmaktır.
  12. Ama bizden size veya Aytaç Durak’a biat etmemizi beklemeyin. Saygı duyarız, sevgimizi gösteririz, vefalıyız ama bunun ötesinde bir şey istemek, kendinize bu taraftarı biat ettirmek onları haysiyetin en geri saflarına itmektir. Bunu ne Adanaspor taraftarından bekleyin ne de herhangi bir insan evladından isteyin.
  13. Sayın başkan son sözlerinizle yine taraftarı hedef tahtasına koyup adeta sizden sonraki bir oluşuma engel oluyorsunuz. Belki bilmeden yarattığınız o imaj olası yeni oluşumda taraftar aleyhine birtakım duyguların meydana gelmesine neden olacaktır. Biz, sizin veya Aytaç Durak’ın çizdiği profilde bir taraftar kitlesi değiliz. Lütfen bu konu hakkında en azından üç yılın hatırına daha insaflı konuşunuz.
  14. Kadro oluşturma konusundaki o alaycı sözleriniz aramızda adeta bir buzdağı oluşturmuştur. Bakın herhangi bir taraftar en gencinden en yaşlısına kadar en sıradan takımından Barcelona’sına kadar takımı için planlar yapar, hayaller kurar… Bu futbolun en evrensel duygusudur. Bunun karşısında “kadroyu oluşturanlar takıma bir de başkan bulsun” demek tüm o duyguları ezip geçmektir. Alay etmektir. İçimizdeki son şarkıyı da bitirmektir. Hayır, bu artık kesin olarak dönmemenize dair bir son değil, o sözlerdeki tarzınıza ilişkin bir kırılmanın sonudur
  15. Sayın başkan, Adanaspor taraftarı size de takıma da kulübe de sahip çıkmıştır. Siz her defasında koltuklar vs. dediniz. Biz de her defasında bu işler size sahip çıkmamak değil dedik. En nihayetinde ortada bir “ihanet” vakası var ise inanın bu taraftardan size karşı yapılan bir eylem değildir. Ama işte son nefeste bu vakanın ters istikametini düşünmek pek ala mümkündür. Yani yarı yolda kalan, sahipsiz olan Adanasporluluğun bizatihi kendisidir. Lütfen hala mağdur olduğunuzu düşünmeyin.
  16. Dönmeyin…
  17. Dönmeyin çünkü hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
  18. Giderken Adanaspor’a verdiklerinizin yanında bu Adanaspor’un size verdiklerini de kefe’nin diğer yanına, sonra elinizi vicdanınıza koyun ve gidin. Hatta şöyle bir önerimizle gidin. Bu işten elbette bir keyif aldınız. (Ayrıntılara girmeye gerek yok, her bir Adanasporlu bir gün Adanaspor başkanlığının hayalini kurup o heyecanın ve onurun bir parçası olmak istemiştir, bu manada bir keyif.) Şimdi o keyif üzerine gidin İstanbul’da bir 3. lig takımını alın ve “tek başınıza” Adanaspor’u getirdiğiniz noktaya getirin. Ama olası olaylarda orayı böyle yarı yolda bırakmayın… 
  19. Dönmeyin, gidin fakat “ihanetin, kendi sırtınıza sapladığınız bir hançer olduğunu” bilerek gidin.
  20. Taraftarı suçlamadan, yahu benim maddi gücüm bu kadar, diyerek gidin.
  21. Size olan vefa hissimiz bakidir, lakin sevgi ve saygımızı bitirmeden gidin.
Yazar: Editor