2011-02-01 21:41:31
farklı görüşler

Kol Kırılır ama Yen İçinde Kalmaz

Adanaspor tarihinin en önemli başkanlarının başında gelir Bayram Akgül. Fikrim budur, katılmayan olabilir. Tartışmaya hazırım. Bu sezon tribünden bakıp gördüğüm kadarıyla önemli hatalar yapmasına rağmen Bayram Akgül’ü öyle kıyasıya eleştirmeye hala elim varmıyor. Sevgi deyin, vefa duygusu deyin, empati deyin…

Tabi böyle girizgâhlar hep bir “ama”ya bağlanır. Bağlıyorum.

Ama, Tolgahan’ı kazanma konusunda bu kadar ısrarcı olunmasına katılmıyorum. Mesele orta parmak meselsi de olmasın varsın. Sadece kaleciliğiyle bile değerlendirirsek onu kazanmaya çalışmak zaman kaybından başka bir şey değil.

Orada kazanılacak bir Zülküf de var öyle bakınca. Onu kazanalım lütfen. Bir kere Tolgahan’dan hiç de yeteneksiz değil. Ki Tolgahan’daki yetenek de fazlasıyla tartışılır. Bir kere bu taraftar o kaleciyi ilk hatasında veya ikinci hatasında, ya da üçüncü hatasında, hatta on dördüncü hatasında protesto etmedi ki. O malum Karşıyaka maçındaki cinayetinden sonra bile, döndüğünde ertesi hafta  “Adana seninle gurur duyuyor” diye bağrına bastı. Gurur duymak da ne demekse veya niyeyse…

  • Ve biz asıl Adanaspor’umuzu kazanalım.
  • Adanasporluluk ruhumuzu kazanalım,
  • çünkü bu kadro o ruhu fena hırpaladı.
  • Geçen sene ile kıyas kabul edilmez bir fark var o ruhta.

Sebep? Takım kaptanı veya kaptanları. Aradaki fark bu... Geçen seneki İlyas’ı beğenin beğenmeyin, ama ben mumla arıyorum. Yedek kulübesinde bile takım için çırpınıyordu. En yakın tanıklar geçen seneki uyumun baş mimarlarından birinin İlyas olduğunu vurguluyordu.

Geçen sene genç arkadaşlarını koruyup kollamak için kart görüp taraftarın gözünde fena duruma düşmeyi göze alabilecek kadar yürekli bir Onur Demirtaş vardı. Şimdi kendi hakkını bile aramakta zaafiyet gösteren fazlasıyla kokmaz bulaşmaz bir kaptan var. Sahi -marifet değil ya- kart filan gördümü acaba, öyle hırslanıp kazanmak için kendini oyuna kaptırdığı bir esnada veya hakem bizi baskı altına alırken bir kaptanlığın icabiyetinde o baskıyı kırmak için hakemle didiştiğinde... Ki bir takımın hakkını korumak için hakemle rakiple didişmek ayıp değil günah değil... Zannedersin ki futbolcu değil konsolos... (bu arada konsolos sözünde bir hakaret yoktur, fazlasıyla centimen manasında, gereksiz centilmenlik yani... bu aralar sahada ihtiyacımız olmayan kibarlık...)

Neyse, demem o ki eskiden öyleydi mücadele, şimdi ne var? Tatsızlık, bölünmüşlük, bir nevi çeteleşme… Şimdi, en kritik zamanda gelen beraberlik golüne bile sevinmeyen bir kaptan… Yedek kulübesinde ya ve görmeyeceğimizi, fark etmeyeceğimizi zannediyor ya… Ah ulan…

_______________________

Sevgili Serkan Şenyürek’in yazdıklarına bu kez katılmıyorum.

Tolgahan üç golde de hatalıydı. Birinci golde kurdurduğu barajın zafiyetinde ve kapattığı köşeden gol yedi. Kaleye biraz ciddi gelen ilk topu içeri aldı. Sormak lazım kaleciye, kaleci dediğimiz ne iş yapar? Onun kurtardığı toplar her hafta otuz kırk kere amatör maçlarda da kurtarılıyor. Hatta halı sahalarda... Geçelim. İkinci golde bir türlü kendine yer bulamadı, bilinçsizce o çizgide gidip gelirken doğaldır ki yarı kontrpiyede kaldı. Üçüncü gol de zaten bacak arası, daha ne olsun.

 _______________________

  • Adanaspor’u seviyoruz.
  • Adanaspor’un istikbalini seviyoruz.
  • Adanaspor’un mazisini zaten seviyoruz.
  • Adanasporluluk ruhunu seviyoruz.
  • Bir Adanaspor meselesini seviyoruz.
  • Bir maçlık, gol için, şampiyonluk uğruna değil ilelebet seviyoruz.
  • Kendimizden çok seviyoruz.
  • Yokken de seviyorduk.
  • Yine yok olsa yine seveceğiz.

Ama Adanaspor’a yakışmayan işleri ve isimleri sevmek zorunda değiliz. Bir 3 puan için de olsa bir Adanaspor istikbalini kökten dinamitleyenleri sevmiyoruz. Sevmeyeceğiz. Adanaspor ne mağlubiyetler aldı, dert ol değil ki, derdimiz Adanaspor’un bir Bülent’e bir Tolgahan’a, bir Osman Ö’ye feda edilmesidir.

  • Yoksa, zannedildiğinden de çok seviyoruz Adanaspor’u.

Kol kırılır yen içinde kalır günleri çok geride kaldı. Bu meseleyi konuşup tartışarak aşmak zorundayız.

____________________

Bir de Ahmet Görkem Görk çıktı başımıza. Neymiş, gol atmış sonra tribünün yuhaladığı sevgili arkadaşına golü hediye etmek için sahayı geriye doğru kat etmiş. Ne güzel bir davranış... Asilce ama boş… Ondan sonra ne yaptın efendi diye yine sorarlar. Yoksa diğer iki golü bize kapak olsun diye mi yediniz? Arkadaşınıza sahip çıkmak istiyorsanız onun kendine bir çeki düzen vermesine yardımcı olun veya “yahu Zülküf de arkadaşımız, Tolgahan moralsizdir beklesin, bu arada o dursun kalede” de diyebilirsiniz, gerçekten arkadaşınızı, takımı, camiayı, Adanaspor’u, bir Adanasporluluğu düşünüyorsanız.

  • Tamam, tribüne oynamayın,
  • sevmeyiz zaten öylesini; 
  • ama tribünle de oynamayın...

_____________________

Bir mesele de şudur! Taraftarın yer yer bazı noktalarda dillendirdiği gibi takım içinde böyle bir çeteleşme var mıdır (bence vardır, Efecan’ın, gidişine sevinsem de Metin’in, Emrah’ın, Ahmet’in gidişlerinde ya takım içi kliklerin-egemen klik’in ya da Mossad’ın parmağı var, Mossad olmayacağına göre…)? Varsa niyet nedir, takımı Bayram Akgül’den mi devralacaklardır? Darbe mi olacak (ki bence o darbe oldu bile), menajerliğe mi hazırlanmaktadırlar? Aslında Adanaspor düşmanı olup o fena günlere dönmemiz için bir gizli mücadele içindeler midir? İşin içinde dış güçlerin parmağı mı var? Nedir yahu mesele?

  • Bu meseleyi ya Bayram Başkan çözecek, çünkü Osman Ö’nün herhangi bir hükmü yok,
  • ya da erim erim erimeye devam edeceğiz…

Ya bir irade çizecek kaderimizi

Ya da iradesizlikte çözülüp gideceğiz…

Bunun orta yolu kalmamıştır…

__________________

__________________

(Bir parantez açıyorum ve meselenin bambaşka bir boyutuna, insani yönüne geçiyorum, gerekirse kendi adıma bu satırları Tolgahan tartışmasının soz sözleri olarak kabul ediyorum...

Bir de gerçekten Tolgahan'ı kazanmak istiyorsak onu gündemden düşürmek zorundayız. Birkaç hafta kulübede bile olmamalı. Yoksa bu kadar ısrar ederlerse onu oynatmakta, onun kendi dünyasında yaşayacağı travmalar daha yıkıcı olabilir potansiyel hatalardan-olası onca tepkiden sonra. Vazgeçelim futboldan bilmem neyden... bırakalım kaleciliğini filan, onu önce bir şahıs olarak kaybetmeyelim, onca eleştirime rağmen yazıktır üzülerek yazıyorum, bir kurbana dönüşmesin... çözüm O. Özdemir'de, gibi... ya da Başkan'ın kendisinde, bilmiyorum...)

Yazar: Editor