2011-03-30 11:53:36
farz edelim ki

Olayların adamı Emre ile “sanal” bir röportaj yaptık. Güya biz sorduk, o da yanıtladı… Yayınlıyoruz bu asparagas röportajı. (Lütfen ciddiye almadan okuyunuz.)

http://www.bilderkiste.de/galleryscript/gallery/cliparts/fussball_schiri_rot.gif

Emre, bize Adanaspor’a gelişini anlat.

Malatya’daydım, Adanaspor’un dönüşünü ve iddiasını gördüm, birçok teklife rağmen Adanaspor’un o muhteşem havası beni de çok heyecanlandırmıştı ve burayı tercih ettim. Aradaki ‘git/gel’lerime rağmen iyi ettim.

Çıkışını değil de inişini gördük şu 3 senede, sence sebep nedir? Oysa seni de Ersan gibi 3 büyüklerden birinde görmek isterdik.

İnanın ben de isterdim. Ama evdeki hesap çoğunda çarşıya uymuyor. Bende de uymadı. Keşke uysaydı, hepimiz kazanırdık.

Bir konsantrasyon meselesi olabilir mi veya bir camiaya aidiyet duygusunun eksikliği… Sanki futbola değil de bireysel sporlara daha uygun bir halin var senin.

Küçükken judocu olmak isterdim hani. Karate Kit’e hastaydım. O olmadı, futbolcu oldum, arada o tarafa kaçar gibi oluyorum. Yani şu Denizli maçı: ((

Taraftar maça senle başlıyor ama maçı sensiz bitiriyor; yani üçlük çektirerek başlıyorsun, bazen de yuhalarla bitiriyorsun.

Valla ben de ambale olmuş durumdayım. Ama hiçbir şey sebepsiz değildir hayatta. Vardır bunun da bir nedeni. Yaşım daha genç, öğreneceğim incelikler, aşacağım meseleler mutlak var. Ama sahada formam için savaşırım, taraftarı en azında bunu fark etmesini beklerim, örneğin topsuz alanlarda, anlarda neler yaptığımı. Yoksa ben de hoşnut değilim son zamanlardaki performansımdan. Aslında K. Kılıç’ın dediği bir manada doğru, bir takımı 1.Ligde şampiyon yapabilecek çapım var, tabi bir takım oyunu anlayışı içinde. Galiba, 35’ime filan geldiğimde “keşke şimdiki aklım o zamanlar olsaydı” diyeceğim ben de…

Olacak işleri kaçıyor, olmayacak işleri yapıyorsun.

Ne manada?

Hem gol atma-kaçırma, hem de kartlar, desek…

Hakikaten enteresan haller yaşıyorum. Örneğin o Manisa maçında deplasmanda, 9. dakikada 2. sarıdan atıldım. Fakat o maçın tekrarına bakan aslında Fırat Aydınus’un, önceki haftadan üzerinde kalan bir Arda Turan ezikliğini benim cismimde onarmaya çalıştığını görür. Yani o hakem Arda’ya yapamadığını bana yapmıştı. Sonra Karşıyaka maçındaki hakem benim pozisyonumdaki penaltı kararının altında kaldı, o kararını içine sindiremedi ve beni ilk fırsatta attı. Kaçan gollere gelince; sahi, o goller nasıl kaçtı ki? Anlayanın… Galiba bulunduğumuz durumun stresi bana da çöktü, golü bir an önce atayım diye panikleyip bir anlamda çuvalladım. Yani o Samsun maçındaki pozisyonlar aklıma geldikçe kahroluyorum.

Peki, son maçtaki kart?

Adam ense köküme inince galiba bir bilinç kaybı yaşadım, ne bileyim. Hatırlamıyorum bile o anı desem, acaba yırtar mıyım: ))

O röveşata golü?

Aslında önceki maçlarda atacağım bir goldü, kısmet Denizli’ye oldu. Kırmızıdan vaktim kalırsa daha çok atarım böyle goller.

Sahi, 3 sezondur kaç maçta yalnız bıraktın bizi, saydın mı?

Mevzu değiştirsek: ))

Peki taraftar?

Ben onları anlamaya çalışıyorum, onlar da beni anlamaya çalışırsa daha iyi anlaşırız.

Yani?

Yani, maçın içinde kaptırıp gidiyorum o hırsla, duygular belli bir yorgunluktan sonra aklı, sağduyuyu teslim alıyor. Taraftar işte bu sırada beni, bizi hepimizi motive etmeli ki irademizle olan bağımız protestolarla kopmasın tersine, destekle o bağ güçlensin.

Küme düşer miyiz, diye sormuyorum bile.

Söz konusu bile olmaz. İlk oynadığımız maçta affettireceğim kendimi.

Yemin et!

Kartlar çarpsın ki!

Peki, önümüzdeki sezon?

Ayarı sağlam ve gölgesi ağır bir hocayla bu takımın şampiyonluğunda önemli bir payım olur, diyorum.

Teşekkürler o zaman bu hayali sohbet için.

Ne demek! Ben de zaten şekerleme yapıyorum, zahmet olmuyor.

Ben de dördüncü dubleyi devirdim devireceğim, kafam güzel yani…

Maç izlemeye de öyle geldiğin söyleniyor zaten.

Valla iftira: )) Müsadenle ben kendimi alıp kaçayım o zaman;)

Yazar: Editor