2008-01-09 22:44:13
futbola bakarken

Televizyon ve Futbol

Televizyonlar futbolu sosyal bir olgu olmaktan iyice çıkarmış, en masumumuzun bile farkında olduğu, en vahşisinden beynelmilel bir ticari örgütlenmeye dönüştürmüştür.70’li yılların renkli hayatı, yazlık sinemaları, gazinoları, akşam oturmaları TV’nin tamamen yerleşmediği bir döneme denk gelir. Adana’daki eğlence mekânları varlıklarını sürdürebilecek bir yoğunlukla çalışmaktaydı. Bunun içinde nispeten iyi olan bir gelir düzeyi de vardı elbet. Kazanç veya geliriyle geçinebilen insanlar bu renkliliğin temel kaynağı olan orta gelirli ailelerdi. O yılları ve sonraki yılları nasıl yaşadık. Eş, dost, akraba,  komşu, mahalleli nasıl geçti bu dönemlerden? Temel gözlemimiz yanı başımızdaki bu insanlardır.70’lerin klasik yapıdaki bir Adana ailesi henüz geleceği güvence alma telaşı içinde değildi. Gelen gidene hemen hemen denkti ve henüz bir panik hali yoktu. Belki bu çevreye ve Adana’ya özgü bir haldi. Gerçi o dönemde enflasyon, devalüasyon, krizler vs.ler yok muydu? Elbette vardı. Buna rağmen belli bir alım gücü olan paranın sağladığı bir hayat standardı da vardı. 80’lerle birlikte 12 Eylül, Kenan Evren anayasası, Özal ve ANAP dönemi derken çehresi köklü bir biçimde değişen Türkiye resmi oluşmaya başladı. Özal meşrebi ülkede egemenleşti. Zaten 12 Eylül tüm dehşetiyle hüküm sürmekteydi. Kenan Evren cumhurbaşkanıydı. ANAP bir kâbus olup ülkeyi yozlaştıran, tüm ahlaki değerleri yok eden bir canavara devrolmuştu. (Ki bu canavar nihayetinde kendi kendini de yok etmiştir.) Benim memurum, esnafım işini bilir zihniyeti dürüst, emeğiyle, kazancıyla, geliriyle geçinen kesimi cenderesine alıp öğütmeye, ezmeye, yok etmeye başlamıştı.TV de egemenliğini yavaş yavaş ilan etmeye başlamıştı. Dallas’a rahmet okutan yaşam tarzları meşrulaştırılmıştı. Cumhurbaşkanı değişmiş, Kenan Evren yerine T. Özal cumhurbaşkanı olmuştu.Yazlık sinemalar bir bir kapanıyordu.Örneğin Adana’nın efsane Sular’ı canlılığını, şenliğini yok etmişti.12 Eylül ve Özal zenginlerinin türemesi gibi 80’lerin yoksulları da yoksullukları da yolsuzluklarla hayatımızın önemli bir parçası olmuştu.Artık sosyal hayat bir eski hayal olmuş, insanlar karın doyurabilme telaşına düşmüştü.TV, her anlamda çöken halkın tek eğlence kaynağıydı. Ve Özal, bu arada,  oradan kalemini gözümüzün içine sokuyordu.Yoksullukla birlikte şiddet ve bilumum adaletsizlikler veba salgını gibi memleketi teslim almıştı. Ve de enteresan ilişkilerin insanları futbol kulüplerinin başına geçmeye başlamıştı. Süreçte televizyonlar en kitlesel olan bu sporu kendi hareket ve menfaat alanına alarak taraftarı müşteriye, futbolcuların ekseriyetini da köleye çevirmiştir. Elbette hiçbir şey birdenbire ve kendi kendine olmamıştır. Evet, her şey değişmiştir; ilişkiler, hayatlar, insanlar, beklentiler yukarıda bahsettiğimiz üzere. Bu değişime uyum sağlayan şehirler, iş adamları, kulüpler ayakta kalmış, ötesi hazin bir yok oluş sürecine girmiştir. Birçok köklü Anadolu kulübünde buna tanık olunmuştur. Bu enstantanede de saf sevgiler sahnelenen alicengiz oyunun oyuncağı, sömürü aracı veya kamuflajı olmuştur. Toparlayalım, lafın yolu uzun.

Futbol’un sadece bir spor, hem de eğlenceli ve oldukça kolektif bir spor olduğu artık halı saha maçlarında iddia edilir olmuştur. Amatör takımların bile belli bir maddi güçle ayakta kalabildikleri bir futbol âleminde masumiyetin gerçek olduğunu ummak da gerçekdışı bir beklentidir artık. Ve yazımızı, Adanaspor sevgimizi kendi masum futbol dünyamızda yeşertip büyütüp koruyup kollayarak yaşattığımızı, yaşatacağımızı altını çizerek belirtip noktalarız.

Yazar: Editor