2010-10-29 22:34:57
geç kalmamış bir yazı

Acıyorsam Sana…

http://ul.gcg.me/files/2010-10/oral-calislar.jpg

Girizgâh Niyetine

“Yaşımız erdi kemale, dönelim gayri ol Recep’in cemale” diyecek halimiz yok şu referandumdan sonra, örneğin Oral Çalışlar’ın referandumdan çok önceleri yaptığı gibi; ama o omurgasız zevata bir çift lafımız olacak, namus borcudur...

1980 12 Eylülünün sivil ayağına 2010 12 Eylülünde çakıl taşı olanlardan biri olan Oral Çalışlar, kendinden önceki döneklerle açılan arayı kapatmak için takdire şayan bir gayret göstermiştir. Gerçi onu bizden daha iyi tanıyan ve izleyenlerin tanıklığına göre Oralcan bu dönüşü uzun zaman öce başlatmıştır zaten. Somut yansımasını ancak Ramazan arifeli referandumda idrak edebildik.

Hatırlatma Niyetine

Oralcık, “Portreler” adlı kitabının ( Çağdaş Yayınları, Aralık 1996, İstanbul) önsözünde şöyle diyor:

“Deniz gezmiş arkadaşımdı. Yaşıtımdı. 68’in ortak hayallerini onunla paylaşmıştık. Onu 23 yaşında astılar.

Yaşar Kemal, hep sevdiğim bir büyüğüm, ağabeyim. Onun romanlarını okudum, onunla dost oldum. Aynı toprağın insanı olmak, hele Çukurovalı olmak, Yaşar Kemal’in hemşerisi olmak bana hep onur verdi.

Aziz Nesin’le aynı ülkede ve onun yaşadığı yıllarda yaşamak ve onu yakından tanımak mutluluktu. Bu mutluluğu doya doya tattım.

Mehmet Ali Aybar, Türkiye’de sosyalizmin kitleselleştiği dönemin simge adıydı. TİP Genel Başkanı olarak TBMM’de 8 yıl gericiler demokrasi dersi verdi.

Sabahattin Ali, yüreğimizde kanayan bir yara. Onun esrarengiz ölümü hala ne büyük acı. Sabahattin Ali’nin ismi şimdi öldürüldüğü dağlarda. Başı dağ, saçları kar Sabahattin Ali’nin.

Yılmaz Güney, Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük sinema dehası. Filmleri ise hala kayıp. Cuntanın generalleri, bu filmleri ne yaptıklarını yıllardır söylemediler.”

Sual Etmeme Niyetine

Bunları Oral çalışlar yazmış, çok eskilerde değil, 1996’da. Ne hoş hisler değil mi? Ama bunları yazan bir insanın yazdığı o satırların arasında, o duygu ve düşünlerinin arkasında olması gerekmez miydi? Benim bu sorum da pek manasız ve sıradan oldu değil mi? Yukarıda geçen alıntıdaki sözlerin samimiyetsizliği gibi…

Oral Ç. yazı hayatının son dönemlerinde Akp tekneciğine binmeyi içine sindirebilmiştir. O cemaatle birlikte hareket etmekte bir beis görmemiştir. Olabilir. Elbette bunu bir sebebi vardır. Bakın Ertuğrul Günay bir bakanlık kapmıştır, tam da siyasi bir cenazeye dönüştüğü sırada.

Belki yorulmuştur kendisi, yılmıştır, ezginleşmiştir. Mümkündür, pek insani veya gayri ihtiyarı… Örneği çok ya, olağan kabul ediliyor.

Aman be, ben mi kurtaracağım dünyayı, deyip tatlı hayatçılar tayfasına bir demokrasi cengâveri kadrosuyla dâhil olmuştur. Ona Cengizlerle, Altanlarla, Hasanlarla, Mehmetlerle ve bir alay dönek dümbelekle güzel ve mesut bir hayat dilemekten başka yapacağımız bir şey yoktur.

“Şu referandum sürecinde paketin içini nasıl görememiştir, bu Akpcilerin ezelden beri, demokrasi ve hatta özgürlükle bir işi olmamıştır ve olamayacaktır, bunu nasıl anlayamamıştır? Sosyalist bir yazar sıfatıyla şu işbirlikçiliğini nasıl birleştirebilmiştir?”  şeklindeki teneke soruları yöneltmeyi gereksiz buluyorum. Demek ki adamcağızın nefesi ve nefsi buna yetmiştir.

Mektup Niyetine

Bak Oralcan, yukarıdaki önsözüne şöyle bir ayar verebiliriz 2010 Ekiminde (ki Ekimlerin anlamını unutmuşsundur gayri), bu da küçük bir tat olsun sana.

Deniz Gezmiş senin yaşıtın değil. O hala 23 yaşında ve hala devrimci. Sen kendi hayaline devam et, Deniz’den uzak kal, boyunu aşan yerlere gitme, sığ sularda dolan. Sen şimdi onu asan fikriyatla aynı gemidesin.

Yaşar Kemal bir Çukurova Destanıdır, hem de destancısıyken. Sen onun romanlarını yanlış okumuşsun be güzelim. Sanırım örneğin İnce Memed’i okurken kahramanların Abdi Ağa, Ali Safa Bey, Ali Saim Bey vs idi. Yaşar Kemal’in hemşerisi olmak bize onur verir, seni Çukurova’nın sıtmacı sivrilerinden sayıyoruz gayri. Artık, Yaşar Kemal olmaz! Sana Orhan Pamuk versek, ağabey arkadaş muhabbetinde, ha?

Aziz Nesin’in uğradığı zulmün baş aktörleriyle aynı sahneyi paylaşıyorsun ama Oralcan, bak şimdi selam verme zamanı, oyunun bir sahnesi bitti, yalnız öne çıkamazsın; çünkü figüranlar biraz beriden, azıcık kenardan verir selamı bilirsin. Yaşasaydı, Aziz Nesin zannederim ki seninle aynı ortamı paylaşmış olmaktan hicap ederdi. Seni şimdi ROK’a, Metiner’e filan havale etsek, veya orada bir alay Akp muhibbi var, çakma özgürlük ve demokrasi savaşçısı, başbakan kankası var. Oradan birileriyle eğleş.

Mehmet Ali Aybar’ın demokrasi dersi verdiği o gericilerle aynı fotoğrafta olmak nasıl bir histir be Hacı’m? Mehmet Ali Aybar devam ediyor o demokrasi dersine, ama sen dersten kaçıyorsun… Oralcığım, neredesin?

Bu nasıl bir cümledir, ne klişe bir ifadedir, ne sahte bir hissiyattır Oral Çalışlar: “Sabahattin Ali, yüreğimizde kanayan bir yara.” Gerçi 14 sene öncesi, henüz toysundur, edebiyat kokmayan, Yaşar Kemal misali has cümleler kurmak zaman işidir. Çalış olur. Sen şimdi kanayan o yaranın faillerinin karanlık koridorlarındasın (bak, nasıl ifade ama!), onlarla yan yanasın işte Oral Bey. O dağlardaki cinayetin parmak izinin en az yarısını çevrendeki örgütlenmenin tarihçesinde görebilirsin. Lakin evet, hâlâ başı dağ, saçları kardır Sabahattin Ali’nin. Peki, sen ne âlemdesin?

Yılmaz Güney! Yaşasaydı ve şu halini görseydi inan öyle bir “iki çift laf”ederdi ki sana, insan içine çıkamazdın. Şimdi 12 Eylül 1980’in sivil dönüşümünü yansıtan 12 Eylül 2010 cuntasının yamacında, modern Kenan Evren’in vesayetinde, sivil generallerin keyfiyetinde, bir ülkenin kayboluş filmine tanık olabilirsin; izin olursa da bu filmin senaryo ekibinde de yer alabilirsin.

Niyet Niyetine

Nedir? Biz askeri veya sivil tüm cuntalardan, davanın asıl sahipleri olarak esas hesabı sormak, o kara defteri dürmek için hep saflardayız. Korkma, o sırada kapın çalındığında sadece kulağını çekip “seni seni” diyeceğiz. Teslim olmana gerek kalmayacak yani!

Kitabında, alıntı yapmışsın Deniz Gezmiş’i anlatırken, Can Yücel’den, “Aşk Olsun Sana Çocuk” şiirinden. Biz de oradan bir alıntıyla bitirelim o zaman: Meşk olsun sana Oral, meşk olsun, ama;

“Acıyorsam sana...!”

Yazar: Editor