2012-08-05 08:20:26
gılgamış

2.Bölüm

Ancak Tanrılar Ebedi Olarak Yaşar

  • Enkidu cisimden yoksun bir hayalet, 
  • hafif bir soluk gibi yeryüzüne çıkar ve başına neler geldiğini soran Gılgamış’a: 
  • ‘Otur da ağla.’ der, 
  • ‘şu kıymetli bedenim şimdi eski bir giysi gibi, börtü böceğe yem oldu.”

Ya! Bu dehşet, Gılgamış’ı, öyle bir efkâra sokar ki. Neden yaşamak, saltanat neden, duvarlar, sedir ağaçları. Sahi, tüm hayatı boyunca hissettikleri neydi?

Hayat, artık onun bildiği hayat, şenlikli bir coşku değildi artık. Oysa güneş aynı yerden doğuyor, yine de battığı o yerden batıyordu. Yani yoktu aslında yaşamda değişen… Hassiktir ulan! Ne yani her şey hep aynıyken, öylece ölüp bitecek miydi Kral Gılgamış?

  • Aslında sorun, bildiğimiz, hep hissettiğimiz, çaresini bulamadığımız, kendisinden kaçamadığımız… 
  • Her şeye alışmış, her şeyi benimsemiş insan, yahu bir ölümü kabullenememiş, anlayamamış, hazmedememiş. 
  • Hayatın da en ağır yükü de bu değil mi bre! 
  • Ve 5000 Yıllık bir destanı da ölümsüz kılan yine aynı çelişki. 
  • İ.Ö. 3000 sıralarında yaratılmış bir hikâyenin İ.S. 21. yy’da yaşayan insanlara da nispeten hitap edebilmesi böylesi evrensel bir ‘korku’yu işlemesi ve Tanrıların insan âlemine biçtiği sonu ölüm olan role şöyle bir itiraz etmesindendir.

Peki ya ölümsüzlük…

“Oturmuş bir ağacın altına düşünüyordu / Canı sıkkındı sanki ölümsüz Utnapiştim’in / Belki de düşünecek bir şey kalmamıştı, ondan / Şaştı beni görünce, ne, ölümsüzlük mü, niçin? / Taşları kazıyıp altında yazılar arama / Süreklilik yoktur, bir söz yok sonsuza geçerli.” (Ölümsüzlük Ardında Gılgamış / Melih Cevdet Anday)

“Arayışı bitince insan da biter. Yaşamak yalnızca bir ağır yük olur. İşte bedeli ödenecek bir günah. Oysa ne güzeldir yağmur; üşümek ne güzel, ısınmak! Güneş ne güzel parlar, sonra portakal çiçeklerinin kokusu…”

  • Veya bir bakarsın 21. yüzyılın bir yerinde, 
  • mazisinde ne güzel şathiyeler olan halkın karşısında,  
  • iktidarın göbeğinde, sanatın muhafazakârlaşmayla olan imtihanında sınıfta kendi kendine kalan, 
  • muhafazakârlaşmaya (yoksa g.tü sağlama almaya mı desem) teşne sanatçı avatarlı kimi beberuhilerin gölge oyununda ne şenliklidir yaşamak. 
  • Nasıl olsa dönecek yer çok! 
  • (Bilmem, şu anlatacağım bir şeyin ölçüsü olur mu? Hatırlıyorum da, dandikten bir yarışma programında usta-hoca sanatçı(!) Yılmaz Erdoğan muhterem; Melih Cevdet’i en bilinen şiirinden bile tanıyamamıştı, “Bir çift güvercin havalansa, yanık yanık koksa karanfil” diye giden dizelerinde. Neyse!) 
  • Bu yazıyı, yine Melih Cevdet Anday’ın Ölümsüzlük Ardında Gılgamış, adlı şiirinin son dizeleriyle toparlayayım:

“Kayıkçı, sağ ol, getirdin beni kentim Uruk’a / Dilerim kendi yerine esenlikle dönersin / Çekmediğim acı kalmadı, bilmez misin / Yürüyen yıldız gibi insan, gökyüzü bitmek ki / Ölümsüzlüğü aramışım, laf, nasıl yaşardım / Aramasam, ö ölümsüz denen yaşıyor mu sanki / Ardışık günleri zaman sanmışım...” (Ölümsüzlük Ardında Gılgamış / Melih Cevdet Anday)

Sanat Devrimcidir

  • Muhafazakâr adam olur, 
  • muhafazakâr kadın da olur, 
  • muhafazakâr aileler olur, bu hayat tercihine saygısızlık yapan insan değildir! 
  • Biranın alkolsüzü gibi şenliklerin de muhafazakârı olur; 
  • muhafazakâr gazete olur, 
  • muhafazakâr radyolar olur, 
  • muhafazakâr bakanlar kurulu olur, başbakanlar olabildiğince muhafazakâr olur; muhafazakâr cumhuru reis, valiler kaymakamlar emniyet müdürleri polisler jandarmalar olur; demokrasinin bile muhafazakârı olur abiler; 
  • ama muhafazakâr sanat olmaz. 
  • Sanat, tabiatı gereği devrimcidir
  • bunu idrak edemeyen de bildiğin gericidir! 
Ne yani, bir meseleyi anlayabilmeleri için bütün bir sanat tarihini özet mi geçeceğiz hazretlere? 
Hay bin kunduz!
  • "Hep bizden, tanrılardan bilinir başa ne gelse 
  • Ölümsüzlüğü araması da mı bizden peki, 
  • Akıntıyla derin sulara ulaştı şimdi de
  • Dibe daldı, ayağına ağır taşlar bağlayıp
  • Kopardı dikenli bitkiyi, kana boyandı su
  • Buz gibi kuyuda yıkandı ve dinlendi sonra
  • Biz göndermedik yılanı çiçeğin kokusuna
  • Kaptığı gibi kaçtı deri değiştirip hayvan 
  • İkinci kez ağladı kral, öğrenmişti artık
  • Kendim için istemedim, yemin ederim, dedi
  • Götürecektim onu Uruk’un yaşlılarına
  • Bizi de şaşırttı bu söz, bunca eziyete katlan
  • Çölü, dağı aş, yaşlan, neymiş, yaşlılar içinmiş.” (Ölümsüzlük Ardında Gılgamış / Melih Cevdet Anday)

Böylece ikinci kez ağlar insan Gılgamış, kendi için değil, Uruk’un yaşlıları için ağlar; onların amansız derdine derman olamadığı için...

Kaynak:

Melih Cevdet Anday/ Ölümsüzlük Ardında Gılgamış/ Adam Yayınları/ 1.Baskı/ 1981/ İstanbul

Gılgamış Destanı/ N.K. Sandars/ Çev: Sevin Kutlu, Teoman Duralı/  Hürriyet Y./ 1.Baskı/ Eylül 1973/istanbul

Yazar: Editor