2012-11-01 19:48:46
gündemin gerisinden

Futbol-cu veya Futbolun Sahipleri                                                           

Konumuz Futbol ve Futbol-cu ve Alex. Herkes bir şey dedi. Birkaç cümle de benden gelsin konuya. Belki biraz panoramik bir yazı olacak, mesele değildir.

Futbol kim içindir?

Futbolun sahipleri kimlerdir?

Çok konuşulmayan ama çok kolay cevabı verilen bir konudur. Herkes hemfikir olarak futbolun sahibini taraftar olarak sayar. 

Çünkü taraftar, takım yense de yenilse de orada bir yerdedir.

Ben mevzuya kontra atakla gireceğim.

Futbolun öznesi, kralı, imparatoru, efendisi, beyi, virtüözü, profesörü, ordinaryüsü, sanatçısı, sihirbazı, uzaylısı, iyi adamı; ama kötü adamı, şikecisi, kölesi, metası, ruhsuzu, umarsızı duyarsızı, profesyoneli, paracısı… evet hepsi aynı anda ve aynı zamanda ve de aynı şahısta gerçekleşmese de futbolcudur.

Bakınız,

FUTBOL kelimesinden türeyen tek sıfat FUTBOL-CU’dur.

Yönetici değildir, taraftar değildir, gazeteci değildir, blogcu da değildir. Futbol ve futbolcu… O kadar net!

Dilin yapı biliminde durum böyledir.

Gerçekliği?

Gerçekliği de böyledir.

Bir kulüp futbolcusuyla büyür veya rezil rüsva olur.

Siz hiç sadece yöneticilerinin ismi, parası, kariyeri, karizması filan ile büyüyen takım gördünüz mü, sıradan futbolcularla evrenselleşen bir kulüp?

Kaliteli futbolcu olmadan büyük kulüp de olmaz, takım bile olmaz! Dünyanın basit denklemidir bu!

Konu; futbol/cu-luk ve Alex.

Şahsen o süreçte ben Alex tarafındaydım.

Alex ve FB arasında kimin kime daha fazla para kazandırdığı beni ilgilendirmiyor. Alex ve futbolu ve bırakın yaşarken oynarken efsaneleşmesidir bu yazının biraz da olsa ilgisini çeken.

O sıradan bir futbolcu olsaydı da futbol denen şeyin öznesi olurdu, etken olmayan öznesi. Kimselerin haberi olmadan da çekip giderdi.

O zaman taraftar futbolda nedir?

İşin keyfini çıkarandır. Acı çekerken de keyif almak! Ah ulan yalan dünya, hesabı. Aşk, aşk! Âşık olandır. Ki aşk da kendin içindir dünyanın her yerinde, Leyla’da, Mecnun’da, Romeo’da filan. Futbolda sürecin tribündeki tekil kişisi olsa da öyledir. Hiçbir mecburiyeti yoktur. İstediği oranda vermeyendir üstelik.

Sahada soğukta sıcakta, tozda çamurda, güzelim çimenlerde oynayıp alkışlanan da küfrü yiyen de futbolcudur. Taraftar ise sahadaki o futbol oynama hazzına birçok şekilde dâhil olandır, hariçten gazel okuyandır aslında. Cefa, vefa, aidiyet, biat, uğruna yollara düşmeler statları yakmalar, karda kışta formanın arkasından gitmeler… Evet! Hepsi kişisel bir tutkunun eseridir.

Çok seven çok üzülür, itidalli olan, kimi futbol kazalarını hafif sıyrıklarla atlatır. Kimse kimsenin kafasına silah dayamaz ki bir taraftarlık ölçüsünün yoğunluğunu oluşturmada. Hatta tam tersidir, herkes kendini en iyi en sıkı taraftar olarak görür. Son derece ciddiyim, bu doğru bir algıdır, her taraftar en iyi taraftardır kendi hesabında, çekirdekçisi bile. Adam öyle seviyor, bana ne!

Peki, büyük kulüplerin büyük taraftarı nasıl olunur?

Olaylara verdikleri akla ve vicdana uyan tepkileriyle derim.

Bence hem 3 Temmuz hem de Alex sürecinde FB taraftarı “sevdiğini kollama” duygusunda genelde hemdert olarak buna iyi bir örnek oluşturmuştur; kulüp, camia, vefa, futbolcu sarmalında…

Bir de aynı potada, sineye çekmeme olgusu vardır. FB taraftarı önce hükümetin sonra başkan ve hocalarının dayatmalarını sineye çekmemiştir.

Biraz daha genel bakayım konuya.

Taraftar, tekilde değil kitlede, bir olumsuzluğu sineye çekiyorsa bu hüsranı da beraberinde getirir. Kitlenin yıkımını… (Kapanmayı sineye çekmediğimiz günler kendi başına bir destandır, her şeyi unutmalı ama bunu hiç unutmamalı.)

Nedir bu? Şöyle açıklayayım: Örneğin GS’nin FB’den 5, FB’nin BJK’den 4, GS’nin BJK’den 3 yemesi karşılığı olan sonuçlardır. Bu esnada bir sineye çekme veya çekmeme söz konusu olamaz. Real, Barca’ya 4 de atar 4 de yer… Devlerin savaşında olağan neticelerdir. Sonra herkes evine gider uyur. Dert değil! Ama karşılığı olmayan bir sonuç, sorgulanmak zorundadır. GS, FB’den 6 yiyebilir ama örneğin gidip Elazığ’dan onun yarısını bile yiyemez. Hadi yedi diyelim, o zaman bunun taraftar nezdinde bir tepkisi olur.

Tamam, futbolun öznesidir futbolcu; hocası, yöneticisi diğer önemli unsurlarıdır futbolun. Ama benim sevdiğimi böyle rezil rüsva edemezsiniz de der taraftar. Ayık tutar muhatabını! Vakayı olmamış saymaz! Korur kollar sahiplenir, desteğini sürdürür, çağırır, alkışlar, ağlar, küser susar, bağırır, sitem eder, birbirinden farklı tüm tepkileri tekilde veya çoğulda gösterir ama yok saymaz o vakayı! Böylece büyük camia olunur.

İşte tam da bu anlarda taraftar futbolun “gizli öznesi” olur. Güzel bir Özne'dir bu!

Taraftar olarak da resmettiğimiz şey gerçekte budur!

Neydi?

Alex.

Alex kanımca haklıydı.                            

Taraftarı da haklıydı.

Aykut Hoca ve Aziz Başkan sürecin kaybedenleriydi.

Bu sonucu belirleyen de “gizli özne” olan taraftardı!

Yazar: Editor