2010-03-21 00:42:55
haftanın notları 1

Günlük

http://api.ning.com/files/gSBdqrzFGXdjpuRpRWVsEHGnEPGwEtf8A9VaUMxPEs1F8nryPt18-RCEjIATWchLOqdAjoxkTLjLK-8-HKr9UdJaslF-7jlt/mektup_gunluk_yazi_efkar.jpg

14 Mart Pazar

Giresunspor’a yenildik. Ne acı bir yenilgiydi. Kelimenin tam anlamıyla yaralandık. Takım sezonun en kötü futbolunu oynarken tribün tarihinin en kötü gününü yaşamıştı, tabi bu kişisel tarihimin en kötü tribünüydü ve tabi yine bence. Aynı akşam platformun bir organizasyonu olan Oğuz Atay’ın yazdığı “Tehlikeli Oyunlar”daydık. Faruk abi, Nadir abi ile ayaküstü konuştuk. Konu Giresun maçıydı. Aykut’la da benzer şeyleri konmuştuk tribüne dair. Tüm yük gruptaki çocuklarda, gereken destek maratondan gelmiyor. Oyun iki buçuk saat süren tek kişilik bir performanstan oluşuyordu. Müthiş bir sahnelemeydi, nasıl bir emek… Dizilerin bildik içerik ve temposuna alışmış olan genel seyirciye elbette ağır geldi bu tarz, bu durumu yargılamak fazla seçkinci olurdu. Aynı oyun bir buçuk saate sığdırılsaydı daha da etkileyici olurdu, diye düşündüm. Ama sonda yine ayakta alkışladım. İnternetteki problemden dolayı “son” fotoğrafları Pazar akşamı yükleyemedim, moral bozukluğu zaten tüm hisleri teslim almıştı. Bir tür veda yazısıyla günü tamamladım. Ne kötü bir pazardı öyle.

15 Mart Pazartesi

Her zamankinden erken gidip fotoğrafları yükledim. Tribün kırgınlığına dair bir yazı ile tamamladım fotoğrafları. Bundan sonra daha az yazacaktım ve maç fotoğrafı da olmayacaktı. Fatin’den sert bir yazı gelmişti maça dair. Takımı bu kadar ağır eleştirmesek düşüncesiyle sansürcü damarım kendini gösterdi yine. Ondan özür diledim. Hoşgörülü Fatin, başka bir yazı gönderdi. Zalif, Erkin ve Ali’nin tribün vakasına dair yazılarından sonra bir cevap olarak bunu yayımladık. Dayanamadım bir yazı da ben yazdım. Ergün abi de tartışmaya katıldı. Fatin Murat bir yazı daha yazdı. Tartışmamız güzeldi farklı görüşlerle. Ancak böyle geliştirebilirdik öznelliklerimizi. Faruk abi aradı kararımıza dair, olmaz öyle bir şey dedi, yazmamak, fotoğrafsız bırakmak siteyi olmaz dedi, kaçmak olur senin yaptığın, bunun tribünde başka bir adı yok diye ekledi. Mahir abi benzer bir mesaj attı. Biz bu yaşta… dedi. Geriye çekilmek yanlış bir karar dedi. Bunu bir rakı masasında konuşmaya karar verdik. O gece uyku haram oldu bana, savaştan kaçan bir hain olarak gördüm kendimi hep rüyamda, safları terk eden biri…

16 Mart Salı

Yine de erkenden yollardaydım. Sarıyakup mahallesinde bir oymacı atölyesinde mesleğe dair bir röportaj yapacaktım. O cephede durum nedir ne değildir, Domdom Ali ve oradaki ustalarla konuştuk, işyerini, işleri fotoğrafladık. Memleketin her yanında dram vardı ekonomik anlamda. Buna bir de ülkemin on binlerce sokağının birinde, bir atölyede bir kez daha tanık oldum. Bildiğimiz sahnelerdi… Hafta içi yayımlarız bunları. Akşam entelektüel ihtiyaçlarımız doğrultusunda sinemaya gidelim dedik arkadaşlarla. Ben muhalif adamım ya, Demet Akbağ’a doksan dakikalık bir filmde hele, tahammül edemem dedim ve dört arkadaştan ayrı Tim Burton’un filmine gittim, onun tarzına özellikle “Büyük Balık”ta hayran olmuştum, zaten severdim, “Alis Harikalar Diyarında” yorumunu izledim. Dublajlı olması, filmin gardını düşürmüş gibi geldi bana. Yönetmenin de eski tadını bulamadım.

17 Mart Çarşamba

Haftanın efkârı hala üzerimde... Alicem’le Gümüşat’ta bira içtik, Yılmaz abinin servisinde. Lezzetli gelmişti akşam birası, futboldan konuşmamaya çalıştık. Kumcu Yusuf’u aradım, telefonu yine kapalıydı. Bir gün daha geçmişti yazmadan.

18 Mart Perşembe

Grip hali ne fena bir şeydir. Bu kış uzun mu sürdü ne? Bir türlü ısınamadım. Yaz gelsin, sıcaktan sızlanırsam ne olayım, dedim kendi kendime. Bu arada Ezginin Günlüğü yeni bir albüm daha çıkardı, “Eski Arkadaşlar” diye. Eski Arabalar diye de bir şarkı var ki içinde, ne güzel bir şeydir bu. Şöyle diyor: “Eski arkadaşlar eski arabalar gibidir, arıza yapar ama yolda bırakmaz.” Hay Allah, sanki her şey üstüme üstüme geliyordu. Arıza yapmak ama yarı yolda bırakmamak… üst üste dinledim…

19 Mart Cuma

İsmail aradı Tarsus’tan. Taraf gazetesinden bir yazar senin Red’de çıkan yazından alıntı yapmış dedi. Hiç hazzetmem Taraf’tan, ama durum hoşuma girmedi değil. Tamam, egosu çıldırmış bir adam değilim, en azından yazının dikkat çekmiş olması güzeldi. 2010 Dünya Kupasının Güney Afrika’da olmasının temelinde neler yattığına dair bir yazıydı. Hafta içi bu sayfalarda paylaşacağız onu. Çivi çiviyi söker diyerek akşam Alicem’le ikişer bira yuvarladık. Sonra Ergün abinin davetine icabet edip birer tekle cilaladık lokalde. Kumcu Yusuf yine kayıptı.

Günler ağır mı gidiyor ne. Altay maçına dair bir yazı da yazılmadı derken Cem’den duyduk ki hakem Fırat Aydınus’muş. Korktum. Yine bir hakem saldırısına maruz kalma ihtimalimiz bir hayli yüksekti.

20 Mart Cumartesi

Güneşli güzel hava, portakal bahçesi, portakal çiçeklerinin kokusu, kahvaltı, Camoka böreği: )) sonra köy yolarlında nostaljik bir kısa yolculuk… Akşama doğru durup dururken Alper, abi Fener yenerse biz de yarın yeneceğiz dedi, nerden çıktı yav bu, böyle bir araştırmam var, onlar yenince biz de yeniyoruz, kaybedince kaybediyoruz. Bu da öyle bir analizdi. Ne yani şimdi bir de Fener’in derdine mi düşeceğiz oğlum, dedim… Neyse, Guiza müthiş bir gol attı, ben onu Fevzi attı saydım: ))

21 Mart Pazar

Evet, geldi çattı Pazar… Günlüğün devamı haftaya…

Adanaspor Altay// ilk yarı maç fotoları için tıklayınız.

Adanaspor Altay//geçen sezon maç fotoları için tıklayınız.

Yazar: Editor