
Sevgili Erkin köşesinde “Bayramizm” tanımı yapmış. İçine Adanalılık ve misafirperverlik unsurlarını eklemiş. Sonuna kadar katılıyorum. Doğrudur. İmzamı atarım... Bu noktada sonuna kadar başkanımızın yanındayız.
Fakat bu işin eksik bir yanı var. O yan önemli bir yandır. O noktada yan yan gitmek olmaz. Herkese mavi boncuk dağıtmak hiç olmaz. Meseleye cepheden yaklaşma şarttır. Savaşsa savaş… Yoksa bu kirli futbol o temiz yaklaşımları yerle bir eder.
Buca yönetimi hafta boyunca hakem konusunda bir psikolojik savaş verip bundan da bir sonuç alırken, takımın en tepesindeki insan hazin bir yenilgiden sonra protokolde bir “centilmenlik” önerirken(ki doğu bir iştir, evet) dönüp takımının da hakkını savunmak zorundadır. Büyük harflerle ZORUNDADIR diyorum. Tribündeki 15 - 20 bin, dışarıdaki evindeki on binlerce taraftar için değil, onca emek verdiği uğruna maddi manevi yönden yıprandığı bu takım için, kendi için yapmak zorundadır.
Sahada kendini paralayan Anıl için, İzzet için, Ersan için, Recep için, Tolgahan için, Fevzi için, Onur için, Okan için, Rahman için, Mbilla için, Emre için, tüm oyuncular için, Kemal Hoca için, yöneticiler için, masör için… Maçtan sonra o tertemiz emeği çalan hakeme dair de bir şeyler söylemeliydi. Yoksa biz ne yenilgileri hazmetmiş bir kulübüz. Bizim hazmedemediğimiz karşımıza çıkan rakip yöneticilerin, “rakip hakemlerin” entrikacı halleridir. Hazmedemediğimiz şey, bu durumların hazmedilmesidir. Yoksa Buca bizi yenmişmiş, protokolde adamlara ayıp olmuşmuş… Mesele değil.
Ama şu da var, Başkanımız çıkar, “Buca yöneticileri maç sürecinde doğru işler yapmıştır, hakem tertemiz bir maç yönetmiştir, bu yenilgiyi hazmetmemiz lazım” der. Ben de o zaman eyvallah der işimi kendi bakış açımla yapmaya devam ederim…
Önemli Not: Bu satırlardan Bayram başkanımıza bir tavrım olduğu çıkarılmasın. Hem sevgim hem de saygım nettir. Sevgiler…

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.




























