2008-12-12 00:27:41
hakan savlı üzerine

Hakan Savlı’nın iki Şiirindeki Adana ve Hatırlattıkları

Ya da Bir şehrin Gizli Hikâyesi

** 

70’li yılların Adana’sını az çok bilenler, özellikle şaire yaşça yakın olup o vakitlerde çocukluk dönemlerinde olanlar Kembo’da anlatılan, Sanşo Panza’nın Ölümü’nde de değinilen yerleri kendi anılarıyla da yaşayacaktır. 

 

  • O Adana, ömrümüzün en güzel yıllarını yaşayan Adana’dır. 
  • Küçüksaat Meydanı’nda sabahın en erken saatlerinden itibaren bekleşen ameleleri, 
  • onların Adana usulü pide ekmek içinde yine Adana usulü halka tatlıdan oluşan kahvaltılarını, 
  • Fikret Otyam’ın fotoğraflarında da gördüğümüz kasketli, kimi şalvarlı, yelekli duruşlarını hiç unutulmamıştır zaten onları belleğine kaydedenler. 
  • Bu dizelerle de geriye küçük bir dönüş olmuştur. 
  • “Küçüksaat’le Hurmalı arasında” (Kembo’dan)  yani Kuruköprü Meydanında o yılların büyük mitinglerinden birinde; 
  • Ecevit’i solcu (!)  sanıp onun ilericiliğine (!) aldanıp halkçılığıyla (!) umutlanıp şimdi yeri büyük bir otel olan, o zamanki Cumhuriyet İlkokulunun “babacan” müdürünün sol yumruğunu kaldırıp
  •  “Halkçı Ecevit” sloganlarına katılışını anımsadım okulun ön bahçesinde.

 

“Oradaydım 1979’un bir yaz gecesi” (Kembo’dan)

Oradayım 1975’in kışında, Cumhuriyet İlkokulunda öğrencilerin; otelin, okulu satın alıp alanına dâhil etmesine karşı yaptıkları “direnişte”...  Kembo!

“Cırlak sesli, palavracı, yaşlı kebapçı

Küçüksaat’le Hurmalı arasında, kebap arabasının önünde iki çocuk

Mossat ajanlarıyla savaşını dinlerdik;

Dansöz Züleyha’nın şifrelerini nasıl çözmüş dünyanın en güzel şiirlerini o yazmış Bir gün küçük bey lanet edip yaktım hepsini...” (Kembo’dan)

 

  • Yine Küçüksaat’le Hurmalı arasında, 
  • Kuruköprü’den Dörtyol ağzına Doğru; Maksim’in Yeni Pavyon’un Pamuk Palas’ın bir alt sokağı, 
  • 70’li yılların Adana’sının en renkli mekânlarından biri olan Asri Sinema Sokağı’nda... 
  • Asri Sinema Sokağı, filmciler sokağı... Onlarca film şirketinin bulunduğu yer. 
  • Artık hayallerde bile olmayan insanlar... 
  • En az Kembo kadar ilginç kebapçı Selahattin Usta, yardımcısı Moiz...
  • Sonra bir esnafla tavla olmayan Bilal İnci
  • sokağın ucunda ilk ve son kez gördüğüm Yılmaz Güney
  • oraları mesken tutan çiftçiler, küçük ağalar, viranelerde oturan kadınlar, 
  • Sıdıka Bacı, 
  • torunlarının top oynarken kırdıkları mağaza camının önünde tüm hafta sonu, gece gündüz bekleyen seksenlik Ayşe Kadın, 
  • sokağın orta yaşlı erkeklerinin kalbini titreten Terzi Süreyya...  
  • Sonra Avni Usta...

 

Ne çok zaman geçmiş ne çok insan...

Kedi gibi miyavladığı için eğlendiğimiz, kâğıt toplayıcısı yaşlı adam... Onun, biz kulle (misket) oynarken bir süre bizi izleyip “Bir zamanlar bizde oynardık! Ama şimdi yalan oldu!deyişi... Söyledikleri kadar konuşmasına da şaşırdığımız adam. Oysa o sadece miyavlar ve kâğıt toplardı... Biz öyle sanırdık.

“Dayıoğlu öldüğünde işemeye giderken

düşüp damdan bir beyaz gecesi

kasabın duvarına yağlı boyayla yazdı

Adanalılar evlerin tepelerinde uyunmaz …” (Kembo’dan)

Yine Asri Sinema Sokağında Kebapçı Nuri’nin ikinci karısından olan oğlu Sinek Muhittin’in uçurtma uçururken evin damından düşüp ölmesi... Terliklerin günlerce duvar kenarında kalışı...

Sonra o çocuk dünyamla âşık olduğum genç kız, elektronikçi Ergün’ün nişanlısı... Varlığımdan haberi var mıydı ki?

“Herkesle kavgalıydı, bütün mahalleyi ilıbar etmişti

Bu aşağıda adı yazılı olan şerefsizler kaçak elektrik kullanmaktadır

kendini de yazmış çakılmasın diye ama belediyeciler gidince,

 doğruca linç etmeye kalktı komşular...” (Kembo’dan)

 

  • Terzi Coşkun’un; 
  • “Şerefsiz doktor, öldürdü bizi iki dakkada. Bu kalple üç ay yaşayamazmışım...” deyişi ve bir ay sonra ölüşü... 
  • Ve onun anlattığı bir intihar hikâyesi :
  • “Çocuk aşktan delirmiş gibiydi, Allah var yakışıklıydı. İçerdi ama... Usta, çıktı evin damına indiremediler. Kibrit çöplerinin kavlarını koparıp koparıp yedi...”
  • bunları bir, bir hatırlatan dizelerle dolu Kembo
  • Hayatın tam içinden dizeler... 
  • Şimdi ne o eski Adana var ne de o insanlar. “O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler çekip gittiler.”(...)

 

“Hep alay konusuydu, sinir içinde, ama bizim dostumuz iki çocuktuk, birimiz denizci olduk, kıvırcık saçlı

Bütün denizleri dolaştınız, ne buldunuz küçük bey?

bense bu odalarda onun hayaletiyle geceleri

size bir şeyler verebildiysem, bana ne mutlu

Kembo gitti dediler, kalpten, gülmek tuttu ikimizi

...ama Çomar’ı öyle görünce...

O saygıdeğer canlı bir evdeki kadından daha iyi anladı.

Oradaydım 1979’un bir yaz gecesi

Bir adam balkonda bağırıyordu, pijaması delikli fanilasıyla

Bir gün bu yıldızlara hayatı götüreceğiz!

Söyleniyordu karısı, komşular

Yukarılara bakıyordu, cılız, çarpık bedeniyle, nemli gözlerle

Duymuyordu, dalıp gitmişti.

Kembo... (Kembo’dan)

Kembo’daki “kıvırcık saçlı”yı Sanşo Panza’nın Ölümü’nde de görürüz.

Önceki şiirdeki denizci, Sanşo Panza’nın kendisidir bu şiirde.

“Ona sınıfta Sanşo Panza derlerdi/ Siyah boncuk gözlü, kıvırcık saçlı

Dostum derdik birbirimize/ Akşamları fabrikalar dağılır

Yemeklerini yiyip/ Uyurdu dünyalılar... İkimiz camda

Göz kırpardık el/ fenerleriyle.../ buradayım/ dostum

ben de/ buradayım”                                  (Sanşo Panza’nın ölümünden)

 

  • Yakın Arap köylerinde gidilir, o mahzun çocuklardan jilet atma öğrenilir... Sonra... 
  • İlk “yara’ların” mutlulukların edinildiği eski Adana genelevi... 
  • İç içe girmiş izbe binalar, etrafta hamamlar, seks sinemaları, tatlıcılar, kahvehaneler, çayhaneler... 
  • Filmlerden düşmüş karelerde mekânlar, yüzler...

 

Hurmalı mahallesindeki eski istasyon, raylar, giden trenler...

Gidenler...

“Kuruköprü’nün arka sokaklarında

sokak kedilerinden Seyhan’a kadar

çaycılar, ameleler, simitçilerle... Dostluk biz bunu herkes anlamaz...

giderek nasıl oldu? Fark edemedim

bu Bukowski pislikleri, alkol ve serserilik

dostum, yenilip yitirdi karanlıkta el fenerini

...artık ışık/ yok ordan ama

Buradaydım/ ben buradayım” (Sanşo Panza’nın Ölümü’nden)

 

  • 70’li yılların (ve daha öncesinin) Adana’sından bugüne...   
  • Gidenler... 
  • El fenerini yitirenler... 
  • “Daha güzel bir dünya”nın idealindeyken şimdi yolunu yitirenler...
  • “Tatlı hayat” düşkünleri... Biraz hüzünlü, biraz yenilmiş...
  • Artık her yerde el fenerini yitirmiş  Sanşo Panza’lar...

 

“...ağlama dostum... Hadi ağlama...”

(Sanşo Panza’nın Ölümü’nden)

Bu iki şiirle Hakan Savlı bir dönem Adana’sına (belki Türkiye’sine) hiç yitirmediği el feneriyle (küçük bir kesitte de olsa) ışık tutmaktadır.

Şiirsel değeri, yeteneği bir yana bırakıp bu yönüyle baksak da şiirler, Hakan Savlı önemlidir.

“siz bunlara gülen küçük beyler

var oluşunuzu gerçekleştirebildiniz mi? (Kembo’dan)

Yazar: htabakan