2015-08-22 10:08:57
hakemler, sıfatlar ve gerçekler

Şöyle bir manşet düşünelim: Kötü hakem, mücadele eden takımı biçti.

Gazetelerde, internet sayfalarında buna benzer başlıklar görmek mümkündür. Şimdi üç öğeli bu cümlenin içindeki anlamlara bakalım.

“kötü hakem” sıfat tamlaması öznedir, yani işi yapan, yani fail, meçhul olmayan bir fail.

Mesleğin önündeki “kötü” sözcüğü bir niteleme sıfatıdır. Özellik bildirir. Tabi özellik dediğimiz şey her zaman iyi bir şey değil ki. Örnek cümlede görüldüğü gibi bu özellik nahoş bir özellik.

Nedir kötü?

Niteliği istendiği gibi olmayan, düşük nitelikli, işe yaramaz, güzel olmayan, tehlikeli, zararlı, beğenilecek bir yanı olmayan, hoşa gitmeyen, kaygı doğuran, gerekli nitelikleri bulunmayan, etik anlayışı bozuk olan, kişi, kurum veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan, kaba, kırıcı, itici, yakışıksız, yetersiz…

Demek birine veya bir şeye kötü dediğimizde onun için aşağı yukarı bunları düşünmüş ve ifade etmiş oluruz. Bir hakemin kötü olması bunların yanında başka neler içerir? Mesleğine karşı herhangi bir saygısı olmayan birini tarif eder örneğin. Aldığı parayı hak etmeyen... Maçı hakkaniyetle idare edemeyecek biri… Mesleğinin gereği olan fiziki ve psikolojik direnci yetersiz şahıs… Kendini geliştirememiş… Kendisine verilen 90+ dakikalık yetkiyi doğru bir yönetimle kullanamayan… İyi olabilmek için gereken emeği veremeyip başkalarının emeğinin boşa gitmesine sebep olan…

Yani dostlar biz sıfatları kullanırken aslında onun içine birçok anlam, durum, olay veya gözlemi de sığdırıyoruz. Hakem; çeşitli durumlarda iki tarafın başvurduğu veya başvurmak zorunda kaldığı, kendisine seçme yetkisi verilmiş ya da bir oyunu yönetme gücü ve sorumluluğu verilmiş kişi. Bir tür yargıç…

Ne yapacak hakem dediğimiz? Seçecek! Yönetecek! Karar verecek! Sonuca bağlayacak! Bunları yaparken adaletli olacak. Görüldüğü gibi hakem, devlet mekanizmasının bir silueti olarak duruyor orada. Yaptığı her şey, her tavrı tam olarak devleti tarif ediyor. Sahalara vurmuş bir devlet gölgesi. Bu yüzden ya herkes bir hakemden adil, tarafsız, doğru bir yönetim bekler, ister. Tabi Faydınus gibi hakemler de vardır ki yukarıda belirttiğimiz devlet kudretini gerektiğinde veya yine emredildiğinde “devletin” bir takımı için hiçbir sakınca görmeden kullanır. Bu, ironik bir durum değildir. Son derece tutarlı bir harekettir aslında.

Belki de tam bu yüzden devletlerin ceberut yanına denk düştüğü için özellikle “kötü hakem”ler bunca tepki alır, hiç unutulmaz.

Gelelim cümlenin ikinci öğesine, belirtil nesne görevinde olana; “mücadele eden takımı” öbeğine. Belirtili nesne, öznenin yaptığı yüklemin -eylemin bildirdiği işten etkilenen öğedir ki daima etkilenir, yeter ki bu etkilenme nesnel koşullarda gerçekleşsin, ötesi dert değil. Mücadele eden sıfatfiil öbeği çalışmayı, çaba göstermeyi, mecazen savaşmayı, çarpışmayı ifade etmektedir. Mücadele eden takım sahada amaçsız ve isteksiz gezmemektedir. Bir amaç için gayreti vardır. Koşullar mücadele etmesini gerektirmektedir. Bir futbol takımı, doğası gereği mücadele edecektir elbette rakiple, saha koşullarıyla, hava durumuyla, rakip tribün baskısıyla… Buna bir de aslında mücadele alanında olmaması gereken bir unsur yani hakem de eklenirse işte bu durumda ortaya o “kötü hakem” dediğimiz vaka çıkar. Çıkmışlığı da çokça var haddizatında. Burada tamamen varsayımlar üzerinden konuşmuyoruz, yaşadık, biliyoruz.

Mücadele eden takım, öbeğinin içinde sezona çalışarak hazırlanmış bir takım da vardır ki mücadele edebilmesi zaten bir ön hazırlığa bağlıdır. Yan gelip yatmamıştır. Sınırlı kadrosunu mücadele azmi üzerine kurmuştur. Belki genç oyuncularla bir mücadeleye girişmek zorunda kalmıştır. Belki de bu mücadele eden takım sırtını herhangi bir belediye, bakan, milletvekili, partili, parti, hükümet, devlet gücüne dayamadığı için bu kadar çok mücadele içindedir. Belki değil, öyledir. Bu durumda bu üç kelimelik sıfat tamlamasının içerdiği anlam daha bir duygusallaşmıştır, daha bir saygıya değer olmuştur, daha kıymetli olmuştur.

Cümlenin temel öğesi olan “biçti”ye gelecek olursak burada bağdaştırmanın en alışılmadık biçimi çıkar karşımıza, mecazın en zalim hali…

Kılıçla biçilir, bir ölçüye göre makasla biçilir, ekinler tırpanla, makineyle orakla biçilir… Bunlar kelimenin olağan kullanımları içindedir, mecazsızdır, düzdür. Ama bir hakemin hele kötü bir hakemin mücadele eden bir takımı biçmesi söz konusu olursa kelime soyut bir alanda o somut bütün anlamları içeriverir. En çok da “bir ölçüye göre biçmek” çağrışımını kapsar.

Bu ölçü ne olabilir? Bir bahis ölçüsü olabilir, bir hatır ölçü olabilir, bir önyargı ölçüsü olabilir, bir emrivaki ölçüsü olabilir, yani bir Kasımpaşa ölçüsü…

Böyle!

Üç öğeli cümle deyip geçmeyeceksin altı üstü biraz sıfat, birkaç isim, bir fiil demeyeceksin. Hepsi ardında derin anlamları ve ilişkileri içeriyor olabilir.

Ezcümle:

Sayın A. Bitigen, en son Orduspor’la oynadığımız deplasman maçını yöneten sayın Bitigen, hakkaniyetli bir maç yönetin ki size maç sonunda “kötü hakem” demeyelim. Zira bakın bir sürü durum var o “kötü”nün içinde. Buna maruz kalmak galiba en azından mesleki manada “kötü”dür.

Yazar: Editor