2013-08-13 10:20:55
halk egemenliği

Devlet ve Birey

J.J. Rousseau'ya göre egemen varlık, bir başka deyişle devlet iktidarı, kendini meydana getiren bireylerin toplamıdır.

Şöyle der: 

  • Diyelim ki devlet 
  • on bin vatandaştan meydana gelmiş olsun. 
  • Egemen varlık 
  • ancak kollektif bakımdan, 
  • bir bütün olarak düşünülebilir. 
  • Ama her insan teki 
  • vatandaş olarak bir birey sayılır. 
  • Bu durumda devletin vatandaşla ilişkisi 
  • on binin bire ilişkisi gibidir. 
  • Yani devletin üyelerinden her birinin payına, 
  • tamamen devlete tabi olmakla birlikte, 
  • devlet iktidarının ancak on binde biri düşer.
  • İsterse halk yüz bin kişi olsun, 
  • uyrukların durumu yine değişmez. 
  • Ama uyrukların yüz binde bire düşen oyu 
  • kanunların konmasında, 
  • on kat daha az etki yapar. 
  • Uyruk hep tek kaldığı için, 
  • devletin ilişkisi vatandaş sayısı ölçüsünde artar. 
  • Ve sonunda 
  • devlet ne kadar büyürse 
  • özgürlük de o kadar azalır. (Toplum Sözleşmesin'den)

Şimdi dostlar devlete dönüşmüş hükümetlerin durumuna böylece bir kez daha bakmak gerekir. 

Devletin ekonomik egemenliğini azaltıp bireysel hak ve özgürlükleri artırmak falan gibi bir idealle yola çıkmıştı Özal. Çıktığı yolun ideolojisi yanlış olunca niyet neye yarar? Varılan nokta ortadadır:

Üretmeyen, istihdam yaratmayan, yani fabrikası vs olmayan, yılların kamu birikimlerini babalar gibi özelleştiren ve bunun karşısında en nihayetinde bireysel özgürlükleri ve kamu haklarını olabildiğince kısıtlayan, sınırlayan (parti)devlet...

Eve ekmek götüremeyen babanın, tükenmişlik sendromunda, otoriteyi korumak için aile içi şiddete, yasaklara, baskılara başvurmuş hali vs... 

Gereksiz çırpınışlar.  

Gücünü benden de alan Egemen Varlık, beni yok sayamaz. Sadece vergi ağacı değilim...

Yazar: Editor