2015-02-05 20:21:36
hiç korkmadık ki

Cumhurun en seçilmiş reisi şey demiş, bizi parmak sallayarak terbiye etmeye çalışmasınlar, demiş, üstelik bunu en çok parmak sallayan vatandaş ve belediye başkanı ve Kasımpaşasipor hamisi ve siyasetçi ve başbakan ve cumhurbaşkanı olan kişi söylemiş. En çok parmak sallayanın en haklı olduğu bir iklimde ve coğrafyada böyle komik-i enteresan sahneler olacaktır elbette. Tebessüm ettik tabi.

Geçen sene şöyle bir yazı yayımlamıştık zaten o parmak sallamanın metaforu üzerine, cumhur-i padişahımıza ithafen. Bir daha paylaşmakta ne zarar var azizim, madem gündemdedir bu parmak sallama lafı.

Buyrun:

Parmak Sallamanın Metaforu

O parmağı öylece ilkin öğretmenler sallardı ilkokuldan lise bitene dek, hele Kel Recep (hakikaten, Yapı Meslek Lisesi’nin Müdür Yardımcısıydı kendisi) sallanan o işaret parmağının ardından beş parmağı komple şaplatırdı yanaklara. Dayağını az yemedim.

İlkokul öğretmenin Ayfer Hanım da parmağını sallardı, ama şimdi dönüp bakınca o harekette şefkat görebiliyorum, bir dahaki sefer ödevini yap evladım, gibisinden. Hayır, Ayfer Hanım’ın dayağını yemedim, belki o yüzden şefkat hissi hâlâ duruyor bir yerlerde.

Ortaokulda, müzik öğretmeninin mandolinine eğlenerek eşlik ettiğimizde muhterem mandolini bırakıp o parmağı sallayarak gelmişti üzerimize, fasılalı on beş dakika dayak yemiştik; nasıl bir özgüvensizlikse hocadaki, yahu sen çaldın biz de eğlendik. Evet, parmak sallamanın özündeki güvensizlik: Hele sallayayım şu parmağı, korkuttum korkuttum, değilse başka bir taktik bulunur.

Kel Recep

Kel Recep’e döneceğim yine; edebiyat dersi bittiğinde, aslında bazen üzdüğüm Makbule Hoca bana parmağını sallayarak çıkardı sınıftan. Hepimiz bilirdik ki sallanan o parmak uygulamada, aslında müdür gibi olan müdür yardımcısının odasına bir daveti işaret ediyordu (cumhurbaşkanı gibi başbakan veya başbakan gibi cumhurbaşkanı veya başkan gibi başbakan ya da bilmem ne) yani Kel Recep’i.

Tüm sınıf acıyarak bakardı bana, belki beni kurtaracak bir şey de gelmezdi ellerinden, kendim edip kendim buluyordum. Ama susuyorlardı da işte sıranın kendilerine geleceğini bile bile üstelik.

Kış Sümüğü

Bir kış günü, pazartesi, bir grip hali, sümüklü burun ve sebebi malum bir şekilde yine kapısındaydım müdür muavininin. Bu kez yalnız değildim. Arkamda en az on öğrenci vardı sallanan işaret parmağının ardından gelecek tokatlara maruz kalacak. Nedir ne değildir, derken bir Osmanlı tokadını sol yanağımda parlatıverdi, galiba bu sebeptendir ki hiç hazzetmem Osmanlı lafından zira. Sonrasında efendim, burnumun ucundaki sümük, canım sümük, tokadın şiddetiyle ama ağır çekimde savruldu ve yeni döşenmiş duvar kâğıdına yapıştı. Karamba karambita! İlahiler duyar gibi oldum; hemen arkamdaki öğrenci sanırım benim için dualar mırıldanıyordu. Herkes olacakları bekliyordu işte; muhtemelen ben hastanelik olacaktım ve diğerleri de hatırı sayılır bir dayak yiyecekti.

Öyle olmadı.

Galiba her tokatta bir sümük ve perişan olan duvar kâğıdını düşündü Kel Recep. Astarı yüzünden pahalıya gelecekti böyle devam ederse. Sonrasında yine o muhterem parmağı sallayıp tehdit ettikten sonra hepimizi kovdu.

Püskürtülen Parmak

İlk öğrenci eylemim ilkokul dördüncü sınıftaydı. Okulun önündeki otel, bir şekilde alanı satın almış ve okulu, inşaatına dâhil etmişti. Biz de bahçeye toplanıp “katil otel” diye slogan atmıştık. Bir otel yetkilisi pencereden kafayı uzatıp hepimize o malum parmağı sallamıştı. Yuhalamış ve zort çekmiştik (Zort çekmek Adana’da, muhatabınla en alt seviyede muhatap olmaktır, bir nevi yok saymak). Sonra üzerimize bulaşık sularını boca etmişlerdi bizi püskürtmek için, bildiğin bir kalenin muhasarasındaki sahneler. Eh, biz de okula bakan tüm camları indirmiştik. Neymiş? Çocuğa da parmak sallamayacaksın!

Parmak sallamak kudretin bir metaforu mu acaba veya gözdağı yedek parçası mı? Gücünün yeteceğini zannettiğine çekilen hareket, yapılan zorbavari finger show.

Ustura Kemal ve O Parmak

Sene bilmem kaç; mahalle kahvesinin işletilmesi mevzusunda, arkasına Tüccar Tefeci Mahmut’u alan mahalle paçozu Tilki Selim, Ustura Kemal’e parmağını sallayarak o mekânı unutacaksın Ustura Efendi, demişti bir deli cesaretiyle. Silahına hızlı davranan kovboy seriliğiyle o parmağı daha üçüncü sallanışında yakalayan Ustura, Tilki Selim’in burnuna ikinci boğuma kadar sokuvermişti parmakcağızı. O olaydan sonra muhteremin lakabı Parmak Selim olmuştu. İyi mi?

Uzun (parmaklı) Adam

Hakikaten bunca sallamayınız o parmağı, zira sallamaktan uzayacak ve ucubeye dönecek, sonra taşımakta sorun yaşayacaksınız.

Çiko

Bu yazıda Çiko yok. Kendisi parmak cips almaya gitti. Akşam bira içecekmişiz, öyle diyor. Ha, Çiko diyordu ki; “Hayatım boyunca keyifle parmak sallayamadım, zira bana çocukken Albóndiga Dedo Çiko, derlerdi, yani Köfte Parmak Çiko; parmak sallamam da pek komik oluyordu. Korkutacağıma güldürüyordum, olan yine bana oluyordu. Karambita!”

Yazar: Editor