2013-09-08 16:28:45
illa ki

Güce Tapmak

Önce başarıya taparlar.

Varsa yoksa başarıdır kendileri için.

Hayatları yenilgileri geçtim, beraberliklere bile müsait değil.

Kazandıklarında, bir başkasının kaybetmiş olduğunu düşünmezler. Kaybetmek bir zayıflıktır ve öyle bir zayıflığı asla muhatap almazlar.

Olur da kaybederlerse veya kaybedecek gibi olurlarsa vay halimize… Çevirmek için her yol mubahtır. Olmadı, o zaman ortada ya bir katakulli vardır, ya bir şer koalisyonu, ya bir aymazlık…

Sadece kendi hassasiyetleri vardır, kendi ilkeleri, kendi egoları…

O ego ki, tüm kâinatı kendi içinde kaybedecek bir kara delik büyüklüğündeki BEN’den başka bir şey değildir… BENNNN… Bunu memleket din vatan millet edebiyatı ile pek ala da örterler.

Kazanmak için var olmuşlardır. İçlerinde bir yarıtanrı yattığını düşünebilirler.  

Habitatları biz sıradanlara tenezzül etmez, bir nevi Olimpos’tur orası.

Böylece kazananın yanında olmayı severler. Tercih ederler. Hayır, bu dediğim zaten kendiliğinden olur. Mıknatıslarının kutupları birbirini çeker. Hep çeker. (Onları çekemeyenler de kıskançlıklarıyla böyle yazılar yazarlar.)

Güce tapanlar önce başarıya taparlar, sonra da başarıya taparlar. Ölüme inanırlar, iyi birer mümin olacak kadar; ama kendi ölümlerine inanmazlar. Yaşlanmayı, hastalıkları filan da bir hakaret olarak telakki ederler, hayatın 1. tekil şahıslarına bir kastı.

Asla yıkılmazlar. Zayıflık göstermezler. İnsan aklında genetik olarak bulunan Tanrı modülü onlarda daha iridir ama Tanrı Kral kodlamasıyla o modül kendi benliklerine yoğun olarak işlemiştir.

O yüzden verecekleri tek hesabın Tanrı’ya olduğunu söyleseler de bunu yalanlayacak iş ve söylemlerde bulunabilirler pek ala. Çünkü verecekleri tek hesap kendilerinedir, bir egovicdan’a…

Güce taparlar ve güçlünün yanında olurlar, ya da sularının akışı o kanaladır, nasıl ki hep kazanırken hep kazananın yanında oluyorlarsa.

Onlara hesap sorulamaz, onlardan kuşku duyulamaz, onlar sorgulanamaz, onlara yönelik soru işareti olmaz, ünlem olmaz, noktalı virgül olmaz, üç nokta hiç olmaz. Çünkü o üç nokta kinayelidir bazen, durduğu ve olduğu yerde adama laf sokabilir. Maazallah! Onlara iki nokta olur üst üste veya alt alta; bir izah için, yüce bir izah için ve onu asaletle bitiren bir nokta. Sözlerinin üstüne söz… olmaz!

Neyi nasıl istiyorlarsa o şey öyle olur. Başka bir şey düşünenin aklından şüphe edilir.

Hayat onlara güzeldir ve zaten onlar için vardır. Ötesi bir dolu figürandır.

Birazcık ‘açıl susam açıl’dır, hikâyeleri; önce mutlaka olağanüstü şans ve devamında emeğe dayanmayan başarı, kolay ulaşılan zenginlik, özenle imal edilmiş şöhret…

Cemal Süreya’nın Turgut Özal için yazdığı şu cümle ile bitireyim efkârımı: 

“Ve asıl işleri inandırmaktır. Neye mi? Bizdeki erozyonun başka ülkelerin topraklarında alüvyona dönüşmesinin iyi bir şey olduğuna...”

____________________

Şimdi elbette yukarıdaki yazıdan bağımsız olarak... milli gündeme ilişkin iki alıntı paylaşacağım basından, dostlar. 

Basından:

Fatih Terim'e "Seni herkes A Milli Takım'da görmek ister" diyen Erdoğan, ayrıca "Brezilya'ya gitmemiz lazım ama bu bir mucize. 4 maçta bunu ancak sen yapabilirsin" dedi. İmparator da bu övgü dolu sözlerle görev için ikna oldu.

Basından:

Milli takım ve GS teknik direktörü Fatih Terim (tam da 5-0’lık büyük Andorra zaferinden sonra) "Kimse benim milli görevlerimi ve Galatasaray’a bağlılığımı tartmaya kalkmasın." dedi.

Yazar: Editor