Birçok Duygu Bir Film

Geç de olsa “Issız Adam”ı izledim. Üzerinde fırtınalar kopmuş bir film gösterime girdiği zamanlarda. Beğenenler, beğenmeyenler yeni bir sağ-sol çatışmasına sebebiyet verecek kesinlikteydi.
Müziğine hasta olanlar, iğrençti diyenler, filmi defalarca izleyenler, filmle dalga bile geçenler, eh diyenler hap ayrı saflardaydı doğal olarak. Neyse, film gündemden düştü ve ortalık duruldu. Ben de tam bu sırada “Issız Adam”ı izleme fırsatı buldum.
Yazan yöneten aynı isim olunca (Çağan Irmak) tam bir “keyfe göre film” ortaya çıkmış. Aslında en sevdiğim tarz. Yazan ve yönetenin olası çatışmasına mahal bırakmayan, ben öyle istedim ve yapıyorum, diyen bir yöntem… Elbette sinemanın temel öğeleri yok sayılamaz böyle yapımlarda da. Ama bir özgürlük de söz konusudur. Belki gerekirse doğaçlama müdahaleler… Bilmiyorum, “muhtemelen” konuşuyorum.
Hikâye herkesin ezberinde olasılıkla... Klasik bir aşk çıkmazı… Keyfi de kederi de belirleyenler tercihlerimizdir veya günahlarımızın bedelini kendimiz öderiz, ya da bu bedeli aslında başkasına ödetiriz. Yaşanmışlık oranı çok yüksek bir durum… Filmi cazip kılan galiba bu gönüldeşlik... Herkesin o hikâyeden kendince bir şeyler bulması…
Sonuç;
Filmde diyalog sorunu vardı kanımca, doğallığa nüfuz etmemiş konuşmalar, yer yer senaristin fikirleriyle konuşan kahramanlar; ama böyle olunca bir karakter yaratmak meselesi çıkıyor ortaya, yani yarattığımız roman veya film karakteri ne kadar biziz, onlara ne kadar müdahale edeceğiz? Bunun yanıtı önemlidir, sanatı hevesten bu ayırır.
Şimdi oturup izlediğinde olasılıkla yönetmenin de içine sinmeyen bazı jestler, sözler, sahneler…
Hayır, filmi yerden yere vurmuyorum. Bunlar özellikle bizim sinemamızın temel sorunu. Hatta filmi beğendim diyorum, yukarıda eleştirdiğim noktalara rağmen. Ve hatta ikinci kez, hiçbir eleştirel duyguya kapılmadan daha bir rahat ve zevkle izledim, yine beğendim. Örneğin erkek karakterin “alçak” olması filan beni ilgilendirmez, öyle insan hiç mi yok, ben hikâyeye bakarım, bunun nasıl anlatıldığına… Neyse, beğendim sonuçta… Belki yukarıda bahsettiğim o “duygu ortaklığıdır” bunun sebebi, kim bilir?
İzlemeyenler varsa öneririm…

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.




























